‘Korona testi yapmaya geldik’ diyen hırsızlar evlere dadandı

Türkiye koronavirüs salgınıyla boğuşurken kötü niyetliler de boş durmuyor. Evlere giderek 'korona testi yapmak için geldik' diye hırsızlık yapıldığı ortaya çıktı.

KRONOS -14 Mart 2020

ANKARA – Hırsızlar da koronavirüs mesaisinde! Evlerin kapısını ‘korona testi yapacağız’ diyerek çalan hırsızların içeri girdikten sonra hırsızlık yaptıkları ortaya çıktı. Olay bir vatandaşın Sağlık Bakanlığı’nın koronavirüs için ayarladığı 184 hattını aramasıyla ortaya çıktı. Hırsızların gün içinde 100’ün üzerinde adrese giderek bu şekilde evlere girmeye çalıştıkları öğrenildi.

Sosyal medya hesabından paylaşım yapan bir yurttaş hırsızlığı ortaya çıkardı. Vatandaş, “10 dakika önce kapı çaldı ve kimsiniz diye sorduğumda, Sağlık Bakanlığı’ndan tarama yapmak için geldiklerini söylediler. Ne taraması dedim ve Corona için dediler. Ben de istemiyorum dedim kapattım kapıyı. Ardından Sağlık Bakanlığı’nı aradım (184 SABİM) ve Böyle bir uygulama var mı diye sordum. Telefon numaramı aldılar ve bakanlıktan dönüş yapılacağını söylediler. Dönüş yaptılar ve sabahtan beri 100’ün üzerinde ihbar aldıklarını ve hırsızların ev sahiplerini spreyle bayıltarak evleri soyduklarını söyledi ilgili kişi. Dikkat edelim.” paylaşımında bulundu.

SAĞLIK BAKANI KOCA DA DOĞRULADI

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca da korona kılıflı dolandırıcılık girişimini doğruladı. Koca, “Sağlık Bakanlığı, Koronavirüs risk taramasını çat kapı değil, planlayarak yapmaktadır. Sizi 184’ten arayıp bilgilendiriyor, ondan sonra geliyoruz. SABİM-184’ten size TELEFON GELMEMİŞSE, test amacıyla geldiğini söyleyenleri içeri almayın. KÖTÜ NİYETLİLERE KARŞI DA TEDBİRLİ OLALIM!” paylaşımında bulundu.

[Kronos.News] 14.3.2020

En iyi 14 salgın filmi

Bilimkurgu türünün en önemli konularından olmuştur salgın hastalıklar. Şimdilerde Koronavirüs nedeniyle tekrar gündeme gelen yeni bir salgın tüm dünyayı etkisi altına aldı. Kimi zaman insan ırkını tehdit eden, kimi zaman bulaştığı insanı bir zombiye dönüştüren virüs salgınlarını konu alan en iyi 14 filmi, Kronos okurları için seçtik.

KENAN KALECİK -14 Mart 2020

14. VEBA (Carriers, 2009)
IMDb Puanı: 6,0

1347-1351 yılları arasında Avrupa’da 25 milyon kişinin ölmesine yol açan veba salgını, edebiyattan sinemaya pek çok alanda eserlere konu oldu. Tıpkı bugün gündemde olan koronavirüs (Kovid-19) gibi Çin’de başlayıp Avrupa nüfusunun üçte birinin, toplamda 75-200 milyon arasında insanın, ölmesine neden olan salgın, dünya tarihine şekil veren olaylardan biri olarak kabul ediliyor.

Veba, salgının ardından yeryüzünde sadece dört arkadaşın hayatta kalmasını konu ediniyor. Dört arkadaş hayatlarını devam ettirebilmek için kendilerine güvenli bir yer ararken bir yandan da hastalıktan kurtulmaya çalışıyorlar.

Yönetmenliği David Postor ve Alex Postor ikilisinin yaptığı filmde başrolde Chris Pine var.

***

13. KOLERA GÜNLERİNDE AŞK (Love in the Time of Cholera, 2007)
IMDb Puanı: 6,4

Salgın ve edebiyat denilince ilk akla gelen eser Meksikalı yazar Gabriel García Márquez’in Kolera Günlerinde Aşk romanı olur. Meşhur romanın sinema uyarlaması izleyiciden tam not alamasa da, mutlaka izlenmesi gerek salgın filmleri arasında olmayı hak ediyor.

Kolombiya’da Büyük Savaş’ın hemen ardından yaşlı bir adam merdivenden düşer ve ölürken karısına olan büyük aşkını dile getirir. Cenazeden sonra adamın biri dul kalan kadını arar ve kadın onu reddeder. Olaydan 50 yıl geriye gideriz. O sırada bir Florentino Ariza adındaki telgrafçı çocuk Fermina Daza’ya âşık olur.

Mike Newell’in yönettiği filmde Javier Bardem, Benjamin Bratt ve Giovanna Mezzogiorna rol alıyor.

***

12. SALGIN (The Crazies, 2010)
IMDb Puanı: 6,5

Zombi filmlerinin ustası George A. Romero’nun 1973’de çektiği filmin yeniden çekimi olan Salgın (The Crazies), Amerika’nın sessiz ve sakin bir kasabasında geçiyor. Filmde, şehir sularına karışan ne olduğu belirsiz zehirli bir madde, kasaba sakinlerini psikopat katillere dönüştürmüştür. Bunu fark eden yetkililer, kasabayı karantinaya almaya karar verirler. Salgını önlemeye çalışan askeriye, kasabaya girişi ve çıkışı engelleyince, kasabadaki sağlıklı kalanlarla, gözü dönmüş katiller arasında bir kaos başlar.

***

11. TEHDİT (Outbreak, 1995)
IMDb Puanı: 6,6

Dustin Hoffman’ın başrolde yer aldığı Tehdit (Outbreak), Zaire’de ortaya çıkan ve ABD’ye kadar ulaşan Ebola benzeri bir salgını anlatıyor. Bulaşıcı hastalıklar uzmanı Albay Sam Daniels bu virüsü araştırmakla görevlendirilir. Araştırmaları sonucunda virüsün Amerika’ya da geldiğini tespit eder. Eğer önlem alınmazsa virüs birkaç hafta içinde bütün Amerika’yı yok edebilecek kadar tehlikelidir.

***

10. SALGIN (Contagion, 2011)
IMDb Puanı: 6,6

Oscarlı yönetmen Steven Soderbergh’in üçüncü ve son filmi olan Salgın, hava ve solunum yoluyla rahatlıkla geçen ve insanları birkaç gün içinde öldüren bir virüs salgınını konu alıyor. Dünya çapında uzmanlardan oluşan medikal bir ekip, bir yandan salgına çare ararken diğer yandan da insanlarda virüsten daha hızlı yayılan panik halini kontrol altına almaya çalışıyor.

Başroldeki Matt Damon’a Gwyneth Paltrow, Laurence Fishburne, Jude Law, Marion Cotillard, ve Kate Winslet eşlik ediyor.

***

09. KÖRLÜK (Blindness, 2008)
IMDb Puanı: 6,6

Portekizli usta yazar José Saramago’un aynı adlı romanından beyazperdeye uyarlanan Körlük, salgın filmlerinden biraz farklı. Evet bir salgın var ama bu salgın, enfekte ettiği insanların kör olmasına neden oluyor. Toplumsal düzene bir eleştiri niteliği taşıyan filmde; salgını kontrol altına almak için kör olan insanlar karantinaya alınıyor. Fakat içlerinden bir adam kendini kral ilan ederek tüm erzak stoğunu ele geçiriyor.

Fernando Meireless’in yönetmenliğini yaptığı filmde Mark Ruffalo, Julianne Moore ve Gael Garcia Bernal gibi önemli oyuncular rol alıyor.

***

08. GRİP (Gamgi/Flu, 2013)
IMDb Puanı: 6,7

Güney Kore yapımı Grip (Gamgi/Flu) havadan bulaşan ve enfekte olanları 36 saat içinde öldüren bir virüs hakkında. Seul’u etkisi altına alan virüs karşısında insanlar çaresizce önlem almaya çalışmaktadır. Virüse karşı aşı geliştirmeye çalışan In-hye ve kurtarma görevlisi Ji-goo, bunun için karantina altındaki şehre gitmek zorunda kalır.

***

07. ÖLÜMCÜL DENEY (Resident Evil, 2002)
IMDb Puanı: 6,7

Gösterime girdiği 2000’li yılların sevilen filmlerinden biri olan Ölümcül Deney, bilgisayar oyunu olarak da bir hayli ilgi görmüştü. Özel bir genetik araştırma merkezinde geliştirilen bir virüsü, deneklerden biri ele geçirir. Elbette virüsü merkezin çalışanlarını etkilemek için kullanır. Virüsten etkilenen insanlar zombiye dönüşmüşlerdir. Bu zombileri yöneten ise bu merkezin yapay zekasıdır. Bu kadar tehdit varken bir ekip bu merkezi temizlemek için yola çıkar…

Paul W.S. Anderson’un yazıp yönettiği filmde, başrolü Milli Jovovich ve Michelle Rodriguez paylaşıyor.

***

06. DÜNYA SAVAŞI Z (World War Z, 2013)
IMDb Puanı: 7,0

Salgın denilince ilk akla gelen filmlerdir zombi filmleri. Ancak bu zombiler yürümekte bile zorlanan bildiğimiz zombilerden çok farklı. Bir zombi tarafından ısırılan insan 12 saniyede virüsün etkisine giriyor ve sese koşmaya başlıyor. Brad Pitt’in hem başrolünü hem de yapımcılığını üstlendiği Dünya Savaşı Z, insanlar ve zombiler arasında yaşanan sıra dışı bir savaşı odağına alıyor. Film Max Brooks’un aynı adlı kitabından uyarlandı.

***

05. BEN EFSANEYİM (I am Legend, 2007)
IMDb Puanı: 7,2

Başrolde Will Smith’i izlediğimiz Ben Efsaneyim pek çok izleyicinin devam filmini bekleyecek kadar sevdiği bir film. Robert Neville, korkunç bir virüsün her yere yayılmasına engel olamamış bir bilim adamıdır. Söz konusu virüse bağışıklık kazanan Neville, New York’ta hayatta kalabilenlerdendir. Üç yıl süre ile her türlü imkanını kullanarak kendisi gibi hayatta kalabilmiş başkaları varsa onlara ulaşmaya çalışır ve aslında yalnız değildir. Kendi kanını kullanarak virüsün etkilerini terse çevirmesi gerekmektedir.

***

04. REC – ÖLÜM ÇIĞLIĞI ([Rec], 2007)
IMDb Puanı: 7,4

Standart el kamerası çekimiyle çekilen İspanyol yapımı Rec: Ölüm Çığlığı, izleyicinin beğenisini kazanınca devam filmleri ardı ardına gelmişti. Jaume Balaguero ve Paco Plaza’nın birlikte yazıp yönettiği filmde genç bir TV muhabiri olan Angela ile haber kameramanı Pablo, yaşlı bir kadının geçirdiği ev kazası ile ilgili gelen bir ihbar üzerine itfaiyecilerin peşine takılır. Kadının evine varan ekip, evin içinden korkunç çığlıklar duyarlar. Bundan sonrası hafızalardan çıkmayacak bir kabustur.

***

03. 28 GÜN SONRA (28 Days Later, 2002)
IMDb Puanı: 7,6

Ölümcül bir virüs, bu sefer İngiltere’yi esiri altına almıştır. Bir araştırma laboratuvarındaki hastalıklı şempanzelerden yayılan bu virüse yakalanan insanlar zor durumdadırlar. Bu işle mücadele eden kişiler sadece virüsü yok etmek değil, hastalığa yakalananlarla da büyük sorun yaşamaktadır. Danny Boyle’un yönettiği, Cillian Murphy’nin başrolünde yer aldığı 28 Gün Sonra, salgın filmleri arasında listemizde üçüncü sırada.

***

02. ZOMBİ (Dawn of the Dead, 1978)
IMDb Puanı: 7,9

Listemizin ikinci sırasında zombi filmlerinin kültleri arasında yer alan George A. Romero imzalı 1978 yapımı Zombi var. Zombiler üzerinden tüketim çılgınlığını eleştiren filmde, özel polis Peter ve Roger, zombiler tarafından ele geçirilen bir apartmanı temizledikten sonra yakındaki bir televizyon istasyonuna sığınırlar. Burada tanıştıkları iki televizyoncuyu da yanlarına alarak helikopterle binadan kaçarak bir alışveriş merkezine ulaşırlar. Amaçları erzak toplamaktır ama işler bekledikleri gitmez. Tüm zombiler binaya girmeye çalışmaktadır.

***

01. 12 MAYMUN (Twelve Monkeys, 1995)
IMDb Puanı: 8,0

Salgın filmleri listemizin ilk sırasında Terry Gilliam imzalı 12 Maymun var. Zamanda yolculuk temalı filmlerin de iyi örneklerinden bir olan film, dünyadaki insan ırkını yok edebilecek kadar tehlikeli bir virüsü konu alıyor. Film Bruce Willis, Madeleine Stowe, Christopher Plummer ve Brad Pitt gibi zengin kadrosuyla da dikkat çekiyor.

Yaklaşık beş milyar kişinin ölümüne yol açan virüs nedeniyle geriye kalanlar yer altlarına kurdukları barınaklarda yaşamlarını sürdürebilmektedirler. Virüsü yok etmenin çarelerini arayan bir ekip, zamanda geriye gidebilecekleri bir zaman makinesi yapar. İlk test sürüşü içinse eski bir mahkûm James Cole gönüllü olur. James kendisini yedi yıl geride, bir akıl hastanesinde bulur.

SALGIN VE EDEBİYAT İLİŞKİSİ İÇİN TIKLAYIN

[Kronos.News] 14.3.2020

Kuveyt’te camiler kapatıldı, ezan değiştirildi: ‘Namazı evinizde kılın’

Kuveyt’teki camiler geçici olarak kapatıldı. 200 kişinin korona virüsünden etkilendiği Kuveyt’te ezanın ‘haydi namaza’ çağrısı, ‘namazı evinizde kılın’ olarak değiştirildi.

KRONOS -14 Mart 2020

Kuveyt Evkaf ve İslam İşleri Bakanlığı, toplu namazların iptal edildiğini açıkladı. Müezzinlerin ezan okumaya devam edeceği ancak ezanda ‘haydi namaza’ çağrısının değiştirileceği belirtildi.

Ezanda, ‘Hayye ale’s-salâh’ (haydi namaza) bölümü ‘Al-Salatu fi Buyutikum’ (namazı evinizde kılın) olarak değiştirildi. Bakanlık, bu değişikliğin bir sonraki duyuruya kadar devam edeceğini duyurdu.

[Kronos.News] 14.3.2020

Associated Press, koronavirüs nedeniyle Washington ofisini kapattı [Sıtkı Özcan]

Associated Press Haber Ajansı, çalışanlarından birinde Koronavirüs (Kovid-19) belirtileri görülmesi üzerine Washington DC ofisini geçici olarak kapattı.

SITKI ÖZCAN -14 Mart 2020

Dünyayı sarsan Koronavirüs (Kovid-19) salgını basın kurumlarını da etkilemeye başladı. Associated Press Haber Ajansı, çalışanlarından birinde Koronavirüs  belirtileri görülmesi üzerine Washington DC ofisini geçici olarak kapattı.

Hastalık semptomları gösteren çalışanlarının geçen hafta New Orleans’ta yüzlerce gazetecinin katıldığı bir konferanstan yeni döndüğünü söyleyen AP, muhabirin doğrudan kontak kurduğu konferans katılımcılarından birinde Koronavirüs tespit edilmesi üzerine bu kararı aldıklarını açıkladı.

AP muhabirleri ofis yeniden açılana kadar çalışmalarına evde devam edecek.

[Sıtkı Özcan] 14.3.2020 [Kronos.News]

Mahkeme dinlediği tanığı unutup Baransu’nun tutukluluğunun devamına karar verdi

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanan gazeteci Mehmet Baransu'nun davasında skandal bir karar verildi. Mahkeme, daha önce üç gün boyunca dinlediği tanıdığın 'dinlenmediğini' gerekçe göstererek Baransu'nun tutukluluğunun devamına karar verdi.

