Asgari Ücret Tespit Komisyonunda sunum yapan TÜİK, ağır işlerde çalışan bir işçinin aylık yapması gereken gıda harcamasını 2 bin 331 lira olarak belirledi.
BOLD – 8 milyon asgari ücretlinin beklediği maaş artışı için görüşmeler sürüyor. Asgari Ücret Tespit Komisyonunda sunum yapan TÜİK, ağır işlerde çalışan bir işçinin aylık yapması gereken gıda harcamasını 2 bin 331 lira olarak belirledi. Hükumetin TÜİK’in önerisini dikkate alması halinde, asgari ücrete 311 lira zam gelecek.
TÜİK’TEN 2 BİN 331 TL’LİK RAKAM
Asgari Ücret Tespit Komisyonu üçüncü toplantısını Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonunda (TİSK) yaptı. Çalışma Genel Müdürü Nurcan Önder başkanlığında toplanan komisyonda, TÜİK, hafif, orta ve ağır işlerde çalışan işçiler için aylık gıda harcama tutarını komisyona sundu. TÜİK, hafif işlerde çalışan bir işçi için aylık gıda harcama tutarını bin 940.70 lira, orta dereceli işlerde çalışan bir işçi için 2 bin 86.80 lira, ağır işlerde çalışan bir işçi için de 2 bin 331 lira olarak belirledi.
KABUL GÖRÜRSE ARTIŞ 311 TL OLACAK
Artan hayat pahalılığına karşın TÜİK tarafından belirlenen rakamların bu yıl çok düşük kalması dikkat çekti. Bekar bir işçi için net asgari ücret halen 2 bin 20 lira. Hükumetin TÜİK’in ağır işlerde çalışan bir işçi için belirlediği rakamı dikkat alması halinde asgari ücret 311 lira artacak.
TÜRK-İŞ 2 BİN 578 TL İSTEDİ
TÜİK’in rakamlarına karşın Türk-İş’in son yaptığı açlık ve yoksulluk sınırı araştırmasına göre, evli olmayan-çocuksuz bir çalışanın aylık yaşama maliyeti 2 bin 578 lira. Türk-İş bunun altındaki herhangi bir rakamı kabul etmeyeceğini daha önce açıklamıştı.
[BoldMedya] 13.12.2019
Selami Altınok: “Özel Harekat’a Erdoğan’ın konutuna yaklaşanları vurun emri verdim”
17 Aralık büyük rüşvet yolsuzluk operasyonunun hemen ardından Erdoğan tarafından İstanbul Emniyet Müdürlüğüne getirilen Selami Altınok: “Erdoğan’ın Kısıklı’daki konutuna yaklaşan polislerin vurulması talimatını verdim.”
BOLD – 17-25 Aralık operasyonun yıl dönümünde yandaş Sabah gazetesine röportaj veren Meclis Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu Başkanı ve AKP Erzurum Milletvekili Selami Altınok, 25 Aralık operasyonunu nasıl engellediğini anlattı. Altınok, “Başbakan’ın Kısıklı’daki konutuna özel harekât polisleri konuşlandırdım. İzinsiz, içeri girmek isteyen olursa vurun talimatı verdim” dedi.
Altınok, şunları söyledi: “Bu arada savcı Celal Kara, istihbarat şube müdürünü gözaltına almak istedi. İzin vermedim. Asıl dönüm noktalarından biri budur. Bunun üzerine HSYK hakkımda soruşturma açtı. Direneceğimizi anlayan savcılar, 25 Aralık’ta ikinci operasyon emrini Jandarmaya yazdı. Jandarma görev alanı olmadığını belirtip kabul etmeyince, talimat bize geldi. İsmi geçen 41 kişi gözaltına alınmış olsaydı herhalde ertesi gün Türkiye ekonomisi dip yapardı. Gece yarısına doğru polisler operasyona gitmek için diretiyor, bizler ise operasyon olmayacağı talimatı veriyorduk.”
[BoldMedya] 17.12.2019
BOLD – 17-25 Aralık operasyonun yıl dönümünde yandaş Sabah gazetesine röportaj veren Meclis Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu Başkanı ve AKP Erzurum Milletvekili Selami Altınok, 25 Aralık operasyonunu nasıl engellediğini anlattı. Altınok, “Başbakan’ın Kısıklı’daki konutuna özel harekât polisleri konuşlandırdım. İzinsiz, içeri girmek isteyen olursa vurun talimatı verdim” dedi.
Altınok, şunları söyledi: “Bu arada savcı Celal Kara, istihbarat şube müdürünü gözaltına almak istedi. İzin vermedim. Asıl dönüm noktalarından biri budur. Bunun üzerine HSYK hakkımda soruşturma açtı. Direneceğimizi anlayan savcılar, 25 Aralık’ta ikinci operasyon emrini Jandarmaya yazdı. Jandarma görev alanı olmadığını belirtip kabul etmeyince, talimat bize geldi. İsmi geçen 41 kişi gözaltına alınmış olsaydı herhalde ertesi gün Türkiye ekonomisi dip yapardı. Gece yarısına doğru polisler operasyona gitmek için diretiyor, bizler ise operasyon olmayacağı talimatı veriyorduk.”
[BoldMedya] 17.12.2019
Şeker fabrikalarını kapatan AKP, şeker ithalatına başladı
Şeker pancarı üretimine kota koyan, kamuya ait şeker fabrikalarını satan AKP, Türkiye tarihindeki bir ilke daha imza attı. Türkiye, tarihinde ilk kez Rusya’dan şeker ithal etti.
BOLD – Rusya tarihte ilk kez Türkiye’ye şeker ihracatı gerçekleştirdi. Rusya kasım ayında Türkiye ve Yunanistan’a ilk kez deniz yoluyla konteynerlerle şeker sevkiyatı yaptı. Türkiye’ye 1400 ton, Yunanistan’a 591 ton şeker gönderildi.
FAZLA ŞEKERLERİ TÜRKİYE’YE SATTILAR
Sputnik Türkiye’nin haberine göre, Tarım Piyasası Koşulları Enstitüsü’nden (İKAR) uzman Yevgeniy İvanov, “İhracattaki artış iç piyasa için çok önemli. Bu fazla şeker ürettiğimiz dördüncü sezon. İç piyasada fiyatlar önemli oranda düştü. Fazla ürün sorununun çözümü için ihracat coğrafyasının genişletilmesi önemli” dedi.
RUSYA BU YIL REKOR ŞEKER ÜRETİMİ YAPACAK
İvanov’a göre, Rusya daha önce deniz yoluyla 2011 sonbaharında Karadağ’a, 2017 baharında da Mısır’a şeker sevkiyatı yapmıştı. Rusya’da bu yıl dekor düzeyde şeker üretimi bekleniyor. Rusya Tarım Bakanlığı’nın değerlendirmelerine göre, bu yıl 7 milyon tondan fazla şeker üretilmiş olacak. İKAR ise 2019-2020 için potansiyel şeker üretim miktarını 7200-7600 milyon ton olarak değerlendiriyor.
[BoldMedya] 17.12.2019
BOLD – Rusya tarihte ilk kez Türkiye’ye şeker ihracatı gerçekleştirdi. Rusya kasım ayında Türkiye ve Yunanistan’a ilk kez deniz yoluyla konteynerlerle şeker sevkiyatı yaptı. Türkiye’ye 1400 ton, Yunanistan’a 591 ton şeker gönderildi.
FAZLA ŞEKERLERİ TÜRKİYE’YE SATTILAR
Sputnik Türkiye’nin haberine göre, Tarım Piyasası Koşulları Enstitüsü’nden (İKAR) uzman Yevgeniy İvanov, “İhracattaki artış iç piyasa için çok önemli. Bu fazla şeker ürettiğimiz dördüncü sezon. İç piyasada fiyatlar önemli oranda düştü. Fazla ürün sorununun çözümü için ihracat coğrafyasının genişletilmesi önemli” dedi.
RUSYA BU YIL REKOR ŞEKER ÜRETİMİ YAPACAK
İvanov’a göre, Rusya daha önce deniz yoluyla 2011 sonbaharında Karadağ’a, 2017 baharında da Mısır’a şeker sevkiyatı yapmıştı. Rusya’da bu yıl dekor düzeyde şeker üretimi bekleniyor. Rusya Tarım Bakanlığı’nın değerlendirmelerine göre, bu yıl 7 milyon tondan fazla şeker üretilmiş olacak. İKAR ise 2019-2020 için potansiyel şeker üretim miktarını 7200-7600 milyon ton olarak değerlendiriyor.
[BoldMedya] 17.12.2019
“Eşim, ben ve annem tutuklandık, çocuklarım 70 yaşındaki babama kaldı”
İki çocuk sahibi Şerife Ünal, tutuklu bulunduğu Antalya Cezaevinden yardım çağrısı yaptı: “Önce eşim sonra ben şimdi de annem tutuklandı. Çığlığıma ses olun!”
BOLD – 21 aydır Antalya L Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu olan Şerife Ünal, “Lütfen sessiz çığlığıma ses olun! 70 yaşındaki babam emekli maaşıyla hem bana hem eşime hem anneme hem de çocuklarıma bakmaya çalışıyor” diyerek yardım çağrısında bulundu.
100 TL YATIRDIĞI İÇİN
HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na mektup yazan Şerife Ünal, ailece yaşadıkları zulmü bir mektup yazarak anlattı.
“Size bu mektubu büyük bir çaresizlik ve tükenmişlik içinde yazıyorum. Ben 21 aydır, eşim 37 aydır tutukluyuz, iki küçük oğlumuz var. Çocuklarımıza annemler bakıyordu.” diye başlayan Ünal, 62 yaşındaki ilkokul mezunu annesi Havana Ünal’ın 13 gün önce tutuklandığını ve tutuklanmasına gerekçe olarak “Bankasya’ya 100 TL para yatırması ve iki kişinin mesajlarında annesinden pasta-börek istediklerinden bahsetmeleri gösterildiğini ifade etti.
ÇOCUKLARIM KÖTÜ DURUMDA
Ünal, “Üç yıldır yaşadığımız onca zorluğun üstüne bir de annemin tutuklanması bizi artık tüketti. Çocuklarım çok kötü durumdalar. Önce babaları, sonra ben, şimdi de anneanneleri cezaevinde. Eşin ve ben Antalya Cezaevindeyiz. Annemi tutuklama kararı veren mahkeme Burdur Cezaevine gönderdi. Babam ve çocuklarım Finike’de ikamet ediyorlar.” dedi.
MADDİ MANEVİ ÇÖKTÜK
Ünal şöyle devam etti: “Annemin tutuklanması zaten çok büyük bir travma iken bir de bizden uzak bir cezaevine gönderilmesi kelimelerle ifade edilemeyecek bir büyüklükte bir zulüm oldu bize. 70 yaşındaki babam emekli maaşıyla hem bana, hem eşime, hem anneme, hem de çocuklarıma bakmaya çalışıyor. Maddi-manevi çok büyük sıkıntılar yaşamaktayız. Ayrıca annemde alerjik astım, bel fıtığı ve şeker hastalığı var. Ne sağlığı, ne psikolojik durumu ne de yaşı cezaevinde kalmaya hiç uygun değil. üstelik suçlama ve tutuklanma nedeni öyle komik ki… Sadece “100 TL” para yatırdığı için cezaevinde. Buna şu an size yazarken bile inanamıyorum.
AKLA, MANTIĞA, VİCDANA SIĞACAK BİR ŞEY DEĞİL!
40 bin TL hatta belki de daha yüksek meblalar yatıranlar beraat alırken ya da hiçbir soruşturma geçirmezken benim 62 yaşındaki ilkokul mezunu annem “100 TL” yatırdığı için şu an cezaevinde. Bu hiçbir akla, mantığa, vicdana sığacak bir şey değil. Bu sıkıntılarımı iletebileceğim hiç kimse bulamıyorum. Lütfen bu sessiz çığlığıma ses olun.”
Gergerlioğlu, ailenin sesini sosyal medyadan paylaşımda bulunarak duyurdu:
Havana Ünal, 10 Aralık 2019’da tahliye edildi.
BOLD – 21 aydır Antalya L Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu olan Şerife Ünal, “Lütfen sessiz çığlığıma ses olun! 70 yaşındaki babam emekli maaşıyla hem bana hem eşime hem anneme hem de çocuklarıma bakmaya çalışıyor” diyerek yardım çağrısında bulundu.
100 TL YATIRDIĞI İÇİN
HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na mektup yazan Şerife Ünal, ailece yaşadıkları zulmü bir mektup yazarak anlattı.
“Size bu mektubu büyük bir çaresizlik ve tükenmişlik içinde yazıyorum. Ben 21 aydır, eşim 37 aydır tutukluyuz, iki küçük oğlumuz var. Çocuklarımıza annemler bakıyordu.” diye başlayan Ünal, 62 yaşındaki ilkokul mezunu annesi Havana Ünal’ın 13 gün önce tutuklandığını ve tutuklanmasına gerekçe olarak “Bankasya’ya 100 TL para yatırması ve iki kişinin mesajlarında annesinden pasta-börek istediklerinden bahsetmeleri gösterildiğini ifade etti.
ÇOCUKLARIM KÖTÜ DURUMDA
Ünal, “Üç yıldır yaşadığımız onca zorluğun üstüne bir de annemin tutuklanması bizi artık tüketti. Çocuklarım çok kötü durumdalar. Önce babaları, sonra ben, şimdi de anneanneleri cezaevinde. Eşin ve ben Antalya Cezaevindeyiz. Annemi tutuklama kararı veren mahkeme Burdur Cezaevine gönderdi. Babam ve çocuklarım Finike’de ikamet ediyorlar.” dedi.
MADDİ MANEVİ ÇÖKTÜK
Ünal şöyle devam etti: “Annemin tutuklanması zaten çok büyük bir travma iken bir de bizden uzak bir cezaevine gönderilmesi kelimelerle ifade edilemeyecek bir büyüklükte bir zulüm oldu bize. 70 yaşındaki babam emekli maaşıyla hem bana, hem eşime, hem anneme, hem de çocuklarıma bakmaya çalışıyor. Maddi-manevi çok büyük sıkıntılar yaşamaktayız. Ayrıca annemde alerjik astım, bel fıtığı ve şeker hastalığı var. Ne sağlığı, ne psikolojik durumu ne de yaşı cezaevinde kalmaya hiç uygun değil. üstelik suçlama ve tutuklanma nedeni öyle komik ki… Sadece “100 TL” para yatırdığı için cezaevinde. Buna şu an size yazarken bile inanamıyorum.
AKLA, MANTIĞA, VİCDANA SIĞACAK BİR ŞEY DEĞİL!
40 bin TL hatta belki de daha yüksek meblalar yatıranlar beraat alırken ya da hiçbir soruşturma geçirmezken benim 62 yaşındaki ilkokul mezunu annem “100 TL” yatırdığı için şu an cezaevinde. Bu hiçbir akla, mantığa, vicdana sığacak bir şey değil. Bu sıkıntılarımı iletebileceğim hiç kimse bulamıyorum. Lütfen bu sessiz çığlığıma ses olun.”
Gergerlioğlu, ailenin sesini sosyal medyadan paylaşımda bulunarak duyurdu:
Havana Ünal, 10 Aralık 2019’da tahliye edildi.
[BoldMedya] 17.12.2019YORUM YOK..!— Ömer Faruk Gergerlioğlu (@gergerliogluof) December 15, 2019
"Size bu mektubu büyük çaresizlikle yazıyorum.Eşim3 ben 2yildir tutukluyuz.2 yavrum var.62y annemi geçen gün Bankasya'ya 100 Tl yatırmak ve 2 kişinin mesajda annemden pasta isteme suçlarından (!) tutuklamislar 70 y babam ve çocuklar perişan!"
Şerife Ünal
AntalyaCİK
Ceylan, hasta tutuklu abisi Veysel Avunan’la son görüşünü hıçkırıklarla anlattı [Sevinç Özarslan]
Cezaevinde verem ve menenjit olup belden aşağısı felç olan tutuklu Veysel Avunan’ın kızkardeşi son görüşmesini BOLD’a gönderdiği yeni videoda anlattı.
BOLD ÖZEL – İki yıldır Elazığ T Tipi Kapalı Cezaevinde bulunan hasta tutuklu Veysel Avunan’ın kızkardeşi Ceylan Avunan Korkmaz, abisiyle dün yaptığı son görüşü anlattı. Gözyaşlarını tutamayan 21 yaşındaki Korkmaz, “Ben burada keyfi duyuru yapmıyorum, neden beni görmezlikten geliyorsunuz.” dedi.
Veysel Avunan, geçtiğimiz Haziran ayında cezaevinde verem ve menenjite yakalanmış, tedavisi ihmal edildiği için tekerlekli sandalyeye mahkum olmuştu. Atatürk Üniversitesi Uluslararası İlişkiler mezunu 28 yaşındaki Avunan, tuvalet ihtiyacını koğuş arkadaşlarının yardımıyla giderebiliyor.
KEYFİ DUYURU YAPMIYORUM
Her pazartesi abisiyle görüşmeye giden Ceylan Avunan Korkmaz, “Abime nasılsın, iyi misin, hastaneye gidiyor musunuz diye sordum. Evet her gün gidiyorum diye cevap verdi. Biz konuşurken orada biri bana ‘Veysel Avunan’ın kızkardeşi misin?’ diye sordu. Evet, dedim. ‘Abinizin belinden sıvı alınması gerekiyor, abiniz hastaneye götürülmüyor’ dedi. Gerçekten sesime kulak verecek, vicdanlı ve merhametli insanlara sesleniyorum. Burada keyfi duyuru yapmıyorum. Bize yardımcı olun. Benim abim zaten sağlığından oldu, canından olmasın. Gencecik bir insanı hayattan kopartmayın. Zaten hayatı zindan edildi.” ifadelerini kullandı.
NEDEN KİMSE SESİME KULAK VERMİYOR?
Bir senedir perişan halde olduklarını ve artık yaşadıklarına dayanacak gücünün kalmadığını belirten Ceylan A. Korkmaz’ın feryadı:
“Bir senedir sesimi duyurmaya çalışıyorum. Neden kimse sesime kulak vermiyor, neden beni görmezlikten geliyorlar. Mahkum edildiği yetmiyor, mahkumlara mahkum edildi. Lütfen abimi bu şartlar altında cezaevinde tutmayın, tahliye edin. Abim kime ne yapmış, biz kime yapmışız.”
BİZİM NE YAŞADIĞIMIZI BİLEMEZSİNİZ
Abimi terör örgütüyle suçluyorsunuz, gidin abimin yaşadığı hayata bir bakın, ailemin hayatına bakın, terörle ilgisi var mı? Abim daha 28 yaşında. Abim bizim en büyüğümüz. Siz bizim ne şartlar altında büyüdüğümüzü asla bilmiyorsunuz, bilemezseniz de… Abimin ne zorlukla okuduğunu bilmiyorsunuz. Babam yıllarca abimi okuttu, oğlum benim yaşadığım hayatı, zorluğu yaşamasın diye. Tam da sevinmiştik. Abim kurtuldu, biz kurtulduk, hayatımız kurtuldu, geleceğimiz kurtuldu derken biz bunu mu hak ettik.
GÜÇLÜ GÖRÜNMEKTEN YORULDUM
Lütfen elinizi vicdanınıza koyun ve düşünün. Bu insanın zerre kadar suç işlemediğini biliyorsunuz. İki senedir hastalıkla uğraşıyor. O orada, biz burada uğraşıyoruz. Abim orada perişan, biz burada perişanız. Görüşe gittiğim günlerde sırf o üzülmesin diye o kadar kendimi sıkıyorum ki… Ama artık güçlü görünmekten çok yoruldum anlıyor musunuz? Anlamıyorsunuz, anlasaydınız abimi tahliye ederdiniz. Türkiye’de ve bizim yaşadığımız yerde zerre kadar adalet yok, görüyoruz bunu.”
[Sevinç Özarslan] 17.12.2019 [BoldMedya]
BOLD ÖZEL – İki yıldır Elazığ T Tipi Kapalı Cezaevinde bulunan hasta tutuklu Veysel Avunan’ın kızkardeşi Ceylan Avunan Korkmaz, abisiyle dün yaptığı son görüşü anlattı. Gözyaşlarını tutamayan 21 yaşındaki Korkmaz, “Ben burada keyfi duyuru yapmıyorum, neden beni görmezlikten geliyorsunuz.” dedi.
Veysel Avunan, geçtiğimiz Haziran ayında cezaevinde verem ve menenjite yakalanmış, tedavisi ihmal edildiği için tekerlekli sandalyeye mahkum olmuştu. Atatürk Üniversitesi Uluslararası İlişkiler mezunu 28 yaşındaki Avunan, tuvalet ihtiyacını koğuş arkadaşlarının yardımıyla giderebiliyor.
KEYFİ DUYURU YAPMIYORUM
Her pazartesi abisiyle görüşmeye giden Ceylan Avunan Korkmaz, “Abime nasılsın, iyi misin, hastaneye gidiyor musunuz diye sordum. Evet her gün gidiyorum diye cevap verdi. Biz konuşurken orada biri bana ‘Veysel Avunan’ın kızkardeşi misin?’ diye sordu. Evet, dedim. ‘Abinizin belinden sıvı alınması gerekiyor, abiniz hastaneye götürülmüyor’ dedi. Gerçekten sesime kulak verecek, vicdanlı ve merhametli insanlara sesleniyorum. Burada keyfi duyuru yapmıyorum. Bize yardımcı olun. Benim abim zaten sağlığından oldu, canından olmasın. Gencecik bir insanı hayattan kopartmayın. Zaten hayatı zindan edildi.” ifadelerini kullandı.
NEDEN KİMSE SESİME KULAK VERMİYOR?
Bir senedir perişan halde olduklarını ve artık yaşadıklarına dayanacak gücünün kalmadığını belirten Ceylan A. Korkmaz’ın feryadı:
“Bir senedir sesimi duyurmaya çalışıyorum. Neden kimse sesime kulak vermiyor, neden beni görmezlikten geliyorlar. Mahkum edildiği yetmiyor, mahkumlara mahkum edildi. Lütfen abimi bu şartlar altında cezaevinde tutmayın, tahliye edin. Abim kime ne yapmış, biz kime yapmışız.”
BİZİM NE YAŞADIĞIMIZI BİLEMEZSİNİZ
Abimi terör örgütüyle suçluyorsunuz, gidin abimin yaşadığı hayata bir bakın, ailemin hayatına bakın, terörle ilgisi var mı? Abim daha 28 yaşında. Abim bizim en büyüğümüz. Siz bizim ne şartlar altında büyüdüğümüzü asla bilmiyorsunuz, bilemezseniz de… Abimin ne zorlukla okuduğunu bilmiyorsunuz. Babam yıllarca abimi okuttu, oğlum benim yaşadığım hayatı, zorluğu yaşamasın diye. Tam da sevinmiştik. Abim kurtuldu, biz kurtulduk, hayatımız kurtuldu, geleceğimiz kurtuldu derken biz bunu mu hak ettik.
GÜÇLÜ GÖRÜNMEKTEN YORULDUM
Lütfen elinizi vicdanınıza koyun ve düşünün. Bu insanın zerre kadar suç işlemediğini biliyorsunuz. İki senedir hastalıkla uğraşıyor. O orada, biz burada uğraşıyoruz. Abim orada perişan, biz burada perişanız. Görüşe gittiğim günlerde sırf o üzülmesin diye o kadar kendimi sıkıyorum ki… Ama artık güçlü görünmekten çok yoruldum anlıyor musunuz? Anlamıyorsunuz, anlasaydınız abimi tahliye ederdiniz. Türkiye’de ve bizim yaşadığımız yerde zerre kadar adalet yok, görüyoruz bunu.”
[Sevinç Özarslan] 17.12.2019 [BoldMedya]
Sıfırlanamayan dosya: 17 Aralık! Özel Haber
Gazeteci Fatih Akalan, 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının yıl dönümünde, sıfırlanamayan dosyanın perde arkasını sizler için aralıyor.
[BoldMedya] 17.12.2019
[BoldMedya] 17.12.2019
Diktatörken devrilmeye gör! Şimdi de koruması sattı
Malezya’da eski bir polis memuru, korumalığını yaptığı eski Başbakan Necip Rezak’ın 2006 yılında hayatını kaybeden bir Moğol mankenin öldürülmesi için kendisine emir verdiği iddia etti.
2006 yılında esrarengiz bir şekilde hayatını kaybeden Moğol manken Altantuya Shaariibuu'nun öldürülmesi hakkında bir başka polis memuru ile ölüm cezasına çarptırılan Azilah Hadri, cinayet emrini o dönem yakın korumalığını yaptığı Başbakan Necip Rezak'ın verdiğini söyledi.
Malezya basınına yansıyan haberlere göre Hadri, Rezak'ın 28 yaşındaki Moğol mankenin ajan olduğunu söyleyerek kendisinde onu 'tutuklamasını ve yok etmesi'ni emrettiğini iddia etti.
"Ateş et, boğazını kes"
Euronews'te yer alan habere göre eski memur Hadri'nin Başbakan Rezak'a 'ajanı yok et' ifadesinden kastını sorduğunda, eski Başbakan'ın "Silahla ölümüne ateş et" dediğini ve boğaz kes işaretini yaptığını söyledi.
2018'de seçimleri kaybeden ve daha sonraki süreçte hakkında 'ülke tarihinin en büyük yolsuzluğu' suçlamasıyla dava açılan Necip Rezak, Moğol kadını tanımadığını öne sürüyor. İddiaları reddeden Rezak, yaptığı açıklamada cinayet davaları için kefalet izni bulunmadığına vurgu yaptı ve "Hükümet beni tutuklamak ve hapse atmak için yol arıyor" dedi.
