Böyle bir başlık atınca, Binbir Gece Masallarından hikaye beklentisine giren okurlar için üzgünüm. Türkiye'nin haline bakınca, onlar ve bu satırların yazarı için yapılacak en son şey kıssadan hisse çıkarma akıl daneliği olur. Dede Korkut kabrinden çıkıp gelse hikmet yüklü sözler dinleyecek halde değiliz. Hele, içinde deve olan bir hikaye için, zeki okurların akıllarına gelecek “Ne alaka ya hu!” serzenişi haksız sayılamaz. Bu yüzden başlığa fazla bel bağlamayın!
Uluslararası ticaretin en geçerli nakit birimi dolar olduğu gibi, devlet başkanlarının hobileri için kurulan sektörlerin harcama birimi dolara çevrilince bir şey ifade ediyor. Saray dehlizlerinde altın stokunuz olsa bile! Zenginler kulübünün kumar masasında kaybettikleri dolarları, devlet ve hükümet yetkilileri harp-darp, didişme ya da yok yere prestij kavgalarında harcıyorlar. Bin dolar için, masaya koyacağınız Türk lirası'nın hacmini bir düşünsenize!
Ben onu bunu bilmem; modern ekonomilere açık piyasaları ve bu ekonomiler içine karışmış organize suç örgütleri ya da mafya destekli oluşumları takip etmenin en doğru ve kestirme yolu, para sirkülasyanları ve bunun etrafında oluşan saadet zincirlerini takip etmekten geçiyor. Follow the Money, azizim!
Saray ve Saray etrafında çöreklenen siyasi aktörler için en güzel sabahın Cuma Sabahı olduğunu düşünüyorsanız, bu düşüncenizi bir daha gözden geçirin. Neden canım? Sayın Başkan, “Millete Sesleniş!” komedisini, her Cuma günü tekrar etmiyor mu? Hazret'in, bütün medyada yayınlanan rutin konuşmaları değil de, Cuma çıkışları ses geriyor. Ne var ki, Türkiye'nin maliyeti ağır gündemi, Cuma Selamlığında sarf edilen bir kaç iyi niyet temennisi ile geçiştirilecek cinsten değil. Bu yüzden, Saray'ın rahat uyandığı sabah Cumartesi günleri oluyor. Neden mi? Doların derin vuruş yapma ihtimali düşük olduğu için. Genellikle Cuma günleri öğleden sonra kendisini gösteriveren Dolar liderliğindeki ekonomik vuruşlar, Saray ve eşrafının bütün sinirlerini alt-üst ediyor ve bir sonraki haftanın bütün reflekslerini okunur hale getiriyor. Yeri gelmişken, Dolar konusundaki tahminlerimden dolayı, bizim mahallede muhtarlığı garantileyecek bir oy potansiyeline ulaştığımdan sizi haberdar etmeyi bir vazife biliyorum.
Piyasaların daha çok Perşembe ve Cuma günü yaptığı sürprizlerin sesi bir sonraki Pazartesi günü daha net duyuluyor. Saray ve iktidar bu tür artçı depremlerin oluşturduğu pesimist ruhi çöküntü için ekonomik tedbirler üretecekleri yerde işe, komşu ülkelere askeri operasyonlar düzenlemekle başlıyorlar. Dolar 7.30 sınırına dayanınca, kaç zamandır gündemden düşen güneydoğu sınırı operasyonları hava saldırısı ile tekrar hatırlandı. Böyle zamanlarda havalanan uçakların kaça mal olduğu konusunu gündeme getirmek kimsenin harcı değil. Demek ki, bizim gibi, bu tür operasyonların yapıldığına kimse inanmıyor. Eğer bahsedilen bombalamaların binde biri yapılmış olsaydı, son otuz senede, bahsedilen bölgede coğrafik bir değişikliğe şahit olmaz mı idik?
Dolar'ın bir türlü dinmeyen ateşi ikinci haftaya sıçrayınca Irak için havalanan uçaklar çabuk unutuldu. Yedekteki Yunanistan krizinin tekrar gündeme taşınması bu yüzden rastlantı değil. Türk Milleti için Yunan'a kızmak ve her an savaşacakmış gibi hiddetlenmek yaygın hobiler arasındadır. Dünün genelkurmay başkanı, bugünün Savunma Bakanı “Yunan...” diye başladığı cümlelerde, Mareşal Fevzi Çakmak kadar ciddiyete bürünüyor. Ne yalan söyleyelim, Akdeniz'de dolaştırılan ve pek savaş gemisi imajı da vermeyen beyaz renkli donanma gemisi ile kimlerin korkutulduğu konusunda mantıklı bir izah bulamadık.
Bu bir tek gemi, bir yandan Libya, Fransa diğer yandan Yunanistan ile nasıl baş ediyor, an itibariyle anlamış değiliz. Kimse alınmasın ama, savaş gemisi diyorsanız, biraz ciddi olmanız gerekiyor. Neresinden bakarsanız bakın, savaş gemileri rengi ve inşa özellikleri ile mehabet ve ürperti uyarmalı. Üsküdar-Eminönü arasında gidip-gelen tarifeli vapurlar bayrak kırmızısına boyanınca, savaş gemisine dönüşmüyor. Merakımızı yenemedik soralım. O Akdeniz'de dolaştırılan geminin benzerlerinden bir filo oluşturacak kadar var değil mi?
Neredeyse üç aydır, Akdeniz'de huzursuzluğun kaynağı olarak gösterilen Türkiye için, bir dizi tedbirlerin alınabileceği konuşulmaya başlandı. Türkiye'nin ekonomisi açısından bu tür pahalı serüvenlerin sürdürebilme ihtimali teraziyi eğmeyecek kadar düşük.
Geçtiğimiz hafta içinde Amerikan Donanması'nın Ege Denizin'de Yunanistan ile ortak bir askeri harekat için filo gönderme hazırlığında olduğu konuşuldu. Anlaşılan o ki, Akdeniz'i Türk gölüne çevirmek, öyle uzaktan göründüğü gibi kolay olmayacak. Okyanusun öbür ucundan transatlantik yola çıkarmak, Haydarpaşa-Sirkeci hattı arasına sefer koymak kadar ucuz değil. Savaş uçaklarının inip-kalmasına müsait piste sahip bu gemilerin taşıdığı mürettebat sayısı beş bin civarında. Kesin rakamları Google'dan öğrenebilirsiniz.
Her ülkede olduğu gibi, Amerika için de askeri harcama kalemleri dudak uçuklatacak rakamlarda dolaşıyor. ABD'nin 2020'de askeri harcamalar için belirlediği rakam 721 milyar dolar. Rakam daha sonra daha da yükselmiş. Akdeniz'e komşu ülkeleri rahatsız eden bir hareketlilik, belli ki, ciddiye alınmaya değer bulunmuş. Yunanistan ile çatışmaya can atan Saray ve hükümet, Akdeniz'de Libya ve Kıbrıs arasında dolaştırdıkları gemiyi, bundan sonra Haliç'e demirleyip çürütmeye terk edebilirler. Bizim donanma tarihimizde, gemileri Haliç'e demirleyip çürütmek bilinen bir alışkanlıktır. Belki de, gemiyi tekrar boyayıp, Üsküdar-Eminönü arasında tarifeli bir sefere de yerleştirebilirler. Öyle ya, kim fark edecek ki?
Dolar'ın derin vuruşu ile hafta sonu zehir olan Saray ve iktidarın, yeni bir haftaya farklı bir ülkeye savaş ilan ederek başlaması bundan böyle sürpriz olmaz. İktidardakiler, kötü siyasetçi oldukları kadar kaybetmeye mahkum kötü bir kumarbaz portresini çok iyi dolduruyorlar. Masaya Türk Parası değil de, Dolar koymak zorunda oldukları için ABD Doları'nın ateşi bir türlü düşmüyor.
Yaşlı deveye, “Biraz cilve yapsan!” demişler, yedi çadırı birbirine katmış. Saray ve iktidara, Libya için gidiş-geliş bileti kesilince, onlar da kendilerini bölgenin yeni Vikingler'i falan sandılar. Dolar'ın bir pazartesi sabahına daha nasıl başlayacağını kestirmek çok zor. Ama yeni bir operasyon, yeni bir savaş ya da olmadık dikleşme görüyorsanız fazla heyecanlanmayın. Cuma günü ikindi sonrasında alınan acı Dolar darbesinin nekahet halleridir, bilesiniz!
[Kadir Gürcan] 16.8.2020 [Samanyolu Haber]
Yaşlı Deve ve Yedi Çadır! [Kadir Gürcan]
Bir dönemin sonu [Hasan Cücük]
Şampiyonlar Ligi yarı çeyrek finalinde Bayern Münih’in, Barcelona’yı 8-2 yenmesi tarihi bir skor olmasının yanı sıra, İspanyol ekibi için bir devrin de sonuna gelindiğinin tescili oldu. 2008’de başlayan Barcelona’nın yükselişi, tarihi hezimetle resmen sonlanmış bulunuyor.
Barcelona 2008’de takımı Pep Guardiola’ya emanet ettiğinde takımın iskeletini ünlü altyapı La Masia’dan yetişenler oluşturuyordu. Kalede Victor Valdes, defansta Charles Puyol, Gerard Pique, orta sahada Xavi, Andreas Iniesta ve Busquets, forvet hattında ise Pedro ve Messi ünlü alt yapıdan yetişmişti. Aynı futbol mentalitesinde yetişen oyuncuların başındaki teknik adam Pep Guardiola da La Masia kökenli olunca ortaya muhteşem sonuçlar alan bir takım çıktı. Guardiola, 4 yılda 3 La Liga şampiyonluğu ve 2 Şampiyonlar Ligi kupası kazandı. Bu kadro sadece Barcelona’ya tarihi başarılar yaşatmadı. Aynı kadro bu kez İspanya’yı Euro 2008, 2010 Dünya Kupası ve Euro 2012’de şampiyonluğa taşıdı.
