10 milyon dolara yapılan binayı kayyım malzemeleri ve arsasıyla 3.2 milyon dolara sattı!

15 Temmuz sonrası el konulan ve kayyım atanan Dumankaya Şirketler Grubu’nun Gebze’de yaptırdığı bina değerinin çok altında satıldı. Kayyım, sadece inşaatı 10 milyon dolara mal olan binayı sessiz sedasız malzemeleri, arsası ve Toyota bayiliği ile birlikte 3.2 milyon dolara sattı.

Binanın çok ucuz fiyata ve tek bir kişiye satış sürecini sosyal medya hesabı Twitter’dan anlatan Dumankaya İnşaat Yönetim Kurulu Başkan Vekili Barış Dumankaya, “Satıştan önce ve satıştan sonra noter kanalıyla ihtar göndermemize rağmen, üstüne basa basa rekabet şartlarının oluşmadığını söylememize rağmen “kurt kuzuyu yemeyi kafaya koymuş bir kere.” Bakalım bu beceriksizler güruhu ileride açılacak ceza davalarında ne söyleyecekler.” diye yazdı.

Barış Dumankaya, “Geçici Kayyım! Benim $10 milyona mal ettiğim Toyota Plaza Dumankaya Gebze’yi yaklaşık $3.2 milyon dolara sattı. Koskoca plazanın sadece alet, edavet, ekipman ve demirbaşlarının maaliyeti $1 milyon dolarken, 8.000 m2 binayı, arsasını, Toyota bayiliğini ve en önemlisi 8 yıllık müşterisini ve emeğini sadece $2.2 milyona sattı.” ifadelerini kullandı.

Kendi binalarına yakın bir yerdeki arsadan da örnek veren Dumankaya, “Bizim Gebze deki plazamızın çapraz karşısında bizim arsadan yaklaşık 200m2 daha küçük ve daha kötü konumda olan bir arsa http://sahibinden.com da 14 milyon TL ye 03/07/2018 de satışta,o günkü dolar kuru ile bu arsa $3.685.000 ediyor.” şeklinde konuştu.

Barış Dumankaya o ilanı da paylaştı.
[TR724] 22.3.2020

Bilim Kurulu Üyesi Ceyhan: Böyle giderse sokağa çıkma yasağı kararı vereceğiz!

Pazartesi itibarıyla çok kritik bir haftaya girileceğini kaydeden Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, insanların sokağa çıkmaya devam etmesi durumda hükümete sokağa çıkma yasağı uygulanmasını tavsiye edebileceklerini söyledi.

Sağlık Bakanlığı tarafından yeni tip koronavirüs (Kovid-19) ile mücadele için kurulan Bilim Kurulu’nun üyelerinden Prof. Mehmet Ceyhan, Türkiye’de her gün artan vakalar için yarın başlayacak olan haftanın çok önemli olduğunu belirtti. Ceyhan, “Şu bir haftada herkes evlerine girmezse, insanlara temasa devam ederse bu işi kontrol etmemiz mümkün değil” derken insanların evlerine girmemesi durumunda sokağa çıkma yasağı kararını hükümete tavsiye edebileceklerini söyledi.

Bir televizyon kanalındaki programda konuk olan Prof. Ceyhan, koronavirüsün bazı ülkelerde yayılımının azaldığını bazılarında ise durumun aksi olduğunu belirterek, “Yayılma kontrolden çıktı diye bir şey şu an söyleyemeyiz. Çok kritik bir dönemdeyiz. Şu bir hafta en kritik dönem. Bu haftada kontrolleri hızlı bir şekilde yapmazsak kontrol etmesi çok zor bir döneme girebiliriz.” diye konuştu.

Vakaların bulunduğu illerin açıklanmamasının mantıklı bir sebepleri olduğunu söyleyen Ceyhan, şöyle devam etti: Vakalar sadece belli illerdeyse karantina uygulanıp, giriş çıkışlar durdurulabilir. Biz İtalya’dan daha büyük bir ülkeyiz, kontrol etmemiz çok zor olur. Şu bir haftada herkes evlerine girmezse, insanlara temasa devam ederse bu işi kontrol etmemiz mümkün değil.

“VİRÜSÜN YAYILIMINI ÖNLEMENİN TEK YOLU HERKESİN EVE KAPANMASIDIR”

Sokağa çıkma yasağına ilişkin görüşleri de değerlendiren Bilim Kurulu Üyesi Ceyhan, “Virüsün yayılımını önlemenin tek yolu herkesin eve kapanmasıdır. 65 yaş üstüne getirilen sınırlama ölümlerin önüne geçmek için atılan bir adım. Ülkeler için sokağa çıkma yasağı kararı vermek kolay değildir. Bakın hepsi başta öneride bulundu hepsi sonra mecburen getirmek zorunda kaldı. Böyle giderse bizde aynı kararı vermek zorunda kalabiliriz.” şeklinde konuştu.

NEDEN 14 GÜN?

Ceyhan, şöyle devam etti:

Akciğer hastalığı varsa ve hastaneye yatmışsa bu birkaç haftayı buluyor. Eğer akciğere inmezse virüs ortalama 1 hafta sonra azalma başlıyor ve sonra düzeliyor. Virüs akciğere inerse göğüs ağrısı, ishal görülüyor, nefes darlığı başlıyor. Çoğunda 8 günde bulaşıcılık sona eriyor. Garanti olsun diye 14 güne kadar bekletiliyor.

“EN KÖTÜ PARA KAZANMA YOLU”

“Kulaktan dolma her ilaç kullanılmamalı” uyarısı yapan Ceyhan, şu ifadeleri kullandı: ‘‘Hekim önerisi olmadan alınan ilaçlar kötü sonuçlara yol açabilir. Koronavirüsle ilgili birtakım ünlülerin paylaştığı ilaçlara insanlarımız itibar etmesin. Bu düşünülecek en kötü para kazanma yolu. Bu suistimale açık bir şeydir.’’

YEMEK SİPARİŞLERİ İÇİN UYARI

‘‘Bu dönemde önerilen herkesin yemeğini evinde yapması. Çok zor durumlarda sipariş vermek gerekirse pişmemiş şeyler söylememek gerek.  Gıda temizliğine dikkat edeceğiz. Yemeği yemekle virüs bulaşmaz. Yemek paketlenirken virüs bulaşır. Paketi açtıktan sonra ellerimizi yıkayacağız.’’

[TR724] 22.3.2020

ABD’deki Respect Graduate School’dan Kur’an-ı Kerim kursları

ABD’de 2015 yılında açılan ve İslami çalışmalar alanında yüksek lisans eğitimi veren  Respect Graduate School, canlı ve interaktif Kur’an-ı Kerim kursları açıyor.

İlahiyatçı Doktor İsmail Büyükçelebi, Twitter hesabından yaptığı bilgilendirmede şunları söyledi:

“Respect G.S. Şu günlerde insanımızın evinde vakit geçirdiği, daha çok vakti olduğu mülahazasıyla Kur’an hususundaki eksiklerimizi tamamlamaya katkısı olur ümidiyle sembolik bir ücretle (20 $ )yoğunlaştırılmış Kurani Kerim kursları açmış bulunmaktadır. Bu kurslar hafta içi beşer gün verilerek; üç ay haftada bir verdiğimiz kursları iki haftaya sığdırma demek oluyor.”

“Hem erkek, hem bayanlar, hem erkek çocukları, hem kız çocukları için tertiplenmiş bulunmaktadır. Onar gün, onar gün Ramazan’a kadar devam edecektir.”

Program için kayıtlar http://respectgs.us sayfasına girilerek yapılacak. Fazla müracaat olması halinde yeni sınıflar açılacak.

Program hakkında konuşan Respect Graduate School Rektörü İlahiyatçı Süleyman Eriş ise 20 dolar alınan cüzi ücret için, devamlılık ve ciddiyet için bu rakamın alındığını söyledi. Bu rakamı ödeyemeyecekler için de burs verilebileceğini belirtti.

[TR724] 22.3.2020

Anadolu Adliyesi’nde kâtibin koronavirüs testi pozitif çıktı!

İstanbul Anadolu Adliyesi’nde görev yapan bir kâtibin koronavirüs testi pozitif çıktı.

Başsavcılıkça yapılan açıklamada U.E isimli kâtibe virüsün hemşire eşinden bulaştığı bildirildi. Adliyede 5, 6, 7 ve 8. Ağır Ceza Mahkemelerinin bulunduğu kat kapatılarak personel izinli sayıldı.

U.E. adlı personele Covid-19 teşhisi konulduğu belirtilen başsavcılığın açıklaması şöyle: “Virüsün bu şahsa hemşire eşinden bulaştığının öğrenildi. Tespitin ardından şahsın çalıştığı 6. Ağır Ceza Mahkemesi ile bu mahkeme ile aynı bölümde faaliyet gösteren 5,7 ve 8. Ağır Ceza Mahkemelerinin başkan, üye ve tüm personelinin Adalet Komisyonu Başkanlığınca idari izinli sayılması ve bu mahkemelerin bağlı çalıştığı ilgili bölümler de kapatılmasına karar verildi.”

[TR724] 22.3.2020

68 yaşındaki Ethem amca acil ihtiyacı yanlış anladı: 155’i arayıp maden suyu sipariş etti!

Koronavirüs salgını sebebiyle 65 yaş ve üstü kişilerin dışarı çıkması yasaklanmasının ardından acil ihtiyaçlarını karşılamak için 112, 155, 156’yı arayabilecekleri duyuruldu. Sivas’ta yaşanan ilginç olayda 68 yaşındaki Ethem Koçak, 155 Polis İmdat’ı arayıp, bir koli maden suyu istedi.

Koronavirüsü salgını sebebiyle 21 kişinin öldüğü vaka sayısının 1000’e yaklaştığı Türkiye’de 65 yaş ve üstü vatandaşlara sokağa çıkma yasağı getirildi. 65 yaş ve üstü vatandaşların acil ihtiyaçlarını karşılamak için de 112, 155, 156 numaralarını arayabilecekleri açıklandı.

POLİSTEN 1 KOLİ MADEN SUYU İSTEDİ

Sivas’ın Tuzlugöl Mahallesi’nde yaşayan evli ve sekiz çocuk babası Ethem Koçak, maden suyu bitince polisi aradı. Maske ve eldiven takarak önlem alan polis ekipleri, marketten aldıkları bir koli maden suyunu, eşi bir süredir İstanbul’da olduğu için yalnız kalan Ethem Koçak’ın evine bıraktı.