42 münferit suçtan yargılanıyor
Malezya Yüksek Mahkemesi, 11 Kasım'da Necip'in 1MDB fonundan 42 milyon ringgiti, kurumun iştiraki "SRC International" üzerinden kişisel banka hesaplarına aktardığı suçlamasıyla açılan davanın görülmesine karar vermişti.
Necip Rezak, 1MDB yolsuzluğu soruşturması kapsamında aralarında "emaneti suistimal", "gücü kötüye kullanma" ve "kara para aklama"nın da bulunduğu 42 münferit suçtan yargılanıyor.
[Samanyolu Haber] 17.12.2019
2006 yılında esrarengiz bir şekilde hayatını kaybeden Moğol manken Altantuya Shaariibuu'nun öldürülmesi hakkında bir başka polis memuru ile ölüm cezasına çarptırılan Azilah Hadri, cinayet emrini o dönem yakın korumalığını yaptığı Başbakan Necip Rezak'ın verdiğini söyledi.
Malezya basınına yansıyan haberlere göre Hadri, Rezak'ın 28 yaşındaki Moğol mankenin ajan olduğunu söyleyerek kendisinde onu 'tutuklamasını ve yok etmesi'ni emrettiğini iddia etti.
"Ateş et, boğazını kes"
Euronews'te yer alan habere göre eski memur Hadri'nin Başbakan Rezak'a 'ajanı yok et' ifadesinden kastını sorduğunda, eski Başbakan'ın "Silahla ölümüne ateş et" dediğini ve boğaz kes işaretini yaptığını söyledi.
2018'de seçimleri kaybeden ve daha sonraki süreçte hakkında 'ülke tarihinin en büyük yolsuzluğu' suçlamasıyla dava açılan Necip Rezak, Moğol kadını tanımadığını öne sürüyor. İddiaları reddeden Rezak, yaptığı açıklamada cinayet davaları için kefalet izni bulunmadığına vurgu yaptı ve "Hükümet beni tutuklamak ve hapse atmak için yol arıyor" dedi.
42 münferit suçtan yargılanıyor
Malezya Yüksek Mahkemesi, 11 Kasım'da Necip'in 1MDB fonundan 42 milyon ringgiti, kurumun iştiraki "SRC International" üzerinden kişisel banka hesaplarına aktardığı suçlamasıyla açılan davanın görülmesine karar vermişti.
Necip Rezak, 1MDB yolsuzluğu soruşturması kapsamında aralarında "emaneti suistimal", "gücü kötüye kullanma" ve "kara para aklama"nın da bulunduğu 42 münferit suçtan yargılanıyor.
[Samanyolu Haber] 17.12.2019
AKP kanun çıkaracak, MİT fişlemeye devam edecek!
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), Anayasa Mahkemesi’nin “özel hayatın ve kişisel verilerin korunmasıyla ilgili gerekli mekanizmalar olmadığı” gerekçesiyle iptal ettiği güvenlik soruşturmasınına kanun kılıfı giydirecek. Meclis'e sunulan torba kanun teklifi ile Milli İstihbarat Teşkilatı'na (MİT) fişleme yetkisi verilecek.
Anayasa Mahkemesi (AYM), kamu kurumlarına girişte "fişleme" diye bilinen Milli İstihbarat Teşkilatı soruşturmasını iptal etmişti. Ancak Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) "fişleme" yapmakta ısrarlı.
AKP'nin Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı'na sunduğu yeni torba kanun teklifi ile birlikte güvenlik soruşturmasına kılıf bulunacak.
Düzenlemeye göre soruşturmaları MİT yapacak, veriler iki yıl sonra silinecek.
AKP YİNE ANAYASA MAHKEMESİ'NİN ERTAFINDAN DOLANACAK
Anayasa Mahkemesi’nin “özel hayatın ve kişisel verilerin korunmasıyla ilgili gerekli mekanizmalar olmadığı” gerekçesiyle iptal ettiği güvenlik soruşturmasının yeniden düzenlenmesini içeren 18 maddelik yeni torba kanun teklifi AKP’li milletvekillerinin imzasıyla Meclis Başkanlığı’na sunuldu.
Teklifte yer alan güvenlik soruşturması düzenlemesine göre,
AKP'nin iddiasına göre kanun sayesinde güvenlik soruşturmasını kimin yapacağı, hangi tür soruların sorulacağı, bilgilerin nasıl saklanacağı gibi başlıklar belirlenmiş olacak.
İNSANLAR HAKKINDAKİ FİŞLEMELERİ MİT YAPACAK
Güvenlik soruşturmalarını MİT, Emniyet ve mahalli mülki idari amirlikler yapacak. Soruşturmayı yönetecek olan birimler veri güvenliğine dair mevzuata göre tedbirleri alacak.
Elde edilen veriler, yalnızca “amacına yönelik” olarak işlenebilecek, aktarılabilecek. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması işlem tamamlandıktan iki yıl sonra silinecek.
Torba kanun teklifi kabul edildiğinde AYM’nin “kişisel verilerin korunması noktasında mekanizma eksikliği” sebebiyle iptal ettiği güvenlik soruşturmaları “kişisel veri gizliliği” kılıfına uydurulmuş olacak.
[Samanyolu Haber] 17.12.2019
Anayasa Mahkemesi (AYM), kamu kurumlarına girişte "fişleme" diye bilinen Milli İstihbarat Teşkilatı soruşturmasını iptal etmişti. Ancak Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) "fişleme" yapmakta ısrarlı.
AKP'nin Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı'na sunduğu yeni torba kanun teklifi ile birlikte güvenlik soruşturmasına kılıf bulunacak.
Düzenlemeye göre soruşturmaları MİT yapacak, veriler iki yıl sonra silinecek.
AKP YİNE ANAYASA MAHKEMESİ'NİN ERTAFINDAN DOLANACAK
Anayasa Mahkemesi’nin “özel hayatın ve kişisel verilerin korunmasıyla ilgili gerekli mekanizmalar olmadığı” gerekçesiyle iptal ettiği güvenlik soruşturmasının yeniden düzenlenmesini içeren 18 maddelik yeni torba kanun teklifi AKP’li milletvekillerinin imzasıyla Meclis Başkanlığı’na sunuldu.
Teklifte yer alan güvenlik soruşturması düzenlemesine göre,
AKP'nin iddiasına göre kanun sayesinde güvenlik soruşturmasını kimin yapacağı, hangi tür soruların sorulacağı, bilgilerin nasıl saklanacağı gibi başlıklar belirlenmiş olacak.
İNSANLAR HAKKINDAKİ FİŞLEMELERİ MİT YAPACAK
Güvenlik soruşturmalarını MİT, Emniyet ve mahalli mülki idari amirlikler yapacak. Soruşturmayı yönetecek olan birimler veri güvenliğine dair mevzuata göre tedbirleri alacak.
Elde edilen veriler, yalnızca “amacına yönelik” olarak işlenebilecek, aktarılabilecek. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması işlem tamamlandıktan iki yıl sonra silinecek.
Torba kanun teklifi kabul edildiğinde AYM’nin “kişisel verilerin korunması noktasında mekanizma eksikliği” sebebiyle iptal ettiği güvenlik soruşturmaları “kişisel veri gizliliği” kılıfına uydurulmuş olacak.
[Samanyolu Haber] 17.12.2019
Simit Sarayı'na var, öğrenciye yok!
Doğa Koleji’nin devir işlemiyle ilgili dün yapılacağı duyurulan açıklama yine ertelendi. Veliler, dertli, öğrenci ve öğretmenler mağdur. Eğitim Sen Genel Başkanı, Milli Eğitim Bakanlığı'nın (MEB) acilen yol haritası açıklamasını istedi.
Doğa Koleji’nde aylardır devam eden krizden en çok etkilenenlerin başında 2020’de sınava girecek öğrenciler geliyor.
Kimi okullarda öğretmenler bir süredir derse girmiyor, kimisinde girse de verimli ders yapılamıyor.
"AKP 100 BİN AİLENİN DERDİNE DERMAN OLMUYOR"
Veliler, bu süreçten çocuklarının hem akademik hem de psikolojik olarak olumsuz etkilendiğini belirterek “Simitçiyi kurtaran devlet, niçin 100 bin ailenin derdine derman olmuyor? Anlamış değiliz.” dedi.
Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan da “Sınava girecek öğrencilerimizin hem akademik hem de psikolojik mağduriyetlerinden MEB sorumludur” diyerek bakanlıktan “acil yol haritası” açıklamasını istedi.
ACİL ÇÖZÜM BEKLENİYOR
Doğa Koleji Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Saçaklıoğlu’nun, okulun devir işlemiyle ilgili dün yapacağı duyurulan açıklama yine ertelendi. Veliler, öğretmenler ve öğrenciler, Milli Eğitim Bakanlığı’ndan acil çözüm bekliyor.
Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, bakanlığın Doğa Okulları ile ilgili yaptığı açıklamayı, “Bir söz söylememe, çözüm üretmeme hali.” olarak nitelendirdi.
Aydoğan, “Bakanlığın ücretlerini alamayan öğretmenlere mahkeme yolunu göstermesi, öğrencilere de resmi veya başka özel okullara nakil yolunu işaret etmesi aslında sorumluluğunu inkâr etmesidir. MEB tüm öğretmenlerin, eğitim ve bilim emekçilerinin ve öğrencilerimizin sorunlarının çözümü açısından acilen bir yol haritası açıklamalı ve eğitimde özelleştirme politikalarına son vermelidir.” diye konuştu.
KİMLER KURTARILMADI Kİ!
*Varlık Fonu, inşaatçıyı kurtardı: Sakarya’daki Tank Palet Fabrikası’nı 50 milyon dolar bulunamadığı için Katar’a satan hükümet, bu yıl 1.7 milyar TL bedelle İstanbul Finans Merkezi’ne ortak oldu. Müteahhitlerin kurtarılması için bir adım olarak değerlendirilen bu ortaklıkla ilgili Türkiye Varlık Fonu (TVF) Genel Müdürü Zafer Sönmez şöyle demişti: “1,3 milyon metrekarelik kullanılabilir alanı olan projenin 465 bin metrekarelik kısmını proje, hafriyat, arsa bedelleri ve bugüne kadar tamamlanan inşaat maliyetleri dahil olmak üzere 1,7 milyar TL karşılığında devralacağız.”
*Ziraat, şirketleri kurtarma aracına dönüştü: Çiftçiye destek için kurulan Ziraat Bankası’nın, iktidara yakın şirketleri kurtarma aracına dönüşmesi sürekli tartışılıyor. 2018’de Doğan Medya Grubu’nun, iktidara yakın Demirören Grubu’na satışında 675 milyon dolar, 2 yıl geri ödemesiz ve 10 yıl vadeyle Ziraat Bankası kredisi kullanıldı.
Ziraat Bankası kaynaklarının şirketlere saçılmasının tek örneği bu değil. Futbol kulüplerinin borçlarının yapılandırıldığını, Ziraat Bankası Genel Müdürü ve Türkiye Bankalar Birliği Başkanı Hüseyin Aydın duyurdu. Aydın, “Nakit akışlarında bozukluk var, teminatta sıkıntı yok. Biz nakit akışlarını düzenlemek istiyoruz.” demişti.
Son olarak Ziraat Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı’nın, 500 milyon dolar borcu olduğu belirtilen Simit Sarayı’nın yüzde 51 hissesini Kavukçu Yapı’dan devralmak için Rekabet Kurulu’na başvurdu.
KAYA: TOKMAK SARAY’DA
CHP Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Kaya, TBMM Milli Eğitim Kültür Gençlik ve Spor Komisyonu’nun CHP’li üyeleriyle dün Meclis’te basın toplantısı düzenledi.
Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinin Saray'ın eğitim bakanlığı bütçesi olduğunu belirten Kaya, “Davul Selçuk’un elinde olsa da tokmak Saray’dadır. Özel okullar aldığı parayı inşaata yatırmaya devam ederse, saray da ses çıkarmazsa, onlarca özel okula kilit vurulacak, öğrenciler mağdur olacak.” dedi.
[Samanyolu Haber] 17.12.2019
Doğa Koleji’nde aylardır devam eden krizden en çok etkilenenlerin başında 2020’de sınava girecek öğrenciler geliyor.
Kimi okullarda öğretmenler bir süredir derse girmiyor, kimisinde girse de verimli ders yapılamıyor.
"AKP 100 BİN AİLENİN DERDİNE DERMAN OLMUYOR"
Veliler, bu süreçten çocuklarının hem akademik hem de psikolojik olarak olumsuz etkilendiğini belirterek “Simitçiyi kurtaran devlet, niçin 100 bin ailenin derdine derman olmuyor? Anlamış değiliz.” dedi.
Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan da “Sınava girecek öğrencilerimizin hem akademik hem de psikolojik mağduriyetlerinden MEB sorumludur” diyerek bakanlıktan “acil yol haritası” açıklamasını istedi.
ACİL ÇÖZÜM BEKLENİYOR
Doğa Koleji Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Saçaklıoğlu’nun, okulun devir işlemiyle ilgili dün yapacağı duyurulan açıklama yine ertelendi. Veliler, öğretmenler ve öğrenciler, Milli Eğitim Bakanlığı’ndan acil çözüm bekliyor.
Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, bakanlığın Doğa Okulları ile ilgili yaptığı açıklamayı, “Bir söz söylememe, çözüm üretmeme hali.” olarak nitelendirdi.
Aydoğan, “Bakanlığın ücretlerini alamayan öğretmenlere mahkeme yolunu göstermesi, öğrencilere de resmi veya başka özel okullara nakil yolunu işaret etmesi aslında sorumluluğunu inkâr etmesidir. MEB tüm öğretmenlerin, eğitim ve bilim emekçilerinin ve öğrencilerimizin sorunlarının çözümü açısından acilen bir yol haritası açıklamalı ve eğitimde özelleştirme politikalarına son vermelidir.” diye konuştu.
KİMLER KURTARILMADI Kİ!
*Varlık Fonu, inşaatçıyı kurtardı: Sakarya’daki Tank Palet Fabrikası’nı 50 milyon dolar bulunamadığı için Katar’a satan hükümet, bu yıl 1.7 milyar TL bedelle İstanbul Finans Merkezi’ne ortak oldu. Müteahhitlerin kurtarılması için bir adım olarak değerlendirilen bu ortaklıkla ilgili Türkiye Varlık Fonu (TVF) Genel Müdürü Zafer Sönmez şöyle demişti: “1,3 milyon metrekarelik kullanılabilir alanı olan projenin 465 bin metrekarelik kısmını proje, hafriyat, arsa bedelleri ve bugüne kadar tamamlanan inşaat maliyetleri dahil olmak üzere 1,7 milyar TL karşılığında devralacağız.”
*Ziraat, şirketleri kurtarma aracına dönüştü: Çiftçiye destek için kurulan Ziraat Bankası’nın, iktidara yakın şirketleri kurtarma aracına dönüşmesi sürekli tartışılıyor. 2018’de Doğan Medya Grubu’nun, iktidara yakın Demirören Grubu’na satışında 675 milyon dolar, 2 yıl geri ödemesiz ve 10 yıl vadeyle Ziraat Bankası kredisi kullanıldı.
Ziraat Bankası kaynaklarının şirketlere saçılmasının tek örneği bu değil. Futbol kulüplerinin borçlarının yapılandırıldığını, Ziraat Bankası Genel Müdürü ve Türkiye Bankalar Birliği Başkanı Hüseyin Aydın duyurdu. Aydın, “Nakit akışlarında bozukluk var, teminatta sıkıntı yok. Biz nakit akışlarını düzenlemek istiyoruz.” demişti.
Son olarak Ziraat Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı’nın, 500 milyon dolar borcu olduğu belirtilen Simit Sarayı’nın yüzde 51 hissesini Kavukçu Yapı’dan devralmak için Rekabet Kurulu’na başvurdu.
KAYA: TOKMAK SARAY’DA
CHP Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Kaya, TBMM Milli Eğitim Kültür Gençlik ve Spor Komisyonu’nun CHP’li üyeleriyle dün Meclis’te basın toplantısı düzenledi.
Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinin Saray'ın eğitim bakanlığı bütçesi olduğunu belirten Kaya, “Davul Selçuk’un elinde olsa da tokmak Saray’dadır. Özel okullar aldığı parayı inşaata yatırmaya devam ederse, saray da ses çıkarmazsa, onlarca özel okula kilit vurulacak, öğrenciler mağdur olacak.” dedi.
[Samanyolu Haber] 17.12.2019
Yüzde 15 oy da silinmez ki: AKP anket sonucunu beğenmedi, olanlar oldu!
Optimar araştırma şirketinin geçtiğimiz günlerde yayınladığı bir anket tartışılmaya devam ediyor. Davutoğlu ekibine göre anket Adalet ve Kalkınma Partisi'ne (AKP) beğeneceği kıvama getirildi ve ayrılıkçıların oyları budandı.
Adalet ve Kalkınma Partisi'ne (AKP) yakınlığı ile bilinen Optimar Araştırma Şirketi, yeni bir anket sonucu yayınladı. Buna göre AKP'den koparak parti kuran Ahmet Davutoğlu ile yeni parti için 2020 yılı ocak ayını işaret eden Ali Babacan'ın oyunun yüzde 1 olduğu öne sürüldü.
Ancak aynı şirketin ekim araştırmasında Davutoğlu'nun oyu yüzde 9,4 olarak açıklanmıştı.
Davutoğlu'na yakın ekibin yönettiği 'medya notu' isimli sitedeki habere göre Davutoğlu’nun bu ankette oyu en az 9 puan düşürüldü, Babacan'ın ise yüzde 6'dan fazla oyu buhar oldu.
Siteye göre AKP anketi beğenmedi ve güncelletti(!)
EKİM AYINDA YÜZDE 16,2, KASIMDA YÜZDE 1
"AKP'nin anketçisi" olarak bilinen Optimar'ın son anketinde ilginç tespitler dikkati çekiyor.
Babacan ve Davutoğlu'na yüzde 0,5'er oy alacakları öngörüsünde bulunan şirketin araştırmasına göre halkın yüzde 67'si yeni bir parti kurulmasına da karşı.
Hilmi Daşdemir’in başında bulunduğu Optimar adlı araştırma şirketi bu sonuçları kasımda bulurken, bir ay önceki 2 bin 157 kişilik anketinde Davutoğlu'nu yüzde 9,4, Babacan'ı da yüzde 6,8 olarak bulmuştu.
Şimdi herkes bu bir ay içinde iki isimde birden kaybolan yüzde 15'lik oyu arıyor.
[Samanyolu Haber] 17.12.2019
Adalet ve Kalkınma Partisi'ne (AKP) yakınlığı ile bilinen Optimar Araştırma Şirketi, yeni bir anket sonucu yayınladı. Buna göre AKP'den koparak parti kuran Ahmet Davutoğlu ile yeni parti için 2020 yılı ocak ayını işaret eden Ali Babacan'ın oyunun yüzde 1 olduğu öne sürüldü.
Ancak aynı şirketin ekim araştırmasında Davutoğlu'nun oyu yüzde 9,4 olarak açıklanmıştı.
Davutoğlu'na yakın ekibin yönettiği 'medya notu' isimli sitedeki habere göre Davutoğlu’nun bu ankette oyu en az 9 puan düşürüldü, Babacan'ın ise yüzde 6'dan fazla oyu buhar oldu.
Siteye göre AKP anketi beğenmedi ve güncelletti(!)
EKİM AYINDA YÜZDE 16,2, KASIMDA YÜZDE 1
"AKP'nin anketçisi" olarak bilinen Optimar'ın son anketinde ilginç tespitler dikkati çekiyor.
Babacan ve Davutoğlu'na yüzde 0,5'er oy alacakları öngörüsünde bulunan şirketin araştırmasına göre halkın yüzde 67'si yeni bir parti kurulmasına da karşı.
Hilmi Daşdemir’in başında bulunduğu Optimar adlı araştırma şirketi bu sonuçları kasımda bulurken, bir ay önceki 2 bin 157 kişilik anketinde Davutoğlu'nu yüzde 9,4, Babacan'ı da yüzde 6,8 olarak bulmuştu.
Şimdi herkes bu bir ay içinde iki isimde birden kaybolan yüzde 15'lik oyu arıyor.
[Samanyolu Haber] 17.12.2019
“Eşim, ben ve annem tutuklandık, çocuklarım 70 yaşındaki babama kaldı”
İki çocuk sahibi Şerife Ünal, tutuklu bulunduğu Antalya Cezaevinden yardım çağrısı yaptı: “Önce eşim sonra ben şimdi de annem tutuklandı. Çığlığıma ses olun!”
21 aydır Antalya L Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu olan Şerife Ünal, “Lütfen sessiz çığlığıma ses olun! 70 yaşındaki babam emekli maaşıyla hem bana hem eşime hem anneme hem de çocuklarıma bakmaya çalışıyor” diyerek yardım çağrısında bulundu.
100 TL YATIRDIĞI İÇİN
HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na mektup yazan Şerife Ünal, ailece yaşadıkları zulmü bir mektup yazarak anlattı.
“Size bu mektubu büyük bir çaresizlik ve tükenmişlik içinde yazıyorum. Ben 21 aydır, eşim 37 aydır tutukluyuz, iki küçük oğlumuz var. Çocuklarımıza annemler bakıyordu.” diye başlayan Ünal, 62 yaşındaki ilkokul mezunu annesi Havana Ünal’ın 13 gün önce tutuklandığını ve tutuklanmasına gerekçe olarak “Bankasya’ya 100 TL para yatırması ve iki kişinin mesajlarında annesinden pasta-börek istediklerinden bahsetmeleri gösterildiğini ifade etti.
ÇOCUKLARIM KÖTÜ DURUMDA
Ünal, “Üç yıldır yaşadığımız onca zorluğun üstüne bir de annemin tutuklanması bizi artık tüketti. Çocuklarım çok kötü durumdalar. Önce babaları, sonra ben, şimdi de anneanneleri cezaevinde. Eşin ve ben Antalya Cezaevindeyiz. Annemi tutuklama kararı veren mahkeme Burdur Cezaevine gönderdi. Babam ve çocuklarım Finike’de ikamet ediyorlar.” dedi.
MADDİ MANEVİ ÇÖKTÜK
Ünal şöyle devam etti: “Annemin tutuklanması zaten çok büyük bir travma iken bir de bizden uzak bir cezaevine gönderilmesi kelimelerle ifade edilemeyecek bir büyüklükte bir zulüm oldu bize. 70 yaşındaki babam emekli maaşıyla hem bana, hem eşime, hem anneme, hem de çocuklarıma bakmaya çalışıyor. Maddi-manevi çok büyük sıkıntılar yaşamaktayız. Ayrıca annemde alerjik astım, bel fıtığı ve şeker hastalığı var. Ne sağlığı, ne psikolojik durumu ne de yaşı cezaevinde kalmaya hiç uygun değil. üstelik suçlama ve tutuklanma nedeni öyle komik ki… Sadece “100 TL” para yatırdığı için cezaevinde. Buna şu an size yazarken bile inanamıyorum.
AKLA, MANTIĞA, VİCDANA SIĞACAK BİR ŞEY DEĞİL!
40 bin TL hatta belki de daha yüksek meblalar yatıranlar beraat alırken ya da hiçbir soruşturma geçirmezken benim 62 yaşındaki ilkokul mezunu annem “100 TL” yatırdığı için şu an cezaevinde. Bu hiçbir akla, mantığa, vicdana sığacak bir şey değil. Bu sıkıntılarımı iletebileceğim hiç kimse bulamıyorum. Lütfen bu sessiz çığlığıma ses olun.”
[Samanyolu Haber] 17.12.2019
21 aydır Antalya L Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu olan Şerife Ünal, “Lütfen sessiz çığlığıma ses olun! 70 yaşındaki babam emekli maaşıyla hem bana hem eşime hem anneme hem de çocuklarıma bakmaya çalışıyor” diyerek yardım çağrısında bulundu.
100 TL YATIRDIĞI İÇİN
HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na mektup yazan Şerife Ünal, ailece yaşadıkları zulmü bir mektup yazarak anlattı.
“Size bu mektubu büyük bir çaresizlik ve tükenmişlik içinde yazıyorum. Ben 21 aydır, eşim 37 aydır tutukluyuz, iki küçük oğlumuz var. Çocuklarımıza annemler bakıyordu.” diye başlayan Ünal, 62 yaşındaki ilkokul mezunu annesi Havana Ünal’ın 13 gün önce tutuklandığını ve tutuklanmasına gerekçe olarak “Bankasya’ya 100 TL para yatırması ve iki kişinin mesajlarında annesinden pasta-börek istediklerinden bahsetmeleri gösterildiğini ifade etti.
ÇOCUKLARIM KÖTÜ DURUMDA
Ünal, “Üç yıldır yaşadığımız onca zorluğun üstüne bir de annemin tutuklanması bizi artık tüketti. Çocuklarım çok kötü durumdalar. Önce babaları, sonra ben, şimdi de anneanneleri cezaevinde. Eşin ve ben Antalya Cezaevindeyiz. Annemi tutuklama kararı veren mahkeme Burdur Cezaevine gönderdi. Babam ve çocuklarım Finike’de ikamet ediyorlar.” dedi.
MADDİ MANEVİ ÇÖKTÜK
Ünal şöyle devam etti: “Annemin tutuklanması zaten çok büyük bir travma iken bir de bizden uzak bir cezaevine gönderilmesi kelimelerle ifade edilemeyecek bir büyüklükte bir zulüm oldu bize. 70 yaşındaki babam emekli maaşıyla hem bana, hem eşime, hem anneme, hem de çocuklarıma bakmaya çalışıyor. Maddi-manevi çok büyük sıkıntılar yaşamaktayız. Ayrıca annemde alerjik astım, bel fıtığı ve şeker hastalığı var. Ne sağlığı, ne psikolojik durumu ne de yaşı cezaevinde kalmaya hiç uygun değil. üstelik suçlama ve tutuklanma nedeni öyle komik ki… Sadece “100 TL” para yatırdığı için cezaevinde. Buna şu an size yazarken bile inanamıyorum.
