Rahman'ın talimi Kur'an [Safvet Senih]

Rahman Suresi, ta başında derin bir varlık sırrını ifade ediyor: “Rahman… Kur’an’ı talim etti. İnsanı yarattı. Ona beyanı öğretti. Güneş ve ay bir hesap ile hareket etmekteler. Yıldızlar ve bitkiler hep secdededirler. Göğü bu âhenkle O yükseltti ve bu mizanı koydu ki siz de ders alıp ölçü dışına taşmayasınız. Öyleyse siz de tartıyı adâletle yapın, sakın teraziyi, dengeyi aksatmayın.” (55/1-9)

Bu surenin birinci âyeti, sadece “Er-Rahman” kelimesidir. Allah ism-i celâli Cenab-ı Hakkın bütün kemâl sıfatlarını içine alan sadef gibidir. Allah ismi, Cenab-ı Hakkın aynî sıfatları olan, Vücud, Kıdem, Beka, Vahdaniyet Muhalefetin lil havadis, Kıyam bi nefsihî gibi zâtî sıfatlarına bakar. Rahman ismi ise Cenab-ı Hakkın ne ayn ne de gayr olan ‘Hayat, İlim, İrade, Kudret, Sem’i, Basar, Kelam, Tekvin gibi subûtî sıfatlarına bakar.

Çünkü Rahman, Rezzak yani rızık veren mânâsınadır. Rızık bekaya sebeptir. Bekâ vücudun tekerrüründen ibarettir. Vücud ise birincisi mümeyyize (ayrılıp seçen), ikincisi muhassısa (tahsisn  eden), üçüncüsü müessire (tesir eden) olmak üzere İlim, İrade, Kudret sıfatlarını gerektirir. Bekâ, rızkın semeresinin mahsulü olduğu için Basar (görme), Sem’ (işitme), Kelâm (konuşma) sıfatlarının iktiza eder. Böylece, rızka muhtacı olan istediği zaman ihtiyacını görsün.

Rahman  olan Cenab-ı Hak yaratma, hayat verme, bilme, işitme, görme konuşma gibi sıfatlarla kainatı yaratmış ona tekvînî kanunlarını ilahî bir mesaj ve buyruk olarak talim etmiştir. İnsanların yanlışlıkla tabiat kanunları dedikleri şeyler, fıtrî, tekvînî, ilâhî kanunlardır. Kelamı olan Kur’an-ı Kerimi Cenab-ı Hak daha insanı yaratmadan önce kainata talim etmiş gibidir… Büyük insan kainata talim edilen Kur’an, daha sonra yaratılan küçük kainat insana beyan öğretilip Cenab-ı Hakka muhatap hâle getirildikten sonra aynı şekilde kitap olarak gönderilmiştir. Bediüzzaman Hazretlerinin Muhakemat Risalesinin başında belirttiği gibi, “Kur’an öyle bir kitaptır ki: Kaideleri, yaradılış âleminin kitabından (kainattan) kader eliyle ve hikmet kalemiyle yazılmış olup (kainatta) cereyan eden İlahî ince ve derin kanunları izhâr ettiğinden, âdil kanunları ile insanlığın, nizamına, muvazenesine ve (maddi-manevî)  gelişmesine mutlak kefil ve üstad-ı küll olmuştur.”

“(Kur’an) şu büyük kainat kitabının ezelî bir tercümesi ve tekvînî âyetleri (yaratılış âyetlerini) okuyan çeşitli dillerin ebedî tercümanıdır.” (25. Söz 1. Cüz)  “Kainatın büyük mescidinde Kur’an kainatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım.” (7. Söz)

“O İslâmî kanunların, kaideleri ‘Nereden gelmiş ve nereye kadar devam eder gider?’ diye sorulduğu zaman, yine İslamî kanunlar, mucizelik diliyle cevaben diyecektir ki,  ‘Biz, kelâm-ı ezelîden ayrıldık, insanların fikriyle beraber ebede kadar devam edip gideceğiz. Fakat insanlar dünyadan alakalarını kestikten sonra, biz de sureten, teklif cihetiyle insanlardan ayrılacağız,  fakat maneviyatımız ve esrârımızla insanlığın arkadaşlığına devam edip, onların ruhlarını gıdalandırarak, onlara delil olmaktan ayrılmayacağız.” (İşaratü’l-İ’caz).

“Kur’an kainatın yaratılış planıdır. (İmanı-ı Mübin’dir) diyen Süleyman Karagülle, Rahman Suresinin başından âyetleri ele alarak diyor ki: “Bu ayetlerin dizilişi ile ilgili olarak sorulacak bir çok soru vardır. Neden Kur’an’ın öğretilmesi önce, sonra insanın yaratılması zikredilmektedir? İnsana beyanı öğretmekle ay ve güneşin hesaplanması arasında ne ilişki bulunmaktadır? Ağaçlarla yıldızlar neden bir arada secde etmektedirler? Göklere ait genel çekim ve merkezkaç dengesi ile bakkalda tartılan terazi arasında ne gibi bir ilişki vardır? Tartıyı yanlış tarttığımızda neden gerek denge bozulmaktadır?”

“Görülmektedir ki, ilk bakışta birbirleriyle ilgili olmayan şeyler bir arada zikredilmekte imiş gibidir. Ancak bunlar arasında derin bir takım bağların bulunduğu, biraz düşünülünce anlaşılmaktadır. Bu soruların cevapları konumuzu teşkil etmektedir. Böylece Kur’an’ın ilim, fen ve gelecekle ilgili ilişkileri de ortaya çıkmış olacaktır.’ Kainat ikili olarak çift çift var edilmiştir. (…) Kainatta mevcut ve olacak bütün müesseseler birbirinin benzeridir. Birinde mevcut olan bir şey başkasında da vardır. Herşey birbirinin analoğudur. Bu sonuç bize ne gibi kolaylık ve avantajlar sağlamaktadır? Müesseselerden birini öğrendikten sonra diğer bir müesseseyi onun bir benzeri olarak öğrenmek elbette daha kolay olacaktır. Çünkü bütün müesseseler birbirine benzemektedir. Kur’an’da bundan dolayı Allah “Biz, herşeyi sizin kolayca anlamanız için ikili yarattık.” (51/49) demektedir. İslâmiyette kıyas delili bu analoğa dayanmaktadır. Benzer şeylerde madem benzer hükümler olacak öyleyse birinde bildiğimiz bir şeyi, diğerinde de bulabiliriz demektir. Bu benzerlik sebebiyledir ki, aynı düşünme tekniği ve mantığı ile herşeyi öğrenebiliyoruz. Biz hukukta başka türlü, astronomide başka türlü, tıpta başka türlü iktisatta başka türlü mantık kullanmayız. Aynı tüme varım ve tümden gelim ilkeleri, aynı çelişki ve kıyas yolları bütün müesseselerde geçerlidir.”

“Bu geçerlilik sadece mantıkta değil, matematikte de aynen cârîdir. Bir bakkalda ödenecek bir parayı hesaplayan ile, bir direğin taşıyacağı veya taşıdığı yükü hesaplayan mühendis, bir bilgisayarı dizayn eden mühendis hep aynı formülleri kullanır. Para, fiyat ile mikdarın çarpımına eşittir. Mühendisin elinde para yerine kuvvet, fiyat yerine gerilme,mikdar yerine kesit alanı yer almıştır.”

“Bundan dolayı Kur’an’da, insana beyan, yani açıklama öğretildikten sonra, ay ve güneşin hesap ile yaratıldığı, ifade edilmektedir. Bu âyetlerdeki bakkal terazisi ile, galaksiler, bir yerde içiçe dile getirilmiştir. Şimdi burada bir soru ile karşılaşılabilir. Değişik alanlarda aynı matematiği ve aynı mantığı kullandığımız halde isimler farklı farklıdır. Acaba değişik alanlardaki isimleri (birimleri) birleştirerek aynı kelimelerle konuşsak daha iyi olmaz mı? Acaba bu durum mümkün olabilir mi? Böyle olduğu takdirde tek bir ders kitabı olacak, ancak herkes o kitaptan aynı şeyleri okuyacak, fakat başka şeyleri anlayacaktır… Elektirikçi başka, iktisatçı başka, tabib başka şeyler anlayacaktır. Bununla beraber değişik müesseselerdeki benzer şeyleri anlamış olacaklardır. Bu bize bir takım kolaylıklar sağlayacaktır. Bir defa aynı kitabı okuduğumuz için müesseseler arasında bir merkez oluşacak ve bir birlik meydana gelecektir. Sonra birinin keşfinden diğerleri de yararlanmış olacaktır. Ayrıca başka bir müesseseyi bilen, diğer müesseseleri çok kolay öğrenebilecektir. Kelime ezberleme yükünden kurtulmuş olacağız. Buna göre fakülteler dahi hep aynı kitapları okumuş olacaklardır.”

