Türkiye ekonomisini çöküşten kurtaracak reçete…

Gerçek bir yargı reformu, hiçbir para çıkışı olmadan Türkiye’ye çok önemli faydalar sağlayacak: “İçeride büyük bir sosyal barış atmosferi oluşturacak. AB ile ilişkiler olumlu bir yola girecek. IMF’den güçlü bir finansal destek alma kapıları açılacak. Ekonomik çöküş yavaşlayacak. Kovid-19 sorununa karşı etkin tedbir alınacak.”

BOLD ANALİZ – IMF Başkanı, son yaşadığımız Küresel Finans Krizinin etkilerinin görüldüğü 2009’dan daha kötü veya en az onun kadar kötü bir ekonomik durgunluğa girdiğimizi, olumlu şartlar gerçekleşirse 2021’de toparlanma başlayabileceğini söyledi. IMF Başkanı, devamında, dünya ekonomisinin aniden durmasının iflas dalgası riski ve devamındaki işten çıkarmaların daha sonra ekonomik toparlanmayı da zorlaştıracağı hatta toplumsal yapıya zarar vereceğini belirtti.

IMF, virüsün yayılmasına bağlı olarak, gelişmekte olan ülkelerde ekonominin durması, sermaye çıkışları ve ihracatçılar için fiyat şokları gibi bir dizi problemin ortaya çıkacağını, pek çok gelişmekte olan ülkede daralma ve buna bağlı olarak döviz kurlarında kritik hareketler olacağını öngörüyor. Tüm bu öngörüleri birer birer yaşıyoruz. Örneğin, döviz kurlarında ciddi değişimler ve TL’nin değer kaybı oranları çok yüksek seyrediyor.

IMF, Türkiye gibi ülkelerin (emerging markets) kendi rezervlerinin ve iç kaynaklarının yetersizliğine karşı 2,5 trilyon dolar finansman ihtiyacı olduğunu tahmin etmektedir. Türkiye’nin açıkladığı paket ise sadece 15 milyar dolar civarındadır. Türkiye’nin, bundan çok daha fazla desteğe ihtiyacı olduğu açıktır. Üstelik, Türkiye’nin dış borçların çevirebilmesi için, dövize ihtiyacı var. Ülke ekonomisinin yavaşladığı ve virüs yayılımının hızla arttığı bu dönemde, ekonominin seçenekleri çok kısıtlı. Bazı ekonomistler, para basılabileceğini belirtiyor. Ancak bu çok yüksek bir enflasyona yol açar ve yerel paranın değerini daha da düşürür. Üstelik yerel para ile döviz girdisi sağlanamayacağı için yine döviz açığı olma riski var. Türkiye ekonomisi bu nedenle, kısır döngü içerisine girmiş durumunda.

Türkiye’yi en çok zorlayacak gerçeklerden biri de IMF, Dünya Bankası gibi çok uluslu ekonomik kuruluşlardan destek alma olasılığının düşük olması. Destek alması veya almaması bir kenara, bu kapının kapalı olması bile ekonomiye zarar verir. Türkiye’nin IMF, Dünya Bankası gibi çok uluslu ekonomik kuruluşlardan destek alma olasılığı, hapisteki gazeteciler ve siyasi tutuklular nedeniyle çok düşük. Bu tabloyu tersine çevirmek, siyasi tutukluların özellikle bu virüs ortamında serbest bırakılmasına bağlı. Ardından da bir yargı reformu yapılması durumunda, para kapılarının açılması olasılığı gündeme gelebilir.

TÜRKİYE ÇOK TEHLİKELİ BİR EKONOMİK ÇÖKÜŞE IŞIK HIZIYLA İLERLİYOR

Yapıcı bir yaklaşım gösterilmezse, geri dönüşü olmayan bir çöküş kaçınılmazdır. Türkiye ekonomisinin döviz darboğazı ve riskini döviz kurları göstermektedir. Ancak ülkenin ekonomik riskini gösteren ve dünya genelinde takip edilen bir başka gösterge (CDS) şu an alarm düzeyindedir. “Credit Default Swap-CDS” bir ülkenin riskini gösteren ve günlük olarak değişebilen uluslararası bir piyasa verisidir. Aşağıdaki grafik, Türkiye’nin risk seviyesinin 600 puanın üzerine çıktığını gösteriyor. Bunun (CDS) 300’ün üzerine çıkması ciddi sorunlara işaret eder. Türkiye için 600’ün üstünde olan bu veri Almanya için 25 civarında ve Yunanistan için 220 dolayındadır.

Bu verinin 600 olması, tümüyle Kovid-19 sorunundan kaynaklanmıyor. Virüs sorununun en yüksek olduğu iki ülke İtalya ve İspanya’dır. Bunların risk değeri, 185 ve 105 civarındadır. Risk düzeyi tüm dünya ülkeleri içerisinde ele alınınca Türkiye, en riski ülkeler içerinde yer almaktadır. Türkiye, ekonomik dar boğaza ve kısır döngüye girdiği için, şu anki risk seviyesi son on yılın en yüksek seviyesidir. Kısır döngü, yapıcı bir politika ile tersine çevrilmezse, çok ama çok ağır sonuçların kısa sürede ortaya çıkması kaçınılmaz görünüyor.

Bu bağlamda hükumet, ekonomik sıkıntıları ‘maliyetsiz hafifletmek’ için gerçek bir yargı reformu yapmak zorundadır. Hükumetten kimse jest istemiyor. Olması gerekeni istiyor. Bunu yapmayacak hükumet, önümüzde bekleyen ağır ekonomik sorunları üstel (exponential) olarak artıracaktır. Bu da zaten hükumetin kaçınılmaz sonu olacaktır.

Şunu da belirtmek gerekir ki, IMF’nin işaret ettiği gibi, önümüzdeki aylarda peş peşe batışlar kaçınılmazdır. Bunun ekonomideki adı ‘sistemik risk’ yani domino taşları gibi devrilme riskidir. Şu an hükumetçe atılmayan her pozitif adım, bu riskin gerçekleşme hızını ve dalga boyutunu artıracaktır. Aylar hatta yıllar önce atılmayan adımlar hem yurt içinde hem de uluslararası platformda Türkiye’de ağır maliyetlere yol açmaktadır. Maalesef Kovid-19 sorunu bu süreci ışık hızına çıkarmaktadır.

Özetle, yargı reformu hiçbir para çıkışına yol açmadan şu faydaları sağlayacaktır:

  • İçeride büyük bir sosyal barış atmosferi oluşturacaktır.
  • AB ile ilişkilerde olumlu bir yola girilmiş olur.
  • IMF’den güçlü bir finansal destek alma kapılarını açar.
  • Ekonomik çöküş yavaşlar, ekonomik zararların yaralarının sarılması kolaylaşır.
  • Kovid-19 sorununa karşı daha etkin tedbir alma imkanı doğar.

Sonuç olarak hükumet bir saniye bile beklemeden, öldürme, şiddet kullanma, uyuşturucu ve cinsel saldırı suçları gibi suçlar kapsamında olmayan ve tutuksuz olarak yargılanabilecek, öncelikle hasta, yaşlı, hamile ve çocuklular olmak üzere tüm tutukluları serbest bırakmalı, ardından ciddi bir yargı reformu ile içinde bulunduğumuz ağır şartlarda bir nebze olsun rahatlama sağlamalı, temel insan haklarına ve demokrasiye doğru adım atarken Kovid-19 ile mücadelede ve ekonomiyi olası büyük çöküşlerden korumada rasyonel politikalara geri dönmelidir.

[BoldMedya] 4.4.2020

TESK: 500 bin işyeri kapandı, devlet en azından asgari ücret ödesin

Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) Başkanı Bendevi Palandöken: " 500 bin iş yeri kapandı. Devlet, en azından esnafa ve işsiz kalana asgari ücret ödesin. Biz Türkiye'nin en büyük iş gücüyüz. Ekonomide esnaf olmazsa çarklar dönmez."

KRONOS -4 Nisan 2020

Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) Başkanı Bendevi Palandöken, RS FM’den Atilla Güner’in sorularını yanıtladı. ‘İşleri düşen esnaf kredi için bankaya başvurduğunda kolaylık sağlanıyor mu?’ sorusuna Palandöken şu yanıtı verdi:

‘ESNAF OLMAZ İSE EKONOMİDE ÇARKLAR DÖNMEZ’

“Biz Türkiye’nin en büyük iş gücüyüz. Ekonomide esnaf olmazsa çarklar dönmez. Şimdi birçok esnaf kardeşimiz sıkıntı yaşıyor. Bir günde 40 bin kişi Halkbank’a destek için başvurdu. Bankalara gittiklerinde kredi almaları hiç kolay değil. Daha önce hiçbir yerden kredi almamış olma şartı var. Ayrıca mutlaka kefil ve temiz sicil isteniyor. Küçük esnafın sermayesi ne kadar ki bu paraları ödeyebilsin. Şimdi mesela bir berber kalfasını düşünün o berber saç kesecek ki o kalfa da para kazanabilsin. 500 bin iş yeri kapalı. Şimdi 15 gündür bu insanlar boştalar. Ben bu konuyu Çalışma Bakanımızla da bugün telekonferans yaptık anlattım.”

‘EN AZINDAN BİR ASGARİ ÜCRET ÖDENSİN’

Palandöken, “Talebiniz ne?” sorusunu şöyle yanıtladı:

“Bizim devletimiz büyüktür, güçlüdür. Tamam Avrupa’daki gibi işletmelere 5 bin 10 bin dolar vermek zor. Ama en azından iş yapamayan esnafa, işsiz kalanlara bir asgari ücret düzeyinde bir yardım yapılmasını istiyoruz. Bu şekilde bu arkadaşlarımız da akşam ellerinde ertesi gün ekmek alacak kadar paraları olduğunu bilerek uyuyabilsinler.”

[Kronos.News] 4.4.2020

‘Tutuklulara nevresim takımı, çorap, havlu… götürmekten tutuklandım’

Kahramanmaraş’ta yaşayan, ikisi engelli dört çocuk annesi Kısa, 'cezaevlerinde sürekli yaptığım yardımı organize gibi göstererek hakkımda suç uydurdular' dedi ve yaşadıklarını Kronos'a anlattı.

TUBA DEMİR -4 Nisan 2020

HDP Elbistan ilçe yönetiminde görev aldığı ve vasisi olduğu tutukluya para ve giyecek yardımı yaptığı için örgüt üyesi olmakla suçlanan Elif Kısa, geçtiğimiz günlerde adli kontrol şartıyla tahliye edildi.

Kahramanmaraş Elbistan Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 3 Aralık 2019 tarihinde gözaltına alınan Ali ve Elif Kısa (64) çifti ile Bekir Kaya, “Örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” iddiasıyla tutuklanmıştı. Avukatların itirazı üzerine Ali Kısa 6 Aralık’ta tahliye edilmiş, ancak Elif Kısa ve Bekir Kaya tahliye edilmemişti.

Maraş’ta yaşayan, ikisi engelli dört çocuk annesi Kısa, ‘sürekli yaptığım yardımı organize gibi göstererek hakkımda suç uydurdular’ diyor. Elif Kısa bu süreçte yaşadıklarını Kronos‘a anlattı:

MAHPUSLARA PARA VE GİYECEK YARDIMI YAPMAK SUÇ SAYILDI

3 Aralık 2019 tarihinde tutuklandım ve cezaevine gönderildim. Neden tutuklandığımı bile bilmiyordum.

“İddianamede, Abdullah Hasan, Muhammed Akbaş Bibis, Kamuran Akbay, Leyla Atabay, Selver Yıldırım, Bedreddin Kaya ve Şafi Yıldırım adlı tutuklulara nevresim takımı, çorap, eşofman, havlu, ayakkabı, kese ve gömlek gibi zaruri ihtiyaçları götürmem suç olarak kabul edilmiş. Vasisi olduğum Abdullah Hasan adlı hükümlünün hesabına para yatırmam da “finansal destek” olarak nitelendirdi. “Mavi 78 kod isimli gizli tanığın verdiği ifadeler de savcılığın “finansal destek” iddiasından öteye geçemedi. Ben okuma yazma bilmem, ne organize olarak ne de tek başıma örgütsel bir suç işlemedim. İnsanlığım gereği elimden geldiğince tutuklu bulunan ailelere yardımcı olmaya çalıştım. Bir çok tutuklunun ailesi farklı şehirlerde oturuyor. Okuma yazma bilmiyorlar, Türkçe konuşamayanlar var, yol yöntem bilmedikleri için benden rica ediyorlardı, ben de sürekli ailelerin gönderdiği şeyleri cezaevine teslim ediyordum. Oysa yasal yollarla yapmış olduğum bu işlemi organize bir suç saydılar. Müdürün eliyle para ve giyecek yardımı yapmam nasıl suç olur?”

İKİ ENGELLİ ÇOCUĞUM PERİŞAN OLDU

PKK’ya organize şekilde yardımcı olduğu iddiasıyla 4 ay tutuklu kalan Kısa’nın iddianamesinde, 18 Ekim 2015 tarihinde polis tarafından düzenlen ev baskınında öldürülen Dilek Doğan’ın cenazesine katılmak da suçlamalar arasında yer aldı.

Biri zihinsel, diğeri bedensel engelli iki yetişkin çocuğu olan Elif Kısa, çocuklarımı düşünmekten aklımı kaybedecektim, dedi ve sözlerine şöyle devam etti:

“Benim iki engelli çocuğum var. Onların yanından bugüne kadar hiç ayrılmadım. Ama tutuklandığım zaman içeride çok zor zamanlar geçirdim, çünkü aklım çocuklarımdaydı. Onlar kendi ihtiyaçlarını kendileri gideremiyor. Beni gözaltına alıp götürüldükleri an oğlum Ahmet’in attığı çığlıklar hala kulaklarımda. İki çocuğum da çok korkmuştu. O an arabadan indim, oğlumu öptüm sakinleştirdim ve tekrar arabaya bindim. Eşim serbest kalmıştı ama o benim kadar ilgilenemezdi çocuklarımla. Yemek, temizlik konusunda çok sıkıntı yaşamışlar. Büyük oğlum İsmail sürekli beni sorup duruyormuş. Dış kapımızın arkasında durup benim gelmemi bekliyormuş. Gözü sürekli kapıdaymış. Ben çocuklarımdan bu kadar uzun süre hiç ayrı kalmadım. Daha önce yine gözaltına alınmıştım ama bir hafta sonra serbest bırakılmıştım. İlk defa çocuklarımdan bu kadar uzun süre ayrı kaldım ve onları düşündükçe delirmek üzereydim. İki çocuğum ve eşim perişan oldular yokluğumda.”

“BEN YAŞLI BİR KADINIM YAPMAYIN DEDİM AMA DİNLETEMEDİM”

Elif Kısa üç erkek bir kız çocuğu annesi. İ̇ki yetişkin engelli çocuğu ve eşi ile beraber yaşıyor. Kızı ise İngiltere’de yaşıyor. Diğer oğlu Süleyman’ı ise 16 yıldır görmüyor ve ondan hiçbir şekilde haber alamıyor. PKK’nın kamplarına katıldığı haberini aldıkları oğulları nedeniyle sürekli baskı altında olduklarını ifade eden Kısa durumu şöyle özetliyor:

“Oğlum Süleyman uzun yıllar önce bizden ayrıldı ve PKK’nın kamplarına katılmış. Tabii bundan bizim haberimiz yok. Sonradan öğrendik. O günden sonra oğlumdan hiçbir şekilde haber alamadım. Ölü mü, sağ mı hâlâ bilmiyorum. Ona ulaşmayı, ondan haber alabilmeyi çok isterdim. Ne olursa olsun ben bir anneyim. Evladımın nerede olduğunu, ne durumda olduğunu bilmek isterdim ama hiçbir şekilde irtibatımız olmadı. Oğlum Süleyman’ın PKK’ya katılması nedeniyle biz ailece örgüt olarak gösteriliyoruz. Sürekli telefon tacizleri ve ev aramaları yapılıyor. Tutuklanmadan önce polisler geldi ve evin altını üstüne getirdiler. Ben yaşlı bir kadınım nolur bu kadar dağıtmayın, sonra nasıl toparlayacağım buraları, söyleyin ne istiyorsanız ben vereyim, diye yalvardım ama dinletemedim. Ev savaş alanına dönmüştü. Onlar gittikten sonra günlerce evi toparlamaya çalıştım. Hem yaşlıyım hem hasta, üstelik bakmakla yükümlü olduğum iki engelli çocuğum var. Buna rağmen bize bu zulmü yaşatıyorlar. Oğlumdan haber alamadığımı, onu yıllardır görmediğimi söylememe rağmen peşimizi bırakmıyorlar. Oğlumla görüştüğüme dair ya da PKK’ya yardım ve yataklık yaptığıma dair yıllardır tek bir delil bile bulamadılar. Bulamazlar da, çünkü irtibatımız yok. Sırf oğlumdan dolayı bize bu zulmü yaşatmasınlar.”

VİRÜS NEDENİYLE ÇOCUKLARIMI GÖREMEDİM

Çin’de başlayan ve tüm dünyaya yayılan COVID-19 nedeniyle bir süre çocuklarını göremeyen Elif Kısa o günleri şöyle anlatıyor:

“Ali virüs salgını nedeniyle çocuklarımı getirmiyordu. Onları bir süre göremedim. Zaten içeride olmak beni kahrediyordu. Üstüne bir de onları görememek eklendi. Neyse ki artık tahliye oldum ve çocuklarıma kavuştum. Dışarı çıktığımda çocuklarım elinde çiçekle beni bekliyorlardı. Ahmet bana canlı çiçek yaptırmış. İsmail beni görür görmez elime yapıştı ve hiç yanımdan ayrılmadı. Şu an hâlâ öyle. Nereye gitsem peşimden geliyor. Mutfağa gidiyorum arkamda, balkona çıkıyorum arkamda, salona geçiyorum arkamda. Bir gölge gibi beni takip ediyor. Tekrar tutuklanmamdan, evden ayrılmamdan korkuyor. Bir an bile yanımdan ayrılmıyor.