AKLA, MANTIĞA, VİCDANA SIĞACAK BİR ŞEY DEĞİL!
40 bin TL hatta belki de daha yüksek meblalar yatıranlar beraat alırken ya da hiçbir soruşturma geçirmezken benim 62 yaşındaki ilkokul mezunu annem “100 TL” yatırdığı için şu an cezaevinde. Bu hiçbir akla, mantığa, vicdana sığacak bir şey değil. Bu sıkıntılarımı iletebileceğim hiç kimse bulamıyorum. Lütfen bu sessiz çığlığıma ses olun.”
[Samanyolu Haber] 17.12.2019
Amerikalı hâkim ayakkabı kutularından çıkan paraları sordu
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümetinin suç üstü yakalandığı 17/25 Aralık soruşturmaları Türkiye'de sivil darbe ile örtbas edilmişti. Aynı dosyalar Amerika Birleşik Devletleri'nde dava konusu olmaya devam ediyor. Temyiz duruşmasında Hâkim Rosemary Pooler, Mehmet Hakan Atilla davasının çok ilginç olduğunu belirterek, savcılığa, "O kutu kutu paralardan Atilla herhangi bir kazanç sağladı mı?” diye sordu. Pooler, Reza Zarrab'ın niye ceza almadığı sorusunu da yöneltti.
Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) İran’a yönelik müeyyidelerinin delinmesi davasında yargılanıp 32 ay hapis cezasını tamamladıktan sonra Türkiye’ye dönen Halkbank'ın eski genel müdür yardımcısı Hakan Atilla’nın temyiz duruşması New York 2'nci Bölge İstinaf Mahkemesi'nde yapıldı.
Mahkemenin kararını önümüzdeki haftalarda açıklaması bekleniyor. Atilla’nın temyiz duruşmasında mahkeme heyeti tarafları dinledi.
REZA ZARRAB NEREDE VE NİÇİN CEZASI VERİLMEDİ?
Duruşmada mahkeme heyeti başkanı hâkim Rosemary Pooler, New York Güney Bölgesi Başsavcı Yardımcısı Michael Lockerd’a Reza Zarrab'ın nerede olduğunu ve niçin cezasının verilmediğini sordu.
Başsavcı yardımcısı, hâkimin sorusunu geçiştirerek Zarrab'ın hakkındaki suçlamaları kabul ettiği yönünde bir cevap verdi.
Hakim Rosemary Pooler, Hakan Atilla davasının çok ilginç olduğunu belirterek savcılığa,” O kutu kutu paralardan Atilla herhangi bir kazanç sağladı mı?” diye sordu. Savcı yardımcısı Lockerd, Atilla’nın çıkar için para almadığını belirtti.
SAVCILIK: ATİLLA'NIN İŞLEDİĞİ SUÇ DA MÜEYYİDE KAPSAMINDA
Duruşmada Atilla’nın avukatı John Elwood davanın bozulmasıyla ilgili taleplerini sundu.
Avukat Elwood, Atilla’nın ABD Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisi'nin (OFAC) müeyyidelerine tabi olmadığını, bu kapsamda yargılanamayacağını ve mahkemenin de yargı yetkisi bulunmadığını iddia etti.
Hâkim Pooler, savcılığa Atilla’nın niçin OFAC müeyyideleri kapsamına girmeden yargılandığını sordu. Savcılık ise kanunda yapılan bazı değişikliklerden sonra Atilla’nın işlediği suçun ceza kapsamı içine girdiğini belirtti.
Mahkemenin Hakan Atilla'nın temyiz müracaatı konusundaki kararını önümüzdeki haftalarda açıklaması bekleniyor.
17/25 ARALIK 2013 YOLSUZLUK SORUŞTURMALARI SİVİL DARBE İLE KAPATILDI
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) lideri ve dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, 17/25 Aralık 2013 yolsuzluk soruşturmalarını mahkemelere doğrudan müdahale ederek kapatmıştı.
17 Aralık 2013'te gözaltına İran asıllı Reza Zarrab'ın rüşvete boğduğu İçişleri Bakanı Muammer Güler, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış ve Çevre-Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar operasyondan bir hafta sonra istifa etmek mecburiyetinde kalmıştı. Ancak dört bakanın Yüce Divan'da yargılanması AKP'lilerin oyları ile engellendi.
22 HAZİRAN 2015: Recep Tayyip Erdoğan'ın oğlu, yakınları ile hükümette görev alan dört bakanı rüşvete boğan Reza Zarrab (soldan 2'nci) önce tahliye edildi, akabinde dönemin Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi (soldan 1'inci), Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş (sağdan 2'nci) ve Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mehmet Büyükekşi tarafından "Yılın İhracatçısı" ödülü ile taltif edildi.
Zarrab da yaklaşık iki ay tutuklu kaldıktan sonra tahliye edildi. 2014 yılı temmuz ayında ise hırsızlık ve rüşvet çetesini ortaya çıkan polisler tutuklandı.
27 Mart 2016'da ABD'nin New York JFK Havalimanı'nda gözaltına alınan Zarrab kara para aklamak ve İran'a yönelik müeyyideleri deldiği iddiası ile tutuklandı. Savcı ile anlaşan Zarrab mahkemede tanık olarak ifade verdi.
HAKAN ATİLLA BORSA İSTANBUL'A GENEL MÜDÜR OLDU
Aynı davada 2017 yılı mart ayında bu defa Mehmet Hakan Atilla yine New York JFK Havalimanı'nda tutuklandı.
Zarrab'ın itirafları ve diğer belgeler ışığında jüri üyeleri Atilla'yı altı suçun dördünde suçlu buldu. Hâkim Richard Berman Atilla'yı 32 ay hapse mahkûm etti.
Cezasını çeken Atilla temmuz ayında Türkiye'ye döndü ve ekim ayında Borsa İstanbul'a genel müdür olarak tayin edildi.
[Samanyolu Haber] 17.12.2019
Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) İran’a yönelik müeyyidelerinin delinmesi davasında yargılanıp 32 ay hapis cezasını tamamladıktan sonra Türkiye’ye dönen Halkbank'ın eski genel müdür yardımcısı Hakan Atilla’nın temyiz duruşması New York 2'nci Bölge İstinaf Mahkemesi'nde yapıldı.
Mahkemenin kararını önümüzdeki haftalarda açıklaması bekleniyor. Atilla’nın temyiz duruşmasında mahkeme heyeti tarafları dinledi.
REZA ZARRAB NEREDE VE NİÇİN CEZASI VERİLMEDİ?
Duruşmada mahkeme heyeti başkanı hâkim Rosemary Pooler, New York Güney Bölgesi Başsavcı Yardımcısı Michael Lockerd’a Reza Zarrab'ın nerede olduğunu ve niçin cezasının verilmediğini sordu.
Başsavcı yardımcısı, hâkimin sorusunu geçiştirerek Zarrab'ın hakkındaki suçlamaları kabul ettiği yönünde bir cevap verdi.
Hakim Rosemary Pooler, Hakan Atilla davasının çok ilginç olduğunu belirterek savcılığa,” O kutu kutu paralardan Atilla herhangi bir kazanç sağladı mı?” diye sordu. Savcı yardımcısı Lockerd, Atilla’nın çıkar için para almadığını belirtti.
SAVCILIK: ATİLLA'NIN İŞLEDİĞİ SUÇ DA MÜEYYİDE KAPSAMINDA
Duruşmada Atilla’nın avukatı John Elwood davanın bozulmasıyla ilgili taleplerini sundu.
Avukat Elwood, Atilla’nın ABD Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisi'nin (OFAC) müeyyidelerine tabi olmadığını, bu kapsamda yargılanamayacağını ve mahkemenin de yargı yetkisi bulunmadığını iddia etti.
Hâkim Pooler, savcılığa Atilla’nın niçin OFAC müeyyideleri kapsamına girmeden yargılandığını sordu. Savcılık ise kanunda yapılan bazı değişikliklerden sonra Atilla’nın işlediği suçun ceza kapsamı içine girdiğini belirtti.
Mahkemenin Hakan Atilla'nın temyiz müracaatı konusundaki kararını önümüzdeki haftalarda açıklaması bekleniyor.
17/25 ARALIK 2013 YOLSUZLUK SORUŞTURMALARI SİVİL DARBE İLE KAPATILDI
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) lideri ve dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, 17/25 Aralık 2013 yolsuzluk soruşturmalarını mahkemelere doğrudan müdahale ederek kapatmıştı.
17 Aralık 2013'te gözaltına İran asıllı Reza Zarrab'ın rüşvete boğduğu İçişleri Bakanı Muammer Güler, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış ve Çevre-Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar operasyondan bir hafta sonra istifa etmek mecburiyetinde kalmıştı. Ancak dört bakanın Yüce Divan'da yargılanması AKP'lilerin oyları ile engellendi.
22 HAZİRAN 2015: Recep Tayyip Erdoğan'ın oğlu, yakınları ile hükümette görev alan dört bakanı rüşvete boğan Reza Zarrab (soldan 2'nci) önce tahliye edildi, akabinde dönemin Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi (soldan 1'inci), Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş (sağdan 2'nci) ve Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mehmet Büyükekşi tarafından "Yılın İhracatçısı" ödülü ile taltif edildi.
Zarrab da yaklaşık iki ay tutuklu kaldıktan sonra tahliye edildi. 2014 yılı temmuz ayında ise hırsızlık ve rüşvet çetesini ortaya çıkan polisler tutuklandı.
27 Mart 2016'da ABD'nin New York JFK Havalimanı'nda gözaltına alınan Zarrab kara para aklamak ve İran'a yönelik müeyyideleri deldiği iddiası ile tutuklandı. Savcı ile anlaşan Zarrab mahkemede tanık olarak ifade verdi.
HAKAN ATİLLA BORSA İSTANBUL'A GENEL MÜDÜR OLDU
Aynı davada 2017 yılı mart ayında bu defa Mehmet Hakan Atilla yine New York JFK Havalimanı'nda tutuklandı.
Zarrab'ın itirafları ve diğer belgeler ışığında jüri üyeleri Atilla'yı altı suçun dördünde suçlu buldu. Hâkim Richard Berman Atilla'yı 32 ay hapse mahkûm etti.
Cezasını çeken Atilla temmuz ayında Türkiye'ye döndü ve ekim ayında Borsa İstanbul'a genel müdür olarak tayin edildi.
[Samanyolu Haber] 17.12.2019
TBMM'de çarpıcı SADAT iddiası
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Yüksel Mansur Kılınç, Türkiye'nin milli güvenlik politikalarını Uluslararası Savunma Danışmanlık Ticaret Şirketi (SADAT) gibi yetkisiz kuruluşların belirlediğini söyledi. Kılınç, Saray'ın gazetecilerin WhatsApp gruplarındaki mesajlarına kadar takip ettiğini söyledi.
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanlığı ve Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreterliği bütçeleri kabul edildi.
Müzakerelerde söz alan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Yüksel Mansur Kılınç, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarının güvenlik ve istihbarat politikalarını eleştirdi.
MEDYA KURULUŞLARI VE MEDYA ÇALIŞANLARI TEK TEK FİŞLENİYOR!
TBMM Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu CHP Sözcüsü olan Yüksel Mansur Kılınç, “Kalem-i Mahsusa gibi çalışan Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, WhatsApp grupları üzerinden gazete manşetleri belirlemekte, Twitter, Facebook ve diğer sosyal medya mecralarını izleyerek medyayı ve medya çalışanlarını fişlemektedir.” dedi.
"KEMAL KILIÇDAROĞLU'NUN TELEFONLARI DİNLENİYOR"
Güvenlik ve savunma kurumlarına 2020 yılı bütçesinden ayrılan payın 141 milyar liraya yükseldiğini ifade eden CHP’li vekil, güvenlik ve savunma kurumlarının toplam personel sayısının 1 milyona yaklaştığını kaydetti.
CHP İstanbul Milletvekili Yüksel Mansur Kılınç, MİT'in AKP'nin talimatı ile fişleme yaptığını söyledi.
MİT Başkanlığı gibi devletin temel güvenlik ve istihbarat kurumlarının iktidarın "arka bahçesi" hâline getirildiğini vurgulayan Kılınç, "Saray işaret ediyor; ülkemizin güvenlik kurumları 'millet ittifakı' aleyhinde faaliyet yürütüyor. Saray işaret ediyor; Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun telefonları dinleniyor. Saray, hedef gösteriyor; CHP Genel Başkanı şehit cenazesinde linç girişimine uğruyor.” dedi.
"MİLLİ GÜVENLİK POLİTİKALARINI SADAT BELİRLİYOR"
Son üç ayda İstanbul’da meydana gelen istihbaratçı cinayetlerine atıf yapan Kılınç, bu cinayetlerin Türkiye’yi yabancı istihbarat örgütlerinin “cinayet mahalli” haline getirdiğini kaydetti.
Devletin milli güvenlik politikalarını, Uluslararası Savunma Danışmanlık Ticaret Şirketi (SADAT) gibi yetkisiz kuruluşların belirlediğini kaydeden Kılınç, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı eleştirerek, "Tek adamın, güvenlikten anladığı 'ok atma güvenliği' sarayına geliş gidişlerinde koruma arabaları ile 'konvoy' güvenliğidir." dedi.
SADAT'ta başkanlık görevini aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu Üyesi emekli Tümgeneral Adnan Tanrıverdi ifa ediyor.
SADAT'ın "Erdoğan'ın gayriresmi polis teşkilatı" olduğu da iddia ediliyor.
[Samanyolu Haber] 17.12.2019
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanlığı ve Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreterliği bütçeleri kabul edildi.
Müzakerelerde söz alan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Yüksel Mansur Kılınç, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarının güvenlik ve istihbarat politikalarını eleştirdi.
MEDYA KURULUŞLARI VE MEDYA ÇALIŞANLARI TEK TEK FİŞLENİYOR!
TBMM Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu CHP Sözcüsü olan Yüksel Mansur Kılınç, “Kalem-i Mahsusa gibi çalışan Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, WhatsApp grupları üzerinden gazete manşetleri belirlemekte, Twitter, Facebook ve diğer sosyal medya mecralarını izleyerek medyayı ve medya çalışanlarını fişlemektedir.” dedi.
"KEMAL KILIÇDAROĞLU'NUN TELEFONLARI DİNLENİYOR"
Güvenlik ve savunma kurumlarına 2020 yılı bütçesinden ayrılan payın 141 milyar liraya yükseldiğini ifade eden CHP’li vekil, güvenlik ve savunma kurumlarının toplam personel sayısının 1 milyona yaklaştığını kaydetti.
CHP İstanbul Milletvekili Yüksel Mansur Kılınç, MİT'in AKP'nin talimatı ile fişleme yaptığını söyledi.
MİT Başkanlığı gibi devletin temel güvenlik ve istihbarat kurumlarının iktidarın "arka bahçesi" hâline getirildiğini vurgulayan Kılınç, "Saray işaret ediyor; ülkemizin güvenlik kurumları 'millet ittifakı' aleyhinde faaliyet yürütüyor. Saray işaret ediyor; Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun telefonları dinleniyor. Saray, hedef gösteriyor; CHP Genel Başkanı şehit cenazesinde linç girişimine uğruyor.” dedi.
"MİLLİ GÜVENLİK POLİTİKALARINI SADAT BELİRLİYOR"
Son üç ayda İstanbul’da meydana gelen istihbaratçı cinayetlerine atıf yapan Kılınç, bu cinayetlerin Türkiye’yi yabancı istihbarat örgütlerinin “cinayet mahalli” haline getirdiğini kaydetti.
Devletin milli güvenlik politikalarını, Uluslararası Savunma Danışmanlık Ticaret Şirketi (SADAT) gibi yetkisiz kuruluşların belirlediğini kaydeden Kılınç, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı eleştirerek, "Tek adamın, güvenlikten anladığı 'ok atma güvenliği' sarayına geliş gidişlerinde koruma arabaları ile 'konvoy' güvenliğidir." dedi.
SADAT'ta başkanlık görevini aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu Üyesi emekli Tümgeneral Adnan Tanrıverdi ifa ediyor.
SADAT'ın "Erdoğan'ın gayriresmi polis teşkilatı" olduğu da iddia ediliyor.
[Samanyolu Haber] 17.12.2019
'Sen bizi köpeklere mi yedireceksin Allah'ım' [Abdullah Aymaz]
Seneler önce idi, bir grup arkadaşımızla skoda arabayla Isparta’ya kadar süren bir gezi yapmıştınız. Dönüşünüzde sen gelip bana şunları anlatmıştın: “Salihli (veya Turgutlu) yakınlarında akşam vakti arabamızın benzini bitti. Bir kenara çekilip arabanın içinde konuşuyorduk. Yanımızdan çok hızlı bir taksi geçti. Bizi farketmiş olmalı ki, geri geri yanımıza gelip, ‘Hayrola gençler, bir şey mi oldu?’ diye soran beyefendiye benzinimizin bittiğini söyledik. Bize, ‘Öyleyse ne bekliyorsunuz, bir müddet sonra benzinlikler kapanır, ortada kalırsınız gelin ben sizi bir benzinliğe ulaştırayım. Bir bidon alıp buraya benzin getirin’ dedi. Bir hocamızla ikimiz bir bidon alıp taksiye bindik. Kapanmak üzere olan bir benzinliğe geldik. Biz taksiden indik, o da bir işi için İzmir-Karşıyaka’ya gitti. Benzini doldurduk yola çıktık. Elimizde dolu bidon yürüyoruz. Bir yere geldik, tepelerden bir sürü köpek havlayarak üzerimize geldiler. İyice yaklaşıp pardesülerimizden ısırmaya başladılar. Son derece korktuk ben ‘Allahım! Bizi köpeklere mi yedireceksin? Biz Senin için yollardayız!...’ mânâsına şeyler düşünüyorum…. Tam bu sırada hoca arkadaşımız başladı, Büyük Cevşen’de geçen Üveysel Karanî Hazretlerinin münacatını okumaya! Ama nasıl feryad ediyor! Bir müddet sonra köpeklerin her biri bir tarafa doğru bağırıp kaçmaya başladılar… (Bu Münacaat meâlen şöyle: Allahım Sen benim Rabbimsin, ben ise kulum… Sen Yaratan’sın, be n yaratılanım. Sen Rezzak’sın, ben rızıklardan istifade edenim. Sen Mâliksin, ben memlûk’üm. Sen Aziz’sin, ben zelilim. Sen Ğanî’sin ben fakirim. Sen Hayy’sın, ben meyyitim. Sen Bâkî’sin, ben fâniyim. Sen Kerim’sin, ben leîm: kötüyüm. Sen Muhsin’sin ben musî’yim: Fenâyım. Sen Gafursun, ben günahkârım. Sen Azim’sin, ben hakirim. Sen Kavî’sin ben zayıfım. Sen Mu’tî: Verensin, ben isteyen dilenciyim. Sen Emin’sin ben korku içinde olanım. Sen Cevad: Cömertsin, ben miskin’im. Sen Mucîb: dualara İcabet edensin, ben dua edenim. Sen Sâfî: Şifâ verensin, ben hastayım; günahlarımı mağfiret edip bağışla. Hastalıklarıma şifa ver yâ Allah. Yâ Kâfî! Yâ Rab! Yâ Muâfî: fiyet veren. Beni, babamı, annemi Hizmet-i Kur’aniye ve İmaniyede sâdık kardeşlerimi Üstadım Said Nursi’yi (r.a.)… afvet. Beni bütün günahlarımdan dolayı afvet… Bütün hastalıklarımdan dolayı bana âfiyet ver. Benden ve onlardan, rahmetinle razı ol, yâ Erhamerrâhimîn. Velhamdülillahi Rabbilâlemîn.)
“Sonra biz yolumuza devam etmeye başladık. Uzun bir müddet sonra yanımızdan hızlıca bir taksi geçti. Sonra durup geri geri gelmeye başladı. Baktık aynı kişi!.. Karşıyaka’da işini bitirmiş geri dönerken bizi görüp durmuş… ‘A be kardeşim anladık dindarsınız, Allah’a güveniniz fazla da, insan gelip geçen arabalara bir el kaldırmaz mı? Gelin bakalım’ dedi. Bizi arkadaşlarımızın yanına kadar getirdi. Biz hâlâ olayın şokunu atamamıştık. Onun için arkadaşlara o zaman bir şey söylemedik.” demiştin. Şimdi öğrendim ki, sen gitmişsin uzun zamandır mağdur ve mazlum olarak hapiste yatan o hoca arkadaşımız için üşenmemiş ve gidip aleyhinde ifade vermişsin… Bunu duyunca çok üzüldüm. Bütün bu anlatılanlar senden dinledim… Vicdanın nasıl el verdi?
Ben senin yazdıkların ve konuştukların için elimden geldiğinde gözlerimi kulaklarımı kapamaya çalışıyorum. Aleyhinde konuşmayayım, beddua etmeyeyim diye… Her zaman rüyalarımda bile eski zamanlar gibi seni gülümseyerek göreyim, diye. Buna emin ol…
Bir de hatırlatayım. Bizden ayrılıp gittikten sonra bile muhterem validenin vefatını duyunca, üzerimde çok hakkı olduğu için ve evinizde yemeklerini yedik diye, cenazesine geldim. Kabristanda mezarının başında ikimiz vardık. Mezar kazanlara ücretlerini verip gönderdikten sonra bana dedin ki, “En son annemin vasiyeti şu: Evladım! Hocaefendinin peşinden ayrılma…”
Söylediklerimde belki aynı kelimeleri, bu kadar zamandan sonra mota mot hatırlayamamışdır ama, meâlleri bunlardı… Sırf eski hizmetlerimizin ve eski dostluklarımızın ve o zamanki aşkla ve şevkle koşturmalarımızın hatırı için bunları yazıyorum. Hiçbir kötü düşüncem ve niyetim yok. Sadece belki bir muhasebe ve muhakemeye vesile olur diye yazıyorum. İnşaallah bir gün gelir o güzel günlere döneriz.
[Abdullah Aymaz] 17.12.2019 [Samanyolu Haber]
“Sonra biz yolumuza devam etmeye başladık. Uzun bir müddet sonra yanımızdan hızlıca bir taksi geçti. Sonra durup geri geri gelmeye başladı. Baktık aynı kişi!.. Karşıyaka’da işini bitirmiş geri dönerken bizi görüp durmuş… ‘A be kardeşim anladık dindarsınız, Allah’a güveniniz fazla da, insan gelip geçen arabalara bir el kaldırmaz mı? Gelin bakalım’ dedi. Bizi arkadaşlarımızın yanına kadar getirdi. Biz hâlâ olayın şokunu atamamıştık. Onun için arkadaşlara o zaman bir şey söylemedik.” demiştin. Şimdi öğrendim ki, sen gitmişsin uzun zamandır mağdur ve mazlum olarak hapiste yatan o hoca arkadaşımız için üşenmemiş ve gidip aleyhinde ifade vermişsin… Bunu duyunca çok üzüldüm. Bütün bu anlatılanlar senden dinledim… Vicdanın nasıl el verdi?
Ben senin yazdıkların ve konuştukların için elimden geldiğinde gözlerimi kulaklarımı kapamaya çalışıyorum. Aleyhinde konuşmayayım, beddua etmeyeyim diye… Her zaman rüyalarımda bile eski zamanlar gibi seni gülümseyerek göreyim, diye. Buna emin ol…
Bir de hatırlatayım. Bizden ayrılıp gittikten sonra bile muhterem validenin vefatını duyunca, üzerimde çok hakkı olduğu için ve evinizde yemeklerini yedik diye, cenazesine geldim. Kabristanda mezarının başında ikimiz vardık. Mezar kazanlara ücretlerini verip gönderdikten sonra bana dedin ki, “En son annemin vasiyeti şu: Evladım! Hocaefendinin peşinden ayrılma…”
Söylediklerimde belki aynı kelimeleri, bu kadar zamandan sonra mota mot hatırlayamamışdır ama, meâlleri bunlardı… Sırf eski hizmetlerimizin ve eski dostluklarımızın ve o zamanki aşkla ve şevkle koşturmalarımızın hatırı için bunları yazıyorum. Hiçbir kötü düşüncem ve niyetim yok. Sadece belki bir muhasebe ve muhakemeye vesile olur diye yazıyorum. İnşaallah bir gün gelir o güzel günlere döneriz.
[Abdullah Aymaz] 17.12.2019 [Samanyolu Haber]
17 Aralık’ta ne olmuştu?
17 Aralık yolsuzluk soruşturması Türkiye’nin hukuk tarihi açısından dönüm noktalarından. Operasyonu yapan polisler ve soruşturmayı yürüten hakim-savcılar hapiste…
Ülke tarihinin en büyük yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun soruşturma dosyaları 6 yıl önce iktidarın atadığı savcılar tarafından ‘takipsizlik’ kararıyla kapatıldı, delilleri karartıldı.
17 ARALIK’TA NE OLMUŞTU?
Soruşturma MASAK raporlarıyla başladı
17 Aralık soruşturması, MASAK raporu ve kara para aklamaya ilişkin çok sayıda ihbar değerlendirilerek 13 Eylül 2012’de başladı. İddiaya göre İran uyruklu Reza Zarrab liderliğindeki grup, örgüt halinde suç işliyordu. Rüşvet, altın kaçakçılığı, suçtan elde edilen geliri aklama, resmi belgede sahtecilik, fuhuşa aracılık iddialarına ilişkin ciddi ve somut deliller elde edildi. Şahıslar İran’ın parasını aklamakla/döndürmekle suçlanıyordu. İktidarın iddiasının aksine, soruşturmanın hiçbir aşamasında dokunulmazlığı bulunan şahıslarla ilgili delil toplama çalışması yapılmamıştı. Rıza Sarraf ve ekibini takibe alan polis, 6 ay sonra grubun Zafer Çağlayan’a, Muammer Güler’e, Egemen Bağış’a ve Halk Bankası Genel Müdürü Süleyman Aslan’a elemanları aracılığıyla milyonlarca lira, dolar ve euro gönderdiğini görüntülü ve sesli olarak tespit etti.
