Türkiye'nin önde gelen holdinglerinden Borusan'ın patronu Ahmet Kocabıyık özel jetlerini elden çıkarıyor. Borusan krizde maliyetleri düşürmek ve kaynak temin etmek için İstanbul Samandra'da bir binayı arsası ile satacak.
Ekonomik krizde büyük holdingler kemer sıkıyor.
Türkiye’nin en büyk 20 holdinginden biri olan Borusan'da yönetim kurulu başkanı Ahmet Kocabıyık, iş seyahatleri için 2009 yılında satın aldığı Cessna Citation XLS+ tipi jeti satılığa çıkardı.
Daha önce bir jeti daha satan Borusan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Kocabıyık'ın maliyetleri düşürmek için ikinci jeti de satacağı belirtiliyor.
SAMANDRA TESİSİ ARSASI İLE SATILACAK
Alman otomotiv devi BMW'nin Türkiye distribütörlüğünü elinde bulunduran Borusan Otomotiv’in İstanbul Samandıra tesisi de satılık.
13 bin metrekare arsa üzerinde dört kat bodrum, zemin kat ve dört kat satış ve servis alanlarından müteşekkil binanın toplam alanı 56 bin metrekareyi buluyor.
Borusan Otomotiv krizde kapattığı binayı arsasıyla birlikte satışa çıkardı.
[Samanyolu Haber] 5.1.2020
İçimden geçen çocuklar [Bahadır Polat]
Batan mülteci botlarıyla Ege ve Akdeniz’in derinliklerine gömülürken de, yokluğun ve yoksulluğun pençesinde açlıktan kırılırken de, dünyanın bütün acımasız senaryolarında başrol hep çocukların.
“Hindistan’daki Ghoramara Adası’nın yüzde 75’lik kısmı yükselen deniz suları ve aşırı yağışlar sebebiyle son yirmi yılda yok oldu. Adadan geriye 3 kilometrelik bir alan kaldı.”
Gazetedeki bu arka sayfa haberini, denize karışmaya devam eden toprak parçasının üzerine oturmuş, gözünü uçsuz bucaksız okyanusa dikmiş, çıplak ayakları, kavruk yüzlü bir oğlan çocuğunun fotoğrafı tamamlıyor. Üzerindeki bermuda şortu ve kolları dirseklerine kadar sıvanmış gömleği ile çocuk, yavaş yavaş yok olan geçmişine bakıyor. Çocuğun akrasında, damları palmiye dalları kapatılmış, kulübeden fazlasını vaat etmeyen evler görülüyor.
Dünyanın bir köşesinde unutulmuş ve yok oluşa giden bu ada, hiçbir çocuğa hiçbir güzel gelecek hayali sunamıyor belki ama o çocuk, deklanşöre basan foto muhabirinin gününü kurtarıyor. Ortaya uluslararası ajansların servise koyabileceği ve dünya basınında kendine yer bulacak bir fotoğraf karesi çıkıyor. Çocuklar, son yıllarda gazetecilere, medya kuruluşlarına, haber ajanslarına çok etkili malzemeler veriyor. En etkili, en dikkat çekici, sahiplerine ödüller kazandıran anların, karelerin baş köşelerinde hep çocuklar var. geçmişlerini bir anda kaybeden ve bir gelecekleri de olmayan çocuklar.
Sahile vurmuş cesetleriyle, nehir kenarlarında babalarıyla koyun koyuna ölümü karşılarken, vahşi savaşların yıkıntıları arasında yok olup giderken, sahipsiz mayınlarla masum vücutları parçalanırken, batan mülteci botlarıyla Ege ve Akdeniz’in derinliklerine gömülürken, yokluğun ve yoksulluğun pençesinde açlıktan kırılırken, dünyanın bütün acımasız senaryolarında başrol hep çocukların.
Birleşmiş Milletler’in son raporuna göre halen dünyada 149 milyon çocuk açlıkla savaşıyor. Daha doğrusu savaşamıyor, açlıktan ölüyor. Her yıl 9 milyondan fazla hacının, üç milyondan fazla kurban kestiği, binlerce ton etin israf olduğu Suudi Arabistan’ın komşusu Yemen’de 5 milyon çocuk açlığın pençesinde kıvranıyor. Yüz binlercesi her yıl ölüyor. Ve “komşusu aç iken tok yatan bizden değildir.” Diyen Peygamber’in ümmeti bu faciadan hiç hicap duymuyor. Bu sorunu çözmek yerine görmezden geliyor.
Büyük adamların, büyük siyasetlerin, büyük egoların ürettiği çatışma ve yıkımların bedelini hep o minicik masum bedenler ödüyor. Her türlü siyasal mücadelenin, kavganın kaybedeni hep çocuklar. Bütün bunlara rağmen dünyayı yönetenlerin gündeminde çocuklar yok. Savaşlar konuşuluyor, silah alışverişleri konuşuluyor, yeraltı kaynaklarının paylaşımı için kıyasıya mücadele veriliyor, teknoloji yarışları yapılıyor, o teknolojiyle bir anda ne kadar büyük yıkımlar yapılabileceği senaryolaştırılıyor. Yaşadığımız gezegeni, ülkeleri ilerde devralacak nesil ve nesiller hiç gündeme gelmiyor. Dünyanın bize atalarımızdan miras değil, çocuklarımızın, torunlarımızın emaneti olduğu hiç küresel hesaplarına konu olamıyor.
Bütün bu karamsar tablo içinde umut veren gelişmelerde yaşanıyor elbette. Çocuklar, sadece umut değil aksiyon da katarak büyüklerinin oyun alanına müdahil oluyor. Kendi gelecekleri için harekete geçiyor. Elbette Z kuşağından bahsediyoruz. Yani 2000 yılı ve sonrasında doğan nesilden… 16 yaşında İsveçli otizm spektrumla iklim aktivisti Greta Thunberg’in küresel ısınmaya dikkat çekmek için başlattığı mücadele ve onun sesinin Birleşmiş Milletler’de duyulması, Z kuşağında büyük bir uyanışın fitilini ateşledi. Pek çok ülkede o neslin temsilcilerinin, ülkelerinin sorunlarına sahip çıkmak harekete geçmesine yol açtı. Büyüklerin fikirleri ve kararıyla cehenneme dönen bu güzel gezegen, belki de asıl bedelini ödeyen küçüklerin mücadelesi ve müdahalesi ile daha yaşanılabilir hale gelecek.
GELECEĞİMİZİ ÇALMAYA HAKKINIZ YOK!
Elbette dünyayı kurtarmak o kadar kolay değil! Hollywood filmlerindeki süper kahramanlar yok hayatta. Ancak genç kitleler, özellikle de Z kuşağı kendi süper kahramanlarını yetiştiriyor artık. Ekim ayının ilk haftasında dünya genelinde en az 4 milyon çocuk, okullarını kırıp geleceği tehdit eden küresel sorunlara karşı yürümüştü. Şimdi bu eylemlerin sürekli hale gelmesi bekleniyor. Küresel ısınmaya ve çevre kirliliğine karşı uçağa binmeyen, otel yerinde çadırda konaklayan ve deniz yolculuklarında Katamaran’ı tercih eden Greta’nın büyüklerine mesajı net: “Önümüzdeki 12 yıl içinde küresel ısınmayı 1,5 derce düşüremezsek, neslimiz tükenecek. Böyle giderse hepimiz öleceğiz ve benim geleceğimi çalmaya hakknız yok!”
Z kuşağının küresel sorunlara bu kadar duyarlı hale gelmesi sadece gelecek kaygısından kaynaklanmıyor elbette. Amerikan Psikoloji Birliği’nin araştırmasına göre bu kuşak bugüne kadar tespit edilen psikolojisi en bozuk nesil olarak tarihe geçiyor. Yaşları 12 ile 23 arasında değişen (Y kuşağının son temsilcileri ile Z kuşağı) gençlerin yüzde 90’ında anksiyete atakları, obsesif bozukluklar, depresif sorunlar ve panik atak görülüyor.
Greta’nın kuşağından 18 yaşındaki ABD’li Emma Gonzales, geçen Mart’ta yaşanan Douglas Lisesi katliamından kurtulmayı başaranlardan. Emma o katliamda 17 arkadaşını kaybetmiş. Ve şimdi o bireysel silahsızlanma mücadelesi veriyor.
Güney Afrikalı 11 yaşındaki Yola Mgogwana, Cape Town ve çevresindeki sel felaketleri ve erozyonla mücadele için kurulan Earthchild Project’de (Dünya Çocukları Projesi) aktif çalışıyor.
13-15 yaşlarındaki İngiliz kız kardeşler Amy ve Ella Meek ise kurucusu oldukları Kids Aganist Plastic (Plastiğe Karşı Çocuklar) hareketi ile Z kuşağının, dünyanın baş kirletici maddelerinden olan plastik madde kullanımını azaltmayı hedefliyorlar.
Z KUŞAĞININ TÜKETİM GÜCÜ
Z kuşağının mücadelesi bir ütopya gibi görülmemeli. Çünkü dünyanın yeni ve en güçlü tüketici grubu yakında bu nesil olacak. Zira Z kuşağının daha şimdiden dünya genelinde 44 milyon dolara ulaşan bir tüketim ekonomisine sahip olduğu öngörülüyor. Onların tüketimdeki hassasiyetleri, küresel şirketlerin daha çevreci ve daha az kirleten modellerine yönelmesine yol açabilir, böyle bir akım başlatabilir. Nitekim bunun da işaretleri son yıllarda görülmeye başlandı. Ayrıca Z kuşağının siyasal taleplerine, küresel liderlerin gözünü tamamen kapaması artık mümkün değil.
Görünen o ki Z kuşağı, daha iyi bir hayat, daha özgür bir yaşam uğruna göç yollarında yok olup giden nesildaşlarının hatırasına sahip çıkacak. Savaşlarda yetim kalan çocukların sesi olacak. Geceleri aç uyuyan milyonlarca akranlarını dünyaya duyuracak, onları doyurmanın çarelerini bulacak. Ve belki de onlar, kendi geleceklerini kendileri kuracak…
[Bahadır Polat] 5.1.2020 [Kronos.News]
“Hindistan’daki Ghoramara Adası’nın yüzde 75’lik kısmı yükselen deniz suları ve aşırı yağışlar sebebiyle son yirmi yılda yok oldu. Adadan geriye 3 kilometrelik bir alan kaldı.”
Gazetedeki bu arka sayfa haberini, denize karışmaya devam eden toprak parçasının üzerine oturmuş, gözünü uçsuz bucaksız okyanusa dikmiş, çıplak ayakları, kavruk yüzlü bir oğlan çocuğunun fotoğrafı tamamlıyor. Üzerindeki bermuda şortu ve kolları dirseklerine kadar sıvanmış gömleği ile çocuk, yavaş yavaş yok olan geçmişine bakıyor. Çocuğun akrasında, damları palmiye dalları kapatılmış, kulübeden fazlasını vaat etmeyen evler görülüyor.
Dünyanın bir köşesinde unutulmuş ve yok oluşa giden bu ada, hiçbir çocuğa hiçbir güzel gelecek hayali sunamıyor belki ama o çocuk, deklanşöre basan foto muhabirinin gününü kurtarıyor. Ortaya uluslararası ajansların servise koyabileceği ve dünya basınında kendine yer bulacak bir fotoğraf karesi çıkıyor. Çocuklar, son yıllarda gazetecilere, medya kuruluşlarına, haber ajanslarına çok etkili malzemeler veriyor. En etkili, en dikkat çekici, sahiplerine ödüller kazandıran anların, karelerin baş köşelerinde hep çocuklar var. geçmişlerini bir anda kaybeden ve bir gelecekleri de olmayan çocuklar.
Sahile vurmuş cesetleriyle, nehir kenarlarında babalarıyla koyun koyuna ölümü karşılarken, vahşi savaşların yıkıntıları arasında yok olup giderken, sahipsiz mayınlarla masum vücutları parçalanırken, batan mülteci botlarıyla Ege ve Akdeniz’in derinliklerine gömülürken, yokluğun ve yoksulluğun pençesinde açlıktan kırılırken, dünyanın bütün acımasız senaryolarında başrol hep çocukların.
Birleşmiş Milletler’in son raporuna göre halen dünyada 149 milyon çocuk açlıkla savaşıyor. Daha doğrusu savaşamıyor, açlıktan ölüyor. Her yıl 9 milyondan fazla hacının, üç milyondan fazla kurban kestiği, binlerce ton etin israf olduğu Suudi Arabistan’ın komşusu Yemen’de 5 milyon çocuk açlığın pençesinde kıvranıyor. Yüz binlercesi her yıl ölüyor. Ve “komşusu aç iken tok yatan bizden değildir.” Diyen Peygamber’in ümmeti bu faciadan hiç hicap duymuyor. Bu sorunu çözmek yerine görmezden geliyor.
Büyük adamların, büyük siyasetlerin, büyük egoların ürettiği çatışma ve yıkımların bedelini hep o minicik masum bedenler ödüyor. Her türlü siyasal mücadelenin, kavganın kaybedeni hep çocuklar. Bütün bunlara rağmen dünyayı yönetenlerin gündeminde çocuklar yok. Savaşlar konuşuluyor, silah alışverişleri konuşuluyor, yeraltı kaynaklarının paylaşımı için kıyasıya mücadele veriliyor, teknoloji yarışları yapılıyor, o teknolojiyle bir anda ne kadar büyük yıkımlar yapılabileceği senaryolaştırılıyor. Yaşadığımız gezegeni, ülkeleri ilerde devralacak nesil ve nesiller hiç gündeme gelmiyor. Dünyanın bize atalarımızdan miras değil, çocuklarımızın, torunlarımızın emaneti olduğu hiç küresel hesaplarına konu olamıyor.
Bütün bu karamsar tablo içinde umut veren gelişmelerde yaşanıyor elbette. Çocuklar, sadece umut değil aksiyon da katarak büyüklerinin oyun alanına müdahil oluyor. Kendi gelecekleri için harekete geçiyor. Elbette Z kuşağından bahsediyoruz. Yani 2000 yılı ve sonrasında doğan nesilden… 16 yaşında İsveçli otizm spektrumla iklim aktivisti Greta Thunberg’in küresel ısınmaya dikkat çekmek için başlattığı mücadele ve onun sesinin Birleşmiş Milletler’de duyulması, Z kuşağında büyük bir uyanışın fitilini ateşledi. Pek çok ülkede o neslin temsilcilerinin, ülkelerinin sorunlarına sahip çıkmak harekete geçmesine yol açtı. Büyüklerin fikirleri ve kararıyla cehenneme dönen bu güzel gezegen, belki de asıl bedelini ödeyen küçüklerin mücadelesi ve müdahalesi ile daha yaşanılabilir hale gelecek.
GELECEĞİMİZİ ÇALMAYA HAKKINIZ YOK!
Elbette dünyayı kurtarmak o kadar kolay değil! Hollywood filmlerindeki süper kahramanlar yok hayatta. Ancak genç kitleler, özellikle de Z kuşağı kendi süper kahramanlarını yetiştiriyor artık. Ekim ayının ilk haftasında dünya genelinde en az 4 milyon çocuk, okullarını kırıp geleceği tehdit eden küresel sorunlara karşı yürümüştü. Şimdi bu eylemlerin sürekli hale gelmesi bekleniyor. Küresel ısınmaya ve çevre kirliliğine karşı uçağa binmeyen, otel yerinde çadırda konaklayan ve deniz yolculuklarında Katamaran’ı tercih eden Greta’nın büyüklerine mesajı net: “Önümüzdeki 12 yıl içinde küresel ısınmayı 1,5 derce düşüremezsek, neslimiz tükenecek. Böyle giderse hepimiz öleceğiz ve benim geleceğimi çalmaya hakknız yok!”
Z kuşağının küresel sorunlara bu kadar duyarlı hale gelmesi sadece gelecek kaygısından kaynaklanmıyor elbette. Amerikan Psikoloji Birliği’nin araştırmasına göre bu kuşak bugüne kadar tespit edilen psikolojisi en bozuk nesil olarak tarihe geçiyor. Yaşları 12 ile 23 arasında değişen (Y kuşağının son temsilcileri ile Z kuşağı) gençlerin yüzde 90’ında anksiyete atakları, obsesif bozukluklar, depresif sorunlar ve panik atak görülüyor.
Greta’nın kuşağından 18 yaşındaki ABD’li Emma Gonzales, geçen Mart’ta yaşanan Douglas Lisesi katliamından kurtulmayı başaranlardan. Emma o katliamda 17 arkadaşını kaybetmiş. Ve şimdi o bireysel silahsızlanma mücadelesi veriyor.
Güney Afrikalı 11 yaşındaki Yola Mgogwana, Cape Town ve çevresindeki sel felaketleri ve erozyonla mücadele için kurulan Earthchild Project’de (Dünya Çocukları Projesi) aktif çalışıyor.
13-15 yaşlarındaki İngiliz kız kardeşler Amy ve Ella Meek ise kurucusu oldukları Kids Aganist Plastic (Plastiğe Karşı Çocuklar) hareketi ile Z kuşağının, dünyanın baş kirletici maddelerinden olan plastik madde kullanımını azaltmayı hedefliyorlar.
Z KUŞAĞININ TÜKETİM GÜCÜ
Z kuşağının mücadelesi bir ütopya gibi görülmemeli. Çünkü dünyanın yeni ve en güçlü tüketici grubu yakında bu nesil olacak. Zira Z kuşağının daha şimdiden dünya genelinde 44 milyon dolara ulaşan bir tüketim ekonomisine sahip olduğu öngörülüyor. Onların tüketimdeki hassasiyetleri, küresel şirketlerin daha çevreci ve daha az kirleten modellerine yönelmesine yol açabilir, böyle bir akım başlatabilir. Nitekim bunun da işaretleri son yıllarda görülmeye başlandı. Ayrıca Z kuşağının siyasal taleplerine, küresel liderlerin gözünü tamamen kapaması artık mümkün değil.
Görünen o ki Z kuşağı, daha iyi bir hayat, daha özgür bir yaşam uğruna göç yollarında yok olup giden nesildaşlarının hatırasına sahip çıkacak. Savaşlarda yetim kalan çocukların sesi olacak. Geceleri aç uyuyan milyonlarca akranlarını dünyaya duyuracak, onları doyurmanın çarelerini bulacak. Ve belki de onlar, kendi geleceklerini kendileri kuracak…
[Bahadır Polat] 5.1.2020 [Kronos.News]
Enes Kanter’in 1 milyon imza kampanyasına izleyicilerinden destek
İnsan hakları mücadelesiyle de gündeme gelen NBA yıldızı Enes Kanter’in iki ay önce başlattığı imza kampanyasına hayranları da destek oldu.
BOLD- NBA yıldızı Enes Kanter’in Kasım 2019’da başlattığı You Are My Hope (Benim Ümidimsin) kampanyasına Celtics-Bulls maçında destek geldi. Maçı izleyen Kanter hayranları, maç sonunda “You Are My Hope” yazılı pankartlar açarak herkesi imza atmaya çağırdı.
Enes Kanter, Türkiye’deki insan hakları ihlallerine dikkat çekmek için “You Are My Hope” (Benim Ümidimsin!) sloganını kullandığı imza kampanyasıyla “change.org” üzerinden 1 milyon imzayı hedefliyor.
Oyunculuğunun yanı sıra insan hakları mücadelesi ile tüm dünyada ses getirmeye devam eden Kanter, Türkiye’deki insan hakları ihlallerini dünyaya duyurabilmek için1 milyon imzayı hedefleyen “You Are My Hope” (Benim Ümidimsin!) sloganıyla bir imza kampanyası başlatmıştı.
Boston Celtics’de oynayan başarılı oyuncu Enes Kanter, kampanyasını AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Washington’a ayak bastığı saatlerde açıklamıştı.
Aldığı çok sayıda ölüm tehditlerine rağmen susmayan Enes Kanter, imza kampanyasını büyük çoğunluğunu Amerikan Kongre Üyesi Milletvekillerinin ve siyasi danışmanların oluşturduğu yaklaşık 100 kişilik grupla birlikte ABD Kongre binasında duyurmuştu.
Kampanyasını bir video hazırlayarak twitter’dan da duyuran Kanter, kendi hikayesinin aynı sıra hapisteki bebekleri, hasta tutukluları, işkence görenleri, askeri öğrencileri ve daha birçok hak ihlalini dile getiriyor:
“Ben Enes Kanter
Birçoğunuz benim hikayemi biliyorsunuz. İnsan hakları ihlallerine karşı çıktığım için, vatanımdaki şu anki hükümet beni kaçırmak ve hapsetmek istedi. Babamı hapsettiler, ailemi tehdit ettiler, benimle bağlantıda olan herkesi hapsettiler. Aldığım tehditler artık günlük rutinim haline geldi. Benim NBA’deki “Amerikan Rüyam”ın ülkesiz ve daha kötüsü ailesiz kalmakla nasıl parçalandığını çoktan biliyorsunuz. Ancak diğer sesleri çıkamayan binlerce insanın yürek burkan hikayelerini bilmiyorsunuz.
Babası hakkında herhangi bir suçlama olmadan parmaklıklar arkasına atılıp, bulundukları korkunç durumdan dolayı engelli annesi 25 kilo verince daha fazla dayanamayıp kanserden ölen 12 yaşındaki Berk’in hikayesini bilmiyorsunuz.
İşkence ile ölüme sürüklenen, 2 yıl sonra suçsuz bulunup görevine iade edilen, öğretmen Gökhan’ı bilmiyorsunuz.
Türkiye’de kitapları en çok satanlar arasında bulunan, romanları ABD dahil onlarca ülkede basılan ve hükumeti eleştirdiği için ömür boyu hapis cezasına çarptırılan 69 yaşındaki yazar Ahmet Altan’ı bilmiyorsunuz.
18 yaşında ömür boyu hapis cezasına çarptırılan öğrencileri, mesleğini yapması yasaklanan doktorları, hukuksuzluklar karşısında görevlerini yapan hakimleri ve savcıları, gerçekleri yazdığı için parmaklıklar arkasına atılan gazetecileri, veya özgürlük için ülkesini terk ederken dondurucu sularda hayatını kaybedenleri bilmiyorsunuz.
Binlerce ve hatta yüz binlerce bu tür yeni hikayelerin birikmeye devam ettiğini bilmiyorsunuz. Despot birisi Türkiye’de çocukların, kadınların ve suçsuz insanların hayatlarını çaldı, IŞİD dahil birçok terör örgütleriyle işbirliği yaptı, ve şimdi kendi politik çıkarları için ve ırkçı yeniden yerleştirme politikaları ile milyonlarca Suriyelinin hayatları ile oynuyor. Ve durdurulmazsa, tarihteki diğer diktatörler gibi medeni dünyaya büyük bir zarar vereceğini bilmiyorsunuz.
Ben Enes Kanter. Sizden vicdanınızı dinlemenizi ve sesleri çıkamayan insanların çığlıklarını duymanızı istiyorum. Lütfen demokrasi, adalet ve insanlık adına bu adamı durdurun. Bir adım atın ve tarih önünde adınızı doğru tarafın altına yazın.
Sizin sesinize ihtiyacı olan binlerce insanı unutmayın.
Sizler onların ümidisiniz, sizler benim ümidimsiniz!
Ve şimdi bunu biliyorsunuz…”
Enes Kanter’in imza kampanyası destek vermek için
Kampanyanın internet sitesi
[BoldMedya] 5.1.2020
BOLD- NBA yıldızı Enes Kanter’in Kasım 2019’da başlattığı You Are My Hope (Benim Ümidimsin) kampanyasına Celtics-Bulls maçında destek geldi. Maçı izleyen Kanter hayranları, maç sonunda “You Are My Hope” yazılı pankartlar açarak herkesi imza atmaya çağırdı.
Enes Kanter, Türkiye’deki insan hakları ihlallerine dikkat çekmek için “You Are My Hope” (Benim Ümidimsin!) sloganını kullandığı imza kampanyasıyla “change.org” üzerinden 1 milyon imzayı hedefliyor.
Oyunculuğunun yanı sıra insan hakları mücadelesi ile tüm dünyada ses getirmeye devam eden Kanter, Türkiye’deki insan hakları ihlallerini dünyaya duyurabilmek için1 milyon imzayı hedefleyen “You Are My Hope” (Benim Ümidimsin!) sloganıyla bir imza kampanyası başlatmıştı.
Boston Celtics’de oynayan başarılı oyuncu Enes Kanter, kampanyasını AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Washington’a ayak bastığı saatlerde açıklamıştı.
Aldığı çok sayıda ölüm tehditlerine rağmen susmayan Enes Kanter, imza kampanyasını büyük çoğunluğunu Amerikan Kongre Üyesi Milletvekillerinin ve siyasi danışmanların oluşturduğu yaklaşık 100 kişilik grupla birlikte ABD Kongre binasında duyurmuştu.
Kampanyasını bir video hazırlayarak twitter’dan da duyuran Kanter, kendi hikayesinin aynı sıra hapisteki bebekleri, hasta tutukluları, işkence görenleri, askeri öğrencileri ve daha birçok hak ihlalini dile getiriyor:
“Ben Enes Kanter
Birçoğunuz benim hikayemi biliyorsunuz. İnsan hakları ihlallerine karşı çıktığım için, vatanımdaki şu anki hükümet beni kaçırmak ve hapsetmek istedi. Babamı hapsettiler, ailemi tehdit ettiler, benimle bağlantıda olan herkesi hapsettiler. Aldığım tehditler artık günlük rutinim haline geldi. Benim NBA’deki “Amerikan Rüyam”ın ülkesiz ve daha kötüsü ailesiz kalmakla nasıl parçalandığını çoktan biliyorsunuz. Ancak diğer sesleri çıkamayan binlerce insanın yürek burkan hikayelerini bilmiyorsunuz.
Babası hakkında herhangi bir suçlama olmadan parmaklıklar arkasına atılıp, bulundukları korkunç durumdan dolayı engelli annesi 25 kilo verince daha fazla dayanamayıp kanserden ölen 12 yaşındaki Berk’in hikayesini bilmiyorsunuz.
İşkence ile ölüme sürüklenen, 2 yıl sonra suçsuz bulunup görevine iade edilen, öğretmen Gökhan’ı bilmiyorsunuz.
Türkiye’de kitapları en çok satanlar arasında bulunan, romanları ABD dahil onlarca ülkede basılan ve hükumeti eleştirdiği için ömür boyu hapis cezasına çarptırılan 69 yaşındaki yazar Ahmet Altan’ı bilmiyorsunuz.
18 yaşında ömür boyu hapis cezasına çarptırılan öğrencileri, mesleğini yapması yasaklanan doktorları, hukuksuzluklar karşısında görevlerini yapan hakimleri ve savcıları, gerçekleri yazdığı için parmaklıklar arkasına atılan gazetecileri, veya özgürlük için ülkesini terk ederken dondurucu sularda hayatını kaybedenleri bilmiyorsunuz.
Binlerce ve hatta yüz binlerce bu tür yeni hikayelerin birikmeye devam ettiğini bilmiyorsunuz. Despot birisi Türkiye’de çocukların, kadınların ve suçsuz insanların hayatlarını çaldı, IŞİD dahil birçok terör örgütleriyle işbirliği yaptı, ve şimdi kendi politik çıkarları için ve ırkçı yeniden yerleştirme politikaları ile milyonlarca Suriyelinin hayatları ile oynuyor. Ve durdurulmazsa, tarihteki diğer diktatörler gibi medeni dünyaya büyük bir zarar vereceğini bilmiyorsunuz.
Ben Enes Kanter. Sizden vicdanınızı dinlemenizi ve sesleri çıkamayan insanların çığlıklarını duymanızı istiyorum. Lütfen demokrasi, adalet ve insanlık adına bu adamı durdurun. Bir adım atın ve tarih önünde adınızı doğru tarafın altına yazın.
Sizin sesinize ihtiyacı olan binlerce insanı unutmayın.
Sizler onların ümidisiniz, sizler benim ümidimsiniz!
Ve şimdi bunu biliyorsunuz…”
Enes Kanter’in imza kampanyası destek vermek için
Kampanyanın internet sitesi
[BoldMedya] 5.1.2020
AKP’nin kahraman savcısı Bato’nun ‘akçeli’ ilişkileri!
15 Temmuz’dan sonra hizmet hareketine yakınlığı ile tanın işadamlarına yönelik şantaj ve tehdit ile fidye isteyen çetenin arkasında AKP’nin kahraman savcısı Okan Bato’nun da olduğu iddia edildi. İzmir Başsavcı Vekili Bato’nun, yeğenleri ve kendisine yakın avukatlar üzerinden milyon dolarları bulan bir vurgunun arkasındaki isim olduğu ifade edildi.
BOLD- Bir dönemin AKP’li Kahraman Başsavcı Vekili Okan Bato’nun, İzmir’deki hizmet hareketine yakın olduğu ifade edilen iş adamları üzerinden “hile ve şantaj” yoluyla milyon dolarların döndüğü adına da “FETÖ Borsası” denilen kirli çarkın arkasındaki isim olduğu ifade edildi.
“YARGI, SİYASET, EMNİYET VE İSTİHBARAT”
İzmirli Avukat Abdi Yaşar’ın sosyal medya hesabından paylaştığı ifade tutanaklarında İzmir’in tanınmış işadamlarından nasıl şantajla para kopartıldığını gözler önüne serdi. Orkide Yağları ve Küçükbay Şirketler Grubu’nun sahibi Ahmet Küçükbay’ın oğlu Akif Küçükbay, babasının 15 Temmuz’dan tutuklandığı süreçte arka planda yaşanan yargı, polis, MİT ve siyasilerin karıştığı kirli ilişkileri deşifre eden ifadesi ortaya çıktı.
