Haluk Levent, KHK’lı Fatma Görmez’i evinde ziyaret etti

AHBAP Platformu ile her kesimin sempatisini kazanan Türk Rock şarkıcısı Haluk Levent, KHK’lı kalp hastası Fatma Görmez’i ziyaret ettiği öğrenildi. Levent’in, Görmez’in sağlığı ile yakından ilgilenmesi sosyal medyada takdir topladı.

BOLD-15 Temmuz’dan sonra Türkiye Hizmet Hareketi’ne yönelik yürütülen tenkil sürecinde çıkartılan KHK ile öğretmenlik mesleğinden ihraç edilen Fatma Görmez’in içinde bulunduğu durumunu anlattığı sosyal medyada yayınlanan videoya Ünlü Şarkıcı Haluk Levent isyan etmişti. Kalp ve böbrek yetmezliği olan ve 29 kiloya düşen Fatma Görmez, bir yıl önce 14 yaşındaki oğlu Berk Görmez’i toprağa vermişti. Eşi Bekir Görmez’inde 3 yıldır tutuklu olduğunu söyleyen Fatma Görmez, tedavi sürecinde eşinin kendisine yardımcı olması için serbest bırakılmasını talep etmişti.

GÖRMEZ’İ EVİNDE ZİYARET ETTİ

KHK’lılar için “Kök yesinler” diyen iktidar partisi temsilcilerinin insanlık dışı davranışlarının yanında vicdan sahibi insanların bulunması Fatma Görmez gibi mağdurlar için bir umut oldu. Toplumda ihtiyaç sahibi ve mağdur durumdaki inşaların yardımına koşan AHBAP Platformu’nun kurucusu Haluk Levent’te Görmez’in çığlıklarına duyarsız kalmayarak ziyaretine gittiği öğrenildi.

Haluk Levent sosyal medya hesabından Fatma Görmez’i geçen hafta evinde ziyaret ettiğini sağlık durumuna ilişkin doktorundan bilgi aldığını söyledi. Levent’in paylaşımı şöyle; “Geçtiğimiz haftalarda Konya’ya evine gitmiştim. Çocuğu için de başsağlığı dilemiştim. Sohbet etmiştik. Ardından başka bir hastaneye sevki yapıldı. Az önce hastane doktoru artık yemek yiyebildiğini ve yarın taburcu edileceğini söyledi. Ve bana son halinin fotosunu yolladı”

Birçok sosyal medya kullanıcısı Haluk Levent’in bu duyarlı davranışından dolayı kutladı.
[BoldMedya] 10.10.2019

Aile [Safvet Senih]

M. Fethullah  Gülen Hocaefendi Aile ile ilgili görüşlerini şöyle ifade ediyor:

1-Nasıl Bir Aile?
“Kur’an-ı Kerim, mesut bir toplumu, kadınıyla erkeğiyle ele alırken, konuyu şöyle resmeder: ‘Müslüman erkekler, Müslüman kadınlar; mümin erkekler, mümin kadınlar; taate devam eden erkekler, taate devam eden kadınlar; doğru sözlü erkekler, doğru sözlü kadınlar; sabreden erkekler, sabreden kadınlar; mütevazi erkekler, mütevazi kadınlar; sadaka veren erkekler, sadaka veren kadınlar; oruç tutan erkekler, oruç tutan kadınlar; ırzlarını koruyan erkekler, ırzlarını koruyan kadınlar; Allah’a çok zikreden erkekler, çok zikreden kadınlar var ya; işte Allah, bunlar için hem bir mağfiret hem de büyük bir mükâfat hazırlamıştır.’  (Ahzab Suresi, 33/35)

“Bu erkek ve kadınlar, milletin en küçük hücresi olan ailede mümin ve müslim olarak bir araya gelmiş, Allah’a güvenmiş, gönülden O’na yönelmiş ve Allah maiyetine ermiş, ibadet ü taat içinde hayatlarını geçirmektedirler.

“Evet sözlerinde, davranışlarında sadık olan erkekler, sâdık olan kadınların ne ağızlarından çıkan sözler, davranışlarını yalanlamakta, ne de davranışları ağızlarından çıkan sözlerine ters düşmektedir. Öyle ki, onların teşkil ettiği yuvanın içinde hilâf-ı vâki  (gerçeğe ters) hiçbir şeye rastlanmaz. O evde herşey doğru ve olduğu gibi görünmektedir. Dolayısıyla bir insan, endam aynasının karşısında kendisine çeki düzen verdiği  gibi çocuk da bu evdeki doğruluk tabloları karşısında hep kendisine çeki düzen verecek,  hilâf-ı vâkî herhangi bir beyana ve ters sayılabilecek herhangi bir davranışa şahit olmayacaktır. O evde meydana gelen herşey doğrudur. Çünkü o evde sâdık ve sâdıkalar vardır.

“Sabreden kadınlar, sabreden erkekler, ibadet ve taatın ağırlığına, başlarına gelen musibetlerin amansızlığına karşı dişlerini sıkıp dayananlar, günahlar karşısında kararlı davranıp iffetlerini koruyanlar, masiyete girmeyi cehenneme girmeye   eş kabul edenler, kullandıkları hal diliyle, bütün çevrelerinin yanında, çocuklar üzerinde dahi öyle müessir olacaklardır ki, zannediyorum dilleriyle anlatacakları herşey böyle bir beyanın yanında sönük kalacaktır.

“İçleri Allah’a karşı saygıyla dolup taşan, her zaman haşyetle tir tir titreyen, ciddi bir hayatın ve müthiş bir akıbetin kendilerini beklediği düşüncesiyle   mükellefiyetlerini en iyi şekilde yaşamaya çalışan, hayatlarının her lâhzasında yolun sonuna erip de, ‘Ahirete gel!’ davetini bekleyen haşyet ve saygının tüllendiği böyle bir evde çocuğun göreceği şey de hep ciddiyet, vakar, hassasiyet ve titizlik olacaktır. Böyle bir ailede çocuklar, yüzlerde  yumuşak bir endişe ve onu takip eden bir tatlılık, Allah ululuğunun mehâbeti  ve cennet ümidinin yüzlerde hasıl ettiği neşeyi iç içe görecek; rahat fakat temkinli;  mutlu ama ufuklu; zevk ve sefâ içinde fakat geleceğin insanları olarak neş’et edeceklerdir.

“Bir evde iyiliğe açık, sadaka veren erkek ve sadaka veren kadın bulunmalıdır, bulunmalıdır ki, çocukların da CÖMERTLİK  RUHU  gelişebilsin. Evet önce biz cömert olmalıyız ki, çocuklar da olsunlar. (…)

“Bütün bu sıfatlarının yanında bu insanlar, ırz ve namuslarınız koruma, iffetlerine toz kondurmama konusunda da fevkalâde hassastırlar. Yaşarlarsa dinleri, namusları için yaşarlar. İşte dünya ve âhirette mesut olanlar da bunlardır. Kur’an-ı Kerim’in kadın ve erkeği müşterek ele alarak, bu iki varlıkla örgülediği yapı, kanaviçesini bulmuşsa, yapıların en mukaddesidir.

“Bu iki rükünden meydana gelen AİLE’de İslamî ruh meltemleri esiyorsa, onların evlatlarında, torunlarında da esintiler hissedilecektir. Bu havanın bütün aile fertlerinde, yani TOPLUMUN  HÜCRELERİNDE  devam nisbetinde İCTİMÂΠ SALAH  söz konusudur. Aksine bütün beklentiler bir kuruntu olur.”

[Safvet Senih] 10.10.2019 [Samanyolu Haber]

Beşiktaş’ta Ethem Sancak krizi [Gölge Bankacı]

Süper Lig’in 4 büyük futbol kulübünden biri olan Beşiktaş, 13 Ekim Pazar günü olağanüstü kongreye gidecek.

