Bir denge insanı olarak Tayyip Erdoğan! [Seyfi Mert]

“Kötülük, ancak tam hızla giderken dengede kalabiliyordu, bisiklette olduğu gibi.”
Jean Paul Sartre

Şöyle bir düşünün;

Yurt içinde onlarca medya kanalına hükmediyorsunuz. 24 saat sizi kutsayanlar, düşman olarak gördüklerinizi şeytanlaştıranlar var. Yüzbilmemkaç tane satın alınmış kaleminiz, köşe yazarı adı altında size güzelleme yapmakla meşguller. Hainleştirdiklerinize küfretme seansları günlük yüzlerce saati buluyor. 

Devletin ajansı çoktan habercilik özelliğini kaybetmiş sizin bülteniniz gibi çalışıyor. Devlet TV kanalları sizin propaganda paneliniz olmuş 24 saat sizi höykürüyor. 
Seçim dönemlerinde bırakınız partinizi, şahsınıza ayrılan süre, bir yılda bile rakiplerinizin toplamına denk değil.  

Her gün canlı yayınlanıyor konuşmalarınız. 

Diyanet kanalında dahi siz varsınız. 

Çocuk kanalında yayınlanıyor nefret dolu söylevleriniz. 

Spor kanalları bile size hizmet ediyor. 

Her türlü tetikçiniz, günün her saatinde sizin için haysiyet cellatlığı yapmakla meşgul. 

Günde en az 20 gazete sanki tek merkezden çıkmış gibi aynı manşetler atarak sizi yüceltmekle meşgul. 

Onlarca köşe yazarı titrli tetikçi aynı başlığı, aynı kelimelerle tıka basa doldurarak size yıkayıp yağlamakla meşgul. 

Ve tabii düşman olarak gördüklerinizi aşağılamakla…

Buna rağmen memnun değilsiniz medyanızdan. 

Ülkede gazete bırakmadınız, gazeteci de. 

Haysiyetli olanı içeri atıyorsunuz. 

Şanslı olanlar ise susarak kurtulmayı ancak başarabiliyorlar. 

Çıtı çıkan anında hain oluyor ve Yallah kodese. 

Geriye dönüp yazılarını kurcalıyorsunuz, elbet bir şey çıkar diye önce içeri atıp, sonra delil arattırıyorsunuz savcılarınıza, hakimlerinize emir veriyorsunuz, emrinizi uygulamayanları hain ilan edip şanslı olanları sürgün, diğerlerini de hapse atıyorsunuz. 

Sadece cumhuriyet tarihinin değil, dünya tarihinin en fazla hakim savcı tutuklayan rejiminin başında oturmuş hak ve hukuktan bahsediyorsunuz utanmadan. 

Burnunuz dahi kızarmıyor, Avrupa’ya dönüp ‘bizdeki demokrasi sizden ilerde’ derken. 

Yine utanmıyorsunuz, basın kartını iptal ederek gazeteciliğini iptal ettiğinizi zannettiğiniz tutuklu medya mensuplarını, ‘İçerde tutuklu gazeteci’ yok derken. 

İddianame denen paçavralarda mantık, zeka sakilliği dökülüyor tel tel. 

Hepsi “şu yazıda şöyle subliminal mesaj var, şu tivitte şöyle hükümet düşmanlığı var”dan ibaret savcılık fezlekelerinin. 

Buna rağmen memnun değilsiniz havuzunuzdaki medyanızdan, yetmiyor size yaptırdıklarınız. 

Kesmiyor sizi, bu kadar güzellemeler, düşmanlarınızı yermeler. 

Başka ülkelere el altından oluk oluk para akıtıyorsunuz. 

Nedim Şener gibi zavallı paspasları maaşlarla uzak ülkelere gönderiyorsunuz ama seviyesini beş dakika anlayanlar sizin hakkınızda fikir sahibi oluveriyorlar. 

Karanlık kalemlere yazılar yazdırıyorsunuz milyon dolarlar harcayarak. 