AKP’nin Kahraman Savcısı Okan Bato’nun İzmir Cumhuriyet Başsavcı Vekili olarak görev yaptığı yetkilerinin alınmasıyla soruşturma kapsamında 1 Kasım 2018’de verilen ifade de kamuoyunda “FETÖ Borsası” olarak ifade edilen şantaj ilişkileri ve bağlantıları deşifre oldu.
“CEMAAT İLE BAĞLANTILAR GEREKÇE GÖSTERİLDİ”
İfadesinde “Soruşturmanıza katkı sunacak nitelikte bilgiler vermek amacıyla huzurunuza geldim” diyen Küçükbay, “Baban ceza infaz kurumuna girmeden önce bir takım şahıslar, bizim bir dönem cemaat olarak nitelediğimiz, sonrasında devletin tüm kademelerince terör örgütü olarak nitelendirilen yapı ile eskiye dayalı bağlantıları gerekçe gösterilerek zor durumda bırakılmak istendiğini bizzat babamdan duydum.” dedi.
“ENSAR VAKFI’NA BAĞIŞLANMAK ÜZERE 3 MİLYON DOLAR İSTENDİ”
Selim Gökdemir isimli şahsın babasıyla temasa geçtiğini ifade eden Küçükbay, Gökdemir’in 3 milyon dolar bir para istediğini, Ensar Vakfı’na bağışlanması durumunda hakkındaki soruşturmanın düşürüleceğine yönelik telkinde bulunduğu, babamın resmi ödeme yapmak istemesine rağmen elden bu parayı almakta direnince görüşmenin sonlandırıldığını anlattı.
OKAN BATO’NUN ODASINDA ŞANTAJ!
Bu olayın arkasından İzmir Barosu’na kayıtlı Yunus Kalkan isimli şahsın devreye girdiğini anlatan Küçükbay, iş ortaklarından Niyazi Memur, tarafından avukat olarak tavsiye edildiğini belirtti. Avukat Kalkan isminin daha sonra cemaat soruşturmalarına bakan İzmir Cumhuriyet Başsavcı Vekili Okan Bato tarafından adliyedeki odasında yapılan görüşmede Küçükbay’a avukatlık yapması konusunda telkin edildiğini vurguladı.
BATO’NUN TAVSİTE ETTİĞİ AVUKAT 3 MİLYON DOLAR İSTEDİ
Sürece Başsavcı Vekili Bato’nun dahil olması üzerine Avukat Yunus Kalkan ile anlaşma yapıldığını anlatan Küçükbay, “Avukat Kalkan, danışmanlık karşılığında ayda 10 bin dolar ile FETÖ soruşturmaları karşılığı 2 milyon dolar” istediğini aktardı. Avukat Kalkan’ın daha sonra bu anlaşmayı 3 milyon dolara çıkarttığını belirten Küçükbay, Okan Bato’nun işin içerisinde olması nedeniyle Avukat Kalkan’a ilk etapta 250 bin dolar ödeme yaptığını ifade etti.
DEVREYE BATO’NUN YEĞENLERİ GİRDİ!
Söz konusu avukatın gerekli ilgiyi göstermemesi üzerine avukatlıktan azlettiklerini anlatan Küçükbay, bu seferde Okan Bato’nun yeğenlerinin devreye girdiğini anlattı. Başsavcı Vekili Okan Bato’nun Çağrı ve Murat isimliği yeğenlerinden bahseden Küçükbay, Bato’nun yeğenlerine ait Mud Reklam Ajansı ile 500 bin liralık bir anlaşma yapmak zorunda kaldıklarını vurguladı. “Babamın bu anlaşmayı yaparken Okan Bato isminin geçmesi nedeniyle vermek durumunda kaldığını duydum” diyen Küçükbay, 15 Temmuz’dan sonra şirketlerine atanan kayyumun şirketin amacıyla bağdaşmayan tasarruflarda bulunduğunu anlattı.
KAYYUM ŞİRKET KASASINDAN BORÇ DAĞITTI
Kayyum tarafından Kavuklar A.Ş’ye 5 milyon, Halil Öztürk isimli bir şirkete hatırlamadığı bir miktar ve TRK isimli şirkete 16 milyon lira borç verildiğini belirten Küçükbay, “Yine bu süreçte hiç gerek yokken” diyerek kayyumlar tarafından reklam şirketlerine yüksek meblağlarda reklam verildiğini anlattı.
“YUKARIDAN GELEN TALİMAT BÖYLE”
Kayyum tarafından anlaşma yapılan reklam şirketinin Okan Bato’nun yeğenleri olarak bilinen Çağrı ve Murat isimli şahısların şirketi olan Mud Reklam Ajansı ile yüksek meblağlarla anlaşma yapıldığını vurguladı. Ayçiçek yağı üzerine faaliyet gösteren bu reklam ajansıyla yapılan anlaşmanın çok yüksek olduğu konusunda itiraz etseler de kayyum tarafından “yukarıdan gelen talimat böyle” denildiğini aktardı.
BATO’NUN YEĞENLERİ İLE 8 MİLYON LİRALIKLIK ANLAŞMA
Aynı dosya kapsamında tanık olarak ifadesine başvurulan İzmir Barosuna kayıtlığı olduğu ifade edilen bir avukat, İzmir Duvar Reklamcıları Derneğinin kuruluş aşamasında destek verdiğini ve sektörden müvekkillerinin olduğunu anlattı. Bir müvekkilinin “ Avukat Bey, biz Büyükşehir Belediyesi ile uğraşırken başımıza birde Okan Bato çıktı” dediğini anlattı. Kendisinin de “Hayırdır Okan Bato ile ne alakası var?” diye sorduğunu anlatan avukat, Başsavcı Bato’nun müvekkilinin kiracısı olduğu İzmir Çınarlı’daki SGK arşivi olarak kullanılan binanın sahibinin avukatına ulaşarak reklam duvarının yeğenlerine verilmesini istediğini öğrendiklerini belirtti.
Ayrıca Orkide’ye atanan kayyumun Okan Bato’nun yeğenleri ile 7-8 milyon liralık anlaşma yaptığını öğrendiklerini anlatan avukat, Bato’nun bizzat kayyumu arayarak Mud ve İzmir Medya şirketleri için anlaşma yapılmasını sağladığını anlattı.
İzmir’de yürütülen ‘Askeri Casusluk’ soruşturması ve davası, 17-25 Aralık’tan sonra yargı mensuplarının değiştirilmesiyle kapandı. Ardından soruşturmada sanık olan isimlerin şikayetleri üzerine, soruşturmada görev alan polis, savcı ve askeri yetkililer hakkında karşı soruşturma açıldı. Bu soruşturmalar AKP’nin yeni yıldız Savcısı olan Okan Bato tarafından yapılıyordu.
Okan Bato aldığı talimat doğrultusunda birçok asker hakkında dosya hazırladı. Hatta bazı medya kuruluşlarında 15 Temmuz günü darbe olacağı yönündeki ilk bilginin Okan Bato tarafından saat 15.00 sularında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a iletildiği ifade edildi. Halbuki Erdoğan, darbe girişimini “eniştemden öğrendim” demişti.
Bu girift ilişkilerin ardından Okan Bato’nun hazırladığı listeler doğrultusunda o gece görevden olan olamayan, darbe girişiminde görev alan almayan birçok TSK personeli tutuklanmıştı.
AKP’liler ve Ulusalcılar tarafından “Kahraman savcı” olarak sahip çıkılan Okan Bato, İzmir’de yürütülen cemaat soruşturması kapsamında tutuklanan ABD uyruklu din adamı Andrew Craig Brunson olayıyla tanınıyor. Soruşturma dosyasında yer alan gizli tanığın Brunson hakkında verdiği ifadesini değiştirmesinin ardından Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu’ndan sorumlu olan İzmir Cumhuriyet Başsavcıvekili Okan Bato, Aile İçi Şiddet Suçları Soruşturma Bürosu’ndan sorumlu Başsavcı Vekilliği’ne getirildi.
AVUKAT YUNUS KALKAN KİM?
2014 yılında AKP İzmir Teşkilatlardan sorumlu İl Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Avukat Yunus Kalkan, 2015 yılında AKP Seçim İşleri Başkanlığına getirildi. Kalkan Hukuk Bürosu’nun sahibi olan Yunus Kalkan, 2018 genel seçimlerinde AKP’den milletvekili aday adayı olmuştu.
[BoldMedya] 5.1.2020
BOLD- Bir dönemin AKP’li Kahraman Başsavcı Vekili Okan Bato’nun, İzmir’deki hizmet hareketine yakın olduğu ifade edilen iş adamları üzerinden “hile ve şantaj” yoluyla milyon dolarların döndüğü adına da “FETÖ Borsası” denilen kirli çarkın arkasındaki isim olduğu ifade edildi.
“YARGI, SİYASET, EMNİYET VE İSTİHBARAT”
İzmirli Avukat Abdi Yaşar’ın sosyal medya hesabından paylaştığı ifade tutanaklarında İzmir’in tanınmış işadamlarından nasıl şantajla para kopartıldığını gözler önüne serdi. Orkide Yağları ve Küçükbay Şirketler Grubu’nun sahibi Ahmet Küçükbay’ın oğlu Akif Küçükbay, babasının 15 Temmuz’dan tutuklandığı süreçte arka planda yaşanan yargı, polis, MİT ve siyasilerin karıştığı kirli ilişkileri deşifre eden ifadesi ortaya çıktı.
AKP’nin Kahraman Savcısı Okan Bato’nun İzmir Cumhuriyet Başsavcı Vekili olarak görev yaptığı yetkilerinin alınmasıyla soruşturma kapsamında 1 Kasım 2018’de verilen ifade de kamuoyunda “FETÖ Borsası” olarak ifade edilen şantaj ilişkileri ve bağlantıları deşifre oldu.
“CEMAAT İLE BAĞLANTILAR GEREKÇE GÖSTERİLDİ”
İfadesinde “Soruşturmanıza katkı sunacak nitelikte bilgiler vermek amacıyla huzurunuza geldim” diyen Küçükbay, “Baban ceza infaz kurumuna girmeden önce bir takım şahıslar, bizim bir dönem cemaat olarak nitelediğimiz, sonrasında devletin tüm kademelerince terör örgütü olarak nitelendirilen yapı ile eskiye dayalı bağlantıları gerekçe gösterilerek zor durumda bırakılmak istendiğini bizzat babamdan duydum.” dedi.
“ENSAR VAKFI’NA BAĞIŞLANMAK ÜZERE 3 MİLYON DOLAR İSTENDİ”
Selim Gökdemir isimli şahsın babasıyla temasa geçtiğini ifade eden Küçükbay, Gökdemir’in 3 milyon dolar bir para istediğini, Ensar Vakfı’na bağışlanması durumunda hakkındaki soruşturmanın düşürüleceğine yönelik telkinde bulunduğu, babamın resmi ödeme yapmak istemesine rağmen elden bu parayı almakta direnince görüşmenin sonlandırıldığını anlattı.
OKAN BATO’NUN ODASINDA ŞANTAJ!
Bu olayın arkasından İzmir Barosu’na kayıtlı Yunus Kalkan isimli şahsın devreye girdiğini anlatan Küçükbay, iş ortaklarından Niyazi Memur, tarafından avukat olarak tavsiye edildiğini belirtti. Avukat Kalkan isminin daha sonra cemaat soruşturmalarına bakan İzmir Cumhuriyet Başsavcı Vekili Okan Bato tarafından adliyedeki odasında yapılan görüşmede Küçükbay’a avukatlık yapması konusunda telkin edildiğini vurguladı.
BATO’NUN TAVSİTE ETTİĞİ AVUKAT 3 MİLYON DOLAR İSTEDİ
Sürece Başsavcı Vekili Bato’nun dahil olması üzerine Avukat Yunus Kalkan ile anlaşma yapıldığını anlatan Küçükbay, “Avukat Kalkan, danışmanlık karşılığında ayda 10 bin dolar ile FETÖ soruşturmaları karşılığı 2 milyon dolar” istediğini aktardı. Avukat Kalkan’ın daha sonra bu anlaşmayı 3 milyon dolara çıkarttığını belirten Küçükbay, Okan Bato’nun işin içerisinde olması nedeniyle Avukat Kalkan’a ilk etapta 250 bin dolar ödeme yaptığını ifade etti.
DEVREYE BATO’NUN YEĞENLERİ GİRDİ!
Söz konusu avukatın gerekli ilgiyi göstermemesi üzerine avukatlıktan azlettiklerini anlatan Küçükbay, bu seferde Okan Bato’nun yeğenlerinin devreye girdiğini anlattı. Başsavcı Vekili Okan Bato’nun Çağrı ve Murat isimliği yeğenlerinden bahseden Küçükbay, Bato’nun yeğenlerine ait Mud Reklam Ajansı ile 500 bin liralık bir anlaşma yapmak zorunda kaldıklarını vurguladı. “Babamın bu anlaşmayı yaparken Okan Bato isminin geçmesi nedeniyle vermek durumunda kaldığını duydum” diyen Küçükbay, 15 Temmuz’dan sonra şirketlerine atanan kayyumun şirketin amacıyla bağdaşmayan tasarruflarda bulunduğunu anlattı.
KAYYUM ŞİRKET KASASINDAN BORÇ DAĞITTI
Kayyum tarafından Kavuklar A.Ş’ye 5 milyon, Halil Öztürk isimli bir şirkete hatırlamadığı bir miktar ve TRK isimli şirkete 16 milyon lira borç verildiğini belirten Küçükbay, “Yine bu süreçte hiç gerek yokken” diyerek kayyumlar tarafından reklam şirketlerine yüksek meblağlarda reklam verildiğini anlattı.
“YUKARIDAN GELEN TALİMAT BÖYLE”
Kayyum tarafından anlaşma yapılan reklam şirketinin Okan Bato’nun yeğenleri olarak bilinen Çağrı ve Murat isimli şahısların şirketi olan Mud Reklam Ajansı ile yüksek meblağlarla anlaşma yapıldığını vurguladı. Ayçiçek yağı üzerine faaliyet gösteren bu reklam ajansıyla yapılan anlaşmanın çok yüksek olduğu konusunda itiraz etseler de kayyum tarafından “yukarıdan gelen talimat böyle” denildiğini aktardı.
BATO’NUN YEĞENLERİ İLE 8 MİLYON LİRALIKLIK ANLAŞMA
Aynı dosya kapsamında tanık olarak ifadesine başvurulan İzmir Barosuna kayıtlığı olduğu ifade edilen bir avukat, İzmir Duvar Reklamcıları Derneğinin kuruluş aşamasında destek verdiğini ve sektörden müvekkillerinin olduğunu anlattı. Bir müvekkilinin “ Avukat Bey, biz Büyükşehir Belediyesi ile uğraşırken başımıza birde Okan Bato çıktı” dediğini anlattı. Kendisinin de “Hayırdır Okan Bato ile ne alakası var?” diye sorduğunu anlatan avukat, Başsavcı Bato’nun müvekkilinin kiracısı olduğu İzmir Çınarlı’daki SGK arşivi olarak kullanılan binanın sahibinin avukatına ulaşarak reklam duvarının yeğenlerine verilmesini istediğini öğrendiklerini belirtti.
Ayrıca Orkide’ye atanan kayyumun Okan Bato’nun yeğenleri ile 7-8 milyon liralık anlaşma yaptığını öğrendiklerini anlatan avukat, Bato’nun bizzat kayyumu arayarak Mud ve İzmir Medya şirketleri için anlaşma yapılmasını sağladığını anlattı.
SAVCI OKAN BATO KİM?Bu konulardan haberimiz yoktu derlerse inanmayın. Dünden beri Fetö borsası yok diyenler için şimdilik bunları paylaşıyorum. İstihbaratçı, siyasetçi ve polislerle ilgili ifadeleri de paylaşacağım... pic.twitter.com/li9dLuERdB— Av. Abdi Yaşar (@abdiiyasar) January 4, 2020
İzmir’de yürütülen ‘Askeri Casusluk’ soruşturması ve davası, 17-25 Aralık’tan sonra yargı mensuplarının değiştirilmesiyle kapandı. Ardından soruşturmada sanık olan isimlerin şikayetleri üzerine, soruşturmada görev alan polis, savcı ve askeri yetkililer hakkında karşı soruşturma açıldı. Bu soruşturmalar AKP’nin yeni yıldız Savcısı olan Okan Bato tarafından yapılıyordu.
Okan Bato aldığı talimat doğrultusunda birçok asker hakkında dosya hazırladı. Hatta bazı medya kuruluşlarında 15 Temmuz günü darbe olacağı yönündeki ilk bilginin Okan Bato tarafından saat 15.00 sularında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a iletildiği ifade edildi. Halbuki Erdoğan, darbe girişimini “eniştemden öğrendim” demişti.
Bu girift ilişkilerin ardından Okan Bato’nun hazırladığı listeler doğrultusunda o gece görevden olan olamayan, darbe girişiminde görev alan almayan birçok TSK personeli tutuklanmıştı.
AKP’liler ve Ulusalcılar tarafından “Kahraman savcı” olarak sahip çıkılan Okan Bato, İzmir’de yürütülen cemaat soruşturması kapsamında tutuklanan ABD uyruklu din adamı Andrew Craig Brunson olayıyla tanınıyor. Soruşturma dosyasında yer alan gizli tanığın Brunson hakkında verdiği ifadesini değiştirmesinin ardından Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu’ndan sorumlu olan İzmir Cumhuriyet Başsavcıvekili Okan Bato, Aile İçi Şiddet Suçları Soruşturma Bürosu’ndan sorumlu Başsavcı Vekilliği’ne getirildi.
AVUKAT YUNUS KALKAN KİM?
2014 yılında AKP İzmir Teşkilatlardan sorumlu İl Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Avukat Yunus Kalkan, 2015 yılında AKP Seçim İşleri Başkanlığına getirildi. Kalkan Hukuk Bürosu’nun sahibi olan Yunus Kalkan, 2018 genel seçimlerinde AKP’den milletvekili aday adayı olmuştu.
[BoldMedya] 5.1.2020
Avustralya yangınlarının bilançosu: “Belçika’nın 2 katı yandı, 24 kişi öldü, 480 milyon hayvan telef oldu”
Avustralya’da ülke genelinde Eylül 2019’da başlayan yangınlar söndürülemiyor. Yangınların başlangıcından bu yana en az üç itfaiyeci hayatını kaybetti, toplamda hayatının kaybedenlerin sayısı ise 24’e yükseldi. 480 milyon hayvanın telef olduğu yangınlarda, bin 500’den fazla ev ve iş yeri ile Belçika’nın yüzölçümünün iki katı büyüklüğünde bir alan küle döndü. Yangınlara müdahale için 3 bin asker görev yapıyor.
Diğer yandan itfaiyecilerden Başbakan Scott Morrison’a yangınla mücadele konusundaki tutumu nedeniyle ağır eleştiriler geliyor. Bir radyo programında konuşan Yeni Güney Galler Eyaleti İtfaiyesi Müdürü Shane Fitzsimmons, Morrison’u “temel profesyonel nezaketten” yoksunlukla suçladı. Fitzsimmons, Morrison’un üç bin kişilik ordu gücünü itfaiyeye destek için göreve çağırdıklarını medyadan öğrendiği için de “büyük hayal kırıklığı” yaşadığını belirtti.
Başbakan Morrison cumartesi günü kişisel Twitter hesabı üzerinden yangın görüntülerine ve hükümetin yangınla mücadele ile ilgili çalışmalarına yer veren bir video yayınlamıştı. Videoda üç bin kişilik ordu gücünü itfaiyeye destek için göreve çağırdıklarını açıklamıştı.
Videonun ardından yangın faciasını reklam amaçlı kullandığı gerekçesiyle Morrison eleştiri yağmuruna tutuldu. İşçi Partisi Milletvekili Pat Conroy, Başbakanı “ulusal bir trajediden faydalanmaya çalışmakla” suçladı.
Google’nin ülke geneli yayınladığı kriz haritasında yangınlar görülüyor
AVUSTRALYA’DAKİ YANGINLARIN NEDENİ NE?
Avustralya’da Eylül ayından bu yana süren yangınların neden aşırı sıcaklıklar. Aşırı sıcaklıklar nedeniyle 4 aya yakın süredir devam eden yangın nedeniyle 24 kişi hayatını kaybederken onlarca kanguru ve koala’da telef oldu. Yetkililer, Yeni Güney Galler bölgesinde koalaların 3’te birinin tamamen yok olduğunu açıkladı.
Yangınların en çok etkilediği Victoria Eyaleti Başbakanı, 6 bölgeyi ve tatil köyünündaki durumu ‘felaket’ olarak ifade etti.
Victoria eyaletine bağlı sahil kasabası Mallacoota’da etkili olan yangının yerleşim yerlerine yaklaşması üzerine deniz kenarına sığınan yaklaşık bin kişi, dün donanmaya ait “MV Sycamore” ve “HMAS Choules” gemileriyle tahliye edilmişti.
Victoria eyaleti Başbakanı Daniel Andrews, Mallacoota dahil 6 bölge ve tatil köyü için “felaket durumu” ilan etmişti. Victoria’nın bazı kesimlerinde, halktan kara yoluyla bulundukları yerleri tahliye etmeleri istenmiş, tren istasyonlarında uzun kuyruklar oluşmuştu.Yetkililer, dün, eyalet genelinde yangınlar nedeniyle 28 kişiden haber alınamadığını bildirmişti.Diğer yandan, Yeni Güney Galler’de yetkililer, önceki sabah, turistlerden cumartesiden önce güney kıyısı boyunca uzanan 250 kilometrelik alanı bir an evvel terk etmelerini istemişti.Eyaletin bazı kesimlerinde de binlerce kişi bulundukları yerleri terk etmeye başlamıştı.Sidney ve Canberra kentine giden otoyollarda uzun araç kuyrukları oluşmuş, yola çıkanların çoğunun tatilini yarıda kesenler olduğu kaydedilmişti.Araçlar, süpermarket ve benzin istasyonları önünde uzun kuyruklar oluşturmuştu.
Avustralya’da Saksağanlar itfaiye araçlarını taklit etmeye başladı
Avustralya’da uzun süredir devam eden yangınlara müdahale eden itfaiye araçlarının susmak bilmeyen siren seslerini taklit etmeyi öğrenen saksağan videoların sosyal medyada yayınlanıyor.
[TR724] 5.1.2020
Diğer yandan itfaiyecilerden Başbakan Scott Morrison’a yangınla mücadele konusundaki tutumu nedeniyle ağır eleştiriler geliyor. Bir radyo programında konuşan Yeni Güney Galler Eyaleti İtfaiyesi Müdürü Shane Fitzsimmons, Morrison’u “temel profesyonel nezaketten” yoksunlukla suçladı. Fitzsimmons, Morrison’un üç bin kişilik ordu gücünü itfaiyeye destek için göreve çağırdıklarını medyadan öğrendiği için de “büyük hayal kırıklığı” yaşadığını belirtti.
Başbakan Morrison cumartesi günü kişisel Twitter hesabı üzerinden yangın görüntülerine ve hükümetin yangınla mücadele ile ilgili çalışmalarına yer veren bir video yayınlamıştı. Videoda üç bin kişilik ordu gücünü itfaiyeye destek için göreve çağırdıklarını açıklamıştı.
Videonun ardından yangın faciasını reklam amaçlı kullandığı gerekçesiyle Morrison eleştiri yağmuruna tutuldu. İşçi Partisi Milletvekili Pat Conroy, Başbakanı “ulusal bir trajediden faydalanmaya çalışmakla” suçladı.
Google’nin ülke geneli yayınladığı kriz haritasında yangınlar görülüyor
AVUSTRALYA’DAKİ YANGINLARIN NEDENİ NE?
Avustralya’da Eylül ayından bu yana süren yangınların neden aşırı sıcaklıklar. Aşırı sıcaklıklar nedeniyle 4 aya yakın süredir devam eden yangın nedeniyle 24 kişi hayatını kaybederken onlarca kanguru ve koala’da telef oldu. Yetkililer, Yeni Güney Galler bölgesinde koalaların 3’te birinin tamamen yok olduğunu açıkladı.
Yangınların en çok etkilediği Victoria Eyaleti Başbakanı, 6 bölgeyi ve tatil köyünündaki durumu ‘felaket’ olarak ifade etti.
Victoria eyaletine bağlı sahil kasabası Mallacoota’da etkili olan yangının yerleşim yerlerine yaklaşması üzerine deniz kenarına sığınan yaklaşık bin kişi, dün donanmaya ait “MV Sycamore” ve “HMAS Choules” gemileriyle tahliye edilmişti.
Victoria eyaleti Başbakanı Daniel Andrews, Mallacoota dahil 6 bölge ve tatil köyü için “felaket durumu” ilan etmişti. Victoria’nın bazı kesimlerinde, halktan kara yoluyla bulundukları yerleri tahliye etmeleri istenmiş, tren istasyonlarında uzun kuyruklar oluşmuştu.Yetkililer, dün, eyalet genelinde yangınlar nedeniyle 28 kişiden haber alınamadığını bildirmişti.Diğer yandan, Yeni Güney Galler’de yetkililer, önceki sabah, turistlerden cumartesiden önce güney kıyısı boyunca uzanan 250 kilometrelik alanı bir an evvel terk etmelerini istemişti.Eyaletin bazı kesimlerinde de binlerce kişi bulundukları yerleri terk etmeye başlamıştı.Sidney ve Canberra kentine giden otoyollarda uzun araç kuyrukları oluşmuş, yola çıkanların çoğunun tatilini yarıda kesenler olduğu kaydedilmişti.Araçlar, süpermarket ve benzin istasyonları önünde uzun kuyruklar oluşturmuştu.
Avustralya’da Saksağanlar itfaiye araçlarını taklit etmeye başladı
Avustralya’da uzun süredir devam eden yangınlara müdahale eden itfaiye araçlarının susmak bilmeyen siren seslerini taklit etmeyi öğrenen saksağan videoların sosyal medyada yayınlanıyor.
[TR724] 5.1.2020
Sibel Ünli’nin intiharı üzerine Ahbap, harekete geçti: 100 kişiye burs verecek
Maddi yetersizliklerin ölüme sürüklediği üniversite öğrencisi Sibel Ünli’nin intiharı Türkiye’yi derinden sarstı. Sosyal yardımlaşma platformu kurucusu Haluk Levent 100 öğrenciye burs sözü verdi.
BOLD- Ailesinin 3 gün boyunca kendisinden haber alamaması üzerine, polisin başlattığı çalışmalar sonrasında intihar ettiği anlaşılan İstanbul Üniversitesi (İÜ) Türk Dili ve Edebiyatı bölümü 3. sınıf öğrencisi Sibel Ünli’nin ölümü Türkiyeyi üzdü. Polis, Samatya sahilindeki kayalıklarda bulunan çantasından 20 yaşındaki Ünli’nin cansız bedenine ulaştı.
İntiharının ardından üniversite öğrencisi Ünli’nin çektiği maddi sıkıntıları sosyal medya hesabından paylaştığı görüldü. Paylaşımlarında Ünli’nin zaman zaman parası olmadığı için yemekhanedeki 1 lira 40 kuruşluk indirimli yemeği dahi yiyemediği ortaya çıkmıştı.
SADECE 1 LİRAM VAR
İstanbul Üniversitesi Rektörlüğünün, tasarruf tedbirleri kapsamında, öğrenciye indirimli olan 3 öğün yemeği teke düşürme kararı sonrası Ünli’nin “Bir liraya karnımı doyurabilir miyim enter? Yemekhane kartımda para kalmamış sadece bir liram var” paylaşımları da sosyal medyada gündem oldu.
AHBAP BURSLARI İKİYE KATLAYACAK
Sanatçı Haluk Levent’in öncülüğünde kurulan Ahbap Yardımlaşma Platformu, pazartesiden itibaren üniversite öğrencilerine 50 kişilik burs hesabı açacağını duyurdu. Ünli için çok üzüldüğünü belirten Levent, “Yazıyorsunuz görüyorum çok üzüldüm Sibel Ünli için! Bu öğrenciler için ‘Ahbap olarak ne yapabiliriz?’ diye düşündüm Ahbap yönetimi ile görüştüm. Pazartesi açıklanacak 50 kişilik aylık 300 lira bursu 100 kişiye çıkarma kararı aldık. Umarım gelecek yıl 500 olur sonra 5 bin olur” ifadelerini kullandı.
BOLD- Ailesinin 3 gün boyunca kendisinden haber alamaması üzerine, polisin başlattığı çalışmalar sonrasında intihar ettiği anlaşılan İstanbul Üniversitesi (İÜ) Türk Dili ve Edebiyatı bölümü 3. sınıf öğrencisi Sibel Ünli’nin ölümü Türkiyeyi üzdü. Polis, Samatya sahilindeki kayalıklarda bulunan çantasından 20 yaşındaki Ünli’nin cansız bedenine ulaştı.
İntiharının ardından üniversite öğrencisi Ünli’nin çektiği maddi sıkıntıları sosyal medya hesabından paylaştığı görüldü. Paylaşımlarında Ünli’nin zaman zaman parası olmadığı için yemekhanedeki 1 lira 40 kuruşluk indirimli yemeği dahi yiyemediği ortaya çıkmıştı.
SADECE 1 LİRAM VAR
İstanbul Üniversitesi Rektörlüğünün, tasarruf tedbirleri kapsamında, öğrenciye indirimli olan 3 öğün yemeği teke düşürme kararı sonrası Ünli’nin “Bir liraya karnımı doyurabilir miyim enter? Yemekhane kartımda para kalmamış sadece bir liram var” paylaşımları da sosyal medyada gündem oldu.
