Değişen devirler ama değişmeyen cevirler [Safvet Senih]

Bediüzzaman, Hazretleri Yirmi Dokuzuncu Mektubun Altıncı Kısım olan Altıncı Risalesinde talebelerini ikaz etmek için insan ve cin şeytanlarının sinsi hilelerinden altı tanesini ele almış ve aldanmamaları için âdeta alârma geçirmek istemiştir. “Sakın zulmedenlere meyletmeyin, onlara sempati duymayın. Yoksa ateş size dokunur” (Hûd Suresi, 11/113) âyetinin bir nevi tefsiri olarak, onların altı desiselerini akim bırakacak ve hücum yollarının altısını seddedecek mâhiyettedir.
Sinsi hilelerinden “Birinci Desise” (Kur’an-ı Kerim’de “İnsan ve cinni şeytanlardan bazısı, bazısına, yaldız sözler fısıldayıp telkin ederler.” (En’am Suresi, 112) âyetinin işaret buyurduğu üzere), insan şeytanları cinnî iblislerden aldıkları derse binaen, Kur’an cemaatinin fedakâr hizmet erlerini, makam sevgisi ve düşkünlüğü olan “Hubb-u câh” vasıtasıyla aldatmak ve kudsi hizmetten ve o mânevî, ulvî cihaddan vazgeçirmek istiyorlar… Şöyle ki: İnsan da, ekseriyet itibarıyla hubb-u cah denilen şöhret hırsı ve kendini beğendirme, şan ve şeref denilen riyâkârâne, halklara görünme, halk nazarında, kamu oyunda mevki sahibi olmaya, ehl-i dünyanın her ferdinde az-çok arzu vardır… Hatta o arzu için hayatını feda eder derecesinde şöhret-perestlik hissi onu sevk eder. Ehl-i âhiret için bu his gayet tehlikelidir, ehl-i dünya içinde gayet dağdağalıdır. Kötü ahlâkların çoğunun da kaynağıdır ve insanların da EN ZAYIF  DAMARIDIR. Yani onlar, bir insanı yakalamak ve kendilerine çekmek için, onun o hissini okşamakla kendilerine bağlarlar, hem onunla onu mağlup ederler. Kardeşlerim hakkında en ziyade korktuğum, bunların zayıf damarından ehl-i ilhadın (İslamın cibilli düşmanlarının) istifade etmek ihtimalidir. Bu hâl beni çok düşündürüyor. Hakikî olmayan bazı bîçâre dostlarımı o suretle çektiler, mânen onları tehlikeye attılar.”

Maalesef  bu süreçte hayretler içerisinde pek çoklarını gördük. İlk başlarda Gazeteciler ve Yazarlar Vakfına gelip “Yâ bize beş kat maaş veriyorlar… İstediğimiz yerde yazıp çiziyoruz. Zaten başka türlü olsa, bizi açlığa mahkum ederler. Siz merhametlisiniz bizi bağışlarsınız.” diyenler oldu. Bazıları hakkında “İnsan bu kadar düşer mi?” diye bir yandan üzülürken bir yandan da tiksinti duymamanız da mümkün değil… 17-25 Aralık sonra, bu ve  benzeri durumları yaşayanlardan bazıları şöyle demişti: “Sizi zor günler bekliyor… Göreceksiniz sizleri en yakınlarınız hatta bazı akrabalarınız şikayet edecek, asla onlara kızmayın… Nefret söylemleriyle Türkiye paramparça hale getirilecek, sakın Türkiye’ye küsmeyin… Birbirine düşman haline getirilen ülkeyi tekrar toplayıp birleştirecek de bu Hizmet… Onun için sizlerin çok sabırlı olmanız gerekiyor.” Tabiî  o zaman bunlar tasavvurlarımızdan bile geçmiyordu. Ama tecrübe konuşuyormuş, dedikleri birer birer çıktı.
Üstad Hazretleri işte bu hubb-u câh tehlikesine karşı şunları tavsiye ediyor: “Ey kardeşlerim ve ey hizmet-i Kur’an’da arkadaşlarım! Bu hubb-u câh cihetinden gelen dessas (sinsi hilekâr) ehl-i dünyanın hafiyelerine (ajanlarına) veya ehl-i dalâletin propagandalarına veya şeytanın şakirtlerine deyiniz ki: ‘Evvelâ Allah rızası, Rahmanî iltifat ve Rabbânî kabul, öyle bir makamdır ki, insanların teveccühü ve beğenmesi ona nisbeten bir zerre hükmündedir. Eğer İlahî rahmet ve merhametin teveccühü varsa, yeter. İnsanların teveccühü, o rahmet teveccühünün yansıması ve gölgesi olmak cihetiyle makbuldür. Yoksa arzu edilecek bir şey değildir… Çünkü kabir kapısında söner, beş para etmez!”

