İç Kanama ve Ölüm Meleği [Kadir Gürcan]

Direnme mukavemeti gösteren bir kaç belediye başkanı öyle ya da böyle yola getirilerek sözün hala kimde bittiği bir kez daha teyit edilse de, iktidar ideolojisinin iç kanamalarla ciddi yıprandığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Cumhuriyet kutlamalarındaki renksizlik, soğuk ve boğuk Ankara havasından değil, Saray da dahil iktidarın kaybettiği itibarın renk atmaları. Göstermelik de olsa tebessüm edecek halleri bile yok.

Siyaset ve bürokrasi hiyerarşisinin değişimi zaman alacak. Devlet memurlarının rotasyona tabi mekan değişiklikleri normal de, seçimle iş başına gelen belediye başkanlarının yerlerde sürüklenip cümle aleme ifşa edilmeleri, belde seçmenlerini derinden yaralayabilir. Eh, seçmenler de alışacak. Bundan böyle seçilmiş belediye başkanları değil, atanmışlar iş başında olacak, ona göre.

Vatandaş, dört yılda bir seçerek meclise gönderdiği milletvekillerinden daha ziyade, severek destekledikleri, çarşıda, pazarda gördükleri, çat kapı ziyaret edebildikleri kendi belde evlatlarını sahipleniyor. Dolayısıyla Saray ve iktidar vizyon telaşıyla düştükleri ateşe kendi elleriyle benzin döktüklerinin farkında değiller. Bizim için hava hoş! Her hafta yeni bir siyasi entrika seyrediyoruz. Aksiyondan zarar gelmez.

Sayın Cumhurbaşkanı asıl başarısını İstanbul Belediye Başkanlığı döneminde yakalamıştı ve bu ona parti başkanlığı, başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı yolunu açtı. Bir sonraki basamakta, şimdi fiili daha sonra da resmi başkanlık görünüyor. Bu tırmanma şeridinde belediye başkanlığı dönemindeki tecrübeleri hep işine yaradı. Hatta, vaziyet ettiği bütün işleri belediye başkanlığı standartlarında tuttuğu bile söylenebilir. Belediyeciliğin belkemiği sayılan, ihale işlerinin adresi hazret sayesinde İstanbul’dan Ankara’ya taşınmış oldu, o kadar. Yoksa Melik Gökçek bunu mu anlayamadı?

Cumhurbaşkanı’nın iktidar ve Saray’ın çekirdek kadrosunu, belediye başkanlığı dönemindeki arkadaşlarından oluşturduğu artık sır değil. Dolayısıyla, “İç avlu” dışında kalan başarılı belediye başkanlarının, farklı bir ses ve tavır ifade eden bütün ayak oyunları Saray’ı rahatsız ediyordu. Hele iktidar partisi içinde ufak-tefek, cılız da olsa muhalif seslerin olduğu söylentileri ayyuka çıktığı bir zamanda, sivrilmek affedilecek suçlardan değil, doğrusu. Ne yani, şimdi Saray’da ikamet eden eski kurt belediye başkanına ayaküstü tuzak mı kuracaksınız?

Gökçek, bazı dönemler başarılı olsa bile, uzun yılların tükenmişliği yüzüne ağır bir tokat olarak indi. Son iki dönemdeki belediye başkan adaylığı zoraki idi. Daha ilk andan beri parti ve iktidara “dahil ve sığıntı” kimliğinden kurtulamadı. Eski “Mücadeleci” ekibin iktidar partisi içinde ayıklanma operasyonunun er ya da geç kendisine dayanacağı belliydi.

Ankara da dahil Gökçek, artık herkese ağır gelmeye başlamıştı. Saray’dan daha gayretkeş davranıp, gülünç duruma düşerek, bütün kredisini tek oyunda kaybetti. 15 Temmuz darbe senaryosundan sonra, Türkiye’nin başına gelecek tabii afetler konusunda, ilk Türk Nostradamus’ı olmaya aday olacak kadar acınası kehanetlere imza attı. İstanbul’da beklenen muhtemel depremi, belediye başkanlığı koltuğunda iken göremedi. Yani, hareketli Marmara Fay hattı, hazret’in kehanetine cevap vermedi. Yıllar önce kapısını çalan ölüm meleğinin mesajlarını anlamayacak kadar kendisini kaybetmişti.

İstanbul ve Ankara’dan başlayan Belediye Başkanları Operasyonu bundan böyle fazla heyecan uyarmaz. İktidar elindeki farklı renklerdeki dosyalarla, kullanma süreleri bitmiş eski dost ve arkadaş partililere aba altından sopa gösterip şantaj yaparak işi bitirecek. Direnme sinyalleri veren belediye başkanlarının hangi renk dosyalar karşısında dize geldiklerini, dirençlerinin kırıldığını ve hangi sebepten ağlaya ağlaya makamlarını bırakmak zorunda kaldıklarını kendileri biliyor.

İşlerin hep böyle, kendi planladıkları gibi gideceğini zanneden siyasileri gördükçe Mısır’ın devrik zorbası Hüsnü Mübarek ile meşhur fıkra aklıma gelir. Ölüm meleği Mübarek’in başına dikilip “Artık vedalaşma vakti geldi!” deyince Mısır’lı müstebit “Hayırdır, Mısır halkı bir yere mi gidiyor?” diye sorar. Bütün bir millet kaybederken bile koltuklarını koruyabileceğini zannetmek ne kötü bir yanılgı!

