Kimi 5 günlük, kimi 5 aylık erdi. 15 Temmuz’un kurbanı oldular. Müebbet hapis cezasına çarptırılan erlerin sayısı çok daha fazla ama ailelerin çoğu suskun.
BOLD ÖZEL- 15 Temmuz olduğunda; Ahmet Özdemir ve Mustafa Polat 5 günlük, Emirhan Doğancılı 20 günlük, Yasin Akgül 2,5 aylık, Recep Delice de 5 aylık erdi. Tunahan’ın Kurt’un ise terhisine 90 gün vardı. 249 kişinin ölümünden sorumlu tutularak müebbet hapis cezasına çarptırıldılar.
Onlar üç yıldır cezaevinde adaleti bekliyor, anneleri ve babaları da meydanlara çıkıp hak arıyor. İlk iki yıl adalete güvenen, bu yanlıştan dönülür diye çocuklarının cezaevinde olmasına ses çıkarmayan aileler artık çözümü meydanlara çıkmakta buldu. Sesini çıkarmayan, susmayı tercih eden aile sayısı ise çok daha fazla.
Ahmet Özdemir: 15 Temmuz gecesi Metris Kışlasından İBB’nin önüne götürüldü. Acemi Birliğini yaptığı Isparta’dan yola çıkıp pazartesi günü İstanbul’a gelip teslim olmuştu. Hayatında İstanbul’u ilk kez görüyordu. İBB’nin önünde o gece şehit edilen 14 kişinin ölümünden sorumlu tutuldu. Müebbet aldı. Anne Makbule Özdemir, eline kına yakıp askere gönderdi oğlunu. Silivri Cezaevinde.
Mustafa Polat: Mustafa da tıpkı Ahmet gibi Metris’ten İBB’ye götürüldü. Belediye binasının arka tarafındaki depoya nöbetçi olarak bırakılan Polat, olan bitenden habersiz orada beklerken, otelin penceresinden seslenen bir adam söyledikten sonra darbeden haberdar oldu. Korkudan havalandırma borusuna girip saklandığı halde müebbet hapis cezasına çarptırıldı. O da Silivri’de.
Emirhan Doğancılı: Ciğerlerinden iki kez ameliyat olan Emirhan Doğancılı, raporlu olmasına rağmen askere gitmeye karar vermiş bir gençti. Annesi Emine Kaya’ya “Yarın öbür gün askerliğini yapamadı, çürük bu diye kendime laf söyletmem” diyerek teslim oldu. O gece Kartaş Kışlasından Acıbadem Telekom’un önüne götürelen 34 erin arasındaydı. Balistik incelemeleri temiz çıktığı halde 7 müebbet verildi. Hala Silivri’de.
Yasin Akgül: Yasin Akgül de İBB önüne götürülen erler arasında. O gece komutanıyla arasında ilginç bir diyalog yaşanıyor. Komutanı, Yasin’den elindeki silahla halka ateş etmesini emrediyor. Yasin yapamıyor, bir da emrediyor, Yasin yine yapmıyor. Tehdit ediliyor, sıkmazsan ben seni vururm diye ve ayağından vuruluyor. Yasin de müebbet aldı. Şimdi Şakran Cezaevinde. Annesi Fadime Akgül, her hafta çarşamba günleri İzmir’den Ankara’ya gelip oğlunun suçsuz olduğunu meydanlarda haykırıyor.
Tunahan Kurt: Köprü davasında yargılanan Tunahan Kurt, babasının ifadesiyle o gecenin şanslı erlerinden. En az ceza alanlar arasında yer alıyor. 17,5 yıl. Müebbet verilmemesine seviniyor aileler! Tunahn o gece Kartal Maltepe Nurettin Maraşel Kışlasında çıkarılıp köprüye götürülüyor. Köprüye vardıklarında saat 02.19. Önce ZPT’den iniyor, miğferine bir kurşun isabet edince tekrar biniyor ve sabaha kadar çıkmıyor.
