Yeni rekor: Yıllık enflasyon 15 yılın zirvesinde


TÜİK, temmuz ayı enflasyon rakamlarını açıkladı. Enflasyon, temmuz ayında yüzde 0,55 artarken, yıllık bazda yüzde 15,85 oldu. Bu rakam son 15 yılın en yüksek değeri oldu.

Bugün açıklanan verilerle, Türkiye en yüksek enflasyona sahip gelişen ülkeler arasında Arjantin’in ardından ikinci sırada kalmaya devam etti. Enflasyon yüzde 15,85 ile Ocak 2004’ten bu yana en yüksek seviyeye ulaşmış oldu.

Diğer yandan Merkez Bankasının yıl sonu enflasyon beklentisi ise 13,4 olarak açıklamıştı.

TÜFE’de 2018 yılı Temmuz ayında bir önceki aya göre yüzde 0,55, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 9,77, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 15,85 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 12 artış gerçekleşti.

Aylık enflasyonda en yüksek artış yüzde 2,26 ile lokanta ve oteller grubunda oldu.

Ana harcama grupları itibariyle 2018 yılı Temmuz ayında endekste yer alan gruplardan, ev eşyasında yüzde 1,82, eğlence ve kültürde yüzde 1,62, sağlıkta yüzde 1,20 ve konutta yüzde 1,10 artış gerçekleşti.

Aylık en fazla düşüş gösteren grup yüzde 3,07 ile giyim ve ayakkabı oldu

Ana harcama grupları itibariyle 2018 yılı Temmuz ayında endekste yer alan gruplardan gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 0,28 ve haberleşmede yüzde 0,11 düşüş gerçekleşti.

Yıllık en fazla artış yüzde 24,21 ile ulaştırma grubunda gerçekleşti.


[TR724] 3.8.2018

Hizmet kavramları üzerine felsefi mülahazalar [Türkmen Terzi]


Hizmet Hareketi tarihte eşine az rastlanır bir işkenceye, baskıya, toptan yok etme muamelesine maruz kalıyor. Tabi bu durum ağırlıklı olarak Türkiye’de yaşayanlar için geçerli oldu. Yurtdışındaki bazı beldeler ise cebri hicret ile daha fazla insanın gelmesi ile canlandı. Hizmet üzerine ilk defa içerden diyebileceğimiz eleştiri dozu yüksek yazılar yazılıyor. Eleştirilere karşı savunma yazıları da çok fazla. Felsefe disiplini, kelimeleri seçer ve üzerinde düşünceler yürütür. Biz de en çok kullanılan Hizmet, cemaat, fitne, yönetim, müessese, uyum, mevcudu koruma, hicret cümleleri üzerine biraz kafa yoralım, felsefesin temel soruları olan “nereden geldik, neyiz, ne olacağız?” sorularına cevap bulmaya çalışalım. Tabi işimiz felsefe olunca, bütün düşünceler yazanın subjektif ifadeleridir. Burada amaç insanları düşünmeye sevketmektir, yoksa diğer birçok yazıda olduğu gibi,  felsefecinin doğruya ulaşmak, son cümleyi söylemek gibi bir derdi yoktur!

Hizmet

İlkönce Hizmet ve Cemaat kavramları üzerinde düşünelim. Hizmet kavramı bir fiildir. Yüzlerce yıllık Sufi geleneklerde de Hizmet kavramı geçer; kavram bütün dinlerde, kültürlerde vardır. Yalnız Hocaefendi’nin Hizmet’i isar hasleti üzerine oturdulduğu için, tarihte örneği az olan fedakarlıklar üzerinde gelişmiştir Hizmet. Örneğin Alman Filozof Immanual Kant, başkalarına yardım etmeyi savunur ama insanın önce kendi temel ihtiyaçlarını karşılaması gerektiği söyler. Başkalarına yardım ederken kişinin kendinden fedakarlık etmesi sınırlıdır. Hocaefendi ise, evinizin yolunu unutacak kadar Hizmet edin der. Sahabe hayatında da bu böyledir. Kendisi açken başkalarını doyurur Sahabe. Ama İsar hasletini Sahabeden beri Hizmet hareketi kadar uygulayan azdır. Örneğin, İslam tarihinde kaç grup, hiç bilmediği topraklara arkasına bakmadan gidebilmiştir? İşte burada bir durmak lazım. Acaba Hizmet’in ilk dönemlerindeki İsar hasleti halen pratikte uygulanıyor mu? Uygulanmıyorsa Hizmet hareketinin, diğer fedakarlık yapan gruplardan pek farkı kalmamış demektir.

