Koronavirüsü nedeniyle cezaevlerinde görüşler iptal oldu. Dönüşümlü olarak annelerinin yanına gidip gelen tutsak bebekler esaret üzerine esaret yaşadı.
BOLD ÖZEL- Annesi Nazlı Çatpınar ile birlikte Düzce Cezaevinde bulunan Ali Asaf Çatpınar, hapiste durmak istemediği için annesi tarafından babaannesine teslim edilmek istendi. Ama koronavirüsü nedeniyle görüşler yasak edilince cezaevinde esir kaldı.
KALABALIKTAN KORKMAYA BAŞLADI
Babaanne Nurten Çatpınar, “Gelinim dün aradı. Ali Asaf durmak istemiyor. Kalabalıktan da korkmaya başladı. İki tane daha çocuk var. Ne yapacağımı bilmiyorum, endişeleniyorum. Ali Asaf, anne hadi sende gel, beraber dedemin evine gidelim diyormuş. Biz de ne yapacağımızı şaşırdık. Gidip alamıyoruz.” dedi.
Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan Nazlı-Fuat Alperen Çatpınar çifti, bir yıldır Düzce T Tipi Cezaevinde kalıyor. 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılan Çatpınar çiftinin dosyası Yargıtay’da bulunuyor.
[BoldMedya] 19.3.2020
"Virüsün orman yangını gibi yayılmasına izin verirsek milyonlarca insan ölebilir"
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, "Virüsün özellikle dünyanın en savunmasız bölgelerinde orman yangını gibi yayılmasına izin verirsek milyonlarca insan ölecek" uyarısında bulundu.
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınına ilişkin, "Virüsün özellikle dünyanın en savunmasız bölgelerinde orman yangını gibi yayılmasına izin verirsek milyonlarca insan ölecek" uyarısında bulundu.
Virüsün sadece insanları değil küresel ekonomiyi de etkilediğini belirten Guterres, Uluslararası Çalışma Örgütünün virüs nedeniyle dünya genelinde çalışanların 3,4 trilyon dolar gelir kaybı yaşayabileceğini bildirdiğini söyledi.
BM'DEN G20 ÜLKELERİNE SALGINLA MÜCADELE ÇAĞRISI
Ülke düzeyinde alınan önlemlerin küresel ölçekte yaşanan kriz için yeterli olmadığını belirten Guterres, G20 ülkelerine koronavirüs salgınıyla mücadelede eş güdümlü, kararlı şekilde yeni adımlar atma ve gelişmekte olan ülkelere yardım etme çağrısında bulundu.
Guterres, ''En fakir ve en savunmasız ülkeler en sert darbeyi alacak. Virüsün özellikle dünyanın en savunmasız bölgelerinde orman yangını gibi yayılmasına izin verirsek milyonlarca insan ölecek. Ortak bir düşmanımız var ve bir virüsle savaşıyoruz'' dedi.
[Samanyolu Haber] 19.3.2020
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınına ilişkin, "Virüsün özellikle dünyanın en savunmasız bölgelerinde orman yangını gibi yayılmasına izin verirsek milyonlarca insan ölecek" uyarısında bulundu.
Virüsün sadece insanları değil küresel ekonomiyi de etkilediğini belirten Guterres, Uluslararası Çalışma Örgütünün virüs nedeniyle dünya genelinde çalışanların 3,4 trilyon dolar gelir kaybı yaşayabileceğini bildirdiğini söyledi.
BM'DEN G20 ÜLKELERİNE SALGINLA MÜCADELE ÇAĞRISI
Ülke düzeyinde alınan önlemlerin küresel ölçekte yaşanan kriz için yeterli olmadığını belirten Guterres, G20 ülkelerine koronavirüs salgınıyla mücadelede eş güdümlü, kararlı şekilde yeni adımlar atma ve gelişmekte olan ülkelere yardım etme çağrısında bulundu.
Guterres, ''En fakir ve en savunmasız ülkeler en sert darbeyi alacak. Virüsün özellikle dünyanın en savunmasız bölgelerinde orman yangını gibi yayılmasına izin verirsek milyonlarca insan ölecek. Ortak bir düşmanımız var ve bir virüsle savaşıyoruz'' dedi.
[Samanyolu Haber] 19.3.2020
Cambridge Üniversitesi, kütüphanesini ücretsiz erişime açtı
İngiltere'deki Cambridge Üniversitesi Kütüphanesi, koronavirüs salgını nedeniyle evinde kalanlar için ders kitaplarını ücretsiz erişime açtı.
KRONOS -19 Mart 2020
Dünyanın en büyük kütüphanelerinden biri olan İngiltere’deki Cambridge Üniversitesi Kütüphanesi, koronavirüs salgını nedeniyle evinde kalanlar için ders kitaplarını ücretsiz erişime açtı.
Birgün’ün haberine göre, internet üzerinden ücretsiz şekilde eğitim alınabilen kütüphanede sesli, videolu ve metin olarak sunulan içerikler arasında edebiyattan sanata, işletmeden felsefeye birçok alanda ders var.
İçerikler indirilemiyor fakat online olarak girip istediğiniz dersleri seçip eğitime katılabilirsiniz.
Üniversite kütüphanesi tarafından yapılan açıklamada, “Dünyanın dört bir yanındaki öğretmenlerimiz, öğrencilerimiz, araştırmacılar; kurumlarımıza hizmet sağlamak için sağlam planlarla, sizi desteklemek için elimizden geleni yaptığımızdan emin olabilirsiniz. Ekiplerimizle durumu değerlendirmek için her gün toplanıyor ve her zamanki gibi işe devam etmek için sağlayıcılarımızla yakın bir çalışma yürütüyoruz.”
Üniversitenin erişime açtığı yayınlar için tıklayın.
[Kronos.News] 19.3.2020
KRONOS -19 Mart 2020
Dünyanın en büyük kütüphanelerinden biri olan İngiltere’deki Cambridge Üniversitesi Kütüphanesi, koronavirüs salgını nedeniyle evinde kalanlar için ders kitaplarını ücretsiz erişime açtı.
Birgün’ün haberine göre, internet üzerinden ücretsiz şekilde eğitim alınabilen kütüphanede sesli, videolu ve metin olarak sunulan içerikler arasında edebiyattan sanata, işletmeden felsefeye birçok alanda ders var.
İçerikler indirilemiyor fakat online olarak girip istediğiniz dersleri seçip eğitime katılabilirsiniz.
Üniversite kütüphanesi tarafından yapılan açıklamada, “Dünyanın dört bir yanındaki öğretmenlerimiz, öğrencilerimiz, araştırmacılar; kurumlarımıza hizmet sağlamak için sağlam planlarla, sizi desteklemek için elimizden geleni yaptığımızdan emin olabilirsiniz. Ekiplerimizle durumu değerlendirmek için her gün toplanıyor ve her zamanki gibi işe devam etmek için sağlayıcılarımızla yakın bir çalışma yürütüyoruz.”
Üniversitenin erişime açtığı yayınlar için tıklayın.
[Kronos.News] 19.3.2020
Merkel: 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük kriz
Almanya Başbakanı Merkel, halka seslenerek yeni tip korona virüs (Covid-19) salgınının 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana karşı karşıya kaldıkları en büyük kriz olduğunu söyledi, "Durum ciddi' dedi.
KRONOS -19 Mart 2020
Almanya Başbakanı Angela Merkel, normal şartlarda sadece yılbaşı mesajını kayıt yoluyla yaparken, bu açıklamayı da alışılanın aksine basın mensuplarının karşısında değil, tüm kanallara yollanan bir kayıtla yaptı. Bu Merkel’in 14 yıldır yürüttüğü başbakanlık görevinde bu yolla yaptığı ilk açıklama oldu. Merkel, açıklamasında, “Bu durum ciddi, ciddiye alın” dedi.
ALMANYA’DA 31 KİŞİ ÖLDÜ
Almanya lideri, kriz boyunca ‘görünmez bir rol’ üstlenmeyi tercih etti ve salgınla ilgili açıklama yapmak için kameraların karşısına geçmedi. Ancak Bild gazetesinin “Ortada yok, konuşma yok, kriz anında liderlik yok” diyerek kendisini manşete taşımasının ardından Merkel, kameraların karşısına geçti.
Almanya’da şu ana kadar 11 binden fazla korona virüs vakası tespit edildi ve 31 kişi hayatını kaybetti.
[Kronos.News] 19.3.2020
KRONOS -19 Mart 2020
Almanya Başbakanı Angela Merkel, normal şartlarda sadece yılbaşı mesajını kayıt yoluyla yaparken, bu açıklamayı da alışılanın aksine basın mensuplarının karşısında değil, tüm kanallara yollanan bir kayıtla yaptı. Bu Merkel’in 14 yıldır yürüttüğü başbakanlık görevinde bu yolla yaptığı ilk açıklama oldu. Merkel, açıklamasında, “Bu durum ciddi, ciddiye alın” dedi.
ALMANYA’DA 31 KİŞİ ÖLDÜ
Almanya lideri, kriz boyunca ‘görünmez bir rol’ üstlenmeyi tercih etti ve salgınla ilgili açıklama yapmak için kameraların karşısına geçmedi. Ancak Bild gazetesinin “Ortada yok, konuşma yok, kriz anında liderlik yok” diyerek kendisini manşete taşımasının ardından Merkel, kameraların karşısına geçti.
Almanya’da şu ana kadar 11 binden fazla korona virüs vakası tespit edildi ve 31 kişi hayatını kaybetti.
[Kronos.News] 19.3.2020
Yargıtay, TRT binasını işgal davasında bozma kararı verdi, 14 er tahliye edildi
15 Temmuz darbe girişimi sırasında İstanbul Harbiye’deki TRT binasını işgal davasında Yargıtay’dan önemli bir bozma kararı geldi. ‘Müebbet hapisle’ cezalandırılan erlerden 14’ü Yargıtay’ın bozma kararıyla salıverildi. Erler, askerlik hizmetini tamamlamaları için silah altına alındı.
YAVUZ GENÇ -19 Mart 2020
ANKARA – 15 Temmuz darbe girişimi sırasında İstanbul Harbiye’deki TRT Radyosu’nu işgal ettikleri gerekçesiyle haklarında dava açılan 31 erden 16’sı hakkında ‘ağırlaştırılmış müebbet’, 15’i hakkında ise İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nce ‘müebbet’ hapis cezaları verilmişti. Erler, darbe girişiminden haberdar olmadıklarını, sadece kendilerine verilen emirleri uyguladıklarını belirten savunmalar yapmıştı. İşte o davada ‘müebbet’ alan 15 erle ilgili Yargıtay önemli bir bozma kararı verdi.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 14 er hakkında mahkûmiyet hükümlerini bozarak, tutuklulukta geçirilen süre ve delil durumunu göz önüne alarak sanıkların bütün suçlardan tahliyesine karar verdi. Başka suçlardan tutuklu ya da hükümlü değillerse de derhal salıverilmelerine karar verdi. Silivri Ceza İnfaz Kurumu’nda tutuklu bulunan erler gece yarısı tahliye edildi.
Tahliye edilen 14 erin, askerlik görevlerini bitirmedikleri gerekçesiyle silah altına alınarak askere gönderildiği öğrenildi.
[Kronos.News] 19.3.2020
YAVUZ GENÇ -19 Mart 2020
ANKARA – 15 Temmuz darbe girişimi sırasında İstanbul Harbiye’deki TRT Radyosu’nu işgal ettikleri gerekçesiyle haklarında dava açılan 31 erden 16’sı hakkında ‘ağırlaştırılmış müebbet’, 15’i hakkında ise İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nce ‘müebbet’ hapis cezaları verilmişti. Erler, darbe girişiminden haberdar olmadıklarını, sadece kendilerine verilen emirleri uyguladıklarını belirten savunmalar yapmıştı. İşte o davada ‘müebbet’ alan 15 erle ilgili Yargıtay önemli bir bozma kararı verdi.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 14 er hakkında mahkûmiyet hükümlerini bozarak, tutuklulukta geçirilen süre ve delil durumunu göz önüne alarak sanıkların bütün suçlardan tahliyesine karar verdi. Başka suçlardan tutuklu ya da hükümlü değillerse de derhal salıverilmelerine karar verdi. Silivri Ceza İnfaz Kurumu’nda tutuklu bulunan erler gece yarısı tahliye edildi.
Tahliye edilen 14 erin, askerlik görevlerini bitirmedikleri gerekçesiyle silah altına alınarak askere gönderildiği öğrenildi.
[Kronos.News] 19.3.2020
Koronavirüs uzmanı KHK’lı Ulaşlı: Bilgimi paylaşmak istiyorum
Koronavirüs üzerine 3 yıl ABD Princeton Üniversitesi'nde, 4 yıl da Hollanda'daki Groningen Üniversitesi'nde çalışmış belki de tek akademisyen olan KHK'lı Doçent Dr. Mustafa Ulaşlı bilgisini paylaşabileceğini ve görev beklediğini söyledi.
YAVUZ GENÇ -19 Mart 2020
ANKARA – Doçent Mustafa Ulaşlı, ABD Princeton Üniversitesi’nde 3 yıl, Hollanda’daki Groningen Üniversitesi’nde 4 yıl korona virüsü üzerine çalıştı. Her iki ülkeden de vatandaşlık hakkı kazandı ancak Türkiye’de öğrenci yetiştirmek için ülkesine döndü. 1 Eylül 2016’da 672 sayılı KHK Gaziantep Üniversitesi Tıbbi Biyoloji Ana ilim Dalı ve Genetik Bölümü’nden KHK ile ihraç edildi. Mustafa Ulaşlı, “Bu virüsün genetiği konusunda belki benim kadar çalışan kimse yoktur. Bu mücadeleye ben de katılmak istiyorum. Göreve iade edilip edilmemem önemli değil, insanlık adına bilgimi paylaşmak istiyorum” dedi.
VİRÜSÜ EN İYİ TANIYAN KİŞİ
Kendini ‘Türkiye’de koronavirüsü belki de en iyi tanıyan kişi’ olarak tanımlayan ihraç akademisyen Mustafa Ulaşlı, ihraç edildikten sonra hakkında takipsizlik kararı verilmesine rağmen 2017’den beri göreve iadeyle ilgili bir sonuç alamadığını belirtiyor. Ulaş, yıllarca koronavirüs üzerine çalıştığını kaydederek, “Bu bilgilerimi Sağlık Bakanlığı’yla seve seve paylaşabilirim. İnsanlık adına bunu yapmak istiyorum. Bu virüsü tanıyorum, hücreye nasıl giriyor, nasıl çıkıyor, nasıl enfekte ediyor, RNA yapısını çok iyi biliyorum” diyor.
BİLİM KURULU ÜYESİNE MAİL ATTI, DÖNÜŞ OLMADI
Mustafa Ulaşlı, bilgisini paylaşmak istediğini Sağlık Bakanlığı bünyesinde oluşturulan Bilim Kurulu’ndan bir isimle de paylaştığını kaydetti. Bilim Kurulu’ndaki bir isme mail attığını kaydeden Ulaşlı, “Bilim Kurulu oluşturulduktan sonra oradaki bir hocaya doktoramı koronavirüs üzerine yaptığımı, yazdığım makaleleri, yaptığım çalışmaları anlattım. İstenmesi halinde seve seve bilgimi paylaşabileceğimi, koronavirüsle yapılan mücadeleye omuz vereceğimi belirttim. Ancak olumlu ya da olumsuz hiçbir dönüş olmadı” şeklinde konuşuyor.
“SEVE SEVE GÖREVE HAZIRIM”
Talep gelmesi halinde koronavirüsle mücadele için seve seve hazır olduğunu kaydeden Doçent Ulaşlı, şöyle devam ediyor: “Benim göreve iade olup olmamam önemli değil. Önemli olan bilgimi insanlık adına paylaşmak isterim. Devletin herhangi bir mercii şu görevi al derse o görevi almaya hazırım. Ne olursa olsun, önemli değil. Takipsizlik beraat almış birçok sağlık çalışanı, akademisyen var, çok değerli insanlar var. Bunlar yetişmiş insanlar. Onların bilgisinden faydalanmalı devlet. Göreve iade olup olmamakla alakalı değil, göreve hazırız.”
“SAĞLIK BAKANLIĞI SON HAFTAYA KADAR BAŞARILIYDI, UMRECİLERLE İŞ BOZULDU”
Sağlık Bakanlığı’nın koronavirüsle mücadelede son bir haftaya kadar başarılı olduğunu kaydeden Doçent Mustafa Ulaşlı, “Hakkını yememek lazım, bakanlık son bir haftaya kadar oldukça başarılı adımlar attı. Ancak yurtdışından gelenlerle, umreden dönenlerin karantina altına alınması zorluğu sonrasında durum ne yazık ki değişti” dedi. Ulaşlı’ya göre şu an 16 merkezde var olan test merkezleri ivedi olarak her ilde oluşturulmalı. Virüsün yayılma hızına dikkat çeken Ulaşlı, “Ne kadar çok test yapılırsa ve virüs taşıyanlar tespit edilip izole edilirse bu savaş o kadar başarılı olur” diyor.
GERGERLİOĞLU ADALET BAKANI’NA SORDU
HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e Türkiye’de koronavirüsü alanında doktora yapan ancak KHK ile ihraç edilen akademisyen Doç. Mustafa Ulaşlı ve ihraç edilen diğer sağlık çalışanlarıyla ilgili soru önergesi verdi. Gergerlioğlu, Gül’e, “Mustafa Ulaşlı’nın korona virüsü üzerine doktorasının olduğu ama KHK ile işten atıldığı için korona ile mücadeleye katılamadığı iddiası doğru mudur?” diye sordu.
Gergerlioğlu, şu soruları yöneltti:
– Bu iddia doğrultusunda KHK ile ihraç edilip görev bekleyen personel sayısı kaçtır?
– Sağlık Bakanlığı personel ihtiyacının en üst düzeyde olduğu bir dönemde bu kadar nitelikli yurttaşı atıl bir şekilde tutmaya devam edecek mi?
– KHK ile mağduriyetler yaşanıyorken bu bilim insanlarından toplumun da yararlanamayıp mağdur olmasının önüne geçmek için hangi çalışmalar yapılacaktır?
[Kronos.News] 19.3.2020
YAVUZ GENÇ -19 Mart 2020
ANKARA – Doçent Mustafa Ulaşlı, ABD Princeton Üniversitesi’nde 3 yıl, Hollanda’daki Groningen Üniversitesi’nde 4 yıl korona virüsü üzerine çalıştı. Her iki ülkeden de vatandaşlık hakkı kazandı ancak Türkiye’de öğrenci yetiştirmek için ülkesine döndü. 1 Eylül 2016’da 672 sayılı KHK Gaziantep Üniversitesi Tıbbi Biyoloji Ana ilim Dalı ve Genetik Bölümü’nden KHK ile ihraç edildi. Mustafa Ulaşlı, “Bu virüsün genetiği konusunda belki benim kadar çalışan kimse yoktur. Bu mücadeleye ben de katılmak istiyorum. Göreve iade edilip edilmemem önemli değil, insanlık adına bilgimi paylaşmak istiyorum” dedi.
VİRÜSÜ EN İYİ TANIYAN KİŞİ
Kendini ‘Türkiye’de koronavirüsü belki de en iyi tanıyan kişi’ olarak tanımlayan ihraç akademisyen Mustafa Ulaşlı, ihraç edildikten sonra hakkında takipsizlik kararı verilmesine rağmen 2017’den beri göreve iadeyle ilgili bir sonuç alamadığını belirtiyor. Ulaş, yıllarca koronavirüs üzerine çalıştığını kaydederek, “Bu bilgilerimi Sağlık Bakanlığı’yla seve seve paylaşabilirim. İnsanlık adına bunu yapmak istiyorum. Bu virüsü tanıyorum, hücreye nasıl giriyor, nasıl çıkıyor, nasıl enfekte ediyor, RNA yapısını çok iyi biliyorum” diyor.