Saray ve iktidarın aldığı ağır yaralardan sonra durduramadığı iç kanamaların bütün bünyeyi felç etmesi zaman alacak. Doktorlar, iç kanama geçiren kişinin, hareketli ve konuşuyor olmasından rahatsızlığının anlaşılamayacağını söylüyorlar. Hasta bir anda, olmadık yerde devrilince, her şey ortaya çıkıyormuş! Teşhisin vebali doktorların boynuna.

5.11.2017 [Samanyolu Haber]
newkadirgurcan@gmail.com

Hizmet Hareketi mensupları nasıl bir yol izleyecek?

Mısır’ın en büyük medya kuruluşu Al-Ahram Gazetesi’ne konuşan Fethullah Gülen, Türkiye’de tek adam yönetimine doğru istikrarlı bir gidiş olduğunu söyledi. Hizmet hareketinin hiç bir ülkenin istihbarat kuruluşuyla ilişkisi olmadığını belirten Gülen, bugün çekilen sıkıntıların müntesiplerinin maruz kaldığı mağduriyetlerin cemaatin bağımsızlığının en büyük delili olduğunu ifade etti. Gülen, “Geçtiğimiz 50 yıl boyunca kendilerine zulmedildiği her dönemde Hizmete gönül verenlerin değişmeyen prensibi barış ve hukuk çerçevesi içinde kalmak oldu. Bundan sonra da onlara zulmedenlere karşı bir yumruk bile kaldırmayarak hukuki ve barışçı çerçevede kalmaya devam edeceklerdir.” dedi.

FETHULLAH GÜLEN, AL-AHRAM’A KONUŞTU: HİZMET HUKUK VE BARIŞÇI ÇERÇEVEDE KALMAYA DEVAM EDECEK

 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra yaşanan hukuksuzluklara değinilen röportajda Gülen, Türkiye’nin  darbe sonrası batı blokundan Rusya-Çin-İran eksenli doğu blokuna kaymasından, AB, ABD ve NATO ile ilişkilerin gerilmesine, Kılıçdaroğlu’nun adalet yürüyüşüne kadar bir çok konuda değerlendirmede bulundu.


İşte o röportaj:

4 Kasım 2017

Sayın Fethullah Gülen, yaklaşık bir yıl önce Arap basınında ilk defa bize (Al-Ahram Al-Arabi Dergisi) lütfettiğiniz röportajın üzerinden çok sular aktı.

Son bir yılda yaşadığımız olaylar çerçevesinde Türkiye’deki siyasi tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye son beş yılda hızlı bir şekilde tek adam iktidarına doğru kaydı. Uluslararası kurumlar, Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler, İnsan Hakları örgütleri bu mevzuda benim bir şey dememe ihtiyaç bırakmayacak şekilde beyanlarda bulundular, raporlar yayınladılar. Temel insan hakları ve hürriyetleri yerde sürünüyor. Hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı artık rüyalarda görülebiliyor sadece. 2004 yılında Avrupa Birliği’ne üyelik müzakeresine başlayan Türkiye şu an böyle bir ihtimalden fersah fersah uzak görünüyor.

Hizmet Hareketi hakkında birbiriyle çelişen raporlar var. Ahram okuyucuları için belli bir tanım yapabilir misiniz? Kuruluşu, hedefleri ve hizmet kurumları?

Bundan 50 yıl önce bir grup arkadaşla bir araya gelip gençlere el uzatma düşüncesiyle birşeyler yapalım derken hiç birimizin bir cemaat, hareket veya başka bir şey kurma düşüncesi yoktu. Türlü türlü sosyal problemden muzdarip bir toplumun fertleri olarak üç beş inanclı insan ne yapabiliriz diyerek kendi imkanlarımız çevresinde bazı gayretler ortaya koyduk. Cehalet gibi, fakru-zaruret gibi, iftirak gibi belalardan kurtulmanın yolu eğitimden geçer, öyleyse gençlere eğitim yoluyla el uzatalım dedi arkadaşlarımız ve bu fikrin makuliyetine inanan insanların sayı hızla arttı ve gün geldi milyonu baliğ oldu. İnanan fertler olarak bizim hedefimiz ve gayemiz Allah rızası, vatandaş olarak topluma dönük yönüyle de herkesin birbiriyle diyalog içinde olduğu, birbirini kucakladığı, silahların değil insanların konuştuğu bir barış ve huzur ortamıdır. Gençlerin hem modern ilimlerle hem de her insanı aziz tutan, mutluluğunu başkalarının mutluluğunda arayan, insanlığı kucaklayıcı bir zihniyetle mücehhez yetiştiği bir toplumu arzu ediyoruz.

Hizmet Hareketi’nin, bazı uluslararası istihbarat kuruluşlarıyla ilişkisi olduğunu iddia ederek şüpheler üretmeye çalışanlar var. Bu ithamlara nasıl cevap verirsiniz?