İlerleyen yıllarda yaşı kemale erenler sahneden birbir çekilmeye başladı. Önce kaptan Puyol, sonra kaleci Victor Valdes halkadan koptu. La Masia kökenli Fabregas, Arsenal’den transfer edildi ama beklentilere cevap veremedi. Bir başka La Masia kökenli Jordi Alba, yeniden yuvaya dönüp sol bektin sahibi oldu. Pedro Chelsea’ya satılırken, Xavi ve Iniesta halkadan kopan diğer iki önemli isim oldu. Özellikle Xavi ve Iniesta’nın gitmesi Barcelona’nın futbolunu olumsuz etkiledi. Ünlü alt yapı La Masia’dan yeni isimler gelmiyordu. Yıldız olarak alınan bir çok isim fiyasko çıkıyordu. Yüzleri güldüren Neymar ve Suarez oluyordu.
Xavi ve Iniesta’nın eksikliğine bir de 2017’de ayrılan Neymar ekleniyordu. Xavi ve Iniesta’nın bıraktığı büyük boşluk doldurulmazken, Neymar’ın ayrılması bir başka sorunu beraberinden getiriyordu. Ousmane Dembele, Coutinho ve Antoine Griezmann giden bu üç ismin boşluğunu doldurması için kadroya katıldı. Ödenen rakam 400 milyon Euro oldu. Dembele müzmin sakat, Coutinho etkisiz kalıyordu. Griezmann ise Atletico Madrid günlerinden çok uzak performans sergileyince, yedek kulübesinin müdavimleri arasına giriyordu.
Tüm yük artık Messi’nin omuzlarındaydı. 33 yaşına gelen süperstar üzerine düşeni fazlasıyla yerine getirmeye devam ediyordu ama nihayetinde tek başına takımı her maçta taşımasıda imkansızdı. Gelen oyuncuların takıma uyum sağlamamasının yanı sıra teknik adam tercihleri de fiyasko oluyordu. Luis Enrique’den sonra gelen teknik adamlar Barcelona formasını giymemiş isimlerdi. Ernesto Valverde döneminde La Liga’da şampiyonluklar geldi ama Şampiyonlar Ligi’nde fiyasko sonuçlar aldı. 2017-18 sezonunda çeyrek finalde sahasında 4-1 yendiği Roma’ya deplasmanda 3-0 yenilerek elenen Barcelona, ertesi sezon yarı finalin ilk maçında sahasında 3-0 yendiği Liverpool’a deplasmanda 4-0 yenilerek eleniyordu.
Tam saha pres uygulayan ve Messi’yi baskı altına alan takımlar için Barcelona’yı yenmek kolay oluyordu. Guardiola dönemiyle başlayan topa hükmetme devam ediyordu ama sonuç almak eskisi gibi olmuyordu. Topu kaybettiğinde hemen kapan bir Barcelona yoktu. Fizik gücünün tekniği yendiği günlerde, Barcelona’nın Avrupa arenasında varlık göstermesi imkansız oluyordu.
Bu sezon Barcelona için ‘kral çıplak’ yılı oldu. Pandemi sonrası adeta La Liga’da tel tel döküldü. Real Madrid önce puan farkını kapattı sonra geçip şampiyonluğa ulaştı. Şampiyonluğu ezeli rakibine kaptıran Barcelona’nın sezonu kurtarması ancak Şampiyonlar Ligi ile mümkün olacaktı. Rakibin Bayern olması şansını zora soktuğu bir gerçekti ancak kimse de 8-2’lik bir hezimet beklemiyordu. Kulüp tarihinin en ağır skorunun yanında oynanan etkisiz futbolda can yaktı. Takımın başına geldiği günden itibaren sorgulanan Setien için yolun sonu gelmiş oldu. Bu hezimet sadece Setien’i koltuğundan etmeyecek. Bir çok oyuncu içinde Barcelona dönemi sona erecek.
Barcelona 74 yıl aradan sonra bir maçta kalesinde 8 gol gördü. 1946 yılında Sevilla’ya 8-0 yenilen Katalan ekibi, ikinci tarihi hezimetini Bayern Münih karşısında aldı. Kadronun La Masia kökenli 4 isminden Messi 33, Busquets 32, Pique 33 ve Jordi Alba 31 yaşında bulunuyor. Tarihi hezimetin tarihi sonuçları olacaktır. Fırtına koptuğunda ise bir çok taşın yerinde olmadığını göreceğiz. Barcelona için 2008’de başlayan yükselme dönemi 2015’ten sonra duruklama dönemine girmişti. Bayern hezimeti ise bir devrin resmen bittiğini tescil etti.
[Hasan Cücük] [TR724] 26.8.2020
Barcelona 2008’de takımı Pep Guardiola’ya emanet ettiğinde takımın iskeletini ünlü altyapı La Masia’dan yetişenler oluşturuyordu. Kalede Victor Valdes, defansta Charles Puyol, Gerard Pique, orta sahada Xavi, Andreas Iniesta ve Busquets, forvet hattında ise Pedro ve Messi ünlü alt yapıdan yetişmişti. Aynı futbol mentalitesinde yetişen oyuncuların başındaki teknik adam Pep Guardiola da La Masia kökenli olunca ortaya muhteşem sonuçlar alan bir takım çıktı. Guardiola, 4 yılda 3 La Liga şampiyonluğu ve 2 Şampiyonlar Ligi kupası kazandı. Bu kadro sadece Barcelona’ya tarihi başarılar yaşatmadı. Aynı kadro bu kez İspanya’yı Euro 2008, 2010 Dünya Kupası ve Euro 2012’de şampiyonluğa taşıdı.
İlerleyen yıllarda yaşı kemale erenler sahneden birbir çekilmeye başladı. Önce kaptan Puyol, sonra kaleci Victor Valdes halkadan koptu. La Masia kökenli Fabregas, Arsenal’den transfer edildi ama beklentilere cevap veremedi. Bir başka La Masia kökenli Jordi Alba, yeniden yuvaya dönüp sol bektin sahibi oldu. Pedro Chelsea’ya satılırken, Xavi ve Iniesta halkadan kopan diğer iki önemli isim oldu. Özellikle Xavi ve Iniesta’nın gitmesi Barcelona’nın futbolunu olumsuz etkiledi. Ünlü alt yapı La Masia’dan yeni isimler gelmiyordu. Yıldız olarak alınan bir çok isim fiyasko çıkıyordu. Yüzleri güldüren Neymar ve Suarez oluyordu.
Xavi ve Iniesta’nın eksikliğine bir de 2017’de ayrılan Neymar ekleniyordu. Xavi ve Iniesta’nın bıraktığı büyük boşluk doldurulmazken, Neymar’ın ayrılması bir başka sorunu beraberinden getiriyordu. Ousmane Dembele, Coutinho ve Antoine Griezmann giden bu üç ismin boşluğunu doldurması için kadroya katıldı. Ödenen rakam 400 milyon Euro oldu. Dembele müzmin sakat, Coutinho etkisiz kalıyordu. Griezmann ise Atletico Madrid günlerinden çok uzak performans sergileyince, yedek kulübesinin müdavimleri arasına giriyordu.
Tüm yük artık Messi’nin omuzlarındaydı. 33 yaşına gelen süperstar üzerine düşeni fazlasıyla yerine getirmeye devam ediyordu ama nihayetinde tek başına takımı her maçta taşımasıda imkansızdı. Gelen oyuncuların takıma uyum sağlamamasının yanı sıra teknik adam tercihleri de fiyasko oluyordu. Luis Enrique’den sonra gelen teknik adamlar Barcelona formasını giymemiş isimlerdi. Ernesto Valverde döneminde La Liga’da şampiyonluklar geldi ama Şampiyonlar Ligi’nde fiyasko sonuçlar aldı. 2017-18 sezonunda çeyrek finalde sahasında 4-1 yendiği Roma’ya deplasmanda 3-0 yenilerek elenen Barcelona, ertesi sezon yarı finalin ilk maçında sahasında 3-0 yendiği Liverpool’a deplasmanda 4-0 yenilerek eleniyordu.
Tam saha pres uygulayan ve Messi’yi baskı altına alan takımlar için Barcelona’yı yenmek kolay oluyordu. Guardiola dönemiyle başlayan topa hükmetme devam ediyordu ama sonuç almak eskisi gibi olmuyordu. Topu kaybettiğinde hemen kapan bir Barcelona yoktu. Fizik gücünün tekniği yendiği günlerde, Barcelona’nın Avrupa arenasında varlık göstermesi imkansız oluyordu.
Bu sezon Barcelona için ‘kral çıplak’ yılı oldu. Pandemi sonrası adeta La Liga’da tel tel döküldü. Real Madrid önce puan farkını kapattı sonra geçip şampiyonluğa ulaştı. Şampiyonluğu ezeli rakibine kaptıran Barcelona’nın sezonu kurtarması ancak Şampiyonlar Ligi ile mümkün olacaktı. Rakibin Bayern olması şansını zora soktuğu bir gerçekti ancak kimse de 8-2’lik bir hezimet beklemiyordu. Kulüp tarihinin en ağır skorunun yanında oynanan etkisiz futbolda can yaktı. Takımın başına geldiği günden itibaren sorgulanan Setien için yolun sonu gelmiş oldu. Bu hezimet sadece Setien’i koltuğundan etmeyecek. Bir çok oyuncu içinde Barcelona dönemi sona erecek.
