Fatih Altaylı’dan ‘Neden her gün Doğu Perinçek’i izliyoruz?’ sorusuna yanıt

Fatih Altaylı bugünkü köşesinde, binde 1’in altında oy alan Doğu Perinçek’in reytingin yanı sıra, Cumhur İttifakını ortaklardan daha iyi savunduğu için ekranlara çıkarıldığını yazdı.

BOLD- HaberTürk’te hukukçu Salim Şen’in HDP çıkışı sonrası, ekranlara davet edilen ve edilmeyen siyasiler tartışma konusu olmuştu. Konuyla ilgili HaberTürk yazarı gazeteci Fatih Altaylı bugünkü köşesinde bir yazı yayınladı.  Altaylı, ekranların vazgeçilmezi haline gelen Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’le ilgili dikkat çeken ifadeler kullandı. Son günlerde tartışma konusu olan ‘Neden her gün Doğu Perinçek’i izliyoruz?’ sorusuna yanıt veren Altaylı, Perinçek’i iktidar politikalarını en iyi doktrinleştiren kişi olarak tanımladı.

Altaylı kanalların reyting kaygısını yanı sıra, Perinçek’in iktidarın politikalarını iktidar ortaklarında daha iyi savunduğu için de televizyonların tercihi olduğunu belirtti.

Altaylı’nın yazısı şöyle;

Perinçek’in neden ekranların vazgeçilmez konuğu haline geldiğini anlatmaya çalıştığım yazım, okurların kafasını karıştırmış. ‘Ne yani sadece kavgacı olduğu için mi ekranlarda’ diye sormuşlar.Büyük oranda bunun için.Sert tartıştığı, yüksek sesle tartıştığı, adrenalini yüksek olduğu için.Ama elbette sadece bunun için değil.Perinçek’in son dönemde bir başka özelliği daha var.

ORTAKLARDAN DAHA İYİ

İktidar ortaklarının politikalarını, iktidar ortaklarından çok daha iyi savunuyor. AKP, muhafazakar demokratlıkla başlayıp, muhafazakar, milliyetçi, ulusalcı olarak sürdürdüğü tavrını ‘siyasal literatüre’ uygun bir söylem haline getiremedi.

GERİYE PERİNÇEK KALIYOR

Geçmişi, tabanının bir bölümünün beklentileri gibi nedenlerle parti yönetimi konumlandığı yeri isimlendiremezken, AKP’yi canhıraş savunma ihtiyacı duyan kesimler ise siyasal kültür eksikliği nedeniyle yeni konumlanmayı isimlendiremiyor, anlamlandıramıyorlar. Bunu önemli ölçüde MHP ve lideri yapabiliyor. Çünkü MHP’nin hem siyasal kültürü yüksek hem de bunu anlatabilme yetisi var. Fakat MHP’nin de medyaya çıkmamak, televizyonlarda konuşmamak gibi bir tavrı var.O zaman geriye kalıyor Doğu Perinçek.

DİL UZATANIN KAFASI ŞAMİL TAYYAR BİLE OLSA KOPARILIYOR

Doğu Bey, ekranlarda yüzde birin altında oy alan bir partinin lideri olarak değil, yüzde 51 oy almış bir iktidar bloğunun dışarıdan siyasal temsilcisi olarak yer buluyor.Üstelik de bunu öylesine bir özgüvenle yapıyor ki, izleyenler Doğu Perinçek’i iktidarın bir numaralı akıl hocası, Cumhur İttifakı’nın en önemli parçası zannediyorlar. Çünkü iktidar kanadından hiç kimse iktidarın uygulamakta olduğu politikaları Perinçek kadar iyi ‘doktrinleştiremiyor’. Doğu Perinçek’in bu özelliğini iktidar bloğunun çok yakın durmadığı yayıncılar keşfetti ve ekrana ilk olarak onlar çıkardı. Ama Perinçek şimdi iktidar yanlısı medyanın da göz bebeği. Açıkçası bir ara iktidar partilerinin Perinçek’in kendilerini temsil etmesinden rahatsızlık duyacağından şüpheleniyordum. Ama belli ki rahatsızlık değil, memnuniyet var. Hem iktidar kanalları arasında konuk etme sırası var hem de ona dil uzatanların kafası anında koparılıyor. Bu kişi Şamil Tayyar olsa bile.”

[Bold Medya] 21.6.2020

Van’dan Bayern’e bir mülteci avukatın nefes kesen yolculuğu

Van’da avukatlık yapan Mücahit Karabulut, 15 Temmuz sonrası yaşadıklarını ve özgürlük yolunda ölümden nasıl döndüğünü Bold Medya’ya anlattı: “Hayatta kaldığıma doktorlar bile şaşırdı.”
BOLD ÖZEL – 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü’nde Türkiye’nin en zorlu coğrafyalarından birinde dünyaya gelen avukat Mücahit Karabulut ile film gibi özgürlük yolculuğunu konuştuk. İmkansızlıklar için hukuk fakültesini kazanan ve hayatını adalet mücadelesine adayan Karabulut, Van’dan başlayıp Almanya’nın Bayern eyaletinde son bulan hikayesini anlattı.

ZAYIF TÜRKÇE İLE OKUMA-YAZMAYI BİTİRDİM

1980’de Van’ın Lim köyünde dünyaya gelen Mücahit Karabulut, yaşadığı coğrafyanın zorluklarını şu cümlelerle başlıyor:

“İlkokulu az bir Türkçe ve okuma yazmayla köyde bitirdim. Ortaokul için Van’a taşındık. Türkçem çok zayıftı. Okulun ilk günlerinde öğretmen bir soru sordu. Cevabını biliyorum ama heybemde kelime yok. Ortaokulu iyi bir derece ve yeteri kadar bir Türkçe ile bitirince Van Atatürk Süper Lisesi’ne başladım. Lise bitince 1998 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kayıt oldum.”

Eğitim hayatında Hizmet Hareketi’nin etkisinden bahseden Karabulut, “Süper lisede olmamıza ve Van çapında kalburüstü hocalar bizde olmasına rağmen maalesef ciddi bir eğitim alamadık. Fakat doğu gibi dezavantajlı bir bölgeye Hizmet Hareketi’nce açılan dershaneler sayesinde dersler basitleşti. Her anlamıyla daha yetkin olduk örneğin matematik dersindeki havuz problemleri problem olmaktan çıkmış analitik geometride yeni teoriler üretmek noktasına gelmiştik. Ve sonuç Türkiye’nin en iyi hukuk fakültelerinden birine girmiş olduk” sözleriyle anlattı. 

ŞİMDİ VASIFSIZ HUKUKÇULAR YETİŞİYOR

Bugünün şartlarına göre hukuk fakültesinde okumanın zor olduğunu vurgulayan Karabulut, “Şimdi bildiğim kadarıyla yüzü aşkın ve çoğu öğrenci bir profesör görmeden ciddi bir hukuk felsefesi almadan mezun oluyorlar.” dedi. Türkiye’de vasıfsız hukukçuların yetiştiğini ve buna mevcut siyasal iktidarın katkısının büyük olduğunu belirten Karabulut, “Adaletin tecellisinde bir süje olmak her öğrenci gibi beni de heyecanlandırıyordu. Ama o zamanlar hukuk mesleğinin siyasete rağmen hatta kendine rağmen bir mücadele şekli, bir hayat tarzı, bir meslek olduğunu tahayyül edemiyordum” dedi. 

Hukuk fakültesinden mezun olduktan sonra bir yıl İstanbul Barosunda avukatlık stajını yapan Karabulut, 2005 yılında memleketi Van’a dönerek 11 yıl avukat olarak hizmet etti. Van’da Burç Hukuk Derneğini kurduklarını ve bir dönem dernek başkanlığını yaptığını anlatan Karabulut, Türkiye’nin doğusunda mesleki dayanışma ve hukuksuzlukla mücadele içerisinde hareket ettiklerini belirtti. Karabulut, 15 Temmuz sonrası çıkartılan KHK’larla derneklerinin kapatıldığını aktardı. 

15 TEMMUZ GECESİ…. 

 Karabulut, 15 Temmuz gününü ve Van’dan Almanya’nın Bayern eyaletine uzanan mültecilik yolculuğunu şu sözlerle anlatıyor:

O (15 Temmuz) gecenin gelecekte neye gebe olduğunu bilmeden bir televizyon karesinde hayretle izledim. Sabaha kadar bir lahza gözüme uyku girmediğini hatırlıyorum. Sabahında artık hayat rutinin değişeceği ve hiçbir şeyin eskisi olmayacağı mülahazası bende hasıl olmuştu .geçen here gün 15 temmuz fotoğrafını billurlaştığını görüyorum. Meğer o gece darbe teşebbüsü falan olmamış aksine dört başı mamur dehşetli bir darbe icra edilmiş. Tabii ki o gece bunları öngörememiştim. Şaşkın bir vaziyette sadece olanları anlama ameliyesi vardı.

VAN’DA 58 HAKİM-SAVCI GÖZALTINA ALINDI

Hemen ertesi sabah tüm Türkiye’de olduğu gibi Van’da da yaklaşık 58 hâkim ve savcının darbeyle ilişkili ve olarak gözaltına aldığını duydum. Bu haberden sonra bende hasıl olan ilk düşünce şu oldu; Aleyhimde haksız bir kovuşturma başlatılacağı ve özgürlüğümün açık tehdit altında olduğu yönündeydi. Bir gecede bir anda binlerce hâkim ve savcı, hakimlik teminatı ve özel yargılama usulleri çiğnenerek gözaltına alınmışlardı. 

VE MÜLTECİ YOLCULUĞU BAŞLADI

Hizmet Hareket mensup insanları savunurken, bir şekilde medyada yargılama makamları nezdinde temayüz etmiş bir olarak, daha önce işaretleri gördüğüm savunmayı susturmak adına aleyhimde akla ziya soruşturmaların açılabileceğini tahmin etmek zor olmadı. İki gün sonra ülkenin içinde bulunduğu kaostan kaçmaya çalışırken Yüksekova’da bir benzinlikte karşılaştığım meslektaşımın sözünü hiç unutamıyorum. Ülkeden çıkmaya çalıştığımı bilmiyordu. ‘Aman Mücahit Bey bu devleti tanıyorsam kendine dikkat et…’ Olası haksız kovuşturmalara karşı beni uyarıyordu. 

599 AVUKAT ARKADAŞIM TUTUKLANDI 

Normal bir medeni ülkedeki adil yargılamaların kırkta bir olacağını bilsem kuvvetle muhtemel sürgüne çıkma fikri hasıl olamayacaktı. Fakat ne acıdır ki tablo netti. Gelecek günler bizi maalesef haklı çıkardı 599 avukat tutuklandı. Avukatlar hakkında bini aşkın sayıda soruşturma açıldı. Şu an itibarı ile 321 avukat toplamda 2021 yıl ceza alarak mahkûm edildi. 

Meslektaşların en temel savunma hakkı olmadan tutuklandı. Bazılarına kötü muamele yapıldı. Hukukla bağdaşmayacak cezalar yağdırıldı. Mahkûmiyetlerinin arkasındaki gerçeği herkes biliyor. Müvekkillerini savundukları için.. Mesleklerini icra ettikleri için .Bağımsız savunmanın hakkını verdikleri için.. Haksız sürecin aktörleri iyi biliyorlardı ki avukatları susturmasalar işleri kolay olmayacaktı. Yapılan bütün hukuksuzluklar gizli kalmayacaktı. İnsanların savunma hakkı alınarak mağdurlar pasifize edildi. İnsanların hukuksuzluğa karşı mücadele azmini kırmaktı amaçları.

