Süleyman Efendiye kurulan kumpas ve tarihi cevabı [Ali Emir Pakkan]

Aleyhimize olunmasaydı kendimizden şüphe ederdik

Fethullah Gülen ve hizmet hareketi tarihin en ağır, en haksız ve en alçak saldırılarına maruz. Herkes suskun ve bu linç girişimini izliyor! Bazıları da alkışlıyor!

Oysa özellikle İslami cemaatler, Gülen ve hizmet hareketi hakkındaki itham ve iftiraların bir kurgu olduğunu çok iyi biliyor!  Çünkü Esat Erbili'den Said Nursi'ye, Muhammet Raşit Erol'dan Mahmut Efendi'ye her toplum önderi benzer saldırılara maruz kaldılar.

Bursa kumpası

Süleyman Hilmi Tunahan Efendiye ( 1888-1959) kurulan bir kumpastan söz etmek istiyorum. 

Yıl 1957, Bursa Ulucami'de sarıklı cübbeli bir grup, ellerinde tevhit yazılı yeşil bayrak, "şeriat isteriz" diye nümayiş yapıyor! Polisle çatışıyor ve gözaltına alınıyorlar! İfadelerinde, "Biz Süleymancıyız. Süleyman Efendi mehdidir! Talimatı ondan aldık!" diyorlar! 

Şu işe bakın, Demokrat Parti (DP) devri... Adnan Menderes başbakan. Süleyman Hilmi Tunahan, İstanbul'da ve ömrünün son demlerini yaşıyor. 

Ulucami'deki bu olay sonrası, senaryo gereği (bitirme planı da diyebilirsiniz) bir sabah Kısıklı'daki evini polis basıyor! Yaşına ve hastalığına bakmadan ellerine kelepçe vuruluyor! Kütahya'ya götürülüp bir hücreye atılıyor!  

Süleyman Efendi'nin Bursa'daki hadiseden hiç haberi yoktur! Göstericileri tanımamaktadır. Ama ülke çapında Süleymancı avı başlıyor! Damadı Kemal Kaçar ve bazı talebeleri de gözaltına alınıyor! 

69 yaşında, tam 59 gün son derece ağır şartlarda tutulan Süleyman Efendi hakkında savcı idam istiyor! Ama daha ilk duruşmada Bursa olayının bir tertip olduğu anlaşılıyor! 

Mahkeme Hakimi, 'Süleyman Efendiden talimat aldık' diyen kişilere, Hocaefendi'nin de içinde olduğu bir grubu gösterip, 'Hangisi Süleyman efendi?'' diye soruyor! 

Göstericiler, Süleyman Efendi'yi tanımıyor! 

Bütün plan suya düşüyor!

Mahkeme tertibi ortaya çıkarıyor!

Süleyman efendi ve talebeleri ( 8 Kasım 1957)tahliye ediliyor! 

Hapisten çıkınca İstanbul'a değil İzmir'e giden Tunahan Hocaefendi'ye; Biraz dinlenseniz, diyor talebeleri ancak O; "Yolculukta bazen arabanın tekeri patlar. Bizim de tekerimizi patlattılar. Şimdi yapıştırdık. Okutamadığımız zamanları telafi için daha çok çalışacağız." cevabını veriyor!

Münafık olmaktan kurtulduk

İftira kampanyaları ve yalan haberlere de aldırıs¸ etmiyor büyük alim! "Efendim, sizin aleyhinizde şu iddialar var” diyen talebesini şöyle uyarıyor:
“Elhamdulillah! Münafık olmaktan kurtulduk. Allah Resulü başta olmak üzere, İslam büyüklerinin hepsinin aleyhinde konuşulmuştu. Eğer bizim aleyhimizde konuşulmazsa kendimizden şüphe ederdik.” 

Elbet hizmet hareketine kurulan tuzaklar bir gün bağımsız mahkemelerden döner! 

Ama bu dönemde... Dini, siyasete ve menfaatlerine alet eden, hizmet hareketine leş kargaları gibi çökenler bir yana; bazı cemaatlerin bu hukuk dışılıklara itiraz etmeleri beklenirdi...

Süleyman Efendi'nin hayatından günümüze ışık tutan bir kaç levhayı daha yazacağım... 

[Ali Emir Pakkan] 3.2.2017 [Samanyolu haber] aliemirpakkan@gmail.com

Allah kimseyi bu duruma düşürmesin [Faik Can]

Allah Resûlü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) “Beni Hûd Sûresi ihtiyarlattı” ifadesinde kastının “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” (Hûd Sûresi, 11/112) ayet-i kerimesi olduğu rivayet edilir. Burada hitap Efendimiz’e olmakla birlikte bütün Mü’minler muhatap alınmıştır. Dolayısıyla, bu ayet-i kerimeyi, “Ey mü’minler! Emrolunduğunuz gibi dosdoğru olun.” şeklinde anlamamız gerekir.

Zaten ayetin devamında, “İstikametten çıkıp taşkınlık yapmayın. Muhakkak ki Allah yapageldiğiniz her şeyi görmektedir.” şeklinde taşkınlıktan nehyin çoğul sigasıyla gelmesi de bu hususa işaret eder. Ayet-i kerimede, istikamet emredildikten hemen sonra taşkınlıktan sakındırmanın zikredilmesinde şöyle bir nükte de vardır: İstikametini kaybeden bir insan yavaş yavaş çizgiden çıkar ve hür türlü zulmün ortağı ya da şakşakçısı olur. Çünkü hemen ardından gelen ayet-i kerimede “Zulmedenlere küçük bir temayülle dahi olsa eğilim göstermeyin. Yoksa ateş size dokunur. Aslında sizin için Allah’tan başka hiçbir yardımcı ve sizi sahiplenecek hiçbir güç yoktur. Sonra O’ndan da yardım göremezsiniz.” (Hûd Sûresi, 11/113) buyrularak, Müslümanlara, azıcık dahi olsa zalimlere asla meyletmemeleri gerektiği ikazı yapılmaktadır.

‘İMANLARINA ZULÜM BULAŞTIRMAYANLAR’

Zulüm Kur’an’ın en çok sakındırdığı hususlardan biridir. Bu kelime sadece kâfir ve münafıkların yaptıkları haksızlık ve taşkınlıkları değil bir kısım Müslümanların yaptıkları yanlışlıkları ifade için de kullanılır. Demek ki, istikamet kaybı her türlü zulme teşne olma ve zalime alkış tutma gibi bir zilleti de beraberinde getiriyor. Uyarının kâfirlere meyille ilgili değil de zalimlere meyletmekle ilgili gelmesi de üzerinde ayrıca düşünmeğe değer bir husustur.