Hizmet hareketinin hiç bir ülkenin istihbarat kuruluşuyla ilişkisi yoktur. Belki bugün çektiği sıkıntılar, müntesiplerinin maruz kaldığı mağduriyetler onun bağımsız olduğunun en büyük delilidir.

İhvan-ı Müslimin’in gerek fertler planında gerekse basın yayın kuruluşları olarak Türkiye’de bulunmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Kendi memleketinde yasaklanmış olan böyle bir örgütün Türk Hükümeti ile ilişkisini nasıl açıklarsınız? Onları biraraya getiren nedir? Gelecekte ilişkileri nasıl olacak?

Türk hükümeti ihvan-i müslimin ile gerçekten aynı değer ve inançları paylaştıkları için mi onlara hamilik yapıp yakın görünüyorlar, yoksa onları kontrolünde bulundurmak mı istiyorlar bunun münakaşası yapılabilir. Kanaatimce onlara hamilik yapmalarının gerçek sebebi kendi siyasi emellerini ve nüfuzlarını bütün Müslüman dünyasında yaymak için onları bir vasıta olarak görmeleri. Geçtiğimiz yıllarda Filistinliler ve özellikle Gazze için de çok nutuklar attılar ama gerçekte onlara ne kadar faydaları dokundu bakılması lazım.

Erdoğan’ın, Arap ülkelerinin içişlerine karışma politikasını nasıl görüyorsunuz? Buna iten sebepler nelerdir?

Erdoğan’ın kendini bütün dünya Müslümanların lideri olarak görme sevdasında olduğu artık bir sır değil. Nitekim geçmişte Hizmet hareketinin dünyanın dört bir yanında eğitim ve kültür müesseseleri açmış gönül verenlerinden de beklediği onu Emiru’l Mü’minin şeklinde dünyaya lanse etmeleriydi. Bunun gerçekleşmeyeceğini anlayınca önceden takdir ettiği bu insanlara tamamen cephe aldı. Şimdi Türkiye’ye komşu veya değil birçok ülkede değişik yollarla iç işlerine karışma politikaları müşahade ediliyor. Ben hiç bir ülkenin böyle dışarıdan gelen bir müdahaleye sıcak bakacağını düşünmüyorum.

Katar-Türkiye ittifakı, taktik icabı mı yoksa stratejik mi? Doha ile Ankara’yı bir araya getiren nedir? Birbirinden ne ayırabilir?

Bu ittifakın temelinde ülkelerin ve halkların karşılıklı çıkarlarından ziyade liderlerin siyasi çıkar ve mülahazalarının olduğunu düşünüyorum.

Erdoğan’ın, Katar’dan yana tavır takınması Suudi Arabistan-Türkiye ilişkilerini nasıl etkiler?

Son dönemde Türkiye’nin ülkelerarası münasebetlerinde bir istikrardan söz etmek zor. Dost gibi göründükleri ülkelerle karşı karşıya geldikleri gibi bunun tersi de söz konusu oldu. S.Arabistan’ı memnun edecek argümanlar oluştururlarsa onlarla ilişkilerini de düzeltebilirler.

Türkiye’nin Katar yanında yer almasının bölgeye ve Müslümanlara bir katkı sağladığını düşünüyor musunuz?

Erdoğan’ın vesayetindeki Türkiye’nin şimdiye kadar bölgeye ve müslümanlara hiçbir katkısı olmadığı gibi bundan sonra da olacağını düşünmüyorum. Müslümanlara faydalı diye lanse ettikleri her hareketin arkasında kendi şahsi ve siyasi çıkarları görülebilir.

Basın mensuplarına gözdağı vermek için gazeteciler gözaltına alındı. Neler söylemek istersiniz?

Türkiye’de basın tarihin hiç bir döneminde bu kadar kuvvetli bir vesayet altına girmemişti. Türkiye’de gerçekten gazetecilik yapmak isteyen bir kişi, hapse girmeyi göze almadan mesleğini yapamaz.

Darbe girişiminin üstünden 13 ay gibi bir süre geçti. 200 bin kişi işten çıkarılırken 180 bin kişi de gözaltına alındı. Bu acımasız güvenlik uygulamalarını nasıl yorumlarsınız?

Darbe teşebbüsünün hemen ardından başlanan işten çıkarmalar ve tutuklamaların çok önceden planlandığı ve aslında darbe teşebbüsüyle alakalı olmadığını uluslararası gözlemciler ifade ettiler. Hemen 16 Temmuz’da 2700 küsur yargı mensubunun işten çıkarılması bunun en çarpıcı misaliydi. Bununla siyasi iktidarın devlet kadrolarına oraya ehil insanlardan ziyade kendisiyle aynı siyasi çizgideki insanları veya siyaseten ittifak yaptığı Doğu Perinçek veya Devlet Bahçeli’nin partisinden insanları yerleştirme hedefini güttüğü anlaşılıyor.