Buyurun, makam, şöhret ve saltanat hevesiyle insanlara haksızlık yapan zulmeden, zayıfları ezip sömüren çeşit çeşit insanların sonlarına bir bakalım:

Nemrutların, firavunların sonu ne oldu? O halkını hor hakir görüp “Ben sizin en büyük rabbiniz değil miyim?” diyen Firavunun haline bir bakınız; Londra’da müzede sergilendiği şekliyle, hem de hiç mumyalanmadan, ibret-i âlem olacak şekilde nasıl iki büklüm!.. Acınacak hâlinden ibret almaya bakalım.

Yerin dibine batırılan Karun’a bakınız…

Mazlumların bölgesini ateşe veren Neron’a dikkat ediniz. “Yardım edin de şunu tamamlayayım” diyerek intihar etmeyi beceremeyen çaresizliği içindeki derbederliğine…

Hitler’e,  Mussoline’ye… Hazin sonlarına

Osmanlıyı arkadan vuranlara… Lavrensin feci sonuna… Hatta Şerif Hüseyin’e oğullarına ve torunlarına.

Libya lideri Kaddafiye, Saddam Hüseyin’e… Son anda başlarına gelenler, bütün hak-hukuk tanımazlara bir ders olmalıdır…

“Filan adam fenalık yaptı, belâsını da buldu” demeyen insan var mıdır?

Merhum Yusuf dedemin anlattığı bir olayı hep hatırlarım. Şöyle demişti: “Çocukluğumda seferberlik kargaşaları içinde, bizim oralarda bazı eşkıyalar türemişti. Bunlar asker kaçağı zâlimlerdi. Köylerde kalmış yaşlı kimselerin evlerini basıyor, koltuklarının altına kaynar suda pişirilmiş yumurta koyarak işkence ediyor, nerede paraları, altınları varsa zorla alıyorlardı. Babam Molla Abdullah harpte şehid olmuştu. Amcalarım hep savaşta idi. Bir gece bir çalgı sesiyle uyandım. Pencereden baktığımda arkada bahçeliğin içinde büyük ateş yakılmış, içki-işret için eşkıyalar etrafına toplanmıştı. Alnında ve yüzünde kocaman bir yara izi bulunan başlarındaki çete reisini iyi gördüm. Ama harp bitti, bir şekilde bu herif kurtuldu. Hacıkebir / Hacıbekir ve Çavdarhisar pazarlarında Çarşamba ve Perşembe günleri ben onu görür ve hep ‘Adamın yaptıkları yanına kâr kaldı!..” diye üzülürdüm. Ama seneler sonra karlı bir gecede, köpeğimiz gecenin yarısı, evimizin dört bir yanına koşuyor, havlayıp duruyordu. Kalktım gittim baktım, kocaman bir adam, zor yürüyor: ‘Ah ölemedim kaldım… Sürünüyorum!..’ diyordu. Yüzünün yarası ile o adam işte!..  Evlatları, yakınları bakmamışlar, o yaşta onu atmışlar. O da bizim köyün, köy odalarında, misafirhanelerinde kalmaya başlamış. Rezil, rüsvay… Gece tuvalete çıkmış… Geri yolu bulamamış, oradan oraya dolaşmaya başlamış… Köpekler saldırmış… İşte öyle iğrenç haliyle inleyip duruyordu!”

Allah imhâl eder, mühlet verir ama asla ihmâl etmez…

[Safvet Senih] 21.6.2018 [Samanyolu Haber]

Seçim senaryoları [Mehmet Efe Çaman]

24 Haziran’a sayılı günler kala, seçimlerle alakalı tahminlerden önce, seçimlerin sonuçlarıyla ilgili senaryolara bir göz atmanın yararlı olacağı kanısındayım. Böylelikle yaklaşan seçimlerden önce hangi olasılıklar mevcut, görür ve değerlendirmelerde bu olasılıkları da hesaba katarız. Bu senaryolar basitleştirilmiş olasılıklardır ve gerçekleşme olasılıklarından bağımsız olarak listelenmiştir.

