Türkiye, 3 Ayda Ohal İle Altüst Oldu [Erman Yalaz]

20 Temmuz 2016 akşamı Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonrası  ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) uygulamasının ilk 3 ayı bugün itibariyle sona erdi. Ancak hükümet uygulamayı uzatma kararı aldı. Dahası, Adalet Bakanlığı eliyle başlatılan yeni çalışma, OHAL’i Türkiye’nin “olağan rejimi” hâline getirmeyi amaçlıyor.

Temmuz ayından bugüne çıkarılan 8 ayrı Kanun Hükmünde Kararname gerekçe gösterilerek 105 binden fazla memur tasfiye edildi. 72 binden fazla insan gözaltına alındı, 32 bin 314 kişi tutuklandı. Darbe girişiminden sonra “uzlaşma” ve “Yenikapı ruhu” gündemdeyken, 12 Eylül 1980 darbesini, 28 Şubat’ları mezara gömecek uygulamalarla sivil bir darbe yapıldı.

İŞTE ‘OHAL DARBESİ’NİN BİLANÇOSU

Gözaltına Alınan Kişi: 72.198

Tutuklanan Kişi: 32.314

Adli Kontrol Uygulanan Kişi: 22.305

Yakalama Çıkarılan Kişi: 3.278

Cezaevlerindeki Toplam Tutuklu Ve Hükümlü: 195.000

Darbe girişimi sonrası kötü muamele ve işkence adeta zirve yaptı. Filistin askısı, dayak, şişe ile işkence, taciz, tecavüz,  aç, susuz, uykusuz bırakma, klimalı işkence şeklinde fiili müdahale ve geçmişteki işkencelerin tamamının geri döndüğü, mağdur yakınları ve avukatlarca ifade edildi. Mağdurların rapor almaları, itirazları engellendi.

Kayseri ve Ankara’da belli alanların topluma kampı şeklinde toplu tutuklama ve gözaltılar için kullanıldığı ortaya çıktı. Ankara, İstanbul, Diyarbakır başta olmak üzere belli yerlerde işkenceciler isim isim deşifre oldu. Buna rağmen hükümet ve Adalet Bakanlığı adım atmadı. AB ve BM’den gelen ve gelecek uzmanlar engellendi/engelleniyor.

Gözaltı süresinin 30 güne uzaması, ilk beş gün avukat görüşünün engellenmesi, hasta ve gözaltı, tutuklu haklarının hiçe sayılması nedeniyle binlerce mağduriyet yaşandı. İnsan hakları kurumlarına yapılan başvurulardaki bilgilere göre, şüphelilerin avukatlarıyla görüşmeleri ortalama en erken 10 günde gerçekleştirilebildi.

KAMUDA 12 EYLÜL’Ü GEÇEN TASFİYE

Görevinden Uzaklaştırılan Memur: 105.023

İhraç Edilen Memur: 60.000

Hâlen Soruşturulan Memur: 45.000

TSK’dan İhraç Edilen Asker: 4.048

15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası yargı eliyle hızlı bir tasfiye operasyonuna girişen AKP, yargı, eğitim, emniyet, İçişleri, Diyanet başta olmak üzere üst düzey bürokratlar ve devlet memurlarına adeta kıyım gerçekleştirdi. Haklarında hiçbir somut delil gösterilmeyen yüzlerce üst düzey bürokrat, 19’u vali olmak üzere 154 vali yardımcısı ve kaymakam tutuklandı. Yine 8 belediye başkanı ve yardımcısı, baro başkanlarının da aralarında yer aldığı 248 avukat ve hukukçu içeride.

YARGI ‘SARAY VESAYETİ’NE TESLİM

Tutuklu Anayasa Mahkemesi üyesi: 2

Tutuklu HSYK üyesi: 5

Tutuklu Yargıtay üyesi: 108

Tutuklu Danıştay üyesi: 41

Tutuklu Hâkim-Savcı: 2.385

HSYK’nın açığa aldığı Hâkim-Savcı:  3.640

AKP en büyük kıyımı Yargı camiasında yaptı. Darbe girişiminin ertesi günü, 16 Temmuz’da binlerce hâkim ve savcı açığa alındı, iki hafta gibi kısa sürede çoğu tutuklandı. Her dört hâkimden biri açığa alınmış oldu.