Bu kadar büyük sayıda -devlet memurundan işadamlarına kadar- tutuklamalar karşısında uluslararası suskunluğu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Doğrusu uluslararası camianın, özellikle Türkiye’nin üyelik müzakerelerine başladığı Avrupa Birliği ülkelerinin bu konudaki tepkileri beklentilerimizin çok gerisinde kaldı. Kimileri bu tavrı Türkiye’nin Suriyeli mültecileri barındırmasına bağladı, kimileri devletler arası ilişkilerdeki pragmatik yaklaşıma verdi. Sebebi her ne olursa olsun bu suskunluk insani ve ahlaki açıdan tasvip edilemez. Türkiye’nin milyonlarca Suriyeliye kucak açmasının esas sebebi Türk halkının onları mağdur kardeşleri olarak görmesidir. Bu Erdoğan’ın kişisel bir kararı değildir. Dolayısıyla mülteciler nedeniyle insan hakları ihlallerine seyirci kalmak tecviz edilemez. Eğer Avrupa bu mevzuda daha etkili yaptırımlar devreye soksaydı insan haklarında bugün yaşanılan derecede bir sükut yaşanmayabilirdi. Uzmanların kanaatine göre Amerika da Türkiye’deki stratejik üslerine binaen ciddi bir yaptırım uygulamıyor. Ancak hali hazırdaki gidişat devam ederse ülkenin istikrarını tehdit eden şartlar ortaya çıkarak gerek Ortadoğu gerekse dünya için tehdit teşkil eden tablolarla karşılaşılabilir.

Hizmet Hareketi, cadı avında, tutuklamalarda ve yargılamalarda hep birinci hedef oldu. Erdoğan Hükümeti’nin, gerek zatınızı gerekse Hizmet Hareketi mensuplarını suçlamasına nasıl cevap verirsiniz?

Kanaatimce bu mevzuda birkaç saik mevzu bahis. Bunlardan bir tanesi Erdoğan, Hizmeti bir gulyabani gibi göstererek esasında talibi olduğu kayıtsız şartsız mutlak güce ulaşmak için bir vesile olarak kullanıyor. Her menfi oluşum Hizmete fatura edilerek neticede bir siyasi hedef elde ediliyor. Mesela, 2013 Aralık yolsuzluk soruşturması bahane edilerek bütün yargıyı vesayetleri altına aldılar. Ondan sonra medyada az sayıdaki bağımsız yayın organını da tamamen susturdular veya eş dostlarının kontrolüne verdiler. Geçen seneki darbe teşebbüsü bahanesiyle de Silahlı Kuvvetleri vesayetleri altına aldılar. Bütün bunları yapabilmek için bir günah keçisine ihtiyaçları vardı, Hizmet’i o günah keçisi olarak kullandılar. Onlarla aynı siyasi çizgide olmayan başka gruplar da vardı ama bu kendileri açısından çok isabetli bir seçimdi. Çünkü ne kadar zulm ederlerse etsinler kimsenin şiddete tevessül etmeyeceğini, hukuk çerçevesi dışına çıkmayacağını biliyorlardı.

Bütün bunlar hiç olmadan, daha işin başında Hizmete karşı kötü niyet beslediğini biz çok sonra öğrendik. Ben kendisiyle sadece birkaç defa çok kısa görüştüm. Parti kurma çalışmaları esnasında benim tavsiyelerimi ve aslında desteğimi istemek için ziyaretime gelmişti. Ziyaretten ayrılırken, bizim hakkımızda “İlk fırsatta bunların hakkından gelmek lazım” dediğini onun yakınında bulunan birisi sonradan bize nakletti. Demek işin başında böyle bir niyeti varmış. Mensubu olduğu siyasi çizgide herkesin kendilerine tabi olması, biat etmesi gibi bir beklenti var. Belki onu gerçekleştiremediği için başkalarına bir ders verme adına da bu kadar üstümüze geliyor olabilir.

Erdoğan’a bağlı güvenlik güçlerinin bir yılı aşkın süredir sizi bitirememesi ne manaya gelir?

Kanaatimce sadece Hizmet sempatizanlarını değil kendileriyle aynı çizgide görmedikleri veya vesayetleri altına alamadıkları çok daha geniş bir kesimi hedefliyorlar. Hizmete muhabbeti olmayan, hatta aleyhinde olan çok kişiyi gözaltına aldıklarını medya yazdı.

Türk halkı ve siyasi yapısının, toplumsal barışı yeniden elde edebilmesi için ne kadar bir vakte ihtiyacı var?

Türkiye’nin tekrar düze çıkabilmesi ve toplumsal huzuru yakalayabilmesi için kanaatimce bir neslin ömrü yani 25 yıl kadar sürebilir. Ancak, mevcut teknolojik imkanlar kullanılarak demokratik ve barışçı yollarla bu süre kısaltılabilir mi bilemiyeceğim. Umarım ve duacıyım ki bu süre kısaltılabilsin.

Ankara ve Washington, sizi teslim etme konusunda hangi aşamaya geldiler?

Bu mevzuda ABD yetkililerinin kamuya yaptıkları açıklamalar dışında bir bilgim yok.

ABD’de daimi oturum alabildiniz mi?

2008 yılında oturum belgemi aldım.

CHP’nin başlatıp diğer muhaliflerin de destek verdiği, Ankara’dan İstanbul’a yaptığı ve günlerce süren adalet yürüyüşünün gerekçeleri nelerdi? Yürüyüş amacına ulaştı mı?

Bu yürüyüş demokratik bir muhalefet faaliyeti olarak müsbet olmakla beraber yetersiz kaldı ve arkası gelmedi. Daha evvel de birçok fırsat kaçırıldı. Yine de herkesin korkup sindiği bir dönemde demokrasi adına müsbet bir harekettir.

