Ekonomi yazarı: Bu maceranın sonundaki hasarın boyutunu merak ediyorum

"Ankara’nın iktidarı kaybetme korkusu ile ekonomide girdiği maceranın sonunu tahmin etmek zor olmasa da hasarın ne boyutta olacağını merak etmemek mümkün değil."

Ekonomist Uğur Gürses kendi kişisel blogunda kaleme aldığı yazıda Türkiye'nin ekonomi yönetimini maceradan maceraya koşmakla itham etti. Gürses'e göre hasar büyük ama sonucunun ne olacağını tahmin etmek güç.

Gürses'in yazısından ilgili bölüm şöyle:

Mayıs 2018 sonunda 56 milyar TL olan bütçe açığı, Mayıs 2020’de 3 kat aratıp 146 milyar TL’ye çıkarken, Merkez Bankası’ndan alınan ihtiyat akçeleri ve yıllık karın açığı kabaca 100 milyara yakın düşürdüğünü de hesaba katmak gerekiyor.

İlginç olan, ekonominin temel parametrelerinden biri olan faizler bu hızla düşürülürken, iktidara yakın medyada “faiz indi, döviz kuruna bir şey olmadı” söylemi ses buluyordu. Oysa kamu bankaları ile döviz satışları hızla devam ediyor, bu dövizler Merkez Bankası’nın rezervlerinden gidiyor, ortaya çıkan erime de bankalar ve Katar ile Çin Merkez Bankası’ndan alınan swaplarla “makyajlanıyor”, bu dövizler “erimemiş gibi” sunuluyordu.

Covid-19 salgını ile yabancı yatırımcılar dövizlerini yatırımlardan çekme sürecini hızlandırdılar. Yerleşikler de bir kısım döviz hesaplarını sistemden çekerken, bir taraftan da altın almaya başladılar. Sadece Covid-19 salgını sonrasında Merkez Bankası’nın döviz rezervleri haziran sonu itibariyle yaklaşık 31.5 milyar dolar eridi. Mayıs sonunda Katar Merkez Bankası’ndan 10 milyar dolar swap işlemi ile 21.5 milyar dolar erimiş görünse de.

Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin erimesi, çok doğal olarak döviz rezervlerinin yeterliliği tartışmasını gündeme taşıdı.

Son gelinen noktada hesaplar şöyle yapılıyor; haziran sonunda brüt döviz rezervi 51.4 milyar dolar. Altın rezervi de 38.8 milyar dolar. Yani toplam rezerv 90.2 milyar dolar.

Mayıs sonunda 54.3 milyar dolarlık döviz rezervi varken, bankanın açıkladığı swap verilerine göre; 16 milyarı doları Katar ve Çin merkez bankaları ile yapılan swaplardan, 35.8 milyar doları da bankalarla yapılan swaplardan “bilançoya yazılan” rezervler. Yani döviz rezervlerinin neredeyse tamamı swapla sağlanmış. Bankalar, kâğıt üzerinde “Al TL’ni geri, ver dövizimi” derse altınlar dışında rezerv diye bir şey kalmıyor.

Özeti şu; Merkez Bankası “alın size TL, bana döviz borç verin” diyerek swap yapmamış olsa neredeyse altın hariç tüm rezervlerin erimiş olduğunu görecektik.

Peki bu döviz talebi nereden geldi de bu dövizler satılarak eritildi? İşleri ekonomiyi yönetmek olanlar neden çıkıp da “dış güçlerin oyunundan” bahsediyor hala?

Yılbaşından haziran sonuna kadar 6 ayda yabancıların satarak çıktığı tahvil ve hisse senedi miktarı 11.5 milyar doları bulurken, yerleşiklerin bankalardan satın aldığı döviz miktarı 7.5 milyar doları buldu. Bu döviz talebinin “arka kapıdan” kamu bankaları eliyle satılarak karşılandığı hesaba katılırsa sürpriz yok.

