Hadislerin Sayısı... [Fatih Kumaş]

Bu seriyi sık sık gündeme gelen ve ortaya çıkan rakamların ne ifade ettiği bilinmeden konuşulan hadislerin sayısı ile alakalı yazmak istiyorum. Yapacağım şey tamamen kendi gayretimin emeği olmayıp, daha önceden yapılmış çalışmaları bazı ufak eklemeler ile özetlemek olacaktır.

Önce hadisin nelerden oluştuğuna bir bakalım; elbetteki ilk olarak aktarılan metin akla gelmektedir. Sonra bu aktarılan metni bize ulaştıran ravilerin zinciri olan sened ortaya çıkmaktadır.

Mesela şu örneği verelim: Bize Şu'be, Ebû İshâk'tan tahdîs etti; o da el-Berâ ibn Âzib'den işitmiştir ki....(Buhari, Daavat 6:9). Şimdi Resulullah aleyhissaletu vesselamdan ulaşan bilginin yolunu takip edecek olursak;

Şu'be b. Haccac tebeu’t-tâbiîn döneminin önemli bir hadis alimi, kendisi aynı zamanda tabiin döneminin önemli alimi ve bir çok insandan ders görmüş Ebu İshak es-Sebii'nin öğrencisidir. Ebu İshak ise, Bera b. Azib hazretlerinin talebesidir.

Bera da Resulullah aleyhissaletu vesselam'dan rivayetlerde bulunmuş meşhur bir sahabidir. Evet bu sened, bütün ravileri güvenilir ve hadis rivayeti işinin hassasiyetini bilen, hadis rivayet edebilecek ehliyete sahip olan ve bir çok kişinin tanıdığı insanlardan oluşmaktadır.

Senedin ne olduğunu kısaca anlattıktan sonra, aynı metni aktarmalarına rağmen farklı senedler üzerinden kaydedilen hadisler üzerinde durabiliriz. Bu konuda Turkiye'de hadis sayısı ile alakalı ilk (veya tek) doktorayı Mustafa Karataş yaptığı için ondan alıntılarda bulunacağım.

Buhari Namazda tekbir getirilirken ellerin kaldırılması ile ilgili hadisi on yedi ayrı sahabiden rivayet etmiştir. Şimdi baktığımız zaman konu aynı veya rivayet ettikleri metin dahi aynı olsa da, bunlara hadis literatüründe on yedi farklı hadis denilmektedir.

Veya "Ağzımdan yalan uyduran" hadisi seksen dokuz ayrı sahabiden rivayet edildiği tesbit edilmiş durumdadır. Şimdi mühim hadis alimi İbn Hacer'in, yine bir hadis alimi olan Cevzaki'nin bu konudaki görüşlerine karşı yazdıklarına bakalım:

"Hadisin metni aynı olduktan sonra hadisi rivayet eden sahabller farklı dahi olsa Cevzaki bunu bir hadis saymaktadır. Şöyle ki: Buhari'nin Ebu Hüreyre tariki ile rivayet ettiği bir hadis metnini Müslim, Enes tariki ile rivayet etmiş olsa, bu yine bir hadistir.

Oysa bu durum, muhaddislerin cumhurunun(çoğunluğunun) ıstılahına aykırıdır. Çünkü muhaddisler hem sened hem de metin olarak örtüşmedikçe, onları aynı hadis saymazlar...

Hadislerin sayısı sözkonusu edildiğinde yüz binlerden bahsedildiği, yine aynı şekilde meşhur muhaddislerin ya da hadis ravilerinin hadis bilgileri ve ezbere bildikleri hadis sayıları gündeme geldiğinde de çok yüksek rakamlar verildiği görülüyor.

Ancak bu rakamların da çoğunlukla aynı hadisin değişik senedlerinin ürünü olduğunu göz ardı etmemek gerekmektedir. Ahmed Naim, muhaddislerin iki ayrı isnad ile rivayet edilen bir hadisi, iki hadis olarak kabul ettiklerini haber vermekte ve konuya şöyle açıklık getirmektedir:

Bir çok tariklerden rivayet edilmiş nice nice hadisler vardır. Mesela "Ameller ancak niyetiere göredir" hadisini Hafız Ebu İsmail Ensari el-Herevi yalnız Yahya b. Said-i Ensari ashabına varmak üzere yedi yüz tarikten kayd ve zapt eylemiştir. Yahya b. Said'in şuyuhı( hocaları)

olan tabiin ve sahabenin her birine varan tarikler de buna ilave edilecek olursa bu hadisin tarikieri kaça baliğ olabileceği bir kere tasavvur edilsin. Muhaddisler neden böyle yapıyordu? Çünkü bilgiyi aktaran insanları teker teker kayd altına almak istiyorlardı.

Toparlayacak olursak, bugün önümüze çıkan hadis rakamları, hadisleri bize aktaran farklı farklı insanların senedleri veya hadis terminolijisi ile söyleyecek olursak, farklı yollardan/kişilerden (tarık) gelmiş metni bir rivayetleri de barındırmaktadır.

Mesela şunu da değinelim, Ebu Hüreyre kaç hadis rivayet etmiştir? Baki b. Mahled'in Musned'inde mükerrerleri ile birlikte 5374 hadisi bulunmaktadır. Yani her tekrar edilen hadis veya Ebu Hureyre'den aktranlar sened farklı oldukça, farklı bir hadis olarak sayılmıştır.

Serdar Demirel'in Merhum Mustafa el-A‘zamî'den aktardığı gibi bu rakam doğru değil. Son yapılan çalışmalarla Hz Ebu Hureyra’nın naklettiği hadis sayısının sadece 1236 olduğunu söyleniyor. (Studies in Hadith Methodology and Literature, s.26)

Burada açıklamaya muhtaç bir yön bulunmaktadır. 5374 rakamı doğru olabilir ama tekrarlar ve farklı senedler çıkarıldığı zaman bu rakam 1236'ya düşebilir. Mesela Ebu Hureyre'nin Buhari'deki tekrarsız hadis sayısı 446'dır.

Basit bir mantık yürüterek konuyu bitirelim, diyelim ki 446 hadis metnini farklı 5 kişinin. hepsi farklı farklı 5 kişiye aktarmış olsun. Önümüze binlerce farklı sened çıkacaktır. Oysa aktarılan metin sayısı sadece 446'dır.

Asrımızın en yetkin hadis alimlerinden Şuayb el-Arnavut'a, Mustafa İslamoğlunun hadis rivayetleri ile alakalı benzer bir itirazı sorulduğunda verdiği cevabı buradan izleyebilirsiniz:


"Kış" isimli 4 yaşındaki lama Korona'ya çare olabilir mi?

Belçika'da yaşayan 4 yaşındaki lamaya daha önce yapılan Koronavirüs aşılarının ürettiği antikorların, yeni tip Koronavirüs'ü (Covid-19) de yenebileceği iddia ediliyor.

Amerika Birleşik Devletleri'nde (ABD) Teksas Üniversitesi ve Belçika'daki Ghent Üniversitesi'nden bilim insanlarının ortak çalışmaları sonucu MERS ve SARS virüslerine karşı üretilen bir aşı, 2016 yılında, Belçika'daki üniversitenin Vlaams Bioteknoloji Enstitüsü'ne ait bir çiftlikte yaşayan Kış'a enjekte edilmişti.

Lamanın ürettiği antikorlar iki virüsü de yenebilecek kadar güçlüydü. Bilim insanları, Covid-19'un pandemiye dönüşmesinin ardından laboratuvar ortamında bu antikorları bu kez yeni tip Koronavirüs'e karşı denedi.

SONUÇLAR UMUT VERİCİ

Austin'deki Teksas Üniversitesi'nden çalışmaya katılan doktora öğrencisi Daniel Wrapp, Ghent Üniversitesi'ndeki çalışma ortaklarıyla birlikte yeni bulguları açıklayan bir makale yayımladı.

Cell isimli bilim dergisinde yayımlanan makaleye göre 4 yıl önce SARS ve MERS'e karşı sonuç alınan çalışmanın bugün Covid-19 tedavisine büyük olasılıkla katkı sağlayacak.

Wrapp, "Bu antikorların Covid-19'la mücadelede bir tedavi yöntemi olması ihtimali bizi çok heyecanlandırıyor." diyor.

Kış gibi birçok lama, bu antikorların test edilmesi için en uygun canlılar. Çünkü bu lamalar, insanların ürettiği antikorların yaklaşık yarısı kadar büyüklükte "nanokorlar" üretebiliyor.

Lamaların yanı sıra develer, alpakalar ve köpek balıkları da bu nanokorlardan üretebiliyor. Nanokorlar, üzerinde çalışılan en küçük antikor parçaları olarak tanımlanabilir.


Kış isimli lama Belçika'daki çiftlikte yaşıyor.

Wrapp, nanokorların neden daha fazla umut vaat ettiğini şu sözlerle açıklıyor: "Nanokorların çok daha küçük bir yapı olması, tedavi için daha büyük bir potansiyel sağlıyor. Çünkü daha büyük ölçekli antikorların giremediği çatlaklardan nanokorlar girebiliyor."

Birçok lama bu nanokorları üretebilir ancak Kış isimli 4 yaşındaki dişi lamanın ürettikleri üzerinde, laboratuvar ortamında çok daha kolay çalışılabiliyor: "Test aşaması ilk olarak hamsterlarla başladı. Eğer bu nanokorların Covid-19'a karşı hamsterları koruduğu ortaya çıkarsa, insan dışındaki primatlarda test edeceğiz. Bu da başarılı olursa insanlar üzerinde testlere başlayacağız."

HER ŞEY YOLUNDA GİTSE BİLE EN ERKEN BİR YIL

Ancak tüm bu testler, her şey yolunda giderse onaylanması ve üretime geçilmesi bir yılı alabilir:

"Laboratuvar ortamında insan hücrelerinde işe yaradığını şu an biliyoruz. Ancak elbette ki laboratuvar ortamında insan hücresinde yapılan deneylerle doğrudan insan vücudunda yapılan deneyler arasında büyük fark var.

"Eğer hamster ve insan dışındaki primatlarda olumlu sonuçlar görmeye devam edersek, o zaman insanlar üzerinde yapacağımız deneyler için daha da iyimser olacağız."

Eğer tüm bu testler olumlu sonuç verirse, Kış'ın onuruna üniversitenin çiftliğine bir heykel dikmeyi planlıyorlar: "Bu heykel Kış'ı bir elma kadar sevindirmez ama yine de onu bir şekilde kutlamalıyız."

[Samanyolu Haber] 12.5.2020

Dünya Sağlık Ögütü'nden ürküten açıklama

12 Aralık 2019'da Çin'in Vuhan şehrinde ortaya çıkan ve şu ana kadar 4,3 milyon kişiye bulaşan yeni tip Koronavirüs'e (Covid-19) karşı gözler aşı ve ilaç araştırmalarına çevrilmişti. Ancak Dünya Sağlık Örgüt (WHO) endişeleri artıran bir açıklama yaptı.

Dünya Sağlık Örgütü, yeni tip Koronavirüs (Covid-19) aşısına dair açıklama yaptı.

Koronavirüsleri "aldatıcı virüsler" diye niteleyen Dünya Sağlık Örgütü (WHO), bu yüzden virüse karşı aşı geliştirmenin zor olduğunu belirtti.

Dünya Sağlık Örgütü Sözcüsü, yeni tip Koronavirüs salgınından sonra kurumun bir değerlendirme yaparak, nelerin ters gittiğini, nelerin iyileştirilmesi gerektiğini müzakere ettiğini söyledi.

Sözcü, Covid-19 tedavisinde bazı yöntemlerin hastalığın uzunluğunu sınırlandırdığını, fakat daha çok araştırma yapılması gerektiğini vurguladı.

SALGINDA SICAKLIĞIN AZALTICI BİR ROLÜ YOK

Kanada'da Canadian Medical Association Journal’da yayımlanan son araştırmada 144 bölgeden 27 Mart’tan bu yana 375 bin Covid-19 vak'ası incelendi.

Araştırma, hava sıcaklığının yeni tip Koronavirüs (Covid-19) salgınında bir rolü olmadığını gösteren Çin dışında yapılmış ilk akademik heyet onaylı çalışma oldu.

Araştırmacılar mart ayında daha sıcak havaların yaşandığı ülkelerin diğerlerinden hiç bir avantajı olmadığını tespit etti.

[Samanyolu Haber] 12.5.2020

Genelge yayınlandı; işte sokağa çıkma yasağının ayrıntıları

İçişleri Bakanlığı 81 İl Valiliğine ‘Sokağa Çıkma’ konulu genelge gönderdi. Büyükşehir statüsündeki Ankara, Balıkesir, Bursa, Eskişehir, Gaziantep, İstanbul, İzmir, Kayseri, Kocaeli, Konya, Manisa, Sakarya, Samsun, Van ve Zonguldak olmak üzere toplam 15 ilde, 15 Mayıs Cuma günü saat 24.00 ile 19 Mayıs Salı günü saat 24.00’da sokağa çıkma kısıtlaması uygulanacak.

PAZARTESİ VE SALI MARKETLER ÇALIŞACAK

Kısıtlamanın olduğu pazartesi ve salı günleri marketler, bakkallar, manavlar ve kasaplar 10.00-16.00 saatleri arasında faaliyet gösterebilecek. Pazartesi ve salı günleri 65 yaş ve üzeri ile 20 yaş ve altında bulunanlar hariç olmak üzere zorunlu ihtiyaçlarının karşılanması ile sınırlı olmak ve araç kullanmamak şartıyla (engelli vatandaşlar hariç) ikametlerine en yakın market, bakkal, manav ve kasaplara gidip gelebilecek. Aynı saatler arasında marketler, bakkallar, manavlar ve kasaplar evlere/adrese servis şeklinde de satış yapabilecek.
Sokağa çıkma kısıtlaması öncesi Cuma günü market, bakkal, manav ve kasaplar saat 23.00’a kadar faaliyetlerine devam edebilecek. Sokağa çıkma kısıtlamasının olduğu 16 Mayıs Cumartesi ve 17 Mayıs Pazar günleri market, bakkal, manav, kasaplar ve online satış yapan işletmeler de kapalı olacak.

FIRINLAR AÇIK OLACAK

Sokağa çıkma kısıtlamasının uygulandığı 4 gün ekmek üretiminin yapıldığı fırın ve/veya unlu mamul ruhsatlı iş yerleri ile bu iş yerlerinin sadece ekmek satan bayileri, ayrıca tatlı üretiminin yapıldığı/satıldığı iş yerleri açık olacak

İşte o genelge:

1- 15.05.2020 tarihi saat 24.00 ile 19.05.2020 tarihi saat 24.00 arasında aşağıda belirtilen istisnalar hariç olmak üzere büyükşehir statüsündeki Ankara, Balıkesir, Bursa, Eskişehir, Gaziantep, İstanbul, İzmir, Kayseri, Kocaeli, Konya, Manisa, Sakarya, Samsun, Van ve Zonguldak olmak üzere toplam 15 ilimiz sınırları içinde bulunan vatandaşlarımızın sokağa çıkmaları kısıtlanacak.

2-AÇIK OLACAK İŞYERİ, İŞLETME VE KURUMLAR

Sokağa çıkma kısıtlamasının günlük hayata etkisini en az düzeyde tutmak amacıyla;
a) Market, bakkal, manav ve kasaplar;
a.1- Sokağa çıkma kısıtlaması öncesinde 15.05.2020 Cuma günü market, bakkal, manav ve kasaplar saat 23.00’a kadar faaliyetlerine devam edebilecek.
a.2- Sokağa çıkma kısıtlamasının olduğu 16 Mayıs Cumartesi ve 17 Mayıs Pazar günleri market, bakkal, manav, kasaplar ve online satış yapan işletmeler de kapalı olacak.
a.3- Kısıtlamanın olduğu 18 Mayıs Pazartesi ve 19 Mayıs Salı günleri marketler, bakkallar, manavlar ve kasaplar 10.00-16.00 saatleri arasında faaliyet gösterebilecek. Vatandaşlar (65 yaş ve üzeri ile 20 yaş ve altında bulunanlar hariç olmak üzere) zorunlu ihtiyaçlarının karşılanması ile sınırlı olmak ve araç kullanmamak şartıyla (engelli vatandaşlarımız hariç) ikametlerine en yakın market, bakkal, manav ve kasaplara gidip gelebilecektir. Aynı saatler arasında marketler, bakkallar, manavlar ve kasaplar evlere/adrese servis şeklinde de satış yapabilecek..
b) 16 Mayıs Cumartesi, 17 Mayıs Pazar, 18 Mayıs Pazartesi ve 19 Mayıs Salı günleri ekmek üretiminin yapıldığı fırın ve/veya unlu mamul ruhsatlı iş yerleri ile bu iş yerlerinin sadece ekmek satan bayileri, ayrıca tatlı üretiminin yapıldığı/satıldığı iş yerleri açık olacak. (Bu iş yerlerinde sadece ekmek, unlu mamul ve tatlı satışı yapılabilir.).
16.05.2020 Cumartesi,17.05.2020 Pazar günleri ile 18.05.2020 Pazartesi, 19.05.2020 Salı günleri vatandaşların dışarı çıkamadığı saatlerde tatlı satışı yapan iş yerleri sadece eve/adrese servis şeklinde satış yapabilecek.
c) Ramazan ayı münasebetiyle, sokağa çıkma kısıtlamasının olduğu 16.05.2020 Cumartesi, 17.05.2020 Pazar, 18.05.2020 Pazartesi ve 19.05.2020 Salı günleri, sadece evlere paket servis şeklinde hizmet sunmak üzere lokanta ve restoran tarzı işyerleri,
ç) İlaç, tıbbi cihaz, tıbbi maske ve dezenfektan üretimi, nakliyesi ve satışına ilişkin faaliyetleri yürüten iş yerleri,
d) Kamu ve özel sağlık kurum ve kuruluşları, eczaneler, veteriner klinikleri ve hayvan hastaneleri,
e) Zorunlu kamu hizmetlerinin sürdürülmesi için gerekli kamu kurum ve kuruluşları ile işletmeler (Havalimanları, limanlar, sınır kapıları, gümrükler, karayolları, huzurevleri, yaşlı bakım evleri, rehabilitasyon merkezleri, Acil Çağrı Merkezleri, AFAD Birimleri, Vefa Sosyal Destek Birimleri, Göç İdaresi, PTT vb.),
f) Valilikler/Kaymakamlıklar tarafından yerleşim merkezleri için her 50.000 nüfusa bir adet ve il sınırları içinden geçen şehirlerarası karayolu ve varsa otoyol üzerinde her 50 km için bir adet olmak üzere belirlenecek sayıda akaryakıt istasyonu ve lastik tamircisi (Bu madde kapsamında açık olacak akaryakıt istasyonları ile lastik tamircileri kura yöntemi ile belirlenecektir ve nöbetçi akaryakıt istasyonlarının marketleri açık olacaktır.),
g) Doğalgaz, elektrik, petrol sektöründe stratejik olarak faaliyet yürüten büyük tesis ve işletmeler (Rafineri ve petrokimya tesisleri ile termik ve doğalgaz çevrim santralleri gibi),
ğ) İçme suyu dolum tesisleri ile içme suyu, gazete ve mutfak tüpü dağıtımını yapan şirketler,
h) Hayvan barınakları, hayvan çiftlikleri ve hayvan bakım merkezleri,
ı) Sağlık hizmetlerinin kapasitesini arttırmaya yönelik acil inşaat, donanım vb. faaliyetleri yürüten işletme/firmalar,
i) Bulunduğu yerin İl/İlçe Hıfzıssıhha Kurulu tarafından izin verilmesi şartı ile makarna, un ve unlu mamüller, süt, et, balık üretimi ile gibi temel gıda maddelerinin üretiminin yapıldığı tesisler ve kâğıt, kolonya üretimi başta olmak üzere hijyen malzemeleri ile bu malzemelerin üretimi için ihtiyaç duyulacak hammaddelerin üretiminin yapıldığı tesisler,
j) Yurt içi ve dışı taşımacılık (ihracat/ithalat/transit geçişler dahil) ve lojistiğini yapan firmalar,
k) Oteller ve konaklama yerleri,
l) Gıda, temizlik ve ilaç gibi sektörlere ambalaj sağlayan üretim tesisleri,
m) Çalışanları inşaat alanında/maden alanında bulunan şantiyede konaklayarak yapımı veya çalışması devam eden büyük inşaatlar ile madenler (Bu madde kapsamında inşaat ve konaklama aynı şantiye alanı içinde ise izin verilir, başka bir yerden çalışanların gelmesine ve şantiyede kalanların başka bir yere gitmelerine izin verilmez. Çalışma alanı sadece inşaat alanı/maden sahaları ile sınırlıdır.),
n) Gazete, radyo ve televizyon kuruluşları ile gazete basım matbaaları,
o) Daha önceden sözleşmeye/taahhüde bağlanmış ve belirlenen süre içerisinde yetiştirilmesi gereken ihracata konu; mal, malzeme, ürün, araç-gereç üreten iş yerleri ve tesisler (mevcut zorunluluklarını ispatlamaları ve anılan şartlara uymaları kaydıyla),
ö) Zirai amaçlı akaryakıt satışı yapılan Tarım Kredi Kooperatifleri,
p) Kısıtlama süresinde yağmura bağımlı tarımsal faaliyetler göz önünde bulundurularak Valilikler/Kaymakamlıklar tarafından tespit edilecek ihtiyaca göre kura ile belirlenecek; zirai ilaç, tohum, fide, gübre vb. tarımsal üretime ilişkin ürün satışı yapan işletmeler,

3-İSTİSNA KAPSAMINDA OLAN KİŞİLER

a) Bu Genelgenin (2) numaralı başlığında yer alan “Açık Olacak İşyeri, İşletme ve Kurumlarda” yönetici, görevli veya çalışanlar,
b) Kamu düzeni ve güvenliğinin sağlanmasında görevli olanlar (Özel güvenlik görevlileri dahil),
c) Acil Çağrı Merkezleri, Vefa Sosyal Destek Birimleri, Kızılay ve AFAD’da görev alanlar,
ç) Cenaze defin işlemlerinde görevli olanlar (din görevlileri, hastane ve belediye görevlileri vb.) ile birinci derece yakınlarının cenazelerine katılacak olanlar,
d) Elektrik, su, doğalgaz, telekomünikasyon vb. kesintiye uğramaması gereken iletim ve altyapı sistemlerinin sürdürülmesi ve arızalarının giderilmesinde görevli olanlar,
e) Ürün ve/veya malzemelerin nakliyesinde ya da lojistiğinde (kargo dahil), yurt içi ve yurt dışı taşımacılık, depolama ve ilgili faaliyetler kapsamında görevli olanlar,
f) Yaşlı bakımevi, huzurevi, rehabilitasyon merkezleri, çocuk evleri vb. sosyal koruma/bakım merkezleri çalışanları,
g) Otizm, ağır mental retardasyon, down sendromu gibi “Özel Gereksinimi” olanlar ile bunların veli/vasi veya refakatçileri,
ğ) Demir-çelik, cam, ferrokrom vb. sektörlerde faaliyet yürüten iş yerlerinin yüksek dereceli maden/cevher eritme fırınları ile soğuk hava depoları gibi zorunlu olarak çalıştırılması gereken bölümlerinde görevli olanlar,
h) Bankalar başta olmak üzere yurt çapında yaygın hizmet ağı olan kurum, kuruluş ve işletmelerin bilgi işlem merkezlerinin çalışanları (asgari sayıda olmak kaydıyla),
ı) Bozulma riski bulunan bitkisel ve hayvansal ürünlerin üretimi, işlenmesi, pazarlanması ve nakliyesinde çalışanlar,
i) Küçükbaş-büyükbaş hayvanları otlatanlar, arıcılık faaliyetini yürütenler,
j) 30.04.2020 tarih ve 7486 sayılı Genelgemiz kapsamında oluşturulan Hayvan Besleme Grubu Üyeleri ile sokak hayvanlarını besleyecek olanlar,
k) İkametinin önü ile sınırlı olmak kaydıyla evcil hayvanlarının zorunlu ihtiyacını karşılamak üzere dışarı çıkanlar,
l) Kısıtlama süresince ekmek dağıtımı yapanlar ile lokanta, restoranlar ve tatlı satış yerlerinin evlere servis hizmetinde görevli olanlar ve 18.05.2020 Pazartesi ve 19.05.2020 Salı günü 10.00-16.00 saatleri arasında ise market, bakkal, manav ve kasapların evlere servis hizmetinde görevli olanlar,
m) Zorunlu sağlık randevusu olanlar (Kızılay’a yapılacak kan ve plazma bağışları dahil),
n) Yurt, pansiyon, şantiye vb. toplu yerlerde kalanların gereksinim duyacağı temel ihtiyaçların karşılanmasında görevli olanlar,
o) İş sağlığı ve güvenliği nedeniyle iş yerlerinden ayrılmaları riskli olan çalışanlar (iş yeri hekimi vb.),
ö) Veteriner hekimler,
p) Tarımsal üretimin devamlılığı için gerekli olan ekim-dikim, sulama-ilaçlama gibi faaliyetler kapsamında bölgesel özelliklere göre İl/İlçe Hıfzıssıhha Kurullarınca izin verilenler,
r) Servis hizmeti vermek üzere dışarıda olduklarını belgelemek şartı ile teknik servis çalışanları,
s) İşyerlerinin kapalı olduğu saatlerde/günlerde sürekli olarak işyerlerini bekleyenler,
ş) Belediyelerin toplu taşıma, temizlik, katı atık, su ve kanalizasyon, ilaçlama, itfaiye ve mezarlık hizmetlerini yürütmek üzere hafta sonu, Pazartesi ve Salı günleri çalışacak personel.

[TR724] 12.5.2020

Ali Babacan’dan erken seçim mesajı: Sistem 2023’e kadar dayanmaz

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Türkiye’de mevcut partilerden umut kesildiğini gördükleri için yeni parti kurma kararı aldıklarını söyledi.

Babacan, “Böyle bir baskı ortamında, böylesine özgürlüklerin sınırlandığı bir ortamda yeni bir siyasi hareket başlatmak ve bunca insanın adıyla soyadıyla, imzasıyla bu siyasi hareketin içinde yer alması ve çok daha fazla sayıda kişinin de yer alacak olması, aslında benim ve arkadaşlarım için ciddi bir risk. Ama biz her şeyi göze aldık, öyle başladık” dedi.

BDDK’nın manüplatif işlem yaptığı gerekçesiyle önce 3 bankaya işlem yasağı getirip, 3 gün sonra kaldırmasını, “akıl tutulması” diye nitelendiren Babacan, ” Özellikle finans piyasaları, hem teknoloji açısından hem bilgi açısından, düzenleyenlerin çok daha önünde koşar, yasaklarla yönetemezsiniz. Ha yasaklarsınız, ülkeyi küçültürsünüz, o mümkün. Ama ülkeyi büyüterek, zenginleştirerek, topyekün refahı artırarak yönetmek istiyorsanız, Türkiye ekonomisi ve finans yapısının dışarı açık olması lazım. Dışarı açık bir piyasanın da rasyonel yönetilmesi lazım” uyarısında bulundu.

‘Sistem 2023’e kadar dayanmaz; seçim ihtimali yüksek’
Ali Babacan, BBC Türkçe’ye konuştu. Babacan sistemin 2023’e kadar dayanamayacağını ve seçim ihtimalini 2021-2022’de biraz daha yüksek olduğunu söyledi.

“Salgın sürecindeki kazanımların ardından bir erken seçime gidilebileceği iddiaları konuşuluyor. Siz bir erken seçim öngörüyor musunuz?” sorusuna Babacan, “2018 seçimlerinden bu yana, parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bu yana 2 yıl bile geçmedi. Arada yerel secimler oldu. İktidar partisi İstanbul’u kaybetti, Ankara, Antalya, Adana, Mersin belli başlı illerin tamamı muhalefete geçti. O tecrübenin üzerine iktidar, hem Meclis’teki çoğunluğunu, hem de sahip olduğu cumhurbaşkanlığı gücünü kolay kolay riske atmaz diye düşünüyorum ben açıkçası. Bugün bu gücün elden kayıp gitme ihtimali çok yüksektir ve zayıf bir noktada böyle bir şey yapacaklarını ben tahmin etmiyorum. Bir de 3 yıllık bir görev süresi var. Bu 3 yılda da belki destek toplanır, memleket toparlanır diye bir iyimser beklentiye de sahip olabilirler ki keşke öyle olsa, biz de çok mutlu oluruz. Ama olmayacak. Dolayasıyla benim apar topar bir erken seçim beklentim yok. Ama 2023 Haziran’a kadar Türkiye dayanır mı, sistem dayanır mı? O ihtimal de çok zayıf doğrusu. Seçim ihtimalini 2021-2022’de biraz daha yüksek görüyorum.”

Röportajın tamamı için tıklayın

[TR724] 12.5.2020

Yargıtay, gazetecilerin cezasını onadı; haber yazmak gazetecilik değilmiş!

Yargıtay, sözde ‘f.tö’nün medya ayağına ilişkin davada, 17 sanığa verilen hapis cezalarını onadı. Haber yazmayı ya da yorum yazmayı ‘gazetecilik’ten saymayan 16. Ceza Dairesi, Atilla Taş’a ‘örgüte yardım’dan verilen 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasını ise bozdu.Atilla Taş’ın eylemlerinin, “Cumhurbaşkanına hakaret ve Devletin kurum ve organlarını alenen aşağılama” suçunu oluşturduğu belirtildi.

Edinilen bilgilere göre Yargıtay 16. Ceza Dairesi, söz konusu davaya ilişkin temyiz incelemesini tamamladı. Daire, oy birliğiyle aldığı kararla, sanıklardan Hanim Büşra Erdal, Bayram Kaya ve Abdullah Kılıç’ın da aralarında bulunduğu sanıklara ‘silahlı terör örgütü üyeliği’nden verilen hapis cezalarını onadı. 16. Ceza Dairesi, sanıklar A.M., C.A.K., G.F.K., Ü.T., Y.Ç. ve Y.Y’a ‘terör örgütü üyeliği’nden verilen hapis cezasını ise bozdu. Suç vasfında yanılgıya düşüldüğü değerlendirilen kararda, sanıkların eylemlerinin, örgüt üyesi olarak kabul edilmelerine yeterli olmadığı aktarıldı.

Kararda, mesleki faaliyetleri ve bulundukları konumlar ile şahsi niteliklerine dikkat çekilen sanıkların eylemlerinin, gazetecilik faaliyeti kapsamında da değerlendirilmesinin mümkün olmadığı ve bu eylemlerin hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte iktidarın uydurduğu ‘f.tö’ye yardım etmek suçunu oluşturduğu vurgulandı.

[TR724] 12.5.2020

Cübbeli’nin rüyası ve Nedim Şener’in kehaneti! Adem Yavuz Arslan yorumladı

Türkiye 15 Temmuz öncesindekine benzer yeniden ‘darbe’ konuşuyor. AKP’ye yakın isimler darbe ve suikast söylentisi yayıyor.

BOLD – ‘Cübbeli Ahmet’ bilinen Ahmet Mahmut Ünlü rüyasında darbe gördüğünü söylediği gün Nedim Şener darbe değil ama suikast olabilir dedi. Peki nerden çıkıyor bu darbe söylentileri? Fatih Akalan ve Adem Yavuz Arslan yorumladı.


[Bold Medya] 11.5.2020

Erdoğan AKP’liler siyasi malzeme yapsın diye mi Kuran okuyor?

Gazeteci Kazım Güleçyüz, medyaya servis edilen Kuran okuyan Erdoğan görüntülerinin AKP’li politikacılar tarafından siyasi çıkar amaçlı malzeme olarak kullanıldığına dikkat çekti.

BOLD – Yeni Asya gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Kazım Güleçyüz, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kuran okuduğu görüntülerinin servis edilmesini eleştirdi. Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Güleçyüz, servis edilen görüntülerin siyasi çıkar amaçlı kullanıldığını söyledi.

SİYASİ HESAP İMASI

Görüntülerin AKP’li siyasiler tarafından sosyal medyada siyasi malzeme olarak kullanıldığına da dikkat çeken Güleçyüz, ”Ramazan-ı Şerifte hatim mukabelesi Allah rızası için mi okunur; yoksa görüntüleri çekilip medyaya servis edilmek ve bir AKP İl Başkanına “Allah’ım, bize milleti gibi inanan ve milleti gibi okuyan bir Cumhurbaşkanı verdiğin için Sana sonsuz hamdüsenalar olsun” dedirtmek için mi? diye sordu.

ADALET HATIRLATMASI

Kuran okuyan Erdoğan görüntülerini medyaya servis edenlere seslenerek adaletten bahseden Güleçyüz,”Kur’an’ın dört esasından biri adalettir ve Maide Sûresinin 8. ayetinde “Bir kavme olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olunuz” buyrulur. Bir defa daha hatırlatalım” ifadelerini kullandı.

Erdoğan’ın Hatim yaptığına ilişkin Kuran okurken çekilmiş görüntüleri, AKP’li hesaplar tarafından sosyal medyada çokça paylaşılmıştı. Görüntülerin AKP’li siyasiler tarafından da paylaşılması Kuran’ın siyasi malzeme olarak kullanıldığı yorumlarına neden olmuştu.

[Bold Medya] 12.5.2020

İki cümlelik emsal değişikli, 360 bin m2’lik rant!

Melih Gökçek döneminde Ankara’nın yandaş müteahhitlere parsel parsel peşkeş çekildiği belgelendi. 90 bin metrekarelik inşaat alanı için Söğüt İnşaat’a satılan araziye, 2 cümlelik emsal değişikliği ile 450 bin metrekarelik inşaat yapıldığı ortaya çıktı. Söğüt İnşaat, haksız emsal kullandığı araziye Metromall AVM ve Metromall Konutları’nı yaptı.

Eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in, belediyenin içme suyu, kanalizasyon ve asfalt ihalelerinin büyük çoğunluğunu alan Mustafa Akan’ın sahibi olduğu Söğüt İnşaat şirketine, imar planında satıştan sonra değişikliğe giderek milyonluk kazanç sağlattığı ortaya çıktı. Cumhuriyet Gazetesi’nden Sena Yaşar’ın haberine göre, 90 bin metrekarelik inşaat alanı için Söğüt İnşaat’a satılan araziye, 2 cümlelik emsal değişikliği ile, 450 bin metrekarelik inşaat yapıldığı belgelendi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla görevden el çektirilen Gökçek, 2009’da Büyükşehir Belediyesi’ne ait Eryaman’daki 49 bin metrekarelik otobüs garajını satışı için ihaleye çıktı. Söz konusu araziye 1994 ve 2003 yıllarında iki ayrı imar tadilatı yapılmış, arazinin imarı 1.8 emsal ve taban alan katsayısı 0.60 olarak belirlenmişti.

SADECE 2 FİRMA KATILDI

İhaleye, belediyenin içme suyu ve kanalizasyondan asfalt işine kadar çok sayıda yüksek bütçeli ihalesini alan Mustafa Akan’ın sahibi olduğu Söğüt İnşaat ve bu şirketin yan firması olan taş ocakları işletmecisi Heltaş Lmt. Şti. katıldı. İhaleye, 19 milyon 918 bin 400 TL bedelle çıkıldı. Heltaş, 19 milyon 640 bin TL teklif verirken, Söğüt İnşaat 20 milyon 100 bin TL teklif verdi ve araziyi Söğüt İnşaat aldı.

8 İHALEDE 1,5 MİLYAR DOLARLIK İŞ ALDI

Ankara Büyükşehir Belediyesi Fen İşleri Daire Başkanlığı’nın son yıllarda açtığı 8 ihalede toplamda 1.5 milyar dolardan fazla iş alan Söğüt İnşaat, belediyeye başvurarak yeni bir imar düzenlemesi istedi. Cumhuriyet’in ulaştığı belgelere göre, 13 Mayıs 2011’de toplanan Belediye Meclisi, mevcut imar planında oyçokluğu ile iki cümlelik değişiklik yaptı. Arazinin, Dumlupınar 30 Ağustos caddesinde kalan kısmında yol kotu “0+0” şeklinde belirlenip, arazide kotun altında kalan bölümler ise “emsal dışında” bırakıldı. Kararı başkanvekilleri değil, doğrudan Melih Gökçek imzaladı.

HALKIN PARASI, YANDAŞA AKTARILDI

Onay sonrasında Söğüt İnşaat, caddenin arkasında kalan kısmı yaklaşık 30 metre kazarak inşaat zeminini o kotta başlattı. Normalde araziye 90 bin metrekarelik inşaat yapılacakken, yapılan değişiklikle Söğüt İnşaat, Metromall AVM ve Metromall Konutları projesini gerçekleştirdiği arazide 450 bin metrekarelik inşaat alanı elde etti. Böylelikle, arazinin emsali 1.8 değil, 9 olarak gerçekleşti. Eğer imar değişikliği satıştan önce yapılsaydı ve ihaleye ikiden fazla firmanın girmesi sağlansaydı, belediye satıştan 100 milyon TL’den fazla kazaç elde edebilecekti.

DAİRELER 800 BİN TL’DEN SATILDI

Söğüt İnşaat, 360 metrekarelik haksız emsal elde ettiği arazide, Metromall AVM adlı 200 mağazası, sinema salonları, yapı marketleri olan bir ticaret merkezi ile 144 ofislik bir iş merkezi ve 555 konutluk 4 bloktan oluşan bir konut sitesi yaptı. İnşaatın tamamlanmasından sonra 2017’de AVM hizmete açıldı. 88 bin metrekareli otoparkın da içinde olduğu 6 bodrum katı, bir zemin katı ve bir de üst zemin katı ile toplam 8 katlı AVM’de mağaza kiraları metrekaresi 60-100 dolar arasından kiracı buldu. Konut katlarında ise, 1+1 daireler 292 bin liradan 4+1 daireler de 800 bin liradan satışa çıkarılmıştı.

[TR724] 12.5.2020

Irz düşmanı konuştu: Bu kez karınızı, çocuklarınızı nasıl koruyacaksınız bizden?

Meczup aktrol Fatih Tezcan: Bir daha sokağa çıkarsak listelerden, kimleri toplayacağımızdan haberiniz var mı; karınızı, çocuğunuzu nasıl koruyacaksınız bizden?
Fatih Tezcan: Bu kez karınızı, çocuklarınızı nasıl koruyacaksınız bizden?

Aktrol Fatih Tezcan, son günlerde gündeme gelen darbe tartışmalarının ardından, “Biz bir daha sokağa çıkarsak eğer kimleri toplayacağız, listelerden haberiniz var mı sizin, ailenizi nasıl koruyacaksınız bizden?” dedi.

Geçtiğimiz hafta Atatürk’e hakaretten yargılanan Tezcan, YouTube kanalında paylaştığı videoda CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu başta olmak üzere çeşitli kesimleri hedefe koyarak, “Tayyip Erdoğan’ı devireceğiz, idam edeceğiz diyorsunuz. Karınızı, çocuklarınızı nasıl koruyacaksınız bizden? Erdoğan’ın bir damla kanına milyonlarca kan dökülür bu ülkede” dedi.

“KAN DÖKÜLÜR, LİSTELERDEN HABERİNİZ VAR MI?”

Tezcan’ın ifadeleri şöyle:

“Tayyip Erdoğan’ı devireceğiz, idam edeceğiz diyorsunuz. Karınızı, çocuklarınızı nasıl koruyacaksınız bizden? Erdoğan’ın bir damla kanına milyonlarca kan dökülür bu ülkede.

Erdoğan’a öyle bir şey yaparsanız, tırnağı kanarsa eğer bu ülkede başınızın neler geleceğinden haberiniz var mı? Biz bir daha sokağa çıkarsak eğer kimleri toplayacağız, listelerden haberiniz var mı sizin? Tayyip Erdoğan’a darbe idam vs. olursa zulalardan, listelerden, yaşanacaklarından haberiniz var mı? Yiyorsa çıksanıza. Tayyip Erdoğan orada. Alsanıza onu niye yapmıyorsunuz hadi… Devlet Bahçeli de orada. Cumhur İttifakı değil mi bu? Yer mi gözünüz F..’nün PKK’nın kimse artık ağa babası feriştahı yer mi o zaman? Ailenizi kendinizi nasıl koruyacaksınız? Bir intikam faslı başlar ki bu ülkenin vatanseverlerini yiğitlerini durduramazsınız. Tayyip Erdoğan’ın bir damla kanına milyonlarca kan dökülür bu ülkede.”

CHP VE KILIÇDAROĞLU'NUN AVUKATI TEPKİ GÖSTERDİ

CHP ve Kemal Kılıçdaroğlu'nun avukatı Celal Çelik ise Twitter üzerinden yaptığı açıklamada suç duyurusunda bulunacaklarını şu sözlerle söyledi:

"Yeter artık Fatih Tezcan isimli densize haddini bildirmek şart oldu!
Yarın sabah erkenden bu meczup hakkında bizzat suç duyurusunda bulunacağım!
Üstelik tüm süreci özel olarak takip edeceğim!
Mutlaka ceza almasını sağlayacağım!"

[Samanyolu Haber] 12.5.2020

Döviz kalmayınca son çare...

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükûmeti bir ay içinde 3'üncü defa Gümrük Vergisi oranlarını artırdı. Uzmanlara göre hükûmet doların 7,27 TL'ye kadar çıkması ve döviz rezervlerinin yeterli olmaması sebebiyle ithalata vergi duvarı örüyor.

SAMANYOLUHABER- Altından mücevhere, buzdolabından çamaşır makinesine binlerce ürüne 1 Ekim'e kadar yüzde 30 ilave Gümrük Vergisi getiren kararın döviz rezervlerindeki sert düşüşle irtibatlı olabileceği belirtiliyor.

Dış ticaret şirketleri için "sürpriz" vergi artışı 1 Ekim'den itibaren yüzde 25 olarak uygulanacak.

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükûmetinin "yerli sermayeyi korumaya yönelik bir girişim” diye nitelese de kararın arka planda döviz talebinin karşılanamaması yatıyor.

T24 ekonomi yazarı Barış Soydan'a göre Türkiye ithalatı kısıtlamaya yönelik kararlara şüpheyle bakılmasını gerektirecek bir dönemden geçiyor. Zira Türkiye’nin bir yıl içinde çevirmesi gereken 170 milyar dolar döviz borcu var.

YETERİ KADAR DÖVİZ KALMADIĞI İÇİN İTHALATI YAVAŞLATILIYOR

"Bunun için ya yeni bir döviz kaynağına ya da mevcut dövizin azalmasını engelleyecek tedbirlere ihtiyaç olduğunu hepimiz biliyoruz." diyen Soydan, "Nisan’ın sonunda gümrüklerdeki işlemleri yavaşlatmaya yönelik 'Kırmızı hat' kararına sıradan bir uygulama gibi bakmamış, ithalatı yavaşlatmaya yönelik bir önlem olarak değerlendirmişti." hatırlatmasında bulundu.

Londra merkezle uluslararası danışmanlık şirketi Capital Economics dün yayımladığı raporda nisanda birçok ithal ürüne yüzde 50’ye varan oranda ilave Gümrük Vergisi getirildiğine işaret etti.

KIRMIZI HAT UYGULAMASI

Raporda, “TL’nin değer kaybetmesini engellemek için ithalatı baskılama yolu tercih edilmiş görünüyor.” tespiti dikkati çekti. Capital Economics nisan ayı başındaki gümrük işlemlerini yavaşlatıcı "Kırmızı hat" kararını da böyle değerlendiriyor.

Merkez Bankası verilerine göre altın dahil net döviz rezervleri 25 milyar doların altına geriledi.

Brüt döviz rezervleri ise 80 milyar dolar seviyesine indi.

[Samanyolu Haber] 12.5.2020

Bahçeli’den AKP’ye “Ben yok olurum siz de ortada kalırsınız” mesajı

Bahçeli’nin ‘Tek başına iktidar’ çıkışını yorumlayan Koray Aydın, MHP genel başkanının yeni arayış içinde olan AKP’ye “Ben yok olurum siz de ortada kalırsınız” mesajı verdiğini söyledi.

BOLD – Bir dönem MHP Lideri Devlet Bahçeli’ye en yakın isimlerden olan İyi Parti Genel Başkan Yardımcısı Koray Aydın, Bahçeli’nin ‘Tek başına iktidar’ mesajını konuk olduğu Fox TV’de yorumladı.

BAHÇELİ YÜZDE 50+1’DEN DÖNÜŞE KARŞI

Koray Aydın, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan ve kurmaylarının bir süredir, güçlendirilmiş parlamenter sistem üzerinde çalıştıklarının bilindiğini söyledi. Bahçeli’nin ise yüzde 50+1’den geri dönüşü bekası için tehlikeli gördüğünü söyleyen Aydın, MHP liderin ‘Tek başına iktidar’ çıkışının, seçilme formülü üzerinde çalışan AKP ve Erdoğan’a tepki olduğunu söyledi.

BEN DE YOK OLURUM

Aydın, Bahçeli’nin çıkışının tesadüfi olmadığını ortağına ”Bakın ha ben de yok olurum. Siz de ortada kalırsınız” mesajı verdiğini söyledi.

[Bold Medya] 12.5.2020

Alman firmayla anlaşma iptal edildi: Merkez Bankası binasını Saray’ın mimarı yapacak

İstanbul Finans Merkezinde yer alacak Merkez Bankasının yeni binasının mimarı değiştirildi. Alman merkezli mimarlık firmasının projesi iptal edildi. Proje Cumhurbaşkanlığı Sarayının mimarı Şefik Birkiye’nin şirketine verildi.

BOLD – Sözcü’nün haberine göre, 2015 yılında Merkez Bankası tarafından düzenlenen yarışmayı kazanan Almanya merkezli mimarlık firması HPP’nin hazırladığı mimari proje iptal edildi. Bunun yerine ise, Ankara’daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın mimari olan Şefik Birkiye’nin şirketi VizzionArchitects ile el sıkışıldı. “Davet usulü” ihale yoluyla Birkiye’ye verilen projenin yeni hali ise Selçuklu mimarisinden izler taşıyor. Merkez Bankası projesi, hep az katlı yapılar tasarlayan Birkiye’nin bugüne kadar çizdiği en yüksek bina olacak.

BİNA YÜKSEKLİĞİ 67 KATA ÇIKARILDI

Görselleri kamuoyuyla paylaşılmayan ancak İstanbul Finans Merkezi projesinin çevresini saran panolarda yer alan mimari tasarıma göre, eski hali 55 kat olan binanın yüksekliği bodrumlar dahil 67 kata çıkartıldı. Arazinin tamamında da yapılaşmaya gidildiği görüldü.

TÜM BİNALAR UYUMLU HALE GETİRİLECEK

BDDK, SPK ve diğer kamu kuruluşlarına ait binaların dış görünümleri de değiştirileceği belirtildi.
Öte yandan, İstanbul Finans Merkezi projesinde yer alan BDDK, SPK ve diğer kamu kuruluşlarına ait binaların dış görünümünde de el sıkışılan bir başka mimarlık firması tarafından değişiklik yapılacağı öğrenildi. İsmini paylaşmak istemeyen bir yetkili, “Tüm binalar birbirleriyle mimari ve estetik açıdan uyumlu hale getirilecek” dedi.

İHALE YENİDEN YAPILACAK

Merkez Bankasının inşaatı için TOKİ 2017 yılında “Arsa Satışı Karşılığı Gelir Paylaşımı” işi için iki kez ihaleye çıkmış ancak tekliflerin yeterli bulunmaması ve rekabet koşulları oluşmaması nedeniyle ihaleler iptal edilmişti. Ağustos 2017’de yapılan üçüncü ihaleyi ise idare payı 180 milyon lira olmak üzere 1 milyar 440 milyon lira teklif veren İntaş Taahhüt Yapı Sanayi Ticaret A.Ş kazanmıştı. Ancak ilerleyen dönemde firma inşaata başlayamadı ve projeden çekildi. Merkez Bankasının binasının yapımı için nisan ayı sonunda bir yapım ihalesi yapılacaktı ancak koronavirüs salgını nedeniyle ihale ertelendi. Davet usulü gerçekleştirilmesi beklenen yeni ihalenin yakın bir zamanda yapılacağı belirtildi.

[Bold Medya] 12.5.2020

Vakıfbank da Türkiye Varlık Fonu’nun oluyor

Türkiye Varlık Fonu, üç kamu bankasının sermaye yapılarının güçlendirilmesi kapsamında 21 milyar TL’lik bir destek çalışması başlattı. Para borçla bulunacak.

BOLD – Türkiye Varlık Fonu (TVF) aralık ayında hisseleri Hazine’ye devredilen Vakıfbank’a hissedar olacak. Hazine’ye devredilen Vakıfbank’ın yüzde 58.5 hisse Varlık Fonu’na geçecek.

HİSSELER VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ’NE AİTTİ

Aralık 2019’da, Vakıfbank’ın, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait olan ve Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından idare edilen yüzde 58.5 oranındaki A ve B grubu hisseleri, Hazine ve Maliye Bakanlığı’na devredilmişti. Bu devir son kamu bankası Vakıfbank’ın da Varlık Fonu çatısı altına gireceği eleştirilerine neden olmuştu. Varlık Fonu’nun bankaların çekirdek sermayelerinin 21 milyar TL artırılması için gerekli çalışmaları başlatıldığı bilgisi içerisindeki bir cümle Vakıfbank’ın da Varlık Fonu’na devredileceğini kesinleştirdi.

ÜÇ KAMU BANKASI DA VARLIK FONU’NDA OLACAK

Fonun yaptığı açıklamada, “Hali hazırda T.C. Ziraat Bankası AŞ’nin tamamı, Türkiye Halk Bankası AŞ’nin ise çoğunluk hissesi TVF bünyesinde bulunmaktadır. TVF’nin Vakıfbank’ta da hissedar olacağı bu işlemle birlikte üç banka arasındaki koordinasyon ve sinerji daha da güçlenmiş olacaktır” denildi. Devirle birlikte Ziraat Bankası, Halk Bank ve Vakıfbank Varlık Fonu tarafından yönetilecek.

PARA BORÇLANMA İLE TEMİN EDİLECEK

Finansal piyasalarda istikrar ve derinliği destekleme misyonu doğrultusunda Ziraat Bankası, Halk Bankası ve Vakıflar Bankası’nın sermaye yapılarının güçlendirilmesi ve yeterliliklerinin desteklenmesi amacıyla çekirdek sermayelerinin toplam 21 milyar TL artırılması için çalışma başlatıldığını duyuran Varlık Fonu, söz konusu işlemin finansmanının Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından ikrazen ihraç edilen devlet iç borçlanma senetlerinin piyasa rayicinden bankalara satışından elde edilecek nakitle karşılanacağı kaydedildi.

[Bold Medya] 12.5.2020

Korona olduğunu bilmeyen 400 bin insan var!

Korona hastası olduğunun farkına varamamış yaklaşık 400 bin insan bulunduğunu belirten Bilim Kurul Üyesi Prof. Dr. Ceyhan, bulaştırma riski sebebiyle bazı meslektekilere test yapılması gerektiğini belirtti.

BOLD – Sosyal medya hesabından koronavirüs (Kovid-19) sürecine ilişkin paylaşım yapan Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, “Ülkemizde virüsü bulaştırabilecek, ancak kendisinde virus bulunduğunun farkında olmayan 400 bin civarında insan aramızda dolaşıyor” diyerek ikaz etti.

GARSONLARA, KASİYERLERE, BERBERLERE, OTOBÜS ŞOFÖRLERİNE TEST YAPILMALI

Alışveriş merkezlerinin (AVM) açılması ve bazı normalleşme adımlarına atıf yapan Ceyhan, paylaşımında şu ifadelere de yer verdi: “Bir araya toplanmaların arttığı bu günlerde en azından virüsü bulaştırma riski yüksek olan sağlık personeli, garson, kasiyer, berber, otobüs şoförü, otel çalışanı, satış elemanı gibi meslek sahiplerine, belirti olmasa bile test yapılması ve bulunanlara izolasyon yararlı olur.”

[Bold Medya] 12.5.2020

Korona ölümlerinde D vitamini eksikliği iddiası

Amerika Birleşik Devtleri’nde yeni yapılan bir araştırma, D vitamini eksikliği ile koronavirüs kaynaklı ölüm oranlarının yüksekliği arasında bağ olabileceğine dair güçlü veriler ortaya koydu.

BOLD – Illinois Northwestern Üniversitesi araştırmacılarınca yapılan çalışmada, koronavirüse (Kovid-19) bağlı yüksek ölümler görülen İtalya, İspanya ve İngiltere’deki can kayıplarında, D vitamini seviyelerinin diğer ülkelerdeki vakalara göre daha düşük olduğu belirlendi.

ORANLARIN YARI YARIYA DÜŞÜK OLABİLECEĞİNİ GÖSTERİYOR

Araştırma Grubu Başkanı Vadim Backman, “Analizimiz, Kovid-19’a yakalanmayı engellemese de D vitamini yeterli hastaların ölüm oranlarının yarı yarıya daha düşük olacağını ve komplikasyonları azaltabileceğini gösteriyor” dedi.

NİHAİ SONUÇ İÇİN ARAŞTIRMA DERİNLEŞTİRİLMELİ

Öte yandan araştırma raporunda, virüse karşı herkesi D vitamini almaya yönlendirmenin erken olduğu, vitamin doğru dozda alınmazsa yan etkileri çıkabileceği, nihai sonuç için çalışmanın derinleştirilmesi gerektiği vurgulandı.

[Bold Medya] 12.5.2020

Mustafa Yeneroğlu’ndan kaçırmalarla ilgili itiraf: “Bunun bedelinin ne olacağını biliyorum”

AKP’den istifa ettikten sonra Ali Babacan’ın DEVA Partisine geçen Mustafa Yeneroğlu, insan kaçırmalarla ilgili kapalı kapılar ardında yaptığı bir görüşmeyi anlattı.

BOLD – DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı, Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı ve İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, TBMM İnsan Hakları Komisyonu  İnceleme Başkanlığı döneminde insan kaçırma olaylarıyla yaptığı bir görüşmeyle ilgili itiraflarda bulundu.

“TEHDİT ALIYORUM, BEDELİNİN NE OLACAĞINI BİLİYORUM”

Karar TV’den Ahmet Taşgetiren, Elif Çakır ve Yıldıray Oğur’un konuğu olan Yeneroğlu, “O dönemde bu insan kaçırma olayları başlamıştı. Ben o zaman gittim ilgililerle konuştum. Eğer 3 hafta içinde bu insanlar ortaya çıkmazsa ben üzerime düşeni yapacağım. Bu konuyu çok daha farklı platformlarda dile getireceğim, dedim. O zaman bunu çözmüştük. Bu insanların tamamı 3-4 hafta sonra karakollarda, orada burada ortaya çıktı” dedi.

Bu olayın nasıl geliştiğini, kimler tarafından yapıldığını çok iyi bildiğini belirten Yeneroğlu, “Bilmezsem bu kadar iddialı konuşmam. Bunun bedelinin ne olacağını aldığım tehditler itibariyle de biliyorum. Ben üzülüyorum, ben bu insanlar adına utanıyorum. Çocuklarının yüzlerine nasıl bakabiliyorlar. Hukuku nasıl bu kadar ayaklarının altına alabiliyorlar. Üç günlük dünya. Değmez. Hiçbir şeye değmez.” ifadelerini kullandı.

“BU ZALİMLİK DEĞİL DE NE?”
Mustafa Yeneroğlu ayrıca hala görevde bulunan bir bakan ile aralarında geçen konuşmayı ise şöyle aktardı:

Bir bakanla sohbet ediyoruz. ‘Mustafa bey, siz bunları tanımazsınız, benim hayatım burada geçti.’ Doğru haklısınız, zaten sorunlardan biri bu değil mi? Hayatı orada geçtiğini söyleyen bir kişi gayet rahat bakan olabiliyor. Sohbetlerine katılmış, sadece irşad faaliyetlerine katılmış insanlar doğduklarına pişman edilebiliyorlar. Ya böyle bir hukuk anlayışı olabilir mi? Bu zalimlik değil de ne? cezaevlerine gidiyorsunuz, 7-8 kişilik hücrelerde 30-40 kişinin kaldığını, insanların değiş tokuş yaptığınız görüyorsunuz. Hangi Müslüman bunu kabul edebilir? Hangi Müslüman buna susabilir? Hangi Müslümanın gönlü vicdanı rıza gösterebilir.”

KAÇIRILANLAR VE KAÇIRILMA TARİHLERİ

Türkiye’de ikisi 15 Temmuz’dan önce olmak üzere, son 4 yılda 27 kişi kaçırıldı:

Sunay Elmas (27 Ocak 2016), Ayhan Oran (1 Kasım 2016). Mustafa Özgür Gültekin (21 Aralık 2016), Durmuş Ali Çetin (17 Mayıs 2017), Hüseyin Kötüce (28 Şubat 2017), Mesut Geçer (26 Mart 2017), Turgut Çapan (31 Mart 2017), Önder Asan (1 Nisan 2017) Cengiz Usta (4 Nisan 2017), Mustafa Özben (9 Mayıs 2017), Fatih Kılıç (14 Mayıs 2017), Cemil Koçak (5 Haziran 2017), Murat Okumuş (16 Haziran 2017), Enver Kılıç (30 Eylül 2017), Zabit Kişi (30 Eylül 2017), Hıdır Çelik (6 Aralık 2017), Ümit Horzum (6 Aralık 2017), Ayten Öztürk (13 Mart 2018), Orcun Şenyücel (21 Nisan 2018), Hasan Kala (20 Temmuz 2018), Fahri Mert (12 Ağustos 2018), Ahmet Ertürk (16 Kasım 2018)

2019 Şubat sonrası kaçırılanlar ve tarihleri: Gökhan Türkmen (7 Şubat 2019), Yasin Ugan (12 Şubat 2019), Özgür Kaya (12 Şubat 2019), Erkan Irmak (16 Şubat 2019), Mustafa Yılmaz (18 Şubat 2019), Salim Zeybek (20 Şubat 2019), Yusuf Bilge Tunç (6 Ağustos 2019).

Salim Zeybek, Erkan Irmak, Özgür Kaya ve Yasin Ugan, 6 ay sonra Emniyet’te ortaya çıktı.

ÜÇ KİŞİDEN HABER ALINAMIYOR

Kaçırılanlardan Sunay Elmas ve Ayhan Oran’dan, 2016 yılından beri, Yusuf Bilge Tunç’tan ise Ağustos 2019’dan beri haber alınamıyor.

[Bold Medya] 12.5.2020

Prof. Dr. Yamanel: “AVM’ye gezmeye gidilmemeli”

Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Yamanel, ‘normalleşme’ adımları çerçevesinde açılan AVM’lere ilişkin ikazlarda bulundu. Kendisinin de bu mekanlara gitmeyeceğine dikkat çekti.

BOLD – Uzmanların ikazına rağmen, hükumetin kapılarını açtığı alışveriş merkezleri (AVM) konusunda Bilim Kurulu üyesi Prof. Dr. Levent Yamanel’den uyarı geldi. Hürriyet yazarı Fulya Soybaş’a konuşan Prof. Dr. Yamanel, AVM’ye gezmeye gidilmemesi tavsiyesinde bulundu.

AŞI BULUNUNCAYA KADAR DÖRT KURALA RİAYET ŞART

Yamanel’in ilgili açıklaması şu şekilde: “Artık yeni normal var. Ve bu yeni normalin kaçınılmaz 4 kuralı var. Kalabalık oluşturmamak, sosyal mesafeyi korumak, maske takmak ve hijyene dikkat etmek. Aşı bulununcaya kadar bu 4’ü önemli. AVM’ye elbette ki gidilecek ama gezmeye değil, ihtiyaçlar için. Gömlek mi alacaksınız? Nokta atışı yapacaksınız. Alıp çıkacaksınız. Anlıyorum, insanlar evde çok sıkıldı ama bu da hayati bir mesele. Ben şahsen, hele ki gezmeye asla gitmem.”

[Bold Medya] 12.5.2020

Korona olan üniversiteli Yasin Gündüz tek kişilik hücrede

Silivri 7 Nolu’da koronaya yakalanan ve tek kişilik hücreye konulan üniversiteli Yasin Gündüz, “elimizden birşey gelmiyor dışarıdakiler sesimizi duyursun” dedi.

RECEP GÜNDÜZ

BOLD ÖZEL – Silivri Cezaevi kampüsünde koronalı vaka sayısı sürekli yükselirken, özellikle 7 Nolu cezaevinde salgının oldukça yayıldığına ilişkin bilgiler geliyor. 7 Nolu’da enfekte olan isimlerden biri de üniversite öğrencisi Yasin Gündüz.

Kaldıkları koğuşta pozitif vaka çıkmasının ardından bütün koğuş izolasyona alınırken, tüm koğuşa test yapıldı. Yasin Gündüz’ün 9 Mayıs 2020’de yapılan testi de pozitif çıktı ve tek kişilik hücreye konuldu.

Gündüz’ün son telefon görüşmesini annesi Feleknaz Gündüz aktardı:

“Ben şimdilik iyiyim ancak koğuşumuzda durumu ağır olan arkadaşlarım var. Onlar hastanede tedaviye alındı, ben tek kişilik hücreye alındım. Burada elimizden hiçbir şey gelmiyor, sesimizi duyuramıyoruz, dışarıda imkanı olanlar sesimizi duyursun…”

Bu sözlerden sonra anne oğul karşılıklı ağlamaktan konuşamadıklarını söyleyen Feleknaz Gündüz, o anları anlatırken yine gözyaşlarına boğuldu. Anne Gündüz, duyarlı insanlardan Yasin ve onun durumundaki tutsakların sesi olmasını istedi.

HÜCREDE KENDİSİNE NASIL BAKACAK

Ailesi Yasin’in tutuksuz yargılanmasını istiyor. Tek kişilik hücreye konulan Yasin Gündüz’ün kendisine hastalık süresince nasıl bakacağı ise başka bir soru işareti.

Silivri Cezaevinde dış kantinin kapalı olması nedeniyle tutuklu ve hükümlüler sebze ve meyve satın alamıyor. Tutukluların bu sebeple bağışıklık sistemini güçlü tutamadıkları, yemeklerin de son dönemde bozulduğu ifade ediliyor.

TANIĞIN “YANLIŞ KİŞİ” DEMESİNE RAĞMEN CEZA ALDI

Yasin Gündüz Fatih Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde öerenciyken, KHK’yla üniversitenin kapatılmasının ardından Bursa’daki Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesine geçiş yaparak hem eğitimine devam etti hem de çalışarak aile bütçesine katkıda bulundu.

2018 yılının Ramazan ayında ailesiyle sahur sofrasındayken kapısı çalındı ve bir tanık ifadesine istinaden Gülen Cemaatine yönelik operasyonlar kapsamında gözaltına alındı. Kendisine yapılan etkin pişmanlık teklifini kabul etmeyince tutuklanarak Silivri 7 nolu cezaevine kondu. İddianame sonrası duruşmaya çağrılan tanık, mahkeme huzurunda yaptığı teşhisin yanlış olduğunu bahsettiği kişinin Yasin olmadığını söylemesine rağmen mahkeme heyeti 6 yıl 3 ay hapis cezası verdi. Karara yapılan itiraz olumsuz sonuçlandı ve İstinaf Mahkemesi cezayı onayladı. Dosya şuanda Yargıtay’da.

Tutukluluğu süresince cezaevi hijyen koşulları ve sağlık hizmetleri hakkında şikayette bulunan Yasin, ailesinin ziyarete gidememesinden dolayı defalarca Bursa’ya nakil talebini içeren dilekçeler yazdı ancak talebine olumlu cevap verilmedi.

[Bold Medya] 12.5.2020

Salgın nedeniyle Avrupa’da 60 milyonun işi tehlikede

McKinsey, koronavirüsü salgını sürecinde Avrupa'da 60 milyona yakın kişinin işsiz kalacağını öngördü. Bu rakamın daha da artabileceği belirtilirken 2023’e kadar tam bir iyileşme beklenmediği vurgulandı.

KRONOS -12 Mayıs 2020

Uluslararası danışmanlık şirketi McKinsey, koronavirüsü salgını sebebiyle Birleşik Krallık da dahil olmak üzere Avrupa çapında yaklaşık 60 milyon istihdamın yok olabileceğini öngördü. Aşının bulunma süresinin uzaması durumunda, kıtanın iş gücünün yüzde 26’sına denk gelen bu rakamın daha da yükselebileceği belirtildi.

“Avrupa’yı yeniden başlatmak: COVID-19 sonrası Avrupa nasıl canlanır” başlıklı web seminerinde konuşan McKinsey Ekonomi ve Araştırma Direktörü Tera Allas, dün açıkladığı raporun sonuçlarına göre Avrupa’daki işgücünün yüzde 26’sının risk altında olduğunu ve 59 milyon istihdamın yok olma riski taşıdığını söyledi.

“ÜCRETSİZ İZİNLER İŞTEN ÇIKARMAYA DÖNEBİLİR”

Dünya gazetesinde yer alan habere göre Allas, istihdama etkilerin şimdiden görüldüğünü ve en kırılgan kesimlerin daha fazla etkilendiğini belirterek “Bölgesel farklılıklar muhtemelen daha da artacak. Ücretsiz izinlerin işten çıkarmalara dönüşeceğini görebiliriz” dedi.

Salgın sürecinde İspanya, Fransa, Almanya ve Birleşik Krallık’ta milyonlarca kişi ücretsiz izne çıkarıldı veya kısa süreli çalışma programına dahil edildi. İşsizlik oranları da hızla yükseliyor.

Etkinlikte konuşan McKinsey kıdemli ortağı Sebastian Stern ise Avrupa’da GSYH’nin muhtemelen 2023’e kadar iyileşmeyeceğini öngördüklerini belirterek “Talep, GSYH şokunda ana etken. Ekonomik güven Avrupa’da ABD ve Çin’dekinden daha kötü. Talebi yönlendiren bir etken olduğundan ekonomik güven her zamankinden daha önemli” dedi.

Müşterilerinin en çok neyden endişeli olduğuna ilişkin soruya Stern’in yanıtı “İkinci dalga” endişesi oldu. Stern yöneticilerin en çok ‘aç-kapa’ gerektiren bir salgın dalgasına girilmesinden endişe ettiğini söyledi. Çalışanların işe gelmekten korkmasına neden olacak ‘güven’ konusunun ikinci sorun olduğunu belirten Stern belirsizliği de en büyük endişeler arasında saydı. Stern, aşının bulunma süresinin ise tüm beklentileri etkileyecek bir unsur olduğunu ve belirsizlik nedeniyle bunu baz senaryolarına henüz katmadıklarını söyledi.

[Kronos.News] 12.5.2020

Çin’de koronavirüse karşı çocuklara ateş ölçer bilekliler takılıyor

Çin'in başkenti Pekin'de yüksek teknoloji ile koronavirüs mücadelesi kapsamında, öğrencilere ateş öçler bileklikler takıldı. Veliler telefon aplikasyonundan çocuklarının ateşini görebilecek.

KRONOS -11 Mayıs 2020

Yüksek teknoloji ile koronavirüs mücadelesi kapsamında, Pekin’de öğrencilere ateş öçler bileklikler takıldı. Veliler ve sağlık kurumları yetkilileri telefon aplikasyonundan öğrencilerin ateşin yükseldiğini görebilecek.

Pazartesi günü Pekin’deki beş ilk ve ortaokul düzeyinde başlayan bu teknolojik uygulama ile Çin’in yüksek nüfusunun sağlık durumunun daha kolay kontrol altına alınabileceği düşünülüyor.

TERMAL KAMERALARDAN SONRA ATEŞ ÖLÇER BİLEKLİKLER

Çin, daha önce koronavirüs (Covid-19) mücadelesi kapsamında ortak kamu kullanım alanlarına termal kameralar yerleştirdi. İnsaların seyahat geçmişine göre bir kişinin enfeksiyon riskini belirleyen yeşil, sarı ve kırmızı dereceli gruplara ayırdığı bir uygulama da başlattı.

ÖĞRENCİNİN VUCUT ISISI OKUL VE VELİSİ TARAFINDAN İZLENEBİLECEK

Pekin Daily’ın aktardığına göre yeni başlayan bu uygulama aracılığıyla gerçek zamanlı sıcaklık verileri sokullar ve ebeveynler tarafından da izlenebilinecek. Öğrencinin sıcaklığı 37.2 derecenin üzerine çıkarsa, bilezik öğretmenini polisi uyarması için yönlendirecek.

Pekinli bir öğretmenin Beijing Daily’ye verdiği demeçte, “Bileklik normal bir fitness bilekliğine benziyor. Öğrencilerin günde 24 saat takmalarını öneriyoruz.”dedi.

ATEŞİ ÇIKAN ÖĞRENCİ HAKKINDA POLİSE BİLGİ GİDECEK

Devlet tarafından işletilen Beijing News’in haberine göre bir öğrencinin sıcaklığı 37.2 derecenin üzerine çıkarsa, bilezik öğretmenini polisi uyarması için yönlendirecek.

Geçtiğimiz birkaç hafta boyunca, Çin normal hayata geri dönmeye başladı, açılan okullarda yeni bir salgın dalgası yaşananmış için yeni önlemler alınıyor.

[Kronos.News] 12.5.2020

Soner Yalçın: ‘Konu MİT haberi olamaz, bu davada büyük bir sır var’

'İstanbul Başsavcısı…İstanbul Başsavcı Vekili… Böylesine önemli mevkide bulunan başsavcılar, -tekrarları saymazsak 10 sayfalık- çok zayıf bir iddianamede kendilerini göstermeye neden ihtiyaç duydu?'

KRONOS -12 Mayıs 2020

Odatv yazarı Soner Yalçın, Libya’da hayatını kaybeden MİT personelini deşifre etttikleri iddiaisıyla tutuklanan Odatv çalışanları hakkında düzenlenen iddianamede ‘büyük bir sır’ olduğunu öne sürdü .

İddianamede hem İstanbul Başsavcı Vekili hem de İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nın imzalarının bulunduğunu belirten Soner Yalçın, ‘Hukukçulara işte bunu sordum; “Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bu ‘iki imzanın’ birlikte yer aldığı iddianame var mı?” Yok…’ ifadelerini kullandı.

Soner Yelçın şu görüşlere yer verdi:

”İddianamelerde hiç rastlanılmayan çok yetkili “iki imza” bize ne anlatmak istiyor? Soruşturmada bulunmayan… Tek bir ifade almayan… İstanbul Savcılığı’nın en tepe mevkiinde bulunan başsavcı vekili iddianameye neden imza koymak zorunda kaldı? Yetmezmiş gibi başsavcı da “görüldü” imzasını niçin göstermek zorunda hissetti?



Bunca gazetecilik tecrübemle yazıyorum; konu MİT şehidi haberi olamaz!



Bu alışılmadık yüksek makamlardaki “imzaların” başka anlamı var mı? Neler
oluyor? Ortada normal olmayan hukuki durum var. İstanbul Başsavcısı…
İstanbul Başsavcı Vekili… Böylesine önemli mevkide bulunan başsavcılar, -tekrarları saymazsak 10 sayfalık- çok zayıf bir iddianamede kendilerini göstermeye neden ihtiyaç duydu?



Böylesine zayıf iddianamede çok yetkili “iki imza” neden yer aldı? Güçlü
makamlardaki “imzalar”, bu dosyanın yargı sürecini etkilemez mi?
Büyük endişe doğurmayacağını kimse iddia edemez… İstanbul Başsavcısı ve İstanbul Başsavcı Vekili bu dosya için makamlarını neden kuşkulu hale soktu? Bu davada büyük sır var…

[Kronos.News] 12.5.2020

‘Gerçek raporlara yansımıyor, işsizlik 16 milyona ulaşabilir’

DİSK-AR, son TÜİK ve İŞKUR işsizlik verilerini değerlendirdi. İşsizliğin raporlara yansımadığı belirtilerek “Geniş tanımlı işsizliğin 15-16 milyon civarına ulaşabileceğini tahmin ediyoruz” dedi.

KRONOS -12 Mayıs 2020

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR),  Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK), açıkladığı Şubat ayına ilişkin iş gücü istatistiklerini yorumladı.

TÜİK raporuna göre salgın öncesi bu son işsizlik verilerine göre işsizlik 1,1 puanlık azalış ile yüzde 13,6 seviyesinde gerçekleşti, genç nüfusta işsizlik oranı ise yüzde 24,4 oldu.

DİSK-AR, TÜİK’in bu verilerini değerlendirirken Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) tarafından 8 Mayıs’ta açıklanan işgücü verilerini de ele aldı.

‘Salgının yarattığı ekonomik depremin sonuçlarının ancak Haziran ve Temmuz ayında TÜİK sonuçlarında görülebileceğinin’ ifade edildiği açıklamada, bu haliyle bile TÜİK’in ‘vahim bir tabloya’ işaret ettiği kaydedildi.

Bir önceki yıla göre işgücünde 1 milyon 102 bin azalma olduğuna dikkat çekilen raporda, “Öte yandan iş aramayıp çalışmaya hazır olanların ve özellikle de ümidini kaybeden işsizlerin sayısında ciddi bir tırmanış olduğu görülüyor” denildi.

Ümidini kaybeden işsiz sayısının bir önceki yıla göre 486 bin artarak 1 milyon 107 bine yükseldiğinin belirtildiği raporda, bu tablonun, işsizlerin iş arama ümidini kaybettiklerini gösterdiği ifade edildi.

Raporda İŞKUR verilerine de değinilerek, Nisan 2020 açık iş ve işe yerleştirme istatistiklerinin, Corona virüsü salgınının yarattığı işsizlik dalgasının öncü göstergesi olarak yorumlandı.

İşsizliğin düşmediği, geniş tanımlı işsiz sayısının 8.5 milyona yükseldiği not edildi.

Salgın nedeniyle iş ve istihdam kaybının tahmini olarak hesaplanabileceği belirtilen açıklamada, “Tahminimiz Covid-19’un ilk aylardaki etkisinin (Mart-Nisan-Mayıs) 7 ile 8 milyon yeni istihdam ve iş kaybına yol açacağı yönündedir” diye belirtildi.

Böylece Covid-19 salgınının ilk dönemlerinde dar tanımlı iş ve istihdam kaybının 12 milyona, geniş tanımlı işsizliğin ise 15-16 milyon civarına ulaşabileceğinin tahmin edildiği vurgulandı.

[Kronos.News] 12.5.2020

‘Listelerden haberiniz var mı; karınızı, çocuğunuzu nasıl koruyacaksınız’

Fatih Tezcan: Bir daha sokağa çıkarsak listelerden, kimleri toplayacağımızdan haberiniz var mı; karınızı, çocuğunuzu nasıl koruyacaksınız?

KRONOS -12 Mayıs 2020

Saray’a yakınlığıyla bilinen Fatih Tezcan, son günlerde gündeme gelen darbe tartışmalarının ardından, “Biz bir daha sokağa çıkarsak eğer kimleri toplayacağız, listelerden haberiniz var mı sizin, ailenizi nasıl koruyacaksınız?” dedi.

Geçtiğimiz hafta Atatürk’e hakaretten yargılanan Tezcan, YouToube kanalında paylaştığı videoda CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu eleştirerek, “Tayyip Erdoğan’ı devireceğiz, idam edeceğiz diyorsunuz. Karınızı, çocuklarınızı nasıl koruyacaksınız bizden? Erdoğan’ın bir damla kanına milyonlarca kan dökülür bu ülkede” dedi.

“KAN DÖKÜLÜR, LİSTELERDEN HABERİNİZ VAR MI?”

Tezcan’ın ifadeleri şöyle:

“Tayyip Erdoğan’ı devireceğiz, idam edeceğiz diyorsunuz. Karınızı, çocuklarınızı nasıl koruyacaksınız bizden? Erdoğan’ın bir damla kanına milyonlarca kan dökülür bu ülkede.

Erdoğan’a öyle bir şey yaparsanız, tırnağı kanarsa eğer bu ülkede başınızın neler geleceğinden haberiniz var mı? Biz bir daha sokağa çıkarsak eğer kimleri toplayacağız, listelerden haberiniz var mı sizin? Tayyip Erdoğan’a darbe idam vs. olursa zulalardan, listelerden, yaşanacaklarından haberiniz var mı? Yiyorsa çıksanıza. Tayyip Erdoğan orada. Alsanıza onu niye yapmıyorsunuz hadi… Devlet Bahçeli de orada. Cumhur İttifakı değil mi bu? Yer mi gözünüz FETÖ’nün PKK’nın kimse artık ağa babası feriştahı yer mi o zaman? Ailenizi kendinisin nasıl koruyacaksınız? Bir intikam faslı başlar ki bu ülkenin vatanseverlerini yiğitlerini durduramazsınız. Tayyip Erdoğan’ın bir damla kanına milyonlarca kan dökülür bu ülkede.”

CHP MİLLETVEKİLİ PAYLAŞTI

Cumhuriyet Halk Partisi Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır, Tezcan’ın söz konusu videosunu Twitter hesabından paylaşarak, “Darbe kelimesini ortaya atan AKP’li trollerler böyle bir özlem onların peki daha sonrası: “Karınızı çocuklarınızı nasıl koruyacaksınız” Bu cümleleri sözde bir hukuk devletinde duyuyorsunuz” diye yazdı.

[Kronos.News] 12.5.2020

Güçlenen kılıç ve kılıç artıkları [Alin Özinial]

Kanlı kılıcı elinde tutan mahçup olmak yerine nasıl hala kafa tutabiliyor? Zalim inkar etmekle kalmıyor, yaptık yine yaparız diyor.

ALİN OZİNİAN -11 Mayıs 2020

“Mutlu aileler birbirlerine benzer, her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.” cümlesi ile başlar, Tolstoy’un dönemini aşarak dönemsizleşen ve insana dair mutlak doğruları anlatan Anna Karenina romanı.

Memleketimizde yaşananları; gün aşırı bir başka “ötekiye” söylenenleri, yapılanları görünce Tolstoy’un bu vurucu cümlesi geliyor aklıma.

100 yıl önce yaratılan ve ülkenin yıkıcı düşmanı ilan edilen “ötekiler”, bugün o kadar büyük bir grup ki, artık neredeyse “öteki” olmayanlar azınlık. Ve bu korkunç azınlık yönetiyor bizi, hepimizi, tüm “ötekileri”.

Ve biz ötekilerin, kedimize has mutsuzluklarımız, maruz kaldığımız adaletsizlikler, hukuksuzluklar var. Onların mutlulukları benzer; para, mevki, yalan, pahalı perdeler, varaklı kalorifer petekleri. Oysa bizim mutsuzluklarımız çeşit çeşit, katman katman, uçsuz bucaksız…

Bu hafta yine burun burna geldik öteki olmakla; ağırlığını hissettik, çaresizliğinin altında ezildik.

Girdiği ölüm orucunun ardından yaşamını yitiren Grup Yorum üyesi İbrahim Gökçek’in cenazesinin öncesinde, Gazi Mahallesi polis ablukasına alındı. Gazi Cemevi’nin etrafı polis tarafından sarıldı, TOMAlar konumlandırıldı.

Sadece yürüyüş yapmak istedikleri için yurttaşlara gaz bombalarıyla saldırdı. Cemevine de gaz atıldı. İbrahim Gökçek’in babasının da aralarında bulunduğu çok sayıda kişiyi gözaltına aldı.

Konserlerinde şarkı söyleyebilmek için, kendini ölüme yatıran iki genç insan, vicdansızların vicdanına seslenmeye çalıştı. Olmadı.

Kayseri Ülkü Ocakları mensupları, Gökçek’in cenazesinin defnedilmesini engellemeye çalıştılar. “Gömseler bile çıkarır, yakarız…” dediler. Sorsanız tanımıyorlardır İbrahim’i, “ağabeyleri” vatan haini demiştir. Bu kadar derin bir nefreti bile büyütmek hep çok kolay olmuştur bu topraklarda.

Bazen bir ağabey, bazen bir gazeteci, bazen bir müezzin, bazen bir muhtar, bazen bir asker hedef gösterir birilerini, “hain” bu der, sonrası çorap söküğü gibi gelir…

Olup biteni hazmedemeden, Sevda Noyan’ın sözleri ile irkildik. Komşusunu katletmekten, 50 kişiyi “bitirmekten” bahsediyor, “15 Temmuz kursağımızda kaldı, istediklerimizi yapamadık.” diyordu.

Darbe olursa bizim de elimiz armut toplamıyor. Bıçak varsa bıçakla, elimize ne geçerse diyen Noyan’a tepkiler gelmeye başlayınca bomba gibi gündeme düştüğüne şaşırıp, “Bir operasyon olduğu çok belli” dedi.

Kendilerine muhalefet edenlerden darbeci, operasyoncu, terörist devşirmek, tüm dikkati “ötekilere” çevirmek taktiği oldukça yerleşti, şıkır şıkır işliyor günümüzde.

Noyan’ın anlattıkları korkunç, kabul edilemez gibi geliyor. Oysa halk hep fişlemedi mi komşusunu? Hemen hemen her katliamda komşu komşuya saldırmadı mı memleketimizde? İnsanlar yanarken, masumlar ceza evine atılırken, “oh olsun, yapmışlardır bir şey” demediler mi? Evlerine, bağlarına, bahçelerine göz koymadılar mı?

“Korona’nın Ermenilerin başının altından çıktığını” düşüp İstanbul’un göbeğinde kilise yakmaya yeltenen siviller, Mardin’de apartmanlarının bahçesinde oynayan çocukları silahla havaya ateş ederek kovalayan polisler…

Ermeniler korktu mı? Kürtler tedirgin mi? gibi sorular sorulmuyor bu ülkede. Ne hükümet ne muhalafet ne de kamu oyu ses çıkartmak istemiyor.

Ötekilerin derdini pek terk edinmiyoruz oldum olası, ama farkında değiliz artık neredeyse hepimiz ötekiyiz…

Cumhurbaşkanı Erdoğan geçenlerde “Kılıç artığı terörist” deyiverdi bir konuşmasında…

Bu söz, Türkiye’de uzun yıllar 1915’ten kurtulan Ermeniler için kullanıldı. Aleviler, Pontuslu Rumlar da hatırlandı bu sözle. Aşikar olan o ki; bu söz kılıçtan geçirilen “halkların” şu ya da bu sebepten kaçmayı, hayatta kalmayı başaran üyelerini işaret ediyor. Hatta kılıç zoruyla Müslüman yapılmış kişilere de atıfta bulunuluyor.

“Soykırım olmamıştır, arşivlerimiz açık” diyen bir hükümetten bu sözleri duymak trajikomik. Hele bu hükümetin gücünü İslamcılıktan alan bir kadro ile yönetildiğini ve İslam öğretisinde “gönüllü olmayanın makbul olmadığını” düşünürsek.

Bu had bildirme, bu hakaret, bu tehdit Erdoğan ile başlamadı. “Kılıç artığının” kullanımın siyasi tarihte önemli örnekleri var. Bu başlı başına bir yazı konusu, girsek çıkamayız.

Aslında üstünde durulması gereken şey başka; kanlı kılıcı elinde tutan mahçup olmak yerine nasıl hala kafa tutabiliyor? Zalim inkar etmekle kalmıyor, yaptık yine yaparız diyor. Eseri ile gurur duyuyor.

Bugün yaşanan karanlık içinde sıkça sorulan bir soru var; biz nasıl böyle olduk, bu güne nasıl geldik?

Bilerek, isteyerek, geldik. Yavaş yavaş, sindirerek geldik.

Nefreti harlayarak, her işimize gelmeyi ötekileştirerek geldik.

Hedef gösterileni ezmeyi hiç yadırgamadık, “bu denilenin aslı astarı nedir acaba?” diye hayıflanmadık.

Kendimizi hep büyük “bizin” içine koyduk, hakkı gasp edilenin hakkını aramadık. Bize dokunmayan yılan bin yaşasın dedik.

Şimdi karşımızda kocaman bir yılan var. Seneler içinde büyüyen, palazlanan, artık görmemezlikten gelinemeyecek büyüklükte ve korkunçlukta bir yılan. Ve artık ne yazık ki çoğumuz ötekiyiz.

[Kronos.News] 11.5.2020 [Alin Özinial]

FBI: Çinliler hacker gönderip aşı çalışmalarını çalmaya çalışıyor

Amerika Birleşik Devletleri Federal Soruşturma Bürosu (FBI), Çin hükümeti adına faaliyet gösteren bilgisayar korsanlarının Covid-19 aşısı geliştirme araştırmalarına sızmaya çalıştığını rapor etti.

ABD basınının eriştiği raporlara göre FBI ve İç Güvenlik Bakanlığı siber güvenlik uzmanları, Çin kaynaklı siber korsanların koronavirüs aşısı üzerindeki araştırmalara erişmeye çalıştığını tespit etti.

Pazartesi günü Wall Street Journal ve New York Times'ta yayınlanan raporlara göre, korsanlar ayrıca Covid-19 tedavi ve testleri hakkında bilgi ve fikri mülkiyet haklarını çalmayı hedefledi.

Raporlarda yer alan ve "kötü niyetli" olarak adlandırılan tek ülke Çin değil: İran, Rusya ve Kuzey Kore de yalan haber yaymak ve bilim insanlarını hedef haline getirmek gibi faaliyetlerle suçlandı.

Basına sızan bilgilere göre birkaç gün içinde Çin devletine resmi uyarı gitmesi bekleniyor.

New York Times'a göre rapor, Pentagon'a bağlı Siber Komutanlık ve Ulusal Güvenlik Ajansı da dahil olmak üzere ABD kurumları tarafından resmi olarak onaylanmış bir siber savaşta karşı saldırının başlangıcı olabilir.

Çin: Kanıt olmadan iftiralarla hedefe konmamız ahlaksızlık

Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Zhao Lijian, iddiaları Çin'in tüm siber saldırılara kesin olarak karşı olduğunu söyleyerek reddetti.

Zhao, "Biz, Covid-19 tedavisi ve aşı araştırmalarında dünyaya öncülük ediyoruz. Herhangi bir kanıt olmadan söylenti ve iftiralarla Çin'in hedefe konması ahlaksızlık." açıklamasında bulundu.

ABD ile İngiltere, geçen hafta ortak bir mesaj yayınlayarak, Covid-19 pandemisi üzerine çalışan sağlık personeline yönelik 'diğer devlet aktörleri ile bağlantılı' siber saldırıların artış gösterdiği konusunda uyarıda bulunmuştu.

İngiltere Ulusal Siber Güvenlik Merkezi ve ABD Siber Güvenlik ve Altyapı Güvenlik Ajansları, bilgisayar korsanlarının yaygın olarak kullanılan şifrelerle 'püskürtme' taktiği kullanarak sağlık kurumları ve tıbbi araştırma organizasyonlarına sızmaya çalıştıklarını tespit ettiklerini duyurmuştu.

[Samanyolu Haber] 12.5.2020

Değmez bu kadar zulme!

DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu 'Muhafazakâr-mütedeyyin camia öyle bir dönüştü ki korkunç bir haldeyiz.' dedi
Değmez bu kadar zulme!

Karar Gazetesi Yazarlarının soruları cevaplayan Yeneroğlu 'Bir ülkede bu kadar mensubu bulunan bir örgüt varsa o ülke batmış demektir. Bir terör örgütünün yüz binlerce mensubu olmaz. Bir örnek vereceğim. Kişi astsubay, abisi, kız kardeşi bu örgütün içinde olduğu gerekçesiyle ihraç ediliyor. Kimse kusura bakmasın ama bu durumda olan bakan ve büyükelçi arkadaşlarımız var. Haksızlık karşısında benim başıma bir şey gelmesin diye susuyorlarsa haksızlığa destek veriyorlar demektir” diye konuştu. Cezaevlerindeki hukuksuzluklara da değinen Yeneroğlu Korona Virüs salgını sırasında cezaevlerinden kalanların büyük bir tehlike altında olduğuna dikkat çekti . MİT'in kaçırdığı kişiler ile ilgili AKĞ içinde ilken yaptığı çalışmaları anlatan Yeneroğlu tehditler aldığını söyledi

[Samanyolu Haber] 12.5.2020

"Salgın sıcak havada bitecek" diye beklemeyin!

Kanada'nın Toronto Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre sıcak havalar yeni tip Koronavirüs’ün (Covid-19) yayılmasını engellemeyecek. Okulların ve iş yerlerinin erken açılması salgında ikinci bir dalgaya sebep olabilir.

Bilim insanları toplanma yasağı ve okulların kapanması gibi tedbirlerin kaldırılmaması gerektiğini belirtiyor.

Canadian Medical Association Journal’da yayımlanan araştırmada 144 bölgeden 27 Mart’tan bu yana 375 bin Covid-19 vak'ası incelendi.

Araştırma, hava sıcaklığının yeni tip Koronavirüs (Covid-19) salgınında bir rolü olmadığını gösteren Çin dışında yapılmış ilk akademik heyet onaylı çalışma oldu.

Araştırmacılar mart ayında daha sıcak havaların yaşandığı ülkelerin diğerlerinden hiç bir avantajı olmadığını tespit etti. Bilim insanları, ülkelere avantajın kamu sağlığı müdahaleleri, toplanma yasakları, okulların kapanması ve sosyal mesafe önlemlerinin sağladığını açıkladı.

"YAZ MEVSİMİNDE BİTMEYECEK"

Araştırmayı yürüten bir başka bilim insanı olan Dionne Gesink, “Yaz mevsimi bu işin gitmesini sağlamayacak.” dedi.

Grip virüsü sıcak havalarda yok olduğu için pek çok insan Covid-19’un yaz mevsimiyle etkisinin azalmasını bekliyordu.

Bilim insanları bunun sebebinin pek çok insanın kısmi olarak gribe bağışıklık kazanması olduğunu söyledi.

Gribin sonbaharda güçlenme sebebinin ise mutasyonlar olduğu belirtildi.

OKULLARI ERKEN KAPATANLARDA VAK'A SAYISI DAHA AZ

Araştırmayı yürüten bilim insanlarından Peter Jüni, okulların açılmasının yeni tip Koronavirüs’ün daha fazla yayılmasına yol açacağına işaret etti.

“Okulları diğerlerinden erken kapatan ülkeler diğerlerinden daha iyi durumda.” dedi. Jüni, “Bulgularımız gösteriyor ki ısınan havalar okulların açılmasında bir faktör olarak değerlendirilmemeli.” dedi.

[Samanyolu Haber] 12.5.2020

Gazeteci Güler’in cezaevinde kalma süresi doldu, tahliye edilmiyor

Gazeteci Habib Güler 6 yıl 3 ay ceza aldı. 45 aydır işinden, özgürlüğünden ve sevdiklerinden uzakta... Cezaevinde kalacağı süresi dolmasına rağmen dosya Yargıtay'da işleme alınmadığı için tahliye edilemedi. Tutukluluğu cezaya dönüştürüldü.

MUSA TAŞ - KRONOSNEWS

Kimi yerler yoksulluğu, çaresizliği daha erken yaşta öğretir insanlara. Okula karda kışta dağ bayır yürüyerek gitmek zorunda kalınır örneğin. Köy okulu biter gurbette yatılı okul aranır ardından. Yoksulluk daha ağır hissedilir. Tutuklu gazeteci Habib Güler’in hikâyesinde olduğu gibi.

Kendi kuşağından birçok genç gibi ücra bir Kürt kentinde zor bir çocukluk… Ağabeyinin çabalarıyla tıpkı diğer kardeşleri gibi ‘batı illerinde’ yatılı okul… İzmir İmam Hatip, ardından Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetelik Bölümü… Ve mesleğe ilk adım. Habib Güler öğrenciyken Zaman gazetesinin Konya temsilciliğinde muhabir olarak işe başladı. Mezun olduktan sonra Ankara’da önce belediye ardından HDP ve MHP muhabirliği yaptı.

MHP, Meclis dışında kalınca CHP Genel Merkezi’ni takip etmeye başladı. Birçok iyi habere imza attığı için Meclis muhabirliğine geçti. Mecliste CHP ve HDP haberleri yaptı. Çok sayıda özel habere imza attı.

GAZETECİLİK HEYECANI VE HALKIN VİCDANI

Habib, bir yandan Ankara gazeteciliğinin hakkını verirken öykü tadındaki insan portreleriyle de kendini okutmasını biliyordu. Meselâ, Türkiye’nin ilk Roman milletvekili olan Özcan Purçu’nun etkileyici haberi bunun en güzel örneklerinden biridir. Purçu, “İş bulduğum Roman üniformasıyla yatıyor” başlıklı haberi ötekileştirilmiş toplumsal kesimlerin dramını gazetesine taşıyordu.

Öte yandan bir gazeteci olarak toplumsal kutuplaşmanın ne boyutlara geldiğini gazeteci gözlemciliği ile hemen fark edebiliyordu. “Arkadaşımın  eşi aşure yapıp binada dağıtmış, başörtülü bir komşu almamış. Kadın evde uzun süre ağlamış. Bu mu Müslümanlık!” derken herkese oturup düşünme çağrısı yapıyordu.

ANKARA’NIN DERİN KORİDORLARINDA KAYBOLMADI

Habib Güler, Ankara’da gazetecilik yaparken derin koridorlarda kaybolmayan nadir gazetecilerden birisidir. Çünkü orada gazetecilik ve siyaset iç içedir. Haber yaparken bir anda kendinizi siyasetin içinde veya danışman olarak bulabilirsiniz. Bir de takip ettiğin kurumun gönüllü halkla ilişkiler elemanına dönüşmek var tabii. Habib Güler uzun süre siyasi parti ve Meclis muhabirliği yaptı ama gazeteci ile siyasetçi arasındaki sınırı hep korudu. Test etmek için Habib ile birlikte CHP muhabirliği yapan isimlerin şu anda ne yaptığına bakın.

SİYASETÇİLERİN REKLAMCISI OLMADI

Güler, siyasetçilerin gazeteci ‘kafalama’ tuzağına düşmedi ve önemli haberlere imza attı. Keşke Ankara’da Habib Güler gibi muhabirlerin sayısı daha çok olsaydı… O sadece gazeteciydi PR elamanı hiçbir zaman olmadı.

Habib’in yazdığı haberleri sosyal medyadan paylaşmak için sıraya girenler ise onun bir gecede ‘terörist!’ olduğunu keşfettiler. Habib’in CHP ve HDP ile ilgili haberlerini sabah saatlerinde sosyal medyadan paylaşan kişilerin tamamı bugün AKP’nin üst kadrolarında görevde. Ama AKP’nin hukuksuzluklarına karşı muhalefete söz hakkı verince ‘terörist’ oldu Güler. Öncesinden belirlenmiş bir liste üzerinden Habib Güler’i 15 Temmuz’un ardından tutukladılar, ailesinden ve çok sevdiği iki oğlundan ayrı bıraktılar.

Gazete yönetimleri için de aranan bir muhabirdi Habib. Kısa süre içerisinde haber üretir. Çalıştığı gazetenin her nedense CHP ve HDP haberlerine sayfalarında küçük yer vermesi Habib’in talihsizliğiydi.

Üniversite birinci sınıftan beri yakından tanıdığım Habib sadece gazeteci ve iyi bir muhabirdir. Aynı zamanda iyi bir baba ve iyi bir eş. Büyük oğlu Akif’in oynadığı tiyatro oyunda heyecanını unutamam. Akif’in iyi bir eğitim alması için gösterdiği fedakârlıkları da.

DOSYA YARGITAY’DA, TUTUKLULUĞU CEZAYA DÖNÜŞTÜRDÜ

İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandığı davadan 6 yıl 3 ay ceza aldı Habib Güler. 45 aydır sevdiklerinden uzak ve cezaevinde. Cezaevinde kalacağı süresi dolmasına rağmen dosya Yargıtay’da işleme alınmadığı için tahliye edilemedi. Habib’e ceza veren mahkemeye seslenmek istiyor, sonra ‘değer mi?’ diyorum. Mahkemede cezaları gülerek açıklayan ve üst görevler bekleyen hakim Selami Yılmaz, tenzili rütbe ile Silivri’ye gönderildi.

Ve Habib Güler hala cezaevinde. Oysa bir an önce özgürlüğüne kavuşmalı ve çok sevdiği işine, ailesine ve dostlarına dönmeli.

[Samanyolu Haber] 12.5.2020

'Şimdiki uygulamalar ülkemizin "yasa devleti" olamadığını kanıtıdır'

Eşitlikten uzak yeni infaz yasasına Türkiye'nin önemli Hukukçularından itirazlar gelmeye devam ediyor .

Eşitlikten uzak yeni infaz yasasına karşı Türkiye'nin 11 önemli hukukçusu itirazlarını dile getiren bir bildiri yayınlamıştı. Yargıtay eski Başkanı Sami Selçuk'tan da bu bildiriye destek geldi . Yeni yasa ile ilgili 'Yeni yasa, bırakınız hukukun üstünlüğü, hatta hukuk devleti ilkelerini, ülkemizin günümüzde bile "yasa devleti" olamadığını gösteren çürütülemez kanıtlarıdır.' diyen Selçuk itirazlarını sıraladı
Selçuk yazısında 'Oysa hukukun temel ilkelerine, yani adalet, eşitlik ve ahlaka uygunluk ilkelerine; af kurumuna özgü ilkelere uyularak bir af yasası çıkarılabilir, böylece hem hukukun üstünlüğü gerçekleştirilebilir; hem de böyle bir yasayı kamuoyu da kolayca benimseyebilirdi.' dedi

İşte Sami Selçuk'un T24.com'da yer alan yazısı

"Hukukçuların bildirisi" üzerine
Hukukun temel ilkelerine, yani adalet, eşitlik ve ahlaka uygunluk ilkelerine; af kurumuna özgü ilkelere uyularak bir af yasası çıkarılabilir, böylece hem hukukun üstünlüğü gerçekleştirilebilir; hem de böyle bir yasayı kamuoyu da kolayca benimseyebilirdi
Çoğu doğruya ve gerçeğe odaklanmış yansız ve özgür bilimle uğraşan on bir değerli hukukçumuz, Türk ve dünya kamuoyuna bir çağrıda bulundular.

Dediler ki;

1-İktidar, küresel salgın bahanesiyle cezaevlerini boşaltmak istemiş, bu yüzden gündeme taşınan af tartışmaları, TBMM’ye sunulan yasa önerisiyle somutlaşmış; ardından da iktidar partilerinin istekleri ve izlenceleri doğrultusunda benimsenerek yasalaşmıştır.

Bu ilk değerlendirme elbette yerindedir. Çünkü:

a-Cezaevlerimizde bulunanların sayısı, olması gerekenin çok üzerindedir. Dolayısıyla yıllardan bu yana sık sık gündeme gelen bir af yasasının çıkarılması elbette yerinde olurdu.

Ancak ülkemiz kamuoyu, hemen her dönemde af etkinliğine karşı çıktığı için, Anayasa bu işlemi güçleştirmiş, nitelikli çoğunluk aramıştır. İktidarlar da, bunu aşabilmek için af kurumuna başvurmadan yalın çoğunluk isteyen başka kurumlara başvuragelmişlerdir.

Bunların başında cezaevlerinde kalma süresini kısaltan "koşullu salıverilme" kurumu gelmektedir.

Böylesi kurnazca bir tutum, hiç kuşkusuz, yasa kotarma işlemi açısından etik değildir:

aa-Nitekim çıkarılan Yasa, -ki bu tür işlemlere de yasa demek zorundayız- ilkin eski ve hukuk dışı "hile-şeri’ye", günümüzün Türkçesiyle "yasayı dolanma" (fraude à la loi, frode alla legge, fraude a la ley), kanımızca doğru deyişle "hukuku dolanma" yönteminin günümüzde bile yaşadığını gösteren acı, üzücü, dahası utandırıcı bir örneğidir.

bb-Üstelik kotarılan Yasa, Türk yasama organının Tanzimat’tan bu yana "yok yasa, yap yasa" anlayışıyla davranmayı, yasama etkinliğinin doğuluca bir anlayışla bugün de sürdürdüğünü kanıtlamaktadır.

b-Bu işlem, birbirleriyle ilgisiz yasaların birlikte ele alınması biçiminde yasalaştığı ve uygulamayı güçleştirdiği için de yasama tekniği açısından sakattır.

Gerçekten bir süredir "(…) ve bazı yasalarda değişiklik hakkında yasa" adı altında benimsenip yayımlanan bütün yasalar, ne yazık ki, yasama tekniği ve uygulamayı güçleştirmesi açılarından, yasama etkinliği açısından sakattır.

Bu tür işlemler, bırakınız hukukun üstünlüğü, hatta hukuk devleti ilkelerini, ülkemizin günümüzde bile "yasa devleti" olamadığını gösteren çürütülemez kanıtlarıdır. Nitekim halkımız ve uygulama, bildiğimizce hiçbir ülkede görülmeyen bu türden yasalara "torba yasa"sı adını vermiştir. Nitekim aynı adlandırmayı bilim insanlarımız da, bu bildiride görüldüğü gibi, benimsemeye başlamışlardır.

Oysa hukukun temel ilkelerine, yani adalet, eşitlik ve ahlaka uygunluk ilkelerine; af kurumuna özgü ilkelere uyularak bir af yasası çıkarılabilir, böylece hem hukukun üstünlüğü gerçekleştirilebilir; hem de böyle bir yasayı kamuoyu da kolayca benimseyebilirdi.

Bu fırsat kaçılırmış; doğuluca ve doğru olmayan yöntemlerle eski hukuk anlayışında direnilmiş, "torba yasası’yla, bizce daha doğru deyişle "götürü yasalaştırma"yla dolaylı bir af yasası çıkarılmıştır.   

2-Bildiride "Yasa, gerek hazırlık, gerekse yasalaşma aşamalarında muhalefetin, yargıda görevli hukukçuların, baroların, bilim insanlarının, sivil toplum kuruluşlarının, tek sözcükle siyaset dışında bulunanların görüşlerini dikkate almadan kotarılmıştır" denilmektedir.

Bu eleştiri kuşkusuz çok haklıdır ve yerindedir.

Bu eleştiriye karşı şöyle bir karşı çıkış akla gelebilir: "Bugüne değin hangi iktidar bu görüşlere değer vermiştir ki?!"

Bu karşı çıkış yerinde değildir. Çünkü kötü örnekler, ahlakta ve hukukta örnek olamaz. Dolayısıyla yasama sırasında yapılan eleştiriler değerlendirilmek, yerinde olanlar varsa buna uyulmak aklın ve dürüstlüğün gereğidir. Böyle yapılmadığı için bildiride belirtildiği gibi kaçınılmaz olarak "toplumun bütün bireylerinin özgürlük, güvenlik ve adalet istekleri ve beklentileri karşılanmamış, kamu vicdanı yaralanmış"tır.

3-Bildiride "İnfaz sisteminde mahkûmların denetimli serbestlik veya şartlı tahliye imkânlarından yararlanmasının kolaylaştırılması"ndan ve Yasa’nın bir ‘özel af’ mahiyetinde düzenleme" olduğundan söz edilmektedir.

Bu eleştiri ise özünde doğru, ancak iki açıdan eleştiriye açıktır:

a-Birincisi, "infaz sisteminde denetimli serbestlik" çağcıl bir önlemdir; vazgeçilemez.

Koşullu salıverme ise, hükümlünün ikiyüzlülüğe gerek duymaksızın içtenlikle uslanıp iyileşerek topluma katılmasının özendirilmesini, kendisine cezaevinin anahtarının verilerek güven duyulmasını, toplumsal yaşama özgürce sorunsuz olarak geçmesini ve bu arada cezaevinde disiplinin sağlayan "CEZANIN BİREYSELLEŞTİRİLMESİ" ve hapis cezasının "SORUMLULUK EĞİTİMİ BİLİNCİ"yle çektirilmesini sağlayan çok çok önemli bir kurumdur.  Bu anlayış doğrultusunda iyileşmiş, hukuka saygılı, tehlikesiz ve uyumlu bir birey olarak topluma dönme izlenim ve umudu veren "hükümlü ödüllendirilmiş" olacaktır. Kurumun bu işlevleri yerine getirebilmesi için uygulamanın çok özenli ve duyarlı olması gerekir. Yasa’daki koşullar gerçekleştiğinde hükümlünün bu kurumdan yararlanması ona tanınan vazgeçilmez bir hak,  dolayısıyla son çözümlemede hükümlüye insancıl hukukun verdiği bir ödüldür.

b-İkincisi ise, bu yasa, bildiride belirtildiği gibi, bir "özel af mahiyetinde" değil, tersine tam anlamıyla bir "GENEL AF"tır. Çünkü Türk uygulamasında "koşullu salıverme" kurumu, yukarıdaki belirtilen felsefesinden ve yörüngesinden bilinçsizce ve bütünüyle saptırılmış, bir "ÖRTÜLÜ GENEL AF" kurumuna dönüştürülmüştür.

Bu konuya basında bundan tam kırk dokuz yıl önce değinmiş ve T24’teki yazımızda da daha önce uzun uzun yer vermiştik (27 Mart 2020).

Sakın bunu yalnızca benim söylediğimi düşünmeyin. Bilim insanları da, hukuk fakültelerinde öğrenciler için yazdıkları ders kitaplarında bunları içleri acıyarak belirtmektedirler.

Elbette ben de öğrencilerime sürekli söylüyorum bunları ve, uygulamada çarpıklık giderilinceye değin de, söylemeyi sürdüreceğim, göreve bilinciyle.

4-"Bu yasada belirli bazı suçların yanında, muğlak terör örgütü üyeliği, yardım ve propaganda suçlamaları gerekçesiyle, gerçekte düşünce açıklamaları, kolektif özgürlük eylemleri veya basın faaliyetleri nedeniyle yargılanıp mahkûm edilen kişilerin başta ifade özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı olmak üzere anayasal hakları hiçe sayılmış", "suçluluğu sabit olmayan tutuklular yasa kapsamı dışında bırakılmış"tır.

Eleştiriler yine yerindedir: Çünkü;

a-Ülkemizde "terör" suçunun tanımını yapan 1991/3713 Terörle Mücadele Yasası’nın sayılı birinci maddesi "suçların yasallığı ilkesi"ne, özellikle de bu ilkenin "besbellilik" (lex certa, loi certaine, legge certa, ley segura) alt ilkesine uygun değildir; sınırları belirsiz ve yoruma açıktır.

Bunun sonucu olarak nice suçsuz insan, aylarca, hatta yıllarca cezaevlerinde yatmakta ve düşünceyi açıklama özgürlüğü sürekli tehdit altında kalmakta, örselenmektedir. Bu tehdit ve örseleme, bugün de bütün hızı ve acımasızlığıyla sürmektedir.

Dolayısıyla bu maddenin "besbellilik" ilkesine göre tezelden değiştirilmesi zorunludur.

b-Ceza Yargılaması’nda tutuklama işlemini çok güçleştirmesine karşın ülkemizde insanlar çok kolayca ve yoruma açık gerekçelerle tutuklanabilmektedir. Uygulamadaki bu durumu hukuk açısından açıklamak güç ise de, çıkarılan Yasa, duyarlı davranarak, adalet ve eşitlik ilkelerini gerçekleştirerek, bu sorunsalı bir ölçüde düzeltebilir ve insanlara rahat bir soluk aldırılabilirdi.

Ancak bu büyük bir fırsat, bilinçli ya da bilinçsizce kaçırılmıştır.

Çok yazık!

[Samanyolu Haber] 12.5.2020

'Bulaşma riskinin en yüksek olduğu iki nokta tuvaletler ve soyunma kabinleri''

Virüs organik bir zemin bulamadığında çoğalamıyor, kendiliğinden parçalanıp yok oluyor. Bu yok olma süresi de en fazla 2-3 günde tamamlanıyor.'

Hürriyet gazetesi başyazarı Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, alışveriş merkezlerinde bulaşma riskinin en yüksek olduğu iki yerin tuvaletler ve soyunma kabinleri olduğunu belirtti. Evde kalmanın önemine de değinen Müftüoğlu, "COVID-19 pandemisiyle mücadelede evde kalmak, çok gerekli olmadıkça sokağa çıkmamak en etkili önlem" dedi.

Prof. Dr. Osman Müftüoğlu'nun Hürriyet'te, "En etkili savunma evde kalmak" başlığyla yayımlanan yazısının bir bölümü şöyle:

Eğer bir sürprizle karşı karşıya kalmazsak, virüsü önemli ölçüde sokağa hapsettiğimizi söyleyebiliriz. Bu başarının temel belirleyicisi de ‘Evde kal’ kampanyasıdır.

Virüsü sokakta bırakıp eve sokmamak ona çoğalma, yayılma, yaşam hakkı tanımamak, bütün araştırmalarda salgını kontrol altına almanın en etkili yolu olarak saptanmıştır. Tabii ki sosyal mesafe, el temizliği ve genel hijyen tedbirleri ve muhakkak ki maske takma ve diğer önlemlerin de faydası tartışılmaz. Ama şu bilgi çok net ve açık:

COVID-19 pandemisiyle mücadelede evde kalmak, çok gerekli olmadıkça sokağa çıkmamak en etkili önlem.

Nedenine gelince: Virüs organik bir zemin bulamadığında çoğalamıyor, kendiliğinden parçalanıp yok oluyor. Bu yok olma süresi de en fazla 2-3 günde tamamlanıyor. Kısacası önümüzdeki günlerde de ‘izolasyon’ meselesini hep ön planda tutmamız, evde kalarak virüsü sokakta yok olmaya mecbur kılmamız gerekiyor.

BANA GÖRE: AVM’DEKİ ÖNLEMLERİN İLK İKİSİ NE OLMALI?

AVM’lerin açılması herkeste “Acaba yanlış mı yapılıyor?” sorusunu akla getirdi. Böyle düşünenler haksız da değiller. Kalabalıkla temas, havalandırmada çıkabilecek bulaş sorunları ve daha pek çok ayrıntı var akla gelen. Ama yine de ilk iki ayrıntının tuvaletler ve soyunma kabinleri olduğu kesin. Muhtemel bir bulaşma riskinin en yüksek olduğu yerler bu iki nokta.

Bu bilgi bilimsel olarak da doğrulandı. Mesela hastanelerin en çok viral yük barındıran sosyal alanlarının soyunma odaları ve tuvaletler olduğu gösterildi.

[Samanyolu Haber] 12.5.2020

Aldıkları da sır, çaldıkları da devlet sırrı ...

Salgın günlerinde emekçiler açlık sınırının altında olan asgari ücretten bile daha düşük ücretlere mecbur bırakılırken, AKP'lilerin aldıkları 'kıyak' maaşları 'ticari sır' kategorisine alındı.

Salgın günlerinde "kısa çalışma ödeneği" ve "ücretsiz izin" adı altında emekçilerin maaşını açlık sınırının oldukça altına indiren AKP, bir yandan da kendi yandaşlarına onbinlerce liralık maaşlar vermeye devam ediyor.
Haber Sol'da yer alan habere göre Ortaya çıkan maaş bilgileri halkın büyük tepkisini çekerken, son olarak Tarım Kredi Kooperatifleri Birliği’ndeki AKP’li yöneticilerin maaşları ‘ticari sır’ denilerek açıklanmadı.

Artık maaşlarının öğrenilmesinden korkan AKP'lilerin, daha önce gündeme gelen ve her yıl güncellenerek katlanan maaşlarına ilişkin bilgilerin bir bölümü şöyle:

Paraların aktığı isim: Erdoğan...
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 2019 yılında 74 bin 500 lira olan Cumhurbaşkanı maaşı 2020 yılında 81 bin 250 liraya yükseldi. Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı bütçesi ise 3 milyar 152 milyon 937 bin lira. Erdoğan’a yine aynı yıl için ayrılan örtülü ödenek ise 5 milyar 562 milyon.

Erdoğan'ın 2014 yılında Cumhurbaşkanı adaylığı sırasında sunduğu "resmi" mal varlığı şöyleydi:

Bankada ve elinde bulunan toplam nakit parası 6 milyon 347 bin 760 TL.

Üsküdar Kısıklı'daki 4 milyon TL'lik konut.

Güneysu-Dumankaya Köyü 2.000 metrekare arsa

Binek Otomobil (Maliyeti : 234.080 TL)

Erdoğan'ın mal varlığı ABD ile yaşanan S-400 gerilimi sırasında yeniden tartışma konusu olmuş, ABD Temsilciler Meclisi'nde Erdoğan'ın mal varlığının araştırılması istenmişti.

Vekiller kağıt üzerinde 24 bin lira alıyorlar ama...
Milletvekili maaşı 2020 yılında 24 bin 471 liraya yükseltilmişti. Vekiller bu rakamlar dışında sürekli yeni “ek” ödemeleri de ceplerine indirirken, tüm ailelerinin sağlık harcamaları da halkın cebinden karşılanıyor.

Vekiller 8 olan ücretsiz diş implant hakkını 12'ye çıkaran bir yasal düzenlemeye bile imza atarken, binlerce eski ve yeni milletvekilleri ile ailelerine diplomatik pasaport verilmesini de sağlamışlardı.

Vekillerin haberleşme, telefon ve posta giderleri de halkın cebinden karşılanırken, CHP'li bir vekile 2 milyon lira telefon faturası geldiği dahi ortaya çıkmıştı. Yine vekillerin özellikle seçim dönemleri gönderdiği binlerce liralık "posta" giderleri de yine halkın cebinden karşılanıyor.

Erdoğan'ın onlarca danışmanının, 'yüksek istişare kurulu' üyelerinin maaşını da ödüyoruz
Son olarak Düzce depreminde 20 kişinin ölümüne neden olan Hamza Cebeci, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın danışmanlığına atanırken, göreve geldiği günden bu yana onlarca danışman görevlendiren Erdoğan'ın bu isimlere ne kadar maaş ödenmesini sağladığı da bilinmiyor.

Erdoğan tarafından oluşturulan Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu'nun üyeleri ise 15 bin liradan fazla maaş alıyor.

Belediye Başkanları'nın da keyfi yerinde
Nüfusu 2 milyondan fazla olan illerdeki Belediye Başkanları'nın maaşları brüt 32 bin 161 lira iken, nüfusu 10 bine kadar olan beldelerde ise 10 bin 8 lira olarak hesaplanıyor. Üstelik bu maaşların yanında ek ödemeler, şirket yönetim kurulu üyelikleri ve ihaleler de eklendiğinde gerçek rakam bu miktarın kat kat üstüne çıkıyor.

Örneğin AKP’li Ordu Belediye Başkanı Hilmi Güler’in maaşının 200 bin liranın üzerinde olduğu ortaya çıkmıştı. 2013'te Turkcell Yönetim Kurulu üyesi olan Güler, 22 Mayıs 2015'de de Çin bankası ICBC Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi. Güler ayrıca Turkcell iştiraki Superonline İletişim Hizmetleri'nde de Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yapıyordu. Bu görevler dolayısıyla Güler’in aylık gelirinin 250 bin liraya yaklaştığı ortaya çıkmıştı.

Binlerce avro ve dolar alan da var...
Ancak AKP'lilerin yüksek maaşları bunlarla sınırlı değil. Bundan sonra "ticari sır" olarak saklanacak olan maaşların bazıları şu şekilde gündeme gelmişti:

Eski AKP’li vekil, Afif Demirkıran, Turkcell Yönetim Kurulu üyeliğine atandı. Demirkıran, 20 bin Euro ve 200 bin lira harcırah alacak.
Maliye Bakanı Berat Albayrak, Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Genel Müdürü’nün aylık gelirinin 139 bin lira, genel müdür yardımcılarının da 73 bin lira olduğu iddialarını yalanlamadı.
Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü'nün, yurt dışında kurduğu 5 ayrı şirketinin genel müdürlerine yaklaşık 87 bin TL aylık maaş ödendiği ortaya çıktı.
Şanlıurfa Ceylanpınar Belediyesi eski başkanı Menderes Atilla'nın kızına toplam 251 bin lira maaş ödendiği ortaya çıktı. Babasının başkan olduğu dönemde istisnai kadrodan belediyede özel kalem müdürü yapıldığı söylenen Tuğçe Atilla'nın, 29 Mart 2019 tarihine kadar da hiç işe gitmediği de iddia edildi.
CHP’li Özgür Özel, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un evine dört maaş girdiğini açıklamıştı: Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un durumuna bakalım. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı olarak dolgun bir maaş alıyor mu, alıyor, ikinci bir maaş ne alıyor, Borsa İstanbul Yönetim Kurulu üyesi, çift dikiş mi? Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Ömer Çelik, AK Parti için çok konuşanlar. Peki evde yalnız yaşamıyor bir de hanımefendi var, Fatma Nur Hanım, değerli eşleri, Fatma Nur Altun hem akademisyen maaşı alıyor mu, alıyor, hem de Türk Hava Yolları Yönetim Kuruluna önerilmişti, bugün baktık ki resmi siteye geçmiş, görevlendirilmiş. Fahrettin Altun’un evine dört maaş giriyor.
Eski AKP Bilecik Milletvekili olan Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdürü Fahrettin Poyraz, dokuz şirketten maaş alıyor. Poyraz, Tarım Kredi Holding A.Ş., Gübretaş, Gübretaş Maden A.Ş., TK Sera A.Ş., Bereket Sigorta A.Ş., Bereket Emeklilik ve Hayat A.Ş., Bereket Katılım Sigorta A.Ş. ve Bereket Katılım Hayat A.Ş.'nin de Yönetim Kurulu Başkanlığı'nı yapıyor.
THY’de damacana müdürüne binlerce dolar maaş veriliyor. İYİP İstanbul Büyükşehir Belediye Meclis üyesi Ali Kıdık, “Damacana da var, tuvalet müdürü de var. O müdürlerin binlerce dolar maaşları, altlarında özel arabaları var” açıklamasında bulundu.
Bilal Erdoğan'ın da mezunları arasında yer aldığı Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi (AİHL) mezunu Yahya Üstün'ün Varlık fonundaki 40 şirketten maaş aldığı açıklandı. Gazeteci Hüseyin Hakkı Kahveci, Twitter hesabından paylaştığı belgede, Yahya Üstün'ün Türkiye Varlık Fonu'na bağlı 40 şirketin yönetim kurulu üyesi olduğunu ve şirketlerden ayrı ayrı maaş aldığını iddia etti.

'Maaş almıyorum' diyen AKP’li Mahmut Kaçar'ın Ziraat Bankası'ndan maaş aldığı ortaya çıktı. Banka geçen yıl Kamuoyu Aydınlatma Platformu’na yaptığı açıklamada, yönetim kurulu üyelerinin aldığı aylık net maaşı 19 bin 750 TL olarak açıklamıştı.

TÜRKEN Vakfı'nın Genel Sekreteri Haluk Gani'nin, bir KİT olan ETİMADEN'in ABD'de kurduğu ETİMİNE USA Şirketi'nden aylık 89 bin lira maaş aldığı ortaya çıktı.
Düzce Belediye Başkanı Mehmet Keleş’in, akrabalarından sonra partilileri de yönetici yaptığı öne sürüldü. AKP Kadın Kolları Başkanı Sebahat Uçar’ın, belediye şirketi İNTAŞ’tan 1500 lira huzur hakkı, 5245 lira da maaş aldığı ortaya çıktı.

Burhaniye Belediye Başkanı Ali Kemal Deveciler, AKP’li başkanların, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’nin iştiraklerinden 3’er şirketin yönetimine atandığını söyleyen Deveciler, “Başkanlık maaşının dışında, 9’ar bin lira kazanıyorlar” dedi.

Birden fazla maaş alan vekil ve bakanlar...

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Akkuş İlgezdi tarafından hazırlanan broşür birden fazla maaş alan AKP'lileri gözler önüne sermişti.

Söz konusu raporun sadece bir bölümünde yer alan bilgiye göre, birden fazla maaş alan eski bakanlar:

Naci Ağbal (Vakıf Katılım)
Faruk Çelik (Ziraat),
Atilla Koç (Turkcell),
Abdülkadir Aksu (VakıfBank),
Mehmet Hilmi Güler (Turkcell, Belediye Başkanı),
Köksal Toptan (Kamu Görevlileri Etik Kurulu Başkanı)

Birden fazla maaş alan eski milletvekilleri:

Şahap Kavcıoğlu (VakıfBank)
Sadık Yakut (VakıfBank)
 Halil Aydoğan (VakıfBank)
İsmail Alptekin (VakıfBank)
Mahmut Kaçar (Ziraat Bankası)
Gülseren Topuz (Takasbank)
Nureddin Nebati (Türk Telekom)
Salim Dursun (Türk Telekom)
Edibe Sözen (BİK, Rektör)
Ziyaeddin Akbulut (Kamu Görevlileri Etik Kurulu Üyesi)

[Samanyolu Haber] 12.5.2020

'Parti devletinin resmi’

İzmir’in Menemen ilçesinde, 31 Mart belediye seçimlerini yaklaşık 10 bin oy farkı ile kaybeden AKP’li Durmaz Bayraktar devlet memuru yapılarak İçişleri Bakanlığı’nda hukuk müşavirliğine getirilmişti. Devlet memuru olmasına rağmen Menemen siyasetinde etkin olmaya çalışan Bayraktar, sosyal medya hesaplarından Menemen Belediye Başkanı Serdar Aksoy’u hedef alan paylaşımlar yaptı.

Başkan Aksoy için “ahlaksız” ifadelerini kullanan Bayraktar’a Menemen CHP ilçe örgütü tepki gösterdi. Bayraktar’ın devlet memuru olduğunu hatırlatan CHP örgütü, suç duyurusunda bulunduklarını açıkladı.

Açıklamada Bayraktar için, “Seçimi 9 bin 500 oy farkla kaybetmiş olmasının getirdiği hazımsızlıkla gerek partimize gerekse de seçilmiş Menemen Belediye Başkanımız Serdar Aksoy’a saldırmaktan ve hakaret etmekten geri kalmamıştır. Devlet adabından ve örfünden nasiplenmemiş, AKP propagandası yapan bu devlet memurunun Menemen Belediyesine “ahlaksız” diyerek devlet memurluğu görevini, olmayacak siyasi hedefleri doğrultusunda kullanan Durmaz Bayraktar’ı ‘bağımsız ve tarafsız’ yargınıza havale ediyoruz. Bizler karşımızda AKP memuru değil devlet memuru olduğunu görmek isteriz” ifadeleri kullanıldı.

NE SÖYLEMİŞTİ?

‘Yalancının mumu yatsıya kadar yanar’ başlıklı paylaşımda, “Hani diyorsunuz ya belediye gelirleri düştü. Müsaade buyurun ülkemizin de bütçe gelirleri düştü. Belediyelere de genel bütçe gelirinin yüzde 6.5’i dağıtılıyor. Bütçe geliri düştüğü için belediyelere gönderilen paranın düşmesi normal. Bu durumu “Kesinti yapılıyor, hizmet yapmamız engelleniyor, Menemen Belediyesi zor duruma düşürülmek isteniyor, bize ayrımcılık yapılıyor, hizmetlerimizin önü kesiliyor nidaları ile servis etmek ahlaksızlık. Allah sizi ıslah etsin” demişti.

İKİ SUÇ BİRDEN İŞLİYOR

- CHP İzmir Milletvekili Murat Bakan, Bayraktar’ın iki ayrı suç işlediğini söyleyerek tepki gösterdi ve İçişleri Bakanlığı’na “soruşturma açacak mısınız” diye sordu. Bakan, “Bayraktar hem Devlet Memurları Kanunu’nu hem de Türk Ceza Kanunu’nu çiğniyor. 657 sayılı kanuna tabiyken siyaset yapamazsınız. Aynı zamanda hakaret, Türk Ceza Kanunu’nda açık şekilde suç sayılan bir fiildir. Bayraktar iki suç birden işliyor. Bu hakaretlerin karşılığında bakanlığın acilen hareket etmesi gerekir” dedi. Bakan, “Eğer bu şahıs siyaset yapmayı çok arzuluyorsa devlet memurluğu görevinden istifa eder, AKP ilçe başkanı olarak karşımıza gelir” diye konuştu.

‘İSTİFA EDİP SİYASET YAPSIN’

- CHP İzmir Milletvekili Mahir Polat’da, Bayraktar’a “siyaset yapacak ise devlet kurumunu işgal etmemelidir” dedi. Polat, “Kendisi bir hukukçu, 657 sayılı kanun maddesi gayet açık, açıp baksın, ‘Devlet memurları kanununa tabi olanlar siyaset yapamaz’ maddesi var. Siyaset yapacak ise devlet kurumunu işgal etmemelidir” dedi. İktidarın kurumları ve memurlarının halka hizmet etmekten çok, partililerine yönelik saldırılarla gündeme gelmeye çalıştığını belirten Polat, “Durmaz Bayraktar kişisel hırslarını devlet kurumunun önüne koymamalıdır. Siyaset yapacak ise devlet kurumunu işgal etmesin. O mevki halka hizmet yeridir, siyaset yapma yeri değil. Devletin kurumları AKP’nin propaganda yeri olamaz. Seçilmiş bir belediye başkanına saldırmak ahlakdışıdır ve hadsizliktir” diye konuştu.

YENİLGİYİ HAZMEDEMEDİ

- CHP İzmir Milletvekili-TBMM KİT Komisyonu Üyesi A. Sevda Erdan Kılıç: “Derdi siyaset yapmak değil yalakalık yapmaktır! Menemen Belediye Başkanlığı seçiminde yenilgiyi hazmedemeyip hemen ağababalarının kapısına koşup devlet memuru olan, ancak devlet terbiyesi olmayan Durmaz Bayraktar’ın halkın seçtiği belediye başkanına laf söylemek haddi değildir” dedi.

‘İKİ AYRI SORUŞTURMA’

- Eski CHP eski milletvekili ve parti meclisi üyesi Haluk Pekşen: “Belediye Başkanının şahsına bir hakaret var. Bu bir suç. İçişleri Bakanlığı, bir devlet memurunun siyaset yapma yasağı olduğu için gereğini bir an önce yapmalıdır. Ayrıca bu şahsın görev suçu işleyip işlemediği de bu paylaşımlara göre araştırılmalı. Yani Menemen Cumhuriyet Savcılığı ve İçişleri Bakanlığı soruşturma açmalı. Belediye Başkanı ise maddi manevi suç duyurusunda bulunmalı. Siz siyaset yapacaksınız, o zaman o koltukta oturamazsınız. Vatandaşın verdiği vergilerden maaş alıp bir partinin propagandasını yapamazsınız. Yasalar yasaklamıştır. Bugüne kadar bu şahsa verilmiş maaşlar da dahil geri alınmalı ve memuriyetten ihraç edilmeli.”

PERVASIZCA SİYASET

- CHP İzmir İl Başkanı Deniz Yücel: Bu kadar pervasızca siyaset yapmaları ülkenin geldiği durumu gösteriyor. Gittikçe bir parti devleti haline getirilmeye çalışılıyor. Açık açık siyaset yapıyor. Belediye ve başkanımızı karalıyor ve hakaret ediyor. Hem devlet memurları kanununa aykırı hem de TCK’ye aykırı bir durum ve suç teşkil eden eylem. Bürokrasinin bu kadar siyasileşmesinin bu ülkeye faydası yok.

DURMAZ BAYRAKTAR KİMDİR?

Menemen’de 8 yıl avukatlık yapmasının ardından Van, İzmir ve Denizli’de cumhuriyet savcısı olarak görev yaptı. 31 Mart 2019 yerel Seçimlerinde de AKP’den Menemen Belediyesi başkan adayı oldu. Seçimi kaybettikten sonra İçişleri Bakanlığı Hukuk Müşavirliği’nde göreve başladı.

[Samanyolu Haber] 12.5.2020