Fikret Orman Saray’ın sonu gelmez taleplerinden bunaldı ve yönetim kurulunda olağanüstü kongre kararı aldırdı.

Geri dönüşü olmayan bir yola girildiği mesajını vermek için de kendisinin katiyen aday olmayacağını beyan etti. Hem kendisinin hem de kongre üyelerinin elini kolunu bağlamış oldu.

ÜÇ AY İÇİNDE 350 MİLYON TL LAZIM

Beşiktaş Genel Kurulu ilk defa olağanüstü toplanmayacak. Fakat kongreye bu defa Beşiktaş’ın sezonun ilk 7 haftasında sadece 8 puan toplaması değil.

Kulübün toplam borcu 4,4 milyar TL’ye ulaştı. Kamu bankaları ile Denizbank’ın ötelediği borçlardan üç ay içinde 350 milyon TL’nin vadesi doluyor.

Ekonomik krizde bu kadar kısa sürede böylesine yüksek tutarlı bir ödemeyi kim yapacak?

Bu sorunun cevabı ile Fikret Orman’ın istifa kararı alması ve akabinde gelişen hadiseler arasında birebir irtibat var.

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) lideri ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni 23 Haziran’da 810 bin gibi büyük bir oy farkı ile Ekrem İmamoğlu’na kaptırınca büyük ümitler beslediği Başakşehir’in mali kaynaklarının kuruyacağını farkında.

ERDOĞAN’IN İSTANBUL TAKIMLARI ÜZERİNE YAPTIĞI HESAPLAR

Erdoğan su almaya başlayan geminin yan yatmaması için propaganda ve algı kadar keyfini kaçıracak delikleri de tıkamak istiyor.

Futbolun kitleler üzerindeki etkisini en iyi bilen siyasetçilerden biri olan Erdoğan için Fenerbahçe, Ali Koç’un Aziz Yıldırım’ı devirmesi ile çetin ceviz haline geldi.

Tüzüğü ve Galatasaray Lisesi ekolü sebebiyle Galatasaray’a nüfuz etmek neredeyse imkânsız.

Erdoğan hiçbir takıma vermediği desteği Sarı-Kırmızıl takıma verdiğine inanıyor Karşılığını ise hiç alamadığını belirtiyor.

Bu yüzden Emlak Konut AŞ (Toplu Konut İdaresi/TOKİ iştiraki), Sarı-Kırmızılı kulüple imzaladığı hasılat paylaşımı mukavelesini sürpriz bir şekilde tek taraflı fesh etmedi mi?

1,5 milyar liralık gelirden mahrum kalması yetmezmiş gibi Galatasaray “yükümlülüklerini yerine getirmediği için” Emlak Konut’a 250 milyon TL tazminat ödeyecek. 

Trabzonspor ise fırtına gibi estiği 1980’lerin seviyesinden zaten çok uzak. Uğruna entrika çevirecek kadar Erdoğan’a cazip gelmiyor. 

FİKRET ORMAN İSTİFAYA ZORLANDI

Ele geçirmek için en cazip şık olarak Beşiktaş kalıyor…

Öyle ya! Erdoğan, Siyah-Beyazlı kulübe o kadar kolaylık sağladı.

Erdoğan’ın talimat ve onayları olmasa Anıtlar Kurulu’nun koruması altındaki İnönü Stadyumu’nun yerine devasa Arena nasıl inşâ edilebilirdi?

Bu denklemde Fikret Orman para bulamadı ve eli zayıfladığı için cebren istifaya zorlandı. Üstelik Erdoğan’ın sözünden dışarı çıkmıyordu.

Koltuğu Ethem Sancak’a devredeceğine dair sözü tutmayınca Saray’da Orman'ın üzeri çizildi. 

SARAY’IN TEK ADAYI VAR O DA ETHEM SANCAK

Şimdi Serdal Adalı, Yaman Karadeniz, Ahmet Nur Çebi ve İsmail Ünal’ın isimleri geçse de Dolmabahçe’de hava kurşun gibi ağır.

Bunlarla birlikte ortalıkta dolaşan isimler bir nevi nabız yokluyor. Nihai yönetim kurulu aday listesine girmek için “ben buradayım” mesajı veriyorlar.

Saray ise Beşiktaş’ın yönetim kurulu başkanlığına Ethem Sancak’ın seçilmesini ve tek aday olarak kongreye gidilmesini istiyor.

SANCAK’TAN KİMLER RAHATSIZ?

Hüsnü Özyeğin, Demir Sabancı, Turgay Ciner (Beşiktaş'ta Saray'ın karşısında), Rahmi Koç, Ömer Koç ve Tuncay Özilhan gibi önde gelen Beşiktaşlı işadamları bundan ziyadesi ile rahatsız.

Sancak'a karşı çıkanların eleştirileri ortak: Sancak’ın imajı yerlerde sürünüyor. Şirketlerinin mali durumu kötü. Beşiktaş’ın krizden çıkması için elini taşın altına sokmak bir tarafa kulübün gelirlerini birilerine peşkeş çekebilir.

Bu ve benzeri endişeler Siyah-Beyazlı camiada, “Kelin ilacı olsa başına sürermiş” atasözü ile birlikte fısıltı halinde kulaktan kulağa yayılıyor.


Beşiktaş’ta “endişeli kongre üyelerini” temsilen bir heyet Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi Koç’a kadar gitti.

Heyet Beşiktaş Kongre üyesi olan Koç’tan yardım talep etti.

RAHMİ KOÇ DA ENDİŞELİ, FAKAT ÇARESİZ

Koç da benzer endişelerini dile getirdi, ancak çok fazla alternatiflerinin de kalmadığını aktardı.

Üç saate yakın süren görüşmede kongrede herkesin etrafında kenetlenebilecek bir ismin “sürpriz aday” olarak gösterilmesi kararlaştırıldı.

Bu adayın ismi son ana kadar saklı tutulacak ki hükümete yakın medya tarafından hedef tahtasına konulmasın.

Erdoğan’a rağmen bu ağır yükü omuzlamayı kabul edecek “babayiğit” henüz bulunabilmiş değil.

Fikret Orman kesinlikle aday olmayacak. O ağzının payını aldı ve ticarete geri dönecek.

ETHEM SANCAK ALTTAN ALTA HAZIRLANIYOR

Diğer tarafta “Erdoğan’a aşığım.” diyen Ethem Sancak’ın yönetim kurulunda beraber çalışmak için bazı isimlere teklif götürdüğü ve bu isimlerin teklifi kabul ettiği iddia ediliyor.

Erdoğan’a yakın isimlerden Cemil Kazancı’nın Sancak için lobi yaptığı da konuşuluyor. 

Erdoğan adına mesajlar havada uçuşuyor.

Şayet Sancak başkan olmazsa Saray, Beşiktaş’ın yeni başkanına kamu bankalarından gelecek haciz kararları ile “Hoşgeldin” demeye hazırlanıyor. 

Belirsizlik ve endişelerle dolu saatler ilerlerken saat başı yeni bir iddia ortaya atılıyor.

BEŞİKTAŞ'TA KRİZ YENİ BAŞLIYOR

13 Ekim’de çoğunluk sağlanmazsa olağanüstü kongre 20 Ekim’de tekrar toplanacak.

Futbola siyaset hiç bu kadar bulaşmamıştı.

116 yıllık mazisi olan bir kulübün Genel Kurul üyelerinin bağımsız iradelerinin üzerine Saray’ın ceberrut gölgesi düştü.

Kulübün menfaatine en uygun ismi seçmek Erdoğan marifeti ile devlet meselesine dönüştürüldü.

Ethem Sancak başkan seçilse de seçilmese de Beşiktaş’ta esas kriz yeni başlıyor.