BİLİM KURULU ÜYESİNE MAİL ATTI, DÖNÜŞ OLMADI
Mustafa Ulaşlı, bilgisini paylaşmak istediğini Sağlık Bakanlığı bünyesinde oluşturulan Bilim Kurulu’ndan bir isimle de paylaştığını kaydetti. Bilim Kurulu’ndaki bir isme mail attığını kaydeden Ulaşlı, “Bilim Kurulu oluşturulduktan sonra oradaki bir hocaya doktoramı koronavirüs üzerine yaptığımı, yazdığım makaleleri, yaptığım çalışmaları anlattım. İstenmesi halinde seve seve bilgimi paylaşabileceğimi, koronavirüsle yapılan mücadeleye omuz vereceğimi belirttim. Ancak olumlu ya da olumsuz hiçbir dönüş olmadı” şeklinde konuşuyor.
“SEVE SEVE GÖREVE HAZIRIM”
Talep gelmesi halinde koronavirüsle mücadele için seve seve hazır olduğunu kaydeden Doçent Ulaşlı, şöyle devam ediyor: “Benim göreve iade olup olmamam önemli değil. Önemli olan bilgimi insanlık adına paylaşmak isterim. Devletin herhangi bir mercii şu görevi al derse o görevi almaya hazırım. Ne olursa olsun, önemli değil. Takipsizlik beraat almış birçok sağlık çalışanı, akademisyen var, çok değerli insanlar var. Bunlar yetişmiş insanlar. Onların bilgisinden faydalanmalı devlet. Göreve iade olup olmamakla alakalı değil, göreve hazırız.”
“SAĞLIK BAKANLIĞI SON HAFTAYA KADAR BAŞARILIYDI, UMRECİLERLE İŞ BOZULDU”
Sağlık Bakanlığı’nın koronavirüsle mücadelede son bir haftaya kadar başarılı olduğunu kaydeden Doçent Mustafa Ulaşlı, “Hakkını yememek lazım, bakanlık son bir haftaya kadar oldukça başarılı adımlar attı. Ancak yurtdışından gelenlerle, umreden dönenlerin karantina altına alınması zorluğu sonrasında durum ne yazık ki değişti” dedi. Ulaşlı’ya göre şu an 16 merkezde var olan test merkezleri ivedi olarak her ilde oluşturulmalı. Virüsün yayılma hızına dikkat çeken Ulaşlı, “Ne kadar çok test yapılırsa ve virüs taşıyanlar tespit edilip izole edilirse bu savaş o kadar başarılı olur” diyor.
GERGERLİOĞLU ADALET BAKANI’NA SORDU
HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e Türkiye’de koronavirüsü alanında doktora yapan ancak KHK ile ihraç edilen akademisyen Doç. Mustafa Ulaşlı ve ihraç edilen diğer sağlık çalışanlarıyla ilgili soru önergesi verdi. Gergerlioğlu, Gül’e, “Mustafa Ulaşlı’nın korona virüsü üzerine doktorasının olduğu ama KHK ile işten atıldığı için korona ile mücadeleye katılamadığı iddiası doğru mudur?” diye sordu.
Gergerlioğlu, şu soruları yöneltti:
– Bu iddia doğrultusunda KHK ile ihraç edilip görev bekleyen personel sayısı kaçtır?
– Sağlık Bakanlığı personel ihtiyacının en üst düzeyde olduğu bir dönemde bu kadar nitelikli yurttaşı atıl bir şekilde tutmaya devam edecek mi?
– KHK ile mağduriyetler yaşanıyorken bu bilim insanlarından toplumun da yararlanamayıp mağdur olmasının önüne geçmek için hangi çalışmalar yapılacaktır?
[Kronos.News] 19.3.2020
Alman gerçekçiliğiyle koronavirüs anlatımı!
Almanya devlet televizyonu ZDF’de yayınlanan koronavirüs konulu kısa video da Almanların yüzde 70’nin virüse yakalanacağını ve nu nedenle evde kalmalarını tavsiye ediyor.
BOLD-Almanya’da koronavirüs vaka sayısının 10 bini aştığı öğrenildi. 26 kişinin virüs nedeniyle öldüğü Almanya’da devlet televizyonu ZDF yayınladığı kısa bir video ile virüsün Almanların yüzde 70’ini etkileyeceğini ifade etti.
Umut Çaltak isimli youtuberın kanalında yayınladığı Türkçe altı yazılı video da “Artık mesele insanlarda virüsün yayılmasını engelleme değildir. Bu küresel bir salgındır (pandemi) ve bu salgın artık durdurulamaz. Uzmanlar tüm bildiklerinden yola çıkarak şu sonuca varmaktadır. Alman nüfusunun yaklaşık 3’de 2’si virüsle karşı karşıya gelecek ve hastalanacaktır.” Sözleri dikkat çekiyor.
[BoldMedya] 19.3.2020
BOLD-Almanya’da koronavirüs vaka sayısının 10 bini aştığı öğrenildi. 26 kişinin virüs nedeniyle öldüğü Almanya’da devlet televizyonu ZDF yayınladığı kısa bir video ile virüsün Almanların yüzde 70’ini etkileyeceğini ifade etti.
Umut Çaltak isimli youtuberın kanalında yayınladığı Türkçe altı yazılı video da “Artık mesele insanlarda virüsün yayılmasını engelleme değildir. Bu küresel bir salgındır (pandemi) ve bu salgın artık durdurulamaz. Uzmanlar tüm bildiklerinden yola çıkarak şu sonuca varmaktadır. Alman nüfusunun yaklaşık 3’de 2’si virüsle karşı karşıya gelecek ve hastalanacaktır.” Sözleri dikkat çekiyor.
[BoldMedya] 19.3.2020
KHK’lı koronavirüs uzmanı Mustafa Ulaşlı BOLD’a konuştu
Türkiye’de koronavirüs üzerine doktora yapan tek bilim insanı olan KHK mağduru Doç. Dr. Mustafa Ulaşlı, BOLD canlı yayınında salgına ilişkin tüm detayları anlattı.
BOLD ÖZEL – Türkiye’de koronavirüs üzerine doktora yapan tek bilim insanı olan Doç. Dr. Mustafa Ulaşlı, 1 Eylül 2016’da yayınlanan KHK ile ihraç edilmişti. Koronavirüs üzerine 3 yıl ABD’de, 4 yıl Hollanda’da çalışma yapan Ulaşlı, koronavirüs salgınına dair bütün detayları Bold canlı yayınında Fatih Akalan’a anlattı.
[BoldMedya] 19.3.2020
BOLD ÖZEL – Türkiye’de koronavirüs üzerine doktora yapan tek bilim insanı olan Doç. Dr. Mustafa Ulaşlı, 1 Eylül 2016’da yayınlanan KHK ile ihraç edilmişti. Koronavirüs üzerine 3 yıl ABD’de, 4 yıl Hollanda’da çalışma yapan Ulaşlı, koronavirüs salgınına dair bütün detayları Bold canlı yayınında Fatih Akalan’a anlattı.
[BoldMedya] 19.3.2020
Adalet Bakanlığının duyurduğu cezaevi korona önlemi çift telefon hakkından ibaret
Cezaevlerinde salgın tehlikesine karşı Adalet Bakanlığında yapılan toplantıdan sadece ‘tutuklulara haftada iki kere telefon hakkı’ çıktı. ABD ve İran dahil pek çok ülkede tahliyeler olmuştu.
BOLD – Birkaç cezaevinde korona vakasının tespit edilmesinden sonra cezaevlerinde öncelikle hasta ve yaşlı ve bebekli tutuklular olmak üzere, tahliyelerin başlaması yönünde yapılan çağırılar sonuçsuz kaldı.
Dün 32 Baro’nun yaptığı çağrı sonrası Adalet Bakanlığında bugün konuyla ilgili toplantı yapıldı.
Adalet Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Koronavirüs Bilim Kurulu’nun tavsiyeleri doğrultusunda ceza infaz kurumlarında görüşleri iki hafta erteleyen Bakanlık, tutuklu ve hükümlülerin dışarıyla ilişkilerinin devamının sağlanması amacıyla yeni düzenleme yaptı.
Buna göre ceza infaz kurumları ve tutukevlerindeki hükümlü ve tutukluların haftada bir olan telefonla görüşme hakkı ikiye çıkarıldı.
Tutuklu ve hükümlülere, ertelenen açık ve kapalı görüş hakları herhangi bir kayba uğramadan ilerleyen süreçlerde kullandırılacak.
32 BARO ÇAĞRI YAPTI
Hak savunucuları salgın hastalıklarda cezaevlerinin en savunmasız yerler olduğunu duyurmuş ve tahliyelerin başlaması çağrısı yapmıştı. Ardından 32 Baro bir araya gelerek bu çağrıyı ortak deklarasyonla ilan etti.
Dünyanın pek çok ülkesinde cezasının bitmesine kısa süre kalanlar ve kronik hastalığı bulunan tutuklular tahliye edildi. ABD’nin üç eyaletinde tahliyeler daha da genişletilerek on binleri buldu. İran ise aralarında siyasi tutukluların da bulunduğu 85 bin kişiyi tahliye etti.
[BoldMedya] 19.3.2020
BOLD – Birkaç cezaevinde korona vakasının tespit edilmesinden sonra cezaevlerinde öncelikle hasta ve yaşlı ve bebekli tutuklular olmak üzere, tahliyelerin başlaması yönünde yapılan çağırılar sonuçsuz kaldı.
Dün 32 Baro’nun yaptığı çağrı sonrası Adalet Bakanlığında bugün konuyla ilgili toplantı yapıldı.
Adalet Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Koronavirüs Bilim Kurulu’nun tavsiyeleri doğrultusunda ceza infaz kurumlarında görüşleri iki hafta erteleyen Bakanlık, tutuklu ve hükümlülerin dışarıyla ilişkilerinin devamının sağlanması amacıyla yeni düzenleme yaptı.
Buna göre ceza infaz kurumları ve tutukevlerindeki hükümlü ve tutukluların haftada bir olan telefonla görüşme hakkı ikiye çıkarıldı.
Tutuklu ve hükümlülere, ertelenen açık ve kapalı görüş hakları herhangi bir kayba uğramadan ilerleyen süreçlerde kullandırılacak.
32 BARO ÇAĞRI YAPTI
Hak savunucuları salgın hastalıklarda cezaevlerinin en savunmasız yerler olduğunu duyurmuş ve tahliyelerin başlaması çağrısı yapmıştı. Ardından 32 Baro bir araya gelerek bu çağrıyı ortak deklarasyonla ilan etti.
Dünyanın pek çok ülkesinde cezasının bitmesine kısa süre kalanlar ve kronik hastalığı bulunan tutuklular tahliye edildi. ABD’nin üç eyaletinde tahliyeler daha da genişletilerek on binleri buldu. İran ise aralarında siyasi tutukluların da bulunduğu 85 bin kişiyi tahliye etti.
[BoldMedya] 19.3.2020
Karaciğer nakli yapılan tutukluya Adli Tıp’tan inanılmaz cevap
Karaciğer nakli yapılan tutuklu Şerif Ağu için Adli Tıp Kurumu, ‘cezaevinde kalabilir’ raporu verdi. Ağu, nakil yapıldıktan 53 gün sonra hapse gönderilmişti.
BOLD – Karaciğer nakli olduktan sonra Antalya L Tipi Cezaevine gönderilen matematik öğretmeni Şerif Ağu’ya Adli Tıp’tan dün cevap geldi. Ağu’nun kendisine gönderilen raporda ‘cezaevinde hijyenik ortamda’ kalabileceği belirtildi.
HASTALAR RİSK ALTINDA
Koronavirüsünün cezaevlerinde görülmeye başladığı bugünlerde tüm tutuklular risk altında. Hasta ve yaşlı tutukluların durumu daha acil. Bold Medya’ya konuşan KHK’lı koronavirüs uzmanı Doç. Dr. Mustafa Ulaşlı, “Hamileler, kanser hastaları, böbrek nakli hastaları hepsi risk altında. Bağışıklık sistemi baskılanan tüm hastalar risk altında.” dedi.
Matematik öğretmeni Şerif Ağu (48), bir ifadede adı geçtiği için 22 Haziran 2016’da gözaltına alınıp iki gün sonra tutuklandı ve Antalya L Tipi Kapalı Cezaevine gönderildi.
Antalya’da özel kurumlarda 18 yıl öğretmenlik yapan Ağu, 18 yıldır Hepatit B taşıyıcısıydı. 2015’te karaciğerinde kötü huylu bir tümör tespit edildiği için ameliyat oldu. Tutuklandığı günlerde karaciğer nakli olmaya hazırlanan Ağu, operasyon gerçekleştirilemeden cezaevine girdi.
30 Mart 2019’da karaciğer nakli yapılan Şerif Ağu’ya 1,5 ay hastanede gözetim altında tutulduktan sonra 14 Mayıs 2019’da tekrar hapse gönderildi.
Ağu, sağlık durumu göz önünde bulundurularak tahliye edilmesi için Adli Tıp’a başvurmuştu.
[BoldMedya] 19.3.2020
BOLD – Karaciğer nakli olduktan sonra Antalya L Tipi Cezaevine gönderilen matematik öğretmeni Şerif Ağu’ya Adli Tıp’tan dün cevap geldi. Ağu’nun kendisine gönderilen raporda ‘cezaevinde hijyenik ortamda’ kalabileceği belirtildi.
HASTALAR RİSK ALTINDA
Koronavirüsünün cezaevlerinde görülmeye başladığı bugünlerde tüm tutuklular risk altında. Hasta ve yaşlı tutukluların durumu daha acil. Bold Medya’ya konuşan KHK’lı koronavirüs uzmanı Doç. Dr. Mustafa Ulaşlı, “Hamileler, kanser hastaları, böbrek nakli hastaları hepsi risk altında. Bağışıklık sistemi baskılanan tüm hastalar risk altında.” dedi.
Matematik öğretmeni Şerif Ağu (48), bir ifadede adı geçtiği için 22 Haziran 2016’da gözaltına alınıp iki gün sonra tutuklandı ve Antalya L Tipi Kapalı Cezaevine gönderildi.
Antalya’da özel kurumlarda 18 yıl öğretmenlik yapan Ağu, 18 yıldır Hepatit B taşıyıcısıydı. 2015’te karaciğerinde kötü huylu bir tümör tespit edildiği için ameliyat oldu. Tutuklandığı günlerde karaciğer nakli olmaya hazırlanan Ağu, operasyon gerçekleştirilemeden cezaevine girdi.
30 Mart 2019’da karaciğer nakli yapılan Şerif Ağu’ya 1,5 ay hastanede gözetim altında tutulduktan sonra 14 Mayıs 2019’da tekrar hapse gönderildi.
Ağu, sağlık durumu göz önünde bulundurularak tahliye edilmesi için Adli Tıp’a başvurmuştu.
[BoldMedya] 19.3.2020
AYM, Bank Asya kararında “hak ihlali” dedi
Anayasa Mahkemesi (AYM), 15 Temmuz’dan sonra gözaltına alınan Adli Tıp Kurumu eski çalışanı İhsan Yalçın’ın, Bank Asya’ya para yatırdığı gerekçesiyle tutuklanmasına “Hak ihlali” dedi.
BOLD-15 Temmuz’dan sonra yürütülen tenkil sürecinde 10 binlerce insan Bank Asya’da hesabı olduğu ve para yatırdığı gerekçesiyle adli işlem gördü. Bank Asya’da hesabı olduğu ve para yatırdığı iddiasıyla tutuklanan Adli Tıp Kurumu eski çalışanı İhsan Yalçın, AYM’ye ‘hak ihlali’ başvurusunda bulundu.
AYM, İhsan Yalçın’ın tutuklanmasına neden olan bankadaki hesap hareketlerinin, kira yatırılması gibi işlemlerin rutin olduğunu vurguladı. Adli makamlar tarafından bu durumun dikkate alınmadığını belirten AYM, “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının” ihlal edildiğine karar verdi.
Yalçın’a 10 bin lira da tazminat ödenmesine hükmedildi.
[BoldMedya] 19.3.2020
BOLD-15 Temmuz’dan sonra yürütülen tenkil sürecinde 10 binlerce insan Bank Asya’da hesabı olduğu ve para yatırdığı gerekçesiyle adli işlem gördü. Bank Asya’da hesabı olduğu ve para yatırdığı iddiasıyla tutuklanan Adli Tıp Kurumu eski çalışanı İhsan Yalçın, AYM’ye ‘hak ihlali’ başvurusunda bulundu.
AYM, İhsan Yalçın’ın tutuklanmasına neden olan bankadaki hesap hareketlerinin, kira yatırılması gibi işlemlerin rutin olduğunu vurguladı. Adli makamlar tarafından bu durumun dikkate alınmadığını belirten AYM, “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının” ihlal edildiğine karar verdi.
Yalçın’a 10 bin lira da tazminat ödenmesine hükmedildi.
[BoldMedya] 19.3.2020
32 barodan cezaevlerine koronavirüs çağrısı: Tutuklular tahliye edilmeli
Koronavirüs salgınının ardından cezaevlerindeki tutuklulara ilişkin, aralarında İstanbul, Ankara, İzmir ve Diyarbakır barosunun da bulunduğu 32 baro yaptığı ortak açıklama ile tutukluların tahliye edilmesi yönünde çağrı yaptı. Çağrıda, “Hükümlüler yönünden ise infaz rejiminde yasal düzenlemeler yapılıncaya dek infaza ara verilmeli veya cezanın evde infazı sağlanmalıdır” ifadelerine yer verildi.
Türkiye'de etkisini arttıran koronavirüs salgının ardından 32 Baro cezaevleri ile ilgili ortak açıklama yaptı. İstanbul, Ankara, İzmir ve Diyarbakır barosunun da aralarında bulunduğu 32 baronun yaptığı açıklama şöyle:
Türkiye cezaevlerinde sayısı üç yüz bini bulan mahpuslar, risk grubunun başında gelmektedir. Mahpusların dış dünya ile tek iletişim yolu olan avukat ve yakınlarıyla görüş ve ziyaret haklarının kısıtlanması ile koruyucu ve önleyici tedbirlerin tam olarak sağlandığını söylemek güçtür. Bu, amaca uygun bir tedbir değildir. Dış dünya ile tek temas yolu olan bu hakkın ellerinden alınarak fiziksel sağlıkları kısmen sağlansa da, bu kısıtlamanın mahpuslar ve yakınlarını ruhsal açıdan bir yıkıma uğratma riskini de barındırmaktadır. Kaldı ki virüs sadece mahpus yakınları tarafından değil, infaz koruma personeli ve diğer güvenlik personeli tarafından da cezaevine taşınabilecektir.
‘KAPASİTELERİNİN ÇOK ÜSTÜNDE’
Türkiye Cezaevlerinde koğuş ve hücre bazında kapasitelerinin çok üstünde mahpus tutulduğu, koğuşların ve ortak kullanım alanlarının havasız ve hijyenden yoksun olduğu; sıcak su, temizlik ürünleri ile diğer dezenfektanlara erişimin çok kısıtlı, kapsamlı bir sağlık hizmetine erişimin ise neredeyse imkansız olduğu bilinmektedir. Cezaevi Komisyonlarımızca hazırlanan raporlarda sıkça belirtildiği üzere birçok cezaevinde mahpusların bir sağlık kuruluşuna sevkleri bazen ayları bulduğu yönünde çokça tespitte bulunulmuştur. Cezaevlerinde binlerce hasta, yaşlı, kadın ve çocuğun bulunduğu göz önüne alındığında ne denli büyük bir risk ile karşı karşıya olduğumuz daha net anlaşılacaktır.
