Dünya Sağlık Örgütü’nden önlemlerin gevşetilmesi için 6 şart

Dünya Sağlık Örgütü, koronavirüs ile mücadele kapsamında alınan önlemlerin gevşetilmesinden önce yerine getirilmesi gereken 6 şartı açıkladı. Başkan Tedros Adhanom Ghebreyesus hükumetleri uyardı.

BOLD – Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Başkanı Tedros Adhanom Ghebreyesus, sosyal ve ekonomik alanlarda alınan tedbirlere gereğinden daha hızlı son verilmesi halinde salgının yeniden tırmanışa geçme riski bulunduğunu söyledi. Böylece durumun mevcut halinden daha da kötüye gidebileceğine işaret ederek dikkatli olma çağrısında bulundu. Ghebreyesus’un Cenevre’de Birleşmiş Milletler’de görevli diplomatlara hitaben yaptığı haftalık konuşmasında, koronavirüs tedbirlerinin yumuşatılması öncesinde ulusal hükumetlerin yerine getirmesi gereken 6 şartı şöyle sıraladı:
  1. Salgının yayılmasının kontrol altına alındığından emin olunması, sağlık dairelerinin yayılma zincirinin halkalarını ve çıkış noktasını tespit edebilmesi
  2. Yeni vakaların hızla tespit edilmesi, söz konusu kişilere test uygulanması, gerekliyse izolasyona gidilmesi ve tedavi görmesi, virüsün bulaştığı kişilerin geriye dönük takibinin mümkün olması
  3. Ulusal hükumetlerin özellikle hastaneler, klinikler ve muayenehaneler ile çevresindeki enfeksiyon riskini asgariye indirmiş olması
  4. İş yerlerinde, okullarda ve önemli kamusal alanlarda koronavirüse karşı gerekli korunma önlemlerinin alınmış olması
  5. Seyahatler yoluyla salgının ülkelere yeniden girmesi ve yayılması riski göz önünde bulundurarak hareket edilmesi ve gerekli tedbirlerin alınması
  6. Toplumların virüs hakkında yeterince aydınlatılmış olması
[BoldMedya] 17.4.2020

Fatih Terim koronadan ders çıkardı: Artık ego yok, değişeceğim!

Koronavirüse yakalanan Galatasaray Teknik Direktörü Fatih Terim, hastalık süresince nasıl değiştiğini anlattı. “Evet değişeceğim” diyen tecrübeli teknik adam, egosunu da bir kenara bırakacağını söyledi.

BOLD – Dünyayı etkisine altına alan koronavirüs salgınına futbol camiasından yakalanan ilk isimlerden biri olan Galatasaray Teknik Direktörü Fatih Terim, hastalık süresince yaşadığı değişimi anlattı. Ertuğrul Özkök’e konuşan tecrübeli teknik adam ifadeleri şöyle:

HİÇBİRİNİN MANASI YOK

Tamam egomuz var da, Amerika’dan daha büyük bir ego mu vardı bu dünyada? Onu atarım, bunu keserim, şunu vururum… Bak bir virüs ne hale getirdi. Yani artık benim egom, onun egosu, bunların hiçbirinin manası yok. Hiçbirinin esamesi okunmaz. Bütün dünyanın başına geldi bu…

DEĞİŞMEK ZORUNDAYIZ

Evet değişeceğim. Çünkü artık hiçbir şey eskisi gibi olamaz. Değişmek zorundayız. Çünkü değişmezsek mutlu olamayız. Ben değişeceğim. Geçen gün bir arkadaşımı arıyordum. Bulamadım, bir başka arkadaşımla konuşuyorduk bunu söyledim. Bana ‘Hocam buluncaya kadar arayacağız’ dedi. Görmediğimiz, ihmal ettiğimiz arkadaşlarımızı buluncaya kadar arayacağız. İşimizi daha iyi yapacağız. Seveceğiz. Ailemize daha çok zaman ayıracağız.

[BoldMedya] 17.4.2020

AB’nin çöpünü en çok Türkiye alıyor

Avrupa Birliği İstatistik Kurumu (Eurostat) verilerine göre Türkiye, 2019’da 11,4 milyon tonluk ithalatla AB ülkelerinden en çok çöp alan ülke oldu. AB toplamda 13,4 milyar euro değerinde 31 milyon ton çöp ihraç etti.

BOLD – Türkiye, 2019 yılında AB ülkelerinden çöp ithal eden ülkeler arasında birinci sırada yer aldı. Eurostat verilerine göre geçen yıl AB ülkelerinden Türkiye’ye 11 milyon 400 bin ton atık madde ihraç edildi. Türkiye’yi 2 milyon 900 bin tonluk ithalatla Hindistan izledi. AB ülkelerinden en fazla çöp ithal eden üçüncü ülke 1,9 milyon tonla Britanya oldu.

ÇÖPTEN 13,4 MİLYAR EUROLUK GELİR

Eurostat verilerine göre 27 AB ülkesi 2019’da üçüncü ülkelere 13 milyar 400 bin euro değerinde 31 milyon ton çöp ihraç etti. İhraç edilen çöp miktarının 2004 yılına göre yüzde 66’lık artış gösterdiği kaydedildi. AB’nin çöp ihracatında ilk sırayı 15,6 milyon tonla demir içeren metaller alırken, 5,8 milyon ton kağıt, 2,4 milyon ton da plastik çöp ihraç edildi. AB ülkelerinin en fazla çöp ithal ettiği ülkeler ise dört milyon tonla Britanya, 3,1 milyon tonla Norveç ve 2,4 milyon tonla İsviçre.

[BoldMedya] 17.4.2020

Şakran Cezaevinde eve gönderilmeyen gardiyanlarda korona çıktı

Adalet Bakanlığının çözüm olarak sunduğu gardiyanları eve göndermeme önlemi de işe yaramadı. Öğrenci yurdunda kalan gardiyanlarda korona çıktı.

BOLD – Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İzmir Milletvekili Atilla Sertel, sosyal medya hesabından Buca Kız Yurdu’nda kalan Şakran T Tipi Cezaevi’nde görevli infaz koruma memurlarında koronavirüs (Kovid-19) rastlandığı bilgisini paylaştı. Sayıları 400 civarında infaz koruma memuruna koronavirüs testinin yapılması gerektiğini vurgulayan Sertel, “Salgının önüne acilen geçilmelidir. İnfaz koruma memurları Sağlık Bakanlığı’ndan ilgi bekliyor” dedi.
Konuya ilişkin MA’ya konuşan Sertel, cezaevinde kalan infaz koruma memurlarına test yapılmadığını gerçek sayıya ulaşmak için bunun gerekli olduğunu belirtti. Koronavirüs vakasının çıktığına dair bilgileri cezaevinde bulunan infaz koruma memurlarından aldığını vurgulayan Sertel, isimlerini paylaşmanın doğru olmadığını söyledi. Sertel, “İnfaz koruma memurlarının hepsi koronavirüs tehdidi altında. Ben memurlara test yapılması için çağırıda bulundum. Çünkü cezaevinde bulunan mahkumlara da bulaştırma tehlikesi var. İnfaz koruma memurlarının bir birlerine de bulaştırma tehlikesi var. Bakanlık memurları cezaevinden hiç çıkmayacaklarını söylemişti. Fakat Aliağa ve Buca ilçesi arasından yaklaşık 90 kilometre yol bulunuyor ve bu memurlar Aliağa’dan Buca’ya Buca’dan Aliağa ilçesine götürülüp getiriliyor. Bunların cezaevi yakınlarında bir yerde yerleştirilmesi lazım” dedi.

[BoldMedya] 17.4.2020

Zindanda bir alim: 71 yaşındaki yazar Vehbi Yıldız 21 yaşındaki oğluyla 4 yıldır hapiste [Sevinç Özarslan]

Yazar Vehbi Yıldız, 4 yıldır Manisa Cezaevinde tutuklu. Koğuşunda münzevi bir hayata çekilen Yıldız’ın sağlığından endişe eden ailesi BOLD’a konuştu.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – 15 Temmuz’un ardından çok sayıda gazeteci, yazar ve fikir insanı tutuklandı. Bazıları sürekli gündeme gelirken, bazıları hücrelerinde münzevi bir hayata çekildi ve hastalıklarıyla bile gündeme gelmek istemediler. Korona salgını nedeniyle endişelenen aileleri durumlarını anlatmaya başladı.

1 Ekim 2016’dan bu yana Manisa Cezaevinde tutuklu olan yazar Vehbi Yıldız, imam hatip liselerinde 36 yıl hadis, kelam, tefsir gibi Kuran-ı Kerim dersleri vermiş bir yazar. En son İzmir Anadolu İmam Hatip Lisesinde görev yaptı. 2013’te emekli oldu. Özellikle Hz. Muhammed’in hayatını anlatmaya yoğunlaştı. Müftülükler bünyesinde gerçekleştirilen Kutlu Doğum haftalarında konferanslar verdi. 15 Temmuz’a kadar mütevazi bir yaşam süren Vehbi Yıldız, İzmir’deki evinde çalışmalarını sürdürüyordu.

KİTAPLARI CEZAEVİ KÜTÜPHANESİNDE

Vehbi Yıldız bugüne kadar 8 kitap yazdı: Rahmet Peygamberi, Uyunü’l-Ebrar, Düşün Anla ve Ağla, İlim İrfan Nesli, Değer Ölçüsü, Aklın Gözyaşları, Hakikat Güneşi, İlham Kaynakları adlı eserleri defalarca baskı yaptı. Vehbi Yıldız’ın eşi Tayyibe Yıldız eşinin kitaplarının cezaevi kütüphanelerinde halen bulunduğunu belirtiyor:

“Eşimin kitaplarının cezaevi kütüphanelerinde olduğunu öğrendik. Avukatımız da mahkemede söyledi. Bir gardiyanın elinde görmüş, okurken. Hapiste de koğuş arkadaşlarıyla hadis dersi yapıyorlar. Ömrü boyunca insanları yatıştırmaya, sulha çalışmış biri. Tam tersi bir durumla yargılanıyor. Böyle bir insana terörist demek çok ağır.”

4 YILDA 40 KİLO VERDİ

25 yıl önce ağır bir tüberküloz geçiren Vehbi Yıldız’ın sağlık durumundan ailesi endişeli. Hapse girdiğinden bu yana 40 kilo verdi. 71 yaşında (resmi 69) olan Yıldız yüksek tansiyon hastası, dizlerinde yürüyemeyecek kadar ağrıları oluyor. Eşinin sağlık durumunu mahkemeye sunduklarını ama dikkate alınmadığını söyleyen Tayyibe Yıldız şöyle devam etti:

GÖRÜŞLERE İKİ BÜKLÜM GELİP GİDİYORDU

“Çürüyorlar yani, yavaş yavaş oralarda çürümeye terk edildiler. Cezaevi doktoru, rahatsızlıklarıyla ilgili yaşlısın, şikayetlerin normal diyor ama biz merak ediyoruz. Korona salgını var. Geçirdiği ağır tüberkülozdan dolayı beslenmesine çok dikkat etmesi gerekiyor. Hapiste yüksek tansiyon hastası oldu. Heyet raporuyla ilaç kullanıyor. Dizlerinde çok ağrısı var. Yürüyemiyor. Görüşlere iki büklüm gelip gidiyordu. 8 kişilik yerde 24 kişi kalıyorlar. Bir kapalı görüşe gelirken acının verdiği yüz ifadesi bizleri günlerce ağlattı.”

ÜÇ ÇOCUĞU DA HAFIZ

25 yıllık evli olan Vehbi Yıldız’ın iki kız, bir erkek olmak üzere üç çocuğu var. 21, 20 ve 19 yaşındaki çocuklarının üçü de hafız. Tutuklu olan büyük oğlu Muhammed Abdullah Yıldız hafızlığını hapiste tamamlamış.

Kızı diyor ki: "Babam bize her zaman kin duymayın, içinizde öfke biriktirmeyin, der. İftiradan, su-i zandan, gıybetten çok korkar. Bizi de öyle yetiştirdi. Müspet hareket üzere yaşamış ve her zaman herkese bunu tavsiye etmiş babacığımın affedilmesini değil, özgürlüğünün geri verilmesini istiyoruz."

OĞLU KURAN ÖĞRETTİĞİ İÇİN TUTUKLU

Vehbi Yıldız, oğlu Muhammed Abdullah ile bir Manisa Cezaevinde, bir görüş gününde. Muhammed Abdullah, bu görüşten 4 gün sonra tutuklandı.

9 Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi hazırlık sınıfı öğrencisi oğlu Muhammed Abdullah Yıldız (21) 5 Mayıs 2018’den bu yana İzmir Şakran T Tipi Cezaevinde tutuklu. Kaldığı öğrenci evinde mahalledeki çocuklara Kuran-ı Kerim öğrettiği için tutuklanan Yıldız’a hakim mahkemede “Sen neden Kuran öğrettin?” diye sordu. Oğul Yıldız ise “İmam hatip okudum, ilahiyata devam ediyorum. Bundan doğal daha ne olabilir.” diye cevap verdi.

Muhammed Abdullah, kendi okulundan devamsızlık nedeniyle atıldığı için eğitimine Açıköğretim’de İlahiyat okuyarak devam ediyor. Darbe olduğunda 17, tutuklandığında 19’unda olan Muhammed Abdullah Yıldız, 7 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası İstinaf Mahkemesinde.

“BYLOCK OLMAMASI DA MI SUÇ?”

Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan Vehbi Yıldız, 27 gün Manisa Saruhanlı Karakolunda gözaltında kaldıktan sonra Manisa E Tipi Cezaevine gönderildi. Daha sonra Manisa T Tipi Cezaevine sevk edildi. 8 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırılan Yıldız’ın dosyası Yargıtay’da bulunuyor.

Bugün ‘suç’ olarak kabul edilen kriterlerin hiçbiri Vehbi Yıldız’ın dosyasında yok! Banka, gazete aboneliği, çocuklarını okullara gönderme, dernek üyeliği, Bylock…

Çocukları mahalledeki ortaokuldan, imam hatipten mezun. Akıllı telefon kullanmıyor. Savcı bunlara rağmen ifadesini alırken “Sizde niye Bylock yok?” diye sordu. Yıldız soruyu; “Olmasa da mı suç?” şeklinde cevapladı.

Vehbi Yıldız’ı, babası, hafızlık eğitimi alması için 12-13 yaşlarındayken İzmir Kestane Pazarına bırakmış. Burada birçok hocadan Arapça, hadis ve tefsir dersleri öğrenmiş. Mahkemede sırf bu yüzden örgüt kurucusu olarak yargılanan Yıldız’a, hiçbir delil bulunamayınca üyelikten ceza verildi.

Ömrü ilim öğrenmek ve öğretmekle geçen Vehbi Yıldız gözaltına alındığında eline kelepçe vurulmuştu.

TANIK NURETTİN VEREN: 25 YILDIR GÖRMÜYORUM, TANIYAMADIM

İzmir 16. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanan Vehbi Yıldız hakkında 3 kişi tanık olarak dinlendi. Yakamoz isimli kişinin tanıklığı, birçok kişi hakkında yalan ifade verdiği ortaya çıkınca mahkemeler tarafından iptal edildi. İkinci tanık öğrencisiydi.

Eşinin bütün mahkemelerine katılan Tayyibe Yıldız, “Eşim öğrencilerine yıllarca hadis okuttu. Ben buna şahidim. Eve de gelirlerdi. Buhari ve Müslim’in ittifak ettiği hadislerin yer aldığı El-Lü’lüü vel Mercan kitabını okuturdu. Mahkemeye bir öğrencisini de çıkardılar. Ne okudunuz diye sordular. Bu kitapların isimlerini söyledi. Yani aleyhine olabilecek ne resmi ne gayri resmi bir şey bulamadılar. Avukat mahkemede eşimin kitaplarının incelenmesini söyledi, devlete karşı suç oluşturabilecek bir şey var mı diye ama kabul etmediler. Eşim sadece isminden dolayı içeride. ” dedi.

Yıldız hakkında ifade veren üçüncü tanık ise Nurettin Veren’di. SEGBİS ile mahkemeye katılan Veren, “Bu Vehbi Yıldız değil. Çok değişmiş. Ben görmeyeli 25 yıl oldu. 25 yıldır ne yaptı ne etti, bilmiyorum.” dedi. Tayyibe Yıldız, “Nurettin Veren bunu söylediği halde mahkemeler onu tanık kabul ediyor. 25 yıldır ne yaptığını bilmem dedi, ben bunu kulaklarımla duydum.” diye konuştu.

[Sevinç Özarslan] 17.4.2020 [BoldMedya]

Alaattin Çakıcı'nın mektubu havuzda!

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile müttefiği Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) el ele vererek çeşitli suçlardan onlarca yıl hapis cezası bulunan mafya lideri Alaattin Çakıcı'yı tahliye etti. Çakıcı AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan ile MHP lideri Devlet Bahçeli'ye şükran mektubu yazdı. Mektup hükûmetin kurduğu medya havuzunun amiral gemisi Sabah yayımladı.

