Kadın aktiviste polisin köpekli işkencesini belgeleyen avukatı ifadeye çağırdılar

Kadın hakları aktivisti Sevil Rojbin Çetin, evine yapılan baskında polis işkencesine ve köpek saldırısına maruz bırakıldı. Skandalı belgeleyen avukat ifadeye çağrıldı.

BOLD – Demokratik Toplum Kongresine (DTK) yönelik soruşturma kapsamında yapılan ev baskınlarında aralarında yerine kayyım atanan Silvan Belediyesi Eşbaşkanı Naşide Toprak, Gazeteci Ayşe Kara, Rosa Kadın Derneği aktivistleri ve avukatların da bulunduğu 44 kişi gözaltına alındı. Mezopotamya Ajansının haberine göre gözaltına alınan isimlerden Demokratik Yerel Yönetimler Kurulu ve Tevgera Jinên Azad (TJA-Özgün Kadın Hareketi) üyesi Sevil Rojbin Çetin’in Diyarbakır’daki evine polis, köpekli baskını yaptı. Yaklaşık 3 buçuk saat süren arama sırasında evdeki eşyaların dağıtıldığı, Çetin’in polis işkencesine ve köpek saldırısına maruz kaldığı öne sürüldü. Gözaltında çekildiği anlaşılan bir fotoğrafta Çetin’in sol gözünün altında morluklar, boğazında çizikler, kol ve bacaklarında yaralanmalar olduğu görüldü.

Skandalın ortaya çıkmasının ardından Sevil Rojbin Çetin’in işkenceye uğradığını belgeleyen avukatı ifadeye çağrıldı. Avukatın ifadesinin alınması için TEM Şube’ye talimat gönderdiği ortaya çıktı.  Diyarbakır eski Baro Başkanı M. Emîn Aktar “İşkence eskiden yapılır inkar edilirdi. Şimdi özellikle görünür kılınıyor. İşkence yapanlar hakkında işlem yapmayan savcı işkenceyi belgeleyen avukat arkadaşımızı ifadeye çağırmış. Savcılar yeni suç ihdas yetkisi mi kazandı” diye sordu.

İnsan hakları savunucusu ve HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu da işkence skandalı “26 Haziran BM İşkence ile Mücadele Günü’nü 26 Haziran’da işkenceyle kutlamışlar” sözleriyle duyurdu.

[Bold Medya] 28.6.2020

Avukatlardan halka ‘bizimle birlikte yürüyün’ çağrısı

İstanbul Barosunun ardından İzmir Barosu da avukatlara yarın için yürüyüş çağrısında bulundu. Baro Başkanı Özkan Yücel, “Biz hukuksuzluğa karşı omuz omuza direneceğiz. Bu zamana kadar yanlarında olduğumuz tüm yurttaşlarımızı da bu mücadelede yanımızda görmek en büyük arzumuzdur” dedi.

BOLD – AKP’nin baroların yapısını değiştirmeye yönelik başlattığı çalışmalara karşı savunmanın mücadelesi sürüyor. İstanbul Barosu 50 bin avukatla eyleme hazırlanırken, İzmir Barosu da avukatlara yarın için yürüyüş çağrısı yaptı. İzmir Barosu, internet sitesi ve sosyal medya hesaplarından şu çağrıda bulundu:

“Baroları bölme, savunmayı susturma projesine karşı hiçbir otoriteye, hiçbir güce teslim olmayacağımızı bir kez daha ifade etmek için tüm meslektaşlarımızı 29.06.2020 Pazartesi günü saat 19:00’da İzmir Barosu Merkez Binası önünden Kıbrıs Şehitleri Caddesi girişine, sosyal mesafe kurallarına uygun olarak cübbelerimizle yürümeye çağırıyoruz.”

İzmir Barosu Başkanı Avukat Özkan Yücel, avukatların ve avukatlık mesleğinin çözülmesi gereken birçok sorunu olmasına karşın, siyasi iktidarın baroların seçim sistemine yönelik yapmak istedikleri düzenlemenin baroların ya da avukatların ihtiyacı değil, siyasi iktidarın ihtiyacı olduğunu ifade etti.