KOÇAK: BİZ BAŞKA SU İÇEMİYORUZ

Maden suyunu getiren polislere teşekkür eden Ethem Koçak, “Biz başka su içemiyoruz. Maden suyu içiyoruz. Polisler geldi. Sağ olsunlar milletimiz için çalışıyorlar. 65 yaş üzeri kimse çıkmasın dışarıya. Sağlık hepsinden önemli.” diye konuştu.

[TR724] 22.3.2020

STK’lardan Adalet Bakanlığı’na: “Siyasi mahkumlar kapsam dışı bırakılamaz”

İktidarın koronavirüs salgını sebebiyle tekrar gündemine aldığı infaz indirimde siyasi tutukluların kapsam dışı bırakılması ihtimaline karşı tepkiler sürüyor. Adalet Bakanlığı’na çağrı yapan STK’lar: “Siyasi mahpusların kapsam dışı tutulması kabul edilemez” dedi.

BOLD – Türkiye’yi hızla kuşatan koronavirüs (Kovid-19) salgınının cezaevlerine sıçramasını önlemek için kamuoyundan gelen ‘tahliye ve denetimli serbestlik’ taleplerini ‘siyasi mahkum ve tutuklular’ hariç değerlendirdiği belirtilen iktidara karşı sivil toplum kuruluşları (STK) seslerini yükseltiyor.

KOŞULSUZ SERBEST BIRAKILMALARI İSTENDİ

Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şubesi, Demokrasi İçin Hukukçular, Katılımcı Avukatlar, Kartal Hukukçular Derneği, Sosyal Hukuk, Özgürlükçü Hukukçular Derneği (ÖHD) İstanbul Şubesi yayınladıkları ortak açıklamada, hak savunucularının ve politik gerekçelerle hapiste tutulanların koşulsuz serbest bırakılmasını talep etti.

AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİNE UYULMALI

​​​Uluslararası sözleşmeler, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Anayasa’nın 17’nci maddesiyle korunan yaşam hakkının her şeyin üzerinde olduğu hatırlatılarak, sağlık hakkının da BM sözleşmesi ve pek çok uluslararası sözleşmeyle güvence altına alındığı vurgulandı.

SAĞLIKLI ÇEVREDE YAŞAMA HAKKINI SAĞLAMA DEVLETİN ÖDEVİ

Açıklamada, “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 56/1-2 maddeleri gereğince, herkesin sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını sağlamak da devletin ödevidir” denildi.

Hukuk devleti kriterlerinin çok uzağındaki İran’da dahi siyasi mahpuslar dahil on binlerce kişinin tahliye edildiğine dikkat çekildi.

CEZAEVLERİNDE 300 BİN CİVARI MAHPUS 150 BİN ÇALIŞAN VAR

Açıklamada, cezaevlerinde 300 bin civarı mahpus ve 150 bin çalışan kamu görevlisi bulunduğu bilgisi paylaşılarak “Genelde toplum sağlığı açısından, özelde mahpusların, mahpus aileleri ve onlarla ilişkili kamu görevlileriyle ailelerinin salgın nedeniyle ikincil zarar görme riskinin önlenmesi önem taşımaktadır” ifadeleri yer aldı.

KAPSAM DIŞI TUTULMASI YAKLAŞIMI KABUL EDİLEMEZ

Söz konusu açıklamada şu noktalara da değinildi:

– Bugünlerde Meclis başkanlığına sunulan yargı paketindeki infaz indirimi düzenlemesinde, anayasal eşitlik ilkesinden ayrılarak siyasi mahpusların kapsam dışında tutulmasına ilişkin yaklaşımlar kabul edilemez.

BAĞIMSIZ MAHKEMELERDE YARGILANMA ASLOLAN

– Aslolan; bağımsız olmayan mahkemelerce siyasi muhalifler, hak savunucusu avukatlar, insan hakları aktivistleri, gazeteciler hakkında adil yargılama ilkesine aykırı, infaz nitelikli siyasi yargılamaların devasa haksız sonuçlarının ortadan kaldırılmasıdır.

HAMİLE VE ÇOCUKLARIYLA KALAN TUTUKLULAR SERBEST KALMALI

– Virüsün etkisi bakımından yüksek risk grubu içerisinde en dezavantajlı pozisyonda olan astım, böbrek ve şeker hastalıkları gibi kronik hastalıkları olanlar; açlık grevindekiler; çocuklar, hamile ve çocuklarıyla hapishanede kalmak zorunda kalan kadın tutuklular ile 40 yaşın üzerindeki tutukluların öncelikli tahliyeleri sağlanmalıdır.

CEZA DEĞİL TEDBİR OLDUĞU GÖZETİLMELİ

– Tutukluluk durumunun ceza değil tedbir olduğu gözetilerek, tutuk halinin bir son çare kabulu ile, mesleklerini icra ettikleri için tutulan hak savunucusu avukatlar, politik gerekçelerle cezaevlerinde tutulanlar koşulsuz olarak, diğer tüm tutuklular, gerektiği takdirde başkaca adli kontrol tedbirleri uygulanarak serbest bırakılmalıdır.

[BoldMedya] 22.3.2020

Ayşenur’un hücresindeki 30 serçe [Sevinç Özarslan]

Yaşadığı onca acıya rağmen, Ayşenur’un sesi bu kez, inci gibi cümlelerinin arasından o kadar neşeli, cıvıl cıvıl geliyordu ki sizinle de paylaşmak istedim.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Önceki akşam Ayşenur’dan mektup geldi. Aslında onun gönderdiği mektuplarla ilgili uzun zamandır bir şey yazmıyorum. Burada yazdığım bir cümle onu hücresinde belki incitir, üzebilir diye bu işlere girmiyorum.

Fakat son mektubunda anlattığı misafirlerini okuyunca dayanamadım. Herkes bilsin, ona dua etsin, içinden gelen bir mektup yazsın istedim. Sizi bilmiyorum ama gözaltına alındığı ilk günlerde söylediği “Bizi burada unutmayın” sözünün yankısı hala kalbimde ve kulağımda çınlıyor. Hiç geçmedi, geçmiyor.

26 yaşında gencecik bir kızın hayatı akıl almaz nedenlerle karartıldı. En güzel yaşlarını hapis köşelerinde geçiriyor Ayşenur. Çok ağır bir şey bu. 3 Nisan’da 30. yaşına yine hapiste girecek.

Yaşadığı onca acıya rağmen, bu kez sesi, inci gibi cümlelerinin arasından o kadar neşeli, cıvıl cıvıl geliyordu ki sizinle de paylaşmak istedim. Allah bir kulunu sevindirmek istiyorsa küçücük bir hücrede de olsa ona türlü türlü hediyeler gönderiyor. Ayşenur’un ifadesiyle yazıyorum, “hiç abartısız 20-30 serçenin” hücresine dolması gibi. Düşünebiliyor musunuz, hücrenize adım atıyorsunuz ve onca serçe sizi karşılıyor. Sonra da reverans yaparak, bugünkü gösterinin sonuna geldik edasıyla pıtı pıtı çıkıp gidiyorlar.

Bir görüş sonrası ‘oda’sına döndüğünde karşılaşmış Ayşenur onlarla. “Hayatımda bir daha böyle bir şey göreceğimi sanmıyorum” diye yazmış. Bir yavru serçeyi koynunda uyuttuğu geceyi anlatmış. Hayvanları çok seviyor Ayşenur. Neredeyse tüm mektuplarında “Keşke bir kedim olsa” cümlesi eksik olmuyor. Bazen gazete sayfalarında gördüğü kedi köpek resimlerini öperken buluyorum kendimi, diyor. Dolabına en son “mavi önlüklü köpek fındık’ın fotoğrafını asmış. İnşallah öldüğünü duymamıştır.

SERÇE DERESİ

Koronavirüsünün daha bu kadar kabusa dönmediği günlerde, 4 Mart 2020 sabahı yazdığı “Serçe Deresi’ni buyrun kendi cümlelerinden okuyun:

“Sincan’a bahar geldi. Sabah erkenden kalktım, limonlu su içiyorum. Boğazlarım fena. Sinüzit bu kış beni üzdü. Hücrem sıcak sayılır ama bir duvar cam olduğu için sürekli bir hava akışı var oda içinde. Joy Fm dinliyorum sana yazarken. Dört mevsim beni terk etmeyen kuşlarım havanın ısınmasıyla birlikte didişmeye, tatlı tatlı ötüşmeye başladılar. Yavuz anlatmıştır, bir yırtıcı kuş dadandı. Belgesellerden edindiğim (!) engin bilgilerime göre bir doğan 🙂 Ama kerkenez olabileceğini de düşünüyorum. O avluda görününce bizim minikler nereyi açık bulurlarsa giriyorlar. Hiç abartmadan 20-30 tane serçenin ben görüşteyken içeri girmiş olduğunu gördüm. Odaya girince ikişerli sıralar halinde dışarı yürüyerek çıktılar. Hayatımda bir daha böyle bir şey göreceğimi sanmıyorum. Serçe deresi 🙂 Bir de yavru serçeyi koynumda uyuttuğum bir gece var ki unutulmazlara adını yazdırdı. Biliyorsun hayvanları çok seviyorum. Bazen gazete sayfalarını öperken buluyorum kendimi. Önlüklü köpek fındık’ın fotoğrafını dolabıma astım hatta. Keşke bir kedim olsa. En büyük isteğim.”