KRONOS -14 Mart 2020

ANKARA – Gazeteci Mehmet Baransu’nun yargılandığı davada tuhaf bir ‘unutkanlık’ hikâyesi yaşandı. Davada Baransu aleyhinde tanıklık eden eski eşi Esra Konur’u daha önce üç gün boyunca dinleyen hakim, tanıdığın dinlenmediğini öne sürerek tutukluluğun devamına karar verdi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada Mahkeme Başkanı, tutukluluk devam kararı gerekçesi olarak davada tanık olan Baransu’nun eski eşinin, tanık vasfıyla dinlenmediği gerekçesiyle tutukluluğuna devam kararı verdi. Ancak, Mahkeme Başkanı, Aralık 2019’daki duruşmada eski eş Esra Konur’u tam üç gün boyunca bizzat dinlemişti.

DİNLEDİĞİ TANIĞI BİLE UNUTAN HEYET

Kararı Twitter’da paylaşan Baransu’nun kardeşi, “Bırakın dosyayı, dinlediği tanığı bile UNUTAN ve yaptıkları işlemlerden haberi olmayan Hakim Ali Günay ve heyeti Mart 2020’de abimin tutukluluğuna devam kararı verdi! Heyet son duruşmada, ‘Dosyayı çok iyi biliyoruz’ demişti. İşte 5 Mart 2020 tarihli o tutukluluk devam kararı. Bir hakimin, bir mahkemenin SKANDAL kararı ! Hukukun geldiği son nokta…” dedi.

[Kronos.News] 14.3.2020

Cezaevleri büyük risk altında!

Koronavirüs salgını sebebiyle bazı ülkeler cezaevindeki tutuklu ve mahkûmları tahliye ederken yaklaşık 300 bin kişiyle Avrupa’da ilk sırada bulunan Türkiye’de koronavirüs salgını  mahkûm ve tutuklu ailelerini tedirgin ediyor.

Doluluk oranı yüzde 130’a çıkan 8 kişilik koğuşlarda 28 kişinin kaldığı cezaevlerinde koronavirüsün çok hızlı yayılacağını belirten TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyesi HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu tutuklu ve hükümlüyü bekleyen tehlikeye dikkat çekti.

GERGERLİOĞLU: CEZAEVLERİNDE KAPASİTENİN ÇOK ÜSTÜNDE TUTUKLU VE MAHKÛM BULUNUYOR

HDP Milletvekili Gergerlioğlu cezaevlerinin hijyenden uzak olduğunu belirterek, ‘Buradaki insanlara koronavirüsü bulaştığı zaman önünü alamayacağımız bir felaket yaşanır. Cezaevlerinde kapasitenin çok üstünde tutuklu ve mahkûm bulunuyor. Cezaevleri bu haliyle koronavirüs enfeksiyonuna açık durumda. Hem sağlık açısından yaşam ihlali hem de insan hakları açısından bizi bekleyen tehlike için şimdiden uyarmış olalım. Bu yüzden herkesin dikkat etmesi gerektiğini söyleyelim. Hepimizin sağlığına dikkat etmesi gerekiyor. Allah’ın verdiği sağlığı hepimizin koruması lazım. Bağışıklık sistemimizi korumamız yüksek tutmamız gerekiyor.’’ diye konuştu.

AVUKAT POYRAZ: CEZAEVLERİ AĞZINA KADAR DOLU

Avukat Uğur Poyraz da sosyal medyadan yaptığı paylaşımda cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlülerin büyük risk altında olduğunu adli kontrol şartları dikkate alınarak tahliye kararı verilmesini istedi. Poyraz, ‘‘Cezaevleri ağzına kadar dolu. Tutuklu, hükümlü, cezaevi personeli büyük risk altında. Hükümet bir an önce af veya ceza indirimi yapmalı. Mahkemeler önüne geleni tutuklamamalı, adlî kontrol dahil tüm şartları dikkate alarak tahliye kararı vermeli. Çünkü, insan hayatı çok önemli.’’ dedi.

[TR724] 14.3.2020

Ülkelerde kişi başına kaç doktor ve hastane yatağı düşüyor? Türkiye kaçıncı sırada?

Ülkelerde kişi başına kaç doktor ve hastane yatağı düşüyor? Türkiye kaçıncı sırada?

Koronavirüs (Covid-19) salgını tüm dünyaya giderek yayılıyor. Virüs tespit edilen vaka ve bunun yol açtığı ölümlerin sayısı hızla artıyor.

14 Mart 2020 Cumartesi 15:11

Hükümetler salgının daha da yayılmasının önüne geçmeye çalışırken sağlık kurumları da virüs bulaşan kişilerin tedavisine yoğunlaşmış durumda.

Peki, dünyada hangi ülke kişi başına kaç hastane yatağı düşüyor?

Türkiye, dünyadaki 47 ülke içinde hastane yatağı kapasitesinde 38'inci sırada bulunuyor. Türkiye’de 100 bin kişiye 281 yatak düşerken bu oran Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde ortalama 504. Kişi başına düşen doktor sayısında ise Türkiye 42 ülke içinde 41'inci sırada bulunuyor.

Yatak kapasitesi: Zirvede Japonya, Güney Kore, Rusya ve Almanya var

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) ve AB İstatistik Ofisi’nin (Eurostat) 2017 yılı verilerine göre, kişi başına düşen hastane yatağı sayısında zirvede Japonya var. Bu ülkede 100 bin kişiye düşen yatak sayısı bin 305.

Japonya’nın ardından bin 227 ile Güney Kore, Rusya (859) ve Almanya (800) geliyor.

En sonda Hindistan, Endonezya, Şili ve İsveç var

47 ülke içerisinde yatak kapasitesinin son sırasında 100 bin kişiye 53 yatak düşen Hindistan var. Bu ülkeyi Endonezya (104), Şili (211) ve İsveç (222) takip ediyor.

ABD, Kanada ve İngiltere Türkiye’nin altında

Avrupa’da refahın üst düzey olduğu İsveç’in dışında dünyanın önde gelen üç ülkesinin daha Türkiye’nin altında yer alması dikkat çekti. Bunlar Amerika Birleşik Devletleri (277), İngiltere (254) ve Kanada (252).

AB’nin 28 ülkesinin ortalaması ise 100 bin kişiye 504 yatak.

Çin’in yatak kapasitesi dikkat çekici

Yaklaşık 1,4 milyar nüfusu ile bir dünya devi olan Çin’in yatak kapasitesinin yüksekliği çarpıcı. Çin’de 100 bin kişiye 434 yatak düşüyor. Çin bu kapasitesi ile bir çok Avrupa ve Batı ülkesini geride bırakmış durumda.

Peki, doktor sayısında durum ne? Zirvede Yunanistan var

Kişi başına düşen doktor sayısına bakıldığında 2017 yılı verilerine göre zirvede Yunanistan var. Bu ülkede 100 bin kişiye 607 doktor düşüyor. Hemen ardından 518 doktor ile Avusturya ve 498 doktor ile Portekiz geliyor.

Diğer bazı ülkelerde ise 100 bin kişiye düşen doktor sayısı şöyle: Almanya 425, Rusya 404, İtalya 399, Fransa 337, İsrail 314, Kuzey Makedonya 300, Romanya 293, İngiltere 281 ve Kanada 272.

Türkiye doktor sayısında Avrupa’da son sırada

42 ülke arasında son sıralarda, 1,4 milyarlık nüfusu ile dünyanın en kalabalık ülkelerinden Hindistan var. Bu ülkede 100 bin kişiye 78 doktor düşüyor. Hindistan’ın hemen üstünde 187 doktor ile Türkiye yer alıyor. Türkiye, Avrupa ülkeleri içinde son sırada. Türkiye’nin üstünde ise 201 doktor ile Kanada yer alıyor. ABD’de ise bu sayı 261.

KAYNAK: EURONEWS TÜRKÇE

[Haberdar] 14.3.2020

Diyarbakır’da kayyım kilise ve cemevini dezenfekte etmedi

Kayyım atanan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, korona virüse karşı cami ve cemaatlere ait Kuran kurslarında dezenfekte çalışmaları başlatırken, Meryem Ana Kilisesi ile kentin tek cemevini es geçti.

KRONOS -14 Mart 2020

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesine atanan kayyım, koronavirüse karşı başlatılan dezenfekte çalışmalarını inanç mekanlarından sadece camilere sağlıyor. Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanlığı ekipleri, koronavirüse karşı camiler ve cemaatlere bağlı kuran kurslarında dezenfekte çalışması başlattı.

Belediye, kentte bulunan kilise ve tek cemevini ise es geçti. Dezenfekte çalışmaları yerli ve yabancı turistlerin sıkça ziyaret ettiği ve ibadetlerin yapıldığı Meryem Ana Kilisesi’nde yapılmadı.

‘CAMİLER DEZENFEKTE EDİLDİ, KİLİSE EDİLMEDİ’

Mezopotamya Ajansı’ndan Lezgin Akdeniz’in haberine göre; Süryani Kadim Meryem Ana Kilisesi’nin Papazı Yusuf Akbulut, camilerin dezenfekte edildiğini, ancak aynı işlemin kilisede yapılması için herhangi bir çalışmanın yapılmadığını söyledi. Kilisede ibadetlerini ertelemediklerini belirten Akbulut, virüsten dolayı kaygılı olduklarını kaydetti. Akbulut, kilisenin Diyarbakır’ın en eski tarihi yapılarından birisi olmasından dolayı yerli ve yabancı turistlerin sık ziyaret ettiğini hatırlatarak, bunun da olası bir vakanın yayılmasından endişe etmelerine neden olduğunu belirtti. Talep etmelerine rağmen geri dönüş olmadığını söyleyen Akbulut, kilisenin bir an önce dezenfekte edilmesi gerektiğini dile getirdi.

‘DİĞER İNANÇLAR İÇİN HASSASİYET YOK’

Yine Diyarbakır Pir Sultan Abdal Cem Evi’nde de dezenfekte çalışması yapılmadı. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şube Başkanı Cafer Koluman, Diyarbakır’da kamuda ve sosyal yaşamın toplu yerlerinde önlemlerin alındığından haberleri olduğunu, ancak bunun inanç merkezlerini kapsamadığını aktardı. Cami imamlarının herhangi bir talebi olmadan buralarda çalışmalar yapılmasına rağmen diğer inanç mekanlarda bu hassasiyetin gösterilmediğini vurgulayan Koluman, cemevinin dezenfekte edilmesi için belediyeye başvuru yapacaklarını ifade etti.

[Kronos.News] 14.3.2020

Ankara’da temizlik personelinin izinleri kaldırıldı, her yer dezenfekte edilecek

Koronavirüs salgınına karşı Ankara tam anlamıyla teyakkuz halinde. Büyükşehir Belediyesi'nin temizlik, dezenfeksiyon gibi işlerine bakan ilgili tüm birimlerinde izinler kaldırıldı. Metro durakları her gece dezenfekte ediliyor.

YAVUZ GENÇ -14 Mart 2020

ANKARA – Ankara Büyükşehir Belediyesi, salgın tehlikesine karşı dezenfeksiyon ve sterilizasyon çalışmalarına aralıksız devam ediyor. Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanlığı bünyesinde hizmet veren BELPLAS A.Ş. ekiplerinin izinleri geçici bir emre kadar kaldırılırken, Metro duraklarında her gece dezenfeksiyon işlemi yapılması kararlaştırıldı. Sivil Toplum Kuruluşlarının binalarından toplu taşıma araçlarına, kamusal alanlardan duruşma salonlarına kadar birçok noktada çalışan temizlik ekipleri 7/24 mesai yapıyor.

Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın talimatıyla Genel Sekreter Yardımcısı Mustafa Kemal Çokakoğlu başkanlığında kurulan komisyon; dezenfeksiyon ve sterilizasyon çalışmalarını 7/24 takibe alırken, Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanlığı bünyesinde hizmet veren BELPLAS A.Ş. ekiplerinin izinleri geçici bir emre kadar kaldırıldı.

TEMİZLİK EKİPLERİ 7/24 MESAİDE

Sahada 7/24 üç vardiya usulüyle mesaiye başlayan 205 temizlik personeli, vatandaşların yoğun olarak kullandığı ortak kullanım alanlarını öncelikli olarak dezenfeksiyon işlemine tabi tutuyor. Temizlik ekipleri; toplu taşıma araçlarından kamu kurum ve kuruluşlarına, rekreasyon alanlarından camilere, sivil toplum kuruluşlarının binalarından spor komplekslerine, kamusal alanlardan duruşma salonlarına kadar birçok noktada gece gündüz çalışıyor.

Bir yandan Raylı Sistemler ile EGO otobüslerinde rutin temizlik çalışmasına devam eden Büyükşehir ekiplerinin, salgın hastalık riskine karşı Metro duraklarında da her gece dezenfeksiyon ve sterilizasyon çalışması yapması kararlaştırıldı.

ADLİYE’DEN SPOR KOMPLEKSLERİNE KADAR DEZENFEKSİYON

Ortak kullanım alanlarında titiz bir temizlik çalışması yaptıklarını ve yeni gelen talepleri de değerlendirerek temizlik programına dahil ettiklerini belirten Sağlık İşleri Daire Başkanı Seyfettin Aslan, şu bilgileri verdi:

“Kentin birçok noktasında temizlik ve dezenfeksiyon işlemimiz ara vermeden devam ediyor. Ankara halkının en yoğun olarak kullandığı Ankara Adliyemizi de bu kapsama alarak tüm katlarda temizlik çalışması yaptık. Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Mansur Yavaş talep eden kamu kurum ve kuruluşlarına yardımcı olmamızı talimatlandırdı. Gece gündüz elimizden geldiğince biz de bütün bu talepleri yerine getirmeye çalışıyoruz.

Dezenfeksiyon yöntemi olarak insanların olduğu kullanıma açık alanlarda sırt pülverizatörleriyle, insanların olmadığı yerlerde ise motorlu pülverizatörleri kullanıyoruz. Kullandığımız ilaçlar, Sağlık Bakanlığının yayınladığı ilaçlar. Onaylı etken maddeleri içeren ilaçları kullanıyoruz.”

[Kronos.News] 14.3.2020

HDP’den kanun teklifi: Tutukluluk ve hükümlülük bir yıl ertelensin

Türkiye cezaevleri kapasitelerinin üzerinde doluluk oranlarına sahipken, hızla yayınlan koronavirüs salgını endişeleri arttırdı. HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, TBMM’ya kanun teklifi vererek, istisnasız tüm tutukluluk ve hükümlülüklerin bir yıl ertelenmesini istedi.

YAVUZ GENÇ -14 Mart 2020

ANKARA – Türkiye koronavirüs salgının etkisine iyice girerken, HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’ndan dikkat çekici bir kanun teklifi geldi. Gergerlioğlu, TBMM’ye verdiği kanun teklifinde 300 tutuklu ve hükümlünün koronavirüs nedeniyle tedirgin olduğunu kaydetti. Kanun teklifinin yanısıra Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün yanıtlaması istemiyle soru önergesi de veren Gergerlioğlu, Meclis insan Haklarını İnceleme Komisyonu’na da koronavirüs gündemiyle cezaevlerine ziyaretler yapılması çağrısında bulundu. Koronavirüs tedbirleri kapsamında cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülerin açık ve kapalı görüşleri iki hafta ertelenmişti.

Gergerlioğlu, “8 kişilik koğuşta 30 kişi var. Corona Virüs sebebiyle 300 bin kişi hasta mahpus, hamile ve yeni doğum yapmış anneler başta olmak üzere herkes cezaevlerinde risk altındadır” dedi. Gergerlioğlu, kanun teklifi gerekçesinde TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun Elazığ, Bakırköy, Diyarbakır ve Silivri cezaevleri raporlarından örnekler de ekleyerek durumun vehametini ortaya koydu.

