Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Yılmaz Çiftçi'ye Açık Mektup! [Ramazan Faruk Güzel]

Sayın Genel Müdür Yılmaz Çiftçi,

Dünyanın hemen her yerinde olduğu gibi Türkiye cezaevleri de eskiden beri hep sıkıntılı idi…

Ve de şu iddialar hep vardı:

- Cezaevi personelinin mahpuslara işkenceler uyguladığı,

- Mahpusların birbirlerine yönelik eziyetler yaptıkları,

- Çocuk mahpuslara yönelik tecavüzler!...

Yönetiminizde olan Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün olaylara bakış açısı değişmediği için maalesef iddialar aynen devam edecek gibi gözüküyor.

Sayın Genel Müdür,

Geçtiğimiz günlerde, taslak çalışmasında sizin de azim ve gayretlerinizin olduğu bir örtülü af yasası çıktı. Bu yasa ile hırsızlar, arsızlar, mafya babası katillerin salınmasına vesile oldunuz. Aynı yasa ile sizin gibi çocuğunu Ankara’da Samanyolu Okulları’ndan birine gönderdiği için cezaevine konulan insanları “Korona Virüs” ile baş başa bırakıp ölüme terk ettiniz!

Şimdi:

“Bu yasanın hazırlık çalışmalarında emeğim yok” diyemezsiniz,

“Bu yasayı AKP/MHP milletvekilleri hazırladı” deyip sıyrılamazsınız!...

Malumunuz olduğu üzere bu yasa ile İşyurtları Kurumu Yüksek Kurulu’na ilişkin değişiklikler yapıldı. Üyesi olduğunuz İş Yurtları Kurumu Yüksek Kurulu ile ilgili -hem de mali bir konuyla ilgili! - yasanın değiştirilmesinde AKP/MHP milletvekillerinin ne menfaati olabilir ki?!

Sorsanız, hiçbirisi İşyurtları Kurumu’nun adını bile duymamıştır…

Sayın Genel Müdür,

15 Temmuz 2016 ve sonrasında Cezaevleri Genel Müdürlüğü’nde ‘Personelden Sorumlu Genel Müdür Yardımcılığı’ yaptınız… Sorarım şimdi:

O dönemde, CTE personelinin fişlenip gerekçe bile gösterilmeden mesleklerinden edilmesi sürecinde rol aldınız mı, aldıysanız nasıl bir rol aldınız?

O tarih itibariyle 50.000’den fazla olan personelin sorumlusuydunuz.

Tasfiye listeleri hazırlanırken, cezaevi müdürlerine “FETÖ’cüleri ayıklayın” talimatlarını verdiğiniz iddia ediliyor…  Bu doğuysa, “cihat şuuru” ile mi hareket ediyordunuz?

Eğer öyleyse;

Bu tutumun Laik Türkiye Cumhuriyeti hukukundaki karşılığı nedir?

15 Temmuz 2016’da Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nden verilen talimatlarla işkenceler yapıldığı iddiaları vardı. Nitekim bir kısım cezaevlerinin merkezi kamera sistemleri ile izlenip, “Bunlara neden kötü davranmıyorsunuz, dövün bunları” denildiği de aktarılıyor…

Ve bu talimatların verilmesine ilişkin kararların alındığı toplantılarda siz de var mıydınız?

Kararlara iştirak ettiniz mi?

Personelden sorumlu genel müdür yardımcısı olarak size bağlı personelin işkence yapmalarına engel olmak için inisiyatif aldınız mı?

Sayın Genel Müdür,

- Yıllarca aynı adliyelerde, Bakanlık koridorlarında beraber mesai yaptığınız,

- Aynı lojmanlarda komşu olduğunuz,

- Anadolu tabiriyle “aranıza tuz ekmek girmiş”, “çocukları çocuklarınızın arkadaşı” hatta bir kısmı “aile dostlarınız” olmuş meslektaşlarınız… Bunlar “15 Temmuz”da askerlerden de önce gözaltına alındılar ve tutuklandılar…

Bu insanların fişlenmesinde sizin de katkınız oldu mu?

Hani Ankara’da “her birimden birilerinin gelip, fişleme listelerini güncellediği toplantılar” vardı ya… İşte o toplantılara siz de katıldınız mı?...

Bu insanlar -sizin de çok iyi bildiğiniz gibi! - tamamen hukuksuz olarak cezaevlerine doldurulmuş ve yargı yoluyla sizlere emanet edilmişti... İlk tutuklanan Yargıtay, Danıştay ve Anayasa mahkemesi ile eski ve o tarih itibariyle halen görevde olan bir kısım HSYK üyelerinin doğrudan “tek kişilik hücrelere” konulmasına ilişkin kararların alındığı toplantılarda siz hangi yönde oy kullandınız?

Dahası, 2016 Eylül’ünde Türkiye genelinde zaten ellerinizin altında olan meslektaşlarınızın bir kısmının sadece “başsavcılık, ağır ceza mahkemesi başkanlığı” veya “HSYK müfettişliği yaptığı” gerekçesi ile, bir kısmının ise hiç bir gerekçe gösterilmeden diğer meslektaşlarının koğuşlarından alınıp tek kişilik hücrelere konulmasına ilişkin kararların alındığı toplantılarda siz ne yönde oy kullandınız?

Bu soruya savcıların, hakimlerin, cezaevi müdürlerinin inisiyatifi olarak cevap veremezsiniz. Çünkü o gün tutuklu olan mahpuslar ve avukatları; bir kısım cezaevi idarecilerinden, bu şekilde hücrelere yerleştirme emirlerinin Bakanlık’tan yani Genel Müdürlük’ten geldiğini öğrenmişlerdi... Şimdi size sormak istiyorum;

Bir insan sadece

-Başsavcılık yaptı,

- Reislik yaptı diye,

- HSYK üyesi veya adayı oldu diye… o günden bu yana tek başına hücrede tutulabilir mi?

Ayrıca bu tecritler neden hala bitmiyor?!

Sayın Genel Müdür,

Çıkarılan özel af yasasından sonra cezaevlerinde kalabalıklaşmanın azalacağı, mahpuslar arasında sosyal mesafe oluşturulacağı gibi bir kısım söylemler vardı…

Peki Silivri’de neden hala 7 kişilik koğuşlarda 35-40 kişi kalıyor?

Af yasasından önce de bu insanlar 35-40 kişi kalıyordu, şimdi de aynı şekilde kalıyorlar. Bu insanlara özel bir husumetiniz mi var? Bir kamu görevlisi olarak, eski bir cumhuriyet savcısı olarak toplumun bir kesimine hassaten husumette bulunmaya hakkınız olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Sayın Genel Müdür,

Cezaevi istatistiklerini neden paylaşmıyorsunuz?

Sonuçta siz o cezaevlerini, toplumun vergileri ile yönetiyorsunuz ve vergi veren insanların yakınlarını o cezaevlerinde tutuyorsunuz… Neden toplumdan bilgi gizliyorsunuz?

Sayın Genel Müdür,

Özel af yasasından en çok etkilenecek kurumların açık cezaevi olacağını bilmek için cezaevi genel müdürü olmaya da gerek yok… Bunu bilmenize ve öngörmenize rağmen; geride kalan mahpusların yiyecek, içecek ve iaşelerinin temini için neden tedbirler almadınız/ aldırmadınız...?

İnsanlar bir hastalıkla mücadele ederken neden bir de aç bırakılıyor? İnsanları aç veya gıdasız bırakmak gibi bir hakkınız var mı?

Adalet Bakanlığı’nın bütçesinin büyük kısmını siz yönetiyorsunuz, Adalet Bakanlığının yedek ve esnek kasası olan İşyurtları Kurumu sizin emrinizde iken, bu kadar paraya rağmen mahpusları doyurmaktan aciz misiniz?

Yoksa bu insanları aç bırakmak için özel çaba mı sarf ediyorsunuz?

Sayın Genel Müdür,

Parası olan mahpusların kantinden alışveriş yapamadıklarına, yeterli ürün sağlanmadığına dair haberler günlerdir medyada yer alıyor...

Hadi, açık cezaevinin yemekhanesi tahliyeler nedeniyle rantabl çalışmıyor diyelim... İçerdeki kantinlere ne oldu?!..Türkiye genelinde yüzlerce milyon liranın döndüğü ülkenin en yaygın ve pahalı marketleri olan cezaevi kantinleri korona krizi sürecinde neden insanların ihtiyacını karşılamıyor? Ki, insanlar sizden lütuf da beklemiyor parası ile alışveriş yapmak istiyor.

İşyurtları sizin emrinizde iken neden hala çözüm üretmiyorsunuz?

Sayın Genel Müdür,

İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT)’nin 2016’dan bu yana raporları yayınlanmıyor…

Ancak Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, İnsan Hakları İzleme Örgütü, Uluslararası Af Örgütü gibi pek çok güvenilir sivil veya resmi kurum, Türkiye cezaevlerinde yaşanan işkence ve kötü muamele iddialarını, somut delilleri ile ve yöntemleri de göstererek raporlarına çoktan yansıttı bile…

Geleceğin hukukçu ve siyasetçileri Türkiye’nin bu gününü araştırırken yararlanacakları kaynaklar bu raporlar olacak. O gün soracaklar;

“Bu işkence ve kötü muameleler yapılırken cezaevlerinin yönetim kadrosunda kimler vardı?” diye… Sizin adınız -altın harflerle değil kara kalemlerle- altı çizilenler arasında yer alacak. İsminizi hayırla değil, nefretle okuyacaklar…

Buna eş ve çocuklarınızı hazırlıyor musunuz?

Bunlar iddia veya varsayım değil;

Almanya’nın, Arjantin’in… daha yakınlarda da Irak’ın, Libya’nın geçmişine şöyle bir göz atın, neler göreceksiniz neler!

Sayın Genel Müdür,

Çıkarılan “özel af yasası”ndan sonra cezaevlerinde bir hayli yer açılmış olmalı…

Bu yüzden insanların yüreklerini sızlatan, ciğerlerini yakan bir konuyu dile getirmek istiyorum:

Silivri‘de tutuklu bulunan eski meslektaşınız olan İbrahim Baytekin -tutuklandığı günden bu yana yıllar geçmesine rağmen- otistik çocuğunu görememiştir… Yine onun gibi ailesinden yüzlerce kilometre uzaktaki cezaevlerinde tutulan pek çok mahpusu artık ailelerine yakın bir yere nakletmeyecek misiniz?...

Yoksa onlara bir yatağı çok mu görüyorsunuz?...

Bu arada, suçsuz yere cezaevinde tutulan birçok insanın ve hatta meslektaşlarınızın eşleri, çocukları ziyaret yolunda vefat ettiler… O vefatlar nedeniyle sizin eş ve çocuklarınız gözünüzün önüne hiç mi gelmedi?



Sayın Genel Müdür,

Görüyorsunuz, sorular zor değil… Cevapları “evet” veya “hayır“ ile karşılanabilir.

İzahata bile gerek yok… Ancak cevabını çok merak ettiğim özel bir soru var. Gelecekte size sorulması kesin olan bu ve benzeri sorularla muhatap olmak yerine, neden o makamdan ayrılmayı düşünmüyorsunuz?

Cezaevleri ki özellikle darbe dönemlerinin en sıkıntılı yerleridir. Bu sıkıntıya, ölümlere, acı ve gözyaşlarına şahit olmaya, hatta sebep olmaya neden katlanıyorsunuz ki?!

Siz daha önce Cumhuriyet Savcısı kadrosundaydınız ve birinci sınıfsınız, evet bugün aynı zamanda Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürüsünüz… ancak diğer devlet kurumlarından farklı olarak genel müdürlüğün size ekonomik hiçbir ekstra faydası yok.

İşyurtları Yüksek Kurulu toplantısına katılıp her sene milyarlarca lira paranın harcanmasına imza atıyorsunuz, oradan huzur hakkı bile almıyorsunuz. Sadece makam için insanları yaşatmakla yükümlü iken onları “korona” ile baş başa bırakıp ölümlerine sebep olmak gibi ağır bir sorumluluğa katlanmak niye?... Akıl almıyor!

Ayrıca adliyeye dönebilirsiniz, bu ülkede savcılık hiç de kötü bir meslek değil! Veya Adalet Bakanlığı’nda “hukuk işleri”nde, ceza işleri genel müdürlüklerinde de görev alabilirsiniz… avukat bile olabilirsiniz. Neden bu makamda ısrarcısınız?

Amerika’nın Irak’ta bulunan Ebu Garib cezaevindeki işkencecilerin sahip olduğu duygulara mı sahipsiniz? Yoksa o “cihat aşkı” ile ihtiyar, kadın çocuk demeden insanların canlarını mubah sayanlardan mısınız?

Sayın Genel Müdür,

Size sorduğum sorulara dikkat ederseniz, çoğu “şimdiki zaman” kipindeydi. Ama bir gün bu soruları “geçmiş zaman“ kipinde size soracaklardır. Size tavsiyem o koltukta insan haklarını ve özellikle yaşam hakkını gözeterek oturmanız…

Yoksa kader sizin için keder olacaktır, çünkü tarih ders almayanlar için tekerrürlerden ibarettir...

[Ramazan Faruk Güzel] 19.5.2020 [https://www.patreon.com/rfguzel]

Türkiye döviz kaynaklarını neden kurutuyor?

Uluslararası finans platformları, TL işlemlerini neden askıya aldı? Bunun Türkiye ekonomisine faturası ne olacak? Ankara, üç yabancı bankaya koyduğu yasağı neden kaldırdı? Erdal Sağlam, DW Türkçe için yazdı.

19 Mayıs 2020 Salı 12:52

Türkiye'nin ekonomi yönetimi, kurlardaki artışı önlemek için dövize olan talebi, piyasaya aykırı yöntemlerle frenlemeye çalışıyor. Türkiye’den döviz çıkışını sağlayan mekanizmaları tıkarken; bu mekanizmaların çift taraflı işlediğini, yani ihtiyaç duyduğu dövizi eskisi kadar rahat temin edemeyeceği gerçeğini göz ardı ediyor.

Sermaye hareketlerinin gerçekleştiği iki büyük iletişim platformu Clearstream Banking ve Euroclear Bank, 18 Mayıs itibariyle TL cinsinden işlemleri askıya aldıklarını açıkladılar. Askıya alma işlemi, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun (BDDK), TL yükümlülüklerini zamanında yerine getirmedikleri gerekçesiyle, üç büyük uluslararası bankaya işlem yasağı koymasından sonra geldi. Bankacılar, takas işlevi gören platformların TL işlemlerini askıya alma kararını, uluslararası bankaların tepkisi üzerine aldığı görüşündeler.

Türkiye bu sisteme AKP ile girdi

Bankacılar işlemlerin resmi takas odaları yanında bu platformlar kanalıyla da yapıldığını, daha kolay sermaye girişi için Türkiye'nin bu sisteme 2013-14'te, yani AKP iktidarında girdiğini hatırlatıyor. Bazı fonlar ve International Finance Corporation (IFC) gibi, TL bazında tahvil çıkarıp Türkiye'deki bankalara dış kaynak sağlayan uluslararası kurumlar bu platformları kullanıyorlar. Bu tür işlemlerde birkaç gün için yükümlülüklerin kapanamamasının işin doğasında olduğunu kaydeden bankacılar, “Normal işleyişte, işlemlerde iki taraf tamamlanana kadar bir süre beklenir, zamanında kapanamama sorunu işleyiş içinde çözülür, sorun edilmez” görüşünde.

Dolayısıyla BDDK’nın TL yükümlülüklerini bir akşam kapatamadığı için üç büyük bankaya koyduğu yasağın, sistemin işleyişine aykırı bir karar olduğu görüşü hâkim. BDDK’nın kurlardaki yükselişin önlemediği günlerde üç büyük bankaya TL yasağını telaşla getirdiğini kaydeden bankacılar, “Manipülasyon yapıyorlar” gibi çok sert itham ettikleri bankalara, 3 gün sonra yasağı kaldırmalarının da telaşın göstergesi olduğunu belirttiler.

Ekonomi yönetiminin, BDDK'ya tepki olarak TL işlemlerini askıya alan bu kuruluşlara tepki vermediği gözleniyor. Öyle anlaşılıyor ki; eksi rezerve düştüğü bu günlerde, dövize talep yaratacak tüm yolların kapanması ekonomi yönetiminin işine geliyor. Bence ekonomi yönetimi ihtiyaç duyduğunda bu kanalların eskisi gibi açılacağının hesabını yapıyor.