MEDYA SUSTURULDU

Tutuklu gazeteci: 131

Kapatılan medya kurumu: 165

48 gazete, 32 TV, 31 radyo, 29 yayınevi, 21 dergi, 3 haber ajansı

Aralarında Ahmet Altan, Mehmet Altan, Şahin Alpay, Ali Bulaç, Ahmet Turan Alkan, Mümtazer Türköne, Ali Ünal, Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay gibi isimlerle birlikte tutuklular listesinde 131 gazeteci, aydın ve yazar bulunuyor. TGS, TGC ve DİSK verilerine göre Olağanüstü Hâl süresince 200 gazeteci gözaltına alındı, 2 bin 308 gazeteci işsiz kaldı. Lale Kemal ve Nuriye Akman geçtiğimiz günlerde özgürlüklerine kavuştu.

EĞİTİMDE HER ŞEY SİL BAŞTAN

Açığa Alınan Öğretmenler: 78.064

Öğretmensiz Kalan Öğrenci: 1.511.200

Kapatılan Eğitim Kurumları: 2.094

Kapatılan Okul: 1.061

Kapatılan Yurt: 800

Kapatılan Etüt Merkezi 223

Kapatılan Üniversite: 15

AKP hükümeti, iş güvenliği, memuriyet güvencesi, hukuk güvenliği, adil yargılama hakları gibi anayasal ve evrensel hakları ihlal ederek, darbe bahanesiyle eğitimde adeta muhalif temizliği yaptı. Türkiye’nin en seçme öğrenci ve öğretmenlerinin bulunduğu 170 lise ‘proje okul’ ilan edilerek öğretmenleri zorla uzaklaştırıldı, okullarda AKP’lileştirme projesi başlatıldı. Osmanlı’dan günümüze harbiye okullarına subay adayı yetiştiren 4 lise kapatıldı, 3 bin 800 öğrenci devlet okullarına kaydırıldı.

AKADEMİK BAĞIMSIZLIK ÇÖKTÜ

Hakkında İşlem Yapılan Akademisyen: 5.247

Görevden Uzaklaştırılan: 4.225

KHK İle İhraç Edilen: 2.341

İşlem Yapılan İdari Personel: 1.545

Görevden Uzaklaştırılan İdari Personel: 1.117

Barış için Akademisyenler bildirisine imza atan akademisyenler görevlerinden uzaklaştırılırken, bir kısmı gözaltına alınarak gözdağı verildi. Son olarak, MAZLUMDER Eski Başkanı Ömer Faruk Gergerlioğlu, yaptığı bir Facebook paylaşımı sebebiyle çalıştığı hastaneden ilişiği kesildi.

EKONOMİ VE İŞDÜNYASI SARSINTI GEÇİRİYOR

TMSF’ye Geçen Holding Ve Şirket: 280

Takibe Alınan Gayrimenkul: 62.317

Gasp Edilen Mülk Ve Taşınmazların Ekonomik Büyüklüğü: 12 Milyar TL

15 Temmuz’dan sonraki hukuksuzluklar en çok ekonomiyi ve işadamlarını vurdu. Aralarında İpek Koza Holding, Boydak Holding, Bank Asya, Feza Gazetecilik AŞ, Dumankaya, AK-FA, Fi Yapı’nın yer aldığı 280 şirket TMSF’ye aktarıldı. TMSF, haklarında hiçbir mahkeme kararı olmayan ve suçlamalar sabit olmadığı halde bu şirketlerin 2017 başından itibaren satışına başlanacağını ilan etti.