SAMANYOLUHABER- Selahattin Demirtaş, Ahmet Altan, Mümtazer Türköne, Hidayet Karaca, Osman Kavala, Hacı Boydak ve Büşra Erdal gibi on binlerce siyasetçi, gazeteci, işadamı, öğretmen, hâkim-savcı, polis memuru ve ev hanımı Koronavirüs salgınını rağmen tahliye edilmezken, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükûmeti Alaattin Çakıcı gibi azılı suçluları ve mafya liderlerini tahliye etti.
 
Tahliye olur olmaz bir mektup kaleme alan Alaattin Çakıcı, AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan ile müttefiği Milliyetçi Hareket Partisi'nin (MHP) lideri Devlet Bahçeli'ye olan bağlılığın beyan eden bir teşekkür mektubu yazdı.

Çakıcı'nın mektubu  hükûmetin medya havuzunun amiral gemisi Sabah gazetesinin resmi Twitter hesabında yayımlandı.


Sabah'ın o tweetinde şu ifadeler yer aldı: "Tahliye olan Alaattin Çakıcı'dan  ilk açıklama: Dünya Türklerinin yaşayan efsanesi son Türkmen Beyi Devlet Bahçeli'ye ve bu yasanın diğer mimarı, devletimizin bekası için asla taviz vermeyen başkanımız Sn. Tayyip Erdoğan'a saygılarımı arz ederim."

ALAATTİN ÇAKICI KİMDİR?

20 Ocak 1953'te Trabzon'un Arsin ilçesine bağlı Fındıklı Köyü&nde doğan Alaattin Çakıcı, organize suç örgütü lideridir.

Çakıcı, 17 Ağustos 1998'de Türk ve Avusturya polisiyle birlikte düzenlenen bir operasyonla modacı Canan Yaka ile sanatçı Selçuk Ural'ın kızı Aslı Ural'la birlikte Fransa'nın Nice şehrinde yakalandı. Daha sonra Türkiye'ye getirilerek hapse atıldı.

Çakıcı'nın üzerinden Nedim Caner adına düzenlenmiş kırmızı bir pasaport ve 17 bin dolar çıktı.


24 Mayıs 2018: MHP lideri Devlet Bahçeli, organize suç örgütü (mafya) lideri Alaattin Çakıcı'yı Kırıkkale Keskin Cezaevi'nde tutuklu bulunduğu esnada tedavi için kaldırıldığı hastanede ziyaret etmişti. Bahçeli'nin bu ziyarette Çakıcı'ya "Seni dışarı çıkaracağız." sözü verdiği belirtiliyor.

ÇAKICI'NIN İŞLEDİĞİ İSPATLANAN SUÇLAR VE ALDIĞI CEZALAR

*Gazeteci Hıncal Uluç'u yaralamaya azmettirmek davasında 3 yıl 4 ay hapis cezası verildi.

*26 Mart 2000'de 15 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan Karagümrük Spor Kulübü Lokali'ne yönelik  silahlı saldırıyla ilgili davada, "çıkar amaçlı suç örgütü kurmak ve yönetmek" suçundan 3 yıl 4 ay, müessir fiile azmettirmekten de 14 yıl dokuz ay cezaya çarptırıldı.

Yargıtay çete suçundan verilen cezayı onarken müessir fiile azmettirme cezasında usul eksikliği buldu.

*Borsacı Adil Öngen'in arabasının kurşunlanmasıyla ilgili olarak 10 yıl 10 ay cezaya çarptırıldı.

*Bursa Uludağ'da 1995 yılında eski eşi Nuriye Uğur Kılıç'ın öldürülmesinde azmettirici olduğu iddiasıyla yargılandı ve 2006 yılında Bursa 1'inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından önce ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Mahkeme, Kılıç'ın Çakıcı'ya söylediği "Öcalan senden daha şerefli!" sözü sebebi ile tahrik indirimi yaptı ve neticede Çakıcı'ya 19 yıl iki ay hapis cezası verdi.

*Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a "Rizeli Yezid" dediği gerekçesiyle 10 ay hapis cezası verildi.

DERİN DEVLET İLİŞKİSİ İDDİALARI

Borsacı Adil Öngen'in kurşunlanmasıyla ilgili davaya katılan Çakıcı, yurt dışında Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) adına çalıştığını ve hep devleti koruduğunu, ancak kendisinin "piyon gibi" kullanıldığını belirtmişti.

Çakıcı, en demokratik ve gelişmiş ülkelerde bile derin devletin var olduğunu ve olması gerektiğini iddia ederek, "Ancak bizdekilerin cılkı çıkmış." demişti.

MİT'in eski yurt dışı istihbarat başkanı Nuri Gündeş, NTV'de "derin devlet" konusunun tartışıldığı canlı yayında Alaattin Çakıcı'dan söz ederken, "Dinliyorsa yanaklarından öperim; eğer devlete bir hizmeti varsa..." ifadelerini kullanmıştı.

[Samanyolu Haber] 17.4.2020

Virüs ofisleri de küçültecek mi?

Corona salgını sebebiyle Avrupa ve ABD'de ofislerin küçülmesi bekleniyor. Evden çalışmanın yaygınlaşması ve bazı şirketlerin operasyonlarını aksatmadan götürebilmesinin ardından plazalardaki ofis kiracıları daha düşük metrekareli alanlara geçebileceği belirtiliyor. Büyük ofis sahibi emlak firmalarının hisselerinde keskin düşüşler gözleniyor. Plazalardaki ofislerin şehir dışında küçük birimlere ayrılabilmesi de ihtimaller arasında değerlendiriliyor.

Corona virüsü salgını, iş hayatında büyük değişimlerin kapısını aralamış gibi duruyor.

Uzmanlara göre milyonlarca insanın evlerinden çalışmaya başlaması, ofislerin küçültülmesi konusundaki kurumsal hamleleri hızlandıracak. Reuters’ın haberine göre; Teknolojideki gelişmelerle birlikte evden çalışma deneyiminin verdiği iyi sonuçlara göre şirketlerin artık ofis metrekarelerini düşürmeye başlaması muhtemel.

‘ÇALIŞANLAR EVLERİNDE OFİSTEKİ KADAR ÜRETKEN’

AEW Sermaye Yönetimi'nden Gina Szymanski, Zoom, Microsoft Teams, Google Hangouts gibi uygulamalar sayesinde çalışanların uzaktan birbirleriyle iş birliği yapabildiğini ve ofisteki kadar üretken olduklarını söyledi. Szymanski, “Bu uygulamaların ofis metrekarelerine olan etkisi büyük ihtimalle mobil alışverişin perakende sektörüne olan etkisine benzeyecek” diye konuştu.

2008'deki finansal krizin ardından, ofislerde çalışan başına düşen metrekare alanı 14'ten 11.5'e düşmüştü. Salgın sonrası bu rakamın bu kez yarı yarıya azalacağı tahmin ediliyor.

OFİS SAHİPLERİNİN HİSSELERİ DÜŞÜŞTE

New York'taki ofislerin en büyük ev sahiplerinden olan SL Green Realty ve Vornado Realty Trust'ın hisseleri son 5 yılda yüzde 20 değer kaybetti. Üstelik bu süreçte S&P 500, yüzde 57 yükselmesine rağmen… Bu düşüşün, kiracıların ödemeleri yapamayacağı endişesi nedeniyle iki kat hızlı bir şekilde devam etmesi bekleniyor.

Bütün şirketler ofisleri terk etmeyecek. Mimarlık firması Spectorgroup'un tasarım direktörü Steven South, “Yeni iş yaratmada itici güç olan teknoloji firmaları, iş gücünün ofiste olmasını tercih ediyor. Bu firmalarda kişisel masalar olmadan herkes ortak alanlarda birlikte çalışıyor” dedi.

ASANSÖRDE SOSYAL MESAFE ÇIKMAZI

Ofislerde bir diğer karmaşa ise asansörler. 180 cm'lik sosyal mesafe kuralı, yüksek ofisler yerine enlemesine geniş ofisleri ön plana çıkaracak. Tabii asansör sayıları artırılmazsa… Uzmanlara göre şirketler için artık kalabalık şehir merkezleri de ofis kiralama konusunda eskisi kadar ilgi çekici olmayacak.

ŞEHİR MERKEZLERİNİN CAZİBESİ AZALABİLİR

Atlanta merkezli gayrimenkul şirketi Colliers International'dan Scott Nelson, firmaların ofislerinin boyutundan, ofis içinde çalışanların yoğunluğuna kadar birçok şeyi yeniden değerlendireceğini söyledi ve ekledi: Kiracı piyasası varlığını sürdürecek. Ancak artık şehir merkezlerinin çekiciliğinin azalma potansiyeli var.

[Samanyolu Haber] 17.4.2020

Babacan'dan "küçük ortak" çıkışı

Alaattin Çakıcı gibi azılı suçluların tahliyesine imkân veren infaz düzenlemesi Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) tarafından iptal talebi ile Anayasa Mahkemesi'ne götürülecek. Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, özgürlüklerin tamamen ortadan kaldırıldığına işaret ederek infaz düzenlemesinin Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) küçük ortağı Milliyetçi Hareket Partisi'nin (MHP) istekleri doğrultusunda hazırlandığına işaret etti.

Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) müttefiği Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ile çıkardığı af kanunu sayesinde azılı suçlular tahliye edildi.

Kanunun adaletsizliği tescillediğini işaret eden Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, isim vermeden Türkiye'nin AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan'ın elinde çıkmaza girdiğini söyledi. 

T24'ten Murat Sabuncu'nun soruların cevaplandıran Babacan, "Yazıktır, Türkiye akıl dışı bir yönetimin bedelini ödüyor, bir çıkmaza gidiyor." dedi.

KÜÇÜK ORTAK İSTEDİĞİNİ ALDI

Meclis'ten geçen İnfaz Kanunu'nu "adaletsiz bir düzenleme" diye nitelendiren Babacan, "İktidarın küçük ortağının (MHP) bu düzenlemeyle ilgili kendilerine özel talepleri olduğu bir gerçek. Bu düzenleme  onların perspektifiyle yapılmış bir düzenleme." ifadelerini kullandı.

Babacan şunları kaydetti: "Geniş bir perspektiften baktığımızda, insanların özgürlük hakkından, adaletten söz ediyorsak bunun dar parti çıkarlarına, onların yakın çevresinin çıkarlarına yönelik bir düzenleme olması kabul edilemez."

[Samanyolu Haber] 17.4.2020

Macron: Saf olmayalım, Çin'de bilmediğimiz şeyler oldu

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Çin'in koronavirüs salgınıyla mücadelesine ilişkin, "Açıkçası bilmediğimiz şeyler oldu" dedi.

Macron, İngiliz Financial Times gazetesine verdiği demeçte, Covid-19'a ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Euronews'te yer alan habere göre salgınla ilgili Fransa, Almanya ve İtalya'nın, Çin veya Rusya ile karşılaştırılmasının mümkün olmadığını vurgulayan Macron, "Çin'in koronavirüsün yönetiminde bizden daha iyi olduğunu söyleyecek kadar saf olmayalım. Bilmiyoruz. Açıkçası bilmediğimiz şeyler oldu" ifadesini kullandı.

Macron, salgından en çok etkilenen Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerine destek verilmemesi halinde İtalya, İspanya ve belki Fransa'da popülistlerin zafer elde etmesine katkıda bulunulacağını kaydetti.

Salgının yol açtığı krizin yönetiminde en zengin AB ülkelerinin daha fazla sorumluluğu bulunduğunu aktaran Macron, "AB'nin siyasi bir proje mi veya (ekonomik) bir pazar mı olduğu konusunda karar vermemiz gereken bir dönemdeyiz. Ben siyasi bir proje olduğunu düşünüyorum. (AB'yi) Daha da ileriye taşımazsak Avro grubu ve Avrupa düşüncenin yıkılma riski bulunuyor. Bazılarını feda ettiğimiz bir pazara sahip olamayız." değerlendirmesinde bulundu.

[Samanyolu Haber] 17.4.2020

IPSOS'a göre Soylu doğru söylemiyor

Ipsos'un 10 Nisan akşamı sokağa çıkma yasağı getirilen 31 ildeki araştırması hanelerin yüzde 12'sinin saat 22.00-24.00 arasında alışveriş yapmak için sokağa çıktığını ortaya koydu. 2 saatlik alışveriş süresince en çok makarna, bakliyat, un, tuz, şeker, ekmek gibi ağırlıklı temel ihtiyaçların alındığı belirtildi. İçişleri Bakanı Soylu 2 saatte 250 bin kişinin dışarı çıktığını öne sürmüştü ancak araştırma bunun kat be kat fazla olduğunu ortaya koydu.

Koronavirüs tedbirleri kapsamında 10 Nisan akşamı başlamasına 2 saat kala ilan edilen sokağa çıkma yasağının ardından yaşanan izhidam görüntüleri çok tartışıldı.

Bakkal, fırın, market başta olmak üzere açık olan işyerleri önündeki yığılmaların hastalığın yayılmasına neden olabileceği tartışmaların odağındaydı.

Hürriyet'ten Sefer Levent, saat 22.00 ile 24.00 arasındaki 2 saatlik zaman zarfında sokağa dökülen vatandaşların en çok hangi ürünleri satın aldığına yönelik Ipsos'un yaptığı araştırma sonuçlarını köşesine taşıdı.

Ipsos'un 10 Nisan akşamı sokağa çıkma yasağı getirilen 31 ildeki araştırması hanelerin yüzde 12’si saat 22.00- 24.00 arasında alışveriş yapmak için sokağa çıktığını belirtti.

'En çok makarna, ekmek, zeytin alınmış'

Ipsos Hane Tüketim Paneli’ne üye olan ve sokağa çıkma yasağı getirilmiş 31 ilden seçilmiş 850 hanenin yanıtlarına göre, alışveriş için sokağa çıkanlar tarafından en çok temel gıda, ekmek, su, süt ve hafta sonu etkisi ile kahvaltılık ürün alımı yapıldı.

Sokağa çıkanların yüzde 50'sinin makarna, bakliyat, un, tuz, şeker gibi temel ihtiyaçları satın aldığını belirtti.

Ekmek satın alanların oranı yüzde 49, zeytin, peynir gibi kahvaltılık ürünleri alanların oranı ise yüzde 38 oldu. O gece alışverişe çıkanların yüzde 32’si süt, yüzde 25’i ise su aldığını belirtti.

'Atıştırmalık ve sigara alanlar azınlıkta'

Ipsos Türkiye CEO'su Sidar Gedik, ilk haftalarda yapılan temel ihtiyaç maddesi stoklarının erimeye başladığı bir noktada sokağa çıkma yasağı ilan edildiğine dikkat çekti.

Ipsos araştırması da yüzde 88’in evde kaldığını, 2 saatlik dilimde alışverişe çıkan yüzde 12’lik bölümün ise makarna, bakliyat, un, tuz, şeker, ekmek gibi ağırlıklı temel ihtiyaçlarını aldığını gösteriyor.

Araştırmaya göre sigara, atıştırmalık ve diğer ürünleri alanlar azınlıktaydı.

SOYLU 250 BİN KİŞİ DEMİŞTİ, SAYI DAHA FAZLA ÇIKTI

Fiyasko yasak ilanının mimarı İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, daha sonra yaptığı açıklamada o gece sokağa çıkan sayının sınırlı kaldığını savunmuş ve  "250 bin kadar insan hareketi görüldü" demişti. IPSOS'un araştırması Soylu'nun doğruyu söylemediğini ortaya çıkardı.Türkiye'de kayıtlı yaklaşık 20 milyon hane olduğu göz önünde bulundurulduğunda o gece milyonlarca kişinin sokağa çıktığı anlaşılıyor.

[Samanyolu Haber] 17.4.2020

Dolar tamamen kontrolden çıkabilir! [Turhan Bozkurt]

Türkiye iki yıldır makyajlanmış bilanço ile krizden çıkmış gibi gösteriliyordu. Koronavirüs salgını iktidarın suratındaki o kalın maskeyi söküp attı.

Dünyanın kıskandığı iddia edilen Türkiye'nin iç ve dış borcunu artırırken evdeki gümüşlere kadar harcadığı anlaşıldı. 

Hazine tam takır kuru bakır. Kasadaki bakiyi -43 milyar TL. Aylık bütçe açığı 40 milyar lirayı aştı.

HAFTADA 20 MİLYAR TL KARŞILIKSIZ PARA BASILIYOR

Merkez Bankası’nın döviz rezervleri emanet paralar dahil 56 milyar dolara kadar indi.
Karşılıksız para basma faaliyeti son sürat.

Banknot ve madeni para tutarı bu hafta 200 milyar lirayı aştı. 27 Aralık 2019’de 157 milyar TL idi.

