Dikkat Tayyip çıkabilir! [Seyfi Mert]

Akşam yorgun argın eve geliyorsunuz. Çalışmış, yorulmuş, perişan olmuşsunuz. Kapının anahtarını çevirip içeri giriyor ve en azından üstümü değiştirirken televizyondan bir müzik kanalı açmak için kumandayı alıp duşuna dokunuyorsunuz. 

Fakat o da ne?

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tüm öfke ve nefretiyle salonunuzun ortasında beliriveriyor. Esiyor, gürlüyor, tehdit ediyor. “Sevgili vatandaşlarım” diyor ve bitmeyen sakızı cemaat düşmanlığı, dış güçler, Almanlar otogarımızı kıskanıyor türünden artık ezberlediğiniz kin ve nefretini kustukça kusuyor. 

Oysa siz o anda hiç de öyle nefret ve siyaset havanızda değilsiniz. 

Üstelik bir müzik kanalında ne işi var bu adamın, diye içinizden geçirip, müzikten vazgeçiyorsunuz, hiç olmazsa belgesel izleyeyim, diyerek National Geographic kanalına geçiyorsunuz, ancak bir sürpriz daha var; Tayyip Erdoğan belgesel öncesi belgesel olarak yine karşınızda. Hem de tüm haşmetiyle, “sevgili vatandaşım kanal değiştiren haindir, dış güçlerin güdümüne girme, kanalını değiştirme” diyor. 

Sağa sola bakıp, bir tuhaflık olduğunu anlıyorsunuz ama kanal değiştirmezseniz daha da kötü olacak gibi hissedip, yine tuşa dokunuyorsunuz. 

Bu kez yandaş bir kanalda tartışma var. Tayyiban ekibi, “en çok ben yalarım” isimli oturak alemi yapıyor. Nihal bir yandan cilalıyor, Hilal öbür yandan parlatıyor, Elif beri yandan sıvıyor. Erkekler daha sert, daha raconcu. Ekmek peşindeki yalaka takımı kerhen de olsa giriyor tüm toplara. Cümbür cemaat Allah ne verdiyse girişiyorlar. Kimi elinde metre Maltepe’deki miting alanına aslında toplan 7 kişinin sığabileceğini ispatlamaya çalışıyor saatlerdir filan. 

Biliyorum, manzarayı betimlemek bile tahammül sınırlarını aşıyor. 

Ama özellikle son bir yıldır Türkiye’nin hali böyle. 

Siz zannediyorsunuz ki, 15 Temmuz’un üzerinden vakit geçtikçe hafifleyecek bu kin dili, nefret söylemi değil mi?
Asla!

Ne sönümlenmesi, daha da artıyor üstelik 15 Temmuz’da ne olduğuyla bile ilgilenmiyor artık kimse. Ortada bir Tayyip kalıyor soyutlanmış olarak, bir de hainler. Başka seçenek yok. Ya Tayyipçisin ya da hain. 

Ortası yok yani…

Diyelim ki pes ettin, vazgeçtin, kapattın televizyonu. Anneni arayıp hal hatır sormak istiyorsun. Annen yerine Tayyip açıyor telefonu ve oradan da “Sevgili hemşerim biliyorsunuz hainler…” diye başlıyor. 

Tayyip annenizin evine kadar girmiş olamaz. 

Galiba yanlış numara diye düşünüp tekrar çeviriyorsunuz, değişen bir şey yok, cumhurbaşkanınız annenize telesekreterlik yapıyor resmen!

Hani nicedir alışmıştınız…

Tüm televizyonlar zaten onun. Günün her saati birkaç kanal hariç, çocuk kanallarında bile her saat çıkıyordu haşmetli. Gazeteler deseniz zaten onun. İlk sayfasında Tayyip Erdoğan fotosu ve haberi olmayan yayın yönetmenini oylum oylum selvi boylum türküsü eşliğinde ipe geriyor troller ordusu. 

Tüm billboardlar ona çalışıyor. Otobüste, trende, metroda onun görselleri hiç eksik olmuyor. 

Yeni bir inşaat yapanların emlak vergisinden önce binasına Tayyip Erdoğan giydirmesi yazılı olmayan kanun haline geldi bu ülkede, bunu da biliyorsunuz. 