AHBAP BURSLARI İKİYE KATLAYACAK
Sanatçı Haluk Levent’in öncülüğünde kurulan Ahbap Yardımlaşma Platformu, pazartesiden itibaren üniversite öğrencilerine 50 kişilik burs hesabı açacağını duyurdu. Ünli için çok üzüldüğünü belirten Levent, “Yazıyorsunuz görüyorum çok üzüldüm Sibel Ünli için! Bu öğrenciler için ‘Ahbap olarak ne yapabiliriz?’ diye düşündüm Ahbap yönetimi ile görüştüm. Pazartesi açıklanacak 50 kişilik aylık 300 lira bursu 100 kişiye çıkarma kararı aldık. Umarım gelecek yıl 500 olur sonra 5 bin olur” ifadelerini kullandı.
[BoldMedya] 5.1.2020Yazıyorsunuz görüyorum çok üzüldüm #SibelÜnli için!— Haluk Levent (@haluklevent) January 5, 2020
Bu öğrenciler için “Ahbap olarak ne yapabiliriz?” diye düşündüm
Ahbap yönetimi ile görüştüm.
Pazartesi açıklanacak 50 kişilik aylık 300 tl bursu 100 kişiye çıkarma kararı aldık..
Umarım gelecek yıl 500 olur sonra 5 bin olur..🙏
Devlet Tiyatrolarından güvenlik soruşturması bahane edilerek 300 kişi işten çıkarıldı
Devlet Tiyatrolarında ve Devlet Opera ve Balesinde aktif görev alan ve kadro bekleyen 300 kişinin sözleşmesi adli sicilleri gerekçe gösterilerek yenilenmedi. Karara sanat dünyasından tepki geldi.
BOLD- Devlet Tiyatroları ve Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğünde görev yapan 300 sanat emekçisi işten çıkarıldı. Karar DT’nin çalışanlarını, oyuncularını, sanatçıları ve DT eski genel müdürlerini şok etti. ‘Güvenlik soruşturması’ alınan Kararların tebliğ edildiği saatlerde ise bazı DT’lerde oyunlar sahnelenemedi, bazılarında aksamalar meydana geldi. Sarayda ise İskender Pala’nın kitabından uyarlanan Leyla ve Mecnun oyunu sahnelendi.
MÜDÜRÜM BENİM DE HAKKIMDI
Yapılan sanatçı ve emekçi kıyımı sanat dünyasından tepki çekince Devlet Tiyatroları Gene Müdürü Mustafa Kurt bugün yeni bir açıklama yaparak “Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğümüzde 2020 yılına özlük hakları düzenlenmiş, 625 teknik ve 492 mezun sanatçı ile daha güçlü bir sezona başlayacaktır.” dedi.
Kurt’un sosyal medyadaki bu paylaşımına bir tiyatro emekçisinden tepki geldi. Eyüp Kaleli isim emekçi, “Müdürüm 2 ay önce eşimi, şimdi beni çıkarttınız ve 14 sezondur peruka atölyesinde aralıksız ve her sezon en az 3 oyun baktım, benim de hakkımdı.” dedi.
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI SÖYLEDİĞİNİN TAM TERSİ OLDU
Gazete Müstehak’ın haberine göre önceki gün sahneye çıkmak için hazırlık yapan Devlet Tiyatroları oyuncuları ellerine tutuşturulan sarı zarflarla işlerinden oldu. Tüm DT’lerde başrol oyuncusundan ışıkçısına kadar en az 150 çalışanla yeni sözleşme yapılmadı. Eski Kültür Bakanı Fikri Sağlar’ın dün akşam sosyal medyadan yaptığı açıklamaya göre bu sayı yaklaşık 300 civarında.
Tiyatrocuları şoke eden gelişmeler, 26 Aralık 2019 tarihli Resmi Gazete’deki Cumhurbaşkanı kararıyla başladı. “Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esaslarda Değişiklik Yapılmasına Dair Esaslar” başlıklı karar tiyatrocular arasında umutlu bir bekleyişe neden oldu.
Aynı gün Anadolu Ajansı’na konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy yıllardır süren sorunların biteceğini söyledi ve “Hiçbir statüsü olmadan, yevmiye ile görev yapan sanatçılarımız ve teknik çalışanlarımız, artık Bakanlık olarak bizim sözleşmeli personelimizdir. Hepsinin iş güvenliği endişesi giderilmiş, çalışma hayatları devletimizin güvencesi altına alınmıştır. Bu kapsamda maaşlarında da ciddi bir iyileştirmeye gidilmiştir” dedi.
Bu gelişmelerin ardından Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, yeni düzenlemeden yararlanmak isteyen sanatçıların başvurularını 26-30 Aralık 2019 tarihleri arasında aldı. Sanatçılar sözleşme imzalamayı beklerken kulislere sarı zarflar geldi. Sanatçı ve çalışanlara gönderilen tebligatlarda hiçbir gerekçe gösterilmeden, “Sözleşmeli personel çalıştırılmasına ilişkin esaslar kapsamında çalışma talebiniz Genel Müdürlüğümüzce uygun görülmemiştir” deniliyordu.
Eş zamanlı olarak Genel Müdür Mustafa Kurt tarafından il müdürlüklerine gönderilen talimatlarda başvuruların incelendiği belirtilerek, “Yapılan değerlendirme sonucunda ekteki listede yazılı olanların anılan kapsamda istihdam edilmeleri uygun görülmemiştir” denildi.
YÜCEL ERTEN: KOLTUK DÜŞKÜNLERİ OLMADIĞINIZI KANITLAYIN
DT’nin eski genel müdürü Yücel Erten Facebook sayfasında yaptığı açıklama ile DT’de yaşanan gelişmelere tepki gösterdi. Erten, “Kamu tiyatrolarının olmazsa olmazı kadrolu sanatçılardır. Kuşkusuz ihtiyaç oranında süreli sözleşmeli de bulunur. Sanat alanına topyekûn savaş açmış AKP anlayışı, yıllarca sanat kurumlarına kadro vermemiş, eksiklikleri tamamlamamıştır. Bu yolla kurumlar taşeron tuzağına düşürülmüş durumdadır. Bugün yaşanan batak, bu durumun ve yönetimdeki ilkesizliğin sonucudur. İlişiği kesilen tiyatro emekçileri de sürecin kurbanları” ifadelerini kullandı.
“Bugünkü batakta çok geç olmadan yapılabilecek bir şey vardır. Devlet Tiyatroları Genel Müdürü, hemen yarın Yönetim Kurulunu re’sen toplamalı ve kurul kararıyla önlem almalıdır” diyen Erten, yaşanan krizden çıkış yollarını da şöyle sıraladı:
* Bütün işten çıkarmalar ve işe alımlar bir ikinci duyuruya kadar hükümsüz kılınmalıdır.
* Alınacak elemanların yasal statüsü, sayısı ve aranan nitelikler hakkında açık bilgi kamuoyu ile paylaşılmalı.
* İnsanların hazırlanabileceği uygun süreç sonunda, eski-yeni bütün adaylar için sınav yapılacağı duyurulmalı.
* Sınav kurullarının, kurum yöneticilerinin mahut hegemonyası dışında objektif ölçütlerle oluşacağına dair teminat verilmeli ve bu sağlanmalıdır.
Devlet Tiyatrolarının yönetim kurulunun, iktidarın nimetleri ile kifayetsiz muhterislerden ve koltuk düşkünlerinden oluşmadığını kanıtlamanın yolunun buradan geçtiğini belirten Erten sözlerini şöyle noktaladı: “Aksi takdirde gelecekte bugün yönetimde olanların ve malum akıl hocalarının devlet tiyatrolarının tabutuna çivi çakmakla anılmaları kaçınılmazdır. Benden söylemesi.”
SANATÇI KIYIMINI DURDUR!
Oyuncu Orhan Aydın da karara sert tepki gösterdi: “Sanatçıysan karanlığı aydınlat. Devlet Tiyatrolarında yaşanan sanatçı kıyımını durdur! İşe uşak olmuş genel müdürün istifasını, kurumun özerk ve özgür olmasını isteyerek başla.”
SARI ZARF DEĞİL, İHTİŞAMLI KURDELADIR ONLAR
Devlet Tiyatroları Sanatçıları Derneği ise sarı zarfla tebliğ edilen kararla ilgili şu açıklamayı yaptı: “Çeyrek kadro alımında ellerine sarı zarf tutuşturulan çalışanlardan sonra siyah, ihtişamlı, parlak bir kurdeledir artık Devlet Tiyatroları! Varlığı boyunca yas tutulacak bir kıyamdır artık Devlet Tiyatroları! Bu karanlık sonu sessizliğiyle hazırlamıştır Devlet Tiyatroları! E o zaman yaşasın DEVLET TİYATROLARI!”
FİKRİ SAĞLAR’DAN İLGİNÇ YORUM
Eski Kültür Bakanı Fikri Sağlar, Twitter hesabından “Devlet tiyatrolarında ne oluyor?” diye sorarak “300’den fazla sanat emekçisinin işine gerekçe gösterilmeden son verildi. Devletin parasını ödediği, biletleri satılmış oyunlar gösterimden kaldırıldı. Yapılan akıl dışıdır.” diye yazdı. Sağlar’ın en sonda yaptığı “Bakanlıktaki kripto Fetöcüler kumpas mı kuruyor?” yorumuna birçok sosyal medya kullanıcısı tepki gösterdi.
SARAY’DA OYUN İZLEDİLER
Oyunculara sarı zarflar tebliğ edildiği saatlerde, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılımıyla Ankara DT yapımı “Leyla ile Mecnun” adlı oyun sahnelendi. İskender Pala’nın Leyla ile Mecnun kitabından sahneye uyarlanan oyunun sonunda sahneye davet edilen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Mustafa Kurt ve İskender Pala oyuncuları tebrik etti.
[BoldMedya] 5.1.2020
BOLD- Devlet Tiyatroları ve Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğünde görev yapan 300 sanat emekçisi işten çıkarıldı. Karar DT’nin çalışanlarını, oyuncularını, sanatçıları ve DT eski genel müdürlerini şok etti. ‘Güvenlik soruşturması’ alınan Kararların tebliğ edildiği saatlerde ise bazı DT’lerde oyunlar sahnelenemedi, bazılarında aksamalar meydana geldi. Sarayda ise İskender Pala’nın kitabından uyarlanan Leyla ve Mecnun oyunu sahnelendi.
MÜDÜRÜM BENİM DE HAKKIMDI
Yapılan sanatçı ve emekçi kıyımı sanat dünyasından tepki çekince Devlet Tiyatroları Gene Müdürü Mustafa Kurt bugün yeni bir açıklama yaparak “Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğümüzde 2020 yılına özlük hakları düzenlenmiş, 625 teknik ve 492 mezun sanatçı ile daha güçlü bir sezona başlayacaktır.” dedi.
Kurt’un sosyal medyadaki bu paylaşımına bir tiyatro emekçisinden tepki geldi. Eyüp Kaleli isim emekçi, “Müdürüm 2 ay önce eşimi, şimdi beni çıkarttınız ve 14 sezondur peruka atölyesinde aralıksız ve her sezon en az 3 oyun baktım, benim de hakkımdı.” dedi.
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI SÖYLEDİĞİNİN TAM TERSİ OLDU
Gazete Müstehak’ın haberine göre önceki gün sahneye çıkmak için hazırlık yapan Devlet Tiyatroları oyuncuları ellerine tutuşturulan sarı zarflarla işlerinden oldu. Tüm DT’lerde başrol oyuncusundan ışıkçısına kadar en az 150 çalışanla yeni sözleşme yapılmadı. Eski Kültür Bakanı Fikri Sağlar’ın dün akşam sosyal medyadan yaptığı açıklamaya göre bu sayı yaklaşık 300 civarında.
Tiyatrocuları şoke eden gelişmeler, 26 Aralık 2019 tarihli Resmi Gazete’deki Cumhurbaşkanı kararıyla başladı. “Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esaslarda Değişiklik Yapılmasına Dair Esaslar” başlıklı karar tiyatrocular arasında umutlu bir bekleyişe neden oldu.
Aynı gün Anadolu Ajansı’na konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy yıllardır süren sorunların biteceğini söyledi ve “Hiçbir statüsü olmadan, yevmiye ile görev yapan sanatçılarımız ve teknik çalışanlarımız, artık Bakanlık olarak bizim sözleşmeli personelimizdir. Hepsinin iş güvenliği endişesi giderilmiş, çalışma hayatları devletimizin güvencesi altına alınmıştır. Bu kapsamda maaşlarında da ciddi bir iyileştirmeye gidilmiştir” dedi.
Bu gelişmelerin ardından Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, yeni düzenlemeden yararlanmak isteyen sanatçıların başvurularını 26-30 Aralık 2019 tarihleri arasında aldı. Sanatçılar sözleşme imzalamayı beklerken kulislere sarı zarflar geldi. Sanatçı ve çalışanlara gönderilen tebligatlarda hiçbir gerekçe gösterilmeden, “Sözleşmeli personel çalıştırılmasına ilişkin esaslar kapsamında çalışma talebiniz Genel Müdürlüğümüzce uygun görülmemiştir” deniliyordu.
Eş zamanlı olarak Genel Müdür Mustafa Kurt tarafından il müdürlüklerine gönderilen talimatlarda başvuruların incelendiği belirtilerek, “Yapılan değerlendirme sonucunda ekteki listede yazılı olanların anılan kapsamda istihdam edilmeleri uygun görülmemiştir” denildi.
YÜCEL ERTEN: KOLTUK DÜŞKÜNLERİ OLMADIĞINIZI KANITLAYIN
DT’nin eski genel müdürü Yücel Erten Facebook sayfasında yaptığı açıklama ile DT’de yaşanan gelişmelere tepki gösterdi. Erten, “Kamu tiyatrolarının olmazsa olmazı kadrolu sanatçılardır. Kuşkusuz ihtiyaç oranında süreli sözleşmeli de bulunur. Sanat alanına topyekûn savaş açmış AKP anlayışı, yıllarca sanat kurumlarına kadro vermemiş, eksiklikleri tamamlamamıştır. Bu yolla kurumlar taşeron tuzağına düşürülmüş durumdadır. Bugün yaşanan batak, bu durumun ve yönetimdeki ilkesizliğin sonucudur. İlişiği kesilen tiyatro emekçileri de sürecin kurbanları” ifadelerini kullandı.
“Bugünkü batakta çok geç olmadan yapılabilecek bir şey vardır. Devlet Tiyatroları Genel Müdürü, hemen yarın Yönetim Kurulunu re’sen toplamalı ve kurul kararıyla önlem almalıdır” diyen Erten, yaşanan krizden çıkış yollarını da şöyle sıraladı:
* Bütün işten çıkarmalar ve işe alımlar bir ikinci duyuruya kadar hükümsüz kılınmalıdır.
* Alınacak elemanların yasal statüsü, sayısı ve aranan nitelikler hakkında açık bilgi kamuoyu ile paylaşılmalı.
* İnsanların hazırlanabileceği uygun süreç sonunda, eski-yeni bütün adaylar için sınav yapılacağı duyurulmalı.
* Sınav kurullarının, kurum yöneticilerinin mahut hegemonyası dışında objektif ölçütlerle oluşacağına dair teminat verilmeli ve bu sağlanmalıdır.
Devlet Tiyatrolarının yönetim kurulunun, iktidarın nimetleri ile kifayetsiz muhterislerden ve koltuk düşkünlerinden oluşmadığını kanıtlamanın yolunun buradan geçtiğini belirten Erten sözlerini şöyle noktaladı: “Aksi takdirde gelecekte bugün yönetimde olanların ve malum akıl hocalarının devlet tiyatrolarının tabutuna çivi çakmakla anılmaları kaçınılmazdır. Benden söylemesi.”
SANATÇI KIYIMINI DURDUR!
Oyuncu Orhan Aydın da karara sert tepki gösterdi: “Sanatçıysan karanlığı aydınlat. Devlet Tiyatrolarında yaşanan sanatçı kıyımını durdur! İşe uşak olmuş genel müdürün istifasını, kurumun özerk ve özgür olmasını isteyerek başla.”
SARI ZARF DEĞİL, İHTİŞAMLI KURDELADIR ONLAR
Devlet Tiyatroları Sanatçıları Derneği ise sarı zarfla tebliğ edilen kararla ilgili şu açıklamayı yaptı: “Çeyrek kadro alımında ellerine sarı zarf tutuşturulan çalışanlardan sonra siyah, ihtişamlı, parlak bir kurdeledir artık Devlet Tiyatroları! Varlığı boyunca yas tutulacak bir kıyamdır artık Devlet Tiyatroları! Bu karanlık sonu sessizliğiyle hazırlamıştır Devlet Tiyatroları! E o zaman yaşasın DEVLET TİYATROLARI!”
FİKRİ SAĞLAR’DAN İLGİNÇ YORUM
Eski Kültür Bakanı Fikri Sağlar, Twitter hesabından “Devlet tiyatrolarında ne oluyor?” diye sorarak “300’den fazla sanat emekçisinin işine gerekçe gösterilmeden son verildi. Devletin parasını ödediği, biletleri satılmış oyunlar gösterimden kaldırıldı. Yapılan akıl dışıdır.” diye yazdı. Sağlar’ın en sonda yaptığı “Bakanlıktaki kripto Fetöcüler kumpas mı kuruyor?” yorumuna birçok sosyal medya kullanıcısı tepki gösterdi.
SARAY’DA OYUN İZLEDİLER
Oyunculara sarı zarflar tebliğ edildiği saatlerde, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılımıyla Ankara DT yapımı “Leyla ile Mecnun” adlı oyun sahnelendi. İskender Pala’nın Leyla ile Mecnun kitabından sahneye uyarlanan oyunun sonunda sahneye davet edilen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Mustafa Kurt ve İskender Pala oyuncuları tebrik etti.
[BoldMedya] 5.1.2020
AKP'nin artık ona bile tahammülü yok!
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) lideri Recep Tayyip Erdoğan kendisine ve partisine yönelik en makul eleştiriye bile tahammül edemiyor ve en yakınındaki isimleri de ezip geçiyor.
27 Ekim 2019'da Adalet ve Kalkınma Partisi'nden (AKP) istifa eden İstanbul milletvekili Mustafa Yeneroğlu, ilahiyatçı Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma’nın Giresun Belediyesi’nin düzenlediği kitap fuarı etkinliği programından çıkarılmasını "tahammülsüzlük" diye niteledi.
Sırma, Erdoğan'ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı (1994-1997 yılları arasında) döneminde danışmanlığını yapmıştı.
"HAZİN HALİMİZE KELİMELER KİFAYETSİZ KALIR!"
Sırma’nın AKP kurmaylarının hocası olduğunu belirten Yeneroğlu, şahsi Twitter hesabında, “Emevi döneminin güç sarhoşluğu başta olmak üzere öğrettiği adalet ilkelerini ekseriyet unutmuş olsa da rahle-i tedrisatından geçmeyen azdır. Artık ona bile tahammül yoksa, hazin halimize kelimeler kifayetsiz kalır.” ifadesini kullandı.
Sırma, “AKP döneminde Müslümanlar çok daha fazla rahata kavuştu. Seküler oldular. Dünyevi oldular ve diyelim ki 15 sene önceki o İslami şuuru kaybettiler." benzeri açıklamalarıyla dikkati çekmişti.
AKP'Lİ BELEDİYE'DEN İHSAN SÜREYYA SIRMA'YA ENGEL
Giresun Belediyesi, bu yıl ilk defa 4-12 Ocak tarihleri arasında kitap fuarı düzenleme kararı almıştı.
Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma, belediye başkanı iken Erdoğan'ın danışmanlığı görevini üstlenmişti.
Belediye kitap fuarına davet ettiği ilahiyatçı-yazar Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma'yı "Giresun'daki yerel siyasi dengeler" sebebiyle etkinlikten çıkarmıştı.
Fuar davetlisi Beyan Yayınları ise İhsan Süreyya Sırma kararının ardından fuardan çekildiğini açıklamıştı.
[Samanyolu Haber] 5.1.2020
27 Ekim 2019'da Adalet ve Kalkınma Partisi'nden (AKP) istifa eden İstanbul milletvekili Mustafa Yeneroğlu, ilahiyatçı Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma’nın Giresun Belediyesi’nin düzenlediği kitap fuarı etkinliği programından çıkarılmasını "tahammülsüzlük" diye niteledi.
Sırma, Erdoğan'ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı (1994-1997 yılları arasında) döneminde danışmanlığını yapmıştı.
"HAZİN HALİMİZE KELİMELER KİFAYETSİZ KALIR!"
Sırma’nın AKP kurmaylarının hocası olduğunu belirten Yeneroğlu, şahsi Twitter hesabında, “Emevi döneminin güç sarhoşluğu başta olmak üzere öğrettiği adalet ilkelerini ekseriyet unutmuş olsa da rahle-i tedrisatından geçmeyen azdır. Artık ona bile tahammül yoksa, hazin halimize kelimeler kifayetsiz kalır.” ifadesini kullandı.
Sırma, “AKP döneminde Müslümanlar çok daha fazla rahata kavuştu. Seküler oldular. Dünyevi oldular ve diyelim ki 15 sene önceki o İslami şuuru kaybettiler." benzeri açıklamalarıyla dikkati çekmişti.
AKP'Lİ BELEDİYE'DEN İHSAN SÜREYYA SIRMA'YA ENGEL
Giresun Belediyesi, bu yıl ilk defa 4-12 Ocak tarihleri arasında kitap fuarı düzenleme kararı almıştı.
Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma, belediye başkanı iken Erdoğan'ın danışmanlığı görevini üstlenmişti.
Belediye kitap fuarına davet ettiği ilahiyatçı-yazar Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma'yı "Giresun'daki yerel siyasi dengeler" sebebiyle etkinlikten çıkarmıştı.
Fuar davetlisi Beyan Yayınları ise İhsan Süreyya Sırma kararının ardından fuardan çekildiğini açıklamıştı.
[Samanyolu Haber] 5.1.2020
Efsanevi belediye başkanından çarpıcı analiz
İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin eski başkanı Dr. Burhan Özfatura, Türkiye'nin 2020 halini analiz etti.
Ülkemin perişanlık tablosu…
DR. BURHAN ÖZFATURA | Gözlem Gazetesi
2020 yılına girdik. İnşallah; huzur, sağlık, mutluluk ve bereketli bir yıl yaşarız. Mevcut perişanlık tablosundan kurtuluruz. Zira, 2019 sonu itibariyle içler acısı bir durumda bulunmaktayız.
1- Ekonomi, (tarımı, sanayisi, ücretlisi, emeklisi, esnafı, velhasıl tüm kesimleri itibariyle) tam anlamında çökmüştür. İşsiz sayısı 8 milyonu aşmıştır. Özellikle genç işsizlerin ve üniversite mezunu işsizlerin oranları trajik boyutlardadır. En önemlisi de toplumun (yandaşlar dışındaki) büyük kesimde ümitsizlik hakim olmuştur. Sefalet ve fakirlik zirve yapmıştır.
a) Ülke yönetiminde tecrübe, liyakat ve istişare mekanizmaları yok edilmiştir. Tüm kararlar tek bir kişinin iki dudağı arasına hapsedilmiştir. Tek faktör kayıtsız itaat olmuştur. Bürokrasi, yargı, eğitim kurumları tam anlamı ile zaafa uğratılmıştır.
Neticede dış borç 447 milyar dolara yükselmiş; AKP döneminde 460 milyar dolar faiz ödenmiş, (2020 bütçesindeki faiz rakamı da 130 milyar TL’dir) ithalat / ihracat farkı, yani “Ödemeler dengesi açığı” 1 trilyon 50 milyar dolar olmuştur; 2019 bütçe açığı (Merkez Bankası ihtiyaçlarına el konulmasına, aflara, satışlara rağmen) 110 milyar TL’yi aşmıştır.
Zenginler daha zengin, fakirler iyice sefalete düşmüştür.
b) Ülkede; fikir/ ifade/ inanç ve teşebbüs hürriyetleri; mal ve can güvenliği, hukuk düzeni, demokrasi kalmamıştır. Tam bir baskı, iftira ve tehdit düzeni hakim kılınmıştır.
c) Dış politikada devamlı olarak vahim hatalar yapılmış; ABD ile Rusya arasında pinpon topuna dönülmüştür. Dünyada hiçbir dostumuz kalmamıştır. Suriye batağına iyice gömülmüş, yetmez gibi, Libya macerasına girilmiştir.
d) Eğitim; ilk öğretimden üniversitelere kadar tam anlamı ile dökülmektedir. Amaç, iktidarın yönetebileceği kitleler üretmektir.
Sistem yaz/boz tahtasına dönmüştür. Evlatlarımızın istikballeri karartılmıştır. (Üniversite rektörlerinin yarısı, yabancı dil bilmemektedir. 68 tanesinin uluslar arası bilimsel yayını yoktur. 71 tanesinin yayınına da atıf yoktur.)
“203 üniversitemiz var” diye övünmenin bir anlamı yoktur. Önemli olan Dünya sıralamasında kaç adet üniversitenin bulunduğudur. (Sadece; yolsuzluk ve kayırma olayları ile gündeme gelebilmektedirler.) Bu yüzden, parlak beyinlerimizi hızla kaybetmekteyiz.
2-Sosyal yapımız tam anlamı ile çökmüş, dejenere olmuştur. Milli/ manevi değerlerimizde, Türk Tarihi’nin en büyük tahribatı yaşanmıştır. Müslüman / Süslüman olmuş; muhafazakarın sadece kârı kalmış, mücahitler/ müteahhit olmuş; mazlum edebiyatı yapanlar/ zalim olmuştur.
Tevazunun yerini / gurur, kibir, enaniyet, lüks, israf, görgüsüzlük, arsızlık almıştır. Kula kulluk (şirk), kul hakkına tecavüz, rüşvet, yolsuzluk, haram, gıybet, iftira, yalan, fuhuş, sapıklık, ensest ilişkiler, uyuşturucu (son 10 yılda yüzde 908 artmıştır), hırsızlık, cinayetler, kadına şiddet, kuman, Muta nikahı (?) zirve yapmıştır.
Dinimizin hedefi olan güzel ahlakın yerini çıkarcılık; bilimin yerini koyu cehalet; Hanefi mezhebinin yerini Ateizm /Deizim/ Şia/ Vehhabilik ve Selefilik; Sevgili Peygamberimizin (SAV) yerini ise ne idüğü belirsiz şeyhler almıştır.
Diyanet teşkilatı, (diğer tüm kamu birimleri gibi) iktidarın emrine girmiştir. İslam’ın tüm farzları, şartları devre dışı bırakılmış; türban, sakal, AKP’ye oy vermek, şeyhe kölelik etmek, aklını kullanmamak, İmam Hatipli olmak, esas olmuştur. Neticede ne Allah korkusu kalmıştır ne de kuldan utanmak.
a) Okuma-yazma, araştırma devre dışı kalmıştır. İstersen İslamın ve imanın şartlarını; 32 farzı, hiç olmazsa namaz surelerinin anlamını bilme? AKP’ye oy ver ve de bir şeyhin kölesi ol yeter? Cennet garanti?
Dinimizde kul ile Rabbi arasında aracı olmadığını, Cenneti pazarlamaya kimsenin yetkisi bulunmadığını, idrak eden kalmadı. İslami Yaşama Endeksinde 153 ülke içinde 95. olmamız da kimsenin umurunda değil. İslam dünyasında tam 150 bin cemaatin olmasını da idrak edemiyoruz. (Çoğu dış istihbarat güçlerinin emrindedir.)
b) Ülkemizde; 30 silsile/ 400 tarikat kolu/ sayısı belirsiz cemaat/ 800 medrese/ 2,6 milyon mürit (1,1 milyon aktif) / 5.138 İmam Hatip Okulu (1,3 milyon öğrenci) / 105 İlahiyat Fakültesi/ sadece 310 Fen Lisesi/ 84.684 cami/ 23 bin Kur’an Kursu (2,5 milyon öğrenci) / 46.571 vakıf (çoğu iktidara cemaatlere ait) / 85.179 dernek (2.480’i cemaatlere ait)/ 4.000 öğrenci yurdu mevcuttur.
Hiç biri denetlenmiyor ve kamu kaynaklarından bol bol yararlanıyorlar. (Osmanlı İmparatorluğu’nu bilimin düşmanı, Kadızade grubu yıktı. Rabbim ülkemizi korusun)
Bu perişanlık tablosunun müsebbibi olan iktidar, hala saltanatını koruma peşindedir. Ülkenin durumu, onları ilgilendirmiyor. Halkı; Kanal İstanbul/ Libya/ yerli ve milli (?) otomobil vb. konularla uyutmaya devam ediyorlar. Başarı masalları anlatıyorlar.
Bu arada serbest bıraktıkları psikopat katiller, her gün masumları öldürmeye devam ediyorlar. Buna rağmen, yeni afları uygulamayı planlıyorlar.
[Samanyolu Haber] 5.1.2020
Ülkemin perişanlık tablosu…
DR. BURHAN ÖZFATURA | Gözlem Gazetesi
2020 yılına girdik. İnşallah; huzur, sağlık, mutluluk ve bereketli bir yıl yaşarız. Mevcut perişanlık tablosundan kurtuluruz. Zira, 2019 sonu itibariyle içler acısı bir durumda bulunmaktayız.
