‘Nazi yöntemi’ ile fişleme önerisi: Üniversiteleri temizleriz!

15 Temmuz sonrası binlerce insan hukuksuzca yapılan fişlemeler sonrasından delilsiz bir şekilde mesleklerinden atıldı, cezaevlerine gönderildi. 21. yüzyılda Nazi Almanya’sının taktiklerini hatırlatan yöntemlerin üniversiteler de kabul görmesi Türkiye’de hukuksuzluktan geldiği noktayı gösteriyor.

İstanbul Üniversitesi Rektörü Mahmut Ak’ın 200’ün üzerinde akademisyeni fişleyip sonra da mahkemeye gönderdiği, ‘kanaate göre yaptık, delile de ihtiyaç yoktu’ şeklindeki skandal açıklamalarına benzer sözler başka bir akademisyenden geldi.

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Kişilerarası İletişim Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Serhat Ulağlı, TSK’da bazı askerlerin uyguladığı sözde ‘fetömetre’ şeklinde fişleme sisteminin üniversitelerde de uygulanmasını talep etti.

AA’ya skandal açıklamalarda bulunan Ulağlı, herhangi bir hukuksal altyapısı olmayan ve tamamen fişlemeler üzerine kurulan sözde ‘fetömetre’nin tüm kurumlarda uygulanması gerektiğini iddia etti. Fişlemelerin 39 kategoriden oluşan bir akademik ‘fetömetre’ ile yapılabileceğini söyleyen Ulağlı, böylelikle üniversitelerin temizleneceğini öne sürdü.

[TR724] 23.2.2020

15 Temmuz’da görevli Yarbay: Bukalemun gibi davranan komutanlar vardı; darbeden haberdar ve bekliyorlardı

Gazeteci Ahmet Nesin, YouTube kanalında 15 Temmuz Darbe gecesiyle ilgili ayrıntıları Kurmay Albay Hüseyin Demirtaş ile konuşmaya devam ediyor.

Ahmet Nesin ve Albay Demirtaş darbe öncesi ve sonrasında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda yaşananları ortaya çıkarırken ‘Sürgündeki Albayın Açıklamaları–9’ programının bu seferki konuğu o gece kumpasa düşürülen Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı askerlerden biri olan Yarbay Hakan Sasa’ydı.

O gece bukalemun gibi davranan komutanlar vardı
Yarbay Sasa, “O gece karşınızda bukelemum gibi davrana komutanlar olunca iş biraz farklı. Bu konu emniyette gözaltındaydı net ifade edildi. ‘Gece saat 3’e kadar TSK bukalemun gibi davrandı.’ diye.” konuştu.

Bostanoğlu telefonunu kapatıyor ve bir şeyler bekliyor

Yarbay Sasa şöyle devam etti: “Özellikle bir grup var darbeden haberdar ve bunun gerçekleşmesi için uğraşıyor. Örneğin Bülent Bostanoğlu saat 23:03’de telefonunu kapatıyor ve  01:00’de telefonunu açılıyor. Arada Başbakan ve Cumhurbaşkanının konuşması var. Bostanoğlu bir şeyler bekliyor. Cumhurbaşkanı’nın alınmasını bekliyor. Eğer başarılı olursa o tarafa yürüyecekler.”

“Baktılar başarılı olmadı, bu sefer ne yapıyor denize çıkan komutanları veya denize çıkan unsurları sahte emirlerle, sessiz kalarak eylemsiz bırakıyorlar. Bukalemun gibi hareket ediyorlar. Ben o gün sabotaj iddiasıyla gemini Gölçük Limanı’ndan uzaklaştırdım. Bana verilen emri gerçekleştirdim ve personelimin burnu bile kanamadan limana geri döndüm.” şeklinde konuştu.

Programda, “Emirler ne zaman geldi?”, “Kimler ifade değiştirdi?”, “Emniyette neler oldu?”, “İnkarcılar ve tuzak kuranlar kimler?” gibi soruların da cevabı verildi.

İşte o program;


[TR724] 23.2.2020

Kahraman ve Ahmet [Can Bahadır Yüce]

Canım Kardeşim’i gözyaşlarıyla izleyen milyonlarca insan Ahmet’in hikâyesini umursamadı. Peki, bu nasıl oldu?

CAN BAHADIR YÜCE -23 Şubat 2020

Bazı filmlerin tuhaf bir kaderi var: Sinema tarihinin en iyilerinden olmasalar da kuşaklar boyu toplumsal bellekten silinmezler. Türkiye sinemasında birçok Arzu Film yapımı böyledir. Ama aralarından birinin yeri hep ayrı: Canım Kardeşim (1973). İzleyenin midesine yumruk indiren, olasılıkla Türkiye sinema tarihinde en çok mendil ıslatmış, Ertem Eğilmez’in “Bir benzerini daha yapmayacağım” dediği film…

Canım Kardeşim kansere yakalanan küçük Kahraman’ın (Kahraman Kral) son günlerini anlatıyor. Abisiyle (Tarık Akan) birlikte yaşayan öksüz ve yetim Kahraman’ın en büyük hayali bir televizyona sahip olmaktır. Yoksul mahallelerde televizyonun tek tük görünmeye başladığı yıllar… Film sihirli bir dokunuşla acıklı bir hikâyeyi büyük toplumsal dönüşümün parçası haline getirir. 

Canım Kardeşim niçin bu kadar sevildi? Kahraman’ın masumiyeti, Cahit Oben’in müzikleri, Ertem Eğilmez’in ağlaklık tuzağına düşmemesi, Tarık Akan ve Halit Akçatepe’nin en cana yakın serseriler oluşu (İtalyan yeni gerçekçiliğinin etkisi açıktır) ve unutulmaz replikler (“Sahi sen ölünce bilyeler ne olacak?”) Canım Kardeşim’i eşsiz kılar. Film artık o kadar bizdendir ki, klişe tiplemeler ve metaforların dümdüz oluşu (kan emici Mehmet rolündeki Metin Akpınar) bile kusur gibi görünmez.

Bir süredir Kahraman sık sık aklıma geliyor. Çünkü kanser hastası bir başka çocuğun hikâyesi bana filmi hatırlatıyor. Herkesin gözü önünde yaşanan bir hikâye bu: Sekiz yaşındaki Ahmet Burhan Ataç kanserle, annesi Zekiye Ataç devletle mücadele ediyor. (Çocuğunu Almanya’ya tedaviye götürmek için pasaport alamayan Zekiye Ataç aylardır yalvarıyor. Ahmet bir süreliğine tek başına gitti, annesiz yapamayıp döndü. Zekiye Ataç bir kez aldığı izin iptal edildi. Son durum: Artan toplumsal baskı sayesinde, bir aksilik olmazsa, Ahmet tedaviye annesiyle gidecek.)

Kahraman’ın kocaman gözlerindeki hüzünlü bakış, zihnimde Ahmet’in gözlerindeki ışıltıyla çoktan birleşti. Bir çaresizlik bir başka çaresizliği anımsatıyor. Filmde Almanya’ya gitmeye çalışan işçiler bile bir yerde Ahmet’in hikâyesiyle buluşuyor: Filmdeki işçiler yoksulluğu yenmeye çalışıyordu, bugün kanserli bir çocuk bürokrasiyi aşmaya çabalıyor.

Ataç ailesine yapılanların (Ahmet’in babası hapiste—suçu özel bir yurtta çalışmış olmak), “Çaresizim” diye yalvaran bir annenin çığlıklarına kulak tıkamanın, bir çocuğun günden güne eriyişine seyirci kalmanın elbette salt kötülükten başka bir açıklaması yok.

Canım Kardeşim’i gözyaşlarıyla izleyen milyonlarca insan Ahmet’in hikâyesini umursamadı.

Peki, bu nasıl oldu?

Şu son birkaç yıl bize şunu öğretti: Kötülüğü anlamak için genellemelerden kaçınmak şart. Bu yüzden, Eski Türkiye-Yeni Türkiye klişesine sığınmak istemiyorum. Bu toplum hiçbir zaman günahsız değildi. 6-7 Eylül, azınlıkların sindirilmesi, darbeler, köy yakmalar karşısında bir tür sessizlik sözleşmesini benimseyenleri uzaklarda aramayalım. Yine de bir şeyler iyice bozulmuş görünüyor—hiç değilse eskiden kanserle mücadele eden bir çocuğun yardım için uzanan elini havada bırakmazdı Türkiye toplumu… Ülkeden kaçarken boğulan çocuklara omuz silkmezdi. Nasıl oldu da saf kötülük norma dönüştü?

‘Kötülüğün sıradanlığı’ diyenler olacaktır: Kanserli bir çocuğun annesine pasaport vermeyi reddeden memurun sadece emre uyduğu, böylece bürokrasinin bir kötülük çarkına dönüştüğü söylenebilir. Gelgelelim, bir tür maymuncuğa dönüşen, bilen-bilmeyen herkesin dilindeki “kötülüğün sıradanlığı kavramı her şeyi açıklamıyor. (“Kötülük asla sıradan değildir” de demişti Arendt.) Bir küçük memuru çarkın dişlisi, düşünmeyen basit bir makine olarak kabul etmek kötülüğü sıradanlaştırma ve suçluları temize çıkarma tehlikesi de taşır. (Isaiah Berlin’den George Steiner’a, Arendt’in tezine bir düzine itiraz bu yüzden sıralanmıştı.) Üstelik “kötülüğün sıradanlığı” toplumun katmanlarına sinmiş bananeciliği, hamaseti, kindarlığı açıklamıyor.