Senaryo 1: Seçimler şaibesiz, demokratik usul ve teamüllere uygun, adil bir şekilde gerçekleşir ve Erdoğan seçimi kaybeder. Sonuçları kabullenir ve iktidar değişimi gerçekleşir.

Senaryo 1-a: Rejimin sonu. Demokrasiye ve hukuk devletine dönüş.

Senaryo 1-b: Rejimin devamı.

Senaryo 2: Seçimler şaibesiz, demokratik usul ve teamüllere uygun, adil bir şekilde gerçekleşir ve Erdoğan seçimleri kaybeder. Sonuçları kabullenmez ve bir bahaneyle (mesela Seçsis’e “FETÖ” müdahalede bulundu diyerek) seçimleri iptal eder.

Senaryo 2-a: Protestolar başlar ve rejim bunları bastırarak konsolidasyonu sağlar.

Senaryo 2-b: Protestolar başlar ve rejim geri adım atar. İktidar değişir.

Senaryo 2-b-1: Anayasal sistem ve hukuk devletine geri dönülür.

Senaryo 2-b-2: Rejim aynen devam eder.

Senaryo 3: Seçimler şaibesiz, demokratik usul ve teamüllere uygun, adil bir şekilde gerçekleşir ve Erdoğan seçimleri kazanır. Her şey an itibarıyla olduğu gibi devam eder.

Senaryo 4: Seçimler YSK ve Seçsis üzerinden manipüle edilir. Erdoğan galip ilan edilir.

Senaryo 4-a: Durum kabullenilir. Rejim devam eder.

Senaryo 4-b: Protestolar başlar ve kitleselleşir. Ancak sert müdahale olur, rejim durumu kontrol altına alır ve asayişi sağlar. Rejim devam eder.

Senaryo 4-c: Protestolar rejimin geri adım atmasına neden olur. İktidar değişir.

Senaryo 4-c-1: Rejim sona erer, hukuk devletine ve anayasal düzene geri dönülür.

Senaryo 4-c-2: Rejim devam eder.

Senaryo 5: Seçimler gerçekleşmeden önce ya da seçimler esnasında darbe teşebbüsü veya terörist saldırı benzeri bir iddia temelinde seçimler ertelenir veya iptal edilir. Sıkıyönetim ilan edilir.

Senaryo 5-1: Rejim kontrolü sağlar

Senaryo 5-2: Rejime karşı kitle hareketleri başlar ve rejim geri adım atar.

5-2-1: Hukuk devletine ve anayasal düzene dönüş gerçekleşir.

5-2-2: Rejim devam eder

En zayıfsenaryo hangisi?

Bu senaryolardan en zayıf olanı, şüphesiz ki senaryo 1 ve 1-a’dır. Yani seçimlerin kusursuz düzenlilikte ve kurallara uygun gerçekleşerek bir iktidar değişiminin pürüzsüzce gerçekleşmesi olasılığı, analizlerin büyük çoğunluğunda gerçekleşme olasılığı en düşük olan senaryo olarak değerlendiriliyor. Hasbelkader seçimleri Erdoğan dışında bir aday kazanırsa – 1-b senaryosu – rejimin son bularak demokrasiye geri dönülmesi olasılığı var, ama bunun garantisi yok maalesef. Dolayısıyla rejim yine devam edebilir, ana diskur değişmez, “FETÖ” ekseninde takibat politikaları aynen devam eder.

Senaryo 2’nin öngördüğü üzere seçimler şaibesiz, demokratik usul ve teamüllere uygun, adil bir şekilde gerçekleşse ve Erdoğan seçimleri kaybetse bile, sonuçları kabullenmeyebilir ve bir bahaneyle (mesela Seçsis’e “FETÖ” müdahalede bulundu diyerek) seçimleri iptal edebilir. 2-a ve 2-b senaryolarında öngörüldüğü üzere, protestolar başlar ve de ya rejim çöker, ya da rejim protestoları bastırır ve rejim daha da sertleşerek devam eder. Rejimin çökmesi senaryosunda yine iki ihtimal bakidir. Ya bu değişim demokrasiyi doğurur, ya da rejim yine devam eder.

Senaryo 3’te öngörüldüğü üzere, bir diğer olasılık seçimlerin şaibesiz, demokratik usul ve teamüllere uygun, adil bir şekilde gerçekleşmesi ve Erdoğan seçimleri bileğinin hakkıyla kazanması. Bu senaryo inandırıcılıktan en uzak olanlarından biri tabii. Bu sonuç olursa, her şey an itibarıyla olduğu gibi devam eder. Rejim güçlenerek konsolide olur ve çok daha kontrolsüz bir biçimde iç ve dış politikada sorunlara yol açar.