Boydak Holding YK Başkanı Hacı Boydak, Boydak Holding CEO’su Memduh Boydak, yöneticileri İlyas, Şükrü, Bekir Boydak; Naksan Holding YKB Cahit Nakıboğlu, ATSO Başkanı İzzet Bayar, Gaziantep Ticaret Odası Meclis Başkanı Ali Yener, Güllüoğlu Baklavaları YKB Faruk Güllü, PETKİM Genel Müdürü Sadettin Korkut, Şentürkler Holding YKB Sami Şentürk, İhlas Holding CEO’su Cahit Paksoy, Hüseyin Tozlu, Mehmet Takmaklı, Ünal Takmaklı, Ahmet Sait Kavurmacı, Hazım Sesli gibi işadamlarının yer aldığı 100’ü aşkın holding ve şirket patronu ve yöneticisi ile binlerce orta ve küçük ölçekli şirket sahibi tutuklandı.

TİYATRO VE BALEYE SANSÜR, OYUNCU VE YÖNETMENLER AÇIĞA ALINDI

İstanbul Büyükşehir Belediyesinde muhalif kimlikleriyle bilinen 6 oyuncu ve yönetmen açığa alındı, 17 oyuncu, bir dramaturg, bir müzisyen ve bir koreografın işine son verildi. Genco Erkal’ın Dostlar Tiyatrosunun sahnelediği “Nâzım ile Brecht” oyunu OHAL kapsamında yasaklandı. Şarkıcı Sıla, Yenikapı Mitingi’yle ilgili yaptığı bir eleştirel paylaşım sebebiyle konserlerinin iptaliyle karşılaştı. Dünyaca ünlü gösteri topluluğu Cirque De Soleil’in Antalya EXPO’daki şovu iptal edildi, İstanbul’da gösteri yapmaları sebebiyle gruba ait 23 TIR’dan 18’ine ihtiyati tedbir kondu.

Erman Yalaz, 18.10.2016, tr724.com

Bir Cehalet Terazisi Olarak Madonna [Ahmet Bozkuş]

Kürk Mantolu Madonna’yı şarkıcı Madonna zanneden kadın sayesinde kitabın şarkıcı Madonna’yla alakası olmadığını öğrenmiş olan milyonlar var. Elbette bu şaşılacak bir durum değil. Hayvanat bahçesi müdürünün TÜBİTAK müdürü olduğu, “Okumuş insan görünce beni hafakanlar basıyor!” diyen profesörlerin(!) yaşadığı, “Eğitim seviyesi yükseldikçe oy oranımız düşüyor.” diyen siyasetçilerin iktidar sahibi olduğu bir ülkeden bahsediyoruz sonuçta. Televizyondaki bilge(!) kadın, bir Türkiye gerçeği.

İlim öğrenen, ilim öğreten, ilim öğrenen ve öğretenleri destekleyen insanların “cehaletin gücü adına” hapishaneleri doldurduğu bir ülke…

Akademisyenlere, öğretmenlere, gazetecilere, yazarlara, mürekkep yalamış on binlerce insana yer açmak için on binlerce suçlunun tahliye edildiği hapishaneleri olan bir ülke…

Kürk Mantolu Madonna da neymiş!  

Sabahattin Ali bugün yaşıyor olsaydı, o gün yaşadıklarından pek farklı bir muamele görmezdi ne yazık ki. Yazıları nedeniyle öğretmenlikten atılmış, yazdığı dergiler, gazeteler kapatılmış olan Sabahattin Ali’nin de kaderi bu olmalı. Düşündüğü, okuduğu ve yazdığı için -ne kadar enteresan- “vatan ha(y)ini” olmakla suçlanan Sabahattin Ali, ne acıdır ki memleketini terk etmeye çalışırken bir cinayete kurban gider. Kırk bir yaşındadır vefat ettiğinde. Ve bir pasaport verilmemiştir kendisine.

Her şey aynı memlekette…

Cehalet ve cinayet!

Şimdi Instagram dekoru olan Kürk Mantolu Madonna’yı askerdeyken yazar Sabahattin Ali. Attan düştüğü için çatlayan sağ bileğinin acısına rağmen yazmayı bırakmaz ve ortaya bu roman çıkar. Bu arada Sabahattin Ali, Leylim Ley’in de şairidir.

