Normalleşme uyarısı: İkinci dalga çok daha ölümcül olacak

İngiliz araştırmacılar, 'yeni normale geçiş' adımlarında ikinci dalga uyarısında bulunarak nüfusun yüzde 40’ı geri döndüğünde 23 binden fazla ek ölümün gerçekleşebileceğini belirtti.

KRONOS -6 Mayıs 2020

Koronavirüsün en çok can aldığı Avrupa ülkesi İtalya’nın attığı normalleşme adımlarının virüste ikinci dalga yaratabileceği iddia ediliyor.

‘NORMALLEŞME İKİNCİ DALGAYI GETİRECEK’

Imperial College London’dan yer alan bir rapora göre, İtalya normalleşme yönünde attığı adımlar nedeniyle ikinci bir koronavirüs dalgası ile karşılaşacak.

NTV Türkçe’de yer alan habere göre, İngiliz araştırmacılar İtalya’da yeni tip koronavirüsün nasıl yayıldığını ve ölüm oranlarını matematiksel olarak modelledi.

NÜFUSUN BEŞTE BİRİ GERİ DÖNDÜĞÜNDE…

Çalışmada, nüfusun beşte biri normal hayata geri döndüğünde 5 bin yüzde 40’ı geri döndüğünde ise 23 binden fazla ek ölümün gerçekleşebileceği belirtildi.

[Kronos.News] 6.5.2020

Yargıtay, Gül’ün dış politika danışmanı Büyükelçi Balık’a 6 yıl cezayı onadı

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün dış politika başdanışmanlığını yapan eski büyükelçi Gürcan Balık'a "Gülen cemaati üyesi olmak" suçundan verilen 6 yıl 3 ay hapis cezasını onadı.

KRONOS -6 Mayıs 2020

Ankara 29. Ağır Ceza Mahkemesi, Gürcan Balık hakkında Gülen cemaatine üye olduğu gerekçesiyle 6 yıl 3 ay hapis cezası vermişti.

Davayla ilgili istinaf başvurusu, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesince esastan reddedildi.

Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay 16. Ceza Dairesine geldi.

Daire, Gürcan Balık hakkındaki hapis cezasını onadı. Gerekçede, yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun elde edildiğinin belirlendiği, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandığı kaydedildi.

Gerekçede, sanık hakkında eylemlerin doğru nitelendirildiği, kanunda öngörülen suç tipine uyduğu da belirtildi.

[Kronos.News] 6.5.2020

Perinçek: “28 Şubat’ta hedef alınan güç Fethullah Gülen’di…”

Gelecek Partisi Genel Başkanı Davutoğlu’nun AKP ve Erdoğan’a yönelik ‘Eski Türkiye’ eleştirilerine Doğu Perinçek cevap verdi. Perinçek, AKP’deki tasfiyelerin perde arkasını anlattı ve “28 Şubat’ta hedef alınan güç Fethullah Gülen’di” dedi.

BOLD – Eski AKP’li Başbakan ve Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu, Türkiye’nin son dönemde, faili meçhuller, artan terör olayları ve siyasi krizlerle anılan 90’lı yıllara benzediğini dile getirdi. Ahmet Davutoğlu’nun eleştirilerine cevap AKP’den değil Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’ten geldi. Ulusal Kanal’da katıldığı yayında Davutoğlu’na cevap veren Perinçek, 2 yıl önce Habertürk yayınındaki, 28 Şubat’ın ‘Gülen Hareketi’ne yönelik yapıldığı itirafını tekrarladı:

ATASAGUN İMZALI MİT RAPORUNUN NEREDEYSE TAMAMI GÜLEN’E KARŞI

“28 Şubat sürecine gönderme yapıyor ve Vatan Partisi’nin o süreçteki rolüne işaret ediyor. 28 Şubat FETÖ’ye karşıydı. 28 Şubat’ta Milli İstihbarat Teşkilatı, Müsteşar Şenkal Atasagun imzasıyla rapor yayınladı. Orada hedef alınan güç, Fethullah Gülen’di. Aşağı yukarı raporun neredeyse tamamı Fethullah Gülen’e karşı.”

28 ŞUBAT GERİDE KALDI GÜNÜMÜZDE ANLAŞMAK ÖNEMLİ

Doğu Perinçek, Davutoğlu’nun, Ali Babacan’ın ve Abdullah Gül’ün AKP’den neden tasfiye edildiğini de şu ifadelerle anlattı: “Türkiye tekrar 28 Şubat’taki gibi ‘FETÖ terör örgütü’nü temizleme istikametine girdiği için Ak Parti’deki uzantıları, eleniyor. Ve Ak Parti ‘Fethullah terör örgütü’ne karşı kararlı bir mücadele sürecine giriyor. Bunu herkes anlamayabilir ama işin gerçeği budur. Onun için 28 Şubat konusu da bir ayrışma, kamplaşma konusu olarak ele almıyoruz, arkada kalan bir konudur. Günümüzde anlaşmak önemlidir.”

VAKIFLAR, CEMAATLER, ŞAHISLAR NEREDE DURDUĞUNA KARAR VERSİN

Perinçek’in sözleri Gelecek Partisi yöneticileri tarafından sert tepkiyle karşılandı. Eski Büyükelçi ve Gelecek Partisi Dış Politika Başkanı Kani Torun, “28 Şubat sürecinin mağduru ve bu iktidarın destekçisi vakıflar, cemaatler ve şahıslar nerede durduklarında karar versinler. 28 Şubatın aktörleriyle bugün aynı yerde hizalanmanın vebalinin büyük olduğunu görmeleri gerekiyor” diye konuştu.

[Bold Medya] 6.5.2020

Anayasa Mahkemesi infaz yasasının iptaline ilişkin CHP’nin başvurusunu esastan görüşme kararı aldı

AKP ve MHP’nin birlikte hazırladığı yeni infaz yasasının iptaline ilişkin CHP’nin Anayasa Mahkemesine yaptığı başvurunun esastan görüşülmesine karar verildi.

BOLD – CHP’nin yeni infaz yasasının şekil yönünden iptali ve yürürlüğünün durdurulması isteminin ilk görüşmesi Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından tamamladı. Başvuruda eksiklik tespit etmeyen AYM, iptal istemini esastan görüşerek karara bağlayacak.

CHP, cezaevlerinden yaklaşık 90 bin kişinin tahliye edilmesini sağlayan infaz düzenlemesine ilişkin 7242 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un tümünün şekil bakımından iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesini istemişti.

CHP, kanunun tümünün yanı sıra bazı suçlar hariç denetimli serbestlik süresinin bir yıldan üç yıla çıkarılmasına olanak tanıyan 52. maddesiyle 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun değiştirilen geçici 6. maddesinin şekil bakımından iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesini talep etmişti.

KORONA NEDENİYLE VİDEO KONFERANS YAPTILAR
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, bugünkü gündem toplantısında başvurunun ilk incelemesini yaptı. Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan başkanlığındaki toplantı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında üyelerin video konferansla katılımıyla yapıldı.

Başvuruda bir eksiklik tespit etmeyen Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, iptal istemini daha sonra belirlenecek bir günde esastan görüşerek karara bağlayacak. Yürürlüğün durdurulması talebi de esas inceleme aşamasında karara bağlanacak.

[Bold Medya] 6.5.2020

Reuters, Türk yargısını yazdı: Genç, deneyimsiz, sadık, hükumet yanlısı…

Dünyaca ünlü Reuters haber ajansı, son yıllardaki hakim ve savcı tasfiyelerinin ardından oluşan Türk yargısını kaleme aldı. Reuters, Türk yargısını “genç, deneyimsiz, sadık, hükumet yanlısı” olarak tanımladı.

BOLD – Londra merkezli yaklaşık 170 yaşındaki Reuters Haber Ajansı, 2016 yılındaki darbe girişiminin ardından yaşanan tasfiyeler sonrası ortaya çıkan Türk yargısını geniş bir yazı kaleme aldı.

Reuters araştırma ekibinin hazırladığı yazı tasfiyeler sonrası oluşan Türk yargısını geniş ve uzun bir şekilde değerlendiriyor ve “Türkiye’nin mahkemeleri Erdoğan’ın düşmanlarına karşı nasıl döndü?” başlığını taşıyor.

Yazı, “Erdoğan hükumeti muhaliflere karşı yargıyı kullanırken Türkiye’de binlerce yargıç ve savcı görevden alındı veya hapse atıldı. Yerlerine, bazıları 20’li yaşlarında, sadık ve deneyimsiz yeni hakim ve savcılar geldi ki bunlar mahkemeleri krize sürükledi” cümleleri ile değerlendirmesine başlıyor.

MAHKEME HEYETLERİ SÜREKLİ DEĞİŞTİRİLİYOR

Geçtiğimiz yıl HDP’li siyasetçiler Gülten Kışanak ve Sebahat Tuncel’in terör örgütü üyeliğinden yargılandığı davada yaşananları hatırlatan Reuters haber ajansı, davada 16 hakim görev aldığını belirtti.

Diyarbakır’daki yargılamanın az sayıda oturumla sonuçlandığını ifade eden Reuters, bu süre zarfında üç kişiden oluşan hakim heyeti sürekli değiştiğini kaydetti.

Reuters, “Masumiyetlerini iddia eden kadınlar, sadece bir kez mahkemeye çıkarıldılar – suçlu olduklarının belirtildiği iddianameyi dinlemek için. Avukatları Cihan Aydın, uygun bir savunmanın yapılmasının imkansız olduğunu çünkü karar sırasında hangi hakimin duruşmada olacağını bilmediğini söyledi. Yargılamada birçoğu genç ve deneyimsiz olan hakimler açıklama yapılmaksızın değiştirilmişti” ifadelerini kullandı.

Aynı zamanda Diyarbakır Baro Başkanı olan Cihan Aydın, Reuters’a yaptığı açıklamada, “Başhakim de dört kez değiştirildi… Her duruşmada yeni bir hakimler grubu vardı ve her seferinde savunmaya en baştan başlamak zorunda kaldık.Bu kargaşa yargılamayı her seferinde başa döndürdü. Hakimlerin dava dosyasındaki binlerce sayfayı okuması imkansızdı, bu nedenle iddianamede ne olduğunu her defasında özetlemek ve açıklamak zorunda kaldık. Hakimlere öğretmek bizim işimiz oldu.” diye konuştu.

“HAKİMLER DERSLERİNİ ALIYORLAR”

İki kadının terör suçlaması ile hüküm giymesinin Türkiye’de, 2016 yılındaki başarısız girişiminden bu yana yaygın hale geldiğini belirten Reuters, “Toplu tutuklamalar bu darbe girişimini takip etti. Yargılanma sırasında yargıçları değiştirme uygulaması da giderek daha yaygın hale geldi. Türk yetkililer bu tür değişikliklerin sağlık veya idari nedenlerle sadece rutin bir uygulama olduğunu söylüyorlar. Reuters tarafından görüşülen avukatlar ise bu uygulama ile hükumetin mahkemeler üzerinde kontrol sahibi olduğunu kaydettiler” ifadelerine yer verdi.

İstanbul merkezli siyasi analist Gareth Jenkins de Reuters’a yaptığı açıklamada, “Hâkimlerin sürekli değiştirilmesi basit ama çok faydalı bir mekanizma. Hükumet yargıya her defasında böyle müdahil olduğu için, yüzlerce davada hakimler derslerini alıyorlar” ifadelerini kullanmış.

Hukuk görevlilerinin atamasını gerçekleştiren Hakimler Savcılar Kurulu’nun Başkan Vekili Mehmet Yılmaz’ın bu konudaki açıklaması ise ilginç: Türkiye’nin hukuk sistemi “dünyanın hiçbir ülkesinin gerisinde değil.”

“YARGI MUHALİFLERE KARŞI SİYASİ BİR SOPA OLARAK KULLANILIYOR”

Yargının Türkiye’de yıllardır siyasi gündemler doğrultusunda bir araç olarak kullanıldığını belirten Reuters, “Muhaliflere göre Erdoğan döneminde yargı muhaliflere karşı siyasi bir sopa olarak benzeri görülmemiş bir boyutta kullanılıyor” diye yazdı.

Binlerce hâkim ve savcının 2016 sonrasında kovulduğunu kaydeden Reuters, bunların yerini, darbe ile ilgili kovuşturmalar dolayısıyla iş yükünde ani bir artış gösteren durumla başa çıkmak için yeterli donanıma sahip olmayan deneyimsiz yeni hakim ve savcıların aldığını belirtti.

BÖYLE BİR DÖNEM BUGÜNE KADAR GÖRÜLMEDİ

Haber ajansına konuşan CHP milletvekili Zeynel Emre, “Yargının daha önce hükumetlerden bağımsız olduğunu iddia etmiyoruz” dedi. Ancak hükümetin yargıyı siyaset ve özellikle muhalefet üzerinde bir kılıç gibi kullandığı bir dönem bugüne kadar görülmedi.” diye konuştu.

HER YAŞANAN OLAY SONRASI BASKI ARTTI

Türkiye’de Gezi olayları, PKK ile yürütülen görüşmelerin çökmesi ve 15 Temmuz gibi her önemli olaydan sonra yetkililerin yaşananlara baskı ile cevap verdiğini ifade eden Reuters, bu süreçte avukatlar, insan hakları savunucuları, gazeteciler ve akademisyenlerin de baskı altına alındığını söyledi.

Diyarbakır Barosu Başkanı Cihan Aydın, avukatları ve aktivistleri gözetleme uygulaması da “aynı eğilimin, aynı zihniyetin, herkesi takip etme ve herkese karşı gerektiğinde bir dosya hazır olduğundan emin olma” zihniyetinin bir parçası olduğunu ifade etti.

DARBE SONRASI 91 BİNDEN FAZLA KİŞİ HAPSE ATILDI

Reuters, 2016 yılındaki başarısız darbe girişiminin ardından 4 yıl içinde 91.000’den fazla kişinin hapse atıldığını ve 150.000’den fazla kişinin Fethullah Gülen’e bağlılığı iddiasıyla işlerinden atıldığını veya görevden alındığını hatırlattı.

15 Temmuz sonrası Gülen hareketi mensubu kişilere açılan davalara değinen Reuters, “Gülen’in takipçileri tarafından kurulan bir bankanın hizmetlerinin kullanılması ve Ankara tarafından Gülen ağı tarafından kullanıldığını iddia ettiği şifreli bir mesajlaşma uygulaması aracılığıyla iletişim kurulması suçlamalar arasında yer alıyor.” diye yazdı.

TASFİYE, ADALET SİSTEMİNE DERİN BİR YARA AÇTI

Darbe sonrası yaşanan tasfiyelerin, dava yükünün patladığı Türkiye’deki adalet sistemine derin bir yara açtığını ifade eden Reuters, ” Adalet Bakanı Abdulhamit Gül parlamentoda yaptığı açıklamada, geçen yıl Kasım ayına kadar 3.926 hakim ve savcının görevlerinden alındığını belirtti. 500’den fazlasının hapiste olduğunu ifade etti. Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit, tasfiyelerin deneyimli hakim ve savcı yokluğuna sebep olduğunu Reuters’e yaptığı açıklamada ifade etti.”ifadelerini kullandı.

Reuters şöyle devam etti:

“Tasfiyeler, Türkiye’nin yargı sisteminin iş yükünü de arttırdı. Darbe girişiminden bu yana yarım milyondan fazla insan hakkında soruşturma yapıldı. 2019 sonu itibariyle, mahkemeler çok sayıda darbeyle ilgili davayı görürken yaklaşık 30.000 kişi yargılanmayı bekliyorlardı. Bazı şüpheliler, iddianame veya duruşma tarihi olmadan aylarca hapse atıldı. Geçen yıl polislerin katıldığı bir törende konuşan Erdoğan, yetkililerin hala Gülen’in takipçilerini tamamen kökünü kazımadığını ve Türkiye’nin bu grup üzerindeki baskıyı bırakmayacağını ve bırakamayacağını söyledi.”