İman ettikten sonra istikameti korumak ve imanı zulümle kirletmemek büyük yiğitliktir. Allah o bahtiyarları hususi himayesine alacak ve zalimlerle onların kuyruğu haline gelmiş zelillere onları yem etmeyecektir: “İman edip imanlarına zulüm bulaştırmayanlar var ya, işte korkudan emin olma onların hakkıdır, doğru yolda olanlar da onlardır.” (En’âm Sûresi, 6/82)

İman Allah’ın ihsan ettiği öyle kıymetli bir cevherdir ki, insanın en büyük derdi o cevhere pislik bulaştırmamak olmalıdır. Ancak maalesef bunu başarabilenler çok azdır. Allah’a verdiği istikamet çizgisi üzerinde kalamamak, hayatı nefsin doymak bilmeyen hırslarıyla şeytanın tuzakları arasında preslenerek yaşamak insanı her türlü kötülüğe açık hale getiriyor. Kelime-i şehadet getirmiş olmak, namaz kılmak, eşinin, kızının başörtülü olması, ölümlerine sebep olduğu şehitlerin cenazelerinde Kur’an kıraati şovu yapmak zalim olmaya engel teşkil etmiyor.

Hangi seviyede olursa olsun zulmeden bir insana meyletmek, ateşin insana dokunması için, Kur’an’da yeterli bir sebep olarak gösteriliyor. Çünkü ayette buyurulduğu gibi zalime meyletmenin altında Allah’tan çok o zalimden korkmak gibi bir iman zaafı yatıyor. “Aslında sizin için Allah’tan başka yardımcı ve sizi sahiplenecek bir güç yoktur” ikazıyla, meyletmenin Allah’ı unutup zalime yönelmek manasına geldiği hatırlatılıyor. Zalime meyledenin Allah’tan kopacağı ve O’nun inayetinden mahrum kalacağı vurgulanıyor.

MEYLETMENİN ÖTESİNE GEÇMEK

Meyletmek “ateşin dokunması” için yeterli ise, yapılan zulmü görmezlikten gelerek zalimlerle beraber oturup kalkmak, sofralarında oturup pozlar vermek, onlara yaltaklanmak, hak etmedikleri hilafet, ümmetin liderliği gibi payeleri bol keseden dağıtmak ahirette nasıl karşılık bulacaktır!

Bugün yaşadıklarımıza bakınca Müslümanların çoğunluğunun meyletmenin ötesinde zalimin bütün zulümlerine ortak olurcasına onunla iç içe geçtiklerini görüyoruz. Kendine âlim diyenlerin, nasıl bir savrulmayla ateşe doğru yuvarlandıklarına şahit olmak da kahreden bir durum. Kur’an’ın ahkâmına ve hadislere vakıf olmak, kendini müçtehid sanacak kadar fıkıh ilmi bilmek, yaşının seksen küsura dayanması, yüzünde sakalların olması da zalime meyletmeye, zulme ortak olmaya hatta zulmün fetvasını vermeye mani olmuyor.

Elli yıldır içinde biriktirip büyüttüğü hasedinin esiri olmuş zavallı bir ihtiyar, ahir ömründe hasenatını seyyiata tebdil edecek yanlışlara imza atıyor. Bütün izzetinin, itibarının yerlerde sürünmesine aldırmadan her yazısında yeni bir zulme fetva üretmekten çekinmiyor. Fetva dediği hezeyanlarıyla Allah’a, Resûlullah’a, selef-i salihine, koskoca bir İslam geleneğine ve dilinden düşürmediği ümmete ihanet ediyor. Herkesten iyi tanıdığı masum insanlara iftiranın bin bir çeşidini atarken, namazsız, abdestsiz trol sürülerine “savaşta adi suçların cezası verilmez” diyerek onları tecavüz, hırsızlık, kapkaç, adam öldürme gibi suçlara teşvik ediyor.

“Beraet-i zimmet asıldır” yani suçu ispatlanıncaya kadar her fert suçsuzdur kaidesini belki binlerce defa tekrar etmiştir ama bugün unutmuş görünüyor. Yüzbinlerce masumu suçlu ilan edip bir de örgüt yaftasıyla mahkûm ediyor. “Hiç kimse bir başkasının günahını yüklenemez” (Necm, 38) ilahi beyanını sanki bilmiyor. Kocası bulunamadığı için tutuklanan eşlere, Hocaefendi’nin akrabası olduğu için zindana atılanlara, ömrü boyunca binlerce talebeye burs verip okuttuğu için mallarına el konan tertemiz insanlara yapılanları ve daha pek çok zulmü meşru görüyor.

Daha önce de sözümona “Ümmetin menfaati için bir şahsın, bir grubun ve hatta bir coğrafyanın feda edilebileceğini” söyleyerek faili meçhul cinayetler başta olmak üzere her türlü kanunsuzluğun alt yapısını hazırlamıştı. “Kızım Fatıma dahi hırsızlık yapsa cezasını veririm” diyen Nebiler Serveri’ni umursamamış ki, “Yolsuzluk, hırsızlık değildir” diyerek İslam içtihad tarihine geçecek bir rezilliğe de imza atmıştı. Sofrasında beslendiği iktidara oy vermeyenlere “ırgat” diyecek kadar yüreği sevgi dolu olan bu zata bakınca elimden “payandası olduğu zalimlerle beraber haşr olsun” demekten başka bir şey gelmiyor.

[Faik Can] 2.3.2017 [TR724]

Osmanlı’yı rahat bırakın! [Analiz: Sefer Can]

Geçmişiyle bizim kadar kavgalı başka millet var mı? Hiç sanmıyorum. İngiltere’sinden İsveç’ine kadar pek çok gelişmiş Avrupa ülkesi, sembolik bir değer olarak kraliyeti yaşatıyor. Hadi biz bunu yapmamış, öyle ya da böyle, başka bir yol seçmişiz. Tercihin doğruluğunu, o gün taraf olan aktörlerin hatası ve sevabını masaya yatırabiliriz. Ama bir yerlerde hata yapıyoruz. Güncel meseleleri Osmanlı üzerinden tartışıyoruz. Bunu yaparken asgari seviye ve saygı korunmuyor. En büyük saygısızlık ise onu araçsallaştırıp basit çıkarlara alet etmek.

Osmanlı’yı, büyük tarihi konferanslarda müzakere etmiyoruz. Benzer hataları tekrarlamamak adına analizler yapmıyoruz. Eleştiren de ezberini tekrar ediyor, sahip çıktığını iddia eden de. Her insan gibi Osmanoğullarının da hataları ve doğruları var. Hüküm verirken olayları kendi şartları içinde değerlendirip ona göre sonuçlar çıkarmalıyız. Neyse, maksadım tarih bilimi usulü ya da felsefesi yapmak değil.

Referandumla birlikte yine bir ‘Abdülhamit torunu’ çıktı piyasaya. AKP bunu hep yapıyor. Önceki seçimlerde de sakallı bir genç AKP adına propaganda yapmıştı. Şimdi hanım hanımcık bir genç kadın bayrağı devralmış. Gerçekten soy bağı var mı bilmiyorum? ‘Abdülhamit torunu’ diye bir sektör var, bu yüzden hakiki olanlara da şüphe duyabiliyoruz. Yakın zamanda bir başka sakallı genç, yine dindar kesimi epey dolandırmıştı. Hatta başörtülü bir gazeteciyle evlenecekken nikah günü maskesi düşmüş ve nikah yarım kalmıştı. Fatih’teki nikaha gidenler şoke olmuştu.