Baroların yapısına yönelik müdahalenin sadece avukatların değil aynı zamanda yurttaşların da sorunu olduğunu ifade eden Yücel, şunları dile getirdi: “Barolara yapılmak istenen müdahale gerçekte yurttaşların hak ve özgürlüklerine yapılan bir müdahaledir. Bugün baroların mücadelesi yargının bağımsız kalan son ayağına sahip çıkma mücadelesidir. Baroların bugün yaptığı, her şeyden önce yurttaşların haklarını korumaktır. Biz hukuksuzluğa karşı meslektaşlarımızla birlikte omuz omuza direneceğiz. Bu zamana kadar yanlarında olduğumuz tüm yurttaşlarımızı da bu mücadelede yanımızda görmek en büyük arzumuzdur” dedi.

[Bold Medya] 28.6.2020

Atanan altı rektörün toplam makale sayısı 3, dördü ise sıfır makaleli!

'Özyeğin Üniversitesi Kurucu Rektörü Erhan Erkut, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından altı üniversiteye atanan rektörlerle ilgili "6 rektörün endeksli dergilerdeki toplam makale sayısı 3. Dört yeni rektör sıfır makaleli! " dedi.

Prof. Dr. Erhan Erkut, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla yayımlanan kararla altı üniversiteye yapılan rektör atamalarının liyakatsiz olduğunu söyledi.

Dünyanın saygın üniversitelerinde yardımcı doçent bile olamayacak kişilerin rektör yapıldığını belirten Erkut, "Bu YKS gürültüsü arasında son yapılan rektör atamaları kayboldu. 6 rektörün endeksli dergilerde toplam makale sayısı 3. Dört yeni rektör sıfır makaleli! Biz liyakat dedikçe makalesiz rektörler gelmeye devam ediyor. Sonra neden ilk bilmem kaçta üniversitemiz yok" diye yazdı.

"Bu ülke için üniversiteler bu kadar mı değersiz?" diye soran Erkut,  "Atanabilir bulduğunuz akademisyenler arasında hiç mi endeksli dergilerde 5-10 makalesi olan yok. Acınası bir durum" ifadelerini kullandı.

Meslektaşlarına da seslenen Erkut, "Eğer düzgün bir üniversitede Prof. olmak için yeterli sayı ve kalitede yayınınız yoksa, size gelen rektörlük teklifini kabul etmeyip araştırmalarınıza ağırlık vermenizi öneririm. Kalifiye olmadığınız işi kabul etmek iyi bir kariyer adımı değildir" tavsiyesinde bulundu.

"Üniversitenin birincil işinin insanlığın bilgi dağarcığını genişletmek" olduğuna dikkat çeken Erkut, "Bu kurumun başına gelecek kişinin araştırma faaliyetlerini yönetmeyi, araştırmayı destekleyecek bir sistem kurmayı bilmesi gerekir. Kendisi yayın yapmamışsa bu biraz zor olur" dedi.

Ne Olmuştu?

Anadolu Üniversitesi Rektörlu¨ğu¨ne Prof. Dr. Fuat Erdal, Hacettepe Üniversitesi Rektörlu¨ğu¨ne Prof. Dr. Mehmet Cahit Güran, Selçuk Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Metin Aksoy, Nevşehir Hacı Bektaş Veli Rektörlüğüne Prof. Dr. Semih Aktekin, Bingöl Üniversitesi Rektörlu¨ğu¨ne Prof. Dr. İbrahim Çapak ve Doğuş Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Turgut Özkan atanmıştı.

[Samanyolu Haber] 28.6.2020

KHK’yla 53 gazete, 6 ajans, 20 dergi, 16 televizyon kapatıldı

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ‘milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen’ yapı, oluşum veya gruplara ya da ‘terör örgütlerine’ irtibat ve iltisakı nedeniyle 53 gazete, 6 ajans, 20 dergi, 16 televizyon ve 24 radyonun kapatıldığını açıkladı.

HDP Van Milletvekili Muazzez Orhan Işık’ın verdiği soru önergesinden sadece bir soruya cevap veren Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası kanun hükmünde kararnamelerle (KHK) kapatılan medya kuruluşlarının tam listesini verdi.

53 GAZETE, 16 TELEVİZYON, 24 RADYO…

Oktay’ın cevabında şu ifadeler kullanıldı: “15 Temmuz menfur darbe girişimi sonrası milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen yapı, oluşum veya gruplara ya da terör örgütlerine aidiyeti veya iltisakı nedeniyle; 53 gazete, 20 dergi, 16 televizyon, 24 radyo ve 6 haber ajansı kanun hükmünde kararnameler kapsamında kapatılmıştır.”