Sivil başkaldırı, halklarının haklarına saygı duymayan yönetimlere karşı kullanılan keskin bir silahtır. Ankara’daki intikamcı ve zalim yönetime karşı bunu harekete geçirmeyi düşünür müsünüz?
Geçtiğimiz 50 yıl boyunca kendilerine zulmedildiği her dönemde Hizmete gönül verenlerin değişmeyen prensibi barış ve hukuk çerçevesi içinde kalmak oldu. Bundan sonra da onlara zulmedenlere karşı bir yumruk bile kaldırmayarak hukuki ve barışçı çerçevede kalmaya devam edeceklerdir.

Erdoğan, Türkiye’yi bu şekilde yönetirken hangi güce dayanıyor?

Makyavelist denebilecek derecede pragmatik ittifaklar kurmasına ve medya ve devlet gücüyle halkı sindirmesine dayanıyor.

Yönetim şekilleri gözönüne alındığında hali hazırdaki durumu itibariyle Türkiye’deki yönetim şeklini nasıl vasfedersiniz? Erdoğan’ın dediği gibi demokratik bir yönetim mi yoksa baskıcı diktatöryal bir yönetim şekli mi var?

Tek adam yönetimine doğru istikrarlı bir gidiş var. Devlet kurumları mefluç, güçler ayrılığı gibi prensipler tarihte kalmış vaziyette.

ABD’nin yeni yönetimiyle ve diğer değişik akımlarla olan ilişkilerinizden biraz bahsedebilir misiniz?

ABD devlet geleneği çok güçlü bir ülke. Yönetimlerin değişmesiyle bazı şeyler değişse de birçok mevzuda bir istikrar mevzubahis.

Hali hazırdaki veya önceki yönetimle şahsen bir görüşmem olmadı. Ancak ABD şimdiye kadar dünyada demokrasi, hürriyet ve hukuk düzeni arayan insanlar için bir ümit kapısı oldu, umuyorum ki bundan sonra da böyle olmaya devam edecektir. Şimdiye kadar menfi bir işaret almadık.

Mısır yönetimi ve halkıyla ilişkileriniz hangi düzeyde?

Oradaki arkadaşlarımız şimdiye kadar yönetimin onlara karşı tavrı mevzuunda bize musbet izlenimlerini aktardılar. Mısır halkını insani, dini, ve tarihi planda kardeşlerimiz olarak görüyoruz. Mısır, Bediuzzaman’ın da ifade ettiği üzere, İslam dünyasında en zengin potansiyele sahip birkaç ülkeden biridir.

Anlaşıldığı üzere Erdoğan genel olarak Afrika, özellikle de Doğu Afrika’da etkinliğini yaymak için gayret gösteriyor. Ankara ve Adisebaba arasında, Mısır’ın suyunu kesmeyi hedefleyen Etyopya’ya ait Rönesans Barajı konusunda, Mısır’ın aleyhinde bir dayanışma var mı? Varsa bir delil var mı?

Bu mevzuda bir malumata sahip değilim.

Erdoğan’ın, Almanya’daki Türkler’e ‘‘Merkel’in partisine oy vermeyin’’ çağrısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Uygunsuz ve yakışıksız buluyorum.

Son zamanlarda NATO, AB ve ABD ile Türkiye arasında oluşan gerginlik ilişkileri nasıl etkiler?

Son zamanlarda Erdoğan yönetimi ile Avrupa ve ABD arasında çıkan krizler sonucunda oluşan sert tepki, batının artık stratejik ortaklıklar mevzuunda Erdoğan yönetimine itimad edilemeyeceği kanaatine ulaştığını gösteriyor. Amerikada Türkiye’nin NATO’dan çıkarılması fikri bazı düşünce kuruluşlarında dillendiriliyor. Almanya yakın zamanda Turkiye’deki askeri gücünü kısmen Ürdün’e taşıdı. Biz Türkiye’nin Avrupa Birliği ve Amerika ile ilişkilerinin kesilmesini arzu etmeyiz. Çünkü şimdiye kadar bu ilişkiler Türkiye’nin demokrasisin gelişmesine faydalı oldu. Ancak onların bu son tavırları ve hareketleri gösteriyor ki artik Erdoğan yönetiminin tutarsız ve mantıksız hareketlerinden rahatsızlar ve bölgede başka ihtimalleri değerlendiriyorlar. Bu gerginlikler ve krizler devam ederse Avrupa ve Amerika’dan çok daha fazla Türkiye zarar görecektir.