Dış kaynak olmadan büyümek imkânsız

İki uluslararası kuruluşun TL işlemlerini askıya alması, gündelik işleyiş içerisinde çok önemli etki yaratmayacak bir karar olabilir. Ancak sembolik değerinin, ekonomi yönetiminin sandığından, çok daha büyük olduğunu söylememiz gerekiyor.

Her şeyden önce Türkiye’nin durumunu bir kez daha hatırlatmak gerekiyor. Türkiye iç tasarrufları kıt, buna karşılık büyüme ve yatırım hırsı yüksek bir ülke. Büyümek için dış kaynağa ihtiyaç duyacağı kesin.

Zaten kırılgan ekonominin dengeleri koronavirüs salgının etkileriyle iyice hassaslaştı; bu arada faiz ve kur baskısı nedeniyle, ekonomi yönetimi döviz rezervlerini hovardaca harcadığı için dış kaynak sorunu aciliyet kazandı. Döviz kaynağı sağlayamadığı için kurlardaki hareketi önleyemeyen ekonomi yönetimi, swap kısıtlamaları da yetmeyince, yabancıların çıkışını önlemek adına yasakları artırdı ve bu noktaya gelindi.

Unutulmaması gereken başka bir husus da Türkiye’nin küresel sisteme entegre olabilmek için, 1980’lerden buyana kaydettiği önemli aşamanın, yanlış kararlarla heba edilmesi tehlikesi. Türkiye'ye 30 yılı aşkın süredir ciddi kaynak akışı sağlayan, bu yolla ekonomiyi büyüten kambiyo rejimi, konvertibilite ve sermaye hareketlerinin serbestliği yapılan yanlışlarla erozyona uğruyor. Türkiye son dönemde alınan bu kararlarla “ekonomide içine kapanan bir ülke” algısı yaratmaya başladı.

Çiller hükümetinin yaptığı hata unutulmamalı

Türkiye’nin serbestleştirdiği sermaye hareketleri, şimdiye kadar hep kendi lehine işledi. Serbestlik aynı zamanda ekonomide gerekli olanların mecburen yapıldığı bir uygulamayı beraberinde getiriyor. Türkiye faiz ve kurların sabit tutulduğu 1980 öncesinde de sık sık tıkanma yaşadı, her sıkıştığında çift haneli devalüasyonlara mecbur kaldı. Ayrıca o dönem, hala dışarıda kalındığında idare edilebilecek bir küresel sistem vardı. Artık ülkelerin, özellikle tasarrufu düşük bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin büyümek için bu sisteme girmeleri şart. Burada eleştirilmesi gereken asıl unsur; yıllardır yüklü dış kaynak kullanılıp yüksek katma değer yaratacak bir ekonomik yapının hala kurulamamış, inşaat gibi popülist yatırımlara harcanmış olması.

Böyle bir konjonktürde ekonomi yönetiminin içine kapanan bir ülke algısı yaratacak kararlar almasının bilinçli bir tercih olup olmadığı ise şimdilik bilinmiyor. Mevcut üretim yapısıyla ve tasarruf hacmiyle, dış kaynak olmadan Türkiye’nin önemli büyüme oranlarına ulaşması mümkün değil. O nedenle siyasi tercihin, ekonomide içine kapanan bir ülkeye dönüşmek olduğunu sanmıyorum. Demokrasiden uzaklaşma, temel haklar, ifade ve basın özgürlüğünün kısıtlanması, yargı bağımsızlığını kaybolması gibi siyasi tercihlere bakıldığında, ekonomik olarak da böyle bir tercihin geleceğini söyleyenler olacaktır. Ancak Türkiye’nin bu tercihi yapması, popülist liderler ve seçimler öncesi artacak büyüme hırsları nedeniyle çok zor görünüyor.

Özetle; ekonomi yönetimi büyük ihtimalle şimdi tıkadığı mekanizmaları istediğinde yeniden devreye sokacağını tahmin ediyor. Ancak bu alanda da; "Güven vermek zordur; zaman ve emek ister ama güveni kaybetmek kolaydır” sözü geçerli. Geçmişte Çiller hükümetinin yarattığı güven kaybının ardından, yeniden güven sağlamanın yıllar aldığını; halkın büyük faturalar ödemek zorunda kaldığını kimse unutmamalı.

*Bu yazı Deutsche Welle Türkçe'den alınmıştır.

[Haberdar.com] 19.5.2020

Financial Times: Swap reddinin nedeni Erdoğan’ın Merkez’e müdahalesi

Ekonomik kriz içerisinde olan Türkiye’de koronavirüs salgını sonrası Merkez Bankası’nın rezervleri 20 milyar dolar eridi.

19 Mayıs 2020 Salı 12:58

AKP hükümeti, koronavirüs salgınının yarattığı likidite sorununun hafifletilmesi için çözüm arayışında. Bu nedenle hükümet, yabancı ülkelerin merkez bankalarının swap hattına dahil olmaya çalışıyor. Ancak başta ABD Merkez Bankası (Fed) olmak üzere çok sayıda ülkede Ankara’nın bu talebine kapılarını tek tek kapatıyor.

İngiliz ekonomi gazetesi Financial Times’da (FT), Fed’in Türkiye’ye swap hattı açmamasının nedenine ilişkin bir iddia yer aldı. FT’ye göre Fed’in Türkiye’nin talebinin reddetmesinin arkasında Merkez Bankası’nın bağımsız olmaması var. Gazeteye göre bu reddin nedeni: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye Merkez Bankası’nın işleyişine karışması.

FT haberinde “Görünen o ki, Türkiye, Merkez Bankası’nın işleyişine Erdoğan'ın karışmasına izin vererek, Fed'in güçlü para politikası şartına uymadı” denildi. 

Haberde Fed’in Brezilya, Meksika, Güney Kore ve Singapur'un da aralarında bulunduğu 14 ülkenin Merkez Bankası’yla geçici swap anlaşması yapıldığına dikkat çekildi. Akabinde de “Ancak Fed, Türkiye, Güney Afrika, Nijerya ve Endonezya gibi ağır dolar kaynaklı finansal ihtiyaçları bulunan ülkelere hatlarını kapatarak onları açıkta bıraktı” denildi.

Haberde “Yüklü tahvil ve dış borç ödemesiyle Türkiye, bu yıl en çok zorlanan gelişmekte olan ülke olacak” ifadeleri yer aldı.

Uluslararası Finans Enstitüsü verilerine göre, Türkiye bu yılki 22.7 milyar dolarlık devlet ve şirket tahvili ile dış borç ödemesi nedeniyle en çok zorlanacak gelişmekte olan ülkelerin başında geliyor.

Piyasa uzmanları, Türkiye'nin dış finansman ihtiyacını karşılamak için önündeki en önemli seçenekler arasında swap anlaşmasıyla sağlanacak kaynak olduğuna dikkat çekiyor.

Türkiye'nin swap anlaşmasına dahil olması halinde, dolar likiditesinin artırılabileceği ve 7,26'yı aşarak tüm zamanların en yüksek düzeyine ulaşan Dolar/TL kuru üzerindeki satış baskısını da hafifletebileceği belirtiliyor.

Döviz rezervlerindeki azalış nedeniyle nakit sıkıntısı ve yüksek borç yükümlülükleri ile karşı karşıya olan Türkiye, Fed dolar swap hattına dahil olmak için başvuruda bulunmuştu. 

Fed, mart ayında koronavirüs salgınıyla mücadele için daha önce swap imkânı sağladığı ülkelere ek olarak Brezilya, Yeni Zelanda ve Güney Kore ile de swap hattı kurmuştu. Ancak swap anlaşması olan ülkeler arasında Türkiye yer almadı.

[Haberdar.com] 19.5.2020

Rapor: Şehir hastanelerinde işletmeci batarsa sağlık sistemi çökebilir

Rapor hazırlayan Uluslararası Şeffaflık Derneği, Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) modeliyle yapılan şehir hastanelerinin normalden fazla maliyet çıkardığını, ihale koşullarının da hukuk devleti ilkelerine ve demokrasiye aykırı olduğunu belirtti.

19 Mayıs 2020 Salı 15:19

Derneğin ‘Şehir Hastaneleri’ raporunda birçok projenin yaklaşık maliyeti paylaşılırken, KÖİ sözleşme tutarında Türkiye’nin dünyada dördüncü sırada bulunduğu, 135 milyar dolarlık sözleşme tutarının yüzde 84’ünün 2008 sonrasına ait olduğu belirtildi.

KÖİ kapsamında imzalanan sözleşmelerin özel hukuk hükümlerine tabi olduğu, Kamu İhale Kanunu’na tabi olmadığını kaydedildi.

‘Yüzde 173 daha maliyetli yapıldı’

Şehir hastanelerinin ortaya çıkan maliyetinin, klasik kamu ihale yöntemlerine göre çok daha yüksek olduğu belirtilen raporda, buna örnek olarak Ankara’daki Bilkent Şehir Hastanesi klasik ihale yöntemlerine göre yüzde 173 daha maliyetli olmasını gösterdi.

Raporda ihaleyi alan şirketlere tekelleşme fırsatı verildiği ve şirketlerin batması durumunda bütün sağlık sisteminin çökebileceği belirtilirken, buna örnek olarak aynı modeli uygulayan ve maliyetlerin üç katına çıktığı Britanya gösteriliyor.

İki şirket yüzde 54’e sahip

Rapora göre sağlık sektörü KÖİ ihalelerinde, toplam yatak sayısının yüzde 28.95’ine sahip olan Rönesans Holding, altı hastanenin ihalesini kazanarak toplam yatırım tutarının yüzde 34.64’ünü elinde bulunduruyor.

İtalyan Astaldi Spa-Türkerler ortaklığı yatak sayısının yüzde 22.36’sını ve yatırım tutarının yüzde 19.25’ini elinde bulunduruyor.

Sadece iki şirket toplam yatak sayısının yüzde 51.31’ine sahipken toplam yatırım tutarının yüzde 53.89’unu elinde tutuyor.

Şehir hastanelerinin şehir merkezine uzaklığı ve taksi ücreti de çalışmada yer alırken, Bursa Şehir Hastanesi merkeze 60 dakika uzaklıkla ilk sırada. Buraya ulaşımda taksi ücreti ise 150 lira. Ankara Bilkent Şehir Hastanesi de merkeze 60 dakika uzakta olurken, taksi parası 110 lira. Merkeze en yakın şehir hastanesi 10 dakikayla Yozgat Şehir Hastanesi.

Yeni hastanelere 80 milyar lira

Sağlık Bakanlığı’nın Ağustos 2019 verisine göre sözleşmesi imzalanan 20 şehir hastanesi bulunurken, 10 tanesi halen yapım aşamasında.

20 sağlık tesisinin yapılması için belirlenen yatırım tutarı 11 milyar 543 milyon 634 bin 45 dolar.

11.5 milyar dolarlık yatırım aracılığıyla 29 bin 265 adet yatak kapasiteli yeni hastane inşa edilmiş olacak.

Mayıs itibariyle İstanbul İkitelli, Adana, Isparta, Yozgat, Kayseri, Manisa,Elazığ, Mersin, Ankara Bilkent, Eskişehir ve Bursa olmak üzere toplam 11 şehir hastanesi hizmet verirken, bu yılın sonuna kadar da Ankara Etlik, Konya Karatay, Gaziantep, Tekirdağ, Kütahya, Kocaeli, İzmir Bayraklı şehir hastanelerinin hizmete açılması planlanıyor.

2021 yılı içinde fizik tedavi ve rehabilitasyon, psikiyatri ve yüksek güvenlikli adli psikiyatri hastaneleri ve Şanlıurfa Sağlık Kampüsü’nün açılması hedefleniyor.

Sağlık Bakanlığı hastanelere görüntüleme, laboratuvar, sterlizasyon ve dezenfeksiyon ile rehabilitasyon gibi tıbbi destek hizmetleri sunarken, bu hizmetler için yüzde 70 doluluk garantisi verildi.

Kira ödemeleri bütçeden

6428 sayılı Kanun’a göre, şehir hastanelerinin kira ödemeleri şehir hastanelerinin döner sermayeleri tarafından karşılanması gerekirkne, 12 Kasım 2019 tarihli Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, KÖİ modeliyle yapılacak şehir hastanelerinin artık genel bütçeden karşılanarak yapılacağını berlirtmişti.

Derneğin raporuna gör, Cumhurbaşkanlığı 2020 programında KÖİ çerçevesinde tamamlanıp hizmete alınan şehir hastanelerinin cari giderlerini karşılamak üzere 4.8 milyar lira, bina kullanım ve zorunlu hizmetler içinse 5.7 milyar lira olmak üzere toplamda 10.5 milyar lira harcama yapılmasını planlandı.

Bütçenin beşte biri

Bu yıl şehir hastaneleri için tahsis edilen ödeneklerin toplamı 58.9 milyar liralık bakanlık bütçesinin neredeyse yüzde 20’sini oluştururken, ‘ticari sır’ olması nedeniyle sözleşme ve kira bedelleri kamuoyuyla paylaşılmıyor. Ancak Kalkınma Bakanlığı öngörülerine göre 10.6 milyar dolarlık sözleşme karşılığında 30.3 milyar dolar kira ödenecek.

Sağlık Bakanlığı Bütçe Giderlerinin Fonksiyonel Sınıflandırılması Tablosu’na göre, 2017 yılının son üç ayında 310 milyon 331 bin lira kira ve hizmet bedeli ödenirken, 2018’de bu rakam 2 milyar 200 milyon lira. 2019’da ödenen kira ve hizmet bedeli neredeyse üç kat artarak 5 milyar lirayı geçerken, 2020’nin ilk üç ayında bu tutar 1 milyar 465 milyon lira.

‘Kişi başı yatak sayısı artmıyor’

Rapora göre, OECD ülkelerinde 10 bin kişiye düşen yatak sayısı ortalaması 49 olurken, Türkiye geneli ise 26. Bu sayının şehir hastaneleri ile 30’un üzerine çıkarılması hedefleniyor.

Rapora göre, Yüksek Planlama Kurulu ‘yapılacak hastanedeki yatak sayısı kadar mevcut hastanelerden azaltılması ya da mevcut hastanelerin kapatılması kaydıyla’ şehir hastanelerinin açılmasına izin verdiği için herhangi bir kapasite artışı meydana gelmedi.

Etlik ve Bilkent Şehir Hastaneleri’nin toplam yatak sayısı 7 bin 370 yatak iken bu hastanelerin açılması nedeniyle Ankara’nın belirli bölgelerinde kapatılacak hastanelerde ise toplamda 6 bin 590 yatak bulunuyor.

‘Kriz öncesi görünümde’

Türkiye’de şehir hastanelerine verilen Hazine garantilerinin yarattığı borç büyüklüğü, hastanelerin geliri lirayken ödemelerin dövizle yapılması ve uzun vadede kamu maliyesine vereceği zarar, KÖİ projelerini ve sağlık kamu hizmetinin dönüşüm modelini savunan IMF tarafından da dile getirilmiş, Türkiye’nin Portekiz’in kriz öncesi görünümünde olduğu belirtilmişti.

Avrupa Yatırım Bankası verilerine göre, KÖİ yatırımları klasik devlet ihale yöntemlerine göre yüzde 24 daha pahalı olurken, bu yöntem için alınan krediler ise devlet borçlanmasına göre yüzde 83 daha pahalıdır.

Kocaeli Şehir Hastanesi ve İzmir Bayraklı Şehir Hastanesi için yüzde 50 KDV indirimi ve yüzde 15 yatırıma katkı payı yapılırken, rapor göre yalnızca 2018 bütçesine ‘şehir hastaneleri’ kullanım ve değişken hizmet bedeli için konulan 2.6 milyar lira ile 150 yataklı tam teşekküllü 64 hastane yaptırılabiliyor.

[Haberdar.com] 19.5.2020

AB'nin Mali Diyalog toplantısında Türkiye'ye çağrıları: 'İstihdamı korumak için önlemler alın'

AB ile Batı Balkanlar ülkeleri ve Türkiye arasında yapılan Mali Diyalog toplantısında Türkiye'ye şu çağrılar yapıldı;

19 Mayıs 2020 Salı 15:50

İşsizliğin etkilerini azaltmak için, hanelere ve şirketlere sermaye aktarımını şeffaf bir şekilde yapın.