Cemaat

Hizmet olmadan Cemaat’in pek bir anlamı yoktur. Mesela diyelim bir milyon insan bir gün boyunca hiç Allah’ı anlatmadı, hizmet etmediyse, o zaman bir netice alınamaz. Allah’ın rahmeti Cemaat’in üzerinedir ama hizmet edildiği müddetçe, aksi takdirde, insanlar aynen kulüplere, derneklere üye olanlar gibi, sosyal aktivite yaparlar, bir gruba bağlı olarak kimlik kazanırlar, psikolojik bir ihtiyaç olan sosyalleşme güdülerini giderirler. Hatta son dönemde, birçok insanın Hizmet’ten ayrılması, aslında Cemaat’e maddi-psikolojik çıkarları için bağlı olduğunu gösterdi.

Fitne

Fitne  insan olan her yerde vardır. Hele bir de yüzbinlerce farklı fıtrattan insanların bir araya geldiği Cemaatlerde çok daha fazla gündem konusu olur. Fitneyi engelleyecek en önemli çareler her bir ferdin kendini işine vermesi, takip mekanizmasının iyi işlemesi, görev tanımlarının net olması gibi faktörlerdir. Cemaatler birer devlet olmadığı, mahkemeler gibi ceza uygulayan kurumları olmadığı ,gönüllülük esası ağır bastığı için, fitne daha fazla yayılabilir.

Yönetim

Hizmet Hareketi’nde en çok tartışılan konulardan birisi yönetimdir. Günümüz dünyasında devlet dışı aktörlerin sayısı ve etkinliği artmıştır. Hizmet hareketi,  insanlığın en çok ihtiyaç duyduğu eğitim, medya, sağlık, diyalog gibi alanlarda faaliyetlerde bulunmaktadır. Dünyanın 170 ülkesinde faaliyetlerde bulunan Hizmet hareketi önce kendi bulunduğu ülke şartlarında bir yönetim tarzı geliştirmeli ve bir “ideal birliğinin” parçası olduğu için, aynı zamanda global bir dili olmalıdır. Hizmet hareketi bu noktada bir sancı içerisindedir. Türk hükümetinin emsalsiz baskılarına karşı ve Obama’nın tabiriyle “ tuhaf ve öngörülemez bir dönem”de kendini yeniden tanımlamalıdır. Tabi devletlerin insan haklarına riayet etmediği, çıkarlarını gözettiği bir hangâmede, Hizmet ancak kitlelere mal olarak yoluna devam edebilir. Fazla komplike düşünmeden, herkesin maddi manevi hesap verilebilirlik ölçülerinde hareket etmesi şarttır. Hizmeti bir piramide benzetirsek, herkes önce kafasını eğmeli, mahiyetimdeki insanlarla nasıl güzel işler çıkarabilirim derdinde olmalıdır. Yoksa hep üste bakılırsa, kapitalist dünyada olduğu gibi amirlerimi nasıl memnun ederim denilirse, bir bakarsınız Hizmet’in altı boşalmış, etrafta fedakarlık yapacak kimse kalmamış.

Müessese

Hizmet insanları artık dünyaya yayıldı. Türkiye’de olduğu gibi dev müesseseler kurmak daha masraflı ve zahmetli olabilir. Bir yabancı dil öğrenmek bile insanın yarı ömrünü aldığı düşünülürse. Türkiye eksenli düşünmek insanları hayal kırıklığına uğratabileceği için, farklı ülkelerde de maddi müesseseler kurmak zaman alacağı için, her bir ferdi bir müessese gibi düşünerek, Türkiye’de insanlığa Hizmet etmiş insanların, dünya insanlarıyla kaynaşmasına, yerelleşmelerine yardımcı olarak, yaşanılan ülkenin gerçeklerine göre yeni oluşumlara gitmek faydalı olabilir.