“SADECE BİR SORUYA CEVAP VERDİ, ‘O DA İLGİSİZ’”

Konuyla ilgili açıklamasında HDP’li Muazzez Orhan Işık, ‘Oktay’ın sorularla ilgisiz yanıtı’ vurgusu yaparak, “Ülkede en temel sorun alanlarından biri olan medyanın durumuna dikkat çekmek ve baskı altında tutulan, işsizleştirilen, tutuklanan, yargılanan gazetecilerin durumuna dikkat çekmek amacıyla 10 Ocak 2020 tarihinde, ‘Çalışan Gazeteciler Gününde’ TBMM Başkanlığı aracılığıyla Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Fuat Oktay’a bir kapsamlı bir soru önergesi yöneltmiştim. Saldırıya uğrayan, işini yaparken yaralanan, tutuklanan, göz altına alınan, hüküm giyen, halen cezaevinde olan, OHAL dönemi ve sonrasında işsiz/gelirsiz bırakılan ve mevcut durumda işsiz olan gazetecilerin nicel durumlarını sorduktan sonra bu koşullarda ‘gerçek anlamıyla gazeteciliğin yapılabilme koşullarını, basın özgürlüğünde gerilemenin nedenlerini, kapatılan internet sitelerini’ sormuştum. Anayasa gereği zamanında geçerli bir şekilde yanıtlanması gereken bu sorular 6 ay sonra ve ‘yanıtlanmıştır.’ Takdiri ve yorumu kamuoyuna ve siz değerli basın emekçilerine bırakıyorum” dedi.

[Samanyolu Haber] 28.6.2020

Fethullah Gülen Hocaefendi’den virüs uyarısı

Dünya genelini etkilemeye devam eden yeni tip Koranavirüs (Kovid-19) salgınıyla ilgili Fethullah Gülen Hocaefendi’den önemli bir açıklama geldi.

Pensilvanya’da Altın Nesil Kampı‘nda inziva hayatı yaşayan Gülen, salgın tehlikesinin geçtiği düşüncesiyle çoğu ülkede rutin hayata geri dönülmesi ve rahatlamanın sebep olacağı tehlikelere dikkat çekti.

Gülen şunları söyledi:

“Bu ölüm korkusu değildir. Kendine dikkat etmeme, canına kıyma hatta intihar etme ile salgın hastalıklara karşı duyarsız kalma birdir. Çevremizdeki savsaklamalara karşı biz gevşememeliyiz. Tıbbı otoritelerin bu konudaki mülahazalarına göre davranmak zorundayız. Keşke hiçbir zaman maddi manevi laubaliliğe girmesek, hep Allah’ın huzurunda bulunuyor gibi temkinli, dikkatli ve hüşyar olabilsek.”

[Samanyolu Haber] 28.6.2020

Hapishanede Kalmak! [Prof. Dr. Muhittin Akgül]

Yaşadığımız dünyada olayların, acı-tatlı olmak üzere iki yüzü vardır. Bu olaylar, bakıldığı yere göre değişir; renk alır ve desene dönüşürler. Önemli olan, olayların arkasındaki hikmeti görebilmek, belki bir açıdan kader diyebilmek ve irademizin sözünün geçmediği zaman ve zeminlerde, sebeplere takılmaktan uzak kalabilmektir. Bu yazıda hapishanede kalmanın bir yüzünü değerlendirmeye çalışacak, diğer yüzünü ise başka bir yazıya bırakacağım.

Hapishanede kalmak, gecenin bir vaktinde, bir terör yuvasına baskın yapar gibi gelen bir polis ekibinin, sabaha kadar evinizde silah, mühimmat ve uyuşturucu değil, kitap arayıp seçtikleri, tutanak tutarak hastane, gözaltı, uyduruktan hâkim ve adli işlemlerden sonra, kapalı bir araba içerisinde, elleriniz kelepçeli olarak gittiğiniz yolculukla başlayan bir süreçtir.

Hapishanede kalmak, yeni yuvanızın şaşkınlığıyla, kiminle, nasıl kalacağınızın belli olmadığı, farklı sîmalarla biraz da ihtiyatlı, şaşkın ve mahzun bir şekilde karşılaştığınız mekândır.

Hapishanede kalmak, arkadaşlıkları kendi iradenizle seçemediğiniz, sürprizlere gebe kişilerle aynı oda ve koğuşu paylaşmak zorunda kaldığınız evdir.