“ARTIK YETER! BARIŞ OLSUN”

Elif Kısa yaşadıklarını anlatırken hapishanede birçok kişinin bu gerekçelerle tutuklu olduğuna dikkat çekiyor. Özellikle kadınların serbest kalmasını gerektiğini ifade eden Kısa, cezaevi şartlarının kötü olduğunu ve mahpusların sağlık sorunlarının zamanında giderilemediğini söylüyor ve ekliyor:

“İçeride bir çok kişi hasta, bende hastalandım özellikle kulaklarımda büyük bir problem yaşadım. Benim ilaçlarım zamanında veriliyordu ama diğer tutuklular için aynı şey söz konusu değildi. Diğer tutukluların da bir çok hastalığı var. Bir genç kızımız vardı. Görme bozukluğu yaşıyordu. O kızımız iki yıl boyunca gözlük alabilmek için uğraşmış. Doktora gittiğinde ise doktor neden bu kadar geciktin diye sormuş. Oysa doktora gidebilmek için çok uğraşmış. Şimdi o genç kızımız ciddi oranda görme kaybı yaşıyor.

Lütfen içerideki kadınları yaşlıları hasta tutukluları serbest bırakın. Bu topraklarda yaşanan bu zulme bir son verin artık. Biz savaş istemiyoruz, barış içinde yaşamak istiyoruz. Çocuklarımıza da yazık bizlere de yazık. Ne çocuklarımız, ne askerlerimiz ölsün ne de biz annelerin yüreği yansın. Lütfen barış olsun. Biz bu ülkenin insanlarıyız. Bize farklı muamele yapmayın. Ben tahliye oldum, evet çok mutluyum ama aklım diğer arkadaşlarımda. Lütfen cezaevlerini boşaltın.”

AHMET KISA: İÇİM İÇİME SIĞMIYOR

Annesi Elif Kısa tutuklandığı günden itibaren Ahmet Kısa yaşadıkları zorlukları sosyal medya hesabı Twitter üzerinden paylaşımlar yaparak duyuruyordu. Özellikle abisi İsmail Kısa’nın çok zor günler geçirdiğini söylüyor ve annesinin serbest bırakılması için yetkililerden yardım bekliyordu. Geçtiğimiz günlerde anne Elif Kısa serbest kalınca Ahmet Kısa sevincini yine sosyal medya üzerinden paylaştı. Melek annem tahliye oldu, diyen Ahmet Kısa yaşadıklarını Kronos ile de paylaştı.

“Annem Elif Kısa ve babam Ahmet Kısa tutuklandığında çok üzülmüştüm. Ne yapacağımı bilemedim. Zihin engelli abim İsmail ile baş başa kalmıştık. Olan bitene anlam veremiyordum. Annem vasisi olduğu kişiye para göndermekle suçlu bulunuyordu. Bu parayı yasal yollarla gönderen kişi neden suçlu oluyor? Annem suç teşkil eden hiçbir şey yapmamasına rağmen tutuklandı. Babam Ahmet Kısa ise bir hafta sonra serbest bırakıldı. Ben sanatla uğraşan bir insanım. Ressamım. Bu zor günleri de yine sanatla aşmaya çalıştım. Keşke dünyaya güzellikler hakim olsa. İnsanlar savaşmayı bıraksa ve barış içinde yaşasa. Kendisinden farklı düşünen kişilere de değer vermeyi bilse. Maalesef biz sürekli bir savaş halindeyiz. Çok yorulduk. Annem ve babam ve onlar gibi nice insanlar bu zulmü hak etmiyor. Neyse ki melek annem tahliye oldu. İçim içime sığmıyor. Çok mutluyum. İlk günden itibaren yanımızda olan ve bize destek vermeye çalışan herkese sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.”

[Kronos.News] 4.4.2020

Mansur Yavaş’tan “borç sildirme” kampanyası

Açtığı yardım kampanyası İçişleri Bakanlığı tarafından bloke edilen ABB Başkanı Mansur Yavaş yeni bir yardım kampanyası başlattı. Yavaş, hayırseverlerden vatandaşın mahalle esnafına olan borçlarını ödemelerini istedi.

BOLD – Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, İçişleri Bakanlığı genelgesiyle belediyenin bağış hesaplarının bloke edilmesinin ardından yeni bir yardım kampanyası başlattı. Yavaş, tüm hayırseverlere seslenerek, oturdukları mahalleler ve civarında ihtiyacı olan vatandaşların bakkal, manav ya da kasaba olan veresiye borçlarını ödemeleri çağrısında bulundu.

İYİLİK HASTALIKTAN DAHA BULAŞICIDIR

ABB Başkanı Mansur Yavaş, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, yeni sosyal sorumluluk kampanyası başlattığını bildirerek hayırseverlere çağrıda bulundu. “iyilik hastalıktan daha bulaşıcıdır” diyen Yavaş, çağrısında şunları kaydetti: “İhtiyaç sahibi vatandaşlarımıza yardım etmek isteyip de edemeyen hayırsever vatandaşlarımız olduğunu çok iyi biliyorum. Şimdi o hayırsever vatandaşlarımıza hiç kimseyi incitmeyecek ve engel çıkarılamayacak güzel bir teklifim var. Kendiniz veya birkaç kişi bir araya gelin.

YETİŞİLMEYEN KİMSE KALMASIN

Hemen mahallenizdeki ya da komşu mahallenizdeki bakkala, kasaba, manava gidin. Veresiye defterindeki bir ihtiyaç sahibinin borcunu ödeyin, hesabını kapatın. Biz komşuyuz, biz hemşehriyiz, biz milletiz. Gereğini yapalım. Hep birlikte, el ele, derdine yetişilmemiş hiç kimse bırakmayalım. Üstelik önümüz Ramazan. Ankaralılar olarak, bu zor günlerde lütfen böyle bir güzelliğe imza atalım, Türkiye’ye örnek olalım.”

[BoldMedya] 4.4.2020

Gelecek Partisi ‘infaz düzenlemesi’ açıklaması: Bu kanun taslağının amacı ne?

Gelecek Partisi Adalet Politikaları İzleme Kurulu’ndan yapılan açıklamada, yeni infaz düzenlemesinin yeterli olmadığı belirtildi. “Bu kanun taslağı Covit-19 sebebi ile mi çıkarılmaktadır yoksa bir ‘AF’ olarak mı?” denilen açıklamada, ‘tutuklu yargılama ısrarı’ndan vazgeçilmesi gerektiği belirtildi. Devlete karşı işlenen suçlarda kriterin cebir ve şiddet olması gerektiği aktarılan açıklamada, “İlkesel olarak, “Devlet, kişilere karşı işlenen suçları affedemez” yaklaşımı yerindedir. Lakin devlete karşı işlenen suçlarda kriter; ‘irtibat ve iltisak’ değil ‘cebir ve şiddet’ olmalıdır. Devletin şahsına karşı herhangi bir suça bulaşmamış olanlar ile Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin içtihatlarında da belirtildiği üzere ‘sempatizanların terör suçlusu ve terör örgütü üyesi sayılamayacağı’ dikkate alınmalıdır.” ifadeleri kullanıldı.

İşte o açıklama;

1- Süreç -Yöntem Eleştirisi

Yasa teklifinin toplumla paylaşılmamış olması ve toplumun içeriğini bilmediği ve yeterince tartışamadığı bir kanun yapma sürecini doğru bulmuyoruz. TBMM içinde ve dışındaki partiler, sivil toplum örgütleri ve baroların sürece dahil edilmesi gerektiğine inanıyoruz.

2- COVİT-19 mu AF mı?

Kanunun çıkarılma gerekçesi netlik kazanmış değildir. Bu kanun taslağı Covit-19 sebebi ile mi çıkarılmaktadır yoksa bir ‘AF’ olarak mı? İnfaz Kanununda yapılmak istenen değişiklikler oldukça önemli ve gereklidir. Yapılmak istenen iyileştirmelere katılmakla birlikte covit-19 virisünün yayılmasına karşı tutuklu ve mahkumların can güvenliğinin sağlanması birinci öncelikli sorun olarak ele alınması gerekirken, üzerinde yeterli çalışma yapılmamış, kamuoyu, siyasi partiler ve ilgili STK’ların görüşlerine başvurulmadan hazırlanmış bir infaz kanunu değişikliği yeni problemlere neden olabilir.

3- Ana Motivasyon COVİT-19 ise;

Yaşlı, engelli, çocuk, kadın ve hastaların eşitlik ilkesi çerçevesinde değerlendirilmesi ve adli-siyasi ayrımına gidilmemesi gerekmektedir. Ayrıca; yeni doğum yapan kadınların cezası 6 ay yerine 1 yıl 6 ay ertelenebilcek olması yeterli değildir. 0-6 yaş gurubu çocukların sağlıklı bir şekilde gelişmelerini temin edebilmek için iyi hal şartı aranmaksızın çocuk sahibi olan kadın hükümlü ve tutukluların cezaları da suçlar bakımından hiçbir ayrım gözetilmeksizin 6 yıla kadar ertelenebilmelidir.

4- Tutuklu Yargılama Israrından Vazgeçilmelidir;

Ceza ve Tutuklu evlerinin kapasitesinin üzerinde dolu olduğu ve infaz kanununda affı çağrıştıran bir düzenleme yapıldığı bir durumda, yargılamaların zorunlu olmadıkça tutuksuz yapılması hem ceza usul yasası, hem adil yargılanma hakkı ve hem de cezaevlerindeki insani yaşam şartlarının iyileştirilmesi bakımından son derece önemlidir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi’nin kararları doğrultusunda ve zorunluluk bulunmayan işlerde verilmiş bulunan tutuklama kararları derhal kaldırılmalı ve yerine diğer adli kontrol tedbirleri uygulanmalıdır.

5- Devlete Karşı Suçlarda Kriter ‘Cebir ve Şiddet’ Olmalıdır

Son yıllarda maalesef terör tanımı hem siyaset hem de yargı makamları tarafından ceza hukukunun genel ilkelerine aykırı olacak şekilde genişletilmiştir. Hukuk geriye doğru işletilmiş ve geçmişte suç sayılmayan fiiller yüzünden bireyler silahlı terör örgütü üyesi ya da sempatizanı sayılarak tutuklanmış veya mahkum edilmişlerdir.
İlkesel olarak, “Devlet, kişilere karşı işlenen suçları affedemez” yaklaşımı yerindedir. Lakin devlete karşı işlenen suçlarda kriter; ‘irtibat ve iltisak’ değil ‘cebir ve şiddet’ olmalıdır. Devletin şahsına karşı herhangi bir suça bulaşmamış olanlar ile Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin içtihatlarında da belirtildiği üzere “sempatizanların terör suçlusu ve terör örgütü üyesi sayılamayacağı” dikkate alınmalıdır. Yapılacak infaz düzenlemelerinde, yasalar önünde tüm vatandaşların eşitliği ve devletin bir hukuk devleti olması ilkelerini ortadan kaldıran, istisna öngören yaklaşımlar terk edilmedikçe, halkın af beklentileri sona ermeyeceğinden kamuoyu vicdanı tatmin edilmiş olmayacaktır.

6- Cezaevi Şartları Acilen Düzeltilmelidir

Cezaevlerinin şartları asgari insan onuruna yakışır standartlarda olmalıdır. Sağlık tedbirleri artırılmalı, karantina adı altında istiflemeye sebep olunmamalıdır. Eldiven, maske, dezenfektan vb. ihtiyaç maddeleri kolay ulaşılabilir ve ücretsiz olmalıdır. Hasta mahpusların sevk süreçleri hızlandırılmalı; kronik hastalar öncelikli olarak ve ivedilikle tahliye edilmelidir.

7- Yeni Bir İnfaz Kanunu Yapılmalıdır

İnfaz Kanununu teklif edildiği gibi bir kere daha kısmen değiştirmek; defalarca değişikliğe uğrayarak, insicamı ve bütünlüğü bozulmuş, tekli bir infaz rejimi olmaktan çıkmış infaz sistemimizi çok daha karmaşık hale getirecektir. Virüs salgını ve tutuklu ve hükümlülerin can güvenliği endişesi ve baskısı olmaksızın yeni bir ceza infaz sistemi ülkemiz için son derece önemli ve acil ihtiyaçtır.
Mevcut sistemin mağdur haklarını korumadığı gibi mahkumların temel hak ve özgürlükleri bakımından bir denge kuramadığı ve adaletin tecellisine katkı sağlamadığı tartışmasızdır.

Dolayısıyla; Yeni Ceza İnfaz Yasası yapılmalıdır. Bu yasa;
Ceza hukukunun tüm tarafları, siyasi partiler ve ilgili STK’ların görüşleri doğrultusunda son derece titiz bir hazırlık dönemi geçirdikten sonra çıkarılmalıdır. Yapılacak kanun;
a) İnfaz rejiminde tek, sade, anlaşılabilir, öngörülebilir bir sistem içermelidir.
b) Ceza infaz sistemi, hak ettikleri cezalarını çeken tutuklu ve mahkumların başta can ve sağlık olmak üzere temel haklarını güvence altına almalıdır.
c) Cezalandırmanın aynı zamanda bir ıslah ve rehabilitasyon amacı taşıdığı gözetilerek, mahkumların topluma yeniden kazandırılmasını temin eden düzenlemeler içermelidir.
d) Suçtan zarar gören mağdur ve mazlumların adalet beklentilerini tam olarak yerine getirmeli ve dolayısıyla hukuk devleti ve yargıya olan güveni temin etmelidir.

[TR724] 4.4.2020

“En zengin ülkenin ‘en hasta ülke’ olacağı hiç aklıma gelmedi”

Contagion filminin senaristi Scott Z. Burns, ABD Başkanı Trump'ı salgına yönelik önlemler konusunda eleştirerek "Bu ülkenin başkanının, salgın için 'aldatmaca' diyeceğini asla ama asla beklemezdim" dedi.

KRONOS -4 Nisan 2020

Yaklaşık 9 yıl önce gösterime giren Contagion (Salgın) filminin senaristi Scott Z. Burns, “Dünyanın en zengin ülkesinin (ABD) en hasta ülke olacağını asla tahmin edemezdim.” ifadelerini kullandı.

Euronews‘in aktardığına göre CNN televizyonundan Anderson Cooper’a konuşan Scott Burns, günümüzde tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgınıyla ilgili neler düşündüğünü anlattı.

ABD Başkanı Donald Trump’ı salgına yönelik önlemler konusunda eleştiren Burns, “Bu ülkenin başkanının, salgın için ‘aldatmaca’ diyeceğini asla ama asla beklemezdim” dedi.

2011 yapımı Contagion (Salgın) filmi ölümcül koronavirüs salgını sonrası Warner Bros kataloğunda en çok aranan ikinci filme yükseldi. Salgın filmi için araştırmalara başladığında, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Hastalıkları Önleme ve Kontrol Merkezi’ne gittiğini belirten Burns, “O zamanlar bile oradaki uzmanların bu konuda çok bilgili oldukları ve çok sıkı bir hazırlık yapıldığı görülüyordu.” diye konuştu.

Scott Burns, dünyada vaka sayısının en fazla görüldüğü ülke olan ABD’nin 3 ay gibi bir sürede bu noktaya geleceğine inanamadığını dile getirdi:

“Ben bu filmi tasarladığımda, uzmanlarla konuştuğumda, üç ay gibi bir sürede dünyanın en zengin ülkesinin, dünyanın en hasta ülkesi konumuna geleceği hiç aklımdan geçmedi.”

[Kronos.News] 4.4.2020

DSÖ: Giderek daha fazla genç, virüs sebebiyle ağır hastalık geçiriyor

DSÖ uzmanlarından Dr Maria Van Kerkhove Cenevre'de düzenlenen basın toplantısında koronavirüse ilişkin uyarılarda bulunarak "Giderek daha fazla genç insanın koronavirüs sebebiyle ağır hastalık geçirdiğini görüyoruz" dedi.

KRONOS -4 Nisan 2020

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), giderek daha fazla gencin yeni tip koronavirüs (Kovid-19) sebebiyle ağır hastalık geçirdiği ve hayatını kaybettiği konusunda bir uyarıda bulundu.

Yetkililer, 60 yaş altında olan ve geçmişten gelen bir sağlık problemi olmayan kişilerin neden acil bakım ünitelerine alınacak kadar kötüleştiğini “daha iyi anlamak için” çalışmalar yürüttüklerini ifade etti.

DSÖ uzmanlarından Dr Maria Van Kerkhove, Cenevre’de düzenlediği basın toplantısında, “Hâlâ bilmediğimiz birçok şey var” dedi.

Genelde hastalığı ağır geçirenlerin yaşı ilerlemiş olan ve başka sağlık problemleri bulunan kişiler olduğuna dikkat çeken Kerkhove, “Bazı ülkelerde 30’lu, 40’lı, 50’li yaşlarındaki insanların yoğun bakıma alındığını ve öldüğünü görüyoruz” diye konuştu.

Kerkhove, “Giderek daha fazla genç insanın koronavirüs sebebiyle ağır hastalık geçirdiğini görüyoruz” dedi.