Uyum

Uyum kelimesi felsefede çok derindir. Kime nasıl uyacaksınız? Uyumun Hizmet’teki karşılığı, etrafı ile iyi geçinmektir. Az iş yapan ama uyumlu olan insanlar daha makbuldür genel olarak. Ama artık şartlar değişti. Hizmet insanlarının hiç bilmedikleri yerlerde birbirlerine uymaları yerinde, daha çok yaşadıkları toplumla uyumlu olmaları daha sağlıklıdır. Değişim zordur, Hizmet insanlarının yaş ortalaması artmıştır. Herkesin fıtratını zorlayarak yeni durumlara adapte olması gerekir.

Mevcudu koruma

Mevcudu koruma kelimesi çok sakıncalı sonuçlara götürebilir insanları. Hizmet’in temelinde insanlara kendi manevi değerlerimizi anlatmak, yaşatmak vardır. Başkalarına bir şey anlatmayan, heyecanını kaybeder. Mesela bir yolculuk esnasında teker çıkıyor, herkeste müthiş telaş, siz sakince, her şey Allah’tan gelir deyince, insanlar sizin teslimiyetinizin kaynağını araştırıyor.  Yaratıcının bütün hayatımızı kontrol ettiğini öğrendik diyorlar. Bu durum sizi motive ediyor.

Hicret

Özellikle cebri Hicret eden insanlar artık Hizmet’i başkalarına anlatmaya daha çok zaman harcamalı. Yabancı dil bilen, ağzı laf yapan, eli kalem tutan insanlar Hizmet’in değerlerini toplumlara anlatmalı. Her bir insan çeşitlenen medya kanalları ile örneğin fedakarlık, diyalog, hoşgörü, sevgi kelimelerini anlatsa dünyada milyarlaca insana ulaşılması zor değildir. Diyelim ulusal bir Tv’ye, radyo ya konuştunuz, isar hasletini anlattınız,  10 milyon dinler diyelim. 100 insan dünyanın değişik yerlerinde konuşsa, bir anda milyar insan ihlası, uhuvveti duyar. Cemaat var olmaya devam etmek istiyorsa bunun yolu, başkaları eksenli bir “fiil” olan Hizmet’lere yoğunlaşmakla olur.


[Türkmen Terzi] 3.8.2018 [TR724]

Afgan yazar ülke birincisi Tahmine’yi yazdı : Kızların canlı canlı kuyulara atıldığı ülkeye bir müjde!


Rahi Madaniyat Daily gazetesi yazarı Seyid Rıza Muhammadi, Afganistan’da Hizmet okulunda okuyup Afganistan birincisi olan öğrenciyi yazdı. Muhammedi, kızların canlı canlı kuyulara atıldığı, sokaklarda kezzaplandığı bir ülkede bu başarının büyük bir müjde olduğuna dikkat çekti.

Afganistan’da üniversite yerleştirme sınavında Afgan Türk Kız Lisesi öğrencisi Tahmine Abdulsabur, 150 bin öğrenciyi geride bırakarak ülke birincisi oldu. Abdulsabur, tıp eğitimi alacak. 435 mezununu çeşitli üniversitelere yerleştiren Afgan Türk okullarının başarısı %99,77.

Bir kız öğrencinin bu sınavda böylesine büyük bir başarı kazanmasının çok önemli olduğunu ifade eden Seyid Rıza Muhammadi, Afgan kadınlarına bunun bir müjde olduğunu söyledi.


150 bin öğrenciyi geride bırakarak ülke birincisi olan Afgan Türk Kız Lisesi öğrencisi Tahmine Abdulsabur, babası Abdulsabur ile birlikte.
Rahi Madaniyat Daily gazetesi yazarı Seyid Rıza Muhammadi’nin yazısının tamamı şöyle..