Hapishanede kalmak, koğuşların aşırı kalabalığından, orta yere bile ranzaların çakıldığı, masumların yerlerde, merdiven altlarında ve kapı önlerinde yattığı, 6-7 kişilik koğuşlarda 30-35 kişinin kaldığı dar mekânlardır.

Hapishanede kalmak, her meslek insanıyla ilk defa tanıştığınız, biraz da yeniliğin verdiği soğukluk ve uzaklıkla, yarınların neler göstereceğini, heyecanla beklemeye koyulduğunuz sürprizler diyarıdır.

Hapishanede kalmak, sabah-akşam tavukların sayılması gibi, bir sürü gardiyanın büyük bir hışım, saygısızlık ve kabalıkla içeriye dalıp, bir ellerindeki kâğıda, bir de içerdeki kişilere bakarak kelle sayımı yaptıkları yerdir.

Hapishanede kalmak, Kur’ân’ın yasaklandığı, “siz teröristsiniz(!), dolayısıyla ADALET(!) Bakanlığı Kur’ân’ı sizlere yasakladı!” şeklindeki kara haberin verildiği, kelimenin tam anlamıyla bir zindandır.         

Hapishanede kalmak, bir iki aydan sonra 35 kişinin kaldığı koğuşa, sadece bir Kur’ân’ın serbest edildiği, okumaya yetişmediği için Kur’ân’ın cüzlere ayrılarak dağıtıldığı Kur’ân’a hasret yeridir.

Hapishanede kalmak, aynı fakültenin aynı sınıfında beraberce okuduğunuz arkadaşınızın, ADALET(!) bakanlığı yaptığı bir dönemde, teröristlik(!) suçlamasıyla kalmak zorunda olduğunuz yerdir.

Hapishanede kalmak, iki haftada bir, eli silahlı büyük bir kalabalığın, ansızın içeri dalarak, masumları düşmanmış gibi hışımla küçük avluya çıkartıp, duvarların kauçuk çekiçlerle dövüldüğü, dolap, yatak, lavabo, defter, not her şeyin inceden inceye arandığı ve arkada darmadağın bir koğuş bırakılarak çekilip gidildiği bir kurumdur.

Hapishanede kalmak, size gönderilen her mektubun satır satır okunduğu, eş, evlat ve dostların gönderdiği mektuplardaki en mâsumca ifadelerinin bile, terör propagandası(!) kabul edilerek, hakkınızda ve haklarında işlemlerin yapıldığı, davaların açıldığı mekânlardır.

Hapishanede kalmak, dilekçenizin üzerine “yeniden ‘tetkik’ edilmelidir”, şeklinde yazdığınız notu, ‘tenkit’ şeklinde okuyan (daha doğrusu okuyamayan) müdür ve müdür yardımcılarının, size hakaret etmesi için gönderdiği, halden anlamaz ve yetersiz gardiyanların cirit attığı mekânın adıdır.

Hapishanede kalmak, beyaz çamaşırların, beş litrelik su kaplarına konduktan sonra, saatlerce sallanarak, yarı otomatik çamaşır makinasına dönüştürüldüğü yerdir.

Hapishanede kalmak, evde yığınla elbiseniz varken, içeriye sınırlı elbisenin verildiği, zaman zaman da: “Sizin bir gömleğiniz, iki pantolonunuz fazla gözüküyor, onları almamız gerekecek!” diyerek dolabınızdan elbiseleri zorla aldıkları ve istediğiniz her elbiseyi giyemediğiniz bir yerdir.

Hapishanede kalmak, torunları yaşındaki gardiyanların, yetmiş yaşındaki sakallı, namazlı mâsumlara, isimleriyle, hem de kaba ve yüksek bir tonda bağırdıkları, saygısızlığın zirve yaptığı mekânlardır.

Hapishanede kalmak, MUSTAFA ERCAN adındaki bir başsavcının, elindeki otuzüçlük tespihiyle, külhanvâri bir edâ ve kabalıkta, üzerindeki iğreti duran başsavcılık sıfatıyla, bir pazar sabahı avaneleriyle koğuşları gezip hava attığı, “yok mu hâlâ içinizden itirafçı?” dediği, mesleğiniz, kariyeriniz, şahsiyetiniz ve hapishanelerde görülen rüyalarla alay ettiği bir yerdir.