BAROLARDAN ERDOĞAN’A TEPKİ

Ağustos ayında ülkenin en büyük üç şehri olan Ankara, İstanbul ve İzmir dahil olmak üzere 81 barodan 51’inin Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı sarayında yargı ile ilgili bir törenini boykot ettiğini hatırlatan Reuters, “Mekan seçiminin, güçler ayrılığı eksikliğinin yokluğuna işaret ettiğini ve etik kurallarını ihlal ettiğini söylediler. Ankara Barosu, Türkiye’nin yargı sisteminin avukatların hapsedilmesiyle kaosa sürüklendiğini, savunmanın şaşkın olduğunu ve hâkim ve savcılara duyulan güvenin yıkıldığını söyledi.” diye yazdı.

YARGININ YÜZDE 45’İ GENÇ VE DENEYİMSİZ

Hâkimler Savcılar Kurulu’ndan alınan rakamlara göre darbe girişiminden bu yana en az 9.323 yeni hâkim ve savcının işe alındığını ifade eden Reuters, “Bu Türkiye’nin kabaca 21.000 hakim ve savcının en az % 45’inin üç yıllık veya daha az deneyime sahip olduğu anlamına geliyor.” ifadelerini kullandı.

Meclis Adalet Komisyonu Başkanı AK Parti’li milletvekili Hakkı Köylü de Reuters’e yaptığı açıklamada bazı hakimlerin ve savcıların “yeterli eğitim olmadan atandığını” kabul etmiş.

“Ne yazık ki, gelişigüzel şeyler her zaman oluyor,” diyen Köylü, “Yaptıkları bazı kararları görüyoruz. Şimdi sadece üst mahkemelerin bu kararları düzeltmesini umut edebiliriz ” diye konuşmuş.

YARGITAY DA BÜYÜK YARA ALDI

Reuters, Türkiye’de en yüksek temyiz mahkemesi olan Yargıtayın da bu süreçte büyük yara aldığını kaydetti.

Yargıtay Başkanı Cirit, Reuters’e verdiği mülakatta, beş yıldan az deneyime sahip hâkimlerin Yargıtay’a atanmasının “yalnızca makul yargılama süresi için değil, aynı zamanda adil yargılanma hakkı için de risk teşkil ettiğini” belirtmiş.

“BU ÇOCUKLARBASKI ALTINDA VE EZİLİYOR”

2013 yılında emekli olan hakim Köksal Şengün de 48 yaşında bir ceza mahkemesinde yargıç olduğunu belirtti,

Şengün, “Şimdi, geniş çaplı işten atılmalar ve yeni atamalardan sonar bazı yerlerde hakimlerin yaş ortalaması 25’e düşmüş. Bence ceza mahkemesi için asgari yaş 40 olmalı. Belki daha da yüksek. Merdivenleri tek tek tırmanmanız gerekiyor. Mevcut sistemde çok erken atanıyorlar. “En ağır cezaları veren mahkemelerin tepesinde tepesinde oturan bu hakimlerin üç veya beş yıllık tecrübeleri var. Bu çocuklar baskı altında ve eziliyorlar. Böyle genç bir yargıçtan fazla bir şey bekleyemezsiniz. ”

AVUKATTAN KARARI YAZMAK İÇİN YARDIM İSTEYEN HAKİM

Hakimlerin deneyimsizliğinin ceza davaları dışında da görüldüğünü kaydeden Reuters, İstanbul’da avukatlık yapan ve tam adının kullanılmaması koşuluyla konuşan “Yeşim”‘in bir davada yaşadığı kaotik anlara da yer verdi.

Yeşim, “çok basit”,  karar vermece sıkıntı yaşanmayacak ve iki şirket arasındaki küçük bir borçla ilgili bir anlaşmazlıkla ilgili davada hakim Yeşim’in şaşkınlığına sebep olan bir istekte bulunmuş.

Yeşim, “25 yaşından küçük görünen yargıç bana sordu,‘ Avukat hanım, kararın yazılmasında bana yardım eder misin?  Yardım edemedim ama gülüyordum, ancak kararı birlikte yazdık” ifadelerini kullanmış.

“HEPSİ HÜKÜMET YANLISI”

Reuters’a konuşan Avukat Veysel Ok, yaşam deneyimleri az genç yargıçların, siyasi bağlantıları nedeniyle terfi ettirildiklerini, mesleki deneyimlerinin ise hiç olmadığını belirtti.

Veysel Ok, “Bu, aslında bir haksızlık. Geçmişte, hâkimleri temsil ettiğimiz bir davaya atandıklarında araştırıyorduk ve savunmamızı verdikleri geçmiş kararlara ve siyasi görüşlerine göre ayarlıyorduk. Şimdi araştırma yapmak zorunda değiliz, çünkü bunların hepsinin hükümet yanlısı olduğunu biliyoruz.”

[Bold Medya] 6.5.2020

Bir gün geçmeden... Dolarda "Bu rakama dikkat" demişti!

Samanyoluhaber ekonomi yazarı Turhan Bozkurt, kendisine ait Youtube kanalında doların dün 7 lirayı geçmesinin ardından yaptığı ilk değerlendirmede dolar kurunun 7,21 TL'ye süratle çıkabileceğini söylemiş ve sonrası için de uyarmıştı.

"Türkiye iflas mı edecek?" başlıklı yayında Türkiye'yi iflasın eşiğine getiren döviz krizi ve rezervlerin tükenmesini yorumlayan Turhan Bozkurt, dolar ve Euro ile ilgili uyarı yapmıştı.

Dün 7,04 TL'den işlem görmeye başlayan dolar kuru bugün sabah saatlerinde 7,16 TL'ye çıkarken, euro da 7,74 TL'den işlem görmeye başladı.

DOLAR VE EURODA İKİ KRİTİK SEVİYE

Samanyoluhaber ekonomi yazarı Turhan Bozkurt'un dikkati çektiği nokta dolar kurunda 7,21 TL, euroda ise 7,82 TL olan tarihi zirve ve dirençler.

Bu noktaların geçilmesi halinde dövizde çok farklı rakamlar telaffuz edilmeye başlanabilir.
İşte o yayın... (LİNK İÇİN TIKLAYINIZ)


[Samanyolu Haber] 6.5.2020

Cezaevlerindeki salgını takip için önemli girişim

Türkiye'de cezaevlerinde koronavirüs salgınıyla ilgili önemli bir proje gerçekleştirildi.

Cezaevlerindeki korona salgınını takip amacıyla kurulan cezaevindekorona.com sitesi faaliyete geçti.

"Solidarity with OTHERS" derneği Covid-19 salgının Türkiye cezaevlerindeki durumunu mercek altına almak suretiyle farkındalık oluşturmaya ve doğru bilgilerle gerekli tedbirlerin en kısa zamanda alınarak cezaevlerinde bulunan insanların yaşam haklarının tehlikeye girmemesini sağlamaya çalışıyor. Bu kapsamda Türkçe, İngilizce ve Almanca olmak üzere hazırlanmış web sitesi üzerinden tüm bilgiler paylaşılmaya başlandı.

Proje, vakaların görüldüğü cezaevlerini tespit etmeyi, bu cezaevlerinde kalan tutuklu ve hükümlüler ile cezaevi personelinden enfekte olanların istatistiğini şeffaf bir şekilde kamuoyuna sunmayı hedefliyor.

Türkiye’deki mevcut iktidarın salgında en büyük risk gruplarından biri olarak gösterilen cezaevlerindeki gerçek durumu saklamaya çalışması, bu projenin en büyük motivasyonlarından birini teşkil ediyor.

Cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülerin yaşam ve sağlık hakları ile yakınlarının doğru bilgi alma haklarına duyulan saygının bir gereği olarak bu proje yürütülmeye çalışılacak.

Şu an itibariyle en az 20 farklı cezaevinde covid-19 vakası tespit edildi. 6 tutuklu ve mahkum ise salgın nedeniyle hayatını kaybetti. Enfekte olan tutuklu ve hükümlü sayısının da en az 203 olduğu belirlendi. Ayrıca en az 137 cezaevi personelinin de enfekte olduğu düşünülmekte. Şunu da belirtmek gerekir ki bu rakamlar sadece basına yansıyan verilerden elde edilmiş olup, gerçek sayıların çok daha yüksek olduğu değerlendiriliyor.

Dernek bunun yanı sıra haftalık bültenler ile gelişmeleri kamuoyu ile paylaşmaya devam ediyor. Site üzerinden vak'a bildirimi yapılabildiği gibi virüs haritası ve haberlerle birlikte vaka istatistikleri de bulunuyor.

[Samanyolu Haber] 6.5.2020

Avrupa Birliği'nden büyük ekonomi itirafı: O kadar daralacağız ki...

Avrupa Komisyonu'nun ekonomi ve maliyeden sorumlu üyesi Paolo Gentiloni, Covid-19 salgını sebebiyle Avrupa Birliği'nin (AB) tarihinin en derin resesyonuna girdiğini söyledi.

Brüksel'de bir basın toplantısı düzenleyen Gentiloni, resesyonun 11 yıl önceki mali krizden çok daha ağır olduğunu vurguladı.

Paolo Gentiloni, "AB ekonomisinin bu yıl yüzde 7,4 oranında ve rekor seviyede küçülmesi bekleniyor. Bu oran Euro Bölgesi'nde 7,7 olacak. Bu 2009'u aşan bir rakam. 2009 mali krizinin yol açtığı küçülme yüzde 4,5'tu."

Gentiloni, Covid-19 salgını yüzünden yaşanan daralmada enflasyonun hemen hemen sıfıra ineceğini, kamu borçlanmasının ve bütçe açıklarının şişeceğini de söyledi.

Avrupa Komisyonu, AB'nin yürütme organı.

"BÜYÜK BUHRANDAN BERİ GÖRÜLMEYEN BİR ŞOK"

Böyle bir ekonomik şokun örneğinin (1929'da başlayan ve 1930'lu yıllar boyunca devam eden Büyük Bunalım'dan bu yana yaşanmadığını söyleyen Gentiloni, ekonomik gerilemeden çıkış ve iyileşmenin AB'nin her yerinde aynı olmayacağını kaydetti.

Gentiloni sokağa çıkma sınırlamalarının kaldırılabilme hızına, turizm gibi hizmet sektörlerinin ekonomideki ağırlığına ve her bir ülkenin mali kaynaklarına bağlı olarak farklılıklar göstereceğini kaydetti.

Avrupa Komisyon bu yıl ekonomiler küçülürken tüketici fiyatlarının da hemen tamamen aynı düzeyde kalacağını, enflasyon oranının bu yıl yüzde 0,2 civarında kalacağını, gelecek yıl ise Euro Bölgesi büyümeye geçerken bir miktar artarak yüzde 1,1'e çıkacağını öngörüyor.

Ekonomileri ayakta tutma çabasıyla büyük bütçe açıkları verileceği ve Euro Bölgesi'nde geçen yıl yüzde 0,6 olan bütçe açığının Gayrisafi Yurtiçi Hasıla'ya (GSYH) oranının bu yıl yüzde 8,5'lara çıkacağı, gelecek yıl ise ancak yüzde 3,5'lara inebileceği öngörülüyor.

Buna karşılık AB kamu borçlanmasındaki dev artışın daha uzun sürede normale dönebileceğini tahmin ediyor.

Tahminlere göre Euro Bölgesi'nde kamu borçlarının Gayrisafi Yurtiçi Hasıla'ya oranı geçen yıl yüzde 86'yken, bu yıl yüzde 102,7'lere çıkacak ve gelecek yıl da ancak yüzde 98,8'e inebilecek.

KORONA KRİZİ'NDE EN FAZLA ZARAR GÖREN ÜLKELER

Bu arada AB'de ekonomik daralmadan en çok İtalya, Yunanistan, İspanya ve Portekiz'in zarar göreceği tahmin ediliyor.

Lüksemburg, Malta ve Avusturya'nın ise daha az etkileneceği öngörülüyor.

Yüzde 9,7 ile Yunanistan'ın AB içinde GSYH'sı en çok küçülen ülke olacağı tahmin ediliyor. Onu yüzde 9,5 küçülme ile koronavirüsten en çok etkilenen Avrupa ülkelerinden İtalya'nın ve yüzde 9,4 küçülme ile İspanya'nın izleyeceği düşünülüyor.

En büyük bütçe açığını yüzde 11,1 ile İtalya'nın vermesi bekleniyor. Bu ülkenin geçen yılki bütçe açığı yalnızca yüzde 1,6 idi. Fakat İtalya'nın 2021'de biraz toparlanarak bütçe açığını bu yılın yarısına düşürebileceği tahmin ediliyor.

İspanya bütçesinin yüzde 10, Fransa bütçesinin de bu yıl yüzde 9,9 açık vereceği, Komisyon'un tahminleri arasında.

[Samanyolu Haber] 6.5.2020

Dolar desteği bir şartla olabilir!

Amerikan Merkez Bankası (Fed) dolar talebini karşılamaları için 14 merkez bankasına destek veriyor. Endonezya ve Brezilya'nın da yer aldığı listeye Türkiye'nin dahil edilmemesi TL'de değer kaybını hızlandırdı. TL bugün 7,20 TL'nin eşiğine geldi. Yatırım uzmanı Michael Harris, Fed'in Türkiye'ye dolar desteği vermesi için S-400'lerin aktif hâle getirilmemesi gerektiğini söyledi.

SAMANYOLUHABER- İngiltere'nin başşehri Londra’da bulunan danışmanlık şirketi Cribstone Strategic Macro’nun kurucusu Michael Harris, TL’deki hızlı değer kaybının güven kaybından kaynaklandığını söyledi.

“Eğer bir güven mesajı gönderilebilirse TL ile ilgili manzara değişir. Amerika’yla yapılacak Swap (dolar-TL takası) anlaşması güven mesajının verilmesini sağlayabilir.” diyen Harris, jeopolitik gerçeklerin gerektiğinde Amerikan Merkez Bankası'nın (Fed) kararlarını etkileyebildiğini kaydetti.

NİHAİ KARARI FED VERİYOR

Fed’in hangi ülkeyle Swap hattı kuracağına karar vermek için kullandığı kriterin bilinçli olarak muğlak bırakıldığına işaret eden Michael Harris şunları ifade etti: “Bu şeffaf olmayan bir süreç. Bu da Fed’e çok büyük imkân sağlıyor. Bu aynı zamanda gücün Fed ve Amerika’da kalması demek. Başka ülkelere, “Fed 'Eğer bunları, bunları yaparsan Fed’den Swap hattı alırsın' dememiş oluyor. Karar büyük oranda Fed’de kalıyor.”

"PERDE ARKASINDA TAAHHÜT OLABİLİR"

T24'te Barış Soydan'ın sorularını cevaplandıran Harris, Fed’den Swap hattı almak için S-400’lerin belirleyici olduğunu vurguladı.

Harris, “S-400’lerin Rusya’ya iade edilmesi gerektiğini düşünmüyorum, fakat Türkiye’nin perde arkasında Amerika’ya rahatlatıcı taahhütlerde bulunması gerekiyor ki, Swap’la ilgili karar süreci tamamlansın. Sonuç olarak kesin bir anlaşma değil, fakat füzelerin aktive edilmeyeceğine dair perde arkasında net bir taahhüt olacağını düşünüyorum.” diye konuştu.