Büyümeyi destekleyen kamu harcamalarını 2020 bütçe planlarında ve orta vadede artırın.

Kamu maliyesinin orta vadeli sürdürülebilirliği için, orta vadede tek seferlik ya da orta vadeli önlemlerin kullanımını azaltmak adına bir çıkış stratejisi belirleyin.

Bütçe şeffaflığını ve hesap verebilirliğini artırmak ve daha üretken harcamaya alan açmak için, harcama değerlendirmeleri yapın ve planlandığı gibi performans bütçelemesi uygulayın.

Varlık Fonu'nun düzenli denetleme raporlarını yayımlayın.

Genel hükümet bütçesindeki alt sektör harcamalarının yıllıktan daha sık yayımlanması için hazırlık yapın.

Merkez Bankası'nın kendi inisiyatifiyle, enflasyonu genel anlamda hedefle uyumlu olarak baskı altına almak, enflasyon beklentilerini düşürmek, yerel para birimine güveni ve yatırımcı güvenini artırmak ve özellikle de Covid 19 salgınıyla artan küresel risk ortamında uygun para politikaları belirleyin.

Bankacılık sektörüne likidite sağlamak ve özel sektöre kredi akışı için alınan önlemlerde şeffaflığı sağlayın.

Varlık kalitesi anketleri yaparak bankacılık sektörüne güveni artırın.

İş ortamını daha da geliştirme amacıyla, hukukun üstünlüğünü ve düzenleyici kurumları daha da güçlendirin, ilgili yeni yasal düzenlemelerde iş örgütleriyle ve sosyal paydaşlarla danışma mekanizmalarını geliştirin.

Covid-19 salgınının etkilerini azaltmak için, ekonomik toparlanmada güçlü potansiyeli olan sektörlerde, devlet yardımlarında şeffaf bir şekilde küçük ve orta ölçekli işletmeleri hedefleyin.

İflastan kaçınmaları için yaşatılabilir işletmelere yardımcı olmak adına ek önlemler uygulayın.

Sosyal korumayı genişletin ve kayıtdışı sektörleri kayıt altına almak için işletmelere ve çalışanlara teşvikler getirin.

Kısa vadeli çalışma planı ve diğer esnek istihdam planlarıyla istihdamı korumak için önlemler alın.

Yakın dönemde işlerini kaybedenler için eğitim programları başlatın. İşsizler, yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altında olanlara yeterli gelir desteği ve sosyal yardımda bulunulduğundan emin olun.

[Haberdar.com] 19.5.2020

Araştırma: AKP’li gençlerin yarısı yurtdışında yaşamak istiyor

Sosyal Demokrasi Vakfı (SODEV), Gençlik Araştırması Raporu’nu kamuoyuyla paylaştı. Rapora göre, Türkiye’de gençlerin yüzde 62,5’i eğer imkan olsa yurtdışında yaşamak istediğini belirtiyor. AKP'li gençlerde bu oran yüzde 47'yken, CHP’ye oy verenlerde yüzde 74,4.

KRONOS -19 Mayıs 2020

Sosyal Demokrasi Vakfı SODEV, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı vesilesiyle Türkiye’nin farklı bölgelerinde, farklı sosyo-ekonomik profillerine sahip gençlerin temel sorun alanları ve beklentilerini ölçen Gençlik Araştırması Raporu’nu kamuoyuyla paylaştı.

AKP’Lİ GENÇLERİN YARISI YURTDIŞINDA YAŞAMAK İSTİYOR

Araştırmaya göre Türkiye’de gençlerin yüzde 62,5’i eğer imkan olsa yurtdışına yerleşip orada yaşamak istediğini belirtiyor. AKP’li gençlerde bu oran yüzde 47’yken CHP’ye oy veren gençlerde yüzde 74,4’e, İyi Parti’ye oy verenlerde yüzde 68,8, henüz oy kullanmayanlarda yine yüzde 68,8, MHP’li gençlerde yüzde 68,6’ya yükseliyor. Araştırmada bu oranlarla ilgili şu ifadeler kaydedildi: “İşsizlik, eğitim olanakları ve tüm eşitsizlikler, kendilerini ifade etme özgürlüklerine verdikleri önem düşünüldüğünde bu şaşırtıcı olmayan bir veri. Gençlerin oy verdikleri siyasi partilere göre yurtdışında yaşama tercihlerini karşılaştırdığımızda, kendi oy verdikleri partinin yıllardır iktidarda olmasına rağmen, AK Partili gençlerin dahi neredeyse yarısının eğer imkanı olsaydı yurtdışında yaşamak istediğini görüyoruz.”

GENÇLER ÖZGÜRLÜĞÜ ÖNEMSİYOR

Araştırmanın öne çıkan bir noktası ise, gençlerin “özgürlükleri” önem sıralamasında öncelik vermesi. Gençlerin yüzde 68,3’ü için ‘düşüncelerinizi özgürce ifade edebilmek’ birincil öncelik iken, yüzde 52’si ise başkalarının düşüncelerini özgürce ifade edebilmelerini önemsiyor. Özgürlük konusunda hassasiyet CHP seçmeni arasında daha yüksek iken, dini değerlerin önceliği daha alt sırada.

HDP’li GENÇLERİN YÜZDE 75’İ SOSYAL MEDYADA KENDİNİ ÖZGÜRCE İFADE EDEMİYOR

Araştırmada yer alan verilere göre Türkiye genelinde gençlerin yüzde 25’i sosyal medyada kendilerini özgürce ifade edemediklerini düşünüyor. Bu oran özellikle HDP’li, CHP’li ve İyi Partili seçmenlerde çok daha yüksek oranlarda seyrediyor. Örneğin, HDP’ye oy veren gençlerin yüzde 72,7’si, sosyal medyada düşüncelerini özgürce ifade edemediğini düşünüyor.

GENÇLERİN YÜZDE 40’I ÜNİVERSİTELERİN YETERLİ DONANIM SAĞLADIĞINI DÜŞÜNMÜYOR

Araştırmaya katılan gençlerin yüzde 40,8’i Türkiye’de üniversitelerin iş bulmak için yeterli donanım sağladığını düşünmüyor. Bu oran HDP seçmeni gençlerde yüzde 72,8’e, İyi Parti’li seçmende yüzde 56,4’e, CHP’li seçmen gençlerde yüzde 49,5’e, MHP’li seçmende yüzde 48,5’e çıkıyor.

HDP’YE OY VEREN GENÇLER ARASINDA EKONOMİK BAĞIMLILIK DAHA YÜKSEK

Öte yandan söz konusu raporda HDP’ye oy veren gençlerin ekonomik bağımlılık oranının daha yüksek olduğu kaydedildi. Raporda yer alan ifadeler şu şekilde: “Katılımcıların yüzde 69,2’si ekonomik anlamda bağımsızlığını kazanmamıştır. Özellikle Bölgesel eşitsizlikler ve işsizlik oranları ile paralel olarak, HDP’ye oy veren gençler arasında ekonomik bağımlılığın daha yüksek olduğu görülmektedir. Katılımcıların yüzde 61,7’si öğrenci, yüzde 19’u çalışandır. yüzde 10,7’si iş aradığını, yüzde 7,3’ü iş aramaktan vazgeçtiğini, yüzde 3,3’ü ise ev kadını olduğunu ifade etmiştir. Yani aslında diğer seçeneğini dışarıda bırakırsak, gençlerin yüzde 32’sinin herhangi bir eğitim kurumu ile ilişkisi olmadığı gibi, herhangi bir istihdam ilişkisi de yoktur. Ne yazık ki, Türkiye OECD’nin ne istihdamda ne eğitimde (NİNE) gençlik olarak adlandırdığı kategorinin en yüksek olduğu ülkelerden biridir.”

GENÇLERİN YÜZDE 32’Sİ YÜZDE NE EĞİTİMDE NE İSTİHDAMDA

Rapora göre katılımcıların %61,7’si öğrenci, %19’u çalışandır. %10,7’si iş aradığını, %7,3’ü iş aramaktan vaz geçtiğini, %3,3’ü ise ev kadını olduğunu ifade etmiş. Yani aslında gençlerin %32’sinin herhangi bir eğitim kurumu ile ilişkisi olmadığı gibi, herhangi bir istihdam ilişkisi de yok. Raporda Türkiye OECD’nin ne istihdamda ne eğitimde (NİNE) gençlik olarak adlandırdığı kategorinin en yüksek olduğu ülkelerden biri olduğu ifade ediliyor.

[Kronos.News] 19.5.2020

Ölüm orucundaki avukat Aytaç Ünsal’ın mektubu: “Sana kendimi anlatmak istedim”

Aytaç Ünsal, avukat eşine yazdığı mektubunda bir hakim annenin tek evladı olarak Anadolu’da geçirdiği yılları, gördüğü haksızlıkları ve mücadelesini anlattı.

BOLD – Halkın Hukuk Bürosu avukatlarından Aytaç Ünsal, Burhaniye T Tipi Cezaevinde tutuklu durumda. Açlık grevi ve ardından geçtiği ölüm orucunun 100. günü geride kaldı. Aytaç Ünsal, kendisi gibi avukat olan eşi Didem Baydar Ünsal’a bir mektup yazdı. Aytaç Ünsal, mektubunda bir hakim annenin evladı olarak çocukluğundan beri Hatay’dan başlayarak Anadolu’nun farklı yerlerinde gördüğü haksızlıkları anlattı ve haksızlığa uğrayan halkını savunma hakkının elinden alınmaması için ölüm orucuna başladığını söyledi.

AYTAÇ ÜNSAL’IN MEKTUBU

“Sana bu
mektubu
içine yüreğimden başka bir şey katmadan
yolluyorum”
Nazım Hikmet

Merhaba!

Nasılsın? Sana kendimi anlatmak istedim. Ölüm orucunda olan bir avukatı tanımak istersin diye düşündüm. Bu hikayenin içinde bir avukatın ölüme yürüyüşünün nedenleri vardır. Ve aslında bu hepimizin hikayesidir.

Memur bir ailenin tek oğluyum aynı zamanda tek çocuğuyum. Memur çocuğu olmak demek bir yandan hiçbir yerden olmamak bir yandan Anadolu olmak demektir. Çünkü doğduğun yer farklıdır, büyüdüğün ve kendini bildiğin yer farklıdır. Benim için de böyle oldu.

Annem Denizli Acıpayam babam Adana Kozanlıdır. Ama ben Antakya’da Arap bir ebe eşliğinde dünyaya geldim. Hakime bir annenin oğluyum. Yargı mekanizmasına vakıf olmak insana çocukluktan beri hak, hukuk ve adaleti öğretiyordur gibi düşünülebilir. Oysa benim çocukluktan itibaren adaletsizliği tanımamı sağlamıştır. Çocukluğumda bile sınıfsal farkları gözümün önünde somutlamıştır. Babam ise orman mühendisiydi. Birçok kez Orman Müdürlüklerinin lojmanlarında kaldık.

Antakya’da çok küçüktüm. Ama halkın hayatı tüm çıplaklığıyla karşımdaydı. Kaldığımız lojmanda zaman zaman Zeliha isminde genç bir kız bana bakmaya geliyordu. Bana bakarak, anneme yardım ederek para kazanıyordu. Nusayri yoksul bir ailenin kızıydı. Güzel bir Arap şivesiyle Türkçe konuşuyordu. Kendisi hayatı henüz tanımayan Zeliha benimle birlikte yaşamı öğreniyordu. Ve Zeliha’nın annemin eski kıyafetlerini giymek zorunda kalan yoksulluğuna tanık oldum.

Bizimle aynı binada oturan bir orman işçisinin oğlu vardı. Adı Mustafa. Benimle yaşıt ama benim gibi değil. Çünkü ben etrafımda kimse olmadan sokağa çıkamam ama Mustafa sokaklardadır. Benim üç tekerlekli bisikletim vardır ama Mustafa taşlı yollarda koşar. Ve yalın ayaktır. Benim gibi yeni spor ayakkabıları yoktur. Ve Mustafa benden farklı olarak hep açtır. Yalın ayak taşlı yollarda koşturan 4-5 yaşlarındaki bir çocuğun açlığına orada tanık oldum. Ve haşlanmış yumurtalarımı düzenli olarak onunla paylaşmayı ilk kez orada öğrendim.

Bir sonraki durağımız Çanakkale’nin küçük ve sevimli ilçesi Bayramiç’ti. Vatanın cennet haliydi Bayramiç. Tıpkı Antakya gibi Anadolu’nun zenginliğiydi. Çingene halkıyla Türk halkı iç içe yaşıyordu. Burada da benimle ilgilenen, eve temizliğe yardım eden genç bir kız vardı. Bu sefer adı Berna’ydı. Ve bu kez Nusayri değil ama Çingene’ydi. Ama aynı yoksulluk ama aynı emekçilikti. Bu kez oyun arkadaşım ise Türk Sünni İslamcı bir ailenin oğlu İsmail’di. Sık sık ziyaret ettiğim başka arkadaşlarım da vardı. Orman İşletme’de çalışan işçiler bazı öğle aralarında barınaklarının yanına mangal kurup “boklu balık” yaparlardı. Çanakkaleliler içi temizlenmeden pişirilen sardalya balığına bu adı verirler. Tabii mangalın kurulduğunu beş duyumla tespit ettikten sonra kasap önünde dolaşan kediler gibi etraflarında dolanmaya başlardım. Fark edip hemen yanlarına çağırırlardı. Ve bir süre sonra bu mütevazı mangal partisinin bir üyesi haline gelmiştim. Doğallığı, içtenliği, sıcaklığı, o insanlar arasında tanıdım.

Çanakkale’den sonra İç Ege’ye doğru yola çıktık. Uşak’taydık. Artık ilkokula da başlamıştım. Ve tanıklıklarım artarak devam etti. İlkokulda bizim gibi bürokrat devlet memuru çocuklarının nasıl kayırıldığını bizzat yaşadım. En yakın arkadaşım Yavuz isminde Konyalı bir işçi çocuğuydu. Okulun büyük çoğunluğu bu işçi ve çiftçi çocuklarından oluşuyordu. Onlarla aynıydık ama bir yandan da birbirimiz gibi değildik. Başka bir sınıfta okuyan Mehmet diye bir arkadaşım vardı. Önlüğü yamalıydı. Yakası kız öğrencilerinin yakasına benziyordu. Ailesinden harçlık alamadığı için teneffüslerde simit alamıyordu. Bunu görünce eve dönünce anneme ağlamıştım. Ve sormuştum “Neden? Neden o öyle?”. Çünkü bu yaşadıklarım annemin bana okuduğu Diyet, Gönen gibi Ömer Seyfettin hikayelerindeki hak ölçülerine uymuyordu.

Annem de açıklamaya çalışıyordu. Ve “sen de ona simit ayran alabilirsin” diye tavsiyede bulunuyordu. Bir gün okulun serseri çocuklarından biri Mehmet’i aşağılamaya ve ona sataşmaya başladı. Deliye döndüm. Çocuğun üzerine atılıp yere düşürdüm ve tekmelemeye başladım. Mehmet’in yaşadıklarının hesabını soruyordum sanki. Durmuyordum, öfkemi boşaltıyordum. Zor aldılar çocuğu elimden. Sonra öğretmenim sınıfın önünde beni tahtaya kaldırarak yaptığımın hesabını sormuştu. “Neden yaptın?” diye sorunca, “Çünkü o benim kardeşim” demiştim. Öğretmen tek çocuk olduğumu bildiği için şok olmuştu. “Nasıl yani Mehmet ÜNSAL mı onun adı?” demişti. O kadar sahiplenmiştim ki annemi arayıp “Aytaç’ın kardeşi var mı?” diye sormuştu. Vardı! O benim kardeşimdi.. bir çocuğun yaşadığı ezikliğe ve arkadaşım Yavuz’un bodrum katındaki küf kokulu izbe işçi evine orada tanıklık ettim.

Ardından üniversiteye kadar kaldığım İzmir’deydik. Artık İzmir’de bu sınıf farkları benim aklımın alamayacağı kadar fazlaydı. Gittiğim lise karışıktı. Zengin ailelerin çocukları da vardı ama büyük ölçüde yoksul halk çocuklarının okuduğu bir yerdi. Liseye başlayana kadar İzmir’deki en iyi arkadaşlarım apartmanın kapıcısının çocuklarıydı. Hep onların evindeydim, onlar da sık sık bizdeydi. Kendimi hep orada, işçilerin, halkın yanında daha rahat hissediyordum. Zenginlerin arasında o kasıntı, ilkel bireycilik, gösteriş beni boğuyordu. Lisede bunu çok kez deneyimledim.