DİLİM SÖYLEMESE DE İÇİM AH EDİYOR

1,5 sayfalık mektubunun bundan sonraki bölümünde okuduğu kitaplardan, aramızda konuştuğumuz bazı özel konulardan bahsetmiş Ayşenur. Sonra da dostlarına bol bol selam göndermiş. Tek tek isimlerini sayıyor, mutlu olduğunda genelde böyle yapıyor. Bazılarının vefasızlığına üzüldüğünü yazmış. Haklı. Yerden göğe kadar. Bu dünyada özgür olanın özgür olmayana, mutlu olanın mutsuz olana borcu var. O merhamet değil, acıma değil, dostluk ve vefa bekliyor:

“… hala oralarda bile korkan insanlar var. … selamı çok görenler var. Bu neymiş arkadaş? Korku ne güçlü hismiş. Machiavelli de korkunun en baskın his olduğunu, toplumların bununla kolayca yönetilebileceğini savunuyordu. Doğruymuş. İçindeki merhameti, korkusunu bastıran insanlara ne mutlu! … ama biliyor musun dilim söylemese de içim ah ediyor bir noktada. Vefasızlık edenlerin başına elbet dengeleyici bir dert gelecektir diye düşünüyorum. İşte o gün anlaşılacak çekilen acılar. Burada bu kadar uzun süre kalmak bir insana verilebilecek en büyük acılardan biri. Süresi ve cezaevi şartlarının çetinliği. Bazen bir renkli kağıda yazılan seni özledim cümlesi yetiyor, her şeyi birkaç saatliğine de olsa unutuyorsun… Çekecek çilem varmış…”

Ayşenur mektubunu, “4 Mart 2020, bir bahar sabahı, Sincan Cezaevi” diye bitiriyor.

Ayşenur Parıldak mesleğine yeni başlamış bir gazeteci, gencecik bir hukuk öğrencisiydi. Temmuz 2016’da son sınıf bütünleme sınavına girmek üzere gittiği Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde gözaltına alındı. KHK ile kapatılan Zaman Gazetesinde çalışması, sosyal medya hesabından hükümeti eleştirmesi, Fuat Avni denen twitter belasının onu takip etmesi, kendi adına kayıtlı olmayan ve içeriği bulunmayan Bylock gibi akıl almaz nedenlerle 4 yıldır Ankara Sincan Cezaevinde kalıyor.

İlk aylarda hücrede tutuldu. Kimseyle görüştürülmedi. Mektup yazma hakkı dahi yoktu. Daha sonra günde 1 saat bahçeye çıkmasına izin verildi. Şimdi yarı hücre uygulamasına tabi. Akşam 17.00’den sonra yine hücreye gönderiliyor. O hücrelerde geçen bir gecesini 2 Mayıs 2017’deki duruşmada şöyle anlatmıştı:

“Akşam olunca kapılar üzerimize kilitleniyor. Geceleri kaç kere çamaşır ipini düğümleyip geri çözdüğümü biliyor musunuz?” Kimse bilmiyor Ayşenur.

Koronavirüsü nedeniyle yeni yargı paketi yine gündemde. ‘Terör’ suçlarından yargılananların bu pakete dahil edilmeyeceğine dair bir iddia var. Yani Ayşenur gibi düşünce ‘suçlu’ları, siyasi tutuklular, gazeteciler, yazarlar… İnşallah öyle olmaz. Terörist dedikleri insanlar, bir serçe deresinden kendine dünya kurup mutlu olan ‘Ayşenur’lardan ibaret.

[Sevinç Özarslan] 22.3.2020 [BoldMedya]

Hukukçular: İnfaz paketine terör suçundan yargılananlar da alınmalı, ayrım yapılmamalı

Hukukçular, koronavirüs nedeniyle yeniden gündeme gelen infaz değişikliği yasasında terör suçundan yargılananların da alınması gerektiğini söyledi.  Hukukçular, “Gazeteciler, düşünce suçluları dışarı çıkamıyor ama hırsızlık suçluları rahatça infazdan yararlanabiliyor. Kimse arasında ayrım yapılmamalı” dedi.

BOLD – Hukukçular, iktidarın üzerinde çalıştığı infaz paketinin kapsamına “terör” suçlarının da alınması gerektiğini ifade etti. Terörle Mücadele Yasası’nda “terör” tanımının geniş olduğuna işaret eden hukukçular, “bombalama gibi şiddet yöntemlerini kullananlar” ile “Düşünceleri nedeniyle içeride olan siyasi suçluların” ayrılması gerektiğini kaydetti. Cezaevinde bulunan eski milletvekilleri, gazeteciler ile avukatlara işaret eden hukukçular, “Doğrudan şiddete bulaşmayan insanların, yalnızca siyasal iktidarı rahatsız eden, muhalif görüşleri ve paylaşımları nedeniyle terörle ilişkilendirilip tutuklanması ya da hüküm giymesi hukukun evrensel ilke ve değerlerine aykırıdır” dedi.

Koronavirüs salgını nedeniyle raftan inen infaz düzenlemesi, kamuoyunda “dolaylı af” beklentisini yükseltti. Terör, cinsel suçlar ile adam öldürme suçlarının kapsam dışında tutulacağı belirtilen çalışma kapsamında, terör suçlarında ise “örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüte yardım ve yataklık” suçundan tutuklu veya hükümlü olanların da infaz paketine alınmasının tartışıldığı öğrenildi. Bu suçun kapsama alınıp alınmayacağı önümüzdeki haftaya netleşecek.

En az 100 bin mahkûmun yararlanacağı ifade edilen infaz paketiyle ilgili Cumhuriyet’e konuşan hukukçular önerilerini dile getirdi.

AYRIM YAPILMAMALI

İnsan Hakları Derneği (İHD) Başkanı Öztürk Türkdoğan ise Terörle Mücadele Yasası’ndaki terör tanımının çok geniş olduğunu belirterek “En son sizin yazarlarınız ve OdaTV yazarları bu nedenle tutuklandı” dedi. Yeni bir Terörle Mücadele Yasası olması gerektiğini ifade eden Türkdoğan, “Sadece siyasi düşünceleri nedeniyle ifade özgürlüklerini kullandıkları için gazetecilerde olduğu gibi insanlar terörle suçlanıyor” dedi.

Türkdoğan, suç tipinde yapılacak tartışmada bombalama gibi şiddet yöntemlerini kullananlar ile düşüncesinden dolayı içeride olanların ayrılması gerektiğini kaydetti. Tutuklu eski milletvekilleri, belediye başkanları, Selahattin Demirtaş, gazeteciler, Osman Kavala ile Selçuk Kozağaçlı ve diğer tutuklu avukatlara işaret eden Türkdoğan, bu kişilerin mevcut Terörle Mücadele Yasası’ndaki yanlış tanım nedeniyle içeride olduklarını anımsattı.

Türkdoğan, “Hırsızlık yapan kişi 4 yıl alıyor. Yatarı 2 yıl. 2 yıla inince de denetimli serbeslik kapsamında bir gün kapalıda kaldıktan sonra açık cezaevine gönderiliyor. Orada da ertesi günü tahliye ediliyor. Gazeteciler, düşünce suçluları dışarı çıkamıyor ama hırsızlık suçluları rahatça infazdan yararlanabiliyor. Şartla tahliye süreleri eşitlenmeli, kimse arasında ayrım yapılmamalı” değerlendirmesini yaptı.

TWEET ATANLAR İÇERİDE

Antalya Baro Başkanı Polat Balkan, koronavirüs nedeniyle insanların en temel hakkı olan yaşam hakkının riske atılamayacağını belirterek, şu görüşleri kaydetti: “Bu nedenle infaz ara verme, özel infaz rejimleri gibi yöntemlerle hemen çözüm üretilmelidir. Bu yapılırken de yapılan düzenlemelerden herkesin eşit bir şekilde yararlanması gerekir; çünkü, biz biliyoruz ki, insanlar düşüncelerini ifade ettikleri, tweet attıkları, konuştukları ve yazdıkları için, keyfi gerekçelerle cezaevlerine atıldılar. Doğrudan şiddete bulaşmayan insanların, yalnızca siyasal iktidarı rahatsız eden, muhalif görüşleri ve paylaşımları nedeniyle terörle ilişkilendirilip tutuklanması ya da hüküm giymesi hukukun evrensel ilke ve değerlerine aykırıdır.”

İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu, AKP ve MHP’nin konuyu kendi arasında tartışmasını eleştirerek “Barolar, bu tartışmanın dışında bırakılıyor. Bu denli önemli bir değişiklikten dolayı hiçbir bilgiye sahip değiliz” dedi. Durakoğlu, denetimli serbestlik kapsamında tutukluların ev hapsine alınabileceğini söylerken, düşünce suçlusu tutukluların savcılık tarafından serbest bırakılabileceğini kaydetti.

[BoldMedya] 22.3.2020

CPT’den koronavirüs çağrısı: Erken tahliye ve denetimli serbestlik uygulanmalı

Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT), koronavirüse karşı cezaevlerinde tatbik edilecek tedbirlerle ilgili görüşünü yayımladı. Tutuklama yerine alternatif önlemlerin uygulanmasını isterken, “Erken tahliye yöntemine başvurulmalı” dendi.

BOLD – Koronavirüs (Kovid-19) salgını Türkiye’de hızla yayılırken risk altındaki gruplar arasında cezaevlerindeki tutuklular ve mahkumlar da yer alıyor.

HER TÜRLÜ TEDBİRİN ALINMASI TEMEL İLKE

Konuyla ilgili yazılı bir açıklama yayımlayan Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) devletin tutuklu ve hükümlülerin sağlığını ve güvenliğini korumak için muhtemel her türlü tedbiri almasının temel ilke olduğunu duyurdu.

CPT Başkanı Mykola Gnatovskyy’nin görüşüne yer verilen yazılı açıklamada, tutuklama yerine alternatif tedbirlere başvurulması gerektiği belirtildi. “Hapis cezaları başka tedbirlere çevrilmeli veya erken tahliye yöntemine başvurulmalı” denildi.

AİHM’İN RAPORLARINA ATIF YAPTIĞI BİR KURULUŞ

Türkiye’nin de yetkilerini tanıdığı, AİHM’nin birçok kararında raporlarına atıf yaptığı CPT, 20 Mart’ta Avrupa Konseyi bölgesinde yer alan cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülere koronavirüs salgını sürecinde uygulanacak asgari standartlara dair ilkelerini yayımladı.

CPT açıklamasında şunlar vurgulandı:

Temel ilke mümkün olan her türlü sağlık önleminin en iyi şekilde alınmış olmasıdır. Alınan önlemler mahpuslar ile kurumlarda çalışan personeli de koruyacaktır.

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) standartları ile ulusal sağlık ve kılavuzlarla uyumlu uluslararası standartlara uyulmalı ve uygulanmalıdır.

PERSONEL HER DAİM ULAŞILABİLİR OLMALI

Personeller her daim ulaşılabilir olmalı, bu ulaşılabilirliğin sağlanabilmesi için de kurumlara ve personellerine her türlü destek sağlanmalıdır. Personel görevini yerine getirmesi kapsamında eğitime tabi tutulmalı ve denetlenmelidir.