[Samanyolu Haber] 6.5.2020

Hollanda Kraliyet nişanı verilen Türkiyeli Gazeteci Hollanda Basınında

Hollanda Kraliyet Nişanı alan Gazeteci Basri Doğan'ı Amsterdam’da yayın yapan Westerpost? gazetesi haber yaptı

Amsterdam’da yayın yapan Westerpost? gazetesinde Basri Doğan’a Kraliyet Nişanı  verilmesi ile ilgili geniş bir habere yer verdi

Haberde ,  28 yıldır Başkent Amsterdam’da Yaşayan gazeteci ve aynı zamanda diyalog çalışmalarıyla entegrasyon çalışmalarıyla öne çıkan Basri Doğan’a Hollanda Üstün kraliyet nişanı ödülü verildiği anlatıldı.

Basri Doğan bu ödülü 25 yıllık gazetecilik yaşamının yanı sıra  diyalog ve entegrasyon çalışmaları neticesinde Hollanda toplumuna ve Amsterdam’daki birlikte yaşama sanatına yapmış olduğu katkılardan dolayı kraliyet ailesi tarafından layık görüldü.

Gazete ayrıca haberinde şu ifadelere yer verdi : Basri Doğan aynı zamanda hizmet hareketine mensup bir kişi ABD’de ikamet eden Sayin Fethullah Gülen’den ilham aldığını 
 söyleyen Doğan sayın Gülen’in kendisine entegrasyon ve uyum konusunda yaşadığı ülkeye katkı yapmasını tavsiye ettiğini söylüyor.

Basri Dogan 15 Temmuz başarısız darbe sonrasında hiç hak etmediği tehditlerden dolayı taşınmak zorunda kaldı.

Hollandalıların bulunduğu Aker Semtinde  son iki yılda, Her ay bir program olmak üzere toplam 18 tane program yaptı bu programlardan başta iftar akşamları rumi akşamları entegrasyon akşamları diyalog akşamları insan hakları günü kadın hakları günü doğu ve batı sanatı ebru akşamı Van Gogh akşamı Rembrandt akşamı kardeşlik akşamı ve entegrasyona katkı akşamı gibi birbirinden farklı çoğu programlari düzenledi.

Her Programma yüzün üzerinde davetli katıldı bu güzel programlar Amsterdam belediyesinden gözünden kaçmayarak Amsterdam belediye başkanı Sayın Femke Halsema tarafından telefonla aranarak Kraliyet Nişani ödülü aldığı müjdesi verildi.

Basri Doğan bu ödül sonrasında  yine çalışmalarına  tam hızla devam edeceğini ifade ederken özellikle bu korona krizi vesilesiyle programların aksamasınan dolayı Üzüntü duyduğunu söylüyor. Korona krizi biter bitmez kaldığı yerden bütün programlara aynı şevk ve  azimle diyalog ve entegrasyon programlarına devam edeceğini bu ülkeye Amsterdam’a daha fazla katkılar sağlayacağını söyledi.

İkamet ettiği Amsterdam Aker semti ve çevresinde sevilen ve sayılan biri olan Basri Dogan  Hollandalı komşularla ile de çok iyi diye diyaloglar  kuran bir kişiliğe sahip?. Basri ile Hollanda gurur duyuyor.

[Samanyolu Haber] 6.5.2020

Perinçek: 28 Şubat'ın hedefi cemaatti, şu an yapılanlar onun devamıdır

Ulusalcı Doğu Perinçek, Ahmet Davutoğlu'nun "Eski Türkiye" söylemine cevap verirken, "28 Şubat’ta hedef alınan F...’ydü. Şu an yapılan mücadele de 28 Şubat’ın devamıdır" dedi. Perinçek ayrıca AKP'nin 28 Şubat'a bu açıdan kötü gözle bakmaması gerektiğini belirterek şu an yürütülen soruşturmalarda esas belirleyici rolün kendilerinde olduğunu söyledi.

Perinçek'ten aşağılık itiraflar: 28 Şubat'ın hedefi cemaatti, şu an yapılanlar da onun devamıdır

Eski Başbakan, Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu son günlerde Türkiye’nin 90’lı yıllara gittiğini söyleyen açıklamalar yapıyor. Bu açıklamalara cevap iktidar partisinden değil, Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’ten geldi. Perinçek, Ulusal TV’de katıldığı programda şu an yürütülen soruşturmalarda esas belirleyici rolün kendilerinde olduğunu söyledi.

Kronos'ta yer alan habere göre Davutoğlu’nun 28 Şubat göndermelerine cevap veren Perinçek, “28 Şubat sürecine gönderme yapıyor ve Vatan Partisi’nin o süreçteki rolüne işaret ediyor. 28 Şubat F...’ye karşıydı. Demin aradım burda, MİT’in Çiller Raporu’nu yayınladı Kaynak Yayınladı. Meşhur, MİT’in Çiller Raporu. 28 Şubat’ta Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşar Şenkal Atasagun imzasıyla bir rapor yayınladı. O raporda hedef alınan güç, Fethullah Gülen’di. Aşağı yukarı raporun nerdeyse tamamı Fethullah Gülen’e karşı” dedi.

Ahmet Davutoğlu’nun, Ali Babacan’ın, Abdullah Gül’ün neden tasfiye edildiğini de anlatan Perinçek, şunları anlattı: “28 Şubat sürecinde, Türk Silahlı Kuvvetleri, özellikle Sayın İsmail Hakkı Karadayı Genel Kurmay Başkanımız, parmağıyla esas olarak ‘F...’yü gösterdi. Onun için 28 Şubat’ı yeniden değerlendirmesi lazım Ak Parti’nin de. Aslında şu gün Fethullah terör örgütüne karşı mücadele 28 Şubat’ın devamıdır. Onun için bu mücadele Davutoğlu’ları, Babacan’ları Abdullah Gülleri dışlıyor, onları elemine ediyor, tasfiye ediyor. Yani, Türkiye tekrar 28 Şubat’taki gibi ‘F... terör örgütünü temizleme istikametine girdiği için Ak Parti’deki uzantıları ne oluyor, eleniyor. Ve Ak Parti de Fethullah terör örgütüne karşı kararlı bir mücadele sürecine giriyor. Bunu herkes anlamayabilir ama işin gerçeği budur. Onun için 28 Şubat konusu da bir ayrışma, kamplaşma konusu olarak ele almıyoruz, arkada kalan bir konudur. Günümüzde anlaşmak önemlidir.”

“28 ŞUBAT’IN MAĞDURU VAKIFLAR VE CEMAATLER NEREDE DURDUKLARINA KARAR VERSİNLER”

Perinçek’in 28 Şubat’la ilgili sözleri Gelecek Partisi yöneticilerince çok sert tepkiyle karşılandı. Eski Büyükelçi, Gelecek Partisi Dış Politika Başkanı Kani Torun, “28 Şubat sürecinin mağduru ve bu iktidarın destekçisi olan vakıflar, cemaatler ve şahıslar nerede durduklarında karar versinler. 28 Şubatın aktörleriyle bugün aynı yerde hizalanmanın vebalinin büyük olduğunu görmeleri gerekiyor” açıklamasında bulundu.

“İKTİDARIN KENDİLERİNE TESLİM OLDUĞUNU DİLE GETİRİYOR”

Gelecek Partisi kurucularından Cuma İçten, Perinçek’in AK Parti’nin kendilerine teslim olduğunu açıkladığını belirterek, “Sayın @Ahmet_Davutoglu gibiler Ak partide olduğu süre içinde Doğu Perinçek gibiler kapıda daha içeriye giremezdi, elbette bizi sevmezler bundan da onur şeref duyarız. Şimdilerde ise Ak Parti hükümetinin gizli ortağı olduğunu, iktidarın kendilerine teslim olduğunu dile getiriyor” dedi.

[Samanyolu Haber] 6.5.2020

Türk yargısı hem denetimsiz hem de Erdoğan'a hizmet ediyor

Dünyaca ünlü Reuters haber ajansı, son yıllardaki hakim ve savcı tasfiyelerinin ardından oluşan Türk yargısını kaleme aldı. Reuters, Türk yargısını “genç, deneyimsiz, sadık, hükumet yanlısı” olarak tanımladı.

 Londra merkezli yaklaşık 170 yaşındaki Reuters Haber Ajansı, 2016 yılındaki darbe girişiminin ardından yaşanan tasfiyeler sonrası ortaya çıkan Türk yargısını geniş bir yazı kaleme aldı.

Reuters araştırma ekibinin hazırladığı yazı tasfiyeler sonrası oluşan Türk yargısını geniş ve uzun bir şekilde değerlendiriyor ve “Türkiye’nin mahkemeleri Erdoğan’ın düşmanlarına karşı nasıl döndü?” başlığını taşıyor.

Yazı, “Erdoğan hükumeti muhaliflere karşı yargıyı kullanırken Türkiye’de binlerce yargıç ve savcı görevden alındı veya hapse atıldı. Yerlerine, bazıları 20’li yaşlarında, sadık ve deneyimsiz yeni hakim ve savcılar geldi ki bunlar mahkemeleri krize sürükledi” cümleleri ile değerlendirmesine başlıyor.

MAHKEME HEYETLERİ SÜREKLİ DEĞİŞTİRİLİYOR

Geçtiğimiz yıl HDP’li siyasetçiler Gülten Kışanak ve Sebahat Tuncel’in terör örgütü üyeliğinden yargılandığı davada yaşananları hatırlatan Reuters haber ajansı, davada 16 hakim görev aldığını belirtti.

Diyarbakır’daki yargılamanın az sayıda oturumla sonuçlandığını ifade eden Reuters, bu süre zarfında üç kişiden oluşan hakim heyeti sürekli değiştiğini kaydetti.

Reuters, “Masumiyetlerini iddia eden kadınlar, sadece bir kez mahkemeye çıkarıldılar – suçlu olduklarının belirtildiği iddianameyi dinlemek için. Avukatları Cihan Aydın, uygun bir savunmanın yapılmasının imkansız olduğunu çünkü karar sırasında hangi hakimin duruşmada olacağını bilmediğini söyledi. Yargılamada birçoğu genç ve deneyimsiz olan hakimler açıklama yapılmaksızın değiştirilmişti” ifadelerini kullandı.

Aynı zamanda Diyarbakır Baro Başkanı olan Cihan Aydın, Reuters’a yaptığı açıklamada, “Başhakim de dört kez değiştirildi… Her duruşmada yeni bir hakimler grubu vardı ve her seferinde savunmaya en baştan başlamak zorunda kaldık.Bu kargaşa yargılamayı her seferinde başa döndürdü. Hakimlerin dava dosyasındaki binlerce sayfayı okuması imkansızdı, bu nedenle iddianamede ne olduğunu her defasında özetlemek ve açıklamak zorunda kaldık. Hakimlere öğretmek bizim işimiz oldu.” diye konuştu.

“HAKİMLER DERSLERİNİ ALIYORLAR”

İki kadının terör suçlaması ile hüküm giymesinin Türkiye’de, 2016 yılındaki başarısız girişiminden bu yana yaygın hale geldiğini belirten Reuters, “Toplu tutuklamalar bu darbe girişimini takip etti. Yargılanma sırasında yargıçları değiştirme uygulaması da giderek daha yaygın hale geldi. Türk yetkililer bu tür değişikliklerin sağlık veya idari nedenlerle sadece rutin bir uygulama olduğunu söylüyorlar. Reuters tarafından görüşülen avukatlar ise bu uygulama ile hükumetin mahkemeler üzerinde kontrol sahibi olduğunu kaydettiler” ifadelerine yer verdi.

İstanbul merkezli siyasi analist Gareth Jenkins de Reuters’a yaptığı açıklamada, “Hâkimlerin sürekli değiştirilmesi basit ama çok faydalı bir mekanizma. Hükumet yargıya her defasında böyle müdahil olduğu için, yüzlerce davada hakimler derslerini alıyorlar” ifadelerini kullanmış.

Hukuk görevlilerinin atamasını gerçekleştiren Hakimler Savcılar Kurulu’nun Başkan Vekili Mehmet Yılmaz’ın bu konudaki açıklaması ise ilginç: Türkiye’nin hukuk sistemi “dünyanın hiçbir ülkesinin gerisinde değil.”

“YARGI MUHALİFLERE KARŞI SİYASİ BİR SOPA OLARAK KULLANILIYOR”

Yargının Türkiye’de yıllardır siyasi gündemler doğrultusunda bir araç olarak kullanıldığını belirten Reuters, “Muhaliflere göre Erdoğan döneminde yargı muhaliflere karşı siyasi bir sopa olarak benzeri görülmemiş bir boyutta kullanılıyor” diye yazdı.

Binlerce hâkim ve savcının 2016 sonrasında kovulduğunu kaydeden Reuters, bunların yerini, darbe ile ilgili kovuşturmalar dolayısıyla iş yükünde ani bir artış gösteren durumla başa çıkmak için yeterli donanıma sahip olmayan deneyimsiz yeni hakim ve savcıların aldığını belirtti.

BÖYLE BİR DÖNEM BUGÜNE KADAR GÖRÜLMEDİ

Haber ajansına konuşan CHP milletvekili Zeynel Emre, “Yargının daha önce hükumetlerden bağımsız olduğunu iddia etmiyoruz” dedi. Ancak hükümetin yargıyı siyaset ve özellikle muhalefet üzerinde bir kılıç gibi kullandığı bir dönem bugüne kadar görülmedi.” diye konuştu.

HER YAŞANAN OLAY SONRASI BASKI ARTTI

Türkiye’de Gezi olayları, PKK ile yürütülen görüşmelerin çökmesi ve 15 Temmuz gibi her önemli olaydan sonra yetkililerin yaşananlara baskı ile cevap verdiğini ifade eden Reuters, bu süreçte avukatlar, insan hakları savunucuları, gazeteciler ve akademisyenlerin de baskı altına alındığını söyledi.

Diyarbakır Barosu Başkanı Cihan Aydın, avukatları ve aktivistleri gözetleme uygulaması da “aynı eğilimin, aynı zihniyetin, herkesi takip etme ve herkese karşı gerektiğinde bir dosya hazır olduğundan emin olma” zihniyetinin bir parçası olduğunu ifade etti.

DARBE SONRASI 91 BİNDEN FAZLA KİŞİ HAPSE ATILDI

Reuters, 2016 yılındaki başarısız darbe girişiminin ardından 4 yıl içinde 91.000’den fazla kişinin hapse atıldığını ve 150.000’den fazla kişinin Fethullah Gülen’e bağlılığı iddiasıyla işlerinden atıldığını veya görevden alındığını hatırlattı.

15 Temmuz sonrası Gülen hareketi mensubu kişilere açılan davalara değinen Reuters, “Gülen’in takipçileri tarafından kurulan bir bankanın hizmetlerinin kullanılması ve Ankara tarafından Gülen ağı tarafından kullanıldığını iddia ettiği şifreli bir mesajlaşma uygulaması aracılığıyla iletişim kurulması suçlamalar arasında yer alıyor.” diye yazdı.

TASFİYE, ADALET SİSTEMİNE DERİN BİR YARA AÇTI

Darbe sonrası yaşanan tasfiyelerin, dava yükünün patladığı Türkiye’deki adalet sistemine derin bir yara açtığını ifade eden Reuters, ” Adalet Bakanı Abdulhamit Gül parlamentoda yaptığı açıklamada, geçen yıl Kasım ayına kadar 3.926 hakim ve savcının görevlerinden alındığını belirtti. 500’den fazlasının hapiste olduğunu ifade etti. Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit, tasfiyelerin deneyimli hakim ve savcı yokluğuna sebep olduğunu Reuters’e yaptığı açıklamada ifade etti.”ifadelerini kullandı.

Reuters şöyle devam etti:

“Tasfiyeler, Türkiye’nin yargı sisteminin iş yükünü de arttırdı. Darbe girişiminden bu yana yarım milyondan fazla insan hakkında soruşturma yapıldı. 2019 sonu itibariyle, mahkemeler çok sayıda darbeyle ilgili davayı görürken yaklaşık 30.000 kişi yargılanmayı bekliyorlardı. Bazı şüpheliler, iddianame veya duruşma tarihi olmadan aylarca hapse atıldı. Geçen yıl polislerin katıldığı bir törende konuşan Erdoğan, yetkililerin hala Gülen’in takipçilerini tamamen kökünü kazımadığını ve Türkiye’nin bu grup üzerindeki baskıyı bırakmayacağını ve bırakamayacağını söyledi.”