15 temmuzdan sonraki iki gece Van’da dönemin meşhur kavramlarından olan ‘gaybubet’i yaşadık. Nihayet hicrete karar verdik üçüncü gün Yüksekova dördüncü günün gecesinde Şemdinli’de bir kaçakçılar köyünde misafir olduk. Burası siyasi haritada Türkiye olarak görünüyor fakat fiiliyatta ayrı bir ülke gibi. 

YOL ARKADAŞLARIMDAN BİRİ GAZETECİ DİĞERİ AVUKAT

İlk sürgün günlerimdeki özellikle Şemdinli’deki o garip köyü o garip geceyi unutamıyorum. Yanımda sürgün arkadaşlarım olarak İskender Bey (gazeteci) ve Reşat Bey (avukat) vardı. Bir de yöreyi iyi bilen ve Irak’a gidecek yolda bize rehberlik edecek yerli bir rehber. Köye gece vardık. Küçük bir nehrin kıyısında kaldığımız evin büyükçe bir avlusu var. Gece kaçakçıların Iraktan dönüş zamanları ortalık at ve katır kişnemeleri ile inliyor. Kaldığımız evde geçimini kaçakçılıktan sağlıyor. 

Zorla çıkarmasalardı asla çıkmayacağım vatanım geride kalmıştı. Ertesi gün bir bilinmeze doğru meşhur kandil dağlarından geçecektik. Bizim tercih ettiğimiz yol Şemdinli’nin derecik köyü ve civar köylerinde mutat ve nispeten kolay kaçakçılar yolu değildi. Daha tehlikeli daha zorlu yolu tercih etmek zorunda kaldık. Maalesef şartlar bizi buna zorlamıştı. Gece misafirlere ayrılan üst katta kaldık ve daha imsak vakti girmeden yola koyulduk. Bir noktaya kadar arkası açık transit Ford bizi götürecek ondan sonrası ise ya yayan ya da at katırla devam edecektik.

Ve yolculuk başladı. Araba mı o kadar yetenekliydi yoksa genç sürücü mü bilemedim ama arabaların o ‘yollardan’ geçebileceğini önceden tahmin edemezdim. Bu sarp coğrafyada gerçekten insanların ve makinelerin sınırları test ediliyor. Nihayet büyük bir nehrin kenarına geldik. Bundan sonrası topuklara kuvvet. Elimizde hangi akla hizmetse biraz ağırca sırt çantası vardı bu ağırlıkla yola koyulduk. 

 Bizimle beraber önümüzden arkamızdan sağımızdan solumuzdan kaçakçı ekipleri geçiyordu. Gözün alabildiği kadar uzayan binek sürüler. An geldi ufukta bile bitmeyen ve devam eden sürüleri görüyorsunuz vadinin her tarafında benzer manzaralar. Bazıları yüklü bazıları ise yüksüz. Cılız hayvanlar üstlerinde ağır yükler, yanlarında ekmek kavgası veren biçare yoksul insanlar. Teorik olarak bildiğimiz kaçakçılık ve zor hayatlar temas edilmedikçe bütün gerçekliğiyle hissedemiyorsunuz bu ülkenin bu köşesinde her gün seferberlik hali var. Savaş ortamı var. Zor coğrafyalar.. 

SIFIR NOKTASINDAYIZ… 

Irak sıfır noktasına gidene kadar tam dört at değiştirdim. Rotalar değiştikçe farklı gruplara denk geliyorduk. Bu sefer de buradaki bineklere biniyorduk. Ben ikinci atımın çok hırçın olduğu için değiştirdiğimi hatırlıyorum. Ama sürekli atlarla değil yolun çoğunluğunu yaya olarak aştık. Takatimiz yetmediği yerlerde atlarla devam ettik. PKK nizamiyelerinden geçtik. Orada sadece rehberimiz muhatap oldu. Vizemiz rehberimiz oldu diyebilirim. Bombalamalardan dolayı dev çukurlara şahit olduk yolculuk devam ediyordu. Devasa sarp ve yalçın kayalıklar bitmek bilmeyen yolar. Dağlar tekrar dağlar. İnsanlık tarihindeki acaba tüm göçler tüm hicretler böyle hep zorlu mu olmuştur. 

BU YOLCULUĞUN RÜYASINI GÖRDÜM 

15 Temmuz’dan aylar önce mülteci yolculuğunun rüyasını gördüğünü anlatan Mücahit Karabulut, “Nihayet sıfır noktasına vardık. Artık Türkiye geride kaldı Irak topraklarındayız. Kısa yokuşu tırmandıktan sonra araçlara ulaşabileceğiz. Orada küçük ama güzel bir şelale gördüm. Suyun aktığı yerde de küçük bir gölet oluşmuş. Hem serinledim içinde hem de abdest aldım az sonra başıma geleceklerden habersiz olarak. Abdesti aldıktan sonra yokuş yukarı çıkmaya başladım. 

Yol nispeten düz ve genişti. Yolda yüzlerce at katırla beraber çıkıyorduk. İşin doğrusu kendim artık çıkmak istedim ata binmeden. Âmâ oradan birisi zannederim kaçakçılardan biri ısrarla atlardan biri binmemi istedi. Ben de çantayı başka bir atla giden rehberimize verdim. Ve kaderce vazifedar sarı renge çalan ata bindim. At üzerinde bir parça bez vardı fakat gem sistemi yoktu. Daha önce bindiğim atlar gibi atı dizginleyecek aksesuar yoktu. At hemen sonra ilk hırçınlık sinyalini verdi. Bir ara dörtnala hızlandı hemen yavaşlatmayı başardım. Daha sonra yine hızlanmaya başladı ve o atla ilgili en son hatırladığım şey; elimi attın boynundaki perçemlerine uzatarak yakalamaya çalışmak ve yavaşlatmak.”

BİLİNCİM YERİNDE DEĞİLDİ 

At üstündeyken yere düşen ve başını sert bir yere çarpan Karabulut yolculuğun geri kalan kısmını şu şekilde anlatıyor;

Yarı bilincim yerine geldiğinde. Başımda şiddetli bir ağrı. Arabanın ön tarafındaydım ve arkada üç arkadaşım. Kendimce arkadaşları soru yağmuruna tutuyorum. ‘Benim cep telefonum arkada mı?’, ‘Cep telefonumu gördünüz mü?’ ‘Reşat Bey sen ön tarafa otursana’. Böyle anlamsız ve gelişigüzel sorular…Derken araba yola koyuldu. Yollar kötü Aşağıda uçurumlar. Ve bir kazazede için bitmek bilmeyen yollar. Bir su kaynağını görünce ilk defa arabayı durdurdum. Su kenarında elimi yıkadım. Diyorum ki ‘bak Reşat Bey! başım şişmiş. Ama arkasından neden şişmiş sorusunu sorma acziyeti ve bilinçsizliği içindeyim başım neden şişmiş. 

SÜREKLİ İSTİFRA EDİYORUM 

O an şu bağlantıyı da bir türlü kuramıyorum. Ben en son attın üzerindeydim. Ben niye ilk araca binişimi hatırlamıyorum bu arada neden başım şişti. Bu dayanılmaz ağrı niye var. Etrafımdaki kimse de herhalde olumsuz etkilenirim diye ne kazayı anlatıyor ne de attan düştüğümü. Ne de ikna edici cevaplar. Ama gördükleri semptomları hayra yormadıkları kesindir. Ben de bunlar niye böyle diye mantıksal soru da üretemiyorum. Filim bir yerde kesilmişti. Ama bütünü bir türlü yakalayamıyordum. Dayanılmaz baş ağrıları arabanın şiddetle sarsılmasıyla daha da katlanıyordu. Ve sürekli istifra halleri. Suyu bile içsem istifra ediyorum. İlk kasabaya kadar belki de 10 defa arabayı durdurmuşum. 

ERBİL’İN 40 DERECELİK SICAĞINDA ÜŞÜYORDUM

Erbil öncesi bir yerleşkede otelde kaldık otelde üşüyorum diye oranın 40 dereceyi aşkın temmuz sıcağında Reşat beye klima açtırmıyorum. Reşat bey mecburen kendisine başka bir oda kiraladı. Galiba bedenim de soğuk sıcak algısını da yitirmişti. Arada Erbil’de devam eden yolculuğumuzda peşmerge güçlerine yakalandık karakolda sorguya çekildik. Gözlerimin altı iki parmak ölçüsünde aşağıya doğru simsiyah olmuş. Ağrıdan sızıdan duramıyorum. Attan düşüp yaralandım acil hastaneye yetişmem lazım dedik. Buna rağmen ciddi zorluklar çıkarttılar. Orada işin doğrusu Peşmerge adına hayal kırıklığına uğradım. Hasta kim olursa olsun düşman, PKK’lı ya da başka bir yaralı, insanlık gereği önce tedavi edilir sonra sorguya alınır. Bu davranış bende olumlu bir imajı olan Mele Mustafa Barzani’nin torunlarına yakışmadığını söylemeliyim. Ki bu düşüncelerimi doğrudan yetkililere o ağrı ve sızı içinde biraz da öfkeyle aktardım. Bu sözlerimden sonra galiba insafa geldiler bizi saldılar. Bu arada Erbil’e yaklaşıyoruz ama bendeki ağrı tavan yapmış hava müthiş sıcak.

DOKTORUN ŞAŞKINLIĞI: HASTA HALA YAŞIYOR MU?

Bir ara yol kenarındaki kaldırıma çöke kaldım arkadaşlara beni artık hareket ettirmeyin hatta buralarda ıssız bir yere attın gidin dediğimi hatırlıyorum. Nihayet Kazdan iki sonra Erbil Devlet Hastanesine varabildik. Doktor MR çekti sonucu aldı benim yanımda baktı. Sakin ve sıradan bir olaymış gibi ‘beyin kanaması geçirmişsin’ dedi. Bu bilgiyi Reşat ve İskender’e bildirdiklerinde çocuk gibi oturup ağladıklarını sonra başkasından duydum. MR’ımı mail ortamında İstanbul’da uzman bir profesöre gönderiyorlar. Profesör bu kaza olalı kaç saat geçti? diye soruyor 48 saat cevabını alınca ikinci soruyu soruyor. Hasta hala yaşıyor mu? diye soruyor. Evet cevabını alınca ‘tamam atlatmış hayati tehlikeyi’ demiş. Sonrası Erbil Devlet Hastanede tedavi aldım. Biraz daha rahatladım. 

ÇOCUKLARIM VE EŞİM 3 DEFA O YOLCULUĞU YAŞADI

İki ay sonra ailem yanıma geldi. Sonra Ben Almanya’ya iltica edince tekrar Türkiye’ye dönmek zorunda kaldılar. Eşim ve iki küçük kızım on binlerce mağdur ailelerde olduğu gibi haklarında hiç soruşturma olmadan haklarında pasaport ve yurt dışına çıkma yasağı konulmuştu. Dönemin hükumeti ve yandaşları masum çocuklara ve kadınlara da engel çıkarıyorlardı. Burada masumiyet ilkesinden ve seyahat hürriyetten bahsetmemin algısız ve taş yürekli zalimler için bir anlamı yok ama ben yine de ifade etmek istiyorum.

Ömrüm vefa etmese sonraki nesillerin onların yüzüne tükürmesi için. Mevcut hükumet ve yandaşları için temel hak ve hürriyetler bir anlam ifade etmiyor. Velev ki benim hakkımda bir soruşturma var peki hangi gerekçeyle çocuklara dokunuyorsun. Evet yavrularım o dağlardan bin bir türlü tehlikeyi atlatarak tam üç defa geçtiler. Bazen nehirde boğulma tehlikesi bazen de dağdan düşme tehlikesi geçirdiler savaş ortamındaki riskleri saymıyorum bile. En son Almanya’ya gelmek üzere Irak’a geldiklerinde küçük kızım yaralandı. Ayağında ciddi vardı. Sonra Erbil’de tedavi gördü.