İNSAN ONURUNA SAYGILI OLMALI

Kovid-19 salgınını önlemek için alınan, mahpuslara ilişkin her türlü kısıtlayıcı önlem yasal bir zemine dayanmalı ve önlemin alınması zorunlu olmalıdır. Aynı zamanda alınan önlemler insan onuruna ve fiziki bütünlüğüne saygılı olmalı, en kısa zamanda da önlemin muhatabı mahpus anlayacağı şekilde alınan önlem konusunda bilgilendirilmelidir.

ERKEN TAHLİYE VE DENETİMLİ SERBESTLİK UYGULANMALI

Yakın kişisel temas virüsün yayılmasını teşvik ettiğinden, tüm ilgili makamlarca özgürlükten yoksun bırakma alternatiflerine başvurmak için birlikte çaba gösterilmelidir. Böyle bir yaklaşım, özellikle aşırı kalabalık durumlarda zorunludur.

Ayrıca, yetkililer mahkeme öncesi gözaltı dışındaki “Erken tahliye ve denetimli serbestlik, psikiyatrik hastaların istem dışı yerleştirilmesine devam etme ihtiyacını yeniden değerlendirmek,uygun olan yerlerde sosyal bakım evlerinde ikamet edenlerin taburcu edilmesi veya serbest bırakılması” gibi alternatif tedbir yollarını daha sık kullanmalıdır.

YAŞLILAR, KRONİK RAHATSIZLIĞI OLANLAR

Sağlık Bakımı ve Önlemleri hükümlerine ilişkin, risk grubunda bulunan “yaşlılar,kronik rahatsızlığı olanlar, başka hastalıkları olanlar” gibi mahpuslar için daha özel bir dikkat gerekli olacaktır, bu durum Kovid-19 taramasını ve gerektiği gibi yoğun bakım yollarını da içerir. Ayrıca, mahpuslar bu zamanda personelden ek psikolojik destek de almalıdır.

TEMEL HAKLARINA TAM OLARAK UYULMALI

Gereksiz faaliyetleri askıya almak meşru ve makul olmakla, pandemi sırasında alıkonulan kişilerin temel haklarına tam olarak uyulmalıdır. Bu özellikle yeterli kişisel hijyeni (sıcak su ve sabuna erişim dahil) ve açık havaya günlük erişim hakkını (en az bir saat) içerir.

Ayrıca, ziyaretler de dahil, dış dünyayla temasa ilişkin tüm kısıtlamalar, alternatif iletişim araçlarına (telefon veya İnternet Üzerinden Ses-Protokol iletişimi gibi) artan erişim ile telafi edilmelidir.

KARANTİNA KURALLARI

Kovid-19 virüsü bulaşmış veya enfekte olduğundan şüphelenilen bir kişinin karantinaya alınması veya yerleştirilmesi durumunda, ilgili kişiye her gün anlamlı insan teması sağlanmalıdır.

Kolluk kuvvetlerinin gözaltındaki kişilere (bir avukata erişim, doktora erişim, gözaltı bildirimi) kötü muameleye karşı temel güvenceler her koşulda ve her zaman tam olarak dikkate alınmalıdır. Bazı durumlarda tedbirler (semptomları olan kişilerin koruyucu maske takmasını istemek gibi) uygun olabilir.

ZARAR VERMEME İLKESİ UYGULANMALI

Ulusal Önleyici Mekanizmalar da dahil bağımsız kuruluşlar/kurumlarca yapılan gözlem, kötü muameleye karşı temel bir koruma olmaya devam etmektedir. Devletler, kişilerin karantinada tutulduğu yerler de dahil, gözlem kurumlarına tüm gözaltı yerlerine erişimi garanti etmeye devam etmelidir.

Bununla birlikte, tüm gözlem kurumları, özellikle yaşlılar ve önceden mevcut tıbbi durumları olan kişilerle uğraşırken, “zarar vermeme” ilkesine uymak için her türlü önlemi almalıdır.

[BoldMedya] 22.3.2020

“Alkışlayarak kurtulamazsınız, gerçek durumu bilen yok”

Koronavirüs nedeniyle gece gündüz mesai yapan sağlık çalışanları zor durumda. Olayın perde arkasını bir sağlık çalışanı anlattı. Gergerlioğlu ise “Alkışlayarak kurtulamazsınız” dedi, ihraç personellerin göreve iade edilmesi gerektiğine dikkat çekti.

BOLD – Sağlık personellerine moral vermek için ‘alkışlama’ eylemi yapılırken hastanelerden durumun ciddi olduğuna dair bilgiler gelmeye devam ediyor. Sağlık Bakanının açıkladığı gibi alınan önlemlerin ciddiyeti ve boyutu farklı. Bold Medya’ya ulaşan ve adını vermek istemeyen bir sağlık çalışanı, “Hastanelerde ve 112 acil sağlıkta çalışan personelleri ayakta alkışlandı. Fakat gerçek durumu bilen yok.” dedi.

YETERLİ KORUYUCU GİYSİ SAĞLANMIYOR

112 çağrısı ise alınan hastaların bir çoğunda yurt dışı öyküsü olmadığı ve ek hastalığı (akciğer hastalığı, KOAH vs) var gerekçesiyle koruyucu ekipman kullandırılmadığına dikkat çeken sağlık çalışanı, hastaların sadece maske ve eldiven ile hastaneye sevk edildiğini vurguladı, “Halbuki zaten o ek hastalığı olanlarda hastalık daha hızlı belirti veriyor. Müdahele eden sağlık personeli nasıl korunacak? Bakanlık malesef hastanelerde CPR (kalp akciğer canlandırması kalp masajı) yapan, entübasyon yapan ve yoğun bakım personeli dışında koruyucu giysi yeterli sayıda sağlamıyor.” ifadelerini kullandı.

“YA HASTALIKTAN KAYBEDERİZ, YA İSTİFALARIN ÖNÜ AÇILIR”

“Koruyucu ekipman olmadığında hastaneye kim giderse gitsin sağlık personeli kendini korumaya almadan nasıl uygulama yapacak?” diye soran sağlık çalışanı, bir süre sonra sağlık personeli bulunamayacağını, hepsinin ya hastalıktan kaybedileceğini ya da istifaların önünün açılacağının belirtti.

“KİMSE KENDİNİ ALDATMASIN”

Öte yandan HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu da açığa alınan birçok sağlık çalışanına dikkat çekti. Alkışlama eylemine katılanlara bir mesaj iletti.

“Açık söyliyeyim, alkışla kendinizi kurtaramazsınız!” diyen Gergerlioğlu, “Kimse kendisini aldatmasın. Binlerce KHKlı tıp doktoru prof, doçentin, uzmanın, pratisyen, yoğun bakım, acil çalışanı hemşire, sağlık emekçisinden bahsediyorum. Alkışlayacağınıza ‘KHK’lı sağlık emekçilerini iade edin’ deyin!” diye konuştu.

Geregerlioğlu: “Sağlık çalışanları çok yorgun,risk altında! Onlar da insan kronik hastalığı olanı, insanî mazeretleri olanı var Ve siz hala 15.000 KHKlı sağlık çalışanını iade etmiyorsunuz haa..! Bu,tarihe geçecek büyük bir sorumsuzluk ve ağır bir vebal olacaktır Kamu vicdanı bunu affetmez!”

[BoldMedya] 2.3.2020

Habertürk yazarı: AKP-MHP anlaştı, yüzde 50 indirim ve 3 yıl denetimli serbestlik uygulanacak

Habertürk Yazarı Muharrem Sarıkaya, AKP’nin hazırladığı infaz değişikliği paketi ile 1 Mart 2020 önceki suçlarda infaz süresinin 1/2 oranında indirim  ve bir defaya mahsus 3 yıl denetimli serbestlik şeklinde uygulanacağını kaydetti.

BOLD – Koronavirüs salgınına tedbir amacıyla tutuklu ve hükümlüleri infaz değişikliğiyle erken tahliyesi gündeme geldi. AKP’li isimler, infaz paketinin haftaya Meclis’e sunulacağını belirtirken Habertürk yazar Sarıkaya, infaz paketinin detaylarını yazdı. AKP ve MHP’nin uzlaştığı pakete CHP’nin de destek verme eğiliminde olduğunu belirtti.

Sarıkaya, “Cezalarda indirim yapan 3. Yargı Paketi, AK Parti’nin ittifak ortağı MHP ve muhalefetle yaptığı görüşmeler sonrası dün itibarıyla kesinleşti. Düzenleme ile 1 Mart 2020’den önceki suçlarda infaz kurumunda geçirmesi gereken süreden ½ oranında indirim yapılacak ve denetimli serbestlik de bir defaya mahsus olmak üzere 3 yıl uygulanacak” dedi. Uyuşturucu kullanma ve ticaretini yapma suçlarının da kapsama alındığını belirten Sarıkaya, ‘terör suçları, kasten adam öldürme, cinsel istismar, kadına ve çocuğa şiddet’ gibi suçların ise kapsam dışı bırakıldığını öne sürdü.

Sarıkaya, ‘İşte İnfaz Paketi’ başlıklı yazısında şunları kaydetti:

“…Böylece MHP’nin 5 yıllık önerisi de Cumhur İttifakı arasında yapılan uzlaşı ile denetimli serbestliğin 3 yıla indirilmiş oldu.

Ayrıca yine MHP’nin önerisi ile istisna suçlar arasında daha önce yer bulan, Uyuşturucu Kullanma ve Bulundurma ile Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti suçu da kapsam içine alındı.

Bu suçu işleyenler de indirimden yararlanacak.

Yapılan bir diğer yeni düzenleme ile örgüt lideri olmamak kaydıyla 60 yaşından büyük hasta her mahkum denetimli serbestlikten yararlanacak ve bu kişilere 4 yıl olarak uygulanacak.

Ayrıca yargılamada reform yapılarak evde infaz uygulamasına geçilecek ve yaşlılar ile hamileler cezalarını evlerinde çekebilecek.

Pakette daha önce yer alması beklenen bazı maddeler de ayıklandı; Terörle Mücadele Yasası’nın 7’nci maddesinin 2. fıkrasında yer bulan terör örgütlerini övme suçuna ilişkin cezaların da temyize götürülmesine olanak sağlayan düzenleme paketten çıkarıldı.