Barcelona 74 yıl aradan sonra bir maçta kalesinde 8 gol gördü. 1946 yılında Sevilla’ya 8-0 yenilen Katalan ekibi, ikinci tarihi hezimetini Bayern Münih karşısında aldı. Kadronun La Masia kökenli 4 isminden Messi 33, Busquets 32, Pique 33 ve Jordi Alba 31 yaşında bulunuyor. Tarihi hezimetin tarihi sonuçları olacaktır. Fırtına koptuğunda ise bir çok taşın yerinde olmadığını göreceğiz. Barcelona için 2008’de başlayan yükselme dönemi 2015’ten sonra duruklama dönemine girmişti. Bayern hezimeti ise bir devrin resmen bittiğini tescil etti.
[Hasan Cücük] [TR724] 26.8.2020
Almanya'da devlet öğretmene laptop, öğrenciye hızlı internet verecek
Almanya’da korona salgını gölgesinde eğitim sorunlarını görüşme zirvesinden öğretmenlere laptop, öğrencilere hızlı internet kararı çıktı.
Angela Merkel başbakanlıkta hükümet ortağı SPD Eş Genel Başkanı Saskia Esken, Federal Eğitim Bakanı Anja Karliczek ve eyalet eğitim bakanlarıyla eğitim zirvesi düzenledi. Korona salgını gölgesinde okulların bazı eyaletlerde ders başı yapması yoğun tartışmalara yol açtı. Okulların korona nedeniyle eğitime ne kadar hazır oldukları tartışmaları üzerine Başbakan Merkel başbakanlıkta bir eğitim zirvesiyle okullardaki sorunları ele aldı. Saskia Esken, Anja Karliczek ve eyalet eğitim bakanları toplantıya katıldı.
‘ÇOK KARARLIYIZ’
Esken cuma günü bir basın toplantısıyla görüşmede çıkan sonuçları açıkladı. Görüşmeden çıkan sonuca göre tüm öğretmenlere bir iş laptopu verilecek. Okullarda hızlı internet, öğrencilere ise evlerde uygun fiyata internet bağlantısı imkânı sağlanacak. Bu kararları çok hızlı uygulamaya koyacaklarını vurgulayan SPD Eş Genelbaşkanı Esken “Biz hepimiz dört elle buna sarılacağız. Bu fikrin hızla gerçekleşmesi lazım” dedi. Esken, korona salgınında eğitim ve öğretimde dijitalleşmenin büyük bir potansiyel olduğunu vurguladı ve öğrencilere evde ayda 10 euroya internet bağlantısı imkânı için telekomünikasyon şirketleriyle görüşmeler yapacaklarını kaydetti.
[Samanyolu Haber] 16.8.2020
Angela Merkel başbakanlıkta hükümet ortağı SPD Eş Genel Başkanı Saskia Esken, Federal Eğitim Bakanı Anja Karliczek ve eyalet eğitim bakanlarıyla eğitim zirvesi düzenledi. Korona salgını gölgesinde okulların bazı eyaletlerde ders başı yapması yoğun tartışmalara yol açtı. Okulların korona nedeniyle eğitime ne kadar hazır oldukları tartışmaları üzerine Başbakan Merkel başbakanlıkta bir eğitim zirvesiyle okullardaki sorunları ele aldı. Saskia Esken, Anja Karliczek ve eyalet eğitim bakanları toplantıya katıldı.
‘ÇOK KARARLIYIZ’
Esken cuma günü bir basın toplantısıyla görüşmede çıkan sonuçları açıkladı. Görüşmeden çıkan sonuca göre tüm öğretmenlere bir iş laptopu verilecek. Okullarda hızlı internet, öğrencilere ise evlerde uygun fiyata internet bağlantısı imkânı sağlanacak. Bu kararları çok hızlı uygulamaya koyacaklarını vurgulayan SPD Eş Genelbaşkanı Esken “Biz hepimiz dört elle buna sarılacağız. Bu fikrin hızla gerçekleşmesi lazım” dedi. Esken, korona salgınında eğitim ve öğretimde dijitalleşmenin büyük bir potansiyel olduğunu vurguladı ve öğrencilere evde ayda 10 euroya internet bağlantısı imkânı için telekomünikasyon şirketleriyle görüşmeler yapacaklarını kaydetti.
[Samanyolu Haber] 16.8.2020
AKP ve muhalefet, Biden’ın 7 ay önce söylediği sözleri bugün tartışıyor
ABD'de Demokrat Parti başkan adayı Biden'ın 19 Ocak'ta New York Times'a söylediği sözler bugün Türkiye'de gündem oldu.
KRONOS 15 Ağustos 2020 DÜNYA
ABD’de 3 Kasım’da yapılacak genel seçimlerde Demokrat Parti’nin başkan adayı olmasına kesin gözüyle bakılan Joe Biden’ın 19 Ocak’ta New York Times (NYT) yayın kuruluna verdiği söyleşide söylediği sözler Türkiye’de gündem oldu. Biden, söz konusu söyleşide, “Erdoğan bir otokrattır, yapmamız gerektiğini düşündüğüm şey, ona karşı çok farklı bir yaklaşım benimsemek ve muhalif liderleri desteklediğimizi açıkça ortaya koymak” ifadesini kullandı. Muhalefete desteğini açıkça belirten Biden, “Erdoğan’ı mağlup edin. Darbeyle değil, seçim süreciyle” dedi.
Hükümete yakın çok sayıda medya kuruluşunun bugün gündeme getirdiği 19 Ocak 2020 tarihli söyleşide Biden, Pulitzer ödüllü editör Kathleen Kingsbury’nin “Erdoğan’ın tavrı göz önüne alındığında, Amerika Birleşik Devletleri’nin Türkiye’de hâlâ nükleer silah bulundurmasından rahatsızlık duyuyor musunuz?” sorusuna şöyle yanıt veriyor:
“Cevap, rahatlık düzeyim büyük ölçüde azaldı. Erdoğan ile çok zaman geçirdim. Yönetimimizdeki herkesten daha fazlasını yaptık çünkü Erdoğan benimle İslam karşıtı olmadığımı düşündüğü için konuşacağı sonucuna vardı. NATO’ya seçildiğinde, ‘Bize ulaşmak zorundaydın. Bu, başka bir Müslüman ülke getirmek için bir fırsattır’ dedim.
Söyleşinin bu noktasında, Biden’ın ‘Türkiye’nin IŞİD’in yükselişinde rol oynadığını ve diplomatik gerilime yol açtığını’ öne sürdükten sonra 2014 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan resmi olarak özür dilemek zorunda kaldığı hatırlatıldı.
“Erdoğan bir otokrattır. Kendisi Türkiye’nin cumhurbaşkanı ve çok daha fazlası. Şimdi yapmamız gerektiğini düşündüğüm şey, ona karşı çok farklı bir yaklaşım benimsemek ve muhalif liderleri desteklediğimizi açıkça ortaya koymak. Parlamentoya katkı sunmak isteyen Kürt toplumunu entegre etmek için -bu iş bir süre iyi gidiyordu- bir yol haritamız olduğunu açıkça göstermemiz gerekiyor. Düşündüğümüz şeyle ilgili sesimizi yükseltmemiz lazım, bedel ödemeli. Nasıl çalışacaklarını anlamak için çevresinde savaş uçağı uçurdukları, hava savunma sistemi olduğuna göre ona belli silahlar satmaya devam edip etmeyeceğimiz konusunda bedel ödemeli.
“Yani çok endişeliyim. Onun için çok endişeliyim. Ama yine de benim onlarla yaptığım gibi daha doğrudan ilişki kurarsak, Türk liderliğinin hâlâ var olan unsurlarını destekleyip onlardan daha fazlasını elde edebileceğimizi ve cesaretlendirebileceğimizi düşünüyorum. Erdoğan’ı mağlup edin. Darbeyle değil, seçim süreciyle. İstanbul’dan dışarı atıldı. Partisi İstanbul’dan dışarı atıldı. Peki biz ne yapıyoruz? Burada oturup boyun eğiyoruz. Yapacağım son şey Kürtler konusunda ona teslim olmak olurdu. Kesinlikle yapacağım son şey.
“Onunla Kürtler hakkında birkaç görüşme yaptım ve o sırada üzerlerine gitmiyorlardı. Şunu açıkça belirtmeliyiz ki Türkiye Rusya’ya bağımlı olmayı istemek zorunda değil. Uzun zaman önce o elmadan bir ısırık almışlardı. Ama şuana kadar onlara davrandığımız şekilde devam etmeyeceğimizi anlamak zorundalar. Bu yüzden çok endişeliyim. Üslerimiz ve onlara erişimimiz konusunda da çok endişeliyim. Bölgedeki müttefiklerimizle bir araya gelerek, nasıl başa çıkabileceğimiz konusunda çok çalışmamız gerektiğini düşünüyorum. Özellikle Doğu Akdeniz’deki petrol faaliyetleri ve konuşulması çok uzun sürecek çok sayıda başlar şey. Ama cevap evet, endişeliyim.”