Hapishanede kalmak, koridordan geçen tanıdık bir simayla göz göze gelerek gülümseme imkânı bulduğunuz koğuş kapılarındaki mazgal deliklerinin bile, önce gardiyan elleriyle, sonra da demirlerle kapatıldığı mahrumiyet yerleridir.

Hapishanede kalmak, “su hakkınızı bugün tükettiniz!” denilerek, akşamdan suların kesildiği, ertesi güne kadar da suların akıtılmadığı, otuz kişinin barınmak mecburiyetinde kaldığı çağdaş Kerbela’dır.

Hapishanede kalmak, kalabalık yabânî bir timin, büyük bir terör saldırısına müdahale edercesine, tam teçhizatlı olarak koğuşlara sanki düşman saflarına saldırır gibi daldıkları, her şeyin altını üstüne getirdikleri, kendi aldığınız suları, koğuşun zeminine döktükleri, dolapları tekmeleyip eşyaları sağa-sola fırlatarak kırdıkları vahşet meşheridir.

Hapishanede kalmak, ayda bir itirazınızı yapıp, gerekli merciler görmeden, görevli kalem tarafından klişe cümlelerle, hapishanede tutukluluğunuzun devam ettiğini bildiren aynı kâğıtların, hatta bazen geçmiş tarihi de değiştirilmeden, mazgal deliğinden yeniden uzatıldığı, diğer bir ifadeyle adâletin öldüğü veya kasıtlı öldürüldüğü yerdir.

Hapishanede kalmak, avukatınızla görüşürken yanınızda, “kirâmen kâtibinvâri” konuştuklarınızı büyük bir dikkatle, birinin yazıp, diğerinin de dinlediği iki gardiyanın bulunduğu, bu da yetmiyormuş gibi bir de kameranın her söyleneni kayda aldığı, daracık bir bekleme hücresidir.

Hapishanede kalmak, yaşadıklarımı unutmayayım niyetiyle tuttuğunuz yaşadığınız notlarınıza, koğuş aramalarında el konulan, yaşadıklarınızı yazdıklarınız üzerinden hücrelere atılan ve disiplin cezalarına maruz kalınan yerlerdir. 

Hapishanede kalmak, kantin denen kuruma akşamdan yazdığınız on üründen beşinin geldiği, beşten de ikisinin, kasıtlı olarak yanlış getirildiği yerdir.

Hapishanede kalmak, okumaya başladığınız bir seri (birkaç ciltlik) kitabın, istediğiniz cildine ulaşmak için, haftalarca kütüphane yolu gözlediğiniz yerin adıdır.

Hapishanede kalmak, uzayan saçlarınızı, verilen eski makinalarla başka bir arkadaşınıza kestirmek zorunda kaldığınız, onun da hayatında yaptığı ilk tıraş olması hasebiyle, günlerce aynaya bakamadığınız mekânlardır.

Hapishanede kalmak, on dakikalık telefon görüşmesine giderken, hem koğuş çıkışında, hem de geri dönerken, aynı gardiyanlar tarafından götürüldüğünüz halde tepeden tırnağa, yine aynı gardiyanlar tarafından, iğneden ipliğe detaylı bir aramaya tabi tutulduğunuz yerdir.

Hapishanede kalmak, sayım zamanı namaz kılmaya denk geldiğinde, gardiyanlar tarafından: “bizi beklemek zorundasınız, biz gelinceye kadar namaza duramazsınız!”, bir başka yetersizin ise, “sayım zamanı ibadet ve tuvalet yasaktır!” azarlamalarına maruz kaldığınız yerdir.

Hapishanede kalmak, namaz kılınan beton üzerindeki battaniyelerin büyük bir hışımla çekilip alındığı, “betonun açık olması lazım, yeri kapatamazsınız!” bahanesinin uydurulduğu bir yerdir.

Hapishanede kalmak, âni bir kararla, belli renkteki elbiselerin giyilmesinin yasaklandığı bir kurumdur.

Hapishanede kalmak, gardiyanlara sorulan en küçük bir soru karşısında, hücre tehdidiyle tehdit edildiğiniz bir mekândır.

Hapishanede kalmak, kim hangi rüyayı görürse görsün, bütün yorumların, çıkmaya endekslendiği bir rüyalar merkezidir.

Hapishanede kalmak, bazen hayvana bile veremeyeceğiniz gıdaların, yemek adı altında (nimete nankörlük olmasın) sunulduğu bir yerdir.