Kapsam içine alınmayan mükerrer suçlara ilişkin indirim oranı da tüm eleştirilere karşın düzenlemede aynı kaldı.

İNDİRİM NASIL HESAPLANACAK

Adalet Bakanlığı ve AK Parti’nin üzerinde çalıştığı üçüncü yargı paketi, Covid-19 salgını nedeniyle hızlandırıldı.

Kapasitesinin 100 bin üzerine çıkan cezaevlerinde boşalmayı sağlamak amacıyla infaz kurumunda kalma süresini indirmeyi hedefleyen düzenleme üzerinde Cumhur İttifakı bileşenleri AK Parti ve MHP dün itibarıyla uzlaştı.

MHP’nin daha önce getirip, AK Parti’nin soğuk baktığı için geri çektiği cezadan infaz hükümlerine göre, çekmeleri gereken toplam ceza süresinden 5 yıl indirilmesini öngören öneri pakette farklı şekilde düzenlendi.

Bu kapsamda mevcut yasada infaz kurumunda geçirilmesi gereken süreden 2/3 oranında yapılan indirim, ½’ye yükseltildi.

Mevcut kanunda 1 yıl olan denetimli serbestlik süresi de MHP’nin önerisi dikkate alınarak 1 Mart 2020’den önceki cezalarda 3 yıl uygulanacak.

1 Mart 2020 sonrası suçlarda ise bir kişinin infaz kurumunda geçirmesi gereken süresinin ½’si düştükten sonra, geri kalan cezasının 1/5’i denetimli serbestlik olarak düşülecek, 4/5 hapiste kalacak.

Örneğin 1 Mart 2020 öncesi hüküm almış kişinin infaz kurumunda geçirmesi gereken süre 6 yıl ise cezası önce yarıya indirilip 3 yıla düşecek, 3 yıl da denetimli serbestlik olduğu için hapisten salınacak.

Bu kişi 1 Mart 2020 sonrası hüküm almışsa, 6 yıl yarıya inecek, kalan 3 yılın 1/5’i olan 7 ay 6 gün denetimli serbestlik olarak inecek; 2 yıl 4 ay 24 gün hapis yatacak.

Veya 20 yıl cezası olan mahkum eğer1 Mart 2020’den önce hüküm almışsa, infaz kurumunda kalması gereken süreden ½ oranında indirilecek, ceza 10 yıla inecek; bundan da 3 yıl denetimli serbestlik düşülecek ve yatması gereken süre 2 yıla inecek.

Bu tarihten sonraki suçlarda ise denetimli serbestlik 1/5 olarak uygulanacak.

Buna göre 20 yıl ceza alan kişinin cezası ½ indirilip 10 yıla düşecek, bunun denetimli serbestlik için getirilen 1/5’i olan 2 yıl düşülecek, 8 yıl hapiste kalacak.

HER SUÇLU CEZAEVİNİ GÖRECEK

Düzenlemenin bu hale gelmesindeki amaç, mahkeme kapısından salıverilme olayına son vermeyi amaçlıyor.

Buna göre diyelim ki bir kişi bir ay bile hapis alsa cezaevinde kalacak; önce cezası ½ oranında düşürülüp 15 güne inecek, bunun da 1/5’i olan 3 gün denetimli serbestlik olarak uygulanacak ve 12 gün hapis yatacak.

Oysa daha önce bir yıldan az ceza alanların hepsi paraya çevriliyor ve hapishane yüzü görmeden mahkeme kapısından ayrılıyordu.

İYİ HAL İÇİN DE YENİ DÜZENLEME

Paket iyi hale ilişkin de düzenleme getiriyor.

Daha önce mahkeme sırasında eğer adli, ancak iyi hal uygulamasını baştan indirilmek yerine, 6 aylık denetimler sonucu yerine getirilecek.

Bu amaçla kurulan ancak çalışmayan infaz hakimlikleri kapsama alınacak, ayrıca Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu’nun “dışarıda yeniden suç işlemeye yatkınlığını içeren” raporları da iyi hal için geçerli olacak.

Daha yargılama safhasında adli ve idare disiplinsizliği yoktur diye iyi hal indirimi uygulanmayacak.

HAMİLE VE 60 YAŞ ÜSTÜNE EV HAPSİ

Düzenleme reform niteliğinde bazı yeni düzenlemeleri de getiriyor.

En yeni düzenleme de terör örgütü yönetici olmamak kaydıyla 60 yaş üstünde bakıma muhtaç durumda olan veya sürekli hastalığı bulunanlar tam teşekküllü hastaneden rapor almak kaydıyla cezalarını evlerinde çekebilecek, bu kişiler için denetimli serbestlik bir defaya mahsus olmak üzere 4 yıl uygulanacak.

Ayrıca 65 yaş için 1 yıl, 70 yaş için 2 yıl, 75 yaş üstü ve hamileler için 4 yıla kadar kalan cezanın evde çekmesi hükmü de getirildi.

Eğer cezasının bitmesine 4 yıl kalmış ve 75 yaşına ulaşmış ise infaz süresini evinde tamamlayacak.

Bunun için elektronik kelepçe yöntemi uygulanacak.

Bir yeni düzenleme de infazın geriye bırakılmasına ilişkin; mahkumiyeti 10 yılın altında ise 6 ay infaza ara verilebiliyordu, bu süre bir yıla çıkacak….

KAPSAM DIŞI SUÇLAR:

Paket ile getirilen infaz indiriminden yararlanamayacak suçlar ise şöyle: “Terör suçları, örgütlü terör suçları, kasten adam öldürme, cinsel istismar, kadına ve çocuğa şiddet, soykırım suçları, insanlığa karşı işlenen suçlar, insan üzerinde deney suçu, organ ve doku ticareti, reşit olmayana cinsel istismar, çocukların cinsel istismarı suçu, devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymaya veya devletin bağımsızlığını zayıflatmaya veya birliğini bozmaya veya devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya yönelik fiiller, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs, TCK’nın 76’ncı maddesinde düzenlenen (Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence, eziyet veya köleleştirme, kişi hürriyetinden yoksun kılma, bilimsel deneylere tabi kılma, zorla hamile bırakma, zorla fuhşa sevk etme) suçların tamamı her türlü eziyet, işkence, Atatürk aleyhine işlenen suçlar ve Orman Kanunu’na aykırı suçlar…”

[BoldMedya] 22.3.2020

'Başka hiçbir virüs böyle değil... 100 kişiye test istiyoruz bir-ikisine yapılıyor'

Türkiye’deki mevcut durumu anlatan hekimler, “100 kişiye test istiyorsak 1-2’sine yapılıyor” diyerek hastanelerin tanı konmamış vakalarla dolu olduğunu söylüyor.

"Mesele virüsün öldürücülüğü değil, mesele sayının çokluğu. Sayı öyle büyüyor ki, dünyada o kadar tıbbi teçhizat yok, dünyada o kadar solunum cihazı yok!”

DW Türkçe’ye konuşan bir doktorun feryadı bu. Söyledikleri, sadece çalıştığı hastane, yaşadığı şehir, bölge veya ülkenin değil, dünyanın durumunu özetliyor. Farklı şehirlerden, farklı sağlık kurumlarında (devlet, üniversite ve özel hastaneler) görev yapan başka doktorların anlattıklarıyla birleşince o sözlere ekleme yapmak şart: Dünyada o kadar doktor da yok!

100 kişiden ancak 1-2'sine test

Görevlerini riske atmamak için isimlerinin yazılmasını istemeyen hekimler, Türkiye'deki mevcut duruma ilişkin DW Türkçe'ye bilgi verdi. Ülkenin en yoğun, en büyük kamu hastanelerinden birinde görev yapan hekimin anlattıkları kaygı verici: “Şu an hastalarımızın yüzde 90’ı koronavirüs tedavisi görüyor ama hiçbirinde Covid-19 tanısı yok, çünkü test yapılmadı. 100 kişiye test istiyorsak, ancak 1-2’sine izin çıkıyor. Akciğerinde iltihap var, ateş var, öksürük var, beş gündür yatan hasta ama test yapılmadı. Böyle örnek çok.”

Bahsi geçen hastanede poliklinik hizmetleri de devam ettiği için birtakım önlemler alınmış. Resmi tanı konmasa da Covid-19 şüphesiyle yatırılanlar önce ayrı bir bölümde diğer hastalardan izole edilirken, sayı arttıkça bazı katlar tamamen bu iş için ayrılarak bir nevi karantina uygulamasına geçilmiş. Tam karantina denemez, çünkü hasta yakınları girip çıkıyor ve bu esnada temas ettikleri insanlara virüs bulaştırmalarına hiçbir engel yok.

Virüs bulaşan hekim sayısı da artıyor

Sahadakilerin bildiği ama kamuoyuna tek tük yansıyan başka bir durum ise virüs bulaşan hekim ve sağlık çalışanı sayısının hiç de az olmadığı. “Yoğun bakımda ve entübe (boğazında tüp takılı) arkadaşlarımız var” diyor devlet hastanesinde görev yapan bir genel cerrah. Başka hastanelerde de hekim arkadaşlarının yatarak tedavi gördüğünü söylüyor. Bir de sanılanın aksine, tehlike sadece 60 yaşın üstündekiler için değil. Yoğun bakımlarda 20-40 yaş arası tedavi gören hastalar olduğunu ekliyor.

Çalıştığı özel hastaneden izin alıp on gündür evde kendini karantinaya alan bir pratisyen hekim, virüsün eşine ve çocuğuna da bulaştığını, kısmen hafif ve kontrollü geçirdiklerini söylüyor. Muayene olduğu hekimle semptomları konuşarak tedaviyi beraber planladıklarını ama test yapılmadığını anlatıyor. Başkalarına bulaştırmamak için bir süre daha çalışmaması gerektiğinin farkında, Covid-19 tanısı konmadığı için bel ağrısı raporu almış. Çalıştığı hastanede bir uzman hekim de aynı yöntemle, başka bir rahatsızlıktan rapor alarak kuluçka süresini evinde geçiriyor. Kendi aralarında bile Covid-19 adını zikretmeden konuştuklarını söylüyor.