70 MİLYONU AŞKIN MÜLTECİLERDEN BİRİYİM 

5 ay Almanya’nın Bayern eyaletindeki büyük bir kampta kaldım. Sonra ‘heim’ adı verilen evlere gönderildim. Yaklaşık 4 ayda orada kaldım. 9 aydan sonra zaten kabul kararı geldi. Şimdi Aschaffenburg şehrinde ev kiraladım. Ailemle orada ikamet ediyoruz. Kamp yılları aynı askerlik anıları, hapis anıları gibi bence çok özel. Kendine özgü bir dünyası var. Bizim kaldığımız kampta Afrika’dan Ortadoğu ülkelerden ve Türkiye’den çok sayıda mülteci kalıyordu. 

“Kelimeler bazen kifayetsiz kalıyor” diyen Karabulut, “İnsana dair çok ayrıntıyı oralarda fark ediyorsunuz. Bazen iki yumurta kırmanın konforunu çok arıyorsunuz. Sonra dönüp 70 milyonu aşkın dünyadaki mülteci ailesinin bir bireyi olduğunuzu fark ediyorsunuz. Mülteciliği yudumlayarak yaşayıp anlıyorsunuz. Şahsi tarihim en özel anılardan biri özel sayfa olarak kalacak o kamp hayatı” diyor. 

[Bold Medya] 21.6.2020

TBMM’de gündeme geldi: Başhekim ve yardımcıları AKP il binasında mülakata tutuluyor

CHP Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin, Adana’da devlet hastanelerinde görevli başhekim ve başhekim yardımcılarının AKP il başkanlığı binasında mülakata tabii tutulduğu iddiasını Meclis’e taşıdı.

BOLD – CHP’li Müzeyyen Şevkin, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya iddiaları yanıtlaması için soru önergesi verdi. Şevkin, “Başhekim ve başhekim yardımcıları insan sağlığını korumaya yönelik bilgi ve becerilerine, liyakatlerine göre mi yoksa iktidar partisine, Cumhurbaşkanına olan sadakatlerine göre mi belirlenmektedir?” diye sordu.

CHP Milletvekili Şevkin, iktidarın politikalarını beğenmeyen liyakat sahibi hekimlerin başhekim yardımcısı ya da başhekim olabilme ihtimallerinin yok denecek kadar az olduğunu belirtti. Şevkin, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya, “İktidar partisine mensup bir il başkan yardımcısının Adana’daki tüm devlet hastanelerinde görevli başhekim ve başhekim yardımcılarını parti binasına çağırarak mülakata tabii tuttuğu iddiaları bakanlığınıza ulaşmış mıdır?” sorusunu yöneltti.

Dr. Şevkin, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın şu sorulara yanıt vermesini istedi:

İL BAŞKANI BAŞHEKİMLERE MÜLAKAT MI YAPIYOR?

“Ağustos 2020’de Türkiye’de hangi devlet hastanelerinde kaç başhekim ve başhekim yardımcısının sözleşmesi sona erecektir?

Ağustos 2020’de Adana’da hangi devlet hastanelerinde kaç başhekim ve başhekim yardımcısının sözleşmesi sona erecektir?

Önergenin yanıtlandığı tarih itibariyle Türkiye’de ve Adana’da hangi devlet hastanelerinde başhekim ve başhekim yardımcılarının değişmesi öngörülmektedir?

Türkiye’deki devlet hastanelerinde başhekim ve başhekim yardımcılıklarının atanma, belirlenme yöntemleri nelerdir? Kaç yıllık sözleşme imzalanmaktadır?

İktidar partisine mensup bir il başkan yardımcısının Adana’daki tüm devlet hastanelerinde görevli başhekim ve başhekim yardımcılarını parti binasına çağırarak mülakata tabii tuttuğu iddiaları bakanlığınıza ulaşmış mıdır?

Bu iddiaların soruşturulması ve doğru olması durumunda bakanlığınız herhangi bir girişimde bulunacak mıdır?”

[Bold Medya] 21.6.2020

Gergerlioğlu: Yasalaşırsa muhaliflerin torunu bile kamuda işe giremeyecek

AKP’nin, AYM’nin iptal ettiği güvenlik soruşturmasının yeniden hayata geçirilmesi için TBMM’ye sunduğu teklife muhalefet tepki gösterdi. HDP’li Ömer Faruk Gergerlioğlu, “Bu teklif yasalaşırsa muhalifler değil muhaliflerin çocukları, torunları bile kamuda işe giremeyecek” dedi.

BOLD – CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek ise, “Kaybetme korkusu iktidara her türlü hukuksuzluğu yaptırıyor” ifadesini kullandı.

AKP’nin Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği kamuya personel alımında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması için TBMM’ye sunduğu kanun teklifi muhalefetin tepkisini çekti.

Teklifte AYM’nin iptal kararı sonrası kamuya girişlerde düzenleme yapılması gerektiği savunularak, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılacak kişiler sıralandı. Teklife göre “üst kademe kamu yöneticilerine”, “milli güvenlik açısından stratejik öneme sahip proje, birim, tesis hizmetlerinde çalışacak kişiler” hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılacak.  Teklifle, kamu kurum ve kuruluşu niteliğinde olmayan ancak ileri teknoloji gerektiren AR-GE faaliyetleri, bilişim teknolojileri ve savunma sanayi gibi sektörlerde çalışacak kişiler, söz konusu soruşturma ve araştırmadan geçecek. Güvenlik soruşturması MİT, Emniyet Genel Müdürlüğü ve mahalli mülki amirler tarafından yapılacak. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını yürüten kişiler, ancak kendilerine iletilen taleple sınırlı olarak bilgi ve belgeye erişmeye yetkili olacak.

KAYBETME KORKUSU

Birgün’e konuşan CHP Hukuk Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, güvenlik soruşturmasının AKP’nin kamuyu ele geçirme hamlesinin sonuncusu olduğunu kaydetti. Erken, “Hukuk devletinden uzaklaştıkça maalesef temel hak ve özgürlükler de ortadan kalkıyor. Bu iktidar çok korkuyor. Kaybetme korkusu her taraflarını sarmış durumda. Türkiye Cumhuriyeti bir hanedan devletine dönüştü. Otoriterleşiyor. Kendisi gibi düşünmeyen, yanında görmediği herkese maalesef bir vatandaş gibi değil de başka gözlerle bakıyor” dedi.

GÜVENLİK SORUŞTURMASI ELEME ARACINA DÖNÜŞTÜ

Devlette liyakatın yok olduğunu, güvenlik soruşturmasının da eş dost atamalarını kolaylaştırıcı bir etken olduğunu söyleyen CHP’li Erkek, “Kamu hizmetinde, devlete memur alımında en temel ölçü liyakattir. Kamu için uygun kişiyi bulmak, kayırmacılık, yandaşlık yapmamak gerekirdi ama bu ortadan kalktı ve devletin tüm kurumları temelden sarsıldı. Bu aşamada güvenlik soruşturması da aynı amaca hizmet edip bir eleme aracına dönüştü. Oysa devletin temeli adalettir. Adalete bağlı kalmalıyız” ifadelerini kullandı.

BABASI SENDİKALI DİYE ÇOCUKLARI MEMUR YAPILMIYOR

HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu da güvenlik soruşturmasının OHAL ile birlikte kurumsallaştığını, özel sektörde dahi soruşturma uygulamasına gidildiğini söyledi. Gergerlioğlu, şunları söyledi: “AKP döneminde güvenlik soruşturması kamunun tümüne yayıldı ama bununla sınırlı kalmadı. Artık özel sektörde işe alınacak kişiler için de bu kullanılıyor. Özel okullarda çoğunlukla güvenlik soruşturması uygulamasına gidiliyor. Devlet, oralara kadar el atmış durumda. Yoğun bir şekilde tüm toplumu pençeleri altında tutmaya çalışan bir anlayış var. Güvenlik soruşturmasından olumsuz yanıt alanlar idare mahkemelerine başvuruyor. Mahkemelere gelen yanıtlar, annesi, babası, eşi, dostu sendikalı diye kişilerin memur yapılmadığını ortaya koyuyor. Bu teklif yasalaşırsa muhalifler değil muhaliflerin çocukları, torunları bile kamuda ve birçok özel birimde işe giremeyecek.”

[Bold Medya] 21.6.2020

Cezaevinde işkence ve kötü muameleye uğradılar fakat onlar birbirinden hiç vazgeçmedi!

Betül ve Mustafa Koç çifti, tenkil sürecinin mağdurlarından. Cezaevinde evlenen Koç çifti, maruz kaldıkları işkence ve kötü muameleye rağmen birbirinden vazgeçmedi. 

BOLD – 15 Temmuz’dan sonra cemaat soruşturmaları kapsamında yüzbinlerce insan sevdiklerinden ayrılmak zorunda bırakıldı. Kimisi cezaevinde kimisi ise sürgünde ayrılık acısını tattı. Çiçeği burnunda Betül ve Mustafa Koç çifti, evlilik hazırlığı yaptıkları sırada 26 Mayıs 2018’de Eskişehir’de gözaltına alındı. 

Cemaat soruşturmalarına gerekçe yapılan suçlamalara maruz kalan Betül Koç, emniyette polis tarafından “İtiraf et örgüt üyesi olduğunu” baskısıyla karşılaştı. Polisin sıkıştırması üzerine Mustafa Koç müdahale etmeye çalıştı. Ancak polisler tarafından darp edildi ve elleri ters kelepçelendi.

TEK KİŞİLİK HÜCREDE BİR YIL SÜREN İŞKENCE

 Kronos Haber’den Yavuz Genç’in yazdığı habere göre, Eskişehir Emniyeti’nde kötü muamele gören Betül Koç, üniversite okuduğu ve Gülen Cemaati’ne ait bir yurtta müdürlük yaptığı Giresun’a götürüldü. Mustafa Koç ise Eskişehir 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ‘sivil imam olduğu’ gerekçesiyle 9 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Mustafa Koç, Eskişehir Cezaevi’nde bir yılını, avukatıyla dahi görüşmesine izin verilmeden, tek kişilik hücrede, MİT’ten geldiğini söyleyen kişilerin işkenceli, dayaklı sorgulara maruz kaldı.

Betül ve Mustafa Koç çifti Giresun Cezaevinde evlendi

CEZAEVİNDE EVLENDİLER

Betül Koç, Giresun 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nce 8 yıl 6 ay hapsi cezasına çarptırıldı. Mustafa Koç ise bir yılın sonunda Giresun’a nakil olunca Betül’le cezaevinde nikâh kıydılar. Evlilikleri de öyle kolay olmadı Koç çiftinin. Uzun uğraşlar, dilekçeler, başvurular, bin bir emek ve zahmetle ancak evlenebildiler. Ancak çiftin uğradığı eziyet bundan sonra da devam etti. Güçlükle evlenip aynı cezaevine gelebilen Koç çifti şimdilerde de koronavirüs salgını nedeniyle görüşemiyor.