‘YASAL DÜZENLEME GEREKTİRMEYEN ÇÖZÜMLER’
Cezaevleri boyutuyla bu salgın ile etkili mücadele etmek ve olası yaşamsal riskleri minimize etmek için çok acil ve kapsamlı tedbirler alınmalı, çözümler üretilmelidir. Bu kapsamda alınacak tedbir ve çözümlerin bir kısmı yasal düzenlemeler gerektirse bile, herhangi bir yasal düzenlemeyi gerektirmeyen çözümlerin bulunduğunu da kamuoyunun ve karar vericilerin dikkatine sunmak istiyoruz.”
‘BELEDİYE BAŞKANI, AVUKATLAR GAZETECİLER..’
Barolar açıklamada talep ve önerilerini de şu şekilde şu şekilde sıraladı:
-Tutuklama müessesesinin son yıllarda istismar edildiği ve istisna olarak düzenlenen tutuklu yargılamanın temel ilke haline geldiği, hukuk camiasının genel kabulüdür. Cezaevlerinde, düşünce ve ifade hürriyetlerini kullandıkları gerekçesi ile tutuklanan ve halen tutuklu bulunan azımsanmayacak sayıda siyasetçi, belediye başkanı, aydın, gazeteci, avukat, öğrenci bulunduğu; bunlardan bir kısmının yaş ve hastalık sebebiyle koronavirüsünün ölümcül risk grubunda olduğu bir gerçektir.
-Tutuklamanın tedbir niteliği ve son yıllarda istismar edilen bu yönü de dikkate alınarak halen tutuklu bulunan mahpusların, tutuklu yargılanması ile sağlık ve yaşam hakkının çatıştığı bu koşullarda, sağlık ve yaşam hakkına üstünlük tanınarak tahliye edilmeleri; ev hapsi ve benzeri adli kontrol hükümlerinin yaygınlaştırılarak varsa tutuklamadan elde edilebilecek kamusal faydanın bu suretle temini elzemdir.
‘TELAFİSİ İMKANSIZ YAŞAMSAL RİSKLER’
-Tek tek isimlerini sayamayacağımız hasta, yaşlı, hamile veya çocuklu kadın tutuklular, acil bir çözüm bulunmaması halinde telafisi imkansız yaşamsal risklerle karşılaşacaktır.
-Tutuklular ile ilgili bu çözüm ve tedbirin herhangi bir yasal düzenlemeyi gerektirmediğini, talep veya resen tutukluluk incelemesi ile bunun mümkün kılınabileceğini önemle vurgulamak isteriz.
-Risk grubunda bulunan yaşlı, hasta, kadın ve çocuk hükümlüler yönünden ise, Ceza infaz kanunundaki ‘infaza ara verme’ ve ‘özel infaz usulleri’ konusunda bir kısım değişiklikler yapılarak veya ek hükümler konularak acil çözümler bulunmalıdır. Uzun süreden beridir Türkiye’nin gündeminde olan infaz rejimindeki iyileştirme konusunda gecikmeksizin bir düzenleme yapılmalıdır. Bu düzenleme yapılıncaya kadar salgın hastalık süresince infaza ara verilmesi veya cezanın evde infazı gibi tedbirlere başvurulması ile hükümlülerin sağlığa erişim hakkının temini ve dolayısıyla yaşam hakkının korunmasının sağlanması gerekmektedir.
-Salgın ile mücadele kapsamında, mahpusların avukat ve yakınlarıyla açık ve kapalı görüşlerine getirilen kısıtlamanın yaratacağı olumsuz etkileri en aza indirmek için mahpusların yakınlarıyla haftada 10 dakika olarak uygulanan telefon görüşlerinin süresi uzatılmalıdır.
-Yine Ceza İnfaz kurumlarında çalışan tüm personellerin de salgına karşı genel sağlık durumlarının korunmasına yönelik tedbirler alınmalı, gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.”
Çağrı yapan barolar: Adana Barosu, Adıyaman Barosu, Ağrı Barosu, Ankara Barosu, Artvin Barosu, Batman Barosu, Bolu Barosu, Bursa Barosu, Bitlis Barosu, Bingöl Barosu, Diyarbakır Barosu, Düzce Barosu, Hakkari Barosu, Hatay Barosu, Gaziantep Barosu, Gümüşhane-Bayburt Barosu, İstanbul Barosu, İzmir Barosu, Kocaeli Barosu, Manisa Barosu, Mardin Barosu, Mersin Barosu, Muş Barosu, Ordu Barosu, Osmaniye Barosu, Siirt Barosu, Şanlıurfa Barosu, Şırnak Barosu, Tunceli Barosu, Tekirdağ Barosu, Van
[Samanyolu Haber] 19.3.2020
Türkiye'de etkisini arttıran koronavirüs salgının ardından 32 Baro cezaevleri ile ilgili ortak açıklama yaptı. İstanbul, Ankara, İzmir ve Diyarbakır barosunun da aralarında bulunduğu 32 baronun yaptığı açıklama şöyle:
Türkiye cezaevlerinde sayısı üç yüz bini bulan mahpuslar, risk grubunun başında gelmektedir. Mahpusların dış dünya ile tek iletişim yolu olan avukat ve yakınlarıyla görüş ve ziyaret haklarının kısıtlanması ile koruyucu ve önleyici tedbirlerin tam olarak sağlandığını söylemek güçtür. Bu, amaca uygun bir tedbir değildir. Dış dünya ile tek temas yolu olan bu hakkın ellerinden alınarak fiziksel sağlıkları kısmen sağlansa da, bu kısıtlamanın mahpuslar ve yakınlarını ruhsal açıdan bir yıkıma uğratma riskini de barındırmaktadır. Kaldı ki virüs sadece mahpus yakınları tarafından değil, infaz koruma personeli ve diğer güvenlik personeli tarafından da cezaevine taşınabilecektir.
‘KAPASİTELERİNİN ÇOK ÜSTÜNDE’
Türkiye Cezaevlerinde koğuş ve hücre bazında kapasitelerinin çok üstünde mahpus tutulduğu, koğuşların ve ortak kullanım alanlarının havasız ve hijyenden yoksun olduğu; sıcak su, temizlik ürünleri ile diğer dezenfektanlara erişimin çok kısıtlı, kapsamlı bir sağlık hizmetine erişimin ise neredeyse imkansız olduğu bilinmektedir. Cezaevi Komisyonlarımızca hazırlanan raporlarda sıkça belirtildiği üzere birçok cezaevinde mahpusların bir sağlık kuruluşuna sevkleri bazen ayları bulduğu yönünde çokça tespitte bulunulmuştur. Cezaevlerinde binlerce hasta, yaşlı, kadın ve çocuğun bulunduğu göz önüne alındığında ne denli büyük bir risk ile karşı karşıya olduğumuz daha net anlaşılacaktır.
‘YASAL DÜZENLEME GEREKTİRMEYEN ÇÖZÜMLER’
Cezaevleri boyutuyla bu salgın ile etkili mücadele etmek ve olası yaşamsal riskleri minimize etmek için çok acil ve kapsamlı tedbirler alınmalı, çözümler üretilmelidir. Bu kapsamda alınacak tedbir ve çözümlerin bir kısmı yasal düzenlemeler gerektirse bile, herhangi bir yasal düzenlemeyi gerektirmeyen çözümlerin bulunduğunu da kamuoyunun ve karar vericilerin dikkatine sunmak istiyoruz.”
‘BELEDİYE BAŞKANI, AVUKATLAR GAZETECİLER..’
Barolar açıklamada talep ve önerilerini de şu şekilde şu şekilde sıraladı:
-Tutuklama müessesesinin son yıllarda istismar edildiği ve istisna olarak düzenlenen tutuklu yargılamanın temel ilke haline geldiği, hukuk camiasının genel kabulüdür. Cezaevlerinde, düşünce ve ifade hürriyetlerini kullandıkları gerekçesi ile tutuklanan ve halen tutuklu bulunan azımsanmayacak sayıda siyasetçi, belediye başkanı, aydın, gazeteci, avukat, öğrenci bulunduğu; bunlardan bir kısmının yaş ve hastalık sebebiyle koronavirüsünün ölümcül risk grubunda olduğu bir gerçektir.
-Tutuklamanın tedbir niteliği ve son yıllarda istismar edilen bu yönü de dikkate alınarak halen tutuklu bulunan mahpusların, tutuklu yargılanması ile sağlık ve yaşam hakkının çatıştığı bu koşullarda, sağlık ve yaşam hakkına üstünlük tanınarak tahliye edilmeleri; ev hapsi ve benzeri adli kontrol hükümlerinin yaygınlaştırılarak varsa tutuklamadan elde edilebilecek kamusal faydanın bu suretle temini elzemdir.
‘TELAFİSİ İMKANSIZ YAŞAMSAL RİSKLER’
-Tek tek isimlerini sayamayacağımız hasta, yaşlı, hamile veya çocuklu kadın tutuklular, acil bir çözüm bulunmaması halinde telafisi imkansız yaşamsal risklerle karşılaşacaktır.
-Tutuklular ile ilgili bu çözüm ve tedbirin herhangi bir yasal düzenlemeyi gerektirmediğini, talep veya resen tutukluluk incelemesi ile bunun mümkün kılınabileceğini önemle vurgulamak isteriz.
-Risk grubunda bulunan yaşlı, hasta, kadın ve çocuk hükümlüler yönünden ise, Ceza infaz kanunundaki ‘infaza ara verme’ ve ‘özel infaz usulleri’ konusunda bir kısım değişiklikler yapılarak veya ek hükümler konularak acil çözümler bulunmalıdır. Uzun süreden beridir Türkiye’nin gündeminde olan infaz rejimindeki iyileştirme konusunda gecikmeksizin bir düzenleme yapılmalıdır. Bu düzenleme yapılıncaya kadar salgın hastalık süresince infaza ara verilmesi veya cezanın evde infazı gibi tedbirlere başvurulması ile hükümlülerin sağlığa erişim hakkının temini ve dolayısıyla yaşam hakkının korunmasının sağlanması gerekmektedir.
-Salgın ile mücadele kapsamında, mahpusların avukat ve yakınlarıyla açık ve kapalı görüşlerine getirilen kısıtlamanın yaratacağı olumsuz etkileri en aza indirmek için mahpusların yakınlarıyla haftada 10 dakika olarak uygulanan telefon görüşlerinin süresi uzatılmalıdır.
-Yine Ceza İnfaz kurumlarında çalışan tüm personellerin de salgına karşı genel sağlık durumlarının korunmasına yönelik tedbirler alınmalı, gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.”
Çağrı yapan barolar: Adana Barosu, Adıyaman Barosu, Ağrı Barosu, Ankara Barosu, Artvin Barosu, Batman Barosu, Bolu Barosu, Bursa Barosu, Bitlis Barosu, Bingöl Barosu, Diyarbakır Barosu, Düzce Barosu, Hakkari Barosu, Hatay Barosu, Gaziantep Barosu, Gümüşhane-Bayburt Barosu, İstanbul Barosu, İzmir Barosu, Kocaeli Barosu, Manisa Barosu, Mardin Barosu, Mersin Barosu, Muş Barosu, Ordu Barosu, Osmaniye Barosu, Siirt Barosu, Şanlıurfa Barosu, Şırnak Barosu, Tunceli Barosu, Tekirdağ Barosu, Van
[Samanyolu Haber] 19.3.2020
Hocaefendi'den "Duaya davet
"Herkul.org internet sitesinde Koronavirüs salgını ile ilgili bir hacet duası yayımlandı.
Dua ile birlikte Fethullah Gülen Hocaefendi'nin önceki günlerde yaptığı "Arkadaşlarımız bulunduğu ülke ve beldelerde uzmanların salgınla ilgili almış olduğu kararlara harfiyen uymalılar. Salgının şiddetine, coğrafi şartlara ve nüfus yapısına göre farklı tedbirlere başvurulabiliyor; bu açıdan mahalli idarecilerin ve uzmanların tavsiye ve kararlarına uymak hayati önem taşıyor.
Genel manada, toplu yerlerden uzak kalmak lazım. Ferdî ve içtimaî hayat yönünden farz diyebileceğimiz zarurî bir iş olmazsa dışarıda dolaşılmamalı.
Bu konularda hassas davranılırken, yardımımıza muhtaç insanlar da bütün bütün kendi hallerine terk edilmemeli. 'Teâvün' düsturunun aksamaması için herhangi bir faaliyet zaruri ise bu, mümkün olan en az sayıda, belki iki üç insanla, uzmanların ifade ettiği şekilde ve mesafeler korunarak, sağlık otoritelerinin tavsiyelerine uyularak yapılmalı." tavsiyesi de hatırlatıldı.
"HERKES BULUNDUĞU YERDE FARKLI DUALARI SESLENDİREBİLİR"
Ayrıca internet sitesinde Fethullah Gülen Hocaefendi'nin dua tavsiyesi de yer aldı.
"Muhterem Hocamız, yine bu tür mülahazaları seslendirdiği bir an “Arkadaşlar dua ediyorlar mı?” diye sordu. Sonra şöyle dedi: “Daha önce toplu dua yapıyorduk ama şimdilerde toplanılamıyor. Fakat herkes bulunduğu yerde farklı duaları seslendirebilir. Mesela; “Ey ihtiyaç ve hâcetleri gideren Rabbimiz, bizim bütün ihtiyaçlarımızı gider; ey belâları def’ u ref’ eden Sultanımız, başımıza gelmesi muhtemel bütün belâları def’ eyle!” deyip “Veba ve Korona Virüsü Salgını” da buna ekleyebilir. Peygamber Efendimiz’den nakledilen pek çok dua var; bunlar sürekli okunabilir. Hatta bazı duaları bir arkadaşımıza okutup kayda alsanız; her mekânda dinlense ve bir hatırlatıcı gibi olsa, evlerde her an o mübarek yakarışlarla Allah’a teveccüh edilse.”
Muhterem Hocamızın o esnada okuduğu ve tavsiye ettiği duaları derledik; bir arkadaşımıza okuttuk. Yazılı ve sesli olarak arz ediyoruz.'
Bu vesileyle, esbaba riayet ve tedbirin yanı sıra, bir kere daha bütün insanlık için hâcet duası çağrısında bulunuyoruz. Hafîz ü Hâfiz Rabbimiz hepimizi maddi manevî hastalıklardan muhafaza buyursun."
HACET DUASININ TAM METNİ İÇİN TIKLAYIN
[Samanyolu Haber] 19.3.2020
Dua ile birlikte Fethullah Gülen Hocaefendi'nin önceki günlerde yaptığı "Arkadaşlarımız bulunduğu ülke ve beldelerde uzmanların salgınla ilgili almış olduğu kararlara harfiyen uymalılar. Salgının şiddetine, coğrafi şartlara ve nüfus yapısına göre farklı tedbirlere başvurulabiliyor; bu açıdan mahalli idarecilerin ve uzmanların tavsiye ve kararlarına uymak hayati önem taşıyor.
Genel manada, toplu yerlerden uzak kalmak lazım. Ferdî ve içtimaî hayat yönünden farz diyebileceğimiz zarurî bir iş olmazsa dışarıda dolaşılmamalı.
Bu konularda hassas davranılırken, yardımımıza muhtaç insanlar da bütün bütün kendi hallerine terk edilmemeli. 'Teâvün' düsturunun aksamaması için herhangi bir faaliyet zaruri ise bu, mümkün olan en az sayıda, belki iki üç insanla, uzmanların ifade ettiği şekilde ve mesafeler korunarak, sağlık otoritelerinin tavsiyelerine uyularak yapılmalı." tavsiyesi de hatırlatıldı.
"HERKES BULUNDUĞU YERDE FARKLI DUALARI SESLENDİREBİLİR"
Ayrıca internet sitesinde Fethullah Gülen Hocaefendi'nin dua tavsiyesi de yer aldı.
"Muhterem Hocamız, yine bu tür mülahazaları seslendirdiği bir an “Arkadaşlar dua ediyorlar mı?” diye sordu. Sonra şöyle dedi: “Daha önce toplu dua yapıyorduk ama şimdilerde toplanılamıyor. Fakat herkes bulunduğu yerde farklı duaları seslendirebilir. Mesela; “Ey ihtiyaç ve hâcetleri gideren Rabbimiz, bizim bütün ihtiyaçlarımızı gider; ey belâları def’ u ref’ eden Sultanımız, başımıza gelmesi muhtemel bütün belâları def’ eyle!” deyip “Veba ve Korona Virüsü Salgını” da buna ekleyebilir. Peygamber Efendimiz’den nakledilen pek çok dua var; bunlar sürekli okunabilir. Hatta bazı duaları bir arkadaşımıza okutup kayda alsanız; her mekânda dinlense ve bir hatırlatıcı gibi olsa, evlerde her an o mübarek yakarışlarla Allah’a teveccüh edilse.”
Muhterem Hocamızın o esnada okuduğu ve tavsiye ettiği duaları derledik; bir arkadaşımıza okuttuk. Yazılı ve sesli olarak arz ediyoruz.'
Bu vesileyle, esbaba riayet ve tedbirin yanı sıra, bir kere daha bütün insanlık için hâcet duası çağrısında bulunuyoruz. Hafîz ü Hâfiz Rabbimiz hepimizi maddi manevî hastalıklardan muhafaza buyursun."
HACET DUASININ TAM METNİ İÇİN TIKLAYIN
[Samanyolu Haber] 19.3.2020
Erdoğan adım adım IMF'nin kapısına... [Turhan Bozkurt]
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) Koronavirüs’ün ekonomiye dönük tahribatını azaltmak için açıklayacağı paketin boş çıkacağını “7 dakika 7 saniyelik görüntü” başlıklı analizde risk alarak ifade etmiştim.
Yanılmış olmayı çok isterdim. Amma velâkin görünen köy kılavuz istemiyor ki!
Kasadaki 47 milyar liralık “ihtiyat akçesi” bile müteahhitler için harcanmadı mı?
Sözle peynir gemisi yürümeyeceğine göre AKP hükûmeti hangi para ile zor günlerde vatandaşına destek verecek?
BİR PARMAK BAL ÇAL, UNUTTUR ÖYLE Mİ?
Seçim otobüsünün üzerinden 250 gramlık çay paketlerini bedava saçmaya alışan AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan esnafın, çiftçinin, sanayicinin beklentisinin onda birini bile karşılayamadı.
Sair vakitlerde “emekli maaşı Avrupa’dan bile fazla” yalanını dillendirenler Koronavirüs paketine “en düşük emekli maaşı 1.500 TL olacak” maddesini ilave etti.
Bu da demek oluyor ki Türkiye’de halihazırda en az 1 milyon yakın emekli 700 TL ila 1.300 TL arasında maaş alıyor. Türkiye’yi kıskanan Almanya’nın para birimine vurulduğunda 100 euro ila 185 euro…
Erdoğan yıllardır ihmal ettiği düşük maaşlı emekliyi şirketler çökerken, esnaf kepenk indirirken veya çalışanlar maaşlarını nasıl alacağının derdine düşmüşken hatırlayırverdi.
Elinde “Emeklinin oyunun daha sağlam olduğuna” dair veri olmasa bunu da yapmazdı. Saray’ın ikbali açısından oya tahvil edilen her iş önceliklidir.
BEDAVA KOLONYA DAĞITMAK KİMİN AKLINA GELDİ?
Yine de emekliler adına sevinirken, “Diğer kesimler ne olacak?” sorusu cevapsız kalıyor.
Hele hele 65 yaş ve üzerindekilere bedava kolonya dağıtılma kararı var ki bu madde ile dünyada açıklanan ekonomi paketlerini yerle bir etti Erdoğan. Kimin aklına geldi acaba bu şahane (!) fikir?