Amerika'da perakende satışlar mart ayında adeta çakıldı. Sanayi üretimi yüzde 5 düştü. Dünyanın en büyük ekonomisindeki bu veriler Korona Krizi'nin artçılarının daha şiddetleneceğini ortaya koyuyor.

Diğer tarafta dolar ve euro tırmandıkça tırmanıyor. Borsa İstanbul’da ocak ayında yüzde 66 seviyesinde olan yabancı yatırımcı payı nisan başında yüzde 58’e geriledi.

Yabancı bavulunu toplayıp Türkiye'den kaçarken borsa tırmanıyor.

Nasıl tırmandığını merak edenler bir aydır tek uçağı bile havalanmayan Türk Hava Yolları ve Pegasus hisselerindeki yüzde 50’lere varan artışlara bakabilir! Borsa yükseldi mi? Yükseldi, kime ne!

DOLAR HER AN 7 TL EŞİĞİNİ GEÇEBİLİR

Dolarda 7 TL eşiği, euro da 7,50 eşiği kritik.

Bu eşikler kalıcı olarak birkaç hafta içinde geçilirse 2018 yılı ağustos ayında patlak veren kur şokunun üzerinden iki yıl geçmeden Türkiye ekonomisi yeni bir devalüasyon daha maruz kalacak.

2018 yılı ağustos ayında 7,20 TL'ye tırmanan dolar iki yıl geçmeden aynı seviyeye yükseldi.

24 ayar altının gramı 370 lirayı aşarken, çeyrek altın İstanbul Kapalıçarşı’da 635 liraya kadar yükseldi. 

Kur artışının 4 aylık zaman zarfında sadece kamuya getirdiği ilave maliyet 100 milyar TL. Özel sektörün borcu da TL olarak 170 milyar TL arttı aynı dönemde. Nasıl ödenecek bu paralar?

KİMSEYE İHTİYACIMIZ YOK MU?

Ahval-i umumi böylesine perişan iken Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) lideri ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Kimsenin desteğine ihtiyacımız yok.” dedi.

Keşke Türkiye’nin kendi yağı ile kavrulabilecek kadar birikimi olsa.

Yedek akçe yandı, bitti, kül oldu olmasına da dünyayı kasıp kavuran Korona Krizi’nde el uzatacak bir ülke de yok etrafımızda.

Amerikan Merkez Bankası’nın (Fed) Endonezya ve Brezilya’yı bile dahil ettiği dolar havuzuna Türkiye’yi almadığına “Amerika şimdi mi aklınıza geldi?” başlıklı makalede işaret etmiştim.

Doların patronu Fed’in Türkiye’ye kapıları kapatması Türk Lirası’nı çetin günler beklediği manasına geliyor.

Dünyada herkes dolara hücum ederken, Fed’in yardımı olmadan Türkiye gibi döviz açığı rekoru kıran bir devletin bu savaştan sağ çıkması imkânsız. Ya çok zengin bir rezerviniz olacak ya da petrol-doğalgaz denizi üzerinde yüzeceksiniz.

Rezervlerin hâli içler acısı ki iki aylık ithalatı bile karşılamaya yetmez.

IMF PARA SAÇARKEN ERDOĞAN...

Uluslararası Para Fonu’ndan (IMF) SDR (Özel çekim hakkı) üzerinden en az 6 milyar dolar kaynak temin etme imkânı var ki bunun için herhangi bir şart da yok.

Vaktinde “IMF’ye 5 milyar dolar borç verdik” yalanı ile milyonları aldatan Erdoğan için böyle de olsa borç istemek kolay değil tabiî.

Salgının sebep olacağı ekonomik krizin 1929 Büyük Ekonomik Buhranı’nı çoktan geride bıraktığı artık sır değil.

IMF, Almanya, Fransa ve İngiltere gibi Türkiye’nin ihracat pazarlarında daralmanın yüzde 10’a yaklaşacağını belirtiyor ki bu tahminlere göre Korona salgını bitse bile bizim için kriz yeni başlamış olacak.

İhracatta düşüş, turizmde çöküş ve yüzde 17’yi geçen bir işsizlik dahildeki tüketimin de öyle kolay toparlanmayacağını haber veriyor.

Krizin tahribatını azaltmak için devletlerin açıkladığı yardım ve destek paketlerinin milli gelirlerine oranında Türkiye (15 milyar dolar) sonlarda yer alıyor. Almanya'nın paketi şimdilik 700 milyar euro.

Ertelenen borçlara her ay faiz işleten bankaların batık kredi kalemi iki ay sonra şişecek. Üretmeden, satış yapmadan o borçların ödenmesi mümkün mü?

HALK SEFALETE TERK EDİLİYOR

Krizde yardım etmesi icap eden vatandaşa IBAN numarası vererek “bağış yap” çağrısında bulunacak kadar acziyet içine düşen AKP lideri Erdoğan’ın “Kimsenin yardımına ihtiyacımız yok.” sözleri mevcut tabloda halkı eşi görülmemiş bir sefaletin beklediği manasına geliyor.

Tekalif-i Milliye veya Varlık Vergisi gibi acı reçeteler ilan edilmese de hakikatte devlet vatandaşın ambarındaki buğdaya kadar göz koymuş vaziyette.

Tek adam rejiminden taviz vermeden Batı liginden destek alınamayacağına göre İran, Çin, Kuzey Kore ve Rusya’da olduğu gibi halk otoriter bir rejimin dişlileri arasında maddi ve manevi acılar çekmeye devam edecek.

Yoksulluk yeni Türkiye’nin yeni normali olacak. 

DOLAR ARTARSA ARTSIN!

Kaptan pilot ve yardımcısı irtifa kaybetmeyi “hızlanıyoruz” diye anons edecek kadar yalan söylemekten hicap duymuyor.

Yolculara da son dualarını etmekten ve vasiyetlerini yazmaktan başka yol kalmıyor.

“Dolar artarsa artsın. Bize ne!” diyenler için bir misal: 1 Ocak 2009’da tedavüle çıkarılan 100 TL, 65,4 Amerikan Doları’na tekabül ediyordu.

17 Nisan 2020’de 100 TL sadece 14,4 dolar ediyor. 11 senede 100 TL'nin 79,1 TL'si buharlaşmış.

Bir başka ifade ile 100 liranın alım güce 18,9 liraya inmiş.

Altın ve dolarda kâr satışları ile geri gelişi büyük yatırımcılar çifte kazanca dönüştürüyor.

Her düşüş alım için fırsat olarak görülüyor. Cuma günü tekrarlandı bu hareket.

Halkın daha fakirleşmesine yol açan sinsi devalüasyona çare bulunmazsa doların tamamen kontrolden çıkması an meselesi… 

[Turhan Bozkurt] 17.4.2020 [Samanyolu Haber]

Bican ki Melekti Uçtu [Harun Tokak]

Marmara Denizi ağustos güneşinin altında ışıl ışıl parlıyordu. İki kadim dost sahildeki bir kanepenin üzerine oturmuş konuşuyorlardı. Ara sıra denizden doğru gelen poyraz saçlarını okşuyordu.

Körfezin bu şirin şehrinde gün batımıydı. Martılar Marmara Denizi’nin serin sularına bir konuyor bir uçuyorlardı.

Uzaklardan buğuların arasından tüllere sarınmış bir güzel gibi İstanbul görünüyordu.
Meş'um 15 Temmuz hadisesi olalı bir ay kadar olmuştu.
Öfke her geçen gün bir sarmaşık gibi sarıyordu ülkeyi.
Bahaddin Bey bir güle bakar gibi bakıyordu yanındaki Osman’a.
Bir denize bakar gibi bakıyordu.
Konuşurken yanakları al al olurdu Osman’ın.
Osman’ın mavi gözleri uçsuz bucaksız bir denizdi.
Bahaddin Bey oldum olası denizlere sevdalıydı. Mesleği icabı ömrü denizlerde geçmişti.
Osman’ın çakır gözlerinde uçsuz bucaksız bir denize açılmış gibi hissederdi kendini. Osman’la buluştuğu zaman bir gül bahçesine girmiş gibi sevinirdi.
Bir gönül hekimi gibiydi Osman.
Birlikte sohbetlere giderler. Esnaf ziyaretleri yaparlar, bazı akşamlar da birlikte çorbacıya giderlerdi.
Bahaddin Bey çorbayı çok severdi.
Deniz oldukça sakindi ama Bahaddin Bey’in içinde fırtınalar kopuyordu.
Hem de öyle böyle değil. Rüyaları bile altüst eden bir fırtınaydı bu.
Suların suskunluğu bile yakıyordu yüreğini. Her bir şey büyük fırtına öncesi sessizliği haykırıyordu sanki. Rüyalar hiç de hayra yorulacak gibi değildi. Körfezin öfkesinden oldum olası korkuyordu ama bu defa içindeki sıkıntılar bölgesel bir öfkenin değil de bütün bir ülkeyi esir alan bir felaketin habercisi gibi idi.
Önce önündeki denize dalgın gözlerle baktı. Sonra gözlerini Osman’ın uçsuz bucaksız denizi andıran mavi gözlerine.
“Osman biliyor musun, seni çok seviyorum lakin bir daha o sözü söyleme bana.”
“Ben de seni çok seviyorum ama abi gitmelisin buralardan.”
“Kaç defadır söylüyorsun bunu ama ben ülkemi nasıl terk ederim Osman. Eşimden, çocuklarımdan, dostlarımdan nasıl ayrılırım.”
Baksana abi öfke dalga dalga kabarıyor. Her gün yüzlerce insan tutuklanıyor.
“İyi de ben suçlu değilim ki!”
“Suçluları değil zaten suçsuzları tutukluyorlar. Burada herkes seni tanıyor. İnsanlara sohbet ediyordun, esnafları ziyaret ediyordun. Okul yapalım, yurt yapalım, çocuklarımıza sahip çıkalım diyordun.”
“İyi de bunlar suç değil ki...”
Hazreti Yusuf da suçlu değildi. Ama saraylılar kendi suçlarını örtbas etmek için Yusuf’u kurban seçmişlerdi.
“İlla gideceksek birlikte gidelim o zaman.”
"Olur abi.”
“Ne zaman gideceğiz peki.”
“Yarın.”
Oturdukları kanepeden kalktılar.
Bir şeyler almak için bir alışveriş merkezine uğradılar.
Bahaddin Bey lacivert renkli spor bir ayakkabı beğendi.
Fiyatı 59 tl yazıyordu.
“Bunlar güzel abi” dedi Osman.
Aldılar.
Osman, Bahaddin Abisinin pantolonunda hafif bir delik olduğunu fark etti.
“Abi bu pantolonlar çok güzel birer pantolonda mı alsak?”
Durdu.
Belli ki elindeki üç beş kuruşu harcamak istemiyordu.
Sonraki gün şehir derin uykuda iken aileleri ile vedalaştılar.
Bahaddin Bey sarıldı çocuklarına öptü kokladı onları.
Hanımı, “Bahaddin dünya gözüyle bir daha görüşemeyeceğiz galiba” dedi.
Bir ömür boyu denizlerin dalgalarıyla savaşmış insan kalbinin derinliklerinden kabarana dalgaların arasında kalmıştı. Gözleri buğulandı.
Tipiye tutulmuş bir ağaç gibi sarsıldı.
“Olur mu öyle şey hele ben bir yerleşeyim hemen sizi alacağım yanıma.” diyebildi.
Kızı ve oğlu da şaşırmışlardı analarının bu sözlerine.
“Anne, babam ölüme gitmiyor ya!”
“Ne bileyim yavrularım içimde garip bir his var işte.”
Muhacir Osman da gelmişti.
Ellerinde bavullarla yürüdüler.
Ağustos sıcakları erkenden bastırmıştı.
Hiç beklenmedik bir anda gidiyorlardı.
Özleyecekleri yüzler geride kalıyordu.
Kulaklarından hiç eksilmeyecek seslerle uzun bir yolculuğa çıkıyorlardı.
Başka insanların arasına gidiyorlardı.
Başka ülkeler girecekti ülkeleri ile aralarına.
Ne zaman biteceğini bilemedikleri bir gurbete gidiyorlardı.
Gerilimli bir pasaport kontrolünden hemen sonra yürekleri dolduran şey; bir gün mutlaka göçün bu kez terk edilen yerlere olacağına ilişkin umutlarıyla doluyordu yürekleri.
Anılar, özlemler, son sözler, unutulmayan yüzler peşi sıra geliyordu onlarla.
“Bahaddin, bir daha dünya gözüyle görüşemeyeceğiz galiba!”
Sınırları bir bir geçerek bir kuzey ülkesine geldiler. Oraya iltica ettiler.
Çileli gurbet günleri başlamıştı.
Artık, sevdikleri çok uzaklardaydı. Yanlarında sadece anılarını, özlemlerini getirebilmişlerdi.
Kader onları önce birlikte oldukları ülkede ayırdı. Sonra Dublin onları ayırdı. Muhacir Osman’ı kuzeyin başka bir ülkesine gönderdiler.
Bahaddin Bey bir iki arkadaşı ile birlikte bir evde kalmaya başladı.
Birlikte oldukları o güzel günleri ev arkadaşı muhacir Mehmet Bey’den dinleyelim…

“Bir buçuk yıl kadar birlikte kaldığımız Bahaddin Bey teheccüdünü hiç kaçırmazdı. Pazartesi perşembe oruçlarını asla aksatmazdı. Namaz sonrası tesbihat ve dersleri ihmal etmezdi. Bildiklerini başkalarına anlatmayı severdi. Tesbihat ve evvabinini aksatanlara söylenirdi. Yolda yürürken ya da müsait zamanlarında daim Allah’ı zikrederdi, dudakları hiç boş durmazdı. Kendisi çok vefalı idi. Vefasızlık karşısında yıkılırdı.
Hanımı Türkiye’den ayrılırken “Bahaddin, bir daha dünyada görüşemeyeceğiz!’’ sözünü bunaldığı zamanlarda hep söylerdi.”

Onun her adını duyduğumda hatırıma, “anne melekleri ağabeyim görüyor da ben niye göremiyorum” diyen Hacı Bayram Veli’nin müritleri Ahmet ve Mehmet Bican kardeşlerin gelmesi boşuna değildi.
Bulunduğum ülkedeki Gürsel ve Mehmet Beyler onun kardeş ailesi idi. Ara sıra arabanın bagajını doldururlar ziyaretine giderlerdi. Ben de bir iki defa katılmıştım onlara. Birlikte namaz kılmış, sohbet etmiştik.  Sanki Türkiye’de, sanki ışık evlerinin birindeydik.
Ne güzel günlerdi!
Kuzeyin bu soğuk ülkesine geleli iki yıla yaklaşmış olmasına rağmen bir türlü oturum alamamıştı. Artık ümidini yitirmişti.
Bir Batı Avrupa ülkesinde tanıdıkları vardı. Oraya gitmeye karar verdi.
Orada 250 avroya tek odalı bir ev tutmuştu. Bir başına o evde kalıyordu.
Ne yazık ki iki yıla yakın kaldığı o ülke de oturum vermedi.
Bir ay kadar önce ilk geldiği kuzey ülkesine polis nezaretinde geri dönmüştü.
Yüreği iyiden iyiye yorulmuştu. Ülkesinden ayrılalı dört yıla yaklaşmıştı. Yuvasız kuşlar gibi gurbette geziyordu.
Son geldiği ülkede yarı hapishane gibi bir yerde tutuyorlardı.
Sık sık telefonda muhacir Osman’a dert yanıyordu.
Bana “Seni ülkene geri göndereceğiz, diyorlar.”
Ben de ‘‘Beni ölüme gönderecekseniz, burada öldürün daha iyi.” diyorum onlara.
“Osman kardeş, körfezdeki o çorbacının çorbasını özledim, aslında gönderseler de fena olmaz hani”
Yaşadıkları onu yormuş bir hayli kilo kaybetmişti.
Üzüntü kederle birlikte bir de korona virüsü ciğerlerine misafir olunca yattığı gurbetteki hastane odasından sağ çıkamadı.
Adeta Allah “Bahaddin kulum! Seni yurtsuz yuvasız mı koydular, yeter gurbet ellerde bir başına dolaştığın, gel!” demişti. O da gel emrine uyarak aramızdan ayrıldı.
Aslında yazımı bu cümlelerle tamamlamıştım ki telefonum çaldı. Arayan kadim dost Hacı Murat’tı.
“Biliyor musun” dedi. “Ben gazetede çalışırken Hocaefendi beni aradı ve Bahaddin Bey’i sana emanet ediyorum.” dedi.
Zaman gazetesinin İstanbul bürolarına bakıyordu.
Uzun yıllar birlikte çalıştık. Gece namazlarını bir gün bile kaçırdığını tahmin etmiyorum. Tam bir kulluk abidesi idi. Kalbi olan bir insandı. Herkesin yardımına koşmayı severdi.
Gölcük depreminde bölgeye gitmiştik. Her evin önünde çaresizce bekleşen insanlar vardı. Onu bir evin enkazından taşları kaldırırken bulduk. Üstü başı toz topraktı.
“Bu enkazın altında, ailesi ile birlikte aynı meslekten olduğumuz bir kardeşim var.” dedi.
Büyük mücadele sonucunda ekipleri oraya getirmeyi başarmıştı. Enkazın altından kucağında ölmüş oğlu ile komada bir adam çıktı. Hanımı da ölmüştü.
Adam kendine geldikten sonra, “Oğlum, baba Bahaddin Abi de gelmedi artık kimse gelmez, diye diye öldü.” dediğini öğrendik.
Bu, herkesin yardımına koşan güzel yürekli insan gurbetteki bir hastane odasından Hakk’a yürüdü.
Vefat ettiği gece Sirac kardeşimiz rüyasında görüyor.
“Abi çok mutlu görünüyorsun.”
“Nasıl mutlu olmam, dostlarıma kavuştum.”
Baltık Denizi bahar güneşinin altında ışıl ışıl parlıyordu. O denizleri seviyordu. Uçsuz bucaksız denizleri andıran çakır gözleri de.  Bazılarını toprak çekerdi ama onu denizler çekmişti. Ve bir denize nazır şehirde can vermişti.
Bican bir melekti, uçtu.