Belki toplumun Kahraman’a ağlayıp Ahmet’i yok sayması hayatla kurmaca arasındaki o derin çatışmayla da ilgilidir. İnsanlar Kahraman’a ağlarken bir yandan filme duydukları sevgi, aslında gerçek hayatta benzer bir durumla karşılaşmamış olmaya duyulan minnetin ifadesidir. Filmi izleyenlerin içi burkulurken aynı zamanda kendilerini iyi hissetmelerinin sebebi budur. Çünkü rahat koltuklarımızdan Kahraman’ın talihine ağlamak, Ahmet’in talihinin değişmesi için bir şeyler yapma cesareti göstermekten daha kolaydır.

Hiçbir ideolojinin, partinin, iktidar mücadelesinin, intikam duygusunun çocuklara kötülük yapmaya değmeyeceğinden söz etmiştim. Gelgelelim, Türkiye toplumu çocukların her türlü kavganın dışında olduğunu, olması gerektiğini öğrenemedi.

Bir gün Ahmet(ler)in de filmi çekilecek (o zaman galiba bir Ertem Eğilmez’e değil, bir Wajda’ya ihtiyacımız olacak). Bugün kanserli bir çocuğun mücadelesini görmezden gelenler ola ki o filmi de gözü yaşlı izleyecek—çünkü hayatla kurmaca her zaman örtüşmüyor.

Filmin sonunda Kahraman’a ne olduğunu biliyoruz. Ahmet’se mücadelesini sürdürüyor—sayısız insanın desteği ve sevgisiyle güçlenip hastalığını yenecek. Hayatla kurmaca bir kez daha çelişecek. Bunu hiç bu kadar istememiştim.

[Can Bahadır Yüce] 23.2.2020 [Kronos.News]

‘Libya’da şehit düşen albay sessizce defnedildi’ iddiası

Libya'da şehit düşen askerin emekli Albay Okan Altınay olduğu ve dün tören yapılmadan sade bir şekilde defnedildiği iddia edildi.

KRONOS -23 Şubat 2020

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Libya’da “birkaç tane asker”in şehit düştüğünü açıklamasının ardından, emekli Albay Okan Altınay’ın Trablus Limanı’nda hayatını kaybettiği, naaşının memleketinde sessiz sedasız defnedildiği iddia edildi.

Yeniçağ Genel Yayın Yönetmeni Batuhan Çolak’ın Twitter hesabından yaptığı paylaşımlara göre, Albay Okan Altınay Hafter güçlerinin Trablus Limanı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybetti. Altınay’ın cenazesi memleketi Aydın’a gönderildi ve ‘sessiz sedasız, törensiz’ bir şekilde defnedildi.

Altınay’ın Kara Harp Okulu’ndan devre arkadaşlarının yaptığı iddia edilen paylaşıma göre, Altınay’ın naaşı bugün Aydın Tellidede Şehitliği’ne defnedildi. 1993’lüler Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği tarafından yapıldığı görülen paylaşımda, “Şehidimiz defin töreninde yalnız bırakılmamış, İzmir ve Aydın’dan gelen birçok arkadaşımız törenlere katılmıştır. Başta yüce Türk milletinin, ailesinin ve tüm devre arkadaşlarımızın başı sağ olsun. Tüm devre arkadaşlarımıza saygıyla duyurulur” ifadeleri kullanıldı.

YENİÇAĞ HABERİ KALDIRDI

T24’ün haberine göre, Çolak’ın paylaşımı sonrası yaşandığı iddia edilen olayı haberleştiren Yeniçağ gazetesi, daha sonrasında haberi kaldırdı. Gazete yetkilileri, “Haberin doğru olduğunu ancak yayınlamama kararı aldıklarını” söyledi.

Öte yandan Yeniçağ yazarı Orhan Uğuroğlu, Erdoğan’ın “birkaç tane asker”in şehit olduğu açıklamasından önce yayınladığı yazısında, “Suriye’de görevli iken Libya’ya görevlendirilen biri emekli Albay (Okan Altınay) toplam 3 kamu görevlisinin Libya’da şehit olduğu iddiası Ankara kulislerine yansıdı. İddiaya göre yönetim muhalifi Hafter’in saldırısı sonucunda şehit olmuşlar” ifadelerini kullandı.

ŞEHİTLER İSTİHBARATÇI MI?

Uğuroğlu, yazısının ilgili bölümünde şu ifadeleri kullandı:

“İddiaya göre toplumsal baskıya neden olmaması için 3 kamu görevlisinin naaşları Şehit töreni ile değil normal defin töreni ile toprağa verilmiş. Bu konuda resmi makamlardan bir açıklama bekliyorum…

Şimdi şu sorularıma yanıt bekliyorum:

-Erdoğan neden Şehit sayısını tam vermiyor?
-Şehitlerimiz istihbaratçılarımız mı?”

MSB: ŞEHİT HABERİ YOK

T24’ün ulaştığı Milli Savunma Bakanlığı (MSB) yetkilileri ise “bölgeden şehit haberi gelmediğini” belirtirken, sosyal medyadaki paylaşımlara rağmen ‘teyit’ ya da ‘yalanlama’ yapmadı.

Albay Okan Altınay’ın şehit olduğuna ilişkin iddialar sosyal medyada gündem olurken, Ekşi Sözlük’te günün en çok konuşulan konuları arasına girdi.

Erdoğan, bugün İzmir’de yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullanmıştı:

“Gayrimeşru Hafter’e karşı biz orada yönetici, kahraman askerlerimiz, Suriye milli ordusundan ekiplerimizle beraber oradayız. Birkaç tane şehidimiz var. Şunu da söyleyelim ki; birkaç şehidin karşılığında da 100’e yakın lejyonerlerden etkisiz hale getirdik. Şehitler tepesi boş kalmayacak.”

[Kronos.News] 23.2.2020

İran sınırı koronavirüs sebebiyle kapatıldı

İran’da koronavirüse bağlı can kaybının 8’e yükselmesi sonrası Türkiye sınır kapılarını geçici kapattı. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, “Kara ve demiryolu geçişleri, bugün saat 17.00 itibariyle geçici olarak durduruldu. Uluslararası uçuşlar ise tek taraflı ve geçici durduruldu” dedi.

BOLD – Türkiye, koronavirüs (Kovid-19) sebebiyle ölü sayısının 8’e yükselmesi sebebiyle İran sınırını kapattı. Kararı duyuran Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, “Ülkemize yapılacak kara ve demiryolu geçişleri, bugün saat 17.00 itibariyle geçici olarak durduruldu” ifadelerini kullandı.

İRAN’DAN GELİŞLER DURDU, İRAN’A GİDİŞLER DEVAM EDİYOR

Koca, “Tüm uluslararası uçuşlar ise, tek taraflı ve geçici olarak durduruldu. İran’dan Türkiye’ye gelişler durdurulmuş oldu. Türkiye’den İran’a gidişler ise devam ediyor olacak” dedi.

Türkiye haricinde, Irak, Pakistan, Türkmenistan da İran sınırını kapatmıştı.

VAKA SAYISI DÜNYA GENELİ 80 BİNE YAKLAŞTI

32 ülkede ki koronavirüs vakası sayısının 80 bine yaklaştığı bilgisini paylaşan Fahrettin Koca, “Salgını ülkemizden uzak tutmayı başardık. Hastalığın İran’da görülmesi bizler için alarm anlamına geliyor” diye konuştu.

‘İRAN SAĞLIK BAKANI İLE GÖRÜŞTÜM’

Koronavirüs bilim kurulunda her ihtimalin masaya yatırıldığını söyleyerek şunları dile getirdi, “Tüm kuruluşlarımızla görüşmeler gerçekleştirildi. İran Sağlık Bakanı ile görüştüm. Cumhurbaşkanımız da konuyu çok yakından takip etmekteler. Bilim Kurulumuzun önerdiği alınması gereken tüm tedbirleri alınması talimatını verdiler.”

BAKANLIKLAR ARASI KOORDİNASYON SÖZ KONUSU
Bakan Koca, açıklamasında şu noktalara da değindi:

– Bilim Kurulu önerisiyle sınır hareketliliğinin azaltılması noktasında, ilave tedbirlere ihtiyaç duyuldu. İran’daki tablonun giderek artış göstermesi nedeniyle komşumuzla sınırlarımızı geçici olarak kapatma kararı aldık.

– İran’la 3 kara hudut kapımız bulunuyor. Buna ilaveten Iğdır’dan özel Nahcivan’daki Dilucu Sınır Kapısı da bulunuyor. Dışişleri Milli Savunma, İçişleri, Ulaştırma, Ticaret ile ilgili bakanlıklarımızla koordinasyon halindeyiz. Kararlar, tüm valiliklere bildirilmiş oldu.

İRAN HALKININ VE HÜKUMETİNİN YANINDAYIZ

– Türkiye Cumhuriyeti tüm imkanlarıyla hastalıkla mücadelede İran halkının ve hükumetinin yanındadır.

HASTALIK BULGUSUNA SAHİP 8 İRANLI ÜLKEYE ALINMADI

– Cuma günü açıkladığımız tedbirler çerçevesinde, İran’dan ülkemize kara hudut kapılarından geçiş yapan tüm yolcular tek tek muayene edilmekteydi. Yolcularda, ateş, burun akıntısı, öksürük gibi herhangi soğuk algınlığı belirtisi tespit edilirse, yolcu Türk vatandaşıysa, gözlem altına alınarak numuneleri referans laboratuvarımıza gönderiliyordu. Yolcu İran ya da başka ülke vatandaşı ise ülkemize girişine izin verilmedi. Bu çerçevede dün ve önceki gün, 8 Türk vatandaşı olmayan İran vatandaşının bu anlamda hastalık bulgularının olması sebebiyle ülkemize girişleri verilmediğini de söylemek istiyorum.

IĞDIR VALİLİĞİ’NDEN ‘YAKINDAN TAKİP EDİLİYOR’ MESAJI

Öte yandan Iğdır Valiliği’nden yapılan açıklamada, İran’da ki koronavirüs salgınına karşı, sınır ili olunması sebebiyle gelişmelerin yakından takip edildiği vurgulandı.