TÜM SAĞLIK ALANLARINDAN EKSİKLİKLER VAR

İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’nun ilgili raporları şu şekilde:
Elazığ Ceza İnfaz Kurumları Raporu: “Kurum revirine haftada ancak çıkılabildiği, bazı dönemlerde revire çıkmanın daha uzun süreleri bulabildiği, hastaneye yapılan sevklerin ayları bulabildiği, sağlık hizmetinden hızlı ve yeterli bir şekilde faydanılmadığı, kronik rahatsızlığı bulunanların hastane sevklerinin düzenli aralıklarla yapılmadığı, diş doktoruna dahi gidilemediği, diş hekimlerinin dönüşümlü olarak gelmesinden dolayı diş tedavisi için 4-5 ay kadar beklendiği.”

Diyarbakır Ceza İnfaz Kurumları Raporu: “Sağlık konusunda ciddi sorunlar yaşandığı, yeteri katar sağlık personelinin bulunmaması nedeniyle gerek revire çıkışların gerek dış hastane sevklerinin çoğunlukla ihtiyaç duyulan zamanlarda gerçekleştirilemediği, özellikle dış hastane sevklerinin kimi durumlarda birkaç ayı bulabildiği,”

Bakırköy Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumları Raporu: “Hastaneye sevklerde sorunlar yaşandığı, hastane sevklerinin bazı durumlarda 3 ila 4 ayı bulabildiği, revire çıkmada problemlerin olduğu, muayene ve tedavilerin kelepçeli yapılmasının rahatsızlık verici olduğu ve insan onuru ile bağdaşmadığı, kronik hastalığı bulunanların tedavilerinin düzenli olarak yapılmadığı”

Silivri Ceza İnfaz Kurumları Raporu: “Başta diş muayenesi ve tedavileri olmak üzere sağlık konusunda ciddi sorunların yaşandığı, kurum revirine ve kampüs içinde bulunan Devlet Hastanesine gidişte dış hastanelere sevke göre nispeten daha az sıkıntı yaşanmakla birlikte sorunlar yaşandığı, özellikle dış hastanelere sevk gerektiği durumlarda sevke nezaret edecek personel (jandarma personeli) sayısındaki belirgin azalmanın da etkisiyle ciddi sorunlar yaşandığı,

Hastane sevklerinde çift kelepçe (zincir) uygulamasının yapıldığı hatta bu uygulamanın kampüs içerisinde yer alan hastaneye götürülürken dahi uygulandığı, kampüs içinde bu uygulamanın yapılmasının izah edilebilir bir tarafının olmadığı, bu uygulamaya tepki olarak sevkin reddedilmesi nedeniyle ciddi sağlık sorunlarının yaşandığı ve bu sorunun ivedilikle çözüme kavuşturulması gerektiği.”

“BAĞIŞIKLIK SİSTEMLERİ ZAYIF”

Raporları değerlendiren Gergerlioğlu, “Görüldüğü üzere cezaevleri bırakın herhangi virüsle mücadele etmeyi mevcut bir hastalık varsa daha hızlı yayılması için uygun ortamlar haline dönüşmüştür. Halkımızın ister cezaevinde isterse de cezaevi dışında olsun onların sağlığı ile oynamaya kimsenin hakkı yoktur” ifadelerini kullandı. Gergerlioğlu’nun kanun teklifinde gerekçe şöyle belirtildi: “Bu geçici madde ile Corona Virüsün daha fazla yayılmasının önüne geçilmeye çalışılacaktır.16. maddede özellikleri sayılan vatandaşlar bağışıklık sistemi zayıf olan mahpuslardır. Bu mahpusların derhal serbest bırakılması hem cezaevindeki virüsün yayılmasını yavaşlatacak hem de cezaevleri mevcudunun azalmasıyla tedbirlerin uygulanmasını kolaylaştıracaktır.”

“KAPSAMI GENİŞLETİLMİŞ AF GETİRİLECEK Mİ”

HDP Milletvekili Gergerlioğlu’nun Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’e yönelttiği sorular ise şöyle:

– Herhangi bir cezaevlerinde Corona Virüs vakasına rastlanılmış mıdır? Eğer böyle bir vaka yaşanmışsa hangi cezaevlerinde yaşanmıştır, hastaların son durumu nasıldır?

– TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun alt komisyonu olan Hükümlü ve Tutuklu Alt Komisyonunun raporları göz önüne alındığında Cezaevinde yaşanacak herhangi bir salgınla mücadele edilebilecek bir cezaevi sağlık sistemi var mıdır?

– TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun alt komisyonu olan Hükümlü ve Tutuklu Alt Komisyonunun raporlarında belirtilen bazı durumlarda hastane sevklerinin 3-4 ayı bulabildiği ifadesi doğrultusunda kuluçka süresi 14 gün olan bir virüs salgını ile nasıl mücadele edilecektir?

– Bazı semptomlarının Nezle ve Grip ile karıştırıldığı göz önüne alındığında Corona Virüs ile etkin mücadelede Cezaevlerinde hangi önlemler alınmıştır?

– Mahpusların ifadelerinde belirttiği üzere cezaevi revirine bile gitmek haftalar alırken Corona Virüsü tahlilleri nerede ve nasıl yapılacaktır?

– Kelepçeli muayene uygulaması devam etmekte midir? Eğer bu uygulama devam ederse kelepçeli muayene sebebiyle haklı olarak bu uygulamayı reddeden mahpusların ve koğuşlarındaki diğer mahpusların sağlığı nasıl korunacaktır?

– Doğru ve tarafsız bir bilgiye erişim için TBMM Hükümlü ve Tutuklu Alt Komisyonu cezaevlerindeki sürecin koordinasyonuna dahil edilecek midir?

– Ağır hasta mahpuslar ve hamile / yeni doğum yapmış anneler cezaevinde kalmaya devam edecek midir? Bu yurttaşların tahliyesi için yapılan çalışmalar var mıdır?

– Cezaevlerinden tarafımıza ulaşan en büyük şikayetlerden biri de yemeklerin kalitesizliğidir. Bu bağlamda cezaevindeki yemeklerin mahpusların bağışıklık sistemlerini güçlendirmesi için tekrar düzenlenecek midir?

– Adliyedeki devlet görevlileri, avukatlar ve yurttaşların sağlığı ve mahkemeye çıkamamak suretiyle mağduriyet yaşamaması için hangi önlemler alınacaktır.

– Mevcut salgın tehdidi de göz önüne alındığında hükümetinizin sürekli gündemde tuttuğu kapsamı genişletilmiş “Yargı Affı” TBMM Gündemine gelecek midir?

[Kronos.News] 24.3.2020

Pandemi ilanı banka borçlarını erteler mi?

Dünya Sağlık Örgütü'nün korona virüs salgınını 'Pandemi' ilan etmesinin ardından üreticilerin banka borçları ertelenir mi? Yani başka bir deyişle şirketler pandemiyi 'mücbir' sebep olarak göstererek kredilerinin ertelenmesini isteyebilir mi?

KRONOS -14 Mart 2020

Hukukçuların verdiği yanıtların ortak noktası, tüketici için mücbir sebep olan bir gerekçenin, şirketler için de aynı olacağı ancak bankalarla ilişkilerinin farklı ilerleyebileceğini ifade ettiler.

‘TİCARİ FAALİYET YAPAMIYORSAM BANKAYA BORCUMU NASIL ÖDEYECEĞİM?’

Hürriyet Gazetesi’nden Burak Çoşan “Virüs sebebiyle hammaddeye ulaşıp üretim yapamıyorsam, ticari faaliyetleri mi devam ettiremiyorsam bankaya borcumu nasıl ödeyeceğim?” sorusunu hukukçulara yöneltti.

Uzmanlar, “Devlet ya da Bankalar Birliği bu noktada devreye girerek virüsten etkilenen şirketlere 6 ay ya da 1 yıl ödeme ertelemesi kararı alabilir. Bu da şirketleri rahatlatacaktır. Eğer iş dava sürecine gider ve şirketler bankalara dava açarsa iş sonuçlanıncaya kadar çok vahim durumlar ortaya çıkabilir” ifadelerini kullandı. Konuyla ilgili olarak avukatların görüşleri şöyle:

‘PANDEMİ İLANI MÜCBİR SEBEP DEĞİL’

Avukat Melek Elden Aydın: Türk Borçlar Kanunu’nda bir tanımı olmayan mücbir sebep, Yargıtay içtihatlarına göre : Borçlunun faaliyet ve işletmesi dışında meydana gelen, genel bir davranış normunun veya borcun ihlâline mutlak ve kaçınılmaz bir şekilde yol açan, öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan olağanüstü bir olaydır. Bu anlamda deprem, sel, yangın, salgın hastalık gibi doğal afetler mücbir sebep sayılır. Yargıtay içtihatlarına göre sadece doğal olaylar değil, sosyal, hukuki veya insana bağlı beşeri bir olay da mücbir sebep olabilir. Mesela Yargıtay ihraç-ithal yasaklamalarını mücbir sebep saymıştır. Mücbir sebebin varlığını ve borcu ifa etmenin imkansızlığının bu sebepten ileri geldiğini ispat eden borçlunun borcu sona erer. Başka bir anlatımla, önce bir mücbir sebep olmalı ve mücbir sebep sayılan bu olay ile borcun yerine getirilememesi arasında bir sebep-sonuç ilişkisi bulunmalıdır. Mücbir sebep, kusurdan uzak, sezilemeyen, karşı konulamayan gerçek bir olay olmalıdır. Buna göre, gerçekleşmiş bir deprem bir mücbir sebep iken, deprem olabilir beklentisi bir mücbir sebep değildir. Dünya Sağlık Örgütü’nün koronavirüs pandemik olarak tanımlaması tehdidin küreselleştiğini vurgulamak için yapılmış olup gerçekleştiğini göstermez. Salt tehdidin boyutuna ilişkin yapılan bu açıklamanın hukuki olarak bir mücbir sebep sayılamayacağı görüşündeyim. Zaten, borçlu mal varlığından veya başkalarından kredi (borç) almak suretiyle para borcunu ödeme olanağına her zaman sahip olduğundan, para borçlarında ifa imkansızlığı da söz konusu olamaz.

‘BANKALAR MÜCBİR SEBEP SAYMAZ’

Avukat Uğur Poyraz: Çok alışık olunmayan bir durumla karşı karşıyayız. Mücbir sebep telafisi olmayan bir durum için kullanılır. Tüketiciler, pandemi durumunu haklı olarak mücbir sebep olarak kullanıyor. Ancak şirketler tüketicilere ödeme yaparken kendileri zor durumda kalıyor. Bu durum yukarıdan aşağıya tüm ödemeleri ve sistemleri etkiliyor. Hükümettin devreye girerek bu durumdaki işyerini koruma altına alması gerekiyor. Yani kredilerin ertelenmesi ya da makul şekilde yeniden vadelendirilmesi için bir karar alınabilir. 6 ay ya da 1 yıl ödeme ertelemeleri düşünülebilir. İşyeri sahibi virüsten etkilense dahi bunu mücbir sebep göstererek kredinin iptalini isteyemez. İstese de banka bunu kabul etmez. Süreç mahkemeye taşınır. Bu da çok uzun yıllar sürer. Karar çıkana kadar şirket iflas eder alınacak olumlu bir sonucun da pek bir anlamı olmaz. Şirketin iflası beraberinde çok daha fazla kişiyi etkilemiş olur.

‘BİREYSEL TÜKETİCİYE DE YAPILANDIRMA VE ÖTELEME UYGULANMALI’

Avukat Şevket Çelik: Teknik olarak bakıldığında mücbir sebep olması için Cumhurbaşkanlığı’nın bir kararnamesi olması gerekiyor. Mücbir sebep, salgın, grev, iç savaş ve olağanüstü hal gibi durumları içerir. Bu son yaşanan durumda da bana göre virüsten etkilenen şirketlere bankaların kredileri yeniden yapılandırma ya da öteleme şansı vermesi gerekiyor. Eğer bir çalışan virüsten etkilenen bir işyerinden haklarını almadan kovulduysa ve bir bankaya kredi borcu bulunuyorsa yaşadığı durumu bankaya bildirmeli. Banka da aynı şirketlere yaptığı gibi bireysel tüketiciye de yapılandırma veya öteleme uygulamalı.

MÜCBİR SEBEP: Önüne geçilmesi elde olmayan, istencin dışında oluşan durum.

[Kronos.News] 14.3.2020

‘Parasızlık, hastaneye gitmeyi engellememeli: Katkı payları kaldırılsın’

Korana virüs krizi sonlandırılana kadar hastanelerde ücret ödememeye yönelik karar alınması gerektiğini ifade eden TTB Genel Sekteri Yılmaz, “Ekonomik nedenlerle insanların hastaneye gelmemelerine neden olunmamalı. Parasızım diye insanlar hastanelere gelmekten çekinmemeli” dedi.

KRONOS -14 Mart 2020

Türkiye’de korona virüsü vakalarına rastlanmasının ardından iktidar okulların tatil edilmesi yönünde karar aldı. Çok sayıda meslek örgütü ve özel şirket de bu süreçte etkinlik ve panel gibi organizasyonları erteledi, spor müsabakalarının seyircisiz oynanması kararlaştırıldı.

‘DAR GELİRLİ AİLELER TEMİZLİK ÜRÜNLERİNE ÜCRETSİZ ULAŞABİLMELİ’

Serkan Alan’ın Gazete Duvar‘da yayınlanan haberine göre; Türk Tabipleri Birliği (TTB) Genel Sekreteri Bülent Nazım Yılmaz’a göre bu süreçte korona virüsü salgınına karşı atılması gereken pek çok adım bulunuyor. Bu süreçte temizliğin birincil unsur olduğunu ifade eden Yılmaz, ekonomik olarak dar gelirli aile ve bireylerin temizlik ürünlerine ücretsiz ulaşmaları yönünde adımlar atılması gerektiğini söyledi.

‘PARASIZIM DİYE İNSANLAR HASTANEYE GELMEKTEN ÇEKİNMEMELİ’

TTB Genel Sekteri Yılmaz’ın ekonomik temelli önerileri arasında hastanelerde ödenen muayene ve katkı payı ücretleri ilk başta yer aldı. Kriz sonlandırılana kadar hastanelerde ücret ödememeye yönelik karar alınması gerektiğini ifade eden Yılmaz, “Ekonomik nedenlerle insanların hastaneye gelmemelerine neden olunmamalı. Parasızım diye insanlar hastanelere gelmekten çekinmemeli” dedi.

KREŞ VE YAŞLI BAKIM EVLERİ…

Kreş ve anaokullarının tedbir olarak kapatıldığını hatırlatan Yılmaz, “Buraların temizliğinin titizlikle yapılması gerekiyor. Özellikle yaşlı bakım merkezlerine özel önem verilmesi gerekiyor. Buraların lojistiği ve temizliğine özel ilgi gerekiyor” diye konuştu.

‘BAKANLIK, TEST SAYISI VE SONUÇLARINI HER GÜN PAYLAŞMALI’

Sağlık Bakanlığı’nın korona virüsüne ilişkin test laboratuvar sayısını arttırmasının iyi bir adım olduğunu ifade eden Yılmaz’a göre tek başına bu adım yeterli değil. Bakanlığın her gün yapılan test sayısını ve sonuçlarını kamuoyuyla paylaşması gerektiğini ifade eden Yılmaz, bu süreçte atılması gereken diğer adımları şu şekilde sıraladı:

‘HASTA TUTUKLULAR SERBEST BIRAKILSIN’

-Şu anda cezaevlerinde hasta tutukluların durumlarının gözden geçirilip serbest bırakılmaları gerekiyor.

-Birinci basamakta yer alan aile hekimliklerinde planlama yapılmalı. Öğleye kadar aşılama ve çocuk muayenelerinin yapılması, ilaç yazdırmak isteyenlerin ve tedavi edilmek isteyen yaşlı grubunun öğleden sonra gelmesi gibi bir yönteme geçilmesi gerekiyor.

-Bu süreçte acil servislere gelme kriterleri de netleştirilmeli. Acil servislerde enfeksiyon uzmanlarının desteği alınmalı. Şu anda hekimlere çok yük bindirilmiş durumda.

-Kişisel koruyucular nitelikli ve kullanım kurallarına uygun olmalı. Hastane giysileriyle dışarıya çıkılmamalı ve bunlar sadece hastanede yıkanmalı. Bu sürede fazla çalışma ve angarya engellenmeli.