BAROLARDAN ERDOĞAN’A TEPKİ

Ağustos ayında ülkenin en büyük üç şehri olan Ankara, İstanbul ve İzmir dahil olmak üzere 81 barodan 51’inin Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı sarayında yargı ile ilgili bir törenini boykot ettiğini hatırlatan Reuters, “Mekan seçiminin, güçler ayrılığı eksikliğinin yokluğuna işaret ettiğini ve etik kurallarını ihlal ettiğini söylediler. Ankara Barosu, Türkiye’nin yargı sisteminin avukatların hapsedilmesiyle kaosa sürüklendiğini, savunmanın şaşkın olduğunu ve hâkim ve savcılara duyulan güvenin yıkıldığını söyledi.” diye yazdı.

YARGININ YÜZDE 45’İ GENÇ VE DENEYİMSİZ

Hâkimler Savcılar Kurulu’ndan alınan rakamlara göre darbe girişiminden bu yana en az 9.323 yeni hâkim ve savcının işe alındığını ifade eden Reuters, “Bu Türkiye’nin kabaca 21.000 hakim ve savcının en az % 45’inin üç yıllık veya daha az deneyime sahip olduğu anlamına geliyor.” ifadelerini kullandı.

Meclis Adalet Komisyonu Başkanı AK Parti’li milletvekili Hakkı Köylü de Reuters’e yaptığı açıklamada bazı hakimlerin ve savcıların “yeterli eğitim olmadan atandığını” kabul etmiş.

“Ne yazık ki, gelişigüzel şeyler her zaman oluyor,” diyen Köylü, “Yaptıkları bazı kararları görüyoruz. Şimdi sadece üst mahkemelerin bu kararları düzeltmesini umut edebiliriz ” diye konuşmuş.

YARGITAY DA BÜYÜK YARA ALDI

Reuters, Türkiye’de en yüksek temyiz mahkemesi olan Yargıtayın da bu süreçte büyük yara aldığını kaydetti.

Yargıtay Başkanı Cirit, Reuters’e verdiği mülakatta, beş yıldan az deneyime sahip hâkimlerin Yargıtay’a atanmasının “yalnızca makul yargılama süresi için değil, aynı zamanda adil yargılanma hakkı için de risk teşkil ettiğini” belirtmiş.

“BU ÇOCUKLARBASKI ALTINDA VE EZİLİYOR”

2013 yılında emekli olan hakim Köksal Şengün de 48 yaşında bir ceza mahkemesinde yargıç olduğunu belirtti,

Şengün, “Şimdi, geniş çaplı işten atılmalar ve yeni atamalardan sonar bazı yerlerde hakimlerin yaş ortalaması 25’e düşmüş. Bence ceza mahkemesi için asgari yaş 40 olmalı. Belki daha da yüksek. Merdivenleri tek tek tırmanmanız gerekiyor. Mevcut sistemde çok erken atanıyorlar. “En ağır cezaları veren mahkemelerin tepesinde tepesinde oturan bu hakimlerin üç veya beş yıllık tecrübeleri var. Bu çocuklar baskı altında ve eziliyorlar. Böyle genç bir yargıçtan fazla bir şey bekleyemezsiniz. ”

AVUKATTAN KARARI YAZMAK İÇİN YARDIM İSTEYEN HAKİM

Hakimlerin deneyimsizliğinin ceza davaları dışında da görültüğünü kaydeden Reuters, İstanbul’da avukatlık yapan ve tam adının kullanılmaması koşuluyla konuşan “Yeşim”‘in bir davada yaşadığı kaotik anlara da yer verdi.

Yeşim, “çok basit”,  karar vermece sıkıntı yaşanmayacak ve iki şirket arasındaki küçük bir borçla ilgili bir anlaşmazlıkla ilgili davada hakim Yeşim’in şaşkınlığına sebep olan bir istekte bulunmuş.

Yeşim, “25 yaşından küçük görünen yargıç bana sordu,‘ Avukat hanım, kararın yazılmasında bana yardım eder misin?  Yardım edemedim ama gülüyordum, ancak kararı birlikte yazdık” ifadelerini kullanmış.

“HEPSİ HÜKÜMET YANLISI”

Reuters’a konuşan Avukat Veysel Ok, yaşam deneyimleri az genç yargıçların, siyasi bağlantıları nedeniyle terfi ettirildiklerini, mesleki deneyimlerinin ise hiç olmadığını belirtti.

Veysel Ok, “Bu, aslında bir haksızlık. Geçmişte, hâkimleri temsil ettiğimiz bir davaya atandıklarında araştırıyorduk ve savunmamızı verdikleri geçmiş kararlara ve siyasi görüşlerine göre ayarlıyorduk. Şimdi araştırma yapmak zorunda değiliz, çünkü bunların hepsinin hükümet yanlısı olduğunu biliyoruz.”

[Samanyolu Haber] 6.5.2020

Yolun Kaderi [Safvet Senih]

Kehf Suresi, bütün diriliş hareketlerinin rotasını belirler. Mağara ashabı, nüve kadroların yetiştiği dönemlerdir. Hızır Aleyhisselam  ve Musa Aleyhisselamın kıssaları, dünyada dönen çarkların arka planlarının anlaşılma ve hayatın bürün ünitelerine girme dönemi.  Zülkarneyn Aleyhisselamın seferleri ise fedâkârane mazlum ve mağdurlara sahip çıkıp sulhu umumiyi yani dünya barışını sağlama gayretleri dönemini ifade eder.

M. Fethullah Gülen Hocaefendi, Ashab-ı Kehf ile ilgili şu tesbitlerde bulunuyor. “Ashab-ı Kehf, kıyamete kadar bütün dirilişleri temsil eden bir cemaattir. Çünkü, bütün diriliş hareketlerinin mutlaka bir tazyik ve bir mağara dönemleri olmuştur ve olacaktır.

“Kur’an kıssayı şöyle anlatıyor: ‘Onlar (Ashab-ı Kehf)  Rablerine gönülden inanmış bir fütüvvet topluluğudur. Yürekleriyle yiğit, düşünceleri ile yiğit, davranışlarıyla yiğit, vicdanlarıyla yiğit ve bâtıla karşı başkaldırmak üzere metafizik gerilimleri tam bir yiğitler topluluğu.. işte bunlar çok az olmalarına rağmen, dinlerine sahip çıkma adına böyle hidayetten kaynaklı bir hareketi başlatıp niyetlerini engin tutunca Allah da onların hidayetlerine hidayet katar; cehd ve gayretlerine terettüb eden, kesbî hidayetlerine, rahmetinin enginliği ile daha derin bir hidayet ilave ederek, onları tam anlamıyla bir fütüvvet topluluğu haline getirir…  getirir ve ‘Kalblerini netin kıldık’ fehvasınca onların kalblerini nezdinden teyitlerle metin kılar ve artık bu insanların davalarında sâbit kadem (ayakları sağlam basmış olabilmeleri, niyetlerinin derinliği ölçüsündedir ve hatta bazen apaçık Allah’tan destek almaları bile söz konusudur ki, bu da, kalbi itminana önemli bir vesile teşkil eder. RİBAT, ALLAH  ile İRTİBAT  demektir. Gözlerini açıp kapayıp her an O’nu duyma,  O’nu görme, O’nu hissetme, O’nun gücü ve kudretini sezme ve daima O’nu arama, O’nu kollama… İşte bu mânaya işaret eden bir hadis-i şerifte Allah Rasulü (S.A.S.) zor şartlar altında abdest alma, uzak mescitleri tercihle namaza giderken çok adım atma ve namazı kıldıktan sonra diğer namaz vaktini beklemeyi zikreder ve ardından da üç defa ‘İşte RİBAT budur!’ der. Evet işte sınır boylarında NÖBET  TUTMA  seviyesinde kendini HAK  ile İRTİBATLANDIRMA budur. Öyleyse ‘Onların kalblerini metin kıldık.’  Biz onların kalblerini İLÂHİ  İRTİBATLA teyit ettik’ demektir. Elbette böylesi irtibat ve itminana ulaşan insanlar hakperest, cesur ve fütursuz olacaklardır.

“İşte bu donanımlı insanlar ‘İz kâmû’  ‘(O yiğitler, o yerin hükümdarı karşısında)  ayağa kalktıkları zaman…’  Yani Hakkı tutup kaldırmak için kıyam ettiler, ayağa kalktılar ve kalpsizliğe, mantıksızlığa baş kaldırdılar.’  Başkaldırmanın dünya literatürüne var oluş felsefecileri sayılan  Sartre, Camus ve Marcuse ile girdiği bilinir. Ama bu, toplumun bütün örf ve âdetlerine, dinî ve ailevî telakki ve anlayışlarına saçma diyerek bir başkaldırmadır. Ancak Ashab-ı Kehfin BAŞKALDIRMASI  hiç de öyle değildir. Onlar, ‘Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir.’ deyip alternatif ikâme ve inşayı göstererek BAŞKALDIRIYORLAR. Yani varoluşçulara yaptığı gibi bir yıkma, bir kökten kazıma ameliyesi değil. RAB  ile irtibatlandırılmış bir inşa ve imar ameliyesidir. Evet ‘Gökleri ve yeri YARATAN  ve her şeyi tesbih taneleri gibi evirip çeviren ALLAH’tır.’ diyerek, alternatif  bir yenilenme hamlesiyle ayağa kalkıyorlar. Ardından da biz ‘Asla ALLAH’tan başkasına  ilâh tanımayız,  dua etmeyiz.’ diyerek inançlarını haykırıyorlar. ‘Aksi takdirde, biz saçma sapan konuşmuş ve kendimizi Haktan uzaklığa, şeytanî düşüncelere salmış oluruz.’  deyip bir kutlu süreci başlatıyorlar…  Bu itibarla da, “Birincisi: Onların toplumdan ayrılmalarını ve bir mağaraya sığınmalarını bir kaçış olarak değerlendirmemiz mümkün değildir. Evet, onların ayrılışı katiyen KORKAKLARIN  AYRILIŞI  gibi değildir; belki Hz. Ömer’in hicret ederken peşinden gelme ihtimali olanlara hem de güpegündüz Kâbe’ye giderek  ‘Ben  Medine’ye HİCRET  ediyorum. Karısını dul, çoluk –çocuğunu yetim bırakmak isteyen peşimden gelsin’  demesi ve ayrılması gibi bir ayrılıştır. Evet, onlarınki de bir firardır ama Kur’an’ın ifadesiyle ‘Allah’a firar edin’  (51/50) mazmununca Allah’a firardır ve Allah’a sığınmadır.”

“İkincisi: Böyle bir BAŞKALDIRMA ve ardından kaybolma, onların temsil ettiği düşüncenin o topluma zamanın yorumlarıyla farklılaşarak yeniden aksetmesine vesile olmuştur. Bu yiğitçe ve yürekten kükreyiş, kimbilir o toplumun içinde nicelerinin kafalarını allak-bullak etmiş ve nicelerinin gönüllerini yumuşatmıştı. Tıpkı toprağa atılan bir tohum gibi bu düşünceler ve bu yiğitlerin tavırları da ağızdan ağıza, dilden dile, gönülden gönüle nakledilerek, o topluma mâl oldu ve zamanı geldiğinde de açan filizler, semere veren başaklar gibi bütün bir toplumu çepeçevre kuşattı.”
Netice itibariyle yiğitçe bir direniş ve dik duruş  çok problemleri halleder.

[Safvet Senih] 6.5.2020 [Samanyolu Haber]

Nefsin esiri Nesiller [Mehmet Ali Şengül]

