Siyasi tarih görmedi böyle Takiyyeci...[Faruk Mercan]

Rusya’da Şangaycı, Belçika’da NATO’cu, Pakistan’da İslamcı, İran’da Şii, Türkiye’de Sünni, Amerika’da Trumpçı... Siyasi tarih görmedi böyle Takiyyeci...

Siyasetçiler çok kolay yalan söylerler.

Siyasetçiler bir gün başka konuşur, diğer gün başka...

Siyasetçinin bir dediğini diğeri tutmaz...

Siyasetçi, dün ak dediğine bugün kara der...

Siyasetçi için dün dündür, bugün bugündür...

Siyasetçiler için bu söylenenlerin hepsi bir yönüyle doğru...

Çünkü siyaset biraz da atıp tutma, ileri geri konuşma mesleğidir. Çünkü çoğu siyasetçi yalan söylemeden, kitleleri aldatmadan iktidara gelemeyeceğine inanır. Özellikle de Türkiye’nin de içinde bulunduğu coğrafyada...

Fakat, bütün dünyada siyasetçiler için şunu da söylemek mümkün:

Siyasi yalanların da bir sınırı var. Siyasetçilerin de bir yalan söyleme limitleri var.

Gelelim, Türkiye’nin başına musallat olan Takiyye Ustası’na ve yalanlarına...

Size sadece son bir kaç hafta içindeki yalanlarını sıralayayım...

Sanki Rus uçağının düşmesinden sonra Putin’e tehditler savuran kendisi değilmiş gibi, Rusya’ya gittiğinde Şangaycı ve Putinci oldu Saraydaki Şahıs...

Pakistan’a gittiğinde Pakistan Parlamentosu’nda öyle bir konuşma yaptı ki, IŞİD’in Halifesi Ebubekir Bağdadi konuşuyor zannetti Pakistanlılar... “Batıya karşı İslam Birliği’ni kurmalıyız” diye bağırıyordu kürsüde...

Hızını alamadı, “IŞİD’in arkasında Batılı ülkeler var” dedi. Sanki yıllarca Suriye tırlar dolusu silah gönderen, Suriye’yi karıştıran kendisi değilmiş gibi...

Şimdi, aralık ayında Amerika’ya gidip Donald Trump’la görüşmeyi planlıyormuş. Bu ne hız diyeceksiniz!..

Hemen, “Zaten Barack Obama beni hayal kırıklığına uğratmıştı, zaten Hillary Clinton Cemaat’ten para almıştı, Trump Cemaat’ten para alıp kazanmadı ki...” demeye başladı.

Oysa hayal kırıklığına uğrayan Obama’ydı. Bunu aylar önce The Atlantik dergisine verdiği röportajda açıkladı Obama...

Dün baktım, Ankara’ya gelen NATO Genel Sekreteri, “Erdoğan NATO’ya bağlı olduğunu ifade etti” diyor.

Oysa Saraydaki Şahıs, daha iki gün önce Pakistan dönüşü “Putin ile konuştum. Şangay’a girmemize sıcak bakıyor. Nazarbayev de sıcak, Çin de sıcak...” demişti!

Biraz geriye gidelim. “İkinci evim” dediği İran’a her gidişinde, Rehberi olarak gördüğü İran’ın dini liderini memnun etmek için “Ne Sünniliği, benim mezhebim falan yok...” dediğini hatırlayın...

Ve İran’dan her dönüşünde, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliğini, Beşşar Esad’ın Nusayriliğini diline dolayıp mezhepçilik yapmasını, Sünnilik üzerinden kendisini İslam dünyasına pazarlamasını hatırlayın...

Soma’da yumrukladığı madenciye “İsrail dölü” diyecek kadar Filistinci, ama İsrail lobisine 67 milyon dolar ödeyecek kadar İsrailci... Yıllarca rantını yediği Mavi Marmara dosyasını kapatacak kadar, İsrail’e yeniden büyükelçi gönderecek kadar, Amerika’ya gider gitmez, ilk olarak Yahudi lobisi ile görüşecek kadar İsrailci... Mitinglerde İsrail’e küfrederken, aynı anda Kürt petrolünü İsrail limanlarına gönderecek kadar İsrailciliğini hatırlayın...

Şimdi İsrail televizyonuna röportaj vermiş ve “Siyasette yalana tahammül edemem” diyor. Halbuki bu yalanlarını üstü üste koysanız arşa uzanacak bir yalan kulesi ortaya çıkar.

Şimdi Aralık ayında Amerika’ya gidecekmiş ve Trump ile görüşecekmiş...

Birinci hedefi Rıza’yı kurtarmak... Fethullah Gülen Hocaefendi’yi de isteyecekmiş Trump’tan...

Diyelim ki Trump ile görüşmeyi başardı. Peki artık başkanlık brifingleri almaya başlayan Trump ona şöyle demeyecek mi:

“Sen kimsin arkadaş? Bir gün Şangaycısın, ertesi gün NATO’cu... Bir gün İslam birliği diyorsun, ertesi gün bana övgüler yağdırıyorsun! Bir gün mezhebim yok diyorsun, ertesi gün Sünnilerin lideri olup Halifeliğini ilan ediyorsun!..”

Sonra ne olacak biliyor musunuz?.. Trump’tan da istediklerini alamayacak...

Ve şöyle diyecek:

“İyi ki zamanında İstanbul’daki Trump Tower’ın ismini sildirmişim. Trump da beni hayal kırıklığına uğrattı. Ya Rıza’yı verir, ya da stratejik ortaklık biter! Ben zaten Putin’le konuştum. Şangay’a giriyoruz!”