Ayakkabı kutularında 4,5 milyon dolar
Şüphelilerin takip edildiklerini fark etmesi ve soruşturmanın İstihbarat Şube tarafından deşifre edileceğinin tespiti üzerine savcı operasyon tarihini öne aldı. Ve 17 Aralık’ta, 06.30’de eş zamanlı olarak birkaç ilde birden operasyon yapıldı. Dönemin Halk Bankası Genel Müdürü Süleyman Arslan’ın evinde, ayakkabı kutularında 4,5 milyon dolar ele geçirildi. Yine dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğlunun evinde 1,2 milyon TL ile 7 para kasası ve bir adet para sayma makinası kayda alındı. Zafer Çağlayan’ın oğlunun kaldığı ev babasının üzerine olduğu için arama yapılamadı.
Emniyet tarafından hazırlanan fezlekeye göre, Reza Zarrab liderliğindeki örgüt İran’ın başka ülkelerde bulunan 87 milyar Euro’sunu aklayarak, uluslararası finans sistemine dahil etmişti. Fezlekede bu durum, “Şahısların, İran’ın, diğer ülkelerde bulunan paralarını, uluslararası bir döngü ile Türkiye’den (veya Dubai’den) Euro cinsinden nakde veya fiziki altına dönüştürerek komisyon karşılığında İran’a sokulmasını sağladığı anlaşılmıştır.” cümleleriyle anlatılıyor.
Rüşvetin miktarı 63,5 milyon dolar
Bakanlar ve bu bakanların üçünün oğlu yolsuzlukla, İran’ın parasını hatırı sayılır bir rüşvet/komisyon (binde 4-5) karşılığında ‘aklamakla/döndürmekle’ suçlanıyordu. 17 Aralık’a ilişkin hazırlanan ve internette yayınlanan polis fezlekesinde, “İranlı Rıza Sarraf tarafından Zafer Çağlayan’a; İran’ın parasını altın ihracatıyla döndürme işlemlerinde Rıza Sarraf’a ait firmaların hesabına gelen paranın %0,5, İran parasını sahte evraklarla yapılan transit gıda/ilaç ticareti işlemlerinde de Rıza Sarraf’a ait firmaların hesabına gelen paranın %0,4 arasında rüşvet verildiği anlaşılmıştır.” deniliyor. Zafer Çağlayan’ın 28 kez ve toplamda 52 milyon dolar, Muammer Güler’in 10 kez ve toplamda 10 milyon dolar, Egemen Bağış’ın ise 3 kez ve toplamda 1,5 milyon dolar rüşvet aldığı iddia ediliyordu. Buna göre alınan toplam rüşvet miktarı 63,5 milyon dolardı. Aklanan para miktarı ise 87 milyar dolardı.
TOKİ soruşturmasında iş adamlarına uzandı
17 Aralık operasyonunda 2. gruba inşaat şirketleri ile yine siyasetçiler ve bürokratların ismi karıştı. Dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın oğlu Abdullah Oğuz Bayraktar’ın da aralarında yer aldığı 22 şüphelinin iş adamlarına ait önemli projelerin imar ruhsatı sorunlarını rüşvet karşılığı çözdüğü iddia edildi. Soruşturma dosyasındaki bilgilere göre, imar ruhsatı vermeye yetkili olan belediyeler, söz konusu inşaat şirketlerine 3 ay süreyle kasıtlı olarak ruhsat vermiyordu. Daha sonra dosyaların resmi prosedür gereği Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na (ÇŞB) gönderilerek usulsüz şekilde ‘proje alanı’ ya da ‘kentsel tasarım projesi’ adı altında onaylanmasının sağlandığı belirlendi. İddiaya göre şüpheliler, bürokratlara rüşvet vererek tarihi yapıların bulunduğu arazileri, doğal sit alanlarını ve yeşil alanları imara açıyordu. Şahısların plan tadilatı için gereken resmi harç miktarını da az göstererek devleti zarara uğrattığı belirlendi. Abdullah Oğuz Bayraktar’la birlikte çok sayıda işadamı gözaltına alındı.
Ne yaptıysam Başbakan’ın emriyle yaptım
Yolsuzluk soruşturmasının ilk günlerinde bakanlarının arkasında duran Başbakan, daha fazla dayanamadı. Bakanların istifasını istedi. 25 Aralık’ta, operasyondan 8 gün sonra üç bakan istifa etti. Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar ise Başbakan’ın ‘istifa et’ baskısına sert karşılık verdi. NTV’de canlı yayına bağlanan Bayraktar, ne yaptıysa Başbakan’ın emriyle yaptığını anlatıyordu: ”İmarlık plan ve projelerinin yönlendirme görevini Başbakan Erdoğan’ın emriyle yaptım. Bundan ötürüdür ki, milletvekilliğimden ve bakanlığımdan istifa ettiğimi ilan ediyorum. Başbakan’ın bu vatanı ve milleti rahatlatması için istifa etmesi gerektiğini düşünüyorum.”
Hedef hükümeti devirmek miydi?
Dönemin Başbakan’ı Tayyip Erdoğan daha ilk açıklamasında savunma stratejisini de ortaya koydu: Saldıracaktı… Operasyonun hedefinin iktidarı devirmek olduğunu savundu. İç ve dış güçlerden bahsetti. Türkiye’yi çekemeyenlerin olduğunu anlattı. Ve nihayet Camia’yı hedef yaptı. Soruşturmanın arkasında Cemaat’in olduğunu savundu. Hiçbir delil ve belge göstermeksizin bu iddiasını aylarca sürdürecekti.
MİT’in Nisan 2013 tarihli raporu Erdoğan’ı yalanlıyor
Dönemin Başbakanı, ‘Cemaat yaptı’ diyordu ancak MİT’in aylar önce kendisine sunduğu rapor bu iddiayı yalanlıyordu. Söz konusu raporda kara para trafiği deşifre ediliyor, bakanların Zarrab’la ilişkisine dikkat çekiliyor ve bu ilişkinin ortaya çıkmasının iktidarı zor durumda bırakacağı uyarısı yapılıyordu. Ayrıca kara para trafiğini ilk yazan gazete de Yeni Şafak’tan başkası değildi. Gazete, 13 Ekim 2013’teki ‘Türk Leaks’ manşetinde İran’ın kara parasının nasıl aklandığını ayrıntılı olarak anlatmıştı. O halde nasıl oluyordu da somut delillere dayanan hukuki bir soruşturma, iktidara yönelik bir darbe girişimi olarak tanımlanıyordu?
Zarrab’ın kuryesi: Ankara’ya çok para taşıdım
Reza Zarrab’ın İranlı kuryesi Muhammed Sadık da Meclis Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu’na verdiği ifadesinde Ankara’ya para taşıdığını doğruladı. 22 Ekim 2014’te komisyonun karşısına çıkan Sadık’a, 30 Ağustos 2013’de Murat Öziş ile beraber Başkent Ankara’ya sırt çantası ile 2 milyon euro, 2 milyon dolar ve 1.5 milyon lira götürerek, Başkent Ankara Royal 10’uncu katta bulunan Salih Kaan Çağlayan’a verdiğine ‘dair iddia hatırlatıldı. Bunun üzerine Sadık, “Bahsedilen tarihlerde Başkent Ankara’ya bir nakit götürmemiz söylendi. Murat ile yola çıktık. Havaalanında X-ray cihazından geçtikten sonra çantaları açtılar. İçinde nakit olduğunu ve paranın miktarını dedik. Polisler çantayı kapatıp bize teslim etti. Bahsettiğimiz parayı kime verdiğimizi hatırlamıyorum. Yabancı paraları çoğu vakit elden getirip götürüyorduk.” ifadelerini kullandı. Eski Bakan Egemen Bağış da TBMM Yolsuzlukları Soruşturma Komisyonu’na verdiği ifadesinde, Zarrab’ın gönderdiği kutuları kabul etmiş ve kendisini, “Hediyeleşmek Türk geleneğinde var.” sözleriyle savunmuştu.
Yolsuzluk tamamen palavra değil
Başbakan Davutoğlu’nun danışmanı Etyen Mahçupyan, 25 Kasım 2014’te CNN Türk’te Şirin Payzın’ın sorularını cevapladı. Yolsuzluklar ve sonrasında yaşanan hukuksuzluklara dair önemli açıklamalarda bulundu. Mahçupyan, “AKP seçmeninin de yarısı yolsuzluk yapıldığını düşünüyor. Bundan memnun da değiller. Yolsuzluklar tamamen palavra değil. 17 ve 25 Aralık operasyonları AKP’nin üzerinde büyük bir tehdit oluşturuldu. AKP, hukukun dışına çıkmak zorunda kaldı.” diyerek, hem yolsuzlukları hem de hukuksuzlukları itiraf edecekti.
Hukuk devleti çöktü
Murat Aksoy, 17-25 Aralık operasyonlarını yapan polislere yönelik hukuksuzluğa itiraz ettiği için Yenişafak’taki görevine son verildi. CNN Türk’te katıldığı bir programda “Hukuk devleti çökmüştür.” dedikten sonra gazeteye gönderdiği yazı yayımlanmadı. Aksoy, medyadaki kırılmanın Gezi olaylarıyla başladığını anlatıyor…
Polis müdürlerinin anlatımıyla 17 Aralık
İktidar temsilcileri kendilerine ‘darbe’ yapılmak istendiğini savunuyordu. 17 Aralık’ı, bakanların nasıl takibe takıldığını, darbe iddialarını soruşturmayı yürüten emniyet müdürlerine sorduk… İşte onların ağzından bütün ayrıntılarıyla 17 Aralık ve sonrasında yaşananlar…
ADIM ADIM 17 ARALIK
17 Aralık, 2013/Reza Zarrab’a şafak baskını
Operasyon başladı. Üç bakan çocuğu ile birlikte aralarında İran’lı Reza Zarrab’ın da bulunduğu 49 kişi gözaltına alındı.
18 Aralık, 2013/Polislere operasyon
Operasyonu yapan Mali, Kaçakçılık, Organize Suçlar, TEM ve Asayiş Şube müdürleri görevden alındı. Soruşturmaya iki savcı daha (Ekrem Aydıner ve Mustafa Erol) görevlendirildi.
19 Aralık, 2013 — 20 Aralık, 2013/Hüseyin Çapkın merkeze
İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın ve 43 emniyet müdürü görevden alındı. Yerine Aksaray Valisi Selami Altınok atandı.
21 Aralık, 2013/Bakan çocukları cezaevine
Barış Güler, Kaan Çağlayan, Süleyman Aslan ve Reza Zarrab dahil 24 kişi ‘rüşvet’ ve ‘yolsuzluk’ suçlamasıyla cezaevine gönderildi. Aynı gün Adlî Kolluk Yönetmeliği’nde değişiklik yapıldı. Kolluk güçlerine operasyonları amirine bildirme zorunluluğu getirildi.
22 Aralık, 2013/Gazetecilere yasak
Basın mensuplarının emniyet müdürlüğü hizmet binalarına girişleri yasaklandı.
24 Aralık, 2013/TİB’in başına bir MİT’çi
Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın başına MİT görevlisi Ahmet Cemaleddin Çelik getirildi.
25 Aralık, 2013/Operasyon emniyete takıldı
İstanbul Başsavcılığı tarafından emniyete yeni gözaltı talimatları verildi. Ancak kolluk güçleri, yargı kararını yerine getirmedi.
25 Aralık, 2013/Bakanlar istifa ediyor
Yolsuzluk soruşturmasında adı geçen bakanlar Muammer Güler, Zafer Çağlayan, Egemen Bağış ve Erdoğan Bayraktar bakanlıktan istifa etti. Kabinede 10 bakan değişti.
26 Aralık, 2013/Savcı görevden alındı
25 Aralık soruşturmasının savcısı Muammer Akkaş dosyadan el çektirildi. Akkaş, adliye sarayı önünde dağıttığı basın açıklamasıyla delillerin karartıldığını ve soruşturma yapmasının engellendiğini belirtti.
27 Aralık, 2013/AKP’de ardı ardına istifalar
İdris Naim Şahin’den sonra AKP Ankara Milletvekili Haluk Özdalga, Eski Kültür ve Turizm Bakanı AK Parti İzmir Milletvekili Ertuğrul Günay, AK Parti İzmir Milletvekili Erdal Kalkan partiden istifa etti.
[TR724] 17.12.2019
Ülke tarihinin en büyük yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun soruşturma dosyaları 6 yıl önce iktidarın atadığı savcılar tarafından ‘takipsizlik’ kararıyla kapatıldı, delilleri karartıldı.
17 ARALIK’TA NE OLMUŞTU?
Soruşturma MASAK raporlarıyla başladı
17 Aralık soruşturması, MASAK raporu ve kara para aklamaya ilişkin çok sayıda ihbar değerlendirilerek 13 Eylül 2012’de başladı. İddiaya göre İran uyruklu Reza Zarrab liderliğindeki grup, örgüt halinde suç işliyordu. Rüşvet, altın kaçakçılığı, suçtan elde edilen geliri aklama, resmi belgede sahtecilik, fuhuşa aracılık iddialarına ilişkin ciddi ve somut deliller elde edildi. Şahıslar İran’ın parasını aklamakla/döndürmekle suçlanıyordu. İktidarın iddiasının aksine, soruşturmanın hiçbir aşamasında dokunulmazlığı bulunan şahıslarla ilgili delil toplama çalışması yapılmamıştı. Rıza Sarraf ve ekibini takibe alan polis, 6 ay sonra grubun Zafer Çağlayan’a, Muammer Güler’e, Egemen Bağış’a ve Halk Bankası Genel Müdürü Süleyman Aslan’a elemanları aracılığıyla milyonlarca lira, dolar ve euro gönderdiğini görüntülü ve sesli olarak tespit etti.
Ayakkabı kutularında 4,5 milyon dolar
Şüphelilerin takip edildiklerini fark etmesi ve soruşturmanın İstihbarat Şube tarafından deşifre edileceğinin tespiti üzerine savcı operasyon tarihini öne aldı. Ve 17 Aralık’ta, 06.30’de eş zamanlı olarak birkaç ilde birden operasyon yapıldı. Dönemin Halk Bankası Genel Müdürü Süleyman Arslan’ın evinde, ayakkabı kutularında 4,5 milyon dolar ele geçirildi. Yine dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğlunun evinde 1,2 milyon TL ile 7 para kasası ve bir adet para sayma makinası kayda alındı. Zafer Çağlayan’ın oğlunun kaldığı ev babasının üzerine olduğu için arama yapılamadı.
Emniyet tarafından hazırlanan fezlekeye göre, Reza Zarrab liderliğindeki örgüt İran’ın başka ülkelerde bulunan 87 milyar Euro’sunu aklayarak, uluslararası finans sistemine dahil etmişti. Fezlekede bu durum, “Şahısların, İran’ın, diğer ülkelerde bulunan paralarını, uluslararası bir döngü ile Türkiye’den (veya Dubai’den) Euro cinsinden nakde veya fiziki altına dönüştürerek komisyon karşılığında İran’a sokulmasını sağladığı anlaşılmıştır.” cümleleriyle anlatılıyor.
Rüşvetin miktarı 63,5 milyon dolar
Bakanlar ve bu bakanların üçünün oğlu yolsuzlukla, İran’ın parasını hatırı sayılır bir rüşvet/komisyon (binde 4-5) karşılığında ‘aklamakla/döndürmekle’ suçlanıyordu. 17 Aralık’a ilişkin hazırlanan ve internette yayınlanan polis fezlekesinde, “İranlı Rıza Sarraf tarafından Zafer Çağlayan’a; İran’ın parasını altın ihracatıyla döndürme işlemlerinde Rıza Sarraf’a ait firmaların hesabına gelen paranın %0,5, İran parasını sahte evraklarla yapılan transit gıda/ilaç ticareti işlemlerinde de Rıza Sarraf’a ait firmaların hesabına gelen paranın %0,4 arasında rüşvet verildiği anlaşılmıştır.” deniliyor. Zafer Çağlayan’ın 28 kez ve toplamda 52 milyon dolar, Muammer Güler’in 10 kez ve toplamda 10 milyon dolar, Egemen Bağış’ın ise 3 kez ve toplamda 1,5 milyon dolar rüşvet aldığı iddia ediliyordu. Buna göre alınan toplam rüşvet miktarı 63,5 milyon dolardı. Aklanan para miktarı ise 87 milyar dolardı.
TOKİ soruşturmasında iş adamlarına uzandı
17 Aralık operasyonunda 2. gruba inşaat şirketleri ile yine siyasetçiler ve bürokratların ismi karıştı. Dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın oğlu Abdullah Oğuz Bayraktar’ın da aralarında yer aldığı 22 şüphelinin iş adamlarına ait önemli projelerin imar ruhsatı sorunlarını rüşvet karşılığı çözdüğü iddia edildi. Soruşturma dosyasındaki bilgilere göre, imar ruhsatı vermeye yetkili olan belediyeler, söz konusu inşaat şirketlerine 3 ay süreyle kasıtlı olarak ruhsat vermiyordu. Daha sonra dosyaların resmi prosedür gereği Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na (ÇŞB) gönderilerek usulsüz şekilde ‘proje alanı’ ya da ‘kentsel tasarım projesi’ adı altında onaylanmasının sağlandığı belirlendi. İddiaya göre şüpheliler, bürokratlara rüşvet vererek tarihi yapıların bulunduğu arazileri, doğal sit alanlarını ve yeşil alanları imara açıyordu. Şahısların plan tadilatı için gereken resmi harç miktarını da az göstererek devleti zarara uğrattığı belirlendi. Abdullah Oğuz Bayraktar’la birlikte çok sayıda işadamı gözaltına alındı.
Ne yaptıysam Başbakan’ın emriyle yaptım
Yolsuzluk soruşturmasının ilk günlerinde bakanlarının arkasında duran Başbakan, daha fazla dayanamadı. Bakanların istifasını istedi. 25 Aralık’ta, operasyondan 8 gün sonra üç bakan istifa etti. Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar ise Başbakan’ın ‘istifa et’ baskısına sert karşılık verdi. NTV’de canlı yayına bağlanan Bayraktar, ne yaptıysa Başbakan’ın emriyle yaptığını anlatıyordu: ”İmarlık plan ve projelerinin yönlendirme görevini Başbakan Erdoğan’ın emriyle yaptım. Bundan ötürüdür ki, milletvekilliğimden ve bakanlığımdan istifa ettiğimi ilan ediyorum. Başbakan’ın bu vatanı ve milleti rahatlatması için istifa etmesi gerektiğini düşünüyorum.”
Hedef hükümeti devirmek miydi?
Dönemin Başbakan’ı Tayyip Erdoğan daha ilk açıklamasında savunma stratejisini de ortaya koydu: Saldıracaktı… Operasyonun hedefinin iktidarı devirmek olduğunu savundu. İç ve dış güçlerden bahsetti. Türkiye’yi çekemeyenlerin olduğunu anlattı. Ve nihayet Camia’yı hedef yaptı. Soruşturmanın arkasında Cemaat’in olduğunu savundu. Hiçbir delil ve belge göstermeksizin bu iddiasını aylarca sürdürecekti.
MİT’in Nisan 2013 tarihli raporu Erdoğan’ı yalanlıyor
Dönemin Başbakanı, ‘Cemaat yaptı’ diyordu ancak MİT’in aylar önce kendisine sunduğu rapor bu iddiayı yalanlıyordu. Söz konusu raporda kara para trafiği deşifre ediliyor, bakanların Zarrab’la ilişkisine dikkat çekiliyor ve bu ilişkinin ortaya çıkmasının iktidarı zor durumda bırakacağı uyarısı yapılıyordu. Ayrıca kara para trafiğini ilk yazan gazete de Yeni Şafak’tan başkası değildi. Gazete, 13 Ekim 2013’teki ‘Türk Leaks’ manşetinde İran’ın kara parasının nasıl aklandığını ayrıntılı olarak anlatmıştı. O halde nasıl oluyordu da somut delillere dayanan hukuki bir soruşturma, iktidara yönelik bir darbe girişimi olarak tanımlanıyordu?
Zarrab’ın kuryesi: Ankara’ya çok para taşıdım
Reza Zarrab’ın İranlı kuryesi Muhammed Sadık da Meclis Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu’na verdiği ifadesinde Ankara’ya para taşıdığını doğruladı. 22 Ekim 2014’te komisyonun karşısına çıkan Sadık’a, 30 Ağustos 2013’de Murat Öziş ile beraber Başkent Ankara’ya sırt çantası ile 2 milyon euro, 2 milyon dolar ve 1.5 milyon lira götürerek, Başkent Ankara Royal 10’uncu katta bulunan Salih Kaan Çağlayan’a verdiğine ‘dair iddia hatırlatıldı. Bunun üzerine Sadık, “Bahsedilen tarihlerde Başkent Ankara’ya bir nakit götürmemiz söylendi. Murat ile yola çıktık. Havaalanında X-ray cihazından geçtikten sonra çantaları açtılar. İçinde nakit olduğunu ve paranın miktarını dedik. Polisler çantayı kapatıp bize teslim etti. Bahsettiğimiz parayı kime verdiğimizi hatırlamıyorum. Yabancı paraları çoğu vakit elden getirip götürüyorduk.” ifadelerini kullandı. Eski Bakan Egemen Bağış da TBMM Yolsuzlukları Soruşturma Komisyonu’na verdiği ifadesinde, Zarrab’ın gönderdiği kutuları kabul etmiş ve kendisini, “Hediyeleşmek Türk geleneğinde var.” sözleriyle savunmuştu.
Yolsuzluk tamamen palavra değil
Başbakan Davutoğlu’nun danışmanı Etyen Mahçupyan, 25 Kasım 2014’te CNN Türk’te Şirin Payzın’ın sorularını cevapladı. Yolsuzluklar ve sonrasında yaşanan hukuksuzluklara dair önemli açıklamalarda bulundu. Mahçupyan, “AKP seçmeninin de yarısı yolsuzluk yapıldığını düşünüyor. Bundan memnun da değiller. Yolsuzluklar tamamen palavra değil. 17 ve 25 Aralık operasyonları AKP’nin üzerinde büyük bir tehdit oluşturuldu. AKP, hukukun dışına çıkmak zorunda kaldı.” diyerek, hem yolsuzlukları hem de hukuksuzlukları itiraf edecekti.
Hukuk devleti çöktü
Murat Aksoy, 17-25 Aralık operasyonlarını yapan polislere yönelik hukuksuzluğa itiraz ettiği için Yenişafak’taki görevine son verildi. CNN Türk’te katıldığı bir programda “Hukuk devleti çökmüştür.” dedikten sonra gazeteye gönderdiği yazı yayımlanmadı. Aksoy, medyadaki kırılmanın Gezi olaylarıyla başladığını anlatıyor…
Polis müdürlerinin anlatımıyla 17 Aralık
İktidar temsilcileri kendilerine ‘darbe’ yapılmak istendiğini savunuyordu. 17 Aralık’ı, bakanların nasıl takibe takıldığını, darbe iddialarını soruşturmayı yürüten emniyet müdürlerine sorduk… İşte onların ağzından bütün ayrıntılarıyla 17 Aralık ve sonrasında yaşananlar…
ADIM ADIM 17 ARALIK
17 Aralık, 2013/Reza Zarrab’a şafak baskını
Operasyon başladı. Üç bakan çocuğu ile birlikte aralarında İran’lı Reza Zarrab’ın da bulunduğu 49 kişi gözaltına alındı.
18 Aralık, 2013/Polislere operasyon
Operasyonu yapan Mali, Kaçakçılık, Organize Suçlar, TEM ve Asayiş Şube müdürleri görevden alındı. Soruşturmaya iki savcı daha (Ekrem Aydıner ve Mustafa Erol) görevlendirildi.
19 Aralık, 2013 — 20 Aralık, 2013/Hüseyin Çapkın merkeze
İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın ve 43 emniyet müdürü görevden alındı. Yerine Aksaray Valisi Selami Altınok atandı.
21 Aralık, 2013/Bakan çocukları cezaevine
Barış Güler, Kaan Çağlayan, Süleyman Aslan ve Reza Zarrab dahil 24 kişi ‘rüşvet’ ve ‘yolsuzluk’ suçlamasıyla cezaevine gönderildi. Aynı gün Adlî Kolluk Yönetmeliği’nde değişiklik yapıldı. Kolluk güçlerine operasyonları amirine bildirme zorunluluğu getirildi.
22 Aralık, 2013/Gazetecilere yasak
Basın mensuplarının emniyet müdürlüğü hizmet binalarına girişleri yasaklandı.
24 Aralık, 2013/TİB’in başına bir MİT’çi
Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın başına MİT görevlisi Ahmet Cemaleddin Çelik getirildi.
25 Aralık, 2013/Operasyon emniyete takıldı
İstanbul Başsavcılığı tarafından emniyete yeni gözaltı talimatları verildi. Ancak kolluk güçleri, yargı kararını yerine getirmedi.
25 Aralık, 2013/Bakanlar istifa ediyor
Yolsuzluk soruşturmasında adı geçen bakanlar Muammer Güler, Zafer Çağlayan, Egemen Bağış ve Erdoğan Bayraktar bakanlıktan istifa etti. Kabinede 10 bakan değişti.
26 Aralık, 2013/Savcı görevden alındı
25 Aralık soruşturmasının savcısı Muammer Akkaş dosyadan el çektirildi. Akkaş, adliye sarayı önünde dağıttığı basın açıklamasıyla delillerin karartıldığını ve soruşturma yapmasının engellendiğini belirtti.