1- Ekonomi, (tarımı, sanayisi, ücretlisi, emeklisi, esnafı, velhasıl tüm kesimleri itibariyle) tam anlamında çökmüştür. İşsiz sayısı 8 milyonu aşmıştır. Özellikle genç işsizlerin ve üniversite mezunu işsizlerin oranları trajik boyutlardadır. En önemlisi de toplumun (yandaşlar dışındaki) büyük kesimde ümitsizlik hakim olmuştur. Sefalet ve fakirlik zirve yapmıştır.
a) Ülke yönetiminde tecrübe, liyakat ve istişare mekanizmaları yok edilmiştir. Tüm kararlar tek bir kişinin iki dudağı arasına hapsedilmiştir. Tek faktör kayıtsız itaat olmuştur. Bürokrasi, yargı, eğitim kurumları tam anlamı ile zaafa uğratılmıştır.
Neticede dış borç 447 milyar dolara yükselmiş; AKP döneminde 460 milyar dolar faiz ödenmiş, (2020 bütçesindeki faiz rakamı da 130 milyar TL’dir) ithalat / ihracat farkı, yani “Ödemeler dengesi açığı” 1 trilyon 50 milyar dolar olmuştur; 2019 bütçe açığı (Merkez Bankası ihtiyaçlarına el konulmasına, aflara, satışlara rağmen) 110 milyar TL’yi aşmıştır.
Zenginler daha zengin, fakirler iyice sefalete düşmüştür.
b) Ülkede; fikir/ ifade/ inanç ve teşebbüs hürriyetleri; mal ve can güvenliği, hukuk düzeni, demokrasi kalmamıştır. Tam bir baskı, iftira ve tehdit düzeni hakim kılınmıştır.
c) Dış politikada devamlı olarak vahim hatalar yapılmış; ABD ile Rusya arasında pinpon topuna dönülmüştür. Dünyada hiçbir dostumuz kalmamıştır. Suriye batağına iyice gömülmüş, yetmez gibi, Libya macerasına girilmiştir.
d) Eğitim; ilk öğretimden üniversitelere kadar tam anlamı ile dökülmektedir. Amaç, iktidarın yönetebileceği kitleler üretmektir.
Sistem yaz/boz tahtasına dönmüştür. Evlatlarımızın istikballeri karartılmıştır. (Üniversite rektörlerinin yarısı, yabancı dil bilmemektedir. 68 tanesinin uluslar arası bilimsel yayını yoktur. 71 tanesinin yayınına da atıf yoktur.)
“203 üniversitemiz var” diye övünmenin bir anlamı yoktur. Önemli olan Dünya sıralamasında kaç adet üniversitenin bulunduğudur. (Sadece; yolsuzluk ve kayırma olayları ile gündeme gelebilmektedirler.) Bu yüzden, parlak beyinlerimizi hızla kaybetmekteyiz.
2-Sosyal yapımız tam anlamı ile çökmüş, dejenere olmuştur. Milli/ manevi değerlerimizde, Türk Tarihi’nin en büyük tahribatı yaşanmıştır. Müslüman / Süslüman olmuş; muhafazakarın sadece kârı kalmış, mücahitler/ müteahhit olmuş; mazlum edebiyatı yapanlar/ zalim olmuştur.
Tevazunun yerini / gurur, kibir, enaniyet, lüks, israf, görgüsüzlük, arsızlık almıştır. Kula kulluk (şirk), kul hakkına tecavüz, rüşvet, yolsuzluk, haram, gıybet, iftira, yalan, fuhuş, sapıklık, ensest ilişkiler, uyuşturucu (son 10 yılda yüzde 908 artmıştır), hırsızlık, cinayetler, kadına şiddet, kuman, Muta nikahı (?) zirve yapmıştır.
Dinimizin hedefi olan güzel ahlakın yerini çıkarcılık; bilimin yerini koyu cehalet; Hanefi mezhebinin yerini Ateizm /Deizim/ Şia/ Vehhabilik ve Selefilik; Sevgili Peygamberimizin (SAV) yerini ise ne idüğü belirsiz şeyhler almıştır.
Diyanet teşkilatı, (diğer tüm kamu birimleri gibi) iktidarın emrine girmiştir. İslam’ın tüm farzları, şartları devre dışı bırakılmış; türban, sakal, AKP’ye oy vermek, şeyhe kölelik etmek, aklını kullanmamak, İmam Hatipli olmak, esas olmuştur. Neticede ne Allah korkusu kalmıştır ne de kuldan utanmak.
a) Okuma-yazma, araştırma devre dışı kalmıştır. İstersen İslamın ve imanın şartlarını; 32 farzı, hiç olmazsa namaz surelerinin anlamını bilme? AKP’ye oy ver ve de bir şeyhin kölesi ol yeter? Cennet garanti?
Dinimizde kul ile Rabbi arasında aracı olmadığını, Cenneti pazarlamaya kimsenin yetkisi bulunmadığını, idrak eden kalmadı. İslami Yaşama Endeksinde 153 ülke içinde 95. olmamız da kimsenin umurunda değil. İslam dünyasında tam 150 bin cemaatin olmasını da idrak edemiyoruz. (Çoğu dış istihbarat güçlerinin emrindedir.)
b) Ülkemizde; 30 silsile/ 400 tarikat kolu/ sayısı belirsiz cemaat/ 800 medrese/ 2,6 milyon mürit (1,1 milyon aktif) / 5.138 İmam Hatip Okulu (1,3 milyon öğrenci) / 105 İlahiyat Fakültesi/ sadece 310 Fen Lisesi/ 84.684 cami/ 23 bin Kur’an Kursu (2,5 milyon öğrenci) / 46.571 vakıf (çoğu iktidara cemaatlere ait) / 85.179 dernek (2.480’i cemaatlere ait)/ 4.000 öğrenci yurdu mevcuttur.
Hiç biri denetlenmiyor ve kamu kaynaklarından bol bol yararlanıyorlar. (Osmanlı İmparatorluğu’nu bilimin düşmanı, Kadızade grubu yıktı. Rabbim ülkemizi korusun)
Bu perişanlık tablosunun müsebbibi olan iktidar, hala saltanatını koruma peşindedir. Ülkenin durumu, onları ilgilendirmiyor. Halkı; Kanal İstanbul/ Libya/ yerli ve milli (?) otomobil vb. konularla uyutmaya devam ediyorlar. Başarı masalları anlatıyorlar.
Bu arada serbest bıraktıkları psikopat katiller, her gün masumları öldürmeye devam ediyorlar. Buna rağmen, yeni afları uygulamayı planlıyorlar.
[Samanyolu Haber] 5.1.2020
Suikastin perde arkası
İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'nin hayatını kaybettiği suikaste dair yeni bilgiler gün yüzüne çıktı.
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli haber kuruluşu Bloomberg, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'yi öldürme kararını 27 Aralık'ta İran'ın desteklediği milislerin Irak'ta bir ABD üssüne roketatarla saldırarak ABD'li müteahhiti öldürmesinden sonra aldığını belirtti.
Bloomberg'in konuya yakın üç kaynağa dayandırdığı haberine göre Trump, saldırıdan kısa süre sonra üç danışmanından Süleymani'yi öldürmek için bir plan yapmalarını istedi.
TRUMP KIRMIZI ÇİZGİNİN İHLAL EDİLDİĞİNİ BELİRTTİ
Kaynaklardan birine göre Trump, İran'ın Amerikan vatandaşını öldürmesini "kırmızı çizgi" olarak görüyordu. Fransa'dan ve diğer müttefiklerinden ABD vatandaşlarının öldürülmemesi için Tahran'ı uyarmasını istedi.
Saldırı planlanırken Trump'a en yakın isimler geçici özel kalem müdürü Mick Mulvaney, Ulusal Güvenlik Danışmanı Robert O'Brien, Başkan Yardımcısı Mike Pence ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun Noel ve yeni yıl tatili sebebiyle ülkenin farklı noktalarında olduğu belirtildi.
ABD 3 Ocak gece yarısında Irak'ın başşehri Bağdat'ta havalimanı yakınlarında İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'nin içinde bulunduğu taşıta roketli saldırı düzenledi. Saldırıda Süleymani ile birlikte İranlı bir general daha hayatını kaybetti.
Kaynaklara göre bu isimler Süleymani'ye yapılacak hava saldırısını planlarken güvenli özel bir hat kullandı.
Trump'ın kararının önceden sızmaması için planlama safhasına çok az kişiyi dahil edildiği ifade edildi.
TATİL PROGRAMINDA DEĞİŞİKLİK YAPMADI
Suikast hazırlığı devam ederken Trump, tatil programını değiştirmedi.
Başkan'ın Bağdat'taki ABD Büyükelçiliği'nin kuşatıldığı gün dışında zamanını çoğunlukla golf oynayarak geçirdiği bildirildi.
Saldırı hakkında hiçbir yabancı hükümete bilgi verilmedi.
Bir ABD yetkilisi Süleymani'nin saldırıya giden süreçte direkt olarak izlenmediğini, ancak havalimanında olacağına dair istihbarat aldıklarında saldırının tarihini belirlediklerini ifade etti.
KONGRE'YE DE HABER VERİLMEDİ
Konuya yakın iki kaynak, "Süleymani Bağdat'taki havalimanına indiği anda ABD'nin haberi olacaktı." dedi.
Operasyon hakkında ABD'nin yasama organı Kongre'ye de haber verilmedi.
Bu karar birçok Demokrat'ın tepkisini çekmişti.
[Samanyolu Haber] 5.1.2020
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli haber kuruluşu Bloomberg, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'yi öldürme kararını 27 Aralık'ta İran'ın desteklediği milislerin Irak'ta bir ABD üssüne roketatarla saldırarak ABD'li müteahhiti öldürmesinden sonra aldığını belirtti.
Bloomberg'in konuya yakın üç kaynağa dayandırdığı haberine göre Trump, saldırıdan kısa süre sonra üç danışmanından Süleymani'yi öldürmek için bir plan yapmalarını istedi.
TRUMP KIRMIZI ÇİZGİNİN İHLAL EDİLDİĞİNİ BELİRTTİ
Kaynaklardan birine göre Trump, İran'ın Amerikan vatandaşını öldürmesini "kırmızı çizgi" olarak görüyordu. Fransa'dan ve diğer müttefiklerinden ABD vatandaşlarının öldürülmemesi için Tahran'ı uyarmasını istedi.
Saldırı planlanırken Trump'a en yakın isimler geçici özel kalem müdürü Mick Mulvaney, Ulusal Güvenlik Danışmanı Robert O'Brien, Başkan Yardımcısı Mike Pence ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun Noel ve yeni yıl tatili sebebiyle ülkenin farklı noktalarında olduğu belirtildi.
ABD 3 Ocak gece yarısında Irak'ın başşehri Bağdat'ta havalimanı yakınlarında İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'nin içinde bulunduğu taşıta roketli saldırı düzenledi. Saldırıda Süleymani ile birlikte İranlı bir general daha hayatını kaybetti.
Kaynaklara göre bu isimler Süleymani'ye yapılacak hava saldırısını planlarken güvenli özel bir hat kullandı.
Trump'ın kararının önceden sızmaması için planlama safhasına çok az kişiyi dahil edildiği ifade edildi.
TATİL PROGRAMINDA DEĞİŞİKLİK YAPMADI
Suikast hazırlığı devam ederken Trump, tatil programını değiştirmedi.
Başkan'ın Bağdat'taki ABD Büyükelçiliği'nin kuşatıldığı gün dışında zamanını çoğunlukla golf oynayarak geçirdiği bildirildi.
Saldırı hakkında hiçbir yabancı hükümete bilgi verilmedi.
Bir ABD yetkilisi Süleymani'nin saldırıya giden süreçte direkt olarak izlenmediğini, ancak havalimanında olacağına dair istihbarat aldıklarında saldırının tarihini belirlediklerini ifade etti.
KONGRE'YE DE HABER VERİLMEDİ
Konuya yakın iki kaynak, "Süleymani Bağdat'taki havalimanına indiği anda ABD'nin haberi olacaktı." dedi.
Operasyon hakkında ABD'nin yasama organı Kongre'ye de haber verilmedi.
Bu karar birçok Demokrat'ın tepkisini çekmişti.
[Samanyolu Haber] 5.1.2020
Rektöre pankartlı cevap!
İstanbul Üniversitesi öğrencileri "indirimli yemek haklarını üç öğünden bire indiren" rektörlük kararına karşı başlattıkları protesto eylemini sürdürüyor.
İstanbul Üniversitesi (İÜ) öğrencileri, 3,5 TL olan indirimli kahvaltı haklarının iptal edilmesini ve indirimli öğün sayısının teke indirilmesine karşı protestolara devam ediyor.
Üniversite yönetimi tarafından talepleri karşılanmayan öğrenciler, ikinci öğrenim yarı yılı için boykota hazırlanıyor.
ÖĞRENCİLER NEYİ TALEP EDİYOR?
*Zamlar geri çekilsin.
*İndirimil öğün sayısı yeniden üçe çıkarılsın
*İşten çıkarılan 40 yemekhane çalışanı işe geri alınsın.
İstanbul Üniversitesi rektörlüğünün aldığı karara göre öğrenciler ikinci bir öğün yemek isterse bu yemek için 18,50 TL ödemek mecburiyetinde kalacak.
MÜŞTERİ DEĞİL, ÖĞRENCİYİZ!
2 Ocak'ta başlayan eylemler sürüyor. Farklı siyasi görüşteki öğrenci grupları "Müşteri değil, öğrenciyiz", "Yemek hakkımız engellenemez" sloganlarıyla İstanbul Beyazıt'taki ana kampüs çevresinde yürüdü.
Ayda 500 lira Kredi Yurtlar Kurumu (KYK) bursu ile geçinmeye çalışan İÜ öğrencilerinden Betül Topkaya, "İndirimsiz öğün demek; benim günde bir öğün yemek yemem anlamına geliyor." dedi.
Topkaya, okuldaki çoğu öğrencinin üç öğüne toplamda 10,5 TL vermekte bile zorlarken bir anda 22 lira vermesinin kolay olamadığını söyledi.
Topkaya, "Zaten küçücük eve çok fazla kira veriyoruz. Ek işlerde çalışmak zorunda kalıyoruz ve bu derslerimizi engelliyor. Yemek yapmaya derslerden zaman kalmıyor. Bir de bunun üzerine yemekhane zammı olunca iyice zorlaştı." dedi.
İŞTEN ATILAN 40 YEMEKHANE ÇALIŞINA İÇİN DE EYLEM YAPIYORLAR
T24'e mülakat veren Süleyman Akın, "Haftanın 5 günü okulda olan bir öğrenci için bu karar fazlasını ifade ediyor." yorumunu yaptı.
Öğrencilerden Ebru S. ise, "Geçinemiyoruz, yemek yemek istiyoruz. Yemeklerden böcek ve kıl çıkıyordu ama ucuz olduğu için tolere gösteriyorduk." ifadelerini kullandı.
"Belli bir enerji almamız gerekiyor ki derslerimize odaklanabilelim." diyen Ebru S., "Şu an hem yemek çeşitliliği hem öğün sayısı hem de ucuz olması elimizden alındı." dedi.
[Samanyolu Haber] 5.1.2020
İstanbul Üniversitesi (İÜ) öğrencileri, 3,5 TL olan indirimli kahvaltı haklarının iptal edilmesini ve indirimli öğün sayısının teke indirilmesine karşı protestolara devam ediyor.
Üniversite yönetimi tarafından talepleri karşılanmayan öğrenciler, ikinci öğrenim yarı yılı için boykota hazırlanıyor.
ÖĞRENCİLER NEYİ TALEP EDİYOR?
*Zamlar geri çekilsin.
*İndirimil öğün sayısı yeniden üçe çıkarılsın
*İşten çıkarılan 40 yemekhane çalışanı işe geri alınsın.
İstanbul Üniversitesi rektörlüğünün aldığı karara göre öğrenciler ikinci bir öğün yemek isterse bu yemek için 18,50 TL ödemek mecburiyetinde kalacak.
MÜŞTERİ DEĞİL, ÖĞRENCİYİZ!
2 Ocak'ta başlayan eylemler sürüyor. Farklı siyasi görüşteki öğrenci grupları "Müşteri değil, öğrenciyiz", "Yemek hakkımız engellenemez" sloganlarıyla İstanbul Beyazıt'taki ana kampüs çevresinde yürüdü.
Ayda 500 lira Kredi Yurtlar Kurumu (KYK) bursu ile geçinmeye çalışan İÜ öğrencilerinden Betül Topkaya, "İndirimsiz öğün demek; benim günde bir öğün yemek yemem anlamına geliyor." dedi.
Topkaya, okuldaki çoğu öğrencinin üç öğüne toplamda 10,5 TL vermekte bile zorlarken bir anda 22 lira vermesinin kolay olamadığını söyledi.
Topkaya, "Zaten küçücük eve çok fazla kira veriyoruz. Ek işlerde çalışmak zorunda kalıyoruz ve bu derslerimizi engelliyor. Yemek yapmaya derslerden zaman kalmıyor. Bir de bunun üzerine yemekhane zammı olunca iyice zorlaştı." dedi.
İŞTEN ATILAN 40 YEMEKHANE ÇALIŞINA İÇİN DE EYLEM YAPIYORLAR
T24'e mülakat veren Süleyman Akın, "Haftanın 5 günü okulda olan bir öğrenci için bu karar fazlasını ifade ediyor." yorumunu yaptı.
Öğrencilerden Ebru S. ise, "Geçinemiyoruz, yemek yemek istiyoruz. Yemeklerden böcek ve kıl çıkıyordu ama ucuz olduğu için tolere gösteriyorduk." ifadelerini kullandı.
"Belli bir enerji almamız gerekiyor ki derslerimize odaklanabilelim." diyen Ebru S., "Şu an hem yemek çeşitliliği hem öğün sayısı hem de ucuz olması elimizden alındı." dedi.
[Samanyolu Haber] 5.1.2020
İntihar eden Ari Behn’in 16 yaşındaki kızı: Yardım talep etmek zayıflık değildir [Engin Tenekeci]
Noel’in birinci günü intihar eden Norveç prensesi Märtha Louise’nin eski eşi Ari Behn’in (47) cenaze töreninde duygu dolu anlar yaşandı. Märtha Louise, eski eşinin ölümüne ilişkin yayınladığı basın açıklamasıyla da sessizliğini bozdu.
İntihar eden Behn’in 16 yaşındaki kızı Maud Angelica’nım tören konuşması ülke gündeminde geniş yer buldu. Ayrıca Angelica’nın konuşma anında oldukça duygusal anlar yaşandı.
Geçtiğimiz hafta sonu Oslo Merkez Kadetrali’nde gerçekleşen cenaze törenine başta tüm Kraliyet ailesi mensuplarıyla birlikte, başbakan Erna Solberg, bakanlar, parti yetkilileri, yazarlar, sanatçılar ve halk da katıldı. Veliaht Prens Haakon’un tabutu taşıyanlar arasında olması dikkat çekti.
Konuşmasına, “Bugün senin için bir konuşma yapacağım. Belki ellerim titreyebilir.” sözleriyle başlayan Maud Angelica, en az 10 saatini ayırarak babası için bir karakalem portre çalışması yaptığını belirtti. Angelica sözlerini şöyle devam etti: “Senin resmin olan bu çalışmayı sana bir Noel hediyesi olarak verecektim. Senin portreni çizerken seni ne kadar sevdiğimi düşündüm. Bir de bu hediyeyi alırken vereceğin tepkinin benim için ne kadar heyecan verici olacağını. Ancak şu andan itibaren senin o huzur verici gülümsemeni ve bakışlarını göremeyeceğim.”
Märtha Louise’nin kızı psikojik hastalığı olanlar için de bazı açıklamalarda bulundu. “Psikolojik hastalığı olan herkese sadece şunu demek istiyorum.” diyen Angelica şöyle devam etti: “Siz aksini düşünsenizde hastalığınıza her zaman bir çare vardır. Dışarıdaki insanlar size yardım edebilir. Herkes sevgi ve mutluluğu hak ediyor. Yardım talep etmek zayıflık değil, güçlülüktür.”
Öte yandan Maud Angelica, başkaların, yine psikojik hastalığa sahip olanların haklarında neler düşündüğü hususuna da değindi. Psikolojik rahatsızlığı olanların hayatta olmaları, hem çevresini hem de kendilerini mutlu ettiğinin altınız çizdi.
“Asla, yaşamına son vermenin senin için daha iyi bir seçim olacağı inancında olma.” şeklinde uyarılarda konuşan Behn’in kızı, bunun oldukça yanlış bir şey olduğu ve bu konuda yemin edebileceğini de aktardı.
Norveç prensesi Märtha Louise ise yaptığı yazılı basın açıklamasında, eski eşi Ari Behn hakkında oldukça duygusal içerikli açıklamalarda bulundu. Bilinmez bir psikoljik rahatsızlığın kendisini esir aldığını, sağlığı için tüm aile fertlerinin gece-gündüz çaba harcadığına işaret etti.
“Sevgili Ari” diye başladığı açıklamasında prenses Märtha Louise, Noel’i beraber kutlamalarının kendilerini çok mutlu edeceğine atıfta bulundu. Kızları için keyifli, sıcak kanlı, zeki ve iyi bir baba olduğunu, bu yüzden onu kaybettikleri için derin bir hüzün içerisinde olduklarını bildirdi ve şunları ekledi: Senin, bir konuya dair ki o eğlenceli bakış açılarını, şiirsel ses tonunu, oldukça kibar selamlaşmalarını ve kızlarına olan o kocaman sevgini üzlüyoruz Şu an güzel kızlarımız için doldurduğun yerin boş ve o yeri kimse de dolduramaz. Oldukça derin bir hüzün ve acı içerisindeyiz.”
Bununla birlikte bazı intiharla mücadele kurumları, intihar haberini sıklıkla gündeme getirdiği gerekçesiyle medyayı eleştirdi. Zira konunun uzmanlarına göre bu tür haberler intiharı “bulaşıcı” hale getirip, yine intihara olan ilgiyi artırabiliyor.
LESE isimli intihar vakalarını araştırma kurumunun genel sekreteri Terese Grøm, konuya ilişkin journalistin.no isimli internet haber sitesine bazı açıklamalarda bulundu. Grøm, görünürde intihara dair haberlerde yer alan mum ve ışık yakmalar, güzel konuşmalar insanlara cazip gelebileceğini söyledi. Ancak aynı zamanda bu tür haberlerin, insanlardaki, intiharın acil bir durum olduğu ve bu hastalığı nasıl atlatacağı konusundaki dikkati de dağıttığını savundu.
[Engin Tenekeci] 5.1.2020 [TR724]
İntihar eden Behn’in 16 yaşındaki kızı Maud Angelica’nım tören konuşması ülke gündeminde geniş yer buldu. Ayrıca Angelica’nın konuşma anında oldukça duygusal anlar yaşandı.
Geçtiğimiz hafta sonu Oslo Merkez Kadetrali’nde gerçekleşen cenaze törenine başta tüm Kraliyet ailesi mensuplarıyla birlikte, başbakan Erna Solberg, bakanlar, parti yetkilileri, yazarlar, sanatçılar ve halk da katıldı. Veliaht Prens Haakon’un tabutu taşıyanlar arasında olması dikkat çekti.
Konuşmasına, “Bugün senin için bir konuşma yapacağım. Belki ellerim titreyebilir.” sözleriyle başlayan Maud Angelica, en az 10 saatini ayırarak babası için bir karakalem portre çalışması yaptığını belirtti. Angelica sözlerini şöyle devam etti: “Senin resmin olan bu çalışmayı sana bir Noel hediyesi olarak verecektim. Senin portreni çizerken seni ne kadar sevdiğimi düşündüm. Bir de bu hediyeyi alırken vereceğin tepkinin benim için ne kadar heyecan verici olacağını. Ancak şu andan itibaren senin o huzur verici gülümsemeni ve bakışlarını göremeyeceğim.”
Märtha Louise’nin kızı psikojik hastalığı olanlar için de bazı açıklamalarda bulundu. “Psikolojik hastalığı olan herkese sadece şunu demek istiyorum.” diyen Angelica şöyle devam etti: “Siz aksini düşünsenizde hastalığınıza her zaman bir çare vardır. Dışarıdaki insanlar size yardım edebilir. Herkes sevgi ve mutluluğu hak ediyor. Yardım talep etmek zayıflık değil, güçlülüktür.”
Öte yandan Maud Angelica, başkaların, yine psikojik hastalığa sahip olanların haklarında neler düşündüğü hususuna da değindi. Psikolojik rahatsızlığı olanların hayatta olmaları, hem çevresini hem de kendilerini mutlu ettiğinin altınız çizdi.
“Asla, yaşamına son vermenin senin için daha iyi bir seçim olacağı inancında olma.” şeklinde uyarılarda konuşan Behn’in kızı, bunun oldukça yanlış bir şey olduğu ve bu konuda yemin edebileceğini de aktardı.
Norveç prensesi Märtha Louise ise yaptığı yazılı basın açıklamasında, eski eşi Ari Behn hakkında oldukça duygusal içerikli açıklamalarda bulundu. Bilinmez bir psikoljik rahatsızlığın kendisini esir aldığını, sağlığı için tüm aile fertlerinin gece-gündüz çaba harcadığına işaret etti.
“Sevgili Ari” diye başladığı açıklamasında prenses Märtha Louise, Noel’i beraber kutlamalarının kendilerini çok mutlu edeceğine atıfta bulundu. Kızları için keyifli, sıcak kanlı, zeki ve iyi bir baba olduğunu, bu yüzden onu kaybettikleri için derin bir hüzün içerisinde olduklarını bildirdi ve şunları ekledi: Senin, bir konuya dair ki o eğlenceli bakış açılarını, şiirsel ses tonunu, oldukça kibar selamlaşmalarını ve kızlarına olan o kocaman sevgini üzlüyoruz Şu an güzel kızlarımız için doldurduğun yerin boş ve o yeri kimse de dolduramaz. Oldukça derin bir hüzün ve acı içerisindeyiz.”
Bununla birlikte bazı intiharla mücadele kurumları, intihar haberini sıklıkla gündeme getirdiği gerekçesiyle medyayı eleştirdi. Zira konunun uzmanlarına göre bu tür haberler intiharı “bulaşıcı” hale getirip, yine intihara olan ilgiyi artırabiliyor.
LESE isimli intihar vakalarını araştırma kurumunun genel sekreteri Terese Grøm, konuya ilişkin journalistin.no isimli internet haber sitesine bazı açıklamalarda bulundu. Grøm, görünürde intihara dair haberlerde yer alan mum ve ışık yakmalar, güzel konuşmalar insanlara cazip gelebileceğini söyledi. Ancak aynı zamanda bu tür haberlerin, insanlardaki, intiharın acil bir durum olduğu ve bu hastalığı nasıl atlatacağı konusundaki dikkati de dağıttığını savundu.
[Engin Tenekeci] 5.1.2020 [TR724]
Hollanda Mahkemesi, ‘hakaret ve tehdidi’ cezasız bırakmadı
Amsterdam mahkemesi’nin, gazeteci Basri Doğan’a sosyal medyadan hakaret eden ve ölüm tehditleri savuran AKP yandaşı F. Topal hakkında verdiği kamu imkânlarından yararlanamama ve mahkeme, avukat paraları hariç 1.000 euro para cezası onandı.
Amsterdam Ağır Ceza Mahkemesi kararına karşı Kararı Yüksek Mahkeme’de temyiz başvurusu yapan F. Topal ve avukatı kararlarından vazgeçerek suçlamaları kabul etmişti.
Amsterdam Başsavcılığı, hararet ve tehditlere emsal olacak kararın kesinleştiğini ve cezanın taraflara tebliğ edildiğini açıkladı.
GAZETECİ DOĞAN: HİÇ BİR HAKARET VE TEHDİT KARŞILIKSIZ KALMAYACAK
Gazeteci Basri Doğan, “Beni tehdit eden AKP yanlısı F. Topal’ın cezasının kesinleşmesi son derece olumlu bir gelişme. İnsanları tehdit edip sahte hesapla saklanmak artık mümkün olmayacak.” dedi.
Doğan, “Bu karar ile Hollanda da demokratik bir anayasal devlette yaşadığımızı bilmesini ve anlamasını umuyorum. Benzer şekilde beni tehdit eden 14 davama bu Amsterdam Ağır Ceza Mahkemesi kararının emsal olacağımdan hiç şüphem yok. Demokrasi ülkesinde yasamak ne güzel. Hukuk ve adaletin olması ne güzel. Karar metni elime ulaştığında ibreti alem için kamuoyu ile paylaşacağım. Adalet tecelli etti ve sanık C.B Erdoğan yanlısı F.T.’nin cezası Amsterdam mahkemesi tarafından onandı. İşlemiş olduğu tehdit & hakaret suçu sicilinde ömür boyu taşıyacak. Savcılık mektup gönderdi tazminatı ödediğine dair. Soruyorum: bunca hakarete değer miydi? ” ifadelerini kullandı.
[TR724] 5.1.2020
Amsterdam Ağır Ceza Mahkemesi kararına karşı Kararı Yüksek Mahkeme’de temyiz başvurusu yapan F. Topal ve avukatı kararlarından vazgeçerek suçlamaları kabul etmişti.
Amsterdam Başsavcılığı, hararet ve tehditlere emsal olacak kararın kesinleştiğini ve cezanın taraflara tebliğ edildiğini açıkladı.
GAZETECİ DOĞAN: HİÇ BİR HAKARET VE TEHDİT KARŞILIKSIZ KALMAYACAK
Gazeteci Basri Doğan, “Beni tehdit eden AKP yanlısı F. Topal’ın cezasının kesinleşmesi son derece olumlu bir gelişme. İnsanları tehdit edip sahte hesapla saklanmak artık mümkün olmayacak.” dedi.