Açıklamada, “Gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Resmi makamlar tarafından yapılan açıklamalar dışındaki haber ve yorumlara lütfen itibar etmeyiniz” ifadeleri kullanıldı.

[BoldMedya] 23.2.2020

AYM Sevgi Sezer için ‘yaşam tehlikesi yok’ dedi, doktor kanser ilacı verdi [Sevinç Özarslan]

Yaşam hakkı ihlal edildiği gerekçesiyle AYM’ye başvuran hasta tutuklu Sevgi Sezer’in başvurusu reddedildi. 3 gün önce tekrar hastaneye götürülen Sezer’e doktor ise kanser hastalarının kullandığı ağrı kesici verdi.

BOLD ÖZEL- 26 Şubat 2018’den bu yana Giresun Cezaevinde bulunan hasta tutuklu Sevgi Sezer için Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru reddedildi. Sırtındaki damarın içinde bulunan 9X5 cm’lik tümör nedeniyle ağrı çeken ve yürümekte dahi zorlanan Sezer için 11 Aralık 2019’da yaşam hakkı ihlal edildiği gerekçe gösterilerek Anayasa Mahkemesine (AYM) başvuru yapılmıştı.

Giresun Cezaevi ile yazışma yaparak bir sonuca vardıklarını belirten AYM, 20 Aralık 2019 tarihinde verdiği kararında şöyle dedi:

“Başvuru dosyasında bilgiler ve ilgili kurum tarafından Anayasa Mahkemesine gönderilen bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde, başvurucunun sağlık hizmetlerine erişim imkanına sahip olduğu, ceza infaz kurumunda tutulmasının yaşamına ya da maddi veya manevi bütünlüğüne yönelik ciddi bir tehlike oluşturduğuna dair bilgi veya bulgunun olmadığı anlaşılmıştır.”

Geçtiğimiz perşembe günü (20 Şubat 2020) Giresun’dan tekrar Samsun Tıp Fakültesi Hastanesine götürülen Sevgi Sezer’e ise doktorlar, “Artık bizim yapabileceğimiz bir şey yok, ameliyat yapılması gerekir. Ama o da riskli.” dedi. Ağrıları için kanser hastalarının kullandığı ilaç verildi.

ABLAM İYİ DEĞİL, AİHM’NE BAŞVURACAĞIZ

Sevgi Sezer’in kızkardeşi Özge Sezer ablasıyla hastane dönüşünden sonra yaptıkları son görüşü anlattı, sağlık durumu hakkında bilgi verdi. AYM’nin kararına anlam veremediklerini ifade eden Özge Sezer, ablasının iyi olmadığını belirterek artık Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvuracaklarını söyledi:

“2o Şubat 2020 Perşembe günü ablam Sevgi Sezer ile kapalı görüş yapabilmek için Samsun’dan Giresun’a doğru yola çıktım. Öğrendim ki ablamı hastaneye Samsun’a getirmişler. Görüş iptal oldu. Sonraki gün gitmek için savcıdan izin aldım. Normalde 45 dakikalık görüşümüz olması gerekirken 30 dakika görüştürüldüm. Ablam hastanede yaşadıklarını anlattı.

1.5 yıldır geldiği Girişimsel Radyoloji bölümündeki doktoru ablama kendi bölümüyle alakalı bir durumunun kalmadığını, tümörün yanında oluşan havuzda biriken kanın durduğunu, daha birikmediğini ve tümörünün büyümediğini söyleyip artık ameliyat olması gerektiğini belirtmiş ve Göğüs Cerrahisi bölümüne sevk etmiş.

AMELİYAT RİSKLİ

Oradaki doktor böyle vakalarla çok karşılaşmadıklarını ve böyle bir ameliyatı her doktorun yapmak isteyeceği bir ameliyat olmadığını yine de alanında uzman doktora sorup yapıp yapmayacağını anlatmış. Ve ablama ‘Bu ameliyatı yaparım ama çok riskli. Ameliyat sırasında olabilecek reaksiyona karşı kanama çok olur ve tüp tüp kan gerekebilir ve bu tümörü kazıdığımda bir yere sıçrama ihtimali de olabilir bu tümörler sinsi olur.’ denilmiş. Ayrıca ameliyattan sonra kolunu kullanamama ihtimali de sözkonusu. En kötü ihtimal buraya yazarken bile elim gitmiyor,masada kalabilirsin demişler.

KANSER HASTALARINA VERİLEN İLACI KULLANIYOR

Zaten cezaevi şartlarının bu ameliyata uygun olmadığını ve bu tümörün bu hale gelmesinin tamamen stres ve sıkıntıya bağlı olduğunu da bizzat doktor söylüyor. Ablam da cezaevindeyken ameliyat olmak istemiyor zaten. Peki ameliyat olana kadar ne yapacak? Onun için de Algoloji bölümüne gönderilmiş. Ağrılarını hissetmemesi için ilaç vermiş oradaki doktor ve bu ilacı verirken ‘bu ilacı kanser hastalarına veriyorum’ demiş. AYM hayati tehlike yok diyor. Doktorlar ablama kanser hastalarının kullandığı ilacı veriyor.”

TÜMÖR DAMARIN İÇİNDE

Cemaat soruşturmaları kapsamında 26 Şubat 2018’de tutuklanan sınıf öğretmeni Sevgi Sezer, kısa bir süre sonra sırtında oluşan ağrı ve şişkinlik şikayetiyle önce Giresun Prof. Dr. A. İlhan Özdemir Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildi. Burada ameliyat edilmesi riskli bulununca Samsun 19 Mayıs Tıp Fakültesi Hastanesine gönderildi.

Samsun-Giresun arasındaki yaklaşık 3 saatlik yolu hasta haliyle defalarca kez gidip gelmek zorunda kalan Sezer’e 9 ay sonra Vemöz Malformasyon adı verilen hastalık teşhisi konuldu. Sezer, sırtındaki damarın içinde bulunan ve en son 9×5 cm olan tümör ile cezaevi ortamında ağrı çekerek yaşamaya mecbur bırakılıyor.

[Sevinç Özarslan] 23.2.2020 [BoldMedya]

Eski müftü Erdoğmuş: Ali Erbaş'a gizli bir Şeyhülislamlık unvanı verildiği söylentisi var

RP ve ANAP'ta uzun yıllar siyaset yapan ve şu sıralar sivil toplum örgütlerinde insan hakları savunuculuğu ile meşgul olan eski müftü Abdülbaki Erdoğmuş ilginç açıklamalarda bulundu.

Artıgerçek sitesinden Mehmet Korkmaz'ın sorularını cevaplayan Erdoğmuş ilginç bir iddia ortaya attı. Erdoğmuş'a göre Diyanet İşler Başkanı'na Şeyhülislamlık ünvanının verildiği konuşuluyor..

Erdoğmuş'un ilgili soruya verdiği cevap şöyle:

-Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın son günlerde sıkça tartışılan bazı sözleri oldu. Örneğin; “Kuran kurslarında tuğlası olana cennette ev verilir” ve benzeri gibi. Eski bir Diyanet mensubu olarak, Erbaş’ın bu sözlerini nasıl yorumluyorsunuz?

-Bu durumda Diyanet ve din adamları da cennet emlakçıları olmuyorlar mı? Din-Diyanet konuları mayınlanmış alan gibidir. Dokunulmaz, sorgulanmaz, eleştirilemez kutsal alanlara dönüştürülmüştür. Oysa açık, şeffaf ve sorgulanabilir alanların başında gelmesi gerekir. Kuruluşu politik olmasına rağmen Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hiçbir dönemde son 10 yılda olduğu kadar politize olduğu söylenemez. Her dönemde iktidarlara göre renk değiştirmesine rağmen hiçbir İktidar döneminde bu kadar iktidar rengi ile boyandığı görülmemiştir. Hiçbir dönemde yine bu kadar iktidar politikalarına ram ve amade olunmamıştır. İnsan sormak istiyor: Diyanet İşleri Başkanlığı, iktidarların kirli işlerini dini referanslarla aklama kurumu mudur? AK Parti iktidarı ile birlikte ne yazık ki Diyanet İşleri Başkanlığı’nın da diğer devlet kurumları gibi hızla bir parti kurumuna dönüştüğü söylenebilir. Bir devlet kurumu olarak işlev gören Diyanet, AK Parti iktidarında bir din kurumuna dönüştürüldü ve iktidar hizmetinde kullanılmaya başlandı. Hem din, hem de laiklik açısından varlığı sürekli tartışma konusu olan bu kurum, bu dönemde “hilafet” tesis etmenin aracı haline getirildiği iddialarına da muhatap oldu. Daha ötesi Diyanet İşleri Başkanına gizli bir “Şeyhülislamlık” unvanının dahi verildiği söylentileri yaygınlaştı. Umarım bu gerçeği başkanlardan biri açıklama erdemini gösterecektir. Başkanın, Kuran Kursu ile ilgili söyledikleri de uydurulmuş bir hadisten ibarettir. Gerçekliği söz konusu değildir. Esas itibariyle Diyaneti, din adamlarını, din bezirgânlarını, örgütlü dini oluşumları, partileri, cemaatleri var eden, besleyen, ayakta tutan uydurulmuş hadisler, tarihi hikâyeler, rüyalar, menkıbelerdir. Bunların hiçbirisinin referansı Allah’ın dini değildir. İslam ve Kur’an bunlardan münezzeh, pak ve tertemizdir. Bu kesimlerin hepsini uydurdukları dinleriyle başbaşa bırakmanın daha doğru olduğunu düşünüyorum.

[Samanyolu Haber] 23.2.2020

Avcılar Belediye Başkanı: Bakan Kurum'u deprem hazırlığıyla ilgili arıyorum açmıyor

Silivri açıklarında 26 Eylül’de meydana gelen 5.8’lik depremde en fazla hasarın ortaya çıktığı Avcılar’ın Belediye Başkanı Turan Hançerli, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum'u iki kez aramasına karşın telefonlarına yanıt alamadığını söyledi.