Pazartesi günü Britanya’nın başkenti Londra’da başka bir sağlık problemi olmadığı belirtilen 13 yaşında bir çocuk, Kovid-19 nedeniyle hayatını kaybetmişti. Güney Kore’de koronavirüs sebebiyle hayatını kaybedenlerin altıda birinin 60 yaş altında olduğu bildirildi. İtalya’da acil bakım ünitesine alınanların yüzde 10 ila 15’inin 50 yaş altı olduğu belirtilmişti.

Dünyada şu ana kadar 1 milyon yüz binden fazla yeni tip koronavirüs vakası görüldü ve yaklaşık 59 bin kişi hayatını kaybetti.

Dünya Sağlık Örgütü Başkanı Tedros Adhanom Ghebreyesus, geçtiğimiz günlerde, “Bugün gençlere bir mesajım var. Siz yenilmez değilsiniz. Virüs haftalarca hastanede yatmanıza neden olabilir, hatta ölümünüze yol açabilir” ifadelerini kullanmıştı.

[Kronos.News] 4.4.2020

Toplu alanlarda maske zorunluluğu: ‘Tanesi 5 lira, vatandaş nasıl alsın?’

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 'market ve pazar yerleri gibi toplu alanlarda maske takılması zorunla hale geldi' açıklamasının ardından hane halkı giderlerine yeni bir harcama kalemi daha eklendi. Zira maskelerin ücretsiz dağıtımına ilişkin bir açıklama yeni genelgede yer almadı.

KRONOS -4 Nisan 2020

Maske zorunluluğunun ardından sosyal medyada da tartışma başladı. Gazeteci Uğur Gürses  Twitter hesabından bağış kampanya paraları bloke edilen Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyeleri’nin ücretsiz maske dağıtımına atıf yaptı.

‘MASKEYİ DAĞITAN YARDIM TOPLAMASI YASAKLANAN BELEDİYE’

Gürses  “Kuralı koyan çözümü de getirmeliydi; toplu alanlarda maske zorunluluğunu getiren hükümet (ki doğru bir uygulama) maskeyi ücretsiz dağıtacağını açıklayan belediye. Yardım parası toplayan hükümet, maskeyi dağıtan ise yardım toplaması yasaklanan belediye” diye yazdı.

‘MASKE ZORUNLU FAKAT TEMİNİNE İLİŞKİN AÇIKLAMA YOK’

Akademisyen Tezcan Durna da Twitter hesabından “İçişleri Bakanlığı maske takmayı zorunlu kılıp maske teminine dair hiçbir açıklamada bulunmuyor. Ankara Büyükşehir Belediyesi toplu taşıma araçlarına maskesiz yolcu alınmayacağını, ücretsiz maske dağıtacağı haberiyle birlikte duyuruyor. Fark çok açık değil mi?” yorumunu yaptı.

‘BİR MASKENİN ÖMRÜ 4 SAAT, GÜNDE 3 MASKE 15 TL DEMEK’

Tele1 Ankara Temsilcisi İsmail Dükel de maske fiyatlarını paylaştı. Dükel Twitter hesabından “Maske artık zorunlu. Bu doğru. Ancak!!! Maske 5 Lira. Bir maskenin ömrü 4 saat. Günde 3 maske. Etti 15 Lira. Aylık çalışma iş günü 26. 26×15. Etti 390 Lira. Kızılay seyrediyor. Millet ittifakının belediyeleri ücretsiz dağıtıyor” mesajını paylaştı.

TİCARET BAKANI: SATIŞI İÇİN ÇALIŞMA YAPIYORUZ

Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan ise koronavirüse karşı maskelerin halkın daha kolay ulaşabileceği noktalarda satışı için çalışma yaptıklarını bildirdi. Pekcan, “Vatandaşımız ekmeğini ya da sebzesini nereden alıyorsa ona yakın yerden bunlara daha rahat ulaşabilecek” dedi.

[Kronos.News] 4.4.2020

Gelecek Partisi: Kriter; ‘irtibat ve iltisak’ değil ‘cebir ve şiddet’ olmalı

Gelecek Partisi, infaz yasasındaki değişikliğe ilişkin yaptığı açıklamada, Yargıtay kararına vurgu yapılarak ‘sempatizanların terör örgütü üyesi sayılmaması’ gerektiği vurgulandı.

YAVUZ GENÇ -4 Nisan 2020

ANKARA – Dün Adalet Komisyonu’nda görüşülerek, AKP-MHP ortaklığının getirdiği haliyle kabul edilen ve önümüzdeki günlerde TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmesi beklenen infaz yasasındaki değişiklik tartışılmaya devam ediyor. Düzenlemenin ayrımcılık niteliği olduğu vurgusu, sivil toplum kurumları tarafından, insan hakları örgütlerinden ve siyasi partilerce dile getiriliyor. Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu öncülüğünde kurulan Gelecek Partisi de infaz yasasına ilişkin önemli eleştiriler ve öneriler içeren detaylı bir açıklama yaptı. Açıklamada, koronavirüs nedeniyle yasada değişiklik öngörülüyorsa siyasi-adli ayrımının yapılmaması gerektiği vurgulanarak, irtibat ve iltisakın değil cebir ve şiddettin esas alınması istendi. Ayrıca Yargıtay kararına vurgu yapılarak “sempatizanların terör suçlusu ve terör örgütü üyesi sayılamayacağı” dikkate alınması istendi.

“MİTOVASYON COVID-19 İSE ADLİ-SİYASİ AYRIMINA GİDİLMEMELİ”

Açıklamada, yasa teklifinin toplumla paylaşılmamış olması eleştirilerek, “Toplumun içeriğini bilmediği ve yeterince tartışamadığı bir kanun yapma sürecini doğru bulmuyoruz. TBMM içinde ve dışındaki partiler, sivil toplum örgütleri ve baroların sürece dahil edilmesi gerektiğine inanıyoruz” denildi. Kanunun çıkarılma gerekçesinin net olması gerektiği vurgulanarak, şu ifadelere yer verildi. “Bu kanun taslağı Covit-19 sebebi ile mi çıkarılmaktadır yoksa bir ‘AF’ olarak mı? İnfaz Kanununda yapılmak istenen değişiklikler oldukça önemli ve gereklidir. Yapılmak istenen iyileştirmelere katılmakla birlikte covit-19 virisünün yayılmasına karşı tutuklu ve mahkumların can güvenliğinin sağlanması birinci öncelikli sorun olarak ele alınması gerekirken, üzerinde yeterli çalışma yapılmamış, kamuoyu, siyasi partiler ve ilgili STK’ların görüşlerine başvurulmadan hazırlanmış bir infaz kanunu değişikliği yeni problemlere neden olabilir. Ana motivasyon COVİT-19 ise yaşlı, engelli, çocuk, kadın ve hastaların eşitlik ilkesi çerçevesinde değerlendirilmesi ve adli-siyasi ayrımına gidilmemesi gerekmektedir. Ayrıca; yeni doğum yapan kadınların cezası 6 ay yerine 1 yıl 6 ay ertelenebilecek olması yeterli değildir. 0-6 yaş gurubu çocukların sağlıklı bir şekilde gelişmelerini temin edebilmek için iyi hal şartı aranmaksızın çocuk sahibi olan kadın hükümlü ve tutukluların cezaları da suçlar bakımından hiçbir ayrım gözetilmeksizin 6 yıla kadar ertelenebilmelidir.”

“TUTUKLU YARGILAMA ISRARINDAN VAZGEÇİLMELİDİR”

Gelecek Partisi’nin açıklamasında, ceza ve tutuklu evlerinin kapasitesinin üzerinde dolu olduğu ve infaz kanununda affı çağrıştıran bir düzenleme yapıldığı bir durumda, yargılamaların zorunlu olmadıkça tutuksuz yapılması gerektiğinin altı çizilerek, “Hem ceza usul yasası, hem adil yargılanma hakkı ve hem de cezaevlerindeki insani yaşam şartlarının iyileştirilmesi bakımından son derece önemlidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi’nin kararları doğrultusunda ve zorunluluk bulunmayan işlerde verilmiş bulunan tutuklama kararları derhal kaldırılmalı ve yerine diğer adli kontrol tedbirleri uygulanmalıdır” ifadeleri kullanıldı.

“DEVLETE KARŞI SUÇLARDA KRİTER ‘CEBİR VE ŞİDDET’ OLMALIDIR”

‘Son yıllarda terör tanımı hem siyaset hem de yargı makamları tarafından ceza hukukunun genel ilkelerine aykırı olacak şekilde genişletildiği’ belirtilen Gelecek Partisi açıklamasında şöyle devam edildi: “Hukuk geriye doğru işletilmiş ve geçmişte suç sayılmayan fiiller yüzünden bireyler silahlı terör örgütü üyesi ya da sempatizanı sayılarak tutuklanmış veya mahkum edilmişlerdir. İlkesel olarak, “Devlet, kişilere karşı işlenen suçları affedemez” yaklaşımı yerindedir. Lakin devlete karşı işlenen suçlarda kriter; ‘irtibat ve iltisak’ değil ‘cebir ve şiddet’ olmalıdır. Devletin şahsına karşı herhangi bir suça bulaşmamış olanlar ile Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin içtihatlarında da belirtildiği üzere “sempatizanların terör suçlusu ve terör örgütü üyesi sayılamayacağı” dikkate alınmalıdır. Yapılacak infaz düzenlemelerinde, yasalar önünde tüm vatandaşların eşitliği ve devletin bir hukuk devleti olması ilkelerini ortadan kaldıran, istisna öngören yaklaşımlar terk edilmedikçe, halkın af beklentileri sona ermeyeceğinden kamuoyu vicdanı tatmin edilmiş olmayacaktır.”

“YENİ BİR İNFAZ KANUNU YAPILMALIDIR”

Gelecek Partisi’nin açıklamasında son olarak şu öneriler yer aldı: “Yeni Ceza İnfaz Yasası yapılmalıdır. Bu yasa ceza hukukunun tüm tarafları, siyasi partiler ve ilgili STK’ların görüşleri doğrultusunda son derece titiz bir hazırlık dönemi geçirdikten sonra çıkarılmalıdır.

Yapılacak kanun;

a) İnfaz rejiminde tek, sade, anlaşılabilir, öngörülebilir bir sistem içermelidir.

b) Ceza infaz sistemi, hak ettikleri cezalarını çeken tutuklu ve mahkumların başta can ve sağlık olmak üzere temel haklarını güvence altına almalıdır.

c) Cezalandırmanın aynı zamanda bir ıslah ve rehabilitasyon amacı taşıdığı gözetilerek, mahkumların topluma yeniden kazandırılmasını temin eden düzenlemeler içermelidir.

d) Suçtan zarar gören mağdur ve mazlumların adalet beklentilerini tam olarak yerine getirmeli ve dolayısıyla hukuk devleti ve yargıya olan güveni temin etmelidir.”

[Kronos.News] 4.4.2020

AKPM: İnfaz değişikliğindeki ayrımcılığa son verin

AKPM'nin Türkiye raportörleri Thomas Hammarberg ve John Howell yaptıkları açıklamada, Türkiye'ye çağrıda bulunarak tutsakların erken ya da şartlı tahliyesinin ayrımcı olmamasını ve siyasi tutsakları da içermesini istedi, hükümete "Ayrımcılıktan vazgeçin” dedi.

KRONOS -4 Nisan 2020

ANKARA – Koronavirüs salgını ve cezaevlerinde yaşanması beklenen sağlık krizi nedeniyle, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin (AKPM) Türkiye raportörleri Thomas Hammarberg ve John Howell, Türkiye’ye çağrıda bulunarak tutsakların erken ya da şartlı tahliyesinin ayrımcı olmamasını ve siyasi tutsakları da içermesini istedi. Açıklamada, “Covid-19 virüsünün cezaevlerinde yayılmasıyla mücadele etmek için Türk parlamentosunun Ceza İnfaz Kanunu’nda değişiklik yapmak için attığı adımları memnuniyetle karşılıyoruz. Bu adımlar özellikle yaşlı ve hastalar ile hamile veya çocuklu kadın mahkûmların dramatik durumunu da dikkate almalıdır” denildi.

İNFAZ DÜZENLEMESİNDE CPT’NİN AÇIKLAMASI DİKKATE ALINMALI

İnfaz düzenlemesindeki ‘terörle ilgili suçlamalardan’ tutuklananları içermemesini ‘dehşet içinde öğrendiklerini kaydeden Türki raportörlerinin açıklamasında, “Bu değişiklikler ayrıca, Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi’nin (CPT), özellikle de aşırı kalabalık cezaevleri için üye devletleri özgürlükten yoksun bırakma alternatiflerini kullanmaya çağıran yakın tarihli açıklamasında dile getirilen endişeleri de dikkate almalıdır. Ancak söz konusu değişikliklerin; siyasetçileri, gazetecileri, akademisyenleri, görevden alınan memurları, sivil toplum aktivistlerini; ifade ve toplanma özgürlüğünü kullandıkları için ‘terörle ilgili suçlamalardan’ tutuklanan birçok kişiyi içermeyeceğini öğrenmenin dehşeti içindeyiz” ifadelerine yer verildi.

“AYRIMCILIK İNSAN HAKLARI AÇISINDAN KABUL EDİLEMEZ”

AKPM’nin, son kararı da dahil olmak üzere Türkiye’nin, çok geniş bir kapsamla yorumlanan mevcut Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Kanununu yürürlükten kaldırılmasa bile revize etmesi yönünde çağrılar yaptığı kaydedilen açıklamada şöyle denildi: “Bazı bilinen davalarda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi veya Türkiye’nin Anayasa Mahkemesi de gazetecilerin, politikacıların veya sivil toplum aktivistlerinin uzun süre gözaltında tutulmasını haksız bulan temel hak ihlalleri tespit etmişti. Bu nedenle, önerilen infaz değişikliklerinin siyasi gerekçelerle tutuklanan ve topluma tehdit oluşturmayanları sağlık ve güvenli yaşam koşullarından bilerek ve kasıtlı olarak mahrum bırakması düşünülemez. Böyle bir ayrımcılık insan hakları açısından kabul edilemez ve bu kişileri aşırı kalabalık cezaevlerinde sağlık açısından ek olarak akut ve riskli durumlara maruz bırakır ki bu onlara çifte ceza uygulamak demektir.”

“AYRIMCILIKTAN VAZGEÇİN”

AKPM’nin Türkiye raportörleri Thomas Hammarberg ve John Howell’in açıklamasının devamında şunlar kaydedildi: “Bu eşi benzeri görülmemiş ve son derece zorlu bir dönemde, Avrupa’daki yetkililer tüm vatandaşlarının sağlığını ve yaşam hakkını sağlamak için alınan önlemlerden sorumludur. Bizler Türk makamlarını Covid-19 salgınıyla olan mücadelelerinde destekliyoruz ve bu nedenle onları, hapishaneler de dahil olmak üzere ayrımcılık yapılmaksızın virüsün yayılmasını önlemek için gerekli tüm acil önlemleri almaya teşvik ediyoruz. Bu temelde yetkili makamları, ilgili ve gerekli bilgilere erişim sağlamaya ve yerel yöneticiler tarafından başlatılanlar da dahil olmak üzere tüm girişimleri kolaylaştırmaya, önleyici tedbirleri artırmaya ve tüm vatandaşların, özellikle de en savunmasız olanların sağlık hakkına erişimini sağlamaya çağırıyoruz.”

[Kronos.News] 4.4.2020

IMF: Benzeri görülmemiş bir kriz, daha önce böylesini görmedik’

IMF Başkanı Georgieva, koronavirüs salgınının tüm dünyada 2008 küresel mali krizinden çok daha kötü ve benzeri görülmemiş ekonomik krize yol açtığını söyledi: "IMF'nin tarihinde hiçbir zaman dünya ekonomisinin böylesine durma noktasına geldiğine tanıklık etmedik."

KRONOS -4 Nisan 2020

Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Kristalina Georgieva, Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) İsviçre’nin Cenevre kentindeki merkezinde video konferans yoluyla düzenlenen basın toplantısına katıldı.

90 ÜLKEDEN YARDIM TALEBİ

IMF’nin 1 trilyon dolarlık finansal kapasitesini koronavirüsten etkilenen ülkeler için kullanmaya hazır oldukları mesajını veren Georgieva, şimdiye kadar 90’dan fazla ülkenin kendilerinden yardım talebinde bulunduğunu ifade etti.

Georgieva, Koronavirüs’e karşı ‘en savunmasız’ ülkelerin ise “ekonomileri yükselen ve gelişen ülkeler” olduğunu vurguladı.

‘BENZERİ GÖRÜLMEMİŞ BİR EKONOMİK KRİZ’

Georgieva, “Acil finansman desteği konusunda şimdiye kadar asla böylesine artan bir taleple karşılaşmadık. 2008 küresel mali krizinden çok daha kötü ve benzeri görülmemiş bir ekonomik krize neden oldu. IMF’nin tarihinde hiçbir zaman dünya ekonomisinin böylesine durma noktasına geldiğine tanıklık etmedik” ifadesini kullandı.

‘SAĞLIK KRİZİNDEN ÖTE, SOSYAL VE EKONOMİK SONUÇLARININ FARKINDAYIZ’

Tüm dünyada teyitli Covid-19 vaka sayısının 1 milyonu, hayatını kaybedenlerin sayısının da 50 bini geçtiğini anımsatan Ghebreyesus, “Ancak bunun bir sağlık krizinden çok daha ötesi olduğunu biliyoruz. Hepimiz pandeminin derin sosyal ve ekonomik sonuçlarının farkındayız” diye konuştu.

Ghebreyesus, bazı ülkelerin halkının geçimini sağlamaları ve ekonomik çöküşten kurtulmaları için borçlarının hafifletilmesinin şart olduğunu, bu bağlamda IMF ve Dünya Bankasıyla iş birliği yaptıklarını kaydetti.