Hani vardı ya:

“Ayın şavkı vurur sazım üstüne

Söz söyleyen yoktur sözüm üstüne…”

Bugün karnındaki ikiz bebeklerini kaybeden kadın gibi Sabahattin Ali de Sinop’ta zindanda yatmıştır.

Aldırma Gönül de o zaman yazılmıştır.

“Başın öne eğilmesin

Aldırma gönül aldırma…”

Bir gün yolunuz tarihi Sinop cezaevine düşerse duvarlarda bu şiirleri görürsünüz ve bir Fatiha okursunuz, ölen şaire, şairlerimize… Sonra iki karanfil alıp ziyarete gidersiniz Sinop cezaevinde iki melek bırakan kadını, yüreğiniz yeterse!

Sabahattin Ali bugün yaşasa Ahmet Altan’la aynı koğuşta olurdu herhalde. Yan koğuştan da Ahmet Turan Alkan bir Sivas türküsü söyler, eşlik ederdi yatağına kırgın ırmaklara…

Ahmet Bozkuş, 18.10.2016

Gazeteciler Neden Hapiste? [Nazif Apak]

Bir dönemin ünlü bir yandaş genel yayın yönetmeni, Zaman Ankara Temsilcisi Mustafa Ünal’ın koluna giriyor ve gülerek şöyle diyor: “Ya sen de Reis’ten bir şey istesene kardeşim!”

Mustafa şaşırıyor. Sözün sahibi Mustafa’nın bozulduğunu anlayıp meramını daha açık bir dille izah etme gereği hisseder: “Bak kardeşim, bu adam şiir okudu diye hapse girdiğinde şu anki yalakaların hiçbiri ona destek vermedi. Sen kalkıp Erdoğan’ı hapishanede ziyaret ettin. Bir de yazı yazdın ve bu yayınlandı. Daha düne kadar Erdoğan’a selam vermeyenler bak nasıl abad oldu; sen hala kıt kanaat geçiniyorsun. Git Reis’ten bir şey iste, o günkü vefanın karşılığını al.”

Mustafa duyduklarına inanamaz, tam bir şok yaşamaktadır. Onun bu halini gören o günlerin etkin yayın yönetmeni, Ünal’ı rahatlatmak, havayı yumuşatmak için kendini örnek verir. Ne de olsa uzun yıllardır arkadaşlık yapmaktadırlar. “Bak,” der ve devam eder “Ben dâhil herkes bir şeyler talep etti Patron’dan ve herkes büyük imkânlara kavuştu. Fena mı oldu? Sen de iste!”

Mustafa Ünal, kendisine böyle bir teklifin yapılmasına fena halde bozulmuştu. Bir o kadar üzüldüğü başka bir mevzu da vardı: Kendilerini yakın zamana kadar ‘mazlum, mağdur, mustazafin’ gibi sıfatlarla tanımlayan İslamcıların mal mülk makam sevdasına kapılmalarını anlayamıyordu. Üzülüyordu.

‘Tavsiye’ye o da uysaydı…

Mustafa Ünal, bugün hapishanede. Acaba o meslektaşının tavsiyesine uysaydı, Reis’ten bir şeyler isteseydi, verilen şeyler karşılığında kalemini suikast silahı gibi kullansaydı bugün zindanlarda çürür müydü?

Neymiş? 15 Temmuz askeri darbe girişimi sonrasında darbe soruşturması açılmış da o çerçevede gazeteciler de tutuklanmış. Bre Allah’tan korkmaz kuldan utanmaz adamlar! Mustafa Ünal nasıl olur da darbe girişimi nedeniyle hapse atılır. Adamın ömrü darbe karşıtlığı ile geçmiş…

Sadece Mustafa Ünal mı? Tabii ki hayır! Bugün hapishanelere tıkılan ya da sürgünlerde yaşamak zorunda bırakılan gazetecilerden hiçbirinin darbe gibi büyük bir insanlık suçuna sıcak bakmadığı aşikâr bir gerçek. Bu insanların tek bir satırla bile olsa darbeyi destekleyen bir yazısına, tek bir cümle ile bile olsa darbe yanlısı bir konuşmasına rastlayamazsınız. Cümle âlem biliyor ki bu insanların hapse atılmasının asıl sebebi bir despot düzene boyun eğmemesidir.