Hançerli, 19 Ekim 2019 tarihinde depreme dayanıksız ve hazarlı bina problemi aşmak için bir plan notu değişikliği hazırladı. Bu plan notu Avcılar Belediye Meclisi’nden AK Parti ve CHP’nin oy birliğiyle geçti ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne gönderildi. Önce imar planı notu İBB İmar Komisyonu’nda hazırlanıp  sonra İBB Meclisi’ne sunulacak onaylandığı takdirde yaklaşık 60 bin daire, 2 bine yakın bina için acil dönüşüm başlatılacaktı. Ancak şimdiye kadar Avcılar için hayati önemde olan değişiklik İmar Komisyonu’nda hazırlanmadı.

Hançerli haftada iki gün oturma eylemi gerçekleştiriyor

Hançerli, İmar Komisyonu’ndaki gecikmeyi protesto etmek için geçen aydan beri İBB İmar Komisyonu’nda haftada iki gün oturma eylemi gerçekleştiriyor. Başkan Hançerli Avcılar’ın acil olarak dönüşüme ihtiyacı olduğunu belirtti.

Karar gazetesinden Hüseyin İstemil'in haberine göre,  Hançerli,  “Avcılarda riskli yapı olarak değerlendirdiğimiz bina sayısı 1800 civarı, acil dönüştürülmesi gereken bina sayısı ise 10 bin” diyen Hançerli şunları söyledi: “Beklediğimiz İstanbul merkezli depremin büyüklüğünün ise 7.5 civarı olacağı belirtiliyor. Bu binalar tahmin edilen bu depremi kaldırmaz. Bizim dönüşmesinin gerekli olduğunu döşündüğümüz bağımsız bölüm sayısı ise 50-60 bin civarı. Bu yapıların çoğu Gümüşpala, Ambarlı, Denizköşkler, Cihangir ve Merkez mahallelerinde toplanmış durumda. Bizim acil olarak bu binaları depreme dayanıklı binalarla revize etmemiz gerekiyor. Bunu da bir seferberlik içinde ivedi olarak halletmeliyiz.” dedi.

İlçenin deprem riskine açık olduğunu rakamlarla anlatan Başkan Hançerli, “Tablo bu durumdayken Silivri depremi sonrası İBB İmar Komisyonu’ndan iki talepte bulunduk. Birincisi gündemde de olan talep yenilenmeye karar verilen bina sahiplerine aynı oranda iskana izin verilmesi. Burada ya binanın alanı kadar iskan izni verilmiyor ya da bir iki kat eksik yapılmasına izin veriliyor. Bu durumda da bazı mülk sahipleri evsiz kalıyor. Bu binalar kaçak olmadığından kazanılmış hakkın geri verilmesini istiyoruz. İkinci talebimiz ise  yenilenmeye uygun olmayan parsellerin bütünleştirilmesi ve desteklenmesi.  Biz bu parselleri birleştirelim, daha geniş parsellere bina yapalım diyoruz. İBB İmar Komisyonu’ndan toplulaştırma planı istiyoruz. Plan değişikliğinde kimseye rant yok, talebimiz son derece masum.”  diye konuştu.

Dönüşüm için ‘zaman kalmadı’ diyen Hançerli ekledi:

“Bu taleplerimiz aradan 5 ay geçmesine rağmen ya reddedildi ya da gündeme alınmadı. Ne bizim ne de Avcılar halkının bekleyecek vakti yok. Değişikliğin bir an önce yapılmasını istiyoruz. Şimdiye kadar ilerleme olmadığı için İBB İmar Komisyonu’nda geçen aydan beri haftada 2 gün oturma eylemi gerçekleştiriyorum. İlerleme sağlanmazsa bu kez Avcılar halkıyla eyleme devam edebiliriz.”

Bakan Kurum telefonlara çıkmıyor

Avcılar Balediye Başkanı Turan Hançerli, ilçenin deprem riskine açık durumunu görüşmek ve ilçenin sorunlarını anlatmak için Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un da kapısını çalmış. Ancak Hançerli, iki kez randevu almak için aradığı Bakan Kurum’a ulaşamadı. Deprem konusunda siyaset üstü bir tavır takınan Hançerli “İlçenin deprem sorunu bir seferberlik içinde çözmek istiyoruz. Bunun için Silivri depremi’nden sonra Elazığ depreminden önce Avcıların kentsel dönüşüm ile ilgili sorunlarını anlatmak ve beraber bir çözüm bulmak için Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’u iki kez arayıp randevu talebinde bulundum. Ancak kendisine ulaşamadım. Bakanlıktan başka bir yetkili de randevu talebimle ilgili bana dönüş de sağlamadı. Sayın Bakanla görüşmeyi çok isterim. Kendisinden ilçemiz için destek isteyeceğim” diye konuştu.

Avcılar'da 320 bina ağır hasarlı

Tüm İstanbul’a kendini hatırlatan Silivri’deki 5.8’lik depremde sadece Avcılar’da 320 bina ağır hasarlı duruma düştü. Bu binalar arasında cami ve okullar da dahil. Öte yandan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın 2014 raporuna göre İstanbul’da 116 bin riski bina var. İstanbul Valiliğinin verilerine göre ise kentteki 7 bin 400 okuldan sadece 1135’i depreme hazır.  Diğer okulların bazıları hasarlı bazıları ise deprem yönetmeliğine uygun yapılmamış.

[Samanyolu Haber] 23.2.2020

Bukalemun gibi... Erdoğan'ın büyükelçi yaptığı isim AKP'ye ne hakaretler etmiş...

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın Ozan Ceyhan'ı büyükelçi olarak ataması bazı kesimlerde tepkilere neden oldu.

Almanya'da Yeşiller ve SPD üyesi olarak Avrupa Parlamentosu milletvekilliği yapan Ozan Ceyhun, Erdoğan tarafından Avusturya Büyükelçiliği'ne atanırken tepkiler de art arda geldi.

Ülkücüler, 1977'de Mustafa Erol'un öldürülmesinden sorumlu tuttuğu Ozan Ceyhun'un ataması üzerinden Erdoğan'a yüklenirken Milli Görüş kanadından da yeni büyükelçinin eski defterleri açıldı.

Medya Notu'nda yer alan habere göre, Ceyhun’un Milli Görüş’ü bir terör örgütüne benzettiği belirtilirken, geçmişte Erdoğan’ı ve AKP'yi de hedef alan ifadeler kullandığı ortaya çıktı.

Ceyhun, Türkiye’yi Avrupa Birliği için tehdit olarak nitelerken, 2002 yılında Voice of America’ya verdiği mülakatta “İslâm zaten korkulan bir olay haline gelmiş durumda, 11 Eylül teröründen beri. Türkiye’de de eşi ve kızları başörtülü aile pozları veren bir başbakanı AB’nin klâsik normlarına uymuyor. AB modern İslâm’a karşı değil ama modern İslâm’da da AKP’nin sunduğu fotoğraflar yok" ifadesini kullanmış.

Ceyhun, söz konusu mülakatta, "Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyetinin İslamı ve bu anlayışın maalesef iyice dejenere edilmesi. Sonuç olarak, türban gibi konuların insan hakları çerçevesinde tartışılması safsatası bunun örneği" diyor ve şöyle devam ediyor:

"AB’de bu anlayış dinin politika ile ilişkisi olmaması gerektiğine inanan geniş kesimlerinde tepki görüyor. AKP’yi bizim Alman Hristiyan Demokratlar ile kıyaslamak onlara büyük bir haksızlık olur. Çünkü Alman Hristiyan Demokratlar’ın, isimlerindeki Hristiyan demokratlık dışında, politikaya yansıyan dinî hiçbir yanları yok. Erdoğan’da ise kılık, kıyafette başlıyor, içki içip içmemeye varıyor. Bundan dolayı da politikacılar tedirgin durumdalar. Avrupa’da aklı başında olan politikacıların Türkiye’deki bu gelişmelerden dolayı tedirgin olmaları ve Türkiye’de kökten dinci bir partinin iktidara gelmesinin ne derece AB çıkarlarına uygun olup, olmadığını sormaları bence haklı bir tavır.”

Ceyhun, 2008 yılında Açık Gazete’ye verdiği bir mülakatta ise “İşin kötüsü bu tarz şikayetler sürekli artmakta. Kapatılmasına demokrasiye olan inancımdan karşı olduğum partinin seçmenlerini oluşturanlardan bir kesim Türkiye’nin 'çehresini' değiştirmek amacıyla ülkenin günlük yaşamını çekilmez hâle getirmekte" görüşünü dile getiriyor.

2001 yılında Almanca olarak yayımladığı “Allah adına siyaset” isimli kitapçıkta ise Ceyhun, şunları kaydediyor:

"Elinizdeki bu bröşür geçen senenin ağustos ayında yayınlanmış olduğum bilgilendirme çalışmasının ikinci baskısıdır. Büyük talepten hareketle güncelleştirilmiş bir versiyonu neşretmeyi doğru buldum. New York ve Washington’daki iğrenç ve insanlık dışı saldırılar bu kararımızın doğruluğunu teyit etmiştir. Zira fanatik islamcıların eylemlerinin izleri Almanya´ya kadar sürülebiliniyor.

Bu olaylar bizlere biz kez daha müslümanlar arasında sadece aşırı dinci değil aynı zamanda şiddete meyleden şahıs ve grupların varlığını gözler önüne sermiştir. Bu gerçek bugüne kadar küçümsenmiştir. O bakımdan bütün grupların bağlantıları ve özgürlükçü toplum için anlamları güncel gelişmelerin ışığında yeniden değerlendirilmeli.