27 Aralık, 2013/AKP’de ardı ardına istifalar
İdris Naim Şahin’den sonra AKP Ankara Milletvekili Haluk Özdalga, Eski Kültür ve Turizm Bakanı AK Parti İzmir Milletvekili Ertuğrul Günay, AK Parti İzmir Milletvekili Erdal Kalkan partiden istifa etti.
[TR724] 17.12.2019
Güvenlik soruşturması yeni kurallar; yasalar geriye yürüyecek!
Hürriyet Gazetesi’nden Nuray Babacan, 13 Aralık’taki köşesinde ‘Güvenlik soruşturmasında yeni kurallar’ başlıklı yazı kaleme aldı. Babacan’ın yazısına göre Anayasa Mahkemesi’nin ‘özel hayatın ve kişisel verilerin korunmasıyla ilgili gerekli mekanizmalar olmadığı’ gerekçesiyle iptal ettiği güvenlik soruşturmasına ilişkin düzenleme, 2020 bütçesinin hemen ardından hızla TBMM gündemine gelecek. İnsan Hakları Hukukçusu Kerem Altıparmak, “AKP’nin önerdiği yeni güvenlik soruşturması kuralı, aynı zamanda geriye yürüyecek.” diyor…
Kerem Altıparmak, “AYM’nin güvenlik soruşturması iptal kararı sonrasında çok da sevinmemek gerektiğini, asıl sorunun AYM’nin “terör örgğtleriyle eylem birliği” ifadesinde sorun görmemesi olduğunu saptamış ve hükümetin olası çözümünü yazmıştım. O çözüm bugün kanun teklifi olmuş. Şaşırmadık tabii ki. AKP’nin önerdiği yeni güvenlik soruşturması kuralı aynı zamanda geriye yürüyecek. DMK’ye eklenen geçici 47. madde ile halen devam eden davalara da yeni güvenlik soruşturması hükmünün uygulanması öngörülüyor. Açıkça yasa geriye yürüyüp ek yükümlülük getirilmiş olacak bu durumda.” ifadelerini kullanıyor.
Nurcan Babacan’ın yazısı şöyle: “İKTİDAR Partisi, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) güvenlik soruşturmalarını, “özel hayatın ve kişisel verilerin korunmasıyla ilgili gerekli mekanizmalar olmadığı” gerekçesiyle iptal etmesinin ardından yeni sistemi belirliyor. Güvenlik soruşturmasını kimin yapacağı, hangi tür soruların sorulacağı, bilgilerin nasıl saklanacağı yasada belirtilecek.
AYM, 29 Kasım’da verdiği iptal kararında, güvenlik soruşturmaları ve arşiv taramasında, kişisel veri niteliğindeki bilgilerin alınması, kullanılması ve işlenmesine yönelik güvenceler ve temel ilkelerin kanunla belirlenmediğini vurguladı. AYM, bu bilgilerin ne şekilde kullanılacağı ve hangi mercilerin soruşturmayı yapacağına ilişkin düzenleme bulunmadığına da dikkat çekti. AK Parti yönetimi, AYM’nin iptal gerekçelerini dikkate alarak yeni bir yasal düzenleme yapıyor.
İKİ YIL SONRA SİLİNECEK
Hazırlanan taslak metne göre, güvenlik soruşturmasını yapacak birimler olarak, “MİT, emniyet ve mahalli mülki idari amirlikleri” belirlendi. Bu birimler, veri güvenliğine ilişkin mevzuata göre önlemleri alacak. Elde edilen veriler, yalnızca amacına yönelik olarak işlenebilecek, aktarılabilecek. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması işlem tamamlandıktan iki yıl sonra silinecek.
SADAKAT KRİTERİ
Taslakta, AYM’nin kanunilik şartını yerine getirmek için “Güvenlik soruşturması ve/veya arşiv araştırması yapılmış olmak” cümlesi, “26.10.1994 tarihli 4045 sayılı kanuna göre güvenlik soruşturması ve /veya arşiv araştırması yapılmış olmak” olarak düzenlendi. Taslakta, “Kamu hizmetinin etkin sağlıklı bir biçimde yürütülmesi” amacıyla atanacaklarda, “Sadakat, tarafsızlık, devlete bağlılık, davranış ve işbirliği, yurt dışında davranış” gibi güvenlikle ilgisi olmayan kurallara uyma şartı da aranacak. AK Parti’nin hukukçu milletvekillerinden Ali Özkaya, düzenlemeye ilişkin şöyle dedi:
NE SORACAĞIN BELLİ Mİ
“AYM kararında diyor ki, ‘Bunlarla ilgili güvenlik soruşturmaları yapılırken, hangi soruların sorulacağını, kimin soracağını, nasıl saklanacağını, ne kadar süre ile saklanacağını, nasıl imha edileceğini kanunla düzenleyin’. Bu nedenle AYM kararı doğrultusunda adım atılıyor.”
İPTAL GEREKÇESİ
AYM’nin 29 Kasım’da verdiği iptal kararında, ‘güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda devlet memurluğuna atanmada esas alınacak kişisel veri niteliğindeki bilgilerin alınmasına, kullanılmasına ve işlenmesine yönelik güvenceler ve temel ilkeler kanunla belirlenmeksizin bunların alınması ve kullanılmasına izin verilmesinin’ Anayasa aykırı olduğu belirtilmişti. Uygulamanın Anayasa’nın 13, 20 ve 128’inci maddeleriyle bağdaşmadığı ifade edilmişti.”
[TR724] 17.12.2019
Kerem Altıparmak, “AYM’nin güvenlik soruşturması iptal kararı sonrasında çok da sevinmemek gerektiğini, asıl sorunun AYM’nin “terör örgğtleriyle eylem birliği” ifadesinde sorun görmemesi olduğunu saptamış ve hükümetin olası çözümünü yazmıştım. O çözüm bugün kanun teklifi olmuş. Şaşırmadık tabii ki. AKP’nin önerdiği yeni güvenlik soruşturması kuralı aynı zamanda geriye yürüyecek. DMK’ye eklenen geçici 47. madde ile halen devam eden davalara da yeni güvenlik soruşturması hükmünün uygulanması öngörülüyor. Açıkça yasa geriye yürüyüp ek yükümlülük getirilmiş olacak bu durumda.” ifadelerini kullanıyor.
Nurcan Babacan’ın yazısı şöyle: “İKTİDAR Partisi, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) güvenlik soruşturmalarını, “özel hayatın ve kişisel verilerin korunmasıyla ilgili gerekli mekanizmalar olmadığı” gerekçesiyle iptal etmesinin ardından yeni sistemi belirliyor. Güvenlik soruşturmasını kimin yapacağı, hangi tür soruların sorulacağı, bilgilerin nasıl saklanacağı yasada belirtilecek.
AYM, 29 Kasım’da verdiği iptal kararında, güvenlik soruşturmaları ve arşiv taramasında, kişisel veri niteliğindeki bilgilerin alınması, kullanılması ve işlenmesine yönelik güvenceler ve temel ilkelerin kanunla belirlenmediğini vurguladı. AYM, bu bilgilerin ne şekilde kullanılacağı ve hangi mercilerin soruşturmayı yapacağına ilişkin düzenleme bulunmadığına da dikkat çekti. AK Parti yönetimi, AYM’nin iptal gerekçelerini dikkate alarak yeni bir yasal düzenleme yapıyor.
İKİ YIL SONRA SİLİNECEK
Hazırlanan taslak metne göre, güvenlik soruşturmasını yapacak birimler olarak, “MİT, emniyet ve mahalli mülki idari amirlikleri” belirlendi. Bu birimler, veri güvenliğine ilişkin mevzuata göre önlemleri alacak. Elde edilen veriler, yalnızca amacına yönelik olarak işlenebilecek, aktarılabilecek. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması işlem tamamlandıktan iki yıl sonra silinecek.
SADAKAT KRİTERİ
Taslakta, AYM’nin kanunilik şartını yerine getirmek için “Güvenlik soruşturması ve/veya arşiv araştırması yapılmış olmak” cümlesi, “26.10.1994 tarihli 4045 sayılı kanuna göre güvenlik soruşturması ve /veya arşiv araştırması yapılmış olmak” olarak düzenlendi. Taslakta, “Kamu hizmetinin etkin sağlıklı bir biçimde yürütülmesi” amacıyla atanacaklarda, “Sadakat, tarafsızlık, devlete bağlılık, davranış ve işbirliği, yurt dışında davranış” gibi güvenlikle ilgisi olmayan kurallara uyma şartı da aranacak. AK Parti’nin hukukçu milletvekillerinden Ali Özkaya, düzenlemeye ilişkin şöyle dedi:
NE SORACAĞIN BELLİ Mİ
“AYM kararında diyor ki, ‘Bunlarla ilgili güvenlik soruşturmaları yapılırken, hangi soruların sorulacağını, kimin soracağını, nasıl saklanacağını, ne kadar süre ile saklanacağını, nasıl imha edileceğini kanunla düzenleyin’. Bu nedenle AYM kararı doğrultusunda adım atılıyor.”
İPTAL GEREKÇESİ
AYM’nin 29 Kasım’da verdiği iptal kararında, ‘güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda devlet memurluğuna atanmada esas alınacak kişisel veri niteliğindeki bilgilerin alınmasına, kullanılmasına ve işlenmesine yönelik güvenceler ve temel ilkeler kanunla belirlenmeksizin bunların alınması ve kullanılmasına izin verilmesinin’ Anayasa aykırı olduğu belirtilmişti. Uygulamanın Anayasa’nın 13, 20 ve 128’inci maddeleriyle bağdaşmadığı ifade edilmişti.”
[TR724] 17.12.2019
Aile Bakanlığı, 50 kişilik programa 1 milyon 163 bin TL harcamış!
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın düzenlediği ve Emine Erdoğan ile kızları Esra Albayrak ve Sümeyye Erdoğan Bayraktar’ın da katıldığı programa 1 milyon 163 bin TL harcandığı ortaya çıktı.
BirGün gazetesinden İsmail Arı’nın haberine göre; Genç Müslüman Kadınlar için Liderlik Programı “ALLY for Future 2019” etkinliği için 25 Kasım tarihinde ihale yapıldı. Organizasyon ihalesi Global Turizm Şirketi’ne verildi. 13 Aralık tarihinde başlayan ve 20 Aralık’ta sona erecek olan programa 37 ülkeden 50 Müslüman kadının katıldığı belirtiliyor.
Vahdettin Köşkü’nde düzenlenen programın açılışına AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan ile kızları da katıldı. Programda, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Kadın Danışma Konseyi’nin Kurucu Başkanı ünvanıyla Esra Albayrak ile KADEM Başkan Yardımcısı Sümeyye Erdoğan Bayraktar da hazır bulundu.
2017’DE İKİ BUÇUK MİLYON TL
Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü 2017 yılında da ALLY for Future/Genç Kadınlar Liderlik ve Girişimcilik Programı organizasyon işini de toplam 2 milyon 494 bin TL bedelle özel sektöre yaptırdı. İhale yine pazarlık usulü ile Atak Seyahat Acentası’na verildi. Acenta ihaleye tek istekli olarak katıldı.
[TR724] 17.12.2019
BirGün gazetesinden İsmail Arı’nın haberine göre; Genç Müslüman Kadınlar için Liderlik Programı “ALLY for Future 2019” etkinliği için 25 Kasım tarihinde ihale yapıldı. Organizasyon ihalesi Global Turizm Şirketi’ne verildi. 13 Aralık tarihinde başlayan ve 20 Aralık’ta sona erecek olan programa 37 ülkeden 50 Müslüman kadının katıldığı belirtiliyor.
Vahdettin Köşkü’nde düzenlenen programın açılışına AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan ile kızları da katıldı. Programda, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Kadın Danışma Konseyi’nin Kurucu Başkanı ünvanıyla Esra Albayrak ile KADEM Başkan Yardımcısı Sümeyye Erdoğan Bayraktar da hazır bulundu.
2017’DE İKİ BUÇUK MİLYON TL
Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü 2017 yılında da ALLY for Future/Genç Kadınlar Liderlik ve Girişimcilik Programı organizasyon işini de toplam 2 milyon 494 bin TL bedelle özel sektöre yaptırdı. İhale yine pazarlık usulü ile Atak Seyahat Acentası’na verildi. Acenta ihaleye tek istekli olarak katıldı.
[TR724] 17.12.2019
Gazeteci Mustafa Ünal’ın oğlu Enes Ünal gözaltına alındı
Üç yılı aşkın süredir Silivri’de tutsak olan gazeteci Mustafa Ünal’ın oğlu Müçteba Enes Ünal bu sabah gözaltına alındı.
Gelişmeyi Twitter hesabından duyuran Enes Ünal, “Gözaltına alınıyorum. Dua bekleriz” dedi.
Gözaltı sebebi ‘Bylock kullanmak’ olarak belirtilirken, sözkonusu numaranın Enes Ünal’a ait olmadığı öğrenildi.
Ankara’da ‘ByLock’ kullanıcısı olduğu iddiasıyla 260 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Şüphelilerden 171’i gözaltına alındı.
[TR724] 17.12.2019
Gelişmeyi Twitter hesabından duyuran Enes Ünal, “Gözaltına alınıyorum. Dua bekleriz” dedi.
Gözaltı sebebi ‘Bylock kullanmak’ olarak belirtilirken, sözkonusu numaranın Enes Ünal’a ait olmadığı öğrenildi.
Ankara’da ‘ByLock’ kullanıcısı olduğu iddiasıyla 260 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Şüphelilerden 171’i gözaltına alındı.
[TR724] 17.12.2019
Yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının yıl dönümü: ’17 Aralık Erdoğan’ın En Uzun Günü’
17 Aralık 2013’te başlayan yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının yıl dönümü. Türkiye’yi sarsan operasyonlarda milyarlarca TL’lik rüşvet ve yolsuzluk belgeleriyle ispatlanmasına rağmen soruşturmalar tek tek kapatıldı. Operasyonları gerçekleştiren polisler ve savcılar önce görevden el çektirildi, sonra da tutuklandı.
Operasyonu gerçekleştiren polislerin yer aldığı 67 kişilik davada 15 polise ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Polisler 20 Temmuz 2014’ten beri tutuklu bulunuyor.
Diğer yandan 17 Aralık’ın perde arkasını anlatan Can Dündar imzalı ’17 Aralık Erdoğan’ın En Uzun Günü’ belgeseli tekrar gündemde.
17 Aralık gününe dair bugüne dek ortaya çıkan bilgiler, polis fezlekeleri, dinleme kayıtları, şüphelilerin tanıkları ve belgeleri bu belgeselde yer alıyor. Belgeselde yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun gerçekleştiği gün, Ankara, İstanbul, Konya, Hatay’da dakika dakika yaşananla anlatılıyor.
ÖNCE DOSYA SAVCILARDAN ALINDI, SONRA POLİSLER TUTUKLANDI
Cumhuriyet Savcıları Mehmet Yüzgeç ve Celal Kara tarafından 17 Aralık 2013’te başlatılan ve dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Zekeriya Öz tarafından koordine edilen operasyonla siyaset içerisindeki rüşvet ağı ortaya çıkarılmıştı.
Aralarında eski İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğlu Barış Güler, eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın oğlu Salih Kaan Çağlayan, eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın oğlu Abdullah Oğuz Bayraktar, eski Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan ve İranlı Reza Zarrab’ın da yer aldığı 89 kişi gözaltına alındı ve 26’sı tutuklandı.
İran asıllı işadamı Reza Zarrab’ın örgüt lideri olarak gösterildiği suç şebekesinin, bakanların yardımıyla kara para aklama, rüşvet, görevi kötüye kullanma, ihaleye fesat karıştırma, altın kaçakçılığı gibi birçok suç işlediği tespit edildi.
Yolsuzlukla suçlanan 4 bakan istifa etmek zorunda kalırken, operasyonu yapan hâkim, savcı ve polisler ise önce görevlerinden alındı, ardından birçoğu tutuklandı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) milletvekilleri tarafından soruşturma engellenirken, savcılık da 17 Aralık dosyası hakkında takipsizlik kararı vererek rüşvet iddialarının üstünü örttü.
AYAKKABI KUTULARI, SAATLER, PARA SAYMA MAKİNELERİ
Dönemin bir diğer sembolü ise ayakkabı kutuları oldu. Polis fezlekelerine göre dönemin Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın Reza Zarrab’tan toplam 52 milyon dolar rüşvet aldığı ortaya çıktı.
Zarrab tarafından Çağlayan’a verilen 720 bin Lira değerindeki lüks marka saat 17 Aralık soruşturmasının en çok konuşulan konularından biri oldu.
Zarrab hakkında ABD’de açılan davada da Zafer Çağlayan kara para aklama ile suçlandı. Ardından ABD’de hakkında tutuklama kararı çıkarıldı.
MUAMMER GÜLER’İN OĞLUNUN EVİNDEN 7 PARA KASASI ÇIKTI
17 Aralık dosyasında adı geçen bir diğer bakan ise eski İçişleri Bakanı Muammer Güler’di. Güler’in oğlunun evinden 7 para kasası, 1 para sayma makinesi ve 1,2 milyon lira para çıktı. Toplam 10 milyon lira rüşvet aldığı tespit edilen Güler bunun karşılığında Zarrab’ın trafikte geçiş üstünlüğü kartı ve koruma polisi almasını sağladı.
Dönemin Avrupa Birliği’nden sorumlu Devlet Bakanı Egemen Bağış’ın ise rüşvet karşılığı Zarrab için vatandaşlık işlemleri yaptığı belirlendi. Bunun karşılığında çikolata kutusunda 500 bin dolar aldı.
Rüşvet ve kara para aklama çarkının ana merkezi olan Halkbank’ın genel müdürü de gözaltındaydı.
Genel Müdürü Süleyman Arslan’ın evindeki ayakkabı kutuları içerisinden 4,5 milyon dolar para çıktı. Arslan paraların İmam Hatip yapılmak için topladığı bağış paraları olduğunu söyledi.
[TR724] 17.12.2019
Operasyonu gerçekleştiren polislerin yer aldığı 67 kişilik davada 15 polise ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Polisler 20 Temmuz 2014’ten beri tutuklu bulunuyor.
Diğer yandan 17 Aralık’ın perde arkasını anlatan Can Dündar imzalı ’17 Aralık Erdoğan’ın En Uzun Günü’ belgeseli tekrar gündemde.
17 Aralık gününe dair bugüne dek ortaya çıkan bilgiler, polis fezlekeleri, dinleme kayıtları, şüphelilerin tanıkları ve belgeleri bu belgeselde yer alıyor. Belgeselde yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun gerçekleştiği gün, Ankara, İstanbul, Konya, Hatay’da dakika dakika yaşananla anlatılıyor.
ÖNCE DOSYA SAVCILARDAN ALINDI, SONRA POLİSLER TUTUKLANDI
Cumhuriyet Savcıları Mehmet Yüzgeç ve Celal Kara tarafından 17 Aralık 2013’te başlatılan ve dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Zekeriya Öz tarafından koordine edilen operasyonla siyaset içerisindeki rüşvet ağı ortaya çıkarılmıştı.
Aralarında eski İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğlu Barış Güler, eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın oğlu Salih Kaan Çağlayan, eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın oğlu Abdullah Oğuz Bayraktar, eski Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan ve İranlı Reza Zarrab’ın da yer aldığı 89 kişi gözaltına alındı ve 26’sı tutuklandı.
İran asıllı işadamı Reza Zarrab’ın örgüt lideri olarak gösterildiği suç şebekesinin, bakanların yardımıyla kara para aklama, rüşvet, görevi kötüye kullanma, ihaleye fesat karıştırma, altın kaçakçılığı gibi birçok suç işlediği tespit edildi.
Yolsuzlukla suçlanan 4 bakan istifa etmek zorunda kalırken, operasyonu yapan hâkim, savcı ve polisler ise önce görevlerinden alındı, ardından birçoğu tutuklandı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) milletvekilleri tarafından soruşturma engellenirken, savcılık da 17 Aralık dosyası hakkında takipsizlik kararı vererek rüşvet iddialarının üstünü örttü.
AYAKKABI KUTULARI, SAATLER, PARA SAYMA MAKİNELERİ
Dönemin bir diğer sembolü ise ayakkabı kutuları oldu. Polis fezlekelerine göre dönemin Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın Reza Zarrab’tan toplam 52 milyon dolar rüşvet aldığı ortaya çıktı.
Zarrab tarafından Çağlayan’a verilen 720 bin Lira değerindeki lüks marka saat 17 Aralık soruşturmasının en çok konuşulan konularından biri oldu.
Zarrab hakkında ABD’de açılan davada da Zafer Çağlayan kara para aklama ile suçlandı. Ardından ABD’de hakkında tutuklama kararı çıkarıldı.
MUAMMER GÜLER’İN OĞLUNUN EVİNDEN 7 PARA KASASI ÇIKTI
17 Aralık dosyasında adı geçen bir diğer bakan ise eski İçişleri Bakanı Muammer Güler’di. Güler’in oğlunun evinden 7 para kasası, 1 para sayma makinesi ve 1,2 milyon lira para çıktı. Toplam 10 milyon lira rüşvet aldığı tespit edilen Güler bunun karşılığında Zarrab’ın trafikte geçiş üstünlüğü kartı ve koruma polisi almasını sağladı.
Dönemin Avrupa Birliği’nden sorumlu Devlet Bakanı Egemen Bağış’ın ise rüşvet karşılığı Zarrab için vatandaşlık işlemleri yaptığı belirlendi. Bunun karşılığında çikolata kutusunda 500 bin dolar aldı.
Rüşvet ve kara para aklama çarkının ana merkezi olan Halkbank’ın genel müdürü de gözaltındaydı.
Genel Müdürü Süleyman Arslan’ın evindeki ayakkabı kutuları içerisinden 4,5 milyon dolar para çıktı. Arslan paraların İmam Hatip yapılmak için topladığı bağış paraları olduğunu söyledi.
[TR724] 17.12.2019
Saraybosna Mahkemesi sınır dışı kararını iptal etti; Fatih Keskin öğretmen serbest [Necdet Çelik]
Sınır dışı talebiyle 15 gündür göçmen merkezinde tutulan Richmond Bihaç Koleji müdürü Fatih Keskin, mahkemenin kararı iptal etmesinin ardından salıverildi.
Başkent Saraybosna’ya 10 km mesafede tutulduğu Lukavica göçmen merkezinden akşam saatlerinde çıkan Fatih Keskin’i meslektaşları karşıladı. Arkadaşlarına tek tek sarılan Fatih öğretmen, kendisine destek olan veli ve öğrencilerine teşekkür etti. Keskin mesajında, ‘Bihaç’ta görüşeceğiz.’ Dedi.
Kendisini bekleyen gazetecilere konuşan Fatih Keskin, hakkındaki suçlamaları bilmediğini ve 15 günün kendisi içi zor geçtiğini dile getirdi.
SEBEPSİZ OTURUMU İPTAL EDİLMİŞ
14 yıldır Bosna Hersek’te eğitim hizmeti veren Fatih Keskin’e, 3 Aralık Salı günü çağrıldığı Bihaç Göçmen Ofisi’nde, sahip olduğu daimi oturumun iptal edildiği tebliğ edilmiş, ancak sebebi açıklanmaksızın tebliğatı imzalamayacağını söylemesi üzerine Keskin, ülkeden çıkarılmak üzere başkent Saraybosna yakınlarındaki göçmen merkezine götürülmüştü.
MAHKEME KARARI İADE ETTİ
Avukatı, Keskin’in ülkeden çıkarılma kararına itiraz etmiş, Güvenlik Bakanlığı itirazı reddedince konu yargıya taşınmıştı. Geçen Perşembe günü Saraybosna Mahkemesi’nde görülen duruşma sonrası, mahkeme kararını Pazartesi günü açıkladı. Delil yetersizliği, ailesinin uğrayacağı mağduriyet, Keskin’in tutuklanma şekli ve göçmen merkezine konmasında hukuksuzluklar tespit eden mahkeme, Göçmen Ofisi’nden ‘doğru ve hukuki yeni bir karar’ almasını ale petti. Göçmen Ofisi, Fatih Keskin’I yeni karar alana kadar adli kontrolle serbest bıraktı.
CUMHURBAŞKANI: KARARI SELAMLIYORUM
Richmond Bihaç Koleji müdürü Fatih Keskin hakkındaki mahkeme kararından sonra serbest kalması, görevdeki hırvat cumhurbaşkanını memnun etti. Bosna Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi Başkanı Zeljko Komşiç adına yapılan yazılı açıklamada şu ifadelere yer verildi: ”Mahkemenin kararını selamlıyorum. Yasalara uyulduğu sürece Bosna Hersek var olacaktır.”
Başkent Saraybosna’ya 10 km mesafede tutulduğu Lukavica göçmen merkezinden akşam saatlerinde çıkan Fatih Keskin’i meslektaşları karşıladı. Arkadaşlarına tek tek sarılan Fatih öğretmen, kendisine destek olan veli ve öğrencilerine teşekkür etti. Keskin mesajında, ‘Bihaç’ta görüşeceğiz.’ Dedi.
Kendisini bekleyen gazetecilere konuşan Fatih Keskin, hakkındaki suçlamaları bilmediğini ve 15 günün kendisi içi zor geçtiğini dile getirdi.
SEBEPSİZ OTURUMU İPTAL EDİLMİŞ
14 yıldır Bosna Hersek’te eğitim hizmeti veren Fatih Keskin’e, 3 Aralık Salı günü çağrıldığı Bihaç Göçmen Ofisi’nde, sahip olduğu daimi oturumun iptal edildiği tebliğ edilmiş, ancak sebebi açıklanmaksızın tebliğatı imzalamayacağını söylemesi üzerine Keskin, ülkeden çıkarılmak üzere başkent Saraybosna yakınlarındaki göçmen merkezine götürülmüştü.