"Kimin öleceğine karar vermek zorunda kalırsak…”

Fransa’daki bir meslektaşının, yaşadıklarını ağlayarak anlattığını söylüyor bir cerrah. “Ne yapacaklarını, nasıl başa çıkacaklarını şaşırmış haldeler. ‘Bütün yataklar dolu, hepimiz sadece korona vakalarıyla ilgileniyoruz, yetişemiyoruz’ diyor. İtalya’dan daha iyi durumda olmasına rağmen Fransa da başa çıkamıyor. Bu sayıdaki hastayla kimse başa çıkamaz” diyor.

Vaka sayıları her gün katlanarak artarken virüsten korunmak için ne yaptığını sorunca verdiği cevap şöyle: “Mümkün olduğunca az hasta bakıyorum. Muayene etmemeye çalışıyorum, öyküsünü dinleyerek tedavi uyguluyorum. Hastanede forma giyip orada bırakıyorum, eve götürmüyorum. Ama daha kötü günler gelecek, aktif korona baktığımız, sadece korona baktığımız günler gelecek. Mesela İtalya’da kimin öleceğine karar vermek zorunda kalıyorlar. O noktaya gelirsek… O işi nasıl yapacağımı düşünüyorum. Çok korkuyorum.”

DW Türkçe’ye konuşan başka bir hekim, "Virüsün öldürücülüğü evet diğer virüslerden düşük, evet gripten daha basit, daha hafif seyrediyor, doğru. Ama grip bu sayılara ulaşmıyor. Çünkü grip hasta ediyor seni ve sen başkalarından uzak duruyorsun, mecburen ve kendiliğinden. Ama bunda öyle değil, yüzde 80 bulaştırmaya devam ediyor” diyor.

“Ailem bile abartıldığını zannediyor”

Devamlı bilgi verip uyardığı halde kendi ailesinin bile salgını yeterince ciddiye almadığını söyleyen başka bir hekim ise şunları söylüyor: "Öncekilere göre daha basit bir virüs filan diye bilgiler dolaşıyor ya, insanlar işin boyutunu kavrayamıyor. Evet daha basit virüs, evet yüzde 80 hiçbir şey yapmıyor, tamam kabul. Ama tam da bu nedenle çok bulaşıyor. Hiçbir semptom yokken, normal hayatını sürdürürken etrafına bulaştırıyor. Yüzde 80-90 bulaşıcılıktan bahsediliyor. Başka hiçbir virüs böyle değil.”

[Samanyolu Haber] 22.3.2020

İtalya'dan radikal karar

İtalya Başbakanı Giuseppe Conte ülkede zaruri faaliyetleri olmayan tüm işyerlerinin kapatılması talimatını verdi. Aldıkları önlemlerin 'sert' olduğunu kabul eden Başbakan Conte, "Bunun farkındayım ama başka alternatif yok." dedi.

İtalya'da son 24 saatte 793 kişinin daha koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetmesi üzerine önlemleri sıkılaştıran İtalya hükümeti stratejik faaliyet gütmeyen tüm şirketlerin 3 Nisan'a kadar kapatılacağını açıkladı.

İkinci Dünya Savaşı sonrası en büyük krizi yaşadıklarını belirten İtalya Başbakanı Conte, "Şu aşamada direnmek zorundayız. Sadece bu şekilde kendimizi koruyabiliriz." diye konuştu.

"Süpermarketlerde yarışa ya da kuyruğa gerek yok." diyen Conte, süpermarketlerin, gıda ürünleri satan dükkanların, eczanelerin, postane ve bankaların açık kalmaya devam edeceğini bildirdi.

Conte, tüm doktor ve sağlık çalışanlarının yanı sıra sivil savunma, ordu görevlilerinin ülke genelinde topyekun her gün olağanüstü mücadele verdiğini anlattı.

Başbakan Conte'nin açıkladığı yeni tedbirlerin 3 Nisan tarihine kadar olduğu belirtildi.

[Samanyolu Haber] 22.3.2020

Almanya, sistemi çöken Fransa'dan hasta kabul etmeye başladı

Almanya’da Baden-Württemberg eyaleti yönetimi koronavirüs vakaları nedeniyle yatak kapasitesini aşan Fransa’nın Grand Est bölgesindeki hastanelerden hasta alabileceklerini açıkladı.

Yerel yönetimin sağlık bakanlığı sözcüsü tarafından yapılan açıklamada koronavirüs (Covid-19) teşhisi konulan ve solunum cihazına ihtiyaç duyan Fransız hastaların kendi hastanelerine transfer edilebileceği belirtildi. Sözcü, bu bağlamda komşu ülke Fransa'dan hasta kabul etmeleri için Baden-Württemberg eyaletindeki tüm hastanelere talimat verildiğini aktardı.

Euronews'te yer alan habere göre Fransa'da başkent Paris'i de içine alan İle-de-France ile Almanya'ya sınır olan Grand Est bölgeleri koronavirüs vakalarının en yoğun görüldüğü bölgelerin başında geliyor. Özellikle Grand Est bölgesindeki hastanelerin yoğun bakım servisleri yatak kapasitelerini aşmış durumda.

Öte yandan Fransa'da koronavirüs nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 562'ye yükseldi.

[Samanyolu Haber] 22.3.2020

Doktorlardan ‘böyle virüs görmedik, dikkat edin’ uyarısı

Sağlık çalışanları Türkiye'de hastanelerde koronavirüs vakalarının giderek arttığını ancak test yapılamadığı için kesin bir tanı koyamadıklarını anlattı.

KRONOS -22 Mart 2020

Türkiye’de koranvirüs nedeniyle ölüm ve vaka sayısı da giderek katlanıyor. Bu sayıdaki yükseliş kaygıları artırıyor.

Bir doktor yaşananlar için, “Mesele virüsün öldürücülüğü değil, mesele sayının çokluğu. Sayı öyle büyüyor ki, dünyada o kadar tıbbi teçhizat yok, dünyada o kadar solunum cihazı yok!” Söyledikleri, sadece çalıştığı hastane, yaşadığı şehir, bölge veya ülkenin değil, dünyanın durumunu özetliyor.

DW Türkçe’de yer alan Emine Algan’ın haberine göre, görevlerini riske atmamak için isimlerinin yazılmasını istemeyen hekimler, Türkiye’deki mevcut duruma ilişkin bilgi verdi. Ülkenin en yoğun, en büyük kamu hastanelerinden birinde görev yapan hekimin anlattıkları kaygı verici:

“Şu an hastalarımızın yüzde 90’ı koronavirüs tedavisi görüyor ama hiçbirinde Kovid-19 tanısı yok, çünkü test yapılmadı. 100 kişiye test istiyorsak, ancak 1-2’sine izin çıkıyor. Akciğerinde iltihap var, ateş var, öksürük var, beş gündür yatan hasta ama test yapılmadı. Böyle örnek çok.”

Bahsi geçen hastanede poliklinik hizmetleri de devam ettiği için birtakım önlemler alınmış. Resmi tanı konmasa da Kovid-19 şüphesiyle yatırılanlar önce ayrı bir bölümde diğer hastalardan izole edilirken, sayı arttıkça bazı katlar tamamen bu iş için ayrılarak bir nevi karantina uygulamasına geçilmiş.

Habere göre, buna tam karantina denemez, çünkü hasta yakınları girip çıkıyor ve bu esnada temas ettikleri insanlara virüs bulaştırmalarına hiçbir engel yok.

Haber şöyle devam ediyor:

“Sahadakilerin bildiği ama kamuoyuna tek tük yansıyan başka bir durum ise virüs bulaşan hekim ve sağlık çalışanı sayısının hiç de az olmadığı. ‘Yoğun bakımda ve entübe (boğazında tüp takılı) arkadaşlarımız var’ diyor devlet hastanesinde görev yapan bir genel cerrah. Başka hastanelerde de hekim arkadaşlarının yatarak tedavi gördüğünü söylüyor. Bir de sanılanın aksine, tehlike sadece 60 yaşın üstündekiler için değil. Yoğun bakımlarda 20-40 yaş arası tedavi gören hastalar olduğunu ekliyor.

Çalıştığı özel hastaneden izin alıp on gündür evde kendini karantinaya alan bir pratisyen hekim, virüsün eşine ve çocuğuna da bulaştığını, kısmen hafif ve kontrollü geçirdiklerini söylüyor. Muayene olduğu hekimle semptomları konuşarak tedaviyi beraber planladıklarını ama test yapılmadığını anlatıyor. Başkalarına bulaştırmamak için bir süre daha çalışmaması gerektiğinin farkında, kovid-19 tanısı konmadığı için bel ağrısı raporu almış. Çalıştığı hastanede bir uzman hekim de aynı yöntemle, başka bir rahatsızlıktan rapor alarak kuluçka süresini evinde geçiriyor. Kendi aralarında bile kovid-19 adını zikretmeden konuştuklarını belirtiyorlar.

Vaka sayıları her gün katlanarak artarken virüsten korunmak için ne yaptığını sorunca verdiği cevap şöyle:

“Mümkün olduğunca az hasta bakıyorum. Muayene etmemeye çalışıyorum, öyküsünü dinleyerek tedavi uyguluyorum. Hastanede forma giyip orada bırakıyorum, eve götürmüyorum. Ama daha kötü günler gelecek, aktif korona baktığımız, sadece korona baktığımız günler gelecek. Mesela İtalya’da kimin öleceğine karar vermek zorunda kalıyorlar. O noktaya gelirsek… O işi nasıl yapacağımı düşünüyorum. Çok korkuyorum.”

Mesleğini tutkuyla seven, işini mükemmel yapan ve adeta hekim olmak için doğmuş bir uzman söylüyor bunları. Bütün dünyanın çaresiz kalacağı o noktaya gelmeden, herkes anlasın diye bir kez daha haykırıyor:

“Böyle bir şeye dünya hazır değil. Hiçbir şekilde değil. Ve olamaz da. Hani ilaç bulundu-bulunuyor diye seviniyorlar ya, o ilaç da yetmeyecek. Eğer yaşlılardan ve hastalardan kurtulalım, ölsünler demiyorsak kimse evden çıkmasın. Tek çözümümüz o! Herkese söyle, bütün gazeteci arkadaşlarına söyle, herkes bunu paylaşsın. Çünkü başka yapılabilecek hiçbir şey yok. Herkes kendini izole etsin, ki yavaşlatalım gidişatı, ki hastalara yetsin tıbbi malzeme. Yoksa tablonun ağırlığıyla başa çıkamayız. Kimse bununla baş edemiyor. Kimse!”