Türk Sünni bir ailede yetişmiştim. Özellikle baba tarafında Kozan’da MHP’nin etkisi yoğundu. Annemin babası, dedem Süleyman Demirel hayranıydı. Ben de politik biri olmamakla birlikte bu gerçeklik dışında doğru düzgün bir şey görmemiştim. Lisede yaşadığım bir olay bana tüm bunları sorgulatmıştı. Bir sınıf arkadaşım vardı Yusuf adında. Mardinliydi, Kürt’tü. Tarih dersine gelen öğretmen bir gün Yusuf’u kaldırdı ayağa “Söyle bakalım Yusuf, sen Arap mısın, Kürt müsün, Türk müsün?” diye sordu. Yusuf “Kürt’üm” deyince “Sen dersimden kaldın!” dedi. Şok olmuştum. Neydi bu şimdi. Ülkemizin gerçeğiydi ve ben de bu gerçekle lisede yüzleştim. Yurtta kalan, dolmuş parası olmadığı için her gün okula kilometrelerce yürümek zorunda olan, bundandır ki sınıfta uyuklayan arkadaşlarımın gerçekliğinde yüzleştim. Tek maaşla ayakta kalmaya çalışan ve her gün makarna pilav yemek zorunda olan ailelerin gerçekliğinde gördüm.

Ankara’ya üniversite okumak için gittiğimde hukuk fakültesinde okuyan öğrencilerin çoğu durumu iyi olan ailelerin çocuklarıydı. Milyonların bu gerçeğinden çok uzaktılar. Hani Türk filmlerinde der ya başka dünyaların insanlarıydılar. Gündemleri, dertleri çok başkaydı. Rahat değildim, mutlu değildim. Benim alışkın olduğum, açık, samimi, sıcak, “haklı ve doğruyu” çocuk gibi kabul eden, ağız dolusu gülmeyi bilen, zor zamanda omuz başında biten, mert insanlarımın ilişkileriydi. Ben Zeliha’yı, Mustafa’yı, Berna’yı, İsmail’i, Mehmet’i, Yavuz’u, Yusuf’u arıyordum. Sanki onlar bir anda kaybolmuş gibi hissediyordum.

Sonra Halkın Hukuk Bürosu’nu tanıdım. Ve anladım ki aslında onlar her yerdeler. Hem de milyon milyonlar. Onları yeniden buldum. Katıldığım Cansel Malatyalı direnişinde tanıdım onları. Kazova işçilerinin yanında tanıdım. Kınıklı maden işçilerinde gördüm. Halkın Hukuk Bürosu avukatı olan sevgili eşim Didem’de buldum onları yeniden. Onları bir kez daha bulduktan sonra da asla yalnız bırakmadım. Soma’da karnındaki bebekleri yetim kalan kadınları, Ermenek’te ayaklarında çarık olmayan ve çocuklarını çamura gömen ana babaları, Berkin Elvan’ı, Hasan Ferit Gedik’i, Dilek Doğan’ı, Sıla Abalay’ı savunmak ilkokuldaki Mehmet’i savunmak demekti. Ve ben o Mehmetleri asla savunmasız bırakmadım. Hayatımın en mutlu zamanlarını halkımı savunurken yaşadım. Hayatı ve halkı savunurken, hayatı ve halkı tanıdım. Çocukluğumda yaşamı Zeliha’dan, Mustafa’dan, Mehmet’ten, işçilerden öğrenmiştim. Halkın Hukuk Bürosu ise bana yaşamı gerçek anlamda öğretti.

Kınıklı işçiler, Kazova işçileri, Cansel Malatyalı, Türkan Albayrak, her yerde direnen TAYAD’lılar, özgür tutsaklar, vatan sevme ustası devrimciler, burada adını sayamayacağım kadar çok olan müvekkillerim, eşim, sevdam, Didem’im bana gerçekten yaşamanın ne olduğunu öğrettiler. Vefayı, bağlılığı, dayanışmayı, paylaşmayı, sevgiyi, güveni iliklerime kadar yaşadım. Ve çok büyük rahatlıkla “yaşadım” diyebiliyorum.

Şimdi bana tüm bunlardan vazgeçmemi dayatıyorlar. İşçileri, köylüleri, Anadolu halklarını savunamazsın diyorlar. Halkın Hukuk Bürosu’nda avukatlık yapamazsın diyorlar. Önümüzdeki 10,5 yıl boyunca Didem’i göremezsin diyorlar. Halka, vatana ve sevdama, mesleğime yasak koymaya çalışıyorlar. Ama bunlar öyle hemen vazgeçilebilecek, değersiz şeyler değildir. “Neyse, yapacak bir şey yok” diyecek kadar basit değildir. Bana hayatı öğreten, emeğiyle beni insan haline getiren halkımdan, Anadolum’dan asla vazgeçmem. Ölürüm ama vazgeçmem.

İşte benim yolculuğumun hikayesi böyledir. Dün hayatımda olan Mustafa bugün de vardır. Şimdi Kırıklar 1 No’lu F Tipi Hapishanesi’nde 300’lü günlerine geliyor. Ölüme koçakça direniyor.

Simit yiyemeyen Mehmet bugün 30 kilo kalmış İbrahim Gökçek’tir. Ve ben onların çocukluğumdan beri ailesiyim. Ve ben onların çocukluğumdan beri avukatıyım. Ölürüm ama onları savunmaktan vazgeçmem!

NOT: Bu yazı Aytaç Ünsal’ın 5 Nisan 2020 tarihli mektubudur. Ölüm orucundaki Mustafa koçak 24 Nisan’da, İbrahim Gökçek ise 7 Mayıs’ta vefat etti.

[Bold Medya] 19.5.2020

Ekonomik kriz halkın belini büktü: Türkiye'nin yüzde 34'ü sosyal yardım aldı

Araştırmalar Türkiye’de geçtiğimiz yıl nüfusun yüzde 34’ünün sosyal yardım aldığını gösterirken COVID-19 salgını ile bu oran daha da arttı. Sadece İstanbul’da yardım alan aile sayısı bir ayda en az yüzde 170 yükseldi.

Koronavirüse karşı Türkiye'de birçok farklı resmi kurum sosyal yardım faaliyetlerini artırdı. Bir yandan ‘Ekonomik İstikrar Kalkanı' projesi kapsamında ek devlet desteği açıklandı, diğer yandan da hem muhalefetten hem de iktidar partisinden belediyeler kendi kampanyalarını başlattı. Muhalefet belediyelerin bağış kampanyalarının İçişleri Bakanlığı genelgesiyle yasaklanması ve hesaplarının bloke edilmesi ise iktidar ve muhalefet partilerini karşı karşıya getirdi.

Peki koronavirüs krizinden önce Türkiye'de ne kadar sosyal yardım yapılıyordu? Yapılan yardımların etkisi ne olacak? Sosyal yardımlar üzerine çalışan uzmanlar, DW Türkçe'ye koronavirüs yardımlarını ve ne anlama geldiklerini yorumladı.

Salgından önceki yardımlar

Türkiye'deki sosyal yardımların en temel ayaklarından birini devlet kuruluşları oluşturuyor. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bu kapsamdaki faaliyetleri yürüten asıl kurum olsa da Vakıflar Genel Müdürlüğü, MEB, YURT-KUR, TKİ-TTK gibi kurumlar da yardım dağıtımı yapan kamu kuruluşları arasında.

Yaşlı ve engelli aylığı, genel sağlık sigortası primleri, evde bakım, kömür yardımı ve öğrenci bursları gibi birçok alanda yapılan yardımlar sosyal yardım kabul ediliyor. Ayrıca bazı eğitim, sağlık, sosyal güvenlik harcamalarının yanı sıra belediye yardımları da kamu sosyal yardımına dahil.

Sosyal yardımın bütçedeki payında koronavirüs öncesinde de artış olduğunu söylemek mümkün. Koç Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Erdem Yörük'ün DW Türkçe ile paylaştığı veriler, bu artışı ortaya koyuyor.

Yörük'ün yayın aşamasındaki "Türkiye'de Refah Devleti'nin Siyaseti" kitabı, kamudaki sosyal yardım payının yıllara göre dağılımını gösteriyor. Türkiye'de özellikle son 20 ile 30 yıl arasında büyük bir dönüşüm olduğunu belirten Yörük'ün sağladığı verilere göre, 1980'de sosyal yardımların gayri safi milli hasıladaki (GSMH) oranı sadece yüzde 2,2. Ancak bu oran, özellikle 1995'ten itibaren büyük bir ivme kazanarak 2009 yılında yüzde 13 ile tepe noktasına ulaşıyor, 2016'da ise yüzde 12.5 oluyor.

Nüfusun yüzde 34'üne sosyal yardım

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın yayınlanan faaliyet raporlarında da Bakanlık aracılığıyla sosyal yardımlardan yararlanan kişi sayısının yıllar içerisinde arttığı belirtiliyor.

Her yıl yardımlardan yararlanan kişi sayısına ve harcamalara dair detaylı bilgiye resmi verilerden ulaşmak ise mümkün değil. Ancak Bakanlık raporlarında, 2017'de 3,2 milyon hane için 36 milyar TL ve 2018'de 3,5 milyon hane için 43 milyar TL harcandığını belirtiyor. Türkiye İstatistik Kurumuna göre ortalama hane halkı büyüklüğü 3,35 kişi.

Cumhurbaşkanlığı 2020 Yıllık Programı'na göre ise belediyeler dışındaki kamu kuruluşlarının sosyal yardım harcamalarından 17 milyona yakın kişi yararlamış. Aynı rapor, belediyelerin tüm sosyal yardımlarının 2016'da 2,1 milyar TL, 2017'de 3,2 milyar TL ve 2018'de 4,9 milyar TL'ye ulaştığını belirtiyor.

Araştırmalar, kamu dışındaki yardımlar da göz önüne alındığında yardım alan kişi sayısının çok daha fazla olabileceğini gösteriyor. Yörük'ün KONDA ile birlikte yürüttüğü anket araştırmasından DW Türkçe ile paylaştığı bilgilere göre, nüfusun yüzde 34'ü son bir yıl içerisinde sosyal yardım aldığını belirtiyor.

Yoksulluğun payı ne?

Daha önce memur ve işçilerin yardım aldığını, kayıt dışı çalışanların yardım alamadığını vurgulayan Yörük'e göre, "2000'lerden sonra istihdam statüsünün yerine gelir düzeyinin ana kriter haline gelmesi, yani yoksulluğun bir kriter haline gelmesi" artan yardımların en önemli nedenlerinden biri oldu.

Türkiye'deki insanların yüzde 42'sinin asgari ücretle geçindiğini ve düzenli geliri olmayan milyonlarca insan bulunduğunu söyleyen Yörük, "Demografik ve ekonomik dönüşümün sonucu olarak, Türkiye'de artık en kritik toplumsal gruplardan bir tanesi yoksullar" yorumunda bulunuyor. Aynı zamanda, AKP'nin seçim başarısı için en önemli faktörlerden birinin partinin dağıttığı ve yaygınlaştırdığı sosyal yardımlar olduğunu belirtiyor.

Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Politika Forumu'nun merkez müdürü Doç. Dr Volkan Yılmaz da sosyal yardımlara olan talebin ekonomik koşullarla ilişkisini vurguluyor. Yardımların özellikle AKP döneminde arttığını belirten Yılmaz, "Alanın esas olarak genişlemesi 2001 ekonomik krizi sonrasında gerçekleşti. Krizde şartlı nakit transferleri uygulanmaya başlandı. 2002'den itibaren de hem mevcut programlara erişim arttı ve hem de yeni bazı programlar geliştirildi" diyor.

Yoksulluk ve sosyal politika alanında çalışmalar yürüten araştırmacı Doç. Dr. Burcu Yakut-Çakar ise hükümet bütçesinden sunulan yardımlardan yararlanan kişi sayısına bakarak ülkenin ekonomik durumuna ilişkin tespitte bulunmanın yanıltıcı olacağı görüşünde.

Yakut-Çakar, koronavirüs kapsamında artan yardım talebini ise "Çalışma yaşamında istihdamın güvencesiz, düşük ücretli işlerde daha fazla artması, pandemi döneminde ise başta bu tür işlerde olmak üzere kitlesel ve yıkıcı bir işsizlik dalgasının ortaya çıkması, artan sayıda haneyi yoksulluk riskiyle karşı karşıya bırakmış ve dolayısıyla da sosyal yardıma muhtaç duruma getirmiş durumda" şeklinde yorumluyor.

İstanbul'daki hanelerin yüzde 14'üne yardım

Koronavirüs kapsamında Cumhurbaşkanlığı tarafından başlatılan "Bizbize Yeteriz Türkiyem" kampanyasında 850 bine yakın bağışçı tarafından 2 milyar TL'ye yakın bağış toplandığı belirtiliyor. Hükümet, aynı zamanda, Pandemi Sosyal Destek Programı kapsamında 5,3 milyon haneye bir kereye mahsus 1.000 TL'lik nakit yardımı yaptığını açıkladı.

Nisan ayında, Ankara ve İstanbul gibi muhalefete mensup belediye başkanlarının yardım toplama kampanyaları ise İçişleri Bakanlığı genelgesiyle yasaklandı ve milyonlarca TL tutarındaki bağışların bulunduğu hesaplar bloke edildi. Ancak belediyelere yapılan sosyal yardım başvuruları da, kampanyalar da devam ediyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Nisan ayının başında yaptığı açıklamada 230 bin aileye sosyal yardım yapıldığını belirtmişti. Nisan'da yapılan başvuru sayısının ise 682.697'ye çıktığı, Mayıs ortasına gelindiğinde ise bu sayının yüzde 140 artış göstererek 955.144'e ulaştığı bildirildi. Bu verilere göre, İstanbul'daki hanelerin yüzde 14'e yakını İBB'den sosyal yardım alıyor.

Ankara'da ise 120 binden fazla aileye yardım yapıldığı açıklandı. Askıda fatura uygulamaları İstanbul, İzmit, Antalya, Ankara, İzmir, Aydın ve Edirne gibi belediyelerde uygulanıyor. Kapatılan faturaların değeri ise milyonlarla sayılıyor.

Defne Altıok -  Deutsche Welle Türkçe

[Samanyolu Haber] 19.5.2020

AYM, başvuruların yüzde 90’nını kabul etmedi, en fazla ‘adil yargılanma hak ihlali’ kararı verdi!

Son 8 yılın bireysel başvuru istatistiklerini açıklayan Anayasa Mahkemesi Başkanlığı (AYM), yapılan 266 bin 466 başvurunun yüzde 90’ı kabul edilmediğini, çıkan hak ihlali kararlarında en çok “Adil yargılanma hakkı’nın yer aldığını bildirdi.

Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanlığı, bireysel başvuru hakkının tanındığı 2012 yılından 31 Mart 2020’ye kadar yapılan başvuruları bir rapor haline getirdi. İlk yıl AYM’ye sadece bin 342 başvuru yapılırken bu sayı yıllarla birlikte katlandı. Yaklaşık 8 yıl içinde yapılan başvuru sayısı 266 bin 466’ya ulaştı. 23 Eylül 2012’de tanınan bireysel başvuru hakkının amacı, AİHM’e gitmeden önce iç hukuk yollarını tüketmek ve AİHM’e yapılan başvuru sayısını azaltmaktı.

BİREYSEL BAŞVURULARIN YÜZDE 90’I KABUL EDİLMEDİ

AYM’nin raporuna göre yapılan başvuruların yüzde 90’ında mahkeme “Kabul edilemezlik” kararı verdi. Sonuçlanan başvuruların yüzde 4’ünde en az bir hakkın ihlal edildiği hükme bağlandı. En çok ihlal kararı yüzde 50.5 oranıyla adil yargılanma konusunda verildi.