Başkanlık sistemine geçişle, devamında da parasallaşan ve hızla düşürülen faizlerle ani duruş güçlendi, döviz girişi bir yana çıkış devam ediyor.

Negatif reel faiz ve devasa kredi genişlemesi

Ankara ise kamuoyuna sürekli bir “yabancıların ekonomiyi çökertmeye çalışması” biçiminde anlatıyor. Ne yapacağını bilemeyen, kötü yönetim sergileyen, sürekli olarak da TL’nin konvertibilitesine hasar veren yasaklar, kısıtlamalar ve ağır işlem vergileri getiren Ankara’nın tek bildiği bu; serbest piyasa koşullarını kilitlemek, iktidar gücü ile kurumlara ve şirketlere “aba altından sopa sallama” ile sorunlara çare arayışı. Kimisi kısa vadede belki zaman zaman etkili olmuş gibi görünse de orta vadede kırılganlığı besleyen, krizi derinleştiren bir politika bu.

Peki neden yerleşik yurttaş ve şirketler dövize yöneliyor?

Basit; hukuksuzluk, keyfilik, ağır baskı, demokratik değerlerden uzaklaşma gösteren iktidara ve onun kurduğu sisteme güvensizlik ile hızla düşürülen faizlerle negatif reel faiz düzeyine gerileyen TL getirileri.

Düşürülen faizler yanında bir de belki de son 10 yılda görmediğimiz, çok kısa bir dönemde devasa kredi genişlemesi yaşanıyor.

Pandemi sonrasında da BDDK eliyle bankaları kredi genişlemesine zorlamak için getirilen “aktif rasyosu” uygulaması da reel getirileri iyice aşağı çekti. Kredi genişlemesine sıcak durmayan bankalar rasyoyu tutturmak için mevduat azaltmayı tercih ederek mevduat faizlerini iyice aşağı çekince faizler enflasyonun altında kaldı.

Kamu bankaları olmadığı kadar büyük bir kredi genişlemesine giderlerken, özel ve yabancı bankalar çok daha yavaş bir artış gösteriyor.

Türkiye’de pandemi döneminin başlangıcı 6 Mart haftası olarak baz alınırsa 26 Haziran haftasına kadar 16 haftada TL krediler yüzde 20’lik oranda 351 milyar TL’lik artış gösterirken, bunun yüzde 66’sını kamu bankaları sağladı. Üç büyük kamu bankasının toplam bankacılık sistemindeki aktif büyüklüğüne göre ağırlığı yüzde 36 seviyesinde.

2019 Haziran’ında yenilenen seçimden sonra bugüne kadar olan TL kredi büyümesi de yüzde 39.4 gibi çok yüksek bir artışı gösteriyor. Bunda yine kamu bankalarının payı çok yüksek; artan kısmın yüzde 65’ini kamu bankaları sağlamış.

Ekonominin kimyası değişti

2018’de başkanlık seçimine giderken başlayan, seçim sonrasında da hızlanan eğilim şöyle bir tablo çıkardı; Türkiye’de ekonominin kimyası değişti. Her alanda özel sektör “kelepçelendi”. Fiyatlamadan, kaynak kullanımına, yatırım izinlerinden her türlü düzenlemeci üst kurulların faaliyet alanına kadar “Parti devleti sizi izliyor” heyulası girişimcilerin üzerinde “kılıcını” hissettirdi.

Kamu bankaları giderek daha baskın hale geldiler. Kamu bankaları bir taraftan hem Merkez Bankası’nın rezervlerini kullanarak hem de kendileri pozisyon açarak (2020 yılında 6 ayda 6.5 milyar dolar) kur politikasına yön verirken, diğer taraftan da TL cinsi kredilerin, 2018 başında yüzde 37’si kamu bankalarına aitken, Haziran 2020 sonunda yüzde 50’sine ulaştı.