ŞEHİT AFGAN TÜRK KAHRAMANI

Afganistanın Üniversiteye giriş imtihanı (KANKUR) sonuçları belli olduktan sonra, bu ulusal ve dağdağalı maratonun kahramanı Afgan Türk okullarından bir Kızdı. Bu haberde iki nokta çok önemlidir:

Birincisi, bayan kesimine bir müjdedir. Öyle bir memleketin bayanlarına ki her gün farklı zulümler altında eziliyorlar. Bu zulümler, taciz, ölüm, kulak veya burun kesme, buluğ çağına ermeden alelacele evlendirmeler, para karşılığında veya kan davası uğrunda zorunlu evlendirmeler ve evlendiği erkek, kızdan on katı yaşlı olması gibi günümüzün olağan durumları olarak algılanan acı tecrübeler. Hani Badgisli 7 yaşındaki kızın cenazesi  baba evine dönmesi, 13 yaşında Daykundi’deki kızın babaya itaatsizlikten vahşi bir grup tarafından ağaca asılması ve bunların yaşıtı olan nice kızlar canlı canlı kuyulara atılmaları veyahut sokak ortasında kezzabla yakılmaları bu zulümlerin karanlığını anlatan örneklerdir bu ülkede maalesef.

Böyle bir memlekette genç bir kızın KANKUR sınavında ülke birincisi olması tarihi bir olaydır. Aynı zamanda bu diğer genç kızlara kendilerine de durum müsait olursa başarılı olabileceklerine canlı bir örnektir.

İkincisi canlı canlı mezara gömülen Kahramanlar yetiştiren okullardır. Afgan Türk okulları son 20 yılın en değerli eğitim kurumların medarı iftiharı olagelmiştir ve her yıl bu güzide eğitim kurumlarından binlerce yetenekli insan topluma hadim olarak sunulmaktadır. Aşkla idare edilen bu okullar, dünyanın bir diğer kenarında olan, başka bir insanın nefreti için kapatılmak isteniyor. Emniyet memurları geçenlerde bu okullardan birini sopalar ve silahlar eşliğinde kapattılar ve diğer okullara da ihtarda bulundular. Bu reva görülenler, aşkla çalışan, bu ülkenin genç nesillerini yıllarca yetiştirmek için çaba gösteren bir öğretmenler zümresinin mükafatıydı, halbuki bu okullar hala en başarılı okullar, fakat GARİPTİRLER!

MİLLET OLARAK ERDOĞAN’DAN ZİYADE AFGAN TÜRK OKULLARINA İHTİYACIMIZ VAR

Bu öğrencinin kahramanlığı bir açıdan devletin sorumsuzluğunun bir göstergesidir aynı zamanda.

Biz millet olarak Erdoğan’dan ziyade Afgan Türk okullarına ihtiyacımız var,fakat devletin içinde Erdoğan ve ekibine dellalık eden bir kesimin ihtiyacı bu okullar değil Erdoğan’dır. Çünkü Erdoğan ve TİKA yüzbinlerce doları siyasetçilere hayali okullar için akıtıyor,bunlar için önemli olan para olduğuna göre yetenkli birnlerce genç umurlarında mı ki?

Erdoğan ve ona bağlı organizasyonlar Türk asıllı insanlar içinde Daiş,Talib ve terörist dini medreseler açıp ve savaş isteyen belli bir kesim için binlerce proje sunarlar, fakat bu kız nelerine yarar ki?

ALTIN NESLİN ÖNÜNÜ KİMSE KESEMEZ

Son olarak her iki durum için, nasıl ki bu zeki kızın kahramanlığı diğer gençlere can ve moral veren bir örnekse, aynı zamanda dellalık eden gruplara da  o kadar ye’s kaynağıdır. Zira başarılı kızlar, hayali eğitim gören kızlar projelerini kapatırlar,kadın hakları hayali projelerini de kökten keser ve PROMOT gibi milyonluk değere sahip bir projenin açılmasının önünü keser.

Bu yüzden, dellalık yapan gruplar, Afgan Türk ve her güzel kültürel faaliyetin düşmanıdırlar, fakat madalyonun diğer tarafındaki yetişen Altın Neslin gelişmesidir ki hiç kimse kahramanlıklarının önünü kesemez. Bu kutlu önderler hayırlı olsun.

Seyid Rıza MUHAMMADI, şair ve yazar


[TR724] 3.8.2018

15 Temmuz’u böyle kurgulamışlar [Cevheri Güven]


15 Temmuz Darbe Girişimi’nden sonra AKP’lilerin “mağdur müşteki” sıfatıyla verdikleri ifadelerde, 15 Temmuz’un AKP teşkilatları bakımından nasıl kurgulandığı, o gün AKP teşkilatlarına hangi emirlerin gönderildiği, darbe girişimini AKP teşkilatlarının önceden bildikleri delilleriyle ortaya çıktı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nda verilen resmi ifade tutanaklarında, AKP’li yöneticilerin aldıkları talimat gereği askeri haraketlilik başlamadan önce parti teşkilatlarına gittikleri ve hazırlıkları tamamladıkları belirtiliyor.