[Kronos.News] 14.3.2020

Kadirova’nın annesi: Kızım intihar etmedi, onu öldürdüler

AKP Milletvekili Şirin Ünal’ın evinde şüpheli bir şekilde hayatını kaybeden Kadirova’nın annesi Ra’no Kadirova dosyanın kapatılarak verilen takipsizlik kararına ilişkin "Yardım edin, bu insanı bırakmayın, adalet yerini bulsun. 'İntihar etti' diyerek dosyayı kapattılar" dedi.

KRONOS -14 Mart 2020

AKP Milletvekili Şirin Ünal’ın evinde hayatını kaybeden Nadira Kadirova’nın annesi kızının ölümü ardından ilk kez açıklama yaptı. Yargının takipsizlik kararına isyan eden Ra’no Kadirova, “iftira attılar, intihar etti, diyerek dosyayı kapattılar” dedi.

‘KIZIM İNTİHAR ETMEDİ, ONU ÖLDÜRDÜLER’

Ra’no Kadirova, BirGün’e yaptığı açıklamada, kızının cenazesinin Özbekistan’a gönderilme sürecine dikkat çekerek “Dosyanın kapatılmasını istemiyorum, kızım intihar etmedi, onu öldürdüler. Bir değil, iki el ateş etmişler. Bir günde Özbekistan’a gönderdiler. Eğer kendini vurmuş olsaydı 15-20 gün, Adli Tıp raporu hazır olana kadar bekleyeceklerdi” diye konuştu.

‘BİZ UZAKTAYIZ, ELİMİZDEN BİR ŞEY GELMEZ’

Birgün’den İsmail Arı’nın haberine göre, AKP’li Ünal’n evinde kamera olduğunu iddia eden Ra’no Kadirdova ağlayarak, “Kamera kayıtları nerede? Çünkü Adli Tıp çalışanlarının, savcıların, bizim Özbek konsolosların ağzını kapatarak bir günde Özbekistan’a gönderdi. Benim kızım kendini öldürecek biri değildi. Türkiye’ye okumak için gitmişti. Ünal onun okula girmesine yardım edecekti” dedi. “Biz uzaktayız, elimizden bir şey gelmez. Bana yardım edin, bu insanı bırakmayın, adalet yerini bulsun diye konuşan Kadirova sözlerini şöyle tamamladı:

‘ANNECİM OLSUN, ZORLANSAM DA ÇALIŞACAĞIM’ DEDİ

“Kızım 24 Aralık’ta (2018) Özbekistan’a gelmişti ama 16 Ocak’ta Türkiye’ye dönmesini istedi, ‘okumak istiyorsan geleceksin’ dedi. Ünal’ın kızı, annesinin hastalandığını söyledi. Annesi, ‘Nadira gelsin’ diye kavga çıkarmış, bu yüzden kızım geri dönmek zorunda kaldı. Ben kızıma defalarca ‘oradaki işi bırak, hem maaşı az hem iş çok zor’ dedim. Nadira, ‘anneciğim, olsun, zorlansam da çalışacağım, okuyacağım, buraya okumak için geldim’ dedi. Altı ay oldu, altı ay içinde kendisi de kızı da aramadı. Bir başsağlığı dilemediler.”

[Kronos.News] 14.3.2020

İdlibli Ahmad: Her gün ölüyoruz zaten, korona gelse ne gelmese ne

Korona virüsün sorulduğu Suriye'nin İdlib kentinde yaşayan Ciher Ahmad isimli yurttaş "Biz yıllardır bu savaşla birlikte ölümle yaşamaya alıştık, korona umurumuzda değil. Her gün ölüyoruz zaten korona gelse ne olur gelmese ne olur” şeklinde konuştu.

KRONOS -14 Mart 2020

Suriye’nin kuzeyinde cihatçıların son kalesi konumundaki İdlib’de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında Moskova’da gerçekleşen toplantı sonrası ateşkes başlarken kent sakinleri Milliyet’ten Oğuz Yeter‘e konuştu.

‘SAVAŞIN BİTMESİNİ İSTİYORUZ’

Çocuklarının bomba seslerinden korkarak uyanmadığını belirten Beheddin Muhammed, “Savaşın bitmesini istiyoruz. Ailemle evime dönmek insan gibi yaşamak istiyorum” dedi.

‘HANGİ BOMBAYLA ÖLECEĞİMİZİ BİLMİYORUZ’

Bomba seslerinin olmaması nedeniyle mutlu olduğunu belirten Ciher Ahmad ise “Sokağa çıkmaya korkardık, hangi bombayla öleceğimizi bilmiyoruz. Şimdi korkmadan bir haftadır sokağa çıkabiliyoruz. Ateşkes inşallah devam eder. Haberlerde gördük korona virüs salgını olduğu söyleniyor. Biz yıllardır bu savaşla birlikte ölümle yaşamaya alıştık, korona umurumuzda değil. Her gün ölüyoruz zaten korona gelse ne olur gelmese ne olur” dedi.

[Kronos.News] 14.3.2020

TTB: Test yapılan merkezlerin sayısı acilen arttırılmalı

Korona virüs testi yapılan merkezlerin sayısının acilen artırılması gerektiğini dikkat çeken Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Sinan Adıyaman, “Testler çabuk sonuçlandırılmalı, negatif çıkan testler yeniden yapılmalı” dedi.

KRONOS -14 Mart 2020

Türk Tabipleri Birliği ve Diş Hekimleri Birliği’nin de aralarında olduğu 10 sağlık örgütü, önceki gün Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile bir araya geldi. Toplantı sonrası açıklamalarda bulunan TTB Başkanı Sinan Adıyaman, ilk vakanın ardından TTB’nin sosyal medyada takipçi sayısının 20 bin arttığını söyledi. Adıyaman, Sağlık Meslek örgütlerinin, Bakan Koca’dan sağlık çalışanlarının ekipmanlarının eksiksiz sağlanmasını istediğini aktardı.

‘BULAŞMA RİSKİ OLAN YERLER YURTTAŞ TARAFINDAN BİLİNMELİ’

Koca’nın, “Hasta mahremiyeti” gerekçesiyle Koronavirüs teşhisi konulan hastanın yaşadığı kenti açıklamaması toplantıda gündeme geldi. Sağlık örgütleri temsilcileri bulaşma riski olan yerlerin yurttaşlar tarafından bilinmesinin önemine dikkati çekti. Toplantıda, Çin’in hastalığı 20 gün sonra kamuoyuna açıklamasının doğurduğu kötü sonuçlar da örnek olarak anlatıldı.

‘ATILAN ADIMLARDA EKSİKLİKLER VAR’

BirGün’den Mustafa Mert Bildircin‘in haberine göre, TTB Başkanı Adıyaman Sağlık Bakanı Koca’ya, bugüne kadar atılan adımların doğru olduğunu ancak eksiklikler bulunduğunu ifade etti. Test yapılan merkezlerin sayısının acilen artırılması gerektiğini hatırlatan Adıyaman, “Testler çabuk sonuçlandırılmalı, negatif çıkan testler yeniden yapılmalı” dedi.

‘TEST YAPILAN MERKEZ SAYISI ARTTIRILMALI’

Sinan Adıyaman görüşmeden sonra BirGün’e yaptığı açıklamada da Hong Kong ve Singapur gibi ülkelerin örnek alınması gerektiğinin altını çizdi. Sağlık Bakanı Koca’ya, çok sayıda yerde test yapılan merkez açılması talebini ilettiklerini kaydeden Adıyaman, “Salgının yayılmasını geciktirmenin ya da engellemenin baş şartı budur” ifadesini kullandı.

‘KORUYUCU EKİPMANLAR SAĞLIK ÇALIŞANLARINA ÜCRETSİZ DAĞITILMALI’

Adıyaman, Türkiye’de ilk vakanın tespit edilmesinin ardından TTB’nin sosyal medya takipçisinin altı saat içinde 20 bin arttığını bildirerek kamuoyunun bilgilendirilme ihtiyacı olduğuna dikkati çekti. Sağlık meslek örgütleri, Sağlık Bakanı Koca’dan, sağlık çalışanlarının ekipmanlarının eksiksiz sağlanmasını istedi. Birçok yerde maske sıkıntısı yönündeki iddiaların bakanlıkça araştırılması talebini de Koca’ya ileten sağlıkçılar, koruyucu ekipmanların tüm sağlık çalışanlarına ücretsiz dağıtılması gerektiğini kaydetti.

[Kronos.News] 14.3.2020

Kayıp Keldani çiftin oğlu Remi Diril: Ailemi PKK kaçırdı

65 yaşındaki Hurmuz Diril ve 71 yaşındaki Şimoni Diril 11 Ocak’tan beri kayıp. Çiftin oğlu Remzi Diril, gizlilik kararıyla yürütülen arama çalışmalarıyla ilgili Kronos'a konuştu.

EYLEM YILMAZ -14 Mart 2020

Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesine bağlı Kovankaya köyünde yaşayan 65 yaşındaki Hurmuz Diril ve 71 yaşındaki Şimoni Diril’den 11 Ocak’tan beri haber alınamıyor.

Çiftin kaybolmasının hemen ardından Şırnak Valiliği, Jandarma Özel Harekât timlerinin katılımıyla havadan ve karadan arama faaliyetlerinin yapıldığını duyurdu. Ancak daha sonra hava şartları nedeniyle ara verildi. Hava şartlarının düzelmesiyle birlikte arama çalışmaları sürmeye devam ediyor.
Çiftin oğlu Remzi Diril, gizlilik kararıyla yürütülen arama çalışmalarıyla ilgili süreci Kronos’a değerlendirdi.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Cumhurbaşkanlığı yetkilileriyle de temaslarının olduğunu ve kendisine bu soruşturma için bir ekip kurulduğu ve üzerinde hassasiyetle durulduğunu söyleyen Diril, “İlk günden beri bütün ihtimallerin araştırıldığını biliyorum. Bütün şüpheler değerlendirildi. Şüphelendiğimiz bütün kişilerin ifadeleri alındı. Yetkililerle iletişim halindeyiz. Biz arıyoruz, onlar arıyor” diyor.

Arama çalışmalarının en çok neye odaklandığını, şüphelerin ne üzerinde yoğunlaştığı konusunda ise; “Görgü tanığının söylediklerinden yola çıkılıyor. Başka detaylar da var. Onlar da araştırılıyor. İlk günden beri bütün ihtimallerin araştırıldığını biliyorum. Bütün şüpheler değerlendirildi. Şüphelendiğimiz bütün kişilerin ifadeleri alındı. Kaçırıldıkları ihtimali çok yüksek” diyen Diril ailesinin PKK tarafından kaçırıldığını düşünüyor.

Görgü tanığının da ifadesinin PKK tarafından kaçırıldıkları olduğunu belirten Diril niçin böyle bir şey olabileceğini ise şöyle açıklıyor:

“PKK örgütünün kaçırıldığını düşünüyoruz. Görgü tanığının ifadesi de bu yöndedir. Daha önceki şahitliklerimizden dolayı tahminimiz iftira atılmasa öyle kolay kolay kimse götürülmüyor. Eğer babamın üzerine onlar hakkında bir şikâyet, bir iftira atıldıysa götürmüş olabileceklerini düşünüyoruz. Diğer şeylere ihtimal vermiyoruz.”

Daha önce başka bir röportajında kendi imkânlarıyla PKK’nın kaçırdığını teyitlemeye çalıştığını ancak doğru olduğu yönünde bir bilgiye ulaşamadığını söylediğini hatırlatarak yeniden şüphesinin niçin PKK üzerinde olduğunu soruyoruz? Yeni bir gelişme mi yaşandı?

Diril; “Daha önce öyle bir şey söylemiş olabilirim, çünkü görgü tanığının korktuğundan ya da başka nedenlerle doğru söylediğine güvenmiyoruz. Niçin, ne amaçla olduğuna bunun yaşandığına biz mantık erdiremiyoruz. Sebepsiz yere kimse orada böyle bir şey yapmaz. Yıllardır orada yaşıyoruz böyle bir şey olmaz. Bir de kış ortamında. Şu an bir tek onun söyledikleri var, biz de onunda dışında bir şey diyemiyoruz. Şu an en büyük ihtimal örgütün götürmüş olabileceğidir. Başka bir ihtimal düşünemiyoruz” diyor.
63 gündür anne ve babasından haber alamayan oğul Remzi Diril bu süreci ise şöyle anlatıyor:

“Ailece günlerimizin nasıl geçtiğini bilmiyoruz. Bizim için çok ağır bir şey… Bir hakaret, bir zulüm olarak görüyoruz. Neden biz? Bir insanın problemi varsa gelip yüzüne söyler. Böyle insanları kaçırmak, hiçbir yerden haber alamamak bizim için bir hakarettir. Ben burada bir vatandaşım. Yabancı biri değilim. Bunun en kısa zamanda çözülmesini istiyorum. Yaşlı başlı insanları bu soğukta kim alıp götürdüyse bu insafsızlıktır, vicdansızlıktır. Bunu hakaret olarak görüyorum.”

Hava şartlarının düzelmesiyle birlikte arama çalışmalarından bir sonuç çıkacağından ise umutlu; “Şimdi hava şartları düzeldiği için yetkililerin daha sıkı bir şekilde üzerinde durduklarına inanıyorum. Umutluyum. Tabi ellerindeki şartlara göre, dronlarla arama da yapılabiliyor ama şimdi fiziksel olarak da hassasiyetle çalışma yapıldığını düşünüyorum. Bunu bize söylüyorlar.

ŞİMONİ DİRİL’İN AMCASININ TORUNLARI DA 1994’TEN BERİ KAYIP

Yaşanan bu kayıp Diril ailesi için ilk değil. 1990’lı yıllarda Kovankoya köyü boşaltmalar sonrası kayıp vakaların yaşadığı yerlerden.

63 gündür haber alınamayan Şimoni Diril’in amcasının torunları da 1994’ten bu yana kayıp. 1994 yılında 12 yaşında olan İlyas Diril ve 16 yaşında olan Zeki Diril’den gözaltına alındıktan sonra bir daha haber alınamamış. İstanbul’a taşınan iki İlyas ve Zeki Diril kazandıkları parayı eve götürmek için yola 2 Mayıs 1994’te İstanbul’dan Şırnak’a doğru giderken gözaltına alındıkları biliniyor.

Her ikisi için başlatılan soruşturma takipsizlik verilerek kapatılmış, Zeki Diril’in ailesi AİHM’e başvurmuştu. AİHM, Zeki’nin kaybolmasından devletin sorumlu olduğuna karar vererek Türkiye’yi oy birliğiyle mahkum etmişti.

[Kronos.News] 14.3.2020

Kahvede vakit geçirmesin diye bekçilere çip takıldı

Geceleri görev yapan bekçilere çip takıldı. Çipin amacının bekçilerin akşamları kahve ya da benzeri mekanlarda vakit geçirmesinin önüne geçmek olduğu öğrenildi.

HİCRAN AYGÜN -14 Mart 2020

Yaklaşık 5 bin bekçinin görev yaptığı İstanbul’da hırsızlık olayları tekrar tırmanışa geçti. Emniyet Genel Müdürlüğü, özellikle İstanbul’un Bakırköy, Bahçelievler, Esenler, Bağcılar gibi ilçelerinde kriminal olayların artmasının yanı sıra işyerlerinden yapılan hırsızlıklarda artış yaşandığını görünce ek önlemler almaya başladı. Geceleri görev yapan bekçilere çip takıldı. Çipin amacının bekçilerin akşamları kahve ya da benzeri mekanlarda vakit geçirmesinin önüne geçmek olduğu öğrenildi.

POLİSİN TÜM YETKİLERİNE SAHİPLER

Emniyet’in bekçilere çip takma kararını vatandaşlardan sık sık gelen şikayetler üzerine aldığı öğrenildi. Vatandaşlar, gece asayişi sağlamak için görevlendirilen bekçilerin, geceleri sokak ve mahalle aralarında devriye gezmediğini bu nedenle de sık sık hırsızlıklar yaşandığını belirterek Emniyet’in önlem alması talebinde bulundu.