Söyler misiniz, dünya siyaset tarihi gördü mü böyle bir Takiyyeci?

Faruk Mercan, 23.11.2016 / Samanyolu Haber

Silahlı eylemlere katılan AKP üyeleri [Haber-Analiz: Ali Adil Çakar]

1930’lardaki Faşist Avrupa’nın alametifarikası ‘paramiliter’ siyasî gruplardı. Almanya’da Hitler’in ve İtalya’da Mussolini’nin sokaklarda korku salan silahlı grupları bulunuyordu. Amaç, rejimin tartışılmasını engellemek ve toplumu gözetim altında tutmaktı.

Günümüz Türkiye’sinde de paramiliter grupların varlığı göze çarpıyor. En son Derik Kaymakamı Muhammet Fatih Safitürk’ün şehit edildiği bombalı saldırının ‘beyni’ olarak açıklanan Tahsin Erdaş’ın ‘AKP üyesi’ olması bazıları için şaşırtıcı gelebilir.

10 Ekim Ankara Gar katliamı sanıklarından Mehmettin Baraç, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu yumruklayan Orhan Övet, yine bir cenazede Kılıçdaroğlu’na mermi fırlatan İrfan Cengiz, İzmir’de ‘Müzisyen’ adlı heykeli parçalayan Serdar Kelçe, AKP üyesiydi.

Nisan ve Temmuz aylarında İzmir’de yakalanan 6 IŞİD militanı, gazeteci Ahmet Hakan’ı Nişantaşı’nda döven 3 saldırgan ve Hürriyet gazetesini basıp camlarını indirenler de hep AKP’lilerdi.

Gazeteci Can Dündar’a silahlı saldırı düzenleyen Murat Şahin de, ifadelerine göre, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın sözlerinden etkilenerek ‘silaha davranmıştı’. Ünlü çete lideri Sedat Peker’in, muhalif aydınlar için söylediği “Kanınızda duş alacağız”, “Oluk oluk kanınızı akıtacağız” sözleri de hâlâ kulaklarda.

NÜFUZ ALANI

Bütün bunlar, tesadüf değil. AKP’nin ‘etki alanını’ sadece Ankara’da ya da siyasette arayanlar yanılıyor. Popülist ve faşist hareketlerin tamamında görüldüğü üzere, AKP’nin sahadaki ‘adamları’ çoğu zaman ellerini kirletmekten, yasadışı eylemler yapmaktan çekinmiyor.

Bunlar, bir siyasî hareketin içindeki marjinal karakterler değil. Paramiliter gruplar, bizzat yeni rejimin taşıyıcısı. Bu rejimde sokaklara korku hâkimdir, muhalefet etmek can pahasınadır, faili meçhuller had safhadadır. Bu rejim, Şebbiha ya da Besiç gibi paramiliter yapılarla meşhur Ortadoğu diktatörlerini hatırlatsa da, ‘modern Avrupa’da da karşılıkları var.

Paramiliter sokak hareketleri ve rejimin ‘silahlı yüzü’, Hitler Almanya’sında “Kahverengi Gömlekliler”, Mussolini İtalya’sında ise “Kara Gömlekliler” olarak nam salmıştı. Türkiye’deki örnekleri de “AK Gömlekliler” olarak adlandırılabilir.

AKP’Lİ IŞİD’LİLER

1 Kasım seçimlerine giden yoldaki en önemli dönüm noktalarından Ankara Garı katliamında 100’ün üzerinde kişinin ölümünden sorumlu tutulan IŞİD militanı Mehmettin Baraç’ın mahkemede ‘halen AKP Bingöl gençlik kolları üyesiyim’ demesi dinleyenleri şaşırttı. Ancak resmi olarak AKP’li olan tek IŞİD’li o değil.

Geçen yıl Nisan ayında İzmir’de yakalanan 15 IŞİD militanından 4’ü de AKP’nin kayıtlı resmi üyesiydi. Bu isimlerden B.A. 2008 yılında Konak teşkilatına, R.O. 2008 yılı Buca teşkilatına, H.A. 2009 yılı Konak teşkilatına, S.Y de 2012 yılında Buca teşkilatına kayıt olmuştu. Aynı şekilde geçen yıl Temmuz ayında tutuklanan 2 IŞİD’li F.Ş. ile E.Ç.’nin de AKP Menemen İlçe Teşkilatı üyesi olduğu ortaya çıkmıştı.

HÜRRİYET’İ BASAN GENÇLİK KOLLARI BAŞKANI

6 Eylül 2015 gecesi AKP’li kalabalık bir grup, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “400 vekil” sözünü çarpıttığı gerekçesiyle gazeteyi basmıştı. Binayı taşlayan ve camları indiren 100 kişilik grubun başında, dönemin AKP Milletvekili ve Gençlik Kolları Başkanı Abdurrahim Boynukalın vardı. Gazetenin önünde partililere seslenen Boynukalın, “1 Kasım’dan sonra defolup gidecekler” diye tehditler savurmuştu. Ertesi gün Yeni Şafak’a verdiği bir demeçte de, “Hürriyet bunlara alışsın” diyerek tehditlerini sürdürmüştü. Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin ise AKP’ye “Şiddetle arana mesafe koy” çağrısı yapmıştı.

Abdurrahim Boynukalın şu anda Gençlik ve Spor Bakanlığı’nda bakan yardımcısı.

AHMET HAKAN’I DÖVEN TEŞKİLAT ÜYELERİ

Hürriyet yazarı Ahmet Hakan, 30 Eylül 2015 gecesi Nişantaşı’ndaki evinin önünde 4 kişinin saldırısına uğramıştı. Ahmet Hakan’ın burnunu kıran saldırganlardan 3’ünün AKP üyesi olduğu ortaya çıkmıştı.