“İşte Kur’an, böyle bir kitaptır. Bunu bizzat Kur’an’ın kendisi bildirmektedir. Er-Rahman suresindeki önce Kur’an’ın öğretilmiş olması ifadesi bunu belirtmektedir. Önce kainatın yaratılıp sonra Kur’an indirilmiş değildir. Kainat insan için yaratıldığından Kur’an’da, “İnsanı yarattı’ denilmektedir. Tabir caiz ise Kur’an kainatın projesidir. Yaratılmadan önce irade buyurulmuştur. Önce proje, sonra inşaat yapılmıyor mu? Bu kadar bir Kitap’ta, bu kadar çok şey nasıl sığdı denilebilir. Kur’an bu soruya şöyle cevap vermektedir: ‘Yaş, kuru ne varsa, hepsi onun içindedir.’ (6/59) İçindedir, çünkü bir müessese anlatılmış, diğerlerinin adları verilmiş, kalanlar hep kıyas yoluyla çıkarılsın istenmiştir. Beyanı öğretme budur. Yalnız Kur’an, sadece bir müesseseyi anlatmamış, içiçe her müessesenin benzer olmayan taraflarını ifade etmiştir. Böylece halk okuduğu zaman her müessesenin  bir parçasını görebilmekte, ilim adamları ise her müesseseyi kıyas yoluyla öğrenerek anlayabilmekte ve bir bütün olarak uygulama imkanını bulabilmektedir.”

Cenab-ı Hak, Rahman isminin tecellisiyle merhameten bizlere böyle bir çok kolaylıklar sağlamıştır. Kur’an-ı Kerim’in ortaya koyduğu makuliyetler, biz de aklımızı çalıştırarak kainatta herşeyi, ilmî-fennî gerçeklerle hallaç pamuğu gibi attırıp elden geçirmemiz lâzımdır.

[Safvet Senih] 20.4.2018 [Samanyolu Haber]
ssenih@samanyoluhaber.com

‘Meğer onun da dizleri titriyormuş!’ Bu belki de son seçimdir [Ahmet Dönmez]

Seçimler seçim olmaktan çıkınca seçmenler de işi makaraya sardı. 24 Haziran açıklanalı beri “Çocuklar inanın, inanın çocuklar, güzel günler göreceğiz, güneşli günler” tadında duygu patlamalarından ziyade insanların mizaha vurduğu, dalga geçtiği bir sath-ı maile girdik.

Eskiden halk arasında “Dalga mı geçiyorsun, adam mı seçiyorsun” diye banal mi banal bir söz vardı. Yeni Türkiye’de hala yaşıyor mu bilmiyorum. Şimdi “adam seçerken” dalga geçiyoruz. Ya da dalga geçerken adam seçiyoruz.

Nesini ciddiye alıp analiz yapacaksın ki?

Son seçimi 7 Haziran’da yaptık, bitti.

Ondan sonra doğru düzgün bir seçim yapamaz hale geldi. Ya milleti terörle korkutup şehit cenazelerine sarıldı ya da çuval çuval mühürsüz oylarla sandığa hile karıştırdı. Bu sefer de umudunu ‘baskın basanındır’ pişkinliğine bağlamış.

Tabi kimse artık adil seçime inanmadığı için sosyal medya da eğlencesini buldu. “Aslında erken seçimi geçen hafta yaptım, ben başkan seçildim”den tutun da “Seçimi akşam haberlerine yetiştirseydiniz bari”ye varıncaya kadar türlü espriler, manzaranın aslında ne olduğunu anlatmıyor mu bize?

“Bir KHK ile kendini başkan ilan etmediğine şükür” diyenlerinkisi sadece mizah değil.

YSK Başkanı, “İyi Parti’nin seçime girip giremeyeceğini ben de bilmiyorum” diye açıklama yapıyor, insanlar hep bir ağızdan “Daha talimat gelmemiştir” diye yapıştırıyor. Herkes her şeyin farkında.

Bizler böyle makara yaparken işini fazlasıyla ciddiye alan biri var: Recep Tayyip Erdoğan. Hiç şansa bırakmaz. O kadar ciddiye aldı ki bu sefer, bu kadarı fazla oldu. Kendi karizmasına jilet atmakla meşgul.

Ergenekon operasyonlarında görev alan bir polisin sözlerini okumuştum bir haberde. Eski kudretli paşalardan birini gözaltına almaya giderken bu polisin dizleri korkudan titriyormuş. Fakat eve varıp da kapıyı çaldıklarında o emekli generali de karşılarında titrer görünce rahatlamış. “Meğer onun da dizleri titriyormuş” diyordu.

Şimdi şu anlaşıldı: Dışarıya karşı istediği kadar racon kessin, aslında nicedir korkudan dizleri titriyormuş Usta’nın. O yüzden kimi Twitter kullanıcılarının son karardan sonra “Korkma, titre” şeklindeki paylaşımları haksız değil. Sadece negatif bir çağrışım yaptığı için çok paylaşılmıyor. Yoksa durum tam da bu.

Sadece Erdoğan’ın ‘erken seçim’le ilgili geçmiş açıklamalarını alt alta dizin, siz de espri üretmeden duramayacaksınız. Gerçi şimdi biri o sözleri kendisine hatırlatsa Cumhurbaşkanı’na hakaretten içeri atılır ya, neyse. Erken seçim isteyene ne ‘vatan haini’ demediği kalmıştı ne de ‘istikrar düşmanı’…

Onu bırakın, daha Bahçeli’nin konuşmasının peşinden yaptığı grup konuşmasında bile 3 kere “Kasım 2019’da yapacağımız seçimler” diyen birinin ertesi gün 24 Haziran’ı açıklamasının izahı ne olabilir?

Daha 3 gün önce 1,5 sene sonra seçim olacağını düşünen millet, 2 ay sonra sandığa gidiyor. Sabah akşam “Şöyle güçlüyüz, böyle istikrarlıyız, ekonomide spekülatif ataklara inanmamak lazım” falan derken, en spekülatif atağı Erdoğan’ın kendisi yaptı.

Bahçeli’nin “Türkiye’nin 3 Kasım 2019’a kadar dayanması kolay değildir. 3 Kasım 2019’u beklemek mümkün değildir.” sözlerini teyit etti. Şu anki siyasi iktidarın ne kadar dayanıksız, ne kadar çürük olduğu bundan daha iyi anlatılabilir miydi? Biz bilmiyorduk, evet ama meğer dizleri titriyormuş Reis’in. Saklambaç oynarken panikten kendi saklandığı yeri belli eden çocuklar gibi..

Hayır, o zaman neden ele güne karşı Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’i azarladı ki? “Belki fırtına kopacak, borçlanmayın” diye uyaran Şimşek’i canlı yayınlarda rezil etti. Peki ekonomideki kırılganlığın itirafı değil mi bu acil seçim?

Dünyanın her yerinde sermaye istikrar arar, erken seçim istemezken havuz medyası “Piyasalar coştu” diye başlık atıyor bir de. Doların düşmekte oluşu da belli ki bir planın parçası. Harun Odabaşı’nın yazdığı gibi, belki piyasaya bir miktar daha sıcak para basacak. Bunu seçim kozuna çevirecek. Peki ya sonra?

Bir kere paniğini, korkusunu ayan beyan belli etti. Karizmasını da fena çizdi. Hem tükürdüklerini yalayarak hem de endişesini belli ederek.

Peki bu neyin korkusu? Kimi ekonomi diyor kimi Akşener… Bazılarına göre Ergenekon. Kimi de dış politikaya dikkat çekiyor. Anayasa Mahkemesi ittifak yasasını bozacağı için erken hamle yapma ihtiyacı olarak yorumlayan da var. Her halükarda bir korku olduğu net.

Kamuoyu yorumuna bakarsak genel kanaat Meral Akşener’den korktuğu yönünde. İyi Parti’yi seçime sokmama yönünde adım atıldığı düşünülüyor. Pek yabana atılacak gibi değil. Şimdiye kadar Akşener’i hiç muhatap almayan, böylece rakibini büyütmemeye çalışan Erdoğan, en büyük muhataplığını ortaya koydu. Kendisini seçime sokmamak için apar topar, yeldir yepelek sandığa koştuğu izlenimini verdi. Kendi elleriyle İyi Parti liderini büyüttü. Başkanlığın gizli öznesi haline getirdi.

Ama diyorum ya, işini de ciddiye alıyor. Aynı gün OHAL’i de uzattı. Atı aldı, yine Üsküdar’ı geçecek belli ki.

Hayır zaten ajansları AKP genel merkezine bağlamışsın. YSK, AYM emrinde. Medya, Doğan Grubu dahil olmak üzere senin broşürüne dönmüş. Yetmemiş MHP’yi de istimlak etmişsin. İttifak yasası ile mühürsüz oyların geçerli sayılacağına dair yasa değişikliği bile yapmışsın. Daha bu neyin telaşı? Zaten 50-0 öndesin. Sen elinde gürzle, topla, bazukayla ringe çıkmışsın; rakibinin ellerini, kollarını bağlatıyorsun; yetmiyor bir de ringden aşağı attırmaya çalışıyorsun. Sorsan, Kasımpaşalı. “Sağlam İrade”. “Dik dur eğilme, bu millet seninle!”…

Tabii piyasalarda bir coşku, bir coşku… Sorma gitsin.

Şimdi daha iyi anlaşılıyor; demek Gemerek Hakimi de Erdoğan’ın kendisiymiş. O zaman Bahçeli’yi koruyabilmek için Tosya’yı, Gemerek’i ve bilumum taşra adliyelerini devreye sokan Kasımpaşalı Sağlam İrade, bu kez bizzat kendisi Türkiye Hakimi olarak devreye girmiş oldu. Böylece anketlerle ilgili iddiaları da doğruladı.