Durgun bir ekonomide temel yapısal sorunları çözmeden yüksek bir kredi enjeksiyonu, komadaki bir hastaya adrenalin zerk etmek gibi kısa vadede bir hareketlenme getirebilir belki ama sürdürülebilirlik olmadan yeni “zombi” firmaların sayısını artırmaktan başka işe yaramayabilir. Pandemi nedeniyle ihracat siparişlerinde düşüş, turizmde neredeyse toptan kayıp tablosu olan ülkede yatırımların da durduğu hesaba katılırsa kredi genişlemesi nereye akacak?

Olağanüstü yüksek kredi genişlemesinin fiyatlar üzerine nasıl bir etki yapacağını önümüzdeki günlerde göreceğiz. Ancak, yüksek döviz borçlusu olan, döviz girdileri zayıflayan bir ülke için kur üzerine baskı yapacağı çok açık. Bunun iyi bir örneği KGF kredileri ile yüksek kredi genişlemesi yapılan 2017’dir. Sonuçta kur artışı için zemin oluşturmuştu.

Şimdi sadece turizmden en iyi olasılıkla 25 milyar dolar kayıp ufukta görünüyor. Buna ihracat siparişlerinde de düşüşle; yüzde 10’luk bir kayıpla (IMF tahmini; Euro Bölgesi’nde yüzde 10’luk küçülme öngörülüyor) muhtemelen kabaca bir 15 milyar dolar daha eklenecektir. Nisan ve mayıs ayları gösteriyor ki ihracattaki kayıplar ithalattan çok daha büyük, hacim küçülse de dış ticaret açığı büyüyor. Bunu da binlerce ithal ürüne ilave gümrük vergileri koyarak önleme çabası var.

Dış talep şokuna içeride faiz indirimini negatif alana taşıyarak ve devasa bir kredi genişlemesi ile yanıt veren bir ekonomi yönetimi, muhtemelen ne yaptığını bilmiyor olmalı. Zira bu bir makroekonomik çerçevesi olmayan maceracı ekonomi politikasının sonuçlarının bedelini yerleşikler ödeyecek.

Ankara’nın iktidarı kaybetme korkusu ile ekonomide girdiği maceranın sonunu tahmin etmek zor olmasa da hasarın ne boyutta olacağını merak etmemek mümkün değil.

[Samanyolu Haber] 5.7.2020


Konuşmayı da Unutmasın Diye! [Kadir Gürcan]

Bu sütunu takip edenlerin yakından bildiği gibi, devlet büyüklerimize karşı saygı da kusur etmemek için büyük bir özveri sergiliyoruz. Çoğu zaman bu ünvanları hak edip etmediklerinin bir önemi yok. Saray da dahil, mevcut iktidar ve iktidar bürokrasisinde bir tek yakınımız olmadığı gibi, istisnasız hiçbirine hissi bir yakınlık da hissetmiyoruz. Güneşimize mani olmasınlar da ne olursa olsunlar. Anlayacağınız, şahsi bir pozisyon belirlemedik. İlgi ve alakamız tamamı ile meslek çerçevesinde asılı bulunuyor.

Bir şekilde iktidara tutunan siyasi yüzlerin unutulup gitmeleri için sadece iki yol var; Ya görev süreleri dolacak ya da emr-i Hakk vaki olacak. Öyle, işi tadında bırakalım da bıktırmayalım nezaketini yakalayan bir zümre, Anadolu Coğrafyasında yetişen ürünlerden değil. Bu yüzden yıl saymak ve seçim sandığı beklemek kaderimiz olmuş. Gerçi bundan böyle seçim, sandık ve oy göreceğimiz şüpheli ama, biz yine de ipe ümit dizmekten yanayız.