Ali Bulaç hapse girer miydi?

İşte Ali Bulaç! Pek çok yerde dostlarına aynen şunu anlatma mecburiyeti hissetti Bulaç: “Beni önemli bir yerden aradılar ve bir restoranda davet ettiler, önce havadan sudan konuşuldu, sonra asıl mevzua girildi. Bana Zaman Gazetesi’ni bırakmam tavsiye edildi. Ben de onlara yıllardır bu gazetede yazı yazdığımı ve saygı gördüğümü anlattım. Benim olumsuz cevabım karşısında iktidarı temsilen konuşan kişiler çok büyük bir bedel ödemek zorunda kalacağımı söyledi. Benden yandaş medyada yazı yazmam ve Zaman’ı bırakmam isteniyordu. Evet, cevabı alamayınca tehdit edip ayrıldılar.”

Ali Bulaç, kendisine yapılan ahlaksız teklifi o gün kabul etseydi şimdi demir parmaklıklar arkasında olur muydu? Elbette hayır! Kanlı askeri darbe teşebbüsünü ‘Allah’ın lütfu’ olarak görenler gazetecilerden intikam almaya karar verdi. Bulaç listenin en başında yer alıyordu; Nazlı Ilıcak, Mümtaz’er Türköne, Gültekin Avcı gibi isimlerin üzerine çarpı atılmış, bahane aranıyordu.

15 Temmuz o kara listenin bahanesi oldu.  Çünkü ‘Patron’ ve adamları, kalemini satmayan gazetecilerin hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet gibi ağır suçlamalar karşısında iktidarın yanında yer almamasına içerlemişlerdi. O lokantada anlaşma sağlansaydı Ali Bulaç bugün baş tacı edilecekti. Mümtaz’er Türköne benzer teklife evet deseydi iktidar borazanı olarak tarihe geçecekti. O teklife hayır demenin bedelini ödüyor şimdi. Kazanan kim? Hayatında bir kerecik olsun darbeye destek vermemiş insanları hapse atanlar mı, yoksa Medrese-i Yusufiye’de çile çekenler mi?

Elbette bir sebebi var!

Hangi gazeteci, örgüt ya da darbe suçlaması ile hapiste yatmayı hak ediyor, söyler misiniz? Çözüm süreci sırasında Apo’ya methiyeler düzen, PKK’yı şirin gösteren yandaş şakşakçılar bugün ekranlardan inmezken Şahin Alpay’ın, Ahmet Altan’ın, Mehmet Altan’ın, Ahmet Turan Alkan’ın ve onlarca muhabir ve gazetecinin hapishanelerde çürütülmesinin tabii ki bir sebebi var!

Birilerinin intikam hissi ve tahakküm zorbalığı adaleti ayaklar altına almış çoktan. Şahsi serveti yetmezmiş gibi etrafını paraya boğan ve paralarla insanları esir hale getiren güç odağı, yargıya talimat yağdırarak kimi gazetecileri mahpus kimilerini de sürgün hale getiriyor.

Yandaş yazar-çizer takımının (akrabalar üzerindeki varlıklar da gösterilmek suretiyle) son on yıllık mal varlığı açıklansın; kimin kaça satın alındığı apaçık bir şekilde ortaya çıkacaktır.

Böyle adalet olmaz: Zulme boyun eğersen terörist yamağı bile olsan başköşedesin. İktidar nimetleri yerine fikir çilesini tercih edersen zindandasın.  Tabii ki çok sürmez bu zulüm; zira mazlumun âhı, bir gün kıskıvrak yakalar şahı…

Nazif Apak, 18.10.2016

Yolan kim, yolunan kim? Halka tavuk muamelesi yapan kim? - [Mahmut Çebi]

Benim anlamadığım bir husus var. Artık neredeyse herkes Hizmet Hareketi mensubu olan kişilerin yolmada mahir olduğunu söylüyorlar. Bu konuda uzman olduğu söylenen kişiler kim? Bu kişiler olduğu söylenenlerin neredeyse hepsi niçin beş parasız. 