Saldırganlardan Uğur Adıyaman, 12 Ekim 2010 tarihinden beri AKP üyesiydi. Bir diğer saldırgan Fuat Elmas da 19 Haziran 2007’de Fatih Teşkilatı’na üye olmuştu. Olayı planlayanlar arasında bulunduğu iddia edilen eski polis Nezih Özbirinci de AKP Başakşehir İlçe Teşkilatı üyesiydi.

Yumruklu saldırının, havuzun tetikçisi Cem Küçük’ün “Merhametimiz sayesinde yaşıyorsun, yoksa çoktan ölmüştün” yazısından sonra gelmesi dikkat çekmişti. Cem Küçük daha sonra, “Ahmet Hakan değişti. ‘Taksim’e çık anır’ desem anırır” şeklinde tweet bile attı.

CHP LİDERİNE ‘MERMİLİ MESAJ’

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 8 Nisan 2014 tarihli grup toplantısı öncesi Meclis koridorunda yumruklu saldırıya uğradı. Orhan Övet isimli saldırgan AKP üyesi çıktı. Övet’in 2012’de Emirdağ teşkilatına üye olduğu belirlendi.

Kılıçdaroğlu, Vezneciler’de bombalı araçla düzenlenen saldırıda şehit olan polislerin Fatih Camisi’ndeki cenaze töreninde de benzer bir saldırıya maruz kalmıştı. 8 Haziran 2016 tarihli cenazede, Kılıçdaroğlu’na ‘mermili bir mesaj’ verilmişti. İrfan Cengiz isimli bir şahıs, eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Binali Yıldırım ve dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın önünden geçerek CHP liderinin önüne kurşun atmıştı. İrfan Cengiz’in AKP Fatih teşkilatına üye olduğu belirlenmişti. Saldırgan, aynı zamanda AKP’nin gayrı resmi gençlik yapılanması olduğu iddia edilen Osmanlı Ocakları’nın da üyesiydi. Kılıçdaroğlu’nun olay sonrası yaptığı açıklama manidardı: “Beni üzen nokta, tüm bu olayların emniyetin gözü önünde ve koordinasyonunda gerçekleşmiş olmasıdır.”

Aynı cenaze merasiminde tuhaf bir olay daha yaşanmıştı. Üzerinde Çevik Kuvvet yazılı bir tişört ve polis şapkası olan Tunç Ezer isimli bir kişi, Başbakan Yıldırım’ın boynuna sarılarak gözyaşı dökmüştü. Aynı kişi daha sonra Kılıçdaroğlu’nun binmekte olduğu minibüse saldırmıştı.

SADAT VE AK SİLAHLANMA

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gezi Parkı olayları sırasındaki esnaf şiddetini yücelten şu sözleri, bu anlayışın mihengiydi: “Esnaf sanatkâr gerektiğinde askerdir, alperendir. Gerektiğinde cephede vatanını savunan şehittir, gazidir, kahramandır. Gerektiğinde asayişi tesis eden polistir. Gerektiğinde adaleti sağlayan hâkimdir, hakemdir.”

Erdoğan, özellikle Gezi’den bu yana şiddetle arasına hiç mesafe koymadı. Giderek artan bir tonda şiddeti çağıran bir lidere dönüştü. Kendi paramiliter gücünü oluşturma yönünde attığı adımlar artık alenileşti. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Emekli Tümgeneral Adnan Tanrıverdi başkanlığındaki SADAT yapılanması, bunun en açık örneği. SADAT, silahlı eğitim ‘satan’ bir kuruluş olarak öne çıksa da, eğitim alanların kimler olduğu ve ne amaçla bunu kullandığı bilinmiyor. SADAT ayrıca Güneydoğu’da kontrgerilla faaliyetlerine katılan bazı sivillere ve Suriye’deki iç savaşa giden militanlara da ‘koçluk’ yapıyor iddiaları dolaşıyor.

Üzerindeki gizem örtüsü kaldırılamayan SADAT’ın, 15 Temmuz gecesi sokaklarda bazı infazlara imza attığı iddiaları da aydınlatılmayı bekliyor. Kontrgerilla eğitimi veren SADAT’ın adı, son günlerde cezaevlerinde yapılacağı iddia edilen katliamlar için de geçiyor.

AKP’lilerin geçtiğimiz haftalarda sosyal medya üzerinden yaptığı silahlanma çağrıları da bu çerçevede ele alınması gereken tehlikeli bir girişim. Osmanlı Ocakları 1453 Genel Başkanı Emin Canpolat’ın, “Bizimle hareket eden tüm kardeşlerimize duyurumuzdur. Vatan için, bayrak için, Erdoğan için silahlanın” mesajı yerinde duruyor.

Ali Adil Çakar, 24.11.2016 /TR724

AP, müzakereleri dondurmaktan yana: Ekonomik yaptırımlar olabilir [Mehmet Dinç]

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasında 2005’te başlayan tam üyelik müzakereleri 11 yıl sonra geçici olarak dondurulma ile karşı karşıya. Avrupa Parlamentosu (AP), bugün müzakerelerin durdurulmasını oylayacak.

Oylamada müzakerelerin geçici süre ile dondurulması kararı çıkarsa, Gümrük Birliği ve ekonomik işbirliği anlaşmalarının tekrar gözden geçirilmesi gündeme gelebilir. Türkiye’nin AB’den her yıl aldığı 600 milyonluk yardım, AB fonları, mülteciler için verilen paranın gözden geçirilmesi veya dondurulması gibi ekonomik yaptırımlar masada.