Doğan, “Bu karar ile Hollanda da demokratik bir anayasal devlette yaşadığımızı bilmesini ve anlamasını umuyorum. Benzer şekilde beni tehdit eden 14 davama bu Amsterdam Ağır Ceza Mahkemesi kararının emsal olacağımdan hiç şüphem yok. Demokrasi ülkesinde yasamak ne güzel. Hukuk ve adaletin olması ne güzel. Karar metni elime ulaştığında ibreti alem için kamuoyu ile paylaşacağım. Adalet tecelli etti ve sanık C.B Erdoğan yanlısı F.T.’nin cezası Amsterdam mahkemesi tarafından onandı. İşlemiş olduğu tehdit & hakaret suçu sicilinde ömür boyu taşıyacak. Savcılık mektup gönderdi tazminatı ödediğine dair. Soruyorum: bunca hakarete değer miydi? ” ifadelerini kullandı.
[TR724] 5.1.2020
Ahmet Nesin: “Abidin Ünal kasıla kasıla dolaşırken, 70 çocuk müebbet alıyorsa yapılan darbe tiyatrosudur”
Yargılandıkları davadan tahliye edilen sonra tekrar tutuklanan70 Hava Harp Okulu öğrencisi geçtiğimiz hafta müebbet hapse mahkum edildi. ‘Darbe Tiyatrosu’na kurban edilen askeri öğrenciler için bir yazı kaleme alan Artıgercek.com yazarı Ahmet Nesin, “Dönemin hava kuvvetleri komutanı Abidin Ünal hâlâ serbest ve kasıla kasıla dolaşırken, 70 çocuk müebbet hapse mahkûm oluyorsa, bu işin trajik bir darbe tiyatrosu olduğunu söyleme hakkım var.” dedi.
Nesin şöyle devam etti: “Hulusi Akar milli savunma bakanı oluyorken, MİT müsteşarı hâlâ aynı görevdeyken, Erdoğan darbeyi önlemeyim “Bu bize Allah’ın bir lütfudur” dedikten sonra kahraman pozu veriyorken, 70 çocuk müebbet hapse mahkûm oluyorsa, işte o zaman bu işin bir darbe değil Kemal Kılıçdaroğlu’nun dediği gibi bir tiyatro olduğunu, hem de trajik bir darbe tiyatrosu olduğunu söyleme hakkım var.”
Ahmet Nesin’in ‘70 askeri öğrenciye müebbet = Trajik darbe tiyatrosu…’ başlık yazısı şöyle;
“Dönemin hava kuvvetleri komutanı Abidin Ünal hâlâ serbest ve kasıla kasıla dolaşırken, 70 çocuk müebbet hapse mahkûm oluyorsa, bu işin trajik bir darbe tiyatrosu olduğunu söyleme hakkım var.
Yaşamımda en garibime giden şey, anayasayı beğenmeyen siyasilerin anayasayı değiştirme hakları varken, bilhassa öğrencilerin, gençlerin, devrimcilerin yada herhangi bir aydının yada birinin beğenmedikleri anayasayı değiştirmek istemelerinin idam yada müebbet hapis cezasıyla sonuçlanmalarıdır. Bu konu üzerine bir tez yazılmış mıdır bilmiyorum ama zamanında meclis kürsüsüne çıkıp mevcut 1960 anayasasını beğenmediğini haykıran Süleyman Demirel yada Alpaslan Türkeş alkışlanır ve oy alıp ülkeyi yönetme hakkını kazanırken, Aziz Nesinler, Çetin Altanlar, Behice Boranlar “Anayasayı ihlal” suçlamasıyla tutuklanıp, yargılandılar. Recep Tayyip Erdoğan anayasayı değiştirtip kendisine yasal diktatör olma şansını verdirtirken, yine parti eş başkanı olan Selahattin Demirtaş ile Figen Yüksekdağ tutuklanabiliyor. 9 Mart 1971 darbesini yapmakla suçlanan hava kuvvetleri komutanı Muhsin Batur 12 Mart 1971 darbesinin komutanı olabilirken, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan idam ediliyor, Mahirler, Cemgiller, Kaypakkayalar anayasayı “ihlal ve ılga”dan infaz ediliyorlar. Kenan Evren ve arkadaşları 12 Eylül 1980’de darbe yapıp faşistliklerini yargılanmamak üzere anayasal değişiklikle garanti altına alırlarken ayrıca faşist anayasayı da silah zoruyla onaylatıyorlar ama 17 yaşındaki Erdal Eren yaşı büyütülerek anayasayı “ihlal ve ılga”dan idam edildi.
Dün 70 hava harp okulu öğrencisi darbecilikten müebbet hapse mahkûm edildi. Aynı yukarıda yazdıklarım gibi, Erdoğan kendi diktatörlüğünü pekiştirmek için anayasayı değiştirdi ve 12 Eylül anayasasından bile beter bir anayasayı hile seçimlerle önümüze koydu, haberi olduğu bir darbeyi engellemek yerine izin vererek kendi darbesini yaptı ve bir emirle 70 genç çocuğu, hatta ergenlik çağında sayılabilecek çocuğu müebbet hapse mahkûm etti.
Avukat, savcı yada hakim olmak için hukuku bitirmek zorundasınız ama kimi hukuki uygulamaları anlamak ve hakkında yorum yapmak için hukuk okuma mecburiyetiniz yoktur, insanlığınız, düşünceleriniz ve dünyaya bakış açınız kimileyin neyin, nasıl yapılması gerektiğini önünüze koyar.70 öğrenciye verilen ceza da işte böyle bişey, 15 Temmuz gecesinden sonra tutuklanan ama 7 ay sonra büyük çoğunluğu tahliye edilen çocukların müebbet hapse mahkum olmaları tam da bahsettiğim gibi bişey.
Tutuklanmalara, hatta Türkiye’de uygulanan tutuklama sistemine oldum olası karşıyım. Bir insanı tutuklamanız için çok ciddi gerekçeleriniz olması gerekiyor ve bu gerekçeler dışında da serbest bırakıldığında delilleri yok etme yada ülke dışına kaçma nedenleri olması gerekiyor. Ancak bu Türkiye’de böyle uygulanmıyor, bilhassa halka korku vermek için herkes aylarca, yıllarca hücrelerde tutuluyor. 1 kişiyi 7 ay tutuklu bulundurduktan sonra tahliye ediyorsanız bu 2 anlama gelir. Ya ceza alsa bile yatacağı hapis ya o kadar yada ona yakındır yada beraat edecektir. Yani 7 ay sonra serbest bırakacağınız kişinin müebbet ceza alacak kadar bir suçu yoktur.
Bunları yazarken 70 çocuğun suçu olup olmadığını tartışmıyorum, sadece bir genelleme yapıyorum. Demek istediğim şu, serbest bırakıldıktan sonra müebbet hapse mahkûm edilen çocuklarla ilgili karar hukuki bir karar değildir, ancak ve ancak emirle verilmiş bir karardır. Bütün dünya bu çocukların 15 Temmuz’da oraya nasıl getirildiğini bilirken, onlara bu cezayı vermek ciddi bir hukuk tanımazlıktır, hukuku korku diline çevirmektir ve bunun adı da diktatörlüktür.
HABERİN TAMAMI İÇİN TIKLAYIN
[TR724] 5.1.2020
Nesin şöyle devam etti: “Hulusi Akar milli savunma bakanı oluyorken, MİT müsteşarı hâlâ aynı görevdeyken, Erdoğan darbeyi önlemeyim “Bu bize Allah’ın bir lütfudur” dedikten sonra kahraman pozu veriyorken, 70 çocuk müebbet hapse mahkûm oluyorsa, işte o zaman bu işin bir darbe değil Kemal Kılıçdaroğlu’nun dediği gibi bir tiyatro olduğunu, hem de trajik bir darbe tiyatrosu olduğunu söyleme hakkım var.”
Ahmet Nesin’in ‘70 askeri öğrenciye müebbet = Trajik darbe tiyatrosu…’ başlık yazısı şöyle;
“Dönemin hava kuvvetleri komutanı Abidin Ünal hâlâ serbest ve kasıla kasıla dolaşırken, 70 çocuk müebbet hapse mahkûm oluyorsa, bu işin trajik bir darbe tiyatrosu olduğunu söyleme hakkım var.
Yaşamımda en garibime giden şey, anayasayı beğenmeyen siyasilerin anayasayı değiştirme hakları varken, bilhassa öğrencilerin, gençlerin, devrimcilerin yada herhangi bir aydının yada birinin beğenmedikleri anayasayı değiştirmek istemelerinin idam yada müebbet hapis cezasıyla sonuçlanmalarıdır. Bu konu üzerine bir tez yazılmış mıdır bilmiyorum ama zamanında meclis kürsüsüne çıkıp mevcut 1960 anayasasını beğenmediğini haykıran Süleyman Demirel yada Alpaslan Türkeş alkışlanır ve oy alıp ülkeyi yönetme hakkını kazanırken, Aziz Nesinler, Çetin Altanlar, Behice Boranlar “Anayasayı ihlal” suçlamasıyla tutuklanıp, yargılandılar. Recep Tayyip Erdoğan anayasayı değiştirtip kendisine yasal diktatör olma şansını verdirtirken, yine parti eş başkanı olan Selahattin Demirtaş ile Figen Yüksekdağ tutuklanabiliyor. 9 Mart 1971 darbesini yapmakla suçlanan hava kuvvetleri komutanı Muhsin Batur 12 Mart 1971 darbesinin komutanı olabilirken, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan idam ediliyor, Mahirler, Cemgiller, Kaypakkayalar anayasayı “ihlal ve ılga”dan infaz ediliyorlar. Kenan Evren ve arkadaşları 12 Eylül 1980’de darbe yapıp faşistliklerini yargılanmamak üzere anayasal değişiklikle garanti altına alırlarken ayrıca faşist anayasayı da silah zoruyla onaylatıyorlar ama 17 yaşındaki Erdal Eren yaşı büyütülerek anayasayı “ihlal ve ılga”dan idam edildi.
Dün 70 hava harp okulu öğrencisi darbecilikten müebbet hapse mahkûm edildi. Aynı yukarıda yazdıklarım gibi, Erdoğan kendi diktatörlüğünü pekiştirmek için anayasayı değiştirdi ve 12 Eylül anayasasından bile beter bir anayasayı hile seçimlerle önümüze koydu, haberi olduğu bir darbeyi engellemek yerine izin vererek kendi darbesini yaptı ve bir emirle 70 genç çocuğu, hatta ergenlik çağında sayılabilecek çocuğu müebbet hapse mahkûm etti.
Avukat, savcı yada hakim olmak için hukuku bitirmek zorundasınız ama kimi hukuki uygulamaları anlamak ve hakkında yorum yapmak için hukuk okuma mecburiyetiniz yoktur, insanlığınız, düşünceleriniz ve dünyaya bakış açınız kimileyin neyin, nasıl yapılması gerektiğini önünüze koyar.70 öğrenciye verilen ceza da işte böyle bişey, 15 Temmuz gecesinden sonra tutuklanan ama 7 ay sonra büyük çoğunluğu tahliye edilen çocukların müebbet hapse mahkum olmaları tam da bahsettiğim gibi bişey.
Tutuklanmalara, hatta Türkiye’de uygulanan tutuklama sistemine oldum olası karşıyım. Bir insanı tutuklamanız için çok ciddi gerekçeleriniz olması gerekiyor ve bu gerekçeler dışında da serbest bırakıldığında delilleri yok etme yada ülke dışına kaçma nedenleri olması gerekiyor. Ancak bu Türkiye’de böyle uygulanmıyor, bilhassa halka korku vermek için herkes aylarca, yıllarca hücrelerde tutuluyor. 1 kişiyi 7 ay tutuklu bulundurduktan sonra tahliye ediyorsanız bu 2 anlama gelir. Ya ceza alsa bile yatacağı hapis ya o kadar yada ona yakındır yada beraat edecektir. Yani 7 ay sonra serbest bırakacağınız kişinin müebbet ceza alacak kadar bir suçu yoktur.
Bunları yazarken 70 çocuğun suçu olup olmadığını tartışmıyorum, sadece bir genelleme yapıyorum. Demek istediğim şu, serbest bırakıldıktan sonra müebbet hapse mahkûm edilen çocuklarla ilgili karar hukuki bir karar değildir, ancak ve ancak emirle verilmiş bir karardır. Bütün dünya bu çocukların 15 Temmuz’da oraya nasıl getirildiğini bilirken, onlara bu cezayı vermek ciddi bir hukuk tanımazlıktır, hukuku korku diline çevirmektir ve bunun adı da diktatörlüktür.
HABERİN TAMAMI İÇİN TIKLAYIN
[TR724] 5.1.2020
Arnavutluk, AGİT dönem başkanlığına insan kaçırma ile başladı [Necdet Çelik]
Arnavutluk, 1 Ocak’ta devraldığı Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) dönem başkanlığına, Harun Çelik’i hukuksuzca Türkiye’ye deport ederek başladı. İşlem, kamuoyunda ‘insan kaçırma’ olarak nitelendirildi.
Sahte Kanada vizesi nedeniyle 5,5 aydır Tiran’da hapis yatan teknik öğretmen Harun Çelik’in, cezasının bittiği resmi tatil gününde, polis aracıyla cezaevinden alınıp alelacele havayoluyla Türkiye’ye gönderilmesi ülkede tepkiyle karşılandı.
Yapılanı ‘insan kaçırma’ olarak tanımlayan eski dışişleri bakanı Tritan Shehu, olayın Arnavutluk’un AGİT dönem başkanlığını devraldığı gün meydana geldiğine dikkat çekti. Eski bakan Shehu, kişisel sosyal medya hesabından şu görüşü paylaştı: ”Türk medyasında çıkanlara, polisin aceleciliğine ve kurumların kekelemesine bakınca yapılan işlem, kaçırmadır. Herkes tatildeyken, AGİT başkanlığının ilk gününün akşamında, bu kadar kontolsüz ve kaba davranışa maruz kalan Türk vatandaşına yapılanlar için kamuoyu resmi açıklama bekliyor.’’
YASALAR ÇİĞNENDİ, SORUŞTURULMALI
Olayı ‘illegal adam kaçırma’ olarak tanımlayan bir başka isim, eski eğitim bakanı Genc Pollo. Kişisel twitter hesabından hükümete yüklenen Pollo, ”Bu uygulamayla, temel insan hakları, Arnavutluk yasaları, tüm uygulanabilir uluslararası kriterler çiğnenmiştir. AB’ye katılım sürecinde ülkenin olumlu imajı tehlikeye atılmıştır.” ifadelerini kullandı. Halihazırda parlamento üyesi olan Pollo, bağımsız bir soruşturma yapılması için cumhurbaşkanına, ombudsmana ve savcılara çağrı yaptı.
Benzer çağrı eski dışişleri bakanı Tritan Shehu’dan geldi. Uluslararası kurumlar dahil edilerek konunun Kosova’daki gibi halkı tatmin edecek şekilde soruşturulmasını isteyen Shehu, ”O vatandaşın neyle suçlandığı hukukun işi. Beni ilgilendiren standartlara, temel haklara ve AB ile imzalanan anlaşmalara uyulması.’’ tespitinde bulundu.
Arnavut medyası, skandalı MİT operasyonu olarak lanse eden Türk medyasıyla aynı fikirde değil.
TİRAN, MİT OPERASYONUNU DOĞRULAMADI
Harun Çelik’in hukuksuzca Türkiye’ye gönderilmesi, Türk medyasında MİT operasyonu olarak lanse edilmişti. Ancak Arnavut yetkililer, Türk basınıyla aynı fikirde değil. Balkan Insight portalına konuşan emniyet sözcüsü Gentjan Mualli, olayda MİT’in payına dair suskun kalmayı tercih etti. Mualli, ‘’Bu konuda açıklama daha sonra yapılacak. Şunu söyleyebilirim; Harun Çelik, sahte evrak kullandığı için yasalarımıza göre sınır dışı edildi.” dedi.
HÜKÜMET: BİZ BU İŞTE YOKUZ
Eleştirilerin odağındaki Edi Rama hükümeti, sorumluluk almadı. Balkan Insight’ın ulaştığı hükümet sözcüsü Endri Fuga, söz konusu olayın Edi Rama ile Erdoğan arasındaki sıkı dostlukla ilişkilendirimemesi gerektiğini savunarak, ”Yapılan, başbakanlık ofisiyle ilgisi olmayan, legal bir prosedür.’’ demekle yetindi
HARUN ÇELİK METRİS CEZAEVİNDE
Perşembe sabaha karşı İstanbul’a getirilen Harun Çelik, cuma günü çıkarıldığı 1. Sulh Ceza Hakimliği’nce tutuklanarak Metris cezaevinde kondu.
[Necdet Çelik] 5.1.2020 [TR724]
Sahte Kanada vizesi nedeniyle 5,5 aydır Tiran’da hapis yatan teknik öğretmen Harun Çelik’in, cezasının bittiği resmi tatil gününde, polis aracıyla cezaevinden alınıp alelacele havayoluyla Türkiye’ye gönderilmesi ülkede tepkiyle karşılandı.
Yapılanı ‘insan kaçırma’ olarak tanımlayan eski dışişleri bakanı Tritan Shehu, olayın Arnavutluk’un AGİT dönem başkanlığını devraldığı gün meydana geldiğine dikkat çekti. Eski bakan Shehu, kişisel sosyal medya hesabından şu görüşü paylaştı: ”Türk medyasında çıkanlara, polisin aceleciliğine ve kurumların kekelemesine bakınca yapılan işlem, kaçırmadır. Herkes tatildeyken, AGİT başkanlığının ilk gününün akşamında, bu kadar kontolsüz ve kaba davranışa maruz kalan Türk vatandaşına yapılanlar için kamuoyu resmi açıklama bekliyor.’’
YASALAR ÇİĞNENDİ, SORUŞTURULMALI
Olayı ‘illegal adam kaçırma’ olarak tanımlayan bir başka isim, eski eğitim bakanı Genc Pollo. Kişisel twitter hesabından hükümete yüklenen Pollo, ”Bu uygulamayla, temel insan hakları, Arnavutluk yasaları, tüm uygulanabilir uluslararası kriterler çiğnenmiştir. AB’ye katılım sürecinde ülkenin olumlu imajı tehlikeye atılmıştır.” ifadelerini kullandı. Halihazırda parlamento üyesi olan Pollo, bağımsız bir soruşturma yapılması için cumhurbaşkanına, ombudsmana ve savcılara çağrı yaptı.
Benzer çağrı eski dışişleri bakanı Tritan Shehu’dan geldi. Uluslararası kurumlar dahil edilerek konunun Kosova’daki gibi halkı tatmin edecek şekilde soruşturulmasını isteyen Shehu, ”O vatandaşın neyle suçlandığı hukukun işi. Beni ilgilendiren standartlara, temel haklara ve AB ile imzalanan anlaşmalara uyulması.’’ tespitinde bulundu.
Arnavut medyası, skandalı MİT operasyonu olarak lanse eden Türk medyasıyla aynı fikirde değil.
TİRAN, MİT OPERASYONUNU DOĞRULAMADI
Harun Çelik’in hukuksuzca Türkiye’ye gönderilmesi, Türk medyasında MİT operasyonu olarak lanse edilmişti. Ancak Arnavut yetkililer, Türk basınıyla aynı fikirde değil. Balkan Insight portalına konuşan emniyet sözcüsü Gentjan Mualli, olayda MİT’in payına dair suskun kalmayı tercih etti. Mualli, ‘’Bu konuda açıklama daha sonra yapılacak. Şunu söyleyebilirim; Harun Çelik, sahte evrak kullandığı için yasalarımıza göre sınır dışı edildi.” dedi.
HÜKÜMET: BİZ BU İŞTE YOKUZ
Eleştirilerin odağındaki Edi Rama hükümeti, sorumluluk almadı. Balkan Insight’ın ulaştığı hükümet sözcüsü Endri Fuga, söz konusu olayın Edi Rama ile Erdoğan arasındaki sıkı dostlukla ilişkilendirimemesi gerektiğini savunarak, ”Yapılan, başbakanlık ofisiyle ilgisi olmayan, legal bir prosedür.’’ demekle yetindi
HARUN ÇELİK METRİS CEZAEVİNDE
Perşembe sabaha karşı İstanbul’a getirilen Harun Çelik, cuma günü çıkarıldığı 1. Sulh Ceza Hakimliği’nce tutuklanarak Metris cezaevinde kondu.
[Necdet Çelik] 5.1.2020 [TR724]
İspiyoncu ve yalancı tanıklara karşı ne yapılabilir?
Av. Nurullah Albayrak ve Av. Mehmet Tahsin, NE YAPILABİLİR’de bu hafta ‘Tanık’ konusunu ele alıyor.
Programda şu sorulara cevaplar veriliyor:
✅ Tanık nedir?
✅ Yalancı tanıklık yapmanın cezası nedir? Yalancı tanıklık yapmanın cezai sonuçları nedir? Bunda zamanaşımı var mıdır?
✅ Yalan ortaya çıkmasına rağmen bunu dikkate almayan savcı ve hakimlerin sorumluluğu nedir?
[TR724] 5.1.2020
Programda şu sorulara cevaplar veriliyor:
✅ Tanık nedir?
✅ Yalancı tanıklık yapmanın cezası nedir? Yalancı tanıklık yapmanın cezai sonuçları nedir? Bunda zamanaşımı var mıdır?
✅ Yalan ortaya çıkmasına rağmen bunu dikkate almayan savcı ve hakimlerin sorumluluğu nedir?
[TR724] 5.1.2020
Ağır kanser hastası çocuklar cezaevindeki babalarını bekliyor
15 Temmuz sonrası ebeveynleri tutuklanan binlerce çocuk mağduriyet yaşıyor. Bunların içinde ise en çok mağduriyeti kansere yakalanmış ama tedavi süreçlerinde baba desteğinden uzak kalan çocuklar yaşıyor.
19 aydır babası cezaevinde olan Ahmet Burhak Ataç bir yıldır ağır kemik kanser hastası. Ataç’ın annesi Zekiye Ataç pasaportundaki yasaktan dolayı yurtdışına çıkamıyor. Anen Ataç, Almanya’nın Köln şehrindeki ‘Immun Onkologisches Zentrum’ kanser merkezinin oğlunu tedavi etmek istediğini ama pasaportunda engel olduğunu belirtmişti.
Babası hapiste olan bir diğer çocuk 4,5 yaşındaki Ali İhsan Başer. Lösemi hastası Başer’in babası ise 23 aydır Amasya Cezaevinde. Kayseri Şehir Hastanesi’nden tedavi gören Ali İhsan, “Babacım seni çok özledim. Artık gelmeni istiyorum” diyor.
5,5 yaşındaki kanser hastası Eymen yaklaşık 20 aydır tutuklu olan babasını işte olarak biliyor.
[TR724] 5.1.2020
19 aydır babası cezaevinde olan Ahmet Burhak Ataç bir yıldır ağır kemik kanser hastası. Ataç’ın annesi Zekiye Ataç pasaportundaki yasaktan dolayı yurtdışına çıkamıyor. Anen Ataç, Almanya’nın Köln şehrindeki ‘Immun Onkologisches Zentrum’ kanser merkezinin oğlunu tedavi etmek istediğini ama pasaportunda engel olduğunu belirtmişti.
Babası hapiste olan bir diğer çocuk 4,5 yaşındaki Ali İhsan Başer. Lösemi hastası Başer’in babası ise 23 aydır Amasya Cezaevinde. Kayseri Şehir Hastanesi’nden tedavi gören Ali İhsan, “Babacım seni çok özledim. Artık gelmeni istiyorum” diyor.
5,5 yaşındaki kanser hastası Eymen yaklaşık 20 aydır tutuklu olan babasını işte olarak biliyor.
[TR724] 5.1.2020
Kasım Süleymani için “candaşımız” diyen Perinçek, “O bizim şehidimiz!” ifadesini kullandı
AKP iktidarının gölge ortağı Vatan Partisi Genel Başkanı Doğru Perinçek, ABD tarafından öldürülen İranlı General Kasım Süleymani için “ Değerli candaşımız, arkadaşımız… O bizim şehidimiz” ifadesini kullandı.
BOLD-Türkiye siyasi tarihinin karanlık dönemlerinin politikacısı olarak ifade edilen ve Ergenekon davasının eski sanıklarından Vatan Partisi Genel Başkanı Doğru Perinçek’in, ABD tarafından öldürülen İran Devrim Muhafızları’na bağlaı Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani hakkında yaptığı açıklamalar dikkat çekti.
ERDOĞAN’NINDA “ŞEHİT” DEDİĞİ İFADE EDİLMİŞTİ
Perinçek’in, Süleymani bahsederken “bizim şehidimiz” ifadesini kullanması, İran’ın Ankara Büyükelçiliği tarafından paylaşılan mesajda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da “şehit” ifadesini kullandığı İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile yapılan görüşmeyi hatırlattı. Erdoğan’ın Kasım Süleymani için “şehit” ifadesini kullandı mı? Yoksa kullanmadı mı? tartışmalarının devam ederken Doğu Perinçek’in açıklamaları dikkat çekti.
PERİNÇEK: DEĞERLİ ARKADAŞIMIZ SÜLEYMANİ
Vatan Partisi İzmir İl Başkanlığı’nın 11. Olağan Soner Polat Kurultayı, Genel Başkan Doğru Perinçek’in katılımıyla Kültürpark’ta gerçekleştirildi. Burada konuşan Perinçek, “Değerli arkadaşımız Süleymani’nin ABD tarafından katledilmesi, demire demirin cevabıdır. Bizim şehidimiz Kasım Süleymani; aynı zamanda insanlığın, Batı Asya’nın, İran’ın şehidi” ifadesini kullandı.
“TÜRK MİLLETİ VE BÜTÜN BÖLGE HALKLARININ ŞEHİDİ”
Süleymani’nin, ABD’nin Irak’ın başkenti Bağdat’ta düzenlediği hava saldırısında öldürülmesiyle ilgili de konuşan Perinçek, “4 gün önce İran devleti ve milletinin Devrim Muhafızları Ordusu’nun Kudüs Komutanı, değerli candaşımız, arkadaşımız Kasım Süleymani’nin ABD tarafından katledilmesi, demire demirin cevabıdır. Karşılıklı demirler, karşılıklı çelikler. Bizim şehidimiz Kasım Süleymani, aynı zamanda insanlığın, Batı Asya’nın, İran’ın şehidi. Can dostumuz İran ve Türk milleti ile bütün bölge haklarının ve insanlığın şehidi. Ateşe, ateşle cevap. Amerika o cevabı almıştır. Hem de bütün Batı Asya’dan almıştır ve alacaktır. Kasım Süleymani’yi, Amerika başkanının emriyle o terör eylemi ile şehit eden Amerika, o cevabı da alacak. Kasım Süleymani’yi saygı ile buradan anıyoruz ve İran milletine İzmir Kurultayı’nda selamlarımızı gönderiyoruz.” dedi.
[BoldMedya] 5.1.2020
BOLD-Türkiye siyasi tarihinin karanlık dönemlerinin politikacısı olarak ifade edilen ve Ergenekon davasının eski sanıklarından Vatan Partisi Genel Başkanı Doğru Perinçek’in, ABD tarafından öldürülen İran Devrim Muhafızları’na bağlaı Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani hakkında yaptığı açıklamalar dikkat çekti.
ERDOĞAN’NINDA “ŞEHİT” DEDİĞİ İFADE EDİLMİŞTİ
Perinçek’in, Süleymani bahsederken “bizim şehidimiz” ifadesini kullanması, İran’ın Ankara Büyükelçiliği tarafından paylaşılan mesajda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da “şehit” ifadesini kullandığı İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile yapılan görüşmeyi hatırlattı. Erdoğan’ın Kasım Süleymani için “şehit” ifadesini kullandı mı? Yoksa kullanmadı mı? tartışmalarının devam ederken Doğu Perinçek’in açıklamaları dikkat çekti.
PERİNÇEK: DEĞERLİ ARKADAŞIMIZ SÜLEYMANİ
Vatan Partisi İzmir İl Başkanlığı’nın 11. Olağan Soner Polat Kurultayı, Genel Başkan Doğru Perinçek’in katılımıyla Kültürpark’ta gerçekleştirildi. Burada konuşan Perinçek, “Değerli arkadaşımız Süleymani’nin ABD tarafından katledilmesi, demire demirin cevabıdır. Bizim şehidimiz Kasım Süleymani; aynı zamanda insanlığın, Batı Asya’nın, İran’ın şehidi” ifadesini kullandı.
“TÜRK MİLLETİ VE BÜTÜN BÖLGE HALKLARININ ŞEHİDİ”
Süleymani’nin, ABD’nin Irak’ın başkenti Bağdat’ta düzenlediği hava saldırısında öldürülmesiyle ilgili de konuşan Perinçek, “4 gün önce İran devleti ve milletinin Devrim Muhafızları Ordusu’nun Kudüs Komutanı, değerli candaşımız, arkadaşımız Kasım Süleymani’nin ABD tarafından katledilmesi, demire demirin cevabıdır. Karşılıklı demirler, karşılıklı çelikler. Bizim şehidimiz Kasım Süleymani, aynı zamanda insanlığın, Batı Asya’nın, İran’ın şehidi. Can dostumuz İran ve Türk milleti ile bütün bölge haklarının ve insanlığın şehidi. Ateşe, ateşle cevap. Amerika o cevabı almıştır. Hem de bütün Batı Asya’dan almıştır ve alacaktır. Kasım Süleymani’yi, Amerika başkanının emriyle o terör eylemi ile şehit eden Amerika, o cevabı da alacak. Kasım Süleymani’yi saygı ile buradan anıyoruz ve İran milletine İzmir Kurultayı’nda selamlarımızı gönderiyoruz.” dedi.