[Kronos.News] 4.4.2020

Tahliye olan engelli annesi Elif Kısa: İçerde bir çok kişi hasta

Kahramanmaraş’ta yaşayan, ikisi engelli dört çocuk annesi Kısa, 'cezaevlerinde sürekli yaptığım yardımı organize gibi göstererek hakkımda suç uydurdular' dedi ve yaşadıklarını Kronos'a anlattı.

TUBA DEMİR -4 Nisan 2020

HDP Elbistan ilçe yönetiminde görev aldıkları ve vasisi olduğu tutukluya para ve giyecek yardımı yaptığı için örgüt üyesi olmakla suçlanan Elif Kısa, geçtiğimiz günlerde adli kontrol şartıyla tahliye edildi.

Kahramanmaraş Elbistan Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 3 Aralık 2019 tarihinde gözaltına alınan Ali ve Elif Kısa (64) çifti ile Bekir Kaya, “Örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” iddiasıyla tutuklanmıştı. Avukatların itirazı üzerine Ali Kısa 6 Aralık’ta tahliye edilmiş, ancak Elif Kısa ve Bekir Kaya tahliye edilmemişti.

Maraş’ta yaşayan, ikisi engelli dört çocuk annesi Kısa, ‘sürekli yaptığım yardımı organize gibi göstererek hakkımda suç uydurdular’ diyor. Elif Kısa bu süreçte yaşadıklarını Kronos‘a anlattı:

MAHPUSLARA PARA VE GİYECEK YARDIMI YAPMAK SUÇ SAYILDI

3 Aralık 2019 tarihinde tutuklandım ve cezaevine gönderildim. Neden tutuklandığımı bile bilmiyordum.

“İddianamede, Abdullah Hasan, Muhammed Akbaş Bibis, Kamuran Akbay, Leyla Atabay, Selver Yıldırım, Bedreddin Kaya ve Şafi Yıldırım adlı tutuklulara nevresim takımı, çorap, eşofman, havlu, ayakkabı, kese ve gömlek gibi zaruri ihtiyaçları götürmem suç olarak kabul edilmiş. Vasisi olduğum Abdullah Hasan adlı hükümlünün hesabına para yatırmam da “finansal destek” olarak nitelendirdi. “Mavi 78 kod isimli gizli tanığın verdiği ifadeler de savcılığın “finansal destek” iddiasından öteye geçemedi. Ben okuma yazma bilmem, ne organize olarak ne de tek başıma örgütsel bir suç işlemedim. İnsanlığım gereği elimden geldiğince tutuklu bulunan ailelere yardımcı olmaya çalıştım. Bir çok tutuklunun ailesi farklı şehirlerde oturuyor. Okuma yazma bilmiyorlar, Türkçe konuşamayanlar var, yol yöntem bilmedikleri için benden rica ediyorlardı, ben de sürekli ailelerin gönderdiği şeyleri cezaevine teslim ediyordum. Oysa yasal yollarla yapmış olduğum bu işlemi organize bir suç saydılar. Müdürün eliyle para ve giyecek yardımı yapmam nasıl suç olur?”

İKİ ENGELLİ ÇOCUĞUM PERİŞAN OLDU

Örgüte organize şekilde yardımcı olduğu gerekçesiyle 4 ay tutuklu kalan Kısa’nın iddianamesinde, 18 Ekim 2015 tarihinde polis tarafından düzenlen ev baskınında öldürülen Dilek Doğan’ın cenazesine katılmak da suçlamalar arasında yer aldı.

Biri zihinsel, diğeri bedensel engelli iki yetişkin çocuğu olan Elif Kısa, çocuklarımı düşünmekten aklımı kaybedecektim, dedi ve sözlerine şöyle devam etti:

“Benim iki engelli çocuğum var. Onların yanından bugüne kadar hiç ayrılmadım. Ama tutuklandığım zaman içeride çok zor zamanlar geçirdim, çünkü aklım çocuklarımdaydı. Onlar kendi ihtiyaçlarını kendileri gideremiyor. Beni gözaltına alıp götürüldükleri an oğlum Ahmet’in attığı çığlıklar hala kulaklarımda. İki çocuğum da çok korkmuştu. O an arabadan indim, oğlumu öptüm sakinleştirdim ve tekrar arabaya bindim. Eşim serbest kalmıştı ama o benim kadar ilgilenemezdi çocuklarımla. Yemek, temizlik konusunda çok sıkıntı yaşamışlar. Büyük oğlum İsmail sürekli beni sorup duruyormuş. Dış kapımızın arkasında durup benim gelmemi bekliyormuş. Gözü sürekli kapıdaymış. Ben çocuklarımdan bu kadar uzun süre hiç ayrı kalmadım. Daha önce yine gözaltına alınmıştım ama bir hafta sonra serbest bırakılmıştım. İlk defa çocuklarımdan bu kadar uzun süre ayrı kaldım ve onları düşündükçe delirmek üzereydim. İki çocuğum ve eşim perişan oldular yokluğumda.”

“BEN YAŞLI BİR KADINIM YAPMAYIN DEDİM AMA DİNLETEMEDİM”

Elif Kısa üç erkek bir kız çocuğu annesi. İ̇ki yetişkin engelli çocuğu ve eşi ile beraber yaşıyor. Kızı ise İngiltere’de yaşıyor. Diğer oğlu Süleyman’ı ise 16 yıldır görmüyor ve ondan hiçbir şekilde haber alamıyor. PKK’nın kamplarına katıldığı haberini aldıkları oğulları nedeniyle sürekli baskı altında olduklarını ifade eden Kısa durumu şöyle özetliyor:

“Oğlum Süleyman uzun yıllar önce bizden ayrıldı ve PKK’nın kamplarına katılmış. Tabii bundan bizim haberimiz yok. Sonradan öğrendik. O günden sonra oğlumdan hiçbir şekilde haber alamadım. Ölü mü, sağ mı hâlâ bilmiyorum. Ona ulaşmayı, ondan haber alabilmeyi çok isterdim. Ne olursa olsun ben bir anneyim. Evladımın nerede olduğunu, ne durumda olduğunu bilmek isterdim ama hiçbir şekilde irtibatımız olmadı. Oğlum Süleyman’ın PKK’ya katılması nedeniyle biz ailece örgüt olarak gösteriliyoruz. Sürekli telefon tacizleri ve ev aramaları yapılıyor. Tutuklanmadan önce polisler geldi ve evin altını üstüne getirdiler. Ben yaşlı bir kadınım nolur bu kadar dağıtmayın, sonra nasıl toparlayacağım buraları, söyleyin ne istiyorsanız ben vereyim, diye yalvardım ama dinletemedim. Ev savaş alanına dönmüştü. Onlar gittikten sonra günlerce evi toparlamaya çalıştım. Hem yaşlıyım hem hasta, üstelik bakmakla yükümlü olduğum iki engelli çocuğum var. Buna rağmen bize bu zulmü yaşatıyorlar. Oğlumdan haber alamadığımı, onu yıllardır görmediğimi söylememe rağmen peşimizi bırakmıyorlar. Oğlumla görüştüğüme dair ya da PKK’ya yardım ve yataklık yaptığıma dair yıllardır tek bir delil bile bulamadılar. Bulamazlar da, çünkü irtibatımız yok. Sırf oğlumdan dolayı bize bu zulmü yaşatmasınlar.”

VİRÜS NEDENİYLE ÇOCUKLARIMI GÖREMEDİM

Çin’de başlayan ve tüm dünyaya yayılan COVID-19 nedeniyle bir süre çocuklarını göremeyen Elif Kısa o günleri şöyle anlatıyor:

“Ali virüs salgını nedeniyle çocuklarımı getirmiyordu. Onları bir süre göremedim. Zaten içeride olmak beni kahrediyordu. Üstüne bir de onları görememek eklendi. Neyse ki artık tahliye oldum ve çocuklarıma kavuştum. Dışarı çıktığımda çocuklarım elinde çiçekle beni bekliyorlardı. Ahmet bana canlı çiçek yaptırmış. İsmail beni görür görmez elime yapıştı ve hiç yanımdan ayrılmadı. Şu an hâlâ öyle. Nereye gitsem peşimden geliyor. Mutfağa gidiyorum arkamda, balkona çıkıyorum arkamda, salona geçiyorum arkamda. Bir gölge gibi beni takip ediyor. Tekrar tutuklanmamdan, evden ayrılmamdan korkuyor. Bir an bile yanımdan ayrılmıyor.

“ARTIK YETER! BARIŞ OLSUN”

Elif Kısa yaşadıklarını anlatırken hapishanede birçok kişinin bu gerekçelerle tutuklu olduğuna dikkat çekiyor. Özellikle kadınların serbest kalmasını gerektiğini ifade eden Kısa, cezaevi şartlarının kötü olduğunu ve mahpusların sağlık sorunlarının zamanında giderilemediğini söylüyor ve ekliyor:

“İçeride bir çok kişi hasta, bende hastalandım özellikle kulaklarımda büyük bir problem yaşadım. Benim ilaçlarım zamanında veriliyordu ama diğer tutuklular için aynı şey söz konusu değildi. Diğer tutukluların da bir çok hastalığı var. Bir genç kızımız vardı. Görme bozukluğu yaşıyordu. O kızımız iki yıl boyunca gözlük alabilmek için uğraşmış. Doktora gittiğinde ise doktor neden bu kadar geciktin diye sormuş. Oysa doktora gidebilmek için çok uğraşmış. Şimdi o genç kızımız ciddi oranda görme kaybı yaşıyor.

Lütfen içerideki kadınları yaşlıları hasta tutukluları serbest bırakın. Bu topraklarda yaşanan bu zulme bir son verin artık. Biz savaş istemiyoruz, barış içinde yaşamak istiyoruz. Çocuklarımıza da yazık bizlere de yazık. Ne çocuklarımız, ne askerlerimiz ölsün ne de biz annelerin yüreği yansın. Lütfen barış olsun. Biz bu ülkenin insanlarıyız. Bize farklı muamele yapmayın. Ben tahliye oldum, evet çok mutluyum ama aklım diğer arkadaşlarımda. Lütfen cezaevlerini boşaltın.”

AHMET KISA: İÇİM İÇİME SIĞMIYOR

Annesi Elif Kısa tutuklandığı günden itibaren Ahmet Kısa yaşadıkları zorlukları sosyal medya hesabı Twitter üzerinden paylaşımlar yaparak duyuruyordu. Özellikle abisi İsmail Kısa’nın çok zor günler geçirdiğini söylüyor ve annesinin serbest bırakılması için yetkililerden yardım bekliyordu. Geçtiğimiz günlerde anne Elif Kısa serbest kalınca Ahmet Kısa sevincini yine sosyal medya üzerinden paylaştı. Melek annem tahliye oldu, diyen Ahmet Kısa yaşadıklarını Kronos ile de paylaştı.

“Annem Elif Kısa ve babam Ahmet Kısa tutuklandığında çok üzülmüştüm. Ne yapacağımı bilemedim. Zihin engelli abim İsmail ile baş başa kalmıştık. Olan bitene anlam veremiyordum. Annem vasisi olduğu kişiye para göndermekle suçlu bulunuyordu. Bu parayı yasal yollarla gönderen kişi neden suçlu oluyor? Annem suç teşkil eden hiçbir şey yapmamasına rağmen tutuklandı. Babam Ahmet Kısa ise bir hafta sonra serbest bırakıldı. Ben sanatla uğraşan bir insanım. Ressamım. Bu zor günleri de yine sanatla aşmaya çalıştım. Keşke dünyaya güzellikler hakim olsa. İnsanlar savaşmayı bıraksa ve barış içinde yaşasa. Kendisinden farklı düşünen kişilere de değer vermeyi bilse. Maalesef biz sürekli bir savaş halindeyiz. Çok yorulduk. Annem ve babam ve onlar gibi nice insanlar bu zulmü hak etmiyor. Neyse ki melek annem tahliye oldu. İçim içime sığmıyor. Çok mutluyum. İlk günden itibaren yanımızda olan ve bize destek vermeye çalışan herkese sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.”

[Kronos.News] 4.4.2020

Koronalı 112 Acil Servis teknikeri 2 gün boyunca hasta taşıdı

Amasya Suluova’da 112 Acil Servis personeli H.D.’ye ateş ve öksürük sebebiyle koronavirüs testi yapıldı. İzole edilmesi gerekirken çalışmaya devam etti. İki gün sonra test sonucu pozitif çıktı.

BOLD – Türkiye geneli hızla yayılan koronavirüs (Kovid-19) salgını sebebiyle önlemler üst seviyede tutulmaya çalışılıyor.

Amasya Suluova’da yaşandığı ileri sürülen bir olay ise her an ihmal yaşanabileceğini gösterdi.

AKCİĞER GRAFİĞİ, TOMOGRAFİ, KAN DEĞERLERİ NORMAL ÇIKTI AMA…

112 Acil Servis tıp teknikeri H.D.’de 28 Mart’ta ateş, öksürük, yorgunluk şikâyeti başladı. 30 Mart Pazartesi sabahı hastaneye giden H.D. test yaptırdı. Akciğer grafiği, tomografisi, kan değerleri normal çıktı. Burun sürüntüsü testi sonuçlarının da 2 gün sonra çıkacağı belirtildi.

KÖTÜ HİSSEDİYORSA RAPOR ALSIN TOMOGRAFİ TEMİZSE NÖBETE GİTSİN

H.D. 112 Acil Servis İstasyon sorumlusuna bilgi verdi. Sorumlu vaziyeti Başhekim Nilüfer Tali’ye aktarınca “Eğer gerçekten kötüyse, kendini kötü hissediyorsa gitsin raporunu alsın ama iyi durumdaysa, tomografisi temiz ise nöbetine gitmesinde herhangi bir sakınca yok, nöbetine gitsin” karşılığını aldı.

İKİ GÜN SÜREYLE ÇALIŞMAYA DEVAM ETTİ SONUÇ GELİNCE EVE KAPANDI

Görevine devam edip hastalara müdahale eden H.D.’nin test sonucu 2 gün sonra pozitif gelince personel kendini evinde izolasyona aldı.

Türk Sağlık-Sen Amasya İl Başkanı Şemsettin Dümen, olayla ilgili şunları söyledi:

VAKA SAYISINI AZ GÖSTERMEK İÇİN SÜRÜNTÜ TESTLER 5-10 ARASI GELİYOR

– Sağlık Müdürlüğü vaka sayısını az göstermek için sürüntü test çubuklarından hastaneye her gün 5-10 adet gönderiyor. Testler biriktirilip bekletilip oradan Samsun’a gönderiliyor ve 3 günden önce test sonucu alınamazken Amasya’da test yapılamıyor.

YANDAŞLAR RİSK OLMAYAN YERLERDE GÖREVLENDİRİLİYOR

– Sağlık çalışanları için gerekli önlemler alınmıyor. DSİ ve otelde izole edilenlerin üç öğün hastaneye gelip yemek yemeleri isteniyor. Evinde izole olanlara tulum değil önlük verilerek gönderiliyor. Kalp, tansiyon ve şeker hastası hemşireler en riskli bölümlerde görevlendirilirken yandaşlar risk olmayan yerlerde görevlendiriliyor. AKP il başkanı ve vekillerinin de bu konuda devreye girdikleri biliniyor.

SADECE 3 KİŞİ İZOLE EDİLDİ DİĞERLERİNE BULAŞTIRDIYSA NE OLACAK?

– Virüse yakalanıp belirti göstermeyen hastalar bile var. Bu süper taşıyıcılar gün boyu virüsü yaymaya devam ediyor. Bu sağlık çalışanı gün boyu hastalarla iç içe ve bir başhekimin bunu öngörmesi gerekmez mi? H.D. ile çalışan bir hemşire ve bir de ambulans şöförü izole edilmiş. Diğer sağlık çalışanları işine devam ediyor. Virüs bunlara da bulaştıysa, bunun sorumlusu kim?

İDARİ SORUŞTURMA YETMEZ ADLİ DE OLMALI

– Olayın sorumlusu başta Sağlık İl Müdürlüğü ve kurum başhekimidir. İstifa çözüm değildir. İlgili kurumları göreve davet ediyoruz. İdari soruşturma yanında adli soruşturma da yapılmalı.

[BoldMedya] 4.4.2020

Yabancı sermaye Türkiye’den hızla kaçıyor: 3 yılda gelen para 3 ayda uçtu

Yabancı sermayenin Türkiye’den çıkışı hızlandı. Son 3 yılda Türkiye’ye 5.3 milyar dolar gelirken, geride kalan 13 haftada çıkan para 6.5 milyar dolara ulaştı.

BOLD – Yabancıların Türk tahvil ve hisse senetlerinden kaçışı kesintisiz devam ediyor. Son 13 haftada çıkan para 6.5 milyar dolara ulaştı. Yabancıların son 3 yıl toplamındaki net portföy hareketleri daha 2020’nin ilk 3 ayında buhar oldu.

YABANCILAR ARTIK DEVLET TAHVİLİ ALMIYOR

Sözcü’den Mehtap Özcan Ertürk’ün haberine göre yabancıların 2017-2019 yıllarındaki net portföy hareketleri toplamı ise 5.3 milyar dolar seviyesindeydi. Son 13 haftada çıkan para 6.5 milyar dolara ulaştı. Yabancıların Türkiye Hazinesi’nin çıkardığı iç borçlanma senetlerindeki payı ise yüzde 7 ile son 30 yılın en düşüğüne indi.