AB-Türkiye ilişkilerinin tekrar rayına oturması için, OHAL’in kalkması, normalleşme süreci, yargının tekrar bağımsızlığına kavuşması, güçler ayrılığı, parlamentonun işlemesi gibi ön şartlar talepler arasında. Yani müzakerelerin yeniden başlaması, demokrasiye dönüşle mümkün olabilecek.

Türkiye’de temel insan hakları başta olmak üzere, güçler ayrılığı, ifade hürriyeti gibi konulardaki hukuksuzluklar, uzun süredir Avrupa ile sürtüşmelere sebep oluyordu. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından yaşanan tasfiyeler, gazetelerin, derneklerin kapatılması, gazeteci, öğretmen, savcı, kamu görevlisi 40 bine yakın insanın cezaevlerine gönderilmesi, sadece ‘darbeyle mücadele’ çerçevesinde değerlendirilmiyor.

İki gün süren tartışmalar üçüncü gün sonuca bağlanacak

Salı günü başlayan toplantılarda, Avrupalı parlamenterler Parlamento ile görüşlerini paylaşırken bugünkü oylama için bu tartışmalar temel oluşturacak.

Önergeyi kurula taşıyan Sosyal Demokratlar (S&D) grup başkanı Gianni Pittella 15 Temmuz’un ardından yaşanan toplu tutuklamalara ve görevden almalara dikkat çekerek politik olarak sert bir sinyalin gönderilmesi gerektiğini söyledi.  Pittalle, müzakereler dondurulsun fakat diyalog devam etsin, teklifinde bulundu.

İdam cezası kırmızıçizgi

AB’nin ve Avrupa Komisyonu’nun en net kırmızıçizgisi idam cezası. İdamın tekrar gelmesi durumunda AB müzakerelerinin durması ve Avrupa Konseyi üyeliğinin düşmesi gündeme gelecek. AB grup liderleri ve Avrupa Konseyi yetkilileri bu konuda defalarca uyarıda bulundu. Bu sebeple, AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Johannes Hahn kırmızıçizgilerini sırlarken idam cezasının tekrar getirilmesinin ilişkileri durduracağı uyarısında bulundu.

Son günlerde müzakerelerin dondurulması teklifiyle gündeme gelen ve Türkiye’ye yapacağı ziyaret engellenen AB Türkiye raportörü Katı Piri, Türk halkının çok zor günlerden geçtiğini insanların korktuğunu söyledi. Piri, “Binlerce insan hapishanede, temel insan haklarının ihlal ediliyor, Türkiye’ye politik olarak sert bir cevap gönderilmesi gerek” ifadelerini kullandı.

Şanghay Örgütü’ne üyelik inandırıcı gelmiyor

Parlamentodaki genel kanaat, mutlaka Türkiye ile diyalogun devam etmesi yönünde. Diyalogun kesilmesi halinde Türkiye’nin yönünü tamamen Rusya ve Çin’e döneceğini düşünenler de var. Hıristiyan Demokratlar grubunun lideri Manfred Weber, Türkiye’nin Şanghay İşbirliği Örgütü’ne girme projesine inanmadığını ifade etti. Gerekçe olarak da ekonomik sebepleri gösterdi. S&D grup lideri Pittella da aynı yönde fikir beyan etti.

İnsan hakları sorunları bariz

AP Türkiye Raportörü Katı Piri, Türkiye’deki hapishanelerde sahte isyan çıkarılarak 15 Temmuz’da tutuklananların katledileceğine dair iddiaların hatırlatılması üzerine de bu konuda endişeli olduklarını aktardı. “Bu yönde haberler görüyoruz. Endişeyle karşılıyoruz” diyen Piri, İnsan Hakları İzleme Örgütü Türkiye direktörü Emma Sinclair-Webb’in Türkiye’deki duruma dair Avrupa Parlamentosu’nda sunum yaptığını hatırlattı. Uygulanan kısıtlamalar nedeniyle hapishanelerde ne olduğunu öğrenmenin zor olduğuna dikkat çeken Piri, Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi’nin temaslarının ardından yazdırılan değerlendirmenin da açıklanmak için hala Türkiye’de bekletildiğini kaydetti.

Bir başka parlamenter Rebecca Harms ise, “Darbe girişimden sonra yaşanan, tutuklamalar, Kürt parlamenterlerin tutuklanması, Gülen Haraketi’ne yapılanlar, gazetecilerin tutuklanması kabul edilemez, ilişkiler dondurulmalı” dedi. Hristiyan Demokratlar üyesi Elmar Brok, Türkiye’nin önemli bir partner ülke olduğunu fakat demokrasinin değerlerine saygı göstermesi gerektiğini vurguladı. Gazetecilerin siyasilerin tutuklandığını söyleyen Brok, artık farklı enstrümanların kullanılması, örneğin gümrük birliği veya ekonomik işbirliklerin tekrar gözden geçirilmesi gerektiğini söyledi.

AB değerlerine saygı

S&D grubundan Nikola Danti idam cezasının kabul edilemeyeceğini vurguladı. AB’nin sadece ekonomik bir topluluk olmadığını söylerken gümrük ve ekonomik işbirliklerin gözden geçirilmesi gerektiğini ifade etti. Danti, “2004’te Türkiye raporu oylanırken müzakerelerin açılmasını istedik çünkü Türkiye, AB değerlerine saygı duyuyordu ama artık saygı duymuyor, kriterlere uymuyor. Diyaloga evet ama müzakerelere hayır” şeklinde konuştu.