[Harun Tokak] 17.4.2020 [Samanyolu Haber]

"İnnemâ eşku bessi ve hüzni ilallah [Z.Hicran Yıldırım]

Rehberlik Köşesi

"İnnemâ eşku bessi ve hüzni ilallah”
‘Keder ve tasamı yalnız Allah’a arz ediyorum!’

Esbabın silinip gittiği, iç içe inkisarların ruhunu sardığı o demde, nur-u tevhîd içinde sırr-ı ehadiyet tecellî etti. “Fenâfillâh” derinliğiyle içini O’na döktü, inledi ve “Ben şu dağınıklığımı, keder ve tasamı yalnız Allah’a arz ediyorum.” dedi. (Yusuf, 86)

Yakup (aleyhisselâm)

Yakup aleyhisselâmın soyu, İshâk aleyhisselâm vasıtasiyle İbrahim aleyhisselâm'a dayanmaktadır. Annesinin adı Refaka'dır. Kardeşi Ays ile beraber, ikiz olarak doğmuştur. Kardeşinin ardından doğduğu için kendisine Yakup denmiştir.

Yakup aleyhisselâmın diğer bir adı da İsrail'dir. Kardeşi Ays'tan kaçarak dayısının yanına giderken gündüzleri saklanmış ve geceleri yürümüştür. Bundan dolayı kendisine İsrâil denmiştir. Kelime olarak İsrâil geceleyin (Allah'a) yürüyen demektir. (Taberî, Tarih I,162)

Yakup aleyhisselâmın doğumu ve peygamberliği daha önceden müjdelenmişti. Onun bu durumu Kur'ân'da şöyle haber verilmiştir:
"Biz ona (Hz. İbrahim'in hanımı Sare’ye) İshâk'ı müjdeledik. İshâk'ın ardından da Yakub'u…" (Hûd, 11/71)

"Nihayet (İbrahim) onlardan ve Allah'ın dışında taptıkları şeylerden uzaklaşıp bir tarafa çekildiği zaman, biz ona İshâk'ı ve Yakub'u bağışladık ve her birini peygamber yaptık. Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk ve kendilerine güzel ve üstün bir şan, şöhret nasip ettik." (Meryem, 19/49, 50).

"Kuvvetli ve basiretli kullarımız İbrahim'i, İshâk'ı ve Yakûb'u da an. Biz onları ahiret yurdunu düşünme özeliğiyle temizleyip, kendimize hâlis kul yaptık." (Sâd, 38/45, 46).

"Biz ona (İbrahîm'e) İshâk'ı ve İshâk'ın oğlu Yakûb'u da hediye ettik. Hepsine de doğru yolu gösterdik. Nitekim daha önce Nuh'a ve onun soyundan Davud'a, Süleyman'a, Eyyûb'e Yûsuf'a Musa'ya ve Harun'a da yol göstermiştik. Biz güzel davrananlara böyle karşılık veririz." (En'âm, 6/84)

Kur’an-ı Kerim, Yakup aleyhisselâma oldukça geniş yer verir. ‘Memuriyetindeki derin aşkı, kılı kırk yararcasına konumunun hakkını yerine getirmesi ve sorumluluğunu içtenleştirmesi açısından bu ince insan çevresindeki mütemerritlerle misyonu icabı meşgul olurken, dört bir yanda esip duran küfür ve ilhad şerârelerini kırma cehdiyle oturur kalkar ve cedlerinden tevarüs ettiği Hak’la münasebet disiplinlerini yakın uzak herkese duyurmaya çalışır.

Rüya Tabir Etmesi

Yüce Allah, Kur'ân-ı Kerîm'de Yakup aleyhisselâmın rüya tabir etmeyi bilmesini ise şöyle bildirir:
"Hani bir zaman Yusuf babasına: Babacığım, ben (rüyada) on bir yıldız, güneşi ve ayı gördüm. Bunların hepsinin bana secde ettiklerini gördüm, demişti.

(Babası Yakup da ona şöyle demişti): ‘Yavrum, rüyanı kardeşlerine anlatma, sonra sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insana apaçık bir düşmandır! Böylece Rabb'in seni seçecek ve sana rüyada görülen olayların yorumunu (veya Allah'ın kitabının ve peygamberlerin sünnetlerinin inceliklerini) öğretecek. Sana ve Yakûb soyuna nimetini tamlayacaktır. Nasıl ki ataların İbrahim'e ve İshâk'a da nimetini tamamlamıştı. Şüphesiz Rabb'in bilendir, hikmet sahibidir." (Yûsuf, 12/4-6).

Evlatlarla Ağır İmtihan

Yakup aleyhisselâm, ağır sorumluluklarını nübüvvet hassasiyetiyle ifa ederken bir de evlatlarıyla farklı bir imtihana maruz kalır. Çocuklarının Hazreti Yusuf’u çekememeleri bu ince ve hassas ruhu üzer. Baba şefkatinin yanında peygamber duyarlılığı ve ötelerle münasebeti açısından Hz. Yusuf’u, Hazreti İbrahim ve İshak emanetini taşıyabilecek biri olarak görür ve ona ekstra bir alaka gösterir.

Fakat, diğer evlatlar onun bu iç sezilerine muttali bir hazımsızlık içindedirler ve sürekli onun hakkından gelme kurgularıyla kendilerini yiyip bitirmektedirler.

Nihayet bir gün, o ana kadar düşünüp durdukları şeyleri uygulamaya karar verir, Yusuf’u babalarından koparır ve yapacaklarını yaparlar.

Yusuf Aleyhisselâm'ı kıskandıklarından onu ortadan kaldırmak için harekete geçerler. Kur'ân-ı Kerîm bize bu hadiseyi teferruatıyla haber verir:

"Gerçekten, Yusuf ile kardeşlerinin kıssalarında, sorup ilgilenenlerin alacakları nice ibretler vardır.

Hani onlar, (aralarında şöyle konuşmuşlardı):

"Yusuf ile öz kardeşi, babamıza daha sevimli geliyor. Oysa biz daha güçlü bir grubuz. Pek belli ki babamız bu işte yanılıyor. Yusuf'u öldürün yahut onu uzak bir yere atın ki babanızın sevgi ve teveccühü yalnız size kalsın. Ondan sonra da tövbe ederek salih kimseler olursunuz, babanızla münasebetleriniz düzelir, işiniz yoluna girer."

İçlerinden biri:

"Yusuf'u öldürmeyin de bir kuyu dibine bırakın. Yolcu kafilelerinden biri onu yitik olarak alıp götürsün. Eğer yapacaksanız böyle yapın!" dedi.

(Onlar buna karar verdikten sonra bir gün babalarına varıp:) "Sevgili Babamız! dediler, sen neden güvenip de Yusuf'u bize emanet etmiyorsun. Oysa biz onu çok seviyoruz. Ona samimiyetle bağlıyız." "Yarın onu bizimle gönder, gezsin oynasın, biz ona çok iyi sahip çıkarız."

Babaları: "Onu götürmeniz beni meraklandırır. Korkarım ki siz farkında olmadan, onu kurt yer." dedi." (Yusuf Suresi, 7-13)

Yakup Aleyhisselâm’ın bunu demesinin sebebi yakınlarda gördüğü bir rüya idi. Rüyasında bir dağ başında on kurdun ona saldırdığını içlerinden birinin onu koruduğunu ve yer yarılarak Hz. Yusuf’un içine düştüğünü görmüştü. Bu sebeple “Kurt onu yemesin!” demişti.

Kur'ân-ı Kerîm’de bu hadise şu şekilde devam eder:

"Onlar! "Vallahi!" dediler, "Biz böylesine güçlü bir grup iken onu kurt kapar da yerse, yazıklar olsun bize! Biz ne güne duruyoruz." (Yusuf Suresi, 14)

Sonra Hz. Yusuf’u yanlarına alarak Medyen ve Mısır arasında Beytülmakdis bölgesine götürdüler. Burası kasabadan çok uzakta bir yerdi. Yol üzerinde susuz bir kuyu vardı. Bu kuyu Şeddad’ın İrem Bağlar’ını inşa ederken yaptırdığı suyu kuyusuydu. Gömleğini çıkardılar ve Hz. Yusuf’u bu kuyuya attılar.
"Derken kardeşleri onu alıp götürünce ve onu kuyunun dibine bırakma konusunda görüş birliğine varınca, Biz de Yusuf'a şöyle vahyettik: "Zamanı gelecek, onların hiç hatırlarına gelmediği ve seni hiç tanımadıkları bir sırada, kendilerine yaptıkları bu işi hatırlatacaksın."

Yatsı vakti, ağlayarak babalarının yanına dönüp dediler ki: "Sevgili babamız, biz yarışmak üzere bulunduğumuz yerden ayrılırken Yusuf'u da eşyalarımızın yanında bıraktık. Bir de döndük ki onu kurt yemiş! Şimdi biz doğru da söylesek sen bize inanmayacaksın!"

Onlar Yusuf'un gömleğine sahte kan bulaştırarak getirmişlerdi. Babaları Yakup: "Hayır!" dedi, nefisleriniz sizi aldatmış, bu işe sevk etmiş. "Artık bana düşen, ümitvar olarak güzelce sabretmektir. Ne diyeyim, sizin bu anlattıklarınız karşısında, Allah'tan başka yardım edebilecek hiç kimse olamaz!" (Yusuf Suresi, 15-18)

Yakup aleyhisselâm sabrıyla ve ümidiyle örnek bir peygamberdi. Kur'ân'da, onun hayatı, Yûsuf aleyhisselâmın hayatı ile iç içe anlatılmıştır. Yakup aleyhisselâmın gözlerinin kaybolmasına, saçlarının ağarmasına ve belinin bükülmesine sebep olan bu evlat imtihanı ve onun örnek sabrı, Kur'ân'da şöyle anlatılmıştır:

"Ama babaları Yakup:

"…Ne yapayım? Bu hale karşı sükûnet ve ümit içinde sabretmekten başka yapacak şey yok! Ümidim var ki Allah bütün kaybettiklerimi bana lütfedecektir. Çünkü O alîmdir, hakîmdir (benim de onların da hallerini bilir ve beni elbette hikmetini ortaya koymak için, bu imtihana tâbi tutmuştur)."

Onlardan yüzünü çevirip öte tarafa dönerek ufuklara seslendi:

"Ya esafâ alâ Yusuf! Nerdesin Yusuf! Nerdesin Yusuf! Yusuf!" diye diye, üzüntüsünden gözlerine ak düştü. Yaptıklarından dolayı oğullarına duyduğu kızgınlığını da belirtmiyor, öfkesini yenmeye çalışıyordu.

Oğulları şöyle dediler:

"Ömrün geçti gitti, hâlâ Yusuf'u dilinden düşürmüyorsun. Vallahi "Yusuf!" diye diye kederden eriyeceksin veya büsbütün ölüp gideceksin" (Yusuf Sures 83-85)

Ah Haset!

Hz. Yakub (as) elbette onlara inanmadı, ama yapılacak bir şey de yoktu.

O güne kadar, peygamberlik ufkuyla hep hissedip endişelendiği ve te’vîl-i ehâdîse açık ruhuyla sezegeldiği meş’ûm hadise bir kâbus gibi çökmüştü üstüne.

O masum ve masûn insanı bir yıldırım gibi çarpmıştı. Yusuf’un kayıplara karışması, evlatlarının cinayet işleyip yalan söylemeleri Yakup Aleyhisselâm’ı dilhûn etmişti. Engin ihtisasları sayesinde mazeret adına söylenenlerin hiçbiri ona inandırıcı gelmemişti. Ye’se düşmemişti ve recâ hissi ile dipdiriydi; ama hadise ağır bir inkisara sebebiyet verecek mahiyetteydi.

Esbabın silinip gittiği, iç içe inkisarların ruhunu sardığı o demde, nur-u tevhîd içinde sırr-ı ehadiyet tecellî etti; o da ebedî mihrabı olan Hak kapısına olağanüstü bir şekilde yöneldi. -Zaten yüzü, gözü, kulağı ve kalbi hep o kapıdaydı.- Bir “fenâfillâh” derinliğiyle içini O’na döktü, inledi:

"İnnemâ eşku bessi ve hüzni ilallah” “Ben şu dağınıklığımı, keder ve tasamı yalnız Allah’a arz ediyorum; sizin bilmediğiniz birçok şeyi Allah’ın vahyetmesiyle biliyorum.” (Yusuf, 86) dedi. Ciddi bir tevekkül ve teslim ruh haleti içinde nefeslenerek Hakk’a tefvîz-i umûr edip intizar-ı subh-i rahmete saldı kendini.

 “Meşakkat ile me'âlî doğru orantılıdır; çekilen sıkıntı ölçüsünde seviye elde edilir.” fehvasınca üst üste sıkıntılar karşısında dişini sıkıp sabretmiş; derdini gönlündeki hemdemi olan âh u vâha bile tamamen açmamıştı.***

‘Allah seni bize üstün kılmıştır!’

Yakup aleyhisselâm evladı Yusuf’u hiç unutmadı, ümidini kesmedi. Bir gün çocuklarına:
"Evlatlarım, haydi gidiniz, bütün duyularınızı, hislerinizi kullanarak var gücünüzle Yusuf ve kardeşi hakkında bilgi edinmeye çalışınız. Allah'ın rahmetinden asla ümidinizi kesmeyiniz. Çünkü kâfirler güruhu dışında hiç kimse Allah'ın rahmetinden ümidini kesmez."

Onlar, Mısır'a varıp Yusuf'un huzuruna girerek "Aziz vezir! dediler, biz de ailemiz de yine darlık ve sıkıntıya düştük, biz bu sefer pek az bir meblağ getirebildik. Lütfen bize tahsisatımızı tam ölçek ver de parasını veremediğimiz kısmı da sadakanız olsun. Şüphesiz ki Allah tasadduk edenleri fazlasıyla ödüllendirir."

Artık zamanı geldiğini düşünerek Yusuf:
"Siz, dedi, cahilliğiniz döneminde Yusuf ile kardeşine yaptığınız muameleyi elbette biliyorsunuzdur değil mi?"

"Aa! Sen, yoksa sen Yusuf musun?" dediler. O da: "Evet ben Yusuf'um, bu da kardeşim! Gerçekten Allah bizi lütfuna mazhar etti. Şu kesindir ki, kim Allah'ı sayıp haramlardan sakınır, itaatlara devam ve imtihanlara sabrederse, Allah da böyle güzel hareket edenlerin mükâfatını asla zayi etmez."

Kardeşleri de şöyle dediler: "Vallahi de tallahi de Allah seni bize üstün kılmıştır. Doğrusu bizler suçlu idik!"

Yusuf şöyle cevap verdi: "Bugün sizi kınayacak, serzenişte bulunacak değilim! Allah da sizi affetsin. Çünkü merhamet edenlerin en merhametlisi O'dur."

Şu gömleğimi alın, babamın yanına varıp onun yüzüne sürüverin, o zaman gözü açılacaktır. Sonra da bütün çoluk çocuğunuzla buyurun, yanıma gelin."

Kafile daha Mısır'dan ayrılır ayrılmaz, öteden babaları:

"Şayet bunadı' demezseniz, doğrusu, ben Yusuf'un kokusunu alıyorum!" dedi.

Oradakiler: "Vallahi, dediler, sen hâlâ, o eski saflığında devam etmektesin."

Müjdeci gelip de gömleği Yakup'un yüzüne sürünce gözleri açıldı ve:

"Ben sizin bilmediklerinizi Allah tarafından vahiy yolu ile bilirim dememiş miydim?" dedi.
Evlatları ise şöyle dediler: "Ey bizim şefkatli babamız! Bizim günahlarımız için Allah'tan mağfiret dile. Doğrusu biz günahkârız."
O şöyle cevap verdi:

"Sizin için Rabbimden af dileyeceğim. Gerçekten O gafurdur, rahîmdir."