Federal Cumhuriyetin dini topluluklar ve kiliselere yönelik hoşgörüsü az sayıda insan tarafından istismar edilen çoğulcu bir geleneğin gereğidir. O bakımdan olayları çok daha yakından takip etmeliyiz. Bu yayında yaptığımız gibi toplumu aydınlatmalıyız, zira burada barış içinde yaşayan müslümanların ekseriyeti cadı avına maruz kalmamalı. Bu manada başta ABD ve burada giderek artan bir insan kitlesinin şarkiyata, Arap dünyasına ve İslam’a ilgi duymasını cesaretlendirici buluyorum. Şu soru benim için elzemdir: Anayasaya düşman organizelerin varlığından hareketle yasal islamcı akıma masumiyet çerçevesinde yaklaşmak doğru mu veya ciddi bir toplumsal tehdidi hafife mi alıyoruz? Bu bakımdan olayları yakından takip eden birisi olarak istihbaratların çalışmalarından memnuniyetimi ifade etmeliyim."

[Samanyolu Haber] 23.2.2020

Emekli Tuğamiral'den açıklama

Emekli Tuğamiral Türker Ertürk,Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yaptığı yoğun sevkıyat ve operasyon hakkında, “Mehmetçik bu koşullarda ölüme gönderiliyor.

Çünkü bir yere konuşlandırmak için asker gönderiliyorsa hava sahasının kontrolüne, intikal sırasında da yakın hava desteğine ihtiyaç vardır.Bu koşullarda oraya asker gönderilerek acaba askerlerin orada şehit olmasıyla Türkiye’de kamuoyu desteği mi yaratılmaya çalışılıyor sorusu akla geliyor” ifadelerini kullandı.

ABD, RUSYA İLE ÇATIŞMA YARATACAK SOMUT BİR DESTEK VERMEZ’ 

Cumhuriyet’ten Hüseyin Hayatsever‘in haberine göre, İdlib’de bir “vekâlet savaşı” sürdürüldüğüne dikkat çeken Ertürk, “Ancak iktidar kime vekil olduğunun farkında değil. İdlib’de ABD Türkiye’yi söylem düzeyinde destekliyor, çünkü Suriye’de Türkiye’yi vekil güç olarak kullanmaya çalışıyorlar” diye konuştu.

Barış Pınarı Harekâtı başlatıldığında ABD’nin Türkiye’ye harekâtı durdurması için baskı yaptığını, ancak İdlib’de destek verdiğine dikkat çeken Ertürk, “Bu bile bu konunun anlaşılması için yeterlidir. ABD, İdlib’de Türkiye’yi söylemsel olarak destekler, fakat Rusya’yla çatışma yaratacak somut bir destek vermez, vermiyor” ifadelerini kullandı.

‘NATO’DAN TÜRKİYE’YE DESTEK KARARI ÇIKMAZ’

İdlib için NATO’dan istenen desteğin de sonuçsuz kalacağını söyleyen Ertürk, “NATO’nun buraya gelmesi için 5. maddesi çalışmaz, çünkü Türkiye’nin topraklarına bir saldırı yok. Öte yandan NATO’da tüm kararlar oybirliğiyle alınıyor, Rusya’yla çatışma istemeyen birçok NATO üyesi var, buradan böyle bir karar çıkması da beklenemez” dedi.

‘TÜRKİYE’NİN ÇIKARLARI İLE İKTİDARLARIN BEKASI ÇATIŞIYOR’

Türkiye’nin çıkarlarının askerlerini İdlib’den çekmeyi gerektirdiğini söyleyen Ertürk, “Böyle bir adım atılırsa Türkiye, ahlaki ve meşru zemine gelmiş olur. Fakat maalesef iktidar hâlâ İhvancı ideoloji peşinde koşuyor ve öyle bir yere geldik ki Türkiye’nin çıkarları ve güvenliğiyle iktidarın çıkarları ve bekası çatışıyor. İktidarın yapmak istedikleri, Türkiye’nin çıkarları ve güvenliğiyle çatışıyor” dedi.

[Samanyolu Haber] 23.2.2020

İran’da 5,9 büyüklüğünde ikinci deprem: Van’da da hissedildi

İran’ın Hoy kentinde sabah meydana gelen 5,9 büyüklüğündeki deprem sonrası bölgede 5,9 büyüklüğünde bir deprem daha kaydedildi. Deprem, Van’ın Başkale ilçesinde de hissedildi.

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) verilerine göre, Türkiye-İran sınırında saat 19.00’da 5,9 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Deprem yerin 7 kilometre derinliğinde meydana geldi.

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem Enstitüsü ise Türkiye-İran sınırında meydana gelen depremin büyüklüğünü 5,8 olarak açıkladı. Kandilli’nin verilerine göre deprem, yerin 5 kilometre derinliğinde meydana geldi.

[TR724] 23.2.2020

Bir deprem de Manisa’da: 4.8 büyüklüğünde

Gün içinde Van ve Konya’dan sonra üçüncü deprem haberi de Manisa’dan geldi. Kandilli rasathanesi verilerine göre Manisa’da 4.8 büyüklüğünde deprem meydana oldu. Merkez üssü Karaborklu, Akhisar olan depremin derinliği 8.6 kilometre olarak ölçüldü. AFAD ise depremin büyüklüğünü 4.5 olarak duyurdu.

Depremle ilgili açıklama yapan Manisa Valiliği ise, herhangi bir olumsuzluk olmadığını duyurarak, ”15.40 da merkez üssü Akhisar İlçesi olan 4,5 büyüklüğünde deprem meydana gelmiştir. An itibari ile depremden kaynaklanan herhangi bir olumsuzluk bulunmamaktadır” ifadelerine yer verdi.

[TR724] 23.2.2020

Konya’da 4.5 büyüklüğündeki deprem korkuttu

Konya’nın Derebucak ilçesinde, 4.5 büyüklüğünde meydana gelen deprem vatandaşlara korku dolu anlar yaşattı.

Konya’da merkez üssü Derebucak ilçesinde saat 01.26 sıralarında 4.5 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Beyşehir ve Seydişehir ilçelerinde de hissedilen depremde bazı vatandaşlar panik yaşadı.

Derebucak Belediye Başkanı Ahmet Kısa, ”Deprem şiddetli bir şekilde hissedildi. Şu ana kadar herhangi bir can veya hasara neden olmadı. Ekiplerimizde her ihtimaline karşı ilçede araştırmasını sürdürüyor.” dedi.

[TR724] 23.2.2020

Pamukkale’ye giriş ücreti 80 lira olunca vatandaş isyan etti

Her yıl binlerce turistin ziyaret ettiği Pamukkale’ye giriş ücretine yapılan zam vatandaşları çileden çıkardı.

UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan Pamukkale’nin 60 TL olan giriş ücretleri gelen zamla 80 TL’ye çıktı. Yapılan fahiş zamma tepki gösteren Denizlili vatandaşlar zammın geri çekilmesini istedi.

Binlerce kilometre uzaktan gelen yabancı turistlerin Pamukkale’yi gezip dolaştığını söyleyen Denizlili vatandaşlar kendi memleketlerindeki doğa harikası Pamukkale’ye parasızlıktan gidemediklerini söyledi.

[TR724] 23.2.2020

Fatma Şahin’in 4.5 milyonluk bahçesi

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, 1 yıl içerisinde satın alacağı çiçeklere 4 milyon 406 bin lira ödeyecek. Gaziantep Şahinbey Belediyesi’nin CHP’li meclis üyesi Uğur Kalkan, “Milyonlarca vatandaşımızın açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşadığı, evine ekmek götüremediği için intihar ettiği bir dönemde yapılan bu israf ihalesini vicdanlara havale ediyorum” dedi.

Cumhuriyet’in haberine göre, Fatma Şahin’in başkan olduğu belediyesi tartışma oluşturacak, “47 kalem mevsimlik çiçek, çiçek soğanı, çiçek yumrusu ve muhtelif bitki alımı ile bakımı işi” ihalesine imza attı.

Yaklaşık maliyeti 6 milyon 813 bin 730 lira belirlenen ihaleye 2 şirket teklif verdi. İhaleyi 4 milyon 406 bin 16 lira bedelle belediyenin kendi şirketi Gazi Ağaç Peyzaj Eğitim Hizmetleri ve Hayvanat Bahçesi İşletmeciliği Sanayi ve Ticaret AŞ kazandı.

Şirketle sözleşme 28 Kasım 2019 tarihinde imzalandı. İhale kapsamında belediye 365 gün içerisinde aralarında menekşe, kasımpatı, lale, sümbül, dağlalesi, nergis ve papatyanın da olduğu yüz binlerce çiçek satın alacak. İhale, açık yeşil alanlarda kullanılmak üzere (saksılar dahil); mevsimlik çiçek fidelerinin, çiçek soğan ve yumrularının temini ve dikimi işlerini kapsıyor.

‘216 MİLYON FAİZ ÖDENDİ’

Şahinbey Belediyesi’nin CHP’li meclis üyesi Uğur Kalkan büyükşehir belediye bütçesinin 2018 yılında 100 Milyon lira açık verdiğini anımsatarak “Yine belediye 2018 yılı için 216 milyon lira faiz ödedi.

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi özellikle 31 Mart seçimleri sonrasında yapmış olduğu açıklamalar ile kamuoyunda tasarruf ettiğine yönelik bir algı oluşturmaya çalıştı ancak belediyenin ihalelerini incelediğimiz zaman yapılan iş ve işlemlerin tasarrufla bir alakasının olmadığını görüyoruz” dedi.

Kalkan, “Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’ni ve Belediye Başkanı Sayın Fatma Şahin’i israftan uzak durmaya davet ediyorum. Eğer Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin parası bu kadar çoksa; bu paraları hemşerilerimizin yaşam standartlarının iyileştirilmesi noktasında kullanılmasını tavsiye ediyorum” ifadelerini kullandı.