ALTUN: DİPLOMASİDE YERİ OLMAYAN SORUNSUZ BEYANLAR
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Biden’ın ifadeleriyle Türkiye’nin ikili ilişkilerinin örtüşmediğini, bir başkan adayının ‘diplomaside yeri olmayan’ bu ifadelerinin kabul edilemeyeceğini yazdı. Türkiye’deki demokratik atmosferin bu tip ‘sorumsuz’ beyanlarla bozulmasına müsaade edilmeyeceğini kaydeden, “Buna cüret edenler en son 15 Temmuz 2016 gecesi ağızlarının payını almışlardır. Dostça bir hatırlatma!” ifadelerini kullandı. Altun’un Twitter’dan yaptığı paylaşım şu şekilde:
“ABD Başkan Adayı Joe Biden’ın Aralık ayında kullandığı, nitekim bugünlerde medyaya yansıyan ifadeleri Türkiye üzerinde oynanan oyunların ve müdahaleci yaklaşımların adeta bir yansımasıdır. Bu ifadeler demokrasiyle ve Türkiye-ABD ikili ilişkilerinin doğasıyla örtüşmemektedir” dedi.
NATO müttefikimiz olan ABD’nin bir başkan adayının diplomaside de yeri olmayan bu yakışıksız ifadelerinin mevcut yönetimce de kabul edilemez görüldüğüne inanıyoruz. Türkiye, siyasi oyunlara malzeme yapılacak bir ülke asla değildir.
ABD siyasi kurumları ile Amerikan kamuoyunun günlük siyasi kazanımlar için yapıldığı ayan beyan ortada olan bu sorumsuz açıklamalara prim vermeyerek gereken tepkiyi göstermesi demokrasinin bir gereğidir.
Tüm bunların yanında, ülkemizdeki muhalif siyasetin, kendisini küçük düşürücü ve milletimizin aklında soru işaretleri oluşturan bu ifadelere herhangi bir tepki göstermemiş olması üzücüdür ancak bizler için şaşırtıcı değildir.
Türkiye, demokratik siyasi atmosferin bu tip sorumsuz beyanatlarla bozulmasına müsade etmeyecek, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde mücadelesine devam edecektir.
Hiç kimse milli irademize ve demokrasimize saldıramaz, halkın oyuyla seçilmiş Cumhurbaşkanımızın meşruiyetini sorgulayamaz. Buna cüret edenler en son 15 Temmuz 2016 gecesi ağızlarının payını almışlardır. Dostça bir hatırlatma!”
KARAMOLLAOĞLU: TÜRKİYE TÜRKİYE’DEN YÖNETİLİR
Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu da Biden’ın sözlerine karşı ABD’de polis şiddetiyle öldürülen siyah vatandaş George Floyd’u hatırlatarak, “Türkiye Türkiye’den yönetilir. Ülkemiz siyasetini dizayn etmenize asla izin vermeyeceğiz! Sorunlarımız ne kadar büyük olursa olsun, kendi içimizde çözecek bilgi, birikim ve tecrübeye ülke olarak sahibiz. Siz kendi dertlerinize yanın. “I Can’t Breathe” @JoeBiden” paylaşımı yaptı.
ABD’nin başka ülkelerin içişlerine karıştığı sürece dünyaya huzur gelmeyeceğini belirten Karamollaoğlu, “Kendi içlerinde sıkıntıların her geçen gün arttığı bir ortamda Joe Biden’a düşen görev önce kendi ülkesinin sorunlarına odaklanmak olmalıdır.” ifadelerini kullandı.
İNCE: BAĞIMSIZLIK KARAKTERİMİZDİR
CHP’den ayrılarak yeni parti kuracağı iddia edilen Muharrem İnce de Twitter hesabından Joe Biden’ı etiketleyerek, “Atatürk’ün de söylediği gibi BAĞIMSIZLIK Karakterimizdir! Türkiye’de Hükümet değiştirmek sizin işiniz değil, milletin işi” dedi.
[Kronos.News] 15.8.2020
KRONOS 15 Ağustos 2020 DÜNYA
ABD’de 3 Kasım’da yapılacak genel seçimlerde Demokrat Parti’nin başkan adayı olmasına kesin gözüyle bakılan Joe Biden’ın 19 Ocak’ta New York Times (NYT) yayın kuruluna verdiği söyleşide söylediği sözler Türkiye’de gündem oldu. Biden, söz konusu söyleşide, “Erdoğan bir otokrattır, yapmamız gerektiğini düşündüğüm şey, ona karşı çok farklı bir yaklaşım benimsemek ve muhalif liderleri desteklediğimizi açıkça ortaya koymak” ifadesini kullandı. Muhalefete desteğini açıkça belirten Biden, “Erdoğan’ı mağlup edin. Darbeyle değil, seçim süreciyle” dedi.
Hükümete yakın çok sayıda medya kuruluşunun bugün gündeme getirdiği 19 Ocak 2020 tarihli söyleşide Biden, Pulitzer ödüllü editör Kathleen Kingsbury’nin “Erdoğan’ın tavrı göz önüne alındığında, Amerika Birleşik Devletleri’nin Türkiye’de hâlâ nükleer silah bulundurmasından rahatsızlık duyuyor musunuz?” sorusuna şöyle yanıt veriyor:
“Cevap, rahatlık düzeyim büyük ölçüde azaldı. Erdoğan ile çok zaman geçirdim. Yönetimimizdeki herkesten daha fazlasını yaptık çünkü Erdoğan benimle İslam karşıtı olmadığımı düşündüğü için konuşacağı sonucuna vardı. NATO’ya seçildiğinde, ‘Bize ulaşmak zorundaydın. Bu, başka bir Müslüman ülke getirmek için bir fırsattır’ dedim.
Söyleşinin bu noktasında, Biden’ın ‘Türkiye’nin IŞİD’in yükselişinde rol oynadığını ve diplomatik gerilime yol açtığını’ öne sürdükten sonra 2014 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan resmi olarak özür dilemek zorunda kaldığı hatırlatıldı.
“Erdoğan bir otokrattır. Kendisi Türkiye’nin cumhurbaşkanı ve çok daha fazlası. Şimdi yapmamız gerektiğini düşündüğüm şey, ona karşı çok farklı bir yaklaşım benimsemek ve muhalif liderleri desteklediğimizi açıkça ortaya koymak. Parlamentoya katkı sunmak isteyen Kürt toplumunu entegre etmek için -bu iş bir süre iyi gidiyordu- bir yol haritamız olduğunu açıkça göstermemiz gerekiyor. Düşündüğümüz şeyle ilgili sesimizi yükseltmemiz lazım, bedel ödemeli. Nasıl çalışacaklarını anlamak için çevresinde savaş uçağı uçurdukları, hava savunma sistemi olduğuna göre ona belli silahlar satmaya devam edip etmeyeceğimiz konusunda bedel ödemeli.
“Yani çok endişeliyim. Onun için çok endişeliyim. Ama yine de benim onlarla yaptığım gibi daha doğrudan ilişki kurarsak, Türk liderliğinin hâlâ var olan unsurlarını destekleyip onlardan daha fazlasını elde edebileceğimizi ve cesaretlendirebileceğimizi düşünüyorum. Erdoğan’ı mağlup edin. Darbeyle değil, seçim süreciyle. İstanbul’dan dışarı atıldı. Partisi İstanbul’dan dışarı atıldı. Peki biz ne yapıyoruz? Burada oturup boyun eğiyoruz. Yapacağım son şey Kürtler konusunda ona teslim olmak olurdu. Kesinlikle yapacağım son şey.
“Onunla Kürtler hakkında birkaç görüşme yaptım ve o sırada üzerlerine gitmiyorlardı. Şunu açıkça belirtmeliyiz ki Türkiye Rusya’ya bağımlı olmayı istemek zorunda değil. Uzun zaman önce o elmadan bir ısırık almışlardı. Ama şuana kadar onlara davrandığımız şekilde devam etmeyeceğimizi anlamak zorundalar. Bu yüzden çok endişeliyim. Üslerimiz ve onlara erişimimiz konusunda da çok endişeliyim. Bölgedeki müttefiklerimizle bir araya gelerek, nasıl başa çıkabileceğimiz konusunda çok çalışmamız gerektiğini düşünüyorum. Özellikle Doğu Akdeniz’deki petrol faaliyetleri ve konuşulması çok uzun sürecek çok sayıda başlar şey. Ama cevap evet, endişeliyim.”
ALTUN: DİPLOMASİDE YERİ OLMAYAN SORUNSUZ BEYANLAR
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Biden’ın ifadeleriyle Türkiye’nin ikili ilişkilerinin örtüşmediğini, bir başkan adayının ‘diplomaside yeri olmayan’ bu ifadelerinin kabul edilemeyeceğini yazdı. Türkiye’deki demokratik atmosferin bu tip ‘sorumsuz’ beyanlarla bozulmasına müsaade edilmeyeceğini kaydeden, “Buna cüret edenler en son 15 Temmuz 2016 gecesi ağızlarının payını almışlardır. Dostça bir hatırlatma!” ifadelerini kullandı. Altun’un Twitter’dan yaptığı paylaşım şu şekilde:
“ABD Başkan Adayı Joe Biden’ın Aralık ayında kullandığı, nitekim bugünlerde medyaya yansıyan ifadeleri Türkiye üzerinde oynanan oyunların ve müdahaleci yaklaşımların adeta bir yansımasıdır. Bu ifadeler demokrasiyle ve Türkiye-ABD ikili ilişkilerinin doğasıyla örtüşmemektedir” dedi.
NATO müttefikimiz olan ABD’nin bir başkan adayının diplomaside de yeri olmayan bu yakışıksız ifadelerinin mevcut yönetimce de kabul edilemez görüldüğüne inanıyoruz. Türkiye, siyasi oyunlara malzeme yapılacak bir ülke asla değildir.
ABD siyasi kurumları ile Amerikan kamuoyunun günlük siyasi kazanımlar için yapıldığı ayan beyan ortada olan bu sorumsuz açıklamalara prim vermeyerek gereken tepkiyi göstermesi demokrasinin bir gereğidir.