MAHKEME KARARI İADE ETTİ
Avukatı, Keskin’in ülkeden çıkarılma kararına itiraz etmiş, Güvenlik Bakanlığı itirazı reddedince konu yargıya taşınmıştı. Geçen Perşembe günü Saraybosna Mahkemesi’nde görülen duruşma sonrası, mahkeme kararını Pazartesi günü açıkladı. Delil yetersizliği, ailesinin uğrayacağı mağduriyet, Keskin’in tutuklanma şekli ve göçmen merkezine konmasında hukuksuzluklar tespit eden mahkeme, Göçmen Ofisi’nden ‘doğru ve hukuki yeni bir karar’ almasını ale petti. Göçmen Ofisi, Fatih Keskin’I yeni karar alana kadar adli kontrolle serbest bıraktı.
CUMHURBAŞKANI: KARARI SELAMLIYORUM
Richmond Bihaç Koleji müdürü Fatih Keskin hakkındaki mahkeme kararından sonra serbest kalması, görevdeki hırvat cumhurbaşkanını memnun etti. Bosna Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi Başkanı Zeljko Komşiç adına yapılan yazılı açıklamada şu ifadelere yer verildi: ”Mahkemenin kararını selamlıyorum. Yasalara uyulduğu sürece Bosna Hersek var olacaktır.”
[Necdet Çelik] 17.12.2019 [TR724]Bosna Hersek'te Bihaç Koleji Müdürü Fatih Keskin, iki haftadır tutulduğu göçmen merkezinden serbest bırakıldı— Tr724 (@Tr724) December 16, 2019
Meslektaşlarıyla kucaklaşan Fatih öğretmen, öğrencilerine seslendi: Bihaç'ta görüşeceğiz!#FreeFatihKeskin #Bosnia pic.twitter.com/7PbrB4IeFz
Türkiye kara para aklamada izlemeye alındı: “Gri listeye girebilir”
G-7 ülkelerinin kara para aklamanın önlenmesi amacıyla kurduğu Mali Eylem Görev Gücü (FATF) tarafından Türkiye’ye “kara para aklama” uyarısı geldi.
Financial Times’ın haberine göre, Türkiye’nin bu alanda ciddi eksiklikler yaşadığını belirten FATF, Ankara’yı bir yıllık izleme sürecine aldı. Haberde böyle bir durumun Türkiye’nin yabancı finansman çekme becerisine zarar verebileceğine dikkat çekildi.
Eğer bu sürecin sonunda herhangi bir düzelme yaşanmazsa Türkiye; Pakistan ve Yemen gibi ülkelerin bulunduğu gri listeye alınacak.
FATF tarafından hazırlanan raporda, “Türkiye’nin kara para aklama ve terörizmin finansmanı konusunda karşı karşıya bulunduğu riskleri anladığı ancak bu suçlarla mücadele konusunda ciddi eksiklikleri bulunduğu” ifadeleri yer aldı.
Türkiye’nin bu suçlarla mücadele edilmesi için konulan 11 kriterin dokuzunda “temel” veya “önemli” ilerleme kaydetmesi gerektiği vurgulanan raporda, Türkiye’nin bir dizi “terör” şüphelisini yargıladığı ancak savcıların terörün finansmanı veya kara para aklama suçlamalarına yeterince öncelik vermediğine dikkat çekildi.
Bu duruma ilişkin raporda “finansörlerin belirlenmesi ve uluslararası terörist grupların daha geniş destek ağının daha iyi anlaşılması konusunda fırsatın kaçırılmasına sebep olduğu” ifadeleri yer aldı.
Türkiye’nin İran, Kuzey Kore ve Taliban’la ilgili BM yaptırımlarını uygulamadığı veya uygulamakta geciktiğine dair endişeler de raporda yer aldı.
Raporda Türkiye’ye bir yıllık süre tanındığı belirtildi. Bu süreçte ilerleme sağlanmaması durumunda Türkiye’nin Pakistan, Yemen ve Moğolistan gibi ülkelerin bulunduğu uluslararası gri listeye alınacağı uyarısında bulunuldu.
Financial Times, böyle bir durumun Türkiye’nin yabancı finansman çekme becerisine zarar verebileceğine dikkat çekti.
Raporda, “15 Temmuz darbe girişimi”ne de yer verildi. “15 Temmuz darbe girişimi”ne yönelik soruşturmaların Türkiye’nin öncelikleri üzerinde olumsuz etki yarattığı belirtti.
Financial Times haberinde Türkiye’nin rapordan çok rahatsız olduğunu ve raporun yayınlanmasını engellemek için FATF üyelerine lobi yaptığını da öne sürdü.
[TR724] 17.12.2019
Financial Times’ın haberine göre, Türkiye’nin bu alanda ciddi eksiklikler yaşadığını belirten FATF, Ankara’yı bir yıllık izleme sürecine aldı. Haberde böyle bir durumun Türkiye’nin yabancı finansman çekme becerisine zarar verebileceğine dikkat çekildi.
Eğer bu sürecin sonunda herhangi bir düzelme yaşanmazsa Türkiye; Pakistan ve Yemen gibi ülkelerin bulunduğu gri listeye alınacak.
FATF tarafından hazırlanan raporda, “Türkiye’nin kara para aklama ve terörizmin finansmanı konusunda karşı karşıya bulunduğu riskleri anladığı ancak bu suçlarla mücadele konusunda ciddi eksiklikleri bulunduğu” ifadeleri yer aldı.
Türkiye’nin bu suçlarla mücadele edilmesi için konulan 11 kriterin dokuzunda “temel” veya “önemli” ilerleme kaydetmesi gerektiği vurgulanan raporda, Türkiye’nin bir dizi “terör” şüphelisini yargıladığı ancak savcıların terörün finansmanı veya kara para aklama suçlamalarına yeterince öncelik vermediğine dikkat çekildi.
Bu duruma ilişkin raporda “finansörlerin belirlenmesi ve uluslararası terörist grupların daha geniş destek ağının daha iyi anlaşılması konusunda fırsatın kaçırılmasına sebep olduğu” ifadeleri yer aldı.
Türkiye’nin İran, Kuzey Kore ve Taliban’la ilgili BM yaptırımlarını uygulamadığı veya uygulamakta geciktiğine dair endişeler de raporda yer aldı.
Raporda Türkiye’ye bir yıllık süre tanındığı belirtildi. Bu süreçte ilerleme sağlanmaması durumunda Türkiye’nin Pakistan, Yemen ve Moğolistan gibi ülkelerin bulunduğu uluslararası gri listeye alınacağı uyarısında bulunuldu.
Financial Times, böyle bir durumun Türkiye’nin yabancı finansman çekme becerisine zarar verebileceğine dikkat çekti.
Raporda, “15 Temmuz darbe girişimi”ne de yer verildi. “15 Temmuz darbe girişimi”ne yönelik soruşturmaların Türkiye’nin öncelikleri üzerinde olumsuz etki yarattığı belirtti.
Financial Times haberinde Türkiye’nin rapordan çok rahatsız olduğunu ve raporun yayınlanmasını engellemek için FATF üyelerine lobi yaptığını da öne sürdü.
[TR724] 17.12.2019
Denizli Cezaevi’nde kalan kadınların eşarpları toplandı
Cezaevlerinden işkence, kötü muamele ve keyfi uygulama haberleri gelmeye devam ediyor.
Denizli T Tipi cezaevinin kadın bölümündeki koğuşlardaki tüm eşarplar toplandı. Cezaevinde yemeklerden temel ihtiyaçların karşılanmasına kadar birçok keyfi uygulama hayata geçirildi.
Bu durumu gündeme getiren gazeteci Arzu Yıldız sosyal medya hesabı twitterdan, “Denizli T Tipi, Kocabaş cezaevi kadın bölümünde… koğuşlardan kadınların eşarpları toplanmış, yemekler, temel ihtiyaçların karşılanmasında birçok keyfi uygulama getirilmiş. Mektuplar teslim edilmiyormuş. Cezaevi işkence merkezi değildir. ” ifadelerini paylaştı.
[TR724] 17.12.2019
Denizli T Tipi cezaevinin kadın bölümündeki koğuşlardaki tüm eşarplar toplandı. Cezaevinde yemeklerden temel ihtiyaçların karşılanmasına kadar birçok keyfi uygulama hayata geçirildi.
Bu durumu gündeme getiren gazeteci Arzu Yıldız sosyal medya hesabı twitterdan, “Denizli T Tipi, Kocabaş cezaevi kadın bölümünde… koğuşlardan kadınların eşarpları toplanmış, yemekler, temel ihtiyaçların karşılanmasında birçok keyfi uygulama getirilmiş. Mektuplar teslim edilmiyormuş. Cezaevi işkence merkezi değildir. ” ifadelerini paylaştı.
Cezaevinde daha önce de manav gıdaları tutuklu ve hükümlülere verilmiyordu. Kantinde ayrıca 1 ay su satılmamıştı. Ayrıca gece saat 4’te sayım yapılması da tepki çekmişti.Denizli T Tipi, Kocabaş cezaevi kadın bölümünde... koğuşlardan kadınların eşarpları toplanmış, yemekler, temel ihtiyaçların karşılanmasında birçok keyfi uygulama getirilmiş. Mektuplar teslim edilmiyormuş. Cezaevi işkence merkezi değildir @gergerliogluof @KHKLI_Platformu— 🌈Arzu Yildiz 🌈 (@arzuyldzz) December 16, 2019
[TR724] 17.12.2019
‘Çocuklarımızın tahliyesi için 750 bin lira istediler’ [İlker Doğan]
‘Darbeye teşebbüs’ iddiasıyla müebbet hapse mahkum edilen 19 yaşındaki Harbiyeli Furkan Çetinkaya’nın annesi Melek Çetinkaya, oğlunun tahliye edilmesi için kendisinden 750 bin TL istediklerini açıkladı.
Oğlu nezdinde 4 yıldır dört duvar arasında tutulan tüm Harbiyeli öğrenciler için verdiği ‘adalet’ mücadelesiyle’ bilinen Melek Çetinkaya, başka birinin ise tüm çocukların tahliyesi için 2 milyon 250 bin lira talep ettiğini duyurdu. Çetinkaya, Adalet Bakanlığı’nın twitter hesabını ekleyerek yaptığı paylaşımda, “Bu parayı veremediğimiz için askeri öğrencilerin 41 aydır cezaevinde olduğunu duydunuz mu?” ifadelerini kullandı.
AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Allah’ın lütfu’ olarak tanımladığı 15 Temmuz gecesi, onlarca er ve harp okulu öğrencisi köprüde katledilerek öldürüldü. ‘Terör öylemi var’ denilerek kamplarından getirilen askeri öğrenci ve erler, boğazları kesilerek linç edilmişti. Katliamdan kurtulan askeri öğrenciler, daha sonra gözaltına alınarak emniyete götürüldü.
İŞKENCE EMNİYETTE BAŞLADI
Halbuki 15 Temmuz gecesi Yalova’da kampta olan öğrenciler, ‘terör eylemi’ olduğu gerekçesiyle otobüslere doldurularak İstanbul’da çeşitli bölgelere getirilmişti. Ancak kendilerini büyük bir kaosun içinde buldular. İşkence emniyette başladı. 18-19 yaşındaki öğrencilere günlerce dayak atıldı, ağza alınmayacak küfürler edildi, hakaret yağdırıldı. Ardından savcılık ve mahkeme sorgularında vatana ihanetle, cinayetle, darbecilikle suçlandılar.
SİLAH KULLANMAMIŞ AMA CİNAYETTEN CEZA!
Yaklaşık 1 yıl sonra iddianameleri hazırlandı. Sözde yargılamalarda hiç bir somut delil olmaksızın 265 Harp Okulu öğrencisine, ‘darbeye teşebbüs’ten müebbet hapis cezası verildi. Öğrencilerin mahkemelerdeki ‘görüntüler izlensin, silahların balistik raporu alınsın’ gibi hayati talepleri bile reddedildi!
Silah kullanmadığı kriminal raporla sabit olan askeri öğrencilere bile müebbet hapis cezasının yanı sıra ‘cinayetten’ ekstra ceza verildi! Harp okulu 2. sınıf öğrencisi Emre P., mahkemede yaşadıklarını şöyle anlatıyor; “Darbeye teşebbüsten müebbet verdiler. 139 yıl da cinayetten aldım. Hakime, ‘benim silahımın kullanılmadığı raporlarla sabit, kimi nasıl öldürmüşüm’ dedim. Yüzüme bile bakmadı.”
DARBE EYLEMİ: OTOBÜSTE OTURMAK!
‘Darbeye teşebbüs’ suçlamasıyla müebbet hapse çarptırılan 265 öğrenciden biri de Furkan Çetinkaya. Savunmasında, ‘terör eylemi olduğu’ gerekçesiyle kamptan otobüslere bindirilerek olay yerine getirildiklerini anlatmıştı: “Araçtan in emrini müteakip ayağım bir kez asfalta değdi. Onda da İstiklal Marşı’nı okuyanları görünce, esas duruşa geçtim, İstiklal Marşı’na eşlik ettim ve hemen ardından halkın sevgi gösterileri eşliğinde tekrar otobüsüme bindim ve oturmaya devam ettim. Sayın savcının ısrarla “Eylemlerine devam etmişlerdir” derken bahsettiği eylem budur. Oturmak!”
HARBİYELİLERİN ANNESİ: MELEK ÇETİNKAYA
Furkan Çetinkaya’nın annesi Melek Çetinkaya, yıllardır tutuklu 265 harbiyeli için ‘adalet’ mücadelesi veriyor. Bugüne kadar onlarca kez gözaltına alındı. Otobüste giderken, sokakta dururken, ‘adalet’ isterken… Defalarca Emniyet’e götürüldü, hakarete uğradı. Ancak o ‘adalet’ istemekten hiç bir zaman vazgeçmedi.
TAHLİYE İÇİN 750 BİN LİRA İSTEDİLER
Melek Çetinkaya, dün sosyal medya hesabından çok önemli bir bilgi paylaştı. Buna göre birelire harbiyeli tutuklu öğrencilerin ailelerinden tahliye için 750’şer bin lira istemişlerdi. Melek Çetinkaya, Adalet Bakanlığı’nı da etiketleyerek yaptığı paylaşımda, “Daha sonra bizimle irtibata gecen bazı kişilerin, ‘çocuklarınız tahliye olur fakat çocuk başı 750 bin isterim’ dediğini, başka birinin de tüm çocuklar için 2 milyon 250 bin lira istediğini, bu parayı veremediğimiz için askeri ögrencilerin 41 aydır cezaevinde olduğunu duydunuz mu?” ifadelerini kullandı.
Şamil Tayyar: Milyon dolarlar dönüyor!
Yargıda ‘f.tö’ borsası kurulduğu iddialarını ilk dillendiren AKP’li eski vekillerden Şamil Tayyar olmuştu. Tayyar’a göre cemaat soruşturmalarından tutuklu iş adamları milyon dolarlar vererek itirafçı adı altında tahliye ediliyordu. Konu hakkında Hakimler ve Savcılar Kurulu’na (HSK) suç duyurusu yaptığını söylemişti. Tayyar’ın açıklaması, Türkiye’de yargılamaların hukuki değil, siyasi olduğunun, tutuklamaların da keyfi yapıldığının ispatıydı.
[İlker Doğan] 17.12.2019 [TR724]
Oğlu nezdinde 4 yıldır dört duvar arasında tutulan tüm Harbiyeli öğrenciler için verdiği ‘adalet’ mücadelesiyle’ bilinen Melek Çetinkaya, başka birinin ise tüm çocukların tahliyesi için 2 milyon 250 bin lira talep ettiğini duyurdu. Çetinkaya, Adalet Bakanlığı’nın twitter hesabını ekleyerek yaptığı paylaşımda, “Bu parayı veremediğimiz için askeri öğrencilerin 41 aydır cezaevinde olduğunu duydunuz mu?” ifadelerini kullandı.
AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Allah’ın lütfu’ olarak tanımladığı 15 Temmuz gecesi, onlarca er ve harp okulu öğrencisi köprüde katledilerek öldürüldü. ‘Terör öylemi var’ denilerek kamplarından getirilen askeri öğrenci ve erler, boğazları kesilerek linç edilmişti. Katliamdan kurtulan askeri öğrenciler, daha sonra gözaltına alınarak emniyete götürüldü.
İŞKENCE EMNİYETTE BAŞLADI
Halbuki 15 Temmuz gecesi Yalova’da kampta olan öğrenciler, ‘terör eylemi’ olduğu gerekçesiyle otobüslere doldurularak İstanbul’da çeşitli bölgelere getirilmişti. Ancak kendilerini büyük bir kaosun içinde buldular. İşkence emniyette başladı. 18-19 yaşındaki öğrencilere günlerce dayak atıldı, ağza alınmayacak küfürler edildi, hakaret yağdırıldı. Ardından savcılık ve mahkeme sorgularında vatana ihanetle, cinayetle, darbecilikle suçlandılar.
SİLAH KULLANMAMIŞ AMA CİNAYETTEN CEZA!
Yaklaşık 1 yıl sonra iddianameleri hazırlandı. Sözde yargılamalarda hiç bir somut delil olmaksızın 265 Harp Okulu öğrencisine, ‘darbeye teşebbüs’ten müebbet hapis cezası verildi. Öğrencilerin mahkemelerdeki ‘görüntüler izlensin, silahların balistik raporu alınsın’ gibi hayati talepleri bile reddedildi!
Silah kullanmadığı kriminal raporla sabit olan askeri öğrencilere bile müebbet hapis cezasının yanı sıra ‘cinayetten’ ekstra ceza verildi! Harp okulu 2. sınıf öğrencisi Emre P., mahkemede yaşadıklarını şöyle anlatıyor; “Darbeye teşebbüsten müebbet verdiler. 139 yıl da cinayetten aldım. Hakime, ‘benim silahımın kullanılmadığı raporlarla sabit, kimi nasıl öldürmüşüm’ dedim. Yüzüme bile bakmadı.”
DARBE EYLEMİ: OTOBÜSTE OTURMAK!
‘Darbeye teşebbüs’ suçlamasıyla müebbet hapse çarptırılan 265 öğrenciden biri de Furkan Çetinkaya. Savunmasında, ‘terör eylemi olduğu’ gerekçesiyle kamptan otobüslere bindirilerek olay yerine getirildiklerini anlatmıştı: “Araçtan in emrini müteakip ayağım bir kez asfalta değdi. Onda da İstiklal Marşı’nı okuyanları görünce, esas duruşa geçtim, İstiklal Marşı’na eşlik ettim ve hemen ardından halkın sevgi gösterileri eşliğinde tekrar otobüsüme bindim ve oturmaya devam ettim. Sayın savcının ısrarla “Eylemlerine devam etmişlerdir” derken bahsettiği eylem budur. Oturmak!”
HARBİYELİLERİN ANNESİ: MELEK ÇETİNKAYA
Furkan Çetinkaya’nın annesi Melek Çetinkaya, yıllardır tutuklu 265 harbiyeli için ‘adalet’ mücadelesi veriyor. Bugüne kadar onlarca kez gözaltına alındı. Otobüste giderken, sokakta dururken, ‘adalet’ isterken… Defalarca Emniyet’e götürüldü, hakarete uğradı. Ancak o ‘adalet’ istemekten hiç bir zaman vazgeçmedi.
TAHLİYE İÇİN 750 BİN LİRA İSTEDİLER
Melek Çetinkaya, dün sosyal medya hesabından çok önemli bir bilgi paylaştı. Buna göre birelire harbiyeli tutuklu öğrencilerin ailelerinden tahliye için 750’şer bin lira istemişlerdi. Melek Çetinkaya, Adalet Bakanlığı’nı da etiketleyerek yaptığı paylaşımda, “Daha sonra bizimle irtibata gecen bazı kişilerin, ‘çocuklarınız tahliye olur fakat çocuk başı 750 bin isterim’ dediğini, başka birinin de tüm çocuklar için 2 milyon 250 bin lira istediğini, bu parayı veremediğimiz için askeri ögrencilerin 41 aydır cezaevinde olduğunu duydunuz mu?” ifadelerini kullandı.
Şamil Tayyar: Milyon dolarlar dönüyor!
Yargıda ‘f.tö’ borsası kurulduğu iddialarını ilk dillendiren AKP’li eski vekillerden Şamil Tayyar olmuştu. Tayyar’a göre cemaat soruşturmalarından tutuklu iş adamları milyon dolarlar vererek itirafçı adı altında tahliye ediliyordu. Konu hakkında Hakimler ve Savcılar Kurulu’na (HSK) suç duyurusu yaptığını söylemişti. Tayyar’ın açıklaması, Türkiye’de yargılamaların hukuki değil, siyasi olduğunun, tutuklamaların da keyfi yapıldığının ispatıydı.
[İlker Doğan] 17.12.2019 [TR724]
Selman’a Mektup; Orkestra [Gülşah Çavuşoğlu]
Güneşin, müziğin ve ziyaretçin bol olsun sevgili Selman.
Biliriz ki her mektup selam ile başlar. Bense sana en çok hak ettiklerinin verilmesi temennisiyle başladım. Ve mektup devam eder hal hatır sorarak.
Tüm kalbimle soruyorum. Nasılsın Selman? Ben iyiyim çok şükür, artık ne kadar iyi olunursa… Evet sizlerle ilgili çok şey duyuyoruz ancak inan duymadıklarımızdan endişe etmek sürecin en karmaşık tarafı.
Kendimi tanıtayım sana öncelikle. Biz daha önce hiç karşılaşmadık, tanışmadık ve selamlaşmadık! Ne sen beni tanırsın ne de ben seni… Ben yaşanılanları anlama çabasında olan; dertleri, kederleri, haksızlıkları, yalnızlıkları duydukça ‘ne yapabilirim!’ diye dertli dertli çalan bir orkestrada bağlamanın mızrabıyım. Ve sen de o orkestrada kağıttan bir flüt.
Yaşadıklarını Ahmet Altan’ın satırlarından öğrendim herkes gibi. Ahmet Altan da kendi kederinin bağrına senin yalnızlık tohumunu ekti. Ve flütünün yanık sesi eşliğinde tüm dünyaya dinletti.
Öyle bir anlattı ki bu yalnızlığı; ‘insan üstü güçleri olan yargıçların’ nasıl da sizi dinlemediklerini, nasıl da tahliye ya da müebbet kararı ile ruhlarınızı sert bir şekilde ezdiklerini dünyaya gösterdi.
▶️ Bu yazıyı Gülşah Çavuşoğlu’nun sesinden dinleyin
Öyle detaylı resmetti ki ne yaşadığınızı içerde, kalakaldık biz de demir parmaklıkların arkasında, dışarıda… Biz de hissettik hiçbir söz hakkımız olmadığını ve ciğerimizi dolduran oksijenin hakkını da ancak var gücümüzle doğruyu haykırarak verebileceğimizi.
Biraz geriye dönmek ve geçmişe bakıp sana güzel günlerden bahsetmek istiyorum, güzel olduğuna inandığımız günlerden! Çünkü şu an insanların geçirdiği ilginç evrim ıspatlıyor ki kalplerdeki canavar tohumlar, iktidarın ampul ışığında büyüyebiliyormuş.
Gökyüzü masmaviydi eskiden, güneş huzurla yaslardı başını bulutların birinden diğerine… Okyanusta dalgalar tüm dertlerini kayalıklara dökerdi de yosun tutmazdı kayalar. Kar yağardı da çamur olmazdı. Kelebeğin ömrü belki iki değil de dört gündü… Ama şimdi yer demir, gök bakır! Dışarıda olmak özgürlükse bil ki biz de dışarıda değiliz. Buz gibi insanların, ötekileştirmenin parmaklıkları arasındayız.
Uzun uzun düşünüyorum, bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı varken bir ince belli bardakta içilen çayın hiç mi hatırı yokmuş? İçmiştik çayı beraber, Erzurumluyla kıtlama lezzetiyle, Edirneliyle çiğdem çıtlatarak… Ancak herkes unuttu birlikte söylediğimiz barış türkülerini, dünyanın birçok yerinde Türk bayrağının dalgalandırıldığını… Elleri patlayıncaya kadar alkışlayanlar oldu ne yazık ki ilk ihbar(!) edenler masumları…
Selman, ne çok isterdim seni dinlemeyi. Mahrumiyetini, küskünlüklerini, itirazlarını… Gerçi Ahmet Altan’dan okuduğumuz Selman kızmayan, küsmeyen, yüreği umut dolu, dindar, felsefe ile bilimi başına tac etmiş biriydi. Konuşmaya başlasan acaba ilk ne derdin hep bunu düşünüyorum. Biliyor musun, ben senin yerine de yazıyorum! Sesi olmalıyım diyorum sessiz çığlıkların. Bu satırları yazarken başım zonkluyor gecenin 02:23 ünde. Bu sana yazdığım mektubumun sancısı da değil, senin flütüne eşlik etmemim iştiyakı.
Sen o flüte üflediğinde sanma ki yalnızca bir türkü çaldın. Sanma ki sadece etrafına neşe ve ümit verdin. Flütünün sesi öyle bir yankılandı ki kuşlar,çekirgeler sustu ve herkes seni dinledi. Rüzgar esmeyi bıraktı, yağmur durdu, denizde dalgalar donakaldılar. Sanki herkes ve herşey bir ağızdan ‘Şşşşt! Dinleyin, duyun, bu yalnızca bir flüt sesi değil! Bu ses haksızlığa uğramış, suçsuz yere hapiste ömür çürüten, bir ziyaretçisi bile olmayan ya da farklı zindanlarda bebekleriyle bilmediği ,işlemediği suçun cezasını çeken insanların çığlığı!’ dediler. Bu çığlığı duymamak mümkün müydü?
Selman! Bil ki yalnız değilsin. Yüreğinden kopan flütünden akan yanık nağmelere eşlik eden o kadar çok dostun, kardeşin, var ki! Dedim ya biz bir orkestrayız, yazıyoruz, söylüyoruz, haykırıyoruz… ‘Sabret geçer!’ demeyeceğim. Dedim ya hep düşünüyorum sen ne diyeceksin diye ve aklımdakilerini sen gibi söylüyorum. Sen flütünü çalarken diyeceğim şu ki ‘Geçecek… elbet geçecek ama bizim asıl derdimiz, geçerken bizim ne yaptığımız!’