 İnsan sadece  beden, et ve kemikten ibâret maddî bir varlık değildir. Aynı zamanda onun, ruh ve mânâ yönü vardır. Rûhu olmayan bir insan, et ve kemik yığını ve kokmaya mahkum bir varlıktır.
      İnsan, ancak rûhuyla hârika bir varlık olduğunun farkına varır. Allah'a îman ve inancıyla da, kâinattaki yerini görür, mes'uliyetinin farkına varır. Akıl ve irâdesiyle, halife-i rûyi zemin olduğunun şuurunda ve sorumluluğunun idrakinde bir insan olduğunun farkına varır. Böylece Rabb'ini tanıyıp, O'nun emirlerine ve yasaklarına itaat etmekle de, ayrı bir buud ve derinlik kazanır.
      Allah bizlere, dava ve kader arkadaşlarımıza; îmanın zevkini ve huzurunu tattırmış, böylesine kıymetli ve paha biçilmez, mânevî bir sermayeye sâhip insanlar olma şerefini lütfeylemiştir. Allah'ın lütfettiği bu imkanlar ve fırsatları, ne kadar değerlendirdik, kaç insana yana yakıla Rabbimizi anlatıp tanıtabildik, kaç gencimizi ve neslimizi küfür ve dalâlet yangınından kurtarabildik? Bu mülahazalar, üzerinde durmaya ve derin bir muhâsebe yapmaya değer!
      Bu güne kadar pekçok fırsatlara, imkan ve nimetlere mazhar olduk ama, bu fırsatları değerlendiremeyip kaçırdı isek, -ben şahsım adına kendimi affedemiyor ve dâima sorumlu hissediyorum.- telâfi etmenin yollarını aramamız gerekmektedir.
      Allah'ı bilemeyen, yaratanını tanıyamayan, hesap vereceği,  ceza ve mükâfat göreceği âhiret hayatına îmandan ve bu şuurdan mahrum bulunan nesilleri suçlamaktan daha çok; Kur'an'ın ifâde buyurduğu gibi, "Aleyküm Enfüseküm -Siz kendinize bakın" ilâhi beyânına kulak vermek daha doğru olacaktır.
      Hayâtı ve gençliği, kıymeti tam bilinemeyen birbirinden kıymetli uzuvlar ve latifeleri hediye eden Allah (cc), bunları hem dünya mutluluğu, hem âhiret saâdeti adına en iyi şekilde nasıl değerlendirilmesi gerektiğini, vaz ettiği kanunlarla, semâvî kitaplarla ve aynı zamanda tayin buyurdukları rehberlerle, Peygamber'lerle bildirmiştir. 
      Mülkün hakîki sâhibi insan değil ki, onu istediği gibi kullanma hakkına sâhip olsun. Her insanın birinci vazifesi; her şeyi yaratan ve insanın emrine veren Allah'a îman ve emir'lerine itaat etmek, hakikatlerden mahrum bulunan insanlara gerçekleri anlatmak ve sevdirmek olmalıdır.
       O Allah ki; insanlığın dünya mutluluğu ve âhiret saâdetini kazanabilmesi adına, kâinatın yaratılış vesilesi, insanlığın iftihar tablosu Hz. Muhammed (sav) gibi yanıltmayan bir rehberi ve kıyamete kadar hükmü bâkî olan, beşere istikâmet kazandıracak bir kitap olarak Kur'an-ı Mu'ciz-ül- Beyan‘ı göndermiştir.
       Acaba insan aklını yolda mı buldu? Hayâtını hangi mağazadan, kaç paraya satın aldı? Beyin fakültelerini, hâfızasını, göz- kulak, el-ayak, dil- dudak, sinir sistemi, kan dolaşımı, mide ve bağırsak kısaca bütün organ ve uzuvlar; vazifelerini şaşırmadan, muntazam bir şekilde kimden emir alarak yapmaktadırlar acaba?
        Kütleler halindeki bulutları, yağmura muhtaç bölgelere, kim nasıl devamlı sevkedip hayat bahşetmektedir? Dünyâmızı, Ay ve Güneş'i ve baş döndürücü, akıl terazimizin tartamadığı diğer hârika bütün sistemleri, hayâtımıza göre tanzim eden kimdir? Elbette Allah'dır (cc). Tesâdüfen olması, sebeplere verilmesi, Allah'ın Kudret'ine perde yaptığı kanunlara, tabiata hiç verilemez. Evet; akla, irâdeye ve iz'an'a hitap eden kaynaklara bakılabilir.
      İnsan yoktu. Kendinden haberdar değildi. Bir sperm'den yaratılan ve varlıkların en mükemmeli hâline getirilen insanı, yaratan ve sorumlu tutan Allah (cc); insana âit en ince hârika şeylerle beraber kâinatı da, A'dan Z'ye yaratıp insanın emrine vermiştir.
     Bunları hesap etmeden, düşünmeden, meseleyi sâdece "şehvete, yeme ve içmeğe" bağlamak, bu hârika varlığı, ete kemiğe göre kullanmak,  ölümle sona erecek bir hayâta göre değerlendirmek; insana yapılan en büyük hakâret, en büyük kötülük ve en büyük zulüm olur.
      Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan‘da Bakara Sûresi 164. âyette, Cenâb-ı Hak; " Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün sürelerinin değişmesinde, insanlara fayda sağlamak üzere denizlerde gemilerin süzülüşünde, Allah’ın gökten indirip ölmüş yeri canlandırdığı yağmurda ve yeryüzünde hayat verip yaydığı canlılarda, rüzgarların yönlerini değiştirip durmasında, gökle yer arasında emre hazır bulutların duruşunda, elbette aklını çalıştıran kimseler için, Allah’ın varlığına ve birliğine nice deliller vardır." buyurmakta; görmeye, tefekkür ve muhâsebe etmeye davet etmektedir.
        Müşrikler Hz. Mûsa ve Hz. Îsâ‘ya (a.s.) verilen mûcizeleri öğrenip o kabilden olarak, Safa tepesinin altın olmasını -mûcize olarak- Peygamber Efendimiz’den (sav) istediler.
        Bu talep üzerine Allah Teâla; “(Habib'im) İstersen yaparım, fakat îman etmezlerse, hiç görülmedik şekilde azap gönderirim” buyurunca,
        Efendimiz (sav); “Yâ Rabbi! O halde benimle halkımı baş başa bırak, onları yavaş yavaş dine dâvet edeyim.” buyurması üzerine bu âyet indirildi.
      Demek ki bu âyette bildirilen gerçekler, Safa tepesinin altın olması gibi hârikalardan daha önemlidir. Bu aynı zamanda, Kur’ân’ın din konusunda insan fikrini ne güzel eğittiğini göstermeye kâfidir.
        Bakara Sûresi 165. âyette Allah; "Öyle insanlar vardır ki, Allah’tan başkasını Allah’a denk tutar, tıpkı Allah’ı severcesine onları severler (Altını, gümüşü, villaları, şan, şöhret ve makamlarını, şehvetlerini, zevklerini ve putlarını). Mü‘minlerin Allah’a olan sevgileri ise her şeyden daha ileri ve daha kuvvetlidir. Böyle yaparak kendilerine zulmedenler, azâbı gördükleri zaman anlayacakları gibi, bütün kuvvet ve kudretin yalnız Allah’a âit olup, Allah’ın azâbının pek şiddetli olduğunu, keşke şimdiden bilselerdi!"
        Bu âyet, ulûhiyyetin en önemli hususiyetlerinden birinin muhabbet yâni, sevilmek olduğunu gösterir. Bundan dolayıdır ki, Kur'an ıstılahında insan  'kul' vasfıyla anılır. Onun için kulluk, Kendisine kul olunan Allah'a karşı beslenen sevgi'nin en ileri derecesidir. ”el- Vedud ” Allah'ın güzel isimlerindendir. Yarattıklarını çok seven ve onlar tarafından çok sevilen demektir.
         Cenâb-ı Hak; “Nahl sûresi 68-69. âyetlerde; “Rabbin bal arısına şöyle vahyetti:“Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan kendine göz göz ev (kovan) edin! Sonra da her türlü meyveden ye de Rabbinin sana yayılman için belirlediği yolları tut!” Onların karınlarından renkleri çeşit çeşit bir şerbet (bal) çıkar ki onda insanlara şifa vardır. Elbette düşünen kimseler için bunda (Allah’ın kudret ve hikmetine) delil vardır."
       Bu âyette vahiy, ilham anlamındadır. Kuşun uçmayı, balığın yüzmeyi, yeni doğan bebeğin emmeyi öğrenmesi gibi, bütün canlıların hayat vesilelerini öğrenmeleri de ilham eseridir. Bütün büyük keşifler, önemli edebiyat ve san’at eserleri de bu kabildendir. Bal arısının hârika kimyagerliğine âyet özellikle yer vermektedir.”
       Nahl sûresi 4. âyette, "Nitekim O, insanı bir nutfeden yarattı. Ama o, yaman bir hasım kesiliverdi."
        Nahl Suresi 78. âyette, " Allah sizi analarınızın karınlarından öyle bir halde çıkardı ki hiçbir şey bilmiyordunuz. Öyle iken size kulaklar, gözler, kalpler verdi ki şükredesiniz." diye,
       Mülk sûresi 23.âyette de; "Ne kadar da az şükrediyorsunuz? buyuruyor.
       Nur sûresi 30ve 31. âyetlerde ise; "Mümin erkeklere bakışlarını kısmalarını ve edep yerlerini açmaktan ve zinâdan korumalarını söyle! Bu, onlar için en uygun olan davranıştır. Allah yaptıkları her şeyden hakkıyla haberdardır."
         "Mümin kadınlara da, bakışlarını kısmalarını ve edep yerlerini açmaktan ve günahtan korumalarını söyle! Yine söyle ki, mecburen görünen kısımları (el ve yüzleri)  müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini yakalarının üzerini kapatacak şekilde örtsünler....."
           Namaz, mü‘mini Rabbi ile irtibata koyan bağdır. Enerji kaynağı ile cihazı birleştiren kablo mesabesindedir. Kablosuz cihaz çalışmadığı gibi, ibâdetsiz insan da karanlıkta kalır, rûh gıdasını alamaz ve güçsüz düşer.
        Meryem sûresi 59. âyette, " Kendilerinden sonra yerlerine öyle bir nesil geldi ki namazı zâyi ettiler, şehvetlerinin peşine düştüler. İşte bunlar da azgınlıklarının cezasını bulacaklardır."  Buyrulmakta, ümmetlerin çöküşlerinin, namazı gevşetmekle başladığına işâret edilmektedir.
       Furkan sûresi 27,28 ve 29. âyetlerde Cenâb-ı Hak, "O gün zâlim, parmaklarını ısırır, “Eyvah! der, keşke o Peygamberle birlikte yol tutsaydım. Eyvah! Keşke falanı dost edinmeseydim! Vallahi bana gelen öğütten (Kur’ân’dan) beni o uzaklaştırdı. Zaten şeytan, insanı (işte böyle uçuruma, tehlike sınırına sürükleyip sonra da) yüzüstü, yalnız bırakır."
     Şuarâ sûresi 3. âyette ise; ”(Habibim) Onlar iman etmiyor diye üzüntüden nerdeyse kendini yiyip tüketeceksin.” buyuran Cenab-ı Hak; Efendimiz'e (sav), Habib'im, senin vazifen hakk'ı tebliğ, gerçekleri duyurmaktır. Allah dilemeden, murad etmeden, sen kalplere iman koyamazsın, ferman buyurmuştur.
          Şuarâ sûresinde 78.âyette; "O’dur beni yaratan ve hayat imkânlarını veren, maddeten ve mânen yol gösteren.“
      79.âyette; “O’dur beni doyuran, O’dur beni içiren.“
      80.âyette; “Hastalandığımda O’dur bana şifâ veren.“
      81.âyette de; “O’dur beni öldürecek ve sonra da diriltecek olan.“ buyurarak, insanın nasıl düşünmesi gerektiğini öğreten  Allah (cc); onu  yaratıp kendi haline bırakmamıştır. Onun vücudunu devamlı sûrette geliştirme, her türlü ihtiyaçlarını karşılama, ona zarar verecek binlerce tehlikeden koruma işlerini de uhdesine almıştır. Yüce Yaratıcı bunu öyle bir sisteme bağlamıştır ki, insanın bu kadar ilerleyen bilgi ve tecrübeleri, bu sistemi güzelce farketmekle beraber lâyıkıyla kavrayamamaktadır.
        Devam eden âyetlerde; “Büyük hesap günü günahlarımı bağışlayacağını umduğum ulu Rabbim de yine O’dur." (26/82)
      “O gün ki ne mal, ne mülk, ne evlat insana fayda eder.“ (26/88)
       “O gün insana fayda sağlayan tek şey, Allah’a temiz bir kalple gelmesi olur.” (26/89)
        Abese sûresi 34,35,36. âyetlerde; "İşte o (hesap verilecek) gün kişi kardeşinden, annesinden ve babasından, eşinden ve evlatlarından bile kaçar.”
         İnfitar sûresi 6,7,8. âyetlerde ise; "Ey insan, nedir seni o kerim Rabbin hakkında aldatan?
        “O değil mi seni yaratan, bütün vücud sistemini düzenleyen ve sana dengeli bir hilkat veren,“
       “Ve seni dilediği bir surette terkib eden?” ferman buyurmaktadır.
         Gaşiye sûresi 18,19,20,21. âyetlerde; "Gök nasıl kurulup uçsuz bucaksız yükseltilmiş?,
        “Dağlar nasıl da yeri tutup, dengeleyen direkler halinde dikilmiş,“
        “Yeryüzü nasıl yayılıp hayata elverişli kılınmış?“
        “ İşte böyle... Sen insanları irşada devam et! Zaten senin görevin sadece irşad edip düşündürmektir.”
         Nur sûresi 45.âyette, " Allah her canlıyı sudan yarattı: Kimi karnı üstünde sürünür, kimi iki ayağı üstünde yürür, kimi dört ayağı üstünde yürür. Allah dilediğini yaratır. Çünkü Allah her şeye kadirdir.”
         Beled sûresi 8,9,10. âyetlerde ise; "Biz ona görmesi için gözler,
        “Gönlüne tercüman olacak dil ve dudaklar, vermedik mi?,
         “Ona hayır ve şer yollarını göstermedik mi?”buyurmaktadır.
          Görülüyorlar ki, insan dünyaya imtihan için gelmiştir. Kendisine akıl, irâde ve şuur verilen her insan, sahip olduğu maddî ve mânevî her uzvundan ve latifelerinden, bunları dünyâda kendisine emânet eden Allah‘ın huzurunda hesâbı sorulacaktır.
         Ne varki insanın, bunun şuuruna varabilmesi ancak ve ancak Allah'a ve âhiret hayatına inanmasına bağlıdır. Bir insanda îman yoksa, bunları anlaması da  mümkün değildir.

[Mehmet Ali Şengül] 6.5.2020 [Samanyolu Haber]

Erdoğan kaybediyor!

Türkiye erken seçime mi gidiyor?

‘Bir mangayı donatacak silahım var’ diyenler neyin hazırlığını yapıyor?

Adem Yavuz Arslan, Abdülhamit Bilici ve Metin Yıkar ile #ArtıEksi @ademyarslan, @ahamitbilici, @myikar


[TR724] 6.5.2020

BDDK’dan müdahale: Bankaların yurtdışındaki bankalarla yapabileceği Türk Lirası işlemleri sınırlandırıldı

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), bankaların yurtdışındaki bankalarla yapabileceği Türk Lirası işlemlerini sınırlandırdı.

BDDK, Koronavirüs (Kovid-19) salgını gerekçesiyle bankaların elindeki kaynakların Türkiye’de kullanılmasına yönelik kararlar aldığını açıkladı. Buna göre BDDK tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı,

“Bilindiği üzere, ekonomik aktivitenin küresel COVID-19 salgını nedeniyle yavaşladığı, reel kesimin üretim ve istihdam açısından zorlandığı bir dönemde TL kaynakların verimli bir şekilde ve ağırlıklı olarak kamu ve özel kesimin finansman ihtiyacının giderilmesinde kullanılması önem kazanmıştır.

Bu amaçla, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun 05.05.2020 tarihli ve 9010 sayılı Kararı ile COVID-19 salgınıyla ilgili olarak ortaya çıkan olağanüstü koşullar ortadan kalkıncaya kadar uygulanmak üzere;

Bankaların, yurtdışındaki konsolidasyona tabi kredi kuruluşu ve finansal kuruluş niteliğini haiz ortaklıkları ile yurtdışındaki şubeleri de dahil olmak üzere, yurt dışında yerleşik finansal kuruluşlara yapacakları TL plasmanlar, TL depo, TL repo ve TL kredilerin toplamının bankaların en son hesapladıkları yasal özkaynaklarının \%0,5’i ile sınırlandırılmasına, Söz konusu oranın günlük olarak solo bazda hesaplanmasına, Mevcut aşımlar giderilinceye kadar yeni bir işlem yapılmamasına ve bu mahiyetteki vadesi gelen işlemlerin yenilenmemesine karar verilmiştir.”

[TR724] 6.5.2020

EPDK’dan İGDAŞ’a fatura soruşturması!

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), İGDAŞ’a ‘mevzuata aykırı sürelerde fatura düzenlendiği’ iddiasıyla soruşturma açtı.

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumundan (EPDK) yapılan yazılı açıklamada, salgın döneminde özellikle karantina bölgeleri için kıyasen fatura uygulamasına geçildiği hatırlatıldı.

Türkiye’nin büyük bölümünde elektrik ve doğalgaz faturalarının düzenlenmesi için sayaçların okunduğu belirtilen açıklamada, İstanbul’da ikamet eden doğalgaz abonelerinden yoğun şekilde gelen yüksek fatura şikayetlerinin tek tek incelendiği ve İGDAŞ’ın mevzuata aykırı sürelerde abonelere fatura düzenlediğinin tespit edildiği vurgulandı.

’40-45 GÜNLÜK FATURA KESİLDİ’ İDDİASI

Doğalgaz Piyasası Dağıtım ve Müşteri Hizmetleri Yönetmeliğine göre abonelere kesilecek faturaların kapsamının ortalama 25 günden az 35 günden fazla olmaması gerektiği hatırlatılarak, İGDAŞ’ın vatandaşlara 40-45 günlük fatura kestiği aktarıldı.

Açıklamada görüşlerine yer verilen EPDK Başkanı Yılmaz, “Gelen şikayetlere baktığımızda mevzuata aykırı sürelerde fatura düzenlendiğini tespit ettik. Bu durum haliyle vatandaşlarımızın faturasını oldukça yükseltmiş. Derhal soruşturma başlattık, gerekeni yapacağız.” ifadelerini kullandı.

YILMAZ: ŞİKAYETLERİ TEK TEK İNCELİYORUZ

Yılmaz, şunları kaydetti:

“Sayaçların okunma süreleri belli. Bütün şirketler de ona göre sorumluluklarını bilecek, titizlikle görev yapacak. Sayaçları okurken, faturaları düzenlerken tüketicinin kafasında soru işareti oluşturursanız, vatandaşı mağdur ederseniz el birliği ile bugünlere getirdiğimiz koskoca bir sektöre zarar verirsiniz. EPDK olarak bu konuda çok hassasız. Dağıtım şirketleri 25 yıldır, biz de kurum olarak 18 yıldır bu sürecin içindeyiz. Doğal gaz sektöründe faturalandırmalar ile ilgili daha önce böylesi şikayetlerle karşılaşmamıştık. Bundan sonra da tekrarlanmamasını, uzun yıllara dayalı bu güvenin zedelenmemesini umuyoruz.

