ABD Dışişleri Bakanı Pompeo: Türkiye’ye net şekilde ilettik [Sıtkı Özcan]

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Türkiye’nin dün Ankara’da gerçekleştirdiği iddia edilen S-400 testlerinin endişe verici olduğunu söyledi.

Düzenlediği basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Pompeo, Türkiye ile bu konudaki görüşmelerin sürdüğünü ve çözüme dair ‘halen umut taşıdığını’ sözlerine ekledi.

“TÜRKİYE’YE NET ŞEKİLDE İLETTİK”

Pompeo, “Türk hükümetine, S-400lerin hiçbir şekilde tam operasyonel hale getirilmemesi konusundaki talebimizi çok açık olarak ilettik” diyerek, “Kaygı verici. S-400 sisteminin tam olarak operasyonel hale getirilmesi adımından uzaklaştığını görmek istediğimizi Türkiye’ye net şekilde ilettik” ifadelerini kullandı.

[Sıtkı Özcan] 26.11.2019 [Kronos.News]

Saray’ın kumarbazları…

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın çevresindeki kumarcı bakan, milletvekili, iş adamı ve sanatçılar kimler? Hangi AKP’li Bakan’ın oğlu kumarhanede yakalandı? AKP döneminde kumar nasıl canlandı? İşte bu şaşırtıcı isimleri sizin için araştırdık… BOLD


[BoldMedya] 26.11.2019

KHK’lı öğretmen Sümeyya Avcı’nın korku iklimini dağıttığı efsane videosu

KHK’lı öğretmen Sümeyya Avcı, Twitter yayınıyla 3 yıldır yaşadıklarını anlattı. Avcı’nın Öğretmenler Günü’nde yaptığı yayın, on binlerce kez paylaşıldı.

BOLD – KHK’yla 2016 yılında mesleğinden ihraç edilen Sümeyya Avcı, terörist ilan edilerek nasıl işten atıldığını, bu süreçte etiketlenmesi nedeniyle kendi ailesi ve eşinin ailesinin nasıl yüzlerine kapıları kapattıklarını, yaşadığı ekonomik zorlukları, sosyal baskıyı anlattı.

Avcı, sahip olduğu ev ve arabayı satarak ekonomik olarak ayakta kalabildiklerini ve satışı engellemek için önüne çıkartılan engelleri, ardından açtığı dükkanın iflas etmesi için diğer esnafın yaptıklarını ve nihayetinde yaşadığı Sivas şehrini nasıl terketmek zorunda kaldıklarını anlatırken, KHK’lıların yaşadıkları baskıları kendi hayatından örneklerle gözler önüne serdi.

Ailesinin hamileyken kendisini ve çocuklarını yalnız bıraktığını anlatan Avcı’nın özellikle kışın bir gece yarısı çocuklarıyla beraber kayınpederinin evini terketmek zorunda kalışını anlattığı dakikalar oldukça etkileyiciydi.

Eşinin tutuklanması, kendisinin gözaltına alınması, elektronik kelepçe takılması gibi olayları sıralayan Avcı, herkesin yaşadıklarını anlatmasını istedi ve korku ikliminin ancak böyle kırılabileceğini belirtti.

KHK TV YAYININA KATILDI

Avcı ayrıca KHK TV’nin youtube kanalına da konuştu.


[BoldMedya] 26.11.2019

Rüşvetçi savcının WhatsApp mesajı...

Hizmet Hareketi'ne yönelik cadı avı soruşturmalarının bazı hâkim, savcı, polis müdürleri ve avukatlar tarafından nasıl kazanç kapısına dönüştürüldüğü rüşvet aldığı ortaya çıkan Cumhuriyet Savcısı Lütfi Karabacak'ın yargılandığı davada bir kere daha gözler önüne serildi. Savcı Karabacak adliyede iş takipçiliği yapan ve "dolandırıcılık" iddiası ile tutuklanan Mine Mumcu'ya WhatsApp üzerinden, "İşleri güçleri bıraktım, sadece senin işlerini takip ediyorum. Hanımın kredi kartı ödemesi var. Bana 10 bin lazım, halleder misin?” mesajını yollamış.

Hizmet Hareketi mensuplarına yönelik soruşturmalarda rüşvet aldığı iddiası ile hakkında dava açılan İstanbul Cumhuriyet Savcısı Lütfi Karabacak'ın aralarında siyasetçi, işadamı ve ünlülerin de bulunduğu 200’den fazla kişiyi dolandırdığı iddia edilen ve tutuklu Mine Mumcu ile WhatsApp mesajları ortaya çıktı.

Cumhuriyet'in haberine göre Savcı Karabacak cep telefonundan Mumcu’nun bir dosyasını kapattırdığını ima eden bir mesaj yolladı.

SAVCI KARABACAK: HANIMIN KREDİ KARTI ÖDEMESİ VAR, HALLEDER MİSİN?

Karabacak aynı mesajda Mumcu'dan para istedi: “İşleri güçleri bıraktım, sadece senin işlerini takip ediyorum. Hanımın kredi kartı ödemesi var. Bana 10 bin lazım, halleder misin?” diye yazdığı ileri sürüldü.

Para trafiğine eski Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in oğlu Burak Görmez’in de ismi karıştı. Görmez’in avukatı, “Burak Bey, Karabacak’ı tanımaz.” dedi.

MAĞDURLAR ÜZERİNDEN SAADET ZİNCİRİ KURDULAR

İstanbul Adliyesi’nde bazı Hizmet Hareketi mensupları hakkında para karşılığı "takipsizlik" verildiği, bazılarının da tahliye edildiğinin ortaya çıkması üzerine açığa alınan Savcı Lütfi Karabacak’ın görev alanında olmayan soruşturmalara dahil olduğu ve edindiği bilgileri paylaşarak maddi menfaat temin ettiği belirtiliyor.

Kamuoyunda “Mine Maria” diye tanınan ve “Saadet Zinciri”, “Titan Zinciri” olarak bilinen dolandırıcılık yöntemini kullandığı iddia edilen Mine Özkan ile Karabacak arasındaki WhatsApp yazışmaları soruşturma dosyasına girdi.

Söz konusu yazışmalarda Lütfi Karabacak’ın, Mumcu’ya “O zaten ‘tamam’ dedi. Bekliyorum, perşembe tekrar uğrayacağım. Valla işlerimi bıraktım. Sadece senin işleri takip ediyorum.” dediği, Mumcu’nun ise "Bebemsin." şeklinde cevap verdiği ortaya çıktı.

EKSİK KALAN TUTAR MEHMET GÖRMEZ'İN OĞLU BURAK GÖRMEZ’DEN

Yazışmalarda Karabacak, “Kuzum daha önce beklemiştim. Hanımın kredi kartı ödemesi var. Bana acil 10 bin lazım. Halleder misin?” diye yazarak hesap kartının görüntüsünü Mumcu’ya atıyor.

Bunun üzerine Mumcu, savcının hesabına 6 bin 700 TL gönderiyor. Ödeme için teşekkür eden Karabacak, “3 bin TL daha var ama.” diyerek eksik kalan parayı istiyor.

Geri kalan tutarı ise savcının hesabına eski Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in oğlu Burak Görmez yatırıyor.

Konuşmalarda, “O zaten ‘tamam’ dedi.” mesajında ismi geçen kişinin Anadolu Adliyesi’nde görevli savcı O.A. olduğu belirtildi. O.A’nın, Mine Mumcu tarafından dolandırıldığını öne süren Ali Sait Çolak’ın yaptığı suç duyurusuna takipsizlik kararı veren isim olduğu öğrenildi.

Ayrıca Mumcu’nun suç ortağı olduğu iddia edilen Aykut Sağlam’ın “her şeyi itiraf ettiği bir video” da iddianameye girdi.

"ÇAĞLAYAN ADLİYESİ'NDE LÜTFİ SAVCIYA 200 BİN GÖNDERDİM"

Videoda Sağlam, “Bugüne kadar benim hesabımdan Mine’nin hesabına 5-10 milyon TL para geçti. 3 milyona yakın parayı ise polis ve savcılara gönderdim. Çağlayan Adliyesi’ndeki Lütfi savcıya 200 bin gönderdim. Farklı farklı dosyalar için.” ifadelerini kullandı.

Soruşturma kapsamında Karabacak hakkında, 7 yıldan 28 yıl 6 aya kadar hapsi talebiyle iddianame düzenlenmişti.

Karabacak’ın Mine Özkan’dan 75 bin TL maddi destek sağladığı ileri sürülmüş, Karabacak ise paranın çocuklarının eğitim bursu olarak aldığını belirtmişti.