Sevgin, ümidin ve ilhamın eksik olmasın Selman!
Gülşah
[Gülşah Çavuşoğlu] 17.12.2019 [TR724]
Biliriz ki her mektup selam ile başlar. Bense sana en çok hak ettiklerinin verilmesi temennisiyle başladım. Ve mektup devam eder hal hatır sorarak.
Tüm kalbimle soruyorum. Nasılsın Selman? Ben iyiyim çok şükür, artık ne kadar iyi olunursa… Evet sizlerle ilgili çok şey duyuyoruz ancak inan duymadıklarımızdan endişe etmek sürecin en karmaşık tarafı.
Kendimi tanıtayım sana öncelikle. Biz daha önce hiç karşılaşmadık, tanışmadık ve selamlaşmadık! Ne sen beni tanırsın ne de ben seni… Ben yaşanılanları anlama çabasında olan; dertleri, kederleri, haksızlıkları, yalnızlıkları duydukça ‘ne yapabilirim!’ diye dertli dertli çalan bir orkestrada bağlamanın mızrabıyım. Ve sen de o orkestrada kağıttan bir flüt.
Yaşadıklarını Ahmet Altan’ın satırlarından öğrendim herkes gibi. Ahmet Altan da kendi kederinin bağrına senin yalnızlık tohumunu ekti. Ve flütünün yanık sesi eşliğinde tüm dünyaya dinletti.
Öyle bir anlattı ki bu yalnızlığı; ‘insan üstü güçleri olan yargıçların’ nasıl da sizi dinlemediklerini, nasıl da tahliye ya da müebbet kararı ile ruhlarınızı sert bir şekilde ezdiklerini dünyaya gösterdi.
▶️ Bu yazıyı Gülşah Çavuşoğlu’nun sesinden dinleyin
Öyle detaylı resmetti ki ne yaşadığınızı içerde, kalakaldık biz de demir parmaklıkların arkasında, dışarıda… Biz de hissettik hiçbir söz hakkımız olmadığını ve ciğerimizi dolduran oksijenin hakkını da ancak var gücümüzle doğruyu haykırarak verebileceğimizi.
Biraz geriye dönmek ve geçmişe bakıp sana güzel günlerden bahsetmek istiyorum, güzel olduğuna inandığımız günlerden! Çünkü şu an insanların geçirdiği ilginç evrim ıspatlıyor ki kalplerdeki canavar tohumlar, iktidarın ampul ışığında büyüyebiliyormuş.
Gökyüzü masmaviydi eskiden, güneş huzurla yaslardı başını bulutların birinden diğerine… Okyanusta dalgalar tüm dertlerini kayalıklara dökerdi de yosun tutmazdı kayalar. Kar yağardı da çamur olmazdı. Kelebeğin ömrü belki iki değil de dört gündü… Ama şimdi yer demir, gök bakır! Dışarıda olmak özgürlükse bil ki biz de dışarıda değiliz. Buz gibi insanların, ötekileştirmenin parmaklıkları arasındayız.
Uzun uzun düşünüyorum, bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı varken bir ince belli bardakta içilen çayın hiç mi hatırı yokmuş? İçmiştik çayı beraber, Erzurumluyla kıtlama lezzetiyle, Edirneliyle çiğdem çıtlatarak… Ancak herkes unuttu birlikte söylediğimiz barış türkülerini, dünyanın birçok yerinde Türk bayrağının dalgalandırıldığını… Elleri patlayıncaya kadar alkışlayanlar oldu ne yazık ki ilk ihbar(!) edenler masumları…
Selman, ne çok isterdim seni dinlemeyi. Mahrumiyetini, küskünlüklerini, itirazlarını… Gerçi Ahmet Altan’dan okuduğumuz Selman kızmayan, küsmeyen, yüreği umut dolu, dindar, felsefe ile bilimi başına tac etmiş biriydi. Konuşmaya başlasan acaba ilk ne derdin hep bunu düşünüyorum. Biliyor musun, ben senin yerine de yazıyorum! Sesi olmalıyım diyorum sessiz çığlıkların. Bu satırları yazarken başım zonkluyor gecenin 02:23 ünde. Bu sana yazdığım mektubumun sancısı da değil, senin flütüne eşlik etmemim iştiyakı.
Sen o flüte üflediğinde sanma ki yalnızca bir türkü çaldın. Sanma ki sadece etrafına neşe ve ümit verdin. Flütünün sesi öyle bir yankılandı ki kuşlar,çekirgeler sustu ve herkes seni dinledi. Rüzgar esmeyi bıraktı, yağmur durdu, denizde dalgalar donakaldılar. Sanki herkes ve herşey bir ağızdan ‘Şşşşt! Dinleyin, duyun, bu yalnızca bir flüt sesi değil! Bu ses haksızlığa uğramış, suçsuz yere hapiste ömür çürüten, bir ziyaretçisi bile olmayan ya da farklı zindanlarda bebekleriyle bilmediği ,işlemediği suçun cezasını çeken insanların çığlığı!’ dediler. Bu çığlığı duymamak mümkün müydü?
Selman! Bil ki yalnız değilsin. Yüreğinden kopan flütünden akan yanık nağmelere eşlik eden o kadar çok dostun, kardeşin, var ki! Dedim ya biz bir orkestrayız, yazıyoruz, söylüyoruz, haykırıyoruz… ‘Sabret geçer!’ demeyeceğim. Dedim ya hep düşünüyorum sen ne diyeceksin diye ve aklımdakilerini sen gibi söylüyorum. Sen flütünü çalarken diyeceğim şu ki ‘Geçecek… elbet geçecek ama bizim asıl derdimiz, geçerken bizim ne yaptığımız!’
Sevgin, ümidin ve ilhamın eksik olmasın Selman!
Gülşah
[Gülşah Çavuşoğlu] 17.12.2019 [TR724]
Yarım kalan hikayemiz için… Rıza Çalımbay [Hasan Cücük]
Sivasspor sahasında Fenerbahçe’yi 3-1 yenerek üst üste 7 maçında da galibiyetle ayrıldı. Galatasaray’ın Ankaragücü ile berabere kalmasıyla başlayan üç büyüklerin sürprizli haftasında Fenerbahçe ve Beşiktaş’ta da rakiplerine yenilerek haftayı puansız kapattı. Ligin zirvesinde 33 puanla Sivasspor oturuyor. Bu başarının mimarı ise maalesef daha önce çalıştırdığı takımlarda kıymeti pek bilinmeyen Rıza Çalımbay.
Rıza Çalımbay, hayat maçına 1-0 yenik başlayanlar grubundan. Hayat daha küçük yaşta onu örseledi. Yaşadığı sıkıntılar hayatının şekillenmesinde önemli rol oynadı. Nereden geldiğini asla unutmadı. Başarılı olmak için çok çalışması gerekiyordu. Hiç pes etmeden çalıştı, çalıştı ve başardı. Rıza Çalımbay’ın hayat yolculuğu 2 Şubat 1963’te Sivas’ın Topalyurt köyünde başladı. Baba Bektaş Çalımbay, evin maişetini bir taş ocağında çalışarak çıkarıyordu. Ancak geçirdiği bir kaza sonucu ayağından sakatlanınca, iş imkanlarının daha geniş olduğu İstanbul’a taşınmaya karar verdi.
1970’li yılların başında İstanbul’a taşınan Çalımbay ailesinin reisi Bektaş Bey, hemşehrilerinin de yardımıyla bir tiyatroda temizlik işçisi olarak çalışmaya başladı. Küçük Rıza ise aile bütçesine katkı için bakkal ve berber çıraklığı yaptı. Baba Bektaş Çalımbay daha sonra Bebek’te bir apartmanda kapıcı olarak çalışmaya başladı. Babasının en büyük yardımcısı yine Rıza oluyordu. Bir koşu siparişleri getiriyor, bir yandan da çıraklık yapmaya devam ediyordu. Ama aklında hep futbol vardı. 10 yaşında babasından gizlice Beşiktaş’ın denemelerine gitti. Allah vergisi bir futbol yeteneği yoktu. Bitmeyen bir azmi vardı. Denemelerde başarısız olunca, bir daha bir daha denedi. Hatta kaleci olarak bile denemelere katıldı. Her defasında görevlileri atlatmayı başardı. Sonunda kazanan Rıza’nın azmi oldu.
Babasının Beşiktaş’ta futbola başladığından haberi uzun süre olmadı. Gizli gizli antremanlara gitti. Çalışkanlığıyla dikkat çekti. 1980-81 sezonunda artık A takımının oyuncusuydu. İskenderun maçıyla sırtına geçirdiği siyah-beyazlı formayı 1996 yılına kadar başarıyla taşıdı. Orta sahanın sağında oynayan Rıza Çalımbay için uygun görülen unvan ‘Atom Karınca’ oldu. 90 dakika boyunca bitmeyen bir enerjisi vardı. Zaman zaman orta sahanın ortasında ve defansın sağında da görev yaptı. Samet Aybaba sonrası kaptanlık pazubandını koluna taktı. 16 sezonda 494 lig maçı oynadı ve toplam 41 gol kaydetti. 1. Lig tarihinde en çok forma giyen Beşiktaşlı oyuncu unvanını aldı ve futbol yaşantısı boyunca sadece Beşiktaş forması giydi. 16 sezonda 6 lig, 3 Türkiye Kupası, 4 Cumhurbaşkanlığı Kupası, 1 Başbakanlık Kupası ve 6 TSYD Kupası kazanan Rıza Çalımbay, 1996 Temmuz’unda jübile yaparak aktif futbol yaşamına veda etti.
Rıza Çalımbay’ı farklı kılan sadece saha içi başarısı olmadı. Nereden ve hangi şartlarda geldiğini hiç unutmadı. İstanbul’un cazibesine kendini hiçbir zaman kaptırmadı. Alkol, sigara ve gece hayatından uzak durdu. Hayatını çocukluk aşkıyla birleştirip, mutlu bir yuva kurdu. Dünyaya geldiği Topalyurt köyünü de unutmadı. Köyüne okul ve çeşme ile yolunu yaptırdı. Garibanlığın ne demek olduğunu bilen bir isim olarak teknik adam olarak görev yaptığı takımlarda hep köşeye atılmış futbolcularla yola çıktı. Bir zamanlar Fenerbahçe ve Galatasaray formalarını giyen Servet Çetin’i Kartal’da bir ayakkabı boyacısı iken keşfedip, hayatının seyrini değiştiren isim yine Rıza Çalımbay’dı.
Jubilesini yapıp kramponlarını çıkardıktan sonra İngiltere’ye antrenörlük kursuna gitti. Hem de dil öğrendi. Eşofmanlarını giyip ilk takımı olan Göztepe’de 1 Temmuz 2001’de göreve başladı. İlk deneyimi sadece 5 ay sürdü. Ardından Denizlispor, Ankaragücü, Rizespor, Beşiktaş, Ankaraspor, Rizespor, Eskişehirspor, Sivasspor, Mersin İdmanyurdu, Kasımpaşa, Antalyaspor, Trabzonspor ve Konyaspor’u çalıştırdıktan sonra bu yılın 10 Haziran’ında Sivasspor’la anlaştı. Rıza Çalımbay gittiği her takımda oynattığı iyi futboluyla dikkat çekti. Denizlispor tarihinde ilk kez Rıza Hoca ile Avrupa kupalarında mücadele etti. Antalyaspor ve şimdilerde amatör ligde mücadele eden Mersin İdmanyurdu en başarılı dönemini Rıza Hoca ile geçirdi. Nedense bu başarılarına rağmen kıymeti bir türlü bilinmedi.
Vefasızlığı iliklerine kadar hissettiği kulüp yuvası Beşiktaş oldu. 2004-05 sezonun ortasında Vicente Del Bosque’den boşalan Beşiktaş teknik direktörlüğü görevine geldi. Çok kötü bir sezon geçiren Beşiktaş onun yönetiminde sezonun ikinci yarısı başarılı bir dönem geçirdi. Rıza Hoca’nın takımın başında bulunduğu dönem göz önünde bulundurulunca devreyi lider olarak kapıyordu. Bir sonraki sezonun başında, 11 Eylül 2005’te Beşiktaş Malmö FF’i kendi sahasında 4-1 yendi. 2005-06 sezonu başında Süper Lig’nde bir türlü istenen sonuçların gelmediği ortaya atılınca ligin 9.haftasında Beşiktaş’daki görevinden istifa etti. Dönemin Beşiktaş başkanı Yıldırım Demirören, Rıza Hoca’ya sahip çıkmayan isimlerin başında geldi. Yuvasından üzgün ve kırgın ayrıldı.
Rıza Çalımbay şimdi Sivasspor’da harika sonuçlar almaya devam ediyor. Sivasspor – Fenerbahçe maçı öncesi tribündeki bir pankart durumu özetliyordu: ‘Yarım kalan hikayemiz için …’ Sivasspor’un yarım kalan hikayesi 2007-09 arasında gerçekleşmişti. Bülent Uygun yönetiminde şampiyonluk yarışında ‘ben de varım’ diyen Yiğidolar, 2007-08 sezonunda üçlü averajla Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın ardından dördüncü, sonraki sezon ise ligi ikinci bitirmişti. Sivasspor taraftarı yarım kalan hikayeyi Rıza Hoca ile tamama erdirmek istiyor. 11. hafta Antalyaspor’dan devraldığı liderliği devam ettiren Rıza Hoca’nın talebeleri kim bilir belki de ‘peri masalının’ kahramanı olma yolunda ilerliyor.
[Hasan Cücük] 17.12.2019 [TR724]
Rıza Çalımbay, hayat maçına 1-0 yenik başlayanlar grubundan. Hayat daha küçük yaşta onu örseledi. Yaşadığı sıkıntılar hayatının şekillenmesinde önemli rol oynadı. Nereden geldiğini asla unutmadı. Başarılı olmak için çok çalışması gerekiyordu. Hiç pes etmeden çalıştı, çalıştı ve başardı. Rıza Çalımbay’ın hayat yolculuğu 2 Şubat 1963’te Sivas’ın Topalyurt köyünde başladı. Baba Bektaş Çalımbay, evin maişetini bir taş ocağında çalışarak çıkarıyordu. Ancak geçirdiği bir kaza sonucu ayağından sakatlanınca, iş imkanlarının daha geniş olduğu İstanbul’a taşınmaya karar verdi.
1970’li yılların başında İstanbul’a taşınan Çalımbay ailesinin reisi Bektaş Bey, hemşehrilerinin de yardımıyla bir tiyatroda temizlik işçisi olarak çalışmaya başladı. Küçük Rıza ise aile bütçesine katkı için bakkal ve berber çıraklığı yaptı. Baba Bektaş Çalımbay daha sonra Bebek’te bir apartmanda kapıcı olarak çalışmaya başladı. Babasının en büyük yardımcısı yine Rıza oluyordu. Bir koşu siparişleri getiriyor, bir yandan da çıraklık yapmaya devam ediyordu. Ama aklında hep futbol vardı. 10 yaşında babasından gizlice Beşiktaş’ın denemelerine gitti. Allah vergisi bir futbol yeteneği yoktu. Bitmeyen bir azmi vardı. Denemelerde başarısız olunca, bir daha bir daha denedi. Hatta kaleci olarak bile denemelere katıldı. Her defasında görevlileri atlatmayı başardı. Sonunda kazanan Rıza’nın azmi oldu.
Babasının Beşiktaş’ta futbola başladığından haberi uzun süre olmadı. Gizli gizli antremanlara gitti. Çalışkanlığıyla dikkat çekti. 1980-81 sezonunda artık A takımının oyuncusuydu. İskenderun maçıyla sırtına geçirdiği siyah-beyazlı formayı 1996 yılına kadar başarıyla taşıdı. Orta sahanın sağında oynayan Rıza Çalımbay için uygun görülen unvan ‘Atom Karınca’ oldu. 90 dakika boyunca bitmeyen bir enerjisi vardı. Zaman zaman orta sahanın ortasında ve defansın sağında da görev yaptı. Samet Aybaba sonrası kaptanlık pazubandını koluna taktı. 16 sezonda 494 lig maçı oynadı ve toplam 41 gol kaydetti. 1. Lig tarihinde en çok forma giyen Beşiktaşlı oyuncu unvanını aldı ve futbol yaşantısı boyunca sadece Beşiktaş forması giydi. 16 sezonda 6 lig, 3 Türkiye Kupası, 4 Cumhurbaşkanlığı Kupası, 1 Başbakanlık Kupası ve 6 TSYD Kupası kazanan Rıza Çalımbay, 1996 Temmuz’unda jübile yaparak aktif futbol yaşamına veda etti.
Rıza Çalımbay’ı farklı kılan sadece saha içi başarısı olmadı. Nereden ve hangi şartlarda geldiğini hiç unutmadı. İstanbul’un cazibesine kendini hiçbir zaman kaptırmadı. Alkol, sigara ve gece hayatından uzak durdu. Hayatını çocukluk aşkıyla birleştirip, mutlu bir yuva kurdu. Dünyaya geldiği Topalyurt köyünü de unutmadı. Köyüne okul ve çeşme ile yolunu yaptırdı. Garibanlığın ne demek olduğunu bilen bir isim olarak teknik adam olarak görev yaptığı takımlarda hep köşeye atılmış futbolcularla yola çıktı. Bir zamanlar Fenerbahçe ve Galatasaray formalarını giyen Servet Çetin’i Kartal’da bir ayakkabı boyacısı iken keşfedip, hayatının seyrini değiştiren isim yine Rıza Çalımbay’dı.
Jubilesini yapıp kramponlarını çıkardıktan sonra İngiltere’ye antrenörlük kursuna gitti. Hem de dil öğrendi. Eşofmanlarını giyip ilk takımı olan Göztepe’de 1 Temmuz 2001’de göreve başladı. İlk deneyimi sadece 5 ay sürdü. Ardından Denizlispor, Ankaragücü, Rizespor, Beşiktaş, Ankaraspor, Rizespor, Eskişehirspor, Sivasspor, Mersin İdmanyurdu, Kasımpaşa, Antalyaspor, Trabzonspor ve Konyaspor’u çalıştırdıktan sonra bu yılın 10 Haziran’ında Sivasspor’la anlaştı. Rıza Çalımbay gittiği her takımda oynattığı iyi futboluyla dikkat çekti. Denizlispor tarihinde ilk kez Rıza Hoca ile Avrupa kupalarında mücadele etti. Antalyaspor ve şimdilerde amatör ligde mücadele eden Mersin İdmanyurdu en başarılı dönemini Rıza Hoca ile geçirdi. Nedense bu başarılarına rağmen kıymeti bir türlü bilinmedi.
Vefasızlığı iliklerine kadar hissettiği kulüp yuvası Beşiktaş oldu. 2004-05 sezonun ortasında Vicente Del Bosque’den boşalan Beşiktaş teknik direktörlüğü görevine geldi. Çok kötü bir sezon geçiren Beşiktaş onun yönetiminde sezonun ikinci yarısı başarılı bir dönem geçirdi. Rıza Hoca’nın takımın başında bulunduğu dönem göz önünde bulundurulunca devreyi lider olarak kapıyordu. Bir sonraki sezonun başında, 11 Eylül 2005’te Beşiktaş Malmö FF’i kendi sahasında 4-1 yendi. 2005-06 sezonu başında Süper Lig’nde bir türlü istenen sonuçların gelmediği ortaya atılınca ligin 9.haftasında Beşiktaş’daki görevinden istifa etti. Dönemin Beşiktaş başkanı Yıldırım Demirören, Rıza Hoca’ya sahip çıkmayan isimlerin başında geldi. Yuvasından üzgün ve kırgın ayrıldı.
Rıza Çalımbay şimdi Sivasspor’da harika sonuçlar almaya devam ediyor. Sivasspor – Fenerbahçe maçı öncesi tribündeki bir pankart durumu özetliyordu: ‘Yarım kalan hikayemiz için …’ Sivasspor’un yarım kalan hikayesi 2007-09 arasında gerçekleşmişti. Bülent Uygun yönetiminde şampiyonluk yarışında ‘ben de varım’ diyen Yiğidolar, 2007-08 sezonunda üçlü averajla Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın ardından dördüncü, sonraki sezon ise ligi ikinci bitirmişti. Sivasspor taraftarı yarım kalan hikayeyi Rıza Hoca ile tamama erdirmek istiyor. 11. hafta Antalyaspor’dan devraldığı liderliği devam ettiren Rıza Hoca’nın talebeleri kim bilir belki de ‘peri masalının’ kahramanı olma yolunda ilerliyor.
[Hasan Cücük] 17.12.2019 [TR724]
Ekonomi nasıl düzelir? [Hakan Taner]
Uzun uzadıya yazmaya ve konuşmaya gerek yok.
Nasıl ve ne sebeple bozulduysa bozulan düzeni eski haline getirdiğiniz takdirde ekonomi tamamen düzelmese de krizin etkisi azalır.
Ekonominin düzelmesi için iki kritik nokta var: HUKUK ve GÜVEN ortamı yeniden tesis edilmelidir. Bu iki konu dışındaki bütün adımlar teferruat haline gelmiştir.
Ülkede ekonominin bozulmaya başlaması hukukun terazisinin ve teraziyi tutanların bozulmasıyla başlamıştır.
BU YAZIYI YOUTUBE’TA DİNLEYEBİLİRSİNİZ ⬇️
Bu düzelmeden ekonominin düzelmesini beklemek beyhude bir çabadır.
Diğer önemli bir nokta da ağır-aksak şekilde olsa da işleyen bir düzeni bilerek ve isteyerek bozanların bunu düzeltmesini beklemek de beyhude bir çabadır. Lakin istenirse kan kaybı durdurulabilir.
İktidar kendi çıkarları ile ülke ekonomi ve siyaseti arasında sıkıştı kaldı.
Ekonomi düzelmezse oy kaybı devam edecek. Ekonomiyi düzeltmek için hukukun asli normlarına dönmek gerekir ki bu durum da iktidarın varoluş gayesine ters.
Bu iki alanı iyileştirmek ekonomiyi düzeltmeye tek başına yetmez elbette. Devamında;
Mülteci meselesine en kısa zamanda çözüm bulmak ve ülkeyi mülteci bataklığına dönüştürmemek gerekir.
Üretim olmazsa olmazdır.
Başta tarım, turizm, endüstri ve sanayi olmak üzere yeni bir diriliş hamlesi başlatmak, üretimi teşvik etmekle kalmayıp üretimi talep etmek gerekir.
Faizin düşmesi, döviz kurlarının yatay bir seyir izlemesi olumlu olmasına rağmen yeterli değildir.
Güven ortamı tesis edilmezse yabancı sermaye gelmediği gibi yerli sermayeyi de kaybedersiniz ki Türkiye can damarını kaybetmeye devam ediyor.
Güven yoksa yeni yatırım ve iş imkânları da sunamazsınız.
Ekonominin düzelmesi için elbet bundan daha fazlasının yapılması şart. Fakat ilk ve olmazsa olmaz şart hukuk ve özgürlüktür.
Bunlarda mutabıksak yapılması gereken diğer noktaları da anlatmaya devam edeceğim.
Değilsek konuşmaya yazmaya gerek yok demeyeceğim, insani ve vicdani sorumluluk gereği yine de anlatmaya devam edeceğiz elbette.
KANALI BIRAKIP İŞSİZLİĞE BAKALIM
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) lideri ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bugüne kadar kafaya koyduğu her şeyi yaptı. Şimdi de Kanal İstanbul’u kafaya taktı.
Ülkenin yüzlerce meselesinin önüne Kanal-Katar tartışmaları geçti.
Son televizyon programında, “Gerekirse milli bütçeden bunu yaparız.” diyerek kararlılık gösterisinde bulundu.
Önümüzdeki günlerde tartışma ve terörist ilan edilmenin konusu belirlenmiş oldu.
İnsani ve vicdani olarak sormak gerekiyor: Milli bütçe milletin yararına, üretime ve refahın artırılmasına ve ülkenin tüm vatandaşları arasında eşitçe kullanılmasına harcanmıyor da niçin rant için kullanılıyor?
[Hakan Taner] 17.12.2019 [TR724]
Nasıl ve ne sebeple bozulduysa bozulan düzeni eski haline getirdiğiniz takdirde ekonomi tamamen düzelmese de krizin etkisi azalır.
Ekonominin düzelmesi için iki kritik nokta var: HUKUK ve GÜVEN ortamı yeniden tesis edilmelidir. Bu iki konu dışındaki bütün adımlar teferruat haline gelmiştir.
Ülkede ekonominin bozulmaya başlaması hukukun terazisinin ve teraziyi tutanların bozulmasıyla başlamıştır.
BU YAZIYI YOUTUBE’TA DİNLEYEBİLİRSİNİZ ⬇️
Bu düzelmeden ekonominin düzelmesini beklemek beyhude bir çabadır.
Diğer önemli bir nokta da ağır-aksak şekilde olsa da işleyen bir düzeni bilerek ve isteyerek bozanların bunu düzeltmesini beklemek de beyhude bir çabadır. Lakin istenirse kan kaybı durdurulabilir.
İktidar kendi çıkarları ile ülke ekonomi ve siyaseti arasında sıkıştı kaldı.
Ekonomi düzelmezse oy kaybı devam edecek. Ekonomiyi düzeltmek için hukukun asli normlarına dönmek gerekir ki bu durum da iktidarın varoluş gayesine ters.
Bu iki alanı iyileştirmek ekonomiyi düzeltmeye tek başına yetmez elbette. Devamında;
Mülteci meselesine en kısa zamanda çözüm bulmak ve ülkeyi mülteci bataklığına dönüştürmemek gerekir.