Bedava kolonya dağıtmak ne 500+45 milyar euroluk paket açıklalayan Almanya Başbakanı Angela Merkel’in ne de “Siz sağlınızı koruyun, parayı dert etmeyin. Şimdilik 85 milyar doları sizler için ayırdık. Bu da gelirimizi yüzde 3’ü.” diyen Kanada Başbakanı Justin Trudeu’nun aklına gelebildi.
Kabiliyet meselesi...
Yine 500 bin TL'nin altındaki konutlarda kredi tahsis edilebilecek oran yüzde 80'den yüzde 90'a çıkarıldı. Millet can derdinde iken bile AKP rant peşinde.
KORONA’YA KARŞI YENİ SLOGAN: 50 BİN PEŞİN DAİRE SENİN
Koronavirüs bütün sektörlerin üzerine kâbus gibi çökmüş, elde avuçta kalan üç beş kuruş inşaat lobisine aktarılıyor. Betona doymadılar gitti!
“50 bin peşin daire senin!” sloganı ile Koronavirüs’e harp ilan eden Erdoğan’ın bu madde ile hangi müteahhit ya da müteahhitleri kurtardığını herkes merak ediyor.
Ortalık toz dumanken, altın bile bir günde yüzde 10 değer kaybediyorken hangi aklı evvel “Peşinat yüzde 10’a inmiş gidelim ev alalım.” der.
Dünya Mersin’e bizimkiler tersine hareket ettiği için hadi aklı evveller çıktı diyelim. Hangi banka bu şartlarda kredi tahsis eder. Bankalar yarını göreceklerinden emin değil ki!
Aylardır Hazine Bakanı Berat Albayrak’ın talimatı ile para saçıyor hepsi. Şimdi işler tersine dönünce hepsi kara kara düşünüyor. Nasıl tahsil edilecek bu krediler?
Maalesef o kredilerde de hatırı sayılır bir tutar batacak. Tıpkı 2018 seçiminden evvel hükûmetin gözüne girmek için batık olduğunu bile bile yandaş müteahhitlere verdikleri krediler gibi bu son krediler de batacak.
HERKESE 1.000’ER DOLARLIK ÇEK
Amerika şu ana dek 1,5 trilyon dolarlık paket açıkladı. Şirketlerine “arkanızdayım” mesajı veriyor. Başkan Donald Trump her vatandaşına 1.000’er dolarlık (6 bin 500 TL) çek dağıtacak.
300 milyar dolarlık vergi faizsiz şimdilik 1 yıllığına ertelendi. Avrupa Merkez Bankası 750 milyar euroluk kurtarma paketi ile yangın bölgesinde.
Türkiye’de 7 gün ortalıkta görünmeyen Cumhurbaşkanı 20 bin sözleşmeli öğretmen ataması, bedava kolonya, Konaklama Vergisi’ni erteleme gibi maddelerle 82 milyonun karşısına çıktı.
Otellerde konaklama yok ki vergisini erteleseniz ne ertelemeseniz ne!
Turizm, havacılık, yiyecek-içecek başta olmak üzere pek çok sektörde on binlerce kişi kapının önüne konuldu.
Tazminatlar ve maaşların ne olacağı meçhul.
Hasta yoğun bakımda Erdoğan Aspirin tedavisi ile ayağa kaldırmaya çalışıyor. Ecza deposunda ilaç yok, dışarıdan alacak para da yok tabii.
Saray için paraya para demeyen Erdoğan vergileri ödeyenlerin sadece sırtını sıvazlıyor. Şaşırmamak lâzım.
YABANCILAR BİR HAFTADA 6 MİLYAR TL’Yİ BAVULA KOYDU GİTTİ
Aile şirketi gibi idare ettiği Türkiye’yi damadı ile birlikte krize sürükleyen ve kasayı tam takır kuru bakıra çeviren Erdoğan çok yakında Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) kapısını çalmak mecburiyetinde kalırsa şaşırmayın.
Henüz teyit ettiremediğim bir iddia var: Ankara’da IMF ile arka kapı diplomasisi ile müzakereler başlamış.
Merkez Bankası tablolarına baktım.
13 Mart ile biten haftada sadece Borsa İstanbul ve devlet tahvilleri piyasasından 900 milyon dolar (6 milyar TL) net çıkış oldu. Sıcak para bile faiz rekortmeni Türkiye’yi terk ediyor.
Hukuk ve demokrasi zaten yoktu.
Şimdi bütün paralarının batmasından endişe ediyorlar. Borsa İstanbul’daki çöküşün nerede duracağı belli değil. Para gelmediği gibi gidiyor...
Tulumba kurudu. Tulumbaya su vermeden çoraklaşan piyasaları yeşertmek imkânsız.
Erdoğan bakalım IMF hakkında sarf ettiği o büyük sözleri de ne zaman yutacak?
[Turhan Bozkurt] 19.3.2020 [Samanyolu Haber]
Yanılmış olmayı çok isterdim. Amma velâkin görünen köy kılavuz istemiyor ki!
Kasadaki 47 milyar liralık “ihtiyat akçesi” bile müteahhitler için harcanmadı mı?
Sözle peynir gemisi yürümeyeceğine göre AKP hükûmeti hangi para ile zor günlerde vatandaşına destek verecek?
BİR PARMAK BAL ÇAL, UNUTTUR ÖYLE Mİ?
Seçim otobüsünün üzerinden 250 gramlık çay paketlerini bedava saçmaya alışan AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan esnafın, çiftçinin, sanayicinin beklentisinin onda birini bile karşılayamadı.
Sair vakitlerde “emekli maaşı Avrupa’dan bile fazla” yalanını dillendirenler Koronavirüs paketine “en düşük emekli maaşı 1.500 TL olacak” maddesini ilave etti.
Bu da demek oluyor ki Türkiye’de halihazırda en az 1 milyon yakın emekli 700 TL ila 1.300 TL arasında maaş alıyor. Türkiye’yi kıskanan Almanya’nın para birimine vurulduğunda 100 euro ila 185 euro…
Erdoğan yıllardır ihmal ettiği düşük maaşlı emekliyi şirketler çökerken, esnaf kepenk indirirken veya çalışanlar maaşlarını nasıl alacağının derdine düşmüşken hatırlayırverdi.
Elinde “Emeklinin oyunun daha sağlam olduğuna” dair veri olmasa bunu da yapmazdı. Saray’ın ikbali açısından oya tahvil edilen her iş önceliklidir.
BEDAVA KOLONYA DAĞITMAK KİMİN AKLINA GELDİ?
Yine de emekliler adına sevinirken, “Diğer kesimler ne olacak?” sorusu cevapsız kalıyor.
Hele hele 65 yaş ve üzerindekilere bedava kolonya dağıtılma kararı var ki bu madde ile dünyada açıklanan ekonomi paketlerini yerle bir etti Erdoğan. Kimin aklına geldi acaba bu şahane (!) fikir?
Bedava kolonya dağıtmak ne 500+45 milyar euroluk paket açıklalayan Almanya Başbakanı Angela Merkel’in ne de “Siz sağlınızı koruyun, parayı dert etmeyin. Şimdilik 85 milyar doları sizler için ayırdık. Bu da gelirimizi yüzde 3’ü.” diyen Kanada Başbakanı Justin Trudeu’nun aklına gelebildi.
Kabiliyet meselesi...
Yine 500 bin TL'nin altındaki konutlarda kredi tahsis edilebilecek oran yüzde 80'den yüzde 90'a çıkarıldı. Millet can derdinde iken bile AKP rant peşinde.
KORONA’YA KARŞI YENİ SLOGAN: 50 BİN PEŞİN DAİRE SENİN
Koronavirüs bütün sektörlerin üzerine kâbus gibi çökmüş, elde avuçta kalan üç beş kuruş inşaat lobisine aktarılıyor. Betona doymadılar gitti!
“50 bin peşin daire senin!” sloganı ile Koronavirüs’e harp ilan eden Erdoğan’ın bu madde ile hangi müteahhit ya da müteahhitleri kurtardığını herkes merak ediyor.
Ortalık toz dumanken, altın bile bir günde yüzde 10 değer kaybediyorken hangi aklı evvel “Peşinat yüzde 10’a inmiş gidelim ev alalım.” der.
Dünya Mersin’e bizimkiler tersine hareket ettiği için hadi aklı evveller çıktı diyelim. Hangi banka bu şartlarda kredi tahsis eder. Bankalar yarını göreceklerinden emin değil ki!
Aylardır Hazine Bakanı Berat Albayrak’ın talimatı ile para saçıyor hepsi. Şimdi işler tersine dönünce hepsi kara kara düşünüyor. Nasıl tahsil edilecek bu krediler?
Maalesef o kredilerde de hatırı sayılır bir tutar batacak. Tıpkı 2018 seçiminden evvel hükûmetin gözüne girmek için batık olduğunu bile bile yandaş müteahhitlere verdikleri krediler gibi bu son krediler de batacak.
HERKESE 1.000’ER DOLARLIK ÇEK
Amerika şu ana dek 1,5 trilyon dolarlık paket açıkladı. Şirketlerine “arkanızdayım” mesajı veriyor. Başkan Donald Trump her vatandaşına 1.000’er dolarlık (6 bin 500 TL) çek dağıtacak.
300 milyar dolarlık vergi faizsiz şimdilik 1 yıllığına ertelendi. Avrupa Merkez Bankası 750 milyar euroluk kurtarma paketi ile yangın bölgesinde.
Türkiye’de 7 gün ortalıkta görünmeyen Cumhurbaşkanı 20 bin sözleşmeli öğretmen ataması, bedava kolonya, Konaklama Vergisi’ni erteleme gibi maddelerle 82 milyonun karşısına çıktı.
Otellerde konaklama yok ki vergisini erteleseniz ne ertelemeseniz ne!
Turizm, havacılık, yiyecek-içecek başta olmak üzere pek çok sektörde on binlerce kişi kapının önüne konuldu.
Tazminatlar ve maaşların ne olacağı meçhul.
Hasta yoğun bakımda Erdoğan Aspirin tedavisi ile ayağa kaldırmaya çalışıyor. Ecza deposunda ilaç yok, dışarıdan alacak para da yok tabii.
Saray için paraya para demeyen Erdoğan vergileri ödeyenlerin sadece sırtını sıvazlıyor. Şaşırmamak lâzım.
YABANCILAR BİR HAFTADA 6 MİLYAR TL’Yİ BAVULA KOYDU GİTTİ
Aile şirketi gibi idare ettiği Türkiye’yi damadı ile birlikte krize sürükleyen ve kasayı tam takır kuru bakıra çeviren Erdoğan çok yakında Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) kapısını çalmak mecburiyetinde kalırsa şaşırmayın.
Henüz teyit ettiremediğim bir iddia var: Ankara’da IMF ile arka kapı diplomasisi ile müzakereler başlamış.
Merkez Bankası tablolarına baktım.
13 Mart ile biten haftada sadece Borsa İstanbul ve devlet tahvilleri piyasasından 900 milyon dolar (6 milyar TL) net çıkış oldu. Sıcak para bile faiz rekortmeni Türkiye’yi terk ediyor.
Hukuk ve demokrasi zaten yoktu.
Şimdi bütün paralarının batmasından endişe ediyorlar. Borsa İstanbul’daki çöküşün nerede duracağı belli değil. Para gelmediği gibi gidiyor...
Tulumba kurudu. Tulumbaya su vermeden çoraklaşan piyasaları yeşertmek imkânsız.
Erdoğan bakalım IMF hakkında sarf ettiği o büyük sözleri de ne zaman yutacak?
[Turhan Bozkurt] 19.3.2020 [Samanyolu Haber]
Karantina koğuşları işe yaramaz!
Salgın ve cezaevlerinin durumu...''Koronavirüs salgını esnasında cezaevlerinin durumu konusu objektif bir bağlamda ele alınmayı gerektiriyor. Cezaevlerinde risk altında olan yaşlıların, hamile kadınların, bebek ve çocukların, kanser, diyabet, kalp, yüksek tansiyon gibi hastalığı olanların durumu öncelikli olarak ele alınmalı.''
Av. Ömer TURANLI / genotr.com
SALGIN VE CEZAEVLERİNİN DURUMU
“Koronavirüs hapishanelerde yayılmaya başlarsa kimse ne olacağını tam olarak tahmin edemez” diyor uzmanlar. Herkesin son birkaç hafta içinde öğrendiği “sosyal uzaklaşma” ve “kendini karantinaya alma” gibi terimler hapishaneler için herhangi bir anlam ifade etmiyor.
Dünya, koronavirüs salgını nedeniyle tutuklu ve hükümlüler için neler yapılması ve ne gibi önlemler alınması gerektiğini tartışırken, İran salgının cezaevlerinde yayılmasını engellemek için geçtiğimiz günlerde 85.000 mahkumu serbest bıraktığını duyurdu.
113 cezaevi personelinin ve 75 mahkûmun koronavirüs semptomu göstermesi üzerine İngiltere’de tutuklu ve mahkumların salıverilmesi tartışılmaya başlandı ve İngiliz yetkililer bu seçeneğin de göz ardı edilemeyeceğini ifade ediyorlar.
ABD’de kefaletle serbest bırakma ve yaşlı mahpusların serbest bırakılması da dahil olmak üzere, riski sınırlandırmak için acil adımlar atmasının gerekliliği tartışılıyor.
İnsan Hakları İzleme Örgütü, Mısır’daki hapishanelerdeki salgın riskini dikkate alarak barışçıl eylemlerden ötürü hapiste tutulan tutukluların serbest bırakılması çağrısı yaptı.
Türkiye’de ise bu konu henüz doğru bir zeminde tartışılmaya başlanmadı maalesef. 300 bin tutuklu ve hükümlü bulunuyor cezaevlerinde. 800 den fazla bebek anneleriyle cezaevinde. Yargı bağımsızlığı ortadan kalktığı için seri ve kitlesel tutuklama kararları veriliyor. Kanunen suç sayılamayacak fiiller bahane edilerek binlerce insan siyasi nedenlerden ötürü tutuklandı veya tutuklanıyor. Adalet ile halk sağlığı arasında sıkışmış bir ülke değil Türkiye. Adaletsizliğin giderilmesi ile halk sağlığına da pozitif katkı sağlanabilecek bir zemindeyiz aslında.
Dolayısıyla koronavirüs salgını esnasında cezaevlerinin durumu konusu objektif bir bağlamda ele alınmayı gerektiriyor. Cezaevlerinde risk altında olan yaşlıların, hamile kadınların, bebek ve çocukların, kanser, diyabet, kalp, yüksek tansiyon gibi hastalığı olanların durumu öncelikli olarak ele alınmalı.
Cezaevleri çok kalabalık, kapasitelerinin çok üstünde insan barındırıyor. 8-10 kişilik koğuşlarda 30-40 kişinin kaldığı rapor ediliyor sürekli. Salgının önlenmesi için en önemli şey olan hijyene hapishanelerde rastlamak imkansız. Dezenfektan, maske vs gibi koruyucu malzemeler bir yana sabun, diş macunu, fırça, tuvalet kağıdı gibi malzemeler bile çok sınırlı sayıda temin edilebiliyor. Yıkanmak için sıcak su imkanı çok kısıtlı. En temel temizlik malzemelerine bile zamanında ve kolayca ulaşma imkanı bulamıyor tutuklu ve hükümlüler.
Hapishane hastane değil. Sağlık ve tedavi imkanları zaten çok zor ve bazı cezaevlerinde tedavi hakları kasten zorlaştırılıyor. Hapishanelerin revirleri çok yetersiz. Muhtemel bir salgın durumunda cezaevlerinin sağlık ve tedavi önlemleri açısından gerekli tedbirleri geliştirebilmesi yapısal olarak mümkün değil.
Hali hazırda Edirne, Balıkesir ve Silivri cezaevlerinde koronavirüse rastlandığı iddia ediliyor. Önlem olarak karantina koğuşları oluşturulduğu belirtiliyor ama uzmanlar bunun çok işe yaramayacağı uyarısında bulunuyorlar. Aile görüşleri çoğu cezaevinde ya erteleniyor ya da belirsiz bir tarihe kadar askıya alınıyor. Ayrıca cezaevlerinden gelen verilerin şeffaf olmadığını da ekleyelim.
Öte yandan hapishaneler salgının dışarıya taşınmasında da önemli bir etkiye sahip. Özellikle cezaevi çalışanlarının, içeride kolayca yayılma imkanı bulacak olan virüsü dışarıya taşıma yayma ihtimalleri de çok yüksek.
Bu kapsamda, korona virüs salgınının yaşlı ve hastalar üzerinde ölümcül etkisi olduğu bilindiği için, cezaevlerinde bulunan yaşlılar, bakımlarını sağlama konusunda yetersiz kalan sakatlar, kanser, yüksek tansiyon, kalp, diyabet ve benzeri hastalığı olan tüm tutuklu ve hükümlülerin serbest bırakılması, diğer tutuklu ve hükümlülerin yaşam haklarının korunması için de her türlü tedbirin alınması gerekmekte.
[Samanyolu Haber] 19.3.2020
Av. Ömer TURANLI / genotr.com
SALGIN VE CEZAEVLERİNİN DURUMU
“Koronavirüs hapishanelerde yayılmaya başlarsa kimse ne olacağını tam olarak tahmin edemez” diyor uzmanlar. Herkesin son birkaç hafta içinde öğrendiği “sosyal uzaklaşma” ve “kendini karantinaya alma” gibi terimler hapishaneler için herhangi bir anlam ifade etmiyor.
Dünya, koronavirüs salgını nedeniyle tutuklu ve hükümlüler için neler yapılması ve ne gibi önlemler alınması gerektiğini tartışırken, İran salgının cezaevlerinde yayılmasını engellemek için geçtiğimiz günlerde 85.000 mahkumu serbest bıraktığını duyurdu.
113 cezaevi personelinin ve 75 mahkûmun koronavirüs semptomu göstermesi üzerine İngiltere’de tutuklu ve mahkumların salıverilmesi tartışılmaya başlandı ve İngiliz yetkililer bu seçeneğin de göz ardı edilemeyeceğini ifade ediyorlar.
ABD’de kefaletle serbest bırakma ve yaşlı mahpusların serbest bırakılması da dahil olmak üzere, riski sınırlandırmak için acil adımlar atmasının gerekliliği tartışılıyor.
İnsan Hakları İzleme Örgütü, Mısır’daki hapishanelerdeki salgın riskini dikkate alarak barışçıl eylemlerden ötürü hapiste tutulan tutukluların serbest bırakılması çağrısı yaptı.
Türkiye’de ise bu konu henüz doğru bir zeminde tartışılmaya başlanmadı maalesef. 300 bin tutuklu ve hükümlü bulunuyor cezaevlerinde. 800 den fazla bebek anneleriyle cezaevinde. Yargı bağımsızlığı ortadan kalktığı için seri ve kitlesel tutuklama kararları veriliyor. Kanunen suç sayılamayacak fiiller bahane edilerek binlerce insan siyasi nedenlerden ötürü tutuklandı veya tutuklanıyor. Adalet ile halk sağlığı arasında sıkışmış bir ülke değil Türkiye. Adaletsizliğin giderilmesi ile halk sağlığına da pozitif katkı sağlanabilecek bir zemindeyiz aslında.
Dolayısıyla koronavirüs salgını esnasında cezaevlerinin durumu konusu objektif bir bağlamda ele alınmayı gerektiriyor. Cezaevlerinde risk altında olan yaşlıların, hamile kadınların, bebek ve çocukların, kanser, diyabet, kalp, yüksek tansiyon gibi hastalığı olanların durumu öncelikli olarak ele alınmalı.