[Samanyolu Haber] 26.11.2019

Nur Vakfı [Abdullah Aymaz]

1992’de ABD’ye  geldiğimde, diğer Müslüman gruplarla bilhassa eğitim hizmetleriyle tanışmak istiyordum. O zaman Amerika’ya beş bin doktor olduğu ve pek çok İslam merkezini bunların kurduğu söyleniyordu. Zaman gazetesinin temsilcisi olduğum için bazılarına uğruyor, görüşüyor, köşemde de bahsediyordum. Onlardan büyük iş adamları da vardı. Bunlardan birisi de Ekrem Çavdurî idi. Malatya’dan kayısı getirdiği için orada da iş yeri varmış ve Türkiye’ye çok gelip gitmiş. Amerika’ya burslu bir öğrenci olarak gelmiş. Babası hasta ve fakir adamı tadavi olması için göndermiş. Herkesin hastanelerde bedava bakıldığını sanıyormuş. Bu hastayı hastaneye götürmüş. Muayeneden sonra, tedavi için 30 bin dolar gerektiğini söylemişler. Bursuyla zor geçinen bu üniversite öğrencisi “Şimdi ben bu fakir adama ne söylerim!..” diyerek hastanenin merdivenlerinde oturup kalmış. Bir Amerikalı hemen yanına koşmuş “Neyiniz var?” diye sormuş. O da başından geçenleri anlatmış. İsmini ve adresini soran bu Amerikalıya bir mânâ verememiş. Bir müddet sonra adresine bankadan para bilgileri gelmeye başlamış. Meğer o kişi bir radyodan program yapıyormuş. Çavdurî’nin durumunu  ve sıkıntısını  dinleyicilerine anlatmış ve bankadan bir hesap açtırmış. Sonra gelen paraların 30 bini geçtiğini görünce hastayı hem tedavi ettirmiş, hem de yol parasını ve harçlığını vermiş. O zamana kadar bütün Amerikalılara karşı negatif bir görüşü varmış bundan sonra müsbet düşünmeye başlamış ve “Eğer bir gün  zengin olursan bir vakıf kuracağım, din, dil ve ırk ayrımı yapmadan öğrencilere burs vereceğim” diye ahdetmiş. Zengin olunca buna da yapmış ve adını “NUR  VAKFI” koymuş.

Dört sene önce de bir başkası ile tanışmıştık. O  zaman İslam âleminin dertleri üzerinde duruyor, TERÖR  belâsının, İslamiyetin altına çalınmış kara bir leke olduğunu; İŞİD ve benzeri örgütlerin, bir gün Mekke ve Medine’yi işgal ederek, devletlerini kurarak, İslâmiyeti temsil etmelerinden endişe ettiğini söylüyordu. Bu hususta, bu tehlikeyi önleyecek bir çalışmanın olmadığını ama HİZMET’in eğer çok gayret ederse, bununla baş edebileceğinden ümitli olduğunu ifade ediyordu. Bu son karşılaşmamızda dört sene önceki endişelerini hatırlatınca şöyle dedi: “Şimdi çok şeyler değişti” Sonra misal olarak kendi hayatını anlattı: “Ben motosiklet meraklısıydım ama 40 tane kaza atlattım. Allah hep korudu. Sonra bir müddet müzikle ilgilendim. Moda olan müzikler üzerinde şarkılar söyledim.  Sonra Amerika’ya gelip master yaptım ve ticarete atıldım, yavaş yavaş yükseldim, büyük ortaklıkların içine girdim. Şimdi her dinden ve ırktan pek çok dostlar edindim. Artık hayatın içindeyim. Arada bir kendi uçağımla Allah rızası için hem de kendim pilot olarak hastaları taşıyorum. Dilleri, dinleri ayrı bu insanlara hizmet ediyorum… Bugün bizim aslında en değerli hazinemiz üç torunum!..  Eşimle birlikte onlar üzerinde titriyor, onları yetiştirmeye çalışıyoruz. Memleketimizi yani kökenimizi ve Müslümanlığımızı hiç unutmadan ama bir Amerikalı olarak  nasıl başarılı olurlar bunun üzerine kafa yoruyoruz. Evet en büyük işimiz, bu üç hazineyi nasıl korur ve geliştiririz?
“HİZMET  olarak Bediüzzaman’dan bu yana güçlü bir iman hizmetiniz ve iyi geliştirilmiş sisteminiz hem de yetiştirilmiş elemanlarınız var… Şuurlu iş adamlarınız bulunmakta… Eğitim faaliyetleriniz devam etmekle beraber esnafınız da işlerini büyütmeleri gerekir. Bunun misalleri çok… Geçmiş tecrübeleri de var. Amerika’da iş kurmak,  büyük iş adamı olmak, bir buluş yapmak gibidir, gayret ister. Ama her şey de bunun üzerinde döner. Amerika dediğin de bir nevi dünyanın merkezidir. Dünyanın büyük bir kesiminin yöneldiği taraf  burasıdır. Buraya göre şekil alırlar.”

Dostumuz, doğru söylüyor. Ayrıca bizim elimizde Risale-i Nur Külliyatı ve Pırlanta Serisi gibi cihan değer mübarek eserler var. Üstad Hazretleri Kastamonu Lâhikasında diyor ki: “Bugünlerde manevî bir muhaverede, bir suâl ve cevabı dinledim. Size bir kısa hülâsasını beyan edeyim. Biri dedi: ‘Risale-i Nur’un İMAN ve  TEVHİD için büyük tahşidatları ve küllî teçhizatları gittikçe  çoğalıyor. Ve en muannid (inatçı, kaypak) bir dinsizi susturmak için yüzde birisi kâfi iken, neden bu derecede hararetle daha yeni tahşidat (yığınaklar) yapıyor?’  Ona cevaben dediler: ‘RİSALE-İ  NUR, yalnız bir cüz’î tahribatı, bir küçük haneyi tamir etmiyor, belki küllî bir tahribatı ve İSLAMİYET’İ  İÇİNE  ALAN  dağlar büyüklüğünde taşları bulunan bir muhit KALEYİ  (İnsanlık Kalesini)  tamir ediyor. Ve yalnız hususî bir kalbi ve has bir vicdanı ıslaha çalışmıyor; belki bin seneden beri tedârik ve terâküm edilen (yığılan) müfsit âletlerle rahnelenen (darbelenip aşındırılan) kalb-i umumî ve efkâr-ı âmmeyi ve umumun, bilhassa avâm-ı müminin dayanakları olan İslâmî esasların, cereyanların ve şeâirlerin (İslamın şiârı ve sembolü olan güzelliklerin) kırılmasıyla bozulmaya yüz tutan VİCDAN-I  UMÛMÎYİ  Kur’an’ın mucizeliğiyle o geniş yaralarını, Kur’an’ın ve İmanın ilaçları ile tedavi etmeye çalışıyor.”

Evet bu ilaçlara bütün insanlığın ihtiyacı var. Bizim işimiz de ihtiyaç duyanlara bu ilaçları ulaştırmak, neslimizi ve insanlığı  inkâr bataklığından kurtarmaya çalışmaktır. Cenab-ı Hak, bu Hizmet’te bizleri muvaffak kılsın…

[Abdullah Aymaz] 26.11.2019 [Samanyolu Haber]

Kaderde yazılmış, ikisi de mecburen tutuklanacakmış [Ali Turna]

BİZ KABULLENMİŞTİK AMA ÇEVREMİZİ TERÖRİST OLDUĞUMUZA İKNA EDEMEDİK

Saçma sapan ve alakasız sebeplerden dolayı ailemizden uzak kalıyor, hapis yatıyorduk ve hapse girmemiz için bahane edilen, suç görülen nedenleri aklıma geldiği kadarıyla yazayım:
*Bankaya para yatırmak, Kur’an dersi vermek,
*Sigortalı kurumlarda çalışmak (öğretmen, esnaf vb.),
*Birinin sadece senin ismini vermiş olması (suç olmasa da),
*İsim benzerliği,
*10 sene önce bir şirkette hisse sahibi olmak,
*Telefonunuzda program kullanmak (içerikte hiçbir suç söylemi yok),
*Tweet atmak vb.

Bunlardan biri, size terörist denmesi için yeterli görülüyor, şu anki sistem ve sistemin adaleti, hâkimi bunları suç olarak görüyor. Üstelik bir de hapishanede yatmamak için bunları inkâr etmen gerekiyor.
Daha basit anlatımla:
“35A no’lu otobüse bindin mi?” “Evet”
“O zaman teröristsin. Peki sen bindin mi?”
“Hayır asla ben o hain 35A otobüsüne asla binmedim, ben  zaten  otobüse  karşıyım.  Önceden  sezmiştim  ben ve uzak durdum, hep yürüyerek giderdim Koca Mustafa Paşa’ya.”
İşte bunun gibi bir şey bizim yaşadığımız. Koğuşa yeni biri geldi mi sorardık:
“Suçun ne?” “Bylock”
“6 yıl 3 ay yersin çıkman zor. Senin suçun ne?”
“Bank Asya”
“Zor be kardeş belki üçüncü mahkemede tahliye olursun uzatmaya çalış.” vb.