Senaryo 4’e göre seçimler YSK ve Seçsis üzerinden manipüle edilir. Erdoğan galip ilan edilir. Devamında senaryo 4-a’ya göre durum kabullenilir ve rejim devam eder. Senaryo 4-b uyarınca ise protestolar başlar ve kitleselleşir. Ancak sert müdahale olur, rejim durumu kontrol altına alır ve asayişi sağlar. Sonuçta rejim devam eder. Senaryo 4-c ise protestoların başlayacağını ve rejimin bunların sonucunda geri adım atacağını öngörür. Bu durum, iktidar değişimini beraberinde getirir. Senaryo 4-c-1 uyarınca rejim sona erer, hukuk devletine ve anayasal düzene geri dönülür. Senaryo 4-c-2 uyarınca ise rejim devam eder.

Senaryo 5’e göre seçimler gerçekleşmeden önce ya da seçimler esnasında darbe teşebbüsü veya terörist saldırı benzeri bir iddia temelinde seçimler ertelenir veya iptal edilir. Sıkıyönetim ilan edilir. Alt senaryo 5-1 uyarınca rejim kontrolü sağlar, alt senaryo 5-2 uyarınca ise rejime karşı kitle hareketleri başlar ve rejim geri adım atar. Bunların çıktısı olarak, 5-2-1 senaryosu hukuk devletine ve anayasal düzene dönüş öngörür. 5-2-2 senaryosuna göre ise rejim bu şartlar altında da yine devam eder.

Bu senaryolarda gösterilmek istenilen en önemli opsiyonlardan biri, iktidar değişiminin rejim değişimi anlamına gelmeyebileceği gerçeğidir. Diğeri ise, tüm senaryolar içinde en zayıfının, seçimlerin adil gerçekleşecek olması olasılığıdır. Bir diğer önemli dinamik – senaryolarda doğrudan değinilmemiş olsa da – görünen iktidar veya muhalefet dışında başka dinamiklerin de gelişimleri etkileme olasılığının bulunduğudur. Özellikle iktidar değişimine karşın rejim değişiminin gerçekleşmeme olasılığının bulunması, buna işaret eder.

Özetin özeti, bu seçimler Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en şaibeli, demokratik kıstasların en az sağlandığı, belirsizliklerin en üst seviyede olduğu seçimler olmasıdır. İlk kez seçmen iradesinin seçimleri belirleyememesi olasılığının bu denli yüksek olduğu bir seçime gidiyor Türkiye. Pazar akşamı seçim sonuçlarını değerlendirirken bu senaryolardan hangisinin gerçekleşeceği üzerine de düşüneceğimizden eminim.

[Mehmet Efe Çaman] 21.6.2018 [TR724]

Neyden sıkıldık? [Naci Karadağ]

Başlıktaki ifade kendimin değil, damat beyin cümlesinden alındı. Dolayısıyla “Ney değil zurna” türü esprilerin muhatabı ben olamayacağım özür dilerim.

Damat Bey inanılmaz eğlenceli bir malzeme. Mantığı, zekası, vizyonu, vasatı ile bir yazar, hatta mizahçı için benzersiz bir hazine. Sadece bir gününden bir makale, bir sezonundan bir kitap çıkar emin olun.

İşte bu bakan ve damat olan beyefendi geçen gün şöyle buyurmuş: “’Bir deneyelim bakalım, sıkıldık.’ diyorlar. Kimden, neyden sıkıldın? Büyümekten mi sıkıldın? Macera arayanlara güney sınırına bakmalarını öneriyorum. 15 senede Suriye ve Irak’ta 2 milyondan fazla insan öldü.”

Meselenin iç savaş, tehdit gibi yönünü başka fasıla bırakarak hemen sorunun cevabını verelim:

Sizden sıkıldık Sayın Albayrak!

Başta sizin gibi kifayetsiz, liyakatsiz, kayınpeder kadrosundan devleti yöneten muhterislerden sıkıldık.

Ve bunaldık, parti devletinden…

Yalanlarınızdan, üçkâğıtlarınızdan, saçmalıklarınızdan, zulmünüzden, ikiyüzlülüğünüzden sıkıldık kardeşim!

Sahte gülüşlerinizden, bizzat tipinizden sıkıldık ya Hu!