[Gölge Bankacı] 10.10.2019 [Samanyolu Haber]

‘Savaş’ın gizledikleri! [İlker Doğan]

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin asıl sorunlarının üzerini yine usta bir manevrayla örtmeyi başardı. Hiç bir mantıklı açıklaması yokken Suriye’nin kuzeyine yaptığı operasyonla gündemi şimşek hızıyla değiştirdi. Artık kimse deprem hazırlıklarını, zirveye çıkan ekonomik krizi, artan işsizliği, ardı ardına yapılan zamları, KHK’lıların mağduriyetini ya da AKP’li belediyelerdeki yolsuzlukları konuşmuyor!

Savaş, AKP rejimi için yegane kurtuluş (!) yolu olarak görülüyor olmalı; zira 17 yılın sonunda ülkeyi içine soktuğu ekonomik ve sosyal darboğaz o kadar büyük ki, artık yandaş medyanın propaganda ya da beyin yıkama faaliyetleri halkı uyutmaya yetmiyor. Ekonomik kriz, artan işsizlik, doğalgaz ve elektriğe son bir yılda yapılan ve yüzde 60’ı bulan zamlar, son olarak geçtiğimiz hafta otoyol ve köprülere yapılan yüzde 20’lik zam… Bunlar yetmezmiş gibi bir de AKP’deki Erdoğan’ın tabiriyle ‘fitne’ hareketleri! Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’nun yeni parti çalışmaları vs…

SAVAŞ DİKKATLERİ DAĞITIR

Ülkede memnuniyetsizlik yayılmaya başladı. Kriz artık gizlenemeyecek kadar büyük. AKP rejiminin insanların dikkatini ekonomiden başka alanlara çekmesi gerekiyordu ve bunu da başardı. Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna yönelik operasyon ABD’li askerlerin Tel Abyad ve Rasulayn’daki gözlem noktalarından çekilmesiyle başladı.

ARTIK SAVAŞA ODAKLANALIM!

Türkiye’ni gündemi de bir anda değişti… Bugün artık kimse ülkenin asıl gündemlerini konuşmuyor. İktidarın çığırından çıkan hukuksuzlukları ya da duvara toslayan ekonomi, eğitim politikaları kimsenin umurunda değil. Muhalefet de ‘vatan hainliği’ suçlamasıyla karşı karşıya kalmamak için savaş kartıyla sindirildi. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun “İçimiz yana yana tezkereye evet diyeceğiz.” açıklamasının nedeni de bu. Peki operasyondan önce Türkiye’nin gündemi neydi? İşte ‘savaş’la üzeri örtülen gündemler:

İŞSİZLİK ARTTI, EKONOMİ BATIK

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) işgücü istatistiklerine göre Haziran’da Türkiye genelindeki işsizlik yüzde 13 ile 4 milyon 253 bin kişi olarak ölçüldü. Bu, dar tanımlı işsizlik rakamı. Geniş tanımlı işsiz sayısının ise 7 milyonu aştığı tahmin ediliyor. Yine resmi rakamlara göre işsiz sayısı son 1 yılda 1 milyon kişiden fazla arttı. Çok değil, 8 yıl önce 20 milyar lira civarında olan batık kredi miktarının yıl sonuna kadar 160 milyarı bulması bekleniyor. AKP iktidara geldiğinde vatandaşların bankalara olan borcu 6.6 Milyar TL’ydi. Bu rakam bugün 450 milyara yaklaştı! TÜİK’in verilerine göre 10 kişiden 7’si borçlu.

ZAMLAR YAĞMUR OLDU YAĞIYOR

Çok değil, daha bir hafta önce Türkiye’de zam yağmuru vardı. Elektriğe yüzde 14,9, köprü ve otoyollara yüzde 20, trenlere ve postaya yüzde 20 zam geldi. Üç yıl önce 3,40 TL olan Boğaz Köprüsü’nün geçiş ücreti 10,5 liraya yükseldi. Bir yılda elektriğe yüzde 60, doğalgaza yüzde 52, sigaraya yüzde 60, çaya yüzde 32 ve şekere yüzde 40 zam geldi!

KHK’LILARA ADALET İSTİYOR

Kanun Hükmünde Kararnameler’le hukuksuz olarak işlerinden atılan 18 binden fazla insan mahkemelerin beraat kararlarına rağmen işlerine dönemiyor. Devlet ‘şüphe’ ettiği için binlerce KHK’lı, AKP rejimi tarafından açlığa mahkum ediliyor. Sadece ‘adalet’ isteyen KHK’lılara ‘terörist’ muamelesi yapılıyor, Ankara’ya girişleri bile ‘Anayasa’ya’ ayrıkı bir şekilde engelleniyor.

DEPREM HAZIRLIKLARI UNUTULDU!

İstanbul 5,8’le sallanınca 17 Ağustos’u hatırlamıştı bir anda. Yıkıcı özelliği olmayan orta şiddetli bir deprem bile onlarca kamu binasını, apartmanı kullanılmaz hale getirmeye yetti. Hayat felç oldu. 1999’dan bu yana İstanbul’da deprem için hiç bir hazırlık yapılmadığı ortaya çıktı. 2 milyon konut stoğunun 700 bini acilen yıkılarak, yenilenmeliydi. Bugüne kadar dişe dokunur hiç bir önlem almayan iktidar temsilcileri bu işi önümüzdeki 15-20 yıl içinde yapmayı planlıyor!

mansur Yavaş, f.to uzmanı Çetin-Acar

F.TÖ UZMANINA 270 BİN LİRA MAAŞ

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş bir kaç gün önce açıkladı. Belediyede çalışan Çetin Acar isimli bir vatandaş, kendisine ‘F.tö Uzmanı’ diye bir kart bastırmış. Sipariş davalarda yalancı ‘gizli tanık’ olarak çağırılan bu şahsın hiç belediyeye uğramadan 4 yılda 270 bin lira maaş aldığı ortaya çıktı. Melih Gökçek dönemindeki Ankara Belediyesi, yalancı şahitlik yapmaktan başka bir iş yapmayan şahsa 4 yılda 270 bin liradan fazla para ödemişti!

HARBİYELİ ÖĞRENCİLERİN SUÇU NE?

15 Temmuz’un ardından yüzlerce askeri öğrenciye müebbet cezaları yağdırıldı. 15 Temmuz sözde darbe girişiminde, ‘tatbikat var’ denilerek köprüye vs. götürülen Harbiyeli öğrenciler sorumlu tutuldu. İşte 3 yıldan fazla bir zamandan bu yana demir parmaklıklar arasında tutulan o çocukların anneleri aylardır adalet istiyor. AKP Genel Merkez binasının önünde ‘adalet’ diye haykırdılar ama tehdit edildi, hakarete uğradı ve defalarca gözaltına alındılar. Daha 17-18 yaşında birinci, ikinci sınıf Harbiyelinin darbeyle ne ilgisi olabilir?

ÖZBEK NADİRA NASIL ÖLDÜ?

23 yaşındaki Özbek Nadira Kadirova, AKP İstanbul Milletvekili Şirin Ünal’ın Ankara’daki evinde, Ünal’a ait silahtan çıkan kurşunla hayatını kaybetti. Olay sırasında Şirin Ünal da evdeydi. İddiaya göre Ünal, hasta eşine bakması için işe aldığı genç kızı defalarca taciz etmişti. Ancak günlerce ifadesi bile alınmadı. Kadirova’nın ölümündeki şüphelere her geçen gün yenileri ekleniyor. Özbek basınında yer alan haberlere göre, Ünal’ın ifadesi, olaydan dokuz gün sonra başsavcı yardımcısı tarafından alındı. Genç kızın hayatını kaybettiği gün Ünal’ın, başsavcı yardımcısını evine çağırdı ileri sürülüyor.

KAYYIM MARİFETİYLE GASP!