Ama artık bu kadarı da fazla, diye mi düşünüyorsunuz. 

Durun daha ne gördünüz ki?

Su içmek için buzdolabını açın görün sürprizi. 

KHK ile her kapısı açıldığında mesaj okuyan sistem yüklendi yeni üretilen buzdolaplarına. Eski modelleri üç ayda değiştirmeyenin hain ilan edileceğini ayrıca hatırlatmamıza gerek yok sanırım. Polis baskınında dolabınız, kapağı açıldığında Tayyip Erdoğan’ın son konuşmasıyla karşınıza çıkmayanlardansa, bittiniz siz!

Yakında çamaşır makinaları için de benzeri bir yöntem uygulanacak. 

Hainleri durula, AK Partiyi kurula şeklinde marş ile çalışan modellerini bile üretti yerli çamaşır makine sanayimiz. 
Musluğu çevirdiğinizde sudan önce Tayyibin sesi akacak musluklardan. 

Çorap giymek için çekmeceyi açtığınızda, sabah işe giderken aracınızın kapısını açtığınızda onun görseli oturmuş olacak koltuğunuza. 

Dikiz aynasına bakarken önce onun çatış kaşlı bakışıyla göz teması kurup, ardından manevra yapacaksınız. Yapabiliyorsanız. 

Bundan böyle ülkemize gelen yabancılar şaşıracaklar siz şaşırmayacaksınız. Her köşe başına şöyle bir tabela konacak zira: “Dikkat Tayyip çıkabilir!”

Kaçamayacaksınız, sıkıysa kaçmayı deneyin!

Onun sesi eşliğinde yemeklerinizi yapacak, fırınlarda onun sesiyle yemek tariflerini uygulayacaksınız. 
Çamaşırı “Eyyy kirliler” eşliğindeki gürlemesiyle duralayacak, bulaşık makinasında inatçı kirler onun höykürmeleriyle çözülecek. 

Bundan sonra böyle…

Sabah gözünüzü açtığınızda Tayyip Bey dikilecek karşınıza. Öfke ve nefretle şarlayacak, höykürecek, parmağını gözünüze sokup titretecek benliğinizi. Akşam yattığınızda belki kurtulurum diye düşüneceksiniz ama Fidan ve ekibi, rüyalara sızmak için de bir şeyler kovalıyorlar. Yakında orda da rahat yok size. 

Göreceksiniz…

[Seyfi Mert] 16.7.2017 [Samanyolu Haber]
smert@samanyoluhaber.com

Ateş Parçaları(!) B Planlarınızı bir görelim… [Kadir Gürcan]

Meseleler içinden çıkılmaz hale gelince, iktidar sahiplerinin yaptıkları tek şey, daha fazla bağırmak, saga-sola tehdit, şantaj ve yabancı dillere çevrilemeyen külhanvari, argo edebiyatı yapmak. Olmayan stratejilerin asfalta yapıştığını görmek için bundan daha iyi bir işaret olamaz… Bağırmaya başladılarsa, anlayın ki yine tükenmişler.

Dış ilişkilerin hemen hemen hepsinde kaybettiler. Dost olarak yan yana göründükleri ülkelerin hiçbirisi ile istikbal vadeden ve ayakları yere basan köklü ilişkileri yok. Her şey pamuk ipliğine bağlı. Kış kapıya dayanıp, doğal gaz alışverişi kızıştığında, kapı komşusu Rusya’dan yine “Vanaları kapatırız. Kışın ortasında güz pilici gibi tir tir titrersiniz, ona göre!” dosthane(!) uyarıları duyarız. Hükümet yetkililerinin geçmiş yıllardaki savunmalarını hatırlayın “Eskiden doğal gaz mı vardı? Tezek yakarız!” İşte bahsettiğimiz kuru sıkı, günü birlik, strateji mahrumu beyanatlar bunlar…

Rusya Ortadoğu ve NATO işlerinde Türkiye'yi taşeron olarak kullanıyor. Amerika ile bozulan ilişkilerimizin inadına, Rusya, ABD ile ortak iş yapma fırsatlarını boş çevirmiyor. Katar’ın yanında yer aldığımız için Ortadoğu’nun liderliğine soyunalım derken, geçen hafta ABD, Katar ile iş yapmaya başladı. İran, kucağında büyüttüğü dini ve mezhebi terörü Türkiye'ye ihraç etti. 