Tüm bunların yanında, ülkemizdeki muhalif siyasetin, kendisini küçük düşürücü ve milletimizin aklında soru işaretleri oluşturan bu ifadelere herhangi bir tepki göstermemiş olması üzücüdür ancak bizler için şaşırtıcı değildir.
Türkiye, demokratik siyasi atmosferin bu tip sorumsuz beyanatlarla bozulmasına müsade etmeyecek, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde mücadelesine devam edecektir.
Hiç kimse milli irademize ve demokrasimize saldıramaz, halkın oyuyla seçilmiş Cumhurbaşkanımızın meşruiyetini sorgulayamaz. Buna cüret edenler en son 15 Temmuz 2016 gecesi ağızlarının payını almışlardır. Dostça bir hatırlatma!”
KARAMOLLAOĞLU: TÜRKİYE TÜRKİYE’DEN YÖNETİLİR
Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu da Biden’ın sözlerine karşı ABD’de polis şiddetiyle öldürülen siyah vatandaş George Floyd’u hatırlatarak, “Türkiye Türkiye’den yönetilir. Ülkemiz siyasetini dizayn etmenize asla izin vermeyeceğiz! Sorunlarımız ne kadar büyük olursa olsun, kendi içimizde çözecek bilgi, birikim ve tecrübeye ülke olarak sahibiz. Siz kendi dertlerinize yanın. “I Can’t Breathe” @JoeBiden” paylaşımı yaptı.
ABD’nin başka ülkelerin içişlerine karıştığı sürece dünyaya huzur gelmeyeceğini belirten Karamollaoğlu, “Kendi içlerinde sıkıntıların her geçen gün arttığı bir ortamda Joe Biden’a düşen görev önce kendi ülkesinin sorunlarına odaklanmak olmalıdır.” ifadelerini kullandı.
İNCE: BAĞIMSIZLIK KARAKTERİMİZDİR
CHP’den ayrılarak yeni parti kuracağı iddia edilen Muharrem İnce de Twitter hesabından Joe Biden’ı etiketleyerek, “Atatürk’ün de söylediği gibi BAĞIMSIZLIK Karakterimizdir! Türkiye’de Hükümet değiştirmek sizin işiniz değil, milletin işi” dedi.
[Kronos.News] 15.8.2020
Türkiye ‘olağanüstü hal’ için 500 bin ton buğday ithal edecek
Türkiye genelinde hububat hasadı tamamlandı. Kendi kendine yeten ülke olarak nitelendirilirken samanı bile yurt dışından alır hale gelen Türkiye, üretimin yetersiz olması nedeniyle bu yıl 500 bin ton buğday ithal edecek.
BOLD – AKP Hükumeti tarım ürünü ithalatına devam ediyor. Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) hububatta spekülatif kaynaklı fiyat artışlarının gıda enflasyonunu tetikleyici etkilerini önlemek ve hububatta fiyat stokçuluğunun önüne geçmek amacıyla 500 bin ton buğday ithal edecek.
OLAĞANÜSTÜ HAL STOKLARI OLUŞTURULACAK
TMO, piyasa düzenleme görevi kapsamında spekülatif kaynaklı yaşanabilecek fiyat artışlarının gıda enflasyonunu tetikleyici etkilerini önlemek, olağanüstü hal stoklarını oluşturmak, yurt içi alımlarla belirli bir seviyede kalan buğday ve arpa stoklarının ithalat yoluyla takviye etmek amacıyla 500 bin ton buğday ve 60 bin arpa ithalatı için ihaleye çıkacak. İhale 25 Ağustos’ta yapılacak.
[Bold Medya] 15.8.2020
BOLD – AKP Hükumeti tarım ürünü ithalatına devam ediyor. Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) hububatta spekülatif kaynaklı fiyat artışlarının gıda enflasyonunu tetikleyici etkilerini önlemek ve hububatta fiyat stokçuluğunun önüne geçmek amacıyla 500 bin ton buğday ithal edecek.
OLAĞANÜSTÜ HAL STOKLARI OLUŞTURULACAK
TMO, piyasa düzenleme görevi kapsamında spekülatif kaynaklı yaşanabilecek fiyat artışlarının gıda enflasyonunu tetikleyici etkilerini önlemek, olağanüstü hal stoklarını oluşturmak, yurt içi alımlarla belirli bir seviyede kalan buğday ve arpa stoklarının ithalat yoluyla takviye etmek amacıyla 500 bin ton buğday ve 60 bin arpa ithalatı için ihaleye çıkacak. İhale 25 Ağustos’ta yapılacak.
[Bold Medya] 15.8.2020
Kovid-19’un akciğer tahribatı hasta filmlerine aksetti
Dünyayı kuşatan koronavirüs, vücutta en çok akciğerleri etkiliyor. Hastalığa bağlı tutulum, solunum yetmezliği, nefes darlığı ve zatürrenin yol açtığı zarar tedavi görenlerden elde edilen verilerle gün yüzüne çıktı.
BOLD – Ankara Şehir Hastanesi’ndeki Kovid-19 hastalarının akciğer görüntüleri, virüsün ne kadar hızlı ilerlediği ve bu organı nasıl tuttuğunu göz önüne serdi. Göğüs Hastalıkları Kliniği İdari ve Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Ayşegül Karalezli, normalde insanların oksijen seviyesinin yüzde 98 olduğunu korona ile 70’lere kadar düştüğünü belirtti. Diğer zatürrelerde bu derece oksijen azalması yaşanmadığını vurguladı.
Göğüs Hastalıkları Kliniği İdari ve Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Ayşegül Karalezli
GENÇLERDE SEYRİ ÇOK HIZLI GİDİYOR
Prof. Dr. Karalezli, “Akciğere girdi mi çıkışı kolay olmuyor. Altta yatan hastalığı varsa biraz ileri yaştaysa çok riskli. Şu an takip ettiğimiz hasta yaş aralığı 40-60. Gençlerde seyri çok hızlı gidiyor. Tüm organları tutabiliyor. Akciğer tutulumu varsa tablo kaçınılmaz ilerliyor. İnsanların duyarlı olmasını istiyoruz. Çok yorulduk” dedi.
BEYAZLIKLAR NE YAZIK Kİ TUTULUMU GÖSTERİYOR
Normal akciğer görüntüleri ile koronalı hastalarınki arası ciddi fark bulunduğunu belirterek “Farkın anlaşılması için her iki akciğer görüntüsüne de yer verdim. Beyazlıklar tutulumu gösteriyor ne yazık ki. Bunlar yoğun bakım hastaları. Filmler birbirine az çok benzeyen şekilde. Altta yatan hastalığı olanlarda ise daha kötü seyrediyor” ifadelerini kullandı.
SIRT ÜSTÜ YATAMIYORLAR SÜREKLİ NEFES AÇLIĞI VAR
Kritik ve zorlu sürecin hastaları beklediğine işaretle tedavi sırasında yaşananları şöyle aktardı: “Sırt üstü yatmakta sıkıntı çekiyorlar, yüzü koyun yatırmak istiyoruz. Uzun süre yüzü koyun yattıkları zaman yüzlerinde yaralar oluşabilir. Nefes alamamak bu çok zor bir şey. Astım hastaları nefes açlığı ile gelir. Tedavisini verirsiniz rahatlamış şekilde gider ama bunlar öyle değil, sürekli nefes açlığı içindeler. Sürekli derin nefes alamamaktan şikayetçiler. Nefes darlığı çeken kimi hastaların çok ciddi vücut ağrıları da oluyor. Bazı hastalar da koku almama ikinci planda kalıyor.”
[Bold Medya] 15.8.2020
BOLD – Ankara Şehir Hastanesi’ndeki Kovid-19 hastalarının akciğer görüntüleri, virüsün ne kadar hızlı ilerlediği ve bu organı nasıl tuttuğunu göz önüne serdi. Göğüs Hastalıkları Kliniği İdari ve Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Ayşegül Karalezli, normalde insanların oksijen seviyesinin yüzde 98 olduğunu korona ile 70’lere kadar düştüğünü belirtti. Diğer zatürrelerde bu derece oksijen azalması yaşanmadığını vurguladı.
Göğüs Hastalıkları Kliniği İdari ve Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Ayşegül Karalezli
GENÇLERDE SEYRİ ÇOK HIZLI GİDİYOR
Prof. Dr. Karalezli, “Akciğere girdi mi çıkışı kolay olmuyor. Altta yatan hastalığı varsa biraz ileri yaştaysa çok riskli. Şu an takip ettiğimiz hasta yaş aralığı 40-60. Gençlerde seyri çok hızlı gidiyor. Tüm organları tutabiliyor. Akciğer tutulumu varsa tablo kaçınılmaz ilerliyor. İnsanların duyarlı olmasını istiyoruz. Çok yorulduk” dedi.
BEYAZLIKLAR NE YAZIK Kİ TUTULUMU GÖSTERİYOR
Normal akciğer görüntüleri ile koronalı hastalarınki arası ciddi fark bulunduğunu belirterek “Farkın anlaşılması için her iki akciğer görüntüsüne de yer verdim. Beyazlıklar tutulumu gösteriyor ne yazık ki. Bunlar yoğun bakım hastaları. Filmler birbirine az çok benzeyen şekilde. Altta yatan hastalığı olanlarda ise daha kötü seyrediyor” ifadelerini kullandı.