Bir haftalık eğitimin ardından toplumsal olaylara müdahalede bulunan çevik kuvvetin yetkilerinin yanı sıra polisin tüm görevlerini yapan bekçiler, bir süredir “kimlik sorma ve üst arama” yetkileri nedeniyle gündemden düşmüyor.

[Kronos.News] 14.3.2020

21 bin umreciye evlerinde karantina

21 bin kişi 15 Mart’ta umreden dönüyor. Koronavirüs hakkında detaylı açıklama yapılan bu kişiler, 14 gün boyunca evden çıkmamaları ve ziyaretçi kabul etmemeleri konusunda bilgilendirildi.

BOLD – Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, 15 Mart’ta 21 bin kişinin umreden döneceğini duyurdu. Erbaş, umrecilerin yeni tip koronavirüs hakkında bilgilendirildiğini söyledi.

EVDE KENDİLERİNE KARANTİNA UYGULAYACAKLAR

Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, 21 bin civarında umrecinin yarın Suudi Arabistan’dan Türkiye döneceğini duyururken, “Umreden dönen vatandaşlarımız tedbir amaçlı 14 gün boyunca evden çıkmamaları, ziyaretçi kabul etmemeleri konusunda bilgilendirilmiştir. Halen TÜRSAB’a dahil şirketlerde dahil olmak üzere yaklaşık 21 bin umrecimiz Suudi Arabistan’da bulunmakta olup 15 Mart itibarıyla tamamı ülkemize dönmüş olacaktır” dedi.

[BoldMedya] 14.3.2020

Ölüm orucu eylemine zorla son verilen Grup Yorum üyelerinin saat saat yaşadıkları

Türkiye İnsan Hakları Vakfı Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, ölüm orucundaki Grup Yorum üyeleri Helin Bölek ve İbrahim Gökçek’in zorla evden alınması sonrası yaşadıklarını sosyal medya hesabından paylaştı.

BOLD – Ölüm orucundaki Grup Yorum üyeleri Helin Bölek ve İbrahim Gökçek’in bulunduğu evin sabaha karşı 2-3 sıralarında basıldığını söyleyen Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı ve adli tıp uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, saat saat yaşananları Twitter hesabından paylaştı.

CEZAEVİNDEN EMİR GELDİĞİNE DAİR BOCALAYARAK YANIT VERDİ

Fincancı, “Refakatçilerinin gözaltına alındığını, anne babaların çocuklarının nereye götürüldüğünü bilmediklerini, hastane hastane dolaşmaya başladıklarını öğrendik. Ortada kolluk ve hastane güvenliği dışında muhatap yoktu. Emniyet müdürü olduğunu söyleyen kişiye insanları buraya hangi yetkiyle getirdiklerini, yazılı bir belge, gözaltı veya tutuklama kararı olup olmadığını sordum. Yoksa bunun zorla alıkoyma suçu olduğunu ifade ettim. Cezaevinden emir geldiğine dair ve biraz da şaşırarak ve bocalayarak yanıt verdi” ifadelerini kullandı.

KURUM VE KİŞİLERİN SORUMLULUĞUNA DİKKAT ÇEKTİ

Açlık grevinin hukuki boyutu ile bu konuda ilgili kurum ve kişilerin sorumluluğunun önemli olduğuna dikkat çeken Fincancı, müdahalede yaşanan gelişmeler sırasında bir öğrencisinin kendisini tanımazdan geldiğini söyledi.

ÖRNEĞİ GÖRÜLMEMİŞ BİR SULH HUKUK MAHKEMESİ KARARI

Müdahaleye yönelik karar için “örneği görülmemiş bir Sağlık Bakanlığı davası ve Sulh Hukuk Mahkemesi kararı” yorumunu yapan Fincancı, “Mahkemenin kararı incelendiğinde; kimin tarafından yapıldığı anlaşılmayan dış gözleme dayalı bir metnin dava dilekçesi olarak sunulduğu, dava dilekçesinin içeriğinde bilimsel bir dayanağı olmayan genel bir gözlemin ve müvekkillerin tavrına dair anlatımın yer aldığı, sonuç kısmında sosyal medya üzerinden kaos ortamı oluşturulmaya çalışıldığı şeklinde bir suçlama ve davalıların yaşam haklarını korumakla yükümlü bakanlık adına tedbiren karar verilmesinin talep edildiği, Hükmün ise TMK’nın 432. maddesi atfı ile kamu güvenli̇ği̇ ve zorunlu yatışı talep edilenin istikbali açısından zorunlu yatışa izin verilmesi gerektiği şeklinde kurulduğu görülmektedir” dedi.

HEM HAK ARAMA ÇABASI HEM ÖZNE OLMA İRADESİ SEBEBİYLE

Prof. Dr. Fincancı konuyla ilgili şunları yazdı:

“Açlık grevleri, zorla müdahale, hekim ve sağlık çalışanlarının sorumluluğu, Türkiye’nin imzalayıp Resmi Gazete’de yayınlayarak iç hukukuna kattığı sözleşmeler üzerine bir dizi yazacağım. Bu bilgileri hem meslektaşlarım hem de toplumun hak arama çabasıyla özne olma iradesine katkı olması amacıyla paylaşmak istiyorum.”

TARİH BOYUNCA KARŞIMIZA ÇIKMIŞ VE ÇIKMAKTADIR

“Açlık grevleri ya da ölüm oruçları insanların seslerini duyurmakta zorlandıklarını, hak arama çabalarının dirençle karşılaştığını düşündükleri koşullarda başvurdukları bir eylem biçimi olarak tarih boyunca dünyanın pek çok yerinde karşımıza çıkmış ve çıkmaktadır. Biz sağlık çalışanları için ise oldukça zorlu bir süreçtir. Yaşatmak üzere eğitim almış bir meslek grubunun ciddi sağlık sorunları, sakatlıklar ve ölümle sonuçlanabilecek bir durumu yansız ve yüksüz izleme zorunluluğu hepimizi çok yıpratır.”

MUSTAFA KOÇAK VE GRUP YORUM ÜYELERİNE MÜDAHALE ZORUNLU KILDI

“Buna rağmen insanın özgür iradesi ve kendisi ile ilgili karar verme hakkına, özerkliğine saygı ilkesi böylesi durumlara ilişkin tutum belgeleri geliştirilmesine ve zaman içinde etik ilkelerin bildirgelere ve toplumsal sözleşmelere evrilmesine ışık tutmuştur. Bu uzun diziyi açlık grevi/ölüm orucunun 250-260’lı günlerinde olan Mustafa Koçak ile Grup Yorum elemanları Helin Bölek ve İbrahim Gökçek’e yönelik etik ve hukuk dışı müdahale haberleri üzerine yazmak zorunda kaldım.”

SONLANDIRMA SÜRECİNE DAİR KILAVUZLAR BULUNMAKTA

“İnsan Hakları Vakfı ve İnsan Hakları Derneği gönüllüsü bir insan hakları eylemcisi olarak 30 yılı aşkın süredir açlık grevlerini bağımsız gözlemci sıfatıyla izlemek zorunda kalan, bu alanda bilimsel çalışmalara katkı sunmuş hekim kimliğim ile uyarma ödevim var. Açlık grevlerinin izlenmesi ve sonlandırma süreçlerine ilişkin Türk Tabipleri Birliği gönüllüsü hekimlerin emeği ile hazırlanmış yetkin kılavuzlar bulunmaktadır.”

YETKİLİLERE İLETME İÇİN RANDEVU ALMAYA ÇALIŞIYORDUK

“Bir yanda sağlık çalışanları önce zarar verme ilkesi ile izlerken, diğer yanda da hak talepleri insan hakları savunucularınca duyurularak sonlandırma için çözüm aranır. Bizler de insan hakları mücadelesi kapsamında Grup Yorum’un konser yasaklarının kaldırılması, Mustafa Koçak’ın adil yargılanma taleplerini yetkililere iletmeye, görüşme için randevu almaya çalışıyorduk uzun zamandır.”

YETKİLİLERİN ÇÖZÜM ODAKLI OLMADIKLARINI ÖĞRENDİK

“Bu talepleri duyurmaya çalıştığımızı, iyi niyetli bir adım atıldığında açlık grevini sonlandırmalarını da açlık grevcileri ile paylaşmış, olumlu yanıt almıştık. Oysa yetkililerin çözüm odaklı bir yaklaşımı olmadığını 11 Mart sabaha karşı gelen haberle anlamaya başladık. Sabaha karşı 2-3 sıralarında Helin Bölek ve İbrahim Gökçek’in kaldıkları ev basılarak ambulansla alındıklarını, refakatçilerinin gözaltına alındığını, anne babaların çocuklarının nereye götürüldüğünü bilmediklerini, hastane hastane dolaşmaya başladıklarını öğrendik.”

UZAMIŞ AÇLIĞIN ETKİLERİNİ AŞAN DÜZEYDE OLDUKLARINI GÖRDÜK

“İstanbul Tabip Odası gönüllüsü hekimler, öğrencilerimiz ve Çağdaş Hukukçular Derneği ile Halkın Hukuk Bürosu avukatları aracılığıyla saatler sonra Ümraniye Eğitim Araştırma Hastanesi bilgisine ulaşıldı. Sabah 11 sıralarında hastaneye ulaşıp hastane güvenliği ve polis grubunu hekim, öğretim üyesi ve İnsan Hakları Başkanı kimliklerimle aşarak odaya girdiğimde Helin Bölek ve İbrahim Gökçek’in uzamış açlığın etkilerini aşan düzeyde çok yorgun ve halsiz olduklarını gözledim.”

BİRİ BEYAZ ÖNLÜKLÜ 2 KİŞİ KENDİLERİNİ TANITMADI

“Su, tuz, şeker ve B vitaminine ancak o saatte yakınlarının getirebilmesi üzerine ulaştıklarını öğrendim. O sırada odaya gelen ve hekim olduklarını düşündüğüm biri beyaz önlüklü 2 kişi işlemlerin yapıldığını, 13’de heyet toplanacağını, düzenli bilgilendireceklerini söyledi. Hekim olduklarını düşünüyorum, dedim çünkü ben hekim olduğumu söyleyip kendimi tanıtmış olsam da, onlar ne yazık ki deontolojiye uymayan bir tutumla kendilerini tanıtmadılar.”

ZORLA ALIKOYMA SUÇU OLDUĞUNU İFADE ETTİM

“Kendisini emniyet müdürü olarak tanıtan sivil giyimli bir kişi, çok sayıda sivil polis ve hastane güvenliği, kaygıyla gelen yakınlarını engellemeye çalışırken, kendilerinin de kalabalık olarak orada bulunup tüm hastalar için risk ve stres kaynağı olduklarını anlattım. Ortada kolluk ve hastane güvenliği dışında muhatap yoktu. Emniyet müdürü olduğunu söyleyen kişiye insanları buraya hangi yetkiyle getirdiklerini, yazılı bir belge, gözaltı veya tutuklama kararı olup olmadığını sordum. Yoksa bunun zorla alıkoyma suçu olduğunu ifade ettim.”

SAAT 13:00 DENİLMİŞ ANCAK SONRA 15:00’E ÇEKİLMİŞTİ

“Cezaevinden emir geldiğine dair ve biraz da şaşırarak ve bocalayarak yanıt verdi. Heyet denilip duruyor, ancak sağlık çalışanları ortada görünmüyordu. Saat 13 denmiş, sonra bu 15’e çekilmişti.Bu arada açlık grevcilerine ilk geldiklerinde psikiyatri konsültasyonu yapılmış, öğrendiğimize göre bilinci açık, yerinde ve uygun iletişim kurabilen iki açlık grevcisinin de karar verme yeterliliği olduğu, özgür iradeleri ile bu eylemi sürdürdükleri rapor edilmişti.”

AVUKATLARDAN 7 KİŞİLİK HEYETİN GELDİĞİNİ ÖĞRENDİK

“Sonra da her ikisine de tedavi ve beslenmeyi kabul etmediklerine dair yazılı formlar kendi el yazılarıyla doldurtulup imzalatılmıştı. Saat 15.30’da 7 kişilik bir heyetin geldiği ve ikisi ile görüştüklerini yanlarındaki avukatlardan öğrendik. Bu uzun ve yorucu tweet dizisini hala okumayı sürdürenlere teşekkür ederim. Bunları kayıt düşmek adına paylaşıyorum.”

ÖĞRENCİM GÖZLERİNİ HEMEN KAÇIRDI

“Heyetin gelip gittiğini de öğrenince İnsan Hakları Derneği olarak çalıştığımız ambulans firmasını arayıp iki ambulans çağırdım. Yakınları eşyalarını topladı. Çıkış hazırlığı yapmaya başladık çünkü her ikisi de çok huzursuzlanmıştı. Onları da böylece yatıştırmaya çalışıyorduk. Ambulanslar geldi. Saat artık 16.30’a gelmişti. Koridorda kolluk sayısı çok artmış, aralarına üniformalılar da katılmış, bir hemşire bankosu koridorun ortasına çekilerek bariyer oluşturulmuştu. Paramedikler ve sedyelerle odaya yöneldiğimde kolluk tarafından durduruldum. Heyet kararı gelmeden çıkamayacaklarını söylediler. Heyet nerede sorusu yanıtsızdı. O sırada koridordan geçen iki sağlık çalışanından biri ile kısa bir göz temasımız oldu, tıp fakültesindeki öğrencilerimizden biriydi. Hemen gözlerini kaçırdı.”

HASTA MAHREMİYETİNİ İHLAL ETTİKLERİNİ SÖYLEDİM

“Heyetleriniz nerede toplanır” diye seslenince dönüp ellerini kaldırarak, ‘Burada çalışmıyorum hocam’ yanıtını verdiğinde içim burkularak beni tanıdığını ama o koşullarda tanımazdan gelmeyi seçtiğini anladım. Saat 17 civarında toplandıkları yeri bulduk, gittiğimizde kendimi tanıtıp başhekimle görüşmek istediğimi söyledim. Toplantıda olduğunu söyleyen hastane güvenliğine haber vermesi gerektiğini ilettim. İçeri gitti. Biz beklerken hastane güvenlik amiri ve kolluk görevlileri de geldi. Üç avukat ile birlikte bekliyorduk. Avukatlara gitmelerini söylediler. Onlar reddetti, beni yalnız bırakmayacaklarını belirttiler. Tam o sırada içeriden biri kolluğu çağırarak evrakı almalarını istedi. Heyet raporu düşüncesiyle, hasta mahremiyetini ihlal ettiklerini, hasta belgelerinin kolluğa verilemeyeceğini söyleyerek müdahale ettim.”

KAOS ORTAMI OLUŞTURMAYA YÖNELİK BİR İDDİA VAR

“Apar topar uzaklaştılar. Bölüme gittiğimizde belgenin örneği görülmemiş bir Sağlık Bakanlığı davası ve Sulh Hukuk Mahkemesi kararı olduğunu öğrendik. Mahkemenin kararı incelendiğinde; kimin tarafından yapıldığı anlaşılmayan dış gözleme dayalı bir metnin dava dilekçesi olarak sunulduğu, dava dilekçesinin içeriğinde bilimsel bir dayanağı olmayan genel bir gözlemin ve müvekkillerin tavrına dair anlatımın yer aldığı, sonuç kısmında sosyal medya üzerinden kaos ortamı oluşturulmaya çalışıldığı şeklinde bir suçlama ve davalıların yaşam haklarını korumakla yükümlü bakanlık adına tedbiren karar verilmesinin talep edildiği, Hükmün ise TMK’nın 432. maddesi atfı ile kamu güvenli̇ği̇ ve zorunlu yatışı talep edilenin istikbali açısından zorunlu yatışa izin verilmesi gerektiği şeklinde kurulduğu görülmektedir.”