3 AYDA 6.5 MİLYAR DOLAR TÜRKİYE’DEN ÇIKTI

Merkez Bankası’nın yurt dışı yerleşikler menkul kıymet portföyü verilerine göre, yılbaşından 27 Mart haftası ile biten döneme kadarki 13 haftada hisse senelerinden kesintisiz 2 milyar dolar çıkış oldu. Devlet iç borçlanma senetlerinde de toplam 4.4 milyar dolar kaçtı.

RESESYON KAYGISI KAÇIŞI HIZLANDIRIYOR

Özel sektör tahvil ve bonolarından ise 62 milyon dolar çıkış oldu. Uluslararası Finans Enstitüsü’nün Mart 2020 portföy akımı verilerine göre, global resesyon kaygısının arttığı bu dönemde gelişmekte olan ülkelerden 83.3 milyar dolar ile rekor para çıkışı oldu.

[BoldMedya] 4.4.2020

Cezaevi kantinleri kapandı: Tutuklular korona günlerinde meyve ve sebzesiz [Cevheri Güven]

Mecliste infaz yasası görüşmeleri sürerken cezaevlerinden kötü haberler geliyor. Kantinler kapatıldı. Tutuklular korona günlerinde sebze, meyve ve ek gıda alamayacak.

CEVHERİ GÜVEN

BOLD ÖZEL – Korona salgınının bazı cezaevlerine sıçradığı haberleri gelirken, şimdi de tutukluların bağışıklık sistemlerini güçlendirebilecek gıdalar almada tek seçenekleri olan cezaevi kantinlerinin de kapatıldığı haberi geldi.

Tutuklular, yakınlarıyla yaptıkları görüşmelerde cezaevi kantininin kapatıldığı bilgisini verdiler. Cezaevlerinde yiyeceklerin yetersiz olması nedeniyle, kantinden yiyecek alınmaması durumunda aç kalmak söz konusu.

Aynı şekilde sebze ve meyve de yalnızca kantinden temin edilebiliyor.

Tutuklulara cezaevi kantinin 1 ay süresince kapalı olacağı, 1 aylık alışveriş yapmaları yönünde bildirimden sonra kantinlerin kısa süre içerisinde kapatıldığı bildirildi.

40 kişiye varan koğuşlarda alınan gıdaları koyacak yer ve saklayacak yeterli buzdolabı olmaması nedeniyle 1 aylık alışverişin mümkün olmadığı bildiriliyor. 1 aylık sebze ve meyve stoklamak ise cezaevi şartlarında imkansız.

DIŞARIDAN VİTAMİNE İZİN YOK

Korona nedeniyle bağışıklık sistemlerinin güçlenmesi için tutuklu yakınlarının ulaştırmak istediği vitamin hapları da cezaevi yönetimleri tarafından kabul edilmiyor.

Yeterli güneş ışığı alamamak nedeniyle tutukluların bağışıklık sistemlerinin zayıf olduğunu belirten yakınları, kantin yasaklarıyla birlikte tutukluları daha zor günler beklediğini belirtirken, infaz yasasının eşit olarak uygulanmasını talep ediyorlar.

DÖNER SERMAYEYLE ÇALIŞIYOR

Cezaevi kantinleri, cezaevi yönetimi tarafından döner sermaye sistemiyle çalışıyor. Tutuklular ve mahkumlar haftalık olarak ürün listesi doğrultusunda form dolduruyorlar. Kantinden haftada bir kez alışveriş yapma hakkı var. Kantinler dışarıya göre fahiş fiyatla ürün satılması nedeniyle sık sık eleştiri konusu olmuştu.  Yemeklerin yetersiz verilmesi nedeniyle tutukluların kantine yönlenmek zorunda kalmaları da başka bir eleştiri konusuydu.

[Cevheri Güven] 4.4.2020 [BoldMedya]

Yeni Ailem Dergisi’nin Nisan sayısında neler var? [Dr. Ali Demirel]

Kutlu Doğum ayı olması sebebiyle Yeni Ailem Dergisi Nisan sayısının kapağına Efendimiz’i (s.a.s.) taşımış. Kapak konusunda, Allah Resulü’nün gençlerle geleceğe nasıl yürüdüğü örneklerle anlatılıyor. İlgili yazı, kendisini Efendimiz (s.a.s.) eksenli araştırmalarıyla tanıdığımız İlahiyatçı-Yazar Yücel Men’e ait.

Doktor anne, köşesinde “Hamilelikte annenin psikolojisi iyi olmalı” diyor ve bu zorlu süreçte anne ve babaya düşen görevleri kaleme alıyor.

Harun Tokak Hoca “Mucize deve” başlıklı yazısında Hz. Salih’i ve helak olan Semud kavmini anlatıyor.

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin eserlerinden derlenerek hazırlanan “Yoldaki Işıklar” köşesinde bu ay anne ve babanın dini vazifelerinde kusurda bulunmamaları gerektiği üzerinde duruluyor.

Pdg. Verda Hanzade, Ramazan’a günler saydığımız şu günlerde “Çocuklarımıza Ramazan’ı nasıl anlatabiliriz?” sorusunun cevabını veriyor.

Sevda Dereli, son yıllarda Türkiye’de yaşanan soykırım sürecinin sembol isimlerinden birisi olan kanser hastası Ahmet’in çektiği sıkıntıları anlatıyor.

“Ramazan’ı hakkıyla değerlendirebiliyor muyuz?” diyen M. Ali Şengül Hocamız, yazısıyla bizi Ramazan iklimine hazırlıyor.

Enes Cansever, bu ayki yazısında Orta Asya çöllerine can veren iki yiğit insandan bahsediyor: Hacı Kemal Erimez ve Pekmezci Ağabey. Mutlaka okunması gereken bir yazı.

“Sonsuzluk duygusudur namaz” diyen Etka Arslan, en hayati kulluk borcumuz olan namazın ehemmiyetinden bahsediyor.

Dilara Akman, yazısında yine çok mühim bir konuyu dile getiriyor ve “Disiplin ile cezalandırma karıştırılmamalı” diyor.

Cemil Tokpınar, “Peygamberimiz bir genci nasıl kurtardı?” başlıklı yazısında anne hakkının önemi üzerinde duruyor.

“Gurbette bayramdır Ramazanlar” diyen Ebru Nida Bilici, gurbet diyarlarını kendine yurt edinenlerin Ramazanlarını anlatıyor.

Dert Babası, kandillerle alakalı bir okurundan gelen soruyu cevaplandırıyor ve özetle “Kandiller hayatımızı aydınlatıyor” diyor.

Ayrıca dergi her sayısında olduğu gibi bu sayısında da 16 sayfalık bir çocuk dergisi sunuyor okurlarına. Bilmece, bulmaca, hikâye ve masallarla dolu olan bu bölüm, çocuklarımızın hem zihinsel gelişimlerine hem de manevi eğitimlerine katkı sağlıyor.

Evet, bu ay da Yeni Ailem Dergisi dopdolu içeriğiyle evlerimize konuk olmaya hazır. Biz sadece dergide öne çıkan yazıların konularını kısaca sizinle paylaşmak istedik.

Abonelik ve detaylı bilgi için aşağıdaki linki tıklayabilir, ayrıca müşteri hizmetlerine Whatsapp üzerinden kolayca sorularınızı yöneltebilirsiniz.

Abonelik: https://abone.yeniailem.com/clientarea.php

Whatsapp: +49 2773 7456295.
Ayrıca Yeni Ailem dergisini Almanya’da gazete ve dergi satan bayilerden de temin edebilirsiniz.

[Dr. Ali Demirel] 4.4.2020 [Samanyolu Haber]

Demokratik Kongo bile faturaları sildi

Birçok ülke gibi Demokratik Kongo Cumhuriyeti de koronavirüsten etkilenen vatandaşlarının zor durumda kalmaması adına iki aylık faturalarını sildi. Türkiye ise fatura silmek yerine uzaktan fatura kesme uygulaması getirerek kullanılmayan enerjinin de bedelini istedi.

 Türkiye’de eve hapsolan milyonlarca vatandaş, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin bile yaptığı gibi faturaların silinmesi beklenirken Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), yeni bir uygulamaya imza atarak uzaktan faturalandırma sistemini getirdi. Karara göre karantina bölgelerinde sayaçlar okunmayacak. Bu bölgelerde son 2 yılın ortalama tüketimi üzerinden faturalar kesilecek.

KAPANAN İŞLETMELER FATURA ÖDEYECEK

Düzenlemeye CHP sözcüsü Faik Öztrak’tan tepki geldi. Öztrak sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada Kongo’yu örnek göstererek “En yoksul ülkelerden Kongo’da bile devlet vatandaşlarının iki aylık elektrik-su faturalarını ödeyecek. En büyük 20 ekonomiden biri olan Türkiye’de ise, koronadan kapanan işletmelerin kullanmadığı elektrik ve doğal gaz 3 ay boyunca ortalama tüketimden faturalanacak. Pes doğrusu” ifadelerini kullandı.

FATURALAR 3 AY ERTELENMELİYDİ

CHP Niğde milletvekili Ömer Fethi Gürer de kararın toplumda hayal kırıklığı oluşturduğunu kaydederek, yapılması gerekenin bu dönemde doğalgaz bedelinin 3 ay süreyle vatandaştan istenmemesi olduğunu ifade etti. Gürer, 250 bine yakın işletme ve esnafın kepenk kapattığını, bu nedenle işsizler ordusuna milyonlarca yeni işsizin eklediğini hatırlatarak, “Böyle bir ortamda yapılması gereken, vatandaşlardan 3 ay süreyle elektrik ve doğal gaz ücreti talep etmemek olmalıydı” dedi.

HALKIN DEĞİL ŞİRKETLERİN YARARI GÖZETİLDİ

Düzenlemeye tepki gösteren Sol Parti’den yapılan açıklamada halkın iş, can ve aş derdinde, şirketlerin para peşinde olduğunun altı çizildi. EPDK düzenlemesine tepki gösterilen açıklamada, “Elektrik ve doğal gaz faturalarının geçen yılki ortalamasıyla düzenlenmesi halkın yararını gözeten değil, özel elektrik ve doğal gaz şirketlerinin kazançlarını garanti altına almayı amaçlayan bir uygulamadır” denildi.

[Samanyolu Haber] 4.4.2020

Küresel depresyon [Hasan Cücük]

Dünya Koronavirüs’e teslim oldu.

Tek gündeme mahkûm olduk.

Salgının nerede başladığını öğrendik, nerede biteceğini kimse bilmiyor.

Küresel maliyeti de tahmin edilemiyor.

Ülkeler insanlarını korumak ve hayatta tutabilmek için nesi var nesi yok ortaya koyuyor. Tabi bu tüm ülkeler için geçerli değil.

Bazı devletler de halktan yardım talep ederek, daha önce tespit edilen kişilere bu yardımları ulaştırıyorlar.

Bu ülkelerde bütün yük halkın omuzlarında, devlet kendisine yardımcı olmayı ilk ve temel öncelik olarak görüyor ve ona göre tavır geliştiriyor.

Bazı devlet adamları, “Halkım biz sizler için buradayız. Hepiniz için çalışıyoruz ve sizi korumak bizim görevimiz.” derken; bazıları, “Siz bizim için varsınız, biz olmazsak siz de olmazsınız.” diyor.

Krizin bilinemezliği içerisinde bilinen bazı gerçeklerden bahsedeceğim.

Küresel ekonominin amiral gemisi ABD’de son iki haftada işini kaybeden kişi sayısı 10 milyona yaklaştı. Sayı giderek büyüyor.

ABD, Fransa’nın Çin’den sipariş ettiği milyonlarca maskeye daha fazla para teklif ederek el koydu. Fransa da İtalya’ya ve İspanya’ya gidecek maskelere el koydu.

Sağlık araç-gereçlerine talep ve ihtiyaç her geçen gün artıyor ve talep karşılanamıyor.

Modern dediğimiz ve Müslüman dediğimiz insanların gerçek yüzlerini görmemiz derin üzüntülerin de kaynağı oldu.

Modern Fransa’da bir doktor bazı testlerin Afrikalılar üzerinde denenmesini teklif edecek kadar canavarlaşabildi. Bu duruma ilk ve en sert tepkiyi Drogba, Eto’o ve Demba Ba gibi futbolculardan geldi ve ırkçı doktora hak ettikleri cevabı verdiler.

Bazı Müslümanlar da bu ortamlarda bile insanları dışlamayı, farklılaştırmayı ve ötekileştirmeyi ihmal etmedi.

Yardımlarda bile sen-ben kavgasına tutuştular.

Sokağa çıkma bir tavsiye kararı, lakin ölüm kesin emir…

Virüs geometrik olarak artışını sürdürüyor.

Tedbirler ağır aksak ve tek tek ele alınıyor.

Zaman daralıyor, buna mukabil bazılarının öncelikleri ve gündemi hep aynı kalıyor. Bu belki de kendi ezberlerinin dışına çıkamamaları ve kendi korkuları ile yüzleşememelerinden kaynaklanıyor.

İşi olmayan zaten evde kalıyordu, gidecek yeri yok.

İşi olan kaybetmemek için evde kalamıyor.

Ölümlerden ölüm beğen demek belki de bu oluyor.

Virüsten önce işsizlik öldürüyordu, artık virüsle işsizlik işbirliği yaptı.

Durum daha çok zor artık.

Yardımlaşmak, omuz omuza vermek şart.

Kim ile? Var mı bir cevabınız? Benim yok.

[Hasan Cücük] 4.4.2020 [TR724]

Hastanelere acil durumlar dışında başvurular yasaklanmalı mı?

MetroPOLL'ün son anketi: Hastanelere acil durumlar dışında başvurular yasaklanmalı mı?

Türkiye'de Korona virüs vaka sayısı ve hayatını kaybedenlerin sayısı giderek artarken sağlık çalışanları büyük bir risk ile karşı karşıya .
Hastanelerin koronavirüs vakaları için yetersiz olduğu tartışma konusu. Gündemde olan konulardan biri de hastanelere acil durumlar dışında başvuruların yasaklanması.

MetroPOLL Araştırma "Türkiye'nin Nabzı Mart 2020" anketini bu konuya ayırdı. MetroPOLL, katılımcılara "Hastanelere acil durumlar dışında başvurular yasaklanmalı" şeklindeki görüşe katılıyor musunuz? sorusunu yöneltti.

Katılımcıların yüzde 85.5 "katılıyorum" yanıtını verdi, yüzde 12.9 "katılmıyorum" dedi.

Dünyada vaka ve ölüm rakamlarında yükselme devam ederken, Türkiye'de 2 Nisan'da açıklanan son verilere göre hayatını kaybedenlerin sayısı 356 oldu. Açıklama Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'dan gelmişti. Bakan Koca, son 24 saatte  79 kişinin koronavirüs nedeniyle yaşamını yitirdiğini, 2 bin 456 kişiye daha korona tanısı konulduğunu duyurmuştu.

Bakan Koca daha önceki açıklamasında İstanbul, Ankara, İzmir, Konya ve Kocaeli en fazla vakanın bulunduğu beş il olduğunu duyurmuştu. Hayatını kaybedenlerin yüzde 80'inin 60 yaş üzeri olduğu, yüzde 69'unun ise yüksek tansiyon hastası olduğu belirtmişti. Koronavirüs rastlanan sağlık personeli sayısı ise 601 olarak açıklanmıştı.

[Samanyolu Haber] 4.4.2020

ABD’de kilometrelerce yardım kuyruğu

ABD’nin Pensilvanya eyaletinde bulunan Pittsburgh şehrindeki gönüllüler, gıda yardımı organize etti. 1.500 aileye gıda yardımı dağıtan organizasyon için kilometrelerce araç kuyruğu oluştu.

Covid-19 salgını nedeniyle ABD’de son 2 haftada 6,6 milyon kişi işsiz kaldı. Daha önceki işsizlik rekoru 1982’de gerçekleşti. Sadece 650 bin kişi işsiz kalmıştı. İşsiz kalan 6.6 milyon kişi işsizlik fonuna başvurdu. İlk defa food banklarden yiyecek almaya giden insanlar olduğu belirtiliyor. Bir çok insan Amerika’da aydan aya hatta haftadan haftaya aldığı parayla yaşıyordu. Son iki haftada bir anda işsiz kalan 6,6 milyon kişinin hiç bir geliri yok. İşsiz sayısının birkaç hafta içerisinde 10 milyona çıkması bekleniyor.


[TR724] 4.4.2020

Ne virüs ne de yargı AKP’li belediyeyi durduramadı

AKP’li Hemşin Belediyesi, mahkemenin iptal kararı vermesine karşın mal sahiplerine herhangi bir tahliye bildiriminde dahi bulunmadan kamulaştırdığı taşınmazları yıktı.

BOLD – AKP’li Hemşin Belediyesi, kamulaştırma kararının iptal edilmesine rağmen Ortaköy Mahallesinde bulunan taşınmazların yıkım işlemini gerçekleştirdi. Taşınmazların kendilerine ait olduğunu belirten vatandaşlar ise duruma tepki gösterdi.

2015 YILINDA KAMULAŞTIRILMIŞTI

BirGün’den Gökay Başcan’ın haberine göre Hemşin Belediyesi Meclisi, 2015’te Ortaköy Mahallesi’nde bulunan 112 Ada ve 12 Parsel numaraları taşınmazların kamulaştırılmasına ve kentsel dönüşüm proje alanı olarak belirlenmesine karar verdi. Arazi sahipleri, kararı mahkemeye taşıdı. Açılan dava sonucu belediyenin kamulaştırma kararı ve kentsel dönüşüm planı Rize İdare Mahkemesi tarafından iptal edildi.