[Samanyolu Haber] 5.11.2017

Ebced hesabıyla günümüze bakan meseleler - 2 [Hasan Toprak]

Bozgun saati

(Kamer Suresi, 54:43-54:47)
Zulüm timsali Firavun ve ailesinin akıbetini nakilden sonra, Kamer suresi sözü çevirip soruyor: ”Şimdi sizin kafirleriniz onlardan hayırlı mı? Yoksa kitaplarda sizin için bir berat senedi mi var?” Elmalılı Tefsirine göre burada muhatap ahir zaman insanıdır. Firavunca işler tutan zamane zalimlerini aklayan bir hukuk kuralı, bir belge mi var? Devam edelim: ”Yoksa, biz birbirimize yardım eden bir topluluğuz mu diyorlar? Her halde o topluluk bozulacak ve geriye dönüp kaçacaklardır.” Hizip dayanışması da fayda getirmeyecek, çok yakında bir bozgun var diyen Kur’an, bozgundan daha feci ahiret azabını da hatırlatıyor, ve ”apaçık bir sapıklık ve çılgınlık içindedirler” buyurarak bu suçluları psikiyatrik bir vakıa olarak resmediyor. Ayette (54:46) geçen ”Onlara (asıl) vaad edilen O saattir. O saat cidden çok fecidir, belalıdır.”  (Essâatü  mevıdühüm, Vessâatü edhâ)  ifadesinin ebcedi (şedde sayılarak) 1435 olup miladi 2014 tarihine karşılık gelmektedir. Bu tarihlerde içine garazlı, marazlı, münafık ve kafir karışmış bir suç odağı için bozgun saatinin yaklaştığına bir işaret olabilir. Doğrusunu ancak Allah bilir. İşledikleri küçük büyük her şeyin satır satır yazılmış olduğunu hatırlatan Kur’an şefkat edip soruyor: ”Fakat hani öğüt alan, düşünen?”

Tevbe Islah

(Bakara Suresi, 2:159-160, Nisa Suresi, 4-146)
Kur’an-ı Kerim’de ”ancak tevbe edip halini düzeltenler” (İllellezîne tâbû ve aslehû)  ifadesi iki yerde geçmektedir. Birinci ayet (2:160), Allah’ın bildirdiği hükümleri ve ilahi gerçekleri insanlardan saklayan kimseleri (din adamlarını) uyarıyor, yaptıklarıyla hem Allah’ın, hem gayrısının lanetini hak ederek feci bir akıbete yuvarlanacaklarını ikaz buyuruyor. Bununla birlikte tevbe edip halini islah eden, ve gerçekleri açıkça beyan edenlerin bağışlanacağı açıklanmaktadır. İkinci ayet (4:146) ise münafıklar için de tevbe kapısının açık olduğunu, durumlarını düzeltip Allah’a tam yönelenlerin Hak katında müminlerle beraber yazılacağını müjdelemektedir. Yukarıdaki ibarenin ebcedi (şedde sayılarak) 1435 olup miladi 2014 tarihine tekabül etmektedir. Bu tarihlerde, sessiz kalmak suretiyle sakladıkları bazı hakikatleri açıklayacak, veya yanlış yorumladıkları ve maksadından saptırılan bir takım hükümleri tashih edecek bazı ilahiyatçıların bulunacağına bir işaret olabilir. Aynı şekilde münafıkça işler tutan bazı kimselerin pişman olup halini düzelterek müminlerin yanında yerini alacağına da bir işaret olabilir. Doğrusunu ancak Allah bilir.

Kör  Taassup

(Şuara Suresi, 26:5)
Kur’an-ı Kerim Şuara suresinde ”iman etmiyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın” diyerek Hazreti Fahr-i Kainat’a (aleyhi ekmel-üt tehaya) teselli vermekte, ”dileseydik onlara gökten öyle bir ayet (mucize) indirirdik ki, onun karşısında ister istemez boyun bükerlerdi. (Fakat bunu takdir etmedik.) O sebeple, ne zaman onlara Rahman’dan yeni bir mesaj gelse, mutlaka ona arkalarını dönüp uzaklaşırlar” buyurmaktadır. Ayet-i kerimede gecen ”illa ondan (öğütten) yüz çevirmiş olmasınlar”  (illâ kânû anhü mu’rizîn)  (ifadesinin ebcedi (şedde sayılarak) 1435 olup miladi 2014 tarihine karşılık gelmektedir. Bu tarihlerde bir hizip taassubu ve katı bir şartlanmışlık içinde öğüt dinlemeyen, hak ve hakikati duymaya tahammülü olmayan kimseler bulunacağına bir işaret olabilir. Doğrusunu ancak Allah bilir. Sure ”nitekim işte bu mesajı da yalan saydılar, fakat onlara alay edip durdukları şeyin dehşetli haberleri yakında gelecektir” ayetiyle devam etmektedir.

Taşra  Münafığı

(Tevbe Suresi, 9:90-9:99)
Tevbe suresi Tebük seferi sürecinde bedevilerin tavırlarını naklediyor. Bunlardan bir kısmı Müslümanlık iddia ettikleri halde sefere katılmamak için mazeret beyan eden ve özür dileyenlerdir. Diğeri ise özre dahi gerek görmeyen, Resulullah’a (as) destek sözünü yalana çıkaran, ve seferberlikte yerlerinden kımıldamayan nifakı şiddetli bir kesimdir. Kur’an-ı Kerim bunlardan inkar edenlere pek yakında acı bir azabın isabet edeceğini haber vermektedir. Ayet-i kerimede (9:90) geçen ”Onlardan inkar edenler yakında (pek acı bir azaba) çarpılacaklar”  (Seyüsîbü’llezîne keferû minhüm)  ifadesinin ebcedi (şedde sayılarak) 1435 olup miladi 2014 tarihine karşılık gelmektedir. Bu tarihlerde evvelce iman ve Kur’an hizmetlerine taraftar göründükleri halde, az bir zorluk karşısında ikiyüzlülük ve yalanlarını ortaya koyan taşralı bir topluluk bulunacağına, ve bunlar içerisinde hizmetlere karşı nankörlük ve inkar tavrı içine girenlere isabet edecek elim bir musibete bir işaret olabilir. Doğrusunu ancak Allah bilir. Allah milletimizi semavi ve arzi afetlerden sıyanet buyursun.

Dilde  İman Kalbte  İnkar

(Mâide  Suresi, 5/61-5/63)
İbni Abbas hazretlerine göre ehl-i kitaba hitap eden ayetlerde Müslümanlara da bir hisse vardır. Maide suresi ehl-i kitaptan veya münafıklardan bazı kimselerin mümin kisvesi içinde Rasulullah’ın (sav) meclisine gelip gitmelerini anlatmakta ve onların gizlediklerini Allah’ın çok iyi bildiğini açıklamaktadır. Ayet-i kerimede (5:61) geçen ”Size geldi ve iman ettik dediler. Oysa yanınıza kâfir olarak girdiler (öyle de çıktılar.) ” (Câûküm kâlû âmennâ ve kad dehalû bi’l-küfrî)   ifadesinin ebcedi (şedde sayılarak) 1435 olup miladi 2014 tarihine karşılık gelmektedir. Bu tarihlerde ehl-i iman içine sızmış ve karışmış, imanları dillerinde inkarları kalplerinde münafık kimseler bulunacağına bir işaret olabilir. Doğrusunu ancak Allah bilir. Kur’an-ı Kerim:  “Onlardan çoğunu, günah işlemede, düşmanlıkta ve haram yemede yarış ederken görürsün. Bu yaptıkları şeyler ne kötüdür!” diyerek bu nifak yumağını kınarken, suskun kalan yöneticiler ve diyanet camiasına da mesuliyetlerini hatırlatmakta ve şiddetle azarlamaktadır: ”Yöneticileri olan siyasiler ve din bilginleri, onları günah olan söz söylemekten ve haram yemekten men etmeleri gerekmez miydi? Yaptıkları şey ne kötüdür!”  (Mâide Suresi, 5/63)

Çöktü  Nifak  Binası

(Tevbe Suresi, 9:109)
Rasulullah’ın (sas) Kuba mescidini çekemeyen ve kendileri için ayrı bir mescid kuran münafıkların maksatları Tevbe suresinde şöyle açıklanmaktadır: ”Bir de şunlar var ki: müminlere zarar vermek için, küfür ve küfranı yaymak için, müminlerin arasına ayrılık sokmak için, ve daha önce Allah ve Resulüne savaş açmış adamı buyur etmek için, tuttular bir mescid yaptılar. Bütün bunlardan sonra onlar: Bundan, iyilikten başka maksat gütmedik, diye yemin edeceklerdir. Allah şahit ki bunlar kesinlikle yalancıdırlar.” Sonraki ayette (9:109) geçen ”binasını yıkılmak üzere olan bir uçurum kenarında (kurdu da onunla beraber cehenneme) yuvarlandı” (Bünyânehû alâ şefâ cürufin hârin fe’nhâra) ifadesinin ebcedi (şeddesiz) 1435 olup miladi 2014 tarihine karşılık gelmektedir. Bu tarihlerde iman ve Kur’an hizmetlerine zarar vermek, ayrılık sokmak, ve din düşmanlarına tarassut imkanı açmak maksadıyla alternatif sözde hizmet müesseseleri kuracak bir kısım münafıklar bulunacağına, fakat kurdukları yapıların kısa zaman içinde yıkılıp çökeceğine bir işaret olabilir. Doğrusunu ancak Allah bilir. Fezlekede ”Allah zalimler güruhunu umduklarına eriştirmez” buyurulmaktadır.

Haramı Helal Kılmak

(Tevbe Suresi, 9:37)
Cahiliye Arapları bazı erteleme ve ilaveler yaparak haram ayların yerlerini değiştiriyor ve bu saptırmaya nesiy (erteleme) adını veriyorlardı. Zira peşpese geçen haram aylar, gelirleri ganimete bağlı olan bazı kabilelerin işine gelmiyordu. Bir takım ibadetlerin ve yasakların zamanını değiştirdiği ve terk edilmesini netice verdiği için pek çok haramların işlenmesine sebep olan bu adeti Kur’an-ı Kerim kaldırmıştır. Ayette (9:37) geçen ”Böylelikle Allah’ın haram kıldığını helal kılmış oluyorlar. Yaptıkları işlerin kötülüğü kendilerine çekici ve süslü gösterilmiştir. Allah, böyle (inkarcı) bir topluluğa hidayet  vermez”  (Fe yühıllû mâ harramallahü züyyine lehüm sûü a’mâlihim vallahü lâ yehdi’l-kavme)  ifadesinin   ebcedi (şedde sayılarak) 1435 olup miladi 2014 tarihine karşılık gelmektedir. Bu tarihlerde büyük suistimallere kapı aralayacak şekilde, nesiy benzeri nazari ve itibari muhakeme oyunları ile bazı haramları helal saydıracak saptırmalar yapılacağına, bu kötü işten nemalanan ve onu güzel gören bir topluluk bulunacağına bir işaret olabilir. Doğrusunu ancak Allah bilir. Allah cümlemizi sırat-ı müstakimine hidayet buyursun.