AB Komisyonu genişlemeden sorumlu üyesi Johannes Hahn, “Ne yazık ki tablo çok kara. Türkiye uzun yıllardır AB’den uzaklaşıyor. Bu bir gerçeklik ve karşımızda duruyor. Burası demokrasinin kalbi. Türkiye’de demokrasiye ve insan haklarına saldırı var. OHAL ile birlikte hızla demokrasiden uzaklaşıldı. Avrupa’nın güveni kalmadı. AB’ye aday olan bir ülke AB değerlerine saygı göstermeli. Kırmızıçizgilerimizi birçok kere konuştuk, örneğin idam cezası 2004’de idam kaldırıldı 2016’da tekrar getirilmesi konuşuluyor” ifadelerini kullanıldı.

Mehmet Dinç, 24.11.2016 /TR724

Putin’e Halep, Trump’a Reza hoşgörüsü [Vehbi Şahin]

Dün yine çok uzun konuştu Erdoğan… Hemen her konuya değindi.

Benim dikkatimi şu bölüm çekti: “… diyorlar ki ‘Bak Trump, Müslümanların aleyhinde konuştu, İslam’ın aleyhinde konuştu.’ Biz siyasette bu tür şeylerin hepsine alışığız. Bugün böyle konuşulur, sonra bu yanlış düzeltilir.”

Bir siyasetçi işine geldiği zaman böyle, işine gelmediği zaman şöyle konuşabilir mi? Sırf kendisine oy kazandıracak diye aleni bir haksızlığı görmezden gelebilir mi?

İktidar koltuğuna oturmak ve o koltuktan hiç kalkmamak için bir politikacı, herhangi bir dini ya da ırkı veya mezhebi, o dinin ya da ırkın veya mezhebin müntesiplerini hedef gösterme hakkına mı sahiptir?

Yalan söylemek, iftira atmak, kumpas kurmak siyasi liderlere verilen bir imtiyaz mıdır? Bir politikacının temel amacı oy ütmek için kitleleri sürekli kandırmak mıdır? Bu nasıl bir mantıktır? Kaynağını hangi dinden ya da ideolojiden almaktadır, anlamak mümkün değil.

ÖNCE GÜRLE SONRA YELKENLERİ İNDİR

Erdoğan’ın birkaç günde yaptığı açıklamaları bu bakış açısıyla incelediğimizde korkunç bir ikiyüzlülük çıkıyor ortaya… Mesela Pakistan ve Özbekistan gezisi dönüşü yaptığı açıklama…

“Türkiye’nin Şanghay Beşlisi içinde yer alması, çok rahat hareket etmesini sağlar. AB, Türkiye için hiçbir zaman hayırlı rüya görmedi” demişti. Bu ne demekti? Türkiye AB ve NATO ile köprüleri atıyor, Rusya ile stratejik işbirliği imkanlarını araştırıyor.

Perde önünde oy veren kitleye verilen mesaj bu. Arka planda konuşulan ne peki? Onu da Hürriyet’teki haberden öğreniyoruz. Meğer ‘Şanghay Beşlisi’ne göz kırpan Erdoğan, kapalı kapılar ardında NATO’ya bağlılığını anlatmış.

Haberin kaynağı ise Erdoğan ile görüşen NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg… “Erdoğan açık bir şekilde NATO’ya güçlü bağlılığını ifade etti” diyor.

Bu mudur siyaset yapmak şimdi?

HALEP’İ BOMBALAYAN RUSYA’YI NİYE GÖRMÜYOR

Bir diğer örnek Halep’le ilgili… Yaklaşık bir haftadır Batı basını, Halep’te yaşanan insanlık dramından bahsediyor. En son şehrin doğusunda savaş uçakları bir hastaneyi vurdu. Doktorlar “Şu anda cehennemi yaşıyoruz” diyor. Yaralanmış çocuk fotoğrafları sivil halkın hedef alındığının bir delili…

Erdoğan, AKP hükümeti ve AKP tabanı için Halep, siyasi mesaj vermek ve buradan politik rant elde etmek için kullanılacak münbit bir alan şu anda.

Ama Halep konusunda gürlemiyor Erdoğan ve AKP… Hatta havuz medyası… Ey Rusya, ey Suriye, ey Esed hitabıyla başlayıp Halepli kardeşlerimiz diye bitirmesi lazım değil mi?

Yok böyle bir mesaj ne hafta başında katıldığı NATO parlamenterler toplantısında ne de dünkü İSEDAK buluşmasında…

NATO konuşmasında söyleyebildiği ancak şunlar:

“Şu anda Halep ne hâlde görüyorsunuz. Halep’i vuranlar belli. Fakat Halep’te yaşayanların Gaziantep ve Kilis’te yaşayanlarla akrabalık bağları olduğunu acaba Batı biliyor mu?”

Halep’i bombalayan uçakların Rusya ve Suriye’ye ait olduğunu belirtmiyor. Çünkü Suriye topraklarında askeri operasyon yapabilmesi için Moskova’dan izin almak zorunda.

Aksi takdirde değil savaş uçağı, minik drone bile uçuramayacağını çok iyi biliyor.

ÖLEN MÜSLÜMAN YÜREĞİ

Halep’te yaşananlar gazeteci Adem Özköse’nin vicdanını sızlatmış olmalı ki şöyle bir tweet attı geçen gün: “Bir hafta içinde Halep’te 400’e yakın kardeşimiz katledilirken adeta anlaşmışçasına susuyoruz. Nerede bizim Müslüman yüreğimiz?”

Evet, adeta anlaşmışçasına susuyor Erdoğan da AKP de AKP’nin propaganda aygıtı havuz medyası da… Peki nerede Müslüman yüreği? O yürek çoktan siyasi çıkara, makam koltuğuna, paraya pula, eve arabaya kurban edildi aslanım… Bak sana bir ölçü vereyim.