Sıkıldık birader; gevşek gevşek konuşmanızdan, Amazon’a türlü türlü sipariş verip Cuma namazında Allah din edebiyatı yapmanızdan tiksindik hatta.

Midemiz kaldırmıyor artık anlıyor musunuz?

Cehaletinizi kutsamanızdan, arsızlıklarınız, yüzsüzlüklerinizden bıktık.

Merhametsizliklerinizden de; çocuğu, kadını, gençleri bırakınız korumayı zalimce yok etmeye kalkışmanızdan bunaldık.

Köpekleştirdiğiniz yargınızdan, milletin parasını sorumsuzca çar çur etmenizden, hapishaneleri doldurup bununla övünmenizden sıkıldık!

Şu yılışık halinizden tiksindik.

İktidara geldikten sonra paranıza trilyonlar katmanızdan, hanedanlar gibi yaşamanızdan, gemi filolarınızdan, petrol tankerlerinizden, medyaya çöreklenmenizden, masum insanların malına mülküne musallat olmanızdan, size muhalif olan herkese çökmenizden sıkıldık.

Köprü yapıyor ayağına milleti tırtıklamanızdan, yandaşı ihya etmenizden, ekonomiyi batırmanızdan sıkıldık.

Bankaların içini boşaltmanızdan, başta kayınvalideniz ve pederiniz olmak üzere gizli kapaklı yüzlerce müesseseye sahip olmanızdan gına geldi.

Sıkıldık kardeşim, size ve size dair ne varsa her şeyden sıkıldık, tiksindik, midemiz bulanıyor.

Zulümlerinizden sıkılma eşiğini çoktan aştık, gücümüz yetmediği için sadece Allah’a havale edebiliyoruz artık. Siyasal dinciliğinizden, sözüm ona İslamcı ve ikiyüzlü, riyakâr politikalarınızdan sıkıldık.

Kamuda liyakati çökertip, liyakatsizlerden oluşan bir devlet kurmanızdan sıkıldık. hayvanat bahçesi müdürünün TÜBİTAK’ı yönetmesinden, kızını imtihansız devlet memuru yapan hakimden, çay toplayan yüksek yargı mensubundan sıdkımız sıyrıldı.

Türkiye’yi vasat ve ezikler devleti yapmanızdan sıkıldık tamam mı?

Cahilliğe övgü dizmenizden, etime düşman olmanızdan, öküzlüğü yüceltmenizden sıkıldık be bilader!

Kayınpederinizden inanılmaz sıkıldık ayrıca. Onun nefretinden, kininden, her şeye öfkesinden, düşmanlaştırmasından, ötekileştirmesinden, yalanlarından, bunamasından bunaldık.

Görgüsüzlüğünüzden, sonradan görmeliğinizden, angutluklarınızdan, kazmalıklarınızdan bıktık usandık.

Diplomasızlığınızdan, yüzsüzlüğünüzden, üçkâğıtçılıklarınızdan (bunu söylemiş miydim?) sıkıldık.

Milleti salak yerine koymanızdan, balık hafızalı zannedilmekten, özgürlükleri yok etmenizden, ülkeyi tımarhaneye çevirmenizden sıkıldık.

Senden sıkıldık misal, ailenden, eşinden, kaynanandan, kayınbabandan, baldızından, bacanağından, kayınçondan sıkılmak ne kelime, hiçbirini görmek bile istemiyoruz artık!

Kirinizden, kininizden, kibrinizden sıkıldık inan.

Kalpsizliğinizden, nursuzluğunuzdan, onursuzluğunuzdan, vicdansızlığınızdan sıkıldık.

Zulmetmenizden ama güce tapıyor olmanızdan. Dün küfrettiğinizin ayağının altını bugün yalamanızdan, bugün yücelttiğinizi yarın karalamanızdan sıkıldık!

Sadece sizden değil;

Bekir’den Burhan’dan, Süleyman’dan sıkıldık.

Hilal’den, Cem’den, Yiğit’ten, Selvi’den sıkıldık!

Çetelerinizden, mafyalarınızdan, istihbaratınızdan, Sadat’ınızdan, Sedat’ınızdan sıkıldık.

Katillerinizden, silahlı milislerinizden, komplolarınızdan, kalleşliklerinizden, mafyalarınızdan sıkıldık.

Sarayınızdan, makam otolarınızdan, korumalarınızdan, konvoylarınızdan sıkıldık be!

Cari açığınızdan, faizlerinizden, döviz kurunuzdan, borsanızdan yalan dolanınızdan ‘kal’ geldi.