Belgesel adı altında karalama filmleri yapmaya kalkışıyor yüzünüze gözünüze bulaştırıyorsunuz. 

Üstelik zerre miktar tahammülünüz yok aykırı fikre, en ufak bir eleştiriye. 

Ülkedeki gazetelerde zaten aleyhinize bir şey çıkması mümkün değil. 

Elin oğlu en ufak bir eleştiri yazdığında çıldırıyorsunuz öfkenizden. İntikam uğruna birkaç gazeteci daha içeri atıyorsunuz ama dinmiyor nefretiniz, bitmiyor öfkeniz. 

Ünlü The Guardian’da Kemal Kılıçdaroğlu’nun yazısı yayınlandığında Tayyip Erdoğan’ın çıldıracağından herkes emindi. Üstelik Kılıçdaroğlu o bildik üslubuyla, pek de aykırı bir şey yazmamıştı hâlbuki. Bilirsiniz işte, tipik ne şiş yansın ne kebap kurnazlığıyla Ergenekoncuların ‘yesinler birbirini, yemişim demokrasisini’ taşra tüccarlığı siyaseti. 

Diyor ki The Guardian’ın editörü Paul Chadwick “Kılıçdaroğlu’nun yazısı yayınlanınca Türk hükumeti bize ulaştı ve denge olması için Erdoğan’ın yazısının yayınlanması gerektiği” söylendi. 

Bir kere Kılıçdaroğlu’nun muadili Erdoğan ise Binali Yıldırım ne işe yarar. Üstelik, Erdoğan hangi yüzle dengeden bahsedebilir. Ülkesinde hunharca bir medya gücünü elde eden biri nasıl sıkılmadan bunu talep edebilir?

Gerçi Chadwick, açıklama yazısında iktidar ve Erdoğan yardakçılarına ağızlarının payını vermiş ama bunun onlar için çok önemli olduğunu zannetmiyorum. Hiçbir danışmanın mevzu bahis yazıyı Erdoğan’a okuduğunu da kimse zannetmiyor. 

Düşünün milyonlarca dolar maaş, bütçe ayırıp, sürüyle yandaş besliyorsunuz ama sadece ülkedeki yüzde 50’yi zar zor ikna edebiliyorsunuz, dünyada kimse size inanmadığı gibi, ne mal olduğunuz her geçen gün daha ayan beyan ortaya çıkıyor. 

Sıradan bir muhalif bile sizden daha itibarlı olarak demokrat dünya medyasında kendini ifade edebiliyor. 

Sonra sizin ayakçılarınız denge uğruna hasbelkadersizin adınıza bir şeyler karalıyorlar ama onun da altı okur yorumlarıyla öylesine dolduruluyor ki, zerre miktar kişiliği olan insan kahrından ölür. 

Bundan daha ızdırap verici ne olabilir ki!

[Mert Seyfi] 23.7.2017 [Samanyolu Haber]
mseyfi@samanyoluhaber.com

Hasbelkader! [Seyfi Mert]

"Bir neslin kaderini bir evvelki nesil tayin eder."
Konfüçyüs

Reyiz yine şahane ötesi bir cümle serdetti: “(Almanlar) Hasbelkader yakaladıkları zenginlikle, şimdi bizi tehdit etmeye kalkıyorlar.”
Yok, endişe etmeyin hemen. 

Almanya ile Türkiye arasında mukayeseli ekonomi dersine kalkışacak değilim. 

İki ülke demokrasisini de teraziye çıkarmayacak kadar basıyor kafam. 

Medya alanında “eyne sera minessürreyya” durumunu da şüphesiz biliyorum…

Ama bu cümleleri duyan biri de zanneder ki, birileri bir tutam demir, birkaç parça plastik, bir miktar ham petrol alıp, terasta bekletirken Mercedes, Audi, BMW gibi markalar ortaya çıkmış. 