Zamanla hayatın doğal akışındaki bu olayları suç olarak kabullenip, alacağımız cezaya göre kendimizi terörist olarak kabullenmiştik. Birbirimize “Naber terörist” şeklinde şakalar yapar olmuştuk, izahı olmayınca mizahı yapılırmış, ondan herhalde...
Hiçbir suçumuz yokken altı yıl üç ay ceza alıp tahliye olunca buna sevinir olmuştuk. Ali abi diye yaşlı bir abi vardı. Mahkeme günü akşam koğuşa geldiğinde meraklı gözlerle, “Ne oldu abi?” diye sorduk. Kızgın bir suratla, “Altı yıl üç ay verdiler, tahliye.” diye sitem etti.

Biz de kızdık tabi, tahliye olmuşsun sevineceğine bir de hâlâ üzgünsün diye. Aslında Ali abi normaldi, biz anormaldik. Hiçbir suçu olmamasına rağmen normal bir hukuk ve normal bir zamanda beraat alması gerekirken, anormal bir hukuk ve anormal bir zamanda olduğumuzdan altı yıl üç ay yemiş ama şansına tahliye olmuştu. Biz nasıl  olursa  olsun  yeter  ki  çıkalım  derdindeydik.  Altı yıl, yedi yıl, her şeyi, her cezayı kabullenmiştik. Yeter ki tahliye olalım, ailemizin yanında olalım diye.

Kısacası terör örgütüne üye olduğumuza, devlet baba bizi ikna etti. Gel gör ki çevremizi ikna edemiyoruz. Tahliye olduktan sonra beni tanıyan sağcısı, solcusu hepsi bunun saçma olduğunu, bu yanlışın bir gün biteceğine inanıyorlardı ve ben de onları terörist olduğuma ikna etmeye çalışıyordum. Sonuçta altı yıl üç ay hapis cezası almış bir teröristtim ama inandıramıyordum...

Bir gün hastaneye gidiyordum, örgüt olduğumuz için adli suçlular otobüse, bizi de tabuta bindirdiler. Örgüt olduğu için yanımda bir PKK’lı vardı. Bana suçumu sordu ve bende,
“F..., teröristim.” dedim.
“Hadi len senden terörist mi olur?” dedi.
“Koskoca devlet öyle diyor, yalan mı söyleyecek.” dedim.
Yinede kabul etmedi. Ben de, “Eğitim şart.” dedim, konu kapandı...

İtalya’da beş sene önce yaşamış bir arkadaşı, İtalya imamı damgasını vurarak attılar bizim koğuşa. İddianamesinde hiçbir şey yok, tek özelliği İtalyanca bilmesi ve beş sene önce orada yaşamış olması. Beş ay kaldıktan sonra ev hapsi ile tahliye oldu fakat başsavcı itiraz edince evden bir daha aldılar. Dört ay daha hapis yattı. Ben de o süreçte eşini aradım, “Nasıl? iyi mi?’ diye sordum. Ve eş, “Eşim İtalya imamı olduğunu kabul etti artık. Demek ki ben İtalya imamıymışım ama farkında değilmişim diyor.” diye anlattı.
Güldük... Sonra aynı savcı “pardon” deyip tahliyesini istedi. Mahkemesi hâlâ devam ediyor. Bu kadar basit mi terörist olmak diye soruyorsanız, inanın bu kadar basit. Hatta belki de siz de teröristsinizdir, haberiniz yoktur ve bir gece kapınız çalarsa işte o zaman anlarsınız terörist olduğunuzu...

KADERDEN KAÇIŞ OLMUYOR…

Tutuklanmadan önce yurt dışına çıkmayı çok düşünmüştüm. Benimkisi daha çok ticari kaygılardan dolayıydı. Tutuklandıktan sonra nezarette keşke demeye başladım. “Aptal kafam, neden gitmedim?” falan filan...
Metris’te kaldığımız günde, bir adam hikayesini anlattı:
Samsun’da öğretmen ve iki de çocuğu varmış. Araması çıktığında bu şahıs kaçıp saklanmış. İki yıl kaçak hayattan sonra yurt dışına çıkmaya karar vermiş. Hemen insan kaçakçılarıyla irtibata geçmiş ve ona, “Pazartesi günü seni bu adresten alacağız.” demişler.
Pazar günü çocuğu hastalanmış. Gidişini çarşambaya ertelemişler  ve  akşam  9.30’ da alacaklarmış. Çarşamba günü gelmiş ve saat akşam 9’da mekâna gitmiş fakat komşunun şikayeti üzerine polis gelip bu şahsı tutuklamış.

Anlatırken bize döndü ve “Keşke pazartesi gitseydim.” dedi. “Hayırlısı” dedik.

Ertesi gün bizi Silivri’ye götürüp koğuşlara dağıttılar. Koğuşta Mustafa diye genç bir arkadaş muhabbet ederken hikâyesini anlattı:
“Yurt dışına gitmeye karar verdim. İnsan kaçakçılarıyla irtibata geçtim. Çarşamba günü alacaklardı beni. Fakat o hafta pazartesi günü haber geldi. Birisi çocuğu hastalandığı için gidişini çarşambaya ertelemiş, onun yerine beni aldılar. Tam vardık baskın oldu, tutuklandım. Keşke çarşamba gitseydim...” diye bitirdi kendi hikâyesini.

Şaşkın bir tonla, “Çarşamba senin yerine gidecek olan adam da şuan Silivri’de.” diye cevap verdim.
Ve o gün keşke demeyi bıraktım ve kaderimizi yaşadığımızı anladım. Biz kaderimizi yaşıyorduk ve kalemin sahibi Cenabı Allah’tı, biz de ona teslim olduk.

Metris’te öğrenci Muhsin anlatıyor:
“Saat üçte trenim vardı, Pendik’ten memleketime gidecektim. Sınav saati değişince saat altıya aldım biletimi. Sınav bitti Pendik tren istasyonunun orada vakit geçiriyordum, daha tren saatine iki saat vardı. Gençler geçerken polis onları çağırdı GBT için. Ben de takıldım peşlerine polis gençlerin GBT’lerine baktı ben de polisle muhabbet ediyordum. Beş- on dakika sonra, ver seninkine de bakayım dedi. Ben de kimliğimi çıkarıp verdim. GBT’ me bakınca şaşırdı, ‘Ne oldu?’ dedim. ‘Valla seni almam lazım, tutuklanman var.’ diye cevap verdi.
Hemen sonra da Silivri’ye olan yolculuğum başlamış oldu. Meğer terör örgütü üyesiymişim...”

Bu arkadaşa ne oldu diye soruyorsanız, müebbet yedi. Askeri lisede okurken, lise ikiden terk etmiş. Ama bu iki sene bile onun terörist olması için yetmiş. Ben demiyorum, hâkim öyle demiş.

Buyrun buradan yakın “Nasıl olur?” diyorsanız, biz buna kader diyoruz başka bir açıklaması yok bunun çünkü...

*Yukarıda okuduğunuz satırların yazarı Türkiye'deki cadı avının kurbanlarından ismi bizde saklı bir esnaf. İçeride aldığı notları çıkınca yazdı ve bu notların her gün bir bölümünü Samanyoluhaber.com'da yayımlıyoruz.

[Ali Turna] 26.11.2019 [Samanyolu Haber]

Sudan’da El-Beşir’in ihraç ettiği 500 binden fazla memura mesleklerine dönüş yolu açıldı

Sudan’da Ömer el-Beşir’in 30 yıllık iktidarının devrilmesinden sonra ülkede yaşanan mağduriyetler giderilmeye başladı. Diktatör El-Beşir’in ihraç ettiği 500 binden fazla memura mesleğe dönüş yolu açıldı.

Hükümete bağlı İşten Çıkartılanlar Komisyonu Sözcüsü ve Enformasyon Bakanı Vekili Erraşid Said Yakup,

Sudan resmi haber ajansı SUNA’da yer alan habere göre, kamudan haksız yere ihraç edilenlerden 65 yaşın altında olanlar atıldıkları kurumlarında görevlerine dönebilecek. Hükümete Bağlı İşten Çıkartılanlar Komisyonu Sözcüsü ve Enformasyon Bakanı Vekili Erraşid Said Yakup yaptığı açıklamada, 65 yaşını aşanların ise tazminatlarını alacağını duyurdu.

Sudan’da, yoksulluk sebebiyle 19 Aralık 2018’de başlayan gösterilere ordunun ve polisin destek vermesiyle Ömer el-Beşir dönemi sona ermişti. İşbaşına gelen yeni Sudan Hükümeti diktatörlük döneminde yaşatılan haksızlıkları gidermek için komisyon kurmuştu.

[TR724] 26.11.2019

Mihrigül Tursun Çin’de gördüğü işkenceleri anlattı: Beni öldürmeleri için yalvardım!

Çin’deki Uygur kamplarından kurtulmayı başaranlardan biri olan 29 yaşındaki Mihrigül Tursun yaşadıklarını Washington’da gazetecilere anlattı.

Üç kez tutuklanarak bu tip kamplara götürüldüğünü söyleyen Tursun, “Bu şekilde işkence çekmektense ölmeyi tercih ederdim. O nedenle beni öldürmeleri için yalvardım.” ifadelerini kullandı.

Çin’in yüzbinlerce Müslüman azınlığın farklı kamplarda tuttuğunu, buralarda insanların fiziki ve psikolojik işkencelere maruz kaldığını anlatan Tursun, kendisinin de dört gün boyunca uyumadan sorgulandığını, saçının kazındığını ve kişisel mahremiyetini ve beden dokunulmazlığını hiçe sayan tıbbi muayenelerden geçirildiğini aktardı.


ÇOCUĞUNU KAYBETTİ

Çin’de doğup büyüyen Tursun, İngilizce dil eğitimi için önce Mısır’a yerleşmiş. Burada evlenen Tursun’un üç çocuğu olmuş. Ancak 2015’te ailesini görmek için Çin’e döndüğünde hemen gözaltına alınmış ve çocuklarından ayrılmış. Bu sırada üç çocuğundan biri hayatını kaybetmiş ve diğer ikisinde de sağlık problemleri oluşmuş.

Üç ay sonra serbest bırakılan Tursun, iki çocuğunu ameliyat ettirebilmiş ancak 2017’de yeniden gözaltına alınmış. Serbest bırakılmasından birkaç ay sonra yeniden alınan Tursun, bu kez küçük ve boğucu bir hücrede 60 kadınla birlikte üç ay kalmış.

NE OLDUĞUNU BİLMEDİĞİMİZ İLAÇLAR VERDİLER

Hücrede yer olmadığı için sıra ile uyumak zorunda kaldıklarını, güvenlik kamerası önünde tuvaletlerini yaptıklarını ve Çin Komünist Partisi’ni öven şarkılar söylemek zorunda bırakıldıklarını anlatan Tursun, kendisinin ve hücre arkadaşlarının ne olduklarını bilmedikleri ilaçlar almaya zorlandıklarını söylüyor.

ELEKTRİK VERDİLER

Bazen bir odaya götürüldüğünü başına kask takılarak elleri kolları bağlı şekilde elektrik verildiğini anlatan Tursun, “Vücudum şiddetle titrerken acıyı damarlarımda hissediyordum. Ağzımdan beyaz köpük geliyordu, gerisini hatırlamıyorum.” diyor.
Serbest kalır kalmaz çocukları ile Mısır’a dönen Tursun’a Çin’e dönmesi söylendi ancak Kahire’de ABD Elçiliği ile iletişim kuran Tursun’un, iltica başvurusu kabul edildi ve Eylül 2018’de Virgina eyaletine yerleşti.

[TR724] 26.11.2019

Furkan Vakfı gönüllülerine ‘atkı çıkarmadınız’ müdahalesi: “50 kişi gözaltına alındı; kadınlar sürüklendi”

Ankara Sıhhıye Meydanında kapatılan Furkan Vakfı gönüllüleri vakfın kurucusu tutuklu Alpaslan Kuytul’un yaklaşan mahkemesi için bir araya geldi. Burada basın açıklaması yapmak isteyen gruba Ankara Emniyeti  sert müdahalede bulunarak gözaltı gerçekleştirdi.

Aralarında kadınların da bulunduğu 50 kişiyi aşkın kişinin gözaltına alınma gerekçeleri ise dikkat çekti.

Polis grubun “Alparslan Kuytul’a özgürlük” yazılı şahsi atkılarını çıkarmadığı için müdahale etti, gönüllüler tartaklanarak gözaltına alındı. Özellikle kadınların sürüklenerek götürülmesi dikkat çekti.

[TR724] 26.11.2019

ABD yargısından Donald Trump’a: ‘Başkanlar kral değildir’

ABD’del Federal yargıç Ketanji Brown Jackson, Beyaz Saray çalışanlarının da Kongre önünde ifade vermesi gerektiğine hükmetti. Jackson, ‘başkanların kral olmadığını’ ifade ederek Trump’ın, danışmanlarını Kongre’de ifade vermelerini engelleme yetkisine sahip olmadığını söyledi.

Beyaz Saray’ın yüksek rütbeli bir yetkili olmasından ötürü dokunulmazlığı olduğunu öne sürmesine rağmen eski hukuk danışmanı Don McGahn’ın ABD Başkanı Donald Trump’ın azil süreci kapsamında ifade verecek. Bu karar Trump’ın Kongre ile mücadelesinde Beyaz Saray aleyhine darbe vuran bir karar oldu.

BBC’nin haberine göre, böylece McGahn gibi önemli bir tanığın ifade vermesi sağlanacak; bu süreçte başka kritik isimlerin de konuşmasının önü açılmış olacak.

Eski hukuk danışmanı Don McGahn

Trump ve yönetimi, azil süreci ve Demokratların yürüttüğü diğer soruşturmalar kapsamında işbirliği yapmaktan kaçınıyor; aynı zamanda Beyaz Saray çalışanlarına da mahkeme celplerine uymamaları yönünde salık veriyordu.

Kararını açıkladığı 120 sayfalık metinde kimsenin ‘hukukun üstünde olmadığını’ vurgulayan Yargıç Jackson, yürütme organı yetkililerinin Kongre’nin zorunlu süreçlerinden muaf olmadığını söyledi.

ABD Adalet Bakanlığı, Reuters haber ajansına bu kararı temyize götüreceklerini söyledi. McGahn, daha önce Kongre’nin ifade vermesi için yaptığı çağrıya direnerek oturuma gelmemişti. McGahn’ın 2016 yılında düzenlenen ABD başkanlık seçimlerine Rusya’nın müdahale edip etmediğine dair ifade vermesi istenmişti.

Mayıs ayında ifadeye çağrılmıştı

Ekim 2018’de danışmanlık görevinden ayrılan McGahn, bu yılın Mayıs ayında ABD Temsilciler Meclisi Adalet Komisyonu tarafından, eski FBI başkanı ve özel yetkili savcı Robert Mueller’in soruşturması kapsamında ifade vermeye çağrılmıştı.

Mueller’ın yürüttüğü soruşturma artık kapanmış olsa da Demokratlar, Trump’ın Mueller’ın soruşturmadan çekilmesi için uğraşıp uğraşmadığını öğrenmek, bunun için de McGahn’ın ifadesine başvurmak istiyor.

Böylece Trump’a karşı azil sürecinde adaletin engellenmesi kozuna sahip olabileceklerini düşünüyorlar.

Azil süreci soruşturmasında Trump, Demokrat Parti’nin başkan aday adaylarından Joe Biden ve Ukraynalı gaz şirketi Burisma’yla iş yapan oğlu Hunter Biden hakkındaki ispatlanmamış yolsuzluk iddiaları konusunda Ukrayna’ya baskı yapmakla suçlanıyor. Suçlamaları reddeden Trump, azil soruşturmasını bir “cadı avı” diye tanımlıyor.

[TR724] 26.11.2019

Rejimin bekçilerinde ‘kimlik’ krizi! [İlker Doğan]

İzmir’de iki vatandaş ile bekçiler arasındaki kimlik tartışması yargıya taşındı. İzmir 35. Asliye Mahkemesi, bekçilerin kimlik sorma yetkisinin olmadığına karar verdi. Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) ise yönetmeliğe dayanarak, ‘bekçilerin şüpheli kişilere kimlik sorma yetkisi olduğunu’ savundu.

Peki, bir kişinin ‘şüpheli’ olup olmadığına kim ve neye göre karar verecek? ‘Bekçilerin görevleri Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu’nunda düzenleniyor ve 3. maddeye göre kimlik sorma yetkileri yok. Kanunda bu yetki yok, EGM ise ‘yönetmelikte var’ diyor. EGM’nin atıf yaptığı yönetmelikte ‘hüviyetini araştırır’ diyor. Muğlak bir ifade! Tartışma devan ederken, toplumsal bir sorun haline gelen bekçilerin sayıları ise hızla artıyor. 2017 yılında sayıları 4 bin 500 civarındaydı. Bugün ise 21 bini aştı! AKP rejimi, bekçi sayını kısa vadede 30 bine çıkarmayı hedefliyor. Muhalefet ise yeni nesil bekçilerin AKP’nin milis gücü olduğunu savunuyor.