ERKEK GARDİYANLARCA İÇ ÇAMAŞIRINA KADAR ARAMA

Betül Koç’un yakınlarının verdiği bilgilere göre; Eskişehir’de gözaltı sırasında başlayan kötü muamele Giresun Kapalı Cezaevi’nde devam ediyor. K1 koğuşunda erkek gardiyanlar, kadın mahpusları iç çamaşırlarına kadar aramaya maruz bırakıyor. Sözlü tacizler, hakaretler, küfürler ise hiç eksik olmuyor. Mustafa Koç ise aynı cezaevinin erkekler bölümünde adli bir mahpusun demir çubuklu saldırısına uğradı. Yaklaşık 40 dakika boyunca boğuşan Mustafa Koç’un yardımına seslenmesine, bağırmasına rağmen kimse yetişmedi, gardiyanlar müdahale etmedi.

“BU KOĞUŞTA NEDEN HİÇ SORUN ÇIKMIYOR” HAKARETİ

Betül Koç’un bulunduğu koğuşa gelen Cezaevi Müdürü, o koğuşta ‘neden hiç sorun çıkmadığını’ sorarak mahpuslara hakaret etti. “Aranızdan su sızmıyor, hiç yer değiştirmek istemiyorsunuz. Demek ki örgütsünüz. Koğuşunuzda hiç sorun çıkmıyor, hiç şikâyet etmiyorsunuz, örgütlü hareket ediyorsunuz” dedi. Cezaevi Müdürü, koğuşta bulunan kadınlara galiz şekilde hakaretler yağdırdı. Mahpus yakınları, cezaevi müdürünün “kendi kanunlarını” uyguladığından şikâyetçi.

KINASI VE MEZUNİYET TÖRENİ BİR ARADA YAPILDI

Betül Koç, Giresun Üniversitesi Edebiyat Bölümü mezunu. Cezaevindeyken İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi, mezun oldu. Şu anda ise çocuk gelişimi okuyor. Evlenmeden önce Betül Koç’un kınası ve mezuniyet töreni birlikte, cezaevinde birlikte kaldığı koğuş arkadaşlarınca yapıldı. Sırtında tümör olan tutuklu öğretmen Sevgi Sezer‘in de kaldığı kalabalık ve ağır koğuş şartları ailesini üzüyor ve endişelendiriyor. Fakat koğuştaki kadınlar boncuktan işleme bilezik yüzük, çiçek buketi, yaka mendili gibi el ürünleri yapıyor.

[Bold Medya] 21.6.2020

‘Karanlık dönem’: Halk Meclis’ten en çok adalet istedi

HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Kurumu ve Dilekçe Komisyonu'ndan dört dönemdir yaptıkları çalışmalarla ilgili bilgi istedi. Üç kurumdan da detaylı yanıt geldi. Yurttaşlar, bireysel olarak başvurduğu Dilekçe Komisyonu'ndan en çok adalet talep etti.

KRONOS 21 Haziran 2020 GÜNDEM

ANKARA – HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, 24, 25, 26 ve 27’nci dönemlere ait yasama faaliyetleri ile ilgili kurumların çalışmalarını sordu. İnsanların Dilekçe Komisyonu’na hangi konularda şikayet ettiğini, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nun en çok hangi konularda hak ihlalleri konusunu ele aldığını ve Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu’na hangi başvuruların yapıldığını sordu. Gergerlioğlu’na 3 kurumdan da detaylı yanıtlar geldi. 4 döneme ait verilen yanıtlarda ülkemizde hak ihlallerinin giderek arttığı cezaevlerinde sorunların yaşandığı, insanların adil yargılanma taleplerinde ısrarcı olduğu ve kadınların ayrımcılığa, ötekileştirmeye maruz kaldığı raporda detaylı anlatıldı.

EN ÇOK BAŞVURU ADALET İÇİN

İnsanların taleplerini doğrudan ilettiği Dilekçe Komisyonu’na en fazla adalet ve güvenlik konularında başvuru yapıldı. Komisyon başkanlığı konuyla ilgili 27’nci dönemde 13 bin 910 başvuru yapıldığını, 86 başvurunun da milletvekillerinden geldiğini açıkladı.

EN AZ BAŞVURU 24’ÜNCÜ DÖNEMDE

Gergerlioğlu, TBMM Başkanı Mustafa Şentop’a 24, 25, 26 ve 27’nci dönemlere ait İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nun yaptığı çalışmaları da sordu. Gergerlioğlu, komisyonda hangi işlemler yapıldığını, hangi kurum ve hangi hak ihlalleri konusunda çalışmalar yapıldığı konusunda bilgi istedi. Burada verilen yanıtlarda çarpıcı bilgiler ortaya çıktı.

24’ncü dönemde İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na yapılan başvuruların hak ihlallerine göre dağılımı şöyle:
· Tutuklu ve hükümlü hakları: 2949
· Adil yargılanma hakkı: 1765
· Sosyal ve güvenlik hakkı: 280
· Kötü muamele: 240
· Mülkiyet hakkı: 225
· Yaşama hakkı: 187
· Ayrımcılık yasağı: 117
· Çalışma ve sözleşme özgürlüğü: 116
· Eğitim ve öğretim hakkı: 88

24’ncü dönemde en az yapılan başvuruların hak ihlaline göre dağılımı ise bilim ve sanat özgürlüğü, seçme ve seçilme hakkı, kadın hakları, iletişim ve basın özgürlüğü oldu.

KARANLIK DÖNEM…

26’ncı dönem, hak ihlalleri konusunda en çok başvuru yapılan dönemlerden biri oldu. İnsan Haklarını İnceleme

Komisyonu’nda en çok kayıt altına alınan ihlal konuları pek çok alanı kapsıyor. Bu döneme ait verilen yanıtta konulara göre hak ihlalleri ve başvuru sayıları şöyle:
· Çalışma ve sözleşme özgürlüğü: 3955
· Tutuklu ve hükümlü hakları: 3861
· Adil yargılanma hakkı: 2116
· Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı: 464
· Kötü muamele: 204
· Sağlık ve hasta hakkı: 147
· Bilim ve sanat özgürlüğü: 1
· Tutuklu ve hükümlülerin hakları: 3363
· Adil yargılanma hakkı: 680
· Sağlık ve hasta hakkı: 432
· İletişim ve basın özgürlüğü: 9

İYİLEŞTİRİLMESİ GEREKEN CEZAEVİ SORUNLARI

Cezaevlerinde kalan mahpusların yaşadıkları sorunlar her dönem ilk sırada yer aldı. Gergerlioğlu’na verilen yanıtta, komisyonların raporları ışığında iyileştirilmesi gereken konulara da yer verildi. Buna göre iyileştirilmesi gereken konular şöyle:
1- Kapasitenin üzerine tutuklu ve hükümlü bulunmasından kaynaklı yaşanılan sorunlar
2- Sağlık hizmetine ulaşmada yaşanılan sorunlar
3- Bazı binaların eski olmasından kaynaklı tesisat ve ısınma sorunu
4- Sigara içilmeyen koğuş sayısının az olmasından kaynaklı sorunlar
5- Hükümlü ve tutukluların ceza infaz kurumlarının doluluğu nedeniyle ailelerine yakın ceza infaz kurumlarına nakillerinin gerçekleştirilmemesinden kaynaklı sorunlar
6- Bazı koğuşlarda sıcak ve soğuk suyun kotalı olarak verilmesinden kaynaklı sorunlar
7- Ceza infaz kurumlarında anneleriyle beraber kalan çocukların sosyal hayata adapte edilmelerine yönelik sorunlar

‘CEZAEVLERİNDE İŞKENCE YOK’

Cezaevlerinin durumuyla ilgili birçok bilgi yer alırken gündemde en çok tartışılan cezaevlerindeki işkence iddiaları oldu. İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Hakan Çavuşoğlu, bu konuya dair, “Kurumlarda işkence fiziksel darp şikayeti bulunmadığı memnuniyetle gözlenmekte” dedi.
Ancak cezaevinde bulunan mahpuslar özellikle 15 Temmuz darbe girişiminden sonra süngerli odalarda kendilerine işkence edildiğini söylüyor. Ayrıca mahpuslar kötü muameleden kaynaklı günlerce açlık grevi eylemi başlatmışlardı.

KADINA YÖNELİK ŞİDDET, AYRIMCILIK…

Gergerlioğlu’nun dönemlere göre çalışmaları ve başvuruları sorduğu diğer kurum ise Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu oldu. Verilen yanıta göre, 24’üncü dönemde 87, 26’ncı dönemde 67 bireysel başvuru yapıldı. 29 Mayıs 2020 tarihi itibarıyla ise 27’nci dönemde 32 bireysel başvuru yapıldı.

En çok ayrımcılık konusu ise verilen yanıta göre şöyle:

· Kamu kurumuna girişlerde cinsiyete dayalı ayrımcılık
· Kamu kurumunda görev yükselmede cinsiyete dayalı ayrımcılık
· Kadına yönelik şiddet
· Kadına yönelik cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar
· Kadın intiharları ve kadın cinayetleri
· Çocukların cinsel istismarı
· Erken yaşta zorla evlilik
· İş yerinde mobbing, psikolojik taciz
· Nafaka mağdurları
· Eşleri cinsel dokunulmazlığa karşı suçlardan mahkûm, tutuklu olan kadınların başvuruları

TBMM Başkanvekili Süreyya Sadi Bilgiç’in imzasının yer aldığı yanıt metninde, “27’nci dönemde komisyonumuza yapılan bireysel başvuruların hiçbirine olumsuz yanıt verilmemiştir. Başvuruların hepsi değerlendirmeye alınarak hem ilgili kamu idareleri ile iletişim kurulmuş hem de hem de başvurucu konuyla ilgili bilgilendirilmiştir” ifadeleri yer aldı.

[Kronos.News] 21.6.2020

Ulaştırma Bakanlığı’nın D2 belgesiyle İstanbul’a 5 bin yeni korsan taksi

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu’nun “korsan taksi”yi önlemek ve herkesin makul fiyatlarla taksiye binmesini sağlamak amacıyla 5 bin taksi plakasının belediye bünyesinden kiralanacağını duyurması 5 bin korsan taksi için fırsata dönüştü.

HİCRAN AYGÜN 21 Haziran 2020 EKONOMİ

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun 5 bin taksi plakasının belediye bünyesinden kiralanacağını duyurmasının yeni tür ‘korsan taksi’ uygulamasına yol açtı. İmamoğlu’nun İstanbul’da “korsan taksi”yi önlemek ve herkesin makul fiyatlarla taksiye binmesini sağlamak için alındığını söylediği kararla İBB “farkında olmadan” yaklaşık 5 bin “korsana” çalışma izni verdirmiş oldu.

BAKANLIKTAN BELGESİYLE KORSAN

Ulaştırma Bakanlığı’nın Uber’lerin yasaklanmasının ardından verdiği D2 Turizm Yolcu Taşımacılığı Belgesi’nin filo kiralayan bazı lojistik şirketleri tarafından “korsan taksi” için de kullanıldığı ortaya çıktı. Minibüs, midibüs dışında binek araçlara da sahip olan ve bünyesinde bulundurmak için kiralayan tur şirketlerinin Ulaştırma Bakanlığı’ndan aldığı D2 yolcu taşıma belgesini “amacı dışında kullanarak mobil uygulamalar üzerinden yolcu taşımacılığı yaptığı” öğrenildi.

APLİKASYON BİLE YAPTIRDILAR

Bakanlıktan aldığı belgeyi Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Daire Başkanlığı’na ruhsatında “ücret karşılığı yolcu taşıyamaz” ibaresi bulunmasına rağmen onaylatan araçlar, daha sonra bağlı olduğu tur şirketinin kendisine özel yaptırdığı “aplikasyonu” indiriyor ve “korsan taksiciliğe” adım atıyor. Aplikasyon aynı Uber ve Careem’de olduğu gibi yolcunun çağrısına cevap veriyor, gideceği yere kadar ücret karşılığı götürüyor.