DEVLETİN VERDİĞİ BAŞLANGIÇ TARİHİNDEN ÖNCE

Anadolu Ajansı’nın devletin resmi rakamlarına göre hazırladığı Dakika Dakika 15 Temmuz kitabında darbe girişiminin başlangıç saati olarak 22:00 gösteriliyor. Ancak AKP’lilerin verdiği ifadelerde darbe girişimi başlamadan önce AKP’lilerin hazırlıklarının başladığı görülüyor.

AKP Altındağ İlçe Başkanı Ahmet Karaca, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na verdiği ifadede, aldıkları talimat gereği 15 Temmuz gecesi harekete geçtiklerini, saat 21:30’da parti binasına gelip, partili yöneticilerle buluşup, sonra üyelerine mesaj çektiklerini anlatıyor. Karaca’nın verdiği bu ifadeyi, Genelkurmay’daki olaylar kapsamında ifade veren başka kişiler de doğruluyor.

AKP İlçe Başkanı Karaca, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nda verdiği ifadede 15 Temmuz günü yaptıklarını şöyle anlatıyor: “Ben Akparti Altındağ İlçe Başkanıyım. 15 Temmuz 2016 ünü saat 21:30’da evden çıkıp ilçe binasında geçtim. Talimat gereği diğer yönetim kurulu üyeleri partiye geldi. Bizim üyelerimize mesaj çektik. Onlar da 22:00 civarında parti binamıza geldiler. Toplanan kalabalıkla beraber Ulus’a hareket ettik. Ulusta kalabalık daha da artınca Genelkurmay Başkanlığı’na yürüdük…”

“CUMHURBAŞKANIMIZDAN ALDIĞIMIZ TALİMAT GEREĞİ”

Abdullah Sezgin isimli AKP Altındağ İlçe Teşkiltı üyesi ise partiden kendilerine Cumhurbaşkanı’na atfen gönderilen “toplanma” talimatını doğruluyor. Böylece darbe girişimi başlamadan önce AKP’li üyelerin de bilgilendirdildiği resmi ifade tutanaklarına ikinci teyid olarak geçiyor.

Sezgin savcılık ifadesinde şunları söylüyor: “Ben güvenlik görevliyisiyim. 15 Temmuz 2016 tarihinde ikametim olan…. adresinden Cumhurbaşkanımızın çağrısıyla saat 22:30 sıralarında evden çıktım. Oradan Altındağ AK Parti ilçe binasına geçtik. Benimle birlikte kalabalık bir grup daha vardı. Buluştuktan sonra saat 23:00 sularında Genelkurmay Başkanlığını’nın önüne geçtik..”

ÜÇÜNCÜ İSİM DE DOĞRULUYOR

Genelkurmay’daki olaylarla ilgili ifade veren üçüncü kişi de Ankara Ulus’taki toplanmayla ilgili bilgileri yukarıdaki ifadeleri doğrulayacak biçimde veriyor.

Kazım Çakır’ın verdiği ifade şöyle: “Ben Sendikacıyım. 15 Temmuz 2016 günü saat 21:30 sularında ikametim olan …. adresinden çıktım. Yolda giderken arkadaşlarım olan Abdullah Sezgin, Ahmet Arık, diğer soyismini bilmediğim Halil ve Durmuş ile birlikte Ulusta bulunan opera binasına gittik, ardından aracı bıraktıktan sonra halkla biraber Ulus heykelin önüne, ardından Genelkurmay Başkanlığı’na yürüdük….”

İFADELER KUM KAMYONLARINI AYDINLATIYOR

Ankara Akıncılar davasında yüzlerce kum kamyonunun organize biçimde kasaları dolu şekilde askeri birliklerin etrafına bırakılması olayı sorgulanmış ve 15 Temmuz’un bir kumpas olduğu askerlerin figüran olarak kullanıldığı iddia edilmişti.