AKP rejimi, seçimle alamadığı belediyeleri kayyım marifetiyle ele geçirdi. 31 Mart’tan 4 ay sonra Diyarbakır, Van ve Mardin Büyükşehir belediyelerinin başkanları İçişleri Bakanlığı tarafından ‘terörle iltisaklı’ oldukları iddiasıyla görevden alınarak yerlerine kayyım atandı. Ardından Diyarbakır’ın Kulp ilçesi ile Erzurum’un Karayazı ilçelerinin belediyelerine de kayyım atandı. 31 Mart’tan bu yana 3’ü büyükşehir olmak üzere toplam 5 belediyeye kayyım marifetiyle alındı. Bu insanlar ‘terörle iltisaklı’ idiyse neden YSK seçime girmelerine izin verdi sorusu hiç bir zaman cevaplanmadı.

[İlker Doğan] 10.10.2019 [TR724]

Thomas Müller’i bekleyen tehlike [Hasan Cücük]

Alman futbolunun lokomotif kulübü Bayern Münih’in başarısının altında, Bundesliga’da sivrilen oyuncuları kadrosuna katması kadar alt yapıdan yetiştirdiği oyuncuların katkısı yatıyor. Bundesliga’da son 7 sezonda zirveyi kimseye kaptırmayan Bayern hedefine 8. kez üst üste şampiyonluğu koyduğu bu yıl, Thomas Müller sıkıntısı yaşanıyor. 10 yıldır Bayern formasını giyen Müller, ocak ayında takımdan ayrılmak istediğini açıkladı. Müller’i bekleyen tehlike ise, Bayern alt yapısından yetişipte başka takıma gidenler pek başarılı olamaması.

Geçtiğimiz günlerde yeşil sahalardan bir yıldızın daha koptuğunun haberi vardı. Bu isim Alman futbolcu Bastian Schweinsteiger’di. Son olarak ABD’nin MLS Futbol Ligi takımlarından Chicago Fire’da forma giyen Alman futbolcu Bastian Schweinsteiger, aktif futbol kariyerini noktaladığını açıkladı. Kariyerinin en önemli ve başarılı dönemini alt yapısından yetiştiği Bayern Münih’te yaşamıştı. Alman Milli Takımı’nında kaptanlığına kadar yükselen bir isim olan Schweinsteiger’in Bayern sonrası kariyeri ise hüsran olmuştu.

1984 doğumlu olan Schweinsteiger, Bayern Münih’in kapısından adımını attığında takvim yaprakları Temmuz 1999’u gösteriyordu. 14 yaşında giymeye başladığı Bayern formasıyla tüm aşamaları geçtikten sonra temmuz 2002’de A takım kadrosunda yerini aldı. Orta sahada takımı yönlendiren bir oyuncu olarak sivrildi. Zaman zaman önlibero ve stoper mevkinde de oynamasına karşılık gerçek yeri daima merkez orta saha oldu. Temmuz 2002’de giymeye başladığı Bayern formasını aralıksız 13 yıl terletti. 8 kez Bundesliga şampiyonluğu sevinci yaşayan Schweinsteiger, 2013’te Şampiyonlar Ligi başarısınıda tattı. Haziran 2004’den itibaren ise Almanya milli takımında yerini alıp, 121 milli maçta 24 gol attı. 2014’te gelen Dünya Kupası sevincinin mimarlarından biri olan Schweinsteiger, milli takımı Euro 2016 sonrası bıraktı.

13 yıl formasını giydiği Bayern Münih’e Temmuz 2015’te veda eden Schweinsteiger’in yeni adresi Premier Lig’in devlerinden Manchester United oldu. 9 milyon Euro bonservis ödenen Alman futbolcudan beklenen, Bayern performansını İngiltere’de de sürdürmesiydi. 32 yaşında geldiği Ada dönemi Schweinsteiger için tam bir hayalkırıklığı oldu. Bayern Münih’te 500 maçta forma giyip 68 gol ve 100 asiste imza atan Schweinsteiger, Manchester United’de 35 maçta forma şansı bulup 2’şer gol ve asiste imza attı. İki sezona yakın kaldığı United dönemi, yedek kulübesinden oyuna girmek olarak geçti. Mart 2017’de Avrupa’ya veda edip ABD’nin MSL Ligi takımlarından Chicago Fire’in yolunu tuttu. Premier Lig ve Bundesliga’ya göre oldukça zayıf olan MSL’de Chicago Fire formasıyla 92 maçta sahaya çıkıp 8 gol ve 11 asist yaptı.

Bayern Münih alt yapısından yetişen bir başka isim Owen Hargreaves’ti. Kanada doğumlu İngiliz futbolcu Hargreaves, henüz 16 yaşındayken 1999 yılında kendini Bayern Münih’te buldu. 2000 yılından itibaren A takım kadrosunda forma giymeye bailayan İngiliz oyuncu 7 sezon Alman ekibinin başarısı için ter döktü. Orta sahada ortaya koyduğu futbolla dikkatleri üzerine çeken Hargreaves, İngiltere liginde oynamadan milli takım formasını giyen ilk oyuncu oldu. Temmuz 2007’de Alex Ferguson ısrarla istediği Hargreaves’i 25 milyon Euro bedelle United kadrosuna kattı. 26 yaşında Manchester United’in yolunu tutan Hargreaves’in Ada dönemi hüsranla geçti. Yaşadığı sakatlıktan dolayı aylarca formasından uzak kaldı. Döndüğünde ise takımda yer bulmakta zorlandı. 4 sezon kaldığı Manchester United’de 39 maçta forma şansı bulup, 2 gole imza attı. Ağustos 2011’de diğer Manchester takımı City’ye bedelsiz giden Hargreaves bir sezonda sadece 4 maçta forma giydi. Sezonun bitimiyle birlikte 31 yaşında yeşil sahalara veda etti. Bayern Münih’te 145 maçta ter döküp, İngiltere milli takımına seçilen Hargreaves’in kariyeri Alman ekibinden sonra baş aşağı gitti. Owen Hargreaves milli formayı 42 maçta giydi.

Bayern Münih’le 16 yaşında tanışan bir başka isim Toni Kroos oldu. Temmuz 2007’de 17 yaşındayken A takım kadrosunda yer bulan Kroos, 1,5 sezon Bayer Leverkusen formasını kiralık giydi. Temmuz 2010’dan itibaren kadronun değişmezlerinden biri olan Kroos, 2014’de sürpriz bir şekilde 24 yaşındayken 25 milyon Euro bedelle Real Madrid’e transfer oldu. Real Madrid formasını başarıyla terletmeye devam eden Kroos, Bayern’den ayrıldıktan sonra kayıplara karışmayan ender oyunculardan biri oldu.

Şimdi ayrılık türkülerini Thomas Müller söylüyor. Gerekçesi, teknik patron Niko Kovac’a sorun yaşaması. Ocak ayında ayrılacağını yönetime iletti. Müller, bugüne kadar Bayern Münih formasıyla 495 maça çıkarken 186 gol ve 171 asist üretti. Yıldız futbolcu, takımı ile tam 21 kez kupa kazandı. Bu sezon çoğu maça yedek kulübesinde başlayan Müller, lig, kupa ve Şampiyonlar Ligi’nde 10 maçta sahada çıkıp, 450 dakika kaldı. Ligde 7 maçta forma bulan Müller gol atamazken, 4 asist yaptı. Bu sezon tek golünü Şampiyonlar Ligi’nde 7 dakika forma giydiği Kızılyıldız’a karşı attı. 2000 yılında Bayern Münih’in kapısından içeri adımını attığında 11 yaşında olan Müller, A takım formasını 10 yıldır giyiyor. 29 yaşındaki ünlü oyuncu ocak ayında ayrılırsa Bayern günlerini arayan oyuncular listesine katılma ihtimali oldukça yüksek.

[Hasan Cücük] 10.10.2019 [TR724]

Suzinak olur hüzünler! [M.Nedim Hazar]

Ağaçların soyunmasına inat giyinir insanlar. Bir ayıbı kapatmak ister gibi sımsıkı sarılır elbiselere. Oysa eldivenler hissetmez sıcaklığını tenin.