Davetçiyle Çekişmeyin

(Hacc Suresi, 22:67-22:69)
”Mensek” kelimesi (hususi anlamları mahfuz) genel olarak her ümmetin dini ibadetleri, ve bu ibadetler için yerine getirilmesi gereken mükellefiyetleri ifade etmektedir. Kur’an-ı Kerim Efendimiz’le tartışmaya kalkışan ehl-i kitab ve diğer milletleri ikaz adına ”Biz her ümmete kendi dönemlerinde uyguladıkları özel bir ibadet yolu belirledik. Öyle ise onlar din işinde asla sana muhalefet etmesinler. Sen insanları Rabbinin yoluna dâvet et! Çünkü sen gerçekten hakka götüren dosdoğru bir yol üzerindesin” buyurmaktadır. Ayette (22:67) geçen (Menseken hüm nâsikûhü felâyünâziunneke fi’l-emri ve’d’u ilâ Rabbike)   (Bir ibadet yolu ki onlar onun abidleridir. O halde seninle bu işte çekişmesinler. Ve sen Rabbine çağır!” ifadesinin ebcedi (şedde sayılarak) 1435 olup miladi 2014 tarihine karşılık gelmektedir. Bu tarihlerde dini hayat adına farklı usülleri takip eden toplulukların iman ve Kur’an hizmetine adanmış davetçilerle niza ve çekişme içine girmemeleri adına bir çağrı ve ikaz olabilir. Hem bu zamanda davetçinin Peygamberane bir üslupla ve dosdoğru bir hidayet üzerinde Rabb’in yoluna çağırdığına bir işaret olabilir. Doğrusunu ancak Allah bilir. İnatla tartışma çıkaranlara cevabı Kur’an veriyor: ”De ki Allah yaptıklarınızı pekala biliyor!”

Muzaaf (Katmerli) İnkâr

(Âl-i İmran Suresi, 3:86-3:91)
Tefsirlere göre sayıca birkaç da olsa imandan sonra inkara saparak Mekke’ye dönen ve Efendimiz’in (sas) başına çeşitli musibetler gelmesini beklemeye koyulan kimseler olmuştu. Bunlar veya ehl-i kitap hakkında inen ayetlerde, açık delilleri gördükten sonra inkara sapan kimseleri Allah’ın doğru yola iletmeyeceği; Allah, melekler ve insanların hepsinin lanetini kazandıkları anlatılmaktadır. Bu dönenlerden bazısının tevbe edip tekrar Rasulullah’a (sas) katıldığını, tevbe kapısının açık olduğunu haber veren ayetin (3:89) sebeb-i nüzulünden öğreniyoruz. Sonraki ayette (3:90) geçen ”inanmalarının ardından inkara saptılar, sonra da inkarı artırdılar”  (Keferû ba’de îmânihim süm-me’zdâdû küfran)    ifadesinin ebcedi (şedde sayılarak) 1435 olup miladi 2014 tarihine karşılık gelmektedir. Bu tarihlerde evvelce iman ve Kur’an hizmetlerini tasvip ettikleri ve inandıkları halde, daha sonra ne yazık ki davaya karşı nankörlük ve inkar tavrı içine giren ve davayı inkarda ileri giden kimseler bulunacağına bir işaret olabilir. Doğrusunu ancak Allah bilir. Hazreti Allah kalbimizi kaydırmasın, bütün ehl-i iman için hatalarımıza tevbe etme imkanları lutfetsin, ve akibetimizi hayr eylesin.

Takva Elbisesi

(Âl-i İmran Suresi, 3:118-3:120)
Ehl-i iman arasında bulundukları halde onlardan olmayan, içlerinde müminlere karşı parmaklarını ısırtacak derecede büyük bir kin ve düşmanlık besleyen, sinelerine sığmayan nefretleri ağızlarından taşan bazı kimselerin durumunu anlatan bir ayeti kerime (3:120) şöyle buyurmaktadır: ”Size bir iyilik dokunsa fenalarına gider, başınıza bir kötülük gelse onunla sevinirler. Eğer sabreder ve Allah’tan gereğince korkarsanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez; çünkü Allah onları kendi amelleriyle kuşatmıştır.” Ayette geçen ”ve gereğince sakınınız, (o vakit onların tuzakları) size bir zarar vermez” (Ve tettekû lâ yezurruküm) ifadesinin ebcedi (şeddesiz) miladi 2014 tarihine karşılık gelmektedir. Bu tarihlerde nifak ehlinden gelecek sıkıntılara karşı müminlerin sabır ve takvayla mukabele etmelerine bir irşad, ve münafıkların entrika ve hilelerinin inayet-i ilahi ile sonunda boşa çıkacağına bir işaret olabilir. Doğrusunu ancak Allah bilir. Takvanın teşrii ve tekvini emirler zaviyesinden anlamı ve izahı için Kalbin Zümrüt Tepeleri’ne müracaat edilebilir.

[Hasan Toprak] 5.11.2017 [Samanyolu Haber]