Yargıtay’dan Gülen Cemaati için 7 katlı piramid ve 9 kriter

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, Gülen Cemaati ile ilgili bugüne kadar verdiği kararlarla 'örgüt üyeliği' kavramını ve verilecek cezaların ayrıntılarını yeniden belirledi. 7 katlı piramid ve 9 kriter 'belirleyen' Yargıtay söz konusu içtihatı için Anayasaya atıf yapma gereği duymadı.

KRONOS -8 Mart 2020

Türkiye genelinde devam eden Gülen Cemaati üyeliği ile ilgili davaların tümünün temyiz incelemesini yapan Yargıtay 16. Ceza Dairesi, bugüne kadar verdiği kararlarla ‘örgüt üyeliği’ kavramını ve verilecek cezaların ayrıntılarını belirlediğini duyurdu. Yargıtay içtihatında MGK kararları olmasına rağmen Anayasa’ya atıf olmaması dikkat çekti.

Anadolu Ajansı’nın aktardığına göre, “Gülen Cemaatini kuran, yöneten veya örgütün gerçek amacını bilerek, hiyerarşisine dahil olan için suç tarihi bakımından bir milat söz konusu değil” diyen Yargıtay, bilmeden örgüte yardım edenlerin hukuki durumlarının da “kusurluluk” ve “hata” bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.

Yargıtay’ın ‘terör’, ‘örgütlü suçlar’, ‘anayasayı ihlal’ gibi suçlara bakan 16. Ceza Dairesi’nde, Gülen Cemaati ile ilişkilendirilen 15 Temmuz darbe girişiminin ardından açılan Türkiye genelindeki tüm davaların temyiz incelemesi yapılıyor. Daire Başkanı Eyüp Yeşil başkanlığında, üyelik gerekçesiyle yapılan yargılamalarda içtihat haline gelen kararlara imza atan Daire, bu suçlarla ilgili ayrıntılara da gerekçeli kararlarda yer verdi.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin kararlarında, cemaatin kuruluşu, yapısı, işleyişine yer verilirken, üye sayısı, amacı, ekonomik kaynaklarının milletten ve devletten gizli olduğu, örgütün bütün işlemlerinin gizli yürütüldüğü gibi ayrıntılar aktarıldı.

YARGITAY 7 KATLI PİRAMİD YAPTI

Cemaatin dikey yapılanma şeklinde çalıştığı öne sürülerek, 7 katlı piramidine de yer verilen kararlara göre, bu ‘tabakalar’ şöyle sıralandı:

Birinci Kat, Halk Tabakası: Örgüte iman ve gönül bağı ile bağlı olanlar, fiili ve maddi destek sağlayanlardan oluşur. Bunların birçoğu örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmayan bilinçli veya bilinçsiz hizmet ettirilen kesimdir. Genellikle faaliyetlerden habersizdirler. Bu katmandakileri örgüte bağlayan ana unsur, istismar edilen İslami duyarlılık ve din duygularıdır.

İkinci Kat, Sadık Tabaka: Okul, dershane, yurt, banka, gazete, vakıf ve kurum görevlilerinden oluşan sadık gruptur. Bunlar, örgüt sohbetlerine katılır, düzenli aidat öder, az veya çok örgüt ideolojisini bilen kişilerdir.

Üçüncü Kat, İdeolojik Örgütlenme Tabakası: Gayri resmi faaliyetlerde görev alırlar. Örgüt ideolojisini benimseyen ve ona bağlı çevresine propaganda yapan kişilerden oluşur.

Dördüncü Kat, Teftiş Kontrol Tabakası: Bütün hizmeti (legal ve illegal) denetler. Bağlılık ve itaatte dereceye girenler buraya yükselebilir. Bu tabakaya girenler örgütte çocuk yaşta kazandırılanlardan seçilir. Örgüte sonradan katılanlar genellikle bu katta ve daha üst katlarda görev alamazlar.

Beşinci Kat, Organize Eden ve Yürüten Tabaka: Üst düzey gizlilik gerektirir. Birbirlerini çok az tanırlar. Örgüt lideri tarafından atanır. Devletteki yapıyı organize edip yürüten tabakadır. Evliliklerinin örgüt içinden olması zorunludur.