Geçenlerde genç bir siyasetçinin “Sen ne işe yarıyorsun?” diye sorduğu, iktidarın koltuk değneği, milliyetçi kanat'ın yaşlı lideri soruyu üzerine alınmadı. Halbuki, epey zamandır cevabını herkesin merak ettiği gayet insani bir soru. Bir kaç gün önce, hikmet-ı vücudu anlaşılamayan bu zavallı “Veda ediyor!” manşetine o bilinen vesikalık resmi ile malzeme olunca, itiraf etmeliyim ki ne yapacağımı şaşırdım. Küllerinden tekrar inşa edilen Phonex mitolojisi ile, Asena'nın on oğlundan birinin Anadolu'ya düşmesi irrealismi arasında gittim geldim. Hatta aklıma, ABD'nin kurucusu ve  en güçlü siyasi figürlerinden sayılan George Washington bile geldi. Başkanlığının ikinci devresi bitmeden koltuğu bırakıp “Eğer ben bırakmazsam, benden sonra gelenler hiç bırakmazlar!” dediği rivayet ediliyor. Aynı pozisyonun bizdeki tercümesi “Altı defa gittim, yedi defa geldim!” şeklinde olur.

Son çıkarılan af yasasından sonra “Artık iktidar olma zamanı geldi!” diyerek, iktidara diş gösteren bir muhalefet liderinin veda etmesi bütün teorilerimizin çökmesi manasına geliyor ki, buna resmen dükkan kapatma denir. Bereket versin ki bizim, öyle büyük harflerle yazılmış iddia ve meydan okumalarımız yok; “Yıkılası hanede evlad-u ıyal var!” İkinci lig siyasetin kötü oyuncularına bahse girip, istikbalimiz ile niye oynayalım ki?

“Veda Ediyor!” haberinin detayları endişelerimizin yersiz olduğunu gösterdi. Hazret, Saray'ın sosyal medya hakkındaki tehditlerinden sonra, iktidarın önemli bir sacayağı olduğunu göstermek için medya hesaplarını kapatmış. Hala Hacı Murat kullanmayı milliyetçilik yapan birinin sosyal medya hesabını dondurması ancak Türkiye'de haber değeri taşır. Biz takipçilerinden değiliz. Hayranları düşünsün. Bundan sonra Dede Korkut masal ve özdeyişlerini, eğer kapatılmaz ve engellenmezse Google'dan arayacaklar.

Siyasi hayatımızdaki bu kronik hastalık, işe yaramaz muhalefet lider ve siyasi yüzler ile sınırlı değil. Köşk'te geçirdikleri süre içinde her gün manşetleri süsleyen siyasi yüzler şimdi hiç hatırlanmıyor, hayatta olanların günlük siyasete kattıkları farklı bir tat ve teşni yok.

Bir önceki Cumhurbaşkanımız'ın hali ortada. Yedi yıllık Köşk hayatı artık hiç hatırlanmıyor. Emeklilik için yerleştirildiği mekandan, eski parti arkadaşları tarafından sökülüp atılınca da bir şey deme cesareti gösterememişti. Eski First Lady “İş başa düştü!” deyip, o günün kudretlilerini “İntifada şimdi başlıyor!” diye haykırmıştı. Ne intifada başladı, ne onur mücadelesi, ne de Cumhurbaşkanlığı'na yakışan ciddi bir tavır. O günden sonra, parti içinden çıkacağı ümit edilen aykırı seslerin hiçbiri inandırıcı olmadı. Sabık Cumhurbaşkanı, Köşk'ü boşaltırken, kendi ile birlikte çıkışı da patlatıp öyle çıkmıştı.

Eski Cumhurbaşkanı ile yakın olduğu bilinen muhafazakar yazarlardan biri uzun zamandır ortalarda yoktu. Her zaman olduğu gibi, ortalık karışınca havalar durulsun diye bekliyor diye düşünmeye başlamıştık. Bu hafta başı itibariyle yeni bir erken seçim kulisleriyle geri döndü. Tesadüf bu ya, aynı günlerde, emekli Cumhurbaşkanımızın da Türkiye'deki siyasi bunalım ile alakalı açıklama yapacağı tuttu. Yine kimseyi şaşırtamadı. Muğlak, ortaya karışık, manasız, hedefsiz ve adresi belli olmayan kısa cümleler. Müslüman-muhafazakar kesimin siyasi teorisyeni olmak için çok uğraşan yazar, eğer son beş-altı aydır, bu arkadaşını bir şeylere hazırladığını düşünüyorsa, şimdiye kadar olduğu gibi bu kez de hata etmiş. Emekleri boşuna. Adamın derdini, en yakın teorisyeni bile anlamamış.