EN FAZLA ARAÇ ALTUR’DA

İstanbul’da bu şekilde yaklaşık 5 bin araç bulunuyor. En büyük binek araç filosuna sahip olan ise aynı zamanda Galatasaray Kulübü’nün 2. Başkanı Abdurrahim Albayrak’a ait olan Altur Turizm. Altur, özel olarak yaptırdığı aplikasyonla binek araçları “korsan taksi” gibi çalıştırıyor. Araçlar aplikasyonla kendisine gelen çağrıyla birlikte yolculuk etmek isteyenlerin verdiği adrese gidiyor. Gidilecek adresi öğrendikten sonra fiyat belirliyor. Tur şirketlerinin korsan çalışan bu araçları Uber ya da Careem gibi vergi ödemiyor, yasal taksilerden daha ucuza götürdüğü için de sıklıkla tercih ediliyor.

‘EYLEM YAPARIZ’ TEHDİDİ TUTMADI

İstanbul’da 18 bine yakın taksi sahibi ve şoförlerinin yanı sıra meslek odaları da durumdan haberdar olmasına rağmen  uygulama devam ediyor. İBB’nin taksi kiralamasına tepki gösteren Oto Center ise konuya ilişkin hiçbir açıklama yapmıyor. Oto Center, İBB Başkanı İmamoğlu’nun 5 bin taksi kararı tartışmalarını “eylem yapmakla” sürdürmüş, ancak son sözü başkan söylemişti. İmamoğlu. “İstanbul halkının, taksi ihtiyacı olup olmadığına karar verecek makam, Bağcılar Oto Galerisi’ndeki birkaç taksi galericisi değildir. Sakın bizi başka şeylerle tehdit etmeye çalışmasınlar. Plaka fiyatları ile geçim sağlayan rantçılara bu süreci kurban etmeyiz, ettirmeyiz. İstanbul’da düzeni bozucu bir fiile giren her şahıs, karşısında devleti bulacaktır. Yani yasaların İBB’ye verdiği her yetkiyi kullanmaktan imtina etmeyiz” diyerek Oto Center’ın tehditlere boyun eğmeyeceği vurgusunu yapmıştı.

PLAKA FİYATLARI DÜŞTÜ

İBB ile Oto Center arasındaki restleşme sürerken meslek odalarından tek çıkan ses plaka sahiplerinin kazançlarını düşeceği yolundaydı. Nitekim İmamoğlu’nun açıklamasının hemen ardından Oto Center’da plaka fiyatları 2 milyon 200 bin liradan 2 milyona düştü.

[Kronos.News] 21.6.2020

Dünya çocuklarından babalar gününe özel proje: ‘Bana bir masal anlat baba’

YouTube kanalı Ümit Nağmeleri, yarın kutlanacak olan ‘Babalar Günü’ için özel bir proje yayınlandı. ABD, Almanya, Arnavutluk, Fransa, Endonezya, Tayland, Romanya, Ukrayna, Belarus, Lüksemburg, Güney Afrika, Kosova, Kırgızistan, Mozambik ve Polonya ülkelerinden 5 ila 15 yaş aralığındaki öğrenciler ‘Bana bir masal anlat baba’ parçasını seslendirdi.

Projede yer alan öğrenciler babalar için mesajlarını samimi duygularla iletirken bazı öğrencilerin ülkelerinin yerel kıyafetlerini giymesi dikkat çekti.

Video, Türkçe’nin yanısıra YouTube üzerinden İngilizce, Almanca, Fransızca ve Romence alt yazıları ile yayınlandı.


[TR724] 21.6.2020

Dupduru bir hayatın siyâhî şahidi [Dr. Reşit Haylamaz]

Genel kabule göre Efendimiz’i (sallallahu aleyhi ve sellem) mü’min olarak görmüş, sohbetinde bulunup insibağ yaşamış ortalama 100 bin “sahâbe” var. Hatta bu rakamı, 120 bine kadar çıkaranlar da söz konusu.

Ne yazık ki bunlardan sadece on bini hakkında bilgimiz var. Üstelik çoğu hakkındaki bilgi çok kısıtlı; bir iki cümleden ibaret!

Özetle bu, var olanın maksimum yüzde 10’u demek. Diğer bir ifadeyle, sahâbenin yüzde 90’ı hakkında hiçbir şey bilmiyoruz! Allah’ın davasını omuzlarında taşımış, insanlar tarafından görünme yerine Hakk’ın murakabesine odaklanmış ve ücretlerini de öbür âleme bırakıp birer meçhul olarak gitmişler!

Şüphesiz bunlar arasında sihâhî olanlar da var. Üstelik o günkü toplumun siyâhîye bakışı da problemli.

Teni beyaz olanın yüzde doksanı meçhul olarak kalırken sayısı sınırlı olmasına ve çoğu insanın da onları görmezden gelmesine rağmen Allah Resûlü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) etrafında, sahâbe olarak bir hayli siyâhînin oluşu oldukça dikkat çekici.

Bereke Bint-i Sa’lebe de onlardan birisi.

Kimdir Bereke?

O günün telakkilerine göre, Habeşistan menşeli bir köle.

Çile ve mihnet günlerinde kader, onu Mekke’ye getirmiş ve Abdulmuttalib ile tanıştırmış. Abdulmuttalib de onu, Âmine ile evlendiği gün, düğün hediyesi olarak oğlu Abdullah’ın hizmetine tahsis etmiş.

Ne var ki Hazreti Abdullah’ın ömrü uzun sürmedi ve ticaret için çıktığı yolculuk, Yesrib’de son buldu.

Bundan böyle Bereke, hanımefendisi Âmine’nin emrinde bir hizmetçi idi.

Bu sırada Hazreti Âmine’nin yükü ağırlaşmış, Bereke’nin işi de zorlaşmıştı.

Gün geldi kader, insanlığın beklediği Kutlu Doğum’a tanıklık yaptırdı, Bereke’ye. Sühûletle gerçekleşen bir doğumdu yaşanan ve başından beri beklenip muştusu verilen “Muhammed”, doğum sonrası sihâhî Bereke’nin kucağındaydı.

Canı gibi seviyordu O’nu; öpüp kokluyor, gülen gözlerinde, âdeta güleceği günleri okuyordu!

Bu sevinç çok sürmedi; zira, çoğu çocuk gibi süt anneye verilmişti Muhammed ve bu ayrılık, hemen hemen beş yıl sürdü.

Biricik oğlunun yokluğunda Âmine’ye yârenlik yapıyordu Bereke.

Nihayet bu ayrılığın da bir sonu vardı ve beş yıllığına Benî Sa’d yurdunu bereketlendiren Muhammed, baba ocağına, ana kucağına dönmüştü.

Bir yıl sonra oğlu Muhammed ile Bereke’yi de yanına alan Âmine, Yesrib’e gitti; hem akrabalarını hem de altı yıl önce yitirdiği eşinin kabrini ziyaret edecekti.

Ettiler de.

Ancak dönüş yolunda onları, başka bir sürpriz bekliyordu. Ebvâ’da bir alem olarak kaldı anne Âmine ve babasının mezarını ziyaretten dönen Muhammed’in dünyası, bir de anne yokluğuyla tanıştı o gün.

Yanında sadece Habeşli köle Bereke vardı.

Yetim ve öksüz kalan Emanet’i aldı ve Mekke’ye, Abdulmuttalib’in yanına döndüler.

Bütün dayanaklarını alıyordu Allah (celle celâlühû); babasının ardından anne mahrumiyeti yaşayan Muhammedü’l-Emîn, şimdi de dedesi Abdulmuttalib’in vefatıyla iki büklümdü. 

Teselli yine, gözyaşlarına eşlik eden Bereke’ye kalmıştı.

Bundan sonraki 17 yıl, baba emanetine gözü gibi bakan Ebû Tâlib’in yanında geçecekti.

Tabii olarak, dadılık yaptığı Muhammed neredeyse, Bereke de oradaydı.

Gün geldi Muhammedü’l-Emîn onu hürriyetine kavuşturdu ve Ubeyd İbn-i Zeyd ile evlendirdi. Bu evliliğin semeresi, “Eymen” idi ve o günden sonra Bereke, “Ümmü Eymen” olarak anılacaktı.

Onun kaderi de benziyordu; kocası Ubeyd vefat edince, oğlu Eymen ile birlikte yeniden Muhammedü’l-Emîn’in huzur dolu hânesine döndü.

Hira’daki vuslatın ardından İslâm’a koşan ilkler arasında Ümmü Eymen ile oğlu Eymen de vardı. Hatta, Mekkelilerin anlamsız baskı ve işkencelerinden onlar da nasibini almış, ancak şartlar ne olursa olsun Allah Resûlü’nü (sallallahu aleyhi ve sellem) yalnız bırakmamışlardı.   

Risâletin dördüncü yılıydı. Fahr-i Rusül Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), “Cennet ehlinden birisiyle evlenmek isteyen, Ümmü Eymen ile evlensin!” buyurdu; belli ki yeri geldiğinde “Anacığım” zaman zaman da “Annemden sonra annem” dediği siyah tenli Ümmü Eymen’i yeniden evlendirmek istiyordu. 

Dünya hayatını yaşarken Cennet müjdesi alan bu kadınla o gün Zeyd İbn-i Hârise (radıyallahu anh) evlendi.

Bir yıl sonra bu evlilik de semere verdi; Üsâme dünyaya gelmişti.

O da hor ve hakir görülenlerden birisiydi; annesiyle birlikte ziyarete gittikleri dayı köyünde baskın yemiş ve köle pazarına götürülerek hayatı karartılmıştı. Ancak onun yoluna da kader su serpmiş, Bereke gibi onu da Mekke’ye getirerek bu sıcak ocağın ferdi haline getirmişti.

Seviyor ve seviliyordu!

Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) ailesiyle birlikte Mekke’de kalan Ümmü Eymen, birkaç ay sonra onlarla birlikte Medîne’ye hicret etti. Bu hicrette yanında, oğulları Eymen ile Üsâme de vardı.

Farklı bir mekânda ikamet etseler de Hâne-i Saâdet’ten hiç ayrılmayan bir hayatları vardı. Ümmü Gülsüm’ün (radıyallahu anhâ) evlilik hazırlığını Ümmü Eymen gerçekleştirmiş, Hazreti Fâtıma’nın çeyizini de kendi elleriyle o hazırlamıştı. Ruhunun ufkuna yürüdüğünde Hazreti Zeyneb’i yıkayıp kefenleyen de yine o idi.

İbrâhîm’in doğumunda Hazreti Mâriye’nin yanında olmuş, Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem), sürûr yaşatan yeni bir müjde uçurmuştu.

Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), Saâdet Hânesi’nin her türlü hizmetine koşturan bu çilekeş kadına zaman zaman latife yapar, kendisini işaret ederek, “Bana bu, ailemden arta kalandır!” derdi. 

Ümmü Süleym’in hediye ettiği hurma ağaçlarını Ümmü Eymen’e tahsis etmişti, Efendiler Efendisi (sallallahu aleyhi ve sellem).

Hasta haldeyken getirilen bir kız çocuğu vefat edince Allah Resûlü de (sallallahu aleyhi ve sellem) üzülmüş ve ağlamıştı. Bunu gören Ümmü Eymen de ağlamaya başladı. “Ey Ümmü Eymen! Allah Resûlü’nün yanında niçin ağlıyorsun?” diye sebebini sordu Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem); “Allah Resûlü ağlarken ben niye ağlamayayım?” mukabelesinde bulundu. Bunun üzerine Sultan-ı Rusül (sallallahu aleyhi ve sellem), “Ben ağlamıyorum; gördüğün, merhamettir! Mü’min, daima hayır üzeredir; vücudundan ruhu çıkarılırken bile Allah’a hamd eder!” buyurdu.