Şimdi Erdoğan, Trump’la ilgili bunları diyor ya… Bir hesabı var da ondan… Yarın Reza Zarrab davasında yeni Amerikan yönetiminden istediğini alamadığı zaman gör Erdoğan ve AKP korosunu… Trump hakkında neler neler söyleyecekler…

İşte o zaman da “Bugün böyle konuşulur, sonra bu yanlış düzeltilir.” diyebilecek mi bakalım Trump için…

Vehbi Şahin, 24.11.2016 /TR724

Tarihe kayıt düşmeye devam [Tarık Toros]

Türkiye artık hukuk dışı bir ülke. Yasa tanımazlıkta Türklerin tarihinde görülmemiş bir sicile imza atılıyor. Beyefendi özgürlükte çizgiyi çekti: “Benim sınırımın başladığı yer.” Ötesini konuşmak abes. Yine, “Batı birine diktatör diyorsa benim indimde o iyidir” sözleriyle gerçeklikten de uzaklaştı. Bir önceki yazıda Oxford sözlüğünün yılın sözcüğü seçtiği “post-truth”u anlatırken şunların altını çizmiştik, hatırlatıp bu bahsi kapatalım:

–Siyasetle gerçeklik arasındaki ip koptu.

–Siyaset aktörleri ile gerçek arasında bağ kalmadı.

-Gerçeğin terazisi şaştı.

-Gerçek ertesi bir dönem yaşıyoruz!

Sivili askeri fark etmez. Dikta dönemlerinin başarısı korkutup sindirerek hükmetmesi. Üzgünüm ama tekerlek tümseği geçti. Artık hiçbir unsurun gidişatın yönünü değiştireceği yok. Zulmün karşısında durma umudu vardı, o da kalmadı. Düşünebiliyor musunuz, hukuk skandalları yaşandıkça, “Etmeyin, bunlar onlara yarıyor” diye analizler yapılıyor. Kimsenin intiharlarla, işkencelerle, kötü muamelelerle, sivil ölüme mahkum edilen milyonlarla ilgilendiği yok. Bilakis, “Darbe soruşturmasını sulandırıyorsunuz” diye kafa tutuyorlar. Bilmiyorlar ki zalimlerden daha zalimler. Hesap görülecek zaman mı?

15 Temmuz’dan sonra işlenen insanlık suçları, ne zaman Ali Tatar ya da Türkan Saylan’ın çektiklerini geçecek? Milyonlarca mağdur ve mazlumun sizin defterinizde yeri yok anlaşıldı. Bari azıcık sıkılmanız varsa, öncekileri konuşmaya ara verin yani.

Mazlum öykülerini yazıyorum kaç haftadır, yığınla yardım talebi geliyor. Ülke yangın yeri, kime nasıl ne biçimde yardım ulaştırılır, enselenmeden bu nasıl yapılır, bilemiyorum. Fakat araştırıyorum, emin olun.

Yardım etmek isteyen mesajlardan biri var ki, nasıl müteessir oldum anlatamam: “Tarık bey merhabalar. Ben yıllardan beri inşaatlarda usta olarak çalışıyorum. Günlük kazancımın bir kısmını ihtiyacı olan arkadaşlarla paylaşmak isterim. Lütfen bana mail üzerinden ulaşabilir misiniz.”

Kişinin hayal kırıklıkları içinde debelendiği, milletine inancını ve güvenini gözden geçirdiği böyle dönemlerde o kadar iyi geliyor ki bunlar. Tarihe kayıt düşmeye devam, mazlum öyküleri:

GERÇEK MAHKEMEYE Mİ HAVALE EDEYİM?

“Ben öğretmendim, artık değilim. Açığa bile alınmadan ihraç ettiler. Neden atıldığımı nereden ve kimden öğrenebilirim. Yoksa gerçek mahkemeye mi havale edeyim? İşin tuhafı hiç üzgün değilim, nedendir bilemiyorum. Selametle…”

KAYSERİ’DE KIYAFET SORUNU…

“Öğretim üyesiyim. Geçen yaz üniversitem kapandı. Ben de ABD’de bir konferansa gelmiştim. Geri dönmedim. Kayseri’de tutuklu bir tanıdığımızın dediğine göre sözde ‘FETÖ’ mahkûmlarına ailelerinin getirdiği kıyafetlerin verilmesine izin verilmiyormuş. Ayrıca mahkûmların kıyafetlerini yıkamalarına da izin verilmiyormuş. Kıyafeti eskiyenler hapishane kantininden yeni kıyafet satın almak zorundaymış.”

KAPATILAN ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİSİYİM

“15 Temmuz mağduru olan, kapatılan üniversite öğrencisiyim. Dört aydır görmediğimiz eziyet, zulüm kalmadı. Görüşmediğim milletvekili kalmadı. Hala sıkıntılarımız var. Rabbimden tek duam bu yapılan zulmün son bulması ve kimin haklı kimin haksız olduğunun gözler önüne çıkması. Tekrardan güneşli günler görme dileğiyle….”

AİLECE BİR HAFTAMIZ KALDI

“Aydın’da oturuyorum. Gazi Üniversitesi’ne araştırma görevlisi olarak atanmıştım. Son KHK ile ihraç ettiler. Babam yok, 6 kardeşiz. İki kardeşim akıl hastası, ilaçları bitmek üzere. Biraz para vardı birikmiş, o da bitti. Resmi gazetede ifşa edildiğimiz için iş veren yok. Metin çevirisi vesaire n’olursa fark etmez. Yani 1 haftaya kadar tamamen çok kötü duruma düşeceğiz ailece. Yapabileceğiniz bir şey varsa Allah rızası için elinizden geleni yapıverin. Allah şimdiden razı olsun sağoalsın.”