Yâkub ailesi Mısır'a gelip Yusuf'un yanına girdiklerinde Yusuf, annesi ile babasını kucakladı ve:
"Allah'ın izniyle Mısır'a güven ve huzur içinde girin." dedi.

Annesi ile babasını tahtına oturttu. Hepsi onun önünde saygı ile eğildiler. Yusuf:

"Babacığım! dedi, işte küçükken gördüğüm rüyanın tabiri! Rabbim o rüyayı gerçekleştirdi. O, bana nice ihsanlarda bulundu: Beni zindandan kurtardı ve nihayet Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra sizi çölden getirip bana kavuşturmakla da beni ihsanına mazhar etti. Gerçekten Rabbim dilediği kimse hakkında latifdir (dilediği hususları çok güzel, pek ince bir tarzda gerçekleştirir). Şüphesiz O alîmdir, hakîmdir (her şeyi hakkıyla bilen, tam hikmet sahibidir)" Yûsuf, 12/87-100)

Bu âyetlerde de ifade edildiği gibi, Yakup aleyhisselâmın çocukları yaptıklarına pişman oldular. Babalarından ve kardeşleri Yûsuf aleyhisselâmdan özür dilediler. Babaları Yakup aleyhisselâma ve kardeşleri Yusuf aleyhisselâm onları bağışladılar ve onlar için Allah'a yalvarıp dua ettiler. Cebrâil (as), Yakup aleyhisselâma gelerek, çocukları için yaptığı duasının kabul edildiğini ve çocuklarının Allah tarafından bağışlandıklarını müjdeledi. 

Yakup aleyhisselâma diğer peygamberler gibi insanları Allah'a inanmaya ve O'na ibadet etmeye çağırdı. Kendisi bu yolda fevkalade örnek bir hayat yaşadı.

Kur'ân-ı Kerîm'de bildirildiği gibi, Yakup aleyhisselâm, İbrâhim aleyhisselâmın yaptığı gibi, ruhunu teslim etmeden önce, çocuklarına vasiyette bulundu:
"O zaman (Yakup) oğullarına:

"Benden sonra neye kulluk edeceksiniz?" demişti. (onlar da): "Senin Rabb'in ve ataların İbrâhim, İsmâil ve İshâk'ın Rabb'i olan tek Allah'a kulluk edeceğiz. Biz O'na teslim olanlarız." dediler." (Bakara, 2/133).

Yakup aleyhisselâm’ın Hz. Yusuf’a (as) olan sevgisi

Hazreti Yakup (as)’in Hazreti Yusuf (as) olan şiddetli ihtimamı ve düşkünlüğü, Risale-i Nur'da aşk değil, şefkat olarak değerlendiriliyor:

"Şu mesele münasebetiyle hatıra gelen ve muhakkikîne, hattâ bir üstadım olan İmam-ı Rabbânîye muhalif olarak diyorum ki:

"Hazret-i Yâkup Aleyhisselâmın Yusuf Aleyhisselâma karşı şedit ve parlak hissiyatı, muhabbet ve aşk değildir, belki şefkattir. Çünkü, şefkat, aşk ve muhabbetten çok keskin ve parlak ve ulvî ve nezihtir ve makam-ı nübüvvete lâyıktır. Fakat muhabbet ve aşk, mecazî mahbuplara ve mahlûklara karşı derece-i şiddette olsa, o makam-ı muallâ-yı nübüvvete lâyık düşmüyor."

"Demek, Kur'ân-ı Hakîmin parlak bir i'câz ile parlak bir surette gösterdiği ve ism-i Rahîm'in vusulüne vesile olan hissiyat-ı Yâkubiye, yüksek bir derece-i şefkattir. İsm-i Vedûda vesile-i vusul olan aşk ise, Züleyhâ'nın Yusuf Aleyhisselâma karşı olan muhabbet meselesindedir. Demek Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyan, Hazret-i Yâkup Aleyhisselâmın hissiyatını ne derece Züleyhâ'nın hissiyatından yüksek göstermişse, şefkat dahi o derece aşktan daha yüksek görünüyor." (Mektubat, Sekizinci Mektup)
Allah Resûlü Aleyhissalatü Vesselam, kendisine "Sen kerîmsin" diyenlere: "Kerîmoğlu, kerîmoğlu, kerîmoğlu kerîm, İbrahim Halîlullahoğlu, İshakoğlu Yâkuboğlu Yusuf'tur." demişti. (Buhârî, enbiyâ 18-19; menâkıb 13; Tirmizî, tefsir 12)

Devam edecek…

[Z.Hicran Yıldırım] 17.4.2020 [Samanyolu Haber]

Koronavirüs hastalarını gizleyen muhtar görevden alındı

Van'ın Başkale ilçesi Örmetaş Mahallesi Muhtarı Mikail Duman, mahallesindeki koronavirüslü hastaları, sağlık ekipleri ile güvenlik güçlerinden gizlediği gerekçesiyle görevden alındı.

KRONOS -17 Nisan 2020

 Van’ın Başkale İlçesi Örmetaş mahallesi, korona virüsü taşıyan bir kişinin İstanbul’dan 7 Nisan 2020’de mahalleye gelmesi üzerine ilçe hıfzıssıhha kurulu kararıyla karantinaya alınmıştı. Karantina süreci devam ederken, sağlık ekipleri de mahallede taramalarını sürdürdü.

Ancak, mahalleye İstanbul’dan gelen başka vatandaşların da olduğu, bu vatandaşların muhtar tarafından mahalledeki karantinanın kaldırılması için saklandığı bilgisi yetkililere ulaştı.

Yapılan çalışmalarla İstanbul’dan gelen diğer isimler sağlık ekipleri ve güvenlik güçleri tarafından tespit edilerek test yapıldı. Yapılan test sonucunda 8 vatandaşın daha koronavirüs testi pozitif çıktı.

Bunun üzerine Başkale Kaymakamlığı Mahalle Muhtarı Mikail Duman hakkında ‘görevlilere yanıltıcı bilgi vermek ve görevi ihmal’ soruşturması başlatarak görevden uzaklaştırdı.

[Kronos.News] 17.4.2020

‘AKP, İstanbul ve Ankara belediyelerine kayyımın zemini hazırlanıyor’

İçişleri Bakanlığı’nın Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş hakkında koronavirüs salgını için başlattıkları bağış kampanyası nedeniyle soruşturma başlatması tartışma yarattı. Yorumcular İstanbul ve Ankara belediyelerine ‘kayyım atamanın’ zemininin hazırlandığı görüşünde.

KRONOS -17 Nisan 2020

ANKARA – İçişleri Bakanlığı tarafından İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş hakkında koronavirüs salgını için başlattıkları bağış kampanyası nedeniyle soruşturma başlatıldı. Yardım kampanyasına açılan soruşturmanın bu iki belediyeye ‘kayyum atamanın’ ön hazırlığı olduğunu belirten yorumlar sıklıkla dile getirilmeye başlandı. Bakanlık, hayır işlerini engellemekle suçlanıyor. Pek çok farklı kesimden soruşturmaya tepkiler gelmeye devam ediyor. İşte o tepkilerden bazıları…

“KRİZİ BİR FIRSAT OLARAK KULLANMAMAK LAZIM”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan: “Bu konu toplumun her kesimini ilgilendiriyor. Toplumun her kesimine en yakın birimler yerel yönetimlerdir. İl ve ilçe belediye başkanları seçilmiş insanlardır. Birebir seçilmişliğin verdiği bir sorumluluk vardır bu arkadaşların üzerinde. Sürecin yönetiminde yerel yönetimler bizzat işin içinde olması lazım. Bunu yapamazsınız, şunu yapamazsınız diyemezler. Onun ötesinde ne yapılacaksa ne yaparım, ben dağıtırım, ben her şeyi herkesten daha iyi bilirim demek çok çok yanlış. Ben bir toplumsal mutabakat arayıştan söz ediyorum. Bin biliyorsanız bir bilene sormak kıymetlidir, önemlidir. Yerele, inşalara güvenmek lazım. Krizi fırsat olarak kullanmamak lazım. Burada yapılacak tek hesap can hesabıdır.

“SEÇİMLERDEKİ MAĞLUBİYETİN İNTİKAMINI ALMAYA ÇALIŞIYORLAR”

CHP Parti Meclisi Üyesi ve Ankara Milletvekili Tekin Bingöl: “Bağış kampanyaları nedeniyle İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve ABB Başkanı Mansur Yavaş hakkında soruşturma başlatıldı. Böyle bir dönemde halkın bağış paraları bloke edildi.
Seçimlerdeki mağlubiyetin intikamını halktan almaya çalışıyorlar, yazık, çok
yazık!”

“KAYYIMLARA KİMSE SUSMAMALIYDI”

İstanbul Bağımsız Milletvekili Cihangir İslam: “Zalimane infaz yasasına en ufak bir muhalefet emaresi göstermeyen İçişleri Bakanı hala hayrı, iyiliği, yardımlaşmayı engellemekle meşgul.”

HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu: “Yasa masa tanımaz bir iktidarın yardım toplayana bakışı! Bu böyle ama… Kayyımlara da kimse susmamalıydı..! Gereken tepki yetersizdi, bu bir gerçek! Susma, sustukça sıra sana gelecek!”

“AKP, KAYYIMIN ZEMİNİ OLUŞTURMAYA ÇALIŞIYOR”

Eski CHP Milletvekili Barış Yarkadaş: “Ekrem İmamoğlu 1 yıl önce bugün mazbatasını almış ve İBB koltuğuna oturmuştu. Millet iradesini bir türlü hazmedemeyen AKP, İmamoğlu ihtiyaç sahipleri için bağış topladı diye soruşturma açıyor ve kayyımın zeminini oluşturmaya çalışıyor. AKP’yi uyarıyorum: Milletle inatlaşmayın!”

“SİYASİ BEDELİ AĞIR OLUR”

CHP Ankara Milletvekili Haluk Koç: “Hala aklı selim düşünme güçlerini koruyabilen,iktidar yetkililerine duyurmak istiyorum. Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’a yardım kampanyaları için soruşturma açmak, sizin için siyasi intihardır. BU MİLLET BUNU ASLA UNUTMAZ! Siyasi bedeli ağır olur.”

İBB ve Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin başlattığı kampanya sonucu İçişleri Bakanlığı bir genelge yayınlamış ve belediyelerin banka hesaplarına bloke konmuştu. İBB Başkanı İmamoğlu, kampanyada 900 bin TL topladıklarını, 15 gün süre verildiğini ve hala bu tutarın blokaj altında tutulduğunu söyledi. Ankara Büyükşehir Belediyesi de soruşturma başlatıldığını doğrularken, cuma gününden itibaren müfettişlerin, belediyede incelemelerde bulundukları öğrenildi.

[Kronos.News] 17.4.2020

İŞKUR’da taşra çalışanlarına skandal talimat

İŞKUR’un taşra birimlerinde görev yapan çalışanlara, “yüz yüze hizmet verin” talimatı iletildi. Koronavirüse karşı endişeli olan çalışanlar evden hizmet vermek istediklerini genel müdürlüğe bildirdi.

BOLD – Türkiye İş Kurumu’na (İŞKUR) bağlı işyerlerinde örgütlü bulunan Türkiye KamuSen’e bağlı Türk Büro-Sen, personelden gelen şikâyetleri kuruma yazı ile bildirerek yeni tip koronavirüs salgınına karşı bir an önce gerekli önlemlerin alınmasını istedi.

KURUM ÇALIŞANLARI RİSK ALTINDA

Cumhuriyet’ten Mustafa Çakır’ın haberine göre sendika, İŞKUR Genel Müdürlüğü’ne gönderdiği yazıda, Sağlık Bakanlığı bünyesine 14 bin kamu işçisi alımı işlemleri, kısa çalışma ödeneği başvuruları, işbaşı eğitim programları iş ve işlemleri, işsizlik sigortası işlemleri ve diğer yüz yüze verilmesi esas olan danışmanlık işlemleri nedeni ile kurum çalışanlarının risk altında bırakıldıklarına dikkat çekti.

ALTYAPI EVDEN ÇALIŞMAYA MÜSAİT

Taşra teşkilatında altyapı evden çalışmaya müsait olduğu halde işlemlerin yoğunluğu gerekçe gösterilerek tam zamanlı çalışmalara devam edildiğine dikkat çekilen yazıda, esnek çalışma genelgesi kapsamında asgari sayıda personel uygulamasına geçilmediğine vurgu yapıldı.

YÖNETİCİLER TALİMAT VERMİŞ

Hizmetlerin bir kısmının online verilebilmesine karşın bazı yöneticilerin yüz yüze hizmet verilmesi yönünde talimat verdiğinin belirtildiği yazıda, önlemlerin bir an önce alınmaması halinde salgının kurum içinde yayılımının önlenemeyeceği ve tüm işlemlerin durma noktasına geleceği uyarısı yapıldı.

[BoldMedya] 17.4.2020

Çin’e uluslararası cezanın altyapısı oluşuyor

ABD ve İngiltere’deki soruşturmalardan sonra Fransa Cumhurbaşkanı Macron da “Çin’de bilmediğimiz şeyler oldu” dedi. Çin’e korona nedeniyle astronomik bir ceza gündemde.

BOLD – Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere’de Çin’in koronavirüsün dünyaya yayılmasındaki hataları, suçları ve olası kastıyla ilgili soruşturmalar başlatıldı.

Çin virüsün yayılımını ve öldürücülüğünü dünyadan gizleyerek, izolasyonu geciktirerek ve uçuşları sürdürürek dünyayı enfekte etmekle suçlanıyor. ABD’nin araştırdığı bir diğer konu ise virüsün laboratuvar ortamında geliştirilip geliştirilmediği.

MACRON: BİLMEDİĞİMİZ BİRŞEYLER OLDU

Çin’e uluslararası bir ceza kesilmesi gündemdeyken, bir diğer açıklama da Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’dan geldi. Macron, Çin’in yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgınıyla mücadelesine ilişkin, “Açıkçası bilmediğimiz şeyler oldu” dedi.

Macron, İngiliz Financial Times gazetesine verdiği demeçte, Covid-19’a ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Salgınla ilgili Fransa, Almanya ve İtalya’nın, Çin veya Rusya ile karşılaştırılmasının mümkün olmadığını vurgulayan Macron, “Çin’in koronavirüsün yönetiminde bizden daha iyi olduğunu söyleyecek kadar saf olmayalım. Bilmiyoruz. Açıkçası bilmediğimiz şeyler oldu” ifadesini kullandı.

AB’DE POPÜLİZM YÜKSELEBİLİR

Macron, salgından en çok etkilenen Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerine destek verilmemesi halinde İtalya, İspanya ve belki Fransa’da popülistlerin zafer elde etmesine katkıda bulunulacağını kaydetti.

Salgının yol açtığı krizin yönetiminde en zengin AB ülkelerinin daha fazla sorumluluğu bulunduğunu aktaran Macron, “AB’nin siyasi bir proje mi veya (ekonomik) bir pazar mı olduğu konusunda karar vermemiz gereken bir dönemdeyiz. Ben siyasi bir proje olduğunu düşünüyorum. (AB’yi) Daha da ileriye taşımazsak Avro grubu ve Avrupa düşüncenin yıkılma riski bulunuyor. Bazılarını feda ettiğimiz bir pazara sahip olamayız.” değerlendirmesinde bulundu.

[BoldMedya] 17.4.2020

AKP’li Ali Özkaya: Gazetecinin işleyebileceği en önemli suç Cumhurbaşkanına hakaret

AKP’li Ali Özkaya, infaz indiriminden düşünce suçlularının kapsam dışı bırakılmasını savundu. “Efendim gazeteci nasıl tutuklu olabilir, infazda indirim niye gazetecilere yok’ deniliyor? Gazetecinin suç işleme özgürlüğü yok” dedi.

BOLD – İnfaz teklifini hazırlayan isimlerden AKP Afyon Milletvekili Ali Özkaya, hırsızlık, mafya, adam yaralama gibi adi suçlarda yapılan infaz indirimini savundu.

Cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü gazeteci sayısının 202 kişi olduğunu belirten Özkaya, “Bunun yüzde 70-75’i Fetö ve PKK. ‘Efendim gazeteci nasıl tutuklu olabilir, infazda indirim niye gazetecilere yok’ deniliyor? Gazetecinin suç işleme özgürlüğü yok. Gazetecinin işleyebileceği en önemli suç nedir? Hakaret suçudur. Cumhurbaşkanına hakaret, TBMM’yi aşağılama… Bunların hepsi yasada var” ifadelerini kullandı.

KİMSEYİ AFFETMEDİK, SADECE KATEGORİ YAPTIK

Sözcü gazetesine konuşan Özkaya, Mecliste AKP ve MHP oylarıyla kabul eden infaz yasası değişikliğiyle ilgili “Suç kötüdür, iyi suç yoktur. Biz kimsenin suçunu affetmedik. Sadece bir kategori yaptık” dedi.