Kovid-19 tanısı konanların çoğu belki hafif bir şekilde atlatacak ve zaman içinde bu virüs tehlikeli olmaktan çıkacak, bilim insanlarının söyledikleri bu yönde. Ama bu hızla yayılmasının önüne geçilemezse, hiçbir devletin, hiçbir sağlık sisteminin altından kalkamayacağı bir tablo çıkacak ortaya. Ve yapılması gereken tek şey hasta sayısını azaltmak. Bunun da tek yolu var; insanların birbiriyle temas etmemesi. O yüzden başta hekimler olmak üzere durumun vahametini idrak eden herkes ‘evde kalın, evde kalın, evde kalın’ diye çırpınıyor. Aksi takdirde sağlık hizmetleri yetmeyecek.”

[Kronos.News] 22.3.2020

‘Her suçlu cezaevini görecek, evde infaz uygulamasına geçilecek’

AKP ve MHP'nin muhalefetle birlikte üzerinde uzlaştığı öne sürülen yeni infaz yasası ile ilgili düzenlemeye göre evde infaz uygulamasına geçilecek ve yaşlılar ile hamileler cezalarını evlerinde çekebilecek.

KRONOS -22 Mart 2020

Yeni tip korona virüsü (COVID-19) salgını sebebiyle tekrar gündeme gelen infaz paketi ile ilgili tasarının AKP ve MHP’nin muhalefet ile görüşmesinin ardından kesinleştiği öne sürüldü.

Habertürk gazetesi yazarı Muharrem Sarıkaya’nın aktardığına göre bir kişi 1 ay bile ceza alsa geçmişte olanın aksine cezaevine girecek. Ancak bu kişinin cezası indirimlerle birlikte 12 gün olacak.

Sarıkaya, “1 Mart 2020’den önceki suçlarda infaz kurumunda geçirmesi gereken süreden ½ oranında indirim yapılacak ve denetimli serbestlik de bir defaya mahsus olmak üzere 3 yıl uygulanacak” bilgisini paylaştı.

Sarıkaya’nın yazısında düzenleme ile ilgili verdiği bilgiler şöyle:

Ayrıca yine MHP’nin önerisi ile istisna suçlar arasında daha önce yer bulan, Uyuşturucu Kullanma ve Bulundurma ile Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti suçu da kapsam içine alındı.

Bu suçu işleyenler de indirimden yararlanacak.

Yapılan bir diğer yeni düzenleme ile örgüt lideri olmamak kaydıyla 60 yaşından büyük hasta her mahkum denetimli serbestlikten yararlanacak ve bu kişilere 4 yıl olarak uygulanacak.

Ayrıca yargılamada reform yapılarak evde infaz uygulamasına geçilecek ve yaşlılar ile hamileler cezalarını evlerinde çekebilecek.

“Terör örgütlerini övme suçu temyize götürülemeyecek”

Pakette daha önce yer alması beklenen bazı maddeler de ayıklandı; Terörle Mücadele Yasası’nın 7’nci maddesinin 2. fıkrasında yer bulan terör örgütlerini övme suçuna ilişkin cezaların da temyize götürülmesine olanak sağlayan düzenleme paketten çıkarıldı.

Kapsam içine alınmayan mükerrer suçlara ilişkin indirim oranı da tüm eleştirilere karşın düzenlemede aynı kaldı.

İndirim nasıl hesaplanacak?

Sarıkaya yazısında indirim oranlarını şöyle hesapladı:

1 Mart 2020 sonrası suçlarda ise bir kişinin infaz kurumunda geçirmesi gereken süresinin ½’si düştükten sonra, geri kalan cezasının 1/5’i denetimli serbestlik olarak düşülecek, 4/5 hapiste kalacak.

Örneğin 1 Mart 2020 öncesi hüküm almış kişinin infaz kurumunda geçirmesi gereken süre 6 yıl ise cezası önce yarıya indirilip 3 yıla düşecek, 3 yıl da denetimli serbestlik olduğu için hapisten salınacak.

Bu kişi 1 Mart 2020 sonrası hüküm almışsa, 6 yıl yarıya inecek, kalan 3 yılın 1/5’i olan 7 ay 6 gün denetimli serbestlik olarak inecek; 2 yıl 4 ay 24 gün hapis yatacak.

Veya 20 yıl cezası olan mahkum eğer1 Mart 2020’den önce hüküm almışsa, infaz kurumunda kalması gereken süreden ½ oranında indirilecek, ceza 10 yıla inecek; bundan da 3 yıl denetimli serbestlik düşülecek ve yatması gereken süre 2 yıla inecek.

Bu tarihten sonraki suçlarda ise denetimli serbestlik 1/5 olarak uygulanacak.

Buna göre 20 yıl ceza alan kişinin cezası ½ indirilip 10 yıla düşecek, bunun denetimli serbestlik için getirilen 1/5’i olan 2 yıl düşülecek, 8 yıl hapiste kalacak.

“Her suçlu cezaevini görecek”

Düzenlemenin bu hale gelmesindeki amaç, mahkeme kapısından salıverilme olayına son vermeyi amaçlıyor.

Buna göre diyelim ki bir kişi bir ay bile hapis alsa cezaevinde kalacak; önce cezası ½ oranında düşürülüp 15 güne inecek, bunun da 1/5’i olan 3 gün denetimli serbestlik olarak uygulanacak ve 12 gün hapis yatacak.

Oysa daha önce bir yıldan az ceza alanların hepsi paraya çevriliyor ve hapishane yüzü görmeden mahkeme kapısından ayrılıyordu.

Düzenlemeye girmeyen suçlar

“Düzenleme reform niteliğinde bazı yeni düzenlemeleri de getiriyor” yorumunu yapan paket ile getirilen infaz indiriminden yararlanamayacak suçları şöyle sıraladı:

Terör suçları, örgütlü terör suçları, kasten adam öldürme, cinsel istismar, kadına ve çocuğa şiddet, soykırım suçları, insanlığa karşı işlenen suçlar, insan üzerinde deney suçu, organ ve doku ticareti, reşit olmayana cinsel istismar, çocukların cinsel istismarı suçu, devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymaya veya devletin bağımsızlığını zayıflatmaya veya birliğini bozmaya veya devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya yönelik fiiller, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs, TCK’nın 76’ncı maddesinde düzenlenen (Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence, eziyet veya köleleştirme, kişi hürriyetinden yoksun kılma, bilimsel deneylere tabi kılma, zorla hamile bırakma, zorla fuhşa sevk etme) suçların tamamı her türlü eziyet, işkence, Atatürk aleyhine işlenen suçlar ve Orman Kanunu’na aykırı suçlar…

[Kronos.News] 22.3.2020

Bilim Kurulu Üyesi: Koronavirüste en riskli il İstanbul

Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Doğanay, koronavirüs salgınındaki en riskli bölgenin İstanbul olduğunu, ardından Ankara, İzmir ve Antalya’nın geldiğini söyledi. “Haziran ayına doğru normal hayata yakınlaşacağımızı öngörüyorum” dedi.

BOLD – Prof. Dr. Doğanay, “En riskli bölge İstanbul’dur, ikinci sırada Ankara vardır, üçüncü sırada İzmir sonrasında Antalya vardır. Van vardır, İran meselesi nedeniyle” dedi.

Virüsle ilgili bilgiler veren Prof. Dr. Doğanay, “Bu virüs grip gibi yayılıyor. Solunum yollarıyla bulaşıyor. Hapşırırken, öksürürken el yıkamak önemli. Bizim şansımız şu; Mart’ın sonuna geliyoruz, şu iki haftalık dönem çok önemli. Kapalı alanlarda bulaşıyor. Havalar ısındıktan sonra insanların kapalı ortamda bulunma oranı ne kadar düşerse enfeksiyon oranı azalacaktır”dedi.

Havaların ısınmasıyla vaka sayısının düşeceğini savunan Doğanay, “Vaka sayısı Nisan ayında havalar açılınca, insanlar alışveriş merkezlerinden çıkınca, evler daha çok havalandırılınca, güneşin görülmesiyle etrafın kurumasıyla azalma gösterecektir” ifadelerini kullandı.

HAZİRAN’DA NORMAL HAYATA DÖNÜLEBİLİR

Haziran ayına doğru normal hayata dönüleceğini öngördüğünü söyleyen Doğanay, “Acaba bu Corona da aynen grip gibi az sayıda enfeksiyonla devam edecek mi diye bir düşüncemizde var. Kanaatimce Kasım ayından itibaren havalar soğudukça yine Covid-19 devam edecektir, ama vaka sayısı oldukça azalacaktır” dedi.

[BoldMedya] 22.3.2020

Ailesiyle koronavirüse yakalanan genç kız yaşadıklarını anlattı

Birlikte yaşadığı dedesi ve babasıyla koronavirüse yakalanan genç kızın, yaşadığı sıkıntılı ve zorlu tedavi sürecini anlatan videosu sosyal medyada viral oldu.

BOLD- Sosyal medyada gündem olan videoda genç bir kız, aynı evde yaşadığı dedesi ve babasıyla birlikte koronavirüse yakalandığını anlattı.

“DEDEMDEN PEK ÜMİT YOK”

“Dedemin, babamın ve benim koronavirüs testim pozitif çıktı” diyen genç kız, “Yarından itibaren yoğun bir tedavi sürecine giriyoruz. Dedem yoğun bakıma alındı. Dedemden pek ümit yok ama babam ve ben tedavi olacağız” dedi.

“ELİN DEĞDİĞİ HER ŞEYDEN BULAŞIYOR”

Hastalığa nasıl yakalandıkları konusunda bir fikrinin olmadığını söyleyen genç kız, ”Kızlar hiç bilmiyorum. Evlerden sakın çıkmayın. Eve aldığınız her şeyi yıkayın. Ben şu an izolasyon odasındayım. Elimdeki poşeti dahi alıp dokunmuyorlar. Çünkü bu kadar bulaşıcıymış. Elimin değdiği her yerden bulaşabilirmiş” diye konuştu.

“AKCİĞERLERİ ZOR BIRAKIYOR”

Doktorların hastalığıyla ilgili kendisitle paylaştığı bilgieri de aktaran genç kız, ”25 gün bir tedavi sürecim olacak. Belki telefonumu bile elime alamayacağım. Ciğerlerimdeki sıkıntı çok büyük değilmiş ama virüs akciğere tutunduğunda çok zor bırakıyormuş” ifadelerini kullandı.