Gıfâr kabilesinden bir grup, müslüman olma niyetiyle hey’et halinde Medîne’ye gelmişti. Akşam namazından sonra Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), “Herkes, yanında oturanın elinden tutsun ve yemeğe götürsün!” buyurdular.

Öyle de oldu; her bir sahâbî, bir Gıfarlının elinden tuttu ve evine götürdü. Geriye, Cehcâh adında birisi kalmıştı. Onu da Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) misafir etti.

Misafirine ikram adına mübarek elleriyle bir keçi sağdı ve adama ikram etti. Ancak Cehcâh, doymamıştı. Sonra ikinci bir keçi, ardından üçüncü, derken altı keçinin sütünü içmişti Cehcâh. Hatta bu arada bir tencere yemek getirilmiş ve Cehcâh onu da yemişti. Elinde-avucunda ne varsa ikram eden Allah Resûlü’ne ne içecek ne de yiyecek kalmıştı! Duruma şahit olan Ümmü Eymen fazla dayanamadı ve “Resûlullah’ı aç bırakanı Allah da aç bıraksın!” deyiverdi. Rahmet Peygamberi, “Öyle deme ey Ümmü Eymen!” buyurdu. “Sus. O, rızkını yedi; bizim rızkımız ise Allah’a aittir!” 

İkinci gün Cehcâh, yine Hâne-i Saâdet’teydi. Bir farkla ki o gün Müslüman olmuştu. Ümmü Eymen, önüne geleni silip süpüren bu adamı yakın takibine almış, olacakları merakla bekliyordu.

O da şaşırmıştı; dün bir türlü doymak bilmeyen Cehcâh, bir keçinin sütüyle doymuş ve sofradan kalkmıştı. Şaşkınlığını gizleyemedi ve Allah Resûlü’ne (sallallahu aleyhi ve sellem), “Bu, dünkü misafirimiz değil mi?” diye sordu. Bunun üzerine Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), “Bugün o mü’mindir; tek mide ile yedi. Dün ise yedi mide ile yemişti. Zira kafir, yedi mideye, mü’min ise bir mideye çalışır!” buyurdu.

Uhud ve Hayber gibi dönüm noktalarında da bulunan Ümmü Eymen, belli başlı hanım sahâbîlerle cephelerde de bulunmuş, yaraların tedavisi ile su ve gıda gibi ihtiyaçların karşılanmasında önemli roller almıştır. Hatta, Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) öldürüldüğü şayiasının yayıldığı demlerde ne yapacağını bilemeyerek Medîne’nin yolunu tutanları görünce üzerlerine toprak atmış ve “Allah Resûlü’nden mi kaçıyorsunuz? Verin o kılıçları! Ben, kadınlarla gidip O’nu korumak için çarpışırım! Siz, alın şişleri ve gidip örgü örün!” diye haykırmış, insanların yeniden toparlanmasında büyük katkıları olmuştur.

Zeyd İbn-i Hârise’nin Mûte’den kanatlanması üzerine Habîb-i Ekrem Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), yanına aldığı bir gurup ashâbıyla Ümmü Eymen’i ziyarete gelmiş ve bu ziyarette onu göstererek, “Ehl-i Beyt’imden geriye bir bu kaldı!” buyurmuştur.

Oğullarıyla birlikte katıldığı Huneyn’deki çözülmede dik duran ve çözülmenin önüne geçmek için canını dişine takan seksen kişiden birisi de Ümmü Eymen idi. Kocasını Mûte’ye emanet eden Ümmü Eymen, o gün oğlu Eymen’i de Huneyn’de bırakıp dönmüştü!

Dupduru insanın doğumuna şahit olan Ümmü Eymen (radıyallahu anhâ), Allah Resûlü’nün vuslatının da şâhidiydi; “Aman namaz, aman namaza dikkat edin! Ve elinizin altındaki köleler konusunda aman dikkatli olun!” tavsiyelerini duymuş ve “yüce dostluğa” gidişin de şahidi olmuştu.

Dünyası kararmıştı; gözyaşları içinde mersiyeler okuyor ve etrafındakilerin hissiyatına da tercüman oluyordu. 

Kader onu, dupduru bir hayatın siyâhî bir şahidi yapmıştı. Eskiyi bilen birisi olarak yeninin kıymetini biliyor, dün ile günü kıyas ederek gelinen noktanın herkes tarafından bilinmesini istiyordu.

“Gel, Allah Resûlü’nün yaptığı gibi biz de Ümmü Eymen’i ziyaret edelim!” diyen Hazreti Ebû Bekir (radıyallahu anh), Hazreti Ömer’i de (radıyallahu anh) yanına alarak ziyaretine gelmişti. Bir anda karşısında, Resûlullah’ın iki vezirini gören Ümmü Eymen ağlamaya başladı. “Kendini helak edercesine böyle niçin ağlıyorsun?” diye sordular ve “Şüphesiz ki Resûlullah’ın, Allah katında bulacakları O’nun için daha hayırlıdır!” dediler. Bunun üzerine birden ağlamayı bıraktı ve iki dev insanı da ağlatan şu tarihi sözü söyledi:

“Ben de biliyorum ki Allah katında olanlar, Resûlullah için elbette daha hayırlıdır! Ben, O’nun vefatına ağlamıyorum; beni ağlatan, semadan gelen vahyin kesilmiş olmasıdır!”

Hazreti Ömer’e kurulan sûikasti duyunca, “İşte bugün İslâm zayıfladı!” tepkisini veren Ümmü Eymen, Halife’nin vefatından 20 gün sonra ve Hazreti Osmân’ın hilafetinin ilk günlerinde ruhunun ufkuna yürüdü.

Şimdi, insanların ten rengine takılanlar için bir kez daha tekrarlayalım:

Bir dönüşümün tanıklığında en kilit rollerden birisini Allah (celle celâlühû), daha niceleri yanında Habeşistan menşeli siyâhî bir kadına lütfetmiştir!

[Dr. Reşit Haylamaz] 21.6.2020 [TR724]

Erdoğan'a önceki 3 cumhurbaşkanından neden daha fazla hakaret edilmiş?

Erdoğan döneminde ‘cumhurbaşkanına hakaret’ suçundan verilen mahkumiyet kararları, Erdoğan’dan önceki 3 cumhurbaşkanının dönemlerinde verilen mahkumiyet kararlarının toplamını 15’e katladı.

TBMM’ye sunulan ve karma komisyonda bekletilen dokunulmazlıkların kaldırılmasına yönelik fezleke sayısı bin 60’a ulaştı. 217 fezlekesi bulunan CHP’de ise ilk sıradaki "suç iddiası" cumhurbaşkanına hakaret oldu.

Meclis Başkanlığı’na sunulan bin 60 fezlekeden 769’u HDP’li milletvekilleri, 34’ü ise DBP Eş Genel Başkanı Salihe Aydeniz’e ait. AKP’ye ait 10, CHP’ye ait 217, MHP’ye ait dokuz, İyi Parti’ye ait altı, TİP’e ait yedi ve bağımsız milletvekillerine ait altı dosya daha bulunuyor.

YARGI ELİYLE SİYASİ MÜDAHALE

Milletvekilleri hakkındaki 217 fezlekenin 141’inin AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret iddiasıyla hazırlandığını bildiren CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, "Bir siyasi partinin genel başkanı sıfatını taşıyan ve tarafsız kimliğini taşımayan rakibimize eleştiri yöneltmemiz yüzünden arka arkaya fezleke düzenleniyor olması muhalefetin siyaset yapış biçimini sınırlama, yürütme organının güdümüne aldığı yargı eliyle siyasete müdahale etme çabasından başka bir şey değildir” ifadesini kullandı.

TBMM BAŞKANLIĞI’NA ULAŞTI

CHP’li Özel, İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’nun milletvekilliğinin Anayasa’ya ve TBMM İçtüzük’e aykırı biçimde düşürüldüğünü anımsatarak, “CHP milletvekillerine ait soruşturma fezlekelerinin çoğu ‘cumhurbaşkanına hakaret’ iddiasıyla hazırlanmış durumda ama diğer fezlekelerimiz de dikkati çekici. Önemli bir bölümü ‘toplantı ve gösteri yürüyüşlerine muhalefet’ ya da ‘kamu görevlisine hakaret’ iddialarıyla hazırlanan düşüncelerimizi ifade etmemiz nedeniyle oluşturulan fezlekelerdir. Son olarak sarayın üç maaş alan İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un talimatlarıyla hazırlandığı kamuoyuna duyurulan fezlekeler günler sonra TBMM Başkanlığı’na ulaştı” dedi.

DÜZENLEME SUİSTİMAL EDİLİYOR

AKP’nin kendilerini fezleke ile susturmaya çalıştığını ancak bunların "beyhude bir çaba" olduğu kaydeden Özel, şunları kaydetti:
“Türk Ceza Kanunu’nun cumhurbaşkanına hakaret suçunu düzenleyen 299’uncu maddesi, kaldırılmalıdır. Bu maddenin Tayyip Erdoğan tarafından suiistimal edildiğinin en net göstergesi birkaç ay önce güncellenen verilerle görülmektedir. 9’uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel döneminde 71, 10’uncu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer döneminde 82, 11’inci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül döneminde 233 sanık bu maddeden mahkum olurken, Tayyip Erdoğan döneminde bu rakam 5 bin 683’e yükselmiştir ve yükselmeye devam etmektedir. Bu maddeden mahkum olan kişi sayısının Demirel dönemine kıyasla 80 kat arttığı görülmektedir. Sadece bu rakamlar dahi bu düzenlemenin Erdoğan tarafından suistimal edildiğini ortaya koymaktadır.”

21.6.2020 [Samanyolu Haber]

Sonunda bu da oldu! Türkiye Ayçiçeğinin çöpünü bile ithal etmeye başladı

Türkiye samandan sonra ithal ayçiçeği kabuğuna da muhtaç hale geldi.

CHP Tekirdağ Milletvekili ve TBMM Tarım,  Orman ve Köy İşleri Komisyonu Üyesi İlhami Özcan Aygun, Türkiye’nin Rusya’dan ayçiçeği kabuğu ithal etmeye başladığını bildirdi.

Sözcü'nün haberine göre Ayçiçeği kabuğunun piyasada tonunun 670 liradan satıldığını ve hayvanlara yem olarak verildiğini belirten Aygun, “Geçmişte kalorifer yakıtı olarak kullanılan pelet ayçiçeği kabuklarının şimdi ise hayvanlarımıza yem olarak verilmesi, ülke tarımının geldiği noktayı da ortaya koyuyor. Yabancıların tarım ürünlerinden sonra şimdi çöplerini de ithal ediyoruz. Türk tarımını bitirdiler” dedi

Aygun, iktidarın koronavirüs sürecinde ayçiçek ithalatının önünü açmak için gümrük vergilerini düşürdüğünü belirtti ve bir anlamda ayçiçeği çöpü olan ayçiçeği kabuğunun ithal edilmesi nedeniyle ülke kaynaklarının yabancılara aktarıldığını söyledi. Hükümet 3 Nisan 2020'de ham ayçiçeği yağında yüzde 36 olan gümrük vergisi oranını 1 Şubat-30 Haziran tarihleri arasında yüzde 30'a indirmiş, Kosova için ise sıfırlamıştı.