AVUKATLAR AYRINTILI İTİRAZ HAZIRLADI AMA REDDEDİLDİ

“TMK 432 içeriği itibarıyla sorunlu ve tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmelere aykırı bir düzenlemedir. Türkiye’nin 2003 yılında Resmi Gazetede yayınlayarak bir iç hukuk metnine dönüştürdüğü Avrupa Biyo tıp Sözleşmesi 5. Madde hiç kimseye isteği dışında zorla tedavi yapılamayacağını açıkça belirtmektedir. Elbette böyle bir hukuk dışı uygulamaya kapı açan Sağlık Bakanlığı ve hastanenin ilgili sağlık çalışanları bu suça ortak olmuş, etik ilkeler ve deontolojiyi hiçe saymıştır. Avukatlar ayrıntılı bir itiraz hazırladılar, ancak hızla itiraz da reddedildi.”

MUSTAFA KOÇAK’A ZORLA MÜDAHALE EDİLMİŞ

“Çözüm odaklı olmayan tutum o gün öğle saatlerinde İzmir Valiliğinin Grup Yorum’a destek amacıyla yapılacak konseri yasaklamasıyla kendisini iyice açığa vurdu. Mustafa Koçak ile ilgili gelen haber ise bugün tutulduğu cezaevinin kampüs hastanesine yatırıldığı ve orada zorla müdahale edildiği şeklindeydi. Avukatlarına ise yasak getirilmiş durumda.”

KENDİ ÖZGÜR İRADELERİYLE SONLANDIRMA YOLU AÇILMALIYDI

“Dünya Tabipler Birliği Malta Bildirgesine aykırı zorla besleme etik ihlal olmasının yanı sıra Avrupa Biyotıp Sözleşmesi uyarınca yasaya da aykırıdır. Bu uygulamalar, mahkeme ve sağlık çalışanlarını açıktan araçsallaştırmak Türkiye tarihinde bir ilktir. Bu sorunun insan onuruna yaraşır tek çözümü talepleri hızla değerlendirmek, insanların kendi özgür iradeleri ile açlık grevlerini sonlandırmalarının yolunu açmak olmalıdır.”

ZORLA ALIKOYMA AÇLIK GREVİNDEKİLERİN SAĞLIĞINI OLUMSUZ ETKİLER

“Zorla alıkoyma, zorla müdahale uygulamaları açlık grevindeki kişilerin sağlık durumunu daha da kötüleştirecek etkiler gösterir. Önceki açlık grevlerinde gizlice gerçekleştirilen bu tür uygulamalardan sakatlanarak çıkmış pek çok açlık grevcisi bulunmaktadır.”

KOVİD-19’SUZ VE İNSANCA YAŞAYACAĞIMIZ GÜNLERİMİZ OLSUN

“Bu diziyi sonuna kadar okuma sabrını gösteren herkese çok teşekkür ederim. Kovid-19’suz ve insanca yaşayacağımız günlerimiz olsun! Son olarak bu diziye İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı eklenmeli, çözümün adresi olarak. Açlık grevleri Sağlık Bakanlığı davacı kılınıp, güvenlik odaklı bir anlayış ile çözülemez. Toplumda daha fazla örselenme yaratır. Bu böyle bilinmelidir.”

[BoldMedya] 14.3.2020

Adalet arayan Harbiyeli annesi Melek Çetinkaya’ya polis tacizi: “Defol buradan yoksa ağzına …”

15 Temmuz sonrası müebbet hapis cezası verilen Harbiye öğrencileri için hukuk mücadelesini sürdüren Melek Çetinkaya, Ankara’da bir polisin saldırısına maruz kaldı.

BOLD – Müebbet hapse mahkum edilen Harbiyeliler için verdiği adalet mücadelesiyle Türkiye’nin yakından tanıdığı Melek Çetinkaya, Ankara’da sivil bir polisin tacizine uğradı. Hava Harp Okulu öğrencisi Taha Furkan Çetinkaya’nın annesi Melek Çetinkaya, KHK’lı Cemal Yıldırım ile eylem yaptığı sırada güneş gözlüklü bir polis yanlarına geldi. Çetinkaya’ya “Defol buradan yoksa ağzına sıçarım” diye hakaret eden polis, “Fetö propagandanı git başka yerde yap” diyerek tacizini sürdürdü. Polisin kendisini zorla oradan uzaklaştırdığını anlatan Çetinkaya, tacizci polisin yaptıklarını Twitter hesabından paylaştı.
[BoldMedya] 14.3.2020

''Cezaevlerinde acil önlem alın''

Türkiye’de yeni tipte koronavirüsün (Covid-19)görülmesi üzerine cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülerin durumu da tartışılmaya başlandı. Aralarında cezaevleriyle ilgili çalışma yürüten Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nin (CİSST) de bulunduğu sivil toplum kuruluşları ve sağlık meslek odalarının bulunduğu 9 örgüt, koronavirüse karşı cezaevlerinde gerekli önlemlerin alınması için çağrı yaptı.

Yapılan ortak açıklamada, alınacak önlemlerin, insanlık onuruyla bağdaşır ve hak ihlaline yol açmayacak şekilde uygulanması gerektiği vurgulandı.

Artı Gerçek sitesinde yer alan açıklamada, "Hapishaneler kapalı kurumlar olması ve organizasyonu itibariyle kişisel alan ve hijyenin bulunmadığı kurumlar olarak bu tür salgınların yayılması için oldukça elverişli ortamlardır. Türkiye’de hapishanelerin mevcut kapasitelerinin çok üstünde insan nüfusu barındırması, fiziksel koşulların daha da ağırlaşmasına neden olmakta ve sağlık açısından ciddi riskler taşıyan önemli bir tehdit olarak durmaktadır. Bu gibi kapalı kurumlarda virüsün yayılmasının ne kadar ciddi problemler yaratabileceği hali hazırda İtalya ve İran hapishanelerinde görülmektedir. Hapishanelerdeki mahpusların ve hapishane personelinin; mahpus yakınlarının ve avukatların sağlığı sorununun bir halk sağlığı sorunu olduğu göz önünde bulundurularak ilgili kamu kurum ve kuruluşların burada gerekli önlemleri almaları gerekmektedir” denildi.

Ortak açıklamada, önerilere ek olarak hapishanelerde kapasite aşımı sorununun virüsün yayılmasını ne kadar hızlandıracağı hatırlatılarak, yetkililer gerekli önlemleri almaları konusunda uyarıldı. Açıklamada alınacak önlemlerde dikkate alınması gereken hususlar şu şekilde sıralandı:

CEZAEVLERİNDE ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER

Koronavirüs (Covid-19) ile ilgili bütün kaynaklarda virüsün yayılmasını engellemek için kişisel hijyeni sağlamanın önemine dikkat çekilmektedir.

Hapishanelerde mahpusların sağlıklarının korunabilmesi, bulundukları alan ve kendi kişisel temizliklerini sağlayabilmeleri için, acilen temizlik malzemelerinin kendilerine ücretsiz verilmesi sağlanarak parası olmayan mahpusların da temizlik ürünlerine erişimi sağlanmalıdır. Hapishanelerde de çevresel ve kişisel hijyenin sağlanması için gerekli önlemleri almak hastalığın yaygınlaşmasını önlemek için azami özen göstermek hapishane idarelerinin ve devletin temel sorumluğudur.

Hapishanelerdeki banyo, tuvalet gibi ortak alanların her gün dezenfekte edilmesi,

Risk grubunda bulunan mahpusların kalabalık koğuşlarda tutulmaması, kapasitesi az olan ve daha fazla önlem alınmış olan koğuşlarda tutulması,

Sağlık çalışanları için alınan önlemlerin tüm hapishane çalışanları için de alınması, özellikle risk grubunda olan çalışanlar olmak üzere maksimum önlemlerin alınması,

Mahpuslara besin ve vitamin takviyesinin yapılması,

Kurumda düzenli ve yeterli sayıda sağlık personelinin bulunması (sayının arttırılması),

Tüm mahpus, hapishane çalışanı ve yakınları için testlerin hızlı ve güvenilir şekilde yapılabilmesi için gerekli önlemlerin alınması,

Görüşlerin yapıldığı alanlarda önlemlerin artırılması, alanların sıklıkla dezenfekte edilmesi, mahpusların görüş haklarını ihlal etmeyecek önlemlerin hızla alınması,

Hastanelerin, özellikle hapishanelere yakın yerlerde bulunan hastanelerin, mahpuslara hizmet vermek için gerekli önlemleri alması,

Mahpusların hastanelere ring araçlarıyla değil; daha hijyenik ve sağlığa uygun araçlarla taşınması,

İnfaz kanunun 16. Maddesi uyarınca sağlık sebebiyle infaz ertelemeye başvurmuş olan hasta mahpusların dosyalarının hızla incelenmesi ve acilen hapishane dışında tedavi olanaklarının sağlanması,

Mahpusların iletişim araçlarına erişimlerindeki kısıt da hesaba katılarak mahpusların salgın ve bundan nasıl korunacakları konusunda bilgilendirilmeleri,
Hapishane içine girecek herkesin uyması beklenen hijyen kurallarının oluşturulması ve ilgili kişilerin konu hakkında bilgilendirilmeleri,

Sağlık gerekçesiyle alınacak önlemlerin mahpusların temel haklarını ihlal etmeyecek şekilde ve makul ölçülerde alınmasına özen gösterilmesi.

Açıklamada imzası bulunan, Dernek, STK ve sağlık meslek odaları şöyle:

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği
Hak İnisiyatifi Derneği
İnsan Hakları Derneği İstanbul Şube
İstanbul Diş Hekimleri Odası
İstanbul Ses Şubeleri
İstanbul Tabip Odası
Toplum Hukuk Araştırmaları Vakfı
Türkiye İnsan Hakları Vakfı
Özgürlük İçin Hukukçular Derneği

[Samanyolu Haber] 14.3.2020

Evde kendi dezenfektanınızı yapabilirsiniz...

İşte tariflerCorona Virüsün dünya çapında etkili olmasının ardından market ve eczanelerde dezenfektan ürün sıkıntısı yaşanıyor. Peki evde ucuz şekilde dezenfektan yapmak mümkün mü?

İşte ev yapımı antibakteriyel jel tarifleri.

Zararsız ama etkili bir temizleyici boraks

- 1 tatlı kaşığı boraks
- 2 çorba kaşığı beyaz sirke
- 2 bardak sıcak su
- ½ çay kaşığı lavanta yağı
- 3 damla çay ağacı yağı

Hepsini bir kaba koyup toz yapıda olanları eriyinceye kadar karıştırın. Püskürtmeli bir şişede uzun süre saklayabilirsiniz. Cam yüzeyler hariç temizlenmek istenen yerlere püskürtülüp arkasından kağıt havluyla kurulamak yeterli. Diğer havlular bakteri üretmesi bakımından virüse yol açabilmektedir.

Evde antibakteriyel jel tarifi

- 2 kaşığı doğal aloe vera jel
- 20 damla limon yağı
- 10 damla tarçın yağı 10 damla kekik yağı
- 10 okaliptus yağı
- 10 damla karanfil tomurcuğu yağı

Kapaklı bir şişeye suyu ve aloe vera jeli boşaltın. Üzerlerine tüm yağları damlatın ve şişenin kapağını kapatarak iyice çalkalayın. Çalkalama işlemini uzun süre uygulamak, jelin kıvamı açısından önemli. İşte hepsi bu kadar, antibakteriyel jel kullanıma hazır! Dilerseniz küçük şişelere doldurup yanınızda taşıyabilir veya evde saklayabilirsiniz.

Alkol en güçlü dezenfektan

En güçlü dezenfektanlardan biri alkol. Alkol olarak izopropil alkol ya da etil alkol kullanabilirsiniz. Eğer dezenfektanınızın güzel kokmasını isterseniz içine alkolün içine birkaç damla aloe vera ya da esansiyel yağ ekleyebilirsiniz.

Burada dikkat etmeniz gereken en önemli nokta oluşturduğunuz karışımın alkol oranının %60’ın altına düşmemesi. Dolayısyla yüksek dereceli bir alkol kullanmakta fayda var.

Alkolün elinizi tahriş etmemesi için elinizdeki alkol kuruduktan sonra nemlendirici krem kullanabilirsiniz.

Ev yapımı dezenfektan tarifi

Eğer alkollü bir dezenfektan için gerekli malzemeleri temin edemezseniz her evde bulunan çamaşır suyuyla hızlıca uygulayabileceğiniz bir tarif. 1 bardak çamaşır suyunu 9 bardak suyla seyreltin ve bir fısfıs yardımıyla evde çok temas ettiğiniz kapı kolu, masa, tezgah gibi yerlere uygulayın .

Dezenfektanlar elbette etkililer ve bizi hastalıklardan korurlar ancak alacağımız en mühim önlemin sık sık ellerimizi yıkamak olduğunu unutmayalım.

Özellikle sağlık sorunu olan kişilerin doğrudan bu maddeleri solumamasına ve tabi ki küçük çocukların ulaşabileceği noktalarda tutmamaya özen göstermelisiniz.

[Samanyolu Haber] 14.3.2020

Kadirova'nın annesi: Kızımı öldürüp 'intihar etti' diyerek dosyayı kapattılar

AKP İstanbul Milletvekili Şirin Ünal’ın evinde şüpheli bir şekilde hayatını kaybeden Nadira Kadirova’nın annesi Ra’no Kadirova dosyanın kapatılarak verilen takipsizlik kararına tepki gösterdi. Anne Kadirova "Yardım edin, bu insanı bırakmayın, adalet yerini bulsun. 'İntihar etti' diyerek dosyayı kapattılar" dedi.

Birgün'den İsmail Arı'nın haberine göre, AKP Milletvekili Şirin Ünal’ın evinde hayatını kaybeden Nadira Kadirova’nın annesi kızının ölümü ardından ilk kez açıklama yaptı. Yargının takipsizlik kararına isyan eden Ra'no Kadirova, “iftira attılar, intihar etti, diyerek dosyayı kapattılar” dedi. Ra’no Kadirova, BirGün’e yaptığı açıklamada, kızının cenazesinin Özbekistan’a gönderilme sürecine dikkat çekerek “Dosyanın kapatılmasını istemiyorum, kızım intihar etmedi, onu öldürdüler. Bir değil, iki el ateş etmişler. Bir günde Özbekistan’a gönderdiler. Eğer kendini vurmuş olsaydı 15-20 gün, Adli Tıp raporu hazır olana kadar bekleyeceklerdi” diye konuştu.

'ÜNAL OKULA GÖNDERECEKTİ'

AKP’li Ünal’n evinde kamera olduğunu iddia eden Ra’no Kadirova ağlayarak, “Kamera kayıtları nerede? Çünkü Adli Tıp çalışanlarının, savcıların, bizim Özbek konsolosların ağzını kapatarak bir günde Özbekistan’a gönderdi. Benim kızım kendini öldürecek biri değildi. Türkiye'ye okumak için gitmişti. Ünal onun okula girmesine yardım edecekti” dedi. “Biz uzaktayız, elimizden bir şey gelmez. Bana yardım edin, bu insanı bırakmayın, adalet yerini bulsun diye konuşan Kadirova sözlerini şöyle tamamladı: “Kızım 24 Aralık'ta (2018) Özbekistan’a gelmişti ama 16 Ocak'ta Türkiye’ye dönmesini istedi, ‘okumak istiyorsan geleceksin’ dedi. Ünal’ın kızı, annesinin hastalandığını söyledi. Annesi, ‘Nadira gelsin’ diye kavga çıkarmış, bu yüzden kızım geri dönmek zorunda kaldı. Ben kızıma defalarca 'oradaki işi bırak, hem maaşı az hem iş çok zor' dedim. Nadira, ‘anneciğim, olsun, zorlansam da çalışacağım, okuyacağım, buraya okumak için geldim’ dedi. Altı ay oldu, altı ay içinde kendisi de kızı da aramadı. Bir başsağlığı dilemediler.”

[Samanyolu Haber] 14.3.2020

DSÖ: Henüz zirve görülmedi

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), yeni tip koronavirüs (Kovid-19) pandemisinin ne zaman zirveyi göreceğini söyleyemeyeceklerini ama en kısa zamanda olmasını umduklarını açıkladı.

DSÖ Acil Hastalıklar Programı Başkanı Maria van Kerkhove, Cenevre'de düzenlediği basın toplantısında, "Neler olacağını tahmin edemeyiz, ama her türlü gelişmeye karşı hazırlıklı olmalıyız. Bu pandeminin gelişme eğrisi, her bir ülkenin eylemlerine bağlı… Bu, ülkelerin tespit ettikleri ilk vakalara ne kadar saldırgan tepki vereceğine bağlı" ifadelerini kullandı.