Recep Delice: Sivaslı bir ailenin oğlu olan Recep Delice, köyünde çobanlık yapan bir gençti. 4 Şubat 2016’da askere gitti. 15 Temmuz olduğunda 5 aylık erdi. O gece Kuleli’den Boğaz Köprüsüne götürüldü. Kekeme olan Recep, Köprü davalarında doğru dürüst kendini savunamadı bile ve 17,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. O da hala Silivri Cezaevinde.
[BoldMedya] 13.10.2019
"Havan mermilerinin nereden geldiği araştırılmalı"
İnceleme yapmak için gittikleri Nusaybin’e girişleri engellenen Halkların Demokratik Partisi (HDP) heyeti açıklama yaptı. HDP Mardin Milletvekili Mithat Sancar kentte kurdukları kriz masasının verilerine göre 12 kişinin hayatını kaybettiğini, Nusaybin’in üçte birinin boşaltıldığını aktardı.
Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre Mardin'in sınır hattındaki Nusaybin ilçesine girişleri dün (12 Ekim) ‘güvenlik’ gerekçesiyle engellenen HDP Meclis Başkanvekili Mithat Sancar ile milletvekilleri Pero Dündar ve Ebru Günay’ın da aralarında bulunduğu heyet, yaşananlara ilişkin HDP Mardin İl Örgütü binasında basın toplantısı düzenledi.
Sancar: Devlet halkı korumalı
“Halk ile bir arada olmamızı istemiyorlar. Demek ki bizden saklamak istedikleri bir şeyler var” diyen Sancar, kendilerine kente girişlerinin tehlikeli olduğu söylediğini aktararak şöyle konuştu:
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve beraberindeki kalabalık heyet sözde incelemelerde bulundukları sırada içeride bulunmalarında sakınca yok. Neden bizim içeride olmamızda bir sakınca gördüler?”
Birçok yere havan mermisi düştüğünü belirten Sancar "Bu havan mermilerinin nereden geldiği konusunda herkesin aklında çok ciddi soru işaretleri var. Devletin halkı koruması ve bu soru işaretlerini ortadan kaldırması gerekmektedir. Eğer sivil kayıpları yaşanıyorsa devletin nedenleri aydınlatması gerekmektedir. Ancak bu konuda hiçbir yönelim görülememektedir" diye konuştu.
"Nusaybin'in üçte biri boşaltıldı"
Sancar, HDP’nin oluşturduğu kriz masasının verilerine göre 12 kişinin hayatını kaybettiğini, 70’e yakın kişinin yaralandığını ve Nusaybin’in üçte birinin boşaltıldığını aktardı.
[Samanyolu Haber] 13.10.2019
Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre Mardin'in sınır hattındaki Nusaybin ilçesine girişleri dün (12 Ekim) ‘güvenlik’ gerekçesiyle engellenen HDP Meclis Başkanvekili Mithat Sancar ile milletvekilleri Pero Dündar ve Ebru Günay’ın da aralarında bulunduğu heyet, yaşananlara ilişkin HDP Mardin İl Örgütü binasında basın toplantısı düzenledi.
Sancar: Devlet halkı korumalı
“Halk ile bir arada olmamızı istemiyorlar. Demek ki bizden saklamak istedikleri bir şeyler var” diyen Sancar, kendilerine kente girişlerinin tehlikeli olduğu söylediğini aktararak şöyle konuştu:
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve beraberindeki kalabalık heyet sözde incelemelerde bulundukları sırada içeride bulunmalarında sakınca yok. Neden bizim içeride olmamızda bir sakınca gördüler?”
Birçok yere havan mermisi düştüğünü belirten Sancar "Bu havan mermilerinin nereden geldiği konusunda herkesin aklında çok ciddi soru işaretleri var. Devletin halkı koruması ve bu soru işaretlerini ortadan kaldırması gerekmektedir. Eğer sivil kayıpları yaşanıyorsa devletin nedenleri aydınlatması gerekmektedir. Ancak bu konuda hiçbir yönelim görülememektedir" diye konuştu.