‘Huzuru tesis etme’ vaadiyle 3 yıl önce yeniden uygulamaya alınan bekçilik müessesesi, tam anlamıyla toplumsal bir sorun haline geldi. Bekçilik, AKP rejimi tarafından 2008 yılında ‘artık ihtiyaç kalmadığı’ gerekçesiyle kaldırılmıştı. O tarihte hizmeti sürdüren 8 bin 152 bekçi ise polis yapıldı. Tartışmalı 15 Temmuz’dan sonra AKP rejimi 14 Ağustos 2017’de bekçilik sistemini yeniden hayata geçirdi. Kasım 2017’de bekçi sayısı bizzat İçişleri Bakanı Süleyman Soylu tarafından  4 bin 537 olarak açıklandı. Bugün bekçi sayısı 21 bin 349!

MAHKEME: KİMLİK SORAMAZ!

Yeni nesil bekçiler, rejimin bekçiliğini yapmakla suçlanıyor. Özel Harekat’tan eğitim alan ve kimlik bunalımı yaşayan rejimin bekçileri, önüne gelene kimlik soruyor, göstermeyenleri darp ediyor ve kendisini ‘polis’ gibi görerek önüne gelene tehditler savuruyor. Bekçi terörünün bir örneği geçtiğimiz yıl İzmir’de yaşanmış ve olay yargıya taşınmıştı. İzmir 35. Asliye Ceza Mahkemesi, iki gencin sanık, iki bekçinin ise şikayetçi olduğu davada ‘beraat’ kararı verdi. Mahkemenin gerekçeli kararında ‘bekçilerin kimlik sorma yetkisi olmadığı’ belirtildi. Çarşı ve Mahalle Bekçileri Hakkındaki Kanunu’nun 3. maddesinde bekçilerin görevlerinin yazıldığı hatırlatıldı: “Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nun polise verdiği kimlik sorma (…) gibi yetkiler çarşı ve mahalle bekçileri için verilmemiştir. Yani böyle bir yetkileri yoktur.”

EGM: KİMLİK SORABİLİR

Mahkemenin kararı üzerine Emniyet Genel Müdürlüğü, yazılı bir açıklama yaptı. ‘Çarşı ve Mahalle Bekçilerinin Vazifeleri İle İlgili Olarak Riayet Etmeleri Gereken Hususları Gösterir Yönetmeliğin 16’ncı maddesindeki ‘Bekçiler bölgeleri içinde dolaşan şüpheli şahısları takip eder ve hüviyetlerini araştırırlar’ hükmüne göre Çarşı ve Mahalle Bekçilerinin kişilere kimlik sorma yetkileri mevcuttur.” denildi. Yönetmelikte ‘hüviyetlerini araştırır’ diyor. Yani aslında burada da kesin bir ifadeyle ‘kimlik sorma yetkisi’ verilmiyor. Ayrıca, bir kişinin şüpheli olup olmadığını kim ve nasıl karar verecek?

BEKÇİLER: HUZURSUZLUK KAYNAĞI

Bekçilik sistemi ilk gündeme geldiğinde de tartışılmıştı. Özellikle muhalefet, iktidarın söz konusu sistemi ‘siyasi’ amaçları için kullanacağı endişesini yükses sesle dile getirmişti. CHP Ankara Milletvekili hukukçu Ali Haydar Hakverdi, söz konusu dönemde yaptığı açıklamada, ‘bekçilik’ sistemini direkt bireysel yaşama müdahale olarak yorumladıklarını belirtmişti.

REJİMİN İSTİHBARAT AĞI

İstanbul Barosu’nun eski başkanlarından hukukçu Prof. Dr. Yücel Sayman bekçilik müessesiyle ilgili olarak şunları söylüyor: “Bence daha çok istihbarat ağı kurma peşinde olunacaktır. Bekçiler insanlar hakkında bilgi depolamaya yarayan araçlar haline gelecektir. Siyasi iktidar bir mahallede yapmak istediklerini, örgütlenme gücü olan otoriteler kullanarak yapabilir. Bekçi de bunlardan birisi.”

Yazılı yetmez, sözlü mülakat şart!

Bekçi olabilmek için başvurular Polis Akademisi’nin https:/pa.edu.tr internet adresi üzerinden e-Devlet kapısı şifresi ile giriş yaparak gerçekleştiriliyor. Şartlar ise genel olarak şöyle: En az 1,67 cm boyunda olmak. En az lise veya dengi okul mezunu olmak. Askerliğini yapmış olmak. TC vatandaşı olmak. Bulunduğu mahallede en az bir yıldır ikamet ediyor olmak. 31 yaşından küçük olmak. Memuriyete engel bir halinin bulunmaması. Adaylar Çarşı ve Mahalle Bekçiliği sınavına girmeden önce müracaatı alındıktan sonra ön sağlık komisyonu tarafından ön sağlık kontrolünden geçiriliyor. Çarşı ve Mahalle Bekçiliği giriş sınavı, yazılı sınav, fiziki yeterlilik sınavı ve sözlü sınavı şeklinde yapılıyor.

[İlker Doğan] 26.11.2019 [TR724]

Bu Viking başka Viking! [Hasan Cücük]

Türk futboluna ‘dördüncü büyük’ kavramını kazandıran Trabzonspor’un kazandığı 6 şampiyonlukta da başrolü yerli oyuncular oynadı. Tamamı yerli oyunculardan oluşan kadronun başında da yine yerli teknik adam vardı. Şampiyonluğu ilk kez İstanbul dışına çıkaran takım olmanın yanında bu alanda da bir ilki başardı. Kadrosuna ilk yabancı oyuncuyu 1970’de katan Trabzonspor formasını bugüne kadar 4 Viking oyuncu giydi. Bu isimlerden öne çıkan ise Alexander Sörloth oldu.

Trabzonspor formasını bugüne kadar 4 Viking giydi. Viking kim sorusunun cevabı; İsveç, Norveç ve Danimarka. Viking nam-ı diğer İskandinavyaların ataları oluyor. İskandinav futbolcuların ortak özelliği, takım oyunu oynayan, fizik gücü yüksek ve uyum sorunu yaşamayan isimler olmasıdır. Trabzonspor’un tarihinde boy gösteren Viking oyunculara baktığımızda yüzünün çok güldüğünü söylemek mümkün değil.

Trabzonspor formasını giyen ilk Viking, Danimarkalı Lars Olsen oldu. 1991’de kadroya katılan Lars Olsen, defansta güven veren oyunuyla dikkat çekti. Tam bir görev adamı olan Lars Olsen, o yıllarda kafalarda oluşan ‘yabancı oyuncu’ kavramına pek uymadı. Yabancı denince, defans oyuncusu olsa bile tribünleri ayağa kaldırmalıydı. Lars Olsen, bir sezonda 41 maçta ter dökerken beğenilmeyip gönderildi. Trabzonspor’un beğenmediği aynı Lars Olsen, Euro 92’de Danimarka sürpriz bir şekilde şampiyon olurken, kupayı kaldıran kaptan olarak tarihe geçti.

2000 yılında Trabzonspor’un büyük ümitlerle kadroya kattığı Viking’i Norveçli Rune Lange oldu. Forvet hattında oynayan Lange, ilerde Türk takımlarının belalısı olacak Tromsö’den transfer edildi. 1998-99 sezonunda 23 golle Norveç Ligi’nin gol kralı olan Lange, Temmuz 2000’de bir milyon Euro bedelle Karadeniz ekibinin kadrosuna katıldı. Sonuç tam bir hüsran oldu. Koca sezonda sadece iki maçta şans bulan Lange, sahada 125 dakika kaldı. Yedek kulübesine demir atan Lange, sezonun bitimine birkaç hafta kala Belçika’nın Club Brugge takımına bedelsiz olarak gönderildi.

Trabzonspor’un üçüncü Viking’i İsveçli Fredrik Risp oldu. Temmuz 2005’te ülkemizde Gençlerbirliği formasını giymeye başlayan Risp, iki sezon boyunca 45 maçta ter döktü. Temmuz 2007’de Trabzonspor kadrosuna katılan Risp, başkent performansını Karadeniz ekibine taşımada sıkıntı yaşadı. Yarım sezon Trabzonspor kadrosunda yer bulan Risp, 6 maçta forma buldu. Devre arasında ise Ankaraspor’a gönderilip, Trabzonspor macerasını noktaladı.

Bu isimlere ilave olarak İsveç vatandaşı olan Erkan Zengin ve Michel Aldemir’i de ‘Viking’ kontenjanından değerlendirmek mümkün. Ancak her iki isimde Türk vatandaşlığından dolayı yabancı statüsünde yer almadı. Erkan Zengin, milli tercihini İsveç’ten yana yapmıştı. Michel Aldemir ise, Trabzonspor formasını resmi maçlarda giyme şansı bulamadı.