Yukarıdaki AKP Altındağ İlçe Başkanı ve onu doğrulayan iki ifadeyle birlikte o gece Genelkurmay’a giden pek çok AKP’linin 15 Temmuz’u emir alan askerlerden bile önce bildiklerine ilişkin ifadeleri, Akıncılar Üssü davasına sunuldu. Ancak mahkemelerin bu ifadeleri delil olarak kabul etmedikleri ve dosyaya girmesini engelledikleri belirtiliyor.



[Cevheri Güven] 3.8.2018 [TR724]

Bitiş! [Naci Karadağ]


İktidara gelirken pek bir havalı, bir o kadar fiyakalı şekilde söylüyorlardı, “3 Y ile mücadele edeceğiz, 3 Y’yi bitireceğiz…” diye.

Neydi bu 3 Y?

Yasaklar…

Yolsuzluk.

Yoksulluk…

Peki gelinen nokta nedir?

Cemaati bitirmekten başka amacı kalmamış gibi görünen bir Tayyip Erdoğan…

Parti filan zaten bittiği için çok önemli değil…

Kendi partisi başta olmak üzere Türkiye’de bitirmediği bir şey kalmadı Tayyip Erdoğan’ın…

Partisini bitirdi…

Hükümeti bitirdi.

Dostlarını, yol arkadaşlarını bitirdi.

Hepsi köpek gibi korktukları için yanındaymış gibi görünüyorlar, ilk tökezlemesinde çullanacaklarını Cem Küçük bile biliyor, gerisini siz hesaplayın artık!

Yasaklar bitti mi sizce?

Kadıköy’de bir insan hakları heykeli var.

Heykelin etrafı düne kadar zincirlerle, bariyerlerle çevriliydi.

Elhamdülillah, heykel yasaklamak AKP iktidarına nasip oldu.

Fotoğrafını çekeni bile götürüyordu polis.

Kaç kişi tutuklandı bu heykele yaklaşmak isteyen sayısı belli değil…

Yasakları bitirmediği gibi tarihin en baskıcı, yasakçı dönemini yaşıyor Türkiye…

Yasakları değil ama özgürlüğü bitirdi Siyasal İslamcı anlayış.

Her gün Meriç’ten, Ege’den haberler geliyor.

Bu zulüm ortamından canları pahasına kaçmak isteyenlerin ölüm haberleri.

Hilal Kaplan gibi mide bulandırıcı yaratıklara bakmayın siz, bir insan kendini ve sevdiklerini ölümü göze alarak riske atıyorsa, yaşanacak yeri kalmamış demektir. Kaplan ve sahipleri de bunu çok iyi biliyor ama başta türlü söylüyorlar elbette…

Peki yolsuzluk?

Bitmiş olabilir mi?

Yoksa, “hangisi yemiyor ki?” modunda mıyız hala?

Ya da “çalıyorlar ama çalışıyorlar” mı?

Yolsuzluğu değil ama ahlakı bitirdi Erdoğan ve çetesi.

Arsızlık, namussuzluğun haddi hesabı yok.

Daha iki gün önce bir tarikat şeyhinin küçük çocuklara taciz ve tecavüz haberini ayyuka çıkmadı!

Çıkamaz tabi…

Çünkü Erdoğan yolsuzluğu değil ama bunu haber verebilecek olan medyayı bitirdi.

Kimse gazete okumuyor, AHaber izleyenlerin ise ne hale geldikleri belli.

O yüzden toplumdan kimsenin haberi yok sahte şeyhten de, Ensar tecavüzünden de…

O yüzden ne yolsuzluğu, ne sapkınlığı, ne arsızlığı görmek mümkün değil iktidar medyasında.

Tam bir bataklığa çevirdi medyayı Erdoğan…

Gazetelerin tirajı sadece 1… Yazıyla bir…

Televizyonların reytingi de sadece 1… Yazıyla bir…

Bir tek kişi mutlu olsun, memnun olsun diye çıkıyor gazeteler, açılıyor ekranlar.

Tayyip Erdoğan’ın bir medya çiftliğine dönüştü ülke.

On binlerce insan bir ihbar telefonuyla gözaltına alıyor aylarca hapishaneden çıkamıyor. Hakim karşısına çıkması iki yılı bulan mahkumlar var.