CUMHURBAŞKANLIĞI’NDAN ACELE KAMULAŞTIRMA KARARI

Mahkeme kararının ardından taşınmazlar Cumhurbaşkanlığı kararıyla TOKİ lehine acele kamulaştırıldı. TOKİ taşınmazların tapusunu kendi üzerine geçirmek için hukuki girişimde bulunmazken, yurttaşların açtığı dava Danıştay 6. Dairesinde sürüyor.

SALGINI FIRSAT BİLİP YIKTILAR

AKP’li Hemşin Belediyesi, Rize İdare Mahkemesi kararına ve TOKİ lehine acele kamulaştırma kararlarına rağmen, salgın günlerinde işçileri tehlikeye atarak yıkım işlerine başladı. Belediyenin, hukuksuz bir şekilde hareket ettiğini belirten vatandaşlar, “Hemşin Belediye Başkanı ve müteahhit firmalar, virüs tedbirlerinin olduğu bugünleri fırsat bilerek taşınmazımızı herhangi bir tahliye bildiriminde dahi bulunmadan hukuka aykırı olarak yıkmışlardır” dedi.

[BoldMedya] 4.4.2020

5 şehirde sokağa çıkma yasağı uygulanmalı: İtalya gibi oluruz!

Salgına yakalananların sayısı hızla artarken uzmanlar uyardı. Prof. Dr. İsmail Cinel, “Vaka sayısının en fazla olduğu ilk 5 ilde sokağa çıkma yasağı ilan edilmeli” derken Prof. Dr. Necmettin Ünal, İtalya’yı hatırlattı.

BOLD – Türkiye’de ilk koronavirüs tanısının açıklandığı 11 Mart’tan bu yana vaka sayısı 29 bini aşarken ölü sayısı da 425 oldu. Salgının önlenmesi için alınan tedbirlerin şiddeti her geçen gün artırılırken yoğun bakımda tedavi gören hasta sayısı da hızla yükseliyor.

Gazete Duvar’dan Müzeyyen Yüce’nin haberine göre Türk Yoğun Bakım Derneği Başkanı (TYBD) ve Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Cinel, yoğun bakımların doluluk oranına henüz ulaşmadığını belirtti.

Korona salgınının zirve noktasının nasıl gerçekleşeceğini bilmediklerini belirten Cinel, vaka sayısının en fazla olduğu ilk 5 il olan Ankara, İstanbul, İzmir, Konya ve Kocaeli’nde sokağa çıkma yasağı uygulanmasını önerdi.

YOĞUN BAKIM DÜZENLEMESİ

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın verdiği rakamlara göre Türkiye’de 13 bin 211’i ileri düzeyde olmak üzere toplam 25 bin 466 erişkin yoğun bakımı kapasitesi var.

Cinel, bu sayının hızlı bir şekilde artırılarak akılcı yoğun bakım kullanımına geçilmesi gerektiğini kaydetti. Cinel, “Palyatif ünitelerin doluluk oranı yüzde 60 civarında. Yoğun bakımda tedavi gören hastalar palyatif ünitelere kaydırılabilir” dedi.

Özel hastanelerin sürece daha aktif katılımının sağlanması gerektiğine işaret eden Cinel, “İllerde yoğun bakım ekipleri kurulmalı. Bu ekip, Covid-19 dışındaki hastaları küçük özel hastanelere tahliye etmeli. Bu da büyük hastanelerde korona virüsü hastalarına daha büyük alanlar açacaktır” dedi.

İTALYA GİBİ OLURUZ

Ankara Üniversitesi Yoğun Bakım Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necmettin Ünal’a göre sosyal izolasyon kurallarına sıkı bir şekilde uyulmadığı taktirde İtalya örneği Türkiye için de bir olasılık. Ünal, “Bu aşamada testlerin yaygınlaştırılması yoğun bakıma gelecek hasta sayısının önüne geçilmesinin yanı sıra karşılaşacağımız tabloyu da belirleyecek. Yoğun bakımların kapasitesini artırmak için ameliyathanelerin büyük kısmı yoğun bakıma dönüştürülmeye başlandı. İstanbul’da bazı merkezlerde uygulama başladı. Ankara’da şu an bu uygulamayı gerektirecek hasta sayısı olduğunu sanmıyorum. Ama olası bir durum için Türk Anesteziyoloji ve Reanimasyon Derneği Merkezi gerekli hazırlıkları yaptı. Ameliyathanelerin 3 bin 500, 4 bini yoğun bakım olarak kullanılabilme olasılığı var” diye konuştu.

TÜRKİYE’DE MÜMKÜN DEĞİL

Türk Yoğun Bakım Hemşireleri Derneği Başkanı Ebru Kıraner ise, uluslararası örneklere bakıldığında yoğun bakımlarda korona tanısı konan her hastaya bir hemşire düştüğünü, Türkiye’de bunun mümkün olamayacağını kaydetti. Türkiye’de yoğun bakımlarda görev yapan hemşire eksikliğine dikkat çeken Kıraner, “Normalde bir hastaya iki hemşire düşüyor. Ancak bu süreçte bu bile olmayabilir” dedi. Ebru Kıraner’e göre, atanacak 11 bin hemşire, yoğun bakım servislerinde görevlendirilmemeli.

[BoldMedya] 4.4.2020

İnfaz paketinden düşünceye hapis çıktı

İnfaz indirim paketine cezaevindeki düşünce suçluları ve gazetecilerin de kapsama alınması çağrıları hiçe sayıldı. Yeni düzenleme ile düşünceye daha fazla hapis cezası getirildi.

BOLD – Paketteki düzenlemeler yasalaşırsa daha önce 18 ay hapis cezası aldığında cezaevine girmeyen gazeteci veya ifade özgürlüğünü kullanan yurttaşlar, artık bu cezanın yüzde 40’ını parmaklıkların arkasında geçirmek zorunda kalacak.

Cumhuriyet’ten Alican Uludağ’ın haberine göre Avukat Ece Güner Toprak, gazeteciler ve ifade özgürlüğünü kullanan muhalifler için paketteki sakıncalı düzenlemeye dikkat çekti. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yasa’nın 105/A maddesinde yapılmak istenen değişikliğe işaret eden Toprak, şunları anlattı:

PRATİKTE HAPİS YATMIYOR

“Mevcut infaz sistemimizde (koşullu salıverme oranı ve 1 yıllık denetimli serbestlik uygulandığında) 18 ay (veya altı) bir hapis cezası alan bir kişi pratikte hapis yatmıyor. Paket mevcut şekliyle yasalaşırsa artık 30 Mart 2020 sonrası işlenen suçlarda, herkes belli bir süre cezaevi kurumuna girecek. Basit bir örnek vermek adına, 18 ay hapis cezası alan biri (1/2 koşullu salıverme ve 1/5 denetimli serbestlik oranı sonrası) yaklaşık 7 ay hapis yatacak. Bu düzenleme genel bir düzenlemedir ve kalıcıdır.”

Bu düzenlemenin önemli olduğunu belirten Toprak, nedenini şöyle açıkladı:

“Bugün sosyal medyada veya basında, sert bir eleştiri yapana birçok mahkeme maalesef yanlış şekilde TCK 299 (Cumhurbaşkanına hakaret), 301 (Türkiye Cumhuriyeti’ni ve kurumlarını aşağılamak), 216 (Halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek) vb. maddelerden ceza veriyor, ancak bu cezaların süreleri nispeten kısa olduğundan (birçok kez 18 ay altı), en azından binlerce insan infaz kuralları sayesinde cezaevine hiç girmiyor. Bu yeni düzenleme yasalaşırsa ifade özgürlüğünü daha olumsuz etkileyeceğinden endişe ediyorum.”

BİR TWEET İLE CEZAEVİNE

Toprak, bundan sonra insanların “sert eleştirel bir tweet veya bir yazı/haber yüzünden 18 ay altı bir ceza alsam dahi artık cezaevi yolu gözükecek” diyeceğini ifade etti. Bu durumun “oto-sansürü” daha da artırabileceğini belirten Güner, şunları kaydetti:

“Evet, 3 yıl altı (terör suçları hariç) hapis cezaları prensip olarak açık cezaevinde geçirilecektir (ve 1 yıl altı hafta sonu uygulama imkânları vs. olacaktır), ancak yine de cezaevi kurumudur. Basın ve ifade özgürlüğü bir demokrasinin temel taşıdır. Bu pakette kısmen fayda sağlayabilecek hükümler var, ama yeterli değil. İki önemli sorun var: Birçok gazetecinin ceza aldığı veya şu an yargılandığı bazı maddeler tamamen paket dışında tutulmuştur ve geleceğe yönelik de bu bahsettiğim sorunu görüyorum. Paket, basın ve ifade özgürlüğü konusunda daha net ve cesur bir mesaj vermelidir, doğru formül bulunursa ülkemizin önemli bir yarasını onarma fırsatı olur, Mecliste ilerleme kaydedileceğini umuyorum.”

[BoldMedya] 4.4.2020

Çinli profesörden ilginç tespit: Koronavirüs geleceği yakınlaştırdı

Zhenhua Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü'nden Prof. Zhen Yang, yaşamdaki değişikliklerin Kovid-19 pandemisi nedeniyle beklenenden çok daha hızlı gerçekleştiğini söyledi.

Prof. Zhen Yang, Huanqiu Shibao gazetesi için kaleme aldığı makalede, pandemi sırasında sinema ve turizm sektörlerlerinin yanı sıra geleneksel mesleklerin gelişiminin durduğunu, buna karşılık internette patlama yaşandığını ve bütün bunların dünyadaki derin değişiklikleri yansıttığını kaydetti.

Temassız endüstrilerin gelişiminin büyük ivme kazandığına vurgu yapan Zhen Yang, yapay zeka, robotlar, online ticaret ve video konferansları buna örnek olarak gösterdi.

Yang, temassız yaşamın esasen yapay zekanın insan yetenekleri kadar gelişmesi olduğunu ve bunun geleceğin trendi olacağını belirtti.

Yang, pandeminin 'ruhsal yaşam döngüsü' ve 'kişilerarası temas olmadan yapay zeka çağında yaşam eğilimini' hızlandırdığı ve genişlettiğini kaydetti.


Koronavirüs salgını nedeniyle internet üzerinden ayin yapan İtalyan rahip, filtreleri açık unuttu
Profesör, robotların aktif olarak farklı alanlarda insanların yerini almaya başlamasından sonra bir dereceye kadar işsizliğe neden olabileceklerini de ifade etti.
İnsanların internette geçirdiği sürenin dört saatten sekiz saate çıktığını belirten profesör,  aslında bunun on yıl sonra gerçekleşmesinin beklendiğini vurguladı.

Yang’a göre, koronavirüs nedeniyle insanlar hızla sanal gerçekliğe geçti ve yaşlılar bile interneti aktif olarak kullanmaya başladı.

Yang, koronavirüs ile mücadele sürecinde verilere dikkat çelildiğini belirterek bunun, insanların eylemleri, sağlık durumları ve hareketleri hakkındaki bilgilerin düzenlenmesi ve işlenmesine yardımcı olduğunu kaydetti.

[Samanyolu Haber] 4.4.2020

Bediüzzaman perspektifinden Dâbbetü'lArz

Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin vefatının 60. yıl dönümünde rahmet ile anıyoruz. Fikret Kaplan Üstadın hayatından ilginç detayları aktarmaya devam ediyor

Samanyoluhaber.com yazarı Fikret Kaplan You Tube kanalı Sera'da vefatının 60. yıl dönümünde Üstad Bediüzzaman Hazretlerini anlatmaya devam ediyor. Serinin üçüncü bölümünde  Kaplan Bediüzzaman perspektifinden ' Dâbbetü'lArz'  'Hamiyet-i Diniye, Hamiyet-i Milliye mi?' konularını anlattı


Fikret Kaplan'ın Üstad hakkında hazırladığı sunumun üçüncü  bölümünde önemli detaylar var:

   
* Bediüzzaman’ın 1911’ de tekrar İstanbul’a gitmesi…

* Sultan 5. Mehmet Reşad’ın Rumeli’ye seyahati münasebetiyle, vilâyat-ı şarkiye namına Üstad’ın da refakat etmesi…

* Şimendiferde (trende) iki mektepli mütefennin gencin soruları…

* Hamiyet-i diniye mi, yoksa hamiyet-i milliye mi daha kuvvetli, daha lâzım?

* Dâbbetü’l-Arz, dehşetli hücum ve gürültüsü ve bağırması….

* O dâbbetü’l-arzın tehdit ve hücumunun tahakkümü ile bağırarak: "Bana rast gelenlerin vay haline!" demesi…

* ‘Ey şimendifer, sen bir nizamın esirisin. Senin gemin, senin dizginin, seni gezdirenin elindedir… Haydi yolunda git, kumandanının izniyle yolundan geç.’

* Birinci Dünya Savaşı esnasında gönüllü alay komutanı Bediüzzaman’ın kahramanlıkları

* İşârâtü’l-İ’câz tefsiri… “Harp içinde, avcı hattında düşmanın top gülleleri arasında Kur’ân-ı Hakîmin tek bir âyetinin, tek bir harfinin, tek bir nüktesini tercih ederek, o gülleler içinde Habib kâtibine ‘Defteri çıkar!’ diyerek at üstünde o nükteyi yazdırmış. Demek Kur’ân’ın bir harfinin, bir nüktesini; düşmanın güllelerine karşı terk etmemiş, ruhunun kurtulmasına tercih etmiş.”

* Bediüzzaman'ın Bitlis'te yaralı olarak 34 saat su arkında kalması… ve esir edilmesi…

[Samanyolu Haber] 4.4.2020

İnfaz yasa teklifi Adalet Komisyonu’nda kabul edildi!

AKP ve MHP’nin ortak hazırladığı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, TBMM Adalet Komisyonu’nda kabul edildi. 11 farklı kanunda değişiklik içeren ve 70 maddeden oluşan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi Salı Genel Kurul’da görüşülecek.

Kanun teklifine göre, İnfaz Hakimliği Kanununun amacı, yapılan düzenlemeye uyum sağlaması adına, “Bu Kanun, ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde bulunan hükümlü ve tutuklular hakkında yapılan işlemlere veya bunlarla ilgili faaliyetlere ya da Cumhuriyet savcısının ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin verdiği kararlara yönelik şikayetleri incelemek ve karara bağlamak, ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin hakim veya mahkeme tarafından verilmesi gerekli kararları almak, işleri yapmak ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmek üzere kurulan infaz hakimliklerine ilişkin hükümleri kapsar” şeklinde değiştirildi.

İnfaz hakimliği bulundukları il veya ilçenin adı ile anılacak. İnfaz hakimliğinin yargı çevresi, kuruldukları il merkezi ve ilçeler ile bunlara adli yönden bağlanan ilçelerin idari sınırları olacak. Ağır ceza mahkemeleri ile büyükşehir belediyesi bulunan illerde, büyükşehir belediyesi sınırları içerisindeki il ve ilçenin adı ile anılan infaz hakimliğinin yargı çevresi, il veya ilçe sınırlarına bakılmaksızın Adalet Bakanlığının önerisi üzerine Hakimler ve Savcılar Kurulunca belirlenecek.

Coğrafi durum ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak bir infaz hakimliğinin kaldırılmasına veya yargı çevresinin değiştirilmesine, Adalet Bakanlığının önerisi üzerine Hakimler ve Savcılar Kurulunca karar verilecek.

İNFAZ HAKİMLERİNE YENİ GÖREVLER

İnfaz hakimliğinin yetkisi, hükmün infazına ilişkin işlemin yapıldığı yere göre belirlenecek. Ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde bulunan hükümlü ve tutuklular hakkında idarece yapılan işlemler veya bunlarla ilgili faaliyetlere ilişkin yapılan şikayetler bakımından işlemin yapıldığı veya faaliyetin gerçekleştiği ceza infaz kurumunun bulunduğu yerde infaz hakimliği yetkili olacak.

Teklifte, infaz hakimlerine yeni görevler de verildi. Buna göre, infaz hakimleri, Cumhuriyet savcısının ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin verdiği kararlara karşı yapılan şikayetleri inceleyecek. Öte yandan infaz hakimleri, ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin mahsup, ceza zamanaşımı ve hükümlünün ölümü hallerinde verilecek kararlar da dahil olmak üzere hakim veya mahkeme tarafından verilmesi gerekli kararları alacak ve işleri yapacak.

Ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde hükümlü ve tutuklular hakkında yapılan işlemler veya bunlarla ilgili faaliyetlerin ya da Cumhuriyet savcısının ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin verdiği kararların kanun veya diğer mevzuat hükümlerine aykırı olduğu gerekçesiyle bu karar, işlem veya faaliyetlerin öğrenildiği tarihten itibaren on beş gün, herhalde yapıldığı tarihten itibaren otuz gün içinde şikayet yoluyla infaz hakimliğine başvurulabilecek.

7 GÜN İÇİNDE İTİRAZ YOLUNA GİDİLECEK

İnfaz hakiminin kararlarına karşı şikayetçi veya ilgili Cumhuriyet savcısı tarafından, tebliğden itibaren yedi gün içinde Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre itiraz yoluna gidilebilecek. Kanunlarda infaz hakiminin onayına tabi olduğu belirtilen hususlarda da bu hüküm uygulanacak.

İnfaz Hakimliği Kanunu ve Türk Ceza Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda infaz hakimliğinin kuruluş, görev, yetki ve işleyişine ilişkin yapılan değişiklikler veya infaz hakimliğine yeni görevler veren düzenlemeler, 1 Eylül 2020 tarihinden itibaren uygulanacak. Bu tarihe kadar mevcut hükümlerin uygulanmasına devam edilecek.