Gelelim Trabzonspor’un yüzünü güldüren Viking’e. Yani Alexander Sörloth’a. Trabzonspor’un sezon başında İngiltere’nin Premier Lig ekiplerinden Crystal Palace’dan iki yıllığına kiraladığı Sörloth, kendinden beklenen patlamayı Trabzonspor’da gerçekleştirdi.  İngiliz kulübünde geçtiğimiz sezon 12 maçta görev alan Norveçli oyuncu, beklentileri karşılayamayınca sezonun ikinci yarısında kiralık olarak oynadığı Belçika temsilcisi Gent’te gönderildi. Gent’te 19 lig maçında 4 gol attı. 2018-19 sezonunun ardından İngiltere’ye dönmeyen oyuncu Trabzonspor’a kiralandı.

5 Aralık 1995 doğumlu Sörloth, kariyerine Norveç’in bir numaralı kulübü olan Rosenborg’da başladı. Rosenborg formasını ikisi ilk 11’de başlayan 10 maçta giyip, bir gol attı.  Golcü oyuncu aynı ülkede Bodö/ Glimt takımına kiralandı. Bu kulüpte ise 27 maçta sahaya çıktı. İlk on birde ise 20 maçta sahaya çıkan Norveçli forvet 14 gol atarken 6 asist yaptı. Bu kulüpte yakaladığı çıkış sonrası yeniden Rosenborg’a dönen Sörloth, gelir gelmez Hollanda’nın Groningen takımına satıldı. Sörloth, Hollanda takımında 42 resmi maçta 6 gol ve 4 asistle oynadı. Hollanda da istediklerini yapamayan Alexander Sörloth Danimarka’nın FC Midtjylland takımına transfer oldu.  26 maçta 15 gol ve 9 asistle oynayan oyuncu İngilizlerin dikkatini çekti ve Premier Lig ekiplerinden Crystal Palace transfer oldu. Burada forma giydiği 20 resmi maçta 1 gol ve 1 asistle oynadı. Bu ülkede yeteneklerini gösterme fırsatı yakalayamayan Sörloth Belçika’nın Gent takımına kiralandı. Gent takımı ile çıktığı 22 maçta 5 gol ve 3 asistle oynadı.

Sezon başında geldiği Trabzonspor formasını Süper Lig ve UEFA Avrupa Ligi’nde 20 maçta forma giydi, 17 maçta ilk onbirde başladı ve 3 maçta ise oyuna sonradan dahil oldu. Bu maçlarda 9 gol atan Norveçli futbolcu 4 asist yaptı. Trabzonspor, Süper Lig’de Alexander Sörloth’ün gol attığı maçları kaybetmedi. 7 maçta 7 gol atan Alexander Sörloth 4 asist yaparak bordo-mavililerin elde ettiği 22 puanın 15’ne katkı sağladı.

Crystal Palace’dan iki yıllığına kiralanan Sörloth için bordo-mavili kulüp İngiliz kulübüne her yıl için 750 bin Euro ödeyecek. Sörloth’a ise her yıl için 1,5 milyon Euro ödeyecek olan Trabzonspor, Sörloth’un 2020-21 sezonundaki resmi maçların (Süper Lig, UEFA Avrupa Ligi veya UEFA Şampiyonlar Ligi) yüzde 50’sinde ilk 11’de başlaması halinde 6 milyon Euro bonservis bedeli ile kesin transferi gerçekleşmiş olacak. Şu ana kadar gösterdiği performansla taraftar ve teknik ekipten tam puan alan Alexander Sörloth bu performansla devam ederse Karadeniz ekibinde kalıcı olacak gözüküyor.

[Hasan Cücük] 26.11.2019 [TR724]

CHP karışırsa, erken seçim olur! [Erhan Başyurt]

Yaklaşık bir haftadır, siyasetin gündeminde ‘’Saray’a çağrılan CHP’li…’’ tartışması hakim.

İddiayı ilk olarak Sözcü Gazetesi başyazarı Rahmi Turan köşesinde dile getirdi.

Turan’a göre, Saray’a gizlice davet edilen bir CHP’liden, Kılıçdaroğlu’nu devirmesi istendi ve Saray’ın kendisine destek olacağı sözü verildi.

Eleştiriler artınca Rahmi Turan o ismi de açıkladı: Muharrem İnce.

Pandoranın kutusu böylece açıldı…

***

Cumhurbaşkanı Erdoğan, böyle bir ziyaret olmadığını belirtip, meydan okudu.

İnce, kendisinin böyle bir ziyaret gerçekleştirmediğini basın toplantısı ile ilan etti. ‘’Kendisine bir süredir CHP’nin içinden bir grup tarafından komplo kurulduğunu’’ iddia etti.

Rahmi Turan, kendisine ‘yanıltıcı bilgi veren kaynağı’nı ifşa etti: Gazeteci Talat Atila…

Talat Atila, bilgiyi doğruladı ama kendi kaynağının ‘’CHP içinden bir isim’’ olduğunu ileri sürdü ve açıklamayacağını belirtti.

Ancak, Saray’a ziyaretin saatlerini ve girip çıkış yapan gizemli aracın plakasını yayınladı.

Ne var ki, Emniyet’te bu plaka ile kayıtlı bir araç da görünmüyor…

***

Bu durumda, öncelikle cevap bulunması gereken bir kaç soru var…

Kendisi de gazeteci olan ve bir medya sitesi bulunan Atila, neden bu haberi kendisi yayınlamak yerine ‘pasladı’?

Gazetecilik, ‘kardeşin kardeşe haber atlattığı’ bir meslek olarak bilinir. Peki, Atila bu haberi neden kendisi yayınlamak yerine ‘duayen gazeteci’ye verdi?

Kaynağına güvenmiyor olabilir.
Kendisi yayınlarsa kaynağının deşifre olacağını düşünüyor olabilir.
Kaynağı aslında kendisine ‘off the record’ anlatmış ama kendisi meslek hastalığına yenik düşmüş olabilir.
CHP’de gerçekten içeriden bir operasyon yapılıyordur, iddianın Sözcü’de yayınlanmasının daha büyük etki edeceği umulduğu için Atila bu amaçla aracı kullanılmış olabilir.
Birileri Atila’yı işletmiş, o da 20 yıllık tanıştıkları meslek büyüğüne ‘daha önce bir kaç kez yaptığı’ gibi bilgiyi paslayarak ‘istemeden’ onu da bu yanılgının parçası haline getirmiş olabilir.
Saray, gerçekten böyle bir davette bulunmuş, ilgili kişi iz kaybettirmek için olmayan bir plakalı araçla getirilip götürülecek kadar büyük tedbir alınmış ve haberi de ‘muhalif’ Sözcü’de yayınlatarak iz kaybettirilmek istenmiş olabilir.
Saray, olmayan bir bilgiyi kasıtlı yaymış, bu tarz ‘kulis’ haberlere ilgi duyan ‘muhalif’ gazetecilere sızdırarak, iz kaybettirip CHP’de yoktan bir krizi tetiklemiş olabilir.
***

Sonuçta, Talat Atila doğruluğunu teyit etmediği bir bilgiyi, Rahmi Turan’a paslayarak o da belgesini görmediği bir haberi sadece Atila’ya güvenerek yayınlamakla büyük hata etmiştir.

Gazeteciler, kulis bilgileri ve sızdırma belgeleri, kamu yararı varsa kullanabilir. Ancak, doğruluğundan emin olmalı. Doğrulatamıyorsa, kendilerinin birileri tarafından ‘kullanılıyor’ olabileceğinden şüphe ederek, teenni ile hareket etmelidir.

***

Gazetecilerin kusurunu bir yana bırakalım. Ana muhalefet partisi, bu kulisi neden satın almıştır?

Bu iddia gerçek bile olsa, bir CHP’linin Saray’ı gizli ziyaret etmesi neden ana muhalefet partisini karıştırmaya yetmiştir?

Bunun iki temel nedeni olduğunu düşünüyorum.

Birincisi, CHP yakın zamanda Baykal’a kaset tuzağı ile böyle bir ‘tanzim’ ya da ‘dizayn’ yaşamıştır.

Bu acı tecrübe, yeniden bir ‘dizayn’ girişimin olabileceği ve daha önemlisi başarılı sonuç verebileceği kaygısını beraberinde getirmektedir.

Yani bir özgüven eksikliği söz konusudur.

Mesela, bir AKP’li siyasetçi gizlice Kılıçdaroğlu ile görüşse ve destek sözü alsa, aynı etkiyi AKP’de göstermeyecektir.