Altıncı Kat, Has Tabaka: Fetullah Gülen ile alt tabakaların irtibatını sağlar. Örgüt içi görev değişiklikleri yapar. Azillere bakar. Örgüt liderince bizzat atanırlar.

Yedinci Kat, Kurmay Tabaka: Örgüt lideri tarafından doğrudan seçilen 17 kişiden oluşan örgütün en seçkin kesimidir.”

SEMPATİZAN GRUP

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, bu tabakalar haricinde cemaat içinde yer alanlar hakkında ise şu iddialarına yer verdi:

“Bu tabakalar dışında örgüte sempati besleyenlerden oluşan alt tabaka vardır. Örgüt hiyerarşisinde yer almazlar. Örgüte yönelik herhangi bir olumsuz düşünceleri yoktur. Örgütün bütün faaliyetlerini illegal bile olsa desteklerler. Talimat almaz ve rapor vermezler. Siyasetçi, sanatçı, yazar, gazeteci, akademisyen gibi çok geniş bir alana yayılmış olan bu sempatizan kitleyi örgüt zaman zaman lehine kamuoyu oluşturmak için kullanmaktadır.”

YARGITAY ‘ÖRGÜT’ İLE CEMAAT AYRIMI YAPTI

Daire kararlarında, Cemaatin başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanında büyük bir kesimce böyle algılanması, amaca ulaşmak için ‘her yolu mübah gören’ fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce erişinceye kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında, bu yapıyı bir terör örgütü olduğunu bilmeksizin cemaat zannı ile katılan veya yardım eden kimselerin ceza sorumluluğu ile karşılaşıp karşılaşmayacağı sorusuna yanıt aradığı öne sürüldü.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin kararlarında, Cemaat mensuplarının duruşmalarda kendilerini savunurken dile getirdikleri “suç tarihinde hizmet hareketiydi, terör örgütü ilan edilmemişti”, “Örgütün amacını bilmiyorduk”, “15 Temmuz’dan önce gerçek amacı anlamamıştık” şeklindeki savunmalarına yanıtlar da verildi.

YARGITAY’A GÖRE 9 SORUDA CEMAAT YARGILAMALARI

9 soruda Yargıtay 16. Ceza Dairesi kararlarındaki “terör örgütü-örgüt üyesi-örgüte yardım-sempatizan-suç tarihi” iddialarıyla ilgili kriterleri:

1- Darbe girişiminin yaşandığı 15 Temmuz’dan önce örgütün terör örgütü ilan edilmesi ceza verilmesi için gerekli mi?

Örgütün ustaca gizlenen amacını bilenler ve bu amaçla ‘örgütte’ görev alanlar açısından suç tarihinden önce bir terör örgütü kararı verilmesine ihtiyaç yoktur.

2- ‘Örgütün’ gerçek amacını bilen mensuplarının hukuki durumu nasıl değerlendirilmeli?

Kuruluş amacı silahlı ya da silahsız yöntemlerle suç işlemek olan, bu amaç ve yöntemlerini açıkça deklare eden ya da örgüt faaliyeti kapsamında işlenen bu durumu açıkça bilinen örgütlere üye olan veya bu ‘örgütlere’ bilerek yardım edenlerin kusurluluğunda tartışılacak bir husus bulunmamaktadır.

3- Yedi katman halinde çalışan ‘örgütün’ kaçıncı tabakasındakilerin cezai sorumluluğunda tereddüt yoktur?

‘Örgütün’ amaç ve yöntemlerini bilen ‘örgüt’ mensuplarının ‘örgütteki’ konumları gözetilerek cezalandırılacağı açıktır. Örgütlenme piramidine göre üç, dört, beş, altı ve yedinci tabakalarda bulunan ‘örgüt’ mensuplarının bu durumda olduklarının kabulü gerekir.

4- Örgüt, eğitim ve ahlak hareketi olarak algılanmış olabilir mi?

