Aşağıdaki yazıyı hukuka, adalete insafa değil de güce, iktidara dayanmanın insanı ne hallere düşüreceğini göstermek için tekrar yayınlıyorum. Yazı 14 Nisan 2015 tarihinde A. Taşgetiren’in bir sataşması üzerine, kapatılan Millet Gazetesinde yayınlanmıştı. Maalesef kapanan gazatelerin arşivlerine dahi ulaşılamıyor bugün. Moğol istilasına benzer bütün arşivleri yakıp yıkan, kitapları yasaklayan, aydınları hapse atan yüzbinlerce öğretmeni, akademisyeni, gazeteciyi kodeslere tıkan tarihin kolay göremeyeceği derecede tahripkar bir iktidarla karşı karşıyayız.
Maalesef mütedeyyin, muhafazakar insanların saygı duyduğu, hürmet ettiği Ahmet Taşgetiren de bu süreçte Zalimin safında durmayı, mazluma kalem/kılıç sallamayı tercih etti. Oysa sukut etse, konuşmasa hatta çiçeklerden böceklerden penguenlerden bahseden yazılar yazsa bile sürecin şiddeti nedeniyle makul görülebilirdi. Ama O kalemini sattı, onurunu kiraya verdi, birktirdiği saygınlığı güce teslim etmeyi yeğledi. Şu günlerde ise dayandığı o güç tarafından itibarsızlaştırılıyor. Kendi ifadesiyle “iki soytarı ve onun bunun köpeği” dediği, başkalarına salya akıtırken kendisinin sukut ettiği hatta destek verdiği kişiler bu defa O’na saldırıyor.
Ne diyelim! İtin kopuğun olduğu mahallede ikamet etmeyi sen tercih ettin ve bu saldırıların sana da yöneleceğini görmeliydin AHMET ABİ! Sen bunların çirkefliğini bilerek güçten yana tavır alma gereği duydun, müstehaksın!
Ama bunun bir de ahiret kısmı var unutma! Milyonlarca mağdur, mazlum, işkenceye, zulme, tehcire maruz kalan insan ötede yakana yapışacak! “Yaşın başın vardı, ilim irfan sahibi görülüyordun, dindarların sana hürmeti vardı. Okur yazardın. Zalime ve zulme dair neden iki laf etmedin?” diye sana sorulacak. Buradakileri bir şekilde savuşturursun. Ya ötedeki hesaplar adına neler diyeceksin? Dini iktidar adına eğip bükmenin, Sultan sofralarında yer kapmanın, mazluma vurarak caka satmanın hesabını nasıl vereceksin?
işte o yazı!
[Mahmut Akpınar] 30.4.2017
DEĞERMİYDİ AHMET ABİ!
17 Aralık 2013’ten bu tarafa ülke sıra dışı bir atmosfere büründü. Gerilim içindeyiz ve yüksek tansiyonla yaşıyoruz. Siyaset birleştirici olmaktan ve çözüm üretmekten çıktı; ayrıştırıcı ve problem üreten bir yola girdi. Erdoğan gerilimi yüksek tutuyor, her olaydan yeni bölünmeler çıkarıyor; herkesi kendi safında durmaya zorluyor. Karşısında olanları örtülü-açık tehdit etmekten çekinmiyor. “Ya benimlesin ya bana karşı” diyerek cepheleştiriyor. Bu tavır nedeniyle itidal, üslup çağrısı yapan çık-a-mıyor; kimse makulü dillendiremiyor. Zira “darbeci”, “işbirlikçi”, “hain” ilan ediliyor.