TRT’nizden, Anadolu Ajansınızdan, Pelikan yalınızdan, TÜRGEV’inizden, TÜGVA’nızdanTİKA’nızdan, SETA’nızdan sıkıldık.

Ensar’ınızdan, IHH’nızdan, kararnlık tipli vakıf temsilcilerinizden, anketçilerinizden, banketçilerinizden, yancılarınızdan bayıldık bunaldık.

Medyanızdan, televizyonlarınızdan, Turgay’dan, Nuh’tan, Karaaliloğlu’ndan, Kekeç’ten, Davut’tan sıkıldık işte!

Kana doymamanızdan, şehitlerin kanını üzerinde zıplamanızdan, masumları katletmenizden, şehirlerimizi bombalamanızdan, JÖH’ünüzden, PÖH’ünüzden, tümünüzden sıkıldık.

Fırçanızdan, azarınızdan, kalayınızdan, halayınızdan, alayınızdan sıkıldık kardeşim!

Ahlaksızlığınızdan, puştluğunuzdan, yalancı dostluğunuzdan, yapmacıklığınızdan tiksindik artık.

Partinizden, bakanlığınızdan, liderliğinizden, evinizden, yolunuzdan, yolsuzluğunuzdan, arsızlığınızdan sıkıldık.

Milletin sırtından geçiminizden, yalan yanlış seçiminizden, sarayda beyaz çay içiminizden sıkıldık.

Servetinizden, haram malınızdan, para kasanızdan, ayakkabı kutularınızdan sıkıldık.

Kayınpederinizin suratını sabah akşam görmekten, sizin gevşek sırıtışınızı her haber bülteninde zaplamaktan, Burhan’ın ebleh bakışlarına katlanmaktan sıkıldık.

Haramzadeleri beslemekten, semirmenizden, şişmanlamanızdan, hormanlaşmanızdan sıkıldık.

Ülkeyi parsel parsel satmanızdan, yükü milletin sırtına atmanızdan, suçu başkasına yıkmanızdan sıkıldık.

Münafıklığınızdan, fasıklığınızdan, şeytanlıklarınızdan sıkıldık.

Sahte projelerinizden, uçmayan uçaklarınızdan, çalışmayan arabalarınızdan, geçilmeyen köprülerinizden sıkıldık.

Siftahsızlıktan sıkıldık, küstahlığınızdan sıkıldığımız kadar. Kendinizi bir matah zannetmenizden, feriştah rolüne bürünmenizden, sahte Bismillah’larınızdan, aldığınız ahlarınızdan, sayılamayacak günahlarınızdan sıkıldık.

Gülünç izahlarınızdan, berbat mizahlarınızdan, sahte ilahlarınızdan, kayıt dışı silahlarınızdan bunaldık ve sıkıldık.

İkiyüzlü âlimlerinizden, tecavüzcü muallimlerinizden, irili ufaklı zalimlerinizden sıkıldık.

Boy boy zorbalarınızdan, torun-torbalarınızdan, yiyici akrabalarınızdan, leşçi akbabalarınızdan, kaynatalarınızdan sıkıldık.

Her geçen gün çoğalan yalanlarınızdan, daralan alanlarımızdan, sahte kahramanlarınızdan, nitelikli çalanlarınızdan, üçkâğıtçı bakanlarınızdan, kırk haramiler gibi talanlarınızdan bıktık.

Zehirli yılanlarınızdan, leş peşindeki sırtlanlarınızdan, yağmaladığınız kovanlarınızdan bıktık.

Sahte hayallerinizden, tutulmayan vaatlerinizden, rüşvet saatlerinizden, ilkel inşaatlarınızdan, bankalarınızdan, Halk’ınızdan, Ziraat’larınızdan usandık!

Utanmazlıklarınızdan, pişkinliklerinizden yanmazlıklarınızdan, arsızlıklarınızdan hayâsızlıklarınızdan bıktık.

Günler boyu nelerden bıktığımız saymaktan da bıktık.