"Nusaybin'in üçte biri boşaltıldı"
Sancar, HDP’nin oluşturduğu kriz masasının verilerine göre 12 kişinin hayatını kaybettiğini, 70’e yakın kişinin yaralandığını ve Nusaybin’in üçte birinin boşaltıldığını aktardı.
[Samanyolu Haber] 13.10.2019
Türkiye'de artık 'üç farklı enflasyon' var
Yeni Ekonomi Programı'ndaki hedeflerle birlikte Türkiye'de artık üç farklı enflasyon olduğunu belirten Prof. Dr. Veysel Ulusoy, bunları kamunun enflasyonu, tüketicinin enflasyonu ve halkın enflasyonu olarak sınıflandırdı.
Ulusoy, "Hedeflenen enflasyon adıyla, tüketici ve üretici enflasyonunun yanında, üçüncü bir enflasyonumuz var şimdi.
Hafife almayalım bu yeni finansal ürünü, bu yeni enflasyonu..." dedi.
Prof. Dr. Veysel Ulusoy'un Cumhuriyet gazetesinde yer alan Üç enflasyon başlıklı köşe yazısındaki değerlendirmeleri şöyle:
"En “Yeni Ekonomi Programı” (YEP) geçen günlerde hayatımıza girdi. Girdi de ne oldu, başkalarından bir farkı mı var, yine aynı cümleleri duyduk, gördük diyebilirsiniz.
Demeyin!
Hedeflenen enflasyon adıyla, tüketici ve üretici enflasyonunun yanında, üçüncü bir enflasyonumuz var şimdi.
Hafife almayalım bu yeni finansal ürünü, bu yeni enflasyonu... Cebimize örtülü bir vergi olarak etki edecek, gelir dağılımını bozacak, açıkçası tüm dengeleri değiştirecek bir etki alanına sahip olacak nitelikte... Nasıl mı olacak bu?
Bunun yanıtı YEP’teki şu cümlede saklı: “Kamunun fiyat belirleme ve yönlendirme politikasına tabi belirli alanlarda, geçmiş enflasyon verisi yerine YEP’te yer alan enflasyon hedefleri dikkate alınacaktır.”
Kısa ama etki alanı çok fazla olacak bir enflasyonla karşı karşıyayız!
İsterseniz her birini ve doğurdukları sonuçları iredeleyelim!
BİRİNCİ ENFLASYON: KAMUNUN ENFLASYONU
Karar vericiler, kamu hizmetleri zamlarını Üretici Fiyat Endeksi’nde meydana gelen ortalama fiyat artış oranı kapsamında yapar. Diğer bir deyişle, kamunun yönlendirdiği veya doğrudan ürettiği çay, şeker, ulaşım, sağlık, vergiler, enerji vb. hizmet ve ürünlerin fiyatlarına bu endekse göre artış yapılır.
Örneğin 2018 yılı için bu oran yüzde 23.73 gerçekleşmiş, 2019 için beklediğimiz ÜFE artışı ise yüzde 22 civarında şekillenecek, 2020 yılında kamu zamları eğer düzenleme yapılmaz ise bu oran kullanılarak yapılacaktır.
Şimdi bu oranı aklınızda tutun lütfen...
İKİNCİ ENFLASYON: TÜKETİCİNİN ENFLASYONU
Ücret artışlarının temel alındığı bu enflasyon ise çalışanları enflasyona ezdirmeyeceğiz politikasına dayalı ölçüm birimidir. Son dönemde “güvenilirliği” üzerinde kamuoyunun farklı düşüncelere sahip olduğu tüketici fiyat endeksi verileri, ücretlerin seviyesini belirleyen veri olarak karşımıza çıkıyor. Kamu çalışanları ücretdüzenleme toplantılarının anlamsızlığını bir kenara bırakırsak, karar vericilerin belirledikleri ücret artışının enflasyondan düşük çıkması halinde ise aradaki farkın ücretlere yansıtıldığını görüyoruz... Görüyorduk ama artık görmeyeceğiz.