8 YILLIK BİLANÇO

Yapılan başvurular: 266 bin 466

*Sonuçlanan başvurular: 220 bin 900

*Kabul edilmeyenler: 239 bin 819

*İhlal kararı verilen başvurular: 8 bin 875

*Adil yargılanma hakkı ihlali: 4 bin 481

*Mülkiyet hakkı ihlali: 2 bin 706

*İfade özgürlüğü ihlali: 585

GÖRÜLMEMİŞ BAŞVURU İTİRAFI

Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan, geçen yıl ağır bir iş yüküyle karşı karşıya olduklarını belirterek şu ifadeleri kullanmıştı: “Dünyada hiçbir anayasa mahkemesinin karşılaşmadığı bir iş yüküyle karşı karşıyayız. Şu anda derdest 47 bin bireysel başvuru var AYM’nin önünde. AİHM’e 47 ülkeden 62 bin başvuru yapıldığını düşünürsek 47 bin bireysel başvurunun, ne büyük bir yük getirdiğini daha rahat anlayabiliriz.” ifadelerini kullanmıştı.

[TR724] 19.5.2020

28 şehirde maskesiz sokağa çıkma yasaklandı!

Koronavirüs salgınıyla mücadele kapsamında Kocaeli İl Umumi Hıfzıssıhha Kurulu, il genelinde maske kullanımını zorunlu hale getirdi. Alınan bu kararla maskesiz sokağa çıkma yasağının olduğu il sayısı 28’e yükselmiş oldu.

Kocaeli’de İl Umumi Hıfzıssıhha Kurulu tarafından alınan kararla il genelinde maske kullanımı zorunlu hale getirildi. Böylece maskesiz sokağa çıkma yasağının olduğu il sayısı 28 oldu.

Konuyla ilgili Kocaeli Valiliği’nden yapılan açıklamada, açık alanlar da dahil olmak üzere tüm vatandaşlar için maske kullanımının yeni bir karar alınıncaya kadar zorunlu olmasına karar verildiği duyuruldu.

Maskesiz sokağa çıkmanın yasaklandığı 28 il şunlar: Şanlıurfa, Adıyaman, Afyonkarahisar, Aydın, Balıkesir, Bartın, Denizli, Düzce, Kastamonu, Muğla, Uşak, Rize, Karabük, Kayseri, Sakarya, Siirt, Tunceli, Kırıkkale, Kırklareli, Isparta, Burdur, Konya, Kahramanmaraş, Gaziantep, Gümüşhane, Bolu ve Amasya.

[TR724] 19.5.2020

19 Mayıs’ı Atatürk’ün sevdiği şarkılarla kutladılar

Genç sanatçılar Zeynep Bastık, Evrencan Gündüz ve Melike Şahin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nı ‘Şarkılarda Sen’ adlı projede Atatürk’ün sevdiği şarkıları seslendirerek kutladı.

KRONOS -19 Mayıs 2020

Garanti Bankası, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nı Atatürk’ün sevdiği şarkılarla kutluyor.

‘Şarkılarda Sen’ adlı projede Zeynep Bastık ‘Yemen Türküsü’, Evrencan Gündüz ‘Bülbülüm Altın Kafeste’, Melike Şahin ise ‘Fikrimin İnce Gülü’ şarkısını seslendirdi.

Proje için bir araya gelen üç müzisyenin kendi tarzları ile yorumladığı üç şarkıdan oluşan video klip Instagram ve Youtube başta olmak üzere bankanın sosyal medya kanalları üzerinden dinleyiciler ile buluştu.


ATATÜRK’Ü ŞARKILARLA ANMAYA ÇALIŞTIK

Proje ile ilgili konuşan Garanti BBVA Kurumsal Marka Yönetimi ve Pazarlama İletişimi Direktörü Elif Güvenen, “Bu yıl, tüm dünya ile birlikte oldukça zorlu bir süreçten geçiyoruz ve birlik, beraberlik duygularını daha çok yaşamaya ihtiyacımız var. Birçok özel günde olduğu gibi 19 Mayıs’ı da bu sene farklı yaşıyor ve kutluyor olsak da yine her koşulda, tüm kalbimizle Atamızın yanında olduğumuzu göstereceğiz. Garanti BBVA olarak da bu özel günün ruhunu yaşatabilmek bizler için çok önemli. Bu nedenle her yıl farklı çalışma ve kampanyalarla özenle kutladığımız 19 Mayıs’ta bu yıl ‘Şarkılarda Sen’ dedik ve ulu önderimiz Atatürk’ü sevdiği şarkılarla anmaya karar verdik. Bunu da gençlerin çok severek dinlediği yine genç başarılı müzisyenlerimizle gerçekleştirmek istedik. Sonucunda da Atatürk’ün en sevdiği parçalardan oluşan üç şarkılık, dinlemesi büyük keyif verecek çok özel bir video klip çalışması ortaya çıktı. Kimimizin unuttuğu, kimimizinse daha önce dinlemediği bu kıymetli şarkıları özellikle gençlerle buluşturmak bizim için de büyük bir mutluluk ve gurur kaynağı oldu. Bu özel çalışma için bize destek vererek projemizde yer alan değerli müzisyen arkadaşlarımıza da tekrar teşekkür ediyoruz.” dedi.

[Kronos.News] 19.5.2020

Uluslararası Şeffaflık Derneği: Bataklığa şehir hastanesi yapıldı

Uluslararası Şeffaflık Derneği şehir hastaneleri raporunu açıkladı: Şehir hastaneleri için belirlenen araziler ya bataklı alanda ya dere yatağında; Konya’daki şehir hastanesi ülkenin ilk tohum geliştirme arazisi üzerine inşa edilmek istendi.

KRONOS -19 Mayıs 2020

Uluslararası Şeffaflık Derneği’nce hazırlanan Şehir Hastaneleri 2020 raporu yayımlandı. Rapora göre, bazı hastaneler bataklık alana, şahıs arazilerine, bazıları hava kirliliğinin en çok hissedildiği alana yapıldı. Kimisi ulaşımın olmadığı otoyollar arasında kaldı.

Cumhuriyet gazetesinden Sena Yaşar’ın haberine göre raporda, özetle şu tespitlere yer verildi:

MALİYETLER KATLANDI

– Şehir hastanelerinin maliyeti, klasik kamu ihale yöntemlerine göre çok daha yüksek. Bilkent Şehir Hastanesi için yapılan analizlerle klasik ihale yöntemlerine göre yüzde 173 daha maliyetli olduğu belirlendi. İngiltere’de yapılan hesaplamalar ise maliyetin 3 katına kadar çıkabildiğini gösteriyor. Kayseri Şehir Hastanesi’nin 3.5 yıllık kirasıyla sabit yatırım tutarının karşılanacağı hesaplandı.

BATAKLIK ALANA, DERE YATAĞI ÜZERİNE HASTANE YAPILDI

– Kayseri Şehir Hastanesi için belirlenen arazi, bataklık alanı ve bir kısmı şahıslara aitti. Elazığ Şehir Hastanesi için belirlenen arazinin bir kısmı şehitlik diğer kısmı sit alanıydı. Isparta Şehir Hastanesi, hava kirliliğinin en çok hissedildiği alana yapıldı. Konya’da ülkenin ilk tohum geliştirme arazisi üzerine inşa edilmek istenen şehir hastanesi, itirazlar sonucu mezbaha ve otoyol arasına sıkıştırıldı. Bilkent Şehir Hastanesi dere yatağı üzerine inşa edildi. Bursa Şehir Hastanesi ulaşımın olmadığı otoyollar arasına ve verimli tarım arazileri üzerine yapıldı.

BİR SAATE ULAŞILABİLEN HASTANE VAR

– Hastaneler yapılırken, ulaşım rahatlığı göz önüne alınmadı. Kalkış noktaları illerin valilik binaları olan taksilerle belirlenen fiyatlara göre, şehir hastanelerine şehir merkezinden ulaşımın 30 ile 150 TL arasında, ulaşım süresinin ise 10 dakika ile 1 saat arasında değiştiği belirlendi. Yalnızca Yozgat’ta hastaneye 10 dakikada gidilebiliyor.

SÖZLEŞMELER VE KİRA BEDELLERİ SIR GİBİ SAKLANIYOR

– Şehir hastanelerinin sözleşmeleri ve kira bedelleri ticari sır gerekçesiyle kamuoyu ile paylaşılmıyor. Ayrıca, kira ve hizmet bedellerinin ne kadarının Bakanlık bütçesinden ne kadarının döner sermayeden karşılandığının bilgisine erişilemiyor. Kalkınma Bakanlığı öngörülerine göre 10.6 milyar dolarlık sözleşme karşılığında 30.3 milyar dolar kira ödenecek. TL’nin yaşadığı değer kaybı nedeniyle döviz üzerinden yapılan sözleşmeler, her yıl artan bir yük olarak genel bütçeye yansıdı.

– 2020’nin ilk 3 ayında, şehir hastanelerinin kira bedelleri 817 milyon 301 bin TL, hizmet bedelleri ise 648 milyon 480 bin TL olarak gerçekleşti. Ayrıca, hastaneler ürettikleri sağlık hizmeti karşılığında TL olarak gelir elde ederken, borçlarını döviz olarak ödüyor.

ŞİRKETLERE AVANTAJLAR SAĞLANDI

– Türkiye’de dünyada uygulanan yöntemlerden farklı olarak şirketlere bazı yeni avantajlar sağlandı. Şehir merkezindeki kamu hastanelerin taşınmazları yüklenici şirketlere otel, rezidans ve AVM yapmak üzere bedelsiz devredilecek.

– Adana il merkezinde kamu hastaneleri önceden 3 bin 11 yatak kapasitesi ile hizmet verirken, şehir hastanesi açıldıktan sonra 3 bin 25 yatak kapasitesi ile hizmet vermeye başladı.

464 HASTANE YAPILIRDI

– Yalnızca 2018 bütçesine “şehir hastaneleri” kullanım ve değişken hizmet bedeli için konulan 2.6 milyar TL ile 150 yataklı tam teşekküllü 64 hastane yaptırılabileceği hesaplandı. 2019 yılında Sağlık Bakanlığı bütçesine şehir hastanelerinin kirası ve hizmet bedeli için koyulan 6.15 milyar TL ile 400 yataklı 26 devlet hastanesi yapmanın mümkün olacağı belirlendi.

İŞ ARTTI, ÇALIŞAN AYNI

– Ayakta muayene ve yatan hasta sayıları arttı. Hizmet verilen uzmanlıkların artırılması ve büyüyen fiziki alanlar nedeniyle sağlık çalışanlarının iş yükü önemli oranda arttı; fakat personel sayısında kayda değer bir artış olmadığı tespit edildi.

[Kronos.News] 19.5.2020

Evlerinden çıkarılan Furkan Vakfı üyeleri: Gücünüz öğrenciye mi yetti?

Adana’da iktidara muhalif söylemleri nedeniyle tutuklanıp serbest bırakılan Alparslan Kuytul’un başında bulunduğu Furkan Vakfı'nın evleri kapatılıyor. Evlerde kalan kadın öğrenciler, "Ramazan günü sokağa atıldıklarını" söyleyerek tepki gösterdi.

KRONOS -19 Mayıs 2020

ANKARA – İktidara yönelik eleştirileri nedeniyle sık sık gündeme gelen ve bir süre de tutuklanan Alparslan Kuytul’un cemaatine yönelik baskılar devam ediyor. Vakfa bağlı evlerde kalan kadın öğrenciler, yayınladıkları mesajlarla “Ramazan günü sokağa atılmak istendiklerini” kaydetti. Bu şekilde 10 evin kapatılmak istendiği belirtiliyor.

Öğrencilerden biri yayınladığı videoda, “Ben burda birkaç arkadaşımla kalan bir öğrenciyim. Hazırlandığım bazı sınavlar var, tıpkı arkadaşlarımın hazırlandığı gibi. Ama bizleri sokağa atmak istiyorlar, bununla tehdit ediyorlar. 20 Mayıs’a kadar bize süre verdiler, boşaltın dediler. Gücünüz birkaç talebeye mi yetti, birkaç öğrenciye mi yetti yani? Adana’nın bu sıcağında biz sokakta ne yapacağız, nereye gideceğiz? Ailemize kavuşmanın hayallerini kurarken, bayramda onların yanına gitmeyi düşünürken siz bizi sokağa atacaksınız, bunun derdine düştük. Allah’tan reva mıydı bu yaptığınız? Siz bize bunu yaşattınız, ben dilerim ki Rabbimden siz de aynısını yaşayasınız” şeklinde konuştu.

KUYTUL: ZULÜM DÖNEMİ OLARAK TARİHE GEÇECEKSİNİZ

Alparslan Kuytul ise yaptığı açıklamada, “Hiç bir suçu ve günahı olmayan, ev tutmuş oturan, üniversiteye giden talebelere mi gücün yetiyor? Ev mi yok? Başka yerde ev kiralar otururlar. Ama siz bu yaptığınızla “Zulüm dönemi” olarak tarihe geçeceksiniz” ifadelerini kullandı.

HAK İNİSİYATİFİ: İŞLEM DERHAL GERİ ALINMALI

Öğrencilere yaşatılanlara pek çok kesimden tepki geldi. Hak İnisiyatifi, işlemin derhal durdurulmasını isteyerek, “Adana’da bazı öğrenci evlerinin boşaltılması için 20 Mayıs’a kadar süre verildiği ve evlerin kapatılması istendiği belirtilmektedir. Yapılan işlem keyfi ve hukuksuzdur. Barınma hakkına dokunulamaz. Bu işlem derhal geri alınmalı ve özür dilenmelidir” açıklamasında bulundu.

GERGERLİOĞLU: KUYTUL’A YAPTIKLARI ZULME DOYAMAYANLAR ÖĞRENCİDEN HIRSINI ÇIKARMAYA ÇALIŞIYOR

HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu da öğrenci evlerinin boşaltılmak istenmesini “zulüm” olarak niteleyerek, “Adana’nın bu sıcağında sırf Furkan Vakfı üyesidir diye onları sokağa atmak istiyorlar..! Alpaslan Kuytul’a yaptıkları zulme doyamayanlar öğrenciden hırsını çıkarmaya çalışıyor. Ayıptır, günahtır, haramdır yaptığınız, utanın!!!” dedi.
[Kronos.News] 19.5.2020

Ünlü profesör yeni aşı çalışmalarını böyle açıkladı: Ak ve kara trollere iş kapısı

Üzerinde çalıştığı koronavirüs aşısının ilk testlerinin başarıyla geçtiğini duyuran Ercüment Ovalı, sosyal medyadaki eleştiriler için de “Hadi eleştirin, yerden yere vurun!” dedi.

BOLD – Yeni tip koronavirüse salgınının ardından yaptığı aşı çalışmaları ve sosyal medya paylaşımlarıyla gündeme gelen Prof. Dr. Ercüment Ovalı, salgına karşı yürüttüğü aşı çalışmasıyla ilgili yine sosyal medya hesabından açıklama yaptı. Daha önce, 23 Nisan’da aşı müjdesi vereceğini açıklayan Ovalı bu sürprizi gerçekleştirememişti. Aşı çalışmaları ile ilgili 13 Mayıs’ta bir açıklama daha yapan Ovalı, “İlk partide 2 milyon dozu hedeflediğimiz aşımızın birinci basamak hayvan deneyleri sorunsuz devam ediyor. Amaç Eylülde klinik testlere başlamak” dedi.

50 GÜNDE BU KADAR
Bugün sosyal medya hesabından yeni bir açıklama yapan ünlü profesör, birinci basamak testlerinin başarılı geçtiğini söyledi. Çalışmalarını sosyal medyada eleştirenleri de unutmayan Ovalı, “Aşı çalışmamız 1. basamak testleri başarı ile geçti. Kısmet 2. basmak ve 3. basamak testlere. Dostlara müjde, ak ve kara trollere ise yeni bir iş kapısı. Hadi eleştirin… Yerden yere vurun… 50 günde bu kadar yapabildik…” ifadelerini kullandı.
[Bold Medya] 19.5.2020

Uluslararası Şeffaflık Derneği: Şehir hastanesinin 1 yıllık parasıyla 26 devlet hastanesi yapılır

Uluslararası Şeffaflık Derneği, şehir hastaneleriyle ilgili raporunda hastanelerin yanlış yerlere yapıldığına dikkat çekti. 2019’da şehir hastanesine ödenecek 6.15 milyar TL ile 499 yataklı 26 devlet hastanesi yapılabileceği vurgulandı.

BOLD – Uluslararası Şeffaflık Derneğince hazırlanan Şehir Hastaneleri 2020 raporuna göre, bazı hastaneler bataklık alana, şahıs arazilerine, bazıları hava kirliliğinin en çok hissedildiği alana yapıldı. Bazı hastaneler de ulaşımın olmadığı otoyollar arasında kaldı.