CUMHURBAŞKANIMIZ ‘BUNLARI AYIRALIM’ DEDİ

“Biz, toplumun en ağır gördüğü, kırmızı çizgisiyle ilgili bir kategori yaptık. Kimsenin suçunu affetmedik. En suçlu kişinin bile kazısan altından insan çıkar. Diyelim ki 10 yıl koşullu salıvermesi vardı. 2 yıllık yeni suçtan ceza aldı, birinci suçtan 2.2 olmak üzere 4 yılını yatacak. 6 yıllık ceza alacak suç işlerse 12 yıl olacağı için birinci suçtan 10 yıl yatacak, ikinci kere mükerrer yani üçüncü suçu işlerse artık hiçbir koşullu salıvermeden yararlanamaz. Adam öldürmenin süreli halleri 1/2’ye inecek olunca Cumhurbaşkanımız, canavarca işlenen suçlar ve kadınlara yönelik suçlarda hassas olduğu için ‘bunları da ayıralım’ dedi. Böylece adam öldürmeyi mevcut yerinde tuttuk.

MİT Kanunu’nda ise mevcut durum 3/2 idi, onu aynı tuttuk. Daha aşağı indirmedik. Sonra salgın geldi. Bakanlığımız açık cezaevindeki tutukluların kanunla izinli sayılmasını, pandemi devam ederse 3 defa daha izin verilmesi konusunda yetki verdik. Kanun ihtiyaç olursa Meclis çözer.

90 BİN KİŞİ DİKKATLİ OLSUN, DEVLET SİZE ATİFET YAPTI

Deniyor ki ‘Tecavüzcü gidiyor, cinsel suç işleyen çıkıyor. Rüşvet alan memuru tahliye ediyorsunuz, rüşveti yazan gazeteci içeride kalıyor.’ Böyle bir şey asla söz konusu değil. Rüşvet ve zimmetten yatan toplam 240 civarı, 300 bin kişi içinde. Bunlardan da koşullu salıvermeden yararlanan sınırlı. Bir gazeteci rüşvet aldığı diye birini yazdığında, bu diyelim ki hakaret, iftira suçu olabilir. Tahliye olan 90 bin kişi dikkatli olsun. Devlet size; ailenize, topluma iyi insan olmanız için bir atifet (lütuf/iyilik) sundu. Bunu iyi değerlendirsinler, yanlışa tekrar dönmesinler.

AYM, RAHŞAN AFFI KARARINDA HAKLI İDİ

AYM’nin temel içtihadı, Rahşan Affı olarak bilinen 4616 sayılı kanunla ilgili verdiği 4 iptal kararı. O kanunu özel bir af olarak görmüştü. AYM o kararında haklı idi. Kamu görevlileriyle ilgili o dönemdeki 240. maddeyi iptal etmişti, çünkü suçlar arasında ayrım yapılmıştı. Bizim düzenlememizde eşitlik açısından TMK’daki suçların tamamını, uyuşturucu satışlarıyla ilgili baronundan en küçüğüne kadar, cinsel suçlarda da ayrım yapmadık.”

[BoldMedya] 17.4.2020

Çakıcı’dan ‘Rizeli Yezit’ dediği Erdoğan ve ‘güvenilmez’ dediği Bahçeli’ye teşekkür

Yeni İnfaz Kanunu sayesinde cezaevinden çıkan organize suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı, vaktiyle ‘Rizeli Yezit’ dediği Tayyip Erdoğan’a ve ‘güvenilmez’ diye andığı Devlet Bahçeli’ye teşekkür etti.

BOLD – AKP-MHP ortaklığının son meyvesi yeni İnfaz Kanunu ile birçok cezaevinde tahliyeler başladı. Fakat bunlar arasında en dikkat çekeni 16 yıldır hapiste bulunan organize suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı’nın salıverilmesi oldu.

BAHÇELİ İKİ YIL ÖNCE ADINI ANIP GENEL AF İSTEMİŞTİ

Çakıcı, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin yaklaşık iki yıl önce kendisinin adını telaffuz ederek ‘genel af’ istemesiyle gündeme gelmişti. Bahçeli, Çakıcı’yı cezaevinde ziyaret de etmişti.

Alaattin Çakıcı’nın avukatı Zeynep Çiftçi, müvekkilinin el yazısı ile kaleme aldığı bir açıklamayı sosyal medya hesabından paylaştı.

Çakıcı’nın zamanında ‘Rizeli Yezit-Sahte Sultan’ diye hitap ettiği AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve ‘güvenilmez’ diye andığı Bahçeli’ye teşekkür ettiği açıklama şu şekilde:

DEVLET BAŞKANIMIZ SAYIN TAYYİP ERDOĞAN’A SAYGILARIMI ARZ EDERİM

“Yeni infaz yasası ile esaretten kurtulup özgürlüğüne kavuşan tüm mahkûm arkadaşlar, şahsım ve hepimizin özgür olmasına vesile olan MHP Genel Başkanı ve Dünya Türklerinin yaşayan efsanevi son Türkmen Beyi Sayın Devlet Bahçeli’ye ve bu yasanın diğer mimarı, son dört yıldır devletimizin bekası için Batı Emperyalizmine asla taviz vermeyen Devlet Başkanımız Sayın Tayyip Erdoğan’a kendi adıma ve özgürlüklerine kavuşturdukları tüm mahkum arkadaşlar adına en derin saygılarımı arz ederim.”

[BoldMedya] 17.4.2020

İnfaz düzenlemesi olası kastla ölüme yol açmakla eşdeğer

İstanbul Barosu eski Başkanı Turgut Kazan, Meclisten geçen infaz düzenlemesiyle ilgili çok çarpıcı analizler yaptı. Kazan’a göre düzenlemenin koronayla hiçbir alakası yok.

BOLD – AKP ve MHP oylarıyla Meclisten geçen “Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanuna” yönelik tepkiler devam ediyor.

Siyasi tutuklu ve hükümlülerinin kapsam dışında tutulup, adli tutukluların cezaevlerinden salıverildiği infaz kanunu İstanbul Barosu eski Başkanı Avukat Turgut Kazan değerlendirdi.

DÜZENLEME SALGIN NEDENİYLE YAPILMADI

Düzenlemenin salgın nedeniyle yapıldığına inanmadığını dile getiren Av. Kazan, amacın öyle olması halinde cezaevlerinin çok daha kolay bir şekilde boşaltılabileceğini ifade etti. Şayet amaç bu olsaydı uzlaşma ile sorunun üç, dört madde üzerinden çok daha kolay bir şekilde çözülebileceğini söyleyen Kazan, “En kolay ve en adaletli çözüm ne olabilirdi? İşte cezaevlerinde tahliye edilecekler listesinin başına kronik rahatsızlığı olanlar yazılırdı. Sonra 60-65 yaş üstü olanlar ve çocuklu anneler yazılırdı” dedi.

80 BİN TUTUKLU ÇIKABİLİRDİ

Cezaevlerinde yaklaşık 80 bin tutuklunun bulunduğuna dikkat çeken Kazan, 45 bin kişinin henüz daha davasının açılmadığını, açılmışsa bile davasının sürdüğünü söyledi. Kazan, masumiyet karinesine göre düşünüldüğünde bu 45 bin kişinin adli kontrol şartıyla serbest bırakılabilmesi gerektiğini kaydetti. Geriye kalan 35 bin tutuklunun ise hükmünün verildiğini ama dosyanın Yargıtay aşamasında olduğunu belirten Kazan, düzenlemeye onların da elektronik kelepçe ile evlerinde kalmalarına ilişkin bir madde yazılabileceğini dile getirdi.

Kazan, “Böylece 80 binin üstünde bir sayı cezaevinden çıkmış olurdu. Bu sayı siyasal iktidarın ya da Adalet Bakanı’nın düşündüğü sayıya yetişmiyorsa bunlara ekonomik suçlar, para cezasını ödemediği için cezaevine girenler falan eklenir ve bunlar hakkında ceza erteleme kararı verilirdi. Bunun için çok çabuk ve üç dört madde değişikliği ile yapılırdı ve doğru da olan buydu” diye konuştu.

BİR PLANIN PARÇASI

Fakat iktidarın amacının cezaevlerini boşaltmak olmadığı için 70 maddelik bir infaz değişikliği ile geldiklerini belirten Kazan, salgın nedeniyle Meclis’in de tatile girmesi gerektiğini ifade ederek, “Bu akıl işi değildir. Olsa olsa düşünülen planın bir parçasıdır” dedi.

İktidarın koronavirüsten yararlanarak yeni bir adım atmaya çalıştığını söyleyen Kazan, şöyle devam etti: “O adım nedir? Cezaevlerinde yer açıp bundan sonra ona muhalefet edenleri, görüş açıklayanları, eleştirenleri içeri almaktır. Niye böyle rahatlıkla, bu amaçla yaptıklarını söylüyorum. Çünkü infaz yasasının içinde hiç Türk Ceza Kanunu’nun 220’nci maddesindeki eğilimler için ceza arttırma gibi bir düzenleme yapılır mı? Yani siz örgütlü dediğiniz kişilerin cezalarını az buluyorsunuz. Onların cezalarını arttırıyorsunuz. İnfaz yasasından böyle bir değişiklik yapılır mı? Demek ki söylediğim gibi gazeteciyi, yazanı, eleştireni, konuşanı içeri alacak bir imkan yaratıyorsunuz. Gaspı, hırsızlığı, dolandırıcılığı, rüşveti, kaçakçılığı salıvereceksiniz ama tutuklular için bir düzenleme yapmayacaksınız. Salgın ortamında tutukluları içeride bırakmak olası kastla ölüme yol açmak ile eşdeğerdir.”

ADİL YARGILAMA HAKKI ÇİĞNENİYOR

Turgut Kaza, salgın nedeniyle tutukluların duruşmalarının yapılmaması üzerinde de durdu. Kazan, bu şekilde adil yargılama haklarının çiğnendiğini vurguladı. Hakimlerin de salgın nedeniyle korktuğunu ifade eden Kazan, “Bu nedenle kağıt üzerinde kişinin tutukluluğunun devamına karar veriyor. Siz Alaattin Çakıcı’yı bırakıyorsunuz ama tutukluların adil yargılanma hakkını bile çiğniyorsunuz. Bu nedenle bu düzenleme anayasaya aykırıdır” ifadelerini kullandı.

DÜŞMAN SAYILACAKLAR EZİLECEK

Düzenlemeyle açık cezaevlerinde kalan kişilerin serbest bırakılacağını, onların yerine kapalı cezaevlerinden başka kişilerin buralara götürüleceğini belirten Kazan, “Hiçbir tedbir almadan bunu nasıl yapacaksınız?” diye sordu. Düzenlemeyle yetkilerin Ceza İnfaz Kurumu’na bırakılmasını da eleştiren Kazan, şunları söyledi: “Burada suç ceza yargıçlığı gibi bir sistem yaratıyorlar. İnfaz yargıçlığı büyük bir tehlikedir. Yani infaz yargıçlığı yanlıştır demiyorum. Ama ülkemizde yargı bağımız olmadığı için, yargı siyasal iktidarın emrinde bir memuriyete dönüştüğü için suç ceza yargıçları bugün nasıl işliyorsa infaz yargıcı da öyle işleyecektir. Böylece içeride düşman sayılanlar ezilecektir”

‘DÜŞMANCA BİR YAKLAŞIM’

İktidarın kendisine düşman saydığı insanlar için özel yasal bir düzenleme yaptığının altını çizen Kazan, en son tutuklanan 6 gazeteci için gece yarısı getirilen kuralların da bunun açık bir göstergesi olduğunu belirtti. Bunun “yasaların genelliği” ilkesine ve Anayasaya aykırı olduğunu vurgulayan Kazan, bu nedenle iptal edilmesi gerektiğini söyledi. Kezzaplı saldırıya uğrayan Berfin Özek üzerinden gösterilen tepkiler üzerine iktidarın bu tür olaylardaki suçların cezasını değiştirdiğini hatırlatan Kazan, “İyi de bu 87’nci maddede neticesi ağırlaştırılmış suçlar var. Bu kezzap olayının uygulandığı madde en ağır madde değil ki. En hafif madde. Siz en ağırlarını bağışlayacaksınız, en hafifini tepki yaratıyor diye, toplumda göz boyayayım diye öyle yapacaksınız. Bütün bunlar apaçık düşmanca bir yaklaşımdır. Sevmediği kesime yönelik düşmanca bir yaklaşımdır. O nedenle bu düzenleme muhalifleri almak için cezaevlerinde yer açma operasyonu yapılmıştır” dedi.

[BoldMedya] 17.4.2020

Namazda surelerin anlamını düşünmekte mahzur var mı? [Dr. Ali Demirel]

Soru: “Hocam, geçen hafta “Fatiha Üzerine Mülahazalar” isimli kitabı okudum. Çok istifade ettim. Artık namazlarımı ayrı bir ruhi coşkunlukla kalıyorum. Fatiha’yı her okuyuşumda kitapta geçen manaları düşünüyor ve anlam yoğunluğu içinde namazımı kılıyorum. Bunu bi arkadaşıma açtığımda Hanefi mezhebine göre namaz esnasında ayetlerin manalarına yoğunlaşmanın caiz olmadığını söyledi. Ben de size sorayım istedim.” (Serap Y.)

Kıymetli okur!

Nasıl ki, söz söylenirken onu maksat ve manaya en uygun şekilde söylemek gerekirse, elbette bir sözü okurken de manasını düşünmek gerekir. Aksi halde, “manasız” bir iş yapılmış olur.

Bediüzzaman Hazretleri, bu kaideyi çok önemli bir münasebetle ifade buyurur. Fâtiha Sûresi’nde önce Cenab-ı Allah’ı birtakım ve çok önemli kemal sıfatlarıyla gıyapta zikreder. Yani O’ndan muhatabımız olarak değil, ‘O’ olarak söz ederiz: “Rahmân, Rahîm Allah’ın Adıy’la ve adına. Bütün hamd, Âlemlerin Rabbi Allah içindir. Rahmân ve Rahîm. Din (Hesap ve Hüküm) Günü’nün Mâliki.”

Hz. Allah’ı (c.c.) böylesi kemal sıfatlarıyla anan insan, Fâtiha’yı okurken bu sıfatlara sahip Zât’ın huzuruna yükselip O’na doğrudan muhatap olmak ister. Bunların manası üzerinde düşünme, insana bu istek ve şevki verir.

Ayrıca, Allah’ı bu kemal sıfatlarıyla anmak, O’nun kapısını çalmak gibidir ve bu kapı bu sıfatlarla açılır.

Artık insan, âdeta “seyr ila’llah”ı (Allah’a doğru seyahati tamamlamış) bir marifet yolcusu gibi huzurdadır ve Cenab-ı Allah’a, bütün bu sıfatlara sahip Zât olarak “Sen” diye hitap eder. Ve şöyle der: “Ancak Sana ibadet eder, ancak Sen’den yardım bekler ve dileniriz.”

Bunu söyleyen insan, sanki ihsan makamına, “Rabbini görüyormuşçasına O’na ibadet etme” mertebesine yükselmiş gibidir.

Demek ki Fatiha’da, namazda ve Fatiha’da geçen Hz. Allah’ın kemal sıfatlarını anmada ihsana ulaşma imkânı vardır. Öyleyse bu imkân değerlendirilmeye çalışılmalı, Fatiha ona göre okunmalı, söz konusu sıfatlar O’na göre zikredilmeli ve namaz ona göre kılınmalıdır.

Hanefî Mezhebi’nde namazda kıraatte kalbi huzurdan, yani huzûr-i İlâhî’den başka yöne kaydırmamak için manalar üzerinde düşünmek tavsiye edilmez. Doğru. Fakat manaları düşünmek, yukarıda arz edildiği üzere huzurda bulunmayı daha çok hatırlatıp hatta insanı huzurdaki huzura yönlendirebilir de.

Dolayısıyla belki daha güzel olan, kıraati manaları sadece birer mana olarak değil, gerçekten neye işaret ediyorlarsa onun üzerinde yoğunlaşarak yapmaktır.

Aslında önemli olan elbette Kur’an-ı Kerim’in okunmasıdır. Nasıl ki insan, yediği bir nimetin içeriğini bilmese yine de ona fayda sağlar. Aynen bunun gibi kalp ve ruh midesine atılmış her Kur’an ayeti, anlamı bilinmese de insana fayda sağlar. Kişi, manasını bildiği halde düşünmezse bunda herhangi bir mesuliyet de olmaz.

[Dr. Ali Demirel] 17.4.2020 [Samanyolu Haber]

Türk bilim adamı Prof. Dr. Ovalı, virüs için buldukları ilacın ismini açıkladı

Koronavirüse karşı aşı geliştirmek için çalışmalar yürüten Prof. Dr. Ercüment Ovalı, küresel salgının tedavisinde kullanılmak için buldukları ilacın ismini açıkladı.