[BoldMedya] 5.1.2020
Gelecek Partisi Sözcüsü Temurci: Milletimize vaadimizdir, KHK’lara yargı yolunu açacağız
Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Selim Temurci, “Parti olarak milletimize vaadimizdir” diyerek KHK’lara yargı yolunu açacaklarını söyledi.
BOLD-AKP’den istifa ettikten sonra eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun kurucu Genel Başkanı olduğu Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Selim Temurci, Biz10 TV’de Çağlar Cilara’nın konuğu oldu. Parti programlarına ilişkin açıklamalarda bulunan Temurci, “Gelecek Partisi olarak OHAL döneminde çıkarılan KHK’ların yargı yolu açık olacak şekilde bir düzenlemeye gidilebilmesini parti programımıza koyduk. OHAL’de de olsa hukuk askıya alınamaz. Gelecek Partisi olarak milletimize vaadimizdir” ifadesini kullandı.
AKP’de İstanbul İl Başkanlığı görevinde bulunan Selim Temurci, 15 Temmuz’dan sonra çıkartılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile mağdur olan insanların il başkanlığına geldiğini ve “Haksızlığa uğradığını söyleyen insanlar direk il başkanlığımıza geliyorlardı. Bu konuyla ilgili olarak hukukçulardan oluşan bir komisyonu da ilk defa kuran kişi benim, burada meseleye bakışım insaniydi” dedi.
“BİZ ‘EV YANIYOR’ DEDİK ONLAR BİZE KAPIYI GÖSTERDİ”
“Şu anda kurucumuz olan çok değerli insanların yaşadıkları bazı durumlar önümüze geliyor. Bir kurucumuzun damadı işinden oldu, eski Kahramanmaraş milletvekilimiz” diyen Temurci “Samimiyetle söylüyorum, bizim tanıdığımız Recep Tayyip Erdoğan 2001’de partiyi kurduğumuz Recep Tayyip Erdoğan olsa ve yaşadıklarımızı hissetse şu anda Gelecek Partisi diye bir parti olmazdı.” ifadesini kullandı.
“Biz mazluma zulmeden herhangi bir siyasi anlayışın tarafında olabilir miyiz?” diye soran Temurci, “Adaletsizliğin, hukuksuzluğun olduğu, ülkede demokrasinin her geçen gün kan kaybettiği bir yerde biz 2001’de kurduğumuz o partinin ortadan kalktığını gördüğümüzde önce kendi evimizin içinde bağırdık, ev yanıyor dedik, hadi bu evi kurtaralım dedik. 31 Mart’a kadar bekledik. Cevap olarak bize kapıyı gösterdiler. Sadece biz değil, Türkiye’nin her yerinde AK Parti’ye inanan insanlar o yapıyı terk etmeye başladılar.” dedi.
[BoldMedya] 5.1.2020
BOLD-AKP’den istifa ettikten sonra eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun kurucu Genel Başkanı olduğu Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Selim Temurci, Biz10 TV’de Çağlar Cilara’nın konuğu oldu. Parti programlarına ilişkin açıklamalarda bulunan Temurci, “Gelecek Partisi olarak OHAL döneminde çıkarılan KHK’ların yargı yolu açık olacak şekilde bir düzenlemeye gidilebilmesini parti programımıza koyduk. OHAL’de de olsa hukuk askıya alınamaz. Gelecek Partisi olarak milletimize vaadimizdir” ifadesini kullandı.
AKP’de İstanbul İl Başkanlığı görevinde bulunan Selim Temurci, 15 Temmuz’dan sonra çıkartılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile mağdur olan insanların il başkanlığına geldiğini ve “Haksızlığa uğradığını söyleyen insanlar direk il başkanlığımıza geliyorlardı. Bu konuyla ilgili olarak hukukçulardan oluşan bir komisyonu da ilk defa kuran kişi benim, burada meseleye bakışım insaniydi” dedi.
“BİZ ‘EV YANIYOR’ DEDİK ONLAR BİZE KAPIYI GÖSTERDİ”
“Şu anda kurucumuz olan çok değerli insanların yaşadıkları bazı durumlar önümüze geliyor. Bir kurucumuzun damadı işinden oldu, eski Kahramanmaraş milletvekilimiz” diyen Temurci “Samimiyetle söylüyorum, bizim tanıdığımız Recep Tayyip Erdoğan 2001’de partiyi kurduğumuz Recep Tayyip Erdoğan olsa ve yaşadıklarımızı hissetse şu anda Gelecek Partisi diye bir parti olmazdı.” ifadesini kullandı.
“Biz mazluma zulmeden herhangi bir siyasi anlayışın tarafında olabilir miyiz?” diye soran Temurci, “Adaletsizliğin, hukuksuzluğun olduğu, ülkede demokrasinin her geçen gün kan kaybettiği bir yerde biz 2001’de kurduğumuz o partinin ortadan kalktığını gördüğümüzde önce kendi evimizin içinde bağırdık, ev yanıyor dedik, hadi bu evi kurtaralım dedik. 31 Mart’a kadar bekledik. Cevap olarak bize kapıyı gösterdiler. Sadece biz değil, Türkiye’nin her yerinde AK Parti’ye inanan insanlar o yapıyı terk etmeye başladılar.” dedi.
[BoldMedya] 5.1.2020
Oğlunun son anlarını anlattı: Anne beni buradan ölü çıkartacaklar!
Cezaevinde yakalandığı kanser sonucu hayatını kaybeden öğretmen Engin Erol’un annesi, karıncayı bile incitmeyen oğlunun hain ilan edildiğini hatırlatarak ‘Bu halk oyuna gelmesin’ dedi.
BOLD- Sapasağlam girdiği Erzurum Cezaevinde kanser olduğu halde tahliye edilmeyen Engin Erol, zorunlu tahliyesinden 10 gün sonra, 20 Aralık 2019’da hayatını kaybetmişti. Hizmet Hareketi mensuplarına yönelik yürütülen tenkil sürecinde tutuklanan Erol tahliye edilmeden hemen önce, 2 yıl Artvin Cezaevinde, 1 yıl 3 aydır da Erzurum H Tipi Cezaevinde tutuklu bulundu.
HUKUKİ MÜCADELE VASİYET ETTİ
Cezaevindeyken kanser teşhisi konulan Erol, 3 ay doktora gidebilmek için bekletildi, diğer birçok hastada olduğu gibi tedavisi geciktirildi. Erol’un hastalığıyla ilgili 20’den fazla dilekçe verdi ancak dilekçeler dikkate alınmadı. Sağlık durumu iyiden iyiye bozulan Erol, tedavi gördüğü hastanede hayata gözlerini yumdu. Erol, memleketi Rize’de toprağa verildi. Ölümüyle sevenlerini yasa boğan, üç çocuk babası Erol, son nefesinde sorumlularla ilgili hukuki mücadelenin sürdürülmesini vasiyet ettiği öğrenildi.
BENİ BURADAN ÖLÜ ÇIKARACAKLAR
Oğlunun ölümüyle ilgili KHK TV’ye konuşan anne Hatice Erol, oğlunun son günlerinde aralarında geçen diyaloğu paylaştı. Anne Erol, oğlunun çok acı çektiğini devamlı kustuğunu belirterek, “Doktora çok başvurdum anne ama kabul olmadı. Merdivenlerden yuvarlandım, yürüyemedim yine de götürmediler. Beni buradan ölü çıkaracaklar” dediğini aktardı.
MÜKAFATI OĞLUMUN ÖLÜMÜ OLDU
Karıncayı bile incitmeyen oğlunun bir gecede hain ilan edildiğini hatırlatan anne Erol, “Biz hain olamayız. Bu halk oyuna gelmesin. Biz milletimiz için devletimiz için çalışan insanlarız. Her gece Cumhurbaşkanına dua ederdim. Allah onu başımızdan eksik etmesin diye. Bu dualarımın mükafatı oğlumun ölümü oldu.” dedi.
BOLD- Sapasağlam girdiği Erzurum Cezaevinde kanser olduğu halde tahliye edilmeyen Engin Erol, zorunlu tahliyesinden 10 gün sonra, 20 Aralık 2019’da hayatını kaybetmişti. Hizmet Hareketi mensuplarına yönelik yürütülen tenkil sürecinde tutuklanan Erol tahliye edilmeden hemen önce, 2 yıl Artvin Cezaevinde, 1 yıl 3 aydır da Erzurum H Tipi Cezaevinde tutuklu bulundu.
HUKUKİ MÜCADELE VASİYET ETTİ
Cezaevindeyken kanser teşhisi konulan Erol, 3 ay doktora gidebilmek için bekletildi, diğer birçok hastada olduğu gibi tedavisi geciktirildi. Erol’un hastalığıyla ilgili 20’den fazla dilekçe verdi ancak dilekçeler dikkate alınmadı. Sağlık durumu iyiden iyiye bozulan Erol, tedavi gördüğü hastanede hayata gözlerini yumdu. Erol, memleketi Rize’de toprağa verildi. Ölümüyle sevenlerini yasa boğan, üç çocuk babası Erol, son nefesinde sorumlularla ilgili hukuki mücadelenin sürdürülmesini vasiyet ettiği öğrenildi.
BENİ BURADAN ÖLÜ ÇIKARACAKLAR
Oğlunun ölümüyle ilgili KHK TV’ye konuşan anne Hatice Erol, oğlunun son günlerinde aralarında geçen diyaloğu paylaştı. Anne Erol, oğlunun çok acı çektiğini devamlı kustuğunu belirterek, “Doktora çok başvurdum anne ama kabul olmadı. Merdivenlerden yuvarlandım, yürüyemedim yine de götürmediler. Beni buradan ölü çıkaracaklar” dediğini aktardı.
MÜKAFATI OĞLUMUN ÖLÜMÜ OLDU
Karıncayı bile incitmeyen oğlunun bir gecede hain ilan edildiğini hatırlatan anne Erol, “Biz hain olamayız. Bu halk oyuna gelmesin. Biz milletimiz için devletimiz için çalışan insanlarız. Her gece Cumhurbaşkanına dua ederdim. Allah onu başımızdan eksik etmesin diye. Bu dualarımın mükafatı oğlumun ölümü oldu.” dedi.
[BoldMedya] 5.1.2020➡️Bir annenin ağızından cezaevinde kanser hastalığına yakalanan oğlunun son anları.— KHK TV (@khktelevizyonu) January 5, 2020
➡️Anne Hatice Erol KHK TV'ye konuştu:
🔹"Her gece Cumhurbaşkanı'na dua ederdim mükafatı oğlumun ölümü oldu."
KHK TV'yi YouTube kanalından izleyin👇👇👇https://t.co/DuuH3cKSA6 pic.twitter.com/QqM0vW5Irv
Avustralya’daki orman yangınında 480 milyon hayvan telef oldu
Avustralya tarihinin en büyük orman yangınını yaşıyor. Eylül 2019’da başlayan yangında 24 kişi hayatını kaybetti, 480 milyon hayvan öldü, 2 milyon dönüm zarar gördü.
BOLD- Avustralya’da dört ay önce başlayan yangın kontrol edilemiyor. Yeni Zelanda’ya ulaştığı belirtilen yangında bugüne kadar 480 milyon hayvanın öldüğü ifade ediliyor. Yangında 24 kişinin hayatını kaybettiği, 4 kişinin kayıp olduğu ve 2 milyon dönüm alanın da yandığı belirtiliyor.
BBC’nin haberine göre Avustralya Başbakanı Scott Morrison, ormanlık ve çalılık bölgelerde başlayan ve aylardır devam eden yangınların kontrol altına alma çabalarına yardımcı olması için yaklaşık 3 bin askerin göreve çağrıldığını açıkladı. Morrison, rüzgarın etkisiyle dün birçok noktada yeni yangınların çıktığını ve mevcut yangınların da ilerleme hızının arttığını söyledi.
Morrison düzenlediği basın toplantısında, “Cumartesi günü itibarıyla yaşadığımız yangın felaketi yeni bir boyuta geçti” dedi. İklim değişikliğiyle yeterince ilgilenmediği için eleştirilen Morrison, yangın yerlerine daha önce yaptığı ziyaretlerde protesto edilince ziyareti yarıda kesmişti. Savunma Bakanı Linda Reynolds, ülke tarihinde ilk kez askerin ülke içi bir mesele için göreve çağrıldığını söyledi.
KOALA NÜFUSUNUN YÜZDE 30’U ZARAR GÖRDÜ
Prman ve çalılık alanda başlayan yangınlarda şu ana kadar 1300 ev ve 2 milyon dönümden büyük bir alan tahrip oldu. Yangında nesli tükenmekte olan koala nüfusunun da yüzde 30’u zarar gördü.
[BoldMedya] 5.1.2020
BOLD- Avustralya’da dört ay önce başlayan yangın kontrol edilemiyor. Yeni Zelanda’ya ulaştığı belirtilen yangında bugüne kadar 480 milyon hayvanın öldüğü ifade ediliyor. Yangında 24 kişinin hayatını kaybettiği, 4 kişinin kayıp olduğu ve 2 milyon dönüm alanın da yandığı belirtiliyor.
YANGIN İÇİN 3 BİN ASKER GÖREVE ÇAĞRILDIFootage from Betka Road, facing towards Betka Beach, south of the Mallacoota CBD, taken by a resident. Posting with permission. #vicfires pic.twitter.com/laSN0aGQ26— Luke Henriques-Gomes (@lukehgomes) December 31, 2019
BBC’nin haberine göre Avustralya Başbakanı Scott Morrison, ormanlık ve çalılık bölgelerde başlayan ve aylardır devam eden yangınların kontrol altına alma çabalarına yardımcı olması için yaklaşık 3 bin askerin göreve çağrıldığını açıkladı. Morrison, rüzgarın etkisiyle dün birçok noktada yeni yangınların çıktığını ve mevcut yangınların da ilerleme hızının arttığını söyledi.
Morrison düzenlediği basın toplantısında, “Cumartesi günü itibarıyla yaşadığımız yangın felaketi yeni bir boyuta geçti” dedi. İklim değişikliğiyle yeterince ilgilenmediği için eleştirilen Morrison, yangın yerlerine daha önce yaptığı ziyaretlerde protesto edilince ziyareti yarıda kesmişti. Savunma Bakanı Linda Reynolds, ülke tarihinde ilk kez askerin ülke içi bir mesele için göreve çağrıldığını söyledi.
KOALA NÜFUSUNUN YÜZDE 30’U ZARAR GÖRDÜ
Prman ve çalılık alanda başlayan yangınlarda şu ana kadar 1300 ev ve 2 milyon dönümden büyük bir alan tahrip oldu. Yangında nesli tükenmekte olan koala nüfusunun da yüzde 30’u zarar gördü.
[BoldMedya] 5.1.2020
‘Yemekhane kartımda sadece bir liram var’ diyen öğrenci intihar etti
İstanbul Üniversitesi'nde indirimli yemek haklarının günde bir öğüne düşürülmesine karşı eylemleri sürerken "Yemekhane kartımda para kalmamış sadece bir liram var" diyen öğrenci Sibel Ünli intihar etti.
Ailesinin 3 gün önce hakkında kayıp ilanı verdiği İstanbul Üniversitesi (İÜ) Türk Dili ve Edebiyatı bölümü 3. sınıf öğrencisi Sibel Ünli’nin intihar ettiği ortaya çıktı.
İstanbul Üniversitesi’nde öğrencilerinin indirimli yemek haklarının günde bir öğüne düşürülmesine karşı eylemleri sürerken “Yemekhane kartımda para kalmamış sadece bir liram var” diyen Ünli’nin hayatına son vermesi üzerine arkadaşları bir basın açıklaması yaptı. Ünli’nin arkadaşları Kadıköy’de düzenledikleri basın açıklamasında “Sibel’in katili kapitalizmdir” sloganları attı.
ÇANTASI, SAMATYA SAHİLİ’NDE BULUNDU
Evrensel‘in haberine göre; Sibel Ünli’den haber alamayan ailesi, 3 gün önce polise kayıp ilanında bulunmuştu. Polis, üniversiteli genci bulmak için çalışma başlatmıştı.
4 Aralık günü öğle saatlerinde Samatya Sahili’nde, kayalıkların üzerinde bir çanta gören vatandaşlar, durumu polis ekiplerine bildirdi. Olay yerine gelen ekipler, çantanın 20 yaşındaki Sibel Ünli’ye ait olduğunu tespit etti. Denizde arama yapan ekipler, Ünli’nin cansız bedenine ulaştı. Olay yeri incelemesinin ardından Ünli’nin cansız bedeni adli tıp kurumu morguna götürüldü.
İŞ ARARKEN BİR YANDAN DA EVSİZLERE ÇORBA DAĞITIYORDU
Ünli’nin, yaşamına son vermeden önce “@kibele1903” adlı Twitter hesabından yeni yıl dileğini “iş bulmak” olarak açıkladığı görüldü.
“YEMEKHANE KARTIMDA SADECE BİR LİRA VAR”
Ünli, bir başka paylaşımında ise üniversite yemekhanesinde kullanılan kartında sadece bir lira kırk kuruş kaldığını şu ifadelerle aktarıyor:
“Bir liraya karnımı doyurabilir miyim enter
Yemekhane kartımda para kalmamış sadece bir liram var
Bir lira kırk kuruşmuş”
ARKADAŞLARI KADIKÖYDE BASIN AÇIKLAMASI YAPTI
Sibel Ünli’nin yaşamına son vermesi üzerine arkadaşları, Kadıköy Khalkedon Meydanı’nda basın açıklaması düzenledi. Ünli’nin hayatında problemler yaşadığını ve bunun için tedavi gördüğünü belirten bir arkadaşı, “Bugün memleketin her yanında insanların yüzde 60’ı antidepresan kullanıyorsa, intihar oranları artıyorsa, kimse ‘Bunun sebebi bu sistem değildir’ demesin. İntiharlar, memlekette herkesin gündemiyken, biz haykırıyoruz: Sibel’in katili kapitalizmdir, bu çürümüş sistemdir” dedi.
[Kronos.News] 5.1.2020
Ailesinin 3 gün önce hakkında kayıp ilanı verdiği İstanbul Üniversitesi (İÜ) Türk Dili ve Edebiyatı bölümü 3. sınıf öğrencisi Sibel Ünli’nin intihar ettiği ortaya çıktı.
İstanbul Üniversitesi’nde öğrencilerinin indirimli yemek haklarının günde bir öğüne düşürülmesine karşı eylemleri sürerken “Yemekhane kartımda para kalmamış sadece bir liram var” diyen Ünli’nin hayatına son vermesi üzerine arkadaşları bir basın açıklaması yaptı. Ünli’nin arkadaşları Kadıköy’de düzenledikleri basın açıklamasında “Sibel’in katili kapitalizmdir” sloganları attı.
ÇANTASI, SAMATYA SAHİLİ’NDE BULUNDU
Evrensel‘in haberine göre; Sibel Ünli’den haber alamayan ailesi, 3 gün önce polise kayıp ilanında bulunmuştu. Polis, üniversiteli genci bulmak için çalışma başlatmıştı.
4 Aralık günü öğle saatlerinde Samatya Sahili’nde, kayalıkların üzerinde bir çanta gören vatandaşlar, durumu polis ekiplerine bildirdi. Olay yerine gelen ekipler, çantanın 20 yaşındaki Sibel Ünli’ye ait olduğunu tespit etti. Denizde arama yapan ekipler, Ünli’nin cansız bedenine ulaştı. Olay yeri incelemesinin ardından Ünli’nin cansız bedeni adli tıp kurumu morguna götürüldü.
İŞ ARARKEN BİR YANDAN DA EVSİZLERE ÇORBA DAĞITIYORDU
Ünli’nin, yaşamına son vermeden önce “@kibele1903” adlı Twitter hesabından yeni yıl dileğini “iş bulmak” olarak açıkladığı görüldü.
“YEMEKHANE KARTIMDA SADECE BİR LİRA VAR”
Ünli, bir başka paylaşımında ise üniversite yemekhanesinde kullanılan kartında sadece bir lira kırk kuruş kaldığını şu ifadelerle aktarıyor:
“Bir liraya karnımı doyurabilir miyim enter
Yemekhane kartımda para kalmamış sadece bir liram var
Bir lira kırk kuruşmuş”
ARKADAŞLARI KADIKÖYDE BASIN AÇIKLAMASI YAPTI
Sibel Ünli’nin yaşamına son vermesi üzerine arkadaşları, Kadıköy Khalkedon Meydanı’nda basın açıklaması düzenledi. Ünli’nin hayatında problemler yaşadığını ve bunun için tedavi gördüğünü belirten bir arkadaşı, “Bugün memleketin her yanında insanların yüzde 60’ı antidepresan kullanıyorsa, intihar oranları artıyorsa, kimse ‘Bunun sebebi bu sistem değildir’ demesin. İntiharlar, memlekette herkesin gündemiyken, biz haykırıyoruz: Sibel’in katili kapitalizmdir, bu çürümüş sistemdir” dedi.
[Kronos.News] 5.1.2020
Devlet Tiyatroları’ndan 300 kişi atıldı, Genel Müdür Saray’da oyun sahneledi [Yavuz Genç]
Devlet Tiyatroları ile Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü sanatçıları ve çalışanları yeni yılda kadro beklerken işlerinden oldu. Yönetmenden ses sanatçısına, terziden sahne sanatçısına kadar 300’ün üzerinde kişinin işine son verildi. İşten çıkarılan personel nedeniyle bazı oyunların sahneye konamadığı sıralarda Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda İskender Pala'nın "Leyla ile Mecnun" adlı oyunun galası yapıldı.
ANKARA – Devlet Tiyatroları (DT) ile Devlet Opera ve Balesi (DOB) Genel Müdürlüğü’nde yeni yılla birlikte 300’ün üzerine sahne emekçisinin işine son verildi. Güvenlik soruşturması nedeniyle yapıldığı söylenen bu uygulama ile bazı illerde oyunlar sahnelenemedi. DT’nin eski Genel Müdürü Lemi Bilgin, güvenlik soruşturmasının bahane olduğunu kaydederken, eski Kültür Bakanı Fikri Sağlar da yapılanı “akıl dışı” olarak yorumladı. DT’nin eski genel müdürü, eski Ankara Devlet Tiyatrosu sanatçısı, oyuncu ve yönetmen Yücel Erten ise kurumların “taşeron tuzağına düşürüldüğünü” kaydederek, DT Genel Müdürlüğü ile Yönetim Kurulunu inisiyatif almaya çağırdı. Hâlâ kurumda çalışan bir sanatçı da yaşananları, “Dokunan ağlıyor kurumda!” sözleriyle özetledi. Öte yandan işten çıkarılan personel nedeniyle bazı oyunların sahneye konamadığı sıralarda Cumhurbaşkanlığı Sarayında, Ankara DT Genel Müdürü Mustafa Kurt’un rejisörlüğünü yaptığı, İskender Pala’nın daha önce İBB Şehir Tiyatroları tarafından da sahnelenen Leyla ile Mecnun adlı oyununun galası yapıldı.
DEVLET TİYATROLARINDA NE OLUYOR?
Tiyatroculara hayal kırıklığı yaşatan gelişmeler 26 Aralık 2019 tarihli Resmi Gazete’deki Cumhurbaşkanı Kararı’yla başladı. “Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esaslarda Değişiklik Yapılmasına Dair Esaslar” başlıklı karar tiyatrocular arasında umutlu bir bekleyişe neden oldu. Aynı gün Anadolu Ajansı’na demeç veren Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Yıllardır süren sorunların biteceğini müjdeleyerek, “Hiçbir statüsü olmadan, yevmiye ile görev yapan sanatçılarımız ve teknik çalışanlarımız, artık Bakanlık olarak bizim sözleşmeli personelimizdir. Hepsinin iş güvenliği endişesi giderilmiş, çalışma hayatları devletimizin güvencesi altına alınmıştır. Bu kapsamda maaşlarında da ciddi bir iyileştirmeye gidilmiştir.” dedi.
Bu gelişmelerin hemen ardından DT Genel Müdürlüğü, yeni düzenlemeden yararlanmak isteyen sanatçıların başvurularını 26-30 Aralık 2019 tarihleri arasında aldı. Sanatçılar sözleşme imzalamayı beklerken tablo birden olumsuza döndü. Kulislere sarı zarflar gelmeye başladı. Sanatçı ve çalışanlara gönderilen tebligatlarda hiçbir gerekçe gösterilmeden, “Sözleşmeli personel çalıştırılmasına ilişkin esaslar kapsamında çalışma talebiniz Genel Müdürlüğümüzce uygun görülmemiştir.” deniliyordu. Eş zamanlı olarak Genel Müdür Mustafa Kurt tarafından il müdürlüklerine gönderilen talimatlarda başvuruların incelendiği belirtilerek, “Yapılan değerlendirme sonucunda ekteki listede yazılı olanların anılan kapsamda istihdam edilmeleri uygun görülmemiştir.” denildi.
DT’nin eski Genel Müdürü Lemi Bilgin: “Kurumda çalışan insanların zaten güvenlik soruşturması yapılıyordu. 300 güvenlik soruşturmasından geçmeyen insan mı çalışıyormuş kurumda yani?”
LEMİ BİLGİN: BÜTÜN DÜZEN BİR GECEDE BOZULMUŞ OLDU
Kronos’a konuşan Devlet Tiyatroları eski Genel Müdürü Lemi Bilgin, “güvenlik soruşturması” nedeniyle personelle sözleşme yenilenmemesini “yalan ve bahane” olarak nitelerken oyunların sahnelenmemesini de “beceriksizlik” olarak yorumladı. “Güvenlik soruşturması bahane, kendilerini kurtarmak için söyledikleri bir yalan.” diyen Bilgin, yapıldığı söylenen güvenlik soruşturmalarının kimin tarafından, nasıl ve hangi kanuna göre yapıldığının belli olmadığını söyledi. İnsanların bir gecede işsiz bırakıldığını kaydeden DT’nin eski Genel Müdürü Bilgin, “Kurumda çalışan insanların zaten güvenlik soruşturması yapılıyordu. 300 güvenlik soruşturmasından geçmeyen insan mı çalışıyormuş kurumda yani? Bir gecede mi ortaya çıktı? İnsanları atıyorsun, suçu ne, belli değil.” şeklinde konuştu. İşten atmalar nedeniyle bazı oyunların iptal edildiğini de kaydeden Bilgin, “Bu tam bir beceriksizlik. Devlet Tiyatrolarında ne olursa olsun perde kapanmaz. Başka bir formül bulursun, başka bir yöntemle sanatçıyı yine çalıştırırsın ama iptal edemezsin. Bütün işleyiş, bütün düzen bir gecede bozulmuş oldu.” dedi.
Yücel Erten, “Sanat alanına topyekûn savaş açmış AKP anlayışı, yıllarca sanat kurumlarına kadro vermemiş, eksiklikleri tamamlamamıştır.” dedi.
YÜCEL ERTEN: YAŞANAN BATAK, İLKESİZLİĞİN SONUCU
DT’nin eski genel müdürü ve emekli sanatçı, oyuncu ve yönetmen Yücel Erten kişisel Facebook hesabından yaptığı açıklama ile devlet tiyatrolarında yaşanan gelişmeleri eleştirdi, mevcut yönetime çıkış yolu gösterdi. “Kamu tiyatrolarının olmazsa olmazı kadrolu sanatçılardır. Kuşkusuz ihtiyaç oranında süreli sözleşmeli de bulunur. Sanat alanına topyekûn savaş açmış AKP anlayışı, yıllarca sanat kurumlarına kadro vermemiş, eksiklikleri tamamlamamıştır. Bu yolla kurumlar taşeron tuzağına düşürülmüş durumdadır. Bugün yaşanan batak, bu durumun ve yönetimdeki ilkesizliğin sonucudur. İlişiği kesilen tiyatro emekçileri de sürecin kurbanları.” değerlendirmesinde bulundu.
“Bugünkü batakta çok geç olmadan yapılabilecek bir şey vardır.” diyen Erten, yaşanan krizden çıkış yollarını da şöyle sıraladı:
– Devlet Tiyatroları Genel Müdürü, hemen yarın Yönetim Kurulunu re’sen toplamalı ve kurul kararıyla önlem almalıdır. Buna göre:
– Bütün işten çıkarmalar ve işe alımlar bir ikinci duyuruya kadar hükümsüz kılınmalıdır.
– Alınacak elemanların yasal statüsü, sayısı ve aranan nitelikler hakkında açık bilgi kamuoyu ile paylaşılmalı.
– İnsanların hazırlanabileceği uygun süreç sonunda, eski-yeni bütün adaylar için sınav yapılacağı duyurulmalı.
– Sınav kurullarının, kurum yöneticilerinin mahut hegemonyası dışında objektif ölçütlerle oluşacağına dair teminat verilmeli ve bu sağlanmalıdır.
Erten son olarak şunları kaydetti:
“Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğünde, yönetim kurulunun, iktidarın nimetleri ile kifayetsiz muhterislerden ve koltuk düşkünlerinden oluşmadığını kanıtlamanın yolu budur. Aksi takdirde gelecekte bugün yönetimde olanların ve malum akıl hocalarının Devlet Tiyatrolarının tabutuna çivi çakmakla anılmaları kaçınılmazdır.”