SIRT ÜSTÜ YATAMIYORLAR SÜREKLİ NEFES AÇLIĞI VAR
Kritik ve zorlu sürecin hastaları beklediğine işaretle tedavi sırasında yaşananları şöyle aktardı: “Sırt üstü yatmakta sıkıntı çekiyorlar, yüzü koyun yatırmak istiyoruz. Uzun süre yüzü koyun yattıkları zaman yüzlerinde yaralar oluşabilir. Nefes alamamak bu çok zor bir şey. Astım hastaları nefes açlığı ile gelir. Tedavisini verirsiniz rahatlamış şekilde gider ama bunlar öyle değil, sürekli nefes açlığı içindeler. Sürekli derin nefes alamamaktan şikayetçiler. Nefes darlığı çeken kimi hastaların çok ciddi vücut ağrıları da oluyor. Bazı hastalar da koku almama ikinci planda kalıyor.”
[Bold Medya] 15.8.2020
Düğüne katılan koronalı kadının makyajı 35 davetliye virüs bulaştırdı
Ordu’da bir düğünde, İstanbul’dan gelen koronavirüslü bir kadın davetlinin makyaj malzemesini kullanan 20 kişi yüzünden, toplam 35 kişiye Kovid-19 virüsünün bulaştığı ortaya çıktı.
BOLD- Ordu Büyükşehir Belediyesi Koronavirüs Kriz Masası üyesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Faik Ayık, katıldığı yerel bir televizyon kanalında, kenteki salgının seyrine ilişkin verileri paylaştı.
Kovid-19 ve yayılma şekilleri hakkında bilgi veren Ayık, en çok yayılmanın düğün, cenaze, nişan, mevlit gibi kalabalık insan topluluklarının bulunduğu etkinliklerde görüldüğünü söyledi.
MEVSİMLİK İŞÇİLERLE VAKA ARTAR
Maske, mesafe ve hijyenin bilinen en önemli korunma yöntemi olduğunu belirten Ayık, kurban bayramıyla insan trafiği artınca vaka sayılarının arttığını, fındık toplamak için gelen mevsimlik işçiler nedeniyle artışların devam ettiğini ifade etti.
AYNI MALZEMELERİ 20 KİŞİ KULLANDI
Virüsün bulaşmasını dair ilginç örnekler de veren Ayık, 24 Temmuz’da Altınordu ilçesinin Saraycık Mahallesi’nde yaşanan karantina uygulamasını anlatarak, “Düğün, cenaze, nişan ve mevlit gibi organizasyonlarda çok çok dikkat etmek gerektiğini, yakın temaslardan kaçınılmasını özellikle söyledik. Örnek olarak Saraycık Mahallesi’nde bir karantina uygulaması oldu. Oradaki düğünde İstanbul’dan gelen pozitif kişinin makyaj malzemesinin 20 kişi tarafından kullanılmasından dolayı yaklaşık 30-35 kişi pozitif oldu” dedi.
[Bold Medya] 16.8.2020
BOLD- Ordu Büyükşehir Belediyesi Koronavirüs Kriz Masası üyesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Faik Ayık, katıldığı yerel bir televizyon kanalında, kenteki salgının seyrine ilişkin verileri paylaştı.
Kovid-19 ve yayılma şekilleri hakkında bilgi veren Ayık, en çok yayılmanın düğün, cenaze, nişan, mevlit gibi kalabalık insan topluluklarının bulunduğu etkinliklerde görüldüğünü söyledi.
MEVSİMLİK İŞÇİLERLE VAKA ARTAR
Maske, mesafe ve hijyenin bilinen en önemli korunma yöntemi olduğunu belirten Ayık, kurban bayramıyla insan trafiği artınca vaka sayılarının arttığını, fındık toplamak için gelen mevsimlik işçiler nedeniyle artışların devam ettiğini ifade etti.
AYNI MALZEMELERİ 20 KİŞİ KULLANDI
Virüsün bulaşmasını dair ilginç örnekler de veren Ayık, 24 Temmuz’da Altınordu ilçesinin Saraycık Mahallesi’nde yaşanan karantina uygulamasını anlatarak, “Düğün, cenaze, nişan ve mevlit gibi organizasyonlarda çok çok dikkat etmek gerektiğini, yakın temaslardan kaçınılmasını özellikle söyledik. Örnek olarak Saraycık Mahallesi’nde bir karantina uygulaması oldu. Oradaki düğünde İstanbul’dan gelen pozitif kişinin makyaj malzemesinin 20 kişi tarafından kullanılmasından dolayı yaklaşık 30-35 kişi pozitif oldu” dedi.
[Bold Medya] 16.8.2020
Yargıtay üyesine işkence iddialarında doktor raporu yok sayıldı
Doktor raporu olmasına rağmen, Yargıtay üyesi Hüsamettin Uğur’un tutuklu bulunduğu Keskin Cezaevinde işkence ve darp yapıldığı iddialarına savcılık delil bulunmadığı gerekçesiyle takipsizlik verdi.
BOLD – 15 Temmuz sonrasında tutuklanarak Keskin Cezaevi’ne konulan Yargıtay üyesi Hüsamettin Uğur’un, cezaevinde uğradığı işkence ve darp olaylarını kızı Nalan Dilara Uğur, sosyal medyadan duyurmuştu.
Yaklaşık dört yıldır tek kişilik hücrede kalan Hüsamettin Uğur’un, cezaevindeki gardiyanlar tarafından dövüldüğü, hakarete uğradığı ve tehdit edildiği iddia edilmişti. Söz konusu iddiaya ilişkin olarak savcılık tarafından 17 Şubat‘ta başlatılan soruşturma temmuz ayında delil bulunmadığı iddiasıyla takipsizlik kararı verilerek kapatıldı.
SAVCI DOKTOR RAPORUNU GÖRMEDİ
Keskin Cumhuriyet Savcısı Mehmet Çamlı’nın kovuşturmaya yer olmadığı kararında Hüsamettin Uğur’a yönelik darp iddiasıyla ilgili çelişkiler dikkat çekti. Savcılık kararında, kamera kayıtlarında Uğur’un darp edildiğine dair görüntüler bulunmadığı öne sürüldü. Kararda, cezaevi doktorunun, Uğur hakkında iki farklı darp-cebir raporu düzenlediği ortaya çıktı. Doktor, olayın gerçekleştiği 17 Şubat günü darp bulunmadığı raporu verirken, 18 Şubat günü Uğur’da darp cebir izi olduğuna dair rapor verdi. Savcılık ise, Uğur’la ilgili 17 Şubat tarihli darp raporunun soruşturmaya esas olduğunu belirterek, darp olduğuna dair ikinci raporu görmezden gelerek dosyayı kapattı. Savcılık, Hüsamettin Uğur’a yönelik darp iddialarında adı geçen gardiyanlar ve cezaevi yönetimi ile ilgili, “şüphe oluşturacak yeterli delil yok” diyerek takipsizlik kararı verdi.
SAVCI: ‘UĞUR, TAKSİRLE GARDİYANI YARALADI’
Uğur’un darp iddialarına takipsizlik veren savcı, olay sırasında Uğur’un infaz koruma memurunu taksirle yaraladığını, taksirle yaralamanın şikayete tabi olduğu, memurun şikayetçi olmaması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığı kararı verdi.
BAŞMEMUR AĞZININ YARASINI SİLİP DOKTORA GÖNDERDİ
Savcılık kararında Hüsamettin Uğur’un ifadesi özetlenerek, yaşananlar şöyle anlatıldı: “17.2.2020 günü görüşme talebi olmadığı halde başmemurluk odasına götürüldüğünü, cezaevi savcısı ile görüşme talebini içeren dilekçesi hakkında birkaç soru sorulduğunu, daha sonra kurum başmemuru ve yanında bulunan koruma memurları tarafından darp edildiği olay ile ilgili tutanak tutulduğunu, tutanak tutulduğu esnada infaz koruma memurunun diğer bir infaz koruma memuruna pet şişe ile vurarak iz oluşturduğunu ve kendisinin kafa attığını iddia ederek kurum revirine gönderdiğini, kendisinin yüzünün yara içerisinde olduğunu, ağzının kanadığını, başmemurun ağzını ıslak bir bez ile silerek kurum revirine gönderdiğini, kurum doktorunun yara izi olmadığına yönelik rapor tuttuğunu, 18.2.2020 tarihinde rapor nedeniyle revire sevkinin sağlandığını, bu tarihte kurum doktorunun darp olduğuna ilişkin rapor düzenlediğini anlattı.”
NAKİLE KORONAVİRÜS ENGELİ
Öte yandan, Hüsamettin Uğur’un cezaevinden nakil başvurusunun da koronavirüs sebebiyle işleme alınmadığı öğrenildi.
[Bold Medya] 16.8.2020
BOLD – 15 Temmuz sonrasında tutuklanarak Keskin Cezaevi’ne konulan Yargıtay üyesi Hüsamettin Uğur’un, cezaevinde uğradığı işkence ve darp olaylarını kızı Nalan Dilara Uğur, sosyal medyadan duyurmuştu.
Yaklaşık dört yıldır tek kişilik hücrede kalan Hüsamettin Uğur’un, cezaevindeki gardiyanlar tarafından dövüldüğü, hakarete uğradığı ve tehdit edildiği iddia edilmişti. Söz konusu iddiaya ilişkin olarak savcılık tarafından 17 Şubat‘ta başlatılan soruşturma temmuz ayında delil bulunmadığı iddiasıyla takipsizlik kararı verilerek kapatıldı.