NAÇİZANE YOL GÖSTERİN

“Babam Temmuz ayından beri tutuklu. Henüz duruşma olmadı. Afyon’da sürücü kurslarımıza el koydular. Hesabımızdaki paralar dahil her şeyimizi hazineye devrettiler. Ne yapmam gerekiyor bu durumda? Naçizane yol gösterirseniz çok memnun olurum. Ailecek çok zor durumdayız.”

KAÇMADI, TESLİM OLDU

“Merhaba. Babam öğretmen Ağustos ayında FETÖ/PDY üye olmaktan 25 meslektaşı ile beraber Adana’da tutuklandı. Sonra haber vermeden Hatay’a sevk ettiler. İfadesinde sordukları sorular çok gülünç. ‘Bank Asya’da hesabın var mı’, ‘Aktif Eğitim Sendikası, Burç okulları vb.’ ve ‘darbe hakkında ne düşünüyorsun’ gibi sorular sordular. Kaçmadı, teslim oldu. Adaletin geleceği günü bekliyoruz.”

KISA KISA…

“Eniştem Kocaeli’nde tutuklu, tecrit altında. Burayla ilgili gelen bir bilgi var mı? Katliamdan bahsediliyor sürekli, doğru mu bunlar? Avukatından bile doğru düzgün bilgi alamıyoruz. Kocaeli F tipi cezaevi.”

“Hayırlı günler. Annem yaklaşık iki haftadır tutuklu. İtiraz dilekçelerine cevap gelmedi. AİHM’e başvurulabilir diye bir yazı okudum. Yardımcı olursanız çok sevinirim.”

“Öğretmen olan eniştem 3 aydır Silivri’de. Bu hafta koğuşta elektrik suyu kesmişler. Perişan durumdalar. Lütfen duyurur musunuz.”

“Kullanmadığı ByLock için, abim 70 gündür tutuklu. Diyeceğim, aklımdan çıkmayan bu.”

Tarık Toros, 24.11.2016 /TR724

15 Temmuz’un cevaplanmayan 25 sorusu [Veysel Ayhan]

15 Temmuz darbe girişimi ile ilgili yüzlerce soru, cevap bekliyor. Bu sorulara cevap verilmediği sürece kuşkular katlanarak artacak. Gerçekten darbe girişimi miydi? Haber alındığı halde önlenmemiş bir girişim miydi? Yoksa asker-sivil yüz binlerce insanın kıyımını hedef alan bir mizansen miydi?

İşte kamuoyunun cevabını beklediği 25 soru:

Soru 1: Normal bir darbe girişimi sonrası “Niye önceden haber vermediniz?” diye istihbarat teşkilatı suçlanır. Hatta işin başındaki yetkili ‘haber vermedi demek ki darbecilerle iş tuttu’ iddiasıyla yargılanır. MİT 15 Temmuz’a kadar girişimle ilgili hiç bir istihbarat vermemiş. ‘Cemaat’ üyesi olmakla suçlanarak hapse atılan H.A. haber vermese MİT siyasi makamlara 15 Temmuz günü 16.00’da da haber vermeyecekti.

Bizim MİT müsteşarının bırakın yargılanmayı, darbe komisyonuna bile çağrılmaması ve müsteşarın halen Erdoğan’ın en yakınındaki isim olmayı sürdürmesi Şüphe uyandırıcı değil mi?

Soru 2: Rusya Devlet başkanı Putin’in danışmanlarında Alexandr Dugin’in darbe girişimi istihbaratını Cumhurbaşkanı ve başbakana 14 Temmuz’da ilettiği doğru mudur?

Soru 3: Darbe emir komuta zinciri içinde yapılmadıysa darbe girişimini organize eden cunta hangi isimlerden oluşmuştu? 15 yıl önceki genelkurmay başkanı Hilmi Özkök Meclis darbe komisyonuna çağrılırken tüm olayların bizzat içinde olan Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar neden çağrılmadı. Ağzından bazı şeyler kaçırır diye mi korkuldu?

Soru 4: Eğer 15 Temmuz emir komuta dahilinde yapıldıysa Akar neden yargılanmıyor ve göreve devam ediyor.

Soru 5: Eğer 15 Temmuz emir komuta dahilinde değilse kendisine bağlı askeri istihbarat teşkilatı olan Genelkurmay Başkanı günlerce hatta aylarca hazırlık gereken bir cunta yapılanmasından nasıl haberdar olmadı?

Soru 6: Darbe girişimini organize eden generallerin bazılarının Gülen Cemaatiyle ilgisi MİT fişlemelerine mi dayanıyor? Somut bir delil söz konusu mu? Somut bir delil söz konusuysa bu, niçin kamuoyuna açıklanmıyor?

Soru 7: En ilkel toplumlarda bile suçlanan isimlere söz hakkı tanınır. Meclis darbe komisyon Fethullah Gülen de dinlensin diye karar vermişken bu kararı kim değiştirtti?

Soru 8: Darbe girişimi başlamasından 10 dakika sonra Cumhurbaşkanı, başbakan ve onlara ‘fiilen bağlı’ tüm televizyonların hep bir ağızdan “Fethullah Gülen”i ve “cemaati” fail ilan etmesine nasıl karar verildi, bunun talimatı nasıl verildi?

Soru 9: Genelkurmay tarafından saat 18.00 itibariyle hiçbir uçağın kalkmaması, kışlalardan hiç bir askeri araç ve silahın çıkmaması emredildiği ve bunu tüm TSK organları tarafından duyulduğu halde ne olduğundan habersiz küçük askeri grupların sokağa çıkarılması emrini kim verdi?