Tabi artık sadece MHP üzerinden sahnelenen bu kasaba ayak oyunları açığa çıkmadı. Afrin’ler, Münbiç’ler, kamuflajlar, botlar da anlaşıldı. Şehit tabutları, cenazeler hep bir amaç içinmiş.

Saray’ın Sabah’ı da diyor ki, “Türkiye’nin önünü açmak için”… Kapalı mıydı ki Türkiye’nin önü? Kim kapatıyordu? Önümüze gelene Osmanlı tokadını yapıştırıp yere sermiyor muyduk? Herkes önümüzde diz çökmüyor muydu?

Şimdi AKP Başkanı Erdoğan diyor ki, “Gerek Suriye’de yürüttüğümüz sınır ötesi operasyonlar, gerek Suriye ve Irak merkezli olarak bölgemizde yaşanan tarihi önemdeki hadiseler Türkiye’nin bir an önce belirsizlikleri aşmasını zorunlu hâle getirmiştir.”

Neyin belirsizliği? Bir belirsizlik mi vardı? Bir gece ansızın gelebiliyor, vurduk mu oturtuyorduk. Bu yedi düvelin efelikleri bizim uçaklarımızı görene kadar değil miydi? Amerika bile bizden korkuyor, Başbakanımız “Kimse caz yapmasın” diye ayar veriyordu.

Şu anda neyi yapamıyorsunuz ki Suriye’de, seçimden sonra yapacaksınız?

Baktın Afrin hoş değil, Münbiç’i dolan da gel öyleyse, ne diyelim.

Olmadı atı alıp Üsküdar’ı geçer gelirsin bi koşu…

Fakat şunu hepimiz biliyoruz, bu seçim hiç bir şeyi çözmeyecek. Her neyin korkusu ise bu yaşadığın, çok daha kısa sürede ve daha büyümüş olarak çıkacak karşına. Bir sonraki seçimi de 1 yıl sonra mı yapacaksın? Her seferinde ipin ucu biraz daha kısalacak.

Kim bilir bu belki de son seçimdir.

[Ahmet Dönmez] 20.4.2018 [TR724]

Siz Meryemsiniz! (2) [Emine Eroğlu]

– Hizmet ablalarına…

Hiç “dünyalı” olmadınız.

Yüzünüz uhrevi alemlere çevriliydi. Görünmeye kapalı, ilhamlara açık yaşadınız.

Maddenin karşısına manâ, menfaatin karşısına diğerkamlık, nefretin karşısında sevgiydiniz.

Hep toprağa yakın, hep gidecek bir misafir gibi iğreti, hep halktan uzak, Hakk’a yakındınız.

Günah tertemiz eteğinize hiç bulaşmadı.

Siz, ”İffet ve namusunu gerektiği gibi koruyan Meryem”diniz (Enbiya, 91) de, betül bir kadının sınanabileceği en ağır yerden sınanıyordunuz.

SUSKUNLUK ORUCUNDAYDINIZ

Kucağınızda bir “kudret mucizesi” ile geri döndüğünüzde kelimeler kifayetsizdi artık.

Tüm hayatınızın harikulâdelikler içinde geçtiğine tanık olmalarına rağmen, kavminiz karşınıza dikilmiş, sizi bilmesi gerekenler manen uzağınıza düşmüştü.

Kendinizi anlatabilme eşiği aşılmıştı çoktan. Suskunluk orucundaydınız.

Parmağınızla Hazreti İsa’yı işaret ettiniz.

“Beşikteki bir bebekle nasıl konuşabiliriz ki?” (Meryem, 29) dediler.

Konuştu beşikteki İsa!..

Dil sustuğunda kalbin, beden sustuğunda ruhun dile gelmesi gibiydi Hazreti Mesih’in konuşması. Sebeplerin susup bakışların kudret-i İlahiye’ye çevirilmesi, aczin ve fakrin masumiyete delil olması gibiydi.

Fakat bir mucizeye şahitlik etmek bile iftiracıları geçici bir süreyle sakinleştirebildi.

Sizde gördükleri şey, zamanınızın muktedirlerini ve diyanet mensuplarını öfkelendiriyor, oğlunuzu korku ve hasedin hedefi haline getiriyordu.

GARİPTİNİZ

Bundan sonra size düşen, her türlü iftira, gayz, nefret, kin ve saldırıya karşı hem kendinizi hem de oğulcuğunuzu korumak olabilirdi ancak.

“Benden benliğim gitti/ Mekânım yağma olsun.” deme makamındaydınız.

Hicreti seçtiniz. İnsanlığın kaderini değiştirecek bir emanet taşıyordunuz beraberinizde.

Rabbiniz sizi “oturmaya elverişli, suyu bulunan bir tepeye yerleştirdi.” (Mü’minûn, 50).

Gurbetle alâkalı bir rivayette, Allah Resulü (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Cenâb-ı Hak nezdinde kulların en sevimlisi gariplerdir.” diye buyuracak, gariplerin kimler olduğu sorulunca da: “Din ve diyanetleri adına halktan uzaklaşabilenlerdir ki, onlar Meryem oğlu İsa ile haşr olacaklardır.” şeklinde cevap verecekti.

Ahirzamanın gariplerine uhreviliğin ilk basamağında sizinle buluşacak olmanın sevincini duyuracaktı bu müjde. Gurbetlerinin derinliğini sizin gurbetinize kıyas ederek anlayacaklardı.

Ve sizin gurbetiniz hiç bitmeyecek, hicret mekânınızdan Kudüs’e dönüşünüzden sonra da devam edip gidecekti…

DERTLİYDİNİZ

Öyle zannediyorum karanlıkta kalmışlara ışık olmak ve ebedi saadete açılan kapıyı onlara da göstermek için sürekli çırpınıp duran tüm Hak dostlarıyla aynı sancıyı paylaşıyordunuz.

İnsanların imansızlığı, putperestliği, dalaleti, gafleti ve isyanı sizi kavminizin zulmünden daha fazla yakıp kavuruyordu.

Mazlum ve mağdurların derdiyle kim bilir nasıl dilgir, nasıl iki büklümdünüz.

Size imkan ve fırsatlar sunulduğunda, ”Ben bunun için yaratılmadım” diyecek, “Al, oğluna ver” teklifi karşısında da “o benden daha hayırlıdır” istiğnası gösterecektiniz.

Niçin yaratıldığınızı çok iyi biliyordunuz.

Yahudi toplumundaki maddeciliği tadil etme misyonuyla gelen Hazreti Mesih’i yetiştirme mevzuunda sizin ölçünüzde başka bir kadın gösterilemezdi.

“Ruhullah,” ancak sizin melekiyet ikliminizde kendi mahiyetine bürünebilirdi.

Öyle de oldu…

SABIR MİRACINDAYDINIZ

Hazreti İsa’ya peygamberlik verilmesiyle hayatınızın en zorlu safhası başladı.

Hakikati peygamber şahsında yok etmeye azmedenler, attıkları iftiralarla halkı galeyana getirmeyi başarmışlardı.

”Onlardan kimileri doğru yolu bulsalar da çoğu büsbütün yoldan çıkmışlardı.” (Hadid 27) diyor Kur’an, kavminizin halini bize anlatırken.

İman ettiklerini söylüyor, fakat Allah’tan korkmuyorlardı.

Maddeleri var, manaları yoktu. Kelimeleri var, anlamları yoktu. Akılları var, hakikate muhataplıkları yoktu.

Biri Ulu’l azm olmak üzere üç peygamberle iç içeydiler de, gören gözleri, işiten kulakları yoktu.

Bir et parçası taşıyorlardı göğüslerinde. Ama kalpleri vardı diyemezdiniz, o hiç yoktu.

Acınacak halleri var, fakat acınmaya liyakatleri yoktu…

Bir şaki gibi takip edildi oğlunuz ve iman edenler.

Kılıçlar bilenmeye, evler basılmaya, çarmıhlar kurulmaya başladı.

Şer ittifak Roma’ya kadar uzandı.

Ve yer yerinden oynadı!..

Kavminiz, sizi himaye ve terbiye eden Hazreti Zekeriya’nın ve onun haramlardan çok sakınan oğlu Hazreti Yahya’nın kanını döktü…

BİR SIRRIN TAŞIYICISIYDINIZ

Bu şehadetler o günkü toplumda genel havanın ne kadar zorlu ve sıkıntılı olduğunu ortaya koymakla kalmıyor, bize çektiğiniz sancının derinliği hakkında da fikir veriyordu.

Planlar Hazreti Mesih’i çarmıha germek üzerine kuruluyordu artık. Havari de görünse, paraya zaafı olan, dünyaya satılıyordu.

Fakat siz biliyordunuz, ezelde verilen bir hükmü kimsenin değiştiremeyeceğini:

“Biz onu insanlara kudretimizin bir alameti ve tarafımızdan bir rahmet kılacağız ve artık bu, hükme bağlanmış, olup bitmiş bir iştir.” (Meryem, 21)

Hazreti Mesih, “insanlara rahmet kılınmak için, kudretin bir alameti” olarak semaa ağarken siz yeniden ve sessizce hicret edecek ve tarihçilerin sizi takip edemeyeceği kadar sırra kadem basacaktınız.