Özel şirket olsun, belediye iştiraki olsun bizim için farklı değil. İçinden geçtiğimiz bu süreçte vatandaşlarımızın mağdur edilmesine, sektörümüze halel gelmesine asla müsaade etmeyiz. Vatandaşımız rahat olsun, bize güvensin. Onlara bir cep telefonu, bir mail kadar yakınız. Faturalarla şüphesi olan kurumumuzun internet sitesi üzerinden bize başvursun. Şikayetleri tek tek inceliyor ve gerekli adımları atıyoruz. İGDAŞ soruşturması sonucunda da Kurulumuz mevzuata aykırılığı sabit görürse gerekli yaptırımları uygulayacağız.”

[TR724] 6.5.2020

İBB davayı kazandı! Otogarı İSPARK işletecek

Büyük İstanbul Otagarı eski işletmecilerinin, otogardaki otoparkların İSPARK AŞ. tarafından işletilmesi yönündeki İBB Meclisi’nin almış olduğu karara karşı açtığı dava, mahkemece oy birliği ile reddedildi.

Büyük İstanbul Otagarı’nın otoparklarının 25 yıllık süreyle işleten Avrasya Terminal İşletmeleri’nin (AVTER) sözleşmesi, 4 Mayıs 2019’da sona erdi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Meclisi de 11 Temmuz 2019’daki oturumunda, otogar otoparklarının işletmesini İSPARK AŞ’ye devredilmesini karara bağladı.

OTAGAR ESKİ YÖNETİMİ, İBB MECLİSİ’NİN KARARINI YARGIYA TAŞIMIŞTI

İBB Meclisi’nin aldığı kararı yargıya taşıyan Uluslararası Trakya ve Anadolu Otobüsçüler Derneği ve Avrasya Terminal İşletmeleri Anonim Şirketi’nin talebi, İstanbul 9. İdare Mahkemesi’nden geri döndü. İdare mahkemesi, 31 Ocak 2020 tarihinde oybirliğiyle verdiği kararda, 1994 yılında sözleşmesi yapılan otogarın 25 yıllık sözleşme süresinin dolduğuna, İBB Meclisi’nin aldığı kararın kanunlara ve kamu yararı ilkesine uygun olduğuna hükmetti. Kararda ayrıca şu ifadelere yer verildi:
“Yargılama gideri olan 733.50 TL’nin davacılar üzerine bırakılmasına, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen 2 bin 500 TL’lik avukatlık ücretinin davacılardan alınarak davalı idareye verilmesine, posta avansından artan kısmın kararın kesinleşmesinin ardından davacılara iadesine, kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 gün içerisinde İstanbul Bölge İdare Mahkemesi’ne istinaf yolu açık olmak üzere, 31.01.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.”

MAHKEME KARARLARI NEDENİYLE DEVİR SÜRECİ UZADI

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun seçimi kazandıktan sonra 11 Temmuz’da toplanan İBB Meclisi, otogardaki otoparkların işletme hakkının 5 yıl süreyle İSPARK AŞ.’ye devredilmesi yönünde karar aldı. Uluslararası Trakya ve Anadolu Otobüsçüler Derneği ve Avrasya Terminal İşletmeleri Anonim Şirketi de alınan bu kararın iptali ile ilgili İBB aleyhine dava açtı. Otogar işletmecilerinin karara karşı yaptığı itirazlar üzerine verilen mahkeme kararları nedeniyle devir süreci uzadı.

1 SAATLİK PARKLANMA ÜCRETSİZ, İHALE CANLI YAYINLANDI

Mahkemenin ihtiyati tedbir kararının kaldırmasının ardından 8 Temmuz 2019’da otogardaki otoparkların işletmesi İSPARK AŞ. tarafından devralındı. Kapsamlı bir bakım, onarım ve temizlik çalışması yapılan otoparklarda, 1 saatlik park hizmeti ücretsiz hale getirildi. 9 Eylül 2019’da da otogarın tüm işletme haklarını devralan İBB, ticari işletmelerin kiraya verilmesi için ihale açtı. Canlı olarak yayınlanan ihaleyi, 25 Aralık 2109’da 27 milyon lira yıllık bedelle ve üç yıl süreyle işletme hakkını İBB İştiraki Boğaziçi Yönetim AŞ. kazandı.

[TR724] 6.5.2020

7 esnaf koronadan öldü! Salgının ilk çıktığı yer Kapalıçarşı mı?

Kapalıçarşı Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Kurtulmuş, koronavirüs salgını sonucu 7 esnafın hayatını kaybettiğini kaydetti.

Kapalıçarşı Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Kurtulmuş, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını önlemleri kapsamında Kapalıçarşı’ya sadece Kılıççılar ve Mercan kapılarından giriş yapıldığını hatırlatarak, çarşı yönetiminin ve esnafının hayatın kısa zamanda normale dönmesini temenni ettiğini aktardı.

44 DEĞİL 7 ESNAF HAYATINI KAYBETTİ

“Kapalıçarşı esnafından 44 kişi Kovid-19’a bağlı olarak yaşamını yitirdi” ve “Yönetim bu dönemde aidat peşinde” iddialarını yalanlayan Kurtulmuş, şunları kaydetti:

“Aldığımız tedbirler ve önlemlerle çarşımızda hasta veya ölümlerin olmaması için elimizden geleni yapıyoruz. Bu süreçte çarşımız esnafından 7 acı kaybımız olmuştur. Onlara Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır diliyoruz. Kapalıçarşı 40 gündür kapalı olduğu için bahsi geçen bu 44 kişinin, hastalığı evlerinde ya da bulundukları ortamda almaları da mümkündür. Bunun Kapalıçarşı’ya mal edilmesi doğru bir yaklaşım sergilememektedir. Bu içeriklerle yayınlanan haberler ‘İçinden dünya geçiyor.’ dediğimiz, günlük ortalama 150 bin yerli ve yabancı ziyaretçi sayısına sahip, 559 yıllık tarihi çarşıya zarar vermektedir.”

“BAYRAM SONRASI NORMALE DÖNMEYİ BEKLİYORUZ”

Kurtulmuş, çarşı yönetiminin esnaf ve ziyaretçileri korumak için önlem aldığını aktararak, Kapalıçarşı’nın düzenli dezenfekte edildiğini, çarşı ziyaretçiye kapalı olsa da esnaf için iki kapıdan giriş sağlandığını, bu sırada sosyal mesafeye uyulduğunu, ateş ölçümü yapıldığını ve güvenlik önlemleri alındığını anlattı.

Sosyal mesafeye ve önlemlere uyulmasıyla hayatın normalleşmesini beklediklerini aktaran Kurtulmuş, şöyle devam etti: “Süreç normalleşmeye başladığı zaman, büyük ihtimalle Ramazan Bayramı’nın akabinde çarşımızın tekrar renkli, ziyaretçileriyle birlikte hayat dolu olduğu günlere dönmesini bekliyoruz. Vakıf kiracıları dertliydi, kendilerine kira yardımı yapılmasını ümit ediyorlardı. Kültür ve Turizm Bakanlığımız devreye girdi, kiraları 3 ay öteleme, 6 ay taksitlendirme yoluna gitti. Çok ama çok kritik bir karar aldı.”

“650 İLA 1000 ÇALIŞAN GELİP GİDİYOR”

Kurtulmuş, çarşının tamamen kapatılamadığını yineleyerek, şunları kaydetti: “Valilik, bir mekân olarak tek başına çarşı için kararı Hıfzıssıhha’dan çıkaramıyor, İstanbul geneli için karar alıyor. Mevzuat gereği tek başına kapatma kararı alamıyor. Biz de esnafımız mağdur olmasın diye Kılıççılar ve Mercan kapısından giriş-çıkışları kontrollü bir şekilde devam ettiriyoruz. Kapıdan geçenlerin ateşleri tek tek ölçülüyor, verilerine bakılıyor. Kapalıçarşı’da şu anda 20 civarında dövizcimiz, finansçımız aktif. Her gün onlarca esnaf, 650 ila 1000 çalışan çarşıya sorunsuz bir şekilde gelip gidiyor.”

[TR724] 6.5.2020

Korona dünya ekonomisini vurdu! 2020’de yüzde 3.3 küçülecek!

Koronavirüs salgını sonucu dünya ekonomisinde 9 trilyon dolarlık bir kayıp yaşandığını dikkat çeken uzmanlar dünya ekonomisinin 2020’de yüzde 3.3 küçüleceğini kaydetti.

Euler Hermes yayınladığı yeni raporunda dünya ekonomisinin yeniden faaliyete geçiş sürecini değerlendirdi. Raporda dünya ekonomisini yeniden faaliyete geçirirken 7 olası riskin takip edilmesi gerektiği vurgulanırken 2020 yılında ekonominin yüzde 3,3 küçüleceği tahmin edildi.

Salgın sürecinde yaşanacak 9 trilyonluk kaybın Almanya ve Japonya ekonomilerinin toplam GSYH büyüklüğüne eşit olduğu vurgulandı. Dünyanın lider alacak sigortası şirketi Euler Hermes, Kovid-19 salgınının yarattığı riskleri değerlendirdiği yeni raporunu yayınladı. Raporda küresel nüfusun ve üretimin yarısından fazlasını kilit altında tutan bu krizin dünyayı 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana görülen en kötü resesyona sürüklediği belirtiliyor. Bu kapsamda dünya ekonomisinin tekrar faaliyet geçmesi ile sermaye piyasalarındaki durumun iyileşmeden önce kötüye gidebileceği tahmin ediliyor.

7 RİSK FAKTÖRÜ ÖNEMLİ

Raporda U şeklinde bir toparlanma yerine krizin uzamasına neden olacak 7 risk faktörünün hükümetler ve şirketler tarafından takip edilmesinin gerekliliğine dikkat çekiliyor.

*Virüsün ikinci bir salgın dalgasına yol açması. Bu durum dünya ekonomisini 2021 yılı sonuna kadar kriz önceki seviyelerinin altında tutmaya devam edebilir.

*Uzun süreli belirsizlik ve düşük güven seviyelerinin yatırımları geciktirmesi ve ihtiyati tasarrufları arttırması.

*Politika hataları ve Euro Bölgesi’nde mali yük paylaşımının yetersiz kalmasıyla kötüye gidişin tekrarlaması ve ulusal borç krizlerinin tetiklenmesi.

*Yüksek riskli kredilerdeki ciddi artış ve nakit sıkıntısı yaşayan şirketlerin ödeme güçlükleri nedeniyle bir bankacılık ya da gayrimenkul krizinin ortaya çıkması.

*Özellikle gelişmekte olan ülkelerde, artan eşitsizliklerin dikkate alınmaması nedeniyle artan sosyal hoşnutsuzluk ve siyasi gerginlikler.

*Dünya genelinde korumacı önlemleri tetikleyen ve şirketlerin yapısal olarak daha düşük marjlarla çalışmalarına neden olan daha kısa tedarik zincirleri.

*Aşırı ahlaki tehlikenin daha yüksek enflasyon, borçların yeniden yapılandırılması ve artan vergilere yönelik kolektif bir risk oluşturması.

SALGIN ÖNLEMLERİ SEBEBİYLE TİCARET VE BÜYÜME OLUMSUZ ETKİLİYOR

Raporda mal ve hizmet ticaretinde iki çeyrek boyunca sürecek bir resesyon beklendiği ifade ediliyor. Ticaret hacminde yaşanması beklenen yüzde 15’lik bir daralmanın sonucunda dünya ticaretinde 3,5 trilyon dolara varan kayıplar yaşanacağının altı çiziliyor. Bir diğer büyük risk olan iflasların ise hükümetlerin bu zamana kadar göstermediği desteklere rağmen yüzde 20 oranında artacağı tahmin ediliyor.

Dünya ekonomisinin 2020’de yüzde 3,3 küçülmesinin beklendiği raporda yaklaşık 9 trilyon dolarlık bir kaybın yaşanacağı ifade ediliyor. Bu kayıp Almanya ve Japonya ekonomilerinin toplam GSYH büyüklüklerine eşit. Kısmi işsizlik kategorisine giren işlerde çalışanların üçte biri işsiz kalabileceğinin altının çizildiği raporda Euro Bölgesi’nde toplamda 70 milyondan fazla insanın kısmi işsizlik programlarından faydalanacağı tahmin ediliyor. Raporda ekonomilerin yavaş bir seyirde yeniden faaliyete geçmesi ile şirketler için sabit maliyetlerin düşürülmesinin gerekeceği ve bu durumun en çok karantina önlemlerinin çok yavaş hızla kaldırılacağı otel ve konaklama, seyahat ve perakende sektörlerini etkileyeceği söyleniyor. Belçika, İngiltere, İspanya, Fransa ve Portekiz gibi işsizlik programlarının yaklaşık 6 ayla sınırlı olduğu ülkelerde kısmi işsizlik kategorisine giren işlerde çalışanların üçte birinin yılsonuna kadar işsiz kalabileceği öngörülüyor.

MERKEZ BANKALARI’NIN ŞİŞEN BİLANÇOLARI MALİYETLERİ HAFİFLETİYOR

Raporda çift haneli bütçe açıklarının ve merkez bankalarının balon gibi şişen bilançolarının krizin finansal ekonomik ve sosyal maliyetlerini hafifletmeye yardımcı olduğu belirtiliyor. Fransa’da 10 milyondan fazla insan kısmi işsizlik programı altında. Almanya’da ise 725 bin şirket destek programından yararlanıyor. İstihdamı korumanın maliyetinin her ülkede GSYH’nin yüzde 1,5’ini aşacağı tahmin ediliyor. FED’in bilançosunun 4.13 trilyon dolardan 6.34 trilyona çıkmasının ardından FED’den bir ay içinde 2 trilyon dolarlık bir bilanço artışı daha bekleniyor. Sene sonunda ise FED’in bilanço toplamının 11.5 trilyon dolara yani GSYH’nin yaklaşık yarısına ulaşabileceği tahmin ediliyor.

[TR724] 6.5.2020

Ramazan ayı ve infak etmek-2 [Prof. Dr. Muhittin Akgül]

İçinde bulunduğumuz mübarek ve bereketli zaman dilimlerinde özellikle unutmamamız gereken bir ibadet vardır ki Kur’ân buna infak diyor. Efendiler Efendisi (s.a.s.) bu ay içerisinde infak noktasında esen bereketli bir rüzgardan daha hızlı olur, sahip olduğu imkanlardan, ihtiyaç içerisinde bulunanlara bol bol dağıtırdı.

Zaten oruç ibadetinin bize hatırlattıkları önemli hususların başında, aç-susuz kalmak suretiyle, fakirlerin halini hatırlamak, dolayısıyla onlarla daha yakından ilgilenmek ve dertlerini yaşayarak yakından hissetmekti.

Kazandığı ve sahip olduğu malın-mülkün sadece kendisinin olduğunu zanneden gafil kimselerin, bu bataklıkta boğulmamaları ve böyle çarpık bir düşünce içerisinde olmamaları için Kur’ân-ı Kerim, pek çok ayetiyle tarihten örnekler sunarak, insanları bu konuda uyarıyor.

İnfak, zekattan daha geniş anlam çerçevesine sahip bir kavramdır. Bedenden, bilgiden, imkanların her türlüsünden, maldan mülkten insanın Allah için verdiği her şey infaktır. Ve infakın en zirveye ulaştığı ay da, içinde bulunduğumuz bu Ramazan Ayıdır.

İnfak, mü’minin en temel özelliklerinden biridir. Kazancı sadece verilene değil, aslında verene yönelik bir ibadettir. İnfak, aynı zamanda insanı tehlikelerden koruyan bir hayat sigortasıdır.

Cimrilik yapıp infak etmeme, insanın kendi eliyle kendini tehlikeye atması, sigorta kapsamının dışına çıkarması anlamına gelir. Zira infak, belaları önleyen, Yüce Mevla’nın insana gadabını merhamete çeviren, başa gelecek kötü ölümlerden kurtaran bir can simidi gibidir.

İnfak etmeme, ansızın gelen ölüm karşısında: “keşke ölüm gelip çatmadan önce vermem gerekenleri verip de sadakatimi Rabbime karşı gösterebilseydim!” şeklindeki faydasız pişmanlığa götüren çirkin bir davranıştır.

İnfak etme, alış-verişin, dostluğun ve hiçbir şefaatçinin faydasının olmayacağı günde, insanın elinden tutan sıcak bir dosttur.

İnfak, toprağa atılan bereketli bir buğday tanesi; her taneden yedi başağın meydana geldiği, her başağında da yüz tanenin bulunduğu bereketli bir başak tanesidir.

İnfak, aslında malın eksilmesi değil, aksine artması, bereketlenmesi ve yerine daha fazlasıyla yenisinin konulmasına vesile bir ibadettir.

İnfak, infak edenin meleğin duasını arkasına almasına vesile olan bereketli bir duaya, aday olma vesilesidir. İnfak, Yüce Mevla’nın bire, en az on katı karşılığını verdiği bereketli bir alış-veriştir.

İnfak, verilen malın, verilen kimsenin eline değmeden Yüce Mevla’nın eline ulaşmasına vesile olan kazançlı bir muameledir.

İnfak, Yüce Allah’ın, insanın darda kaldığı zamanlarda elinden tutmasına vesile olan bir kurtarıcıdır.

İnfak, insanlığa rehber olarak gönderilen Hz. Peygamber’in (s.a.s.) ahlakıyla ahlaklanmanın göstergesidir.

İnfak, hem içimizdeki manevi kirleri ve hem de malımızdaki şüpheleri ve kirleri gideren bir temizleyicidir.

İnfak, insanı insanlara, Cennet’e ve Allah’a yaklaştıran, Cehennem’den de uzaklaştıran değerli bir ameldir.

İnfak, milletinden olmakla övündüğümüz, her namazın sonunda kendisine hayır ve bereket duasında bulunduğumuz Hz. İbrahim’in izinden gitme bahtiyarlığıdır. İnfak, ilahi ahlakla ahlaklanmanın en güzel bir göstergesidir.

İnsanın malından mülkünden verememesi, aslında şeytanın tezgahına düşmenin belirtisidir. Zira şeytan insanı, fakirlikle korkutur ve vermemesi için sürekli çeşitli telkinlerde bulunur.

Verilmeyen mal, Cehennem’de kızdırılıp sahibinin yüzünün, sırtının ve yanlarının dağlanmasına vesile bir yakıcıdır; boyna dolandırılacak ağır bir yüktür.

Mü’min, vereceği sadakayı, zekâtı, hayır ve hasenatı diğer zamanlarda da yapabilir. Ancak özellikle bu ayda, bu hayırlı işin yerine getirilmesi, oldukça önemlidir. İftar çadırlarına katkıda bulunma, çevremizdeki muhtaçları keşfetme, fakir bir aileyle iftarı paylaşma, yapmamız gereken oldukça önemli faaliyetlerdendir. İnfak duygularınızın, esen bereketli rüzgârlardan daha coşkun ve daha hızlı olması temennisiyle.

[Prof. Dr. Muhittin Akgül] 6.5.2020 [TR724]

Kızının ilacı için organlarını satışa çıkardı… Bakanlık: Paylaşımı silin! [İlker Doğan]

Türkiye’deki ekonomik krizin etkileri her geçen gün daha belirgin hale geliyor. Ahmet Turoğlu isimli bir baba, kanser olan 4 yaşındaki kızı Hiranur için bütün organlarını sosyal medyadan satışa çıkardı. Çaresiz baba, kısa sürede binlerce kez paylaşılan mesajında, “Organlarımı satıyorum! Kanser hastası kızımın ilacı olan Dinutuximab Garziba için tüm organlarımı satıyorum. 0544 xxx” ifadelerini kullandı. Söz konusu ilacın fiyatının 200 bin Euro olduğu ve SGK’nın bu ilacı karşılamadığı öğrenildi. Ahmet Türkoğlu, daha önce CİMER’e de başvurduğu ancak cevap bile alamadığını söyledi. Bu arada, Türkiye’de organ satışı yasak!

Ahmet Türkoğlu’nun mesajının altına kısa sürede yüzlerce yorum yazıldı. İnsanlar Hiranur’un ilacının SGK tarafından karşılanmamasına tepkiliydi. İşte o tepkilerden bazıları: “Ciddi rahatsızlığı olmayan bir hasta için İsveç’e uçak gönderen devletimiz Hiranur’u görmüyor mu? (…) İsveç’e yetişen yardım elinizi, bu babaya da uzatın bi zahmet! (…) Vatandaşın tedavi olabilmesi için illaki bu mecrada feryat etmesi mi gerekiyor?”

SAĞLIK BAKANLIĞI: PAYLAŞIMI SİLİN!

Ahmet Turoğlu’nun söz konusu paylaşımının binlerce kez etiketlenmesi üzerine Sağlık Bakanlığı Sağlıklı Çözüm hesabı üzerinden babaya cevap verildi. Söz konusu cevapta, babayla iletişime geçileceği ancak paylaşımını silmesi gerektiği belirtildi. Ve çaresiz baba söz konusu paylaşımını Sağlık Bakanlığı’nın uyarısının ardından sildi!

Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomiz kriz insanları çaresiz bırakıyor. Devletten gerekli desteği alamayan insanlar çareyi sosyal medyada arıyor. Bunlardan biri de dün yaşandı. Ahmet Turoğlu’nun 4,5 yaşındaki kızı Hiranur kanserdi ve ilaca ihtiyacı vardı. Söz konusu ilacın fiyatı 200 bin Euro’ydu ve SGK da ilacı karşılamıyordu. Çaresiz kalan baba bugüne kadar Cimer dahil bir çok yere derdini anlattı. Turoğlu’nun İbrahim Kalın’dan bile yardım istediği görülüyor. Ancak hiç bir dönüş alamadı. Ve son olarak şansını sosyal medyada denedi ve organlarını satışa çıkardığını yazdı. Ahmet Turoğlu, dün paylaştığı tweet’inde, “Organlarımı satıyorum! Kanser hastası kızımın ilacı olan Dinutuximab Garziba için tüm organlarımı satıyorum. 0544 xxx” ifadelerini kullandı.

İSVEÇ’E UÇAK GÖNDERENLER NEREDE?

Ahmet Türkoğlu’nun mesajı kısa sürede binlerce etkileşim aldı. İnsanlar Hiranur’un ilacının SGK tarafından karşılanmamasına tepkiliydi. İşte o tepkilerden bazıları: “Ciddi rahatsızlığı olmayan bir hasta için İsveç’e uçak gönderen devletimiz Hiranur’u görmüyor mu? (…) İsveç’e yetişen yardım elinizi, bu babaya da uzatın bi zahmet! (…) Vatandaşın tedavi olabilmesi için illaki bu mecrada feryat etmesi mi gerekiyor? (…) İsveç’e uçak gönderen devlet bu babayı da duyabilir mi? Burası İsveç değil ama yinede bir bakın bakanım!”

SAĞLIK BAKANLIĞI: PAYLAŞIMI SİLİN!

Ahmet Turoğlu’nun söz konusu paylaşımının binlerce kez etiketlenmesi üzerine Sağlık Bakanlığı Sağlıklı Çözüm hesabı üzerinden babaya cevap verildi. Söz konusu cevapta, babayla iletişime geçileceği ancak paylaşımını silmesi gerektiği belirtildi. Cevapta, “Ahmet Bey, çözüm ekibimiz sizinle iletişime geçmiştir. Hiranur’un tedavi talebi ile ilgili süreç takip edilmektedir. Türk Ceza Kanunu 91. maddesi gereğince ve kişisel bilgilerinizin güvenliği açısından size ait GSM bilginizi de içeren paylaşımınızı silmenizi rica ederiz.” denildi.

PAYLAŞIM SİLİNDİ; DEVLETİMİZ VAROLSUN!

Ve bu uyarının ardından çaresiz baba Ahmet Turoğlu, paylaşımını silmek zorunda kaldı. Ardından da şu paylaşımda bulundu: “Sağlık Bakanımın danışmanı bizzat arayarak konu ile derhal alakadar olacaklarını ve ilacımızın teminini sağlayacaklarını belirttiler. Ben de devletime güvenerek organlarımı satmaktan vazgeçtiğimi belirtirim. Devletimiz varolsun, ilacımız gelsin, kızımız yaşasın yeter bana.”

Mansur Yavaş, çay satan babaya ulaştı

Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin İŞKUR’un önünde bir yandan iş ararken bir yandan da evine ekmek götürebilmek için çay satan 45 yaşındaki Yusuf Derin’e ulaştığı öğrenildi. Derin’in “En son kızım ‘Baba evde ekmek yok’ dedi. Evde termosum vardı, çayı demledim çıktım.” sözleri gündem olmuştu.

Ankara Büyükşehir Belediyesi ekiplerinin dün  sabah Yusuf Derin’in Keçiören Ufuktepe’deki evini ziyaret ettiği ve nakit para yardımının yanı sıra market çeki ve iki gıda paketi verdiği öğrenildi. İş bulunması noktasında da yardımcı olunacağı ifade edildi.

[İlker Doğan] 6.5.2020 [TR724]

Manchester United’da oynadıklarına inanmayacaksınız [Hasan Cücük]

Alex Ferguson’la dünyanın en tanınan ve başarılı kulüplerinden biri haline gelen Manchester United’de adını ezberlediğimiz onlarca yıldız oyuncu ter döktü. Bir de United’da oynadığını hatırlamakta zorlandığımız isimler var. Bunlar öyle sıradan isimler değil. Okuyunca şaşıracaksınız.

Victor Valdes: Barcelona kalesini 2002-2015 arasında koruyan Valdes, 536 maçta kalede yerini aldı. Barcelona kalesini en fazla koruyan file bekçisi olan Valdes, Haziran 2015’te kulübüyle sözleşmesini sonlandırdı. 6 ay boyunca kulüp bulamayan ünlü eldiven Ocak 2016’da United ile sözleşme imzaladı. United kalesini sadece iki maçta koruyan İspanyol eldiven önce Belçika ekibi Standard Liege kiralandı daha sonra Middlesbrough’a bedelsiz olarak satıldı. United kariyeri sadece 2 maç olarak kaldı.

Wilfried Zaha: Takvim yaprakları Ocak 2013’ü gösterdiğinde Manchester United, 19 yaşındaki Fildişi Sahilleri’nden Zaha’yı 11 milyon Euro ödeyerek Crystal Palace’den renklerine bağladı. Genç oyuncuyu yeniden eski takımına kiraladı. 6 ay sonra United kadrosuna katılan Zaha sadece 28 dakikaka forma bulduktan sonra bu kez Cardiff’e kiralandı. Cardiff dönüşü yeniden ilk geldiği takım olan Crystal Palace kiralanan Zaha, Şubat 2015’te 3,8 milyon Euro bedelle bu takıma satıldı. Crystal Palace formasını giymeye devam eden Zaha’nın kariyerinde United için oynadığı 28 dakika bulunuyor.

Michael Keane: Şimdilerde Everton formasıyla ortaya koyduğu futbolla dikkatleri üzerine çeken Michael Keane’nin de yolu United’dan geçti. Manchester United’in U23 takımının formasını giydikten sonra A takım kadrosuna terfi etti. Kadroda yer bulmakta zorlanan Keane, Liecester City, Derby ve Blackburn gibi takımlara kiralık olarak gönderildi. 2014-15 sezonunda sadece 5 maçta Manchester United formasını giyen defans oyuncusu, Ocak 2015’te önce kiralık daha sonra ise 3,8 milyon Euro bedelle Burnley’e gönderildi. Burnley’de gösterdiği performansla kulüplerin gözdesi olan Michael Keane Temmuz 2017’de 28 milyon Euro karşılığında Everton’a transfer oldu. United’de tutunamayan Michael Keane, Everton’a kadronun önemli ismi olup, milli takıma kadar yükseldi.

Danny Drinkwater: Manchester United’in alt yapısından yetişen Drinkwater, 2009’da A takım kadrosuna terfi etti ama hiç oynamadan Huddersfield, Cardiff  ve Watford gibi takımlara kiralandı. 2012 yılına gelindiğinde ise 900 bin Euro bedelle o yıllarca Championship’te oynayan Leicester City’ye transfer oldu. Leicester City formasını yıldızını parlayan Drinkwater, 2015’te gelen Premier Lig şampiyonluğunda önemli rol oynadı. Leicester formasını 238 maçta giyen Drinkwater, 2017’de 38 milyon Euro karşılığında Chelsea’ya transfer oldu. Londra ekibinde Leicester City günlerinin gerisinde kalan Drinkwater, kiralık olarak Aston Villa’ya gönderildi. Kariyerinde ise hiç oynamadığı United bulunuyor.

Gerard Pique: Barcelona defansının emniyet subaplarından biri olan Gerard Pique, ünlü altyapı La Masia’dan yetişti. Barcelona U19 kadrosundayken, 2004’te 5 milyon Eıro karşılığında United’a transfer oldu. İki sezon kadrosunda bulunduğu United formasını sadece 10 maçta 510 dakika giydi. 2006-07 sezonunda Real Zaragoza’ya kiralanan Pique 22 maçta forma buldu. Sezonun bitimiyle yeniden United’a dönen Pique’yi Ferguson defans hattının her bölgesinde oynattı. Sezon boyunca tüm kulvarlarda 13 maçta sahaya çıkan Pique, 822 dakika sahada kaldı. Sezonun bitimiyle ise 5 milyon Euro karşılığında yetiştiği takım Barcelona’ya satıldı. United’da forma bulamayan Pique 12 yıldır Barcelona defansının en önemli ismi olmaya devam ediyor.

Diego Forlan: Uruguay futbolunun yetiştirdiği en önemli forvetlerden biri olan Diego Forlan, Avrupa’ya adımını United’la attığında takvim yaprakları Ocak 2002’yi gösteriyordu. Independiente kulübünden 11 milyon Euro’ya United kadrosuna katılan Forlan, 2004’e kadar kaldığı İngiliz ekibinde çoğu yedekten 98 maçta forma giyip 17 gol attı. 2004’de Vilerreal’e 3,2 milyon Euro’ya satılan Forlan, İspanya’da Avrupa’nın en tanınan golcülerinden biri oldu. Özellikle 2007-11 arasında formasını giydiği Atletico Madrid’de ortaya koyduğu performans adını futbol dünyasına kazıdı. 2010 Dünya Kupası’nda Uruguay’ı dördüncülüğe taşıyan isim olan Forlan, turnuvanın gol krallığını Thomas Müller ve Wesley Sneijder ile paylaştı. 112 milli maçta 36 gol kaydetti. United döneminden ise hafızalarda başarısız performansı kaldı.

[Hasan Cücük] 6.5.2020 [TR724]

Vehip Paşa’nın Ermeni tehciri raporu [Dr. Yüksel Nizamoğlu]

Ermeni tehcirinin soykırıma dönüştüğüne dair iddiaların delillerinden birisi de 1916-1918 yıllarında önce III. Ordu ardından da Şark Orduları Grubu Komutanı olarak görev Vehip Paşa’nın raporudur.

Bu rapor Birinci Dünya Savaşı esnasında yaşanan çeşitli suistimalleri incelemek üzere oluşturulan Tetkik-i Seyyiat Komisyonu’na 5 Aralık 1918’de sunulduktan sonra 29 Mart 1919’da Divan-ı Harpte okunmuş daha sonra da İttihat ve Terakki ana davasında gündeme gelmiştir.

Bu yazımızda Vehip Paşa’nın bu raporunu özetleyecek ve bundan hareketle daha sonraki yazılarımızda bazı değerlendirmelerde bulunacağız.