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi 2018 yılında yaptığı benzer bir çiçek ihalesine de toplam 3 milyon 424 bin lira ödemişti.

[TR724] 23.2.2020

İran’daki deprem Türkiye’yi vurdu: Van’da 9 kişi hayatını kaybetti, 50 yaralıdan 2’sinin durumu kritik

İran’da sabah saatlerinde merkez üssü Khoy olan 5.9 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Deprem Türkiye’yi de etkiledi.

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı Deprem Dairesi Başkanlığı (AFAD), İran’ın Hoy kentinde 5.9 büyüklüğünde deprem olduğunu açıkladı.

İlk belirlemelere göre depremde  dördü çocuk dokuz kişi hayatını kaybetti. 50 yaralıdan ikisinin durumu kritik.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Başkale ilçesindeki köylerde enkaz altında kalanlar olduğunu belirterek, “Dördü çocuk olmak üzere dokuz vatandaşımızı kaybettik. Hayatını kaybedenler Özpınar ve Güvendik köylerinden. Allah rahmet eylesin. Enkaz altında kalan yok. Deprem bölgesine bin 250 çadır sevk edildi” dedi.

Van Valiliği yaptığı açıklamada İran’da meydana gelen deprem sonrasında Başkale’nin Kaşkol, Güvendik, Özpınar ve Gelenler mahallelerinde hasar meydana geldiğini, bölgeye AFAD ve UMKE ekipleri sevk edildiği belirtildi.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “AFAD ekiplerimiz Van Özpınar köyüne ulaştı, diğerlerine ulaşmak üzere. Enkaz altında vatandaşlarımızın olduğu belirtiliyor” dedi.
NTV Tahran Muhabiri Ali Asgar Çabuk, İran’da henüz can kaybı bilgisi olmadığı ancak yaralıların olduğunu aktardı.

NTV’ye konuşan Gelenler Köyü sakini Ferhat Tulan, köydeki hanelerin yarısının yıkıldığını söyledi. Tulan depremin ardından yardım beklediklerini ekledi.

[TR724] 23.2.2020

Cezaevinde tekerlekli sandalyeye mahkum olan Veysel Avunan’dan mektup: Gücüm yok artık, kabuslarla uyanıyorum

İki yılı aşkın süredin Elazığ Cezaevinde tutuklu bulunan Veysel Avunan, verem ve menenjite yakalandı. Tedavisi cezaevinde ihmal edildi. Şimdi ayakları tutmayan Avunan, tekerlekli sandalyeye mahkum oldu.

Tedavisi geciktirildiği için yürüyemez hale gelen Veysel Avunan’ın tahliyesi ve tedavisi için sosyal medyada kampanya başlatıldı.

Avunan’ın kardeşi Sümeyra Avunan abisinden geçen hafta gelen mektubunu sosyal medya hesabı Twitter’den yayınladığı video ile paylaştı. Abisinin kendilerini üzmemek için iyi olduğunu söylediğini belirten Sümeyra Avunan, “Ama ağrılarının çok olduğunu ve geceleri inleyerek uyandığını anlatıyor. Lütfen abime ses olun daha fazla acı çekmesin ve tahliye edilsin.” ifadesini kullandı.

‘Gücüm yok artık; kabuslarla uyanıyorum’

Avunan mektubunda “Hayat burada Allah’ın yardımıyla iyi gidiyor. Arkadaşlar bana spor yaptırıyorlar. Artık ufak tefek işlerimi görebiliyorum. Ama çok zorluyorlar. Önüne gelen, ‘hadi şu hareketi yap’, madem hastane ve cezaevi bir şey yapamıyor. Onlara inat biz seni buradan yürüterek çıkaracağız diyorlar. Ama çok tembelsin, söylenenleri takmıyorsun diye.” ifadelerini kullanıyor.

Avunan şöyle devam ediyor:

“Ama inan ki gücüm yok. Çok çabuk yoruluyorum. Gece ağrılarımdan dolayı yatamıyorum veya gördüğüm kabuslardan dolayı inleyerek arkadaşları da uyandırıyorum. Sağolsunlar anlayışla karşılıyorlar.”

Avunan için düzenlenen sosyal medya kampanyasında kısa sürede 100 bine yakın Twett
Avunan için sosyal medyada da VeyselAvunanın Çığlığı’ başlıklı bir kampanya başlatıldı. Kısa sürede 100 bine yakın Tweet atıldı.

15 Eylül 2017’de beri tutuklu bulunan Veysel Avunan’a Mart 2019 hastalandı. Önce zatürre denilen Avunan’ın sonra menenjit geçirdiği ortaya çıktı. Tekerlekli sandalyeye mahkum olan Avunan, Hizmet Hareketi davasında 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.

[TR724] 23.2.2020

Üç Kutlu Misafir! [Fikret Kaplan]

Göklerin nura gark olacağı, zeminin semavî sofralarla bezeneceği üç bereketli misafir…Recep, Şaban ve Ramazan…bir kere daha geliyor evimize, gönlümüze, ruhumuza ve aklımıza…

Nefsin tezkiyesi, ruhun terbiyesi ve kalbin tasfiyesi için her sene mutlaka böyle semavî misafirlerle bir rehabilite sürecine ihtiyacımız var.

İşte Üç Kutlu Misafir yeniden kapımızda…

Acaba bu mübarek misafirleri memnun edip, iman ve Kur’ân’a dair meseleleri, akıl ve kalp melekeleriyle anlamaya çalışırken, diğer yandan da üzerimize sağanak sağanak yağacak mâneviyat yağmurunu yudum yudum içime çekebilecek miyim?

Cebrâil’in (as): ‘Ramazan’a yetişmiş, Ramazan’ı idrak etmiş olduğu halde Allah'ın mağfiretini kazanamamış, afv ü mağfiret bulamamış kimseye yazıklar olsun, rahmetten uzak olsun! Burnu yere sürtülsün!' dediği duaya Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘amin' diyor. (Buharî, el-edebu’l-müfred- 1419/1998; Taberanî-evsat- h. no: 8994)

Keşke, Efendimiz’in (sav) bu ‘amin!’le ne demek istediğini idrak edebilseydim. “Size, kendi içinizden öyle bir peygamber geldi ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona pek ağır gelir. O size çok düşkün, mü’minlere çok şefkatli, çok merhametlidir." (Tevbe Sûresi, 9/128) denilen o Yüce Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) bu duaya ‘amin' demekle bana ne anlatmak istediğini…

Mahşerin dehşetinden herkesin, hatta peygamberlerin bile “Nefsim, nefsim!” dedikleri sırada, Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam), “Ümmetim, ümmetim!” diyerek merhametini ve şefkatini göstereceği halde acaba neden ‘yazıklar olsun o kula!.. Burnu yerde sürtsün!' dediğini bir kavrayabilseydim. 

Ah bir anlayabilseydim, kendisini taşlayarak kovalayanlara bile merhamet gösterip "bilseler böyle yapmazlardı" diyen Rahmet Peygamberi’nin (aleyhissalâtü vesselam) ilâhî hikmet ve gayeye göre benim gufrâna mazhar olmamı, affedilmemi istediği için ‘amin!’ dediğini…

Efendim’in (sallallahu aleyhi ve sellem) bana olan hadsiz şefkatini, körelmiş gönlüme bir anlatabilseydim! Allah’ın değer verdiği bu manevi fırsat dönemlerini kaçırmamı istemediği için beni ikaz ettiğini…
Eğer kaçırırsam, burnumun hem burada hem de ötede zaten sürtüneceğini tam idrak edebilseydim keşke!

Akıp giden zamanı iyi değerlendiremediğim dolayı Rabbimin merhamet ederek böyle bir manevi mevsimi daha lütfettiğini…  Receb, Şaban ve Ramazan aylarını Kur’an, namaz, oruç, sadaka, zekat ve dualarla bereketlendirmem için bana bir fırsat daha verdiğini… Ve bunun belki de son bir fırsat olduğunu ah kararmış kalbim hissedebilseydi! 

Keşke…önümde değerli bir Ramazan-ı Şerif Ayı’nın ve içerisine final olarak konulmuş bir Kadir gecesinin durduğunu basiret dürbünüyle görebilseydim. Bu rahmet atmosferinden istifade etmek ve fırsatı kaçırmamak için Ramazan’ın öncesine konulmuş olan Receb ve Şaban’ı iyi değerlendirmem gerektiğini…  Ancak bu iki ayda ruhen ve bedenen hazırlık yapılırsa Rahmet Ayı Ramazan’ın manevi atmosferinin yakalanabileceğini bir de kendime anlatabilseydim.

Keşke, Ramazan ayının bereketini, Kadir Gecesi’nin manevi havasını, ruhen, bedenen, hayalen ve aklen tam manasıyla yakalayabilmem için öncesindeki günleri ve geceleri dolu dolu geçirmem gerektiğini sadece okumakla kalmasaydım.

Receb ve Şaban aylarının, namazdan önceki abdest; farzdan önceki sünnet gibi olduğunu... Ruhumu, kalbimi ve aklımı, Receb ve Şaban ile…Regaib, Mirac ve Berat ile kanatlandırıp Ramazan’ın ufkuna, bin aydan hayırlı olan Kadir Gecesi’nin zirvesine taşımak için iyi bir hazırlık yapmam gerektiğini… Hayvâniyetten çıkıp, cismâniyeti bırakıp, kalb ve ruhun derece-i hayatına girmem için’ bu üç ayların bulunmaz bir nimet olduğunu tam anlayabilseydim keşke. 

 Üç ayların başında dilime pelesenk olan ‘Allâhümme bârik lenâ fi Recebe ve Şa’bân, ve belliğnâ Ramazân’ (Allah’ım, Recep ve Şaban ayını bize mubârek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır.) mübarek beyanlarını söylerken gırtlağımdan da aşağıya indirebilseydim.