Makul olanı kim dillendirebilir? Hakem rolünü kim oynayabilir? Bunu tarafların saygı duyacağı, dikkate alacağı kişiler yapabilir. Gül, Cumhurbaşkanı iken bu imkâna sahipti. Ama O taraflı olmayı seçti, açıkça anayasaya aykırı yasaları dahi onayladı. Ülkenin birliği, gerilimin azaltılması adına yapabileceklerini yapmadı. Özellikle Hizmet Hareketi ile Erdoğan arasında (AK Parti değil, bu kişiselleştirilmiş bir mücadele) cereyan eden ve tahribatı giderek derinleşen gerilimde bazı muhafazakâr aydınlar/âlimler devreye girebilir, hasarı azaltabilirdi. Aksine bu evsaftaki insanlar hep taraf oldular; ailesini, grubunu, çıkarını, konumunu koruma saikıyla hareket ettiler. Bunda Erdoğan’ın dışlayıcı tavrı yanında mezkur kişilerdeki cesaret ve irade eksikliği etkili oldu. Benim makuliyetle hareket etmesini umduğum insanlar arasında bir fıkıh âlimi olan Hayrettin Karaman ve yine muhafazakâr kesimin itibar ettiği Ahmet Taşgetiren vardı. Ama onlar da herkes için hayırlı ve yararlı olanı aramak yerine kılıç kuşandılar, güç namına ok atanlar kafilesine katıldılar.
Taşgetiren İslami duyarlılığı olan, dengeli, yazdığı okunan, konuşması dinlenen, kaleminde ve sözünde endaze olan bir yazardı. En azından ben öyle düşünüyordum. Ama üzülerek görüyorum ki o da girdiği havuzun şeklini ve rengini almış, kalemi ve üslubu saldırganlaşmış. Linç ve imha ihtirasıyla yanan havuz okuyucularını memnun ve tatmin çabasına girişmiş.
Tartışma ile bir yere varılacağına inanmam, girmemeye çalışırım. Ama aleyhimde ve özensizce yazılan şeylere cevap verme mecburiyeti hissettim. Sayın Taşgetiren 3 Nisan 2015’te Zaman’da çıkan “Seçimle Gelen İktidar Seçimle Gider Mi?” başlıklı yazımız üzerinden Hizmet Hareketini ve şahsımı ölçüsüzce ve yazıyı muhtevasından kopararak eleştirmiş. Bu konuda kısaca cevap hakkımı kullanmak istiyorum.
Yazıda son dönemdeki otoriterleşme eğilimlerine dikkati çekmiş ve demokratik yollarla iktidara gelmiş ama “Bu anayasayı tanımıyorum”, “Anayasayı paramparça edeceğiz!” diyen ve yolsuzluklara boğulmuş bir yönetimin demokratik yollarla gitmek istemeyeceği tezini işlemiştik. Argümanlarımızı örneklerle ortaya koymuştuk. (Nitekim Erdoğan Haziran 2015 seçiminden sonra yeni hükümeti kurdurmadı ve bizi yalancı çıkarmadı!) Gidişatın hayır olmadığını belirterek, Irak ve Suriye benzeri kaosa sürüklenmemek için AKP’deki aklıselim insanları inisiyatif almaya çağırmıştık.
Taşgetiren 5 Nisan tarihli “Ne İdiniz Ne Oldunuz?” başlıklı yazısında şahsımı kastederek “Uzunca süre mut’a kampanyası yürüten bir yazarınız var” demiş. Bilimsel bir konferansta mut’anın ahlaki ve siyasi sonuçları üzerine bildiri sundum ve bu medyada alıntılandı. Bunun ötesinde mut’a konulu konuşmam, yazım yoktur. Sayın Taşgetiren “kampanya yürüttüğüm” bilgisine nereden ve nasıl varmış anlayamadım. Maalesef yazar fikri fikirle çürütmek yerine etiketlemeyi seçmiş. Ayrıca mut’a gibi ehlisünnet açısından haram ve şaibeli bir konunun mahsurlarının gündeme getirilmesi O’nu neden rahatsız eder ki?
Taşgetiren “iktidar seçimle gider mi?” sorusuna toplumdaki kaygıyı giderici cevap vermek yerine bizi “en fanatik İslam karşıtları” sınıfına sokmuş. Şu anda eskiden AKP’ye oy veren bazı mütedeyyin kesimlerin de içinde olduğu toplumun %60’ı iktidarın demokratik yollarla, kaosa sebep olmadan gideceğinden endişeli. “AKP iktidara geliş yolu olan demokrasiyi tahrip ederek, iktidar değişimini engelleyebilir mi?” diye soruyorlar. Buna “hayır” diyorsanız endişelerimizi izale edecek cevaplar bekliyoruz. Neden yığınla suçlama ve karalamayla konuyu bağlamından koparıyorsunuz?