SAVCI DOKTOR RAPORUNU GÖRMEDİ
Keskin Cumhuriyet Savcısı Mehmet Çamlı’nın kovuşturmaya yer olmadığı kararında Hüsamettin Uğur’a yönelik darp iddiasıyla ilgili çelişkiler dikkat çekti. Savcılık kararında, kamera kayıtlarında Uğur’un darp edildiğine dair görüntüler bulunmadığı öne sürüldü. Kararda, cezaevi doktorunun, Uğur hakkında iki farklı darp-cebir raporu düzenlediği ortaya çıktı. Doktor, olayın gerçekleştiği 17 Şubat günü darp bulunmadığı raporu verirken, 18 Şubat günü Uğur’da darp cebir izi olduğuna dair rapor verdi. Savcılık ise, Uğur’la ilgili 17 Şubat tarihli darp raporunun soruşturmaya esas olduğunu belirterek, darp olduğuna dair ikinci raporu görmezden gelerek dosyayı kapattı. Savcılık, Hüsamettin Uğur’a yönelik darp iddialarında adı geçen gardiyanlar ve cezaevi yönetimi ile ilgili, “şüphe oluşturacak yeterli delil yok” diyerek takipsizlik kararı verdi.
SAVCI: ‘UĞUR, TAKSİRLE GARDİYANI YARALADI’
Uğur’un darp iddialarına takipsizlik veren savcı, olay sırasında Uğur’un infaz koruma memurunu taksirle yaraladığını, taksirle yaralamanın şikayete tabi olduğu, memurun şikayetçi olmaması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığı kararı verdi.
BAŞMEMUR AĞZININ YARASINI SİLİP DOKTORA GÖNDERDİ
Savcılık kararında Hüsamettin Uğur’un ifadesi özetlenerek, yaşananlar şöyle anlatıldı: “17.2.2020 günü görüşme talebi olmadığı halde başmemurluk odasına götürüldüğünü, cezaevi savcısı ile görüşme talebini içeren dilekçesi hakkında birkaç soru sorulduğunu, daha sonra kurum başmemuru ve yanında bulunan koruma memurları tarafından darp edildiği olay ile ilgili tutanak tutulduğunu, tutanak tutulduğu esnada infaz koruma memurunun diğer bir infaz koruma memuruna pet şişe ile vurarak iz oluşturduğunu ve kendisinin kafa attığını iddia ederek kurum revirine gönderdiğini, kendisinin yüzünün yara içerisinde olduğunu, ağzının kanadığını, başmemurun ağzını ıslak bir bez ile silerek kurum revirine gönderdiğini, kurum doktorunun yara izi olmadığına yönelik rapor tuttuğunu, 18.2.2020 tarihinde rapor nedeniyle revire sevkinin sağlandığını, bu tarihte kurum doktorunun darp olduğuna ilişkin rapor düzenlediğini anlattı.”
NAKİLE KORONAVİRÜS ENGELİ
Öte yandan, Hüsamettin Uğur’un cezaevinden nakil başvurusunun da koronavirüs sebebiyle işleme alınmadığı öğrenildi.
[Bold Medya] 16.8.2020
Gözaltında beyin kanaması geçiren yatağa kelepçeli kadına hastanede 2 polis nezaret ediyor
Gözaltına alınan ve hakkındaki soruşturma nedeniyle Van’a götürülmesi beklenen Gülsüm Dinçer, dün polis merkezinde geçirdiği beyin kanaması sonucu hastaneye kaldırıldı.
BOLD- 15 Temmuz sonrası haklarında soruşturma açılan Faruk Dinçer ve eşi Gülsüm Dinçer, dün İstanbul’da gözaltına alındı. Vatan’daki İstanbul Emniyet Müdürlüğü yerleşkesine götürülen çiftin 8 yaşındaki kızlarının ise yakınlarına emanet edildiği öğrenildi.
BEYİN KANAMASI GEÇİRDİ
Gözaltı sonrası haklarındaki soruşturma kapsamında Van’a götürülmeleri beklenen Dinçer çiftinden Gülsüm Dinçer, dün gözaltına alındığı sırada beyin kanaması geçirdi. Apar topar hastaneye kaldırılan Dinçer’in sağlık durumu ciddiyetini koruyor. Kelepçeyle yatağa bağlanan Dinçer’in başında 2 polisin nöbet tuttuğu öğrenildi.
Durumu sosyal medyadan duyuran ve başta İnsan Hakları Savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu olmak üzere siyasilerden yardım isteyen Dinçer’in kardeşi Melik Sayın şunları söyledi: ”Ablam Gülsüm Dinçer İstanbul’da göz altına alındı. Sorgu için Van’a götürüleceği gün beyin kanaması geçirdi. Şu anda hastanede, yatağa kelepçelenmiş, başında 2 polis bekliyor. Taburcu olunca Van’a götürülecekmiş. Bırakın artık masum insanların yakasını!!!”
[Bold Medya] 16.8.2020
BOLD- 15 Temmuz sonrası haklarında soruşturma açılan Faruk Dinçer ve eşi Gülsüm Dinçer, dün İstanbul’da gözaltına alındı. Vatan’daki İstanbul Emniyet Müdürlüğü yerleşkesine götürülen çiftin 8 yaşındaki kızlarının ise yakınlarına emanet edildiği öğrenildi.
BEYİN KANAMASI GEÇİRDİ
Gözaltı sonrası haklarındaki soruşturma kapsamında Van’a götürülmeleri beklenen Dinçer çiftinden Gülsüm Dinçer, dün gözaltına alındığı sırada beyin kanaması geçirdi. Apar topar hastaneye kaldırılan Dinçer’in sağlık durumu ciddiyetini koruyor. Kelepçeyle yatağa bağlanan Dinçer’in başında 2 polisin nöbet tuttuğu öğrenildi.
Durumu sosyal medyadan duyuran ve başta İnsan Hakları Savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu olmak üzere siyasilerden yardım isteyen Dinçer’in kardeşi Melik Sayın şunları söyledi: ”Ablam Gülsüm Dinçer İstanbul’da göz altına alındı. Sorgu için Van’a götürüleceği gün beyin kanaması geçirdi. Şu anda hastanede, yatağa kelepçelenmiş, başında 2 polis bekliyor. Taburcu olunca Van’a götürülecekmiş. Bırakın artık masum insanların yakasını!!!”
[Bold Medya] 16.8.2020
"Sadece İstanbul'da 200 bin kişi ölür""
Olası İstanbul depreminin ayak seslerini duyuyorum ama biz hazır değiliz. 7.5 büyüklüğünde beklediğimiz depremde 200 bin insanın hayatını kaybedeceğini tahmin ediyoruz"
İstanbul Aydın Üniversitesi Afet Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi (AFAM) Müdürü ve inşaat mühendisi Prof. Dr. Mehmet Fatih Altan, 17 Ağustos Marmara Depremi'nin 21’inci yıldönümünde, deprem riskine ilişkin alınması gereken önlemleri sıralayarak, inşaat mühendislerinin yapılarda dikkat etmesi gerekenleri anlattı. Prof. Dr. Altan, beklenen İstanbul depremi için “Şimdi bile olabilir, zaman bitti. Önlemleri hızla almak gerekiyor” yorumunda bulundu.
BÜYÜK DEPREMLER OLMAYA DEVAM EDECEK
artigercek.com'da yer alan haberde 17 Ağustos Marmara Depremi’nin üzerinden 21 yıl geçtiğini söyleyen İnşaat Mühendisi Prof. Dr. Mehmet Fatih Altan, “Büyük depremler her zaman olmaz ama Kuzey Anadolu Fay Hattı, Türkiye için önemli bir fay hattıdır. Bu hat üzerinde doğudan batıya kayarak belli zamanlarda büyük depremler olmuştur, olmaya da devam edecektir. Şu anda kayma batıya doğru devam ediyor. Büyük İstanbul depremini bekliyoruz, 21 yıl geçti ama hala hazırlıklı değiliz. Yeterli hazırlıkları yapmadık, zaman azaldı. Artık İstanbul depreminin ayak seslerini duyuyorum. Bir an önce depremi afet olmaktan çıkarmalıyız. Deprem sel, heyelan gibi doğa olayıdır. Ciddi önlemler alırsak afet olmaktan çıkarırız” diye konuştu.
İMAR PLANINI DEPREME GÖRE YAPALIM
“Yer altında bir önlem alma olanağımız yok ama yer üstünde gerekli önlemleri alabiliriz” diyen Prof. Dr. Altan, “Şehirleri, imar planlarını, inşa edilen konutları, göç hareketini deprem gibi afet risklerine göre planlamalıyız. Türkiye’nin her bölgesinde orta büyüklükte bir deprem olabilir, ona göre hareket etmek lazım. Depreme dayanıklı yapı yaparken malzemelerin kalitesine dikkat etmeliyiz. Konutun yapılacağı zeminin etüt raporlarına bakmalıyız” ifadelerini kullandı.
2000 YILI ÖNCESİ YAPILAN BİNALAR DEPREME DAYANIKSIZ
2000 yılı öncesinde yapılan konutlarda uygun yapı teknikleri kullanılmadığını belirten Prof. Dr. Altan, “2000 yılı öncesi yapılan binalar depreme dayanıksız. Evler, kalitesiz inşaat malzemelerinden yapılmış. Ama vatandaşlar hala bu konutlarda yaşıyor. İstanbul’dakilerin yarsından fazlası bu tip eski yapılarda hayatına devam ediyor” dedi.
“200 BİN İNSAN HAYATINI KAYBEDEBİLİR”
Kocaeli depreminde nüfus yoğunluğunun azlığına vurgu yapan Prof. Dr. Altan, “Ona rağmen aylarca toparlanamadık. Şu anda devletin imkanları çok iyi fakat can ve mal kaybının Kocaeli depremine göre 10 kat daha fazla olacağı bir depremle karşı karşıyayız. O depremde 20 bine yakın insan hayatını kaybetti olası İstanbul depreminde 200 bin insan hayatını kaybedebilir. İstanbul’un nüfus yoğunluğu Kocaeli’ye göre çok fazla. İstanbul’daki yapıların yüzde 85’i depreme dayanıksız. 2000 yılı öncesi 800 bin, 1980 öncesi ise 300 bin civarında yapı stoku var. İstanbul depreminden çevre iller ve o illerde yaşayan toplamda 25 milyon insan da etkilenecek. 7.5 büyüklüğünde bir deprem bekliyoruz, bazı yapılar 8 şiddetinde de etkilenecektir” diye konuştu.