Bediüzzaman Hazretleri, kutlu aylar olan Receb, Şaban ve Ramazan’dan bahsederken “Her hasenenin sevabı başka vakitte on ise, Receb-i Şerif’te yüzden geçer, Şaban-ı Muazzama’da üç yüzden ziyade ve Ramazan-ı Mübarek’te bine çıkar ve cuma gecesinde binlere ve Leyle-i Kadir’de otuz bine çıkar.” diyor.

Bu sözleri de yüzlerce kez okuyorum, anlatıyorum. Ama keşke, bu sözlerin karşılığı olacak amellerle meşgul olabilsem… şimdiden hazırlığımı yapsam, manevi bir seferberliğe başlasam…

Yoksa yine hızla gelip geçecek mi bu aylar! Ve ben arkasından her zaman ki gibi elim boş mu bakacağım!

Bak! İşte Recep Ayı önümde duruyor:

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), Regaib Kandili’nde yapılan duaların Allah katından geri çevrilmeyeceğini müjdeliyor. Regaib Kandili, Allah’ın rağbet ettiği gece. Allah, bu gecede, müminlere, ihsanlar, ikramlar (rağibetler) yapar.

Allah’ın rağbet ettiği, değer verdiği bu geceye ne kadar değer veriyorum? O gün gece boyunca içten yakarmalarla hem kendim hem de İslam alemi için yalvarıp yakarabilecek miyim? Allah’ım kardeşlerimizi kurtar! deyip inleyebilecek miyim? 

Keşke! Şimdiden hazırlık yapsam. Lafzen ve hayalen bolca tövbe istiğfar çeksem. Kaza namazları ile birlikte teheccüd, evvabin, kuşluk ve hacet gibi nafile namazlar kılsam. Bunu kendime fıtrat haline getirsem…

Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) okuduğu sabah-akşam duaları ile hacet duasını dilimden düşürmesem. Cevşen’i okusam. Pazartesi ve perşembe oruçlarıyla Regaib Kandili’ne hazırlık yapsam.

Bu hazırlıklarla Receb ayının sonundaki Miraç Kandili’ni ah bir idrak etsem. Bediüzzaman Hazretleri, “Miraç Gecesi, ikinci bir Kadir Gecesi hükmündedir. Bu gecede mümkün oldukça çalışmakla kazanç birden bine çıkar.” sözleriyle bu gecenin kıymetini ifade ediyor. İyi bir çalışmayla bu geceyi de yakalasam ve değerlendirebilsem…

İşte Şaban Ayı… kazanca çevirebilirsem…

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), Şaban ayında Ramazan için pek çok hayır dağıtıldığı için bu aya bu ismin verildiğini ifade ediyor. Hz. Aişe Validemiz (ra) Hz. Peygamber’in Şaban ayını oruçla değerlendirdiğini naklediyor: “Resulullah’ın Şaban ayındaki kadar oruçlu olduğu bir ay görmedim.” Şaban ayı içerisinde yapılan duaların geri çevrilmeyeceği müjdesinin verildiği mübarek Berat Kandili bulunuyor.

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şeriflerinde Berat Gecesinin feyiz ve bereketini şu şekilde anlatıyor:

“Şaban’ın on beşinci gecesi geldiğinde geceyi uyanık hâlde ibadetle, gündüzü de oruçlu olarak geçirin. O gece güneş battıktan sonra Allah rahmetiyle dünya semasına tecelli eder ve şöyle seslenir:

‘İstiğfar eden yok mu, affedeyim ve bağışlayayım. Rızık isteyen yok mu, hemen rızık vereyim. Başına bir musibet gelen yok mu, hemen sağlık ve afiyet vereyim.’ Böylece tan yerinin ağarmasına kadar bu şekilde devam eder.” (İbn-i Mâce, İkâme: 191).

Allah rahmetiyle dünya semasına tecelli ettiği bu gecelerde keşke ben de gafil gafil uyumasam! Bu geceleri hayatımın son fırsatı bilip affıma ferman alsam!

Ah keşke...keşke Berat fermanını bu gecede elime alıp Ramazan’ın hayır ve bereketine kavuşsam! 

Ve final ayı Ramazan: Bereketiyle, mağfiretiyle kucaklamak istiyor herkesi!

On bir ayın sultanı ve ayların en faziletlisi Ramazan… Bu ayda Kur’an nazil olmaya başlamış ve ay boyunca oruç tutmak farz kılınmış. Kur’an-ı Kerim’deki ifadesiyle bin aydan daha hayırlı olan “Kadir Gecesi” de Ramazan ayında.

Allah tarafından kabul edilmiş, tertemiz 84 yıllık bir ömrü yakalamak bana kalmış.
Keşke bu ayın her gecesini Kadir bilip güzel değerlendirebilsem. Manevi hayatımın yenilenmesi adına dinî içerikli okumalar yapsam. Bol bol Kur’an-ı Kerim okusam, hatim yapsam, meali üzerinde tefekküre dalsam.

Ama özellikle de başta ülkemizdeki mağdur insanlar olmak üzere bütün ümmet-i Muhammed’in (aleyhissalâtü vesselam) her türlü musibetten kurtulup selâmete çıkması, maddî manevî sıkıntılardan sıyrılıp inşiraha kavuşması niyetiyle, ayrıca insanlığın sulh atmosferine meyletmesi ve en yüce hakikatlere uyanması ümidiyle bir dua insanı kesilsem.

Ah keşke!.. bu mübarek ayların gecesinde gündüzünde:

“Allahım! Nâm-ı Celîlin’i dünyanın her yerinde bir kez daha i’lâ buyur. Bizim ve dünyanın her köşesindeki bütün kullarının kalplerini imana, İslâm’a, Kur’ân’a ve iman hizmetine aç ve bizi bu vazifede istihdam buyur. Gökte ve yerdeki kulların arasında bizim için sevgi ve hüsnükabul vaz’ et!” diye dua edip yakarsam…

Ah keşke!...

[Fikret Kaplan] 23.2.2020 [Samanyolu Haber]

Fatih’te gece 9 araç böyle kundaklandı! Vatandaş bekçiler nerede diye sordu

İstanbul Fatih’te yüzleri maskeli kişiler 9 aracı ateşe vererek kaçtı. Araçları yanan vatandaşlar görüntüleri sosyal medyadan paylaşarak gece güvenliğinden sorumlu bekçileri sordu.

BOLD- Fatih, Ayvansaray Mahallesinde gece saat 03.00 sıraları park halindeki 9 araç, yüzleri maskeli kişilerce üzerlerine yanıcı madde dökülerek ateşe verildi. Şüpheliler olay yerinden kaçarken kısa sürede park halindeki otomobilleri saran alevler büyük bir yangına sebep oldu. Araçların yandığını gören mahalle sakinleri durumu hemen itfaiye, polis ve sağlık ekiplerine haber verdi. İhbar üzerine olay yerine çok sayıda polis ve itfaiye ekibi sevk edildi.

İtfaiye olay yerine ulaşmadan bazı mahalle sakinleri yanan araçlarını kendi imkanları ile söndürmeye çalıştı. Yükselen alevler mahalle sakinlerine korku dolu anlar yaşattı. Olay yerine gelen itfaiye ekipleri alev alev yanan araçlara müdahale etti. Yanan otomobillerde zaman zaman küçük çağlı patlama meydana geldi. İtfaiye söndürme çalışmaları yaparken polis ekipleri de olayın yaşandığı yerde geniş güvenlik önlemi aldı.

KENDİNİ TEHLİKEYE ATTI

İtfaiye ekipleri yanan araçlara müdahale ederken bir mahalle sakini de aracını yanan otomobillerin yanından almak için aracına bindi. Polis ekiplerinin uyarmasıyla araçtan indirilen otomobil sahibi güvenlik şeridinin dışına alındı. İtfaiye ekipleri yangını kontrol altına alarak soğutma çalışması yaptı. Yangın sonrası araçlarda büyük çapta hasar medyana geldi. Bu sırada polis ekipleri de araçları yanan otomobil sahiplerinden yaşanan olay ile ilgili bilgi aldığı görüldü. Polis ekipleri de yanan araçlarda olay yeri çalışması yaptı. Ayrıca polis ekipleri şüphelilerin kaçtığı yöndeki iş yerlerinin de güvenlik kamera görüntülerini incelemeye aldığı öğrenildi. Olayla ilgili soruşturma sürüyor.

KAÇAN ŞÜPHELİLERİ KOVALADI

Park halindeki otomobillerin ateşe verilmesinin hemen ardından aracıyla giden bir vatandaş şüphelileri görünce otomobilinin kornasını çalarak mahalle sakinlerini uyandırmaya çalışması çektiği cep telefonu görüntülerine yansıdı. Görüntüler de aracı kullanan vatandaşın yanan araçları çekerken kaçan şüphelileri de takip ettiklerini söyledi. Görüntülerin devamında ise mahalle sakinlerine şüphelilerin kaçtıklarını polisleri aramaları gerektiğini söyledi.

BEKÇİLER NEREDE

Öte yandan mahalle sakinleri yangın görüntülerini sosyal medya hesaplarından paylaşarak, gece güvenliği için çalışan mahalle ve çarşı bekçilerinin nerede olduğunu sordu. Mahalle sakinlerinin paylaştığı işte o yangın görüntüsü;
[BoldMedya] 23.2.2020

Hollanda Diyanet Vakfı ‘ispiyonculuğu’ kabul etti: Hiç olmamalıydı, camilerimiz Gülen sempatizanlarına açık [Basri Doğan]

Hollanda Temsilciler Meclisi Araştırma Komisyonu, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Hizmet Hareketine yönelik fişlemeler yapan ve bunları Türkiye’ye yollayan Hollanda Diyanet Vakfını sorguladı.