Hoş hakimin karşısına çıksa ne olacak.

Yasaklar bitmedi ama hukuk bitti Türkiye’de…

Perinçek’in ifadesiyle sadece bitirmedi aynı zamanda köpekleştirdi adaleti iktidar. Yargı siyasetin köpeği oldu, dedi Doğu Perinçek. Ve bu köpekleşme çağını, “Altın çağ” olarak niteledi. Yargı altın çağını yaşıyor, diyebildi bu tuhaf adam!

Yoksulluk bitti mi peki?

12 milyondan fazla insan devlet yardımı alıyormuş.

Aldığı 300 TL yardım için iktidarın değişmesini istemeyen milyonlarca insan var.

Siz hala, seçimlerde çalınan 600 bin oyun hesabını yapın!

Bir torba kömür ya da fiyonk makarnaya özgürlüğünü de, aklını da, vicdanını da verebilen insanların olduğu ülkede neyin bitmiş olduğuna siz karar verebilirsiniz belki!

Yoksulluk bitmedi ama milyonlarca insan açlığa mahkum edildi. Kendi mutlu azınlıklarını kurdular ama deniz de bittiği için yakında onlara da çökecek kaçınılmaz olarak.

Geri kalan her şey bitti ülkede.

Son sınav sonuçlarını gördünüz.

Eğitimi bitirdiler mesela.

Hukuk çoktan bitmişti.

Askeriye de bitti gibi bir şey.

Ahlak bitti, huzur bitti, haya bitti, para bitti.

Sağlık sistemi sizlere ömür.

Ulaşımın halini ne siz sorun ne ben söyleyeyim.

Sporun tabutuna son çiviyi çoktan çaktılar zaten.

Ekonomi ölmüş ağlayanı yok.

Bakmayın damadın sallamalarına, Anadolu tabiriyle çok yakında “it ellerinden ekmek almayacak” duruma gelecekler.

Pardon millet gelecek.

Kendileri bu tükenişin sonrasında çaldıklarıyla bir şekilde mesut bahtiyar yaşayacaklarını düşünüyorlar.

Geride bitmiş bir ülke bırakarak!..


[Naci Karadağ] 3.8.2018 [TR724]

Süper Lig’den 3.lige bir Erkan Zengin hikâyesi [Hasan Cücük]


Erkan Zengin, ‘gurbetçi’ futbolcularımızdan biri. Konya’da başladığı hayat yolculuğunda küçük yaşta İsveç’e gitti. Futbola bu ülkede başladı. Kısa sürede kariyerinde önemli yerlere geldi. Yolu Türkiye’ye düştü. Oynadığı futbolla dikkatleri çekti. İstikrarı yakalama sıkıntısı çekince problemler yaşamaya başladı. Yeniden İsveç’e döndü. 32 yaşında yolu bir kez daha Türkiye’ye düştü. Bu kez takımının adı Fatih Karagümrük oldu. Erkan Zengin aslında bir düşüşün hikayesidir.

Süleyman Hurma’nın başkanlığını yaptığı Fatih Karagümrük bu sezon flaş sayılacak transferlere imza attı. Uzun yıllar önce o zamanki adıyla 1.Lig şimdinin Süper Ligi’nde mücadele etmiş bir takım Fatih Karagümrük. Şimdilerde ise TFF 2. Lig Kırmızı Grup’ta yeniden eski günlere dönmenin hayalini kuruyor. Yiğit İncedemir, Sanharib Malki, Şenol Can, Benjamin Fuchs, Mehmet Batdal ve Turgut Doğan Şahin gibi Spor Toto Süper Lig deneyimi olan isimleri transfer eden Fatih Karagümrük’ün kadrosuna kattığı son isim Erkan Zengin oldu.

Kırmızı-siyahlılar adına yapılan açıklamada “Kulübümüz Erkan Zengin’i renklerine bağladı. Daha önce Süper Lig’de Beşiktaş, Eskişehirspor, Trabzonspor formaları giymiş ve İsveç Milli Takımı’nda 21 maça çıkmış deneyimli futbolcu artık ‘Kırmızı-Siyahlı’ formamızın başarısı için ter dökecektir.” ifadelerine yer verildi. Fatih Karagümrük ile sözleşme imzalayan Erkan Zengin, kulübün internet sitesinde yer alan açıklamasında, “Buraya para için değil, Karagümrük ve Süleyman ağabeyi arkadaşlarımla birlikte şampiyon yapmaya geldim.” ifadesini kullandı.