Tarım ve hayvancılıkta ithalatı değerlendiren Aygun, “İktidar kendi tarımını, çiftçisini yeterince desteklemediği için ülkeyi ithal tarıma, ithal ete mahkum etti. Ülke toprakları boş dururken tonlarca buğday, arpa, mısır, kuru baklagil ithal ettiler. Adana'da karpuz hasadı başlarken, nisan ayında İran'dan karpuz getirdiler. Adanalı üretici şimdi kan ağlıyor. Kendi üreticisine düşman, kendi tarımını bitirmeye kararlı bir iktidarla karşı karşıyayız” dedi.

DURMAK YOK İTHALATA DEVAM

İlhami Özcan Aygun, hayvancılığın da ithalata muhtaç hale getirildiğini, verilen sözlere rağmen ithalatın devam ettiğini söyledi.

Tarım Bakanı Pakdemirli'nin “Türkiye'nin ithalata ihtiyacı yok” dediğini hatırlatan Aygun, “Bakan sözünü unuttu, 2018, 2019 doludizgin hayvan ithalatı ile geçti. Cumhurbaşkanı korona sürecinde Türkiye'nin gıdada kendi kendine yettiğini açıkladı. Ama bir hafta geçmeden nisanda Mersin Limanı'na 10 bin baş ithal hayvan geldi” dedi.

21.6.2020 [Samanyolu Haber]

Bilim Kurulu üyesi uyardı: Restoranlarda çay, kahve içecekler aman dikkat!

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, kafe restoranlarda servis edilen içecek ve yiyeceklerden koronavirüs bulaşan kişiler olduğunu belirterek, "Çay, kahve içecekseniz, çok emin değilseniz, yanınızda bir kolonyalı mendil ya da dezenfektanla ıslatılmış kağıt mendil ile ağzınıza gelecek yeri silmek gerek" dedi.

Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ceyhan, koronavirüs vakalarındaki düşüş istenilen düzeye gelmezse eylülde okulların açılıp açılmayacağı konusunu değerlendirdi. Prof. Ceyhan, vaka artış dönemlerinin beklenen bir şey olduğunu belirterek, normalleşme ile tedbirleri birden kaldırınca vaka sayılarında artış gözlendiğini söyledi. Ceyhan, "Yeniden tedbir uyguluyorsunuz sonra azalmayı sağlayınca yeniden kaldırıyorsunuz. Artış oluyor, yeniden uyguluyorsunuz. Bunun böyle gitmesi lazım ama kendi haline bırakırsanız bu artışlar sürekli yaşanabilir ve vaka sayılarının azalması daha da uzun sürebilir. Bu nedenle bizim eylülde okulların açılacağı dönemde ne durumda bulunacağımız çok önemli, bunu şimdiden kestiremiyoruz. Önlemlerin devam ettiği ortamda modelleme yapıp bunun süresini söylemek kolaydı ama önlemleri kaldırdıktan sonra buna bir zaman biçmek maalesef çok mümkün değil. Çok ciddi bir risk olursa ertelenebilir tabi. Ciddi bir risk olmazsa o zaman okullar açılacak" dedi.

"SERVİS EDİLEN ÜRÜNLERDEN KORONAVİRÜS BULAŞIYOR"

Kafe ve restoranlarda servis edilen içecek ve yiyeceklerden koronavirüs bulaşabildiğini belirten Prof. Ceyhan, şunları kaydetti:

"Kahveyi getiren ve götürenden çok büyük bir risk beklemiyoruz. Çünkü onlar görünüyor, onların maskesini takıp takmadığını, size hizmet ederken kurallara uyup uymadığını görebiliyorsunuz. Ama özellikle hem restoranlarda hem de kafelerde onu servise hazırlayanları görmüyorsunuz. Onların içinde koronavirüs taşıyan birileri varsa eğer onlar, bardağı kirletebilir ve o şekilde gelebilir size. Bu şekilde bulaşlar biliniyor. Çay hazırlayanın, kahve hazırlayanın ya da yemek sevisi hazırlayanın bulaştırması biliniyor. Taşıyıcılardan daha çok bunlardan bulaşıyor. Çay, kahve içecekseniz çok emin değilseniz yanınızda bir kolonyalı mendil ya da dezenfektanla ıslatılmış kağıt mendil ile ağzınıza gelecek yeri silmek gerek. Elinizi değdirdiğiniz bardağa, çatala, kaşığa özellikle bu şekilde bulaşıyor, ağzınıza götürmeden mutlaka ellerinizi temizleyin. Gerçekten bu şekilde bulaşan vakalar var."

Prof. Ceyhan, çocuklarda görünen koronavirüs vaka oranlarına ilişkin, "Çocuklarda belirtisiz seyretme olasılığı çok yüksek. Sadece belirtisi olanlara bakınca düşük çıkıyor. Çocuklar aşağı yukarı yüzde 20'sini, 25'ini oluşturuyor. Belirtisi olmayanları tararsanız bu oran biraz daha yükseliyor. Bizim merkezimizde aşağı yukarı yüzde 20'si çocuk, yüzde 80'i yetişkin" dedi.

21.6.2020 [Samanyolu Haber]

Hiç bir belirti göstermiyorlar ama , Vakaların yüzde 18'i onlar

ABD'li yetkililer ülkede normale dönen Florida, Güney Carolina, Georgia, Teksas ve diğer eyaletlerdeki vaka sayısındaki artışa dikkat çekti. Yetkililer, "Corona virüsü agresif bir şekilde 20'li ve 30'lu yaşlardaki insanlarda görülmeye başladı" uyarısında bulundu.

Corona virüsü salgınının merkez üssü haline gelen ABD’de, yetkililerden korkutan bir açıklama geldi… Özellikle işletmelerin tekrar açıldığı ve yaşamın yeni normale dönmeye başladığı Florida, Güney Carolina, Georgia, Teksas ve diğer eyaletlerde vaka sayısının hızla arttığı belirtildi.

Yetkililer vaka sayısının hızla artmasının arkasında, yapılan test sayısının da artış göstermesini öne sürerken birçok uzman sosyal mesafenin dikkate alınmamasını dile getirdi.

Salgının hızla yayıldığı Mississippi’de bir sağlık yetkilisi, “Özellikle üniversitelerdeki gençlik kulüplerinin düzenlediği partiler sebebiyle gençler arasındaki vakalar umut kırıcı bir şekilde artıyor” dedi.

“GENÇLER SEMPTOM GÖSTERMİYOR AMA…”

ABD Başkanı Donald Trump’ın Oklahoma, Tulsa’daki mitinginde de yüzlerce katılımcı olmasını eleştiren yetkililer corona virüsü salgınının ilk günlerindeki, “Covid-19 sadece yaşlıları etkiliyor” inanışının gerçeği yansıtmadığını duyurdu.

Florida Valisi Ron DeSantis, corona virüsü vakalarında 20’li ve 30’lu yaşlarındaki gençlerin daha yoğun olduğunu açıkladı. DeSantis, “Corona virüsü çok agresif bir şekilde 20’li ve 30’lu yaşlardaki insanlara yöneliyor. Bu genç grup genelde semptom göstermiyor ve klinik bakım gerektirmiyor ama yine de Covi-19 testleri pozitif çıkıyor” dedi.

DeSantis, geçen hafta içerisinde önceki haftalardan çok daha fazla genç vakasının görüldüğünü duyurdu.

“EBEVEYNLERİNE BULAŞTIRABİLİRLER”

Yetkililer Florida’nın ABD içerisindeki yeni merkez üssü olabileceğini duyurdu. Florida’da güncel verilere göre son 24 saat içerisinde 4.049 yeni vaka tespit edildi. Bir günde en çok vakanın tespit edildiği günde Güney Carolinalı yetkililerden de benzer bir açıklama geldi. Güney Carolinalı yetkililer “Vakaların yüzde 18’i 21-30 yaş aralığında. Bu da bize gençlerin Covid-19’a bağışıklığı olduğuna dair iddiayı çürütüyor” ifadesini kullandı.

CNN’e bağlı yayın yapan WSB’deki haberde de Georgia’nın en büyük hastanesinde görevli Dr. Robert Jansen’in sözleri yer aldı. Dr. Jansen, “Rahatsız edici bir trend var. Bu da gençlerin sadece enfekte olmaları değil ama hastalığı ebeveynlerine ve diğer aile büyüklerine bulaştırma ihtimalleri” ifadesini kullandı.

21.6.2020 [Samanyolu Haber]

Umudunu hiç kaybetmeyen isim: Zanardi [Nurullah Kaya]

Bazı insanlar hayatlarında karşılaştıkları saldırılara, engellere ve sıkıntılara dayanamayıp pes ederler. Kendilerini nasipsiz, yorgun ve tükenmiş hisseden bu insanlar, mağlubiyetler karşısında boyun büker kaybettiklerini kabul eder ve kaybolup giderler. Bazı insanlar ise herkesin imkansız gördüğü noktalardan harfler yazar beklenmedik kelimeler telaffuz eder, hatta eşsiz cümleler kurarlar. Alessandro Alex Zanardi işte tam böyle bir isim. Hepimize ilham verecek bir yaşam öyküsüne sahip olan Zanardi, şu an ölümle burun buruna. İtalya‘da geçtiğimiz gün bir kamyona çarpan 53 yaşındaki sporcu, helikopterle kaldırıldığı hastanede geçirdiği beyin ameliyatı sonrası yoğun bakımda. Daha önce de ölümden dönen Zanardi’nin destansı hayat hikayesinden kısaca bahsetmek istiyorum.

1966’da İtalya’da doğan Zanardi, tam bir motor sporları tutkunudur. Ferrari pilotu olmak için daha çocukken hayaller kurar ve 13 yaşındayken tesisatçı olan babasının artan metal parçalarından yaptığı karting arabasıyla yarışlara katılır. 1988 yılında Formula 3 pistinde harika yarışlar çıkarır ve herkesin dikkatini çeker. Formula 1’den teklif alır. Burada yarıştığı ilk takımda istediği başarıyı yakalayamaz lakin pes etmek onun zihninde yoktur. Daha sonra Lotus takımı adına yarışır. Lotus’un Formula 1 aracında yaptığı birtakım teknik değişiklikler, Zenardi’nin başarısına engel olur.

Başarısız geçen Formula 1 deneyiminin ardından hayallerinden vazgeçmeyen İtalyan pilot, Amerika’ya gider ve burada Formula 1 benzeri ancak Formula 1’den daha fazla tur atılan ve daha hızlı araçlarla yarışılan bir sınıfta şansını dener.

Kısa sürede Amerika’da ünlü olan başarılı pilot, toplam 12 yarış kazanarak 2 kez CART şampiyonu olur. CART serilerine damga vuran Zanardi’nin hayatı 2001 Almanya ayağında değişir. Yarışta son pit stopu 142. turunda yakıt almak için yapan başarılı pilot, zaman kazanmak için lastiklerini değiştirmeden pistten çıkar. Ancak yarışa tam dahil olacakken spin atarak bir başka arkadaşına çarpar. Bu korkunç kazadan sonra herkes İtalyan pilotun öleceğini düşünür çünkü kaza anında vücudundaki kanın dörtte üçünü kaybetmiştir ve kalbi defalarca durmuştur. Yaşaması beklenmeyen Zanardi, hayatta kalır fakat 2 bacağını kaybeder. 2 bacağı için yaklaşık 2 yıl ciddi bir tedavi süreci yaşar. Bacakları olmadığı halde tekrar pistlere dönmek için çok büyük bir gayret gösteren sporcunun ortaya koyduğu azim herkesi çok şaşırtır.