Cumhuriyet’in haberine göre raporda, şu tespitlere yer verildi:

MALİYETİ YÜZDE 173 DAHA YÜKSEK

Şehir hastanelerinin maliyeti, klasik kamu ihale yöntemlerine göre çok daha yüksek. Bilkent Şehir Hastanesi için yapılan analizlerle klasik ihale yöntemlerine göre yüzde 173 daha maliyetli olduğu belirlendi. İngiltere’de yapılan hesaplamalar ise maliyetin 3 katına kadar çıkabildiğini gösteriyor. Kayseri Şehir Hastanesinin 3,5 yıllık kirasıyla sabit yatırım tutarının karşılanacağı hesaplandı.

BATAKLIK ALANA YAPILDI

Kayseri Şehir Hastanesi için belirlenen arazi, bataklık alanı ve bir kısmı şahıslara aitti. Elazığ Şehir Hastanesi için belirlenen arazinin bir kısmı şehitlik diğer kısmı sit alanıydı. Isparta Şehir Hastanesi, hava kirliliğinin en çok hissedildiği alana yapıldı. Konya’da ülkenin ilk tohum geliştirme arazisi üzerine inşa edilmek istenen şehir hastanesi, itirazlar sonucu mezbaha ve otoyol arasına sıkıştırıldı. Bilkent Şehir Hastanesi dere yatağı üzerine inşa edildi. Bursa Şehir Hastanesi ulaşımın olmadığı otoyollar arasına ve verimli tarım arazileri üzerine yapıldı.

ULAŞIMDA SIKINTI

Hastaneler yapılırken, ulaşım rahatlığı göz önüne alınmadı. Kalkış noktaları illerin valilik binaları olan taksilerle belirlenen fiyatlara göre, şehir hastanelerine şehir merkezinden ulaşımın 30 ile 150 TL arasında, ulaşım süresinin ise 10 dakika ile 1 saat arasında değiştiği belirlendi. Yalnızca Yozgat’ta hastaneye 10 dakikada gidilebiliyor.

SÖZLEŞMELER TİCARİ SIR DENİLİP SAKLANIYOR

Şehir hastanelerinin sözleşmeleri ve kira bedelleri ticari sır gerekçesiyle kamuoyu ile paylaşılmıyor. Ayrıca, kira ve hizmet bedellerinin ne kadarının Bakanlık bütçesinden ne kadarının döner sermayeden karşılandığının bilgisine erişilemiyor. Kalkınma Bakanlığı öngörülerine göre 10.6 milyar dolarlık sözleşme karşılığında 30.3 milyar dolar kira ödenecek. TL’nin yaşadığı değer kaybı nedeniyle döviz üzerinden yapılan sözleşmeler, her yıl artan bir yük olarak genel bütçeye yansıdı.

HİZMET TL, BORÇ DÖVİZ

2020’nin ilk 3 ayında, şehir hastanelerinin kira bedelleri 817 milyon 301 bin TL, hizmet bedelleri ise 648 milyon 480 bin TL olarak gerçekleşti. Ayrıca, hastaneler ürettikleri sağlık hizmeti karşılığında TL olarak gelir elde ederken, borçlarını döviz olarak ödüyor.

MÜTEAHHİDE BEDELSİZ DEVİR

Türkiye’de dünyada uygulanan yöntemlerden farklı olarak şirketlere bazı yeni avantajlar sağlandı. Şehir merkezindeki kamu hastanelerin taşınmazları yüklenici şirketlere otel, rezidans ve AVM yapmak üzere bedelsiz devredilecek. Adana il merkezinde kamu hastaneleri önceden 3 bin 11 yatak kapasitesi ile hizmet verirken, şehir hastanesi açıldıktan sonra 3 bin 25 yatak kapasitesi ile hizmet vermeye başladı.

1 YILLIK KİRA İLE 464 HASTANE YAPILIRDI

Yalnızca 2018 bütçesine “şehir hastaneleri” kullanım ve değişken hizmet bedeli için konulan 2.6 milyar TL ile 150 yataklı tam teşekküllü 64 hastane yaptırılabileceği hesaplandı. 2019 yılında Sağlık Bakanlığı bütçesine şehir hastanelerinin kirası ve hizmet bedeli için koyulan 6.15 milyar TL ile 400 yataklı 26 devlet hastanesi yapmanın mümkün olacağı belirlendi.

İŞ YÜKÜ ARTTI, PERSONEL ARTMADI

Ayakta muayene ve yatan hasta sayıları arttı. Hizmet verilen uzmanlıkların artırılması ve büyüyen fiziki alanlar nedeniyle sağlık çalışanlarının iş yükü önemli oranda arttı; fakat personel sayısında kayda değer bir artış olmadığı tespit edildi.

[Bold Medya] 19.5.2020

Oya Başar’dan ‘dünya lideri’ mesajı: At binebiliyor, yabancı dil biliyor…

Oya Başar’ın sosyal medya hesabından 19 Mayıs dolayısıyla paylaştığı ‘Dünya Lideri Atatürk’ mesajındaki ‘At binebiliyor’ ifadesi, Erdoğan’a gönderme yorumlarına neden oldu.

BOLD – Tiyatro ve dizi oyuncusu Oya Başar ’19 Mayıs Atatürk’ün Anma ve Gençlik Bayramı’ dolayısıyla sosyal medya hesabından paylaşımda bulundu. Atatürk’ün özelliklerini sıralayan Başar, ”At binebiliyor, dans edebiliyor, yüzme biliyor, kürek çekiyor, kitap yazıyor, yabancı dil biliyor, savaşlarda cepheden cepheye ülkesini müdafaa ediyor. Cesaret, zeka, kültür, vizyon, çağdaş, bilim aşığı, asalet ne ararsan var. Dünya lideri olmak böyle bir şey” ifadelerini kullandı.

BİRİLERİ ATA SUÇ BULUR

Başarın paylaşımı sosyal medyada binlerce beğeni alırken, AKP’lilerin Erdoğan için sıkça kullandığı ‘dünya lideri’ ifadelerinin Erdoğan’a gönderme olduğunu düşünen takipçileri Oya Başar’ı uyardı. Bir sosyal medya kullanıcısı, ”Keşke at binme olayına hiç girmeseydiniz birileri hemen ata suç bulur malum olayda” ifadelerini kullandı.
[Bold Medya] 19.5.2020

Hükümetin takas oyunu kötü bitti: BNP Paribas TL’yi takasa kapattı

BDDK’nın TL işlemlerini yasakladığı uluslararası üç bankadan biri olan Paris merkezli küresel bankacılık kurumu BNP Paribas misilleme yaptı ve Türk lirasını takas işlemlerine kapattı.

BOLD – Rezervleri hızla eriyen Merkez Bankası’nın döviz arayışı sürüyor. Swap ile bu sorunu çözmeye çalışan Merkez Bankası’na ABD Merkez Bankası Fed ve Avrupa Merkez Bankası’ndan ret cevabı geldi. Paris merkezli küresel bankacılık kurumu BNP Paribas SA da Türk lirasını takas işlemlerine kapatma kararı aldı.

BDDK İŞLEM YASAĞI GETİRMİŞTİ

Doların 7,26’ye çıkarak tüm zamanların rekorunu kırması sonrasında Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) devreye girmiş ve “Türk bankalarına TL yükümlülüklerini vadesinde yerine getirmediği” iddiasıyla BNP Paribas SA’nın da aralarında olduğu Citibank NA, UBS AG’ye TL ile işlem yasağı getirmişti. BDDK kısa bir süre sonra bu yasağını kaldırmıştı.

MÜŞTERİLERİNE TL İŞLEMLERİNİ KAPATTI

Bloomberg’da yer alan habere göre, yerel borç verenlerin bu ay Fransız bankası BNP Paribas ile ticaret yapmasını engelleyen düzenleyici bir baskı sonrasında Türk lirası piyasasındaki faaliyetlerini daralttı. Banka, müşterilerine Türk lirası işlemlerini kapattı. Paris merkezli BNP Paribas, sadece müşterilerin pozisyonlarını koruyan veya azaltan işlemler gerçekleştireceklerini söyledi.

[Bold Medya] 19.5.2020

Türkiye gerçeği: Sokağa çıkması yasak 70 yaşındaki işçi kanalizasyon çukurunda öldü

Afyonkarahisar’da kanalizasyon inşaatında çalışan 70 yaşındaki işçi, toprak kaymasıyla enkaz altında kalıp hayatını kaybetti. Normalde sokağa çıkması yasaktı.

BOLD – Afyonkarahisar’da kanalizasyon inşaatı sırasında meydana gelen toprak kayması sonucu enkaz altında kalan 70 yaşındaki işçi hayatını kaybetti. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

SOKAĞA ÇIKMASI YASAKTI

Afyonkarahisar-Ankara karayolu 5. kilometresi Akçin mahallesinde meydana gelen olayda sokağa çıkması yasak olan 70 yaşındaki işçi yaşamını yitirdi. Edinilen bilgilere göre; kanalizasyon inşaatı sırasında kepçe ile kazılan çukur içerisinde 70 yaşındaki Ali Ek isimli inşaat işçisi, toprak kayması sırasında enkaz altında kaldı.

DİĞER İŞÇİ KENDİSİ KURTULDU

İnşaat işçisini kurtarmak için olay yerine AFAD ve İtfaiye ekipleri sevk edildi. Ekiplerin kepçe yardımı ile enkaz kurtarma çalışmaları sonucu inşaat işçisi Ali Ek’in cansız bedenine ulaşıldı. Olay sonrası nöbetçi savcılık tarafından inşaat alanında inceleme başlatıldı. Olay sırasında bir işçinin daha çukur içinde olduğu ve göçük sonrası kendi imkanlarıyla kurtulduğu öğrenildi.

[Bold Medya] 19.5.2020

Hasta tutuklu Ahmet Avcı: Bağırsağımda kist tespit edildi, sağlık durumum çok kötü

Cezaevi ortamında tek böbreğiyle yaşamaya çalışan Ahmet Avcı’nın bağırsağında kist tespit edildi. Acilen ameliyat olması gereken Avcı’nın salgın nedeniyle tedavisi yapılamıyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Yedi aydır Bitlis E Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan tarih öğretmeni Ahmet Avcı’nın (44) bağırsağında üç ay önce bir kist teşhis edildi. Karın ağrısı şikayetiyle 27 Ocak 2020’de Bitlis Devlet Hastanesine kaldırılan ve endoskopi yapılan Avcı’ya doktor ‘hemen ameliyat olmalısınız’ demesine rağmen bugüne kadar tedavisi yapılamadı. Koronavirüs salgını ve cezaevindeki hijyenik olmayan ortam nedeniyle ameliyat olmak istemeyen ve tedavisi aksayan Avcı, 17 Mayıs 2020 pazar günü ailesiyle yaptığı telefon görüşünde sağlık durumunun kötü olduğunu söyledi.

“SÜREKLİ KİLO KAYBEDİYORUM”

Eşinin 106 kilodan 78 kiloya düştüğünü söyleyen Fatma Avcı, “Eşim, dün yaptığımız telefon görüşünde ‘Şu an sağlık durumum çok kötü. Tansiyonum bir türlü yerinde durmuyor. Böbrekte sıkıntı çekiyorum. Sürekli kilo kaybediyorum. Bağırsaklarımdaki kistten dolayı ne yesem sıkıntı yapıyor, yemek yiyemiyorum. Kisti aldıramadığım için çok ciddi sıkıntı yaşıyorum.’ dedi.” ifadelerini kullandı.

Eşinin bağırsağındaki kistin şimdilik kanser tümörü olmadığını söyleyen Fatma Avcı, eğer kist alınmazsa, tedavi edilmezse ileride ne ile karşılaşacaklarından endişe duyduğunu da dile getirdi.

20 YILDIR TEK BÖBREKLE YAŞIYOR

1992 yılında Kazakistan’da görev yaparken soğuk hava şartlarından dolayı sağ böbreğini kaybeden Ahmet Avcı, yıllardır tek böbrekle yaşamını idame ettiriyordu. Böbrek hastalarının hijyenik ortamda olmasının önemini vurgulayan Fatma Avcı, “Eşim 4 kişilik koğuşta 8 kişi kalıyor. 20-30 metrekarelik bir alan. Öyle bir ortamda nasıl sağlıklı kalacak? ‘Baş başa yatıyoruz, havalandırma çok küçük, yemekler çok kötü, hijyen çok kötü. Böbrek hastası olduğum için hijyenik bir ortamda olmam lazım. Yemekler güzel olsa bile böbrek hastası olduğum için bana uygun değil, diyor.” diye konuştu.

DOSYASI İSTİNAF’TA

Cemaat soruşturmaları kapsamında 5 Ekim 2019’da tutuklanan Ahmet Avcı, 7,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Tanık ifadelerine dayanılarak örgüt üyesi olduğu iddia edilen Ahmet Avcı’nın dosyası Yargıtay’da.

[Sevinç Özarslan] [Bold Medya] 19.5.2020

Karakol bahçesinde işkence gören 37 kişi için soruşturma bile yok

Şanlıurfa’da bir yıl önce 55 kişi, karakol bahçesinde ters kelepçeyle yüzüstü saatlerce bekletilip ırkçı hakaretlere maruz kaldı. Savcılığın takipsizlik kararı verdiği 37 kişinin işkencecileri hakkında soruşturma bile açılmadı.

BOLD – Urfa’nın Halfeti ilçesinde aralarında çocukların da bulunduğu gözaltına alınan 55 kişi, ters kelepçe takıldıktan sonra Bozova Yaylak Jandarma Komutanlığı bahçesinde yüzükoyun yere yatırıldı ve saatlerce bekletildi. 18 Mayıs 2019 tarihinde gerçekleşen olayla ilgili görüntüler sosyal medyaya düşmesinin ardından büyük tepki çekti.

Aradan geçen bir yılda Halfeti’de karakol bahçesinde yüzükoyun yatırılmış fotoğrafları basına yansıyan kişilerden 37’si hakkında takipsizlik kararı verildi.

KOMİSER HAYATINI KAYBETTİ HALKA İNTİKAM OPERASYONU BAŞLADI

Urfa’nın Halfeti ilçesi Dergili (Dêrto) Mahallesinde, 18 Mayıs 2019 tarihinde PKK’lılarla polisler arasında çıkan çatışmada 1 polis ve 2 PKK’lı yaşamını yitirdi. Sonrasında, olayla bağlantılı oldukları iddiasıyla 55 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanların karakol bahçesinde sıralı şekilde uzatılmış fotoğrafları ile işkence gördüklerine dair beyanları basına yansıdı. Gözaltına alınanların sokaktan insanlar olduğu ve halka baskı kurmak için yapıldığı iddia edildi.

37 KİŞİYE TAKİPSİZLİK

Urfa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından söz konusu kişilere ilişkin başlatılan soruşturma tamamlandı. Başsavcılık, gözaltı süresince yoğun işkencelere maruz kalan 37 kişi hakkında takipsizlik kararı verdi. Savcılık, 13’u tutuklu 18 kişi hakkında ise iddianame hazırladı. İddianame, Urfa 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

CİNSEL İŞKENCE

Urfa Barosu Yönetim Kurulu Üyesi ve İnsan Hakları Koordinatörü Mevlut Güneş, yapılan başvurular, hastane raporları ve beyanlarda işkence izlerine rastladıklarını anımsattı ve “Özellikle kadınların hastanede aldıkları raporlar, yine beyanlarında cinsel işkencenin izlerine rastlandı. Tekme, elektrik, darp gibi birçok işkence yöntemine rastlandı. Şahısların başvuruları üzerine baromuzun Cumhuriyet Başsavcılığı ile yaptığı görüşme sonucu işkence yapan kişiler hakkında soruşturma başlatıldı. Soruşturma ağır aksak bir şekilde devam ediyor. 3 jandarma personeli tarafından görüntülere ilişkin bilirkişi raporu hazırlandı. Hazırlanan rapor çok muğlaktı. Raporda işkence izlerine rastlanmadığına yönelik beyanlar vardı. Bu durum hem komisyonumuzun itirazları hem de savcılığın bu rapora itibar etmemesi üzerine görüntüler İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. Tabi halen bir gelişme yaşanmış değil. En azından şimdilik salgına dayandırılıyor” diye konuştu.