Zira, iktidarın manipülasyon ve şantaj kabiliyetleri, daha önce CHP ve MHP’ye kurulan ‘kaset şantajları’ kabiliyeti CHP’de yoktur.

İktidarın, istihbarat gücü ve medya tekeli de hesaba katıldığında bir ‘dizayn’ kabiliyeti mevcuttur.

Nitekim, Muharrem İnce’nin basın toplantısına ‘yandaş medya’nın ilgisi, yandaş televizyonların açıklamalara yer vermesi ve yandaş medyanın ‘’CHP bu pisliği temizlemeli’’ diye ortak manşet ile çıkması göstermektedir ki, iktidar ana muhalefetteki bu krizin en azından derinleşmesi yanlısıdır.

***

Bu iddianın bu kadar karşılık bulmasının ikinci nedeni, iktidarın geçmişte potansiyel muhaliflerini yok etmek için izlediği taktiklerdir.

Numan Kurtulmuş transfer edilerek HAS Parti, Süleyman Soylu transfer edilerek DP bir alternatif olmaktan çıkarılmıştır.

MHP’den Tuğrul Türkeş, BBP’den Yalçın Topçu transfer edilerek sağ partilere darbe vurulmuştur.

HDP yıpratılmış, liderleri, vekilleri, belediye başkanları tutuklanmış ve etkisiz kılınmaya çalışılmıştır.

İktidarın bugün CHP’ye de benzer bir hamlede bulunması dolayısıyla şaşırtıcı olmayacaktır.

***

Erdoğan’ın siyaset etme taktiği bir nevi ‘sacayak’ üzerine oturmaktadır: AKP’yi sahada iyi oynatmak, AKP içinde potansiyel lider alternatiflerini yok etmek ve muhalefeti alabildiğince zayıf düşürmek…

AKP bugüne kadar bunda başarılı da oldu ancak gemi artık su alıyor.

AKP’de ‘metal yorgunluğu’, motivasyon kaybı gözle görülmekte.

AKP içinde tasfiye edilen lider adayları, Babacan ve Davutoğlu gibi, onlara destek veren eski bakan, vekil ve parti il başkanları gibi artık bu taktiğin de geri teptiğini gösteriyor.

Geriye muhalefeti dizayn kalmıştır.

Ziyaret var veya yok, iktidarın CHP’nin karışmasını istediği ve ateşe medyası üzerinden benzin döktüğü sırıtan şekilde ortadır.

***

Tüm bu yaşananların tek nedeni olduğunu düşünüyorum: ERKEN SEÇİM…

İktidar, AKP’den oy kapacakları net olarak görünen Davutoğlu ve Babacan’ın partileri sahada güçlenmeden, MHP’de Devlet Bahçeli görevinin başındayken, ekonomik kriz, özgürlükler ve hukukun yoksunluğu nedenleriyle partisi daha fazla kan kaybetmeden bir baskın seçim planlıyor.

Burada hesapları bozan tek şey CHP’dir. Daha doğrusu, Kılıçdaroğlu’nun öngörülemeyen hamleleridir.

Baykal sonrası Kılıçdaroğlu’nun partinin başına gelmesi, aslında iktidarın istediği bir şeydi.

Sebebi basit, ellerindeki anketler ‘’Tuncelili/ Alevi/ CHP’li/ sol/ Kemalist’’ bir ismin alabileceği en yüksek oyun yüzde 30’lar olduğunu göstermekteydi…

Kılıçdaroğlu’nun kimliği üzerine giderlerse CHP, Bülent Ecevit veya Erdal İnönü’nün aldığı oy oranına asla yaklaşamıyordu.

Hesap edilmeyen şey, Kılıçdaroğlu’nun da bu engeli görüp ülke çıkarları için uzlaşmacı adımlar atabileceğiydi.

Cumhurbaşkanlığı için MHP’nin adayı Ekmeleddin İhsanoğlu’nu destekleyebileceği, İstanbul’a Ekrem İmamoğlu, Ankara’ya Mansur Yavaş gibi CHP tabanından yetişmemiş ancak tüm muhalif partilerden oy alabilecek isimleri aday gösterebileceği ve uzlaşmacı davranabileceği öngörülememişti.

***

Erdoğan için zamanında yapılmış ya da bir baskın seçimde, her kesimden oy alabilecek bir ortak aday ile ikinci tura kalmak her geçen gün büyüyen bir kabustur.

Erdoğan’ın en büyük arzusu, alabileceği en yüksek oy oranı yüzde 30’u geçmeyecek CHP’li bir adayla ikinci tura kalmaktır.

Siyasi olarak kutuplaştırılmış Türkiye’de, sürekli 1940’ların CHP’sinin icraatlarıyla kamuoyunda hedef gösterilen, ‘bagajları’ olan CHP’li bir adayın, ikinci turda Erdoğan karşısında şansı yok denecek kadar zayıftır.

Şayet yakın zamanda her ne sebeple olursa olsun CHP’de uzlaşmacı davranmak yerine kendisi aday olmakta kararlı bir lider değişikliği yaşanırsa, şimdiden söyleyeyim, iktidar kazanma ihtimali bu kadar yüksekken yaz gelmeden baskın bir erken seçime gidecektir.

[Erhan Başyurt] 26.11.2019 [TR724]

Torba yasa: Yargıdan suçlu kaçırma operasyonu [Av. Mehmet Tahsin]

AKP iktidarının en çok başvurduğu yasama yöntemlerinden biri ‘torba’ yasa. Hukukçular istisnai olması gereken ‘torba yasa’ ile yasama yetkisinin istismar edildiğini söylüyor. AKP iktidarında her iki yasadan biri ‘torba yasa’ ile çıkarılmış.

2014 yılında, dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu ‘artık torba yasa çıkmayacak’ talimatı vermiş ve o günlerde hükümet sözcüsü olan Bülent Arınç tarafından ilan edilmişti. Ne yazık ki hiçbir şey değişmedi.

Bu yola başvurulmasının nedeni, ihtisas komisyonlarında ele alınmadan, sağlıklı bir çalışma yapılmadan kişiye özel birçok düzenleme aynı ‘torba’ya doldurularak karambole getiriliyor.



ERDOĞAN: MECLİS YASA ÜRETME FABRİKASI OLMAMALI!

Kaldı ki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu durumdan bile rahatsız olduğu geçen Şubat ayında yandaş basında yer almıştı. Erdoğan’a göre meclis ‘yasa üretme fabrikası’ olmamalıymış!

Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu’nda konu görüşülmüş ve mecliste yasa çıkarma yerine Cumhurbaşkanlığı kararnameleri mevzuat değişiklikleri yapılacakmış. İçinde Burhan Kuzu’nun olduğu bir kuruldan ne beklenmek lazım, bilemedim. Yasama organının yetkilerini alıp yürütmeye vermek ancak Burhan Hoca gibi bir anayasa profesörü tarafından yapılabilirdi.

AKP’li vekil Vedat Demiröz ve arkadaşları tarafından meclise sunulan 95 maddelik son torba yasa da böyle. Görünürde Dijital Hizmet Vergisi Kanunu başlığını taşısa da içinde derneklerin fişlenmesinden tutun göçmenlerle ilgili birçok düzenleme yer alıyor. Araya bakanlar ve ailelerine ömür boyu ücretsiz sağlık hizmeti bile sıkıştırılmış.

31 EKİM 2019 ÖNCESİNDE İŞLENEN SUÇLAR AFFEDİLİYOR

Meclis tutanaklarından öğrendiğimize göre komisyon görüşmeleri sırasında iki iktidar milletvekili tarafından sedasız bir kanun teklifi verildi ve 21 Kasım 2019’da TBMM’de 7193 sayılı kanun olarak kabul edildi.

Bu kanunun 51. maddesine göre,

“(3) Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ve bu nedenle kamu görevinden çıkarılmış olan kişilerden, adli veya idari soruşturma veya kovuşturması devam edenlerin sosyal güvenlik haklarına ilişkin başvuruları hakkında 31/10/2019 tarihine kadar karar alan, bu kararları yerine getiren veya işlem yapmayan kamu görevlilerinin bu karar ve fiilleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu doğmaz.”

İlk satırda yer alan, MGK’nın kendini yargı yerine koyup bir grubu terör örgütü kabul edemeyeceği konusuna girmiyoruz. Daha vahimi, yasalara aykırı işlem yaparak suç işleyen kamu görevlilerinin affedilmesi söz konusu!

BU DÜZENLEME İLE KİMLER YARGIDAN KAÇIRILIYOR?

Bu yasa teklifinin görüşüldüğü komisyona gelerek konuşan SGK Başkanı Mehmet Selim Bağlı, 15 Temmuz’dan sonra tutuklanan asker ve yargı mensuplarının özlük haklarını geciktirdikleri gerekçesiyle kendisi ve bazı kurum yöneticilerine dava açtıklarını anlatıyor. Bu şekilde 36 dava varmış.

Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’na göre OHAL döneminde çok haksızlıklar yapıldı ve bu haksızlıkların ana aktörlerden birisi de SGK! Bu düzenleme ile SGK başkanı ve yardımcılarının işledikleri suçlar yanlarına kar kalacak ve bu davalardan yırtacak.

‘SEN YAP, BİZ SENİN YAPTIĞINI SUÇ OLMAKTAN ÇIKARIRIZ!’

17 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Skandalı patladığında dönemin Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala’nın hukuka aykırı talimatını yerine getirmekte nazlanan bir bürokrata söylediklerini hatırlarsınız

Yav kardeşim, biz yasa yapan yeriz, gerekirse hangi yasa yapılıyorsa onu yapar, sizin yaptığınızı suç olmaktan çıkarırız.” demişti Efkan Ala. Dediğini yaptırdı da… Soruşturmayı kapattırdılar ve yasalar çıkararak talimatla suça bulaştırdıklarını ‘şimdilik’ akladılar.

Tıpkı 12 Eylül’cülerin, MGK üyeleri ile bu dönemde kurulan hükümetler ve mecliste görev alanların yargılanmasını önleyen anayasaya koydukları geçici 15. madde ile kendilerini korumaya aldıkları gibi. 2010 referandumunda bu madde kaldırılarak yargılama yolu açılmıştı.

İKTİDAR MEMURLARINI SUÇA TEŞVİK EDİYOR

Bundan sonra kamu görevlileri daha da pervasızca suç işlemeye devam edecek. Tabi bu ilk kişiye özel kurtarma operasyonu değil. Geçmişte şirketlere atanan kayyımların yaptıkları hukuka aykırı işler için yargılanamayacağını da kanunla teminat altına almıştı AKP iktidarı.

Yaklaşık 150 bin kamu görevlisinin KHK ile ihracından sonra onların yerine alınan parti referanslı memurların zaten talimat almalarına gerek yok. Onlar bu suçu gönüllü işliyor. Eğer bir kere damgalanmışsanız ve bu da bir yerlere kaydedilmişse devlet dairesinde iş yaptıramıyorsunuz.

– Yargılanıp beraat ettikleri halde ‘hakkınızda idari karar var’ denilerek pasaport verilmiyor.

– KHK ile ihraç edilenler iş bulmak için İŞKUR’a başvurduğu zaman, ‘SGKya ait İŞKUR; kurs ve programlarda yer alamazsınız’ cevabını alıyor.

KHK’lının kayınvalidesine bakım parası verilmiyor.

Bir başka örnek, KHK ile ihraç edilmiş bir şahıs Anamur Belediyesi’ne başvurarak işyeri açma ruhsatı talep ediyor, KHK’lı olduğu için reddediliyor.

– Geçen hafta TR724’te yer alan bir habere göre, KHK ile öğretmenlikten ihraç edilen Kemal Gökçe’ye, babasından kalan mirası verilmemiş!

– Sadece devlet kurumları değil bunu yapan. Özel sektörde de çok işgüzar var. Tutuklu bir yargı mensubunun Finansbank’a yatan emekli maaşını ödememek için banka yetkilileri kırk takla atıyor.

Bu örnekler çoğaltılabilir, yüzlerce yazılabilir.

Yasalarda böyle bir tahdit var mı? Yok.

Peki neye binaen bunlar yapılıyor?

‘Acırsanız acınacak hale gelirsiniz’ sözünü emir kabul eden AKP’li memurlar yukarılara şirin görünmek için bilerek ya da bilmeyerek yasaları çiğniyor.

SGK başkanı ya da kayyımlar gibi yukarılarla arası iyi olanlar için yasa yapılarak yaptıkları suç olmaktan şimdilik çıkarılıyor. Ama AKP iktidarı yıkıldığında parti kontenjanından devlete kapağı atanların işledikleri bütün suçların hesabı sorulur.

12 EYLÜL DARBECİLERİ BİLE YARGILANMAKTAN KURTULAMADI

12 Eylül darbecilerinin kendilerini korumak için anayasaya koydukları madde yargılanmalarını önleyemedi. Bugün işlenen suçları aklamak için ne kanun çıkarırlarsa çıkarsınlar işe yaramayacak. Çıkardıkları yasalar hukuk fakültelerinde ‘ihtilal hukukunun yüz karası örnekleri’ olarak okutulacak.

[Av. Mehmet Tahsin] 26.11.2019 [TR724]

İnce işler [Tarık Toros]

CHP bu kadar kırılgan olmasa…

Saray bu kadar rahat uğraşamazdı.

CHP, kriz yönetmeyi bilmediği gibi…

Bilakis kriz çıkarmakta fena halde mahir olmasa…

Saray her defasında böyle ellerini ovuşturmazdı.

**

Olaya bakalım.

“Saray’daki CHP’li Muharrem İnce” olayını “patlatan” Rahmi Turan’ın haber kaynağı ile ilgili sıralı cümleleri:

-Çok güvendiğim, daha önce beni hiç yanıltmamış, çok sağlam bir kaynak.

-Saray’a çok yakın biri.

-İşini kaybetmekten korkan biri.

-Saray’dan iyi haber alan bir gazeteci.

-Meğer güvenilecek bir kaynak değilmiş.

**

Rahmi Turan’ın üç gün içinde geldiği nokta bu.

Topu göğsünde yumuşatıp kaynağı Talat Atilla’ya uzattı.

Turktime internet sitesinin sahibi.

Haberlerine ihtiyatla yaklaşılan siyasi dedikodu yazarı.

**

Cumhuriyet davasında hapis yatan gazetenin eski imtiyaz sahibi avukat Akın Atalay hatırlatmış.

4 Ekim 2016’da Talat Atilla iktidarın kanalına çıkmış ve bunu da twitter hesabından şöyle duyurmuş:

“A Haber’e ortaya çıkardığım Cumhuriyet Vakfı skandalını anlattım.”

Bir ay sonra…

Cumhuriyet çalışanları, başta Akın Atalay, tutuklandı.

**

Rahmi Turan, ilk yazıyı 20 Kasım’da yazdı.

Atilla, 22 Kasım’da tweet atarak kaynağın kendi olduğunu yalanladı:

“Rahmi Turan aynı zamanda benim sitemde yazıyor diye Turan’ın yazısını benimle irtibatlayanların hepsini mahkemeye vereceğim. Çok çirkin..”

Bunun mürekkebi kurumadan kaynağın kendi olduğunu kabul etti.

**

Talat Atilla, haberi önce Uğur Dündar’la paylaşmış.

Dündar, iki nedenle reddetmiş:

-Belge yoktu.

-“CHP’yi dizayn etmeye çalışıyor” diye saldırılara maruz kalacaktı.

Bir parantez açalım:

Uğur Dündar olaydan 11 gün önce, “Turktime, özel haberleriyle dikkat çeken, usta ellerin yönettiği ciddi bir haber sitesidir. Takip etmenizi öneriyorum” diye yazmış.

**

Turktime sitesinin yazarlar linkinde ilk sırada üç isim var: Rahmi Turan, Talat Atilla ve Bülent Kuşoğlu.

Bülent Kuşoğlu kim?

CHP Genel Başkan Yardımcısı, Ankara milletvekili.

İddia o ki, Talat Atilla bilgiyi Bülent Kuşoğlu’ndan alıp Rahmi Turan’a servis yapmış (Uğur Dündar reddedince..)

Uğur Dündar’ın şu iması ilginç: “Talat Atilla’ya en yakın CHP’li araştırılsın.”

**

Talat Atilla haberinin arkasında.

İnce’nin Saray’a giderken bindiği aracı plakasına markasına kadar veriyor.

Girişte farklı çıkışta farklı plakalı bir araç.

Plakalar araştırılmış, Emniyet’te böyle bir kayıt yok.

Tam anlamıyla…

“Süt nerde inek içti, inek nerde dağa kaçtı, dağ nerde yandı bitti kül oldu” hikâyesi.

**

Haberin patladığı günün arifesinde Sözcü gazetesi için “basının amiral gemisi” diyen…

Olaydan bir gün sonra Saray’daki CHP’li iddiası sorulunca…

“Şaşırmadım, doğrudur” cevabını veren CHP Lideri Kılıçdaroğlu,

-İddialara yönelik açıklama yapılmamasını,

-İnce’ye cevap verilmemesini istemiş.

**

Konforlu muhalefette koltuk kavgasından başka şey göremiyorum.

Kıvılcımken bastırılabilecek bir olayda alevlerin göğe yükselmesi bundan.

Saray’a ne hacet!

[Tarık Toros] 26.11.2019 [TR724]