Mesihiyetin tohumlarını Roma’nın ta bağrına, Efes’e kadar taşımaya gidiyordunuz.

Kıyamete kadar devam edecek misyonunuz için ahirzamanın gariplerinin manevi şahsında sümbüllenmeyi bekleyecektiniz.

[Emine Eroğlu] 20.4.2018 [TR724]

Hayli fantastik bir önerim var, bi bakın… [Tarık Toros]

AKP;

-Tek adam rejimi,

-OHAL şartları,

-Yasaklar,

-Tutuklamalar,

-Susturmalar,

-Emrindeki mahkemeler,

-Biat etmiş bürokrasi yüzünden değil…

Mevcut muhalefet yapısı ile girdiği her seçimi kazanır.

Kazanıyor da.


***

Onca baskıya, propagandaya karşın…

Yüzde 50 oyu yok, belki 40’ın altında.

Lakin…

Karşısındakiler parçalı ve birbirlerine hırlayıp duruyor.


***

Şimdi…

Baskın seçimle 5 sene daha rahat götürmek istiyor.

Seçime en hazır parti.

Esasen, tek hazır parti.

AKP Genel Başkanı, hafta sonu/tatil demiyor, ilçe kongrelerinde bile konuşuyor.

Bu kadar çalışan ikinci bir genel başkan yok.


***

Bu seçimin yaklaştığı belliydi.

Siyaseti azıcık içinden okumaya çalışan bunu anlardı:

-Siyasi ittifak yasası çıkarıldı.

-MHP’den destek açıklaması geldi.

-Bahçeli, “adayım Erdoğan” dedi.

-MHP ile ittifak sağlandı.

-Afrin’den “zafer” çıkarılmaya çalışıldı.

-RTÜK’e interneti denetim yetkisi tanındı.

-OHAL, seçim tarihi açıklandığı gün yedinci kez uzatıldı.

-Doğan Medya havuza katıldı.

-Siyasi mahkemeler hüküm vermeye başladı.

-Selahattin Demirtaş hapiste ve hüküm giyip belki siyaseten yasaklanacak.

-Meral Akşener’in MHP yolu kesildi.

-Akşener’in kurduğu parti seçimlere sokulmuyor.

vs. vs.


***

Yok efendim, “Seçim zamanında yapılacak” dediler, halkı aldattılar.

Geçelim bunları yani.

Hangi söyledikleri doğru ki, buna bel bağlıyorsunuz.

Gelmiş geçmiş en pragmatik iktidar ve lideri var karşınızda.


***

Kimse seçime hazır filan değil.

Saadet?

Yüzde 10 barajı var bi kere.

Şu kısa zamanda ittifak yaparsa, bir ihtimal.

O da kiminle yapacak, İYİ Parti (büyük olasılıkla) devre dışı.


***

“Seçimleri boykot edelim” sesleri…

Parlamentoyu boykot etmeyenden seçimi boykot beklenmemeli.

Artık oyun böyle kuruldu.

O halde mevcut kurallarla yürünecek.


***

Cumhurbaşkanı adayları çıkmaya başladı.

“Ben adayım” diyen, bayrağını çekiyor.

Kutlu olsun.

Lakin kusura bakmasınlar.

Aday değiller.

Aday adayı bile değiller, henüz.


***

Cumhurbaşkanlığına adaylık sürecinin şartları henüz ortada yok.

Meclis’te yasalaşacak.

Demirtaş’ı içeride tutan irade Akşener’i yaralı bırakmak istemeyecektir.

Peki Akşener nereye başvuracak?

Allah yardımcısı olsun.

Umarım yanılırım.


***

Her halükarda MHP’yi bir kenara yazın.

Devlet Bahçeli faktörü olmasa, olmazdı bunlar.

Sorumluluk listesinde ilk sıradadır.

Başkanlık sistemini getirdi, şimdi de Başkan’ın önüne kırmızı halı seriyor.

Bir de tartışmazlar mı, “danışıklıydı, değildi” diye.

Yahu…

Bahçeli’nin erken seçim çıkışından sonra Saray’daki görüşme kaç saat sürdü:

Sadece yarım saat.

Danışıklı değilmiş : ))


***

AKP rejimi için herşey meşru.

Alt üst etti ülkeyi, umarsızca.

Muhalefet ise tuhaf biçimde meşru haklarını kullanmıyor.


***

Parlamento seçiminin bir önemi yok.

Yüzde 10 barajı var ve barajı AKP-MHP dışında sadece CHP rahat aşıyor.

Sistem artık başkanlık sistemi.

Başkan seçilen, ülkeyi yönetir.

Parlamento’ya vekil sokmak, vekillere rozet ve diplomatik pasaport kazandırır, başka bir şey değil.


***

Başkanlık seçiminin ikinci tura kalmasını sağlayacak tek unsur:

Çok sayıda aday olması ve oyların dağılması.


***

Çok fantastik bir öneri atayım:

CHP grubu 20’şerli gruplara ayrılıp 6 ismi aday gösterebilir mesela.

Ne bileyim, Kemal Kılıçdaroğlu, İlker Başbuğ, Metin Feyzioğlu, Meral Akşener, Abdullah Gül, Muharrem İnce gibi…

Seçim meydanını CHP kurar.

Sonra aradan çekilir.

Parti olarak sadece Kılıçdaroğlu’na çalışır.

Her aday, kampanyasını yürütür.

Böylece gönüllerdeki adaylar, aday olabilmiş…

Erdoğan’ın karşısına çok sayıda alternatif çıkmış olur.

Gücü yeten, halkı ikna eden oyunu artırır, belki de seçimi kazanır.


***

Dedim ya, hayli fantastik bir öneri bu.

Ülkeyi içinde bulunduğu çıkmazdan kurtaracak, Saray’ı sarsacak bir öneri.

Herkes getirsin alternatif önerileri ve bir çıkış stratejisi kurulsun.

Geleneksel yöntemlerle olmaz, olmayacak, olmadı da…


***

Çok üzgünüm…

Gidişat şu:

Erdoğan’ın karşısına Kılıçdaroğlu çıkar.

Zaten, kürsülerde sürekli Kılıçdaroğlu’na yüklenmesinin nedeni de bu. Tahrik ediyor.

Akşener…

100 bin imzayı bulursa, bu imzaları YSK onaylarsa, adaylığı önüne başka engel çıkarılmazsa, belki…

HDP de bir aday gösterir, gösterebilir. Bu, Selahattin Demirtaş olmaz, bir mahkeme kararıyla bunu engelleyeceklerdir.

Yani…

İki… Bilemedin, üç adayla seçime gidilir.

24 Haziran gecesi uykusuz kalmaya da gerek kalmaz.

Hoş…

Ülke uykuda zaten.

[Tarık Toros] 20.4.2018 [TR724]

Türkiye yine kaybedecek [Semih Ardıç]

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) lideri ve Reis-i Cumhur Recep Tayyip Erdoğan, siyaseti en mahir olduğu mecraya taşıyor. 24 Haziran 2018 Pazar günü seçim sandığı kurulacak ve Türkiye resmen başkanlık sistemine geçecek. Rejim değişecek.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli ile birkaç ay evvel tesis ettiği ittifakın taşlarını oyuna sokması için bundan daha iyi bir zamanlama olamazdı.

Afrin zaferinin rüzgârı dinmemişken ve dağınık muhalefet ayağa kalkmamışken ‘baskın basanındır’ dedi.

TÜRKİYE ŞARTLARINDA SİYASETİN KODLARINI ÇÖZDÜ

Seçime dair tahminler, tahlillerde bir husus ihmal ediliyor. Erdoğan’ın mizacı ve siyasetteki kıvraklığı dikkate alınmadan yapılan değerlendirmeler eksik kalıyor.

Erdoğan’ın üniversite mezuniyetini tereddüde mahal bırakmayacak şekilde diploma ve transkript evrakı ile şu ana kadar ispat edememiş olması alaylı da olsa, siyasetçi olduğu hakikatini değiştirmiyor.

Partisini iktidara taşıyan 3 Kasım 2002 seçiminden beri Türkiye şartlarında siyasetin öyle kitaplarda yazıldığı gibi icra edilmeyeceğinin müşahhas misali oldu. Türkiye’nin kodlarını çözdü ve o minvalde ne lazım geliyorsa onu icra ediyor.

YENİ BİR LİDERLİK İNŞÂ EDİYOR

Dün siyah dediğine bugün beyaz demenin zannedildiğinin aksine oy kazandırdığını, ilkelerin değil hamasetin ve kitlelerin hoşuna giden beyanların sandıkta rağbet gördüğünü bilerek karar veriyor, tarz-ı siyasetine yön veriyor.

Medeni ve demokratik dünyada otoriterlik olarak görülen icraatın kendisini yeni bir liderlik kültü haline getirdiğini tecrübe ettikçe temel hak ve hürriyetleri bozuk para gibi harcamaktan, sağa sola sataşmaktan, hatta kürsüde iken galiz sözler sarf etmekten imtina etmiyor.

Kitlelerin ona karşı duyduğu teveccühün sadece para ya da pulla izah edilemeyeceği ortada. Fertlerin halet-i ruhiyesinden içtimaî değişime (menfi/tefessüh) kadar pek çok dinamiğin rüzgârı ile yelkenlerini şişiriyor.