Hollanda’da 148 camilerin bulunduğu çatı kuruluşunda sekreterlik yapan Hollanda Diyanet Vakfı (HDV) Genel Sekreteri Murat Türkmen, komisyonun sorularına bir buçuk  saat boyunca cevap verdi.

Komisyon huzurunda yemin ederek sözlerine başlayan Murat Türkmen, 15 Temmuz’dan sonra Hollanda Diyanet Vakfının yöneticilerinin Hizmet Hareketine mensup insanların isimlerinin fişlendiğini kabul etti. HDV Genel Sekreteri Murat Türkmen, “Hizmet Hareketi sempatizanlarının isimlerinin Türkiye’ye iletilmemesi gerekirdi. Bunu yapan şahıs eski başkan (Müşavir) Yusuf Acar Türkiye’ye gönderildi. Bu kesinlikle kabul edilemez. Artık herhangi bir cami imamımız böyle bir ispiyonculuk yaparsa anında Türkiye’ye gönderiyoruz. Camilerimiz her türlü insana açıktır ayrımcılık yapılamaz. Camilerimiz Gülen sempatizanlarına açık.” dedi.

CAMİLERDE KİMSEYE YASAK GETİRİLMEDİ

15 Temmuz darbe girişiminden sonra Hizmet Hareketi mensuplarının camilere sokulmadığını ve çok sayıda ismin Hollanda Diyanet Vakfı eski Başkanı Yusuf Acar tarafından bir liste halinde Ankara’ya bildirildiğini hatırlatan Hollanda Temsilciler Meclisi Komisyonu CU Birlik Milletvekili Dışişleri Komisyonu Üyesi Gert-Jan Segers sorusuna HDV Genel Sekreteri Murat Türkmen, şöyle cevap verdi: ” Camilere girişte hiç kimseye yasak getirilmedi. Gülen sempatizanlarının isimlerini veren Yusuf Acar, bu işlemi Diyanet Vakfı adına değil, Lahey Büyükelçiliği Deventer Din İşleri Müşaviri olarak yaptı.Yusuf Acar’ın yaptığını doğru bulmuyorum. Hatta casusluk sayılır. Hizmet Hareketi sempatizanlarının  isimlerinin Türkiye’ye iletilmemesi gerekirdi. Casusluk kabul edilemez.”

TÜRKMEN: AYRIMCI İMAMLAR GÖNDERİLDİ

Hoorn şehrindeki Abdulkadir Teoman Geylani Camii imamının fetva verdiğini kabul eden Hollanda Diyanet Vakfı Genel Sekreteri Murat Türkmen, Harderwijk’de de iki imamın ‘Hizmet Hareketi mensuplarını ihbar edin’ çağrısını hatırlatan komisyon üyelerine, şu bilgileri aktardı: “Bunlar bireysel hatalardı. Hoorn’daki cami imamı derhal geri gönderildi. Zira fetvalar Diyanet tarafından yazılıyor.”

 KOMİSYON :  CAMİLER ANKARA HÜKÜMETİNİN UZANTISI

Hollanda Temsilciler Meclisi Araştırma Komisyonu üyeleri, Hollanda Diyanet Vakfının sık sık Ankara’da hükümetin bir uzantısı olarak çalıştığını, bu durumun Hollanda’da yaşayan Türkleri etkilediğini vurguladı. Komisyon üyeleri, Türkmen’e Hollanda’daki bir Türk imamının Hollanda’ya mı yoksa Türkiye’ye mi sadık kalacağı yönünde sorular yöneltti. Hollanda Diyanet Vakfı Genel Sekreteri Murat Türkmen, buraya sadık kalacaklarını, camilerin herkese açık olduğunu, kimsenin camilerden kovulmayacağını söylemekle yetindi. Türkmen, Erdoğan hükümeti adına siyaset yapmadıklarını ileri sürdü. “Camilerde siyaset yapmıyor ve siyasi hükümet adına siyasi mesajlar yayınlamıyor. Fişlemeler olmamalıydı. Burada hiç yaşamamamız gerekenleri yaşıyoruz. Bundan sonra böyle bu gibi durumlar burada yaşamayacak.” dedi.

NE OLMUŞTU ?

Hollanda ile Türkiye arasında ‘Diyanet muhbiri’ krizi yaşanmıştı. Türkiye Cumhuriyeti Lahey Büyükelçiliği Din İşleri Müşavirliği’nin istihbari faaliyette bulunduğu tespit edilmiş ve bunun iki ülke arasında krize yol açmıştı.

Gelişme üzerine Hollanda Dışişleri Bakanı Bert Koenders, Türk Büyükelçisini bakanlığa çağırmıştı. Büyükelçi’den medyada yer alan “Hollanda Diyanet Vakfı, Gülen sempatizanları hakkında istihbarat topladı”  şeklindeki haberler hakkında izahat istenmişti. Dönemin Hollanda Dışişleri Bakanı Bert Koenders Temsilciler Meclisi’nde gelişmeleri “endişe verici” olarak nitelendirmişti. Koenders “Böylesi bir şeyi kabul edemeyiz.” demişti.

FİŞLEME İTİRAFI

Türkiye’ye gönderilen listelerinde Hıristiyan Demokrat Parti (CDA) üyesi isimlerin de olduğu ve bunların bile “Gülen sempatizanı” olarak fişlendiği ortaya çıkmıştı. Özellikle CDA lideri Sybrand Buma, Bakan Koenders’dan Büyükelçiyi bakanlığa çağırıp hesap sormasını istemişti. Tartışmanın odağındaki Deventer Başkonsolosluğu’nda Din hizmetleri Ataşesi olarak çalışan Dr. Yusuf Acar ise, Telegraaf gazetesine yaptığı açıklamada bu iddiaları zımmen kabul etmişti. Acar, Türk yetkililere sadece internette isimleri belli olan bazı bilgileri ilettiğini savundu ve “istihbarı” bir faaliyetin söz konusu olmadığını ileri sürdü. Konsolosluk da Telegraaf gazetesine, Acar’ın böyle bir çalışmayı “kendi başına” yaptığını ve konsolosun bundan haberinin olmadığını söylemişti.

CDA LİDERİNDEN SERT TEPKİ

Fişleme raporlarında da Gülen Hareketi’nin kalesi olarak itham edilen CDA lideri Sybrand Buma, “Söz konusu iftiralar gülünç ve gerçek dışı. Ankara’nın propaganda konusunda ne kadar aşırı gittiğini gösteriyor. Türkiye hükümetinin, Hollanda’nın iç işlerine karıştığının yeni bir kanıtı. Bu müdahale şaşırtıcı ve kabul edilemez. Kabine, büyükelçinin dikkatini çekmeli.” şeklinde tepki göstermişti.

[Basri Doğan] 23.2.2020 [TR724]

15 Temmuz’da ihraç edilen, ihtiyaç var diye geri çağrılan Albay Altınay, Libya’da şehit düştü, cenazesi gizlice defnedildi!

15 Libya’da Hafter güçlerinin düzenlediği bombalı saldırıda şehit düşen Albay Okan Altınay’ın Aydın Tellidede Şehitliği’ne gizlice defnedildiği iddia edildi. Yeniçağ gazetesi yazarı Batuhan Çolak, Albay Altınay’ın 15 Temmuz’da ihraç edildikten sonra, ‘ihtiyaç var’ denilerek geri çağrıldığını ve Libya’ya yollandığını açıkladı.

Milli Savunma Bakanlığı ve TSK tarafından açıklanmayan asker kayıplarını İzmir’de otoyol açılışında AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, ” Gayrimeşru Hafter’e karşı biz orada yönetici, kahraman askerlerimiz, Suriye milli ordusundan ekiplerimizle beraber oradayız. Libya’da birkaç tane şehidimiz var. Ama birkaç tane şehidimizin karşılığında 100’e yakın lejyonerlerden etkisiz hale getirdik. Şehitler tepesi boş kalmayacak.” diyerek duyurdu.

AYDIN TELLİDEDE ŞEHİTLİĞİ’NDE SESSİZ SEDASIZ DEFNEDİLDİ

Hafter güçlerinin gerçekleştirdiği bombalı saldırı sonucu görev yaptığı gemide şehit düşen Albay Okan Altınay’ın cenazesinin sessiz sedasız Türkiye’ye getirilip defnedildiğini ortaya çıktı. Şehit Albay Altınay Aydın Tellidede Şehitliği’nde sessiz sedasız defnedildi.

Daha önce çatışmalarda yaşanan asker kayıpları TSK ve MSB tarafından açıklanırken, bu konuda hiçbir duyuru yapılmaması dikkat çekti.

[TR724] 23.2.2020

Time to Help Belçika gönüllüleri Uganda’ya yardım götürdü, gönül aldı

Time to Help Belçika gönüllüleri Uganda’da coşkuyla karşılandı. Nyanga şehrine geçen gönüllüler, susuz köylerde yapımı tamamlanan su kuyusu açılışına katıldı. Köy halkını şarkılarla ve danslarla karşılanan Time to Help gönüllüleri, açılışın ardından köyden ayrılırken hem geri de kalanlar hem de heyettekiler gözyaşlarını tutamadı.

Time to Help Gönüllüleri’nin bir sonraki durağı, Uganda’da sağlık taraması yapılacak noktalar oldu. Belçikalı ve Türkiye uyruklu doktorlar ile sağlık personelinden oluşan ekip çok sayıda hastayı muayene etti, ihtiyacı olanlara beraberlerinde götürdükleri ilaçlardan verdi.

Heyetin yardımları bununla sınırlı kalmadı. 300 kişilik yetimhaneyi ziyeret eden Time to Help Belçika gönüllüleri, buradaki yetimlere hediyeler dağıtı. Yatakları olmayan yetimhane için 150 yatak satın alındı. Akşam yemeği dağıtan gönüllüler, yetimhaneye 25 adet de adak kurban verdi. Bölgedeki camiler için de hasır ve halılar tedarik edildi.

[TR724] 23.2.2020