Önce dini bir kült, ardından bir terör örgütü haline dönüşen, eğitim-öğretim faaliyetleri, sivil toplum ve meslek kuruluşları, yerel ve uluslararası ticari işletmeler, basın-yayın medya organları gibi legal yapılar, Abant toplantıları, Türkçe olimpiyatları benzeri organizasyonlar üzerinden oluşturulan sempatizan halkasından insan ve maddi kaynak devşiren ‘FETÖ’nün başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanının büyük bir kesimince böyle algılanması da toplumsal bir gerçekliktir.

5- ‘Örgüte’ bilmeden katılanların hukuki durumu nasıl değerlendirilmeli?

‘Örgüte’ bilmeden katılanların, ceza kanununda benimsenen kusur ilkesi karşısında hukuki durumlarının belirlenmesi gerekir. Bir suç örgütü başından itibaren suç işlemek üzere kurulmuş illegal bir yapı olabileceği gibi legal olarak faaliyet göstermekte olan bir sivil toplum ‘örgütünün’ sonradan bir suç örgütüne hatta terör örgütüne dönüşmesi de mümkündür.

Legal zeminde faaliyet gösteren, nihai amacın gizli tutulması nedeniyle açıkça bilinmeyen yapılara dahil olan ya da yardım edenlerin bu suçların doğrudan kast ve özel saikle işlenebilen suçlar olduğu hususu da gözetildiğinde hukuki durumlarının kusurluluk ve hata bağlamında değerlendirilmesinde zaruret vardır.

6- TCK’nin hata hükümleri nasıl uygulanabilir?

‘Örgütün’, silahlı terör örgütü olduğu gerçeğinin, örgütün kurucusu ve yöneticisi ‘Fetullah’ Gülen hakkında Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun kararı ile kesinleşen beraat kararı da nazara alındığında özellikle örgütün sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan diğer tabakalardaki ‘örgüt’ mensupları tarafından bilinip bilinmediğinin olaysal olarak toplanan deliller muvacehesinde TCK’nin hata hükümlerini düzenleyen 30. maddesi kapsamında değerlendirilmesi lazımdır.

7- Hata hükümleri uygulanırken neler göz ardı edilmemeli?

Bu değerlendirme yapılırken, 2012 yılı ve sonrasında örgüt mensubu kamu görevlileri tarafından yapılan operasyonlar gibi ‘örgütün’ nihai amacını açıkça ortaya koymaya başladığı sansasyonel olaylar sonrasında, Milli Güvenlik Kurulunun 30 Ekim 2014, 29 Nisan 2015 ve 26 Mayıs 2016 tarihli toplantılarında alınan ve kamuoyu ile paylaşılan kararlarda sözde “hizmet hareketi” adlı, legal görünümlü illegal yapının, paralel bir devlet kurma amacında olan, devletin varlığına ve anayasal düzenine karşı ciddi tehdit oluşturan bir örgüt olarak kabul edilmesi, aynı tespit ve açıklamaların devlet ve hükümet yetkililerince en üst düzeyde benimsenip, kamuoyuyla paylaşılması gibi olguların da göz ardı edilmemesi gerekir.

8- ‘Örgütü’ hizmet hareketi zannedenlerin, cezai yönden sorumlu tutulmasında kriter nedir?

‘Örgütün’ birinci ve ikinci katmanında yer alanlar ile yardım edenlerin sorumlulukları kusurluluk ilkesi doğrultusunda belirlenmelidir. Yani bu yapıyı cemaat zannederek yer alanlar, ancak ‘örgüt’ olduğunu ortaya koyan olaylar ortaya çıkmasından sonraki tarihlerde örgüte bağlılıkları devam ediyorsa cezai yönden sorumlu olacaklardır.

9- ‘Örgütün’ gerçek amacını bilenler için suç tarihi bakımından milat var mı?

‘FETÖ’yü anayasal düzeni zorla değiştirmek için oluşturulan bir terör örgütü olarak kuran, yöneten veya ‘örgütün’ gerçek amacını bilerek hiyerarşisine dahil olan için suç tarihi bakımından bir milat söz konusu değildir. Dava zaman aşımı süresince yargılanabilirler.

[Kroonos.News] 8.3.2020

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder