YSK’nın seçim öncesi ve sonrası açıkladığı sandık rakamları arasında 3 bin 700 fark ortaya çıktı!

YSK Başkanı Sadi Güven’in seçimden önce tahmini sandık sayısını yurtiçi için 180 bin 896, yurt dışı 3 bin 167 toplam ise 184 bin 296 olarak açıklamıştı. Fakat seçim sonrası aynı YSK sandık sayısı 188 bin 80 olarak açıkladı ve arada 3 bin 784 sandık farkı ortaya çıktı.

Teyit.org bu durumu araştırdı. Araştırmaya göre, Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Sadi Güven’in 14 Mayıs tarihinde sandık sayılarına ilişkin olarak tahmini 180 bin 896 sayısını ifade ettiği iddiası doğru. Tweet zincirinde atıfta bulunulan diğer belge ise 4 Mayıs tarihli Resmi Gazete’den. Öte yandan belirtilen sayılar kapsamında gümrüklerde kurulan sandıkların değerlendirilmediği görülüyor.

Bunun dışında sandık sayılarındaki değişimleri ise YSK’dan edinilen bilgiler ışığında açıklandı.

YSK’dan edinilen bilgiye göre toplam sandık sayısı 188 bin 9

4 Mayıs 2018 tarihli Resmi Gazete’de 24 Haziran seçimleri kapsamında kurulacak olan sandık sayısına ilişkin olarak tahmini sayılar ifade ediliyor. Yurt içinde 181 bin 129 ve yurt dışında 3 bin 167 sandıkta oy kullanılacağı belirtilmiş.

14 Mayıs 2018 tarihinde Anadolu Ajansı’nın yaptığı habere göre ise Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Sadi Güven tahmini sandık sayısını 180 bin 896 olarak aktarıyor.

YSK’nın internet sitesinde yayımlanan verilere göre ise “Muhtarlık Türüne Göre Sandık ve Seçmen Sayıları” listesinde sandık sayısının yurt içinde cezaevlerinde kurulan sandıklar ve seyyar sandıklar dahil olmak üzere toplam 181 bin 863 olduğu belirtiliyor. Cezaevlerinde kurulan sandıklar ve seyyar sandıklar haricinde toplam sandık sayısının ise 180 bin 65 olduğu anlaşılıyor. Bu sayıya yine YSK tarafından paylaşılan “Seçim Çevrelerine Göre Seçmen ve Sandık Sayıları” listesinden de ulaşmak mümkün.

YSK’dan edindiği bilgilere göre bu sayılardaki değişimlerin nedeni, seçmenlere ilişkin kesin listelerin sandık sayılarının belirtildiği tarihlerde netleşmemiş ve sandık birleştirme kararlarının henüz uygulamaya konulmamış olması.

İddia kapsamında dile getirilen farkın asıl nedeni gümrüklerde kurulan sandık sayısı

Buna ek olarak YSK’dan seçimlerde kurulan sandık sayılarına dair net bilgi de teyit.org tarafından talep edildi. Bunun üzerine 24 Haziran seçimlerinde sayımı yapılacak yurt içinde cezaevleri hariç 180 bin 65, cezaevlerinde 460, gümrüklerde 4 bin 98 ve yurtdışında 3 bin 386 sandık kurulduğu ifade edildi. Bu veriler ışığında sayımı yapılmak üzere kurulan toplam sandık sayısının 188 bin 9 olduğu anlaşılıyor.

Bunların dışında seyyar olarak bin 307 sandığın kurulmuş olduğu belirtildi. Ancak seyyar sandıkların bağlı oldukları ilçedeki bir sandıkla ilişkilendirilmiş oldukları ve asıl olarak bu sabit sandığın sayımının yapılacağı, seyyar sandıkların bu sayıma dahil edileceği belirtiliyor. Bu nedenle aslında 188 bin 9 sabit sandığa ait verilerin toplanmakta olduğunu ifade etmek mümkün.

Gümrüklerde kurulan sandıklara ilişkin olarak 30 Nisan 2018 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan YSK’nın aldığı 333 numaralı karar incelenebilir. Öte yandan gümrüklerde kurulan sandık sayısına ilişkin verilere seçim öncesinde paylaşılan genelgeler veya yayımlanan kararlar arasında rastlanmadı. Buna karşın teyit.org’un YSK’dan edindiği ve gümrüklerde 4 bin 98 sandığın kurulduğuna dair bilgi geçtiğimiz seçimde gümrüklerde kurulan sandık sayısıyla karşılaştırıldığında arada ciddi bir farkın bulunmadığı anlaşılıyor. Nisan 2017’de düzenlenen referandum sırasında gümrüklerde 4 bin 178 sandık bulunuyordu.

[TR724] 28.6.2018

Die Zeit’te ‘yüzde 64’ yorumu: Almanya’da özgürlüğün tadını çıkarıyorlar ve orada otokratı seçiyorlar

Almanya’da haftalık yayın yapan Die Zeit gazetesi, 28 Haziran tarihli son nüshasında Tayyip Erdoğan’ın Almanya’da Türk pasaportu taşıyan seçmenlerden aldığı yüzde 64 oy oranını masaya yatırdı.

Michael Thumann’ın “Türklerin paradoksu” başlıklı haber-analizinde, Erdoğan’a oy veren gurbetçiler için “Burada özgürlüğün tadını çıkarıyorlar ve orada otokratı seçiyorlar. Oy verme davranışlarının sonuçlarını hissetmiyorlar.” saptaması yapıldı.

“ERDOĞAN TBMM’DE ÇOĞUNLUĞU KAYBETMESİ BİR UYARI”
Analizde Erdoğan’ın yüzde 52,5 ile cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmasına karşılık liderliğini yaptığı Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) salt çoğunluğu (301 milletvekili) kaybettiğine dikkat çekildi: “AKP’nin salt çoğunluğunun eş zamanlı milletvekili seçimlerinde kaybedilmesi bir uyarı işaretidir.”

Erdoğan’ın, “Ben halkım! Diğerleri elit!” şeklindeki popülizmine inananların AKP iktidarında kazandıkları servetlerini ve statülerini kaybetme korkusu ile Erdoğan’ın etrafında kenetlendiklerini vurgulayan gazete, “Eski elitler iktidara döndüğü zaman her şeylerini kaybedebilirler. Böyle bir kaygı, Erdoğan’ı güçlendirdi.” ifadelerini kullandı.

[TR724] 28.6.2018

New York Times: ‘Erdoğan’ın sultanlık planı’

ABD’li New York Times (NYT) gazetesi, 24 Haziran seçimlerine ilişkin başyazısında AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Cumhur İttifakı’nın zaferinin Türkiye’de otoriterliğe gidiş konusunda kaygıları arttırdığını öne sürdü.

Gazete, 24 Haziran seçimlerine ilişkin başyazısında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Cumhur İttifakı’nın zaferinin Türkiye’de otoriterliğe gidiş konusunda kaygıları arttırdığını ifade etti. “Erdoğan Türk demokrasisini henüz öldürmedi” başlıklı yazıda, 2028 yılına kadar iktidarda kalma olasılığı bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın modern bir Osmanlı sultanı olma planları olduğu ve “tek adam yönetiminin ortaya çıkaracağı sorunlarla daha yıllarca uğraşmak zorunda kalınabileceği” savunuldu. NYT’deki analizde, uygulanmaya başlanacak Cumhurbaşkanlığı sistemiyle yasama ve yargı üzerinde hâkimiyetin artması, laik devletin etkinliğinin azaltılması ve ekonomik zorlukların artması gibi sonuçlardan endişe duyulduğu kaydedildi. Gazete seçim sonuçlarının ABD açısından sonuçlarına da değindi. Erdoğan iktidarında Türkiye’nin NATO için daha zorlu bir müttefik olacağı, Rus S-400’leri ve nükleer santralı ile Kürt meselesinde Suriye ve Irak’taki görüş ayrılıklarının ABD-Türkiye ilişkilerinde sorun başlığı olmayı sürdüreceği vurgulandı

[TR724] 28.6.2018

Böyle muhalefete böyle ülke! [Naci Karadağ]

Allah uzun ömürler versin, Deniz Baykal’ın son fotoğrafını gördünüz mü?

Baykal ile hiçbir soy, sop ya da gönül bağım yok. Sıfır bile değil negatif hatta.

Ancak bir insan olarak son halinden dolayı üzüntü hissettim.

Baykal 1938 doğumlu… Siyasete başlama yaşı, demokrasimizden bile eski.

Siyasi hayatı çalkantılı, mücadeleci geçti ve epey nahoş bir olay neticesinde CHP liderliğini bıraktı. Buna rağmen bir süre sonra siyasete döndü.

Bir insanın bu ısrarını anlayamamak bir yana, başta Baykal olmak üzere herkes kendisine kimin tuzak kurduğunu, kimlerin yayınladığını ve meydanlarda kimlerin “Ne özeli bunlar genel genel” diye bağırdığını çok iyi biliyor. Ancak garip bir şekilde saraya gidip gelmeye başladı Baykal. CHP Erdoğan ile araya mesafe koymuşken kimsenin anlam veremediği bir yakınlaşmaydı bu.

Her neyse sonra ciddi bir rahatsızlık geçirdi ve fiziksel fonksiyonlarını epey hasar gördü. Son görselini sayfaya koyacağım.

Sayın Deniz Baykal’a tek soru soracağım: Bu ısrar niye?

Ömrünüzün tamamını siyasete harcadınız.

Siyaset aile hayatınızdan aldı, özel hayatınızdan aldı, sağlığınızdan aldı…

Şimdi ayakta duramayacak haldesiniz ama hala siyasette ısrar ediyorsunuz.

Hiç dinlenmek, köşenize çekilmek, ne bileyim şöyle fanilanızla bahçenizi sulamayla uğraşmak, torunlarınızı sevmek filan aklınıza gelmiyor mu?

Bir çift lafım da, başta Prof. Aslı Baykal olmak üzere çocukları, torunları ve ailesine… Babanızın halini gördüğünüz halde, neden engel olmuyorsunuz? Niçin “baba yeter, sağlığın çok daha önemli, artık bize vakit ayır” filan demek aklınıza hiç gelmiyor mu?

Babanıza en büyük kötülüğü sizin ettiğinizin farkında değil misiniz?

Daha önce bu köşede yazdığımı hatırlıyorum: Kötülüğün bir ülkede hakim olabilmesi için sadece kötülerin olması yetmiyor. O ülkedeki iyilerin de suskunluğu, tepkisizliği gerekli. Ve görüyoruz ki, Erdoğan iktidarı sadece kendi performansıyla şu anda ülkeyi cehenneme çevirecek gücü elde etmiyor. Yanına muhalefetin de katkısını alarak yapıyor bunu asrın zalimi.

Bahçeli ve diğerlerini bir şekilde ikna edebildiği gibi, diğer rakiplerini de seçim gecesi yaptığı gibi bizim anlayamadığımız bir şekilde susturabiliyor.

Seçim gecesi yaşananları anlayabilen var mı?

Şu linkteki videoda bulunan genç kıza kulak verin bir. İki ay boyunca Tayyip’in giderine gider yapan, atarına karşılık veren İnce, bir gecede nasıl süt dökmüş kediye dönüverdi. Akşener ile beraber nasıl bir ölümcül suskunluğa gömüldü?

Neden?

Taraftarlarına “24 saat uyumayacaksınız, YSK önünde 50 bin avukat toplarım ” diyen biri, nasıl bir gecede sus pus oldu? Bunun mantıklı izahını yapabilen var mı?

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun “Anadolu Ajansı ile bizim tuttuğumuz veriler arasında hiçbir alaka yok” açıklamasından sonra gece boyu, “Kimseye inanmayın, başabaş gidiyoruz, seçim ikinci tura kaldı” diye açıklama yapıp dururken, birden bire arazi olmasının manası nedir?

CHP’nin aklı evvel bir yetkilisi Bülent Tezcan yanına Tuncay Özkan’ı alıp gece boyu, “AA’ya inanmayın manipülasyon yapıyor” diye açıklama yaparken, Kılıçdaroğlu ile beraber arka kapıdan kayıplara karışmasının akla yatkın izahını yapabilen var mı?

“AA üfürüyor inanmayın, Tayyip asla yüzde 48’i geçmedi” açıklamasından “YSK sonuçları ile bizim sonuçlar arasında mantıklı pek fark yok” açıklamasına kadar neler oldu? Söyleyebilecek var mı?

Soruyorum, var mı?

Halk TV denen havuzdan hallice CHP yandaşı kanalın gece boyu, “Yukarıda AKP’liler sinirden yerleri yumrukluyorlar, duvarları tırmalıyorlar, biz kazandık” türünden yayınlar yaparken birden bire kitap satışı advertorialına dönmesinin sebebini bilen eden var mı a dostlar?

Fuat Uğur isimli bir yandaş var. Rüzgar nereden eserse oraya çevirdiği yelkeniyle bilinir. Zaman zaman yandaşlar arasındaki kavgada hırpalanır ama ekmek kapısı olduğu için şimdilik hala AKP limanında demirli durumda. Bu yandaş 15 Temmuz’dan tam 4 ay önce darbe olacağını ifade eden bir yazı kaleme aldı. Başlık aynen şuydu: “Cemaat’in “Hususiler”i darbe için Ankara’da toplandı.” Uğur’un böyle bir şeyden haberdar olması elbette mümkün değildi, tıpkı “Kabataş Yazısı” gibi önüne servis edilen şeyi köşesine ismini koyarak yerleştirmişti. (BKZ)  Darbe sonrası kırk bin takla atarak reklamdan, gofretten “darbeyi biliyorsunuz”, ayağına içeri atılanlar oldu. 17 yaşındaki çocuklar müebbet aldılar ama bir kişi de bu herifi çağırıp, “Gel bakalım yandaş, kim sana üfürdü bu bilgileri hele söyle?” diye sormadı. Aynı zat, 24 Haziran’dan önce ne yazdı biliyor musunuz?

Başlık şu: “Yarın gece Muharrem İnce ne yapacak?” (BKZ)

İnce’nin seçim gecesi sarhoş olacağını ve o nedenle yanındaki arkadaşlarının ona sahip olması gerektiğini yazıyor yandaş kalem… Üstelik sadece o da değil, kerameti kendinden menkul pek çok havuz kalemi aynı şeyleri geveleyip durdu seçim öncesi. (BKZ)

Hiçbir CHP’li bunu fark etmiyor ya da umursamıyor, ne diyelim!

Devam edelim biz… Şu videoyu bir izleyin…

Teyzenin dediklerine kulak verin ve öldürücü olan son cümleyi duyun. Durum bu. AKP kendisine oy veren seçmenin çok önünde ve onların algısıyla arzu ettiği gibi oynuyor. Pek çok AKP’linin dediği gibi bizzat Erdoğan çıkıp “Evet ben çaldım, iyi ettim oh canıma değsin” dese bile “Helal olsun Reis’ime, yarasın” diyecek bir kitleden bahsediyoruz.

Ancak görülüyor ki CHP seçmeni de partisinin önünde. İlerisinde…

Bu ülke bu muhalefeti hak ettiği halde, bu kitle bu muhalefeti hak etmiyor. Aylarca külyutmaz numarasına yatıp seçim gecesi dünyanın en şapşal partisiymiş gibi davranmalarını sadece CHP seçmeni değil aklı başında hiç kimse hak etmiyor.

Öyle bir muhalefet düşünün ki (Buna Akşener ve Temel Reis’in partilerini de ekliyorum) zeka ürünü bir seçim kampanyası yapıyor. İktidar ne yapsa hep altta kalıyor, hep edilgen. Erdoğan hayatında yapmadığı kadar çok hatayı bir tek kampanyada yapıyor. Ancak seçim gecesi öylesine tuhaflıklar oluyor ki, ülke rejim değişikliğine giderken muhalefet kuzu kuzu…

Bunun izahını yapmak zorunda birileri…

“Gerçeği yer altına gömseniz bile, o yine büyüyerek patlayacak ve her şeyi yok edecektir.” der Emile Zola… Bir gün mutlaka gün yüzüne çıkacaktır elbette gerçekler…

Ancak, seçimde MHP üzerinden oyun oynandığını anlamamak için aptal olmak lazım değil mi?

Neden bir tek muhalefet yetkilisi oturup bu rakamları karşılaştırmıyor. Örneğin AA rakamlarıyla YSK rakamları arasındaki 600 bin oy farkını sorgulamıyor.

Bakın, oy oranı değişik olabilir ama oy sayısının değişmesi garip değil mi?

Şu fotoğraflardaki tabloları mantıklı izah eden biri çıksın anlından öpeceğim:

Önce mantığa uyan neticelere bakalım. Gerçi bunlar bile akıl dışı ama hadi tamam diyelim.

Şimdi sıkı durun:

Mardin’de iktidar bile zar zor 7 bin oy artırabilirken (HDP’nin kaybettiği 35 bin oyu ki seçmen sayısı yaklaşık 30 bin arttığı halde) MHP mucizevi bir şekilde 10 bin oy arttırıyor! MHP Mardin’de % 181 oy artırıyor sevgili dostlar!

Garip değil mi sizce? Daha durun MHP’nin kalesi (!) Şırnak’ı görmediniz henüz!

HDP yanlış yazıldığı için çizdim, zaten esas meselemiz MHP. Şırnak’ta 6 bin 500 yeni seçmeni var MHP’nin ve artırılan oy yüzdesi % 203

Diğer Kürt vatandaşların ağırlıklı oturduğu iller de farksız. Hakkari’de % 123, Siirt’te % 200… Bu rakamların hiçbir mantıklı açıklaması olmadığı gibi, seçim sonuçlarının masa başında yapıldığının ciddi emareleridir.

Düşünün 3 ay boyunca kavurucu sıcakta o meydandan bu meydana koşuyorsunuz, millet ardınızdan geliyor milyonca insan bir mitingde toplanıyor. ‘Oyunuza sahip çıkın’ diye ortalığı yıkıyorsunuz ama seçim gecesi arazisiniz! Ne ayaktır bu hemşerim?

İzah edin bu durumu izah!

Türkiye rejim değiştirirken arka kapıdan kaçıp gidenler olarak tarihe geçtiniz farkında mısınız?

Daha bitmedi ama bugünlük bu kadar rakam yeter.

Şunu söyleyeyim aslında başta CHP olmak üzere bu seçimi kaybettiği söylenen partilerin aklı başında adamlarının yapması gerekeni galiba bizim yapmamız gerekecek ve il il tek tek ele alıp 1 Kasım seçimleriyle karşılaştırmalı analiz yaparak oynanan oyunu ortaya çıkarmak gerekecek…

Umarım yapabiliriz.

Artık sonraki yazıya…

Söyleyeceklerim şimdilik bu kadar.

[Naci Karadağ] 28.6.2018 [TR724]

Gitmeyi bilmek [Semih Ardıç]

Gitmek sadece başarısızlık ayarlı bir fiil değildir, öyle olmamalıdır. İnsan, “vazgeçilmez olduğu” vehminden uzak durmalı ki mevcudiyetini başkalarının hakkını çiğneyerek devam ettirme ihtirasına esir düşmesin!

Her an ceketini alıp gitmeye hazır ve nazır olmanın hazzını bilmeyenlerin his ve tefekkür dünyası “gitmek”ten bînasiptir.

Gitmesi icap ettiği halde kalanlar, susayanlara ancak deniz suyu ikram edebilir.

BAŞARISIZLIKTA İLK ADIM ‘GİTMEK’ OLMALI

Elbette başarısızlıkta devr-i nimetin mesuliyetini üstlenmenin en samimi halidir gitmek. Makam ve mevki sahipleri başarısızlık mevzu bahis ise bir dakika bile tereddüt etmeden gitmelidir.

Yüzü eskimiş, elden ayaktan düşmüş nice fâninin kendisinde âb-ı hayat iksiri varmışçasına kürsü yahut vitrinleri işgal etmesi garptan şarka doğru seyahat ettikçe teamül halini alıyor.

Mesuliyet sahibi kimseler dünyanın neresinde olursa olsun en basit hatayı istifa sebebi sayarken Manisa Soma’da 301 madencinin diri diri yanmasına sebep olan hatalar silsilesinin fâillerinden tek kişi bile istifa etmedi. Aradan 5 sene geçtiği halde davada karar çıkmadı. Vicdanlar kanatılıyor.

GİTMEK BİLMEYENLERİN BELDESİ: TÜRKİYE

Gitmek bilmeyenlerin coğrafyasında şayan-ı dikkat memleketlerden biri de Türkiye. Gitmek bilmeyenler beldesi Türkiye…

“Ben varsam siz varsınız. Ben yoksam siz de yoksunuz.” kibrinin satıcısı da alıcısı da mebzul Türkiye’de.

24 Haziran 2018 Pazar günü sandıktan çıkan neticenin Türkiye’yi dünyanın hangi ligine düşüreceği yazılıp çiziliyor.

Demokrasiden totaliterlik devşirenlerin heybesinin “öteki” tarafta mukim herkes için ayrı ayrı hazırlanmış acı reçetelerle dolup taştığını seçimin hemen akabinde ikrar ettiler.

Rövanş için seçim yaptıklarını itiraf ettiler.

MHP’NİN TUHAF TEŞEKKÜR İLANI

Kurdukları ittifakla Recep Tayyip Erdoğan’ı ipten aldıklarını alenen ifade edecek kadar emin bir eda ile sahneye çıkıyorlar. Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) lideri gazetelere tam sayfa teşekkür ilanı veriyor.

İsmi üzerinde teşekkür edilmesi beklenir. Oysa Bahçeli o ilanda kendilerini tenkit eden gazeteci ve yazarlardan “oylarını düşük gösterdiğini” iddia ettiği anket şirketlerinin idarecilerine kadar 100’e yakın ismi tek tek yazdı.

“Ne yaptınızsa başaramadınız, nitekim Milliyetçi Hareket Partisi’ni yıkamadınız.” dedi. Tenkit etmek ya da Bahçeli’den farklı bir fikri müdafaa etmek, “Bunu not ettik, unutmayacağız.” sözlerinin hedefi oldu.

GİTMEYENLER LİSTESİNİN BAŞINDA ERDOĞAN VAR

Koltuğu bırakmadığı ve kendi ikbali uğruna Türkiye’yi cenderenin arasına sıkıştırdığı için Reis-i Cumhur Erdoğan farklı kesimler tarafından tenkit ediliyor.

Gitmek istemeyen, koltuğu bırakamayan sadece Erdoğan mı? Gitmeyenlerin listesi hayli uzun.

“Gitmeyi bilmeyenler” listenin başına elbette Erdoğan yazılabilir. Mamafih koltuk müptelası diğer siyasetçiler, sivil toplum kuruluşu (STK), oda, sendika ve borsa başkanları da listeye dahil edilmeli.

Erdoğan gitmek bilmiyor da Devlet Bahçeli biliyor mu? Bahçeli, MHP’nin başına geçtiğinde yeni doğan bebekler bugün 21 yaşında.

Erdoğan ve Bahçeli işgal ettikleri koltuğa çakılıp kaldı da Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) eski lideri Deniz Baykal çok mu istekli gitmeye? Yok birbirlerinden farkları.

TEDAVİSİ SÜREN DENİZ BAYKAL TBMM’Yİ İDARE EDECEK

Beyin kanaması teşhisi ile kaldırıldığı hastanede tedavisi devam eden Baykal milletvekili adayı oldu ve milletvekili olarak seçildi.

Hepimizin temennisi sıhhatine biran evvel kavuşmasıdır. Amma velakin bu halde iken 600 sandalyeden birine kendisine layık görmesi Baykal’daki kalma ihtirasının emaresidir.

“En ihtiyar üye” unvanına sahip olduğu için Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) 27. Dönem açılış oturumunu hastane odasından Baykal’ın idare edeceği söyleniyor.

Kameralar kurulacak ve Baykal naklen yayınla TBMM Genel Kurul Salonu’na bağlanacak. Baykal olmasa ondan sonraki en ihtiyar isim olan Bahçeli muvakkat başkanlık koltuğuna oturacaktı.

Türkiye’nin mefluç halini ve maruz kaldığı kaht-ı ricali başka bir fotoğraf karesi hülâsa edemezdi.

KURULTAY MI? O DA NE!

Liderliğin yaptığı CHP, cumhurbaşkanı adayları Muharrem İnce’ye kıyasla yüzde 10 daha az halk desteği alan Kemal Kılıçdaroğlu istifa etti mi? Tabii ki hayır.

Ne münasebet! İnce’nin, “Bu şarkı böyle yarım kalmayacak, elbet bir gün buluşacağız. 81 ili tek tek ziyaret edeceğim.” mesajlarını ise üzerine hiç alınmadı. Kurultay vesaire şimdi vakti değil.

“Devlet partisine dönüştü” diye MHP’yi terk edenlerin ümidi haline gelen Meral Akşener seçim günü oyunu kullanıp 48 saate yakın ortalıktan kaybolsa da kimsenin gittiği zannına kapılmaması için gazetecilerin karşısına çıktı ve, “Daha yeni başlıyoruz.” dedi.

İYİ PARTİ BARAJI GEÇEMEDİ

Akşenir’in partisi İyi Parti, CHP ile ittifak kurmasa şimdi baraj altındaydı. Kendisi de partisinin yüzde 9,9 reyinden yüzde 2 puan aşağıda oy aldı.

Yine de muhasebe ve özür namına tek kelime sarfedilmedi. Akşener de diğer gitmek bilmeyenler gibi bir bahanenin arkasına sığındı, 100 senelik CHP’nin milletvekilliği oylamasındaki başarısızlığını kendisine zırh yaptı.

Adalet ve Kalkınma Partisi’nde (AKP) Bülent Arınç gibi siyasetten emekli olmuş isimlere rastlansa da onların gitmesi de gitmek sayılmaz. Onlar da milletvekilliğini babadan oğula devredilen bir mirasa dönüştürdü.

ARINÇ EMEKLİ, OĞLU MİLLETVEKİLİ

Arınç’ın oğlu TBMM’de vekillik yapacak. Liyakat vs bir kenara Erdoğan’ın selefi Abdullah Gül’ün muhalefetin müşterek cumhurbaşkanı adayı yapılabileceği konuşulduğu esnada Arınç, Saray’da Erdoğan’ı ziyaret etmeseydi oğlu vekil olabilecek miydi?

Taner Yıldız, Mustafa Elitaş, Mahir Ünal ve Hayati Yazıcı gibi onlarca isim yine AKP sıralarında olacak. Kendi tesis ettikleri üç dönem kuralını bile hiçe sayarak gitmeyi akıllarının ucundan dahi geçirmiyorlar.

Siyasetin seviyesi ne ise sivil toplumun da ufuk çizgisi o.

TOBB, TESK VE TİM BAŞKANLARI HEP AYNI

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu 2001’den beri 1,4 milyon TOBB üyesinin alternatifsiz (!) başkanı.

Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) Başkanı Bendevi Palandöken, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mehmet Büyükekşi ve onlarca şehirde sanayi-ticaret odalarının başkanları gitmeyi bilmedi.

Bizim mesleğin gitmek bilmeyenleri ancak münhasıran bir kitaba sığabilir. Her devrin nabzına göre şerbet veren gazeteci ve yazarlarındaki ihtirasın da siyasetçilerdeki koltuk ihtirasından geri kalır tarafı yok.

Değişimin en büyük düşmanı statükodur. Şartlar ve vakit değiştiği halde, zamanın ruhu başkalaştığı halde gitmek bilmeyenlerin değişim vaadi laf ü güzaftır. Değişime direnmek hep pahamıya mal olmuştur.

Basit bir sual: Bir insan gitmekten niçin bu kadar korkar?

[Semih Ardıç] 28.6.2018 [TR724]

Rejimde Kürtler [Prof. Dr. Mehmet Efe Çaman]

Devletin Kürt algısı ve aklı ile rejimin Kürt stratejisi arasında bir fark yok. Belki de bu, Erdoğan’ın ve AKP’nin derin yapı tarafından ön plana sürülmesinde kilit bir rol oynadı. AKP, 2002-2011 yılları arasında devletin Kürt algısına ters bir şekilde MİT’i PKK ile müzakerelere sürmüş, İmralı’daki Öcalan ile de görüşme trafiğini başlatmıştı. Bu zeminin üzerine açılımlar yapıldı ve nihayetinde Çözüm Süreci başladı. Bu olumlu bir stratejiydi ve vesayet sisteminin sonlandırılma yaklaşımı, AB reform süreci, yeni kapsayıcı anayasal vatandaşlık konsepti gibi birçok demokratikleştirici unsurla aynı potada ele alınması gereken bir bütünün parçasıydı.

Bu stratejinin 17/25 Aralık sonrası derin devletle pazarlık yapılarak terk edildiğini herkes biliyor. Orduya kumpas başlığı altında AKP ve Erdoğan liberal demokrasi idealini rafa kaldırarak Türkiye’de derin devleti hortlattı. 1990’ların vesayetçi yapılarını yeniden işbaşına getirdi. 15 Temmuz sonrası bu yapılar TSK içindeki Batıcı-NATO’cu-AB’ci kanadı tasfiye ettiler. Bu esnada Kürt meselesinde de dizginleri tümüyle ele aldılar.

HDP’nin devlet düşmanı ve terörist olarak lanse edilmesi kimin tarafından yapılıyor? MİT’i Oslo’ya PKK ile pazarlığa gönderenler tarafından! Öcalan ile pazarlık yapanlar tarafından! Habur’da sınırdan geçen PKK’lılara seyyar mahkemeler kurdurtan zihniyet tarafından. Şimdi o günlerin liberal vatandaşlık konsepti savunucuları, bugünün mangalda kül bırakmayan milliyetçi İslamcıları oldular. Yadırgamamalı, Türkiye’dir, ne olsa yeridir. Fakat mesele sadece bu değil. Erdoğan ve AKP’den çok daha önemli olan Türkiye’deki hortlamış olan derin yapının yaklaşımları.

Muharrem İnce, daha geçenlerde “CHP’nin hiçbir zaman Selahattin Demirtaş’ın özgür olmasına yönelik bir söylemi olmadı” deyiverdi, iyi mi? Oysa seçim çalışmaları esnasında 9 Mayıs’ta Demirtaş’ı Edirne F-Tipi cezaevinde ziyaret emiş ve kendisiyle bir saati aşkın bir süre görüşmüştü. Herhalde Demirtaş’ın hapishaneden çıkmasını istemeye-istemeye yaptı bunu! Gülmeyelim! Dedim ya, Türkiye siyaseti. Esas mesele şu: Türkiye’de kelli felli kıdemli ve de tecrübeli siyasetçilere ne düşüneceklerini ve ne düşünmeyeceklerini kim dikte ediyor? Daha da önemli bam teli şu: Erdoğan’a Kürt politikasını değiştirten irade ile İnce’ye “CHP’nin hiçbir zaman Selahattin Demirtaş’ın özgür olmasına yönelik bir söylemi olmadı” dedirten irade aynı mı? Daha da ileri gidelim: Türkiye’de yüzde ellilerde desteği olan Erdoğan’a ve yüzde otuzlarda desteği olan İnce’ye dediğini yaptırtan bir üst irade varsa, biz daha neyi konuşuyoruz ki?

Baştan beri bıkmadan, usanmadan anlatmaya çabalıyorum

Türkiye’de majör tüm siyaset sahalarında – Kürt siyaseti, güvenlik politikası, Suriye, sınır ötesi operasyonlar, Kamu’dan atılan veya tutuklananlar vs. – bir üst irade var.

Son olarak içişleri bakanı Süleyman Soylu Kürt siyasetine hitaben “sizi CHP bile kurtaramayacak” demesi, ya da HDP milletvekili Pervin Buldan’a “Size haddinizi bildireceğiz. Size artık yaşama hakkı yok. Nereye gidiyorsanız gidin” diyerek, derin yapının bir zamanların barışçıl ve yapıcı Kürt politikasının mimarı AKP’yi nereye getirdiğini göstermiş oldu. Bu gücü nereden alıyor, kime güveniyorlar? Sokaklarda ağır silahlarla gövde gösterisi yapan radikaller güçlerini (ve silahlarını) neden alıyorsa oradan. Erdoğan gücünü nereden alıyorsa oradan. İnce’ye düşünce ve eylemlerini değiştirten, onu sıfırlatan kimse, bu gidişatın iplerini ellerinde tutan güç de odur.

Bakın Demirtaş’ı içerden çıkarttırmadılar.  İçeride onlarca Kürt milletvekili var! Ayrıca yüzlerce de HDP’li belediye başkanı. Milli irade lafını diline pelesenk eden bir siyasi partinin ve liderinin mutlak iktidarında oluyor bunlar! Sormayalım mı, önceden neydiniz, şimdi nereye geldiniz diye? Sormayalım mı neden diye?

Türkiye’de iki ideoloji mutasyona uğrayarak bütünleşti. Hedef aşırı milliyetçi bir ideolojiyi Türkiye’de hücresel seviyelerde vücuda kabullendirmekse, bunda başarılı olundu sanırım. Sağda AKP, MHP’nin yanına geldi. Ve İslamcılıkla milliyetçilik, tıpkı İbrahim Kafesoğlu’nun Türk-İslam sentezi ideolojisinin yeni nesil tezahürü oldu. Buna işin kötüsü CHP içinden de ulusalcılar destek oldu. CHP’deki ulusalcılık, seküler milliyetçiliktir. MHP ve CHP milliyetçiliği arasındaki tek fark, CHP’nin işine dini eklemlemediği bir milliyetçilik anlayışıdır sadece. Ez cümle, AKP, MHP, CHP, İYİ parti, Saadet, BBP gibi partilerin büyükten küçüğe ortak platformu, milliyetçilik. Türk milliyetçiliğinin de ötekisi Kürt siyaset. Bu durumda, yukarıdaki analiz daha fazla anlam kazanıyor. Türkiye’de değişimin dinamikleri bununla açıklanmalı. Derin devlet de gücünü buradan alıyor.

İdeolojik olarak Türkiye’de evrensel değerleri savunan hiçbir siyasi parti kalmadı. Tüm partiler (HDP de dâhil) milliyetçilikten besleniyor. Türk İslam sentezinin dominant, sol-seküler milliyetçilikle etnik milliyetçiliğin bunların yanına sos olduğu bir tür Üçüncü Dünya siyaseti hâkim olan Türkiye’de!

[Prof. Dr. Mehmet Efe Çaman] 28.6.2018 [TR724]

İzlanda yine gönüllerin şampiyonu oldu [Hasan Cücük]

Dünya Kupası’nın en sempatik ülkesi hangisi sorusuna çoğunluk İzlanda cevabını verecektir. 330 bin nüfuslu ada ülkesi tarihinde ilk kez Dünya Kupası biletini almıştı. Rusya’da ‘ölüm grubu’ olarak tanımlanan Arjantin, Hırvatistan ve Nijerya ile D Grubu’nda yer alan İzlanda, iyi başladığı turnuvayı kötü bitirmesine karşılık, hafıza ve gönüllerdeki yerlerini perçinledi.

İzlanda dendiğinde aklımıza 2008 küresel mali kriziyle iflasın eşiğine gelen ülke ve 2010’da patlayan Eyjafjallajökull yanardağıyla günlerce duran Avrupa hava trafiği gelirdi. Futbol ve İzlanda genelde aynı cümle içinde kullanılmazdı. Bu ada ülkesinin makus talihi Euro 2016 biletini almasıyla değişiyordu. Eleme gruplarında Türkiye, Hollanda ve Çek Cumhuriyeti gibi Avrupa’nın önde gelen ülkelerine karşı mücadele veren İzlanda, favori göstermeyenleri pişman ederek grup lideri olarak tarihinde ilk kez Avrupa şampiyonası biletini almıştı.

İzlanda, Euro 2016’ya katılmasının tesadüfi olmadığını turnuvuda herkese bir kez daha ispat etmişti. Portekiz, Avusturya ve Macaristan ile aynı gruba düşmüştü.  Euro 2016’da kupaya uzanacak olan Portekiz’i geride bırakıp Macaristan’ın ardından averajla grupta ikinci olmuştu. Burada bir parantez açalım; grupta 3. olan Portekiz en iyi üçüncüler kontenjanından son 16 turuna kalmıştı. Tekrar İzlanda’ya dönersek, son 16 turunda İngiltere ile eşleşince ‘yolun sonu geldi’ yorumları yapılmıştı. Ancak tarih yazmaya kararlı olan İzlandalı futbolcular, maçın başında yedikleri golün şokunu kısa sürede atıp, İngiltere’yi 2-1 yenip, çeyrek final biletini ceplerine koymuştu. Çeyrek finalde ise ev sahibi Fransa ile eşleşmenin talihsizliğini yaşayıp, 5-2’lik skorla Euro 2016’ya veda etmişti.

İzlanda’nın iyi futbolu kadar hafızalarda taraftarlarının yaptığı ‘huh’ tezahratı hafızalara kazılıyordu. Tıpkı 1986 Dünya Kupası’nın eseri olan Meksika Dalgası gibi ‘huh’ tezahüratı da Euro 2016 sonrası dalga dalga tüm statlara ulaşıyordu. 330 bin nüfuslu İzlanda’nın yüzde 10’u Euro 2016’da takımlarına destek olmak için Fransa’ya akın ederken, bir başka güzellik ise ülkenin cumhurbaşkanı Gudni Johannesson’in çeyrek final maçını taraftarla beraber tribünde seyretmesi oluyordu.

Euro 2016 sonrası futbolda bir İzlanda gerçeği vardı. Ancak bunun bir tesadüf mü yoksa planlı bir başara mı olduğunu test etme imkanımız hiçte zor değildi. 2018 Dünya Kupası elemelerinde İzlanda, Türkiye, Ukrayna ve Hırvatistan ile aynı grupta yer alıyordu. Grubun favorisi olarak Hırvatlar, ikincilik için ise Ukrayna ve Türkiye’nin adı önplana çıkarken İzlanda için pek olumlu yorumlar yapılmıyordu. İzlanda bir kez daha kendine şans tanımayanları mahçup ediyordu. 10 maçlık maraton bitince grubun zirvesinde 22 puanlı İzlanda vardı. Hırvatlar ikinci olurken, Ukrayna ve Türkiye ilk 4’ün diğer ülkeleri oluyordu. İzlanda bir kez daha tarih yazıyordu. Ülke futbol tarihine ‘Dünya Kupası’na katıldı’ notu düşülüyordu.

Rusya’ya gelen 32 ülke 8 grupta ikinci tur mücadelesi verirken, ölüm grubu olarak nitelenecek tek grup İzlanda’nın yer aldığı D Grubu oluyordu. Futbolun devi Arjantin, Afrika’nın güçlü temsilcisi Nijerya ve Avrupa futbolunun ekol ülkesi Hırvatların yer aldığı D Grubu’nda İzlanda’nın işi oldukça zor gözüküyordu. Açılış maçında rakiplerinin Arjantin olması bir başka handikaptı. Messi’li Arjantin mutlak favoriydi. İzlanda bir kez daha herkesi şaşırtıp, güçlü rakibiyle 1-1 berabere kalıyordu. İzlanda’lı bir gazetecinin maçla ilgili attığı ‘İzlanda – Arjantin maçını nüfusun yüzde 99,6’sı seyretti’ twitine ülkesinin golünü atan Finnbogason ‘Yüzde 0,4’te sahadaydı’ esprisiyle cevap veriyordu.

Arjantin beraberliği moraliyle Nijerya karşısına çıkan İzlanda sahadan 2-0 yenik ayrılıyordu. Artık ümitler gruptan çıkmayı garantileyen Hırvatistan maçına kalmıştı. Hırvatlar, Rusya yolunda geçildikleri rakiplerine bu kez şans tanımayınca İzlanda için Rusya’da yolun sonu geliyordu.

Dünya Kupası’na katılan en küçük ülke olarak tarihe geçen İzlanda, Euro 2016’da gösterdiği başarıyı Rusya’ya taşıyamadı ama herkesin ikinci takımı olma özelliğini devam ettirdi. Yine tribünler ‘huh’ tezahüratıyla inledi. Yine spikelerler İzlandalı futbolcuların adını telaffuz etmekte zorlandı. Ama bir gerçek var ki; 330 binlik İzlanda artık bir futbol ülkesi. Ülkede lisanslı futbolcu sayısının 21 bin 500 olduğunu dikkate aldığımızda İzlanda’nın başarısının değeri daha net bir şekilde ortaya çıkıyor.

[Hasan Cücük] 28.6.2018 [TR724]

Ahmet Şık’tan 24 Haziran’da hile açıklaması: ‘Doğrudan dijital yazılımla işi bitirdiler’

HDP’den İstanbul Milletvekili seçilen Ahmet Şık, 24 Haziran seçimlerinde hile yapıldığını söyledi. “Biz cambaza bakarken, onlar doğrudan dijital yazılımla işi bitirmişlerdi zaten” dedi. Sosyal medya hesabından seçim günü yaşananlara ve sonuçlara dair değerlendirmelerde bulunan Ahmet Şık, “YSK 14 Mayıs 2018 itibarıyla ‘tahmini’ sandık sayısının 180 bin 896 olduğunu açıklamış. Ancak seçimden sonra toplamda 180 bin 8 sandık olduğu açıklandı. Tahmini sandık ne demek? Nerede olduğunu bilmediğimiz 892 sandık kaç oyu kapsar?” diye sordu.

Adil Seçim Platformu üyelerinin can güvenliği sorunları yaşadığını ve saldırıya uğradığını belirten Şık,  “Twitter’da yaklaşık 320 bin takipçisine bakarak gönüllülerinin bile takipçisi olmadığı Adil Seçim Platformu’nun ne kadar işlevi olduğunu @msafaksari şöyle anlatmış” dedi ve Mehmet Şafak Sarı’nın paylaşımlarını aktardı:


‘CHP’NİN SAYIM SİSTEMİ SEÇİM GECESİ ÇÖKTÜ’

Şık, “Bu kadar iddialı hazırlandığı duyurulan Adil Seçim Platformu’nun internet sitesi ve CHP’nin sayım sistemi seçim gecesi çöktü. Dışarıdan bir saldırıyla mı çöktü yoksa teknik yetersizlik nedeniyle mi çalıştırılamadı? Soruların yanıtını hala bilmiyoruz” dedi.


Şık, MHP’nin, 1 Kasım’a oranla neredeyse koruduğu oy sayılarındaki artışa da dikkat çekti.


“Bu seçim de tıpkı öncekilerdeki gibi hilelidir. Devlet kaynaklarını sınırsızca kullanan; başta HDP olmak üzere muhaliflerini, kendine biat eden ya da teslim olan medyada yer verdirtmeyen iktidar blokunun karşısına yüzde 10 barajıyla boğuşarak çıkılması hilenin büyüğü değil mi?” diyen Şık’ın paylaşımları şöyle:



[TR724] 28.6.2018

Çocuğunuzda alerji varsa bu besinlere dikkat edin!

Gıda alerjisi, besinin vücuda alınmasıyla başlayan, bağışıklık sistemi ile ilişkili olarak gelişen ve tekrarlayabilen bir sağlık sorunu. Kaşıntı, egzama, öksürük, hırıltılı solunum, nefes darlığı, kusma, ishal, kanlı dışkılama, kan basıncında düşme, kalp atım hızında artma, kalpte ritim bozukluğu ve morarma gibi belirtilerle ortaya çıkan gıda alerjisi, özellikle çocuklarda gelişme geriliğine sebep  olabiliyor. Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Mustafa Armut, ebeveynleri gıda alerjilerine yol açan 3 besin grubu hakkında uyarıyor. ”Çocuklarda en sık; süt, yumurta, buğday, soya, yer fıstığı, balık ve bazı deniz ürünleri besin alerjisine neden olmaktadır. Alerji yapan besin alındıktan hemen sonra şikayetler ortaya çıktığı gibi 7 gün sonra da karın ağrısı ve kaşıntıyla da alerji kendini gösterebilir.” diyor.

Alerjinin kontrol altına alınması ve tekrar etmesinin engellenmesi için öncelikle şikayete neden olan besinin belirlenmesi gerekir. Alerji sorunu belirli aralıklarla tekrarlayan çocuklar yeniden değerlendirilmeli ve diyetisyen kontrolünde, çocuk hastalıkları uzmanı ile birlikte gelişimi yakından takip edilmelidir. Alerjiye neden olan inek sütü proteinleri parçalanarak yapılmış hidrolize mamalar, alerjisi olan bebeklerde ilk tercih olmalıdır. Özellikle soya bazlı mamalar 6 aylık öncesindeki bebeklerde kullanılmamalıdır. Anne ve babaların mama içeriklerini kontrol etmeleri, bu açıdan çok önemlidir.

Protein alerjisinde süt ve süt ürünleri!

İnek sütüne bağlı protein alerjisi çocuklarda çok sık görülmektedir. Pastörize edilmiş süt ürünleri de alerjinin şiddetini artırmaktadır. İnek sütü alerjisi olan çocuklarda koyun ve keçi sütü gibi hayvansal gıdalar ise çapraz reaksiyonu başlatabilir. Bu nedenle rutin olarak tüketimi önerilmemektedir. Yine yumurta da protein alerjisine yol açan bir besindir. Yumurta akı, sarısından daha alerjik etkiye sahiptir. Ancak yapılan araştırmalarda yumurta alerjisi olan çocukların % 70’inin, içinde yumurta bulunan, fırınlanmış keki ve ekmeği sorunsuz olarak tükettiği belirlenmiştir. Yani yüksek ısıda alerjen madde etkisini kaybetmektedir.

Buğday ürünleri alerjisi ömür boyu sürebilir

Buğdaya bağlı besin alerjileri, farklı tiplerde kendini gösterir. İçeriğindeki protein yapılarına göre çölyak hastalığına ya da temas sonucu ortaya çıkan ‘fırıncı astımı-kontak dermatite’ neden olabilir. Buğday, arpa ve yulaf benzeri tahıllarla da çapraz reaksiyon gösterebilir. Özellikle fıstık alerjisi 4 yaşın üzerindeki çocuklarda sık görülür. Bu alerji hayat boyu devam etmektedir. Soya da bu grupta alerjik besinlerden biridir. Yüksek protein içeriği nedeniyle gıda endüstrisinde çok sık kullanılan bir besindir. İşlenmiş pek çok üründe bulunabilen soyanın çok az miktarı bile alerjik reaksiyonu tetikleyebilir.

Balığa uygulanan işlem alerji şiddetini artırır

Balık, çocuk ve erişkinde alerjiye neden olabilen bir besindir. Balık alerjisi, fıstık alerjisinde olduğu gibi ömür boyu devam eder. Balığa uygulanan tuzlama, kurutma ve ısıtma gibi işlemler alerji şiddetini artırır. Balık ve kabuklu deniz ürünleri arasında çapraz reaksiyon gelişmez. Diğer deniz ürünlerinden yengeç, kerevit, karides, salyangoz, midye, istiridye ve kalamar da çocuklarda alerjik reaksiyonlara neden olabilir.

[TR724] 28.6.2018

Fransız L’express yazdı : MİT ve Erdoğan’ın Avrupa’daki suikast planları ve kirli işleri sürüyor

Fransa’nın en büyük gazetelerinden L’express Tayyip Erdoğan ve MİT’in Avrupa’daki suikast ve adam kaçırma gibi illegal faaliyetlerine ilişkin çarpıcı bir yazı dizisi yayınladı. L’express, tecrübeli gazeteci Laure Marchand imzasıyla ‘Erdoğan’ın komandolarının izinde’ başlığıyla yayınladığı yazı dizisinde Fransa, Almanya, Belçika, Danimarka gibi Avrupa ülkelerinde MİT’in suikast planlarını, Türk diplomatlarla birlikte işlenen suçlarının izini sürdü. Yazı dizisinde  Hizmet Hareketi mensupları ve Kürt lobisinden isimlerle görüşen gazeteci Marchand, ‘Kürtler, Gülen taraftarları ve Erdoğan’ın muhalifleri için Paris artık güvenli bir şehir değil. Fransız başkentinde, Recep Tayyip Erdoğan’ın muhalifleri MİT’in korkunç ajanlarıyla karşılaşmaktan sürekli korkuyorlar. Bu konuda tanıklıklar bol. Ankara rejiminin muhalifleri Türkiye’den ayrılsalar da güvende değiller’ diye yazdı.

Yazı dizisinde 15 Temmuz başarısız darbe girişiminden sonra tüm dünyada başta Gülen Hareketi mensuplarına yönelik olmak üzere MİT tarafından suikast ve kaçırılma gibi eylemler planlanıp icra edildiği aktarılıyor.

Gazetede Oslo görüşmelerine katılan PKK’nın önde gelen isimlerinden Remzi Kartal  ile röportaj da yer aldı. ‘Kürt liderler ölümle tehdit ediliyor’ başlığıyla ilginç bilgilere yer veren L’express,  Paris’te Sakine Cansız ve iki arkadaşına yönelik suikastın ardından  MİT’in olduğunu Fransa mahkemeleri ve istihbaratının çok net bildiğini aktararak şu noktalara dikkat çekti : “Bu cinayetlerden beri, MİT çok ciddi bir kötü itibar kazandı Fransa’da. Mossad ve Rus gizli servisleri gibi Türk istihbaratı karanlık işlere, yurt dışından ve dost ülkelerin yerlerinde de cinayetlere de karıştığının ihtimalini konuşuluyor.  2018 ilk baharında, karşımda oturmuş ‘Kürt Lider Remzi Kartal’ bana istihbaratın onu hedef aldığını anlatıyor. Belçika hükümetinden korumayı hala redettiğini ifade ediyor. Halbuki burada, Avrupanın göbeğinde, Anadolu’dan uzak, bu tehditler hiç hafife alınmamalı.”

KARTAL: MİT AVRUPA’DA SUİKAST PEŞİNDE, KÜRTLER HEDEFTE

Gazeteci Marchand, Remzi Kartal’ın ağzından şunları kaleme aldı : “Kalabalıkta gözlerim Remzi Kartalı arıyor. Daha önce tanıştığım bu eski dişhekimi, 1990’larda milletvekili seçilmişti, şimdi Belçika’da bir siyasi mülteci. 2009 yılında, Türk hükümetinin Oslo’daki görevlileriyle yapılan gizli görüşmelerde Kürt müzakerecilerinden biriydi. Hiç kimse yok henüz. Saat 1 Zamanında geldim. Bekliyorum. Sonunda, göründü. Her zamanki gibi çok nazik. Bir saniye bile onu yalnız bırakmayan kadın ise çok gergin: kaldırımda uzun süre ayakta duruyoruz. Aslında iki dakika. Kendimizi bir pizzacıda bulduk. Oturur oturmaz, menüye bakmadan Kartal hemen konuya giriyor: Erdoğan’ın Avrupadaki muhalifleri MİT’in [Milli İstihbarat Teşkilatı, Türk istihbaratının Ulusal Örgütü] kapsamındadır. Özellikle Kürtler. Topluluğumuzun Türk devletinde bilgi kanalların var. Bizlere Ankara’nin [cumhurbaşkanlığı] MİT ajanlarına cinayet işletmek için baskı yaptığını söyledi. Özellikle seçimler kapsamında, başarılı olursa, Türkiye’deki milliyetçi histerisini (hastalığını) güçlendirecektir.”

MİT’in Sakine Cansız suikastindeki yerine değinen Fransız gazetesinin yazı dizisinden Remzi Kartal’ın ağzından Ukrayna merkezli hatlardan ‘SMS ile suikast’ tehdidi aldığına, bu cinayet ve tehditlerdeki kişi ya da kişilerin Kürt diasporasıyla irtibatlı olanlarının da araştırıldığı, Belçika’da yaşayan H.A. isimli bir şahsın adının geçtiği suikast pazarlıklarında bilgilerine yer verildi.

HİZMET HAREKETİ VE GÜLEN MENSUPLARINA YÖNELİK ORGANİZE KAÇIRMALAR

Erdoğan rejimi ve MİT’in Hizmet Hareketi mensuplarına Afrika, Ortadoğu ve Uzakdoğu’dan sonra Avrupa içlerinde de operasyon girişimlerine geniş yer veren L’express, MİT’in Erdoğan talimatıyla 18 farklı ülkede 80 kişiye yönelik adam kaçırma hadiselerine bulaştığını ve bunu genellikle ülkelerin üst düzey yöneticileriyle kotardığını yazdı.

Gazetede “Erdoğan’ın diğer hedefi Gülen Cemaatidir. “Hocaefendi” hedefidir. 2016 yazından beri, Ankarada ve dünya çapında bir av söz konusu. Türk hükümetine partizanlar tarafında yapılan bu av, Malezya, Suda, Pakistan, Suudi Arabistan’a kadar uzandı. MİT cemaate üye 80 kişiyi 18 farklı ülkeden alıp Türkiye’ye götürmüştür. Henüz yargı önüne bile çıkmadan bu kişiler kelepçelenmiş şekilde uçaktan indirilip, ‘teröristler’  şeklinde savaş esirleri gibi medyaya sunuluyor. Sene başından beri, artan yoğunlukta kaçırılmalar oluyor. Geçen baharda, hükümet öğretmenleri ve bir doktoru hedef almışlardı 6 kişi Kosova tarafından Türkiye’ye  iade edildi. Gabon’da benzeri yaşandı. Cumhurbaşkanı (Erdoğan) tutuklamaları seçim argümanı olarak kullandı” denildi.

GABON’DAN ADAM KAÇIRMALARDA CUMHURBAŞKANLARI İŞİN İÇİNDE

Gabon’da yaşanan kaçırma hadisesi şöyle anlatıldı: “Uzun zaman boyunca, Türkiye’de büyüyen okullar, Afrikada yaygın vaziyette. Fakat, Erdoğan ve Gülen’in ayrı düşmesiyle çokça diplomatik baskılara maruz kalarak bazı okulları kapatmak zorunda kaldılar. Geçtiğimiz 15 Martta, Ecole International La Lumière okulunun müdürü, yardımcısı ve bir öğretmen Gabonlu polis tarafından tutuklanıyorlar ve evrak sahtekârlığı öne sürülerek Türkiye’ye iade ediliyor. Avukatlar çok acil gitmesine rağmen, onları görememiş. 23 gün boyunca Gabon da tutuklu kalmalarına rağmen hiç bir zaman göremedim’ diye ifade ediyor. Çok hızlı bir şekilde yargının bu iş üzerinde hiç bir gücü olmadığını anlıyor. Gabonda, bu işin tamamen ülkenin Cumhurbaşkanı Ali Bongo tarafından takip edildiğini ifade ediyor. Günler geçiyor ve 7 Nisan günü Deniz (projeyi destekleyen esnaflardan biri) müdürün eşinden mesaj alıyor, polis geldi. Hemen bildiğim tüm numaraları aradım diyor Deniz, fakat kimse cevap vermiyor. ‘İçeriye alınan müdür, yardımcısı ve öğretmen yetmiyormuş gibi onların eşlerini ve çocuklarını da tutukladılar. Hepsi uçağa bindirilip Mit tarafından Türkiye’ye götürüldü. İltica edenler için Birleşmiş Milletler ajansının temsilcisi engellemeye çalışsa da hiç bir şey yapamadı. Tek bir kişiyi, çifte vatandaş olanı götüremediler. Türk ve Fransız olan bu kişiye Fransa büyük elçiliği Gabon dan çıkmasını söylemiş.”

İSVİÇRE’DE İLAÇLA SUİKAST GİRİŞİMİ

Türk asıllı bir İsveçli vatandaşına yönelik suikast girişimine de yer verilen yazı dizisinde şu noktalara dikkat çekildi: ” Telefon çalıyor ve dışarıdayım. Gizli numaradan biri arıyor. Araştırmam esnasında hiç bir arama normal bir arama olarak yapılmıyor hepsi gizli. Aracı olanlar veya aranan insanlar yerlerinin tespit edilmesinden çok korkuyorlar. Yurt dışında bile. Telefona cevap veriyorum. ‘Merhaba, ben sizin aradığınız kişiyim, karar verdim, konuşacağım. Haftaya görüşebilir miyiz. Sizi tekrar ararım yerini söylemek için’ dedi ve kapattı. Lyon Garına gidiyorum. İsviçre garında duruyorum. Telefonum tekrar çalıyor. Bir adam geliyor, elinde kahve renkli bir çanta. Bir otelin boş salonunda oturuyoruz. İsmine ‘Cengiz’ diyelim. Türk asıllı İsviçreli bir iş adamı. Hayatında çok başarılı olmuş. Türkiye’de Fethullah Gülen ile irtibatlı eğitim kurumlarında eğiti almış ve sonrada Zürih’e  yerleşmiş.  Hikayesi roman haline çevirilebilir. Ağustos 2016 dan sonra, bir arkadaşı haber vermek için irtibata geçiyor. Fuat (bir yakını) Cengizi kaçırmak için MİT ile görüşme yapmış. Cengiz hemen Fuat ile görüşmeye gidiyor emin olmak için. Fuat doğruluyor. Bir öğlen vakti, Zürih’te bir mezarlıkta gizli bir görüşme yaptığını itiraf ediyor. Onun söylemlerine göre, onunla görüşenler, Cengiz’in yemeğine GHB damlaları atmasını istemişler (psikotropların uyuşturucu etkisini oluşturan bir tecavüzcü esrarı denilen bir madde) uyutmak için. Fuat haber vermesi gerekiyormuş. Bu iş olduktan sonra 300 bin Euro vereceklermiş. Ayrıca rahat bir emeklilik. Fuat’ın oldukça borçları varmış.

3 MİT AJANI 2 DİPLOMATIN BULUŞMASI

Hala şüpheli şekilde, Cengiz yine de duyduklarını İsviçre’nin gizli servislerine anlatmaya gidiyor. “Zaten haberdarlarmış” diye farkediyor. Karşısındakiler onay vererek, Türkiye’den 3 MİT ajanı ile birlikte Bern’de 2 büyük elçilik diplomatı ile hareket ediyorlar diye ifade ettiler. Hacı Mehmet Gani, eski basın ateşesi (büyükelçiliğin) ve Hakan Kamil Yerge, Türk temsilciliğinin ikinci sekreteri. “Görüşmelerinin bir resmini gördüm. Tek bir görüşme olmamış, 3 kere buluşmuşlar. O anda anlıyorum ki İsviçre istihbaratı büyük bir dosyaya sahip bir işle alakalı” diyor.

Kaçırılma planından beri, 2 diplomat ülkeyi terk etti. İsviçre istihbaratı yabancı ülke tarafından kaçırılma niyetinde bulunduklarını anlayarak, işadamına karşı yapılan tehditi çok ciddiye aldı. Bu kişinin evi polis koruması altına alındı. Yakın takip amacıyla elektronik bir koruma da verildi. Cengiz bu cihazı çantasından hiç ayırmıyor. İçinde takip cihazı var. GPS bilgileri anında iletiliyor. Cengiz bir tehdit hissediyorsa hemen iki kere düğmeye basıp polisi harekete geçirebiliyor.

Geçen ay bu cihaz dan ayrılabilir miyim diye sormuş istihbarata, ‘kesinlikle olmaz’ diye cevap almış. O anda da ‘acaba benim bilmediğim birşey mi biliyorsunuz’ diye sordum; cevap vermediler, diyor.”

MİT’İN İKİNCİ ADAMI PARİS BÜYÜKELÇİSİ VE İSTİHBARAT OYUNLARI

L’express gazetesinin yazı dizisinin son bölümünde Fransa ve Belçika’ya yönelik MİT ve Erdoğan taraftarlarının istihbarat hareketlerine yönelik çok detaylı bilgiler yer aldı. MİT Müsteşar Yardımcısı İsmail Hakkı Musa’nın Paris Büyükelçisi olarak atanmasıyla ilgili değerlendirmelere yer veren gazete, “ Her görüşmede, karşımdakiler hikayelerini anlatıyorlar, sonra etrafa bakıp ses tonlarını düşürüyorlar. ‘Biliyorsunuz Paris büyükelçinin kim olduğunu değil mi?’ CV sağlamdır  büyükelçinin. Paris’e tayini çıkmadan önce, Kasım 2016 da MİT’in ikinci adamıydı. Dışişleri operasyonlarıyla mükellefti. Ocak 2013’den beri o pozisyondaydı, yani PKK’lı militan bayanların öldürüldüğü zamanda. Ve bir kaç ay önce, Brüksel’de büyükelçiydi. Fransa’da hükümete karşı olanlar Türk büyükelçiliğinden kaçıyorlar. Ismail Hakkı Musa, Yurt dışı komisyonun Yönetim Kurulu tarafından dinlendi geçen nisan ayında. Jean-Paul Lecoq ona şunu söyledi: ‘Çokça insan hapise attınız özellikle entelektüel kesiminden, gazeteciler, muhalif olanlar ve istihbaratınız Avrupa’ya kadar onları takip ediyor, Kürt asıllı dostlarımız bile öldürüldü.” Musa, mükemmel bir Fransızca ile, ‘Sizin sorularınız üzerinde çok vakit kaybetmek istemiyorum, bence bu soru da kabul edilmez bir imaa var.’ deyip kapattı büyükelçi.”

PARİS CİNAYETİNİ YÖNLENDİREN ÜST DÜZEY DİPLOMATLAR VE SİYAH MERCEDES’TEKİ SUİKAST TİMİ

Gazeteci yazı dizisinde Fransa ve Belçika arasında yaşanan bir casusluk olayının da izlerini sürdü.  Paris cinayetine uzanan yeni bilgi ve bulguların Belçikalı bir yargıçın gayretleriyle bulunduğuna dair şu bilgileri yazdı: “14 Haziran 2017, Brüksel’de, polis 3 kişinin kimliğini sorguladı. Siyah bir Mercedes Class E ile geziyorlardı Fransa plakalı. H.A. ve onun iki Türk asıllı ahbapları, onlar ki Remzi Kartal’ın öldürülmesini isteyenler olarak bu teklifi sunmaya gelmişler. Polis kontrolü esnasında biri Türk polis kartı göstermiş. İkincisi ise ‘eski bir asker’ ve 6-7 aydan beri Fransa’da zaten yaşıyormuş. 3  bayanın öldürülmesiyle alakalı (Paris cinayeti) dalga geçmişler orada . Olayda rol aldıklarını söylemişler. Belçika polisine göre, bu iki adam bir hafta Paris’te 4 Türk asıllı adam birlikte kalmışlar. Onların arasında bir de sniper varmış.

İstihbaratçılar, yüksek mertebede bir diplomat tarafından Fransa’da yönlendirmeler yapıldığını düşünüyorlar. Ekim 2017 de, Belçikalı Hakim Patrick De Coster bu bilgilerin yeterince ciddi ve endişe verici olduğunu düşünüp, Fransa’ya bir uyarı göndermeye karar veriyor. Belçika’da olan Kürt siyasetçilere yönelik ilk planda bir suikast organizasyonu ile alakalı Fransa’dan Belçika’ya doğru kaçtılar, panik halindeydiler.”

[TR724] 27.6.2018