Bıktık işte…

[Naci Karadağ] 21.6.2018 [TR724]

Ev sahibi olmak her zaman avantaj değil… [Hasan Cücük]

2018 Dünya Kupası’na ev sahipliği yapan Rusya, kupaya sancılı bir süreçle hazırlanmıştı. Ev sahibi olduğu için eleme oynamayan Ruslar, hazırlık maçlarında istedikleri sonucu alamamıştı. Öyle ki, kupa başlarken tam 250 gün galibiyet alamamış bir Rusya vardı. Suudi Arabistan, Mısır ve Urguay’la A Grubu’nda yer alan Ruslar kolay bir gruba düşmüştü. Kimi uzmanlara göre, 8 grup içinde en kolay gruptu. Nitekim ilk maçında Suudileri 5-0 yenen Ruslar, ikinci maçında Mısır’ı bu kez 3-1’lik skorla geçerek grupta liderlik yolunda önemli avantaj sağladı.

Ev sahibinin erken elendiği turnuvalar seyirci sayısını doğal olarak etkiliyor. Her ne kadar açıktan ifade edilmese de ev sahiplerinin erken havlu atmasını organizatörler istemez. Ancak ev sahipleri namağlup kupaya uzandığı gibi unutulmayacak yenilgilere de imza attıkları oluyor.

1930’da düzenlenen ilk Dünya Kupası’na Uruguay ev sahipliği yaparken, yenilgi yüzü görmeden kupanın sahibi oluyordu. Uruguay, ev sahibi olmanın avantajını sonuna kadar kullanmıştı. O yılların şartlarıyla Dünya Kupası’na seyirci olarak hem büyük lüks hem de oldukça pahalıydı. 1934’de ikinci kupa Avrupa’da İtalya’da düzenlenirken, bir kez daha ev sahibi ülke kupaya yenilgisiz uzanıyordu. İlk iki kupayı misafirlerine ikram etmeyen ev sahipleri, kupayı yeniden kazanması için uzun bir süre beklemesi gerekiyordu.

1966 Dünya Kupası’na İngiltere ev sahipliğinde düzenlenirken, futbolu keşfeden ülke olarak kupanın sahibi olmak istiyordu. Bobby Moore, Bobby Charton, Gordon Banks gibi yıldızlarıyla İngilizler finale kadar yenilgisiz gelmeyi başarıyordu. Finalde Batı Almanya ile verdikleri kupa mücadelesinden 4-2 üstün çıkan İngilizler, namağlup kupanın sahibi oluyordu.

20 yıl önce gelen başarı

Ev sahibi ülkenin yüzünün güldüğü son Dünya Kupası için 20 yıl geriye gitmemiz gerekiyor. 1998 Dünya Kupası’na ev sahipliği yapan Fransa, Zidane, Deschamps, Petit, Vieira gibi yıldızlarla kupanın sahibi oluyordu. Finalde Brezilya’yı 3-0 yenen Fransızlar, kupa boyunca yaptıkları maçlarda yenilgi yüzü görmüyordu.

Geride kalan 20 Dünya Kupası’nda ev sahipleri yenilgisiz 4 kez kupanın sahibi olurken, iki kez de final yolunda yenilgi almalarına karşılık kupayı kazanmasını bildiler. 1974 Dünya Kupası’na Batı Almanya ev sahipliği yaparken, A Grubu’nda ‘düşman kardeşi’ Doğu Almanya ile birlikte yer alıyordu. Gruptaki son maçta Doğu- Batı Almanya karşı karşya gelirken, 1-0’lık skorla gülen taraf Doğu Almanya oluyordu. Doğu’nun lider, Batı’nın ikinci olarak çıktığı grupta, Franz Beckenbauer yönetimindeki Batı Almanya finale kadar gidip, kupanın sahibi oluyordu.

1978 Dünya Kupası’nın adresi Arjantin oluyordu. Fransa, İtalya ve Macaristan ile aynı gruba düşen Arjantin, gruptan ikinci olarak çıkıyordu. Son grup maçında İtalya’ya yenilen Arjantin, Kempes ve Ardiles gibi yıldızlarıyla geldikleri finalde Hollanda’yı uzatma devrelerinde 3-1 yenip kupanın sahibi oluyordu.

Ev sahibi ülkelerden en farklı yenilgiyi Brezilya aldı

2014 Dünya Kupası’na ev sahipliği yapan Sambacılar, kupayı kimseye kaptırmak istemiyordu. Yarı finalde Almanya ile eşleşen Brezilya tarihi bir skorla sahadan ayrılıyordu. İlk devresi 5-0 biten maçı Almanya 7-1 kazanırken, Brezilya en ağır yenilgilerinden birini alıyordu.