16 SENEDİR EKTİĞİ TOHUMLARI HASAT EDECEK

‘Erdoğanizm’ kavramı artık kuvveden fiile geçti. İktidarda bulunduğu 16 senede camisinden Sarayı’na, vakıftan üniversitesine kadar her zaviyede kendi saltanatının temellerini attı.

Bunları yaparken milliyetçiliği, en fazla İslamiyet’i istismar etti. İçi boş olsa da kendisini destekleyen kitlelere ezilmişliklerini unutturan belagati ile yetişen gençlere artık dünyanın güneşin etrafında döndüğünü ispat etmek bile kolay değil. Erdoğan, “Dünya güneşin etrafında dönüyor.” diyorsa dönüyordur. Ötesi dış mihrakların foto montajından ibarettir!

Hakikat ile bağını kaybeden insanlar, makul hiç bir parametre ile sıhhatli bir tercihe teşvik edilemez. Erdoğan artık ektiği o ebter tohumları hasat edecek.

SİSTEMİN BÜTÜN UZUVLARINI KOPARIP ATTI

Sistemin kendisine ayak bağı olan uzuvlarını tek tek koparıp attı nasıl olsa.

1. derece ya da yüksek farkı gözetmeksizin mahkemelerin tamamı siyasetin emrine amade hale getirildi. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’nin bağlayıcı kararına mukabil, ‘takmıyorum, saygı da duymuyorum’ diyebiliyor.

Gazete ve televizyonlar ya kapatıldı ya da emanetçi isimler tarafından devralındı.

‘Akademi’ denilen üniversitelerin perişan halini görmek isteyenler Boğaziçi Üniversitesi talebelerine reva görülen zulme rağmen sessiz kalan akademiye bakabilir.

Hak ve hürriyet mücadelesinin kalelerinden Boğaziçi’nin profesör ve doçentleri kendi talebelerine vurulan kelepçelere karşı imza bile veremedi. Dünyanın dört bir tarafından isim ve soy isim ile yüzlerce imza toplandı.

Boğaziçi’nden verilen imzaların karşısı boş bırakıldı. Boğaziçi’nin perişan hali sadece bir misal.

Sermayeden sivil toplum kuruluşlarına, sendikalardan barolara kadar sirayet eden bulaşıcı bir korku hastalığına tutuldu Türkiye. Korku ve endişe herkesi ve her kesimi esir aldı.

OHAL SOPASI İLE SEÇİME GİDİLECEK

Erdoğan muarızlarını o korku hastalığı ile takatsiz bırakırken Olağanüstü Hal (OHAL) sopasını elinden bırakmıyor. Seçimde de o sopa muarızların sırtından eksik olmayacak.

Rasyonel ve makul verilerin Erdoğan’ı iktidarda tutan milyonların nazarında kıymeti yok.

İşsizliğin yüzde 14’e çıktığı 2009 krizine rağmen iktidarda kalması, işsizliğin yüzde 11 civarında seyrettiği şu günlerde bile anketlerde AKP’ye yüzde 40-45 arasında destek çıkması başka türlü nasıl izah edilebilir ki!

Erdoğan kutuplaştırdığı içtimaî yapı içinde kendi taraftarları arasında safları sıklaştırarak ve onlara her mevsim başka bir düşman putu takdim ederek iktidardaki yerini tahkim ediyor.

Canice gelen bu tarz-ı siyaset Erdoğan için gayeye götüren vasıtada o kadar.

TELAŞLA ALINMIŞ BİR KARAR DEĞİL

Erdoğan’ın erken seçim kararını alması telaş ya da endişeden ziyade eşeğini sağlam kazığa bağlamak istemesinden kaynaklandı.

Muhalefete, rakiplerine koz vermemek için 3 Kasım 2019’da yapılacağı ilan edilen seçimin tarihini öne aldı. Her ne kadar kitlesi fanatizm derecesinde kendisini desteklese de dövizin daha da artması resmen partili cumhurbaşkanı olma hayalini riskli hale getirebilirdi.

İlk turda kazanma arzusu da erken seçim kararında müessir oldu. En az fireyle gitmek istiyor sandığa.

Döviz artışı ve enflasyon gibi moral bozan son hâdiselerin tesirini kırmak için iki ay ne uzun ne de kısa. Tam kararında. İki ay bütçede ne var ne yok saçacak ve göreceli bir rahatlama havası estirecek.

Seçimin akabinde çıkacak faturayı kim düşünüyor ki! Türkiye’de siyasetin temel dinamiğinin takım tutar gibi oy kullanmak olduğunu hatırlatıp geçelim…

Dubai’den gelen altınlar tam da bugünler için, köfte-ekmek bekleyen taraftarlar için zulada bekletiliyordu. Maliye Bakanlığı’ndan Merkez Bankası’na her müessese yüz güldüren kararlara imza atacak.

Can sıkıcı işler 25 Haziran’a tehir edilecek. Piyasaya bankalar üzerinden para pompalanacak.

AFRİN’İN MİLLİYETÇİ SEÇMENDEKİ KARŞILIĞI ZANNEDİLENDEN FAZLA

Afrin Harekâtı ile içeride yakaladığı milliyetçi coşkuyu son ana kadar koz olarak elinde tutacak. Erdoğan, MHP ile omuzu omuza gireceği seçimin ilk turunda ipi göğüslemek için milliyetçiliği kullanacak.

Erdoğan mitinglerde müşahede etti ki Afrin Harekâtı işsizlik gibi ağır iktisadî meseleleri dahi unutturacak kadar efsunlu. Çocuklar bile üniforma giyiyor. Diriliş dizisi hiç olmadığı kadar popüler hale geldi.

Erdoğan sokaktaki temayüle selam göndermek için askeri kamuflaj kıyafetini giydi. Muhalefetin alay ettiği o kareler tahminlerin aksine halk nezdinde alkışlandı.

Afrin Harekâtı’nın tesiri dağılmadan Yunanistan ara ara taciz edilerek ‘asker millet’ beyanları daha sık kullanılacak. Seçim stratejisinin bir ayağı bu…

MUHALEFET FARK ETTİĞİNDE ATI ALAN ÜSKÜDAR’I GEÇİYOR

Erdoğan bütün bu adımları zannedildiğin aksine akşamdan sabaha atmadı.

Bahçeli ile kurduğu ittifak bir erken seçim sinyali olduğu halde muhalefet Erdoğan’ın Gülen Cemaati’ni şeytanlaştırmak için yaktığı ateşe odun taşımakla meşguldü.

Siyasete yeni bir soluk olma vaadi ile MHP’den ayrılan Meral Akşener dahil muhalefet partilerinin liderleri söz birliği etmişçesine masum insanlara terörist yaftası yapıştırırken Erdoğan, Saray’da ağırladığı Bahçeli ile Cumhur İttifakı’nın çatısını kaplıyordu.

Planlarını öyle ustaca tatbik ediyor ki muhalefet fark ettiğinde Erdoğan çoktan Üsküdar’ı geçmiş oluyor.

İLK TURDA İŞİ BİTİRMEK İSTEDİĞİ İÇİN ERKEN DEĞİL, BASKIN SEÇİM

24 Haziran 2018 tarihinde yapılacak seçim, bir erken seçim değil baskın bir seçimdir. AKP lideri, devletin bütün imkânlarını kullanarak hazırlıksız yakaladığı muhalefeti ilk turda mağlup etmenin hesaplarını yapıyor.

Bir muhalefet düşünün 65 gün sonra seçim yapılacak daha adayları bile belli değil. Erdoğan’ın çok fazla uğraşmasına bile hacet bırakmıyorlar.

KÜRT SEÇMEN NE YAPACAK?

Kürt seçmenin 24 Haziran 2018 seçiminde belirleyici olacağı tespiti hafife alınmamalı

Mamafih 16 Nisan 2017 referandumunda Erdoğan’ın tek adamlığına ‘evet’ diyen Kürtler ne hikmetse Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve Gülten Kışanak gibi onlarca seçilmiş siyasetçinin zindanda olduğunu hatırlamadı ya da hatırlamak istemedi.

Mazlum bir halk, Türkiye sathına yayılan zulümler karşısında konforuna düşkün diğer kesimler gibi susmayı tercih etti.

Kürtler, Kürtlerin hakkını müdafaa eden kendi evlatlarına sahip çıkamadı, şehirlerini bombalayanların inşâ ettiği rejime tuğla taşıdı.

Kürt seçmenin ve Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) rey veren kitlelerin 7 Haziran 2015 heyecanından çok uzaklaştığı da aşikâr.

ERDOĞAN, GEZİ RUHUNU TAKSİM’E GÖMDÜ

Hâlâ Gezi ruhundan bahsedenlere rastladıkça şaşırıyorum. Muhteremler, Erdoğan’ın İstanbul Taksim’de Atatürk Kültür Merkezi’ni ‘çatlata patlata’ yıktığını bilmiyor herhalde

Erdoğan’ın bu hususta da rastgele adım atmadığını bugün esefle müşahede ediyoruz.

Dünyadaki büyük fonlar ve yatırımcılar, basit ve pragmatist, ahlakîlikten mahrum zihin yapısının semeresini toplayan Erdoğan’ın zaferine yatırım yapmaya başladı bile.