Cezaevleri çok kalabalık, kapasitelerinin çok üstünde insan barındırıyor. 8-10 kişilik koğuşlarda 30-40 kişinin kaldığı rapor ediliyor sürekli. Salgının önlenmesi için en önemli şey olan hijyene hapishanelerde rastlamak imkansız. Dezenfektan, maske vs gibi koruyucu malzemeler bir yana sabun, diş macunu, fırça, tuvalet kağıdı gibi malzemeler bile çok sınırlı sayıda temin edilebiliyor. Yıkanmak için sıcak su imkanı çok kısıtlı. En temel temizlik malzemelerine bile zamanında ve kolayca ulaşma imkanı bulamıyor tutuklu ve hükümlüler.
Hapishane hastane değil. Sağlık ve tedavi imkanları zaten çok zor ve bazı cezaevlerinde tedavi hakları kasten zorlaştırılıyor. Hapishanelerin revirleri çok yetersiz. Muhtemel bir salgın durumunda cezaevlerinin sağlık ve tedavi önlemleri açısından gerekli tedbirleri geliştirebilmesi yapısal olarak mümkün değil.
Hali hazırda Edirne, Balıkesir ve Silivri cezaevlerinde koronavirüse rastlandığı iddia ediliyor. Önlem olarak karantina koğuşları oluşturulduğu belirtiliyor ama uzmanlar bunun çok işe yaramayacağı uyarısında bulunuyorlar. Aile görüşleri çoğu cezaevinde ya erteleniyor ya da belirsiz bir tarihe kadar askıya alınıyor. Ayrıca cezaevlerinden gelen verilerin şeffaf olmadığını da ekleyelim.
Öte yandan hapishaneler salgının dışarıya taşınmasında da önemli bir etkiye sahip. Özellikle cezaevi çalışanlarının, içeride kolayca yayılma imkanı bulacak olan virüsü dışarıya taşıma yayma ihtimalleri de çok yüksek.
Bu kapsamda, korona virüs salgınının yaşlı ve hastalar üzerinde ölümcül etkisi olduğu bilindiği için, cezaevlerinde bulunan yaşlılar, bakımlarını sağlama konusunda yetersiz kalan sakatlar, kanser, yüksek tansiyon, kalp, diyabet ve benzeri hastalığı olan tüm tutuklu ve hükümlülerin serbest bırakılması, diğer tutuklu ve hükümlülerin yaşam haklarının korunması için de her türlü tedbirin alınması gerekmekte.
[Samanyolu Haber] 19.3.2020
AKP’nin korona önlemi: Silivri’de 7 kişilik koğuşların nüfusu 45’e çıktı!
Silivri Cezaevi’nde 7 kişilik koğuşlarda kalanların sayısının 35’den 45’e çıktığı ileri sürüldü. Cezaevinde karantina koğuşları oluşturulduğu, bu nedenle tutukluların diğer koğuşlara dağıtıldığı belirtiliyor.
İnsan Hakları Savunucusu Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu, bir takipçisinin kendisine gönderdiği mesajı sosyal medya hesabından paylaştı. “Cezaevlerinde hal bu..!” diyen Gergerlioğlu’nun paylaştığı mesajda şu ifadeler kullanılıyor: “Sayın vekilim,eşim Silivri7nolu ceza evinde kalıyor. 7kişi kapasiteli koğuşta 35 kişi kalıyorlardı.Bugün telefon görüştük. Karantina koğuşu oluşturuluyor denilerek koğuşları birleştirmişler.Koğuştaki kişi 45 olmuş. Çok kalabalık, her şey çok karışık dedi.”
45 KİŞİYE İKİ TUVALET, İKİ BANYO
Söz konusu koğuşlarda toplam iki tuvalet ve iki banyo bulunuyor. Neredeyse 23 kişiye bir tuvalet ve bir banyo düşüyor. Avlunun genişliği ise 100 metre kare bile yok. 8 adım genişliğinde, 13 adım uzunluğunda! 45 kişi işte bu kadarcık alanda ‘volta’ atıyor!
KAPASİTE FAZLASI MAHKUM SAYISI 65 BİN!
AKP rejimi iktidara geldiğinde cezaevlerinde 52 bin civarında mahkum ve tutuklu vardı. Bugün rakam 300 bine dayandı. Cezaevlerinin kapasitesi ise 1 kişilik odalara 5 ranza konularak 235 bine çıkarıldı. Kapasite fazlası mahkum sayısı 65 bin civarında. İnsanlar yer yataklarında yatmak zorunda kalıyor. Sağlık hizmetlerine ulaşmak neredeyse imkansız. Sıcak su sorunu var. Hijyen konusunda ciddi problemler yaşanıyor. Ancak AKP iktidarı bütün uyarılara rağmen korona virüs önlemleri kapsamında cezaevlerini boşaltmamak için direniyor.
[TR724] 19.3.2020
İnsan Hakları Savunucusu Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu, bir takipçisinin kendisine gönderdiği mesajı sosyal medya hesabından paylaştı. “Cezaevlerinde hal bu..!” diyen Gergerlioğlu’nun paylaştığı mesajda şu ifadeler kullanılıyor: “Sayın vekilim,eşim Silivri7nolu ceza evinde kalıyor. 7kişi kapasiteli koğuşta 35 kişi kalıyorlardı.Bugün telefon görüştük. Karantina koğuşu oluşturuluyor denilerek koğuşları birleştirmişler.Koğuştaki kişi 45 olmuş. Çok kalabalık, her şey çok karışık dedi.”
45 KİŞİYE İKİ TUVALET, İKİ BANYO
Söz konusu koğuşlarda toplam iki tuvalet ve iki banyo bulunuyor. Neredeyse 23 kişiye bir tuvalet ve bir banyo düşüyor. Avlunun genişliği ise 100 metre kare bile yok. 8 adım genişliğinde, 13 adım uzunluğunda! 45 kişi işte bu kadarcık alanda ‘volta’ atıyor!
KAPASİTE FAZLASI MAHKUM SAYISI 65 BİN!
AKP rejimi iktidara geldiğinde cezaevlerinde 52 bin civarında mahkum ve tutuklu vardı. Bugün rakam 300 bine dayandı. Cezaevlerinin kapasitesi ise 1 kişilik odalara 5 ranza konularak 235 bine çıkarıldı. Kapasite fazlası mahkum sayısı 65 bin civarında. İnsanlar yer yataklarında yatmak zorunda kalıyor. Sağlık hizmetlerine ulaşmak neredeyse imkansız. Sıcak su sorunu var. Hijyen konusunda ciddi problemler yaşanıyor. Ancak AKP iktidarı bütün uyarılara rağmen korona virüs önlemleri kapsamında cezaevlerini boşaltmamak için direniyor.
[TR724] 19.3.2020
Felaket kapıdan girdi, AKP ‘algı’ peşinde: O doktora özür dilettirildi [İlker Doğan]
Dünyayı dize getiren koronavirüs, Türkiye’yi de sarsmaya başladı. İktidar temsilcilerinin açıkladığı rakamların aksine enfekte olan hasta sayısının binleri aştığı belitriliyor. İnternete sızan görüntüde hastane personeline eğitim veren Uzman Dr. Güle Çınar’ın sözleri felaketin kapıdan girdiğini ortaya koydu.
Dr. Güle Çınar’a göre enfekte hasta sayısı binlerle ifade ediliyor. Hastaneler dolmaya başladı. Çalıştığı hastanenin bir katının dolduğunu, bugünden itibaren ikinci kata hasta almaya başlayacaklarını anlatan Çınar, “Söylendiği gibi öyle yüzlerde falan değiliz artık. Binleri aştık. İstanbul çok fena. Ankara da fena başladı. Van’da da var. Kayseri’de var üç tane. Üçü de umreden gelme. Zekai Tahir Hastanesi (Ankara) doldu. Orada da umreden gelenler var.” diyor. Ankara Üniversitesi, ilerleyen saatlerde sosyal medyada yayılan videodaki ifadeleri nedeniyle Uz. Dr. Güle Çınar’a özür açıklaması yaptırdı. Ankara Üniversitesi resmi Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, Tıp Fakültesi’ne İbni Sina Hastanesi Başhekimliği’nin açıklaması olduğunu belirterek videodaki Uz. Dr. Güle Çınar’ın özür mektubunu yayımladı.
Uzmanlara göre rakamı gizleyen iktidar, toplum sağlığını ciddi anlamda riske attı ve Türkiye adım adım İtalya olma yolunda ilerliyor.
SİNGAPUR OLMAYI KAÇIRDIK!
Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Alpay Azap da dün dikkat çekici bir paylaşımda bulundu. Türkiye’nin Singapur olma şansını kaybettiğini söyleyen Azap, “Bundan sonra tüm enerjimizi İtalya olmamaya harcamalıyız.” ifadelerini kullandı. Dün 19.00 itibariyle İtalya’da yeni tip koronavirüsten ölenlerin sayısı 475 kişi artarak 2.978’e yükseldi.
Türkiye’de ilk koronavirüs vakası 11 Mart’ta Sağlık Bakanı Fahrettin Koca tarafından 1 olarak açıklandı. İki gün sonra rakam 5’e çıktı. 16 Mart’ta rakam 18’e yükseldi. Bir gün sonra ise 47 olarak açıklandı. 17 Mart gecesi Fahrettin Koca yine kameralar karşısına geçti ve yeni eklenenlerle birlikte rakamı 98 olarak açıkladı. Ve 89 yaşındaki bir erkek vatandaşın hayatını kaybettiğini duyurdu.
İKTİDAR RAKAMI NEDEN GİZLEDİ?
İktidar temsilcileri rakamların gizlendiği iddiaları yalanladı. ‘Provokatörlere’ ilişkin soruşturma açıldığı açıklandı. Önceki gün Türk Tabibler Birliği Merkez Konseyi Başkanı Sinan Adıyaman konuştu. Koronavirüse yakalanmış hasta sayısının açıklanan resmi sayıların üzerinde olduğuna yönelik duyumlar aldıklarını ifade etti. Adıyaman, “Bizim aldığımız duyumlar, hasta sayısının daha fazla olduğu yönünde. Bu durum toplum sağlığı ve sağlık çalışanlarının sağlığı açısından da büyük risk taşıyor.” dedi.
VE SONUÇ: FELAKET KAPIYA DAYANMIŞ
TTB’nin açıklamasından bir gün sonra internete düşen bir görüntü Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu da gözler önüne serdi. Görüntüde bir doktor (sağlık çalışanı) hastane personeline koronovirüsle ilgili eğitim veriyor. Doktorun sözleri, iktidar temsilcilerinin 98 (Dün gece bu rakam 191 olarak güncellendi) olarak açıkladığı rakamın aslında doğru olmadığını net olarak ortaya koyuyor. Buna göre hasta sayısı binleri çoktan aşmış durumda. Bir çok hastanede katlar boşaltılarak karantina uygulaması başlandı. Kendi çalıştığı hastanenin bir katının dolduğunu, yarından (bugünden) itibaren ikinci kata hasta almaya başlayacaklarını anlatıyor.
‘UMRECİLER MAHVETTİ, İSTANBUL FELAKET’
Videosu internete sızan Uzman Dr. Güle Çınar’a göre umreden dönenler bütün planları bozdu. İşte vehameti gözler önüne seren o sözler: “Görünüşe göre kötü başladık, nasıl gideceğini bilmiyoruz. İtalya olmamayı umuyoruz. Aslında bayağı kontrollü gidiliyordu ama umre işi mahvetti. Şu an artık vaka sayısını binlerle konuşabiliriz. Binleri bulmaya başladı vakalar. Söylendiği gibi öyle yüzlerde falan değiliz artık. İstanbul çok fena. Ankara da fena başladı. Van’da da var. Kayseri’de var üç tane. üçü de umreden gelme. Zekai Tahir doldu. orada da umreden gelenler var.”
Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Alpay Azap, Türkiye’nin Singapur olma şansını kaybettiğini söyledi. Azap, “Hong Kong, Singapur olma şansımızı kaybettik. Bundan sonra tüm enerjimizi İtalya olmamaya harcamalıyız.” ifadelerini kullandı. Singapur, korona virüsle en etkin mücedele eden ülkelerden biri. İtalya ise İran’la birlikte en kötü sınav veren ülkeler arasında.
İTALYA’DA NE OLDU/OLUYOR?
İtalya’da koronavirüs bağlantılı ölüm oranının yüzde 7. Dünya ortalamasının iki katından daha yüksek. 6 Mart Cuma günü ülke genelinde 4 bin 636 vaka tespit edilmiş ve bunların 197’si hayatını kaybetmişti. Dün 19.00 itibariyle İtalya’da yeni tip koronavirüsten ölenlerin sayısı bir günde 475 kişi artarak 2 bin 978’e yükseldi. Sadece 12 günde 2 bin 781 ölüm vakası yaşandı.
SİNGAPUR GİZLEMEDİ, BAŞARDI!
Peki koronavirüsle etkin mücadele eden Singapur devleti ne yaptı? Daha önce SARS-CoV-2 ile mücadele etmek zorunda kalan Singapur, Kovid-19’a hazırlıklıydı. Sıkı seyahat kontrolleri oluşturuldu. Hasta insanları ve onların temasa geçtiği bütün bireyleri saptamak için protokoller geliştirildi. Hükûmet kaç hasta olduğunu, onların temasa geçtiği insanları ve lokasyonlarını detaylı bir şekilde halk ile paylaştı. Gizlemedi, rakamları saklamadı. Vatandaş sürekli bilgilendirildi. Test kitlerini kendileri üretti ve ücretsiz test imkanı sundu. Halka ücretsiz maske dağıtıldı. Gidilen her yerde vücud ısısı kontrolü yapıldı. Büyük organizasyonları iptal etti, okulları kapattı ve insanlara evlerinde kalmaları için çağrılarda bulundu. Hastanelerde geniş güvenlik önlemleri alındı. Virüsün ilk görüldüğü ülkelerden olan Singapur’da önceki gün itibariyle tespit edilen vaka sayısı 300 civarındaydı. Hiç ölüm yaşanmadı.
BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️
Acil çağrı: Cezaevlerini boşaltın!
Korkulan oldu ve koronavirüs Türkiye’deki cezaevlerine sıçradı. Balıkesir ve Edirne’nin ardından İzmir ve Silivri cezaevlerinde de karantina uygulaması başladı. Bir çok ülke korona virüsle mücadele kapsamında cezaevlerini boşaltıyor. Buna Çin, İran, İtalya, Bahreyn ve Norveç’in ardından ABD de eklendi. ABD’nin California, Ohio ve Illinois eyaletlerinde Koronavirüs riskinden dolayı yüzlerce tutuklu tahliye edildi. Ancak AKP iktidarı yapılan bütün ‘tahliye’ çağrılarını duymazdan geliyor.
CELAL ÜLGEN: ADLİ KONTROLLE SALIVERİN
Avukat Celal Ülgen dün yeniden ‘Acil çağrı’ yaptı. Ülgen, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Acil Çağrı; Böyle önemli kriz döneminde Cezaevlerinin doluluk taşıması ve tutuksuz yargı sürecine geçilmemesi büyük sorumsuzluk taşımaktadır. Adalet Bakanlığı başta olmak üzere tüm sorumluları hiç değilse adli kontrol tedbiri ile tüm tutukluları tahliye etmeye çağırıyorum… Adli kontrol önlemenin çeşitli aşama ve dereceleri var. Atılı bulunan Suçun ağırlığına ve somut delillere göre geçici olarak adli kontrol önlemi seçilebilir. Aksi görüşte olan arkadaşlara duyurulur.” ifadelerini kullandı.
[İlker Doğan] 19.3.2020 [TR724]
Dr. Güle Çınar’a göre enfekte hasta sayısı binlerle ifade ediliyor. Hastaneler dolmaya başladı. Çalıştığı hastanenin bir katının dolduğunu, bugünden itibaren ikinci kata hasta almaya başlayacaklarını anlatan Çınar, “Söylendiği gibi öyle yüzlerde falan değiliz artık. Binleri aştık. İstanbul çok fena. Ankara da fena başladı. Van’da da var. Kayseri’de var üç tane. Üçü de umreden gelme. Zekai Tahir Hastanesi (Ankara) doldu. Orada da umreden gelenler var.” diyor. Ankara Üniversitesi, ilerleyen saatlerde sosyal medyada yayılan videodaki ifadeleri nedeniyle Uz. Dr. Güle Çınar’a özür açıklaması yaptırdı. Ankara Üniversitesi resmi Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, Tıp Fakültesi’ne İbni Sina Hastanesi Başhekimliği’nin açıklaması olduğunu belirterek videodaki Uz. Dr. Güle Çınar’ın özür mektubunu yayımladı.
Uzmanlara göre rakamı gizleyen iktidar, toplum sağlığını ciddi anlamda riske attı ve Türkiye adım adım İtalya olma yolunda ilerliyor.
SİNGAPUR OLMAYI KAÇIRDIK!
Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Alpay Azap da dün dikkat çekici bir paylaşımda bulundu. Türkiye’nin Singapur olma şansını kaybettiğini söyleyen Azap, “Bundan sonra tüm enerjimizi İtalya olmamaya harcamalıyız.” ifadelerini kullandı. Dün 19.00 itibariyle İtalya’da yeni tip koronavirüsten ölenlerin sayısı 475 kişi artarak 2.978’e yükseldi.
Türkiye’de ilk koronavirüs vakası 11 Mart’ta Sağlık Bakanı Fahrettin Koca tarafından 1 olarak açıklandı. İki gün sonra rakam 5’e çıktı. 16 Mart’ta rakam 18’e yükseldi. Bir gün sonra ise 47 olarak açıklandı. 17 Mart gecesi Fahrettin Koca yine kameralar karşısına geçti ve yeni eklenenlerle birlikte rakamı 98 olarak açıkladı. Ve 89 yaşındaki bir erkek vatandaşın hayatını kaybettiğini duyurdu.
İKTİDAR RAKAMI NEDEN GİZLEDİ?
İktidar temsilcileri rakamların gizlendiği iddiaları yalanladı. ‘Provokatörlere’ ilişkin soruşturma açıldığı açıklandı. Önceki gün Türk Tabibler Birliği Merkez Konseyi Başkanı Sinan Adıyaman konuştu. Koronavirüse yakalanmış hasta sayısının açıklanan resmi sayıların üzerinde olduğuna yönelik duyumlar aldıklarını ifade etti. Adıyaman, “Bizim aldığımız duyumlar, hasta sayısının daha fazla olduğu yönünde. Bu durum toplum sağlığı ve sağlık çalışanlarının sağlığı açısından da büyük risk taşıyor.” dedi.
VE SONUÇ: FELAKET KAPIYA DAYANMIŞ
TTB’nin açıklamasından bir gün sonra internete düşen bir görüntü Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu da gözler önüne serdi. Görüntüde bir doktor (sağlık çalışanı) hastane personeline koronovirüsle ilgili eğitim veriyor. Doktorun sözleri, iktidar temsilcilerinin 98 (Dün gece bu rakam 191 olarak güncellendi) olarak açıkladığı rakamın aslında doğru olmadığını net olarak ortaya koyuyor. Buna göre hasta sayısı binleri çoktan aşmış durumda. Bir çok hastanede katlar boşaltılarak karantina uygulaması başlandı. Kendi çalıştığı hastanenin bir katının dolduğunu, yarından (bugünden) itibaren ikinci kata hasta almaya başlayacaklarını anlatıyor.
‘UMRECİLER MAHVETTİ, İSTANBUL FELAKET’
Videosu internete sızan Uzman Dr. Güle Çınar’a göre umreden dönenler bütün planları bozdu. İşte vehameti gözler önüne seren o sözler: “Görünüşe göre kötü başladık, nasıl gideceğini bilmiyoruz. İtalya olmamayı umuyoruz. Aslında bayağı kontrollü gidiliyordu ama umre işi mahvetti. Şu an artık vaka sayısını binlerle konuşabiliriz. Binleri bulmaya başladı vakalar. Söylendiği gibi öyle yüzlerde falan değiliz artık. İstanbul çok fena. Ankara da fena başladı. Van’da da var. Kayseri’de var üç tane. üçü de umreden gelme. Zekai Tahir doldu. orada da umreden gelenler var.”