Buna karşılık bu kişilerin yolma yaptığını söyleyenlerin hepsi neden aşırı zengin. Ve bunlar bu kadar hızlı bir şekilde nasıl zengin oldular. Yolma uzmanı olduğu söylenen kişiler binlerce insanı eğitmiş ve güzel meslek sahibi yapmışlar. Eleştirenler ne yapıyorlar.

Asıl anlamadığım şeylerin başında ise vatan haini, terörist ve ihanet çetesi olduğu söylenen bu kişilerin yaptığı her iş sadece suçlayanlar tarafından değil üstüne üstlük bizzat cadı avına çıkan devlet tarafından örnek alınıp aynısı yapılmaya çalışılıyor. Hain ve terörist olduğu iddia edilen kişilerin yaptığı işlerin örnek alınması neyle açıklanabilir?

Garip bir tezatlık durum da var. Bu kişileri milleti yolmakla suçlayanlar aylardır el koymalarına rağmen halen halka hizmet için açılan kurumları bitiremediler. Bu kişiler maden bu kadar adi insanlardı niçin kendilerini ve çevrelerini zengin etmek yerine çulsuzluğu tercih ettiler. Bu kişileri eleştiren cemaat ve dernekler ise topladıkları paralarla ne yaptıklarını açıklasalar, algı şaşkınına dönen aziz halkımız karşılaştırma yapsa ve yapılan hainliğin boyutunu net bir şekilde görüp bizzat kendisi tahlil edebilse.

Mesela 50 yıldır faal olan bir Milli Görüş’e devlet el koymak istese el koyulacak kurum sayısı nedir, kaç tanedir? Her yıl toplanan milyonlarla ne yapılıyor? Yeni dönemin adı şeffafiyet olacaksa bir Menzil grubu da şeffaflaşacak mı? Halka rapor verecekler mi? Benzer faaliyetler yapan Alevi, sol ve Kürt derneklerine Hizmet Hareketi’ne sorulan soruların hiç olmazsa onda bir sorulacak mı?

Yoksa demokratik kahramanlığımız hep “düşene bir tekme de sen vur”dan mı ibaret?

Yeni kahramanımız Can Dündar’ın yaptığı gibi…

Mahmut Çebi, 17.10.2016

İşimiz sefer; zafer değil - [Abdullah Aymaz]

Himmeti tökezleten, aşk ve şevki kıran altıncı hastalık işi birbirine bırakmaktır. Üstad Hazretleri bu hususu şöyle ifade ediyor:

“Sonra da, acizliğin ve kendine itimatsızlığın yüzünden meydana gelen ve İŞİ BİRBİRİNE BIRAKMAK olan gaddar düşman geliyor. Himmeti elinden tutup oturtur. Siz de; “Kendiniz hidayet üzere doğru yolda olduktan sonra, başkalarının dalalette olması, size zarar vermez.” (Maide Süresi, 105) Ayetin ifade ettiği şahika hakikati, o düşman engelin üzerine çıkarınız. Ta, o düşmanın eli, o himmetin eteğine yetişmesin.”

Hayırlı bir işin yapılması için “Kim var orada” denildiğinde, merhum Necip Fazıl’ın dediği gibi, “Sağına ve soluna bakmadan, ‘Ben varım’ diyebilmek ideal bir gençlik ruhunu gösterir. Bediüzzaman Hazretleri buna, “İmanlı fazilet” diyor. Evet, fazilet; iyiliklerin alışkanlık haline gelmesidir. Alışkanlıklar da düşüne taşına yani sağına ve soluna bakılarak yapılmaz… Yani fazilet, iyiliklerin hiç düşünülmeden yapılmasıdır…

Yedinci engel, insanın kendi vazifesini bırakıp Allah’ın işine karışmasıdır. Üstad Hazretleri bunu şöyle anlatıyor: “Sonra, Allah’ın işine müdahale eden dinsiz düşman gelir; himmetin yüzünü tokatlar, gözünü kör eder. Siz de himmete, aşk ve şevke müdahale edip engel çıkaran dinsiz düşmana karşı ‘Emrolunduğun gibi dosdoğru ol’ (Hud Süresi, 112) Ayetini ve ‘Efendine, amirlik taslama’ olan karlı ve kendi vazifeni bilme hakikatini, ona gönderiniz, ta ki onun haddini bildirsin.”