MENDERES’İ PARLAMENTO DEĞİL BAŞKANLIK ASTI

‘Abdülhamit’in torunu’ Nilhan Osmanoğlu, referandumda ‘evet’ oyu vereceğini açıkladı. Olabilir oy hakkı bulunan herkes tercihinde özgür ve kararını beyan etmesinde mahzur yok. Burada iki sorun ortaya çıkıyor: AKP bunu propaganda malzemesi olarak kullanıyor. CHP ise kadim ezberleri tekrarlama tuzağına düşüyor.

Bayan Osmanoğlu, Türkiye’deki bütün kötülüklerin anası olarak parlamenter sistemi görüyor! Başbakan Adnan Menderes’in idamı, Kenan Evren’in bir sağdan bir soldan genç asması hep parlamenter sistem yüzündenmiş. Turgut Özal, Çankaya’da zehirlendiğinde yardıma koşacak ambulansa dahi parlamenter sistem mani olmuş. Bu arda birisi sultanımıza AKP’nin ‘Özal zehirlendi’ diyenleri içeri tıktığını söylesin. Başına durduk yerde iş açılmasın.

Osmanoğlu, “Cumhurbaşkanımız okuduğu şiir yüzünden siyasi yasaklı hale gelmedi mi? İmam Hatipler kapatıldı, başörtülü kızlarımızı yerlerde sürüklediler. Bu parlamenter sistem yüzünden.” cümleleriyle AKP’nin tam arzu ettiği şeyi söylüyor. Ama gerçeklere uygun olmamak gibi küçük bir sorun var. Menderes idam edildiğinde de 12 Eylül idamlarında da bugün anayasa değişikliği ile getirilmeye çalışılan türden bir başkanlık vardı yönetimde.

Bilakis, 12 Mart ve 28 Şubat müdahalelerinde parlamentonun varlığı darbecileri frenleyen etki yaptı. Bülent Arınç’ın bir avuç arkadaşıyla 28 Şubat’ın devamı anlamına gelen beş artı beş planını akim bırakması örnek olarak verilebilir. 2000’den sonraki darbe planlarında “28 Şubat’ı sulandırdılar, kökten çözüm için 12 Eylül örneğine dönelim” projesi sızmıştı.

Ayağı yere basmayan propaganda Nilhan Osmanoğlu ile sınırlı değil. Başbakan Binali Yıldırım’ın Başdanışmanı, ‘siyasi analist’ Mustafa Şen de “Parlamenter sistem Osmanlı Devletini çökertti, Türkiye Cumhuriyeti Devletini çökertmesine izin vermeyeceğiz.” deyiverdi. Yok daha neler; diğer 16 Türk devletini de parlamentarizm yıkmış olmasın!

CHP’NİN OSMANLI KARŞITLIĞI TERS TEPER

Tartışmanın diğer ayağı CHP de en az rakibi kadar sorunlu yaklaşıyor meseleye. Anında Osmanlı-Atatürk kapışmasına çevirdiler işi. Yetmiyormuş gibi Özgür Özel, “Bilmem kimin kaçıcı karısı olurdun” seviyesizliğine imza attı. Açıkçası kendisinden beklemeyen bir çıkıştı; memleketinde seçmeni karşısında görünce fren tutmadı herhalde.

Nilhan Osmanoğlu’nun söylediklerinin AKP ve MHP tabanındaki olumlu etkisi cılız olur. Ama CHP’nin kadim ezberleri tekrar etmesi yoğun tepkiye yol açar. CHP’nin güçlü bir ‘Hayır’ için, AKP ve MHP tabanını ikna etmesi lazım. Ama kampanyayı kültür çatışması üzerine kurar bir de Osmanlı aleyhtarlığı yaparsa hiç şansı kalmaz.

HDP’lilere dönük cadı avına katkısından dolayı Kürt’lerde haklı bir kırgınlık var. Milliyetçi ve muhafazakar seçmeni de Osmanlı karşıtlığı ile AKP’nin safına itekliyorlar. Böyle giderse Cumhurbaşkanı Erdoğan için kolay bir oylamaya dönüşür. CHP kendi tezlerini oluşturmayı başardığında sonuç alıyor. 7 Haziran, bunun iyi örneği idi. Şimdi de mücadele, Erdoğan’ın istediği ve mahir olduğu kültürel çatışma zeminine çekilmemeli.

Osmanoğlu tartışmasındaki hata tekrarlanmamalı.

[Sefer Can] 3.2.2017 [TR724]

Fransa’da seçim hesapları sil baştan [Analiz: Onur Türkmen]

Avrupa Birliği’nin geleceğini yakından ilgilendiren Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bütün tahminler alt üst oldu. Bir ay öncesine kadar kampanya dahi yapmadan Nisan ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinin favori adayı olan François Fillon’un hakkındaki yolsuzluk iddiaları siyaseti karıştırdı. Nisan-Mayıs aylarında yapılacak iki turlu seçimler yakın tarihin en sürprize açık seçimi olacak. İktidardaki sol partinin arka arkaya hezimete uğraması nedeniyle sağ parti Cumhuriyetçiler büyük avantaja sahipti. Ancak, önce seçime bağımsız olarak giren eski Sosyalist Finans Bakanı Emmanuel Macron’un anketlerde yükselmesi, sonra Fillon’un adaylığının tehlikeye girmesi seçimlerdeki hesapları karıştırdı.

Siyasiler hakkında yaptığı yolsuzluk haberleriyle tanınan Canard Enchaine gazetesi, geçen hafta sağ parti Cumhuriyetçiler’in cumhurbaşkanı adayı Fillon’un eşine 8 yıl boyunca çalışmadan 500 bin Euro maaş ödediğini yazmıştı. Canard Enchaine, dün yayınlanan sayısında ise Fillon’un eşinin toplam 800 bin Euro ve çocuklarının 85 bin Euro maaşa bağlandığını iddia etti. Ayrıca, Fransız polisi Fillon’un Fransız Milli Meclisi’ndeki odasına baskın düzenledi.

Güya ‘skandallardan uzak aday’dı

Katolik ve eski cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin aksine yolsuzluk skandallarından uzak bir aday olarak öne çıkan Fillon’la ilgili iddialar bomba etkisi yaptı. Habere göre, Penelope Fillon Fransız Millet Meclisi’ne adımını dahi atmadan aylık 5 bin Euro danışman maaşı almış. Fillon’un milletvekilliği yaptığı 1998-2007 yılları arasında danışmanı olarak maaş alan eşini Meclis’te gören hiç kimse yok. Fillon’un o dönemki çalışma arkadaşları, Penelope Fillon’un hiçbir zaman büroya gelmediğini teyit ediyor. Canard Enchaine gazetesi yarın çıkacak sayısında Fillon’un 1988-90 yılları arasında da eşine maaş bağladığına dair yeni belgeleri ortaya çıkardı. Penelope Fillon’un 2007’de verdiği röportajda hiç bir zaman eşinin asistanı olarak çalışmadığını söylemesi ve maaş bordrolarını gösterememesi sağ adayın şansını azaltıyor.