İsmi üstünde piyasa… Kimin borusu ötüyorsa ona göre şekil alır. Para kazandıracaksa otoriter Erdoğan’a yanaşmaktan geri durmaz.

ERDOĞAN KAZANIRKEN TÜRKİYE KAYBEDİYOR

Türkiye ekonomisi içine düştüğü işsizlik, yüksek borç, cari açık ve yüksek enflasyon çukurundan kolay çıkamayacak. Erken yahut vaktinde yapılacak seçim de bu hakikati değiştiremez.

16 Nisan 2017 anayasa referandumundan iki gün evvel kaleme aldığım ‘İflasla yüzleşmek’ başlıklı makalede dile getirdiğim tespitler maalesef hâlâ geçerli.

Keşke yanılmış olsaydım.

Neyi kastettiğimi idrak edebilmek sadece iflastan ne anladığımıza bağlı. Erdoğan kazanırken Türkiye’nin kaybettiğini milyonlar göremiyorsa söylenecek çok fazla söz yok.

Hülasa ekonomi Erdoğan kazansa da düzelmeyecek kaybetse de… Popülizmin bünyede açtığı derin yaralar kolay kapanmayacak.

İdealizm ile pragmatizm arasındaki farkı gayet iyi bilen Erdoğan kendi saltanatını tahkim etmenin derdinde. Onun için ötesi teferruattan ibaret.

SANDIKTA KAYBETSE MASADA KAZANIR

Dolayısıyla sebepler zaviyesinden bakıldığında Türkiye’de bütün ipleri elinde tutan Erdoğan’ın 24 Haziran’daki seçimi kaybetme ihtimali çok zayıf.

Erdoğan’ın sandıkta kaybetse masada kazanmasını sağlayacak şekilde seçim sistemini tanzim ettiğini not etmekte fayda var.

Ahval-i umumî böyle iken kitlelerde yeni bir heyecan uyandırmaktan uzak, dağınık, vizyonsuz ve güdük muhalefetin göstereceği adaylardan birinin seçimi kazanacağını bekleyenler yine sukut-ı hayale uğrayacak.

Bir parantez: Tespitimin hatalı çıkmasını ve halkın beni ters köşeye yatırmasını ne kadar da arzu ederdim.

Erdoğan yine kazanacak, Türkiye yine kaybedecek…

[Semih Ardıç] 20.4.2018 [TR724]

Şaban: Ramazan’a hazırlık ayı [Cemil Tokpınar]

İnsanların gündemi yeteri kadar dünyevî iken meraklı ve heyecanlı yeni gündemlerle zihinler uhrevî ve ebedî meşguliyetlerden uzaklaşıyor. Çok sevaplı ibadet mevsimi olan Üç Ayların ilki Receb’i bitirip Şaban ayına girdiğimiz halde yaratılış gerekçesi olan ibadet ve duaya yeteri kadar yer veremiyoruz. Her şeye rağmen bugün Şaban ayının faziletlerini ve yapılacak ibadetleri işleyeceğiz.

Resûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.) diğer aylara göre Şaban ayında daha çok ibadet eder, “Şaban benim ayımdır. Şaban günahları temizleyendir” diyerek kıymet ve faziletini belirtirdi. (Keşfü’l-Hafâ, 2: 9)

Peygamberimizin Şaban ayına gösterdiği bu hürmetin bir sebebi de peşinden gelecek olan Kur’an ayı Ramazan’dan dolayı idi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.):

“Ramazan’dan başka en faziletli oruç ayı hangi aydadır” sorusuna şu cevabı vermiştir:

“Ramazan’ı tazim için (Ramazan hürmetine) Şaban’da tutulan oruçtur.” (Tirmizi, Zekât: 28)

Başta Hz. Âişe Validemiz olmak üzere Sahabelerin beyanına göre Peygamberimiz bazen Şaban ayının tamamını, çok kere de çoğu günlerini oruçlu geçirirdi.

Ramazan’dan sonra en çok oruç tutulan ay

Yine Şaban ayındaki oruç hakkında Hz. Âişe Validemizin (r.a.) şöyle bir rivayeti vardır:

“Resûlullah (s.a.v.) bazı aylarda çok oruç tutardı. Hatta biz, onu bu ayda hiç iftar etmedi sanırdık. Bazı aylarda da çok iftar ederdi. Hatta biz, onu bu ayda hiç oruç tutmadı derdik. Resûlullahın (s.a.v.) Ramazan’dan başka bir ayın orucunu tamamladığını görmedim. Şaban’daki kadar oruç tuttuğu bir ay da görmedim.” (Buhârî, Savm: 51)

Hz. Âişe Validemiz (r.a.), başka bir rivayetinde bu konuda şunları söyler:

“Resûlullah (s.a.v.) senenin hiçbir ayında Şaban ayındakinden fazla oruç tutmaz ve şöyle buyururdu:

“Amellerden gücünüzün yettiğini yapın. Çünkü siz bıkmadıkça, Allah da size asla bıkmış muamelesi yapmaz. Allah yanında amelin en makbulü, kişinin az da olsa devam üzere işlediği ameldir.” (Müslim, Sıyam: 177)

Yine Hz. Âişe Validemiz (r.a.) başka bir rivayetinde de, “Resul-i Ekrem (s.a.v.) Şaban ayının tamamını oruçla geçirerek nihayet Şaban’ı Ramazan’la birleştirirdi” (İbn-i Mâce, Savm: 4) diyerek Peygamberimizin bu ayda daha çok oruç tuttuğunu ifade etmektedir.

Aralarında çelişki var gibi görünen bu iki rivayeti inceleyen hadis âlimleri, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) bazı seneler Şaban’ın tamamını, bazı zamanlarda da çok günlerini oruçlu geçirdiği kanaatine varmışlardır. Zaten hadiste geçen “tamamı” manasına gelen “küll” kelimesi Arapçada çoğunluk manasında da kullanılırdı.

Her iki rivayetten Şaban ayının tamamını oruçlu geçirmenin veya bir kısmında oruç tutmanın caiz olacağı hükmü çıkarılmaktadır.

Ameller Allah’a Şaban’da yükseltilir

Şaban ayında oruç, namaz, sadaka gibi ibadetlerin ve diğer imanî ve İslâmî hizmetlerin fazla yapılmasının bir hikmeti de, devamında gelecek olan Ramazan ayı için zihnen, bedenen ve ruhen bir hazırlık ve alışkanlığa sebep olmasıdır. Çünkü bazı insanlar “Nasıl olsa, Ramazan gelince daha çok ibadet ederiz” diye gaflet ve tembelliğe kapılabilirler. İşte Şaban’da yapılan ibadetler bu perdeyi yırtmaktadır.

Bu gerçek, şu hadiste açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır:

Hz. Üsâme bin Zeyd (r.a.) Resûlullaha sorar:

“Yâ Resûlallah, Şaban ayında tuttuğunuz kadar hiçbir ayda oruç tuttuğunuzu görmedim.”

Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyururlar:

“Recep ve Ramazan ayları arasındaki şu Şaban ayında insanlar gafildir. Bu öyle bir aydır ki ameller, âlemlerin Rabbine bu ayda yükseltilir. Ben oruçlu iken amellerimin yükseltilmesini severim.” ( Neseî, Savm: 70)

Ramazana Şaban ayında hazırlanmak, iftar, sahur, teravih, infak ve diğer hayır ve hizmetlerimizi planlamak çok önemlidir. Mesela, herkesin bildiği gibi Ramazanın başında seyrek olan iftar davetleri ve programları, ayın sonunda yoğunlaşır ve birçok kimse bir günde birkaç yere davet edilmiş olup hazırlıklar boşa gider. Oysa ilk günden itibaren iftarlar planlansa bu problem azaltılmış olur.

Peygamberimizin oruçları

Günümüzde oruç çok ihmal edilmiş, neredeyse Ramazan dışında unutulmuş bir ibadettir. Diğer aylarda oruç tutan kimseler pek azdır. Oysa Peygamber Efendimiz (s.a.v.) oruç tutmayı çok severdi. Neredeyse yılın yarısını, belki daha fazlasını oruçlu geçirirdi.

Peygamber Efendimizin (s.a.v.) yıl içinde tuttuğu oruçları çok ayrıntıya girmeden beli başlı olarak şöyle sıralayabiliriz:

  • Ramazan ayında 29 veya 30 gün.
  • Şaban ayının bazen tamamında, bazen bir kısmında.
  • Receb ayının bir kısmında.
  • Muharrem ayının bir kısmında.
  • Şevval ayında 6 gün.
  • Zilhicce ayının ilk 9 gününde.
  • Eyyâm-ı Bîd (ayın dolunay olduğu günler), yani Kamerî ayların 13, 14 ve 15. günlerinde olmak üzere her ay 3 gün, yılda 36 gün.
  • Her haftanın Pazartesi ve Perşembe günlerinde olmak üzere yılda 104.

Yukarıda verdiğimiz zaman dilimleri içinde elbette birbiriyle kesişenler vardır. Yani Ramazan ayını 30 oruç saydığımızda o aya ait olan Pazartesi ve Perşembe oruçlarıyla ayın dolunay günlerindeki oruçları sayıya katmamak gerekir. Kesişenleri çıkarıp kalanları topladığımızda bile göreceğiz ki, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) neredeyse yılın yarısını, belki de daha fazla bir kısmını oruçlu geçirmektedir.