Tıp Fakültemiz İbni Sina Hastanesi Başhekimliğinden Açıklama:— Ankara Üniversitesi (@AnkaraUni) March 18, 2020
Bugün sosyal medyada dolaşan Hastanemizle ilgili video görüntüsü hakkında Uz. Dr. G. Çınar'ın açıklaması ektedir. Konuyla ilgili inceleme başlatılmış olup gerekli uyarılar yapılmıştır.
Kamuoyuna duyurulur. pic.twitter.com/oNO8TAUqrY
BİLİM KURULU ÜYESİ: SİNGAPUR OLMAYI KAÇIRDIK
Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Alpay Azap, Türkiye’nin Singapur olma şansını kaybettiğini söyledi. Azap, “Hong Kong, Singapur olma şansımızı kaybettik. Bundan sonra tüm enerjimizi İtalya olmamaya harcamalıyız.” ifadelerini kullandı. Singapur, korona virüsle en etkin mücedele eden ülkelerden biri. İtalya ise İran’la birlikte en kötü sınav veren ülkeler arasında.
İTALYA’DA NE OLDU/OLUYOR?
İtalya’da koronavirüs bağlantılı ölüm oranının yüzde 7. Dünya ortalamasının iki katından daha yüksek. 6 Mart Cuma günü ülke genelinde 4 bin 636 vaka tespit edilmiş ve bunların 197’si hayatını kaybetmişti. Dün 19.00 itibariyle İtalya’da yeni tip koronavirüsten ölenlerin sayısı bir günde 475 kişi artarak 2 bin 978’e yükseldi. Sadece 12 günde 2 bin 781 ölüm vakası yaşandı.
SİNGAPUR GİZLEMEDİ, BAŞARDI!
Peki koronavirüsle etkin mücadele eden Singapur devleti ne yaptı? Daha önce SARS-CoV-2 ile mücadele etmek zorunda kalan Singapur, Kovid-19’a hazırlıklıydı. Sıkı seyahat kontrolleri oluşturuldu. Hasta insanları ve onların temasa geçtiği bütün bireyleri saptamak için protokoller geliştirildi. Hükûmet kaç hasta olduğunu, onların temasa geçtiği insanları ve lokasyonlarını detaylı bir şekilde halk ile paylaştı. Gizlemedi, rakamları saklamadı. Vatandaş sürekli bilgilendirildi. Test kitlerini kendileri üretti ve ücretsiz test imkanı sundu. Halka ücretsiz maske dağıtıldı. Gidilen her yerde vücud ısısı kontrolü yapıldı. Büyük organizasyonları iptal etti, okulları kapattı ve insanlara evlerinde kalmaları için çağrılarda bulundu. Hastanelerde geniş güvenlik önlemleri alındı. Virüsün ilk görüldüğü ülkelerden olan Singapur’da önceki gün itibariyle tespit edilen vaka sayısı 300 civarındaydı. Hiç ölüm yaşanmadı.
BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️
Acil çağrı: Cezaevlerini boşaltın!
Korkulan oldu ve koronavirüs Türkiye’deki cezaevlerine sıçradı. Balıkesir ve Edirne’nin ardından İzmir ve Silivri cezaevlerinde de karantina uygulaması başladı. Bir çok ülke korona virüsle mücadele kapsamında cezaevlerini boşaltıyor. Buna Çin, İran, İtalya, Bahreyn ve Norveç’in ardından ABD de eklendi. ABD’nin California, Ohio ve Illinois eyaletlerinde Koronavirüs riskinden dolayı yüzlerce tutuklu tahliye edildi. Ancak AKP iktidarı yapılan bütün ‘tahliye’ çağrılarını duymazdan geliyor.
CELAL ÜLGEN: ADLİ KONTROLLE SALIVERİN
Avukat Celal Ülgen dün yeniden ‘Acil çağrı’ yaptı. Ülgen, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Acil Çağrı; Böyle önemli kriz döneminde Cezaevlerinin doluluk taşıması ve tutuksuz yargı sürecine geçilmemesi büyük sorumsuzluk taşımaktadır. Adalet Bakanlığı başta olmak üzere tüm sorumluları hiç değilse adli kontrol tedbiri ile tüm tutukluları tahliye etmeye çağırıyorum… Adli kontrol önlemenin çeşitli aşama ve dereceleri var. Atılı bulunan Suçun ağırlığına ve somut delillere göre geçici olarak adli kontrol önlemi seçilebilir. Aksi görüşte olan arkadaşlara duyurulur.” ifadelerini kullandı.
[İlker Doğan] 19.3.2020 [TR724]
Mayınlı bir arazi: Fiten edebiyatı! [M.Nedim Hazar]
Çıkan kısmın özeti: Hadis kitaplarında “Fiten, melâhim, eşrâtu’s-sâa, imâre, megâzî, menâkıb, sıfatü’l-kıyâme”gibi başlıklar altında gayba dair bu haberlere yer verilmiştir. Nitekim fiten ve melâhime ait haberler gayb ile ilgili olup, bunların bir kısmının kıyamete yakın, bir kısmının ise kıyamet günü ve sonrasında vukû bulacağı bildirilmektedir.
Meselenin içinde kaybolmadan şu hususu vurgulamak çok önemlidir:
İslâm tarihinde “fitne” diye anılan ve erken dönemde meydana gelen karışıklıklar nedeniyle Müslümanların çok büyük sıkıntılar yaşadıkları bilinmektedir. Böyle bir dönemde Ehl-i kitap ile ilişkiler, fethedilen yerlerdeki kültürlerle münasebetler ve İslâm’ı seçen toplulukların atalarından devraldıkları inanç sistemleri ve kültürel miraslarını bir anda terk edememeleri gibi hususlar, fiten hadislerinin ortaya çıkışına müsait bir zemin hazırlamıştır.
Nitekim Fiten Edebiyatında yer alan malzemenin büyük bir çoğunluğunun, Apokaliptik Edebiyatta bol miktarda bulunan efsane ve mitoloji türünden rivayetlere benzediği ve bu kültürel mirastan büyük ölçüde etkilendiği ve beslendiği anlaşılmaktadır. Sahabe ve Tabiûndan bazı râvîlerin merfû rivayetlerin içerisine yaşadıkları bazı karamsar tabloları yansıttıkları, bu malzemenin daha sonra vaizlerin sermayesini oluşturduğu ve “ahlâkî öğüt” gayesiyle yazılan birçok eserde de bu rivayetlerin kullanıldığı ifade edilmektedir.
BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️
Fiten ve Melahim çerçevesinde gelişen edebiyatın Yahudilik içinde ortaya çıkışı Hz. lsa’dan iki yüzyıl öncesine dayandırılır. Daha sonra bu tarz, varlığını sürdürerek lsa’dan sonraki yüzyıllarda da ürünler vermiştir. Yoğunluklu olarak Hz. lsa’dan sonraki iki yüzyıl içerisinde görülse de, ondan sonraki yüzyıllarda da apokaliplik tarzda ürünler verildiği bilinmektedir.
Bu birkaç yüzyıllık dönem Kitab-ı Mukaddes Teolojisinde ‘apokaliptik dönem’ adıyla anılmaktadır.· Apokaliplik kitaplarda yer alan fikirler gerek Yahudilik, gerekse Hıristiyanlık teolojisinde oldukça etkili olmuştur.
Örneğin Yahudilik’te ahiret inancının bu dönemde daha da belirginleşen Hıristiyanlık’taki ahiret inancını hazırlayacak şekilde geliştiği söylenebilir. Apokaliptisizmin Hıristiyanlık’taki etkisini anlamak için ise Ernst Kaeseman’ın şu ifadesini aktarmak yeterlidir: “Apokaliptik, Hıristiyan teolojisinin anasıdır.”
İslam tarihine geldiğimizde ise, Resulullah Efendimizin (sav) vefatından kısa süre sonra baş göstermiş, İslam düşünce ve siyasi tarihinde derin izler bırakmış fitne döneminin bu defa benzer zorluklar ve sıkıntılar ortaya çıkardığını net olarak görmekteyiz. Hz. Peygamber’den sonra, daha Raşit Halifeler döneminde çıkan iç savaş Müslümanlara büyük acılar çektirdi.
Hz. Osman’ın öldürülmesi iç savaşı başlatan olay oldu. Cemel Vak’ası Hz. Ali ile Hz. Aişe’yi karşı karşıya getirmiş ve bu savaşta onbin Müslüman canından olmuştu.
Arkasından Sıffin savaşında Hz. Ali ve Muaviye karşı karşıya gelmiş, bu savaşta ise toplam yetmiş bin Müslüman kurban gitmişti. Bu savaşların ardından, ardı arkası kesilmeyen siyasi karışıklıklar, çalkalanmalar, hükümet değişiklikleri ve bunların ortaya çıkardığı dini, toplumsal, siyasi, ahlaki, ekonomik parçalanmalar, çatışmalar ve problemler devam etmiştir.
Kaynaklar fiten ve melâhim kelimelerine, daha ilk dönemlerden itibaren “içtimaî ve ahlâkî çözülme” anlamı yanında “Müslümanların iktidar uğruna birbirlerine karşı giriştikleri silahlı mücadele, siyasî-içtimaî kargaşa” şeklinde bir mana verildiğini gösteren çeşitli rivayetler ile doludur.
İslam tarihinde fitne adıyla anılan olaylar ve bunların doğurduğu sorunlar, rivayetlerde gelecekten haber verme şekli de ve belli bir üslup içerisinde ifadelendirilmiştir. Bu çerçevede fiten edebiyatındaki söylem ile apokaliptik söylem arasında gözden kaçırılamayacak benzerlikler görülmektedir.
Bir fiten ummanı: Kumran Yazmaları!
Ölü Deniz Parşömenleri ya da Ölü Deniz Tomarları olarak da bilinen ve kırk bin adet elyazması parçasından oluşan bu metinler Hristiyanlığın ve Museviliğin bilinen en eski yazılı kaynakları sayılırlar.
Bu yazmalar, MÖ birinci yüzyıldan MS ikinci yüzyıla değin Ölü Deniz kıyısındaki Kumran vadisine yerleşmiş olan dini bir topluluğun tarihçesini aydınlattı. Bahsi geçen topluluk, Kumran Topluluğu veya Esseniler olarak bilinen, dışa kapalı Yahudi bir toplumdu. “Zadokite Belgeleri”, “Toplum Kuralları” ve “Disiplin El Kitabı” gibi yazılar, Kumran’daki günlük yaşam hakkında oldukça geniş ölçüde bilgi sahibi olunmasını sağladı. (bknz)
Bu metinlerde Dünyanın sonunda alacaklara dair herkese açıklanmamış gizli bilgiler rüya/ilham ve flash forward diyebileceğimiz bir teknikle açıklanır. Kumran parşömenlerinde Allah’ın, sırlarını peygamberlere bildirdiği önemle vurgulanır. Dolayısıyla bu durum fani olanın gaybı bilmesi değil, geleceği bilenin insana bildirmesidir.
Dolaylı, ağdalı anlatım, metaforlar ile süslenen bu metinleri çözebilmek bazı olaylar yaşanmadan mümkün olmadığı gibi, çoğu tarihçi/yazar biraz da metazori ile gerçeklik/metin ilişkisi kurmayı denemiştir. Zaten yazmalardaki vurgulardan biri de bu sırları herkesin anlayıp çözebilmesinin mümkün olmayacağıdır. Bu sırlar ancak ve ancak bu izlerde mezun (izinli) ayrıcalıklı kişilere açılır.
Örneğin Enocb’ta anlatıldığına göre bu levhalarda insanlığın bütün amellerinin kayıtları vardır ve bu levhalar dünya tarihinde olacak olayları önceden bildirmektedir.
“… Ey İdris, göğün levhalarına bak, onlar hakkında yazılanları oku ve onları tek tek öğren!” Bunun üzerine tabletlere baktım, onlarda yazılanların hepsini okudum ve her şeyi anlar hale geldim. Bu kitabı okudum ve insanlığın ve yeryüzünde bütün beden sahiplerinin çocuklarının bütün amellerini dünyanın bütün nesillerini okudum. O an Aziz olan Rabbi, Yüceliği, ebedi Meliki’ni tesbih ettim.”
Fiten rivayetlerinin bir derlemesi olan ve geleneğimizdeki bu tür rivayetlerin önemli kaynaklarından birisi olan Nuaym b. Hammad’ın (ö.H.229) Kitabu’l Fiten adlı eserinde bu kıyametin gelişine kadar olacakların Rasulullah’a gösterilmesi şu ifadelerle verilmektedir:
“Allah dünyayı, onda kıyamete kadar olup biteni görebileceğim şekilde benim önüme şu avuçlarıma baktığım gibi serdi. Bu, Allah’ın daha önceki peygamberlere de gösterdiği üzere, Peygamberine gösterdiği bir keşif (ceyelan) tir.”
Aynı hadisin başka bir versiyonunda “ceyelan” kelimesi yerine kullanılan “cilliyan” kelimesi; ‘kapalı, gizli tutulan bir şeyi açmak’ anlamına gelen C.L.Y. kökünden gelmektedir. Bu anlam ilginç bir şekilde apokalipsis kelimesinin anlamıyla örtüşür.
Bazı sahabiler/raviler bu tür bir meraktan ya da vazfiden dolayı çoğunlukla bu tür meseleleri aktarmayı tercih etmiş, ancak yaşadıkları toplumda çok hoş karşılanmamıştır. Okuyalım:
Sübey b. Hâlid şöyle anlatıyor:
“Tüster feth edildiği zaman Küfe’ye gelmiştim. Oradan katır getiriyordum. Mescide girdim, bir de ne göreyim: İnsanlardan bir topluluk ve aralarında bir adam oturuyor. Onu gördüğümde Hicazlılardan birisi olduğunu hemen anladım.
“Bu (zat) kim?” dedim. Oradakiler bana asık bir suratla dik dik baktılar ve “Sen bunu tanımıyor musun? Bu Rasûlullah (s.a)’in arkadaşı Huzeyfe b. El Yamân’dır” dediler.
Hüzeyfe (r.a): “İnsanlar Rasûlullah’ın (s.a)’j (Ümmeti için) hayırlı olan şeyleri sorarlardı. Ben ise şer olanını sorardım.” dedi. Halk ona gözlerini dikti.
Hüzeyfe devamla şöyle dedi: Ben size hoşlanmayacağınız şeyler haber vereceğim, Ben Rasûlullah (s.a)’e “Ya Rasulullah, Allah’ın bize verdiği bu hayırdan sonra yine eskisi gibi şer olacak mı? Bana haber ver” dedim. “Evet”, karşılığını verdi.
“Ondan korunmanın yolu nedir?” diye sordum, “Kılınç” dedi. “Peki sonra ne olacak Ya Rasulullah?”
Cevap: “Eğer yeryüzünde Allah’ın bir halifesi olursa, sırtına (haksız yere) vursa malını alsa bile ona itaat et, ama eğer Allah’ın halifesi bulunmazsa, o zaman ağaç kökü kemirerek öl!”
Devam ettim; “Sonra Ne olacak?”
“Sonra Deccal çıkacak. Onunla birlikte bir nehir ve bir ateş bulunacak. Onun ateşine düşene Ecri (sevabı) verilecek, günahı silinecek, nehrine düşene ise günahı verilecek ve sevabı silinecek…”
Bunun son eşik olmadığını muhtemelen fark eden Hz. Huzeyfe son eşiği soruyor:
“Daha sonra ne var?”
“Sonra kıyamet kopacak.”
İşin en heyecanlı kısımlarına başlıyoruz ama bugünlük size daha fazla yormayayım…
[M.Nedim Hazar] 19.3.2020 [TR724]
Meselenin içinde kaybolmadan şu hususu vurgulamak çok önemlidir:
İslâm tarihinde “fitne” diye anılan ve erken dönemde meydana gelen karışıklıklar nedeniyle Müslümanların çok büyük sıkıntılar yaşadıkları bilinmektedir. Böyle bir dönemde Ehl-i kitap ile ilişkiler, fethedilen yerlerdeki kültürlerle münasebetler ve İslâm’ı seçen toplulukların atalarından devraldıkları inanç sistemleri ve kültürel miraslarını bir anda terk edememeleri gibi hususlar, fiten hadislerinin ortaya çıkışına müsait bir zemin hazırlamıştır.
Nitekim Fiten Edebiyatında yer alan malzemenin büyük bir çoğunluğunun, Apokaliptik Edebiyatta bol miktarda bulunan efsane ve mitoloji türünden rivayetlere benzediği ve bu kültürel mirastan büyük ölçüde etkilendiği ve beslendiği anlaşılmaktadır. Sahabe ve Tabiûndan bazı râvîlerin merfû rivayetlerin içerisine yaşadıkları bazı karamsar tabloları yansıttıkları, bu malzemenin daha sonra vaizlerin sermayesini oluşturduğu ve “ahlâkî öğüt” gayesiyle yazılan birçok eserde de bu rivayetlerin kullanıldığı ifade edilmektedir.
BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️
Fiten ve Melahim çerçevesinde gelişen edebiyatın Yahudilik içinde ortaya çıkışı Hz. lsa’dan iki yüzyıl öncesine dayandırılır. Daha sonra bu tarz, varlığını sürdürerek lsa’dan sonraki yüzyıllarda da ürünler vermiştir. Yoğunluklu olarak Hz. lsa’dan sonraki iki yüzyıl içerisinde görülse de, ondan sonraki yüzyıllarda da apokaliplik tarzda ürünler verildiği bilinmektedir.
Bu birkaç yüzyıllık dönem Kitab-ı Mukaddes Teolojisinde ‘apokaliptik dönem’ adıyla anılmaktadır.· Apokaliplik kitaplarda yer alan fikirler gerek Yahudilik, gerekse Hıristiyanlık teolojisinde oldukça etkili olmuştur.
Örneğin Yahudilik’te ahiret inancının bu dönemde daha da belirginleşen Hıristiyanlık’taki ahiret inancını hazırlayacak şekilde geliştiği söylenebilir. Apokaliptisizmin Hıristiyanlık’taki etkisini anlamak için ise Ernst Kaeseman’ın şu ifadesini aktarmak yeterlidir: “Apokaliptik, Hıristiyan teolojisinin anasıdır.”
İslam tarihine geldiğimizde ise, Resulullah Efendimizin (sav) vefatından kısa süre sonra baş göstermiş, İslam düşünce ve siyasi tarihinde derin izler bırakmış fitne döneminin bu defa benzer zorluklar ve sıkıntılar ortaya çıkardığını net olarak görmekteyiz. Hz. Peygamber’den sonra, daha Raşit Halifeler döneminde çıkan iç savaş Müslümanlara büyük acılar çektirdi.
Hz. Osman’ın öldürülmesi iç savaşı başlatan olay oldu. Cemel Vak’ası Hz. Ali ile Hz. Aişe’yi karşı karşıya getirmiş ve bu savaşta onbin Müslüman canından olmuştu.
Arkasından Sıffin savaşında Hz. Ali ve Muaviye karşı karşıya gelmiş, bu savaşta ise toplam yetmiş bin Müslüman kurban gitmişti. Bu savaşların ardından, ardı arkası kesilmeyen siyasi karışıklıklar, çalkalanmalar, hükümet değişiklikleri ve bunların ortaya çıkardığı dini, toplumsal, siyasi, ahlaki, ekonomik parçalanmalar, çatışmalar ve problemler devam etmiştir.