Sağcı Cumhuriyetçiler partisi yolsuzluk iddialarının zamanlamasına dikkat çekiyor. Fillon ise açıkça iktidardaki Sosyalist Parti’nin kendisine karşı darbe yaptığını iddia etti. Ancak, yolsuzluk iddialarının kaynağının kendi partisindeki muhalifler olduğu iddiaları da geniş yer alıyor.

Partisinin milletvekillerinden kendisini desteklemelerini isteyen Fillon, “Bu saldırı içimizden değil sol iktidardan geliyor. Sakın arkadaşlarımızın kendi içimizdeki çekişmelerden kaynaklı olarak bunu sızdırdığı iddialarına inanmayın” dedi.

Marine Le Pen’in kazanma şansını arttırabilir

İki turlu cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aşırı sağcı Marine Le Pen ile ikinci tura kalması beklenen Fillon’un arka arkaya gelen yolsuzluk skandalları nedeniyle adaylığı tehlikeye düştü. Bu iddialar en çok tüm anketlerde birinci sırada görünen Marine Le Pen’in önünü açıyor. Les Echos gazetesinin anketine göre, Marine Le Pen ve bağımsız aday Emmanuel Macron ikinci tura kalıyor. Sosyalistlerin adayı Benoit Hamon ise anketlerde 10 puan yükseliyor. Bu ankete göre bir ay önce tüm anketlerde ilk sırada yer alan Fillon ilk kez bir ankette ikinci tura kalamadı.

Ankete göre, sağın adayının yolsuzluk skandalına bulaşması aşırı sağın ve liberal solun oylarını yüzde 3 oranında artırdı. Marine Le Pen, yüzde 26-27, Emmanuel Macron yüzde 22-23 oranında oy alırken, Fillon yüzde 19-20 civarında kaldı. Anketin bir diğer sürprizi de Benoit Hamon’un 10 puan birden kazanarak yüzde 16-17 seviyesine ulaşması oldu.

Politik kariyeri boyunca 5 yıl başbakanlık, 7 yıl bakanlık, 4 yıl bölge başkanlığı, 5 yıl da Yerel Bölge Konseyi başkanlığı yapan Fillon cumhurbaşkanlığı seçimlerinin en iddialı adaylarından birisi. Kendisini Fransa’nın Margaret Thatcher’ı olarak tanımlayan Fillon, liberal ekonomik önlemler alınmasını savunuyor.

[Onur Türkmen] 3.2.2017 [TR724]

Eşi hapiste bir anneden vicdanlara mektup [TR724]

“Ben hep en kutsal mesleğin öğretmenlik olduğunu bilirim. Normalde puanlarımın sayısal değeri mühendis olmam için yeterliyken ben öğretmenliği tercih ettim. Öğrencilerim olsun istedim; onurlu, kararlarını kendi alabilen, aldığı kararların sorumluluğunu yerine getirebilen, saygıyı ve sevgiyi önemli bir değer olarak kabul eden, ayrım yapmadan her insanı sevebilen öğrenciler… Kimse bana böyle davranırsam bir gün terörist olacağımı söylemedi. 20 yıl bu duygularla yaptığım mesleğimin beni bir gün mahkûm durumuna düşüreceğini hiç düşünmemiştim. Yine de bana dünyaya tekrar gelirsen ne olmak istersin diye sorarlarsa fikrimi hiç değiştirmedim: Öğretmen.

Hapishanedeki eşimi ziyarete gittiğim vakit O gözyaşlarını içine, ben ise her zamanki gibi kucağıma döktüm. Yanımda çocuklarımın anlam veremediği bu mekânda.

15 Temmuz kara gün. Dün mü, bugün mü diye düşünmek istemediğim bir gün. Sonrasında hem benim, hem de eşimin çalışma izinleri iptal edilerek işsiz bırakıldık. Devletin kendi kurumlarının izniyle açılmış bu müesseselerde çalışmak bir anda terör suçu olmuştu. Hâlbuki daha düne kadar bizi suçlayan insanların çocukları bu okullarda, bu dershanelerde eğitim görmüş ve görüyorlardı.

Şimdi onlar, bize bu zulümleri reva görenler, ülkenin tüm istihbarat sistemleri emrindeyken ‘kandırıldık’ diyorlar. Bizimle ‘siz suçlusunuz, kanmasaydınız, aklınız yok muydu’ diyerek dalga geçiyorlar.

Bu da yetmedi bir sabah baskınıyla evimizin en mahrem yerlerine kadar girdiler. Utanmadan çekmecelerde duran iç giysilerimize kadar baktılar. Tutanakta evde suç unsuru bir delil bulamadıklarını ifade etseler de, çocuklarımın gözlerine baka baka babalarına kelepçe taktılar. Çocuklarım ağladılar… Ağladılar ama hiç bir şeyi durduramadılar. Arkasından giderek, ‘baba!’ diyen sesleri  apartmanın koridorlarında hüzünlü bir haykırış olsa da kimseye seslerini duyuramadılar. Artık başlarını okşayan bir çift baba eli kilitlenerek, kokularından tanıdığı saçlara dokunmamak üzere uzaklara götürülerek, üstüne daha büyük demirler vurdular.

İçimdeki acının büyük tarafı esasen kendimden ziyade masum yavrularıma bakıyor. Dört evladım var. İki erkek, iki kız. Hepsi de benim ciğerimden parça. Hangisine dokunsalar acıtıyor. Hem de her yanımı. Bugünlerde evimde tutuklanma endişesiyle eşi yurt dışına çıkan kız kardeşim de kalıyor. Üç yeğenimle birlikte. Yani evimizde şu an yedi tane çocuk var.

Evladımdan biri engelli. Haftada iki kere rehabilitasyona götürülmesi gerekiyor. Aynı zamanda düşük derecede havale geçiriyor. Doktor doktor gezmek zorunda kalıp da daha çare bulamadığımız hastalık. Tüm bunları yalnız başıma göğüslemek zorundayım. Şu an geçimimizi sağlayacak bir gelirimiz olmadığı için korka korka özel ders vermeye çalışıyorum. Korkuyorum. Çünkü ders vermeme de bir kulp takıp sonra ‘terörist’ ilan ederek beni de götürecekler diye. Korktuğum başıma gelirse kim ilgilenecek bu kadar çocukla? Bir anne, kuzularını kime emanet edebilir? Ekonomik olarak zorlandığımız için geçenlerde kız kardeşim evinin eşyalarını bir spotçuya çok ucuza satmak zorunda kaldı. Aslında sadece eşyalarını değil hatıralarını da bırakmıştı o spotçuya. Ağlaya ağlaya…

Şimdi semt pazarlarında en ucuz yiyeceklere bakıyorum. Pırasa, ıspanak vs. Siz de bilirsiniz. Bu yiyecekler küçük çocukların çok da damak zevkine uygun değil. Onlara bu yiyeceklerin vücudumuza olan faydalarını anlatıyorum. İkna olmaları için. Zaten eti, meyveyi çoktan unuttuk. Bu yiyecekler bizim için yemekhanelerde asılı sadece izlenebilen bir posterden ibaret. Ama şikâyet etmiyorum. Edemem! İsyan etmiyorum. Edemem! Bize Allah’a şükürden gayrısı yakışmaz.