Müşterisine, birbirinden farklı özellikleri olan kuşları tanıtan dükkan sahibi, “Efendim bu gördüğünüz sarı renkli olan Türkçe'yi pürüzsüz konuşuyor. Öbür tarafta duran mor ve kırmızı renkli olan ise, Türkçe'nin yanında İngilizce ve Almanca konuşuyor!” der. Kuş meraklısı müşteri, diğer kuşlardan ayrı bir yerde tek başına kafeste duran, tüyleri dökülmüş, başı öne eğik, her halinden perişaniyet dökülen kuşun yüksek fiyatını merak eder ve sorar; “Bu kaç dil biliyor?” Dükkan sahibi biraz şaşkın “Efendim, biz onun hiç konuştuğunu duymadık ama, bütün kuşlar ona “Üstadımız, Cumhurbaşkanımız!” diye sesleniyorlar!” diye cevap verir.

Uzun bir sükut orucundan sonra, geçtiğimiz hafta içinde yine anlaşılmaz cümleler kuran Eski Cumhurbaşkanımız fazla ciddi bulunmadı ama yine de Saray'ın kapıkulları, “Niye şimdi konuştu? Arkasında kim var? Kimlerin sözcülüğünü yapıyor?” diyerek, güya ağır gündemin dikkatlerini dağıtmaya kalkıştılar. Heyecanlanacak bir şey yok, bütün sinir uçları dumura uğrayan Eski Cumhurbaşkanı bir de konuşmayı unutmasın diye arada sırada konuşturuyorlar. Hepsi bu! Heyecan yapmayın.

[Kadir Gürcan] 5.7.2020 [Samanyolu Haber]

Erdoğan darbe girişimini eniştesinin telefonu ile öğreniyor(!) ama 4 ayrı havalimanında 4 ayrı uçak hazırlatıyor. [Adem Yavuz Arslan]

AKP Mv. Ravza Kavakçı Kan;"O gece (15 T) ilginç bir şekilde herkesin olması gereken yerde olduğunu görüyoruz. Yani vatandaşlarımız belli bir yere yığılmıyorlar,herkes köprüye gitmiyor, ya da herkes farklı bir yere dağılıyor.Bu gerçekten ilginç bir şey, hani Allah'ın bir lütfü"

İstanbul Valisi Vasip Şahin; "Genel refleks otarak vatandaş çok enteresan bir şekilde, sanki kendi aralarında daha önceden tatbikatını yapmış gibi bir insiyak içinde çeşitli noktalara birden müdahale etme noktasında harekete geçtiler"

AKP Altındağ İlçe Başkanı Ahmet Karaca savcılık ifadesi(12 Ocak 2017)”21:30’da evden çıkıp ilçe binasına geçtim. Talimat gereği diğer yönetim kurulu üyeleri de partiye geldiler. Diğer üyelerimize de mesaj çektik.Onlar da 22:00 civarında parti binamıza geldiler"

Ankara'da Terörle mücadele Şube Müdürlüğü D büro amirliğinde görev yapan 174774 sicil numaralı polis memuru Atif AYDIN ifadesinde 'darbe emareleri görüldüğü için amirlerinden 21:30'da aldığı emir gereğince Emniyet
Genel Müdürlüğüne gittiğini' anlatıyor.

Saat 21.30 !

Ankara Valisi M. Kılıçlar TBMM Araştırma Komisyonuna verdiği beyanında "Darbeye karşı koymak üzere 21:30'da aracını Meclis'e park ederek Genelkurmay Başkanlığına yürüyüşe geçtiğini" anlatıyor.

21.30 da hiçbir şey yoktu !