Kaynaklar fiten ve melâhim kelimelerine, daha ilk dönemlerden itibaren “içtimaî ve ahlâkî çözülme” anlamı yanında “Müslümanların iktidar uğruna birbirlerine karşı giriştikleri silahlı mücadele, siyasî-içtimaî kargaşa” şeklinde bir mana verildiğini gösteren çeşitli rivayetler ile doludur.
İslam tarihinde fitne adıyla anılan olaylar ve bunların doğurduğu sorunlar, rivayetlerde gelecekten haber verme şekli de ve belli bir üslup içerisinde ifadelendirilmiştir. Bu çerçevede fiten edebiyatındaki söylem ile apokaliptik söylem arasında gözden kaçırılamayacak benzerlikler görülmektedir.
Bir fiten ummanı: Kumran Yazmaları!
Ölü Deniz Parşömenleri ya da Ölü Deniz Tomarları olarak da bilinen ve kırk bin adet elyazması parçasından oluşan bu metinler Hristiyanlığın ve Museviliğin bilinen en eski yazılı kaynakları sayılırlar.
Bu yazmalar, MÖ birinci yüzyıldan MS ikinci yüzyıla değin Ölü Deniz kıyısındaki Kumran vadisine yerleşmiş olan dini bir topluluğun tarihçesini aydınlattı. Bahsi geçen topluluk, Kumran Topluluğu veya Esseniler olarak bilinen, dışa kapalı Yahudi bir toplumdu. “Zadokite Belgeleri”, “Toplum Kuralları” ve “Disiplin El Kitabı” gibi yazılar, Kumran’daki günlük yaşam hakkında oldukça geniş ölçüde bilgi sahibi olunmasını sağladı. (bknz)
Bu metinlerde Dünyanın sonunda alacaklara dair herkese açıklanmamış gizli bilgiler rüya/ilham ve flash forward diyebileceğimiz bir teknikle açıklanır. Kumran parşömenlerinde Allah’ın, sırlarını peygamberlere bildirdiği önemle vurgulanır. Dolayısıyla bu durum fani olanın gaybı bilmesi değil, geleceği bilenin insana bildirmesidir.
Dolaylı, ağdalı anlatım, metaforlar ile süslenen bu metinleri çözebilmek bazı olaylar yaşanmadan mümkün olmadığı gibi, çoğu tarihçi/yazar biraz da metazori ile gerçeklik/metin ilişkisi kurmayı denemiştir. Zaten yazmalardaki vurgulardan biri de bu sırları herkesin anlayıp çözebilmesinin mümkün olmayacağıdır. Bu sırlar ancak ve ancak bu izlerde mezun (izinli) ayrıcalıklı kişilere açılır.
Örneğin Enocb’ta anlatıldığına göre bu levhalarda insanlığın bütün amellerinin kayıtları vardır ve bu levhalar dünya tarihinde olacak olayları önceden bildirmektedir.
“… Ey İdris, göğün levhalarına bak, onlar hakkında yazılanları oku ve onları tek tek öğren!” Bunun üzerine tabletlere baktım, onlarda yazılanların hepsini okudum ve her şeyi anlar hale geldim. Bu kitabı okudum ve insanlığın ve yeryüzünde bütün beden sahiplerinin çocuklarının bütün amellerini dünyanın bütün nesillerini okudum. O an Aziz olan Rabbi, Yüceliği, ebedi Meliki’ni tesbih ettim.”
Fiten rivayetlerinin bir derlemesi olan ve geleneğimizdeki bu tür rivayetlerin önemli kaynaklarından birisi olan Nuaym b. Hammad’ın (ö.H.229) Kitabu’l Fiten adlı eserinde bu kıyametin gelişine kadar olacakların Rasulullah’a gösterilmesi şu ifadelerle verilmektedir:
“Allah dünyayı, onda kıyamete kadar olup biteni görebileceğim şekilde benim önüme şu avuçlarıma baktığım gibi serdi. Bu, Allah’ın daha önceki peygamberlere de gösterdiği üzere, Peygamberine gösterdiği bir keşif (ceyelan) tir.”
Aynı hadisin başka bir versiyonunda “ceyelan” kelimesi yerine kullanılan “cilliyan” kelimesi; ‘kapalı, gizli tutulan bir şeyi açmak’ anlamına gelen C.L.Y. kökünden gelmektedir. Bu anlam ilginç bir şekilde apokalipsis kelimesinin anlamıyla örtüşür.
Bazı sahabiler/raviler bu tür bir meraktan ya da vazfiden dolayı çoğunlukla bu tür meseleleri aktarmayı tercih etmiş, ancak yaşadıkları toplumda çok hoş karşılanmamıştır. Okuyalım:
Sübey b. Hâlid şöyle anlatıyor:
“Tüster feth edildiği zaman Küfe’ye gelmiştim. Oradan katır getiriyordum. Mescide girdim, bir de ne göreyim: İnsanlardan bir topluluk ve aralarında bir adam oturuyor. Onu gördüğümde Hicazlılardan birisi olduğunu hemen anladım.
“Bu (zat) kim?” dedim. Oradakiler bana asık bir suratla dik dik baktılar ve “Sen bunu tanımıyor musun? Bu Rasûlullah (s.a)’in arkadaşı Huzeyfe b. El Yamân’dır” dediler.
Hüzeyfe (r.a): “İnsanlar Rasûlullah’ın (s.a)’j (Ümmeti için) hayırlı olan şeyleri sorarlardı. Ben ise şer olanını sorardım.” dedi. Halk ona gözlerini dikti.
Hüzeyfe devamla şöyle dedi: Ben size hoşlanmayacağınız şeyler haber vereceğim, Ben Rasûlullah (s.a)’e “Ya Rasulullah, Allah’ın bize verdiği bu hayırdan sonra yine eskisi gibi şer olacak mı? Bana haber ver” dedim. “Evet”, karşılığını verdi.
“Ondan korunmanın yolu nedir?” diye sordum, “Kılınç” dedi. “Peki sonra ne olacak Ya Rasulullah?”
Cevap: “Eğer yeryüzünde Allah’ın bir halifesi olursa, sırtına (haksız yere) vursa malını alsa bile ona itaat et, ama eğer Allah’ın halifesi bulunmazsa, o zaman ağaç kökü kemirerek öl!”
Devam ettim; “Sonra Ne olacak?”
“Sonra Deccal çıkacak. Onunla birlikte bir nehir ve bir ateş bulunacak. Onun ateşine düşene Ecri (sevabı) verilecek, günahı silinecek, nehrine düşene ise günahı verilecek ve sevabı silinecek…”
Bunun son eşik olmadığını muhtemelen fark eden Hz. Huzeyfe son eşiği soruyor:
“Daha sonra ne var?”
“Sonra kıyamet kopacak.”
İşin en heyecanlı kısımlarına başlıyoruz ama bugünlük size daha fazla yormayayım…
[M.Nedim Hazar] 19.3.2020 [TR724]
Kovid-19 ile mücadele stratejisi [Prof. Dr. Mehmet Efe Çaman]
Ülkeler kendi sınırları içerisinde Kovid-19 salgını ile mücadele stratejileri geliştiriyor. Küresel savaşı kaybettik. Çünkü küresel olarak bir düşmanla daha önce hiç karşılaşmamıştık. Ulus devletler, kendi teritoryal alanlarında güvenlik sağlama mantığı üzerine kurulmuştu. 1649 Westfalya Barışı’ndan bu güne, teritoryal devletlerden oluşan uluslararası sistemde bir değişiklik olmadı. Oysa 17. yüzyıldan bugüne ulaşım, üretim, eğitim, savunma, teknoloji ve bilim çok değişti. Kendi bölgelerinden sorumlu devlet konsepti, hep aynı kaldı! Küreselleşen dünyayla beraber devletler bocalamaya başladı. Önce ulus aşan faaliyetler ve sivil toplum doğdu. Firmalar ve markalar küreselleşti ve devletlerce kontrol edilmesi güç aktörler haline geldi. Üretim ülkelerin sınırlarından bağımsız oldu ve ucuz işgücü neredeyse oraya aktı. İşgücü kendisi için avantajlı olacak yerlere kaydı. Ticaret ve piyasa küreselleşirken, ulus devletler giderek daha demode ve konvansiyonel hantal birimler olarak varlıklarını devam ettirdi. Askeri harcamaları ve irrasyonel dış politikalarıyla, vatandaşlarının vergilerinden elde ettikleri muazzam gelirleri çarçur ettiler. Kovid-19 işte bu hantal devletlere ciddi bir darbe vurdu. Vurmakla kalmadı, onları değişime zorladı.
Bu ortamda Kovid-19 Çin’de patladığında ulus devletler öncelikle bunun yerel bir sorun olmaktan öte bir tehdit olmayacağını varsaydılar. Ama fena yanıldılar. Çin 2000’lerin başından bugüne çok gelişmiş ve küresel sisteme adapte olmuştu. Çin’den dünyaya binlerce uçak her gün yüz binlerce yolcuyu dünyanın diğer bölgelerine, dünyadan da yüz binleri Çin’e taşıyor. Dahası, on binlerce firma, Çin’de üretim yapıyor, Çin’den dünyaya kargo akışı dünya tüketiminin önemli bir oranına tekabül ediyor. Dolayısıyla Çin’de çıkan virüs, dünyaya hızlıca yayıldı.
İran, İtalya ve Güney Kore gibi merkezler, Çin’den sonra virüsün yeni yayılma merkezleri oldu. Kuzey Amerika ve Avrupa’ya yayılan virüs, sonrasında Avustralya ve Afrika’yı da kapsadı. Güney Amerika’da da yayılıyor. Bu küresel olarak insanlık tarihinde karşılaşılan en ciddi tehlikedir. Bir mikroorganizma, küresel ekonomiyi çökertti. İnsanlar işlerine rahatça gidemez oldu. İzolasyon önlemleri dünyada birbiriyle uyumsuz olarak uygulanırken, küresel ulaşım kesilmedi ve virüse daha fazla yayılma şansı verildi. Küresel olarak devletlerin üzerinde bir karar alma mekanizması veya otoritesi olmadığından, devletlerin her biri bu sorunla kendi taktik ve stratejileriyle mücadele etmeye çalıştılar. Oysa bu mantıklı değildi. Çünkü kriz küreseldi. Lokal değil. Bu orman yangını olan bir yerde kekresin sadece kendisinden sorumlu olduğu ağacı söndürmeye çalışması kadar anlamsız bir çabaydı. Önemli olan tüm ormanı beraberce söndürmeye çalışmak olmalıydı. Küresel ölçekte birlikte senkron hareket edemeyen dünya devletleri, tek başlarına başarısızlığa mahkumdular.
Veya buna alternatif olarak daha krizin en başında tüm yolcu trafiğini sıfırlayacaklar, havaalanlarını ve limanlarını, kara sınırlarını kapatacaklar, kendilerini sağlama alacaklardı. Bunu istisnasız uygulayacaklardı. Bunu yapmadılar. Kendi içlerinde izolasyon ve hatta karantina uygulaması sonuçta en çok hastalığı yavaşlatabiliyor. Fakat tamamen yayılmayı durdurmak imkansız.
Bu bağlamda ABD, Almanya, Fransa, Avustralya, Kanada ve daha birçok gelişmiş ülke, felç olan ekonomilerini diri tutabilmek ve mağdur olan milyonlarca vatandaşlarını ekonomik olarak desteklemek için ciddi mali yardımlar açıkladılar. Her ülke birincil olarak evde izole olan ve işe gidemeyen vatandaşlarına mali yardım yapmaya karar verdi. ABD gibi sosyal piyasa ekonomisine en uzak toplumlar bile sosyal uygulamaları hayata geçirmek durumunda kaldı. İnsanların temel ihtiyaçlarını (gıda ve barınma gibi) karşılamalarını sağladılar. Dahası, küçük ve orta ölçekli firmaların batmasını engellemek için çok önemli miktarlarda mali yardımlar yapmaya karar verdiler. Bu uygulamalar önümüzdeki günlerde hayata geçirilecek. Duran ekonomilerin çökmemesi için hazırlık bunlar. Kriz bitince yeniden ekonomik döngünün işlemesini planlıyorlar.
Bu uygulamaların dışında aynı zamanda hastalığın yayılma hızını iyice düşürmeye yönelik olarak, belli başlı tüm ülkeler sınırlarını yabancılara kapattı ve fiilen hava, deniz ve kara trafiğini durdurdu. Bun sayede ülkelerini dış dünyadan izole ederek, diğer ülkelerin olası hatalarının maliyetinden kendilerini korumaya çalışıyorlar. Kendi içlerinde olağanüstü hal uygulamaları ve kısmen radikal önlemlerle hastalığın yayılma hızını düşürme gayretindeler. Bu sayede sağlık sistemleri üzerindeki yükü hafifletmeye çabalıyorlar. Çünkü her ülkenin hastane kapasitesi belli; hastanelerinde kaç yoğun bakım ünitesi var, kaç yatak var, kaç doktor ve diğer sağlık personeli var, bunlar belli. Eğer enfekte olan insanların sayısında bir paylama olur da, bu kapasitelerinin çok üzerinde bir yığılma yaşarlarsa, bu aynı İtalya’da yaşanan drama neden olacak. İtalya’da çok sayıda hastanın hastanelerde yığılması nedeniyle, doktorlar çok ağır kararlar vermek durumunda kalıyor. Bir solunum cihazı önünde bekleyen on hastadan birine karar vererek, diğer dokuzunu ölüme terk ediyorlar. Bu, İngiltere ve ABD’de de yakında önemli bir sorun olarak ortaya çıkacak gibi görünüyor. Mesela ABD’de bin kişiye düşen yoğun bakım yatağı oranı çok düşük. Bunu telafi etmeye çalışıyorlar. Sanıyorum ABD ordusu sahra hastaneleri kurarak bunun önünü almaya çalışacaktır. Benzeri uygulamaları diğer ülkelerde de görmeye başlayacağız. Almanya’da federal ordu şimdiden göreve çağırıldı.
Bunları anlatmamın nedeni, Tayyip Erdoğan’ın ve rejimin açıkladığı zırvalardır. Maalesef Türkiye’deki rejim yaklaşan tehlike ve büyük risklerin ayırtında değil. Ya da durum onlar açısından önem arz etmiyor. Öyle ya, sonuçta kendileri zaten toplumdan çok farklı bir seviyede hayat yaşamaktalar. Krizin başından beri Erdoğan’ın daha ilk kez bugün TV’den insanlara hitap etmesi, bu boş vermişliğin bir göstergesi değilse nedir? Erdoğan düşük faizli kredilerden, dua ve sabırdan bahsediyor. Oysa Batı’da faizler sıfırlandı, kredi imkânları zaten mebzul miktarlara çekildi. Bunlar onların Kovid-19 planlarının içinde adı bile geçmeyen kalemler. Esas nokta, vatandaşa ne tür yardımların yapılacağıdır. Ve orta ve küçük ölçekli işletmelere nasıl ekonomik destek sunulacağıdır. Yoksa, eğer orta ve alt sınıflar çökerse, orta ve küçük ölçekli işletmeler iflas ederse, ciddi bir kaos ve anarşi başlayacak. Eve kapanması istenen insanlar, işe gitmediklerinde nasıl geçinecek parayı bulacak? ABD, Almanya ve Kanada gibi ülkeler doğrudan vatandaşlarına para vererek bu geçiş dönemini atlatmaya çalışıyor. Türkiye’de zaten insanların kişi başı gelir seviyeleri bu ülkelerin dörtte birinden az. Üstüne bir de Türkiye hiçbir destek vermiyor. Vatandaş evde kalacak, parası olmadan nasıl alışverişini yapacak, gıda ve barınma ihtiyaçlarını karşılayacak? Vatandaşın çalıştığı orta ve küçük işyerleri devletten destek almadıkları için batınca, kriz bitse bile sosyal kaos bitmeyecek!
Açıkçası Türkiye’de şu an fiilen herhangi bir Kovid-19 mücadele stratejisi yok.
İki ila dört hafta arasında vaka patlaması yaşanmaya başlandığında, hastaneler kapasitelerinin onlarca kat üzerinde hasta akınına uğradığında, işyerleri iflas ettiğinde, vatandaşın cebinde parası kalmadığında, ne olacak?
Bu rejim Türkiye’nin başına gelen en büyük talihsizliktir. Kovid-19 etkisi bile bu rejim kadar zarar vermiyor Türkiye insanına.
[Prof. Dr. Mehmet Efe Çaman] 19.3.2020 [TR724]
Bu ortamda Kovid-19 Çin’de patladığında ulus devletler öncelikle bunun yerel bir sorun olmaktan öte bir tehdit olmayacağını varsaydılar. Ama fena yanıldılar. Çin 2000’lerin başından bugüne çok gelişmiş ve küresel sisteme adapte olmuştu. Çin’den dünyaya binlerce uçak her gün yüz binlerce yolcuyu dünyanın diğer bölgelerine, dünyadan da yüz binleri Çin’e taşıyor. Dahası, on binlerce firma, Çin’de üretim yapıyor, Çin’den dünyaya kargo akışı dünya tüketiminin önemli bir oranına tekabül ediyor. Dolayısıyla Çin’de çıkan virüs, dünyaya hızlıca yayıldı.
İran, İtalya ve Güney Kore gibi merkezler, Çin’den sonra virüsün yeni yayılma merkezleri oldu. Kuzey Amerika ve Avrupa’ya yayılan virüs, sonrasında Avustralya ve Afrika’yı da kapsadı. Güney Amerika’da da yayılıyor. Bu küresel olarak insanlık tarihinde karşılaşılan en ciddi tehlikedir. Bir mikroorganizma, küresel ekonomiyi çökertti. İnsanlar işlerine rahatça gidemez oldu. İzolasyon önlemleri dünyada birbiriyle uyumsuz olarak uygulanırken, küresel ulaşım kesilmedi ve virüse daha fazla yayılma şansı verildi. Küresel olarak devletlerin üzerinde bir karar alma mekanizması veya otoritesi olmadığından, devletlerin her biri bu sorunla kendi taktik ve stratejileriyle mücadele etmeye çalıştılar. Oysa bu mantıklı değildi. Çünkü kriz küreseldi. Lokal değil. Bu orman yangını olan bir yerde kekresin sadece kendisinden sorumlu olduğu ağacı söndürmeye çalışması kadar anlamsız bir çabaydı. Önemli olan tüm ormanı beraberce söndürmeye çalışmak olmalıydı. Küresel ölçekte birlikte senkron hareket edemeyen dünya devletleri, tek başlarına başarısızlığa mahkumdular.
Veya buna alternatif olarak daha krizin en başında tüm yolcu trafiğini sıfırlayacaklar, havaalanlarını ve limanlarını, kara sınırlarını kapatacaklar, kendilerini sağlama alacaklardı. Bunu istisnasız uygulayacaklardı. Bunu yapmadılar. Kendi içlerinde izolasyon ve hatta karantina uygulaması sonuçta en çok hastalığı yavaşlatabiliyor. Fakat tamamen yayılmayı durdurmak imkansız.
Bu bağlamda ABD, Almanya, Fransa, Avustralya, Kanada ve daha birçok gelişmiş ülke, felç olan ekonomilerini diri tutabilmek ve mağdur olan milyonlarca vatandaşlarını ekonomik olarak desteklemek için ciddi mali yardımlar açıkladılar. Her ülke birincil olarak evde izole olan ve işe gidemeyen vatandaşlarına mali yardım yapmaya karar verdi. ABD gibi sosyal piyasa ekonomisine en uzak toplumlar bile sosyal uygulamaları hayata geçirmek durumunda kaldı. İnsanların temel ihtiyaçlarını (gıda ve barınma gibi) karşılamalarını sağladılar. Dahası, küçük ve orta ölçekli firmaların batmasını engellemek için çok önemli miktarlarda mali yardımlar yapmaya karar verdiler. Bu uygulamalar önümüzdeki günlerde hayata geçirilecek. Duran ekonomilerin çökmemesi için hazırlık bunlar. Kriz bitince yeniden ekonomik döngünün işlemesini planlıyorlar.