Bu toplumda yaşayan annelerden bir ricam var. Bizi korkup yalnız bıraksanız bile acılarımız azalsın diye dua eder misiniz? Küçülsün diye…”

3.2.2017 [TR724]

İçinde suç geçmeyen iddianame yazmışlar! [Haber-İnceleme: Barbaros J. Kartal]

29 şüpheli hakkında Savcı Murat Çağlak’ın hazırladığı 196 sayfalık iddianameyi okudum. Bu iddianame bir savcı tarafından mı hazırlandı ondan pek emin değilim. Katipler de hazırlamış olamaz. 196 sayfayı size iki cümle ile özetleyeyim: Birincisi, diğer davalardan kocaman bir alıntı ve Fuat Avni geri kalan da  şu şu tweeti attı bu bu tweeti  RT etti…

Benim iddianame ile ilgili iki tane tahminim var. Ya bunu Cemaat’ten birisi, içeridekileri kurtarmak için hazırladı, çünkü okudukça “Ne var bunda?” diye biten bir metin çünkü. İleride demokrasi müzesine kaldırılacağından şüphem yok. Ya da talimat ile tutuklanmış insanları kucağında bulan savcının çaresizce, “Bir şeyler yazalım benden gitsin!” diye hazırladığı bir pasajlar toplamı.

Dil yanlışları bir yana o kadar çok maddi hata içeriyor ki. Çok uzun olduğu için kendimce gördüğüm tespitleri paylaşacağım. En sona da favori tweetleri sakladım.

Tweet’i atan değil RT eden ‘suçlu’

En sevmediğim şey “Eğer bu suç ise bunu yapan niye dışarıda” demek. O kadar büyük hukuksuzluk var ki insan sormadan edemiyor. Levent Gültekin, Fatih Portakal, İsmail Küçükkaya, Veli Ağababa, Hasan Cemal gibi kişilerin tweet’lerini RT etmek ne zamandan beri bir suç delili? Bilen var mı? Bu tweet’ler ve atanlar hakkında bir işlem yapılmadığını biliyoruz peki bu tweet’leri RT edenler neden suçlu olsunlar? Kaldı ki bu kişilerin yazdıklarında düşüncelerini açıklamaktan öte bir şey de yok. Daha komik bir şey söyleyeyim. Şüphelinin bir tanesi diğer bir şüphelinin tweet’ini RT ediyor. Bu onun hanesinde suç. Tweet’i atanın dosyasına bakıyorsunuz o tweet geçmiyor bile. (B.Köseli-A.Kılıç)

Savcı o kadar çaresiz ki vermiş katiplere bir görev, gazetecilerin tweet’lerini, yazılarını çıkarttırmış döşemiş iddianameye. Canı sıkılan herkesin okumasını öneriyorum. Tweet’lerine ulaşamadıkları gazetecilerin kısmı en kısa kısım. Direk “algı operasyonu içerisinde oldukları tespit edilmiştir” deyip geçmiş.

Eğer bu iddianamede geçen deliller suç ise hiç kimse, bırakın gazeteci hiç kimse diyorum terör örgütü üyeliğinden yırtamaz. Buna her kesimden herkes dahil.

Savcı hükümete yapılan bütün eleştirileri suç kapsamında değerlendiriyor. Hükümeti geçtik Savcı’nın bir Reza aşkı var ki sormayın. Kim Reza’ya dokunmuşsa  Savcı karşısına çıkmış. Reza’nın önüne yatmamış adeta önünde siper olmuş Savcı.

İşini kaybeden gitmiş tanık olmuş

İtirafçı diye ifade verenlerin hayal ürünlerini bir kenara bırakıyorum “Fetullah Gülen hocamız” diye bahseden bir Cemaat mensubuna rastlamadım. Savcı, Turgutlu yıllarını çok çabuk unutmuş anlaşılan.

Komik bir şeyden bahsedeyim: şüphelilerden biri (Abdullah Kılıç) Fuat Avni çıktığından beri bu bir manipülasyon hesabıdır, dikkate alınmaması gerekir diyen onlarca tweet atmış, yazılar yazmış ama Fuat Avni’nin yönlendirmesi iddiasından kurtulamamış. TR724’de Kemal Devran’ın yazılarında Habertürk’te yaşananları okumuşsunuzdur, tam komedi. İşini kaybeden gidip tanık olmuş. Tanıklar da birbiri ile kavgalı. Biri sanık avukatlarından birinin eşi. Diğeri de Ecevit Kılıç. Kendisinin yaşadığını bile unutmuştum. Savcılar nereden bulduysa. Onu en son Zaman Gazetesi’nin locasında maç seyrederken görmüştüm.

WhatsApp, Skype kullanmak suç

Evet iddianameye dönersek Savcı alıştığımız Bylock iddialarını  genişleterek insanoğlunun bütün iletişim araçlarını da bu kapsama almış. Bakın ne diyor.

“Skype, Tango, Kakao, Talk, Viber, Line, WhatsApp, Acrobits, Softphone, Bylock” vb. şifreli programları kullanma gibi yöntemleri seçmiştir. Bylock programı ile ilgili devletin yetkili birimlerince yapılan     çalışma sonucu pek çok örgüt mensubu belirlenmiş ve yapılan  soruşturmalarda sadece örgüt üyelerine şifreli yüklenebildiği yönünde ifadelere rastlanılmıştır.

Yani gün geldiğinde WhatsApp ya da Viber gibi milyonlarca insanın yüklediği programlar bile  şifreli konuşma olarak suç unsuru gibi anılabilir. Madem öyle Bylock yüklü AKP’lileri neden toplamıyorsunuz. Telegram yüklü saray danışmanları neden hesap vermiyor?

Savcı ‘mağduriyet yaratacağım’ diye, Ergenekon’da ölenler listesinde öyle kendinden geçmiş ki tahliye olduktan yıllar sonra ölenleri de tutuklu iken ölenler arasında saymış.

Osman Kaçmaz’ı hatırlayalım mı?