15 T'nin en kritik isimlerinden Krog Yılmaz Özkaya.
Tatilini aniden kesip sabah 11.00'de Dalaman'a geliyor.14'te darbe ihbarı var.17'de AKP'lilere mesaj gidiyor. Özkaya astsubay misafir hanesinde 'bekliyor'.

Tesadüf tabi ki !

Erdoğan darbe girişimini eniştesinin telefonu ile öğreniyor (!(1) ama 4 ayrı havalimanında 4 ayrı uçak hazırlatıyor. Denizde ise üzerine helikopter konabilen bir yat hazır. !

Bu seriye başka örnekler de ekleyebilirim.

Kesin olan bir şey var; 15 Temmuz kurguydu ve Erdoğan rejimi herşeyi en ince ayrıntısına kadar planlamıştı.

250 kişi bilerek ölüme gönderildi. Aslında binlerce ölüm bekliyorlardı.

Türkiye er yada geç bu gerçekle yüzleşecek.
[Adem Yavuz Arslan] 5.7.2020 [https://twitter.com/ademyarslan/status/1279610992557686785]

Bakanlık, cezaevinde kalan bebek sayısını sır gibi saklıyor

CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, annesiyle birlikte cezaevinde tutuklu olan bebekleri Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’e sordu. Bakanlıktan gelen cevapta, kaç bebeğin annesiyle birlikte cezaevinde kaldığına dair bilgi yoktu. Hak İnisiyatifi Derneği’nin, anneleriyle birlikte cezaevinde bulunan 0-6 yaş arası çocuklara ilişkin geçtiğimiz aylarda yaptığı açıklamada, 2018 yılında cezaevinde bulunan çocuk sayısının 743 olduğu, bu sayının 2019 kasım ayı itibarıyla 780’e çıktığı kaydedilmişti. Bugün bu sayının daha fazla olduğu tahmin ediliyor.

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, cezaevlerindeki çocuk sayısına ilişkin Sezgin Tanrıkulu’nun soru önergesine cevap verdi. 18 Şubat 2019 itibariyle ceza infaz kurumlarında 12 ila 15 yaşında 146, 15 ila 18 yaş arası 2 bin 764 tutuklu ve hükümlü bulunduğunu belirten Gül, bu kurumlarda annesiyle kalan bebeklerin sayısını açıklamadı. CHP’li Sezgin Tanrıkulu, cezaevlerinde bulunan 18 yaş altında kaç çocuk sayısını, özellikle de bu kurumlarda annesiyle kalan kaç bebek olduğunu öğrenmek istemişti. Önergede çocukların gıda ve ilaç gibi zorunlu ihtiyaçlarına dair ne gibi uygulamalar yapıldığı ve bu ihtiyaçların karşılanmadığına dair iddiaların neticesi soruldu.

Adalet bakanı ise 0-6 yaş arası çocuklar ve anneleri için çeşitli eğitim ve destek programları bulunduğunu, annesinin yanında kalan çocuklar ve emziren anneler için bütçe imkanları dahilinde gıda ve diğer ihtiyaçlar için ödenek sunulduğunu açıkladı. Gül, anneleriyle birlikte kalan bebeklerin ihtiyaçlarının karşılanmadığı yönünde yapılmış herhangi bir şikayet ve başvuru bulunmadığı söyledi.

[TR724] 5.7.2020

Mahkeme kararı: Polisin kestiği salgın cezaları geçersiz

Adana’da yeni tip Koronavirüs (Kovid-19) salgını yasaklarını ihlal ettiği gerekçesiyle polisin para cezası kestiği vatandaş, mahkemeye gitti. Adana 5. Sulh Ceza Hâkimliği, “Polis sadece tutanak tutabilir” diyerek cezanın geçersiz olduğuna karar verdi.