Herkes bu kadar oruç tutmayı başaramasa bile biraz gayretle tuttuğu oruçların sayısını arttırabilir. İşte Şaban bunun için hem eşsiz bir fırsat, hem faziletli bir aydır. Ailemizi ve çevremizi bilgilendirerek oruca teşvik etmek, hatta iftarlar ikram ederek oruç tutmalarına vesile olmak bizim de sevabımızı kat kat artırır.

[Cemil Tokpınar] 20.4.2018 [TR724]

Erdoğan’dan kurtulmak! [Doç. Dr. Mahmut Akpınar]

Erdoğan baskın seçim ilan ederek yine herkesi şaşırttı ve ters köşeye yatırdı. Daha 3  ay önce Kılıçdaroğlu’na “erken seçim istemek ihanettir” diyen adam erken değil, panik seçim ilan etti. Çünkü ülkede 6 ay sürdürülecek bir durum yok. Piyasalar çöktü çökecek. Ne kadar kısa sürede seçim yapıp yeniden yetki alırlarsa kar sayıyorlar. Süre uzadıkça risk artacak ve süreci kontrol zorlaşacak. Baktılar her şey çöküyor, altında kalacaklar kimsenin toparlanmasına fırsat vermeden, millet iyice krize uyanmadan seçim yapıp patlamayı-çöküşü seçim sonrasına ötelemek istiyorlar

Hukukun, adaletin olmadığı hiçbir yerde huzur olmuyor. Arap ülkeleri petrol zengini ama hukuk olmadığı için hiç birinde huzur, güven yok. Zira bu ülkelerde kral dahil kimse başına ne geleceğini kestiremiyor. Erken kalkan ve gücü elde eden kafasına göre ülkede dizayn yapıyor. Suudi Arabistan’da bir kaç ay önce bunun örneği yaşandı. En imtiyazlı ve korunaklı kabul edilen kraliyet ailesinden bir sürü adamı bir gecede sıfırladılar ve hapislere doldurdular. Mallarına el koydular, birkaç günde etkisiz ve güçsüz hale getirdiler. Türkiye de hızla Ortadoğu rejimlerine eklemleniyor. Millet işe değil söze kanıp, hamasete ve propagandaya aldanıp adaleti, hukuku, huzuru Erdoğan’a feda etti!

Tek adam rejimi göstere göstere geldi aslında. Erdoğan toplumdaki ihtilafları kullanıp bütün mevzileri ele geçirdi. 24 Haziran’da yapılacak seçim ise diktatörlüğü/tek adam rejimini kalıcı hale getirme veya engelleme seçimi olacak! Herkesim ittifak kurup buna “dur” diyemezse ülke tam bir batağa saplanacak! Başta ekonomi, adalet olmak üzere ülke her alanda kaybediyor. Ama imkansız değilse de Erdoğan’dan seçimle kurtulmak pek kolay değil. Zira Erdoğan artık her yeri, her şeyi kontrol ediyor. Pekala Erdoğan eksikleri tamamlayarak, çalarak, seçimi yeniden kazanabilir. Olmadı, YSK’nın tepesine biner; istediği rakamları alır. Sandıkları kim kontrol edecek? Manipülasyon olduğunda hangi yargı dur diyecek? Sandıklarda, seçimde bir arbede-güvensizlik, hukuksuzluk yaşansa polis, güvenlik birimleri AKP’lilere dokunabilir mi? Dokunur mu?

Siyasi ve sosyal açıdan Erdoğan’ı bu hale muhalefet getirdi. Tek adamlığa giden yolu onlar açtı, göz yumdu. Gazeteler, TV’ler basılıp kapısına kilit vurulurken harcı alem laflar ettiler. Sevmedikleri adamlar biner biner hapislere tıkılırken görmezden geldiler. Kılıçdaroğlu, CHP tiyatro darbede Erdoğan’ın peşine takılıp Yeni Kapı’da poz vererek onun senaryosuna destek verdi. Muhalefet hala Erdoğan’ın ürettiği kavramları kullanıyor, onun kayığına binerek milyonlarca mazlumun hukukunu yok sayıyor. Erdoğan’la mücadele etmek için öncelikle onun kayığından inmek lazım. Bağımsız düşünmek, onun ürettiği kavramlardan kurtulmak lazım. Erdoğan takmış peşine bütün partileri, kesimleri sürüklüyor…

Ulusal ve uluslararası bütün uzmanlar-kaynaklar ekonominin kısa sürede çökeceğini ve eski krizleri aratacak devasa bir krizin geldiğini söylüyor. Ekonomi çöktükten sonra Erdoğan’ın gücü, her yeri kontrol etmesi, tek adamlığı, manipülasyonları işe yaramaz hale gelecek. Toplumda önü alınmaz sorgulama başlayacak. Mesele bu hale gelirse Erdoğan için fatura büyür, maliyet artar; dönülmez noktalara ulaşabilir. Topu çevirmek için iç savaş çıkarmak gibi ağır “tedbirlere” başvurmak zorunda kalır. Gücü-koltuğu kaybetmektense bunu tereddüt etmeden yapacağından kimsenin şüphesi olmasın. O nedenle Erdoğan Türk milletine merhameten(!) piyasalar çökmeden acele seçimi gündeme aldı.

Nasıl ve ne kadar başarılabilir emin değilim ancak siyasi-gayrı siyasi bütün muhalifler bir şekilde Erdoğan’ın büyüsünü bozmak zorundalar. Eğer bu seçimlerde onu mağlup etmeyi ve bu mağlubiyeti resmi sonuçlara dökmeyi başaramazlarsa 25 Haziran’da demokrasiyi bütünüyle unutun! Bu tarihten itibaren artık tek adam rejimi ülkede kalıcı hale gelir. Türkiye’nin nur topu gibi yeni bir rejimi olur. Fiilen yürüyen uygulamalar resmen rejim haline gelir.

***

Hizmet Hareketi 2010’dan bu tarafa siyasetle fazlasıyla içli-dışlı oldu. Siyasi olaylara yön vermeyi beklerken onun önce malzemesi, sonra şamar oğlanı haline geldi. Siyasetle ilgili hiçbir öngörü, tahmin tutmadı. Siyasete bulaşma ve siyasetçilerle uğraşma nedeniyle sosyal alandaki kazanımlar da yitirildi. İmkanlar, itibar ve dostlar kaybedildi. Müntesiplerin kafasında sorular oluştu. Yaşananlar bir yönüyle zulüm düzenine, haksızlığa ve hukuksuzluğa karşı çıkmanın, dilsiz şeytan olmamanın faturasıydı. Belki yolun kaderiydi. Ancak gerekmediği halde ve izah edilemeyecek kadar politize olundu. Genel ilkelere rağmen süreçte siyasete fazlaca ilgi duyma, siyasetçilerin ürettiği gündemlere takılıp kendi ajandasından uzaklaşma yaşandı. Bediüzzaman’ın dediği gibi mütedahil dairelerden dış daireye takılıp kaldık. İçteki daireleri ve vazifeleri epey bir ihmal ettik. Kendi stratejilerimizi belirlemek, makul ve mutedil çıkış rotaları tespit etmek yerine estirilen rüzgardan etkilendik. Suni gündemlerin içine gömüldük, konjonktürel olayların vagonu olduk. Aksiyoner olmak, müspet hareket, tepkisel olmamak temel esaslarımızdandı ama Erdoğan’ın kışkırtıcı üslubu ve yıkıcı siyaseti bizi en köklü prensiplerimizden dahi kopardı. Hiç bir dönemde kendi ajandasından taviz vermeyen Hareket, -şiddete bulaşmaktan korunma gibi çok önemli bir şeyi başarsa dahi- Erdoğan’ın ağır hakaretlerine, hedef göstermelerine karşı reaksiyoner olmamayı başaramadı.

24 Haziran’da yeni bir seçim var. Muhtemelen Erdoğan yine Hizmeti ve Hizmet insanlarını seçime malzeme yapacak, şeytanlaştırmaya devam edecek. Pek çok arkadaşımız da onların ürettiği gündemin peşine takılıp onlara cevap yetiştirmeye çalışacak. Bu arada Camianın zihni kirlenecek, asıl hedefinden uzaklaşacak, iç dairedeki konsantrasyonu kaybedecek. Erdoğan artık sadece cemaatin problemi değil. Bütün Türkiye’nin hatta son dönemlerde dünyanın problemi. Erdoğan’dan kurtulmak için öncelikle zihnimizden onu silmek, asıl işlerimize, hizmetlerimize bakmak lazım. Artık kendi ajandamıza odaklanalım, yeni projeler, açılımlar peşinde koşalım. Bu seçimde Erdoğan ve söylemlerini dikkate almayalım, seçim haberlerine ve seçimin sonuçlarına yoğunlaşmayalım. Öncelikle zihnimizde ve söylemlerimizde kurtulalım Erdoğan’dan. Bırakalım biraz da başkaları düşünsün bu problemi!