Soğuk, en çok yaraları dağlar! Bir bir kapanır yaralar kardan merhemlerle. Kış uykusuna uzanır ayrılık, uzundur kül rengi geceler, uzun ve derin.

Yağmur, derin hıçkırıkları bastırmak için tıkırdatır çatıları, pencereleri.

Camlarda hüzün buğuları…


Ve derken, güneş ovar ateşten gözlerini, balkonda sarkan gözyaşıyla ıslanmış mendiller kurur birer birer. Bahar uyanış demek, bahar hüzünlerin geri gelmesi. Açılır çekmeceler sırayla; yapılır bahar temizliği. Ne varsa safra kışa dair kurtulunur onlardan. Sonra camlar açılır sonuna kadar… Serin bir titreme sarar tüm eşyaları. Renkler tablolardan boşanır dört nala; tabiatta tablolaşır çiçekler, nar çiçekleri, kiraz çiçekleri…

Dalların yeşilliğine inat gri bir iç çekiş esir alır dimağları.

Çekmecelerde, keskin bir virajdan fırlar gibi çıkar karşımıza hatıralar. Bazen sararmış bir suret, durmuş bir saat kimi zaman. Eski bir not defteri ya da sayfalarından;

Ne müşkülmüş seni sevmek, sana yar olmak!

Dilşad olmak isterken perişan olmak.

Reva mıdır yar olanın kalbi zar olmak.

Dilşad olmak isterken perişan olmak.

Oysa biliriz, umutsuzluk yakışmaz inancı olana. Ki o inançtır diri tutan hoşnutsuzluğun kışında bile!

Ama…

“Bahçemde açan goncaların hepsi dökülsün” der bahara özlem duyan, baharda özlem duyan!

“Aşkolsunlar” ile iç çeker ve mırıldanır derinden: Mihnet çekecek hali mi var, kalbi harabın!

Sonra sesler mesela… Sair zamanda bir armoni, rahmani bir mızıka gibi gelen o sesler…

Yalnızlığı hançerleyen hain birer ıslık gibi yaralar gözleri ufukta iç çekeni. Teskin edilmez bir hüzündür bu, teselli kabul etmez bir ızdırab: “Ne merhem kâr eder ne de teselli.

Bulunmaz derdime çare bulunmaz!” Meriç’in ifadesiyle “her teselli ihanet gibi gelir” hatta.

Hicaz ile hicazkâr arasında bir yere yerleşir hüzün ve yakar eli, ayağı, dili, dudağı, kulağı: “Bu şehrin en tenha yeri kalbimdir şimdi…”

İliğine kadar sızar sonra, segâhtan alır hayalleri rasta kadar indirir. Erimiş bir mızrap, hırpalanmış bir “yükzük” gibi titretir telleri. Hayaller acıtır her bahar hasret çekeni. Belki, sadece şarkılar teselli verir bir nebze. Artık ne mene bir teselliyse, kana kana su içip daha çok susamak gibi bir anafor işte!

Balkonda kurumuş mendiller, açık camdan içeri sızan serin rüzgâr, çekmecede sararmış kâğıtlar…

Gözler gölgelerden sıyrılır usulca ve suzinak bir hüzün yayılır gramofondan.

Zeki Müren seslenir taş plaktan: Şimdi uzaklardasın…


[M.Nedim Hazar] 10.10.2019 [TR724]

Ege’deki faciadan geriye kalanlar; acılı aileler anlatıyor [Ramazan Faruk Güzel]

Bir meslektaş arkadaşım, Ege’deki elim kazadan hemen sonra Yunanistan’a gitti. İki evladını kaybeden Fatma ve Nasır Işık çifti ile görüştü. İhtiyaçları ile ilgilenmeye çalıştı sağ olsun… Halen olayın şoku içinde olsalar da kadere tevekkül ve teslimiyet içinde olan bu yargı mensubu acılı ana-baba ile yaşadıklarını konuştuk.

Önce o gece yaşananları anlatıp, sonrasında göze takılan bazı acı hakikatleri aktaralım.

**

İçinde Işık ailesinin de bulunduğu ekip, İzmir’e bağlı bir kasabanın kayalıklarından inerek çok zorlu bir yolculuktan sonra 25 Eylül gecesi gidecekleri tekneye ulaşır. Ne yazık ki yolda onlara ışık tutan balıkçıları sahil güvenlik zannettikleri için -yolu yarıladıkları halde- tekrar aynı kayalıkları yürüyerek geri dönerler.


O gece yine orada kalmışlar ve ertesi gün cuma gecesi tekrar hareket ederler. Yine o kayalıklardan inerken, elim kazada vefat etmiş olan 58 yaşındaki Kevser Sezer hanımın durumuna hayret ederler. Zira kendisinin dizleri protezliymiş ve kendisinin ifadesine göre normalde merdivenleri bile çıkamıyormuş…

Kaptan tekneyi ilk kez kullandığını söyler. Tekne yeni, çok süratli ve motor gücü yüksekmiş… Bindiklerinde herkese can yeleği dağıtılır. Sadece kazadan sağ kurtulan Yusuf Bey’in çocuklarına ve 2 yaşındaki Ali İhsan Kara’ya yelek yetmez. Ama kazada Kara ailesinin yelek giyen diğer çocukları 8 ve 6 yaşındaki Mustafa ve Gülsüm vefat eder. Kazadan sadece bu üç çocuk sağ kurtulur.

Olay gecesi Yunan karasularına girince çok sevinirler. Yusuf Bey babasına, “Ulaştık” diye mesaj atar. Babası da Avrupa’da bekleyen arkadaşlarına haber verir. Dolayısıyla da onları bekleyen kişiler, onların ulaştıklarını düşünerek tekrar arama ihtiyacı hissetmez.

İlk anlaşmaları, yaşam olmayan koyun adasına gitmektir. Nedense o arada Yusuf Bey, “Bizi Sakız adasına bırak, yaşam olan yere” der. Kaptan kabul eder. Sahil güvenliğe yakalanmamak için arka tarafa dönmek üzere dümeni kırar, bu manevrayla tekne alabora olur.

Yolcular yelekli bir şekilde dışarıda kaptanın etrafında oturuyor. Ön tarafta kaptanın bir tarafında Yusuf Bey ve ailesi, diğer tarafta Hâkime Fatma Hanım kucağında Mahir’i emzirmektedir. O anda can yeleği sadece arkadan bağlıdır!.. Nasır Bey’inde kucağında da büyük oğulları İbrahim vardır.

Hakim Fatma Işık ve Ege’de can veren 4 aylık Mahir bebek (Tr724)
Arka tarafta oturan iki aile denize savrulur. Ön taraftaki iki aile teknenin altında kalır. Teknenin altında kalanların pek çoğu teknenin üstüne çıkmayı başarır. O hengamede Fatma Hanım, kucağındaki Mahir’i kaybeder…. İbrahim de babasıyla denize düşer. Nasır Bey üç dört kez teknenin altına dalar ama İbrahim’i bulamaz.

Çok karanlık olduğundan, kimse kimseyi göremez. Yusuf Bey, kendi çocukları önüne düştüğü için onları çıkarır. Kara ailesinin 2 yaşındaki bebeği Ali İhsan’la battıklarını fark eder. Ali İhsan’ı ellerinden alır ve teknenin üstünde çocuğa suni teneffüs yapar… Bu arada Gonca ve Ebubekir Kara, can yelekli bir şekilde açığa sürüklenir. Denize düşenlerden sadece bu iki kişi kurtulur.

Sabaha kadar su içinde hareketli kalıp donmadan beklerler. Can yelekleri üstlerinden çıkmaması için iki elleri ile tutmaya çalışırlar. Bundaki psikolojilerini şöyle ifade ediyorlar: “Diğer türlü intihar olur, imansız gidebiliriz endişesi.”