Koronavirüs (Covid-19) aşısı üretmek için ekibiyle birlikte çalışmalar yürüten Prof. Dr. Ercüment Ovalı, sosyal medyadan yaptığı duyuruyla salgın tedavisinde kullanılması için üzerinde çalıştıkları ‘Dornaz alfa’ isimli ilacın klinik testlerde kullanılmaya başlaması gerektiğini söyledi.

Koronavirüsüne karşı aşı ve ilaç çalışmaları yürüten Prof. Dr. Ercüment Ovalı, Twitter hesabından yaptığı açıklamayla koronavirüse karşı etkili bir ilacın geliştirildiğini duyurdu. Ovalı şu ifadeleri kullandı: “1 aydır laboratuvarda çalıştığımız bir ilacın ismini 23 Nisan’da açıklayacaktık ancak o kadar etkili duruyor ki insanların hayatını kurtarabilir. İnsanların hayatından gün çalmak istemedik. Acilen Dornaz alfa hastaların tedavisinde klinik testlere alınmalı. Kahramanlarıma teşekkür ederim.”

DORNAZ ALFA NEDİR?

Dornaz alfa, DNA’yı seçici olarak klivaj eden bir enzim olan rekombinant insan deoksiribonükleaz I’nın oldukça saf bir çözeltisidir. Dornaz alfa, kistik fibroz hastalarının balgam / mukusunda bulunan DNA’yı hidrolize eder ve akciğerlerdeki viskoziteyi azaltır ve salgıların daha iyi temizlenmesini sağlar.

PROF. DR. ERCÜMENT OVALI KİMDİR?

1961 yılında dünyaya gelen Hematoloji Uzmanı Profesör Doktor Ercüment Ovalı, Kırklareli Babaeski doğumludur.

Tıp eğitimine Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde başlamış ardından 19 Mayıs Üniversitesinde iç hastalıkları ihtisası, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesinde ise Hematoloji üst ihtisasını tamamlamıştır.

2009 yılına kadar KTÜ’de transplant ünitesi sorumlusu olarak çalışmalar gerçekleştirmiş aynı zamanda Türkiye’nin ilk hücre işlem labaratuvarını açmıştır.

Henüz 38 yaşında iken Profesör ünvanını almıştır. Günümüzde özel bir hastanenin Kemik İliği Nakli ekibinde Hematoloji Bilim Dalı Uzmanı ve aynı hastanen Hücre Laboratuvarı Direktörü olarak görevini sürdürmektedir. GMP ve Hücre tedavi ürünleri danışmanlığını yapmaktadır.

2017 yılında Amerika’dan Kan ve kök hücreden yapay deri üreten Prof. Dr. Ercüment Ovalı için, En İyi Deneysel Araştırma ünvanı ödülü verilmiştir.

Türkiye’de Hücre Laboratuvarı olarak GMP ruhsatını aldıran tek kişi olan Prof. Dr. Ercüment Ovalı buluşları ile dünyaya adını duyurmayı başarmış çalışmaları ile ilklere imza atmaya devam etmektedir.

2018 yılında GQ töreninde aldığı Yılın Bilim Ödülü’nü, Şehit Eren Bülbül, Şehit Astsubay Ferhat Gedik ve Afrin’deki askerlerimiz adına aldığını ve ödülü Mehmetçiklerimize adadığını açıklamıştır.

[TR724] 17.4.2020

Fahrettin Altun, Vakıflar’a ait araziyi aylık 258 liraya kiralamış!

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un, Boğaziçi Öngörünüm Bölgesi’nde bulunan Kuzguncuk’ta Vakıflar’a ait araziyi aylık 258 liraya kiraladığı ortaya çıktı.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un kiraladığı araziye yaptırdığı yapıların İBB tarafından yıkılmasına dair haberlere ‘terör’ soruşturması başlatılmasının ardından Altun’un Vakıflar’a ait araziyi aylık 258 liraya kira verdiği öğrenildi. Kiralama ihalesinde en yüksek teklifi verdiği belirtilen Altun, söz konusu araziyi yıllık 3 bin 100 liraya 10 yıl süreyle kiraladı. Arazinin 10 yıllık toplam kiralama bedeli 31 bin lira ediyor.

13 Nisan 2020 tarihinde başlayan kiralama 12 Nisan 2031 tarihinde sona erecek. Kiralama amacı arsa – bahçe görünen toplam 241 metrekare arsanın aylık kirası ise yaklaşık 258 lira ediyor. Kiranın her ay peşin ödeneceği öğrenildi.

Vakıflar Genel Müdürlüğü “Boğaz’da kaçak var” başlıklı haberler üzerine yaptığı açıklamada Altun’un 8 Nisan 2020 tarihinde gerçekleşen ihalede, söz konusu arsa için en yüksek teklifi verdiğini açıklamıştı.

İBB YIKMIŞTI, TERÖR SORUŞTURMASI AÇILDI

Altun, Boğaziçi Öngörünüm Bölgesi’nde yer alan Kuzguncuk’ta kiraladığı evinin yanındaki araziye yol, şömine ve çardak gibi peyzaj düzenlemesi yaptırmış mahalle sakinlerinin çivi bile çakamadığı bölgede araziye birçok noktadan görünen beton taşlardan bir de duvar ördürmüş, jiletli teller çekmişti. Mahalle sakinlerinin şikâyeti üzerine geçen pazartesi günü çardak ve şömine İstanbul Büyükşehir Belediyesi ekiplerince yıkılmıştı.

İletişim Başkanı Prof. Dr. Fahrettin Altun’un ikametgâh adresi ve fotoğrafının paylaşıldığı gerekçesinden hareket eden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, “terör örgütlerine hedef göstermek” suçundan soruşturma başlattı.

[TR724] 17.4.2020

Güzelliklerin farkında ol, eğme başını! [Prof. Dr. Osman Şahin]

YENİ KUŞAKLARA ULAŞABİLMEK!.. (4)

Süreçte yaşanan hadiseler, bu yapılan zulümler hakkında ev ortamlarında ve dış dünyada yapılan konuşmalar ve söylemler, hadiselere daha henüz bütüncül bakamayan ve yeterli bir şuur seviyesine ulaşamamış çocuklar ve gençler üzerinde çok büyük tahribatlara sebebiyet vermektedirler. Bütün bunlar genç neslin kendi manevi değerlerini sürekli sorgulamalarına yol açmıştır. Neticede gençlerin geçmiş ile olan bağları zarar gördüğünden dolayı geçmişten gelen değerleri de yıkılmakta ve onların hayatiyeti adına çok önemli olan bir beslenme kaynağı daha ortadan kalkmaktadır. Söylemlerdeki nefret ve kin söylemlerinin şiddetine bağlı olarak, bu tehlikenin boyutları kendi değerlerinden nefret etmelerine ve belki de düşman olmalarına kadar ulaşmaktadır. Bir taraftan gençler ihtiyaçları olan keyfiyeti kazanmada zorlanmakta diğer taraftan ise asimile olma tehlikesi ile karşı karşıya gelmektedirler.

Asimilasyona karşı seralar/surlar oluşturma…

Fethullah Gülen Hocaefendi, “Kurbet Yolculuğu, Güzergâh Emniyeti Ve Muâvenet” başlıklı Bamteli’nde, söylediklerimizin temsil ile derinleştirilmesinin, söylemlerimiz ve davranışlarımızın uyum içinde olmasının önemini ve ancak bu şekilde insanların değerlerimize hüsn-ü Kabul göstereceklerini ifade ettikten sonra önemli tespitler yapmaktadırlar: “Yabancı bir ülkede esasen ağır basan, bizim dışımızda, bize tesir edebilecek ister hayat tarzı, ister üslupları, isterse inanç sistemleri ile ilgili hususlar olabilir. Meselâ insanî değerleri çok önde olabilir… Fakat dinin bazı emirleri var. İşte hafizanallah, bohemliğe karşı kararlı durma, seralar oluşturma, hep onların içinde emn ü emân içinde bulunma… Bunlar bizim için, arkadan gelen genç nesiller için çok önemlidir.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️


Gençlerin okudukları kitaplar, onlara (gidilen coğrafyanın kültürüne) aittir. Ne yapıp yapıp bizim değerlerimizi, methedip göklere çıkarmak suretiyle, onlara sevdirmek lazımdır. Hangi insan vardır ki Asr-ı Saadet’teki o toplumun âdetâ ütopik hayat tarzlarını görsün de beğenmesin onu?!. Bu açıdan da öyle bir şey serdedildiği, sergilendiği zaman -zannediyorum- kendi evlatlarımızı da imrendirecek ve asimilasyona karşı da seralar/surlar oluşturmuş olacağız, Allah’ın izni-inayeti ile.”

Maalesef yaşanan sürecin yol açtığı şok tesiriyle, birçok yerde ve hatta çocuklarımızın yanlarında yaşanan zulümleri sürekli konuşuyor, kendi ülkemiz ve ülke insanı hakkında sürekli eleştiriler getiriyor ve bazılarımız itibarıyla hızımızı alamayıp birtakım genellemelere de girerek geçmiş tarihimizde yaşanan problemleri de bunlara ilave ediyoruz. Bu yaklaşım tarzı gençler üzerinde farkında olmadığımız önemli zararlara sebebiyet vermektedir. 

Bu verilen zararların mahiyetini idrak edebilmek açısından Hocaefendi’nin “Geçmiş, Hâl Ve Gelecek” başlıklı Kırık Testi ’sine, “Korku, Ümit Ve Farklı Derinlikleriyle Nefis” başlıklı Bamteli’ne ve bunları bir arada değerlendirmeye çalıştığım “Şeytanın Arkadan Gelmesi Ve Siyasal İslam!..” yazısına bakılabilir.

Hocaefendi “Doğu Batı Buluşması Ve Asimilasyon Değil Entegrasyon” başlıklı Bamteli’nde asimilasyona karşı yapılması gerekenleri ele almaktadırlar: “Fakat bir diğer taraftan da, arkadan gelen nesillerin, oralarda daha parlak gördükleri şeyler ile “asimile” olmaları ihtimali vardır. Bunların da hususî dairede gözetilmesi lazımdır. Herhangi bir kültüre karşı hususi bir tavır alma şeklinde değil!.. Bunlar, bizim nesillerimiz, bizim gençlerimiz; aynı zamanda, kadın-erkek, bunları beslenme mahrumu bırakmamak lazım, Sohbet-i Cânân ile sürekli takviye etmek lazım, kendi değerlerimizin âlemin değerleri ile mütenâkız olmadığını anlatmak lazım. Aslında bizim bu değerlerimizin bir yönüyle onlara da açık kapılar bıraktığını anlatmamız lazım. Bir zıddiyetin olmadığını anlatmamız lâzım. Ve kendi değerlerimizi sevdirmemiz lazım.  Evet, bir taraftan diğerleriyle sarmaş-dolaş olurken; aynı zamanda kendi değerlerine karşı da burnunun kemikleri sızlayan nesiller yetiştirmek lazım.”

Müspet milliyetçiliğin himmetleri kanatlandırması…

Bir gruba, topluluğa, harekete veya millete aidiyet hissi insanların asimilasyonunun önlenmesinde ve kötü hasletlerden uzaklaşıp yüksek hasletlerin ortaya çıkmasında önemli vesilelerden bir tanesidir.  Bu yüzden gençlerin sahip oldukları kimliklerini muhafaza etmeleri ve aidiyet hislerini korumaları çok büyük bir öneme haizdir. Bu sırra binaen kendi köklerinin ve manevi değerlerinin sahip oldukları güzelliklerin farkında olmaları çok önemlidir. Mensubu bulunduğu dinin ve geçmişinin sergilemiş oldukları güzellikler hakkında yeterli bilgi sahibi olmalıdırlar ki, bu aidiyetlerinde utanmayıp bunu bir iftihar vesilesi saysınlar.

Üstad Hazretleri bir topluma/gruba/milliyete/dine mensup bulunmanın sağladığı bu önemli faydalar hakkında Münazarat Risalesi’nde çok orijinal tespitler yapmaktadırlar: ““İşte fikr-i milliyetle uyanmış bir Ermeni’nin himmeti, mecmu-u milletidir. Güya onun milleti küçülmüş, o olmuş. Veya onun kalbinde yerleşmiş. Onun ruhu ne kadar tatlı ve kıymettar olsa da, milletini daha ziyade tatlı ve büyük bilir. Bin ruhu da olsa feda etmeye iftihar eder. Çünkü kendince yüksek düşünür… Faraza, İslâmî fikr-i milliyetle onlar gibi temâşâ etseydiniz, kahramanlığınızı âleme tasdik ettirip yüksek tabakalara çıkacaktınız. Eğer Ermeniler sizin gibi sathî ve kısa düşünseydiler nihayette korkak ve sefil olacaklardı…

Maatteessüf, güzel şeylerimiz gayr-ı müslimler eline geçtiği gibi, güzel olan ahlâklarımızı da yine gayr-ı müslimler çalmışlar. Güya bir kısım içtimaî ahlâk-ı âliyemiz yanımızda revaç bulmadığından, bize darılıp onlara gitmiş. Ve onların bir kısım rezâili, kendileri içinde çok revaç bulmadığından cehaletimizin pazarına getirilmiş… İşte, en iyi haslet ki, dinimizin muktezasıdır: Biz ruhumuzla, canımızla, vicdanımızla, fikrimizle ve bütün kuvvetimizle demeliyiz ki: “Biz ölsek, milletimiz olan İslâmiyet haydır, ilelebed bâkîdir. Milletim sağ olsun. Sevâb-ı uhrevî bana kâfidir. Milletin hayatındaki hayat-ı mâneviyem beni yaşattırır; âlem-i ulvîde beni mütelezziz eder.”

[Prof. Dr. Osman Şahin] 17.4.2020 [TR724]

Yıldız tedarikçisi kulüpler [Hasan Cücük]

Avrupa’nın 5 büyük ligi olarak kabul edilen İngiltere Premier, İspanya La Liga, İtalya Serie A, Almanya Bundesliga ve Fransa Ligue 1 ekiplerine en fazla oyuncu satan takımlar sıralamasında ilk sırada Ajax yer alıyor. Hollanda ekibinin yıldızını parlattığı 22 oyuncu şu an 5 büyük ligde ter döküyor. İkinci sırada Portekiz’den Benfica, üçüncü sırada ise Alman futbolunun yükselen kulübü RB Reipzig yer alıyor.

Hollanda futbolunun en köklü kulüplerinden olan Ajax, yetiştirdiği yıldızlarla ünlü. Johan Cruyff, Marco van Basten, Ronald Koeman gibi futbol dünyasına damga vuran isimleri yetiştiren Ajax’ın rahle-i tedrisinden Zlatan İbrahimovic ve Luis Suarez gibi yabancı oyuncularda geçti. Son yıllarda yeniden eski günlerine dönüş sinyali veren Ajax’tan yolu geçmiş 22 oyuncu Avrupa’nın 5 büyük liginde ter döküyor. Geçen sezon genç yıldızları Matthijs de Ligt’i Juventus’a, Frenkie de Jong’u ise Barcelona’ya satan Ajax’ın kasasına iki oyuncudan 160 milyon Euro girmişti. Bu sezonun bitimiyle birlikte bir başka yıldızı Hakim Ziyech 40 milyon Euro bedelle Chelsea yolunu tutacak.

Portekiz futbolunun üç lokomotif ekibi olan Benfica, FC Porto ve Sporting Lizbon’un en büyük özelliği genç yetenekleri keşfetmekte ustalıkları oldu. Özellikle Latin Amerika’dan gençlerin ilk durağı uzun yıllar Portekiz ekipleri oldu. 2000’li yıllarda yıldız tedarikçisi olarak FC Porto öne çıkarken, son yıllarda bu özelliğini Benfica’ya kaptırdı. Şuan yolu Benfica’dan geçen 21 oyuncu, Avrupa’nın 5 büyük liginde ter döküyor. Satılan her oyuncu Benfica kasasına milyonlarca Euro’nun girmesi demek oluyor. Geçen sezon sattığı oyunculardan kasasına 220 milyon Euro koyan Benfica’nın rekor satışı Joao Felix olmuştu. Portekiz futbolunun yeni yeteneğini tam 126 milyon Euro karşılığında Atletico Madrid kadrosuna katmıştı. Son 3 yılda Portekiz ekibi oyuncu satışlarından 440 milyon Euro kazandı.

2009’da Almanya 5. Ligi’nde mücadele eden RB Leipzig, 7 yılda Bundesliga’ya çıkma başarısını gösterdi. Bundesliga’da sıradan bir takım olmayacağını gösteren RB Leipzig, zirveye oynayan bir ekip oldu. Artık adı Bundesliga’nın büyükleri arasında zikredilen RB Leipzig’in bir diğer özelliği ise genç yıldızları keşfedip, parlatması oldu. RB Leipzig’de yıldızını parlatan oyuncuların, en büyük müşterisi elbette 5 büyük ligin devleri oldu. Yolu RB Leipzig’den geçen 20 oyuncu şu an 5 büyük ligde ter döküyor. Bu yıl transferdan kasasına 50 milyon Euro koyan RB Leipzig, 2018-19 sezonunda Naby Keita’yı 60 milyon Euro karşılığında Liverpool’a satmıştı.