Kerkhove, "Ancak biz, dünya genelinde zirveye ne zaman ulaşılacağını söyleyemeyiz. Ama ne kadar erken olursa o kadar iyi, diye umuyoruz" dedi.

Halihazırda pandemiden en çok etkilenen ülkelerin yeni vaka sayısında azalma sağlamayı başardığını söyleyen Kerkhove, ama dikkatli olunması gerektiğini, çünkü hastalığın tekrar hız kazanabileceğini de sözlerine ekledi.

[Samanyolu Haber] 14.3.2020

Washington Post'tan 'küçük kıyamet' uyarısı

Koronavirüs yüzünden çanlar yeni bir küresel mali kriz için çalarken, bunun İtalyan bankalarının çökmesiyle başlamasından korkuluyor. Endişeleri mercek altına alan Washington Post, dünyanın sekizinci büyük ekonomisinin tetikleyeceği krizin domino etkisiyle tüm Avrupa'yı saracağı ve küresel boyut kazanacağına dair uzman öngörülerine yer verdi.

"Koronavirüsün neden olabileceği yeni küresel mali kriz İtalya'dan başlayabilir" başlığını atan ABD'nin The Washington Post gazetesi, Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Christine Lagarde'ın ekonomiyi canlandırmak için 120 milyar euroluk paket açıklarken, "Koordineli şekilde harekete geçmezsek 2008 tarzı mali krizle karşılaşırız" uyarısı yaptığına dikkat çekti.

Post, İtalya'daki son durumu şöyle resmetti:

Salgının Çin'den sonra en çok vurduğu İtalya'da ülke çapındaki karantinaya tüm ticari faaliyetlerin durdurulması eklenirken, Avrupa finans kurumları arasında en zayıf karneye sahip İtalyan bankalarına yurttaşların borç ödemeleri de duracak. Hükümetin radikal önlemleri yatırımcıları kaçırırken, bankaların varlıklarının büyük bölümünü oluşturan devlet tahvillerinin değer kaybetmesi bekleniyor. Bu durumda sermaye rezervleri eriyecek olan bankaların kredi vermeyi durdurması, ekonomiyi daha da yavaşlatacak.

'Kıyamet döngüsü' korkusu

İtalya'nın hükümet tahvillerine ödediği faiz şubat ortasından beri artarken, yatırımcılar olası temerrüde karşı devlet tahvillerini sigorta etmek için iki katı para ödemek zorunda kalıyor. Avrupa'da en çok düşen borsa İtalya'nınki, en çok değer kaybeden hisseler İtalyan bankalarınınki. En büyük banka UniCredit'in hisseleri geçen ay yüzde 39'dan fazla düşüş yaşadı.

Bu manzara karşısında bazı analistler, hem hükümet hem de bankaların finansıyla ilgili şüphelerin birbirini besleyerek 'kıyamet döngüsü' oluşturacağı endişesinde.

Londra merkezli ekonomi araştırma danışmanlık şirketi Capital Economics'in baş ekonomisti Neil Shearing, tepetaklak olma riskinin çok büyük olduğunu, ekonominin beklenenden daha büyük şok yaşaması halinde çöküşün hızla geleceğini dile getirdi.

Yine de çoğu analist, koronavirüsün ABD'de piyasalardan 15 trilyon doları silen 2008-09 mali krizi tarzı bir küresel buhrana neden olacağı beklentisi içinde değil henüz. Onlara göre 2008-09 mali krizi sonrası ABD ve Avrupa'daki regülasyonlar sayesinde bankaların sermaye rezervlerini artırması ve konut balonuna neden olan riskli uygulamalardan kaçınmasından ötürü küresel bankacılık daha sağlıklı durumda. 

'Hükümet ile mali kurumların kaderlerinin iç içe geçmesi büyük tehlike'

Ama tehlikenin pusu kurduğu kara delikler yok değil. Çin, son bir yılda bir dizi bankanın kapanmasına ve mevduatların boşaltılmasına sahne oldu. Çin ekonomisi keskin fren yaparken, geri dönmeyen kredilerin birikmesi daha büyük bir baş ağrısı haline gelebilir.

İtalya'ya gelince, bankalarının Avrupa bankalarının ortalamasına kıyasla sermaye rezervleri daha az ve batık kredileri iki katından fazla. İtalya hükümetinin 2.4 trilyon dolarlık borcunun dörtte birine bankalar sahip. Yani ülkenin hükümeti ile mali kurumlarının kaderlerinin iç içe geçmesi, tepetaklak edici bir istikrarsızlığı tetikleyebilir.

'Küresel zincirin en zayıf halkası'

İtalyan yetkililerin aniden çıkabilecek bir bankacılık krizini, Çin Komünist Partisi'ne hesap veren Çinli muhataplarına kıyasla daha kötü yönetmesi de kuvvetle muhtemel. O yüzden Capital Economics baş ekonomisti Neil Shearing, İtalyan bankalarını 'küresel zincirin en zayıf halkası' diye niteledi.

'Devlet daha da borçlanacak'

İtalyan ekonomisi uzun süredir tam bir hayal kırıklığı. Enflasyona ayarlı hesaplara göre ortalama bir İtalyan 20 yıl öncekinden bir kuruş fazla kazanmıyor. Geçen yıl durgunluğa giren ekonominin bu yıl yüzde 2 küçülmesi bekleniyor. Koronavirüs de İtalya'yı büyümenin yavaşlamasından hiç büyümemeye sürüklüyor. Başbakan Giuseppe Conte'nin bu hafta ekonomiye can damarı olarak açıkladığı 25 milyar euroluk paket, bir hafta önce ayırdığı miktarın üç katından fazlası. AB, bütçe kurallarını ihlal etmesine rağmen, İtalya'nın kamusal harcama planlarını onayladı. Hükümet yurttaşların karantina boyunca hane faturaları, vergi ve mortgage ödemelerinin ertelenmesini de öngörürken, GSYİH'nin yüzde 135'i oranındaki devlet borçlarının daha da yükselmesine kesin gözüyle bakılıyor.

İtalyan tahvillerinin 'yatırım yapılamaz' statüsüne indirilmesi, gelişmiş ekonomiler için bir ilk olur

2009'da İrlanda'nın bankacılık sistemi için uluslararası kurtarma paketi çıkarmış olan eski IMF yetkilisi Ashoka Mody, yatırımcıların İtalya'nın borçlanma harcamalarını yukarı çekeceklerini ve gelecek aylarda bir borç krizini hızlandıracaklarını öngördü.

IMF geçen yılki İtalyan ekonomisi raporunda İtalya'daki krizinin yayılabileceği, küresel piyasaları daha önce tecrübe edilmemiş durumlara sürükleyebileceği, İtalyan devlet tahvillerinin 'yatırım yapılamaz' statüsüne indirilmesi halinde bunun gelişmiş bir ekonomi için bir ilk olacağı ve kayıpların tüm mali piyasalara yayılacağı uyarısı yapmıştı. Fransa, İspanya, Portekiz, Belçika'daki bankaların hepsinin kaydeğer miktarda İtalyan hükümeti borcu satın almış olduğunu hatırlatmıştı.

'Acilen 700 milyar euroluk mali kurtarma paketi lazım'

Artık Princeton Üniversitesi'nde ekonomi profesörü olan Mody'ye göre böylesi bir krizi savuşturmak için 700 milyar euroluk bir mali kurtarma paketine ve durum daha kötüleşmeden ACB, IMF ve ABD Hazine Bakanlığı'nın harekete geçmesine ihtiyaç var:

"Uluslararası toplum para dolu çantalarla yardıma koşmalı. İtalyanlar bir insani krizle cebelleşiyor. Ama insani krizle cebelleşme olgusu bir mali kriz yaratacak."

ABD'de müdahale hevesi yok

Ama herkes koronavirüs krizinin dümenine geçmeye hevesli değil.

Washington DC merkezli Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü'nden ekonomist Jacob Kirkegaard, küresel ekonomik sistem için önem arz eden İtalyan bankaları olan UniCredit ve Intesa Sanpaolo'nun durgunluğu atlatmaya yetecek kadar sermaye rezervlerinin olduğunu söyledi.

Almanya ve Fransa'da koronavirüs vaka sayısı katlanarak artarsa

Mali zayıflığın küresel finansla bağlantısı olmayan bölgesel bankalarda yoğunlaştığını aktaran Kirkegaard "Evet bankalar darbe yiyecek, ama İtalyan bankalarının tümüne zayıf demek adil olmaz" dedi.

Diğer yandan 10 yıldan uzun süredir krizle uğraşan ECB'nin mühimmatı kalmadı. Politika faizi oranı zaten sıfır.

Bu arada Avrupa ekonomisinin motor güçleri olan Almanya ve Fransa'da koronavirüs vaka sayısı şimdilik düşük olsa da katlanarak artabilir. Şansölye Angela Merkel, çarşamba günkü açıklamasında, Almanya'nın 83 milyonluk nüfusunun yüzde 70'ine koronavirüs bulaşabileceğini söyledi.

'Euro Bölgesi ekonomisi tamamen kepenk kapatabilir'

Nitekim İngiltere merkezli, ABD bağlantılı ekonomi araştırma danışmanlık şirketi Pantheon Macroeconomics'in ekonomisti Claus Vistesen, müşterilere yaptığı uyarıda, "Birkaç ay içinde Euro Bölgesi ekonomisinin tamamen kepenk kapattığı bir durumla karşılaşabiliriz, bu da büyümenin tümden çökmesine yol açar" dedi. 

İtalya'da bir günde kaydedilen en yüksek ölüm sayısı

İtalya’da 3 hafta önce patlak veren yeni tip koronavirüs (Kovid-19) nedeniyle bilanço ağırlaşmaya devam ederken, dün bir günde kaydedilen en yüksek ölüm sayısına ulaşıldı. Mevcut koronavirüs vaka sayısı 14 bin 955’e, ölenlerin sayısı 250 kişi artarak 1266'ya çıktı. Ölenler ve iyileşenler dahil edildiğinde koronavirüs bulaşanların toplam sayısı 17 bin 660.

[Samanyolu Haber] 14.3.2020

Belçika: Koronavirüs etkisiz hale getirildi, Hollanda: Kovid-19’u bloke eden antikor geliştirdik [Basri Doğan]

Belçika’daki Gent Üniversitesi Flaman Biyoteknoloji Merkezi (VIB), laboratuvar ortamında Kovid-19 virüsünü etkisiz hale getirdiklerini açıkladı.

Merkez, bunun koronavirüsün tedavisi için ileriye doğru atılmış önemli bir adım olduğunu ve ilaç geliştirmek için çalışmalarını sürdürdüğünü bildirdi.

VIB’ın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, merkezin uzmanlarından Dr. Xavier Saelens ve Gent Üniversitesi Biyoteknoloji Merkezi araştırma ekibinin çalışmasının Kovid-19 virüsünün muhtemel tedavisi konusunda çığır açan olağanüstü bir bilimsel gelişme olduğu belirtildi.

Flaman Hükümeti Başbakan Yardımcısı, Bilim ve Ekonomi Bakanı Hilde Crevits, kişisel Twitter hesabından bu açıklamayı paylaşarak, “Zekice ve çığır açan bir adım” olarak değerlendirdi.

Prof. Dr. Grosveld

Erasmus MC: Koronaya karşı antikor geliştirdik

Hollanda’nın köklü üniversitelerinden Rotterdam Erasmus hastanesi doktorları da Koronavirüsü bloke eden yapay antikor keşfettiklerini açıkladı. Rotterdam Erasmus Üniversitesi hücre biyolojisi profesörü Frank Grosveld başkanlığında on bilim insanından oluşan ekip, COVID-19’a neden olankoronavirüsün ilk antikorunu bulduklarını duyurdu.

‘HERKES ENFEKSİYONU KOLAYCA ÖĞRENEBİLECEKLER’

Profesör Grosveld, yaptığı açıklamada, “Antikor hala insanlar üzerinde test edilmekte ve bu aylar alacaktır. Ben şahsen bu antikordan son derece umutluyum. Antikoru bir ilaç olarak büyük ölçekte üretebilecek olan bir ilaç şirketini kurmaya çalışıyoruz. Piyasaya sürülmeden önce, antikorun kapsamlı bir gelişim aşamasından geçmesi ve toksikolojik özellikleri açısından test edilmesi gerekir. Bu süreç devam ediyor. Bir ilaç olarak geliştirmeye ek olarak, antikoru bir teşhis testi oluşturmak için de kullanmak istiyoruz. Herkesin evden yapabileceği, böylece insanların bir enfeksiyon olup olmadığını kolayca öğrenebilecekler.” dedi. (BASRİ DOĞAN, AMSTERDAM, Tr724)

[Basri Doğan] 14.3.2020 [TR724]

UNICEF: 3 milyar insanın evinde ellerini yıkayabileceği lavabo yok

UNICEF, dünya çapında 3 milyar insanın evinde, ellerini su ve sabunla yıkayacağı lavabosunun bulunmadığını açıkladı.

KRONOS -14 Mart 2020

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), sabun ile ellerin yıkanmasının yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla mücadelede son derece önemli olduğunu ancak, dünyada 3 milyar insanın evinde ellerini su ve sabunla yıkayacağı lavabosunun bulunmadığını bildirdi.

UNICEF’ten yapılan açıklamaya göre dünyada her 5 kişiden sadece 3’ü evlerinde ellerini yıkayabilecekleri imkânlara sahip.

Dünya nüfusunun yüzde 40’ının, yani 3 milyar insanın evinde ellerini su ve sabunla yıkayacağı lavabosunun bulunmadığı belirtilen açıklamada, en az gelişmiş ülkelerdeki insanların yaklaşık dörtte üçünün de bu temel ihtiyaçtan yoksun olduğu ifade edildi.

Açıklamada ayrıca dünya genelinde okulların üçte birinde çocukların ellerini yıkayabileceği lavaboların olmadığı ve sağlık merkezlerinin yüzde 16’sında ise işlevsel tuvalet ve lavaboların bulunmadığına işaret edildi.

[Kronos.News] 14.3.2020

Hazim Sesli’nin hücresine mektup [Bahadır Polat]

Hayat ne tuhaf değil mi? Hayatı boyunca yerinde duramamış adam, Hazım Sesli, 4 yıldır üç metrekarelik bir hapishane hücresinde çile dolduruyor.

BAHADIR POLAT -12 Mart 2020

Hazim Sesli denilince benim aklıma önce hiperaktif bir girişimci portresi düşer. Yerinde duramayan, her an bişeylerle, birileriyle uğraşan, bir yandan telefonla konuşan, diğer yandan organizasyon yapan, aynı anda da misafirlerini ağırlayan, asistanına talimat veren ve randevularını planlayan adamdır o. Biraz yorucu bir cümle oldu farkındayım ama onu anlatmak için biraz yorulmak kaçınılmazdır.

Çünkü Hazim Sesli ile takılıyorsanız, yorulmayı hatta epey yorulmayı göze alacaksınız demektir. Zaten bir süre sonra onun hiç yorumladığını görüp ortamdan sıvışmaya bakmanız da kaçınılmazdır. Diğer ihtimalse onun atmosferinin çekiciliğine kendini kaptırmaktır ki, ben genelde onun çevresindeki aşırı kalabalıkları hep buna yormuşumdur. Onun atmosferinin çekiciliğine…

Bir iş insanını, Anadolulu bir girişimciyi yücelttiğimi falan düşünmeyin sakın. Onu biraz olsun tanıyanlar bana hak verecektir. Hatta az bile yazdım. Zira daha sabahın köründe başlayıp, gece yarılarına kadar devam eden görüşmelerini, randevularını, toplantılarını anlatmadım bile. Önemli bir ameliyat geçirdikten sonra, ertesi gün sabah 7’ye kahvaltı randevusu koyan ve buna uyabilen bir adamdır işte Hazim Sesli. Sanırım bu son cümle, tanımayanlara biraz daha fikir vermiştir.