Bir de Osman Kaçmaz olayı var. Buna özel değinmek lazım. Savcı, Kaçmaz’dan “örgüte boyun eğmeyen Sincan Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz” diye bahsediyor. Allah Allah. Bakalım Hakim Kaçmaz kimmiş, hatırlayalım. Dönemin cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ‘Kayıp Trilyon’, dönemin başbakanı Erdoğan’ın da ‘Şehit ve kelle’ davasından yargılanmasına karar veren Sincan Hakimi Osman Kaçmaz kendi yazdığı kitapta bakın neler diyor:

Tayyip Erdoğan, bir radyo konuşmasında, şehitler için ‘Kelle’, Abdullah Öcalan için de ‘’Sayın’’ demişti. Hakkında açılan davada takipsizlik verildi. İtiraz üzerine dosya Sincan’a geldi. Dava öncesi Trabzonspor maçlarında tanıştığım AKP Trabzon milletvekili Mustafa Cumhur bu davadan bahsederek ‘Patron, grup toplantısında Sincan hakimini tanıyan var mı diye sordu ve konuyu anlattı, işi de bana havale etti. Patronun işi sana gelecek’ dedi. Ben ise takipsizlik kararını kaldırdım. Bunun üzerine Mustafa Cumhur, telefonla aradı ve iki kez ‘Reis kendine iyi bak’ dedi. Sonradan yaşadıklarımı görünce bunun bir mesaj olduğunu anladım. AKP milletvekili Faruk Koca da odama gelip, niye bu kararı verdiğimi sordu, yasaları hatırlattım.

RT’ler neden suçmuş?

Savcı o kadar çok RT’yi suç saymış ki bakmış iddianame Twitter iddianamesine dönüştü RT’lerin neden suç olduğunu açıklamak istemiş:

“Suç teşkil eden, ayrıca kamu düzeni açısından da tehlike oluşturabilecek bir paylaşımı bilerek ve isteyerek Facebook ve Twitter gibi sosyal paylaşım sitelerinde retweet  (paylaşmak) vb. şekilde paylaşmak sorumluluk gerektiren bir eylemdir. Çünkü bu durumda konusu suç teşkil eden paylaşımın içeriği birden fazla kişiye ulaştırılmasını sağladığı gibi konusu suç teşkil eden içeriği paylaşan kişi, bu içeriği arkadaş listesinde bulunan kişilere yaymak suretiyle, asıl suçu işleyen kişi ile aynı suçu işlemiş gibi değerlendirilir.”  

Mesele Reza’ya birisi hırsız derse ve bunu kim RT ederse kendisini hapiste bulabilir. Çünkü Reza’ya hırsız demek 17-25 darbesine destek vermek savcıya göre. Peki bu tweeti atanlar yurtdışında yaşayan yabancı olursa ve onlar hakkında bir işlem olmasa bile RT yapanlar yine de suçlu olacak mı? Evet. Peki Erdoğan’ın Anayasa’yı tanımıyorum sözünü kendi hesabından tweet’lemesi bir suç mudur? Bunu RT eden onbinlerce AKP’li suç mu işlemektedir?

Savcının Cemaati suçladığı ‘yaygara yöntemi’ dediği bir şey var. Ben ne olduğunu anlamadım Acaba Türk Ceza Hukuku’nda yaygara diye bir şey var mı? Bilenler açıklayabilir mi?

Bir de Savcı’nın yaptığı intihal var ki koca metni löp diye yapıştırmış ne atıf var ne de bir bilirkişi mevzuu. Gazi Üniversitesi’nden bir araştırma görevlisinin bir tebliğini almış kendi metni gibi iddianameye koymuş. Reza’yı neden bu kadar seviyor şimdi daha iyi anlaşılıyor. Bundan sonrasında iddianameden bölümlerle sizi baş başa bırakıyorum. Dilbilgisi hataları iddianameye aittir. Kırmızılar benim yorumlarım.

MURAT ÇAĞLAK GURURLA SUNAR!

-Aynı örgüt üyeliği suçlaması ile tutuklu bulunan Mümtazer Türköne’nin örgütle mücadele edenleri günü geldiğinde yargılarken adil olunacağı sözü vermesi hatırlanmalıdır…

Adil yargılama sözü suç mu? Savcı ne demek istiyor acaba?

–Sanal alemde zaman zaman sahte hesaplar kullanılarak doğruluğu araştırılmadan paylaşılan yazılar ve görüntüler kamu düzeni açısından ciddi bir tehlike oluşturmuş hatta toplumda kutuplaşmalara, korkmaya ve çekingenliğe neden olmuştur.

Örneğin 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen başarısız darbe girişiminden tam 9 ay 10 gün önce yani 5 Ekim 2015 tarihinde örgütün tv ve internet sitelerinde yayınlanan Zaman Gazetesinin reklam filminde; “siren seslerinin duyulduğu bir kent merkezinin kuş bakışı görüntüsünden sonra bir bebek gülümsemesinin ekrana geldiği görülmektedir.” Kamuoyunda bahse konu bu reklam filminin darbenin habercisi olduğu, FETÖ/PDY soruşturmalarında haklarında yasal işlemler yapılan örgüt mensuplarına mesaj gönderildiği değerlendirilmesi yapılmaktadır. Siren sesleri, mat renkli harabe şehir görüntüsü ve renkli gülen bebek profili şeklindeki reklam filminden 9 ay 10 gün sonrası darbe girişimi tesadüf olarak değerlendirilmemiştir. Aynı mesaj 2014 yılında silah sesleri sonrasında yeni doğmuş bebek sesi ile Aksiyon dergisinde de işlenmiştir.

Yine Zaman gazetesinin Zaman Kardeşlik Zamanı başlıklı bir diğer reklamında ise bir vatandaş ile bir askerin Zaman Gazetesini birlikte tutarken vatandaşın tuttuğu sayfada “Ne Gerek Var Kavgaya?” yazarken askerin tuttuğu sayfada ise “Bir İhtimal Daha Var” şeklinde yazı görülmektedir. Örgütün basını kullanma takdiği değerlendirildiğinde açık şekilde darbe ihtimalinin tabana iletildiği anlaşılmaktadır. Benzer şekilde Sızıntı Dergisinin Mayıs ayı kapağında asker elbiseli bir kolun açtığı kapının arkasında çiçek bahçeleri görülmektedir.

Buna nasıl yorum yapılır? Tam 9 ay 10 gün derken nasıl da heyecanlanıyor. okurken siz de fark ettiniz mi?

–Uluslararası bilim olimpiyatlarında 583 madalya ile şampiyon okullara bin polisle yapılan baskın, yaşananlar pes dedirtti. vb haberler yapmıştır.

Evet,ne var bunda?

-“Erdoğan’ın sinirini Demirtaş bozuyor” vb haberler yapmıştır.

Savcı böyle bir haber yapılmasını aldı operasyonu olarak değerlendiriyor.

-“Dünyanın hangi demokratik ülkesinde hükümet mahkeme kararları uygulanmaz diye yasa çıkartabilir! Bu yasaya imza atanlar hesap da verecek….

Savcı bu sözü de delil diye koymuş. Herkesin evet diyeceği bir şey savcı için suç olmuş.