Neyin kader, neyin kaza, neyin tesadüf, neyin tevafuk olduğu meselesini Bediüzzaman yaklaşık yüzyıl önce çözmüş ve bir kenara bırakmış. Merak eden Risale-i Nur’daki kader bahsine bakabilir. 

Tayyip Erdoğan’ın kitap okumak gibi bir hasleti olmadığından şans eseri demek yerine bu kelimeyi tercih etmesi ve her şeyi hasbelkader zannetmesi gayet normal. 

Gerçi “Hasbelkader’in ne anlama geldiğini de bildiğinden emin değilim ya neyse!

Kaderci anlayış ile kadere iman meselesini siyasal İslamcılara anlatmak kadar abes bir şey olmayacaktır. O faslı da pes geçiyoruz. 

Ancak…

Almanya’nın zenginliğinin şans eseri olduğunu düşünmek kadar zavallı bir durum olamaz sanırım. 

Cumhurreisi filan olmasına gerek yok, ekonomiyi, tarihi, iktisadı biraz bilen birinin böyle bir cümle söyleyemeyeceği çok iyi bilineceği için böylesi bir cümleyi kimse ciddiye almayacağı gibi, cümleyi sarf edenin akıl sağlığı hakkında pek de olumlu kanaate sahip olmayacağı da aşikârdır. 

Ciddiye almış olsalar emin olun Almanlar da şöyle derdi:

Vaktiyle elinde tuttuğu alyansı millete gösterip, bundan daha fazla malım olursa bilin ki hırsızlık yapıyorum dedikten sonra hasbelkader milyarlarca doları gizli hesaplarda saklamış, 
Hasbelkader siyasete atılmış,
Dava arkadaşlarını hasbelkader harcamış
Üniversite mezunu olduğunu hasbelkader kabul ettirmiş, 
Seçimlerde 2,5 milyon oyu hasbelkader iç edebilmiş birinin başkasını böyle tehdit etmesidir esas enteresan olan!

Ölçü hasbelkader olunca kimse kusura bakmasın ama Türkiye daha çok uyuyor bu şablona. 

Bir iş hanında çaycı olabilecek kadar bile kapasitesi bulunmayan yayın yönetmenlerinin hasbelkader gazete yönettiği bir memlekettir Türkiye. 

Hasbelkader şoförken patron kontenjanından milletvekili olan hasbelkader Yeliz’lerin memleketidir bu ülke. 

Kör topal ve hasbelkader olan demokrasisi, hukuk sistemi son birkaç yılda hasbelkader bir partinin tekeline geçmiş bahtsız bir coğrafya. 

Adaleti hasbelkader bile olmayan, demokrasisi can çekişen, insanları hasbelkader yaşayan, özgürlüğü sizlere ömür bir memleket liderinin efelenmesi ise ayrı bir hasbelkaderliktir. 

Bir de hasbelkader sazanlık var aslında bu itirafta. 

Daha düne kadar tüm medyasıyla “Batı çöküyor, bitiyorlar, biz zenginleşiyoruz” diye atıp tutarken hasbelkader de olsa zengin olduğunun itirafı var bu cümlelerde. 

Ve hemen arkasından gelen, “aman ayağınızın altını öpelim, kim demiş Alman markalarına sıkıntı çıkarıyoruz, yok böyle bir şey” itirafı var alenen. 

Hasbelkader gemicikleri olan, ne kadar milyar doları olduğunu kendisinin bile bilmediği iddia edenlerin, yüzyıllık ve marka değeri 21 milyar dolar olan BMW, 19 Milyar dolar olan Mercedes marka arabaya binip, sahiplerini hasbelkader zengin aşağılamasıyla atarlanması da tarihe geçmiş oldu sevgili seyirciler!

Şüphesiz bu bir dramdır. Hele hele hasbelkader petrol zengini Arap şeyhlerinin önüne yatıyorsanız!

[Seyfi Mert] 22.7.2017 [Samanyolu Haber]
smert@samanyoluhaber.com