5 Ağustos 1985’de Konya’nın Kulu ilçesinde doğan Erkan Zengin daha çocuk yaşta ailesiyle birlikte İsveç’e gitti. Futbola İsveç’te başladı. Meşin yuvarlakla 9 yaşında tanışırken, kulübünün adı Hammarby oluyordu. 2003’te Hammarby’nin rezerv takımı olan Hammarby TFF kurulunca bir sezon oynadı. İsveç 3. liginde ilk sezon bütün maçlarda forma giyen Zengin, 9 gol kaydetti. Zengin’i yakından takip edenler arasında Türk milli takımının hocaları da vardı. Oynadığı futboldan dolayı kendini 1999’da U15 kadrosunda buldu.

2004 yılında Hammarby’nin A takımına yükselen Erkan Zengin, ilk sezonunda daha çok yedek kulübesinde geçirdi. 2005’ten itibaren kadroda yer bulmaya başlayan Erkan Zengin, milli takım tercihinde değişikliğe gitti. İsveç U21 formasını giyen Erkan Zengin böylece rotasını Türkiye’den kariyerine başladığı ülke olan İsveç’e çevirmiş oldu. Hammarby’de 5 sezon forma giydikten sonra Ocak 2009’da Beşiktaş’a kiralık olarak geldi. Dönemin Beşiktaş teknik direktörü Mustafa Denizli’nin fazla forma vermediği bir isim oldu. Beşiktaş’ta sadece 4 maçta formasına giymesine karşılık hem lig hem de kupa şampiyonluğu yaşadı. Bir anlamda fazla bir katkı vermeden kariyerine iki şampiyonluk yazdırmış oldu.

2010 sezonu başında bu kez Eskişehir’e kiralanan Erkan Zengin, bu kulüpte tam 5 yıl top koşturdu. Oynadığı futbolla takımın değişmezlerinden oldu. Oyunu yönlendirmesi, ceza sahası dışından sert şutları ve gollük paslarıyla birçok takımın transfer listesinde yer buldu. Ancak çıkan söylentilere rağmen Eskişehirspor’da kalmaya devam etti. Ocak 2015’te takımıyla yaşadığı sorunlardan dolayı serbest kaldı. 20 Ocak’ta bu kez Trabzonspor ile anlaştı. Karadeniz ekibi Erkan Zengin için 2,25 milyon Euro bonservis ücreti ödedi. Trabzonspor’da lig ve kupada 53 maçta forma giydi. Eskişehirspor günlerinden uzak bir görüntü çizdi. Ligde forma giydiği 40 maçta 3 gol atıp, 6 asist yaptı. Daha bir iki yıl önce herkesin kadrosunda görmek istediği bir oyuncu olan Erkan Zengin, kredisini kısa sürede tüketti. Ağustos 2016’da yeniden eski takımı Eskişehirspor’a döndü.

TFF 1.Lig’de mücadele eden Eskişehirspor adına 41 maçta 14 gole ve 19 asiste imza attı. Bu performansına rağmen uyumsuzluğuyla dikkat çekti. Özellikle teknik direktör Mustafa Denizli ile sorunlar yaşadı. Disipsizliğinin faturasını kadtodışı kalarak ödedi. Mart 2018’de Eskilehirspor’dan ayrılıp futbola başladığı kulüp olan Hammarby’nün yolunu tuttu. İsveç macerası sadece 4 ay süren Erkan Zengin yeniden rotasını Türkiye’ye çevirip Fatih Karagümrük ile anlaştı. İsveç milli takım formasını 21 maçta giyip 3 gol atan Erkan Zengin, kariyeri boyunca 334 maça çıkıp 54 gol attı.  Süper Lig’de 182 maça çıktı.

Bir zamanlar Süper Lig’in en gözde isimlerinden olan Erkan Zengin şimdi TFF 2.Lig Kırmızı Grup’ta ter dökecek. Yaşı henüz 32 olmasına karşılık istikrarsızlığının bedelini ödüyor.


[Hasan Cücük] 3.8.2018 [TR724]