Soru 10: Darbe girişimi için çok az sayıda rütbeli asker, askeri okul öğrencileri ve 1-2 tabur asker, 10-15 tank ve ses etkisi için 3-5 savaş uçağı kullanılması, yalnızca Boğaz köprüsünün kapatılması şüphe uyandırıcı değil midir?

Soru 11: Dünya tarihinde tüm darbeler sabaha karşı yapılmışken bu teşebbüs için insanların en uyanık olduğu saatin, prime time’ın tercih edilmesinin izahı nedir? Siyasi iktidarın hiç bir yetkilisinin (Cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar, milletvekilleri…) gözaltına bile alınmaya teşebbüs edilmediği bir darbe olmuş mudur?

Soru 12: Darbe istihbaratının saat 16:30’da Genelkurmay’a ulaşmasına rağmen kuvvet komutanlarının düğüne gidebilmesi ve düğünde saatlerce kalabilmesinin izahı nedir?

Soru 13: Saat 18 itibariyle darbe girişimini Genelkurmay, MİT ve hükümet yetkilileri biliyorken TRT’nin korumaya alınmaması, biri rütbeli 5 asker tarafından basılması ve gece yarısı bildiri okutulması daha sonra darbecilerin TRT personeli ve halk tarafından yakalaması kuşku uyarıcı değil mi?

Soru 14: Yüzlerce üst düzey güvenlik personelinin çalıştığı ve son model silahlarla korunan Erdoğan’ın Saray’ın 3’ü rütbeli 13 asker tarafından basılması ve bunların daha kapıdan girmeden gözaltına alınması tuhaf değil midir?

Soru 15: Darbe Erdoğan’a karşı yapılıyor. Darbeciler TBMM’yi bombalıyor fakat lazer teknolojili füzeleri olan son model savaş uçakları Erdoğan’ın 450 bin metrekarelik sarayının sadece bahçesinin uzak bir köşesini bombalıyor. Bu tuhaflığın açıklaması ne?

Soru 16: NTV’de 15 temmuz akşamı “öğleden sonra bir hareketlilik ne yazık ki TSK’nın içinde mevcuttu” diyen ve 16.00’da darbe girişimini MİT’ten resmen öğrendiğini açıklayan Erdoğan, işi oluruna bırakmasa en geç 19’00’da televizyonlara çıkıp darbeyi deşifre etseydi tek bir asker kışladan dışarı adım atmaz belki de 241 insan şehit olmazdı. Erdoğan 6,5 saat niye bekledi?

Soru 17: Saat 14.45’te darbe girişimini MİT’e haber veren binbaşı H.A. niçin tutuklu?

Soru 18: Hem ‘darbe girişiminin ardında cemaat var’ demek hem de darbeyi ihbar eden binbaşı H.A.’yı cemaat üyeliği iddiasıyla tutuklama çelişkisinin izahı ne?

Soru 19: Darbe girişiminden hemen sonra İngiliz İstihbaratı GCHQ’nun Türk hükümetinin telefon ve e-mail yazışmalarını yakaladığı ve “Yarın temizlik operasyonları başlatılsın ve darbenin baş yöneticisi Fethullah Gülen ilan edilsin” mesajını elde ettiği 24 Temmuz 2016’da saygın Alman dergisi FOCUS’ta yayınlandı. Ve yalanlanmadı. Bu iddia doğru mu?

Soru 20: En basit soruşturmanın aylarca sürebildiği Türkiye’de Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın daha o gece 04.30’da darbe girişimini çözüp sonuca bağlayarak “Paralel Devlet Yapılanmasıyla irtibatlı yargı görevlileri ve general, amiral, subay, astsubay, er ve erbaşlar” hakkında gözaltı kararı vermesi şüphe uyandırıcı değil mi?

Soru 21: En küçük bir terör hadisesinde medyaya yayın yasağı getirilirken darbe teşebbüsü gibi hadisede niye yayın yasağı getirilmemesi Twitter ve diğer sosyal medya o gece kapatılmadı ve internet yavaşlatılmadı.

Soru 22: En ufak bir ihbar veya şüphe taşıyanların gözaltına alınmasına rağmen darbe teşebbüsünün 1 numarası olduğu iddia edilen Adil Öksüz’ün Akıncı üssü yakınında yakalanıp, ilk mahkemede salıverilmesi ve Öksüz hakkında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir takım imalarda bulunmasının doğurduğu soru işaretleri niçin aydınlatılmıyor?

Soru 23: Eski Pentagon üst yetkilisi Michael Rubin’in “15 Temmuz gecesi sivilleri Saray’a bağlı Sadat milisleri öldürdü” iddiası doğru mudur? 15 Temmuz sivil ölümleri yeterince araştırıldı mı? Niçin hiçbirine otopsi yapılmadı?

Soru 24: Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın yaveri Levent Türkkan’ın tüm itirafları gözü kapalı kabul edilirken Tümgeneral Mehmet Dişli hakkında “O da cemaatçidir. Genelkurmay Proje Yönetim Daire Başkanıdır.” dediği halde niçin özenle yargıdan kaçırılmaktadır?

Soru 25: Darbe girişiminin hemen ertesi gün 2.475 hakimin HSYK tarafından açığa alınması, sonraki günlerde çığ gibi büyüyen ve 100 binleri aşan kıyımların MİT fişlemeleri esas alınarak yapıldığı tezini güçlendiriyor. Bu doğru mudur? Darbe girişimi, toplu kıyımlar ve cadı avı için mizansen olarak mı düzenlendi?

Veysel Ayhan, 24.11.2016 /TR724