Olay, gece yarısı gerçekleşir ama yardım ancak sabah 11:00 gibi gelir. 11 saat orada yardım beklerler. Teknenin üstünde Fatma ve Nasır, çocuklarının cesedini bulabilmek için dua eder!.. Teknenin üstüne çıkabilen Zenbil ailesinin babası ve oğlu, uzun bir zaman eşinin, kayınvalidesinin sesini duymak için çaba sarferder. İki kadın, “Korkuyorum!” diye bağırır. Bir zaman sonra sesler kesilir. Sevdiklerinin ölümünü anbean yaşarlar!..

Şimdi, Birleşmiş Milletler’in tahsis ettiği Atina merkezde bir evde kalıyorlar. Onları ziyaret etmiş olan meslektaşımın aktardığına göre; aileler metanetliler. Dilekçe verip başka bir ülkeye geçmek istediklerini talep edecekler…

GÖRÜLENLER O Kİ

– Evet, görünen o ki; eski yargı mensupları Fatma ve Nasır Işık çiftinin de içinde bulunduğu bot Ege’de alabora olup da 2 çocuklarını o sulara kaptırmasına kadar, zorlu bir süreçten gelmişler ve bu ölümcül yolculuğa mecbur kalmışlar. “İki evladını Ege’de bıraktı Hâkime Fatma Hanım!” başlıklı yazımızda onları yolculuğa sürükleyen durumları özetlemeye çalışmıştık.

– Ve görünen o ki, onlar bu yolculuğa çıkmadan önce ülke içinde mağduriyetlerini ifade ve kendilerine karşı yapılan bu zulmü düzelttirme adına her yola baş vurmuşlar. Gazeteci Ece Sevim Öztürk’ün sosyal medya paylaşımlarımdan anlıyoruz ki Hâkime Fatma Hanım, durumunu anlatmak için çalmadık kapı bırakmamış…

Gündeme tekrar gelmesi münasebeti ile öğreniyoruz ki Hâkime Hanım, Sözcü köşe yazarı Emin Çölaşan’a kendisinin ve diğer bayan koğuş arkadaşlarının durumunu uzun ve detaylı mektuplarla anlatmış, bu mektup vesilesi ile kamuoyu haberdar olmuş. Ama ne toplumda ne de devlette bir aks-ı sada bulmamış, kulakları tıkamakla yetinmişler.

– Bir zamanlar liberal aydın olarak bilinen ve şimdinin haşin bir AKP milletvekili olan Prof. Naci Bostancı, “Beraat etmiş olsa bile KHK’lıların işe tekrar alınmamasını” canhıraş savunurken, “devletin aklına şüphe düşmüş bir kere” şeklinde bunu gerekçelendirmişti! “Şüphe varsa bunun sanık lehine değerlendirileceği” gibi en temel ilkeyi bile yok sayarak…

Onun bu sözleri aslında çocukları ile ölümü pahasına Ege sularına açılmak zorunda kalan Fatma- Nasır çifti ve diğer arkadaşlarının içinde bulunduğu cendereyi anlatmaya yetiyordu! Devlet imkanları tamamen kapatılmış, sosyal bir soykırıma tabi tutulmuş, her an yeni bir soruşturma- tutuklama-işkence-ölüm tehditi altında bu insanların, o diyarı terkten başka alternatifi kalmamıştı.

– Şimdiye kadar on binlerce insan geçti gitti ve her birisi de başka bir ülkede yeni bir hayat kurmak zorunda kaldı… Bunu yaparken de insanlar “kaçakçı” denilen ve bunu iş edinmiş kimselerin yardımlarına başvurmuşlardı, ellerindeki son birikimleri de onlara teslim ederek… Kimisi de kendi imkanları ile geçmeye çalıştı ve o yolları ve usulleri bilemediği için böyle elim hadiseler gerçekleşti. Yüzde bir ihtimal dahilinde olan böyle bir kaza da diğer yola çıkma, kurtulma arayışındakiler için bir ket vurma hadisesi oldu.

– AKP’li Bostancı “Devletin aklına düşen şüphe”den bahsederken, Karar yazarı Yıldıray Oğur da haklı olarak, “Peki devlet hakkında vatandaşın aklında kalan şüphe?” diye soruyordu köşesinde. Evet, asli vazifesi vatandaşını korumak olan devletine karşı vatandaşta oluşan his şimdi korku ve endişeden ibaret! Yakasını bırakmayan, gitmesine de izin vermeyen, psikopatça ölümüne takip eden bir devlet anlayışı.

– Görülen o ki, basının, aydının durumu da bu “insaniyetten sıyrılma” halinden uzak değil!.. Yunan basını, sularda yiten canlar, bebekler ve çocuklar için “Melekler” diye bahsederken, Türkiye’de kimi kalem sahipleri; “kaçak geçmeye çalışanlar”, “Fetöcüler”, “teröristler” diye bahsetmişlerdi.

Bunlara en iyi cevabı, Gazete Duvar yazarı Murat Sevinç, “Göğsüme oturan koca bir öküz…” başlıklı yazısında vermişti: “Topunuzun vicdanına tüküreyim. Topunuzun…”

Evet, görülen o ki halihazırdaki medyadakilerin, popüler, bilinir denilenlerin çoğunun vicdanına, yüzüne bile tükürecek halde değiller!..

– Başörtülü, dindar, İslamcı gazeteci olarak maruf Hilal Kaplan gibileri, inançlı bu insanlara yapılan zulümleri az görüp, “Çok merhametli gidiliyor ama!” derken, Hristiyan, Ermeni, belki sol bir aydın olarak bilinen Natali Avazyan bu acılara sessiz kalmamış, mağdurların sesini duyurmaya çalışmıştı.

Bayan Hilal, boğaza nazır villasında “Pelikanlar”ı ile bu zulme ateş ve odun taşımaya devam etmekte şu an… Natali Hanım ise, Hz. İbrahim’i yakması için tutuşturulmuş ateşleri söndürmek için ağzında bir damla ile koşturan karıncalardan birisi gibi, bu zulme karşı koymak istediği için gözaltına alındı. (Bahane olarak, “Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun babasının lakabının ‘Hırsız’ olduğunu ifade eden bir tweet paylaşması” gösterilse de herkes perde arkasındaki gerçeği biliyor.)

– Bu tekne kazası faciasının mağdurları şu an Yunanistan’da ve BM koruması altındalar. BM, korumaya aldıklarına bazen durumlarına göre başka ülkelere intikal ettirmesi söz konusu. Umarım bu mağdur aileleri en kısa zamanda daha iyi koşulları olan bir ülkeye aktarırlar. Bu konuda da gerekli müracaatların yapılmasında fayda var.

..

Acı bir gerçek de bu ölümlerde HSK’nın da payı olması! Hatırlarsanız, dönemin HSYK Başkanvekili Mehmet Yılmaz, kamuoyuna açıklamalarda bulunarak, “haklarında soruşturma başlatılanların başka meslektaşları hakkında itirafçı olurlarsa anca meslekte kalabileceklerini” açıklamıştı. Hâkime Fatma Işık’ın birlikte büyüdüğü yakın bir akrabası da hâkim idi. Ve o, hakkında bir soruşturma olduğunu öğrenince, gidip ilk aklına gelen kişinin yani Fatma hanımın ismini vermişti. Ve bundan sonra da Fatma hanımın ihracı ile start alan o zorlu ve acı süreç başlamıştı.

Bana bu detayı aktaran o meslektaşım, “Neden onun adını verdi de bizim adımızı vermedi? Halbuki yurtdışındaydık ve o itirafçı da bunu biliyordu. İlle bir isim verecek idiyse bari bizim ismimizi verseydi.” Derken, bunu da bazen akrabalar arasında yaşanan haset ve rekabet hissine bağlıyordu.

Buradan da anlaşılıyor ki; senin haklarını korumakla mükellef kurumlar, senin celladın olabiliyor… Bir de, kötülüğü hep uzaklarda, dış güçlerde ararken insan; en yakınlarından bulabiliyor.