“DIŞARIDA YAŞAM İMKÂNSIZ, ÇORBA KAYNAMIYOR”
Devlet Tiyatrolarında yaşananları Kronos’a değerlendiren ve adının açıklanmasını istemeyen bir tiyatro sanatçısı ise, sanat kurumlarında durumun içler acısı bir halde olduğunu söyledi. Sanat emekçilerinin işten çıkarılmasıyla ilgili, “Taşeron alımı gibi saçma bir sistem kurdular. 4B üzerinden senelik sözleşme. Buradan alacakları gençleri de iki günde kanımca sosyal medya taraması üzerinden yapılan bir güvenlik testine tabi tuttular. Kapının önüne koydular kış günü bir sürü insanı. Zaten saçma sapan bir kadro bu. Niye? Biat etsin oyuncular. İtiraz olmasın. Başlarında hep sopa olsun” değerlendirmesinde bulundu. “OHAL sonrasında genel korku atmosferi DT ve DOB gibi yerlere de sıçradı. İnsanlar ihraç edildi, açığa alındı. Her ne kadar geri dönseler de tortusu kaldı. Zaten sayıca az olan sanatçılar iyice sindi.” diyerek OHAL sonrası yaşanan sindirme politikasının geçtiğimiz aylarda çıkarılan bir genelgeyle sanatçılara “demeç yasağı” getirilmesiyle perçinlendiğini söyledi.
Erdoğan, 2 Ocak’ta Ankara Devlet Tiyatrosunca Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezinde galası yapılan İskender Pala’nın Fuzuli’nin eserinden uyarladığı “Leyla ile Mecnun” adlı oyunu izledi. Dönemin Başbakanı olan Erdoğan aynı oyunun, 2007 yılında İBB Şehir Tiyatroları tarafından sahnelenen versiyonunun prömiyerini de izlemişti.
“DOKUNAN AĞLIYOR KURUMDA”
Yaşanan sorunların kaynağında kurumsal bir çöküşün yaşandığını kaydeden Devlet Tiyatroları sanatçısı şu değerlendirmeleri yaptı: “Son 15 yılda pek çok insan küstü; emekli oldu; kurumlar çöktü bir bakıma. İnsanlar kurumsal aidiyetini kaybetti, kötü oyunlar mevcut idari boşluklar. Bezdi insanlar. Her akşam kötü bir oyun oynadığınızı bile bile sahneye çıkmak zorunda kalmak, çok ağır. Dışarıda da yaşam imkânsız. Hele tanınmış bir yüz değilseniz çorba kaynamıyor. Durum içler acısı. Çok insan çekti gitti. Kadrolar da eridi. Tüm Türkiye’de 12 bölgede 430 civarında oyuncu kaldı. 1000’lerden düştük. Kadro alımı da olmayınca… Yazdığım gibi içler acısı. Dokunan ağlıyor kurumda. O yüzden kimseye kızamıyorum da. Zor şeyler yaşanıyor çünkü.”
Devlet Tiyatroları’ndan 300 kişi atıldı, Genel Müdür Saray’da oyun sahneledi.
“SİYAH, İHTİŞAMLI, PARLAK BİR KURDELEDİR ARTIK DEVLET TİYATROLARI”
Eski Kültür Bakanı Fikri Sağlar da Devlet Tiyatrolarında yaşananları eleştirdi. Twitter hesabından, “Devlet tiyatrolarında ne oluyor? 300’den fazla sanat emekçisinin işine gerekçe gösterilmeden son verildi. Devletin parasını ödediği, biletleri satılmış oyunlar gösterimden kaldırıldı. Yapılan akıl dışıdır.” açıklamasında bulundu. Ünlü tiyatro sanatçısı Orhan Aydın da sanatçı kıyımı yaşandığını belirtti. Sosyal medya hesabında, “Sanatçıysan karanlığı aydınlat… Devlet Tiyatrolarında yaşanan sanatçı kıyımını durdur! İşe uşak olmuş genel müdürün istifasını, kurumun özerk ve özgür olmasını isteyerek başla” paylaşımında bulundu. Devlet Tiyatrosu Sanatçıları Derneği (DETİS) de yaşananlara tepki gösterdi. DETİS açıklamasında, “Çeyrek kadro alımında ellerine sarı zarf tutuşturulan sanatçılardan sonra siyah, ihtişamlı, parlak bir kurdeledir artık Devlet Tiyatroları! Varlığı boyunca yas tutulacak bir kıyamdır artık Devlet Tiyatroları! Bu karanlık sonu belirsizliğiyle hazırlamıştır Devlet Tiyatroları! E o zaman yaşasın Devlet Tiyatroları!” ifadeleri kullanıldı.
[Yavuz Genç] 5.1.2020 [Kronos.News]
ANKARA – Devlet Tiyatroları (DT) ile Devlet Opera ve Balesi (DOB) Genel Müdürlüğü’nde yeni yılla birlikte 300’ün üzerine sahne emekçisinin işine son verildi. Güvenlik soruşturması nedeniyle yapıldığı söylenen bu uygulama ile bazı illerde oyunlar sahnelenemedi. DT’nin eski Genel Müdürü Lemi Bilgin, güvenlik soruşturmasının bahane olduğunu kaydederken, eski Kültür Bakanı Fikri Sağlar da yapılanı “akıl dışı” olarak yorumladı. DT’nin eski genel müdürü, eski Ankara Devlet Tiyatrosu sanatçısı, oyuncu ve yönetmen Yücel Erten ise kurumların “taşeron tuzağına düşürüldüğünü” kaydederek, DT Genel Müdürlüğü ile Yönetim Kurulunu inisiyatif almaya çağırdı. Hâlâ kurumda çalışan bir sanatçı da yaşananları, “Dokunan ağlıyor kurumda!” sözleriyle özetledi. Öte yandan işten çıkarılan personel nedeniyle bazı oyunların sahneye konamadığı sıralarda Cumhurbaşkanlığı Sarayında, Ankara DT Genel Müdürü Mustafa Kurt’un rejisörlüğünü yaptığı, İskender Pala’nın daha önce İBB Şehir Tiyatroları tarafından da sahnelenen Leyla ile Mecnun adlı oyununun galası yapıldı.
DEVLET TİYATROLARINDA NE OLUYOR?
Tiyatroculara hayal kırıklığı yaşatan gelişmeler 26 Aralık 2019 tarihli Resmi Gazete’deki Cumhurbaşkanı Kararı’yla başladı. “Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esaslarda Değişiklik Yapılmasına Dair Esaslar” başlıklı karar tiyatrocular arasında umutlu bir bekleyişe neden oldu. Aynı gün Anadolu Ajansı’na demeç veren Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Yıllardır süren sorunların biteceğini müjdeleyerek, “Hiçbir statüsü olmadan, yevmiye ile görev yapan sanatçılarımız ve teknik çalışanlarımız, artık Bakanlık olarak bizim sözleşmeli personelimizdir. Hepsinin iş güvenliği endişesi giderilmiş, çalışma hayatları devletimizin güvencesi altına alınmıştır. Bu kapsamda maaşlarında da ciddi bir iyileştirmeye gidilmiştir.” dedi.
Bu gelişmelerin hemen ardından DT Genel Müdürlüğü, yeni düzenlemeden yararlanmak isteyen sanatçıların başvurularını 26-30 Aralık 2019 tarihleri arasında aldı. Sanatçılar sözleşme imzalamayı beklerken tablo birden olumsuza döndü. Kulislere sarı zarflar gelmeye başladı. Sanatçı ve çalışanlara gönderilen tebligatlarda hiçbir gerekçe gösterilmeden, “Sözleşmeli personel çalıştırılmasına ilişkin esaslar kapsamında çalışma talebiniz Genel Müdürlüğümüzce uygun görülmemiştir.” deniliyordu. Eş zamanlı olarak Genel Müdür Mustafa Kurt tarafından il müdürlüklerine gönderilen talimatlarda başvuruların incelendiği belirtilerek, “Yapılan değerlendirme sonucunda ekteki listede yazılı olanların anılan kapsamda istihdam edilmeleri uygun görülmemiştir.” denildi.
DT’nin eski Genel Müdürü Lemi Bilgin: “Kurumda çalışan insanların zaten güvenlik soruşturması yapılıyordu. 300 güvenlik soruşturmasından geçmeyen insan mı çalışıyormuş kurumda yani?”
LEMİ BİLGİN: BÜTÜN DÜZEN BİR GECEDE BOZULMUŞ OLDU
Kronos’a konuşan Devlet Tiyatroları eski Genel Müdürü Lemi Bilgin, “güvenlik soruşturması” nedeniyle personelle sözleşme yenilenmemesini “yalan ve bahane” olarak nitelerken oyunların sahnelenmemesini de “beceriksizlik” olarak yorumladı. “Güvenlik soruşturması bahane, kendilerini kurtarmak için söyledikleri bir yalan.” diyen Bilgin, yapıldığı söylenen güvenlik soruşturmalarının kimin tarafından, nasıl ve hangi kanuna göre yapıldığının belli olmadığını söyledi. İnsanların bir gecede işsiz bırakıldığını kaydeden DT’nin eski Genel Müdürü Bilgin, “Kurumda çalışan insanların zaten güvenlik soruşturması yapılıyordu. 300 güvenlik soruşturmasından geçmeyen insan mı çalışıyormuş kurumda yani? Bir gecede mi ortaya çıktı? İnsanları atıyorsun, suçu ne, belli değil.” şeklinde konuştu. İşten atmalar nedeniyle bazı oyunların iptal edildiğini de kaydeden Bilgin, “Bu tam bir beceriksizlik. Devlet Tiyatrolarında ne olursa olsun perde kapanmaz. Başka bir formül bulursun, başka bir yöntemle sanatçıyı yine çalıştırırsın ama iptal edemezsin. Bütün işleyiş, bütün düzen bir gecede bozulmuş oldu.” dedi.
Yücel Erten, “Sanat alanına topyekûn savaş açmış AKP anlayışı, yıllarca sanat kurumlarına kadro vermemiş, eksiklikleri tamamlamamıştır.” dedi.
YÜCEL ERTEN: YAŞANAN BATAK, İLKESİZLİĞİN SONUCU
DT’nin eski genel müdürü ve emekli sanatçı, oyuncu ve yönetmen Yücel Erten kişisel Facebook hesabından yaptığı açıklama ile devlet tiyatrolarında yaşanan gelişmeleri eleştirdi, mevcut yönetime çıkış yolu gösterdi. “Kamu tiyatrolarının olmazsa olmazı kadrolu sanatçılardır. Kuşkusuz ihtiyaç oranında süreli sözleşmeli de bulunur. Sanat alanına topyekûn savaş açmış AKP anlayışı, yıllarca sanat kurumlarına kadro vermemiş, eksiklikleri tamamlamamıştır. Bu yolla kurumlar taşeron tuzağına düşürülmüş durumdadır. Bugün yaşanan batak, bu durumun ve yönetimdeki ilkesizliğin sonucudur. İlişiği kesilen tiyatro emekçileri de sürecin kurbanları.” değerlendirmesinde bulundu.
“Bugünkü batakta çok geç olmadan yapılabilecek bir şey vardır.” diyen Erten, yaşanan krizden çıkış yollarını da şöyle sıraladı:
– Devlet Tiyatroları Genel Müdürü, hemen yarın Yönetim Kurulunu re’sen toplamalı ve kurul kararıyla önlem almalıdır. Buna göre:
– Bütün işten çıkarmalar ve işe alımlar bir ikinci duyuruya kadar hükümsüz kılınmalıdır.
– Alınacak elemanların yasal statüsü, sayısı ve aranan nitelikler hakkında açık bilgi kamuoyu ile paylaşılmalı.
– İnsanların hazırlanabileceği uygun süreç sonunda, eski-yeni bütün adaylar için sınav yapılacağı duyurulmalı.
– Sınav kurullarının, kurum yöneticilerinin mahut hegemonyası dışında objektif ölçütlerle oluşacağına dair teminat verilmeli ve bu sağlanmalıdır.
Erten son olarak şunları kaydetti:
“Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğünde, yönetim kurulunun, iktidarın nimetleri ile kifayetsiz muhterislerden ve koltuk düşkünlerinden oluşmadığını kanıtlamanın yolu budur. Aksi takdirde gelecekte bugün yönetimde olanların ve malum akıl hocalarının Devlet Tiyatrolarının tabutuna çivi çakmakla anılmaları kaçınılmazdır.”
“DIŞARIDA YAŞAM İMKÂNSIZ, ÇORBA KAYNAMIYOR”
Devlet Tiyatrolarında yaşananları Kronos’a değerlendiren ve adının açıklanmasını istemeyen bir tiyatro sanatçısı ise, sanat kurumlarında durumun içler acısı bir halde olduğunu söyledi. Sanat emekçilerinin işten çıkarılmasıyla ilgili, “Taşeron alımı gibi saçma bir sistem kurdular. 4B üzerinden senelik sözleşme. Buradan alacakları gençleri de iki günde kanımca sosyal medya taraması üzerinden yapılan bir güvenlik testine tabi tuttular. Kapının önüne koydular kış günü bir sürü insanı. Zaten saçma sapan bir kadro bu. Niye? Biat etsin oyuncular. İtiraz olmasın. Başlarında hep sopa olsun” değerlendirmesinde bulundu. “OHAL sonrasında genel korku atmosferi DT ve DOB gibi yerlere de sıçradı. İnsanlar ihraç edildi, açığa alındı. Her ne kadar geri dönseler de tortusu kaldı. Zaten sayıca az olan sanatçılar iyice sindi.” diyerek OHAL sonrası yaşanan sindirme politikasının geçtiğimiz aylarda çıkarılan bir genelgeyle sanatçılara “demeç yasağı” getirilmesiyle perçinlendiğini söyledi.
Erdoğan, 2 Ocak’ta Ankara Devlet Tiyatrosunca Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezinde galası yapılan İskender Pala’nın Fuzuli’nin eserinden uyarladığı “Leyla ile Mecnun” adlı oyunu izledi. Dönemin Başbakanı olan Erdoğan aynı oyunun, 2007 yılında İBB Şehir Tiyatroları tarafından sahnelenen versiyonunun prömiyerini de izlemişti.
“DOKUNAN AĞLIYOR KURUMDA”
Yaşanan sorunların kaynağında kurumsal bir çöküşün yaşandığını kaydeden Devlet Tiyatroları sanatçısı şu değerlendirmeleri yaptı: “Son 15 yılda pek çok insan küstü; emekli oldu; kurumlar çöktü bir bakıma. İnsanlar kurumsal aidiyetini kaybetti, kötü oyunlar mevcut idari boşluklar. Bezdi insanlar. Her akşam kötü bir oyun oynadığınızı bile bile sahneye çıkmak zorunda kalmak, çok ağır. Dışarıda da yaşam imkânsız. Hele tanınmış bir yüz değilseniz çorba kaynamıyor. Durum içler acısı. Çok insan çekti gitti. Kadrolar da eridi. Tüm Türkiye’de 12 bölgede 430 civarında oyuncu kaldı. 1000’lerden düştük. Kadro alımı da olmayınca… Yazdığım gibi içler acısı. Dokunan ağlıyor kurumda. O yüzden kimseye kızamıyorum da. Zor şeyler yaşanıyor çünkü.”
Devlet Tiyatroları’ndan 300 kişi atıldı, Genel Müdür Saray’da oyun sahneledi.
“SİYAH, İHTİŞAMLI, PARLAK BİR KURDELEDİR ARTIK DEVLET TİYATROLARI”
Eski Kültür Bakanı Fikri Sağlar da Devlet Tiyatrolarında yaşananları eleştirdi. Twitter hesabından, “Devlet tiyatrolarında ne oluyor? 300’den fazla sanat emekçisinin işine gerekçe gösterilmeden son verildi. Devletin parasını ödediği, biletleri satılmış oyunlar gösterimden kaldırıldı. Yapılan akıl dışıdır.” açıklamasında bulundu. Ünlü tiyatro sanatçısı Orhan Aydın da sanatçı kıyımı yaşandığını belirtti. Sosyal medya hesabında, “Sanatçıysan karanlığı aydınlat… Devlet Tiyatrolarında yaşanan sanatçı kıyımını durdur! İşe uşak olmuş genel müdürün istifasını, kurumun özerk ve özgür olmasını isteyerek başla” paylaşımında bulundu. Devlet Tiyatrosu Sanatçıları Derneği (DETİS) de yaşananlara tepki gösterdi. DETİS açıklamasında, “Çeyrek kadro alımında ellerine sarı zarf tutuşturulan sanatçılardan sonra siyah, ihtişamlı, parlak bir kurdeledir artık Devlet Tiyatroları! Varlığı boyunca yas tutulacak bir kıyamdır artık Devlet Tiyatroları! Bu karanlık sonu belirsizliğiyle hazırlamıştır Devlet Tiyatroları! E o zaman yaşasın Devlet Tiyatroları!” ifadeleri kullanıldı.
[Yavuz Genç] 5.1.2020 [Kronos.News]
Liseli Yağmur cezaevindeki çocuklarla çizdiği resimlerle sergi açtı
Lise öğrencisi Yağmur Bilgin, anneleriyle birlikte hapishanede yaşamak zorunda olan çocukların çizdiği resimlerden ilham alarak resim sergisi açtı
Türkiye’de 0-6 yaş aralığında yaklaşık 800 bebek ve çocuğun anneleriyle cezaevinde yaşamak zorunda kalması liseli bir öğrencinin sergisine ilham oldu. 10’uncu sınıf öğrencisi Yağmur Bilgin’in gözünden anneleriyle birlikte hapishanede yaşamak zorunda olan çocukların hayallerinin aktarıldığı Hem Ait, Hem Yabancı adlı resim sergisi açıldı.
İlsu Aslan’ün küratörlüğünde Karaköy Kurşunlu Han’da açılan sergideki eserlerinde çocukların naif çizgilerini kendi duygu dünyasında harmanlayıp yorumlayan Bilgin, çarpıcı mesajlar veriyor.
CEZAEVİNDEKİ ÇOCUKLARLA GÖRÜŞTÜ, ONLARLA RESİM ÇİZDİ
Çocukların çizdiği resimlerden ilham alarak sergi açan Yağmur Bilgin İHA‘ya yaptığı açıklamada, çocuklara bu şekilde yardımcı olmaktan dolayı çok mutlu olduğunu belirterek, “Kadın mahkumlarının çocuklarıyla görüşürken biraz zorlandım. Onları ilk gördüğümde çok etkilendim. Bu süreçte beni en çok görüşme kısmı etkiledi. Resimleri çizerken zorlandığım noktalar oldu. Sergiyi açtığım için mutluyum. Kendim onlarla görüştüm. Daha sonra onlara resim çizdirdim. Çizdikleri resimlerden ilham alarak, kendim resimler çizdim. Bu sergide elde edilen gelir, çocukların ihtiyaçları için kullanılacak” dedi.
BABA BİLGİN: KIZIM BİR ŞEYLER YAPMAK İSTEDİ
Genç sanatçının babası Serhan Bilgin de çok mutlu ve gururlu olduğunu dile getirerek, “Kızım çocuklar yararına bir konser verirken, hapishanede anneleriyle yaşamak zorunda kalan çocuklar olduğunun farkına vardı. Kızım bu çocuklarla ilgili bir şeyler yapmak istedi. Bunu da sanatla ifade etti. Burada yer alan resimler, hapishanede anneleriyle yaşamak zorunda kalan çocukların hayalleriyle ilgili. Buradan çıkan mesajlarla birlikte, farkındalık oluşturmak istiyoruz. Türkiye’de anneleriyle hapishanede yaşamak zorunda kalan 800 çocuk var” diye konuştu.
Sergilenen eserlerin satışından elde edilecek gelir, Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı kanalıyla çocukların ihtiyaçlarını karşılamak için kullanılacak.
[Kronos.News] 5.1.2020
Türkiye’de 0-6 yaş aralığında yaklaşık 800 bebek ve çocuğun anneleriyle cezaevinde yaşamak zorunda kalması liseli bir öğrencinin sergisine ilham oldu. 10’uncu sınıf öğrencisi Yağmur Bilgin’in gözünden anneleriyle birlikte hapishanede yaşamak zorunda olan çocukların hayallerinin aktarıldığı Hem Ait, Hem Yabancı adlı resim sergisi açıldı.
İlsu Aslan’ün küratörlüğünde Karaköy Kurşunlu Han’da açılan sergideki eserlerinde çocukların naif çizgilerini kendi duygu dünyasında harmanlayıp yorumlayan Bilgin, çarpıcı mesajlar veriyor.
CEZAEVİNDEKİ ÇOCUKLARLA GÖRÜŞTÜ, ONLARLA RESİM ÇİZDİ
Çocukların çizdiği resimlerden ilham alarak sergi açan Yağmur Bilgin İHA‘ya yaptığı açıklamada, çocuklara bu şekilde yardımcı olmaktan dolayı çok mutlu olduğunu belirterek, “Kadın mahkumlarının çocuklarıyla görüşürken biraz zorlandım. Onları ilk gördüğümde çok etkilendim. Bu süreçte beni en çok görüşme kısmı etkiledi. Resimleri çizerken zorlandığım noktalar oldu. Sergiyi açtığım için mutluyum. Kendim onlarla görüştüm. Daha sonra onlara resim çizdirdim. Çizdikleri resimlerden ilham alarak, kendim resimler çizdim. Bu sergide elde edilen gelir, çocukların ihtiyaçları için kullanılacak” dedi.
BABA BİLGİN: KIZIM BİR ŞEYLER YAPMAK İSTEDİ
Genç sanatçının babası Serhan Bilgin de çok mutlu ve gururlu olduğunu dile getirerek, “Kızım çocuklar yararına bir konser verirken, hapishanede anneleriyle yaşamak zorunda kalan çocuklar olduğunun farkına vardı. Kızım bu çocuklarla ilgili bir şeyler yapmak istedi. Bunu da sanatla ifade etti. Burada yer alan resimler, hapishanede anneleriyle yaşamak zorunda kalan çocukların hayalleriyle ilgili. Buradan çıkan mesajlarla birlikte, farkındalık oluşturmak istiyoruz. Türkiye’de anneleriyle hapishanede yaşamak zorunda kalan 800 çocuk var” diye konuştu.
Sergilenen eserlerin satışından elde edilecek gelir, Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı kanalıyla çocukların ihtiyaçlarını karşılamak için kullanılacak.
[Kronos.News] 5.1.2020
Mustafa Boydak: ‘TMSF ile yönetilen şirketleri teslim edin; terörist ithamları tutmuyor artık”
15 Temmuz sonrası ‘gasp’ edilen ve TMSF yönetimine geçen Boydak Holding yöneticisi Mustafa Boydak şirketlerinin geri verilmesini istedi.
Ailesinden birçok üyenin hapiste olduğu Mustafa Boydak ‘Acil çağrımdır’ diye paylaştığı twitter mesajından şunları söyledi:
“AÇIK ÇAĞRIMDIR!!Türkiye’de Tmsf eliyle yönetilen,el konan şirketleri sahiplerine acilen teslim ediniz. Yapılan, yapılacak usulsüzlükler, yolsuzlukların muhakkak ortaya kalem kalem çıkacağını unutmayalım. İnsanları terörist vs ithamlar TUTMUYOR artık.”
Ailesinden birçok üyenin hapiste olduğu Mustafa Boydak ‘Acil çağrımdır’ diye paylaştığı twitter mesajından şunları söyledi:
“AÇIK ÇAĞRIMDIR!!Türkiye’de Tmsf eliyle yönetilen,el konan şirketleri sahiplerine acilen teslim ediniz. Yapılan, yapılacak usulsüzlükler, yolsuzlukların muhakkak ortaya kalem kalem çıkacağını unutmayalım. İnsanları terörist vs ithamlar TUTMUYOR artık.”
[TR724] 5.1.2020AÇIK ÇAĞRIMDIR ‼️🆘🗄— Mustafa Boydak (@Mustafa_Boydak_) January 5, 2020
Türkiye’de Tmsf eliyle yönetilen,el konan şirketleri sahiplerine acilen teslim ediniz.Yapılan,yapılacak usulsüzlükler,yolsuzlukların muhakkak ortaya kalem kalem çıkacağını unutmayalım.İnsanları terörist vs ithamlar TUTMUYOR artık.☎️🎁
Fethullah Gülen Hocaefendi'den 'Vefa' mesajı
Tenkil Sürecinde vefat edenler için İsveç'te 'anma ve hatim' programı düzenlendi . Programa Fethullah Gülen Hocaefendi bir mektup gönderdi
SAMANYOLUHABER- İSVEÇ
Türkiye'de hizmet gönüllülerine uygulanan 'tenkil sürecinde' şu ana kadar bilinen 278 kişi vefat etti.
Kimisi işkence altında kimisi de itibar suikastlarına dayanamadığı için hastalanarak vefat etti. Kimisi de hayat hakkı tanınmadığı için düştüğü yollarda toprağa düştü
İsveç'te bir araya gelen mülteciler 'tenkil sürecinde' hayatını kaybedenler için 'anma ve hatim' programı düzenledi. 'Anma ve Hatim programı aslında bir kaç gönüllünün kendi aralarında hatim dağıtması ile başladı. Sosyal medya ve Whatsapp üzerinden dağıtılan cüzler bir anda 377 hatime ulaştı.
Hatimlerin tamamlanması sebebiyle gönüllüler hem hatim duası hemde bir anma programı yaptılar. Programa İsveç''te yaşayan yaklaşık 120 kişi katıldı. Duygusal anların yaşandığı programda bir video seyredildi...
Daha sonra program için Fethullah Gülen Hocaefendi'nin gönderdiği mektup okundu.
Mektubunda 'Güzel Ahlakın en önemli şubesi olan 'Vefa' duygusunun önemine dikkat çeken Hocaefendi 'Dünyanın dört bir yanında okunan hatimlerin ve duaların 'vefanın' bir göstergesi olduğunu altını çizdi.
Vefat edenlerin geride bıraktıkları aileleri için de 'bir emanet' mülahazası ile hareket edilmesi gerektiğini belirten Hocaefendi Vefat edenlere, geride kalanlara ve onlara vefalı davrananlara dua etti
Program daha sonra hatim duasıyla sona erdi
[Samanyolu Haber] 5.1.2020
SAMANYOLUHABER- İSVEÇ
Türkiye'de hizmet gönüllülerine uygulanan 'tenkil sürecinde' şu ana kadar bilinen 278 kişi vefat etti.
Kimisi işkence altında kimisi de itibar suikastlarına dayanamadığı için hastalanarak vefat etti. Kimisi de hayat hakkı tanınmadığı için düştüğü yollarda toprağa düştü
İsveç'te bir araya gelen mülteciler 'tenkil sürecinde' hayatını kaybedenler için 'anma ve hatim' programı düzenledi. 'Anma ve Hatim programı aslında bir kaç gönüllünün kendi aralarında hatim dağıtması ile başladı. Sosyal medya ve Whatsapp üzerinden dağıtılan cüzler bir anda 377 hatime ulaştı.
Hatimlerin tamamlanması sebebiyle gönüllüler hem hatim duası hemde bir anma programı yaptılar. Programa İsveç''te yaşayan yaklaşık 120 kişi katıldı. Duygusal anların yaşandığı programda bir video seyredildi...
Daha sonra program için Fethullah Gülen Hocaefendi'nin gönderdiği mektup okundu.
Mektubunda 'Güzel Ahlakın en önemli şubesi olan 'Vefa' duygusunun önemine dikkat çeken Hocaefendi 'Dünyanın dört bir yanında okunan hatimlerin ve duaların 'vefanın' bir göstergesi olduğunu altını çizdi.
Vefat edenlerin geride bıraktıkları aileleri için de 'bir emanet' mülahazası ile hareket edilmesi gerektiğini belirten Hocaefendi Vefat edenlere, geride kalanlara ve onlara vefalı davrananlara dua etti
Program daha sonra hatim duasıyla sona erdi
[Samanyolu Haber] 5.1.2020
Hollanda’da gazeteciyi tehdit eden ‘yandaş’ trolün cezası kesinleşti
Amsterdam Mahkemesi, gazeteci Basri Doğan'a sosyal medyadan hakaret edip onu ölümle tehdit eden F. Topal’a verdiği kamu imkânlarından yararlanmama, mahkeme ve avukat paraları hariç 1.000 euro para cezasını onadı. Topal suçlamaları kabul etti.
AMSTERDAM – Hollanda’nın başkenti Amsterdam’da gazetecilik yapan Basri Doğan’a yönelik sosyal medyadan tehdit ve hakarette bulunan AKP yanlısı ‘trolün’ cezası kesinleşti.
Amsterdam Mahkemesi, gazeteci Basri Doğan’a sosyal medyadan hakaret edip onu ölümle tehdit eden F. Topal’a kamu imkânlarından yararlanmama, mahkeme ve avukat paraları hariç 1.000 euro (750 euro savcılık, 267 euro Basri Doğan’a) para cezası vermişti.
Amsterdam Ağır Ceza Mahkemesi kararına karşı Yüksek Mahkeme’de temyiz başvurusu yapan F. Topal ve avukatı kararlarından vazgeçerek suçlamaları kabul etti.
Amsterdam Başsavcılığı’na yapılan müracaatın ardından diğer hararet ve tehditlere de emsal olacak karar kesinleşmiş oldu.
SUÇUNU KABUL ETMİŞ OLDULAR
Amsterdam Başsavcısı davanın Yüksek Mahkeme’de devam etmeyeceğini, davayı kazandığını Basri Doğan’a bildirdi.
GAZETECİ DOĞAN: HAKARET VE TEHDİTLER KARŞILIKSIZ KALMAYACAK
Konu ile ilgili açıklamalarda bulunan gazeteci Basri Doğan, “Beni tehdit eden AKP yanlısı F. Topal’ın cezasının kesinleşmesi son derece güzel bir gelişme. İnsanları tehdit edip sahte hesapla saklanmak artık mümkün olmayacak.” dedi.