MASUM OLDUKLARI ORTAYA ÇIKTI AMA

Güneş, 37 kişi hakkında verilen takipsizlik kararına da işaret ederek, kararı şöyle yorumladı: “Masumiyet karinesi göz ardı edilerek 55 insan gözaltına alındı ve işkence yapıldı. Tabi kimi çevreler işkencenin müstahak olduğunu söyleyecek kadar düştüler. Gelinen noktada bırakın mahkemenin yaptığı yargılamayı savcılık makamı herhangi bir suç unsuru bulunmadığından 37 kişi hakkında takipsizlik kararı verdi. Sonuç ne oldu? İhlal edilen insan hakları oldu, masumiyet karinesi ve hukuk ilkeleri ihlal edildi. Yine işkenceye maruz kalan bireylerin kişilik haklarına saldırı oldu. Hatta bu durum meşru sayılmaya çalışıldı. Yargı millet adına, güvenlik güçleri devlet adına hareket eder. Bu durum anayasada da açık bir şekilde dile getiriliyor. Bu ihlallerin yaşanmaması için millet adına yargılama yapan kişi kurum ve makamların, devlet adına çalışan kişi ya da kurumların bu ihlallere müsaade etmemesi gerekir.”

OLAYIN GEÇMİŞİ

Dergili Mahallesi’nde 18 Mayıs 2019 tarihinde PKK’lılarla Polis arasında çıkan çatışmada 1 komiser ve 2 PKK’lı yaşamını yitirmişti. Çatışma sonrası Halfeti ve Bozova ilçelerine bağlı mahallelerde olayla bağlantıları oldukları gerekçesi ile 55 kişi gözaltına alınmıştı. Olaydan sonra gözaltına alınanlar Yaylak Jandarma Karakolu bahçesinde yüz üstü yatırılmış şekilde, üzerlerinde ayak izlerinin olduğu çok sayıda kişinin bulunduğu fotoğraf karesi basına yansımıştı. Yine, kötü muamele Urfa TEM Şube’de de devam etmiş, gözaltına alınan kişiler savcılıkta verdikleri ifadeler doğrultusunda kollukta tutuldukları süre boyunca elektrik, darp ve cinsel organlarını sıkma gibi işkencelere maruz kaldıklarını ifade etmişti.

Söz konusu işkence iddiaları Türkiye ve Uluslararası boyutta gündem olmuş, Uluslararası Af Örgütü “Acil” kod ile imza kampanyası başlatmıştı. İngiltere Parlamentosu da işkenceyi gündemine taşımıştı. Kayıtlara “Halfeti işkencesi” olarak geçen olaya ilişkin, kamuoyundan gelen tepkiler ve Urfa Barosu’nun girişimleri sonucu TEM şubesinde bulunan bazı polisler hakkında soruşturma başlatılmıştı. İşkence yapıldığı gerekçesi ile başlatılan soruşturma kapsamında 3 jandarma personeli tarafından bilirkişi raporu hazırlanmıştı. 12 güne ait olan 6 TB’lık TEM Şube, Urfa Adliyesi, hastane ve Yaylak Karakolu’ndaki görüntü incelenmiş, “işkence yok” iddiasında bulunulmuştu.

Söz konusu görüntüler halen incelenmek üzere gönderildikleri İstanbul Adli Tıp Kurumu’na bekliyor.

[Bold Medya] 19.5.2020

FED, Türkiye'nin swap talebini neden reddetti?

Financial Times, Amerikan Merkez Bankası'nın (Fed) Cumhurbaşkanı Erdoğan, Merkez Bankası’nın işleyişine karıştığı için Türkiye’ye swap (Dolar-TL takası) hattı açmadığını iddia etti. Gazete, “Yüklü tahvil ve dış borç ödemesiyle Türkiye, bu yıl en çok zorlanan gelişmekte olan ülke olacak.” uyarısında bulundu.

İngiliz ekonomi gazetesi Financial Times (FT), ABD Merkez Bankası'nın (Fed) Türkiye'ye swap hattı açmamasında Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) lideri ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın Merkez Bankası'na (TCMB) müdahale etmesinin etkili olduğunu iddia etti.

“Görünen o ki, Türkiye Merkez Bankası'nın işleyişine Erdoğan'ın karışmasına izin vererek, Fed'in güçlü para politikası şartına uymadı.” ifadelerine yer verilen haberde, aralarında Brezilya, Meksika, Güney Kore ve Singapur'un da bulunduğu 14 ülkenin merkez bankasıyla geçici swap anlaşması yapıldığına işaret edildi.

Haberde, “Ancak Fed, Türkiye, Güney Afrika ve Nijerya gibi ağır dolar kaynaklı mali ihtiyaçları bulunan ülkelere hatlarını kapatarak onları açıkta bıraktı.” denildi.

ABD Dış İlişkiler Konseyi Uluslararası Ekonomi Kıdemli Üyesi Brad Setser, Fed'in swap planlarının Türkiye, Güney Afrika ve Lübnan gibi ülkelere yardımcı olmadığını belirterek, bunun bu ülkeleri sahip olmadıkları seçenekleri aramaya ittiğini söyledi.

YÜKLÜ BORÇ ÖDEMESİ

Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF) verilerine göre, Türkiye bu yıl 22,7 milyar dolarlık devlet ve şirket tahvili ile dış borç ödemesi sebebiyle en çok zorlanacak gelişmekte olan ülkelerin başında geliyor.

Türkiye'yi 20,8 milyar dolarla Arjantin, 16,7 milyar dolarla Endonezya, 8,4 milyar dolarla Nijerya, 8,3 milyar dolarla Güney Afrika ve 6,9 milyar dolarla da Kolombiya izliyor.

KISA VADELİ BORCUN DÖNDÜRÜLMESİ ZOR

Ekonomist Dr. Murat Kubilay, şark kurnazlığı ile yabancı yatırımcıları atlatabileceğini düşünen ekonomi yönetiminin, 6-18 ay içinde yıllarca bindiği dalı kestiğini anlayacağını söyledi.

Kubilay, “Kısa vadeli dış borcun geri ödenmesi mümkün gözükmezken, borcun borçla döndürülmesinin maliyeti de yükseliyor. Türkiye'nin dış finansmana dayalı büyüme stratejisi ile maceracı dış politikası nihayetinde duvara tosluyor.” dedi.

Bazı ülkelere, ABD Hazine tahvili teminatlı repo imkanı ile arka kapının açık bırakıldığını belirten Kubilay, “Ancak Halkbank davası ve S-400 yaptırımları sonucu MB'nin, bu tahvilleri rezervinden çıkarıp 2,3 milyar dolara indirmesi sebebiyle bu kapıdan da geçmesi mümkün değil." diye konuştu.

"KAPALI KAPILAR ARDINDA TAVİZ VERİLEBİLİR"

"Geriye 2019'daki CAATSA yaptırımlarının Trump-Erdoğan arasındaki gizli görüşmeler neticesinde gündemden düşürülmesi gibi dış politika hamleleri kalıyor." diyen Kubilay, "Yani ya Türkiye kapalı kapılar ardında ABD lehine tavizler verecek ya da Fed dışında kanal arayacak.” ifadelerini kullandı.

[Samanyolu Haber] 19.5.2020

Diyanet, Maliye ve Cumhurbaşkanlığı bütçe harcamalarında parmak ısırttı(!)

Kurumların 4 ayda bütçeden yaptıkları harcamalar netleşti. Diyanet İşleri Başkanlığı 4 ayda yaptığı 3.8 milyar liralık harcama ile 7 bakanlığı geride bıraktı. Cumhurbaşkanlığı’nın 4 aylık harcaması 875.1 milyon lira oldu. En fazla harcamayı ise bütçeden en fazla payı alan Hazine ve Maliye Bakanlığı yaptı.

Cumhurbaşkanlığı’nın nisan ayı harcaması 120.9 milyon lira oldu. Cumhurbaşkanlığı’nın bütçe başlangıç ödeneği 3.1 milyar liraydı. Sonrasında aktarmalarla 3.5 milyar liraya çıkarıldı. Cumhurbaşkanlığı’nın 4 aylık harcama toplamı da 875.1 milyon lira oldu.

Cumhuriyet'ten Mustafa Çakır'ın Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın verilerini aktardığı haberine göre, Diyanet İşleri Başkanlığı nisan ayında 911.4 milyon lira harcama yaptı. 11.5 milyar lira olan ödenek toplamından 4 ayda 3.8 milyar lira kullanan Diyanet 4 aylık harcaması ile toplam 7 bakanlığı geçti.

Diyanet’in harcaması ile geride bıraktığı bakanlıklar şöyle: İçişleri, Dışişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Kültür ve Turizm, Sanayi ve Teknoloji, Çevre ve Şehircilik ile Ticaret Bakanlığı.

Bütçeden her yıl en fazla pay Hazine ve Maliye Bakanlığı’na ayrılıyor. 4 ayda en fazla harcama da Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yapıldı. Bakanlığın nisan ayı harcaması 47.3 milyar liraya çıktı. Bütçeden 468.8 milyar lira ile en fazla payı alan Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın 4 aylık harcamalarının toplamı 165 milyar lira oldu. Bakanlık bütçesinden ihtiyaç halinde diğer kurumlara aktarma yapabiliyor.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın 4 aylık harcama toplamı 42.6 milyar lira oldu. Sağlık Bakanlığı 60.3 milyar lira olan ödenek toplamından 4 ayda 19 milyar lira harcama yaptı. Adalet Bakanlığı 4 ayda 7.6 milyar lira, Milli Savunma Bakanlığı da 16.7 milyar lira harcama yaptı

[Samanyolu Haber] 19.5.2020

Karantina uygulamayan İsveç hiçbir kazanç elde etmemiş

İsveç'in koronavirüs salgını karşısında uyguladığı ekonomi politikasının ve sıkı karantina tedbirlerini reddetmesinin somut sonuçlara yol açmadığı belirtildi.

İsveç, diğer İskandinav ülkelerinden farklı olarak sadece tavsiyeler düzeyinde tedbirler aldı. Bu tavsiyelere uymayanlara karşı hiçbir yaptırım söz konusu değil. Ülke yönetimi, ekonomiye destek vermek için böyle bir karar aldı.

Financial Times'ın (FT) haberine göre, İsveç yönetiminin bu politikası somut sonuçlara yol açmadı. Gazeteye konuşan Handelsbanken’in baş ekonomi uzmanı Christina Nyman’a göre, salgının getirdiği sonuçları değerlendirmek için henüz erken, ama uzman, İsveç’in en az diğer Avrupa ülkeleri kadar zarar edeceği görüşünde.

Capital Economics’in kıdemli ekonomisti David Oxley, "İsveç’teki ekonomik faaliyet korkunç görünüyor. Diğer ülkelerdeki gibi korkunç olmayabilir ama hala eşi görülmemiş düşüşler yaşanıyor" ifadelerini kullandı.

Riksbank’ın tahminine göre, İsveç ekonomisi uzun vadede yüzde 7-9 daralabilir. Bunun, ülke için 'felaket' anlamına geldiği kaydedildi.

Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) verilerine göre İsveç’te 30 bin yen tip koronavirüs (Kovid-19) vakası tespit edilirken, 3 bin 600’den fazla hasta hayatını kaybetti. Komşu Norveç’te vaka sayısı 8197, Finlandiya’da ise 6347. Bu her iki ülkede ölü sayısı 300’ü geçmiyor.

[Samanyolu Haber] 19.5.2020

Trump doktoruyla tartıştı: Korunmak için sıtma ilacı kullanıyorum

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump, koronavirüse karşı yaklaşık bir buçuk haftadır sıtma hastalarına verilen hidroksiklorikin içeren ilaç kullandığını açıkladı. Trump bu ilaçla birlikte çinko takviyesi aldığını da belirtti.

Beyaz Saray yönetiminden bazı uzmanlar ise hidroksiklorikinin yan etkileri sebebi ile tehlikeli olabileceğini savunuyor. Buna rağmen ABD başkanı haftalardır sıtma ilacının Covid-19'un tedavisinde kullanılabileceğini belirtiyor.

Başkan Trump, sıtma ilacı kullanmayı kendisinin istediğini, bunun doktorunun tavsiyesi olmadığını da söyledi. Amerikalı lider, "İlacı almaya ben başladım çünkü bence ilaç iyi. Çok fazla iyi hikaye duydum." dedi.

Beyaz Saray'ın doktoru Sean Conley bir açıklama yaparak Başkan Trump'la "Çok kez tartıştıktan sonra ilacın potansiyel faydasının yan etki risklerine ağır bastığına karar verdiklerini" belirtti.

ABD Gıda ve İlaç Kurumu ise hidroksiklorikin içeren sıtma ilacının Covid-19'un tedavisinde hastane dışında kullanılmaması yönünde sağlık çalışanlarını uyardı.

Trump'ın önerdiği sıtma ilacının yan etkileri konusunda sağlık otoritesinden uyarı geldi

Koronavirüs görülen kişilerde hidroksiklorikin kullanımı Fransa gibi ülkelerde de tartışma konusu. Uzmanlar hidroksiklorikinin kalp ritmini bozarak krize yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Tedavi yöntemini savunanlar ise bu ilacın yıllardır sıtma hastalarında sorunsuz kullanıldığını belirtiyor.

[Samanyolu Haber] 19.5.2020

9,5 milyar dolar kaçtı!

2020 yılının ilk 4 ayında 9,5 milyar dolar tutarında yabancı sermaye Türkiye'yi terk etti. Yabancı yatırımcının çıkışı döviz açığını daha da büyütecek. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) lideri ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Yurt dışına döviz kaçıranlara merhamet etmeyeceğiz." demişti.

Yabancı yatırımcıların yılbaşından bu yana 6,5 milyar dolarlık devlet tahvili sattığına dikkati çeken Dünya gazetesi yazarı Alaattin Aktaş, elden çıkarılan devlet tahvillerinin Ziraat Bankası, Vakıfbank ve Halbank tarafından aldığını belirtti.

Aktaş, “Yabancı böylesine yüklü satışa girişmişken kamu bankaları alıcı olarak piyasaya girmeseydi bu kâğıtlarda arz-talep dengesi arz lehine bozulur, kâğıt fiyatları geriler ve dolayısıyla faiz fırlayıp giderdi. Yabancı elindeki kâğıdı satmak istedikçe alıcı çıkmadığı sürece fiyatı aşağı çekecek ve bu da faizin tırmanmasına yol açacaktı.” dedi.

AKTAŞ'TAN TÜRKİYE VARLIK FONU İMASI

Aktaş, yabancıların sattığı hisse senetlerini alanların ise küçük yatırımcılar olmadığını belirterek, “Bazı bankalar alım yapıyor olabilir. Şirketler kendi hisse senetlerini fiyat daha da düşmesin diye almış olabilir." ifadelerini kullandı.

"Belki bazı fonlar piyasaya girmiştir, o da olabilir. Zaten ağırlıklı görüş de bu yönde.” diyen Aktaş, Türkiye Varlık Fonu'nun Borsa'ya müdahale ettiğini ima etti.

BU KADAR DÖVİZ NASIL BULACAĞIZ?

Yabancı yatırımcının Türkiye’den çıkmasının döviz açığını artıracağını belirten Aktaş, “Biz bu kadar dövizi nasıl bulacağız?” sorusunu yöneltti.

Aktaş şu değerlendirmede bulundu: “Mart ayındaki döviz ihtiyacını karşılamak için Merkez Bankası rezervinden tam 16,6 milyar dolar kullanmak gerekmişti. Bu tutarın önemli bir kısmı yabancı çıkışına gitmişti. Merkez Bankası’nın rezervi öyle her ay bu düzeye yakın tutarda döviz kullanmaya elverecek güçte değil. Bakmayın son dönemde dövizin düşüyor olmasına."

[Samanyolu Haber] 19.5.2020

IMF Başkanı: Veriler Büyük Buhran’dan daha kötüsüne işaret ediyor

IMF Başkanı, küresel ekonominin kornavirüsün yarattığı şoktan kurtulmasının, tam olarak beklenen zamandan çok daha uzun süreceğini söyledi ve ‘korumacılık tehlikesine’ vurgu yaptı

IMF Başkanı Kristalina Georgieva, dünya genelindeki verilerin beklenenden daha kötü olduğunu söyledi. “Açıkça görülüyor ki bu, krizden tamamen çıkmanın daha uzun süreceği anlamına geliyor” ifadelerini kullandı. Georgieva, toparlanma için spesifik bir tarih vermedi.