Genç kızın arkadaşlarını sosyal medyada da paylaştığı görüntüler viral oldu. Görüntüye gelen yorumlarda, sosyal medya kullanıcıları vatandaşların aynı durumları yaşamaması ve yaşatmaması için evde kalmalarını istedi.
[BoldMedya] 22.3.2020

İtalya’da sadece bir günde 793 kişi koronadan can verdi

Koronavirüs nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 13 bine yaklaşırken İtalya’da son 24 saatte 793 kişi öldü. Ülkede toplam ölüm vakası 4 bin 835 oldu.

BOLD – Çin’in Vuhan kentinde ortaya çıkan yeni tip koronavirüs (Kovid-19) nedeniyle hayatını kaybeden kişi sayısı dünya genelinde 12 bin 755’e, virüs bulaşan hasta sayısı ise 297 bin 90’a ulaştı.  91 bin 540 kişi de tedavi edildi.

Koronavirüs salgınında en kritik ülke olan İtalya’da son 24 saatte 793 kişinin yaşamını yitirdiği açıklandı. Böylece İtalya’da toplam ölü sayısı 4 bin 825’e yükseldi. Bu ölüm sayısı, vakaların görüldüğü tüm ülkelerde bir günde kaydedilen en yüksek sayı oldu. Ülkedeki toplam vaka sayısı ise 53 bin 578’e çıktı.

[BoldMedya] 22.3.2020

Koronavirüs cezaevlerinde: İnsanların ölmesini mi bekliyorsunuz?

Birçok ülke cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlüleri yüksek sağlık riski gerekçesiyle tahliye etti. Gazeteci Fatih Akalan ve avukat Murat Akkoç Türkiye cezaevleriyle ilgili son durumu ve yeni gelişmeleri, merakla beklenen ‘Af’ yasasının detaylarını Bold canlı yayınında yorumluyor. BOLD ÖZEL


[BoldMeya] 22.3.2020

Korkulan senaryoyu hiçbir ülke kaldıramaz!

Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi doktorlarından Mehmet Furkan Burak, şu ana kadar 11 binden fazla kişinin hayatına mâl olan Koronavirüs salgınına dair çarpıcı açıklamalarda bulundu. Burak'a göre Ebola ya da sıtma tedavisinde kullanılan ilaçların Koronavirüs için kullanılması riskli. Ayrıca korkulan senaryoda Amerika Birleşik Devletleri dahil hiçbir ülke salgının altından kalkamaz.

Amerika Başkanı Donald Trump’ın anti-viral ilaçların yeni tip Koronavirüs (Covid-19) tedavisinde kullanılabileceğini açıklaması dünyayı umutlandırdı.

Ancak tıp dünyası bu ilaçlara şüpheyle yaklaşıyor.

Amerika'nın Sesi Türkçe'nin (VOA) sorularını cevaplandıran Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi doktorlarından Mehmet Furkan Burak sebebini şöyle açıklıyor: “Güvenip tıbbi kararımızı değiştirecek bir ilaç yok. O sebeple bilimsel kalitesi düşük, daha az hasta üzerinde yapılmış tıbbi anekdotlar üzerine çıkarımlar yapmaya çalışıyoruz. Bunun riskleri var.”

“EBOLA İLACI KORONA TEDAVİSİNDE UMUT VAAT EDİYOR, FAKAT…”

Başkan Donald Trump’ın başka virüsler için geliştirilen ilaçların Koronavirüs tedavisinde kullanılma ihtimalinin bulunduğuna dair beyanları tüm dünyayı heyecanlandırdı.

Trump’ın “Denemekle ne kaybederiz!” dediği ilaçlar, Ebola tedavisinde kullanılmış "Remdesivir" ve sıtma tedavisinde kullanılan "Hidroksiklorokin".

Dr. Burak özellikle Ebola tedavisinde kullanılan ilacın umut vaat ettiğini, ancak tamamen güvenmek için daha çok çalışma gerektiğini söylüyor: “Remdisivir, çalışma mekanizması açısından umut vaat ediyor. Maymunlarda denenmiş, SARS ve COVID virüsü enfekte edilip maymunlarda etkinliği gösterilmiş. Bu bir umut ama ciddi manada nereye varacağını kimse bilmiyor.”

“TIP PERSONELİ OLARAK RİSK ALIYORUZ”

Dr. Mehmet Furkan Burak, Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) Seattle şehrinde bir Koronavirüs hastasının tespit edilen ve daha önceden astım benzeri hastalığı olan 35 yaşındaki kişiye Remdisivir tedavisine cevap verdiğine işaret ediyor.


Dr. Mehmet Furkan Burak evde kalanların aynı zamanda hayat kurtardıklarının altını çiziyor.

Ancak bu bir kişinin tedaviye kendi seyrinde mi cevap verdiğini, yoksa ilacın mı etkili olduğunun? bilinmediğini kaydediyor: “Zor zamanlar. Dolayısıyla tıp personeli olarak risk de alıyoruz. Umut vaat ediyor tabii ki.”

“SITMA İLACI BAŞKA İLAÇLARLA ETKİLEŞİME GEÇİP ÖLDÜRÜCÜ OLABİLİR”

Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde iç hastalıkları uzmanı olarak görev yapan doktor Burak, sıtma tedavisinde kullanılan Hidroksiklorokin’in ise akciğerlerde enflamasyon (iltihaplanma) ve virüs yükünü azalttığı, 25 kişi gibi çok küçük bir grup üzerinde yapılan bir araştırmada görüldüğünü vurguluyor.

Dr. Burak, “Karar vermek çok zor ama elimizdeki bu olduğu için belli ölçüde güvenmek zorundayız. Umut vaat ediyor tabii ki. Ancak Hidroksiklorokin başka ilaçlarla etkileşip ciddi kalp ritim bozukluğu da yapabilir. Ölümcül olabilir. Basit bir antibiyotik bile bu ilaçla etkileşip ciddi sıkıntı oluşturabilir.” diyor.

"TÜRKİYE KORONA TESTİNDE ABD'DEN İYİ DURUMDA”

Birçok çevre, ABD'nin salgının hızlı ilerlemesini test kiti yetersizliğine bağlıyor.

Burak, Koronavirüs test kiti eksikliği eleştirilerine katılırken, Türkiye’nin bu konuda Amerika’dan daha iyi konumda olduğuna dikkati çekiyor: “Türkiye ABD’den çok daha iyi durumda Test kiti açısından. Hâlâ test yeterli yapılamıyor Amerika’da. Türkiye’nin elinde çok daha fazla test kiti var.”

Sağlık Bakanlığı tarafından bugün açıklanan hızlı test kitlerini de değerlendiren Burak, bu testlerin güvenilirliklerinin daha az olduğunu, ancak semptom, maruz kalma, seyahat hikâyesi gibi etkenler bir araya getirildiğinde "iyi bir tarama testi" olabileceğini söylüyor.

“HAVALİMANI YA DA HASTANEDE ÇALIŞANLARIN BULAŞICILIĞI EN ÜST SEVİYEDE”

Korona ile ilgili dikkat çekici bilgilerden biri de taşıyıcı kişinin virüsün kendisine bulaştığında dair hiçbir belirti göstermemesine rağmen 14 gün boyunca çevresindekilere bunu bulaştırabilme ihtimali.

Dr. Burak’a göre, bu oran bazı sektörlerde çalışanlar için çok daha yüksek.

Burak, “Havalimanında hastanede çalışan birinin bulaştırıcılığı çok korkunç. Boyutlara bulaşabilir. İlk 5 gün semptomsuz, özellikle ikinci gün bulaştırıcılığı yükseliyor. Bu ciddi bir risk. Zaten toplumu asıl tehdit eden bu.” ifadelrini kullanıyor.

“KORKULAN SENARYOYU AMERİKA DAHİL HİÇBİR ÜLKE KALDIRAMAZ”

Burak, kaliteli sağlık personelinin de avantaj olmasına karşın çok ciddi bir salgın ve buna bağlı hasta yükünün tüm ülkeler gibi Türkiye’yi de ciddi bir şekilde zorlayacağını söylüyor.

“Yüzde 80’i hastaneye bile gerek duymuyor, yüzde 20 hastaneye, yüzde 5 yoğun bakım ihtiyacı." diyen Burak, "Enfekte olanların yüzde 95’i hastaneye gelmeyecek. Korkulan senaryoların gerçekleştiği takdirde ne ABD ne Türkiye ne de dünyada hiçbir ülkenin sağlık sisteminin bu yükü kaldırma şansı var.’’ diyor.

“İZOLASYONU BECEREBİLEN TOPLUMLAR ERKEN KURTULACAK”

Harvard Tıp Fakültesi doktoru, Corona sağlığı ile mücadele insanlığın en büyük ihtiyacının ‘zaman’ olduğu görüşünde.


“Zaman kazanmamız gerekiyor mevcut ilaçları denemek, hastaneye gelen hasta sayısını azaltıp sağlık personelini kaybetmemek için, ölüm sayısını minimumda tutmak için." diyen Burak, "İzolasyonu becerebilen toplumlar erken kurtulacak, beceremeyenler çok uzun süre mücadele edecek. Enfeksiyon durumlarında toplumun bir kısmı evde durup diğeri dışarıda devam ediyorsa bir çuval inciri berbat ediyor.” tespitinde bulunuyor.

"ÜÇ HAFTA EVİNDE DURAN BİLSİN Kİ HAYAT KURTARIYOR"

Corona hakkında görüş bildiren bütün doktorlar gibi Dr. Mehmet Furkan Burak da evde kalmanın ve sosyal izolasyonun bu hastalıkla mücadele hayati bir role sahip olduğunun altını çiziyor.

Burak, "Sosyal izolasyon toplumun yaşlı ve hasta astım gibi genç hastalar. Siz hiç semptomsuz geçirebilirsiniz. Ben şu anda dışarıda dolaşarak taşıyıcılığımı sürdürüyorum. İnsan hissetmediği üzerine aksiyon alması zor. Yaratılışı gereği." şeklinde konuşuyor.

Burak, "Burada her şeyi devletten beklemeden herkesin kendini izole etmesi lazım ki rakamlar sağlık personelinin mücadele edebileceği düzeyde kalsın. İki üç hafta evinde duran biri bilsin ki dışarıda birilerinin hayatını kurtarıyor." diyor.

[Samanyolu Haber] 22.3.2020