Hapishanede kalmak, ölen bir yakınınızın haberinin, bütün insani nezaketlerin dışındaki bir tarzda yüzünüze kabaca söylendiği, uzaklığından dolayı cenazesine katılamadığınız, katılsanız bile elinizdeki kelepçeyle mesafeler kat edip gitmek zorunda kaldığınız bir gurbet evidir.

Hapishanede kalmak, hamile eşinizin doğum yaptığını, on gün sonra öğrendiğiniz ve o on gün içinde hayatınızdan hayatın gittiği girdabın adıdır.

Hapishanede kalmak, herhangi bir hastane ihtiyacınızda, aradan geçen uzun süreden dolayı, hastalığınızı atlatıp da artık gitmeye ihtiyacınızın kalmadığı geç zamanda götürmek istedikleri, bir mahrumiyet beldesidir.

Hapishanede kalmak, on dakikalık telefon görüşmenizin bir kısmını: “Ben falanım, soyadım şudur, koğuş numaram şudur…” şeklindeki akılsız ve mantıksızca cümleleri, eşinize söyledikten sonra ancak konuşmaya başlayabileceğiniz bir yerdir.

Hapishanede kalmak, kaldığınız koğuşa tam alıştığınıza inandığınız bir günde, “beş dakika içinde hazır olun, koğuş değişikliği!” şeklindeki soğuk ve sert bir ses tonuyla kulaklarınızın çınladığı bir yerdir.

Hapishanede kalmak, dış dünyayla irtibatınızın külliyyen kesildiği, yerel gazetelerden eşinizin ya da kardeşinizin gözaltına alındığını duyup bir hafta boyunca haber alamadığınızdan dolayı da kıvranıp durduğunuz çilehanenin adıdır.

Hapishanede kalmak, bir şeb-i âruz aşkıyla çıkılan açık görüşlerden sonra, başların yerde olduğu, hüzünlerin yüzlerden damla damla döküldüğü mâtemhânenin adıdır.

Hapishanede kalmak, belki hayırlı bir haber getirir beklentisiyle haftalar, aylar boyu avukatın yolunu gözlediğiniz yerdir.

Hapishanede kalmak, yetmişin üzerindeki babayla, mesleğinin zirvesindeki başarılı evladın, altlı üstlü bir ranzada kaldıkları gariphânenin adıdır.

Hapishanede kalmak, şeytanların daha bir yoğun çalışması ve heyecanlı ve hassas bünyeleri derinden etkilemesi karşısında, ortaya çıkan gereksiz tartışmalara şâhit olunan yerdir.

Hapishanede kalmak, abartılı-uydurma onlarca müjdeli habere, görülen yüzlerce müjdeli rüyaya rağmen, çıkış kapılarının bir türlü aralanmadığı, tahliye müjdesinin bir türlü verilmediği yerdir.

Hapishanede kalmak, sözde itirafçıyla, hakkında itirafta bulunduğu kişilerin, aynı küçük odayı büyük bir mahcubiyet içerisinde paylaştıkları mekândır.

Hapishanede kalmak, mahkemeye her gidişte, belki olur ümidiyle bütün koğuşun heyecanla beklediği kişiyi, “hayır yine olmadı!” mahzun edasıyla karşıladığınız yerin adıdır.

Hapishanede kalmak, çıktığınız uyduruk mahkemelerdeki, uyduruktan iddianameler karşısında savunmanızı yaparken, saygısızlığa maruz bırakılmanız, sesinizin kesilmesi, en doğal hakkınız olan savunma hakkınızın elinizden alındığı yerdir.

Hapishanede kalmak, tahliyesi çıkan her bir arkadaşınız karşısında, bir yandan sevinç yaşarken, bir yandan da derin bir burukluğu iliklerinize kadar hissettiğiniz yerdir. 

Hapishanede kalmak, oruç açmanıza kırk dakika kala ansızın, candan bir arkadaşınızın koğuştan çıkartılıp, nereye götürüldüğünü söylemedikleri, sizin de günlerce hakkında haber alamadığınız bir mâtemi yaşadığınız yerdir.

Hapishanede kalmak, Hz. İbrahim’in (a.s.): “Benim Rabbim hayatı veren ve öldürendir” sözüne karşılık Nemrut’un: “Ben de yaşatır ve öldürürüm” deyip, zulmen mahkûm ettiği iki kişiden birini serbest bırakıp, diğerini de ölümle cezalandırdığı günümüz Nemrut’larının, rakiplerini ve muhaliflerini zulmen, cebren ve hîle ile tutuklattırdığı esir kampı, intikam yurdu, işkence yeri ve yalancı cehennemdir.