SUÇ ÖMÜR BOYU SİCİLİNE İŞLENDİ
Doğan, “Bu karar ile o kişinin Hollanda’da demokratik bir anayasal devlette yaşadığımızı bilmesini ve anlamasını umuyorum. Benzer şekilde beni tehdit eden 14 davama Amsterdam Ağır Ceza Mahkemesi kararının emsal olacağından hiç şüphem yok. Demokratik bir ülkede yasamak ne güzel. Hukuk ve adaletin olması ne güzel. Karar metni elime ulaştığında ibreti alem için kamuoyu ile paylaşacağım. Adalet tecelli etti ve sanık Erdoğan yanlısı F.T.’nin cezası Amsterdam mahkemesi tarafından onandı. İşlemiş olduğu tehdit ve hakaret suçu sicilinde ömür boyu taşıyacak. Savcılık mektup gönderdi tazminatı ödediğine dair. Soruyorum: bunca hakarete değer miydi?” ifadelerini kullandı.
[Kronos.News] 5.1.2020
AMSTERDAM – Hollanda’nın başkenti Amsterdam’da gazetecilik yapan Basri Doğan’a yönelik sosyal medyadan tehdit ve hakarette bulunan AKP yanlısı ‘trolün’ cezası kesinleşti.
Amsterdam Mahkemesi, gazeteci Basri Doğan’a sosyal medyadan hakaret edip onu ölümle tehdit eden F. Topal’a kamu imkânlarından yararlanmama, mahkeme ve avukat paraları hariç 1.000 euro (750 euro savcılık, 267 euro Basri Doğan’a) para cezası vermişti.
Amsterdam Ağır Ceza Mahkemesi kararına karşı Yüksek Mahkeme’de temyiz başvurusu yapan F. Topal ve avukatı kararlarından vazgeçerek suçlamaları kabul etti.
Amsterdam Başsavcılığı’na yapılan müracaatın ardından diğer hararet ve tehditlere de emsal olacak karar kesinleşmiş oldu.
SUÇUNU KABUL ETMİŞ OLDULAR
Amsterdam Başsavcısı davanın Yüksek Mahkeme’de devam etmeyeceğini, davayı kazandığını Basri Doğan’a bildirdi.
GAZETECİ DOĞAN: HAKARET VE TEHDİTLER KARŞILIKSIZ KALMAYACAK
Konu ile ilgili açıklamalarda bulunan gazeteci Basri Doğan, “Beni tehdit eden AKP yanlısı F. Topal’ın cezasının kesinleşmesi son derece güzel bir gelişme. İnsanları tehdit edip sahte hesapla saklanmak artık mümkün olmayacak.” dedi.
SUÇ ÖMÜR BOYU SİCİLİNE İŞLENDİ
Doğan, “Bu karar ile o kişinin Hollanda’da demokratik bir anayasal devlette yaşadığımızı bilmesini ve anlamasını umuyorum. Benzer şekilde beni tehdit eden 14 davama Amsterdam Ağır Ceza Mahkemesi kararının emsal olacağından hiç şüphem yok. Demokratik bir ülkede yasamak ne güzel. Hukuk ve adaletin olması ne güzel. Karar metni elime ulaştığında ibreti alem için kamuoyu ile paylaşacağım. Adalet tecelli etti ve sanık Erdoğan yanlısı F.T.’nin cezası Amsterdam mahkemesi tarafından onandı. İşlemiş olduğu tehdit ve hakaret suçu sicilinde ömür boyu taşıyacak. Savcılık mektup gönderdi tazminatı ödediğine dair. Soruyorum: bunca hakarete değer miydi?” ifadelerini kullandı.
[Kronos.News] 5.1.2020
AA’dan al haberi: Devletin ajansı mahkeme kararını 5 gün önce açıkladı
Anadolu Ajansı, Koza-İpek Holding Davası’nda mahkemenin vereceği kararı 5 gün önceden açıkladı ve devletin şirketlere el koyacağını iddia etti.
Anadolu Ajansı (AA), Koza-İpek Holding Davası’nda mahkemenin vereceği kararı 5 gün önceden açıkladı.
Ajans, ‘Koza-İpek davasında sona gelindi’ başlığı ile servis ettiği haberde, Gülen Cemaati ile ilgili çatı davası olarak bilinen davanın 9 Ocak’taki duruşmasında Koza Holding yöneticisi Hamdi Akın İpek, kardeşi Cafer Tekin İpek ile annesi Melek İpek’in de aralarında bulunduğu 20 kişinin yargılandığı hatırlatılarak davanın karara bağlanacağını duyurdu.
Savcının, kayyum atanan şirketlerdeki kişilere ait hisselere müsadere yoluyla devlet tarafından el konulmasını istediği öne sürülen haberle ilgili, Koza-İpek Holding Yönetim Kurulu Başkanı Akın İpek, sosyal medya üzerinden açıklama yaptı. İpek, “Koza İpek davası 08 01 2020 de… “Devlet ajansı” mahkemenin vereceği kararı 5 gün önceden yani bugün; 03 01 2020 de açıkladı. El koyacaklarmış…” dedi.
AA, yaptığı haberde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianame ile 45 kişiye, “silahlı terör örgütüne üye olmak”, “Vergi Usul Kanunu’na muhalefet”, “güveni kötüye kullanmak”, “özel belgede sahtecilik” ve “ruhsatsız silah bulundurmak” suçlamaları yöneltildiğini kaydetti.
Haberde şu ifadeler kullanıldı:
İddianameyi kabul eden Ankara 24. Ağır Ceza Mahkemesi, davanın ilk duruşmasını 20 Eylül 2017’de gördü ve ilerleyen celselerde şirketin alt düzey çalışanlarının dosyasını tefrik ederek mevcut davada Hamdi Akın İpek, kardeşi Cafer Tekin İpek ile annesi Melek İpek’in de aralarında bulunduğu 20 kişiyi yargılamaya devam etti.
SOYUT SUÇLAMALARA 134 YIL HAPİS CEZASI
Sanık savunmaları alınarak tanıklar dinlendi ve 6 Ağustos 2019’daki duruşmada savcı, esas hakkındaki mütalaasını açıkladı.
Mütalaada sanık Cafer Tekin İpek’in, “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 15 yıl, 21 defa Vergi Usul Kanunu’na muhalefetten 105 yıl, Sermaye Piyasası Kanunu’na (SPK) muhalefet suçundan 5 yıl, 3 defa “özel belgede sahtecilik” suçundan 9 yıla kadar olmak üzere toplamda 134 yıl hapse mahkum edilmesi istendi.
Sanık Melek İpek’in ise “silahlı terör örgütüne üye olmak” ve SPK Kanunu’na muhalefet suçlarından 20 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.
Firari sanıklar Hamdi Akın İpek, Pelin ve Osman Zenginer, Ayhan Yurttaş, Nevin İpek’in dava dosyalarının tefriki ile Nevin İpek ve Pelin Zenginer hakkında kırmızı bülten çıkarılması istendi.”
MAHKEMEDEN ÖNCE DEVLETİN AJANSI KARAR VERDİ: EL KONULACAK
Kasım ve aralıkta görülen celselerde sanıklar ve avukatlarının esas hakkındaki savunmaları alındığı belirtilirken, “Mahkeme heyeti, 18 Aralık 2019’daki celse sonrası karar için duruşmayı 9 Ocak’a erteledi” denilerek nihai hükmün açıklanacağı iddia edildi ve savcının “kayyum atanan şirketlerdeki sanıklara ait hisselere müsadere yoluyla devlet tarafından el konulmasını istediği” söylendi.
[Kronos.News] 5.1.2020
Anadolu Ajansı (AA), Koza-İpek Holding Davası’nda mahkemenin vereceği kararı 5 gün önceden açıkladı.
Ajans, ‘Koza-İpek davasında sona gelindi’ başlığı ile servis ettiği haberde, Gülen Cemaati ile ilgili çatı davası olarak bilinen davanın 9 Ocak’taki duruşmasında Koza Holding yöneticisi Hamdi Akın İpek, kardeşi Cafer Tekin İpek ile annesi Melek İpek’in de aralarında bulunduğu 20 kişinin yargılandığı hatırlatılarak davanın karara bağlanacağını duyurdu.
Savcının, kayyum atanan şirketlerdeki kişilere ait hisselere müsadere yoluyla devlet tarafından el konulmasını istediği öne sürülen haberle ilgili, Koza-İpek Holding Yönetim Kurulu Başkanı Akın İpek, sosyal medya üzerinden açıklama yaptı. İpek, “Koza İpek davası 08 01 2020 de… “Devlet ajansı” mahkemenin vereceği kararı 5 gün önceden yani bugün; 03 01 2020 de açıkladı. El koyacaklarmış…” dedi.
YANDAŞ AA’DAN AL HABERİKoza İpek davası 08 01 2020 de...— Akın İpek (@akinipek01) January 3, 2020
"Devlet ajansı" mahkemenin vereceği kararı 5 gün önceden
yani bugün; 03 01 2020 de açıkladı. El koyacaklarmış... pic.twitter.com/wXrpZVhCNE
AA, yaptığı haberde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianame ile 45 kişiye, “silahlı terör örgütüne üye olmak”, “Vergi Usul Kanunu’na muhalefet”, “güveni kötüye kullanmak”, “özel belgede sahtecilik” ve “ruhsatsız silah bulundurmak” suçlamaları yöneltildiğini kaydetti.
Haberde şu ifadeler kullanıldı:
İddianameyi kabul eden Ankara 24. Ağır Ceza Mahkemesi, davanın ilk duruşmasını 20 Eylül 2017’de gördü ve ilerleyen celselerde şirketin alt düzey çalışanlarının dosyasını tefrik ederek mevcut davada Hamdi Akın İpek, kardeşi Cafer Tekin İpek ile annesi Melek İpek’in de aralarında bulunduğu 20 kişiyi yargılamaya devam etti.
SOYUT SUÇLAMALARA 134 YIL HAPİS CEZASI
Sanık savunmaları alınarak tanıklar dinlendi ve 6 Ağustos 2019’daki duruşmada savcı, esas hakkındaki mütalaasını açıkladı.
Mütalaada sanık Cafer Tekin İpek’in, “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 15 yıl, 21 defa Vergi Usul Kanunu’na muhalefetten 105 yıl, Sermaye Piyasası Kanunu’na (SPK) muhalefet suçundan 5 yıl, 3 defa “özel belgede sahtecilik” suçundan 9 yıla kadar olmak üzere toplamda 134 yıl hapse mahkum edilmesi istendi.
Sanık Melek İpek’in ise “silahlı terör örgütüne üye olmak” ve SPK Kanunu’na muhalefet suçlarından 20 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.
Firari sanıklar Hamdi Akın İpek, Pelin ve Osman Zenginer, Ayhan Yurttaş, Nevin İpek’in dava dosyalarının tefriki ile Nevin İpek ve Pelin Zenginer hakkında kırmızı bülten çıkarılması istendi.”
MAHKEMEDEN ÖNCE DEVLETİN AJANSI KARAR VERDİ: EL KONULACAK
Kasım ve aralıkta görülen celselerde sanıklar ve avukatlarının esas hakkındaki savunmaları alındığı belirtilirken, “Mahkeme heyeti, 18 Aralık 2019’daki celse sonrası karar için duruşmayı 9 Ocak’a erteledi” denilerek nihai hükmün açıklanacağı iddia edildi ve savcının “kayyum atanan şirketlerdeki sanıklara ait hisselere müsadere yoluyla devlet tarafından el konulmasını istediği” söylendi.
[Kronos.News] 5.1.2020
‘Mr. double-double’ Enes, tarih yazmaya devam ediyor [Muhammet Ali Toksoy]
Boston, Chicago’yu 111-104 mağlup ederken, Enes Kanter tam 36 yıl sonra “benchden gelerek, üst üste 3 maçta double-double yapan” ilk Celtics’li oldu.
MUHAMMET ALİ TOKSOY
BOLD NBA- Boston Celtics, yıldız oyuncusu Kemba Walker’ın oynamadığı deplasman maçında, Chicago Bulls’u yenerken, 3.çeyrekte ekstra performans gösteren Enes Kanter, şahsi 8-0’lık bir seri yakalayarak maça damgasını vurdu. 23 dakika süre aldığı maçı 17 sayı, 12 ribaund, 2 blok, 1 top çalma ile tamamlarken, bu sezon üst üste 3.kez double-double yapan ilk Celtics’li oyuncu oldu. Yıldız oyuncu ayrıca Celtics’in efsane oyuncularından Kevin Mchell’den 36 yıl sonra benchden gelip, art arda 3 maçta double-double yapan ilk Celtics’li oyuncu olarak tarihe geçti.
Maç sonunda açıklama yapan Enes Kanter, NBA ligine bakarsanız, sırtı potaya dönük oynayan çok fazla yıldız oyuncu kalmadı. Ben bu zor oyunları yapmayı seviyorum. Bana NBA’nin o güzel eski günlerini hatırlatıyor. Kanter, defansif ve ofansif başarılarında takım arkadaşlarının katkısının büyük olduğunu söyledi. Onlar, her maç bana ‘Hey, eğer oradaysan bire bir oyna, biz sana güveniyoruz’ diyorlar. Bu sözler, pota altında bana büyük rahatlık veriyor.
CHİCAGO’DA ‘YOU ARE MY HOPE’ MESAJI
Boston Celtics-Chicago Bulls karşılaşmasını izlemeye gelen Türk taraftarlar, maç öncesinde yıldız oyuncu ile fotoğraf çektirirken, karşılaşmadaki olağanüstü performansı sonrasında ise büyük mutluluk yaşadılar. ‘You Are My Hope’ yazılı tişörtleri ve pankartlarıyla maça gelen yaklaşık 200 Türk seyirci, Chicago taraftarlarının dikkatini, Türkiye’de yaşanan hukusuzluklara çekmeye çalıştı.
“You Are My Hope” (Sen, Benim Umudumsun), Enes Kanter’in Türkiye’deki insan hakları ihlallerine dikkat çekmek için başlatmış olduğu imza kampanyasının sloganı. Bu kampanyada 1 milyon imza toplamayı hedefleyen NBA yıldızı, Türkiye’de yaşanan hukuksuzlukların daha fazla insan tarafından farkedilmesini amaçlıyor.
[Muhammet Ali Toksoy] 5.1.2020 [BoldMedya]
MUHAMMET ALİ TOKSOY
BOLD NBA- Boston Celtics, yıldız oyuncusu Kemba Walker’ın oynamadığı deplasman maçında, Chicago Bulls’u yenerken, 3.çeyrekte ekstra performans gösteren Enes Kanter, şahsi 8-0’lık bir seri yakalayarak maça damgasını vurdu. 23 dakika süre aldığı maçı 17 sayı, 12 ribaund, 2 blok, 1 top çalma ile tamamlarken, bu sezon üst üste 3.kez double-double yapan ilk Celtics’li oyuncu oldu. Yıldız oyuncu ayrıca Celtics’in efsane oyuncularından Kevin Mchell’den 36 yıl sonra benchden gelip, art arda 3 maçta double-double yapan ilk Celtics’li oyuncu olarak tarihe geçti.
— Boston Celtics (@celtics) January 5, 2020Dün oynanan Atalanta Hawks maçından sonra çenesine dikiş atılan ve oynaması şüpheli olan Enes Kanter, Bulls karşısında takımını yalnız bırakmazken, maçın double-double yapan tek oyuncusu oldu. Chicago Bulls, Wendell Carter Jr, Daniel Gafford ve Lauri Markkanen ile değişmeli olarak Enes Kanter’i durdurmaya çalışmasına rağmen bunda başarılı olamadı.
Maç sonunda açıklama yapan Enes Kanter, NBA ligine bakarsanız, sırtı potaya dönük oynayan çok fazla yıldız oyuncu kalmadı. Ben bu zor oyunları yapmayı seviyorum. Bana NBA’nin o güzel eski günlerini hatırlatıyor. Kanter, defansif ve ofansif başarılarında takım arkadaşlarının katkısının büyük olduğunu söyledi. Onlar, her maç bana ‘Hey, eğer oradaysan bire bir oyna, biz sana güveniyoruz’ diyorlar. Bu sözler, pota altında bana büyük rahatlık veriyor.
CHİCAGO’DA ‘YOU ARE MY HOPE’ MESAJI
Boston Celtics-Chicago Bulls karşılaşmasını izlemeye gelen Türk taraftarlar, maç öncesinde yıldız oyuncu ile fotoğraf çektirirken, karşılaşmadaki olağanüstü performansı sonrasında ise büyük mutluluk yaşadılar. ‘You Are My Hope’ yazılı tişörtleri ve pankartlarıyla maça gelen yaklaşık 200 Türk seyirci, Chicago taraftarlarının dikkatini, Türkiye’de yaşanan hukusuzluklara çekmeye çalıştı.
“You Are My Hope” (Sen, Benim Umudumsun), Enes Kanter’in Türkiye’deki insan hakları ihlallerine dikkat çekmek için başlatmış olduğu imza kampanyasının sloganı. Bu kampanyada 1 milyon imza toplamayı hedefleyen NBA yıldızı, Türkiye’de yaşanan hukuksuzlukların daha fazla insan tarafından farkedilmesini amaçlıyor.
[Muhammet Ali Toksoy] 5.1.2020 [BoldMedya]
Bacağındaki tümör 32 cm oldu, hala tahliye edilmiyor [Sevinç Özarslan]
Bacağındaki tümörden dolayı daha önce ameliyat olan hasta tutuklu Seynur Özdemir, tekrar ameliyat için Ankara’ya sevk edildi. Özdemir’deki tümör gün geçtikçe büyüyor.
BOLD ÖZEL – Sol bacağında tümör bulunan Seynur Özdemir (36), ameliyat için üç hafta önce Antalya L Tipi Cezaevinden Ankara Sincan Kadın Kapalı Cezaevine sevk edildi.
Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki doktorlar “Biz bu ameliyatı yapamayız. Bacağı kalçadan kesmek zorunda kalabiliriz” dediği için, Özdemir Hacettepe Üniversitesi Hastanesine gönderildi. Özdemir’in tahliye edilmesi için gerekli olan heyet raporu ise hala daha verilmedi.
2,5 LİTRE BÜYÜKLÜĞÜNDE
6 aydır tutuklu olan Seynur Özdemir, 2015 yılından bu yana yumuşak doku tümörü (gardner fibroma) hastası. Sol ayağının arka kısmında, kalçadan dize kadar olan bölümde 2,5 litre büyüklüğünde bir tümör var. Tümörün MR görüntülerindeki son boyutu 32 cm.
Seynur Özdemir ilk ameliyatını Ekim 2015’te Hacettepe Üniversite Hastanesinde oldu. O zaman yumurta kadar olan tümör, kas dokusuyla birlikte -tv kumandası büyüklüğünde bir yer- alındı. Fakat tümörün gittikçe büyüyen bir yapısı bulunuyor.
BİYOPSİ YAPILACAK
Eşi cezaevine girdikten sonra tümörün daha da büyüdüğünü belirten eşi Adem Özdemir, “6 aydır sıkıntı, stres, üzüntü yaşıyor. Hastalığının endişelerini taşıyor. Tutukluluk nedeniyle eşimin tedavisi akamete uğruyor. Korkumuz odur ki, bacağının tamamen alınmak zorunda kalması.” dedi.
Eşinin şu anda hastaneye gidip geldiğini söyleyen Özdemir “MR görüntüsü aldılar. Önümüzdeki hafta içi biyopsi yapılacak. Radyoloji bölümü görecek ve ona göre tedavi belirlenecek. Kemoterapi mi yapılacak yoksa ameliyatla o bölge mi alınacak henüz bilmiyoruz.” ifadelerini kullandı.
O RAPORU ALAMIYORUZ
Seynur Özdemir’e, tahliye edilebilmesi için mahkemelerin istediği heyet raporu bugüne kadar verilmedi. Bir kere Antalya 8. Ağır Ceza Mahkemesi, 2 kere de Kütahya 2. Ağır Ceza Mahkemesi raporu talep etmesine rağmen hasta tutuklu hala bekletiliyor.
Adem Özdemir, “Eşim tutuklandıktan sonra dosyası yaklaşık 5 ay Yetkili Mahkeme Tayini için Yargıtay’da idi. Bu süreçte Antalya Mahkemesi dosya ile ilgileniyordu. 1 defa Antalya mahkemesi heyete yolladı. Ekim sonu gibi Yargıtay, dosyaya Kütahya baksın dedi. Kütahya mahkemesi 2 defa ivedi olarak heyet raporu talep etti.” dedi.
İlk duruşması 13 Aralık 2019’da Kütahya 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen Seynur Özdemir’e mahkeme heyeti ‘tamam hastasın ama bize rapor lazım’ ifadelerini kullandı. “Ama o raporu da alamıyoruz.” diyen Adem Özdemir şöyle devam etti: “Doktorlar cezaevinde kalamaz demiyor ya da diyemiyor. Kalabilir de demiyorlar. Mahkemeler üç kere heyet raporuna gönderdi ama sonuç çıkmadı.”
APANDİS AMELİYATI DEĞİL Kİ!
Eşinin durumunu Adalet Bakanlığı, Aile Bakanlığına, Cezaevleri Genel Müdürlüğüne, bazı milletvekillerine, TBMM İnsan Hakları Komisyonuna ve mahkemelere defalarca kez dilekçe yazarak bildirdiğini belirten Adem Özdemir, “Bu bir apandis ameliyatı değil ki, hemen kalksın gitsin koğuşunda yatsın. İnsan evinde kaldıramıyor böyle ameliyatları, cezaevinde nasıl kaldırsın. Üstelik ameliyatla alınsa dahi tümörün yüzde 60-70 oranında tekrar ortaya çıkma durumu var. Hastalık sürekli devam ediyor. Tahliye taleplerimizi yenileyeceğiz. Bir çözüm bulunmasını istiyoruz.” dedi.
ÇOCUKLARIYLA BERABER CEZAEVİNDE
Cemaat soruşturmaları kapsamında 19 Haziran 2019’da tutuklanan Seynur Özdemir, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi İktisat Bölümü mezunu. Evli ve iki çocuk sahibi olan Özdemir’in 3 yaşında Bahar Nur ve 5 yaşında Salim adında iki çocuğu bulunuyor.
Bahar Nur annesiyle birlikte 5 ay Antalya Cezaevinde kaldı. Şu an iki çocuğu da yanında. Çocuklarını annelerine bırakmak zorunda kaldığını belirten Adem Özdemir, “Oğlum benimle dışarıda, kızım annesiyle içerideydi. Eşim Ankara’ya gönderilince kızımı da Ankara’daki akrabalarımıza bıraktık. Anneleri tedavi öncesi çocuklarıyla vakit geçirmek istedi. Oğlumu da alıp Antalya’dan Ankara’ya geldik. Ameliyat olursa ikisini de akrabalara bırakacağız. Çocuklar bir orada bir burada.” dedi.
Seynur Özdemir için 8 Ocak 2019’da ara karar değerlendirmesi yapılacak. 3 Şubat 2019’da ise ikinci mahkemesi görülecek.
GERERLİOĞLU BİRÇOK KEZ GÜNDEME GETİRDİ
Cezaevindeki hak ihlallerini yakından takip eden ve her zaman gündeme getiren HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu Seynur Özdemir’in durumu da defalarca kez gündeme getirdi.
BOLD ÖZEL – Sol bacağında tümör bulunan Seynur Özdemir (36), ameliyat için üç hafta önce Antalya L Tipi Cezaevinden Ankara Sincan Kadın Kapalı Cezaevine sevk edildi.
Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki doktorlar “Biz bu ameliyatı yapamayız. Bacağı kalçadan kesmek zorunda kalabiliriz” dediği için, Özdemir Hacettepe Üniversitesi Hastanesine gönderildi. Özdemir’in tahliye edilmesi için gerekli olan heyet raporu ise hala daha verilmedi.
2,5 LİTRE BÜYÜKLÜĞÜNDE
6 aydır tutuklu olan Seynur Özdemir, 2015 yılından bu yana yumuşak doku tümörü (gardner fibroma) hastası. Sol ayağının arka kısmında, kalçadan dize kadar olan bölümde 2,5 litre büyüklüğünde bir tümör var. Tümörün MR görüntülerindeki son boyutu 32 cm.
Seynur Özdemir ilk ameliyatını Ekim 2015’te Hacettepe Üniversite Hastanesinde oldu. O zaman yumurta kadar olan tümör, kas dokusuyla birlikte -tv kumandası büyüklüğünde bir yer- alındı. Fakat tümörün gittikçe büyüyen bir yapısı bulunuyor.
BİYOPSİ YAPILACAK
Eşi cezaevine girdikten sonra tümörün daha da büyüdüğünü belirten eşi Adem Özdemir, “6 aydır sıkıntı, stres, üzüntü yaşıyor. Hastalığının endişelerini taşıyor. Tutukluluk nedeniyle eşimin tedavisi akamete uğruyor. Korkumuz odur ki, bacağının tamamen alınmak zorunda kalması.” dedi.
Eşinin şu anda hastaneye gidip geldiğini söyleyen Özdemir “MR görüntüsü aldılar. Önümüzdeki hafta içi biyopsi yapılacak. Radyoloji bölümü görecek ve ona göre tedavi belirlenecek. Kemoterapi mi yapılacak yoksa ameliyatla o bölge mi alınacak henüz bilmiyoruz.” ifadelerini kullandı.
O RAPORU ALAMIYORUZ
Seynur Özdemir’e, tahliye edilebilmesi için mahkemelerin istediği heyet raporu bugüne kadar verilmedi. Bir kere Antalya 8. Ağır Ceza Mahkemesi, 2 kere de Kütahya 2. Ağır Ceza Mahkemesi raporu talep etmesine rağmen hasta tutuklu hala bekletiliyor.
Adem Özdemir, “Eşim tutuklandıktan sonra dosyası yaklaşık 5 ay Yetkili Mahkeme Tayini için Yargıtay’da idi. Bu süreçte Antalya Mahkemesi dosya ile ilgileniyordu. 1 defa Antalya mahkemesi heyete yolladı. Ekim sonu gibi Yargıtay, dosyaya Kütahya baksın dedi. Kütahya mahkemesi 2 defa ivedi olarak heyet raporu talep etti.” dedi.
İlk duruşması 13 Aralık 2019’da Kütahya 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen Seynur Özdemir’e mahkeme heyeti ‘tamam hastasın ama bize rapor lazım’ ifadelerini kullandı. “Ama o raporu da alamıyoruz.” diyen Adem Özdemir şöyle devam etti: “Doktorlar cezaevinde kalamaz demiyor ya da diyemiyor. Kalabilir de demiyorlar. Mahkemeler üç kere heyet raporuna gönderdi ama sonuç çıkmadı.”
APANDİS AMELİYATI DEĞİL Kİ!
Eşinin durumunu Adalet Bakanlığı, Aile Bakanlığına, Cezaevleri Genel Müdürlüğüne, bazı milletvekillerine, TBMM İnsan Hakları Komisyonuna ve mahkemelere defalarca kez dilekçe yazarak bildirdiğini belirten Adem Özdemir, “Bu bir apandis ameliyatı değil ki, hemen kalksın gitsin koğuşunda yatsın. İnsan evinde kaldıramıyor böyle ameliyatları, cezaevinde nasıl kaldırsın. Üstelik ameliyatla alınsa dahi tümörün yüzde 60-70 oranında tekrar ortaya çıkma durumu var. Hastalık sürekli devam ediyor. Tahliye taleplerimizi yenileyeceğiz. Bir çözüm bulunmasını istiyoruz.” dedi.
ÇOCUKLARIYLA BERABER CEZAEVİNDE
Cemaat soruşturmaları kapsamında 19 Haziran 2019’da tutuklanan Seynur Özdemir, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi İktisat Bölümü mezunu. Evli ve iki çocuk sahibi olan Özdemir’in 3 yaşında Bahar Nur ve 5 yaşında Salim adında iki çocuğu bulunuyor.
Bahar Nur annesiyle birlikte 5 ay Antalya Cezaevinde kaldı. Şu an iki çocuğu da yanında. Çocuklarını annelerine bırakmak zorunda kaldığını belirten Adem Özdemir, “Oğlum benimle dışarıda, kızım annesiyle içerideydi. Eşim Ankara’ya gönderilince kızımı da Ankara’daki akrabalarımıza bıraktık. Anneleri tedavi öncesi çocuklarıyla vakit geçirmek istedi. Oğlumu da alıp Antalya’dan Ankara’ya geldik. Ameliyat olursa ikisini de akrabalara bırakacağız. Çocuklar bir orada bir burada.” dedi.
Seynur Özdemir için 8 Ocak 2019’da ara karar değerlendirmesi yapılacak. 3 Şubat 2019’da ise ikinci mahkemesi görülecek.
GERERLİOĞLU BİRÇOK KEZ GÜNDEME GETİRDİ
Cezaevindeki hak ihlallerini yakından takip eden ve her zaman gündeme getiren HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu Seynur Özdemir’in durumu da defalarca kez gündeme getirdi.
[Sevinç Özarslan] 5.1.2020 [BoldMedya]Seynur Özdemir, takip ediyorum 2 çocuk annesi, Antalya L Tipi Cezaevinde 130 gündür 3 yaş çocuğuyla tutuklu ve bacağının kesilmesini gerektiren büyüyen bir kitleden muzdarip, eşiyle de görüştüm çok üzgünler. Tıp Fakültesi biz yapamayız Hacettepe yapsın demiş @adalet_bakanlik pic.twitter.com/yJUpYzHpBs— Ömer Faruk Gergerlioğlu (@gergerliogluof) November 5, 2019
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