İnfaz hakimliğinin kuruluş, görev, yetki ve işleyişine ilişkin yapılan değişiklikler nedeniyle olağan veya olağanüstü kanun yolu incelemesinde bozma kararı verilemeyecek. Kanunla yapılan değişikliklerin uygulanacağı tarihe kadar, iş ve kadro durumu dikkate alınarak değiştirilen hükümlere göre infaz hakimlikleri kurulacak ve faaliyete geçirilecek.

CANAVARCA HİSLE İŞLENMESİ HALİNDE CEZA BİR KAT ORANINDA ARTIRILACAK

Mahkum olduğu hapis cezası ertelenen veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezası infaz edilen ya da koşullu salıverilen hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılamayacak.

Denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezası infaz edilen ya da koşullu salıverilen hükümlü hakkında, “bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tabi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten yoksun bırakılmamasına” karar verilebilecek.

Kasten yaralama suçunun, üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe karşı, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuzu kötüye kullanılmak suretiyle, silahla, İşlenmesi halinde, şikayet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılırken, canavarca hisle işlenmesi halinde ise ceza bir kat oranında artırılacak.

Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse yukarıdaki hallerde 12 yıldan 18 yıla kadar hapis cezası verilecek.

ÖRGÜT KURAN VE YÖNETENLERİN CEZALARI ARTIYOR

Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde, iki yıldan altı yıla kadar aldıkları hapis cezası dört yıldan sekiz yıla çıkarıldı.

Kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para veren kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis ve beş yüz gün adli para cezası ile cezalandırılacak. Suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde verilecek ceza bir kat artırılacak.

HAMİLELERİN TUTUKLANMASI YERİNE ADLİ KONTROL

Maruz kaldığı ağır bir hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremediği tespit edilen şüpheli ile gebe olan veya doğurduğu tarihten itibaren altı ay geçmemiş bulunan kadın şüphelinin tutuklanması yerine adli kontrol altına alınmasına karar verilebilecek.

Hakkında mahkumiyet hükmü verilmiş ve bu hükümle ilgili olarak istinaf veya temyiz kanun yoluna başvurulmuş olması halinde, UYAP kayıtlarını incelemek suretiyle hükmü veren ilk derece mahkemesi de adli kontrol kararı verebilecek.

Hakkında mahkumiyet hükmü verilmiş ve bu hükümle ilgili olarak istinaf veya temyiz kanun yoluna başvurulmuş olması halinde, UYAP kayıtlarını incelemek suretiyle hükmü veren ilk derece mahkemesi de tutuklama kararı verebilecek.

Açık ceza infaz kurumlarında cezaların yerine getirilmesi için şartlar

Teklifte, hükümlüler hakkında verilen cezaların doğrudan açık ceza infaz kurumlarında yerine getirilme şartları şöyle sıralandı:

“- Terör suçları, örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçları ile örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar ve cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan mahkum olanlar ile ikinci defa mükerrir olanlar ve koşullu salıverilme kararının geri alınması nedeniyle cezası aynen infaz edilenler hariç olmak üzere, kasıtlı suçlardan toplam üç yıl veya daha az hapis cezasına mahkum olanlar,

– Taksirli suçlardan toplam beş yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkum olanlar,

– Adli para cezası infaz sürecinde hapis cezasına çevrilenler,

– İcra ve İflas Kanunu gereğince tazyik hapsine tabi tutulanlar.”

– İnfaz hakiminin onayına bağlandı

Hükümlülerin kapalı ceza infaz kurumundan açık ceza infaz kurumuna ayrılmalarına, ceza infaz kurumlarının düzen ve güvenliği amacıyla konulmuş kurallara içtenlikle uyarak haklarını iyi niyetle kullanarak, yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirerek geçirmiş ve uygulanan iyileştirme programlarına göre de toplumla bütünleşmeye hazır olduğunun disiplin kurulunun görüşü alınarak idare kurulunca saptanmış bulunması halinde yapılan değerlendirme sonucunda karar verilecek.

Toplam on yıl ve daha fazla hapis cezasına mahkum olanlar ile terör suçları, örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçları, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar, kasten öldürme suçları, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar ve uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarından mahkum olanların kapalı ceza infaz kurumundan açık ceza infaz kurumuna ayrılmalarına ilişkin idare ve gözlem kurulu kararları, infaz hakiminin onayından sonra uygulanacak.

Doğrudan açık ceza infaz kurumuna alınanlar dahil olmak üzere bu kurumlarda bulunan hükümlülerden firar edenler veya başka bir fiilden dolayı haklarında tutuklama kararı verilenler, idare ve gözlem kurulu kararıyla kapalı ceza infaz kurumuna gönderilecekler.

Kınamadan başka bir disiplin cezası alıp, bu cezası kesinleşmiş olanlar veya asayiş ve düzenin sağlanması amacıyla disiplin cezası kesinleşmemiş olsa bile eylemi kurum düzeni ya da kişi güvenliği bakımından tehlike oluşturanlar idare ve gözlem kurulu kararıyla kapalı ceza infaz kurumuna gönderilecekler.

Açık ceza infaz kurumu şartlarına veya çalışma koşullarına uyum sağlayamayacakları saptananlar idare ve gözlem kurulunun kararı ve infaz hakiminin onayıyla kapalı ceza infaz kurumlarına gönderilecekler.

CEZA İNFAZINA VERİLEN ARA 1 YILA ÇIKARACILACAK

Hükümlülerin, suç ve ceza türlerine göre açık ceza infaz kurumlarına ayrılıp ayrılmamalarına, açık ceza infaz kurumlarında geçirecekleri sürelere, kapalı ceza infaz kurumlarına gönderilmelerine, doğrudan açık ceza infaz kurumlarına alınmalarına, doğrudan açık ceza infaz kurumlarına alınanların kapalı ceza infaz kurumlarına gönderilmelerine ve diğer hususlara ilişkin usul ve esaslar yönetmelikte gösterilecek.

Hapis cezasının infazı, gebe olan veya doğurduğu tarihten itibaren bir yıl geçmemiş bulunan kadınlar hakkında geri bırakılacak. Çocuk ölmüş veya anasından başka birine verilmiş olursa doğumdan itibaren iki ay geçince ceza infaz olunacak.

Hapis cezalarının infazına başlanmış olsa bile, hükümlünün yükseköğrenimini bitirebilmesi, ana, baba, eş veya çocuklarının ölümü veya hükümlünün eş veya çocuklarının sürekli hastalık veya malullükleri nedeniyle bakıma muhtaç olmaları ya da bu kişilerin sürekli hastalık veya malullükleri nedeniyle ailenin ticari faaliyetlerinin yürütülebilmesinin veya tarım topraklarının işlenebilmesinin imkansız hale gelmesi veya hükümlünün hastalığının sürekli bir tedaviyi gerektirmesi gibi zorunlu ve çok ivedi hallerde, Cumhuriyet Başsavcılığınca atı ayı geçmeyen sürelerle hapis cezasının infazına verilen ara 1 yıla çıkarılacak.

Hakkında yakalama emri çıkarılan hükümlünün yakalanabilmesi amacıyla gerektiğinde konutta, iş yerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama yapılabilmesi bakımından Ceza Muhakemesi Kanununun arama kararına ilişkin hükümleri uygulanacak. Hakim tarafından verilecek arama kararları sulh ceza hakimi tarafından verilecek.

Açık ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler, ceza infaz kurumu görevlilerinin denetiminde, kamu kurum ve kuruluşlarının iş alanlarında, geceleyin bu kurum ve kuruluşlar tarafından barındırılmak suretiyle çalıştırılabilecekler. Bu şekilde çalıştırılan süre, azami süre sınırına bakılmaksızın denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infaz edilecek süreye ilave edilecek.

Hükümlü hakkında kurumda, düzenli bir yaşamın sürdürülmesi, güvenliğin ve disiplinin sağlanması bakımından kanun, yönetmelikler ile idarenin uyulmasını emrettiği veya gerekli kıldığı davranış ve tutumları, kusurlu olarak ihlal ettiğinde, eyleminin niteliği ile ağırlık derecesine göre Kanunda belirtilen disiplin cezaları uygulanıyordu. Hükümlünün duruşma, sağlık, eğitim ve çalışma gibi nedenlerle geçici olarak kurum dışında bulunduğu yerler de bu fıkranın uygulanması bakımından kurum olarak kabul edilecek.

Haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakma veya kısıtlama cezası gerektiren eylemler arasına “kurum idaresine bildirilen telefon numarası aracılığıyla ya da teknik müdahale ile başka bir hatta yönlendirme yapmak suretiyle görüşme hakkı olmayan kişilerle görüşmek” de eklendi.

Bir günden on güne kadar hücreye koyma cezasını gerektiren eylemler arasına, kuruma alkol sokmak, kurumda alkol bulundurmak veya kullanmak gibi durumlar da eklendi.

ÇOCUK HÜKÜMLÜLERLE İLGİLİ DÜZENLEME

Teklifle, çocuk hükümlülerin yaşam alanlarında dikkat etmesi gereken temizlik, resmi kurumlardan alınan kitap, araç ve gerekçelerin kullanımı, suç örgütlerine ait afiş, pankart, işaret gibi eşyaların asılmasına ilişkin belirlenen kuralların ihlali durumunda verilen disiplin cezalarında düzenlemeye gidiliyor. Düzenlemeyle çocuk hükümlülerin kurum disiplinini bozacak eylemlerden kaçınması ile caydırıcılığın sağlanması ve çocukların daha fazla eğitim ve iyileştirme faaliyetlerine katılması amaçlanıyor.

Düzenlemeyle disiplin soruşturmasına başlamak için öngörülen iki günlük süre, beş güne çıkarılıyor. Buna göre soruşturma en geç on beş gün içinde tamamlanacak. Firar halinde bu süre hükümlünün yakalandığının öğrenildiği tarihte başlayacak. Düzenlenen rapor ve ekleri disiplin kuruluna sunulacak. Soruşturma süresi eylemin ve soruşturmanın niteliğine göre infaz hakiminin yazılı onayı ile yedi güne kadar uzatılabilecek.

Teklifle çocuğun yüksek yararı ilkesi dikkate alınarak çocuklar hakkında verilen odaya kapatma cezasının infazına, infaz hakiminin onayıyla başlanabileceği hüküm altına alınıyor. Ayrıca hücre cezası yerine uygulanacak ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezasının süreleri belirleniyor.

Kanun teklifiyle çocuk hükümlülere en geç iki ayda bir sağlanan aile görüşmesi imkanı arttırılarak ayda bir defa görüşme imkanı sağlanıyor. Ayrıca çocuk hükümlülerin, kardeşiyle de aile görüşmesi yapabilmesine imkan tanınıyor.

Buna göre çocuk hükümlüler için kurum bünyesinde gerçekleştirilen tören veya anma günü ya da doğum günlerinde çocukların ailelerinin de etkinliklere katılması sağlanabilecek.

Çocuk hükümlünün yanında kalacağı bir yakınının olmaması nedeniyle kullanamadığı özel izinler yerine, kurum idaresinin uygun gördüğü gün kadar eğitimevinin bulunduğu il sınırları içinde gündüzleri iznini geçirmesi ve gece eğitimevinde kalması imkanı verilebilecek.

Çocuk eğitimevinde kalan hükümlünün hafta sonunda bir gün, kurum idaresinin uygun gördüğü süre kadar, kurum dışına çıkmasına izin verilebilecek.

Çocuk eğitimevinde kalan hükümlü, kamu kurum ve kuruluşlarının gençlik kampı veya gençlik merkezi gibi imkanlarından yararlandırılabilecek.

DİSİPLİNİ BOZAN YAYINLAR HÜKÜMLÜLERE VERİLMEYECEK

Ayrıca, hükümlüler kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı kütüphanelerde bulunan mahkemelerce yasaklanmamış süreli ve süresiz yayınlardan bedelini ödeyerek yararlanabilecek.

Kurum disiplinini, düzenini veya güvenliğini bozan ya da tehlikeye düşüren, hükümlülerin iyileştirilmesi amacına ulaşmayı zorlaştıran yahut müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsayan hiçbir yayın hükümlüye verilmeyecek.

Uluslararası Standart Süreli Yayın Numarası (ISSN) veya Uluslararası Standart Kitap Numarası (ISBN) almayan süreli ve süresiz yayınlar ile Basın İlan Kurumu aracılığıyla resmi ilan ve reklam yayınlama hakkı bulunmayan gazeteler, ceza infaz kurumuna kabul edilmeyecek.Yabancı dilde yayımlanmış gazete ve dergilerin ceza infaz kurumuna kabul edilmesinde Adalet Bakanlığı yetkili olacak.

Teklifle açık ve kapalı infaz kurumlarındaki hükümlülere ağır hastalık veya doğal afet hallerine ilaveten salgın hastalık halinde de ceza infaz kurumlarında bulunan kuruma ait telefon ve faks cihazından derhal yararlandırılmasına imkan sağlanıyor.

Düzenlemeyle kapalı ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlülerin dışarıdan hediye kabul etme hakkının kapsamı genişletiliyor.

Buna göre, kapalı ceza infaz kurumlarındaki hükümlü, iki ayda bir kez, ayrıca dini bayram, yılbaşı veya kendi doğum günlerinde dışarıdan gönderilen ve kurum güvenliği için tehlikeli olmayan bir hediyeyi kabul etme hakkına sahip olacak. Çocuk ve 65 yaşını tamamlamış hükümlüler ile beraberinde çocuğu bulunan kadın hükümlüler, idare ve gözlem kurulu tarafından alınacak karar doğrultusunda belirtilen zaman dilimi dışında da hediye kabul edebilecek. Bunun esas ve usulleri yönetmelikle belirlenecek.

Hükümlülerin öğretimi ile sınavlara ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenebilecek.

Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’da yer alan “Salıverilme İçin Hazırlama Koşullu salıvermede iyi halin saptanması” başlığı “Hükümlülerin değerlendirilmesi ve iyi halin belirlenmesi” olarak değiştiriliyor.

Buna göre hükümlüler, ceza infaz kurumlarında bulunduğu tüm aşamalarda, ceza infaz kurumlarının düzen ve güvenliği amacıyla konulmuş kurallara uyup uymadığı, haklarını iyi niyetle kullanıp kullanmadığı, yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirip getirmediği, uygulanan iyileştirme programlarına göre toplumla bütünleşmeye hazır olup olmadığı, tekrar suç işleme ve mağdura veya başkalarına zarar verme riskinin düşük olup olmadığı hususlarında idare ve gözlem kurulu tarafından iyi halin belirlenmesine esas olmak üzere en geç altı ayda bir değerlendirmeye tabi tutulacak.

Yapılacak değerlendirmede, infazın tüm aşamalarında hükümlülerin katıldığı iyileştirme ve eğitim-öğretim programları ile spor ve sosyal faaliyetler, kültür ve sanat programları, aldığı sertifikalar, kitap okuma alışkanlığı, diğer hükümlü ve tutuklular ile ceza infaz kurumu görevlileri ve dışarıyla olan ilişkileri, işlediği suçtan dolayı duyduğu pişmanlığı, ceza infaz kurumu kuralları ile kurum bünyesindeki çalışma kurallarına uyumu ve aldığı disiplin cezaları dikkate alınacak. Gerektiğinde hükümlünün ceza infaz kurumuna girmeden önceki yaşamına ilişkin bilgi ve belgeler de istenebilecek.

Toplam on yıl ve daha fazla hapis cezasına mahkum olanlar ile terör suçları, örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçları, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar, kasten öldürme suçları, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar ve uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarından mahkum olanlar hakkında yapılacak açık ceza infaz kurumuna ayırmaya, denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezanın infazına ve koşullu salıverilmeye ilişkin değerlendirmelerde idare ve gözlem kuruluna cumhuriyet başsavcısı veya belirleyeceği bir cumhuriyet savcısı başkanlık edecek.

Ayrıca, idare ve gözlem kuruluna cumhuriyet başsavcısı tarafından belirlenen bir izleme kurulu üyesi ile Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı il veya ilçe müdürlükleri tarafından belirlenen birer uzman kişi katılacak.

İdare ve gözlem kuruluna Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı ile izleme kurulundan katılan üyelere katıldıkları her bir toplantı günü için memur maaş katsayısının (500) rakamı ile çarpılması sonucu bulunacak miktarda huzur hakkı ödenecek.

Açık ceza infaz kurumuna ayırmaya, denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezanın infazına ve koşullu salıverilmeye ilişkin olarak tutum ve davranışları olumsuz değerlendirilen hükümlülerin yeniden değerlendirilmeye tabi tutulma süreleri bir yılı geçemeyecek.

İdare ve gözlem kurulu tarafından yapılacak değerlendirmelere esas olacak ilkeler ve kurulun bu maddeye ilişkin çalışma usul ve esasları ile tutum ve davranışları olumsuz değerlendirilen hükümlülerin yeniden değerlendirilmeye tabi tutulma süreleri yönetmelikle düzenlenecek.

SALGIN HASTALIK NEDENİYLE DÖNEMEYEN HÜKÜMLÜLERE CEZA VERİLMEYECEK

Teklifle hükümlülerin mazeret iznini kullanabilmesi için ceza infaz kurullarında iyi halli olarak geçirmesi gereken süre de kısaltılıyor. Hasta ziyareti amacıyla verilen mazeret izin hakkı ikiye çıkarılıyor.

Düzenlemeyle hükümlülere, aileleriyle bağlarını sürdürmelerini veya güçlendirmelerini ve dış dünyaya uyumlarını sağlamak amacıyla verilen özel izin süresi üç günden yedi güne çıkarılıyor. Hastalık veya doğal afet gibi zorunlu hallerde bu izinler birleştirilerek kullanılabilecek.

Salgın hastalık, doğal afet, savaş veya seferberlik durumunda bu sebeplerden dolayı izinden dönemeyen veya geç dönen hükümlülere ceza verilmeyecek.