Sözcü gazetesinin haberine göre, Adana 5. Sulh Ceza Hakimliği, salgın dolayısıyla maske, sosyal mesafe ve 65 yaş sokağa çıkma yasaklarının ihlali üzerine polis tarafından yazılan cezaların ‘’Geçersiz” olduğuna karar verdi. Mahkeme, ‘’İdari yaptırım kararı ancak mülki amir tarafından verilebilir. Polis tarafından sadece ihlale ilişkin tespit tutanağı tutulabilir” hükmüne vardı. Adana’da bir vatandaşa verilen 789 liralık ceza da bu gerekçe ile iptal edildi. Bugüne kadar polisin verdiği Koronavirüs tedbirleri kapsamındaki cezaların 1 milyar lirayı aştığı, bu kararın emsal olması durumunda tüm cezaların iptal edilebileceği bildirildi.

Davayı açan avukat Mahmut Akgül, “Karar emsal niteliğinde olacaktır. Sokağa çıkma yasağı, maske takma zorunluluğu ve buna benzer idari para cezalarında kolluğun keyfi uygulama yapamayacağına ilişkindir. Mahkeme salgın süresince polis tarafından kesilen cezaların hukuki olmadığını ortaya koymuştur“ dedi.

[TR724] 5.7.2020

İnanılmaz Soruşturma: Erdoğan'ın TC No'su sorgulandı diye 115 kişi gözaltına alındı

Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele (TEM) Şube Müdürlüğü ekipleri, savcılığın talimatıyla Mali Suçları Araştırma Kurulu’nda (MASAK) 15 Temmuz darbe girişiminden sonra göreve getirilen ve Kasım 2019’da başka kurumlara gönderilen 115 eski personele operasyon düzenledi. Gözaltına alınan 115 kişinin halen TEM’de tutulduğu öğrenildi. Suçlarıysa içlerinden birinin Erdoğan'ın TC kimlik numarasını sorgulamak.

Cumhuriyet'ten Alican Uludağ'ın haberine göre, “F...” iddiasıyla başlatılan soruşturmada, eski MASAK çalışanlarının "Tayyip Erdoğan’ın Türkiye Cumhuriyeti (TC) kimlik numarası ile sistemde sorgulama yapmakla” suçlandığı öğrenildi. Savcılık, Erdoğan’ın geçmişteki para hareketlerinin sorgulandığı iddiasını araştırıyor. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından MASAK’ta büyük oranda personel değişimi yaşandı.

İhraç edilenlerin yerine diğer kurumlardan uzmanlar getirildi. Hatta bu personel, cemaat soruşturmalarında para hareketlerini araştırdı, savcılık ve mahkemelere raporlar gönderdi. Ancak 2016’dan beri MASAK Başkanı olarak görev yapan Osman Dereli, 9 Ağustos 2019’da sürpriz bir şekilde görevden alındı. Dereli’nin yerine Hayrettin Kurt getirildi. Bu görev değişikliğinin ardından MASAK’ta ciddi bir değişime gidildi. 2016’da MASAK’a getirilen 150’ye yakın personel, Kasım 2019’da görevden alınarak Sayıştay, Maliye ve illerdeki defterdarlıklara gönderildi.

Alınan bilgiye göre, 30 Haziran Salı günü, eski MASAK çalışanı 115 kişiye saat 06.00’da operasyon düzenlendi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla gözaltına alınan 115 kişi Ankara Emniyeti TEM Şube’ye getirildi.

Soruşturmada, gözaltındaki MASAK çalışanlarına “mülakat” sırasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın TC kimlik numarası ile sorgulama yapıp yapmadıkları, Cumhurbaşkanı’nın geçmişe yönelik para hareketlerini inceleyip incelemedikleri soruldu. Bazı çalışanların, “Bizim MASAK çalışanları olarak takdir yetkimiz yoktur. Önümüze bin 500 kişilik liste gelir, bunları tek tuşla sorgularız. Ancak biz bu kimlik numaralarının kime ait olduğunu bilmeyiz. Zaten, bilgisayarlar devlet büyükleri ve siyasileri sorgulamaya kapatıldı. Bizler darbe girişiminden sonra güvenlik soruşturmalarından geçirilerek buralara alındık” dediği öğrenildi.

[Samanyolu Haber] 5.7.2020