Üretim olmazsa olmazdır.
Başta tarım, turizm, endüstri ve sanayi olmak üzere yeni bir diriliş hamlesi başlatmak, üretimi teşvik etmekle kalmayıp üretimi talep etmek gerekir.
Faizin düşmesi, döviz kurlarının yatay bir seyir izlemesi olumlu olmasına rağmen yeterli değildir.
Güven ortamı tesis edilmezse yabancı sermaye gelmediği gibi yerli sermayeyi de kaybedersiniz ki Türkiye can damarını kaybetmeye devam ediyor.
Güven yoksa yeni yatırım ve iş imkânları da sunamazsınız.
Ekonominin düzelmesi için elbet bundan daha fazlasının yapılması şart. Fakat ilk ve olmazsa olmaz şart hukuk ve özgürlüktür.
Bunlarda mutabıksak yapılması gereken diğer noktaları da anlatmaya devam edeceğim.
Değilsek konuşmaya yazmaya gerek yok demeyeceğim, insani ve vicdani sorumluluk gereği yine de anlatmaya devam edeceğiz elbette.
KANALI BIRAKIP İŞSİZLİĞE BAKALIM
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) lideri ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bugüne kadar kafaya koyduğu her şeyi yaptı. Şimdi de Kanal İstanbul’u kafaya taktı.
Ülkenin yüzlerce meselesinin önüne Kanal-Katar tartışmaları geçti.
Son televizyon programında, “Gerekirse milli bütçeden bunu yaparız.” diyerek kararlılık gösterisinde bulundu.
Önümüzdeki günlerde tartışma ve terörist ilan edilmenin konusu belirlenmiş oldu.
İnsani ve vicdani olarak sormak gerekiyor: Milli bütçe milletin yararına, üretime ve refahın artırılmasına ve ülkenin tüm vatandaşları arasında eşitçe kullanılmasına harcanmıyor da niçin rant için kullanılıyor?
[Hakan Taner] 17.12.2019 [TR724]
Davutoğlu kurtulabilecek mi? [Alper Ender Fırat]
Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu yeni partisini ve parti programını açıkladı. Partinin vadettiklerine bakılırsa Gelecek Partisi iktidara geldiğinde, yıllardır ülkede hasret kaldığımız demokrasi, insan hakları, özgürlük, adalet gibi şeyler ülkeye fazlasıyla gelecek ve bunları herkese dağıtacaklar. Adaletin bini bir para olacak anlayacağınız. Hele basın özgürlüğü konusunda çok ama çok hassas davranacaklar.
Davutoğlu’nun partisinin hedefi, can ve mal güvenliğini, inanç ve ifade özgürlüğünü, örgütlenme, eleştiri ve gösteri özgürlüğünü tam anlamıyla sağlayan bir hukuk düzeni kurmakmış.
Biliyorsunuz Davutoğlu iktidarda iken bu söylediklerinin yüz seksen derece tersini yapmıştı, birçok şirkete kayyım atamış, mallara el koymuş, Zaman ve Bugün medya gruplarını gasp etmişlerdi. Ancak bu kez iktidara gelirlerse ülke haktan, hukuktan adaletten, düşünce özgürlüğünden geçilmeyecekmiş.
Evet siyasal İslamcılar, konuştuğunda dünyanın en hakkaniyetli, en ahlaklı, en hakperest sözler duyuyoruz ama iktidar kullandıklarında dünyanın en ahlaksız, en yalancı, en riyakar mahluklarına dönüşüyorlar.
Recep T. Erdoğan’a da sorsanız ülke zaten her böyle. Yani demokrasinin, insan haklarının, basın özgürlüğünün, bireysel özgürlüklerin zirvesinde. Hatta ülke kurulduğu günden bu yana hiç bu kadar hukukun üstünlüğüyle yönetilmemişti. Konuşmalarını dinlediğinizde bütün İslamcılar gibi Erdoğan da kusursuz, hatasız, saf, temiz, hakkaniyetli ama böylesine temiz bir adamın etrafı terörist ile sarıldığı için uyguladıkları bütün politikalar dine ve evrensel değerlere aynıyla uygun politikalar.
Erdoğan gerçeklik duygusunu kaybettiği için bu söylediklerine kendisi çok inanıyor olabilir. Basının çok özgür olduğuna, hukukun üstünlüğünü getirdiklerini, üstünlerin hukukuna son verdiklerini sahiden zannediyor olabilir. Hâlâ dünyayı yöneten üç kişiden biri olduğunu da düşünüyor olabilir. Dediğim gibi onun kafasında gerçeklik duygusu kaybolduğu, için başka bir evrende yaşıyor olabilir.
Peki ya zihni melekeleri henüz yerinde olan Ahmet Davutoğlu’nun vaatlerine ne demeli. Önceki gün Ahmet Davutoğlu’nu dinlerken bir kerede daha inandım ki siyasal İslamcılar sözün içini öyle bir boşalttılar ki ağızdan çıkanların anlamı da, inandırıcılığı da kalmadı. Toplumdaki deizmin ve ateizmin bu kadar yaygınlaşmasının en büyük sebeplerinden birisinin bu olduğunu düşünüyorum. Söylerken en ağdalı, en cafcaflı en üst perdeden cümleler, uygulamada ise söyledikleri şeylerin taban tabana zıddı uygulamalar. Ağızdan çıkan söz hiçbir zaman bu kadar itibarsızlaşmamıştı.
Bununla birlikte bana öyle geliyor ki Ahmet Davutoğlu’nun partileşmesinin arkasında AKP’ye alternatif olmak, daha doğru politikalarla iktidar olup siyasal İslam’ın itibarını kurtarma kastı yok. Davutoğlu kendisine ve ekibine yapılması kuvvetle muhtemel operasyonun önüne geçmek için böyle bir hamle yaptı. Bugüne kadar yola çıktığı herkesi yarı yolda bırakan Recep T. Erdoğan’ın Davutoğlu ve ekibine karşı da bir operasyonun eli kulağındaydı. Bana öyle geliyor ki bu operasyonla birlikte bugün kendisi için büyük bir yüke dönüşmüş Suriye meselesini de Davutoğlu’nun üzerine yıkacak ve Esed ile görüşmelere bahane bulacaktı.
Davutoğlu partileşerek ve Erdoğan’a siyasi rakip haline gelerek olası bir operasyonun önüne geçti. Bundan sonra yapılacak her operasyon kendi tabanları dahil herkes tarafından siyasi olarak algılanacak ve yapılacak her itham inandırıcı olmaktan uzak kalacak.
Davutoğlu ve ekibi belki siyaseten kendini kurtaracak ama İslamcı olarak yola çıkanların sözlerindeki boşluk, anlamsızlık uygulamalarındaki tutarsızlık devam edecek.
[Alper Ender Fırat] 17.12.2019 [TR724]
Davutoğlu’nun partisinin hedefi, can ve mal güvenliğini, inanç ve ifade özgürlüğünü, örgütlenme, eleştiri ve gösteri özgürlüğünü tam anlamıyla sağlayan bir hukuk düzeni kurmakmış.
Biliyorsunuz Davutoğlu iktidarda iken bu söylediklerinin yüz seksen derece tersini yapmıştı, birçok şirkete kayyım atamış, mallara el koymuş, Zaman ve Bugün medya gruplarını gasp etmişlerdi. Ancak bu kez iktidara gelirlerse ülke haktan, hukuktan adaletten, düşünce özgürlüğünden geçilmeyecekmiş.
Evet siyasal İslamcılar, konuştuğunda dünyanın en hakkaniyetli, en ahlaklı, en hakperest sözler duyuyoruz ama iktidar kullandıklarında dünyanın en ahlaksız, en yalancı, en riyakar mahluklarına dönüşüyorlar.
Recep T. Erdoğan’a da sorsanız ülke zaten her böyle. Yani demokrasinin, insan haklarının, basın özgürlüğünün, bireysel özgürlüklerin zirvesinde. Hatta ülke kurulduğu günden bu yana hiç bu kadar hukukun üstünlüğüyle yönetilmemişti. Konuşmalarını dinlediğinizde bütün İslamcılar gibi Erdoğan da kusursuz, hatasız, saf, temiz, hakkaniyetli ama böylesine temiz bir adamın etrafı terörist ile sarıldığı için uyguladıkları bütün politikalar dine ve evrensel değerlere aynıyla uygun politikalar.
Erdoğan gerçeklik duygusunu kaybettiği için bu söylediklerine kendisi çok inanıyor olabilir. Basının çok özgür olduğuna, hukukun üstünlüğünü getirdiklerini, üstünlerin hukukuna son verdiklerini sahiden zannediyor olabilir. Hâlâ dünyayı yöneten üç kişiden biri olduğunu da düşünüyor olabilir. Dediğim gibi onun kafasında gerçeklik duygusu kaybolduğu, için başka bir evrende yaşıyor olabilir.
Peki ya zihni melekeleri henüz yerinde olan Ahmet Davutoğlu’nun vaatlerine ne demeli. Önceki gün Ahmet Davutoğlu’nu dinlerken bir kerede daha inandım ki siyasal İslamcılar sözün içini öyle bir boşalttılar ki ağızdan çıkanların anlamı da, inandırıcılığı da kalmadı. Toplumdaki deizmin ve ateizmin bu kadar yaygınlaşmasının en büyük sebeplerinden birisinin bu olduğunu düşünüyorum. Söylerken en ağdalı, en cafcaflı en üst perdeden cümleler, uygulamada ise söyledikleri şeylerin taban tabana zıddı uygulamalar. Ağızdan çıkan söz hiçbir zaman bu kadar itibarsızlaşmamıştı.
Bununla birlikte bana öyle geliyor ki Ahmet Davutoğlu’nun partileşmesinin arkasında AKP’ye alternatif olmak, daha doğru politikalarla iktidar olup siyasal İslam’ın itibarını kurtarma kastı yok. Davutoğlu kendisine ve ekibine yapılması kuvvetle muhtemel operasyonun önüne geçmek için böyle bir hamle yaptı. Bugüne kadar yola çıktığı herkesi yarı yolda bırakan Recep T. Erdoğan’ın Davutoğlu ve ekibine karşı da bir operasyonun eli kulağındaydı. Bana öyle geliyor ki bu operasyonla birlikte bugün kendisi için büyük bir yüke dönüşmüş Suriye meselesini de Davutoğlu’nun üzerine yıkacak ve Esed ile görüşmelere bahane bulacaktı.
Davutoğlu partileşerek ve Erdoğan’a siyasi rakip haline gelerek olası bir operasyonun önüne geçti. Bundan sonra yapılacak her operasyon kendi tabanları dahil herkes tarafından siyasi olarak algılanacak ve yapılacak her itham inandırıcı olmaktan uzak kalacak.
Davutoğlu ve ekibi belki siyaseten kendini kurtaracak ama İslamcı olarak yola çıkanların sözlerindeki boşluk, anlamsızlık uygulamalarındaki tutarsızlık devam edecek.
[Alper Ender Fırat] 17.12.2019 [TR724]
17/25 Aralık Yolsuzluk Haftası kutlu olsun! [Ramazan Faruk Güzel]
Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük yolsuzluk operasyonu denilen ve etkileri halen Amerika mahkemelerinde devam eden 17/25 Aralık Yolsuzluk Dosyası’nın kapatılmasının üzerinden 6 yıl geçti.
Yıllarca bu dosyalar üzerinden hükümete yüklenen, bunlar üzerinden güç ve mevzi devşiren muhalefet, bu haftaya girerken yine dosyanın detaylarına ve soruşturmalarda emeği geçen savcı ve hakimlerden yana sessiz, duyarsız… Yolsuzluk dosyalarının şüphelileri ise yargı mensuplarını infaz derdindeler. Erdoğan Ailesi’nin yönetimindeki Sabah gazetesi yolsuzluğun yıldönümünde dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı ile röportaj yaptı. Çolakkadı, eski mesai arkadaşlarını hedef aldı. “Zekeriya Öz’ün hukuk bilgisi yoktu, kendini büyük biri olarak görüyordu…” ifadelerini kullandı.
Çolakkadı ağır konuşmuş, kendini temize çıkarmak için, başında olduğu ekibi suçlamış… Eğer kendisi bu işlerin başında olduğu halde, konusu suç teşkil eden soruşturmalar kendisine bilgi verilmeden yapıldıysa -ki o bunu söylüyor-, kendisinin ciddi bir yönetim zafiyeti olduğunu ikrar ediyor anlamı çıkar.
Halbuki Çolakkadı’nın soruşturmalar sırasında AKP ve Ergenekon hakkında söylediklerine hala internetten ulaşmak mümkün. Hem varsa yüreğiniz ve kendinizden bu kadar eminseniz, Zekeriya Öz’ün vs mesleki birikimini, hukukçuluğunu tartışmak yerine; bütün dosyaları kamuoyuyla paylaşsın, TBMM çatısı altında bir komisyon kurup belgeleri bu komisyonla paylaşıma açın!
İktidar ya da onun güdümündeki yargısından böyle bir adım beklemek imkânsız… Ya muhalefet? Madem onlar 17/25’i “Yolsuzluk Soruşturması” olarak kabul ediyorlar, neden hala olayın üstünün örtülmesine seyirci kalıyorlar? Soruşturmayı yürüten savcıların “Cemaat mensubu” olduğunu var sayıyorsunuz da bu olayların üstüne gidecek cesarette bir tane vatanını seven, işinin ehli savcı veya hâkim de mi yok? Yok mu “Cemaatçi” dediklerinizden başka?
DARBE Mİ DEMİŞTİNİZ?
Çolakkadı haberiyle, “Talimatla yargı ile darbe yapıldığı” ifade edilmiş özetle…
Madem darbeydi, o dönem ’17/25 Yargı Darbesini Araştırma Komisyonu’ kurulsun teklifi AKP oylarıyla reddedilmişti ama tıpkı ‘15 Temmuz Darbesini Araştırma Komisyonu’ gibi. Hatırlayın göstermelik hazırladıkları ‘15 Temmuz’ raporunu bile kaybettiler.
Eğer o dönemin yargı mensuplarının yakasından tutanlardan, merak eden varsa; 15 Temmuz sonrasında binlerce hâkim savcının açığa alınmasıyla ilgili HSYK 2. Dairenin 669 sayfalık kararını okuyabilirler. Orada önemli dosyalarla ilgili her şey var; karar her ne kadar taraflı yazılmış olsa da… O kararı objektif bakış açısıyla okuyan herhangi biri, öğrenmesi gerekeni öğrenecektir.
**
“Darbe” diye adlandırdıkları 17/25 Aralık 2013 tarihinden bu yana hemen hemen hiçbir yolsuzluk davası açılmadı. Sanki ülke süt liman! Bu durum ülkeyi daha iyi bir hale mi getirdi acaba? Halbuki Dünya endeksleri böyle demiyor. 2013’den beri yolsuzluk sıralamasında dibe doğru giden bir seyir var.
Nitekim, yolsuzlukla mücadelede dünyanın önde gelen sivil toplum kuruluşlarından olan ve 100’ün üzerinde ülkede faaliyet gösteren Uluslararası Şeffaflık Örgütü (Transparency International), 1995’ten bu yana her yıl düzenli olarak yayınladığı Yolsuzluk Algı Endeksi’nin 2018 sonuçlarını kamuoyuyla paylaşmış ve de bu sonuçlara göre Türkiye, 41 puanla 78. sırada yer almıştı.
Türkiye, her geçen yıl bu listede aşağılara doğru düşmeye devam ediyor. Ülkede her alanda yolsuzluk had safhada iken, 17/25’ten bu yana tek soruşturma yapılmamışken hem de… E nasıl oluyor? Oluyor işte…
GÖBEĞİMİZİ BAŞKALARI KESERKEN…
Sahiden 17/25 “montaj, dublaj, şantaj” mıydı? Elbette ki hayır. Zira ABD’de Reza Zarrab’ın yargılandığı davada gündeme gelen 17/25 yolsuzluk soruşturmasının hukuka uygun yapıldığı Amerikan yargısı tarafından da teyit edildi.
Hatta Türk tarafının, ‘montaj ve uydurma’ dedikleri deliller hakkında ABD’lilerden “biz kendimiz daha fazlasını topladık” açıklamaları geldi. Soruşturmada görev alan FBI görevlilerine ödüller verildi. Ödül alanlar, ödül merasiminde Erdoğan’ın kendilerini tehdit ettiğini açıkladılar!
17/25’in ABD’de devam eden artçı dalgalarında “hayırsever iş adamı” Reza’nın başrolünde Halkbank ve diğer kamu bankalarının ek dosyaları yolda…
BAŞSAVCININ ANLATTIKLARI, ANLATAMADIKLARI..
Turan Çolakkadı, o dönemde yaşananlar için kimilerince kıyasıya eleştirildi, ya da göklere çıkarıldı. Şimdi kendisi mesai arkadaşları aleyhinde konuşmaya zorlanıyor. O dönemde kimse bu kadar önemli kimliklere ve güçlere sahip insanlarla ilgili soruşturma yapmaya cesaret edemezdi. Sayın Çolakkadı da o soruşturmaların ortasında buldu kendisini… Mesai arkadaşları onu, “İkili ilişkilerde babacan, sevecen bir insan. Hukuk bilgisi de iyi olmakla birlikte idarecilik vasfı zayıf birisi. Sonradan da siyasilerin baskılarına dayanamamış bir yargı mensubu” olarak tanımlıyor.
İbrahim Okur da sorgusunda (sf.151) “Turan Çolakkadı, insan olarak iyi bir insandır, ancak Başsavcılığı döneminde inisiyatif kullanma ve idarecilik vasıfları yetersizdi…” demişti.
Türk hukuk tarihi yeniden yazılıyor. Herkes tarihe yaptıklarıyla yapamadıkları ile geçecek.
Bize düşen ise bu aşamada, vicdani sorumluluk gereği doğru bildiklerimizi yazmaya çalışmak…
Sabah’ın 17/25 Aralık soruşturmaları döneminin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı ile yapılan bir röportajı üzerinden bazı hatırlatmalarda bulunduk. Bir sonraki yazımızda Çolakkadı etrafında o dönem neler yaşandı, dönemin Başbakanı, Adalet Bakanı, MİT ve dosya savcıları arasında dönen olayları gözler önüne sermeye çalışacağız.
Yani Başsavcının anlatamadığı ama başkalarının anlattıkları var… Onları işleyelim devamında.
BU YAZIYI YOUTUBE’TA DİNLEYEBİLİRSİNİZ ⬇️
[Ramazan Faruk Güzel] 17.12.2019 [TR724]
Yıllarca bu dosyalar üzerinden hükümete yüklenen, bunlar üzerinden güç ve mevzi devşiren muhalefet, bu haftaya girerken yine dosyanın detaylarına ve soruşturmalarda emeği geçen savcı ve hakimlerden yana sessiz, duyarsız… Yolsuzluk dosyalarının şüphelileri ise yargı mensuplarını infaz derdindeler. Erdoğan Ailesi’nin yönetimindeki Sabah gazetesi yolsuzluğun yıldönümünde dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı ile röportaj yaptı. Çolakkadı, eski mesai arkadaşlarını hedef aldı. “Zekeriya Öz’ün hukuk bilgisi yoktu, kendini büyük biri olarak görüyordu…” ifadelerini kullandı.
Çolakkadı ağır konuşmuş, kendini temize çıkarmak için, başında olduğu ekibi suçlamış… Eğer kendisi bu işlerin başında olduğu halde, konusu suç teşkil eden soruşturmalar kendisine bilgi verilmeden yapıldıysa -ki o bunu söylüyor-, kendisinin ciddi bir yönetim zafiyeti olduğunu ikrar ediyor anlamı çıkar.
Halbuki Çolakkadı’nın soruşturmalar sırasında AKP ve Ergenekon hakkında söylediklerine hala internetten ulaşmak mümkün. Hem varsa yüreğiniz ve kendinizden bu kadar eminseniz, Zekeriya Öz’ün vs mesleki birikimini, hukukçuluğunu tartışmak yerine; bütün dosyaları kamuoyuyla paylaşsın, TBMM çatısı altında bir komisyon kurup belgeleri bu komisyonla paylaşıma açın!
İktidar ya da onun güdümündeki yargısından böyle bir adım beklemek imkânsız… Ya muhalefet? Madem onlar 17/25’i “Yolsuzluk Soruşturması” olarak kabul ediyorlar, neden hala olayın üstünün örtülmesine seyirci kalıyorlar? Soruşturmayı yürüten savcıların “Cemaat mensubu” olduğunu var sayıyorsunuz da bu olayların üstüne gidecek cesarette bir tane vatanını seven, işinin ehli savcı veya hâkim de mi yok? Yok mu “Cemaatçi” dediklerinizden başka?
DARBE Mİ DEMİŞTİNİZ?
Çolakkadı haberiyle, “Talimatla yargı ile darbe yapıldığı” ifade edilmiş özetle…
Madem darbeydi, o dönem ’17/25 Yargı Darbesini Araştırma Komisyonu’ kurulsun teklifi AKP oylarıyla reddedilmişti ama tıpkı ‘15 Temmuz Darbesini Araştırma Komisyonu’ gibi. Hatırlayın göstermelik hazırladıkları ‘15 Temmuz’ raporunu bile kaybettiler.
Eğer o dönemin yargı mensuplarının yakasından tutanlardan, merak eden varsa; 15 Temmuz sonrasında binlerce hâkim savcının açığa alınmasıyla ilgili HSYK 2. Dairenin 669 sayfalık kararını okuyabilirler. Orada önemli dosyalarla ilgili her şey var; karar her ne kadar taraflı yazılmış olsa da… O kararı objektif bakış açısıyla okuyan herhangi biri, öğrenmesi gerekeni öğrenecektir.
**
“Darbe” diye adlandırdıkları 17/25 Aralık 2013 tarihinden bu yana hemen hemen hiçbir yolsuzluk davası açılmadı. Sanki ülke süt liman! Bu durum ülkeyi daha iyi bir hale mi getirdi acaba? Halbuki Dünya endeksleri böyle demiyor. 2013’den beri yolsuzluk sıralamasında dibe doğru giden bir seyir var.
Nitekim, yolsuzlukla mücadelede dünyanın önde gelen sivil toplum kuruluşlarından olan ve 100’ün üzerinde ülkede faaliyet gösteren Uluslararası Şeffaflık Örgütü (Transparency International), 1995’ten bu yana her yıl düzenli olarak yayınladığı Yolsuzluk Algı Endeksi’nin 2018 sonuçlarını kamuoyuyla paylaşmış ve de bu sonuçlara göre Türkiye, 41 puanla 78. sırada yer almıştı.
Türkiye, her geçen yıl bu listede aşağılara doğru düşmeye devam ediyor. Ülkede her alanda yolsuzluk had safhada iken, 17/25’ten bu yana tek soruşturma yapılmamışken hem de… E nasıl oluyor? Oluyor işte…
GÖBEĞİMİZİ BAŞKALARI KESERKEN…
Sahiden 17/25 “montaj, dublaj, şantaj” mıydı? Elbette ki hayır. Zira ABD’de Reza Zarrab’ın yargılandığı davada gündeme gelen 17/25 yolsuzluk soruşturmasının hukuka uygun yapıldığı Amerikan yargısı tarafından da teyit edildi.
Hatta Türk tarafının, ‘montaj ve uydurma’ dedikleri deliller hakkında ABD’lilerden “biz kendimiz daha fazlasını topladık” açıklamaları geldi. Soruşturmada görev alan FBI görevlilerine ödüller verildi. Ödül alanlar, ödül merasiminde Erdoğan’ın kendilerini tehdit ettiğini açıkladılar!
17/25’in ABD’de devam eden artçı dalgalarında “hayırsever iş adamı” Reza’nın başrolünde Halkbank ve diğer kamu bankalarının ek dosyaları yolda…
BAŞSAVCININ ANLATTIKLARI, ANLATAMADIKLARI..
Turan Çolakkadı, o dönemde yaşananlar için kimilerince kıyasıya eleştirildi, ya da göklere çıkarıldı. Şimdi kendisi mesai arkadaşları aleyhinde konuşmaya zorlanıyor. O dönemde kimse bu kadar önemli kimliklere ve güçlere sahip insanlarla ilgili soruşturma yapmaya cesaret edemezdi. Sayın Çolakkadı da o soruşturmaların ortasında buldu kendisini… Mesai arkadaşları onu, “İkili ilişkilerde babacan, sevecen bir insan. Hukuk bilgisi de iyi olmakla birlikte idarecilik vasfı zayıf birisi. Sonradan da siyasilerin baskılarına dayanamamış bir yargı mensubu” olarak tanımlıyor.
İbrahim Okur da sorgusunda (sf.151) “Turan Çolakkadı, insan olarak iyi bir insandır, ancak Başsavcılığı döneminde inisiyatif kullanma ve idarecilik vasıfları yetersizdi…” demişti.
Türk hukuk tarihi yeniden yazılıyor. Herkes tarihe yaptıklarıyla yapamadıkları ile geçecek.
Bize düşen ise bu aşamada, vicdani sorumluluk gereği doğru bildiklerimizi yazmaya çalışmak…
Sabah’ın 17/25 Aralık soruşturmaları döneminin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı ile yapılan bir röportajı üzerinden bazı hatırlatmalarda bulunduk. Bir sonraki yazımızda Çolakkadı etrafında o dönem neler yaşandı, dönemin Başbakanı, Adalet Bakanı, MİT ve dosya savcıları arasında dönen olayları gözler önüne sermeye çalışacağız.
Yani Başsavcının anlatamadığı ama başkalarının anlattıkları var… Onları işleyelim devamında.
BU YAZIYI YOUTUBE’TA DİNLEYEBİLİRSİNİZ ⬇️
[Ramazan Faruk Güzel] 17.12.2019 [TR724]
Etiketler:
Ramazan Faruk Güzel
Kaydol:
Yorumlar (Atom)