Maalesef işlerini tam yapmayan bazı aceleciler, kendi nefislerini bırakıp Cenab-ı Hakkın hikmetlerini sorgularcasına ve kumar oynar gibi “Artık ne olacaksa olsun” diyerek en büyük tehlikelere yelken açmakta ve peşlerine düşen saf  kitleleri de peşlerine takarak, geri dönülemez girdaplara sürüklemekteler. Peygamber Efendimizin (S.A.S.) aktif sabırları meydandadır; Allah’ın koyduğu kanunlara her zaman riayet etmiş, sadece kendi üzerine düşenleri yapmıştır.

On Yedinci Lem’ada şöyle deniliyor: Bir zaman şeytan, Hz. İsa Aleyhisselama itiraz edip demiş ki: “Madem ecel ve herşey Kader-i İlahi iledir; sen kendini bu yüksek yerden at, bak nasıl öleceksin.” Hz. İsa Aleyisselam demiş ki: “Cenab-ı Hak, kulunu tecrübe eder ve ‘Sen böyle yapsan, sana böyle yaparım, göreyim seni yapabilir misin?’ der. Fakat kulun hakkı yok ve haddi değil ki, Cenab-ı Hakkı tecrübe etsin ve desin: ‘Ben böyle işlesem, sen böyle işler misin?’ Böyle tecrübevari  bir surette Cenab-ı Hakkın rububiyetine karşı bir imtihan tarzı, edepsizliktir, kulluğa aykırı bir davranıştır. Madem hakikat budur; insan kendi vazifesini yapıp Allah’ın işine karışmamalıdır. Meşhurdur ki, bir zaman İslam kahramanlarından ve Cengiz Han’ın ordusunu bir çok defa mağlup eden Celaleddin Harzemşah, harbe giderken, vezirleri ve çevresi ona demişler: ‘Sen muzaffer olacaksın, Cenab-ı Hak seni galip getirecek. O, demiş: Ben Allah’ın emriyle, cihad yolunda hareket etmeye vazifedarım, Cenab-ı Hakkın işine karışmam; muzaffer etmek veya mağlup etmek O’nun işidir.’ İşte o zat, bu teslimiyet sırrını anlamasıyla, harika bir surette çok defa muzaffer olmuştur.” (On Üçüncü Nota)

Hem Yedinci Lem’anın İkinci vechinde mühim bir soru var: “Kainatın İftihar tablosu ve Rabbülalemin olan Cenab-ı Hakkın Habibi Muhammed Aleyhisselamın sahabelerinin, müşriklere karşı Uhud Savaşının nihayetinde ve Huneyn Savaşının başlangıcında mağlubiyetinin hikmeti nedir?“ Bu soruya Üstad şöyle cevap veriyor: “Müşrikler içinde olup, o zamandaki büyük sahabelere, ileride mukabil gelecek (onlar gibi büyük işler yapacak) Hz. Halid bin Velid gibi çok zatlar vardı. Şanlı ve şerefli istikballeri noktasından bütün bütün izzetlerini kırmamak için ilahi hikmet gelecekteki güzel hizmetlerinin acele bir mükafaatı  olarak mazide (Uhud ve Huneyn’de) onlara vermiş. Demek mazideki sahabeler, müstakbeldeki sahabelere karşı mağlup olmuşlar. Ta o geleceğin sahabeleri, kılıç korkusu ile değil, belki hakikatin parıltısının sevkiyle İslamiyete girsin ve o fıtri kahramanlık damarları çok zillet çekmesin.”

Evet, bizim vazifemiz seferdir, zafer değildir.

Abdullah Aymaz, 17.10.2016