İzinden dönmeyen veya iki günden fazla bir süre geçtikten sonra dönen hükümlüler ile firar eden hükümlülere bir daha özel izin verilmeyecek.

Çektirilecek cezanın hesabında duraksama olması ya da cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilip getirilemeyeceğinin ileri sürülmesi durumunda infaz hakimliğinden, duraksamanın giderilmesi veya yerine getirilecek cezanın belirlenmesi için karar istenecek.

Birden fazla hükümdeki cezaların koşullu salıverilme süresinin belirlenebilmesi bakımından toplanması gerektiğinde toplama (içtima) kararları, infaz hakimliği tarafından verilecek.

Ayrıca, adli para cezasının ödenmemesi nedeniyle hapis cezasına çevrilen fakat öncelikli olarak uygulanan kamuya yararlı bir işte çalışma yükümlülüğünü yerine getirmeyen hükümlünün bu hapis cezasının da süreli hapis cezalarında olduğu gibi toplama kararına dahil edilmesi sağlanacak. Düzenlemeyle infaz sırasında karar verecek merciler arasına infaz hakimi de ekleniyor.

Teklifle Türk Ceza Kanununda yer alan kısa süreli hapis cezasının yaptırım seçeneklerinden kamuya yararlı bir işte çalıştırma cezasına ilişkin düzenleme yapılıyor. Buna göre hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içinde adli para cezasını ödemezse, cumhuriyet savcısının kararı ile ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarı hapis cezasına çevrilebilecek. Hükümlünün iki saat çalışması karşılığı bir gün olmak üzere kamuya yararlı bir işte çalıştırılmasına karar verilebilecek. Günlük çalışma süresinin, en az iki saat ve en fazla sekiz saat olacak şekilde denetimli serbestlik müdürlüğünce belirlenecek.

Teklifle, cezanın denetimli serbestlik rejimi altında infazına ilişkin koşullar ile denetimli serbestlik süresi yeniden belirleniyor.

Buna göre, açık ceza infaz kurumunda bulunan ve koşullu salıverilme için ceza infaz kurumlarında geçirmeleri gereken sürenin beşte dördünü ceza infaz kurumunda geçiren iyi halli hükümlülerin talebi halinde, cezalarının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına, ceza infaz kurumu idaresince hazırlanan değerlendirme raporu dikkate alınarak, hükmün infazına ilişkin işlemleri yapan cumhuriyet başsavcılığının bulunduğu yer infaz hakimi tarafından karar verilebilecek. Bu fıkra uyarınca denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infaz süresi üç yılı geçemeyecek.

SIFIR – ALTI YAŞ GRUBUNDA ÇOCUĞU BULUNAN KADIN HÜKÜMLÜLER

Düzenlemeyle sıfır-altı yaş grubunda çocuğu bulunan kadın hükümlüler ile maruz kaldığı ağır bir hastalık, engellilik veya kocama nedeniyle hayatlarını yalnız idame ettiremeyen hükümlüler de infaz düzenlemesinden yararlanabilecek.

Koşullu salıverilme için ceza infaz kurumlarında geçirmeleri gereken sürenin beşte üçünü ceza infaz kurumunda geçirmeleri ve diğer şartları taşımaları halinde yararlanabilecek. Ağır hastalık, engellilik veya kocama hali, Adli Tıp Kurumundan alınan veya Adalet Bakanlığınca belirlenen tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenip Adli Tıp Kurumunca onaylanan bir raporla belgelendirmek zorundalar. Denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infaz süresi dört yılı geçemeyecek.

Hükümlü hakkında denetimli serbestlik tedbiri uygulanmaya başlandıktan sonra işlediği iddia olunan ve cezasının alt sınırı bir yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suçtan dolayı kamu davası açılmış olması halinde, denetimli serbestlik müdürlüğünün talebi üzerine infaz hakimi tarafından, hükümlünün açık ceza infaz kurumuna gönderilmesine karar verilecek. Kovuşturma sonucunda beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, davanın reddi veya düşme kararı verilmesi halinde, hükümlünün cezasının infazına denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak devam olunmasına infaz hakimi tarafından karar verilecek.

Teklifle hükümlülerin koşullu salıverilme sürelerine ilişkin üçte ikilik genel oran, yarısı olarak belirleniyor. Bu süre geldiğinde hükümlünün tutum ve davranışları değerlendirilecek ve olumlu ise hükümlü koşullu salıverilmeden faydalanabilecek, aksi halde hapis cezasının infazına devam edilecektir.

Ancak Türk Ceza Kanununda belirtilen kasten öldürme, işkence, cinsel saldırı, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçlarından süreli hapis cezasına mahkum olanlar, cezalarının üçte ikisini infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilecek. Ayrıca, suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkum olan çocuklar hakkında koşullu salıverilme oranı üçte iki olarak uygulanacak.

Koşullu salıverilme oranı üçte ikiden fazla olan suçlar bakımından ise tabi oldukları koşullu salıverilme oranı uygulanacak.

İnfaz hakimi ayrıca, iki yılı geçmemek üzere denetim süresi içinde hükümlünün denetimli serbestlik müdürlüğünce belirlenecek yükümlülüklere tabi tutulmasına karar verebilecek. Bu karar gereğince denetimli serbestlik müdürlüğü, risk ve ihtiyaçlarını dikkate alarak hükümlüyü, belirli bir bölgede denetim ve gözetim altında bulundurma, belirlenen yer veya bölgelere gitmeme belirlenen programlara katılmama yükümlülüklerinden bir veya birden fazlasına tabi tutabilecek. Denetimli serbestlik müdürlüğü hükümlünün risk ve ihtiyaçlarını dikkate alarak yükümlülükleri değiştirebilecek.

Hükümlünün koşullu salıverilmesi hakkında ceza infaz kurumu idaresi tarafından hazırlanan gerekçeli rapor, infaz işlemlerinin yapıldığı yer infaz hakimliğine verilecek. İnfaz hakimi, bu raporu uygun bulursa hükümlünün koşullu salıverilmesine dosya üzerinden karar verecek. Raporu uygun bulmadığı takdirde gerekçesini kararında gösterecek. Bu kararlara karşı itiraz yoluna gidilebilecek.

Tekerrür halinde işlenen suçtan dolayı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum olanlarla ilgili düzenleme yapılıyor. Teklif, mükerrirler bakımından birden fazla süreli hapis cezasına mahkumiyet halinde en fazla otuz iki yılın ceza infaz kurumunda iyi halli olarak geçirilmesini öngörüyor.

İnfaz hakimi, hükümlünün talebi üzerine kasten işlenen suçlarda toplam bir yıl altı ay, taksirle öldürme suçu hariç olmak üzere taksirle işlenen suçlarda ise toplam üç yıl veya daha az süreli hapis cezasının her hafta cuma günleri saat 19.00’da girmek ve pazar günleri aynı saatte çıkmak suretiyle hafta sonları, hafta sonları hariç, her gün saat 19.00’da girmek ve ertesi gün saat 07.00’de çıkmak suretiyle geceleri, ceza infaz kurullarında çektirilmesine karar verebilecek.

Mahkumiyete konu suç nedeniyle doğmuş zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesine dair hukuki sorumlulukları saklı kalmak üzere; kadın, çocuk veya altmış beş yaşını bitirmiş kişilerin mahkum oldukları toplam bir yıl, yetmiş yaşını bitirmiş kişilerin mahkum oldukları toplam iki yıl, yetmiş beş yaşını bitirmiş kişilerin mahkum oldukları toplam dört yıl, veya daha az süreli hapis cezasının konutunda çektirilmesine infaz hakimi tarafından karar verilebilecek.

Doğurduğu tarihten itibaren altı ay geçen ve toplam üç yıl veya daha az süreli hapis cezasına mahkum olan ya da adli para cezası infaz sürecinde hapis cezasına çevrilen hükümlü kadınların cezasının konutunda çektirilmesine infaz hakimi tarafından karar verilebilecek. Bu fıkra uyarınca talepte bulunulabilmesi için kadının doğurduğu tarihten itibaren bir yıl altı ay geçmemiş olması gerekecek. Konutta infaza karar verdikten sonra çocuk ölmüş veya anasından başka birine verilmiş olursa infaz hakimi konutta infaz uygulamasına ilişkin kararını kaldıracak.

Cezanın özel infaz usulüne göre çektirilmesine karar verilenler hakkında tabi oldukları infaz rejimine göre koşullu salıverilme hükümleri uygulanacak.

Cezanın özel infaz usulüne göre çektirilmesi kararı, infaza başlandıktan sonra da verilebilecek.

İnfaz hakimi talep üzerine, cezanın özel infaz usulüne göre çektirilmesi sırasında bu usulün uygulanmasına son verebilecek. Özel infaz usulünün gereklerine geçerli bir mazeret olmaksızın uyulmaması halinde ise bu usulün uygulanmasına son verilecek ve bu halde infaza açık ceza infaz kurumunda devam edilecek. Özel infaz usulüne göre geçirilen süre, infaz aşamasında mahsup edilecek.

Bu hükümler, terör suçları ile örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçlarından ya da örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlardan mahkum olanlar, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan mahkum olanlar, adli para cezası infaz sürecinde hapis cezasına çevrilenler, koşullu salıverilme kararının geri alınması nedeniyle cezası aynen infaz edilenler, hakkında uygulanamayacak.

DENETİMLİ SERBESTLİKTEN YARARLANMA SÜRESİ 1 YILDAN 3 YILA ÇIKACAK

Teklife göre, bakıma muhtaç ve dışarıda korumasına bırakılacak kimsesi bulunmayan sıfır-altı yaş grubundaki çocuklar, tutuklu annenin yanında barınabilecek.

Ana, baba, eş, kardeş, çocuk, eşin anne veya babasından birinin yaşamsal tehlike oluşturacak hastalığı hallerinde tutukluya bir defaya mahsus olmak üzere verilen izin, asgari bir ay arayla toplam iki defaya çıkarılacak.

Denetimli serbestlikten yararlanma süresi 1 yıldan 3 yıla çıkacak. 30 Mart 2020 tarihine kadar işlenen suçlar bakımından kasten öldürme; üst soya, alt soya, eşe veya kardeşe, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumdaki kişiye karşı işlenen kasten yaralama ve sonucu nedeniyle ağırlaşmış yaralama, işkence, eziyet suçu ile cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar, özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlar, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar kapsam dışı kalacak.

Söz konusu tarihe kadar işlenen suçlardan, istisna sayılan suçlar hariç, sıfır-altı yaş grubu çocuğu bulunan kadın hükümlüler ile 70 yaşını bitirmiş hükümlüler için bu süre, 2 yıldan 4 yıla yükseltilecek.

ÇOCUK HÜKÜMLÜLERE AYRICALIK

Maruz kaldığı ağır bir hastalık, engellilik veya kocama nedeniyle hayatını yalnız idame ettiremeyen 65 yaşını bitirmiş hükümlülerin, koşullu salıverilmeleri için ceza infaz kurumlarında geçirmeleri gereken sürelerde azami süre sınırına bakılmaksızın denetimli serbestlik uygulanacak. “İyi halli” olmak koşuluyla kapalı ceza infaz kurumlarındaki hükümlüler hakkında da bu süreler geçerli olabilecek.

Hükümlü hakkında denetimli serbestlik uygulanmaya başlandıktan sonra işlediği iddia edilen ve cezasının alt sınırı 1 yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suçtan dolayı soruşturma başlatılması halinde, denetimli serbestlik müdürlüğünün talebi üzerine infaz hakimince, hükümlünün açık ceza infaz kurumuna gönderilmesine karar verilebilecek. İnfaz hakimi, soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi halinde, hükümlünün cezasının, denetimli serbestlik uygulanarak devam etmesine karar verecek.

Teklifle, 30 Mart 2020’ye kadar işlenen suçlar bakımından tabi olduğu infaz rejimine göre belirlenen koşullu salıverilme süresinin hesaplanmasında, hükümlünün 15 yaşını dolduruncaya kadar ceza infaz kurumunda geçirdiği 1 gün; 3 gün olarak, 18 yaşını dolduruncaya kadar ceza infaz kurumunda geçirdiği 1 gün ise 2 gün olarak dikkate alınacak.

31 MAYIS’A KADAR İZİNLİ SAYILACAKLAR

Teklifle, uygulama birliğinin sağlanması amacıyla kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce işlenen suçlarda, söz konusu maddede yapılan değişiklikten önceki ve sonraki hükümler bir bütün olarak ayrı ayrı değerlendirilecek, hükümlünün lehine olan düzenleme tespit edilerek, uygulanacak.

Denetimli serbestlik için iyi halin saptanmasına yönelik değişiklikler, 1 Eylül 2020’de uygulanmaya başlayacak.

Hükümlünün denetimli serbestlik müdürlüğüne başvurma süresi, Kovid-19 nedeniyle 5 gün yerine, 1 Eylül 2020 tarihine kadar 25 gün olarak uygulanacak.

Ayrıca Kovid-19 salgını nedeniyle açık ceza infaz kurumlarında bulunanlar ile kapalı ceza infaz kurumunda bulunup da açık ceza infaz kurumlarına ayrılmaya hak kazanan hükümlüler, denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezasının infazına karar verilen hükümlüler ve diğer denetimli serbestlik tedbirinden yararlanan hükümlüler, 31 Mayıs 2020’ye kadar izinli sayılacak.

Salgının devam etmesi halinde bu süre, Sağlık Bakanlığının önerisi üzerine, Adalet Bakanlığı tarafından her defasında 2 ayı geçmemek üzere 2 kez uzatılabilecek.

TAKİP EDİLEN ÇOCUK İÇİN REHBER UZMAN

Açık ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlülerin, kamu kurum ve kuruluşlarının iş alanlarında çalıştırılmasına ilişkin düzenleme, teklifin yasalaşmasından itibaren 1 yıl sonra uygulanacak.

Teklif, Çocuk Koruma Kanunu’nda da değişiklik yapıyor. Suça sürüklenen çocukların, yeniden suç işlemelerinin engellenmesini hedefleyen değişikliğe göre, denetimli serbestlik müdürlüğü tarafından takip edilen çocuk için adli kontrol süresince rehberlik edecek bir uzman görevlendirilecek ve çocuk hakkında yapılacak ihtiyaç değerlendirmesine göre iyileştirme çalışmaları yürütülecek.

Denetimli Serbestlik Hizmetleri Kanunu’nda yapılan değişiklikle adli kontrole ilişkin bazı tedbirleri takip etme görevi, denetimli serbestlik müdürlüğünün görev alanından çıkarılıyor.

Denetimli serbestlik uygulaması kapsamında, hükümlünün takibi, rızası alınarak, kendisine ait elektronik cihazlarla da yapılabilecek.

DENETİMLİ SERBESTLİK TEDBİRİ ALTINDA BULUNANLAR

Teklife göre, denetimli serbestlik tedbiri altında bulunan ve denetimli serbestlik müdürlüğü tarafından muhtaç durumda olduğu tespit edilen yükümlülerin, kamuya yararlı bir işte ücretsiz çalıştırılma yükümlülüğünü yerine getirirken mutad vasıtayla yaptıkları yol giderleri müdürlük bütçesinden, iaşe giderleri ise çalıştırıldıkları kurum bütçesinden karşılanacak.

Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nu kapsamında, kaçakçılık fiiline konu eşyanın değerinin “hafif” olması halinde verilecek cezalar yarısına kadar, “pek hafif” olması halinde ise üçte birine kadar indirilecek.

Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nda düzenlenen suçlar bakımından kovuşturma evresinde de etkin pişmanlık hükümleri uygulanacak. Etkin pişmanlık hükümleri, soruşturma evresinde cumhuriyet savcısı tarafından şüpheliye ihtar edilecek, edilmemesi halinde kovuşturma evresinde hakim tarafından sanığa ihtar yapılacak. Cumhuriyet savcısı usulüne uygun olarak ihtar yapmışsa, hakimin yeniden ihtarına gerek olmayacak.

Haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası infaz aşamasında olanlar, 90 gün içinde suç konusu eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı kadar parayı Hazineye ödedikleri takdirde etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanabilecek.

YARGI VE CEZA İNFAZ KURUMLARI PERSONELİ ATAMALARINDA DEĞİŞİKLİK

Teklifle, hukuk fakültesi ve adalet meslek yüksekokulu mezunlarının yanı sıra meslek yüksekokullarının adalet veya ceza infaz ve güvenlik hizmetleri programı, lise veya meslek liselerinin adalet alanı ve ilgili mevzuat uyarınca bunlara denkliği kabul edilen program veya alanlardan mezun olanlara da öncelik tanınacak.

İlk defa devlet memurluğuna atanacaklardan merkezi sınavda başarılı olanların sözlü ve gerektiğinde uygulamalı sınavlarının bir bölümü ya da tamamı, adalet komisyonunun yanı sıra Adalet Bakanlığı bünyesinde oluşturulacak sınav kurullarınca da yapılabilecek.

Ceza İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İşyurtları Kurumuna İlişkin Bazı Mali Hükümlerin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’daki değişikle her türlü faaliyet dışı gelirleri ve faizler hariç, iş yurtlarının yıllık bilançolarındaki karlarının yüzde 25’ini aşmamak üzere yapılan kar payı ödemelerinden, iş yurtlarında görevli personel, işçi ve hükümlülerin yanı sıra tutuklular da yararlanacak.

Ayrıca, üstün gayret ve başarı gösteren iş yurdu çalışanları, tutuklu ve hükümlüler ile ceza infaz kurumu personeline teşvik ödemesi yapılabilecek.

[TR724] 4.4.2020