Ve hapishanede kalmak, bir taraftan aldığınız tahliye kararı haberiyle sevinirken, diğer taraftan da, geride bıraktığınız arkadaşlarınıza hasretle sarılarak, derin bir hüzünle, ruhunuzu içeride bırakarak çıktığınız yerdir. 

[Prof. Dr. Muhittin Akgül] 27.6.2020 [Samanyolu Haber]

‘Atilla Taş’a beraat veren hâkimi, Silivri’de yanımıza verdiler’

Ömrü yardım kuruluşlarında hizmet etmekle geçen Cemil Başbay, gözaltı, tutuklanma ve Silivri hatıralarını Tr724’e anlattı.

↘️Nezaretten sonra Silivri, Cennet gibi geldi…

↘️Kelepçeyi bol bağlayınca dünyalar benim oldu.

↘️Üç insanı vurmuş mahkûma daha iyi davrandılar

↘️Kur’an ve kitaplarımız gelince bayram yaptık

↘️Hapishanede kuş saati…


[TR724] 28.6.2020

Ahmet Nesin: Hulusi Akar ve Adil Öksüz 15 Temmuz’u aynı odadan yönetti!

Gazeteci Said Sefa tarafından sunulan ‘Ne Oluyor’ programına konuk olan gazeteci-Yazar Ahmet Aziz Nesin, 15 Temmuz darbe kalkışmasının dönemin Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve MİT elemanı Adil Öksüz ile birlikte yönetildiğini söyledi.

‘Ne Oluyor’ programına konuk olan gazeteci-Yazar Ahmet Aziz Nesin, gazeteci Said Sefa’nın sorularını cevapladı.

Dönemin Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın darbeyle ilgili Cumhurbaşkanı Erdoğan ile hiç bağlantıya girmemelerine dikkat çeken Ahmet Aziz Nesin, 15 Temmuz gecesi aynı odada bulunan Hulusi Akar ve Adil Öksüz’ün darbeyi birlikte yönettiklerini kaydetti.

15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili olarak konuşan gazeteci-yazar Ahmet Aziz Nesin, Akıncılar Üssü’nün bu işin ana üssü olduğunu söyledi. Nesin konuşmasına şöyle devam etti: ‘‘Akıncılar Üssü’nde kim var. Hulusi Akar, Kara Kuvvetleri Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Salih Zeki Çolak orada, Adil Öksüz orada. Birinci elden geldi diyebilirim bu bilgi. Hulusi Akar ve Adil Öksüz ile aynı odada darbeyi yönetiyor. Ta ki darbeden vazgeçene kadar, darbenin olmayacağına karar verene kadar. Bu pazarlık kiminle yapıldı onu bilemiyorum; Erdoğan ile mi yapıldı Erdoğan’ın tarafında olan generallerle mi yapıldı onu bilemiyorum. İşte orada Avrasyacılar ile NATO’cuların kapışması başlıyor. Geri kalan ekip olduğu gibi Ergenekon ekibi. Hulusi Akar, Akın Öztürk ve Adil Öksüz aynı odada. Çok enterasan bir şey var; Akın Öztürk ile Hulusi Akar 16 Temmuz günü öğle saatine kadar Mehmet Dişli’de olmak üzere üçü beraberler. ‘Darbeye karşı mücadeleyi birlikte yürüttük’ diye Hulusi Akar’ın açıklaması var.

Erdoğan darbe yapılmasını istiyor; bunun için ne yapması gerekir; Adil Öksüz gibi bir MİT elemanını belli ki bu konuda bilgili iyi yetiştirilmiş bir eleman, onların içine sokmak gerekir. Hem Fetullah Gülen ekibinin içine hem de NATO’cuların içine sokması gerekiyor. Adil Öksüz’ün Gülen ekibiyle ne zaman irtibatlandırıldığını bilemem, Erdoğan 2011-2012’den itibaren bir darbe olsa ben rahatlasam havasında. Çünkü Erdoğan, MİT TIR’ları ve İŞİD’den dolayı çok sıkışmış durumda. Türkiye’de 7 Haziran seçimleri bir milattı.’’


[TR724] 28.6.2020