**

Görülen, söylenecek belki daha çok söz var. Ama sözü bitirirken söylenecek tek şey temenniler. Bu zulümlerin bitmesi, insanların hayatları pahasına ülkesini terketmek zorunda kalmaması, bir daha böyle acıların yaşanmaması dilekleri…

[Ramazan Faruk Güzel] 10.10.2019 [TR724]

Trump’ın sonunu Erdoğan getirecek! [Adem Yavuz Arslan]

ABD başkenti kelimenin tam anlamıyla toz duman oldu.

Televizyon ekranlarından ‘son dakika’ haberleri eksik olmuyor. Başkan Trump’ın azil tartışmalarıyla birlikte manşetlerden düşmeyen diğer konu ise Türkiye ve ‘Barış Pınarı Operasyonu.’ Öyle ki her yeni dakika başka bir son dakika gelişmesi oluyor.

Dolayısıyla ne oluyor, yaşananlar ne anlama geliyor kafalar karışık.

Bir önceki yazımda (Trump’ın tehdidi, Erdoğan’ın planı) temel hatlarıyla Erdoğan ve Trump’ın ajandasını özetlemiştim. Her şey beklendiği gibi gelişti ve Erdoğan Suriye operasyonu için düğmeye bastı. Türk savaş uçakları sınırın Suriye tarafından 30 km kadar içeri girip önceden belirlenen hedefleri vurdu, sınırdan topçu atışları yapıldı.

NATO’nun en büyük ikinci askeri gücünün karşısında bir varlık göstermesi beklenmeyen PYD’nin ise güneye çekildiği yönünde haberler var.

TRUMP NEDEN YEŞİL IŞIK YAKTI?

Haber tüm dünyada olduğu gibi ABD’de de büyük yankı uyandırdı. Öyle ki günlerdir manşetlerden düşmeyen Trump’ın azil tartışmaları bile ikinci planda kaldı. Siyaset dünyası operasyon haberiyle ayağa kalktı.

Her kafadan bir ses çıktı, tepkiler, kınama mesajları ve çağrılar ardı ardına geldi. Çarşamba günü itibariyle en dikkat çeken hamle ise yakın zamana kadar Erdoğan’ın sıklıkla görüştüğü, beraber konser izlediği (aynı zamanda Trump’ın çok yakını ve destekçisi) senatör Lindsey Graham’dan geldi.

Graham, Demokrat Senatör Chris Van Hollen ile Türkiye’ye yönelik ağır yaptırımlar içeren bir yasa teklifi hazırladı. Yasa teklifinin detaylarına ve kabul edilmesi halinde neler olabileceğine dair detaylara geleceğim.

Ancak bu aşamada bir not düşmek lazım; Erdoğan’ın Suriye hamlesi Amerika’yı birleştirdi. Öyle ki hiç bir konuda anlaşamayan Demokratlar ve Cumhuriyetçiler Türkiye karşıtlığında buluştu. Medya tek ses halinde ve sıkı Trump destekçisi olan FOX Tv bile Trump’ın kararını eleştirdi.

Herkes Trump’ın Suriye’den çekilme ve Türkiye’nin operasyonuna yeşil ışık anlamına gelebilecek ifadeleri neden kullandığını anlamaya çalışıyor.

Başkan Trump’ın kendisine itiraz edebilen tüm danışmanları ve bakanları kovduğu herkesin malumu. Son olarak Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’u kovmuştu. Bugün ise tüm kritik kararları tek başına aldığını söylemek mümkün.

Sızan bilgilere göre Trump geçtiğimiz Pazar Erdoğan ile yaptığı görüşme sonrası basın açıklamasını bizzat yazdırdı. Erdoğan ile konuşan Trump, ani bir kararla bölgedeki askerleri çekeceğini açıkladı. Bu karar üst düzey bürokrasi arasında şok etkisi yaptı. Nitekim Reuters’e konuşan bir Dışişleri Bakanlığı yetkilisi başkanın kararının ciddi kafa karışıklığına yol açtığını anlattı.

Her ne kadar başkan Trump Suriye’den çekilme kararına gerekçe olarak ‘seçim vaadlerini’ gösterse de ABD kamuoyu başkan Trump’ın iç politikaya oynayarak önümüzdeki yıl yapılacak seçimler öncesi elini güçlendirme amacında olduğuna inanıyor.

Trump’ın ‘IŞİD’i yenmiş ve ABD askerlerini sağ salim evine döndürmüş başkan’ olarak seçime gitme hesabı var.

Ancak Kürtlerin İŞİD ile olan mücadeledeki katkıları ve ABD kamuoyundaki büyük sempatisi nedeniyle Trump keskin bir u- dönüşü yapmak zorunda kaldı. Aldığı kararla kendi partisinden isimlerin bile tepkisini çeken Trump üst üste attığı tweet mesajları ile ‘Türklerin sınırı aşması halinde ekonomilerini mahvedeceği’ tehdidini yaptı. Ancak Trump’ın bu mesajları da tepkiyi dindiremedi. Öyle ki başkan Trump ilerleyen saatlerde yeni açıklamalar, yeni uyarılar yaptı. Beyaz Saray’da düzenlenen bir törende konuşan Trump bir gazetecinin “Erdoğan’ın Kürtleri yok etmesinden endişeli misiniz ?” sorusuna “Eğer bunu yaparsa ekonomisini yok ederim. Eminim ve umarım mantıklı davranır” diye yanıt verdi.

Bu arada başkan Trump şaşkınlık yaratan “Kürtler bize İkinci Dünya Savaşı’nda yardım etmedi” açıklamasını da yaptı.

Trump “Kürtler toprakları için savaşıyorlar. Bugün yazılan çok çok etkileyici bir makalede değinildiği gibi bize İkinci Dünya Savaşı’nda yardım etmediler. Biz Kürtlere mühimmat, silah ve ödeme anlamında büyük miktarlarda para harcadık. Bununla birlikte Kürtleri seviyoruz. Burada farklı gruplar var. PKK var, bizimle çalıştılar. Sert bir grup ama bizimle çalıştılar. Biz büyük para harcadık, onlar toprakları için savaşıyorlar. Yani “Bizimle birlikte savaştılar” diyorsunuz. Evet. Toprak için savaşıyorlar” ifadelerini kullandı. Trump’ın Kürtler ve ikinci dünya savaşına dair açıklamaları sosyal medyada mizah konusu yapıldı.

TÜRKİYE’YE AĞIR YAPTIRIM PAKETİ

Öte yandan Trump’ın Suriye’den çekilme kararı ve Türkiye’nin sınır ötesi operasyonu ABD Kongresi’ni de ayağa kaldırdı. Hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçiler Başkan Trump’ı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı adeta topa tuttular. En ilginç ve sert tepki ise yakın zamana kadar Erdoğan ile birlikte Ankara’da konser izleyen Senatör Lindsey Graham’dan geldi. Yaklaşık 10 gün önce Erdoğan ile Trump adına görüşen ve Türkiye’nin F-35 programına tekrar alınması için lobi yapan Senatör Graham bu kez Erdoğan’a ateş püskürdü. Öyle ki Graham twitter mesajında “Erdoğan ve insaniyet aynı cümleye ait değil, daha kötüsü henüz gelmedi” diye yazdı.

Lindsey Graham, Demokrat Senatör Chris Van Hollen ile ortak bir yaptırım paketi de hazırladı. Paket S-400 nedeniyle Türkiye’ye uygulanması düşünülen CAATSA yaptırımlarından bile sert. Öyle ki başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere üst düzey hükümet yetkililerine kapsamlı yaptırımlar getiriyor. Yasayı hazırlayan isimlerden Van Hollen yaptığı açıklamada “Senatör Lindsey Graham’le birlikte, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeydoğusunda devam ettirdiği askeri operasyonuna yanıt olarak Türkiye’ye karşı yaptırımlar içeren bir taslağı açıklıyoruz. Bu yaptırımların, Erdoğan ve ordusu üzerinde anında ve kapsamlı yansımaları olacak” dedi.