Vehip Paşa Kimdir?

Vehip Paşa bugün Yunanistan sınırları içinde olan Yanya doğumlu olup Harp Okulu ve Erkân-ı Harbiye Mektebi’nden üstün başarılarla mezun olmuş bir Osmanlı subayıdır. Paşa, Manastır’da görev yaptığı sırada Enver Bey’in (Paşa) aracılığıyla İttihat ve Terakki’ye üye olmuş ve 1908’de Manastır’da Meşrutiyeti ilan eden beyannameyi okumuştur. Ardından Harp Okulları Komutanlığı görevini üstlenmiş, Balkan Harbinde de ağabeyi Esat Paşa ile birlikte Yanya’yı savunmuşsa da Yunanlılara teslim etmek zorunda kalmış ve Atina’da esaret hayatı yaşamıştır.

Esaretten dönüşte Hicaz’da görev almış sonra da II. Ordu Komutanı olarak İstanbul’a gelmiş, 1915 Temmuz’unda da ordusuyla birlikte Çanakkale cephesinde görevlendirilmiştir.  Ağabeyi Esat Paşa Çanakkale’de Şimal Grubu Kumandanı olarak görev yaparken Paşa da Cenub Grubu Kumandanlığını üstlenmiştir.

1916’da Erzurum’un düşmesi sonrasında III. Ordu Kumandanlığına atanmış ve 6 Mart 1916’da Erzincan’a gelerek göreve başlamıştır. Vehip Paşa’nın tayin ve terfilerinde İttihatçı kimliği ve Manastır günlerinden dost olduğu Enver Paşa ile olan yakınlığının etkili olduğu anlaşılmaktadır.

Paşa başlangıçta Ruslar karşısında başarılı olamayarak kuvvetlerini Erzincan’ın batısına çekmiştir. Bolşevik İhtilali ile birlikte Rus kuvvetlerinin geri çekilmesi üzerine de Vehip Paşa kumandasındaki III. Ordu, önce 1914 sınırının ötesine geçmiş daha sonra da Abdülhamit devrinde kaybedilen Kars, Ardahan ve Batum’u kurtararak 1877 sınırının ilerisine gitmeyi başarmıştır.

 Paşa’nın Raporu

Paşa’nın kazandığı zaferler aynı zamanda düşüşünün de başlangıcı olmuş ve görevden alınarak Harbiye Nezareti emrine verilmiştir.

Vehip Paşa Mütareke döneminde Tetkik-i Seyyiat Komisyonu’na Ermeni olayları hakkında bir rapor sunmuştur. Bu dönemde Damat Ferit Hükümeti, İngilizlerin istekleri doğrultusunda Ermeni tehcirindeki suçlamalar nedeniyle 10 Mart 1919 tarihinde bazı kişileri tutuklamış; Said Halim Paşa, Halil Paşa (Kut), Nuri Paşa, Ağaoğlu Ahmet, eski şeyhülislamlar Ürgüplü Hayri Efendi, Musa Kâzım Efendi gibi tutuklular arasında Vehip Paşa da yer almıştır.

Paşa’nın daha önce komisyona sunduğu rapor, tutukluluğu sırasında “tehcir suçlamalarına delil olmak üzere” gündeme gelmiş ve Trabzon Tehciri Davası’nda okunduktan sonra dönemin gazetelerinde özet olarak yayınlanmıştır. Raporun orijinaline şu ana kadar ulaşılamamışsa da Taner Akçam ve Dadrian orijinal nüshanın Kudüs Ermeni Patrikliği Arşivinde olduğunu iddia etmektedirler.

Paşa’nın Tehcirle İlgili Suçlamaları

Paşa’nın raporu iki kısımdan oluşmaktadır. Raporun bir bölümünde tehcirle ilgili iddialar bulunmakta, diğer bölümünde ise 1914 ve 1917-1918 yıllarında Ermenilerin Müslüman halka yönelik saldırılarına dair bilgiler verilmektedir.

Burada göz önünde tutulması gereken ilk husus, Paşa’nın III. Ordu bölgesinde 6 Mart 1916-6 Temmuz 1918 tarihleri arasında bulunduğudur. Bu tarihler, Paşa’nın da belirttiği üzere “Ermeni sevk ve tehcirinin” sona erdiği dönemdir. Bunun anlamı Paşa’nın 1914-1916 (Mart) dönemine ait bilgileri duyumlara ya da kumandanlık yazışmalarına dayanmakta olup kendisinin şahit olduğu olaylar değildir.

Vehip Paşa raporunda göreve geldikten sonra Erzurum ve Trabzon’dan tehcir edilen Ermeni kafilelerinin Kemah üzerinden geçerken nakit paraları ve mücevherlerinin alınarak bir kısmına mahalli idare tarafından el konulduğunu diğer kısmının da İttihat ve Terakki merkezine gönderildiğini, kendilerinin de Fırat’tan geçerken imha edildiklerini öğrendiğini belirtmektedir.  Bunun üzerine olaylara karışan jandarma subayları ve onlara yardım eden kişileri yanına getirterek sorguladığını ve bu kişilerin de emri dönemin Erzincan Mutasarrıfı Memduh Bey ve İttihat ve Terakki liderlerinden Bahattin Şakir’den aldıklarını söylediklerini aktarmaktadır. Paşa bunun üzerine Memduh ve Bahattin Şakir’i Divan-ı Harb’e sevk etmiş ancak bu kişileri sorgulamak mümkün olmamıştır.

Vehip Paşa bir başka olayda da küçük yaştaki bir Ermeni kıza iki subay tarafından tecavüz edildiğini öğrendiğini ve bu kişileri askerlikten uzaklaştırarak sivil makamlara teslim ettiğini anlatmaktadır.

Paşa ayrıca Amele Taburlarında bulunan Ermeni askerlerin Halep’e sürülmek üzere Sivas’ta toplanmalarının emredilmesi üzerine yaşanan faciaları aktarmaktadır. Paşa aradan üç ay geçmesine rağmen Ermeni askerlerin Halep’e ulaşmadıklarını öğrenmiş ve Sivas Valisi Muammer Bey’e sorduğunda Ermeni askerlerin kendilerini sevke memur edilen Yüzbaşı Nuri tarafından Şarkışla ile Gürün arasında öldürüldüğünü öğrenmiş ve bunun üzerine Yüzbaşı Nuri’yi yargılatmış ve suçu sabit olunca idam ettirmiştir. Bu bilgi arşiv kayıtlarından da doğrulanmaktadır.

Paşa’nın bizzat yaşadığı olaylarda askeri görevlilerin katliamlara iştirak ettiği ayrıca tehcirin katliamlara dönüşmesinde mülki amir ve İTC yönetiminin de rolleri olduğu açıkça görülmektedir.

Vehip Paşa raporda şahit olduğu olaylar dışında tehcir dönemine ait duyumlarına yer vermekte ve yaşanan katliamları anlatarak faillerini açıklamaktadır.

İlk olarak Canik vilayeti tehcirini anlatan Paşa, mutasarrıf Necmi Bey’in dirayetiyle Samsun Ermenilerinin liva sınırına kadar problemsiz çıksalar da diğer livalarda üzücü olaylar yaşadıklarını söylemektedir.

Benzer şekilde Erzurum Ermenileri de Vali Tahsin Bey’in (Uzer) tedbirleriyle Erzincan’a kadar gelmişler ancak Tahsin Bey’in kendisine bağlı bu mutasarrıflığa emirlerini tam olarak verememesi ve süreci takip etmemesi nedeniyle Erzincan sınırını geçtikten sonra katledilmişlerdir. Tahsin Bey olayı öğrenmesine rağmen herhangi bir takibatta bulunmamıştır.

Vehip Paşa raporda Ermenilerin saldırılara uğradıkları noktaları da belirtmektedir. Trabzon Ermenileri Gümüşhane Deresi’nden geçerken kadın ve çocuklar dışında katliama maruz kalmışlar, kafilenin geri kalan kısmının bir bölümü de Kemah Boğazı’nda katledilmiştir. Paşa’ya göre yaşananların sorumluları Trabzon valisi Cemal Azmi ve Gümüşhane mutasarrıfı Abdülkadir olup bu kişilerin sorgulanması gerekmektedir.

Vehip Paşa’ya göre en acı olaylar Muş, Harput ve Mezra’a’da yaşanmış, buralarda kadın ve çocuklar da saldırılara uğramış fakat sorumlular hakkında takibat yapılmamıştır. Hatta Muş’a yakın bir köyde toplanan Ermeniler, kadın ve çocuklar dahil olmak üzere ateşe verilmiştir.

Paşa Bitlis’te de üç ayrı yerde binlerce Ermeni’nin katledildiğini ve bunun sorumlusunun Jandarma Kumandanı Laz Hacı Osman olduğunu ve dönemin valisi Abdülhalik Bey’in (Renda) katliamlara engel olamamasını esefle karşıladığını belirtmektedir.

Vehip Paşa’ya göre en vahim cinayetlerse Diyarbakır’da işlenmiş, Ermenilerin yanında Rumlar, Keldaniler ve Süryaniler de katliamlara maruz kalmışlardır. Paşa ayrıca Sivas’ta da benzer hadiselerin yaşandığını ve validen jandarma neferine kadar bütün memurların olaylarda rolü olduğunu aktarmaktadır.

Paşa tehcirle ilgili olarak kendi düşüncesini, “Ermeni sevkiyatı insaniyet ve medeniyet ve şeref-i Hükümete yakışmayacak tarzda yapıldı” şeklinde özetlemekte, yapılanların İttihat ve Terakki merkez-i umumisinin kararlarıyla gerçekleştiğini söylemektedir.

Vehip Paşa III. Ordu bölgesindeki katliamların Dr. Bahaddin Şakir tarafından organize edildiğini, Bahaddin Şakir’in hususi otomobille İttihat ve Terakki merkezlerine emirleri “şifahi” olarak ilettiğini ileri sürmektedir. Olaylara müdahale etmeyen adliye mensuplarının da  bu facialara zemin hazırladıklarını iddia eden Vehip Paşa, her şey “şifahi talimatla” yapıldığından geriye “tahriri bir delil” kalmadığını söylemektedir.

1914 ve 1917-1918’deki Ermeni Saldırıları

 Vehip Paşa ayrıca raporunda 1914 ve 1917-1918 yıllarında Ermeniler tarafından Müslüman halka yapılan katliamlara da yer vermiştir.

Paşa’ya göre 1914 sonunda Hasankale önlerine gelen Rus ordusu içinde bulunan Ermeni komitacılar, Müslüman ahaliden eli silah tutan erkekleri öldürmüşler ve geri kalanları da Rusya içlerine götürmüşlerdir. Paşa’ya göre “Pasin’in köyleri” Ermeniler tarafından tahrip edildiği gibi bazı köylerde de Müslüman halka yönelik çok elim katliamlar yapılmıştır.

Vehip Paşa 1918 yılında Osmanlı ordusunun ileri harekâta geçmesiyle karşılaşılan acı manzaraları da anlatmaktadır. Paşa, Ermeni komitacıların icraatlarını o sırada kurulan Kafkas Hükümetine de iletmiş ve engel olunmasını istemişti. Bu yazışmalar Genelkurmay ATASE Arşivlerinden de tespit edilebilmektedir.

Rapora göre Erzincan’da Sivaslı Murat adlı komitacının liderliğindeki Ermeni çeteleri Müslüman halkı evlere ve kışlalara doldurarak yakmışlardır. Vehip Paşa ordunun ilerleyişiyle birlikte Bayburt’ta da Arşak adlı çetecinin liderliğindeki komitacıların halkı katlettiğini ve benzer katliamların Mamahatun, Hınıs, Karayaprak ve köylerinde de gerçekleştiğini aktarmaktadır. Rapora göre üç günlük bir kuşatma sonrasında geri alınan Erzurum’da da Antranik komutasındaki Ermeni komitacıları büyük katliamlar yapmışlardı.

Vehip Paşa III. Ordu’nun Batum’a kadar devam eden ilerleyişi esnasında benzer birçok faciayla karşılaşılmasına rağmen ordunun soğukkanlılığını koruduğunu ve intikam hissiyle hareket etmediğini de ilave etmektedir. 

Vehip Paşa raporunun sonunda ise hiçbir zaman gerçekleşmeyecek şu teklifi yapmaktadır: “… İttihat ve Terakki erkânı ile beraber mukatelata sebep olan Taşnaksütyun ve Hınçak reisleri ve General Antranik’in dahi hür fikir ve insaniyeti takip ettiklerini göstermek isteyen devletlerin mümessilleri tarafından tecziye edilmeleri elzemdir…”.

Suçlular Kim?

Vehip Paşa’nın bu raporunun elbette bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Paşa raporunda Ermeni komitelerinin Müslüman halka yönelik saldırılarına yer vererek faciaların yaşanmasında bu çetelerin sorumluluğuna dikkat çekmekte, ayrıca kendi komutanlığı dönemindeki ileri harekâtla birlikte karşılaşılan dramları da anlatmakta ve olayın faili Ermeni çete reislerinin isimlerini vermektedir.

Bunlar yanında Vehip Paşa, “tehcir sürecinin” iyi yönetilmediğini belirterek en başta İttihat ve Terakki merkeziyle III. Ordu emrinde Teşkilat-ı Mahsusa birliklerinin başında bulunan Bahattin Şakir’i suçlamaktadır. Özellikle Bahattin Şakir’in “şifahi emirlerle” tehcirin katliamlara dönüşmesinde önemli bir rolü olduğunu ileri sürmektedir. Ayrıca vali ve mutasarrıflar da görevlerini ihmal ederek katliamların boyutunu daha da artırmışlar ve jandarma görevlileri, sivil memur ve yerel çetecilerin eylemlerine zemin hazırlamışlardır. Paşa’nın ifadesiyle “yaptıranlar mesul, yapanlar mesul, göz yumanlar mesuldür”.

Ayrıca Paşa’nın dikkat çektiği hususlardan birisi de asıl tehcir edilmesi gerekenler, olaylara karışan Ermeniler olması gerekirken kadın, çocuk ve yaşlıların tehcir edilerek facialara zemin hazırlanmıştır.

İşte bu aşamada sorulması gereken soru şudur: Bu rapor “Tehcir ve Taktil Mahkemelerinde” gündeme getirilmesine rağmen Vehip Paşa niye “şahit” olarak dinlenmemiştir? Bu sorunun cevabını bulmak gerçekten zordur. Paşa’nın ifadelerinin sorulduğu kişiler de Vehip Paşa’nın mahkemeye getirilmesini talep ettikleri halde bu gerçekleşmemiştir.

Vehip Paşa serbest kaldıktan sonra yurt dışına gidecek ve önce askerlikten sonra da vatandaşlıktan çıkarılacak, Türkiye’ye dönüşü ise ancak 1940’ta yeniden vatandaşlığa kabulüyle gerçekleşecektir. 

Kaynaklar

Y. Nizamoğlu, Vehip Paşa’nın Hayatı ve Askeri Faaliyetleri, İÜ SBE Doktora Tezi, İstanbul, 2010; Kahramanlıktan Sürgüne Vehip Paşa, İstanbul, Yitik Hazine, 2013; N. Bilgi, “Ermeni Tehciri ve Olaylarına İlişkin Vehip Paşa’nın Raporu”, Yeni Türkiye, S. 62, 2014; F. Ata, İşgal İstanbul’unda Tehcir Yargılamaları, Ankara, TTK, 2005; BOA, DH. ŞFR. 605/65, (R. 10.12.1334); Z. Tüfekçi, Trabzon ve Çevresinden Yapılan Ermeni Tehciri ve Yargılamaları, MÜ Türkiyat Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2001.

[Dr. Yüksel Nizamoğlu] 6.5.2020 [TR724]