Bu uygulamaların dışında aynı zamanda hastalığın yayılma hızını iyice düşürmeye yönelik olarak, belli başlı tüm ülkeler sınırlarını yabancılara kapattı ve fiilen hava, deniz ve kara trafiğini durdurdu. Bun sayede ülkelerini dış dünyadan izole ederek, diğer ülkelerin olası hatalarının maliyetinden kendilerini korumaya çalışıyorlar. Kendi içlerinde olağanüstü hal uygulamaları ve kısmen radikal önlemlerle hastalığın yayılma hızını düşürme gayretindeler. Bu sayede sağlık sistemleri üzerindeki yükü hafifletmeye çabalıyorlar. Çünkü her ülkenin hastane kapasitesi belli; hastanelerinde kaç yoğun bakım ünitesi var, kaç yatak var, kaç doktor ve diğer sağlık personeli var, bunlar belli. Eğer enfekte olan insanların sayısında bir paylama olur da, bu kapasitelerinin çok üzerinde bir yığılma yaşarlarsa, bu aynı İtalya’da yaşanan drama neden olacak. İtalya’da çok sayıda hastanın hastanelerde yığılması nedeniyle, doktorlar çok ağır kararlar vermek durumunda kalıyor. Bir solunum cihazı önünde bekleyen on hastadan birine karar vererek, diğer dokuzunu ölüme terk ediyorlar. Bu, İngiltere ve ABD’de de yakında önemli bir sorun olarak ortaya çıkacak gibi görünüyor. Mesela ABD’de bin kişiye düşen yoğun bakım yatağı oranı çok düşük. Bunu telafi etmeye çalışıyorlar. Sanıyorum ABD ordusu sahra hastaneleri kurarak bunun önünü almaya çalışacaktır. Benzeri uygulamaları diğer ülkelerde de görmeye başlayacağız. Almanya’da federal ordu şimdiden göreve çağırıldı.
Bunları anlatmamın nedeni, Tayyip Erdoğan’ın ve rejimin açıkladığı zırvalardır. Maalesef Türkiye’deki rejim yaklaşan tehlike ve büyük risklerin ayırtında değil. Ya da durum onlar açısından önem arz etmiyor. Öyle ya, sonuçta kendileri zaten toplumdan çok farklı bir seviyede hayat yaşamaktalar. Krizin başından beri Erdoğan’ın daha ilk kez bugün TV’den insanlara hitap etmesi, bu boş vermişliğin bir göstergesi değilse nedir? Erdoğan düşük faizli kredilerden, dua ve sabırdan bahsediyor. Oysa Batı’da faizler sıfırlandı, kredi imkânları zaten mebzul miktarlara çekildi. Bunlar onların Kovid-19 planlarının içinde adı bile geçmeyen kalemler. Esas nokta, vatandaşa ne tür yardımların yapılacağıdır. Ve orta ve küçük ölçekli işletmelere nasıl ekonomik destek sunulacağıdır. Yoksa, eğer orta ve alt sınıflar çökerse, orta ve küçük ölçekli işletmeler iflas ederse, ciddi bir kaos ve anarşi başlayacak. Eve kapanması istenen insanlar, işe gitmediklerinde nasıl geçinecek parayı bulacak? ABD, Almanya ve Kanada gibi ülkeler doğrudan vatandaşlarına para vererek bu geçiş dönemini atlatmaya çalışıyor. Türkiye’de zaten insanların kişi başı gelir seviyeleri bu ülkelerin dörtte birinden az. Üstüne bir de Türkiye hiçbir destek vermiyor. Vatandaş evde kalacak, parası olmadan nasıl alışverişini yapacak, gıda ve barınma ihtiyaçlarını karşılayacak? Vatandaşın çalıştığı orta ve küçük işyerleri devletten destek almadıkları için batınca, kriz bitse bile sosyal kaos bitmeyecek!
Açıkçası Türkiye’de şu an fiilen herhangi bir Kovid-19 mücadele stratejisi yok.
İki ila dört hafta arasında vaka patlaması yaşanmaya başlandığında, hastaneler kapasitelerinin onlarca kat üzerinde hasta akınına uğradığında, işyerleri iflas ettiğinde, vatandaşın cebinde parası kalmadığında, ne olacak?
Bu rejim Türkiye’nin başına gelen en büyük talihsizliktir. Kovid-19 etkisi bile bu rejim kadar zarar vermiyor Türkiye insanına.
[Prof. Dr. Mehmet Efe Çaman] 19.3.2020 [TR724]
Etiketler:
Prof. Dr. Mehmet Efe Çaman
Sokaklar ıssız, trenler boş [Hasan Cücük]
Birkaç ay önce adını duymadığımız bir kelime olan ‘koronavirüs’ son günlerde tek gündemimiz oldu. Haberlerde sadece koronavirüs var. Yetkililer neredeyse saat başı çıkıp, son gelişmeleri duyuruyor. Danimarka Kraliçesi Margrethe, tahtta 48 yılı geride bırakırken ilk kez Noel dışında ulusa sesleniş konuşması yaptı. Başkent Kopenhag sokaklarında terkedilmiş bir görüntü var. İnsan görmek pek mümkün olmuyor.
Bugünlerde yaşanan manzarının bir benzerini hatırlamak için filmi biraz geriye sardırıp, Nisan 2010 tarihine gidelim. 2008’de tüm dünyayı etkileyen küresel mali krizin en ağır vurduğu İzlanda, 14 Nisan 2010’da dünyanın gündemine tekrar geldi. Bu kez kriz, mali değildi. Eyyafyallayöküll buzulunun altındaki volkanın 190 yıl aradan sonra tekrar harekete geçmesinin tüm dünyayı etkileyeceği pek tahmin edilmiyordu. 1821’den sonra 20 Mart’ta tekrar aktif hâle gelen yanardağda belirli aralıklarla patlamalar oldu. 14 Nisan’da gerçekleşen büyük patlamadan sonra ortaya çıkan kül bulutunun ‘görüş mesafesini engellemesi ve uçak motorları için büyük tehlike oluşturması’ üzerine ilk olarak uçuşların İzlanda üzerinden yapılması askıya alındı. Ardından İngiltere, İskoçya, Norveç ve İrlanda’nın hava sahaları uçuşlara kapatıldı. Kısa sürede bu ülkelere Danimarka, İsveç, Almanya, Fransa, Belçika ve Hollanda eklendi. Ülkelerine ya da şehirlerine dönemeyen on binlerce yolcu mağdur oldu. Avrupa’da günlük 28 bin uçuş yapıldığı hesaplandığında olayın boyutu daha net ortaya çıkıyordu.
Eyyafyallayöküll volkanı, en büyük zararı İskandinav ülkeleri Danimarka, İsveç ve Norveç’e verdi. Volkanın kül bulutları, rüzgârın etkisiyle kısa sürede bu ülkelerin hava trafiğini felç etti. Kül bulutlarının 15 Nisan’da İskandinavya’nın hava sahasına ulaşmasıyla bu ülkelerde panik başladı. Kül bulutundan dolayı uçuşlar yavaş yavaş askıya alınırken, havalimanına gelen yolcular saatlerce beklemek zorunda kaldı. Elinde biletiyle saatlerce bekleyen yolculara kötü haber akşam saatlerinde geldi. Danimarka, İsveç ve Norveç, hava sahasını uçuşa kapattı. Ümidin yerini çaresizlik alırken, check-in yaptırmış yolcular biletlerini tehir ettirmek için hava yolları bürolarında uzun kuyruklar oluşturdu. Kül bulutlarının etkisinin birkaç günde geçmeyeceğinin ortaya çıkmasıyla havaalanları terk edilmiş bölgeye dönüştü. Sadece güvenlik elemanlarının bulunduğu havaalanlarında neredeyse elektrik düğmelerinin üzerine ‘son çıkan ışıkları söndürsün’ yazılması kalmıştı.
BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️
Eyyafyallayöküll volkanı sadece hava trafiğini felç etmişti. Koronavirüs ise tüm hayatı felç etti. Şehirlerin en hareketli alanlarında şimdi insan görmek mümkün olmuyor. Sokağa çıkma zorunluluğu olanlar ise birbirlerine temas etmemeye azami önem gösteriyor. Kopenhag denince akıllara ilk gelen ve turistlerin uğrak mekanları olan Nyhavn, Belediye Meydanı ve Avrupa’nın trafiğe kapalı en uzun yaya caddesi Stroget tarihinin en tenha günlerini yaşıyor. Otobüslere ayakta yolcu alınmıyor ama koltukların neredeyse tamamı boş. Keza trenlerde de benzer durum var. Banliyö, metro ve şehirler arası trenler adeta boş gidip boş geliyor. Şimdilik toplu taşıma araçlarının durdurulması gündemde bulunmuyor.
Gelelim Danimarka’da alınan önlemlere… Geçen çarşamba akşamı toplumun her kesimini etkileyen ilk uygulamalar hayata geçirildi. Okullar tatil edildi, kamu çalışanları evine gönderildi. Spor müsabakaları ertelendi, kapalı alanlarda 100 kişiden fazla olan etkinlikler yasaklandı. Basının önüne çıkıp, yeni gelişmeleri duyuran yetkililer her defasında ’Lütfen evden zorunlu olmadıkça dışarıya çıkmayın’ uyarısı yaptı.
Sonra ekonomik yardım paketleri peş peşe geldi. Zarar eden şirketlere 3 aylık dönemi kapsayacak 350 milyon Euro’luk ilk paketten sonra vergi ödemeleri 3 ay tehir edildi. Neredeyse bütün uçaklarına yere indiren İskandinavya Havayolları SAS’ın iflas etmesini önlemek için İsveç ve Danimarka ortaklaşa 400 milyon Euro yardım etme kararı aldı. SAS, 10 bin çalışanını geçici olarak işten çıkardı. Danimarka’da 4 bin 200 çalışanı bulunan SAS, 4 bininin işine geçici son verdi. Bu rakamlar krizin boyutunu ortaya koymaya yetiyor.
Danimarka’da yeni yasaklar dün (çarşamba) sabah yürürlüğe girdi. Restoranlar, kuaförler, cafeler, barlar ve AVM’ler 30 Mart’ta kadar kapatıldı. Sadece gıda ürünleri satan marketlerle, eczaneler açık kalacak. Bir de evlere paket servisi yapan pizza ve restoranlar. Şu ana kadar 4 kişinin hayatını kaybettiği Danimarka’da vaka sayısı bini aşmış durumda. Hükümet mecburen herkesin hayatına dokunacak kararlar alıyor. Bu durumdan zarar gören işyerleri için yeni bir ekonomik paket daha geldi. Bu kez rakam oldukça yüksek; 40 milyar Danimarka kronu. Euro bazında ise 5.3 milyar.
Olağanüstü durumlar yaşadığımızın bir başka belirtisi Kraliçe Margrethe’nin ulusa sesleniş konuşması oldu. Kraliçe sadece yılda bir kez Noel akşamı konuşma yapar. Tam 75 yıl sonra ilk kez Noel dışında Kraliyet’ten ulusa sesleniş geldi. 2. Dünya Savaşı’nın sona erdiği dönemde 5 Mayıs 1945’te dönemin Danimarka Kralı 10. Frederik radyodan halka hitap etmişti. Tam 75 yıl sonra bu kez torunu Kraliçe Margrethe ulusa seslendi. ’Dünyaya açılmayı, gezmeyi seven bir toplum iken, evlerimize kapanmak, sınırlarımızı kapatmak zorunda kaldık.’ diyen Kraliçe Margrethe kendisinden duymaya hiç alışık olmadığımız şu cümleleri kullandı:
“Zorunlu olmayınca evlerinizden çıkmayın, kalabalık içine karışmayın. Böyle bir durumdayken, akılsızca bir davranışta bulunup partiler yapıp doğum günleri kutlamayın.”
Herkes gibi biz de kurallara uyup, mümkün olduğu kadar evden dışarı çıkmıyoruz. Okullar tatil ama online dersler devam ediyor. Bu duruma en çok 10 yaşındaki oğlum isyan ediyor. ’Tatilde ders mi olur?’ modunda. Konsantre olma sorunu yaşasa da eşim başında bekçilik yapıp, derslerini takip ediyor. Alış-veriş bana kalıyor. Evde feda edilecek ilk kişiyim yani ☺
[Hasan Cücük] 19.3.2020 [TR724]
Bugünlerde yaşanan manzarının bir benzerini hatırlamak için filmi biraz geriye sardırıp, Nisan 2010 tarihine gidelim. 2008’de tüm dünyayı etkileyen küresel mali krizin en ağır vurduğu İzlanda, 14 Nisan 2010’da dünyanın gündemine tekrar geldi. Bu kez kriz, mali değildi. Eyyafyallayöküll buzulunun altındaki volkanın 190 yıl aradan sonra tekrar harekete geçmesinin tüm dünyayı etkileyeceği pek tahmin edilmiyordu. 1821’den sonra 20 Mart’ta tekrar aktif hâle gelen yanardağda belirli aralıklarla patlamalar oldu. 14 Nisan’da gerçekleşen büyük patlamadan sonra ortaya çıkan kül bulutunun ‘görüş mesafesini engellemesi ve uçak motorları için büyük tehlike oluşturması’ üzerine ilk olarak uçuşların İzlanda üzerinden yapılması askıya alındı. Ardından İngiltere, İskoçya, Norveç ve İrlanda’nın hava sahaları uçuşlara kapatıldı. Kısa sürede bu ülkelere Danimarka, İsveç, Almanya, Fransa, Belçika ve Hollanda eklendi. Ülkelerine ya da şehirlerine dönemeyen on binlerce yolcu mağdur oldu. Avrupa’da günlük 28 bin uçuş yapıldığı hesaplandığında olayın boyutu daha net ortaya çıkıyordu.
Eyyafyallayöküll volkanı, en büyük zararı İskandinav ülkeleri Danimarka, İsveç ve Norveç’e verdi. Volkanın kül bulutları, rüzgârın etkisiyle kısa sürede bu ülkelerin hava trafiğini felç etti. Kül bulutlarının 15 Nisan’da İskandinavya’nın hava sahasına ulaşmasıyla bu ülkelerde panik başladı. Kül bulutundan dolayı uçuşlar yavaş yavaş askıya alınırken, havalimanına gelen yolcular saatlerce beklemek zorunda kaldı. Elinde biletiyle saatlerce bekleyen yolculara kötü haber akşam saatlerinde geldi. Danimarka, İsveç ve Norveç, hava sahasını uçuşa kapattı. Ümidin yerini çaresizlik alırken, check-in yaptırmış yolcular biletlerini tehir ettirmek için hava yolları bürolarında uzun kuyruklar oluşturdu. Kül bulutlarının etkisinin birkaç günde geçmeyeceğinin ortaya çıkmasıyla havaalanları terk edilmiş bölgeye dönüştü. Sadece güvenlik elemanlarının bulunduğu havaalanlarında neredeyse elektrik düğmelerinin üzerine ‘son çıkan ışıkları söndürsün’ yazılması kalmıştı.
BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️
Eyyafyallayöküll volkanı sadece hava trafiğini felç etmişti. Koronavirüs ise tüm hayatı felç etti. Şehirlerin en hareketli alanlarında şimdi insan görmek mümkün olmuyor. Sokağa çıkma zorunluluğu olanlar ise birbirlerine temas etmemeye azami önem gösteriyor. Kopenhag denince akıllara ilk gelen ve turistlerin uğrak mekanları olan Nyhavn, Belediye Meydanı ve Avrupa’nın trafiğe kapalı en uzun yaya caddesi Stroget tarihinin en tenha günlerini yaşıyor. Otobüslere ayakta yolcu alınmıyor ama koltukların neredeyse tamamı boş. Keza trenlerde de benzer durum var. Banliyö, metro ve şehirler arası trenler adeta boş gidip boş geliyor. Şimdilik toplu taşıma araçlarının durdurulması gündemde bulunmuyor.
Gelelim Danimarka’da alınan önlemlere… Geçen çarşamba akşamı toplumun her kesimini etkileyen ilk uygulamalar hayata geçirildi. Okullar tatil edildi, kamu çalışanları evine gönderildi. Spor müsabakaları ertelendi, kapalı alanlarda 100 kişiden fazla olan etkinlikler yasaklandı. Basının önüne çıkıp, yeni gelişmeleri duyuran yetkililer her defasında ’Lütfen evden zorunlu olmadıkça dışarıya çıkmayın’ uyarısı yaptı.
Sonra ekonomik yardım paketleri peş peşe geldi. Zarar eden şirketlere 3 aylık dönemi kapsayacak 350 milyon Euro’luk ilk paketten sonra vergi ödemeleri 3 ay tehir edildi. Neredeyse bütün uçaklarına yere indiren İskandinavya Havayolları SAS’ın iflas etmesini önlemek için İsveç ve Danimarka ortaklaşa 400 milyon Euro yardım etme kararı aldı. SAS, 10 bin çalışanını geçici olarak işten çıkardı. Danimarka’da 4 bin 200 çalışanı bulunan SAS, 4 bininin işine geçici son verdi. Bu rakamlar krizin boyutunu ortaya koymaya yetiyor.
Danimarka’da yeni yasaklar dün (çarşamba) sabah yürürlüğe girdi. Restoranlar, kuaförler, cafeler, barlar ve AVM’ler 30 Mart’ta kadar kapatıldı. Sadece gıda ürünleri satan marketlerle, eczaneler açık kalacak. Bir de evlere paket servisi yapan pizza ve restoranlar. Şu ana kadar 4 kişinin hayatını kaybettiği Danimarka’da vaka sayısı bini aşmış durumda. Hükümet mecburen herkesin hayatına dokunacak kararlar alıyor. Bu durumdan zarar gören işyerleri için yeni bir ekonomik paket daha geldi. Bu kez rakam oldukça yüksek; 40 milyar Danimarka kronu. Euro bazında ise 5.3 milyar.
Olağanüstü durumlar yaşadığımızın bir başka belirtisi Kraliçe Margrethe’nin ulusa sesleniş konuşması oldu. Kraliçe sadece yılda bir kez Noel akşamı konuşma yapar. Tam 75 yıl sonra ilk kez Noel dışında Kraliyet’ten ulusa sesleniş geldi. 2. Dünya Savaşı’nın sona erdiği dönemde 5 Mayıs 1945’te dönemin Danimarka Kralı 10. Frederik radyodan halka hitap etmişti. Tam 75 yıl sonra bu kez torunu Kraliçe Margrethe ulusa seslendi. ’Dünyaya açılmayı, gezmeyi seven bir toplum iken, evlerimize kapanmak, sınırlarımızı kapatmak zorunda kaldık.’ diyen Kraliçe Margrethe kendisinden duymaya hiç alışık olmadığımız şu cümleleri kullandı:
“Zorunlu olmayınca evlerinizden çıkmayın, kalabalık içine karışmayın. Böyle bir durumdayken, akılsızca bir davranışta bulunup partiler yapıp doğum günleri kutlamayın.”
Herkes gibi biz de kurallara uyup, mümkün olduğu kadar evden dışarı çıkmıyoruz. Okullar tatil ama online dersler devam ediyor. Bu duruma en çok 10 yaşındaki oğlum isyan ediyor. ’Tatilde ders mi olur?’ modunda. Konsantre olma sorunu yaşasa da eşim başında bekçilik yapıp, derslerini takip ediyor. Alış-veriş bana kalıyor. Evde feda edilecek ilk kişiyim yani ☺
[Hasan Cücük] 19.3.2020 [TR724]
Kaydol:
Yorumlar (Atom)