–Yazı içeriğinde ülkemizin demokratik meşru hükumetini darbe ile yok etmeye kalkışan örgüt ‘hizmet hareketi’ gibi topluma lanse edilmiştir. Yani ters algı yapılmıştır

-Yahu sayfalarca algı algı diye anlattın bir şey şimdi ters algı çıktı. Kafa karıştırma.

–15.03.2016 tarihinde BBC Türkçe@bbcturkce isimli hesaptan “Cemil Bayık Times’a konuştu: Erdoğan’ı ve AKP’yi devirmek istiyoruz’ şeklindeki tweeti palaşıp üzerine “Demokrasiyi terör örgütüne boğdurmayız” şeklinde kendi yorumunu eklemiştir.

-Düşünebiliyor musunuz kendi yorumunu eklemiş diyor. Peki bu yorum kime destek? Savcı gerçekten bunları okumuş mu ben emin değilim.

–hakim kararı ile kayyum atanmasını ve örgütle mücadele kapsamındaki idari kararları benzer şekilde hukuksuzluk olarak niteleyip…

Bir mahkeme kararına hukuksuz demek suç  mu? Eğer bu suç ise 367 kararı için aynı yorumu yapan bütün AKP’lileri ve köşe yazarları suç mu işledi? 17-25 Aralık’ta da mahkeme kararları yok muydu?

-30 Mayıs 2016 tarihli Hasan Cemal@HSNCML adresinden FETÖ örgütü adına faaliyetleri sebebi ile tutuklanan başka dosya şüphelisi Mümtazer TÜRKÖNE isimli kişinin “Paralelci olarak MGK ya soruyorum, hedef alınan bu kesim hangi terör eylemini yaptı?” şeklindeki ve içeriğindeki FETÖ örgütünün MGK kararına girmesini eleştiren hatta kendisinin doğrudan ilgili olduğunu belirten yazısına yönlendiren tweetini retweet yaptığı görülmüştür.

–30 Haziran 2016 tarihli “banamısordunuz” şeklinde açılmış tag altında Mustafa Kurdaş@mustafakurdaş adresinden yapılmış “İsraille anlaşmayla Mavi Marmara’nın istismarının’da son kullanım tarihi geçmiş oldu. Yarın Rabia Selamıdakullanım dışı kalır.” paylaşımı retweet yaptığı anlaşılmıştır.

–24 Haziran tarihinde Veli Ağbaba@veliagbaba adresinden atılmış “AKP’nin kayyumları her ay 61 asgari ücretlinin toplam maaşını alıyor. Görevleri şirket hortumlamak ve batırmak. Paçalarından haram akıyor” şeklinde atılmış tweeti retweet yaptığı anlaşılmıştır.

Görüyorsunuz değil mi? Koskoca Savcı’nın delil diye dosyaya koydukları şeylere bakar mısınız? Saray’ı savunmak sana mı kaldı!

-16.12.2015 tarihinde Ali Akkuş@AliAkkusoglu adresinden “Dünyaca ünlü düşünür Chomsky: Medyaya darbe Türkiyenin gerilemesine işarettir”şeklinde tweet attığı görülmüştür.

-18.04.2015 tarihinde Ali Akkuş@AliAkkusoglu adresinden “İsraf. Saray’ın 3 aylık elektrik faturası 3 milyon 684 bin TL (Günlük 40 bin lira)” şeklinde tweet attığı görülmüştür.

-Atila Taş ile ilgili kısımda belirtmekte fayda var. Savcı Atilla Taş gözaltına alındıktan sonra Erol Köse ile Nihat Doğan’ın kendisi hakkında söylediklerini bile dosyaya koymuş.

–11 Kasım2014 günü “Ak saray’ın aylık elektrik parası 700 bin tl’ymiş. Reza için bir kol saati parası, o ödesin. “şeklinde;

21 Aralık 2013 günü “Türkiye’yi duble yollarla kapladılar ama, hala en büyük sorunumuz yolsuzluk, yetmiyor demek” şeklinde;

06 Ocak 2014günü “Bu Karadayı’daki Savcı’ya özel yetki verincen, yolsuzluk 116/196
soruşturması aynı gün kapanır. ilgilere duyurulur !” şeklinde;

21 Eylül 2015günü “Hakkında soruşturma açılanlar kervanına bugün ben de
katıldım. Birgün böyle bir şeyle gurur duyacağım aklıma gelmezdi. 🙂

25 Şubat2015 günü “RTE’nin baskılarından bunalan Ali Babacan istifa etmiş ama
Davutoğlu tarafından vazgeçirilmiş Onlar bile bıktı artık” şeklinde;

16 Ocak 2015 günü “Yeni ve ilk Pop protest şarkım “HIRSIZ VAR” çok yakında
tam da buradan yayında!” şeklinde;

Şüphelinin tutuklanmasını müteakip süreçte Beyaz TV de yayınlanan bir proğramda katılımcılar Nihat Doğan ve Erol Köse’nin şüpheliyi kastederek ‘örgüt ile bağlantılarını kendilerine anlattıklarını, hatta fuatavni hesabı ile doğrudan mesajlaştığını söylediğini’ beyan ettikleri tespit edilmiştir. Bu hususta alınan beyanında şüpheli, söylemleri reddedip şahsi husumeti olduğunu söylemiştir. Program CD’si dosya arasındadır.

İddianameye devam edelim:

– içeriğindeki bölümlerde ise özellikle Bilal Erdoğan’ı itibarsızlaştırma çalışması

–14 Temmuz 2016 günü “Yandaş işadamları vergide kayıp yenihayatgazetesi com/ihale- sampiyon @yenihayatcom aracılığıyla…” şeklinde;

-13.03.2016 günü FUAT BARAN @yagizefe adresinden “Yeni Irmak TV MEFKURE TV Frekansı Hotbird 13 derece Doğu (EE) Frekans: 11.604 Polarizasyon: (H)(Yatay) Sembol Rate : 27.500 Fec:5/6 ..” şeklinde atılan tweeti retweet yapmak şeklinde;

–12.03.2016 günü CanErzincanTV @CanErzincan_TV adresinden “Türkiye’nin Özgür kanalı CAN ERZİNCAN TV’nin mobil uygulamasını indirmek için tıklayın play google com/store/apps/det.” şeklinde atılan tweeti retweet yapmak şeklinde;

-17 Temmuz 2016 günü Yener Güneş @yenergunes adresinden atılan “Medyascope, Gazeteport, Rotahaber, ABC Gazetesi ve Karşı Gazete’nin internet sitelerine erişim engellendi” şeklindeki tweeti reetwet yaptığı anlaşılmıştır. Bilindiği üzere bu siteler örgüt amacı doğrultusunda algı amaçlı kullanılmaktadır.

Medyascope cemaat sevgisi(!) ile bilinen Ruşen Çakır’ın sitesi. Halen faaliyette.

–17 Temmuz 2016 günü T24 @t24comtr adresinden atılan “Gülen: Uluslararası bir komisyon darbeyi araştırsın, sonucunu şimdiden kabul ediyoruz” şeklindeki tweeti reetwet yaptığı anlaşılmıştır.(Yanında örgüt liderinin resimini de kullanmıştır).