Geçenlerde Almanya’da hazırlanan bir afişte, Ortadoğu’nun teröre yataklık eden ülke başkanları arasında İran Devlet Başkanı’nın resmi yoktu. Gerçi bu, İran’ın terör destekçiliği konusundaki şöhretine helal getirmez ama, aradan sıyrılıp yerine Türkiye’yi halef bırakması gözlerden kaçmıyor. Eğer bizdeki akildaneler hala “Reklamın iyisi-kötüsü olmaz!” diyorlarsa, fazla söze ne hacet! Ortodoğu’da teröre destek veren ülkeler arasında marka haline gelmemiz yakındır. 

“Benim adım Hızır, elinden gelen budur!” inadının AB yolculuğundaki faturası yetmiş yıllık emek ve servetin heba edilmesi oldu. AB işlerinden sorumlu Bakanın, kaç zamandır bahsettiği “B Planı” kuru bir blöften başka bir şey değil. Misak-ı milli sınırları içinde otuz beş senelik iç terör konusunda bir arpa boyu yol alamamış bir devlet işleyişinin “B Planı” komedisine gülmekten herkesin karınları ağrıdı.

Strateji mahrumiyetleri ve günübirlik akıldanelikleri fazla dayanmıyor. Kuşluk vaktinde söylediklerini zeval vaktine girmeden yumuşatmaları gerekiyor. AB’den sorumlu Bakan, Türkiye’nin üyelik konusundaki iflasına verdiği cevap İttihad-Terakki bıçkınlarının cevabını andırıyor; “Kararı, elimizin tersiyle itiyoruz.” Bu ucuz cevabın faturasınının seksen milyon Türk insanının yedi on yıllık birikiminin heba edilmesi demek olduğunu anlayacak fikri olgunluk mevcut kabinenin semtinden çok uzak.

Ülkeler arasındaki birliktelikler çabuk kurulamıyor. Eğer uzun vadeli ortak çıkarlar etrafında paktlar kurulacaksa, ince eleyip sık dokumak kaçınılmaz. Olmadık yerde işleri ellerinin tersi ile alt-üst edecek mevsimlik politika ve siyasetçilerle kimse ciddi şeyler konuşmayı istemez. Kötü tecrübeye örnek arıyorsanız, AP’ye diklenenlere bir bakın. 

Bizimkiler, Avrupa’da işler tıkanınca, İngiltere’den replik ve rol çalmaya uğraşıyorlar. Güya Brexit’i taklid edip AP’ye kafa tutuyorlar. Aslında asıl meseleyi gözden kaçırıyorlar. İngiltere’nin AB’ye dahil olması ve günü geldiğinde de ayrılabilecek kudreti demokratik bir tercihin sonucu olarak görülüyor. Ayrılma kararı üzerinden neredeyse altı ay geçti ama, daha süreç devam ediyor. Adeta, diken yumağının pamuk balyası içinden çıkması gibi bir şey. Ortalığı kan-revan eden ağır bir doğum. Her iki taraf da hasarın farkında. 

Türkiye’de AB konusunda çok geriye düşen iktidar sahipleri bütün kehanetleri, bu birlikteliğin ha bugün ha yarın dağılabileceği ihmaline bağlı. Şimdiye kadar da bütün bahisleri kaybettiler. Ellerinin tersiyle ittikleri şey işte bu gölge oyunundan ibaret. 

Başka arayışlar çaresizlikten. Şimdilik Türkiye ve Türk İnsanı için Avrupa alternatifsiz istikametlerden birisi. Bugünün iktidar zorbaları bunu kabul etse de etmese de realite bu. Zaten mesele Türkiye ve Türk İnsanı değil, Osmanlı’dan sadece İttihad-Terakki kaçkınlarını tevarüs eden akıl yoksunları. Avrupa da bunu biliyor. 

[Kadir Gürcan] 16.7.2017 [Samanyolu Haber]
newkadirgurcan@gmail.com