Peki Senatör Graham’ın “her iki partiden güçlü bir destekle geçmesini bekliyorum” dediği tasarı da neler var? Tasarının ilk bölümünde Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkan Yardımcısı, Milli Savunma Bakanı, Dışişleri Bakanı, Hazine ve Maliye Bakanı, Ticaret Bakanı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanının mal varlıklarına yaptırım konulması var. İkinci bölümde ise Türkiye ile askeri işlemlere konacak kapsamlı yaptırımlara yer veriliyor. Mesela Türk Ordusuyla işlem yapan ya da mali, materyal ya da teknoloji desteği saylayan yabancı kişilere yaptırım uygulanacak. TSK’nın alacağı her türlü askeri techizata yasak getiriliyor. Öyle ki bu yasağın kapsamı hava kuvvetlerinden deniz kuvvetlerine kadar yayılıyor. Tasarının üçüncü bölümünde ise enerji sektörüne yönelik yaptırımlar var. Bu başlıkta yer alan yaptırımlar da çok kapsamlı. Dördüncü bölümde ABD’nin askeri yardım yapması da yasaklanıyor. Beşinci bölüm ise Başkan Trump tarafından engellenen CAATSA yaptırımlarını kapsıyor. Yeni yasaya göre CAATSA yaptırımları 180 gün içerisinde devreye sokulacak ve muafiyet ya da erteleme düzenlemesi geçersiz olacak. Buradaki hedef başkan Trump’ın Türkiye’ye karşı uygulanacak CAATSA yaptırımlarını zamana yaymasını engellemek.

ERDOĞAN’IN MAL VARLIĞI DA LİSTEYE GİRDİ

Yaptırım paketinin en ilginç bölümü ise Erdoğan’ın şahsi mal varlığına dair bölüm… 7.kısımda yer alan maddeye göre Tayyip Erdoğan’ın net geliri ve mal varlığının araştırılarak hakkında rapor hazırlanması talep ediliyor. Bu maddenin yasa tasarısının içine girmesi Washington’daki uzmanlar tarafından ‘manidar’ olarak değerlendirilirken ABD tarafının ilk kez ve doğrudan Erdoğan’ın mal varlığını konu etmesi dikkatlerden kaçmadı. Tasarıda ayrıca Türk hükümeti mensuplarına vize kısıtlaması da getiriliyor.

Yasa taslağının önümüzdeki hafta Kongre gündemine gelmesi bekleniyor. Graham ve Van Hollen’e göre tasarı her iki partiden de Başkan Trump’ın veto edemeyeceği kadar büyük bir destekle geçecek. ABD sistemine göre yasanın hem Senato hem de Temsilciler Meclisi’nden geçmesi gerekiyor. Komite ve Senato/Meclis aşamasından sonra Beyaz Saray aşaması geliyor. Bu aşamada Trump’ın veto etme ya da onaylamak gibi iki seçeneği var. Veto ederse tasarı  Kongre’ye geri dönecek. Ancak Kongre başkanının da vetoyu veto etme yetkisi var ve yeniden yapılan oylamada üçte iki çoğunluk sağlanırsa tasarı yasalaşıyor.

Yasa Beyaz Saray’a gitmeden önce hem Cumhuriyetçiler hem de Demokratların büyük oranda desteğini alırsa Trump’ın veto etmesi beklenmiyor. Bu aşamada Trump açısından en kritik gelişme Senato Çoğunluk Lideri Senatör Mitch McConell’in Türkiye’ye açıktan muhalefet etmesi oldu. McConell sıkı Trump destekçisi olması ile biliniyordu. Ayrıca Trump’ın azli tartışması Senato’ya gelirse senato başkanı olarak oturumları yönetecek. Böyle kritik bir ismin Trump’ın karşısında olması Trump’ı düşündürüyor.

YİNE YENİDEN ZARRAB

Amerika başkan Trump’ın azli ve Türkiye’nin Suriye’ye yönelik operasyonunu tartışırken çok kritik bir haber daha gündeme bomba gibi düştü. Bloomberg’in özel haberine göre Başkan Trump, Reza Zarrab’ın serbest bırakılması ve davanın düşürülmesi için dönemin Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’a baskı yapmış.

Hatırlanacağı gibi İran’a yönelik ambargonun delinmesi suçlamasıyla tutuklanan ve daha sonra itirafçı olan Zarrab mahkeme safahatında Erdoğan ve ailesine  dair çarpıcı detaylar paylaşmıştı. Erdoğan ise Zarrab’ın Miami’de tutuklandığı 2016 yılından bu yana bütün mesaisini Zarrab’I kurtarmaya harcıyor. Bu kapsamda hem kendisi hem de Emine Erdoğan ABD yönetiminden defalarca ricacı oldu. Araya Trump üzerinde etkisi olabilecek kişiler kondu. Hatta Zarrab’ın avukatı Rudy Giuliani Türkiye’ye gidip Erdoğan ile özel bir görüşme yapmıştı.

Bloomberg’in haberine göre Beyaz Saray’da yapılan toplantıda Başkan Trump Tillerson’dan söz konusu davanın düşürülmesi ve Zarrab’ın serbest bırakılmasını ayarlamasını istedi. Tillerson ise “bunun soruşturmaya müdahale olacağı” belirterek teklifi geri çevirdi. Bloomberg’e göre Trump’ın teklifi Oval Ofis’te bulunan herkesi şoke etti. Tillerson ise toplantıdan hemen sonra dönemin Beyaz Saray özel kalem müdürü John Kelly’e konuyu aktararak ‘bu yasa dışı’ dedi.

TRUMP’A BİR DARBE DAHA

Bu skandalın ortaya çıkması Trump için işleri daha da zora soktu. Çünkü Ukrayna skandalı nedeniyle zor günler geçiren ve azledilmesi gündemde olan başkan Trump sürmekte olan bir davaya müdahil oldu. Bu durum yani adalete engel ya da müdahil olma ABD anayasına göre başkanın azline neden olabiliyor.

Ukrayna skandalı nedeniyle zaten zorda olan Trump’ın süren bir başka davaya müdahil olduğunun ortaya çıkması, meclis gündeminde olan azil tartışmalarını körükleyecek. Üstelik sıkı Trump destekçilerinin bile günlerdir sorguladığı ‘Erdoğan-Trump ilişkisi’ daha da tartışmalı hale gelecek. Öyle ki Cumhuriyetçiler bile Trump ile  Erdoğan arasında yapılan görüşmelerin kaydının açıklanması gerektiğini söylüyorlar.

Bir başka ifadeyle; Trump’ın Erdoğan ile görüşmeleri ve bunun sonunda Kürtleri yüzüstü bırakarak Türkiye’nin operasyonuna yeşil ışık yakması ile Zarrab davasına doğrudan müdahale edip davayı düşürmeye çalışması Cumhuriyetçilerin bile tepkisini çekti.

Normal şartlarda Demokratların azil sürecine destek vermeyecek Cumhuriyetçiler şimdi ‘Trump çizgiyi çok aştı’ demeye başladı. Yani Erdoğan’la olan ilişkisi Trump’ın başını yakacak gibi. Olayın bir de şu boyutu var; Ukrayna skandalı için birden fazla ihbarcının çıkması, 2017 de yaşanan Zarrab olayının 2 yıl sonra ortaya dökülmesi ‘devletin bir kesiminin’ de Trump’a karşı birleştiğini gösteriyor.

Görünen o ki ABD başkentindeki kavga daha çok su götürecek ve Erdoğan ile olan ilişkisi Trump’ın başını daha çok ağrıtacak.

[Adem Yavuz Arslan] 10.10.2019 [TR724]