CIES Football Observatory’nin hazırladığı rapora göre, 5 büyük lige oyuncu göndermede dördüncü sırada Real Madrid’in İspanya 3. Ligi’nde mücadele eden takımı Real Madrid Castilla geliyor. Elbette yıldızını parlattığı isimleri ilk gönderdiği adres Real Madrid oluyor. Son dönemde yolu Castilla’ya uğradıktan sonra Real Madrid A takım kadrosuna terfi edenler arasında Marcos Llorente, Mariano Díaz, Borja Mayoral, Achraf Hakimi (Dortmund’da kiralık oynuyor), Federico Valverde gibi isimler yer alıyor. Real Madrid’le birlikte yolu Castilla’dan geçen 17 oyuncu 5 büyük ligde ter döküyor.

5 büyük lige en fazla oyuncu gönderen takımlar listesine baktığımızda ilk 10’da yukarıda saydığımız takımlar dışında; Sporting Lizbon (Portekiz – 17 oyuncu), KRC Genk (Belçika – 16 oyuncu), PSV Eindhoven (Hollanda -15 oyuncu), FC Porto (Portekiz – 15 oyuncu), FC Basel (İsviçre – 15 oyuncu) ve RSC Anderlecht (Belçika – 13 oyuncu) yer alıyor.

5 büyük lige oyuncu göndermede Süper Lig takımlarından ilk sırada Galatasaray yer alıyor. Yolu sarı-kırmızılı ekipten geçen 4 oyuncu 5 büyük ligin takımları için ter döküyor. Fenerbahçe 3 oyuncuyla Galatasaray’ı takip ederken, Kasımpaşa ve Trabzonspor’da forma giyen 2 oyuncu 5 büyük ligde top koşturuyor. Alanyaspor, Altınordu, Bursaspor, Gaziantep FK, Gençlerbirliği, Başakşehir, Göztepe ve İstanbulspor’dan ise birer oyuncu şuan 5 büyük ligde ter döküyor.

[Hasan Cücük] 17.4.2020 [TR724]

Bu Ramazan bambaşka Ramazan olsun! [Cemil Tokpınar]

Sizde de oluyor mu bilmiyorum, Ramazan ayıyla ilgili her yıl garip bir hâlet-i ruhiye yaşıyorum. Gelmeden önce bir heyecan, bir sevinç hissediyor, “Allah’ım, bu Ramazan’ı daha güzel ihya edeceğim, daha verimli geçireceğim” diyorum, Ramazan’ı uğurlarken de, “Eyvah, yine istediğim gibi değerlendiremedim, yine hakkıyla ihya edemedim” diye üzülüyor, ağlıyorum.

Şimdi de yüreğim kıpır kıpır heyecanla dolu. Gönlüm istiyor ki, bütün müminler bu ayı öyle bir ihya edelim ki, Rabbimiz meleklere karşı bizimle övünsün, dualarımız kabul olsun, günahlarımız affolsun, mazlum ve mağdurlar bayram etsin, fakirler gülsün, dünya cennete dönsün, hayat bayram olsun.

İşte bu yazıyı da Ramazan’a bir hafta kala yazıyorum ki, şimdiden ihya hazırlıklarına inşallah katkımız olsun.

Maneviyatın coştuğu ay

Ramazan ayının kudsiyet ve faziletini bildiren şu uzun hadis-i şerifin her bir cümlesi, bizlere ebediyetten müjdeler vermekte, Cennet nimetleri gibi gönlümüzü ferahlatmakta, sevinç v e heyecandan gözlerimizi yaşartmaktadır.

Gelin kendimizi Asr-ı Saadette farz edelim. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) mimberde konuşuyor, biz de sanki Mescid-i Nebevî’de sahabe efendilerimizin içindeyiz ve onu dinliyoruz.

Selmân-ı Fârisî’nin (r.a.)aktardığına göre, Resul-i Ekrem Efendimiz  (s.a.v.) Şaban ayının son günlerinde verdiği bir hutbede şöyle buyurdu:

“Ey insanlar büyük ve mübarek bir ay yaklaştı, gölgesi başınızın üstüne düştü. Bu öyle bir aydır ki, içinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi vardır. Allah o mübarek ayın gündüzlerinde orucu farz, gecelerinde nafile namazı meşru kıldı. Bu ayda küçük büyük bir hayır yapan insan, başka aylarda bir farz eda etmiş gibi sevap alır. Bu ayda bir farzı yapmak, başka aylarda yetmiş farz yerine geçer.

“Bu ay Allah için açlık ve susuzluğun, taat ve ibadetin meşakkatlerine sabır ve tahammül ayıdır. Sabrın karşılığı da Cennettir.

“Bu ay yardımlaşma ayıdır. Bu ay müminlerin rızkını arttıracak aydır.

“Bu ayda her kim oruçlu bir mümine iftar edecek bir şey verirse, yaptığı bu iş günahlarının bağışlanmasına ve Cehennemden kurtulmasına sebep olur. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmeden onun kadar sevaba kavuşur.”

Ashâb-ı Kiramdan bazıları, “Ya Resûlallah, hepimiz oruçluya iftar edecek bir şey bulup verecek durumda değiliz” dediler.

Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.) “Allah bu sevabı bir tek hurmayla, bir içim suyla, bir yudum sütle oruçlu mümine iftar ettirene de verir” buyurdular ve hutbelerine şöyle devam ettiler:

“Bu ayın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da Cehennemden kurtuluştur.

“Bu ayda kim kölesinin (veya işçi ve hizmetçisinin) işini hafifletirse, Allah da onu affeder ve Cehennemden uzak tutar.

“Bunun için bu ayda şu söyleyeceğim dört hasleti fazlasıyla bulundurmaya çalışınız. Bu dört hasletten ikisi ile Rabbinizi razı edersiniz, diğer ikisinden ise hiçbir zaman ayrı kalamazsınız.

“Rabbinizin rızasına sebep olan hasletlerin birisi, kelime-i şehadete devam etmeniz, diğeri de Allah’tan mağfiret dilemenizdir.

“Vazgeçemeyeceğiniz iki hasletin biri Allah’tan Cenneti istemek, diğeri de Cehennemden Allah’a sığınmaktır.

“Her kim oruçluya bir yudum su verirse, Allah da ona benim mahşerdeki havuzumdan öyle bir su içirecektir ki, Cennete girinceye kadar bir daha susuzluk çekmeyecektir. (et-Tergîb ve’t-Terhîb, 2: 94)

Sahabe efendilerimizden Ubâde bin Sâmit (r.a.) Ramazan ayının başladığı bir günde Resûlullahın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu anlatır:

“İşte bereket ayı olan Ramazan geldi. Artık Allah’ın rahmeti sizi kuşatır. O ay, yeryüzüne bol bol rahmet iner, günahlar affedilir, dualar kabul edilir. Allah sizin iyilik ve ibadette yarışmanıza bakar da, bununla meleklerine karşı iftihar eder. Öyle ise kulluğunuzla kendinizi Allah’a sevdiriniz. Asıl bedbaht olan da, bu ayda Allah’ın rahmetinden nasibini alamayandır.” (et-Tergîb ve’t-Terhîb, 2: 99)

Ramazan’da sevaplar bire bindir

Bediüzzaman Hazretleri, Ramazan ve orucun faziletlerini anlattığı Ramazan Risalesinde, bu ayda yapılan ibadetlerin sevabı hakkında şöyle bir müjde vermektedir:

“Ramazan-ı Şerifte sevab-ı a’mal (amellerin sevabı), bire bindir. Kur’an-ı Hakîm’in nass-ı hadîs ile her bir harfinin on sevabı var; on hasene sayılır, on meyve-i Cennet getirir. Ramazan-ı Şerifte her bir harfin, on değil bin ve Âyet-ül Kürsî gibi ayetlerin her bir harfi binler ve Ramazan-ı Şerifin Cum’alarında daha ziyadedir. Ve Leyle-i Kadir’de otuz bin hasene sayılır. Evet her bir harfi otuz bin bâki meyveler veren Kur’an-ı Hakîm, öyle bir nuranî şecere-i tûbâ hükmüne geçiyor ki; milyonlarla o bâki meyveleri, Ramazan-ı Şerif’te mü’minlere kazandırır.” (Mektubat, 29. Mektub, 2. Kısım)

Demek ki, Ramazan ayında yapılan her ibadete bin kat sevap verilmektedir. Mesela, bir oruç bin oruç, bir Kur’an hatmi bin hatim, yirmi rekâtlık teravih yirmi bin rekât, bir kişiye iftar vermek bin iftar, bir Yasin okumak bin Yasin, bir istiğfar bin istiğfar, bir Cevşen okumak bin Cevşen okumuş gibi yazılmaktadır.

Böyle muhteşem bir fırsatı kaçırmamak için boş işleri, lüzumsuz sohbetleri, gaflet içinde yaşamayı terk etmek ve ibadete odaklanmak gerekir. Çünkü Ramazan ömre bedel bir aydır, ömre bedel bir geceyi içinde saklamaktadır.

Ramazan’da dualar kabul olur

İbadetler içinde duanın özel bir yeri vardır. Dua ibadetin özüdür, kulluğun büyük bir sırrıdır. Dua hakkında, “Bana dua ediniz, size karşılık vereyim” (Mümin Suresi: 60) ve “De ki: Duanız olmazsa Rabbim size ne diye ehemmiyet versin” (Furkan Suresi: 77) buyuran Rabbimiz, bir başka ayette ise duayı şöyle emreder:

“Ey Habibim, kullarım Beni sana sorarlarsa haber ver ki: İşte Ben muhakkak yakınımdır. Onlardan biri dua edince, muhakkak duasına cevap veririm. O hâlde onlar da Benim davetime itaatle icabet ve Bana imanda devam etsinler. Ta ki, doğru yola ulaşmış olsunlar.” (Bakara Suresi: 186)

Bir hadis-i şerifte duanın Ramazan’daki önemine dikkat çeken Peygamber Efendimiz (s.a.v.) müminleri duaya teşvik eder:

“Ramazan’ın ilk gecesinde Cennet kapıları açılır. Her gece sabaha kadar bir münadi seslenir: Günahlarının affedilmesi için istiğfar eden yok mu? Tevbe eden yok mu? Allah tevbesini kabul buyursun. Dua eden yok mu? Cevap verilsin. Kendisi için bir şey isteyen yok mu? İsteği hemen karşılansın.” (Müsned, 4: 22)

Bir başka hadiste Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyururlar:

“Üç kişinin duası geri çevrilmez: Adaletle hükmeden hâkimin, iftar edinceye kadar oruçlunun ve mazlumun.” (İbn-i Mâce, Siyam: 48)

Demek ki, oruç tutan mümin, elini, dilini ve gözünü haram söz ve fiillerden koruyup dua ve zikirle meşgul olmalıdır ki, bu muhteşem imkânı değerlendirmiş olsun.

Baştan sona İlahî rahmet tecellilerine sahne olan Ramazan’da iftar vakitlerinin ayrı bir feyzi ve kıymeti vardır. Bu müstesna vaktin dualar açısından taşıdığı ehemmiyeti Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle ifade ederler:

“Oruçlunun iftar vaktindeki duası reddedilmez.” (Tirmizi, Daavât: 129)

Maalesef bu muazzam müjde iftar vakitlerinde unutuluyor, birkaç dakikayı, belki birkaç saniyeyi duaya ayırmak gerekirken, bu altın fırsat yeme içme telaşına kurban ediliyor. İftar vaktinde kendimize ve mümin kardeşlerimize birkaç saniye de olsa dua etmemiz büyük bir kârdır.

Abdullah bin Ömer’in (r.a.) rivayetine göre Resûlullah (s.a.v.) iftar vakitlerinde şu duayı sık sık tekrar ederlerdi:

“Ya Rabbi, her şeyi kuşatan rahmetinin hakkı için beni af ve mağfiret eyle.” (İbn-i Mâce, Sıyam: 48)

En az bir hatim yapmalıyız

Ramazan Kur’an’ın indirildiği aydır. Rabbimiz bu hakikati ifade ettiği ayette şöyle buyurur:

“O Ramazan ayı ki, insanlara doğru yolu gösteren, apaçık hidayet delillerini taşıyan ve hak ile batılın arasını ayıran Kur’an o ayda indirilmiştir. Kim bu aya erişirse orucunu tutsun.” (Bakara Suresi: 185)

Bu ay Kur’an’ın en çok okunduğu ve anlaşılmaya çalışıldığı aydır. Her mümin hiç değilse günde bir cüz okuyarak ay içinde bir Kur’an hatmi yapmalıdır. Okumayı yeni öğrenenler ve yavaş okuyanlar ise radyo ve televizyonlardan yayınlanan mukabeleleri dinleyerek hem ibadet etmiş, hem okumalarını geliştirmiş olurlar. Bazı âlimler kabul etmese de, bir cihazdan Kur’an dinleyerek hatim yapmanın canlı bir mukabele gibi olduğunu belirten âlimler de vardır. Hiç dinlememek yerine bu şekilde uygulamak, mümkünse Kur’an’dan takip etmek de inşallah hatim olarak kabul edilir diye Rabbimizin rahmetinden ümit ediyoruz.

Kur’an’ı baştan sona okuyan ve dinleyen müminler, mealini de okurlarsa hayat kitabımız olan Kur’an’ı anlama yolunda ilerlemiş olurlar.

Bir rekat bin rekat yazılıyor

Namaz kılmayan müminler için Ramazan ayı namaza başlamak için güzel bir fırsattır. Zaten kılanlar, daha fazla önem verip cemaatle kılmak ve arkasındaki dua ve tesbihatı yapmak için gayret göstermelidirler.

Kuşluk, evvâbîn, teheccüd, hacet gibi bazı sünnet namazları her zaman kılmak iyidir. Ama her zaman kılmayanlar bile hiç değilse Ramazan ayında kılsalar büyük sevaplara nail olurlar. Çünkü her bir rekatı bin rekat olarak yazılmaktadır. Zaten sahura kalkan bir mümin nasıl olsa az sonra kılacağı sabah namazının abdestini alıp, imsaktan önce sekiz veya dört veya iki rekat da olsa teheccüd kılsa ahiretine büyük bir azık göndermiş olur.

Ramazan ayının özel bir namazı olan teravihi ise büyük bir lütuf kabul etmek ve asla terk etmemek gerekir. Çünkü teravihin de her bir rekâtına bin rekât kılmış gibi sevap yazılmaktadır.

İşte konuyla ilgili bizi coşturacak iki hadis-i şerif:

“Kim Ramazan ayının şeref ve faziletine inanarak, Cenab-ı Hakk’ın rızasını gözeterek Ramazan hatırası için teravih namazını kılarsa, geçmiş günahları affedilir.” (Buhârî, Savm: 69)

“Teravih namazını imamla birlikte sonuna kadar tamamlayan kimse o geceyi bütünüyle ibadetle geçirmiş olur.” (Tirmizî, Savm: 61)

İnfakta yarışmalıyız

Ramazan ayında yapılan her salih amele bin kat sevap verildiği için bu ayda Allah’ın bize ikram ettiği rızıkları, muhtaç müminlerle paylaşmak da güzel bir ibadettir. Başta fıtır sadakası olmak üzere zekât vermeye gücü yeten kardeşlerimiz yıllık zekâtlarını bu aya denk getirerek kat kat sevap alabilirler.

Herkes gücü neye yetiyorsa mutlaka muhtaçlara dağıtarak kendini Cehennem ateşinden korumalıdır. Bir hadis-i şerifte, “Yarım hurma ile de olsa; kendinizi cehennem ateşinden koruyunuz, o kadarını da bulamayanlar güzel bir sözle bile olsa kendilerini korusunlar.” (Müslim, Zekât: 66-67) buyrulmuştur.

Tabii ki, gücü daha fazla olan kimseler daha çok sadaka, himmet ve muavenet vererek ahiretlerine yatırım yapmalıdırlar.

Bu ayda bilhassa Türkiye’deki mazlum ve mağdurları gözetmeli, her lokmada onları hatırlamalı, elimizden geldiği kadar değil, daha ötesini muavenete vermeliyiz.

Salgın hastalık sebebiyle birçok ülkede iş, eğitim, kültür ve sanat dünyası tamamen durmuş veya yavaşlamıştır. Zamanımızın çoğunu evde ailemizle geçirdiğimiz için çok köklü bir Ramazan ihyasına girişmeliyiz.

Gelin öyle bir program yapalım ki, benzersiz bir Ramazan yaşayalım. Bu Ramazanın bambaşka bir Ramazan olması için çırpınalım.

[Cemil Tokpınar] 17.4.2020 [TR724]