YEP ile bundan vazgeçiliyor...
Artık kamu çalışanları bu yöntemle değil de, YEP hedeflerinde belirtilen enflasyon oranlarına göre zam alacaklar.
Nasıl mı?
Şöyle...
YEP kapsamında 2019 yılı için yüzde 12, 2020 için yüzde 8.5 ve 2021 yılı için yüzde 6 olarak hedeflenen enflasyon, ücretleri ve diğer hakların seviyesini belirleyen veriler olarak karşımıza çıkacak. Çalışanlar karar vericilerin bu enflasyon beklentilerine göre zam alacaklar, diğer bir deyişle...
ÜÇÜNCÜ ENFLASYON: HALKIN ENFLASYONU
Hislere ve cüzdana dayalı en gerçekçi enflasyondur bu. Hiçbir endekslemeye, anketle veri toplamaya ve bunlara ağırlık vermeye gerek olmadan hesaplanan enflasyondur. Gelir gruplarına göre yıllık yüzde 30, 40 ve 50’lerden aşağı değildir oran.
Son dönemde bu hislerin seviyesi ile resmi veriler arasında oluşan büyük farklar, hayatın ne kadar pahalı hale geldiğini gösteren “eş” göstergeler olmuştur.
SONUÇ
Kamu, hayatımıza giren her tür veri toplama ve bunları açıklama konusunda tekel gücüne sahiptir. Enflasyon için de geçerlidir bu. Farklılaşan enflasyonları kullanarak uygulanan ücret ve fiyat politikaları ise tüm kesimleri etkileyen bir durum ortaya çıkarmaktadır.
Kamu çalışanlarının ücret ayarlaması için düşük oranları kullanmak, kamunun ürün ve hizmetlerine ise daha yüksek enflasyon oranlarını uygulamak, karar vericilerin “dengelenme” diye tanımladıkları süreci rayından çıkaracak, yüksek kamu hizmet ve ürün fiyatları ile düşük ücretler arasındaki fark olan örtülü vergi ise gelir dağılımını bozacaktır.
Bu arada, gelir dağılımı bozukluğunun ekonomik krizlerin baş nedenleri arasında olduğunu tekrar belirtmekte de yarar var."
[Samanyolu Haber] 13.10.2019
Ulusoy, "Hedeflenen enflasyon adıyla, tüketici ve üretici enflasyonunun yanında, üçüncü bir enflasyonumuz var şimdi.
Hafife almayalım bu yeni finansal ürünü, bu yeni enflasyonu..." dedi.
Prof. Dr. Veysel Ulusoy'un Cumhuriyet gazetesinde yer alan Üç enflasyon başlıklı köşe yazısındaki değerlendirmeleri şöyle:
"En “Yeni Ekonomi Programı” (YEP) geçen günlerde hayatımıza girdi. Girdi de ne oldu, başkalarından bir farkı mı var, yine aynı cümleleri duyduk, gördük diyebilirsiniz.
Demeyin!
Hedeflenen enflasyon adıyla, tüketici ve üretici enflasyonunun yanında, üçüncü bir enflasyonumuz var şimdi.
Hafife almayalım bu yeni finansal ürünü, bu yeni enflasyonu... Cebimize örtülü bir vergi olarak etki edecek, gelir dağılımını bozacak, açıkçası tüm dengeleri değiştirecek bir etki alanına sahip olacak nitelikte... Nasıl mı olacak bu?
Bunun yanıtı YEP’teki şu cümlede saklı: “Kamunun fiyat belirleme ve yönlendirme politikasına tabi belirli alanlarda, geçmiş enflasyon verisi yerine YEP’te yer alan enflasyon hedefleri dikkate alınacaktır.”
Kısa ama etki alanı çok fazla olacak bir enflasyonla karşı karşıyayız!
İsterseniz her birini ve doğurdukları sonuçları iredeleyelim!