O, yüreğinin derinliklerinden gelen sesi yani pistlerde olma aşkını hiç kaybetmemiştir. Bu hırs kararlılığı gören BMW, 2004‘te azimli sporcu için özel bir otomobil yapar. Avrupa binek otomobiller ve dünya binek otomobiller şampiyonasına katılan Zanardi, 2009 yılına kadar 4 kez birincilik kürsüsüne çıkmayı başarır. Yaşı ilerleyince motorlu sporları bırakır ancak birçok pilot gibi emekli olmaz ve çok daha zor bir alana bisiklete geçiş yaparak maratonlara katılır. Bedenin neredeyse yarısı yokken bedensel bir mücadeleye girer. New York, Roma ve Floransa maratonlarında şampiyon olur.

OLİMPİYATLARDA 4 ALTIN KAZANDI 

Daima büyük hedefler peşinde koşan ünlü isim, 2012 Paralimpik Yaz Oyunları’nda 2 altın 1 gümüş madalya kazanır. Sayamadığım birçok şampiyona ve turnuvada altın madalya alır. 2016 Olimpiyatları’nda ise 2 altın madalya kazanan efsane isim, yaptığı röportajlarından birinde zorlu hayat yolculuğunu şu şekilde ifade eder; “Motor sporlarından emekli olup el bisikletine yöneldiğimde eşim bile doğru bir şey yapıp yapmadığımdan emin değildi. Ancak bana göre doğru şey yok. Aslında o doğru, ne yapmak istediğimize göre değişiyor. Hayatımı, kalbimin istediklerini yapması konusunda beynimi ikna etmekle geçirdim. Bisiklete binmeye de Londra‘da altın madalya kazanmak için başlamadım. Bisiklete başladım; çünkü bu beni mutlu ediyordu.”

Evet, Zanardi’nin hayatı hepimiz için özellikle de sürekli engellerle savaşmaktan pes edecek olanlar için çok iyi bir örnek. Umarız efsane isim ikinci kez hayata tutunur ve hepimize ilham vermeye devam eder.

Yardımcı hocadan tarihi şampiyonluk

Almanya Birinci Futbol Ligi’nde (Bundesliga) deplasmanda Werder Bremen’i 1-0 yenen Bayern Münih, sezonun bitime 2 hafta kala şampiyonluğunu ilan etti. Bu galibiyetle puanını 76’ya çıkaran Bayern Münih, sezonun bitimine 2 hafta kala üst üste 8’nci, toplamda ise 30’üncü şampiyonluğuna ulaştı.

Bu yıl şampiyonlar liginin de en ciddi favorisi olan Bayern‘in, aslında sezon başında Frankfurt’an 5 gol yiyince adeta dünya başına yıkılmıştı. Ancak kulüp yönetimi tarihi bir karar vererek teknik direktörlük görevine yardımcı hoca Hansi Flick’yi getirerek takımın şampiyon olmasında önemli bir adım attı. Bununla kalmayan idari heyet hocayla 2023 yılına kadar sözleşme imzaladı.

Federasyon olmuş babalarının çiftliği, gelsin madalyalar

Türkiye’deki spor federasyonlarında skandallar bitmiyor. Bu haftada Wushu Federasyonu skandalı yaşandı. Geçmişte "Kızı için 7 Rolex marka saat karşılığında altın madalya" iddiasıyla gündeme gelen Türkiye Wushu Federasyonu Başkan Vekili Abdurrahman Akyüz'ün kızı Elif Akyüz, geçen hafta kurallara aykırı olmasına rağmen Türkiye Wushu Kungfu Şampiyonası’na hem hakem hem de sporcu olarak katıldı. Annesi ve kendisinin verdiği puanlarla şampiyon olan Elif Akyüz’ün bu birinciliğine federasyon sesini çıkarmadı. Ayrıca Dursun Ali Çapaoğlu isimli bir sporcu yarışmada hareketi unutmasına rağmen yeniden yarışmadı ve hiç puanlanmaması gerekiyorken aralarında teyzesinin de bulunduğu hakemlerin puanlarıyla şampiyon ilan edildi.

[Nurullah Kaya] 21.6.2020 [Samanyolu Haber]

Kapına geldik Yâ Râb! [Mustafa Ünal]

Ey, bizleri yaratan, yaşatan, rızklandıran, koruyup gözeten, her hâlimizi bilen ve gören, dua edenin duasına icabet eden, âlemlerin Rabb’i, mülkün mâliki, celâl ve ikram sahibi, mü’minlerin velîsi, tevekkül edenlerin vekili, mazlumların sığınağı, yalnızların enîsi, güçsüzlerin muîni, gariplerin sahibi Rabb’im! Bizlere ihsan ettiğin maddî-manevî bütün nimetlerin için kâinatın zerreleri adedince Sana hamdolsun. Âlemlere rahmet olarak gönderdiğin Resûl’ün, Habîb’in, Seyyidü’l-Murselîn, Hâtemü’n-Nebiyyîn Efendimiz Muhammed Mustafa Resûl-ü Müctebâ’ya (s.a.v.) ve onun ehl-i beyt ve ashâbına da salât ve selâm olsun.

  Kullarına karşı çok merhametli olan, dilediği kulunun günahlarını affeden, lütfu engin, rahmeti engin, mağfireti engin Rabb’imiz! Bilerek ya da bilmeyerek, gizli veya açık işlediğimiz günahları, hataları, kusurları afv ve mağfiretinle affeyle. Bizlere daima hakkı görmeyi, hakikati duymayı, duyurmayı, hakka bağlılığı, bâtıldan sakınmayı ihsan ve müyesser eyle.

Rabb’imiz! Bütün salih ve samimi kullarını rahmetinin, merhametinin, inayetinin, lütfunun, kereminin, mağfiretinin tecellileriyle payidar eylediğin gibi bizleri, eşlerimizi, evlâdımızı, zürriyetimizi, analarımızı, babalarımızı, atalarımızı, kardeşlerimizi, salih akrabamızı, samimi dost ve arkadaşlarımızı da payidar eyle. Resûllerine, nebîlerine, sıddîklere, ilmiyle amel eden âlimlere, velîlere, salihlere, şehidlere ihsan ettiğin nimetlerini bizlere de ihsan eyle. Bizi sırat-ı müstakîmde sabit, Sana hakkıyla âbid, sadık, salih, hâlis, tâhir, muhsin, muhlis, muttakî; dünyaya ve dünyalığa karşı zahid, senin dinin uğrunda mücahid ve her türlü küfr, şirk, nifak, ilhad, fısk, fücur, ifsad, günah ve kusurdan azade eyle. İmanımızı kavî, kalbimizi selîm, niyetimizi halis, ibadetlerimizi makbul, ömrümüzü bereketli, bedenimizi sıhhatli, rızkımızı helâl ve geniş, akıbetimizi hayr, dualarımızı kabul eyle.

Rabb’imiz! Sana karşı isyandan, tuğyandan, yolundan sapmaktan, kullarının haklarına tecavüzden; İslâm’a, Müslümanlara, ülkemize, kamu malına, kul hakkına zarar vermekten, kula kulluk etmekten, hakikati gizlemekten, küfre ve zulme rızadan, zalime duadan, her türlü dert, belâ, musibet, âfât ve hastalıktan; şerlilerin şerrinden, zalimlerin zulmünden, müfsidlerin ifsadından, mülhidlerin ilhadından, müfterilerin iftirasından, kezzâbların kizbinden, ehl-i bidat ve dalalet hizbinden; nefislerimizin, insî ve cinnî şeytanların vesvese ve iğvasından; şehvet ateşinden, gaflet, gam, keder, tembellik, çaresizlik ve ümitsizlik zilletinden muhafaza eyle.

Rabb’imiz! Dertlerimize deva, hastalıklarımıza şifa, borçlarımız için eda, sıkıntılarımız için ferah ve felah ihsanıyla hayırlı muradlarımızı hasıl, isteklerimize nail eyle. Hakkımızda her şeyin hayırlısını nasip eyle. Bütün mü’minlere Sen’in rızan yolunda küfre, şirke, zulme karşı samimî birlik, beraberlik, yardımlaşma, dayanışma ihsan eyle. Dünyanın her yanında Senin rızan uğruna hâlisâne gayret edenlere yardım ve onları muzaffer eyle. Din-i Mübin-i İslâm’ı arzın her yanına ulaştır ve her yerde hâkim eyle. Hürriyetlerinden yoksun bırakılan, hakları ve malları gasp edilen bütün masum ve mazlum kullarına en yakın, en yakın, en yakın zamanda nezdinden ferec, ferahlık, reha, halâs ihsan eyle Allah’ım!

 Rabb’imiz! Ümmet-i Muhammed’in başında dönüp duran kara bulutları kaldır. İslâm’a, Müslümanlara, senin rızan için çalışanlara ve çalışmalarına, ülkemize, Müslümanların yaşadığı diğer ülkelere düşmanlık eden, iftira atan, tuzak kuran, zarar veren dâhilî ve hâricî kâfir, fâsık, facir, zalim, gafil, münafık, müfsid, mülhid, münkir, müfteri bilcümle mahlûku, Ahzâb ordusunu bir gecede kudretinle târümâr eylediğin gibi darmadağın, perişan, zelil ve rüsvâ eyle, hezimete uğrat; onların birliklerini boz, plânlarını başlarına geçir, tuzaklarına kendilerini düşür. Onlara tanıdığın mühleti de bir an evvel sona erdir Allah’ım!

 Rabb’imiz! Bütün ibadet, taat, hayr ve hasenatımızı dergâh-ı izzetinde kabul eyle. Üzerimizde hakkı bulunan kullarının haklarını helâl ettirmeyi sağlığımızda bizlere nasip ve müyesser kıl. Bizleri daima mü’min olarak yaşat, son nefesimizde ruhumuzu iman-ı kâmil ile teslim etmeyi nasip eyle. Bizleri, eşlerimizi, evlâdımızı, zürriyetimizi, analarımızı, babalarımızı, atalarımızı, kardeşlerimizi, salih akrabamızı, samimi dost ve arkadaşlarımızı, Sen’in rızan uğrunda hayatını vakfetmiş, gayret göstermiş, maddî destekte bulunmuş âlimleri, velîleri, şehidleri, hâlen aynı gaye uğrunda emek sarf edenleri ve sair kullarını huzuruna mağfur, mes’ud, mahbûb mü’minler olarak al. Hepimizi, Sen’den razı olan ve Sen’in rızanı kazanmış kulların olarak sevdiklerimizle birlikte cennetinde iskân ile Efendimize (s.a.v.) komşu eyle. Bizlerde hakkı olan mü’min kullarını da bu haklarına muhtaç olmadan afv, mağfiret ve ihsanınla cennetine dahil eyle Allah’ım.

Ey, Âlemlerin Rabb’i olan Allah’ım! Zâtın hakkı için, sıfâtın hakkı için, İsm-i A’zam’ın hakkı için, Esmâü’l-Hüsnâ’n hakkı için, Kur’an-ı Hakîm hakkı için, Habîbin Resûl-i Zîşân (s.a.v.) hatırına, Halil’in Hz. İbrahim (a.s.) hatırına, Kelîm’in Hz. Musa (a.s.) hatırına, ülü’l-azm bütün resûllerinin hatırına, ensâr ve muhacirîn hatırına, âlimler, velîler, sıddîklar, şehidler hatırına, mazlumların, masumların, sabîlerin hatırına, Sen’in katında değeri olan sair salih kullarının hatırına, iyi bulup dergâh-ı izzetinde kabul ettiğin amellerimizin hatırına dualarımızı kabul eyle. Âmîn.

Allâhümme salli ala seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim. Ve’l-hamdü Li’llâhi Rabb’il-Âlemîn.

[Mustafa Ünal] 21.6.2020 [Samanyolu Haber]