Brezilya gibi 7 gol yiyen bir başka ev sahibi ise İsviçre. 1954 Dünya Kupası’na ev sahipliği yapan İsviçre, çeyrek finalde Avusturya’ya 7-5 yeniliyordu. Karşılaşma aynı zamanda bir maçta en çok golün atıldığı maç olarak kupa tarihine geçiyordu. 1958 Dünya Kupası İsveç’te düzenleniyordu. Kupanın favorisi olarak finale kadar gelen İsveç, Pele’nin adını duyurduğu maçı 5-2 kaybediyordu. Diğer ev sahibi ülkelerin farklı yenilgileri ise, Brezilya’nın 1962’de Şili’yi 4-2, 2010 Dünya Kupası’nda Uruguay’ın Güney Afrika’yı 3-0 yenmesi oldu.

Bakalım Rusya’nın yenilgisiz finale kadar gelecek mi? Veya hangi ülke ev sahibini yenecek? Bekleyip göreceğiz.

[Hasan Cücük] 21.6.2018 [TR724]

Yüksek tansiyonu kontrol altına alın!

Türkiye’de her üç yetişkinden birinde görülen hipertansiyon, gerekli önlemler alınması durumunda önemli hastalıklara ve organ hasarlarına yol açıyor. Beslenme şekilleri, mevsim geçişleri, psikolojik durum ve kullanılan ilaçlar gibi faktörlere bağlı olarak ortaya çıkabilen hipertansiyon, yaşam tarzı değişiklikleri ile kontrol altına alınabiliyor ya da bazı durumlarda ilaç tedavisi gündeme geliyor. Dahiliye Uzmanı Dr. Tülay Kadıoğlu, enseden başlayan baş ağrısına dikkat çekiyor.

Kan basıncı yüksek olduğunda, özellikle enseden başlayan baş ağrısı, burun kanaması, nefes darlığı gibi şikayetler ortaya çıkabilir. Tansiyon yüksekliği bazı kişilerde de hiçbir belirti vermeyebilir ve kişinin günlük yaşamını sürdürmesine bir engel teşkil etmeyebilir. Hasta uzun yıllar hipertansiyon sorunu olduğunu bilmeden yaşayabilir. Ancak hastalık kontrol altına alınmadığında, özellikle böbrek, göz, kalp gibi organlar bu durumdan olumsuz etkilenir.

Hipertansiyonun yüzde 95’inin belirli bir sebebi yok ama bazı adımlarla bu hastalığı kontrol altına alabilirsiniz.

  • Tuzu azaltın: Aşırı tuz tüketimi tansiyon hastalığını en başta tetikleyen nedenlerdendir. Günlük tuz tüketim miktarı 2 gr’ın altında olmalıdır. Tuz hem sağlıklı kişilerde tansiyon hastalığı oluşması açısından risk oluşturur hem de hipertansiyon hastalığı olan kişilerde ilaçlarını düzenli kullansalar bile kan basıncı seviyelerinin normale gelmesini engeller.
  • Kilo verin ve hareket edin: Aşırı kilolu olan kişilerin yaklaşık yüzde 40’ında yüksek tansiyon görülüyor. Genç hipertansiyon hastalarının ise yaklaşık üçte biri fazla kiloludur. Fazla kilonun kan basıncı üzerinde de olumsuz etkisi bulunmaktadır. Bu nedenle ideal kiloda olmak tansiyonu dengeleyen bir faktördür. Sürekli hareket halinde olmak kan basıncını düzenler. Bu nedenle günde 10 bin adım kuralına uyacak şekilde hem sağlıklı kişilerin hem de tansiyon hastalarının hareket etmesi önemlidir.
  • Şekeri azaltın:  Şeker hastalarında yüksek tansiyona sık rastlanır. Tansiyon hastalarının ilerleyen dönemlerde şeker hastalığına yakalanmamak için mutlaka şeker tüketimini azaltmaları gerekmektedir.
  • Alkol tüketimi: Alkol kullananlarda yüksek tansiyon görülme sıklığı artar. Hipertansiyon hastalığı olanların da ilaçlarını düzenli kullanırken alkol miktarını da azaltarak kan basıncını dengede tutmaları mümkündür.
  • Stres: Uzun çalışma saatleri, masa başı çalışma düzeni ve düzensiz beslenme tansiyonu olumsuz etkiler. Çalışma hayatının stresi de göz önüne alındığında çalışanlar hipertansiyon ve hipertansiyona bağlı sorunlar için risk altındadırlar. Stresten uzak bir yaşam sürmek birçok hastalık gibi hipertansiyon için de koruyucudur.

[TR724] 21.6.2018