BİRİNCİ ENFLASYON: KAMUNUN ENFLASYONU
Karar vericiler, kamu hizmetleri zamlarını Üretici Fiyat Endeksi’nde meydana gelen ortalama fiyat artış oranı kapsamında yapar. Diğer bir deyişle, kamunun yönlendirdiği veya doğrudan ürettiği çay, şeker, ulaşım, sağlık, vergiler, enerji vb. hizmet ve ürünlerin fiyatlarına bu endekse göre artış yapılır.
Örneğin 2018 yılı için bu oran yüzde 23.73 gerçekleşmiş, 2019 için beklediğimiz ÜFE artışı ise yüzde 22 civarında şekillenecek, 2020 yılında kamu zamları eğer düzenleme yapılmaz ise bu oran kullanılarak yapılacaktır.
Şimdi bu oranı aklınızda tutun lütfen...
İKİNCİ ENFLASYON: TÜKETİCİNİN ENFLASYONU
Ücret artışlarının temel alındığı bu enflasyon ise çalışanları enflasyona ezdirmeyeceğiz politikasına dayalı ölçüm birimidir. Son dönemde “güvenilirliği” üzerinde kamuoyunun farklı düşüncelere sahip olduğu tüketici fiyat endeksi verileri, ücretlerin seviyesini belirleyen veri olarak karşımıza çıkıyor. Kamu çalışanları ücretdüzenleme toplantılarının anlamsızlığını bir kenara bırakırsak, karar vericilerin belirledikleri ücret artışının enflasyondan düşük çıkması halinde ise aradaki farkın ücretlere yansıtıldığını görüyoruz... Görüyorduk ama artık görmeyeceğiz.
YEP ile bundan vazgeçiliyor...
Artık kamu çalışanları bu yöntemle değil de, YEP hedeflerinde belirtilen enflasyon oranlarına göre zam alacaklar.
Nasıl mı?
Şöyle...
YEP kapsamında 2019 yılı için yüzde 12, 2020 için yüzde 8.5 ve 2021 yılı için yüzde 6 olarak hedeflenen enflasyon, ücretleri ve diğer hakların seviyesini belirleyen veriler olarak karşımıza çıkacak. Çalışanlar karar vericilerin bu enflasyon beklentilerine göre zam alacaklar, diğer bir deyişle...
ÜÇÜNCÜ ENFLASYON: HALKIN ENFLASYONU
Hislere ve cüzdana dayalı en gerçekçi enflasyondur bu. Hiçbir endekslemeye, anketle veri toplamaya ve bunlara ağırlık vermeye gerek olmadan hesaplanan enflasyondur. Gelir gruplarına göre yıllık yüzde 30, 40 ve 50’lerden aşağı değildir oran.
Son dönemde bu hislerin seviyesi ile resmi veriler arasında oluşan büyük farklar, hayatın ne kadar pahalı hale geldiğini gösteren “eş” göstergeler olmuştur.
SONUÇ
Kamu, hayatımıza giren her tür veri toplama ve bunları açıklama konusunda tekel gücüne sahiptir. Enflasyon için de geçerlidir bu. Farklılaşan enflasyonları kullanarak uygulanan ücret ve fiyat politikaları ise tüm kesimleri etkileyen bir durum ortaya çıkarmaktadır.
Kamu çalışanlarının ücret ayarlaması için düşük oranları kullanmak, kamunun ürün ve hizmetlerine ise daha yüksek enflasyon oranlarını uygulamak, karar vericilerin “dengelenme” diye tanımladıkları süreci rayından çıkaracak, yüksek kamu hizmet ve ürün fiyatları ile düşük ücretler arasındaki fark olan örtülü vergi ise gelir dağılımını bozacaktır.
Bu arada, gelir dağılımı bozukluğunun ekonomik krizlerin baş nedenleri arasında olduğunu tekrar belirtmekte de yarar var."
[Samanyolu Haber] 13.10.2019
Kaydol:
Yorumlar (Atom)