Ahmet Taşgetiren çözüm sürecinde akil adam olmuştu, pekâlâ kendi mahallesinde çıkan bir problemde arabulucu, dengeleyici olabilirdi ama o otoritenin yanında yer almayı ve iktidarın kalesinden ateş etmeyi tercih etti. Taşgetiren’in yazdığı gazetelere de az bakmasını ve nasıl, ağır, mesnetsiz ve sürekli iftiralar attığını görmesini, iki laf da onlara etmesini beklerdik. Sakalı ağarmış, yaşını almış bu kişinin “Sahte peygamber”, “âlim müsveddesi”, “haşhaşi”, “sülük” gibi hakaretlere de bir şeyler demesini beklerdik. Hadi Cemaate yapılan hakaretler sizi rahatsız etmedi, açıkça şirk ifade eden “Allah’ın bütün vasıflarını üzerinde taşıyan adam” lafına neden bir şey diyemediniz? “hoş geldin Allah’ın elçisi!”, “bakara makara” , “yolsuzluk hırsızlık değildir” sözleri sizi rahatsız etmedi mi? Bir cenaha bu kadar ağır eleştiriler getirirken en azından iktidara da “yolsuzlukların hesabını ver, dilini ve üslubunu koru” diyebilirdiniz.
Muhafazakâr, dindar kesimlerin yıllarca okuduğu, itibar ettiği Taşgetiren için bence hala geç değil. Bu tür dönemlerin kalıcı olmadığını, her güç ve iktidarın yıkılıp bir gün sorgulanacağını en iyi O bilir. Taşgetiren son dönemde güç hesabına üslubunu bozacak şekilde silahşörlük yapıyorsa da, eski kredisi son dönemin vebalini silecek kadar büyüktür. Taşgetiren için hala makul, dengeli bir çizgiye dönme fırsatı var. Eğer bir süre daha duracağı yeri belirleyemezse korkarım ki yaptığı onca hayırlı işe rağmen zorbalarla, zalimlerle anılacak!
Bu üslubu tasvip etmiyoruz, ama belki empatiye vesile olur diye, muhatabı değiştirerek Taşgetiren’in ifadeleriyle soralım: Size ne oldu? Bir aynaya bakın! Yazar mısınız yoksa gücün tetikçisi mi? Hayattaki misyonunuz nedir? Kendinize sorun asrın yolsuzluğunu yapanlara ne diyorsunuz? Anayasa, yasa dinlemeyip memleketin altını üstüne getirenlerle işiniz ne? Milleti Alevi, Sünni, partili diye bölenlerin yanında ne yapıyorsunuz?
Taşgetiren severek okuduğumuz bir yazardı şimdi bir kliğin, hem de hak hukuk tanımayan, buldozer gibi önüne geleni ezen bir kesimin tabela yazarı oldu. Artık tetikçi AKP trolleri gibi yazıyor; yazık!
Aklıselim bir münevverdi, ama artık bir yerleri memnun etme kaygısıyla yazan gazeteci. Bütün muhafazakârların saygı duyduğu dengeli bir yazardı, havuzun topçusu oldu. Taşgetiren İslamcı görüşleri ile önemsenen bir kalemdi, kendisini bir siyasal partinin partizanı haline getirdi.
Onca yıllık birikimi, itibarı, krediyi böylesine ucuzca heba etmeye değer miydi Ahmet abi? Zalime karşı olamıyorsan, zulme dur diyemiyorsan da en azından ortalarda bir yerde duramaz mıydın? Bir aynaya bak! Ne idin ne oldun?
Bu yazıyı hala Taşgetiren’i önemsediğim için yazdım! 14 Nisan 2015 [Mahmut Akpınar]