Bu satırları, yaptığı “hayır işlerini” gerekçe gösterip, 4 yılı aşkın süredir tutuklu bulunan Sesli’ye, 15 yıl ceza verdiklerini öğrendikten sonra kaleme alıyorum. Hayat ne tuhaf değil mi? Hayatı boyunca yerinde duramamış adam, 4 yıldır üç metrekarelik bir hapishane hücresinde çile dolduruyor. Nasıl o sisteme alışabilir, diye düşünüp düşünüp dertlendiğim çok oluyor ama imdadıma hemen, Yüce Yaratıcı’nın “kimseye gücünün üstünde yük yüklemeyeceği” vaadi yetişiyor. Evet, elbette boş durmamıştır, duramaz Hazim Sesli, o 3 metre karelik alanı da kendince şenlendirmiş, ruhununun fırtınalarını o soğuk taş duvarlara aksettirmiştir.

Muhtemelen dostlarını düşünmüştür bol bol. Yıllardır emek verdiği, onlar için gecesini gündüzüne kattığı, dertlerine tasalarına ortak olduğu dostlarını. Bu dönemde ne kadar vefa gördü kestiremiyorum zira mapushanelerin içi kadar dışı da tecrid artık. İnsanlardan, dostlardan haber alabilmek bile nimet. Buna karşılık onun adına kamuoyunda tek ses seda duymadık! Başkanlığını yaptığı Uşak Ticaret ve Sanayi Odası’ndan, yine kurucu başkanlığını yaptığı Türkiye Genç İş Adamları Konfederasyonu’ndan (TÜGİK) ve üyesi olduğu, yönetiminde bulunduğu TOBB’daki dostlarından tek itiraz yükselmedi, aynen diğer derdest edilen girişimcilerde olduğu gibi. Memleketteki ölüm sessizliğinde kaybolup gitti onun sesi soluğu da…

Hep iyiliğini görmüş dostları şimdi hala Meclis’te, AKP kadrolarında, bakanlık koltuğunda, sivil toplum liderliğine devam ediyor. Bugün hiç sesleri duyulmasa da, yarın nasılsa, “Hazimciğim özledik” derler ve işler yoluna giriverir! Hazim Sesli yine onlar için koşturmaya, ailevi dertlerine kadar ilgilenmeye devam eder. Acaba, iyi insanların kaderi midir bu, yoksa iyiliğin karakteri mi?

Evet, darbeden çok önce tutuklanan ve şimdi cezası kesilen Hazim Sesli, iyi bir insandır. Kimseye kötülüğü dokunmamıştır, her isteyene yardım etmiştir. Mahkemede suç kabul edilse de iyiliklerini inkar etmemiştir, her elini uzatana o da elini uzatmıştır. Dünyada yapamasam da buna ahirette şahitlik edeceğim Hazim Abi.

Bizim onunla tanışma hikayemiz uzun bir uçak yolculuğunda başlamıştı. Uçağa biner binmez, herkes kemer bağlayıp uçuşa hazırlanırken, onu laptopuyla çalışırken görmüştüm. O anda bile çok meşguldü. Beraber uçtuğumuz ve onu iyi tanıyan arkadaşım kulağıma, “Güney Afrika’nın battaniye kralı, Hazim Sesli” diye fısıldamıştı. Bu bilgiyi alır almaz tanışmak için can atmaya başladım. Bilgisayarından kafasını kaldırı kaldırmaz da kendimi tanıttım. Bir iş grubuyla yaptığımız Güney Afrika seyahatinin ev sahibi konumundaydı. Zira Sesli ailesinin Güney Afrika’da çok büyük yatırımları vardı. Hatta ailenin bazı üyeleri orada yaşıyordu.

Avrupa’nın en büyük battaniye fabrikasını Uşak’ta kurduktan sonra dışa açılmış ve amca çocuklarıyla beraber tekstil yatırımlarını Güney Afrika’ya taşımıştı. Johannesburg’daki fabrikalarını, iş çevrelerinden gördüğü itibarı şaşkınlıkla izlemiştim.

Elbette onunla tanıştıktan sonra, biraz gazeteci merakıyla, Johannesburg’daki otel odamda biraz daha araştırma yapmak istedim. Kimdir bu “battaniye kralı” diye?

Karşıma dört nesildir ticaretle uğraşan, üç nesildir de sanayicilik yapan bir aile portresi çıktı. Hazim Sesli aslen Nevşehirli. Ticari hayata atılması okul yıllarında, Nevşehir pazarlarında sakız ve su satarak başlıyor. Yani çekirdekten yetişmiş bir girişimci o. Nevşehir’de ticaretle uğraşan aile, Uşak’a taşınınca sanayicilik macerası da başlıyor. Ailenin halı ipliği üreten ilk fabrikasında, dedesinin ve dayısının şöförlüğünü yaparak iş hayatına atılıyor ve onların yanında sanayiciliği öğreniyor.

Hazim Sesli, 1987’de askerlik dönüşü, dedesinin verdiği sermaye ile atıl durumdaki bir halı fabrikasını satın alır ve böylelikle “battaniye krallığına” giden yola ilk adımını atmış olur. Türkiye’nin en küçük battaniye üreticisi olarak yola çıkan Sesli, 1991 Körfez krizi döneminde Orta Asya ülkelerine ihracata başlar. İhracat hamlesi şirketin önünü açacaktır. 2000’li yıllara kadar Türkiye’nin en küçük battaniye fabrikasını, Avrupa’nın en büyük battaniye fabrikasına çeviren ve üretiminin yüzde 85’ni ihraç eden Sesli, o tarihte aile üyeleriyle birlikte Güney Afrika’ya açılır. İşte şimdi biz bu açılımın sonuçlarını görmek için, bir grup gazeteci ile Güney Afrikadaydık…

Hazim Sesli ile o seyahatte tanıştık ve sonra yolumuz defalarca farklı programlarda, organizasyonlarda, basın toplantılarında ve tabi ki seyahatlerde kesişti. Merter’de bulunan ve iş dünyasının buluşma mekanlarından diyebileceğim ofisinde söyleşiler yaptık pek çok kez. Uşak’ta başlayan sanayileşme yolculuğunu farklı şehirlere ve tabi Afrika’ya açmayı başarmış, İstanbul’u şirketlerinin merkezi haline getirmiş, Koza’sından çıkarak kelebeğe dönüşmeyi başarmış bir girişimcinin ayak izlerini takip etmek, elbette ekonomi gazeteciliği için her zaman heyecan vericidir.

Ne hazindir ki, 2015’in o puslu ve karanlık atmosferinde, hakkındaki iddialar ve tutuklanma dedikoduları ayyuka çıkmışken, yurtdışında yatırımları olduğu halde bırakıp gitmedi Hazim Sesli. Suçlu olmadığını iyi bilen insanların özgüveniyle, adalete güvenmeyi tercih etti. Sonrası malum, hücrede 4 yılını devirdi. 4 yılın sonunda, 15 yıl ceza yedi.

Bugün onu “terörist” ilan eden veya en azından öyle yansıtmaya çalışan AKP kadroları da çok iyi tanır Hazim Sesli’yi. Zira 2011 seçimlerinde Parti’nin Uşak adayıydı. Eğilim yoklamasında ilk sırada çıkmasına ve şehirde çok ciddi tabanı olmasına rağmen onu dördüncü yani son sıradan aday gösterdi Başbakan Erdoğan. Buna rağmen küsmedi, seçilmesinin imkansız olduğunu bildiği halde müthiş bir seçim çalışması yaptı. AKP tek vekil çıkaracakken onun sayesinde ikinci ismi Meclise taşıdı.

AKP lideri Tayyip Erdoğan, Hazim Sesli’yi çok iyi tanıyan isimlerdendir partide. Hatta Hazim beyin muhterem annesini da çok iyi tanır her gördüğünde ona selam ve hürmetlerini iletmesini isterdi. Annesinin hayır duasını alırdı. Nereden nereye… Hayır dua istediğiniz bir kadının oğlunu, şimdi sırf biat etmedi diye terörist ilan etmek!

Evet, hayat imtihanlarla dolu, bir tarafta zalimlerin, diğer tarafta masumların imtihanları…

[Bahadır Polat] 12.3.2020 [Kronos.News]

Elif Şahin ve eşi hapiste, çocuklarına hasta babası bakıyor

60 yaşındaki Şit Dürmüş, cezaevinde bulunan kızı Elif Şahin ve torunları adına bir video yayınladı. Hem kendi anne babasına hem de torunlarına bakmak zorunda kalan Dürmüş, cezaevinde olan kızı Elif Şahin ve damadının serbest bırakılmasını istiyor.

KRONOS -14 Mart 2020

Manisa’da yaşayan Şit Dürmüş (60), cezaevinde bulunan kızı Elif Şahin ve torunları adına bir video yayınladı. Ciddi rahatsızlıklarla boğuşan Şit Durmuş, torunlarının yanı sıra yaşlı annesi ve babasına da bakıyor. Kalçasında bulunan kırıklar sebebiyle yürüyemeyen Durmuş’un bakımlarını eşi yapıyor.

Sosyal medya üzerinden paylaştığı videoda yetkililere ve kamuoyuna seslenen dede Şit Dürmüş, şunları söyledi:

“Merhaba ben Şit Dürmüş. Kızım Elif Şahin, Manisa 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2020/2 esas sayılı dosyasıyla tutuklu yargılanmaktadır ve 6 aydır cezaevindedir. Musab Bera (6) ve Muaz Yekta (4) adında iki çocuğu olan kızımın eşi Muhammed Şahin de 40 aydır cezaevindedir. Damadımın tahliyesine yaklaşık iki yıl vardır. Kızımın böbrek yetmezliği, hiper tansiyon, panik atak ve polikistik over hastalıkları vardır. Cezaevi koşulları bu hastalıkları tetikliyor ve bu rahatsızlıkların ilerlemesine sebebiyet veriyor. 4 ve 6 yaşlarındaki torunlarıma eşimden ve benden başka bakacak veya ilgilenecek hiç kimse yok. Ben yüzde 90 engelliyim. Haftada üç gün diyalize bağlanıyorum. Birkaç hafta önce kalça kemiğimin kırılmasından dolayı ameliyat oldum. Eşim hem bana hem anneme hem babama hem de torunlarıma bakmak durumundadır. Babamı ve beni hastaneye götürüp getirmektedir.
Bu süreçte torunlarım geçici çözümlerle komşularımızın ve uzaktan akrabalarımızın yanında kaldılar. 4 yıldır babalarından ayrı olan torunlarım şimdi de annesiz kaldı. Sağlık sorunlarımız sebebiyle hastanelere gitmek zorunda kaldığımızdan devamlı kaldıkları bir evleri bile yok. Bu süreçte psikolojik olarak çok yıprandılar ve tedavi görmeye başladılar. Anne ve babalarından çok torunlarım ceza çekmiştir. Biz elimizden geldiğince tüm çabamızla bakmaya çalışıyoruz ama annelerinin ve babalarının yerini tutamıyoruz, tutması da mümkün değildir. Sizlerden dileğim manevi yardımdır. Kızımın adli kontrol şartıyla da olsa tutuksuz olarak yargılanması, bir cezanın verilmesi halinde eşi tahliye olduktan sonra cezasının infazını talep ediyoruz.”

[Kronos.News] 14.3.2020

Belçika’da koronavirüse karşı tedavide ilerleme sağlandı

Belçika'daki Gent Üniversitesi Flaman Biyoteknoloji Enstitüsü (VIB), koronavirüse (Covid - 19) karşı koruma sağlayan bir ilacın araştırmasında önemli aşama kaydedildiğini açıkladı.

KRONOS -14 Mart 2020

Belçika’daki Gent Üniversitesi Flaman Biyoteknoloji Enstitüsü (VIB), koronavirüse (Covid – 19) karşı koruma sağlayan bir ilacın araştırmasında önemli aşama kaydedildiğini açıkladı. Flaman Biyoteknoloji Enstitüsü uzmanlarından Prof. Dr. Xavier Saelens, laboratuvar ortamında Covid – 19 virüsünü etkisiz hale getirdiklerini belirterek, bunun ileriye doğru atılmış önemli bir adım olduğunu söyledi.

Flaman Hükümeti Başbakan Yardımcısı, Bilim ve Ekonomi Bakanı Hilde Crevits, kişisel Twitter hesabından bu açıklamayı paylaşarak, “Zekice ve çığır açan bir adım” olarak değerlendirdi. Ancak, bu konuda kat edilecek daha uzun yol bulunduğunu söyledi.

VIB’nin Twitter hesabından yapılan açıklamada, Xavier Saelens ve Gent Üniversitesi Tıbbi Biyoteknoloji Merkezi araştırma ekibi tarafından, potansiyel Covid – 19 virüsünün tedavisi konusunda çığır açan bir bilimsel çalışma gerçekleştirildiği duyuruldu.

Xavier Saelens ve ekibi, geçen ay SARS Cov – 2 ve Covid – 19 virüsü ile savaşabilen eşsiz bir antikor bulduklarını açıklamıştı.

Prof. Dr. Saelens, HLN gazetesine yaptığı açıklamada, laboratuvar testleri sonucunda, buldukları antikorun koronavirüsü etkisiz hale getirebileceğine ilişkin önemli bir adım atıldığını söyledi.

Saelens’in verdiği bilgiye göre, Belçikalı araştırma ekibi, ABD’deki Texas Üniversitesi’nden Jason McLellan ile Alman Leibinz Primat Araştırma Merkezi’nden Markus Hoffman ve Stefan Pöhlmann ile birlikte çalışıyor.

“HEMEN KORUMA SAĞLIYOR”

Belçikalı profesör, laboratuvar testleri sonunda, keşfettikleri antikorun, yeni koronavirüse karşı koruyabildiğini kanıtladıklarını söyledi. Bunu, “fantastik bir ekip çalışmasının zaferi” diye tanımlayan Saelens, bu önemli adım sayesinde virüsün insan hücrelerine bulaşmasının önlenebileceğini belirtti.

Prof. Dr. Xavier Saelens, aşılardan farklı olarak, antikorun daha kısa ömürlü olmasına rağmen, hemen koruma sağladığını belirtti.

Saelens’e göre, elde ettikleri buluş sayesinde hastanın, kendi antikorlarını üretmesine gerek kalmayacak. Sağlık çalışanları ya da hastalar, virüse karşı hemen korunabilecek.

Bu nedenle elde ettikleri ilacın, mevcut pandemi ile mücadelede önemli bir araç olabileceğini dile getiren Belçikalı profesör, aşının aksine, bu ilacın yaşlılar ve savunmasız insanlarda da kullanılabileceğini söyledi.

Saelens’in araştırma ekibinde yer alan Bert Schepens de, kendi uzman ekipleri dışındaki akademik uzmanlarla da çalışmaya devam edeceklerini belirterek, “İyi bir ekip çalışması önemli. Bu yüzden deneyler sonucu virüsü yenebildiğimizi gördüğümde kollektif bir zafer hissettim” dedi.

Belçikalı uzmanlar, elde edilen sonuçlarla çok önemli bir mesafe kat etmelerine rağmen, daha yapacak çok işlerinin bulunduğunu söyledi. Laboratuvar çalışmalarının hala devam ettiğini belirten araştırmacılar, ilacın birkaç aşamadan daha geçmesi, hastalar üzerinde güvenliği ve etkinliğinin test edilmesi gerektiğini vurguladı.

Flaman Başbakan Yardımcısı, Bilim ve Ekonomi Bakanı Hilde Crevits, “Kriz zamanlarında serinkanlı olmak önemli. VIB araştırmacıları bunu yaptı. SARS virüsü ile ilgili yıllar süren biyomedikal araştırmaları, mevcut koronavirüsle olan benzerlikleri nispeten hızlı bir şekilde tespit etmelerini sağladı” diye konuştu.

Flaman bakan, “Tabii ki daha fazla araştırma ve geliştirmeye ihtiyaç var. Henüz orada değiliz. Ancak bakan olarak, Flamanların koronavirüse karşı biyoteknolojik savaşta liderlerden bir olduğunu görmekten memnunum” dedi.

[Kronos.News] 14.3.2020