–Çağlayan Adliyesinde protesto eylemlerine katılması dikkate alındığında şüphelinin örgüt üyesi olduğu kanatine varılmıştır.

Yahu şüpheli gazeteci, gelip haber yapmış, gazetesinde de yazmış.

–Can Erzincan’ı Hotbird’den izleyip bizimle paylaşan herkese teşekkürler. #CanErzincanHotbirdde#”; “Özgürlüğün yeni adresi #CanErzincanHotbirdde#”; “Can Erzincan TV karartılıyor! #Kapatma ” şeklinde twetter atmıştır

–16 Temmuz 2016 günü Kazım Güleçyüz’ün @gulercyuzk adresinden “Darbe girişimi püskürtüldüyse bundan ancak memnun oluruz. Ama bu olay bir “sivil darbe” için kullanılmaya çalışılırsa buna da karşı çıkarız.” şeklinde twetter paylaşısını Cuma ULUS @CumaUlus adresinden retweetlediği tespit edilmiştir.

Ne var bunda kardeşim. Bu tweet’te ne var?

–16 Temmuz 2016 günü Cuma Ulus’un @CumaUlus adresinden “Özgürlüğün yeni adresi, #CanErzincanHotbirdde #CanErzincanHotbirdde#CanErzincanHotbirdde” twett atmıştır.

-Gazeteci çalıştığı televizyonun uydu bilgisini paylamış.

–26 Mayıs 2016 günü fatih portakal @fathportakal adresinden “ABD’li savcının Zarap’a ait rüşveti belgeleyen delillerinden sonra burada da savcıların araştırması gerekmiyor mu? #17/25AralıkAraştırımalı” şeklinde twetter paylaşısını Cuma ULUS @CumaUlus adresinden retweetlediği tespit edilmiştir

-Yorumsuz

–28.05.2016 tarihinde Emre Soncan@soncanemre adresinden “‘Havuz medyası’ olarak adlandırılan kurumlarda çalışan personelin, TSK’nın kurumsal kimliğine yaptığı saygısızlığın tepki çekmesi çok doğal.”

-Ben tükendim bundan sonrasında yokum

–28.06.2016 tarihinde Emre Soncan@soncanemre adresinden “TSK’nın da bu terbiyesizlik karşısında olgun ve demokratik bir tepki vermesi, kurumların itibarını korumak açısından önemli.”

–26.05.2016 tarihinde Emre Soncan@soncanemre adresinden “Savcı Bharara’nın Zarrab dosyasındaki ithamların iktidar üzerinde oluşturacağı baskı, halka daha fazla otoriterleşme olarak geri döncektir.. ”

–21.03.2016 tarihinde Emre Soncan@soncanemre adresinden “Zencani tutuklanmışken ve kendisi hakkında da bu kadar iddia varken ABD’ye gitmesi, ‘itirafçı’ olabileceği ihtimalini akıllara getiriyor..”

–27 Mayıs 2016 günü “27 Mayıs darbesinin 56.yıl dönümünde, tüm darbecileri ve adaleti katledenleri, tüm zalimleri ve milletin hakkını yiyenleri lanetliyoruz..” şeklinde;

–16 Mayıs 2016 günü “Haberleri nedeniyle suçlananlar tutuksuz yargılanmalı. Tutukluluk tehdidi, habercileri ve gerçekleri susturur.. #BaransuTutuksuzYargılansın” şeklinde;

–16 Temmuz 2016 günü “Darbe girişimini aydınlatmak ve hainlerden hesap sormak Meclis’in namus borcudur. Bir komisyon kurulmalı ve tüm gerçekleri ortaya çıkarmalı.” şeklinde;

–16 Temmuz 2016 günü “Namlusunu millete çevirip milletin meclisini yıkan hainler, hep lanetle anılacak. Bu millet, iradesine kast edenlere gereken cevabı verecek.” şeklinde paylaşımlar yapmıştır.

-Zaman Gazetesine kayyum atanması sürecinde yapılan protestolara bizzat katılmış

–22.04.2016 günü Hüseyin Aydın @aydin_huseyin_adresinden “Akademisyenler serbest, Dündar serbest Hidayet bey tutuklu Boydak tutuklu Dumankaya tutuklu Adalet herkese lazım! ” şeklinde tweet atmıştır.

–Şüpheli Murat AKSOY tarafından kullanıldığı anlaşılan “murataksoy” kullanıcı adlı profil rapor yazım tarihi itibarı ile kontrol edildiğinde, 25 Temmuz 2015 ve 26 Temmuz 2016 tarihleri arasında paylaştığı bütün paylaşımların silindiği tespit edilmiştir.

Dayanamadım. Bu da mı suç!

–Murat Aksoy@murataksoy hesabından 29 Mayıs 2015tarihinde “BankAsya’ya el koyan hukuk değil siyasettir” şeklinde paylaşımda bulunmuştur.

-TARIK TOROS @TarikToros hesabından 12 Kasım 2014tarihinde paylaşılmış “AK- Saray’ın aylık elektrik faturası.. 10 bin aileninkine denk..” şeklindeki tweeti retweet yapmıştır

–08.07.2016 tarihinde Mutlu Çölgeçen@ensariboyu adresinden “11 Temmuz ile birlikte kuvvetlerde Yüksek Askeri Şura dosyaları görüşülmeye başlanacak. DKK emekli oluyor. En büyük sürpriz ne olacak ?” şeklinde tweet atmıştır

–“darbe girişimi hakkında @sahmetsahmet yazdığı notu okumanızı isterim ilginç bilgiler içeriyor” şeklindeki (bu kişinin Gazeteci Ahmet ŞIK olduğunu, darbenin uluslararası bir konsorsiyum tarafından gerçekleştirildiğine dair ilginç bilgiler paylaştığını)

–09.07.2014 tarihinde Yakup Çetin @yakuppcetin adresinden “Başkanı, yardımcısı, sözcüsü ve soruşturulanların AKP’li olduğu yolsuzluk komisyonundan adalet çıkar mı?” şeklinde tweet atmıştır.

–15.09.2015 tarihinde Yakup Çetin @yakuppcetin adresinden “Böyle muhalefet oldukça AKP istediği gibi at koşturur. Meydan boş nasılsa. Bugün hakim savcı tutuklayan, gözü dönmüşler yarın siyasetçi tutuklr”

–08.09.2015 tarihinde Yakup Çetin @yakuppcetin adresinden “AKP’nin istediği de bu; nefreti HDP’ye yöneltip baraj altına itmek. Ona istediğini altın tepsi de sunmayın.” şeklinde tweet atmıştır.

–04.03.2016 tarihinde Yakup Çetin @yakuppcetin adresinden “Gazetemiz işgal altında.” şeklinde tweet atmıştır.


[Barbaros J.Kartal] 3.2.2017 [TR724] barbaroskartal@tr724.com