Reuters’a konuşan Kristalina Georgieva, Fon'un 2020'de GSYİH'deki %3'lük daralma öngörüsünü aşağıya doğru revize edeceğini ve başlangıçta %5,8'lik bir toparlanma yerine gelecek yıl sadece kısmi bir toparlanma beklendiğini söyledi.

VERİLER DAHA KÖTÜSÜNÜ İŞARET EDİYOR

Georgieva, “Nisan ayında, küresel borç verenlerin görüşü, virüsün yayılmasını durdurmak için iş yerlerinin kapanmasının ve karantinanın dünyayı 1930’lardaki Büyük Buhran’dan sonraki en büyük durgunluğa sokacağı yönündeydi. Ancak o günden beri gelen veriler, daha kötü haberlere işaret ediyor” dedi.

“AÇIK İLETİŞİM VE TİCARET AKIŞI SÜRMELİ”

Dünya’nın en büyük iki ekonomisi olan ABD ve Çin arasındaki gerginlikle ilgili sorulan soruya ise Georgieva, üye ülkeleri on yıllardır küresel büyümeyi destekleyen, ‘açık iletişim ve ticaret akışını sürdürmeye’ çağırdığını söyledi.

Georgieva, “Ticaret akışlarını açık tutmamız gerek; özellikle tıbbi kaynaklar, gıda ve uzun vadede krizle birlikte şu anda olanlar için bir yol bulmak amacıyla” ifadelerini kullandı.

“KORUMACILIĞA DÖNÜŞ TEHLİKESİ VAR”

Kriz nedeniyle korumacılığa geri çekilme konusunda uyaran Georgieva, “Her yerde insanlar için çalışanlara geri dönmemeliyiz: mal ve hizmet maliyetlerinin düşmesine, gelirlerin artmasına ve ülkelerdeki yoksulluğun geri çekilmesini sağlayacak bir iş bölümü, iş birliği ve ticaret.” İfadelerini kullandı.

Bir IMF sözcüsü, çok düşük faiz oranları taşıyan acil durum finansmanında 21 milyar dolarlık bir paranın şu ana kadar dağıtıldığını söyledi.

Georgieva, üye ülkelerin borç verme taahhütlerini yükselterek, yoksul ülkelere IMF’ye olan borçlarını yıl sonuna kadar ödemelerine yardımcı olabilmek için hibe verebileceklerini söyledi.

[Samanyolu Haber] 19.5.2020

'V' Şeklinde büyüme bekleyen Ünal'a ekonomist cevabı: 'S' Şeklinde Sıvama bekliyorum

Sözcü gazetesi yazarı Murat Muratoğlu, ekonomik açıklamalarda bulunan AKP Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal için, "Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu değil miydi? Ne ara ekonomi uzmanı kesildi?" diye sordu.

Muratoğlu, "Salgın sonrası Türkiye ekonomisinde 'V' tipi ekonomik sıçrama modeli bekliyor kendisi… Nedir 'V modeli' derseniz harfin tipine bakınız. Yukarıdan aşağıya düşüp aynı hızla yükseliyor. Sahi Türkiye ne zaman yukarı çıktı? İnsan ister istemez onu düşünüyor. Zira ayıp ediyor. Ekonomide iniş yaşamadık ki! Ne zaman sorsak ülke devamlı sıçrama halindeydi. Hatta 'H' tipi haşmetliydi… En azından bize öyle denildi. Dikkat edelim de üstümüze başımıza sıçramasa bari…" düşüncesini dile getirdi.

Muratoğlu, "Belki de verginin 'V'sinden bahsediyordur. Daha çok vergi getireceğiz demek istiyordur. Gizliden mesaj veriyordur. Ben bu sıçrama hamlesinin ardından 'S' tipi sıvama ve üzerine 'T' tipi tüy dikme bekliyorum. Benim asıl korkum 'Ç' tipi 'çekirge' modeli… Daha önce bir-iki sıçramış, hakkımızı kullanmıştık sanki… Mahir Bey'in piyasa analizleri biraz sıkıntılı… Tam bir yıl önce yerel seçimler arifesinde müjdeyi verdi; 'Seçimden sonra doların 5 TL'nin altına ineceğini'  söyledi. O konuşma sırasında dolar 5.25 seviyesindeydi! Konuştuğu günden beri dolar yükselmeyi hiç kesmedi. Önce 6 seviyesini geçti, sonra 7'yi denedi... Kendisine güvenip ellerindeki doları satıp zarar edenlere var mı bir söyleyeceği? Tazmin edecek mi?" görüşünü savundu.

Muratoğlu, "İşin ilginci dört bir köşesinden Amerikan, İngiliz, Japon ekonomistleri dünyanın kolay kolay toparlanamayacağını söylerken, onlardan fellik fellik para arayan Türkiye sıçrama halinde. Sana para veren ülke sıçrayamıyor, sen ondan borç alıp zıplıyorsun. Belli ki hayallerde yaşıyorsun! Şu bizim Tekirdağ'daki arsayı satsak o parayla da dükkan açsak diyen dayıma benziyorsun!" ifadesini kullandı.

YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ

[Samanyolu Haber] 19.5.2020

Kadir Gecesi, ismini nereden alır?

Kur'ân-ı Kerim'in Levh-i Mahfuz'dan dünya semasına toptan indirilmiş olduğu gecedir. Cebrail, Peygamberimiz (sas)'e ilk vahyi bu gece getirmiştir. Alak suresinin "İkra! Oku!" emriyle başlayan ilk beş âyetini. Bu gecede kaderin bir çeşit istinsahı da yapılmaktadır.

Kadir kelimesinin manası, güç yetirmek, hüküm vermek, takdir etmek, şeref ve azamet demektir.
M. Fethullah Gülen Hocaefendi: "Kadir gecesi 'kadr'den gelir. Yani o gece bir kadirşinaslık ruh ve mânâsı nümayandır. Öyle ise o gecenin kadrini bilin ki, kadriniz bilinsin. Ayrıca Allah'ın fevkalade atâsının verildiği şeyler de olabilir bu gecede. Tıpkı ulûfe gibi. Bu gecenin gizli olmasında da ayrı bir sır vardır. Efendimiz (sas) onu önce biliyordu, sonra unutturuldu.77 Ta ki, ihya edilsin. Sadece bu geceyi ihya eden de belki hissemend olabilir ama, her geceyi Kadir bilip ihya edenin nasibdar olacağından şüphe yoktur."78 sözleriyle bu geceyi şuurluca değerlendirmeye dikkat çekmiştir.
Hocaefendi ayrıca  Kadir Gecesi, ismini nereden alır? sorusuna şu cevabı vermiştir

Bu gecede kaderin bir çeşit istinsahı yapıldığı anlaşılıyor. Yani İmam-ı Mübîn’den, Kitâb-ı Mübîn’e istinsahı. Nazarı oraya ulaşanlar, kaderin bu kısmına da muttali olabilirler. Efendimiz (sav)’in Mi’raç’ta seslerini duyduğu kalemler de bunlar olsa gerek…

Mes’elenin diğer bir yüzü de, Kadir Gecesi “kadr” den gelir. Yani o gece bir kadirşinaslık rûh ve ma’nâsı nümayandır. Öyle ise o gecenin kadrini bilin ki, kadriniz bilinsin. Ayrıca Allah (cc)’ın fevkalâdeden atâsının verildiği şeyler de olabilir bu gecede. Tıpkı ulûfe gibi…

Bu gece, bin aydan hayırlı olmasına gelince bu kesretten kinayedir ve herkes için de söz konusu değildir, belki her geceyi Kadir bilenler içindir. Evet sanki o, her geceyi ihyâ etmiş de, bu gecede bardağı taşıran rahmet damlayıvermiş… Derken kul, damla ile deryaya ermiş… Gizli olmasında da ayrı bir sır vardır. Efendimiz (sav) onu önce biliyordu, sonra unutturuldu. Ta ki, ihyâ edilsin. Sadece bu geceyi ihyâ eden de belki hissemend olabilir ama, her geceyi Kadir bilip ihyâ edenin nasibdar olacağından şüphe yoktur.

[Samanyolu Haber] 19.5.2020

Muvaffakiyet Allah'tandır [Mehmet Ali Şengül]

Sonsuz kudret ve hikmet sahibi Allah (cc), kâinatı yaratıp sistemleri kurduktan, dünyayı da canlıların yaşamasına müsâit hâle getirdikten sonra, bütün icraâtını sebepler dairesinde yürütmektedir.
   
Cenâb-ı Allah, yarattığı bütün varlıkları hep çekirdek halinde yaratmak sûretiyle, kudretini ve hikmetini göstermekte ve böylece bizlere de yapacağımız işler mevzuunda rehberlik yapmaktadır. Bütün canlıları spermden, meyveleri de küçük bir çekirdekten yaratarak icraâtını devam ettirmektedir.
   
İlk yaratılıştan bugüne kadar devam eden peygamberler zincirini Hz.Âdem‘den (as), Efendiler Efendisi Hz. Muhammed‘e (sav) kadar Allah devam ettirmiştir. Hâtem’ün Nebî olan Nebîler Sultanı Efendimiz‘in(sav) mesajı âlemşümul olduğu, hükmü de kıyâmete kadar devam edeceği için, Allah-u Zülcelâl peygamberliği sona erdirmiştir ve kıyâmete kadar peygamber göndermeyecektir.
   
Allah (cc), Efendimiz’den (sav) sonra İslâm dâvâsını, yüzyılda bir gönderdiği mücedditlerle devam ettirmiş, bundan sonra da kıyâmete kadar devam ettirecektir.
   
-Allah ecdadımızdan râzı olsun- Onlar; Kur'an ruhunu, İslâm'ın aydınlık iklimini o günden günümüze kadar, her türlü engelleri aşarak, sıkıntılara katlanarak, gerektiğinde canlarını siper ederek günümüze kadar getirmişler ve bizlere emânet etmişlerdir.
   
Asrımızın çilekeşi Üstad hazretleri, her türlü sıkıntı, çile ve ızdıraplara göğüs gererek,küfre ve zulme meydan okuyarak, gece-gündüz küfür ve dalâlet içinde boğulan insanlığın kurtuluşu adına, -aynıseleflerigibi-mahrûmiyetler ve sıkıntılar içinde dişini sıkıp sabrederek, ‚Îman ve Kurân dâvâsı‘na hizmet etmiştir.
   
Yarım asır evvel bir cami harîminde Hocaefendi'nin başlattığı ve bugün dünyanın büyük çoğunluğunda hayr-ül halef nesillerin yetişmesi, sulhun ve huzurun gerçekleşmesi adına kalplerde fütuhatlar gerçekleştiren ‘Hizmet hareketi‘ de, bugünlere kolay gelmemiştir.
   
Sadece inandığı için hâlâ dünyâda eşine az rastlanan bir zulümle boğuşmalarına rağmen, milyonlarca hâdim-i îman ve Kur'an; hiç bir beklenti içinde bulunmadan, insanların âhiret hayatını kurtarabilmek ve bu vesîle ile Allah'ın rızâsını kazanabilmek için, gece-gündüz çırpınmışlar ve çırpınmaktadırlar.
   
Bugün milyarlarca insan; niçin yaratıldığını, vazîfesinin ne olduğunu, nasıl bir sorumluluk taşıdığını dahi bilmemektedir. İşte bu muhtaç gönüllere hakikatleri ulaştırma, insanları birbiriyle kaynaştırıp kardeş yapma yolunda bütün gayretlerini sarfeden hasbîler, gönül mimarları; aynı zamanda insanı yaratan, kâinatın mutlak hâkimi ve sâhibi bulunan Allah'ı tanıtıp sevdirme yolunda gayret göstermektedirler.
 
İnsan; çok sevdiği, ayrılmak istemediği dünyâya vedâ edip, kabir tünelinden geçerek, kıyâmete kadar kalacağı yer olarak, ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukurla karşılaşacak, berzah âleminde sorgulanacak ve hak ettiği muâmeleler ile karşılaşacaktır.
 
Şu an dünyâda her türlü mahrumiyete rağmen dâvâsını temsil eden, granit gibi sapasağlam, diklenmeden ama geri adım da atmadan yerinde dik durarak, Hakk’ı temsil eden gönül erlerinin ve ruh mimarlarının hakları, emekleri; -inşallah- orada zâyi olmayacaktır.
   
İnsan; zayıftır, bazen başarı ve muvaffâkiyetleri kendinden bilme gibi zaafları, hastalıkları olabilir. Bu insanın yapısında, karakterinde vardır. Halbuki Cenâb-ı Allah Nisâ sûresi 79. âyette: “Sana iyilikten (hasenâttan) ne isâbet ederse, işte o Allah’tandır. Ve sana kötülükten (seyyiâttan) ne isâbet ederse, o taktirde o, kendi nefsindendir“ buyuruyor.
     
Cenâb-ı Hakk Tevbe sûresi 25 ve 26. Âyetlerde; “Şu kesindir ki Allah size bir çok savaş yerlerinde yardım etti, Huneyn günü de... O gün sayıca çokluğunuz sizi böbürlendirmiş ama bu, size fayda etmemişti. Olanca genişliğine rağmen, dünya başınıza dar gelmişti. Sonra da bozguna uğrayarak düşmana arka çevirip kaçmaya başlamıştınız. Sonra Allah, Resûlü‘nün ve mü‘minlerin üzerlerine sekinetini, güven veren rahmetini indirmiş, sizin göremediğiniz ordular göndermişti de, Kendisini tanımayan o kâfirleri azaba uğratmıştı. İşte kâfirlerin cezası budur!“ buyurmaktadır.
   
Bütün varlığı hikmetle yaratan, sisteme, düzene koyan Kudret-i Sonsuz Allah'ın, mezkur sûrede beyan ettiği gibi her şeyi yapan, evirip çeviren O’dur. Buna rağmen bugün dünyânın bir çok yerinde Allah'ın lütfettiği hizmetlerde, ‘bizim de bir payımız, hakkımız var‘ deyip, makam, itibar, işe vaziyet etme ve öne geçme gibi mülâhaza ve düşünceler içindeysek, hatta hayallerimizden bile geçiyorsa; Cenâb-ı Hakk âhiret hayâtımızı lekeleyecek bu türlü eksiklerimizi dahi tamir etmek ve mülkün gerçek sâhibi Kendisi olduğunu hatırlatmak maksadıyla, altından kalkamayacağınız zorluklarla bizleri ikâz buyurdu. Zâlimleri musallat etmenin yanında, kapımızı çalmadan, haber bile vermeden, hayatımıza mal olan ‘Corona virüsü‘nü  gönderdi.
 
Allah (cc), dünyânın fâni şeylerine bel bağlamamızı istemediği için, bizim de elimizden bir çok imkanlarımızı aldı ve bizi de sıkıntılara soktu. Netice de dünyâyı bütün genişliğine rağmen, -aynen Huneyn de olduğu gibi- bize de dar etti.
   
Allah Resulü (sav) Bedir'de daraldığı bir anda; “Allah'ım zafer vaadini gerçekleştir. Bu cemaat helak olursa artık yeryüzünde Sana ibâdet edecek kimse kalmayacak!“ (Buhâri) diye dua etmişti. Cenâb-ı Allah da, lütfedip müminleri muzaffer etmiş, kafirleri de görünmeyen ordularla ters yüz ederek, azaba uğratmıştı.
   
Bizler de aczimizi, zaafımızı, fakrımızı itiraf eder; hâlimizi Rabbimize arz ederek: “Allah'ım zillet ve sefâlet içinde asırlardır ayaklar altında ezilen ümmet-i Muhammed‘i (sav) yeniden ihya etme gayreti içinde çırpınan şu gönül erlerini, ruh mimarlarını yok edersen, senin dâvana sahip çıkacak kimse kalmayacak!“ diyerek yalvarıp, yakarmalıyız. İşte o zaman, Allah'ın inâyeti bizimle beraber olacaktır. Bunda hiç şüphe etmemeliyiz.
   
“Allah müttakilerle beraberdir!“ (9/123); “Allah sabredenlerle beraberdir!“ (2/153); “Allah sabredenleri sever.“ (3/146) Allah, bizden hoşnut ve râzı ise, dünya kimin olursa olsun, önemli değil. ‘Çıktık bu yola, söz verdik Allah'a! Asla dönmeyeceğiz!‘ Allah döndürmesin. Âmin.

[Mehmet Ali Şengül] 19.5.2020 [Samanyolu Haber]