“YAPILARI GÜÇLENDİREREK DEPREMDEN KORUYABİLİRİZ”
Hızlı ve etkin önlem almanın önemine değinen Prof. Dr. Mehmet Fatih Altan, “Mevcut yapı yönetmeliğini titizlikle uygulamalıyız. Her yapıyı yıkıp yeniden yapamayız zaman alır ama yapıları güçlendirebiliriz. Bazı binalar depremden güçlendirilerek kurtarılabilir. Halkın bilinçlenmesi çok önemli. Gerekirse deprem üzerine eğitim verilmelidir. Vatandaşlar konutları dayanıksızsa, çürükse o yapıyı boşaltsınlar, evdeki eşyaları duvara sabitlesinler” ifadelerini kullandı.
BÜYÜKÇEKMECE, ESENYURT, KADIKÖY, AVCILAR, BEŞİKTAŞ RİSKLİ BÖLGELER
Adalar ile Silivri arasında kıyı şeridi bulunan ilçelerin risk altında olduğunu söyleyen Prof. Dr. Altan, “Büyükçekmece, Esenyurt, Küçükçekmece, Avcılar, Maltepe, Kadıköy, Beşiktaş bu ilçelerden bazıları. Zemin ne kadar sağlam olursa olsun eski yapı stoku çok. Kentsel dönüşüm doğru bir karar ve hızlıca doğru bir şekilde tamamlanmalıdır” dedi.
KIRSAL DÖNÜŞÜMÜ DE BAŞLATMALIYIZ
Depremin her zaman kent merkezlerinde olmadığına vurgu yapan Prof. Dr. Altan, “Elazığ ve Van’da kırsalda oldu, kerpiç evler yıkıldı. Kırsalda yapılan evlerde de mühendislik hizmeti alan evlerin yapılması gerekiyor. Köylerde vatandaşlar bilinçsiz ev yapıyor” diye konuştu.
İNŞAAT MÜHENDİSLERİNİN DİKKAT ETMESİ GEREKENLER
İnşaat mühendislerine güvenli bir yapı için önerilerde bulunan Prof. Dr. Altan, “Proje ve uygulama aşamalarında, yapı tasarımı, yer seçimi, zemin etüdü, sistem seçimi, projenin detaylandırılması, malzeme seçimi ve malzeme denetimi, montaj ve işçilik kalitesi aşamalarına dikkat etmelidir. Genelde 2000 yılı öncesi ve mühendislik hizmeti almayan yapılar yıkılıyor. Çünkü uygun yapım tekniği, kullanılan malzemeler ve mühendislik hizmetleri eksik” diye belirtti.
[Samanyolu Haber] 16.8.2020
İstanbul Aydın Üniversitesi Afet Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi (AFAM) Müdürü ve inşaat mühendisi Prof. Dr. Mehmet Fatih Altan, 17 Ağustos Marmara Depremi'nin 21’inci yıldönümünde, deprem riskine ilişkin alınması gereken önlemleri sıralayarak, inşaat mühendislerinin yapılarda dikkat etmesi gerekenleri anlattı. Prof. Dr. Altan, beklenen İstanbul depremi için “Şimdi bile olabilir, zaman bitti. Önlemleri hızla almak gerekiyor” yorumunda bulundu.
BÜYÜK DEPREMLER OLMAYA DEVAM EDECEK
artigercek.com'da yer alan haberde 17 Ağustos Marmara Depremi’nin üzerinden 21 yıl geçtiğini söyleyen İnşaat Mühendisi Prof. Dr. Mehmet Fatih Altan, “Büyük depremler her zaman olmaz ama Kuzey Anadolu Fay Hattı, Türkiye için önemli bir fay hattıdır. Bu hat üzerinde doğudan batıya kayarak belli zamanlarda büyük depremler olmuştur, olmaya da devam edecektir. Şu anda kayma batıya doğru devam ediyor. Büyük İstanbul depremini bekliyoruz, 21 yıl geçti ama hala hazırlıklı değiliz. Yeterli hazırlıkları yapmadık, zaman azaldı. Artık İstanbul depreminin ayak seslerini duyuyorum. Bir an önce depremi afet olmaktan çıkarmalıyız. Deprem sel, heyelan gibi doğa olayıdır. Ciddi önlemler alırsak afet olmaktan çıkarırız” diye konuştu.
İMAR PLANINI DEPREME GÖRE YAPALIM
“Yer altında bir önlem alma olanağımız yok ama yer üstünde gerekli önlemleri alabiliriz” diyen Prof. Dr. Altan, “Şehirleri, imar planlarını, inşa edilen konutları, göç hareketini deprem gibi afet risklerine göre planlamalıyız. Türkiye’nin her bölgesinde orta büyüklükte bir deprem olabilir, ona göre hareket etmek lazım. Depreme dayanıklı yapı yaparken malzemelerin kalitesine dikkat etmeliyiz. Konutun yapılacağı zeminin etüt raporlarına bakmalıyız” ifadelerini kullandı.
2000 YILI ÖNCESİ YAPILAN BİNALAR DEPREME DAYANIKSIZ
2000 yılı öncesinde yapılan konutlarda uygun yapı teknikleri kullanılmadığını belirten Prof. Dr. Altan, “2000 yılı öncesi yapılan binalar depreme dayanıksız. Evler, kalitesiz inşaat malzemelerinden yapılmış. Ama vatandaşlar hala bu konutlarda yaşıyor. İstanbul’dakilerin yarsından fazlası bu tip eski yapılarda hayatına devam ediyor” dedi.
“200 BİN İNSAN HAYATINI KAYBEDEBİLİR”
Kocaeli depreminde nüfus yoğunluğunun azlığına vurgu yapan Prof. Dr. Altan, “Ona rağmen aylarca toparlanamadık. Şu anda devletin imkanları çok iyi fakat can ve mal kaybının Kocaeli depremine göre 10 kat daha fazla olacağı bir depremle karşı karşıyayız. O depremde 20 bine yakın insan hayatını kaybetti olası İstanbul depreminde 200 bin insan hayatını kaybedebilir. İstanbul’un nüfus yoğunluğu Kocaeli’ye göre çok fazla. İstanbul’daki yapıların yüzde 85’i depreme dayanıksız. 2000 yılı öncesi 800 bin, 1980 öncesi ise 300 bin civarında yapı stoku var. İstanbul depreminden çevre iller ve o illerde yaşayan toplamda 25 milyon insan da etkilenecek. 7.5 büyüklüğünde bir deprem bekliyoruz, bazı yapılar 8 şiddetinde de etkilenecektir” diye konuştu.
“YAPILARI GÜÇLENDİREREK DEPREMDEN KORUYABİLİRİZ”
Hızlı ve etkin önlem almanın önemine değinen Prof. Dr. Mehmet Fatih Altan, “Mevcut yapı yönetmeliğini titizlikle uygulamalıyız. Her yapıyı yıkıp yeniden yapamayız zaman alır ama yapıları güçlendirebiliriz. Bazı binalar depremden güçlendirilerek kurtarılabilir. Halkın bilinçlenmesi çok önemli. Gerekirse deprem üzerine eğitim verilmelidir. Vatandaşlar konutları dayanıksızsa, çürükse o yapıyı boşaltsınlar, evdeki eşyaları duvara sabitlesinler” ifadelerini kullandı.
BÜYÜKÇEKMECE, ESENYURT, KADIKÖY, AVCILAR, BEŞİKTAŞ RİSKLİ BÖLGELER
Adalar ile Silivri arasında kıyı şeridi bulunan ilçelerin risk altında olduğunu söyleyen Prof. Dr. Altan, “Büyükçekmece, Esenyurt, Küçükçekmece, Avcılar, Maltepe, Kadıköy, Beşiktaş bu ilçelerden bazıları. Zemin ne kadar sağlam olursa olsun eski yapı stoku çok. Kentsel dönüşüm doğru bir karar ve hızlıca doğru bir şekilde tamamlanmalıdır” dedi.
KIRSAL DÖNÜŞÜMÜ DE BAŞLATMALIYIZ
Depremin her zaman kent merkezlerinde olmadığına vurgu yapan Prof. Dr. Altan, “Elazığ ve Van’da kırsalda oldu, kerpiç evler yıkıldı. Kırsalda yapılan evlerde de mühendislik hizmeti alan evlerin yapılması gerekiyor. Köylerde vatandaşlar bilinçsiz ev yapıyor” diye konuştu.
İNŞAAT MÜHENDİSLERİNİN DİKKAT ETMESİ GEREKENLER
İnşaat mühendislerine güvenli bir yapı için önerilerde bulunan Prof. Dr. Altan, “Proje ve uygulama aşamalarında, yapı tasarımı, yer seçimi, zemin etüdü, sistem seçimi, projenin detaylandırılması, malzeme seçimi ve malzeme denetimi, montaj ve işçilik kalitesi aşamalarına dikkat etmelidir. Genelde 2000 yılı öncesi ve mühendislik hizmeti almayan yapılar yıkılıyor. Çünkü uygun yapım tekniği, kullanılan malzemeler ve mühendislik hizmetleri eksik” diye belirtti.
[Samanyolu Haber] 16.8.2020
Kaydol:
Yorumlar (Atom)