[Doç. Dr. Mahmut Akpınar] 20.4.2018 [TR724]

Nereden nereye… [Hasan Cücük]

Gaziantepspor, Karşıyaka, Mersin İdman Yurdu, Manisaspor, Kayseri Erciyesspor… Bir zamanlar Süper Lig’de görmeye aşına olduğumuz bu takımlar şimdi alt liglerde, daha da düşmemenin mücadelesini veriyor. ‘Düşenin dostu olmaz’ hesabı, bir dönem spor sayfalarını süsleyen bu takımları şimdilerde pek anımsayan yok. Bu sezon düşecek takımların da kaderi maalesef bu olacak. Süper Lig’de Karabükspor’un düşmesi kesinleşti ancak diğer iki takımın hangisi olacağı hâlen belli değil.

EFSANE GÜNEYDOĞU TEMSİLCİSİ

TFF 1. Lig’de Süper Lig’den aşina olduğumuz Çaykur Rizespor  ve Ankaragücü yeniden ait oldukları lige çıkmak için gün sayarken, yılların dev takımları ise bir alt lige düşmenin şokunu yaşıyor. Süper Lig’de 1989-1990 sezonundan itibaren 27 yıl aralıksız yer alan, 2000-2001’de şampiyonluk için yarışan ve Avrupa kupalarında 5 kez Türkiye’yi temsil eden Gaziantepspor, geçen sezonun sonunda düştüğü TFF 1. Lig’de de tutunamadı.

Daha önce yüksek bonservis bedelleriyle sattığı futbolcularla dikkati çeken Güneydoğu temsilcisi, 60 milyon Euro’yu aşkın gelir elde etmişti. Bu sezon ise borçlarından ötürü 9 puan silme cezası alan Gaziantepspor, gelecek yıl 2. Lig’de mücadele edecek. Ligde 31 hafta geride kalırken Gaziantepspor, sadece 2 galibiyet alabildi. 4 maçta ise sahadan berabere ayrılırken, tam 25 kez mağlup oldu. 9 puan silme cezası alınca 1 puanda kalan Gaziantepspor kalesinde ise 86 gol gördü.

BİR ZAMANLAR YILDIZLAR OYNARDI

Manisaspor, 6 sezon boyunca Ege’yi Süper Lig’de temsil etmişti. TFF 2. Lig’e kadar düşen Manisaspor, yeniden yükselişe geçip TFF 1. Lig’de mücadele hakkı elde etmişti. Ancak bu sezon yaşanan ekonomik sıkıntılardan dolayı birçok oyuncuyla yollarını ayırıp, genç oyuncularla ligde mücadele etti. Tıpkı Gaziantepspor gibi, oyuncusuna ödeme yapamadığı için 9 puan silme cezası alan Manisaspor’un, 31 hafta sonunda topladığı 15 puanla TFF 1. Lige veda etmesi kesinleşti. Türk futbolunun yıldızları Caner Erkin, Hakan Balta, Burak Yılmaz, Selçuk İnan ve Arda Turan gibi isimlerin mücadele ettiği Manisaspor, gelecek sezon yoluna TFF 2. Lig’de devam edecek.

DÜŞTÜKÇE, DÜŞENLER…

Gaziantepspor ve Manisaspor’un TFF 1.Lige vedası kesinleşirken, üçüncü takım olma yolundaki kulüpler de bir zamanlar Türk futbolunun lokomotiflerindendi. Samsunspor, Eskişehirspor, Denizlispor ve Adana Demirspor düşme potasında bulunuyorlar. Süper Lig’den aşına olduğumuz bu takımlardan biri TFF 1.Lige veda edip, TFF 2.Lig’de mücadele edecek.

Bu sezon TFF 2. Lig Beyaz Grup’ta mücadele eden İzmir futbolunun 3 temsilcisinden biri olan Karşıyaka, 6 puan silme cezası aldığı lige tutunamadı ve 3. Lig’e düştü. 1959’da Milli Lig adıyla başlayan Süper Lig’de ilk 6 sezonda kesintisiz yer alan Karşıyaka, en son 1995-1996’da Süper Lig’de bulundu. Toplamda 16 kez Süper Lig’de mücadele eden yeşil-kırmızılı ekip, uzun süre Süper Lig’e yükselme mücadelesi verdiği 1. Lig’de 2008-2009’da play-off final maçında Kasımpaşa’ya yenilerek Süper Lig’e çıkamadı. 31 hafta sonunda topladığı 21 puanla 17. sırada yer alan Karşıyaka’nın, sezonun bitimine 3 hafta kala düşmesi kesinleşti. 38 yıl aradan sonra yeniden 3. Lig’e dönen Karşıyaka için başarılı yıllar artık mazide kaldı.

TFF 2. Lig Kırmızı Grup’ta mücadele eden Mersin İdmanyurdu için sezon kabus gibi geçti. 21 puan silme cezası alan Mersin İdman Yurdu, çok eskide değil 2015-16 sezonunda Süper Lig’de mücadele ediyordu. Her sezon bir alt lige düşen Mersin İdmanyurdu, bu sezon 31 haftada birer galibiyet ve beraberlik alıp, 29 maçta sahadan mağlup ayrıldı. 21 puanı silinince eksi 17 puanla ligin dibine demir atıp, TFF 3.Lige düştü.

Kayseri Erciyesspor, sanayi ve ticaret şehri Kayseri’nin iki takımından biri olarak Süper Lig’de arzı endam etti. En son 2014-15 sezonun Süper Lig’de mücadele eden Erciyesspor her sene bir alt lige düştü. Bu sezon 3. Lig 2. Grup’ta yer alan ve 9 puan cezası bulunan Kayseri Erciyesspor’un lige veda etmesi daha önce kesinleşti. Kayseri ekibi, gelecek sezon Bölgesel Amatör Lig’de mücadele edecek. Kayseri Erciyesspor, 2007-2008’de  ülkemizi UEFA Kupası’nda temsil etmişti.

[Hasan Cücük] 20.4.2018 [TR724]

Ayakkabı aksesuar değildir!

Çabuk yorulma, ağrı ve eklemde şişlik gibi belirtilerle kendini gösteren kalça ve diz kireçlenmesi; en çok aşırı kilolu, yaşlı ve iltihaplı romatizma hastalığı olanları etkiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Halıcı’ya göre, bilinçsiz spor, diz çökerek yapılan temizlik, ağır aktiviteler ve sağlığa göre değil aksesuar olarak seçilen yanlış ayakkabı kullanımı kireçlenmenin temel nedenlerinden.

İnsan vücudundaki tüm eklemlerde görülen kireçlenme, en sık kalça ve diz bölgesini etkilemektedir. Eklem kıkırdağının yapısında deformasyon, aşınma ve incelme sonucunda ortaya çıkan bu sorun, kıkırdağın altındaki kemik dokusunda değişikliklere ve eklem kenarında çıkıntılara neden olmaktadır. Özellikle 40 yaş üstü bireyleri etkileyen kalça ve diz kireçlenmesi, gençlerde de görülmektedir. Halk arasında ‘iltihaplı romatizma’ olarak bilinen ve yaşa bağlı olmayan kalça kireçlenmesi de ortaya çıkmaktadır. Bu rahatsızlık, çocukluk ve ergenlik dönemi ile gençlik çağında geçirilen çeşitli travmalar sonucunda kendini gösterir.

Diz ağrısına dikkat

Kalça kireçlenmesinin teşhisinde ağrının kaynağının doğru belirlenmesi gerekmektedir. Bu sorun nedeniyle rahatsız olan birçok kişi, kalça ağrısı değil de diz ağrısı nedeniyle ortopedistlere başvurmaktadır. Kalçadaki kireçlenme sorununun neden olduğu ağrının genellikle dize vurması sonucunda bu hastalık teşhis edilmektedir. Kalçada kemik kangreni ve yumuşak dokuları etkileyen hastalıklar ile bel kaynaklı ağrılar da kalça bölgesinde ağrıya neden olabilmektedir. Bu ağrıların kireçlenme sorunu ile ilgisi genellikle bulunmamaktadır.  Kireçlenmeye bağlı ağrılar kasığın ön tarafında ağrı şeklinde kendini gösterirken, kalçanın arka kısmındaki ağrıların büyük kısmı bel bölgesi kökenli ağrılar olmaktadır.

Eklemlerinizi dikkatsiz kullanmayın

Diz bölgesindeki kireçlenmenin en önemli sebebi genetik yatkınlık, aşırı kilo ile kötü ve dikkatsiz aktivite yapılmasıdır. Yükü dizleri ile kaldıran meslek grupları ile ısınmadan bilinçsizce yapılan spor ve uzun süre yanlış ayakkabı kullanımı sonucunda bu sorun ile birlikte ayak ve ayak bileği problemleri ortaya çıkabilmektedir.

Kireçlenmenin tedavisi mümkün

Güncel gıda takviyeleri ve alternatif tıp uygulamalarıyla kireçlenme süreci yavaşlatılmaktadır. Hastalık tablosu ilerleyip son aşamaya geldiğinde ise cerrahi sonucu yerleştirilen eklem protezi çözüm olmaktadır. Gerek diz gerekse de kalça kireçlenmelerinde son aşamada yapılan kalça ve diz protezleri ile başarılı sonuçlar alınmaktadır. Ameliyat sonrası ertesi gün hastalar koltuk değnekleriyle yürütülmekte ve 3-5 günlük hastane süreci sonrası taburcu edilmektedir.

[Tr724] 20.4.2018