Almanya’dan 750 milyar Euro’luk kurtarma paketi: Hükümete borçlanma yetkisi

Almanya hükümetinin Koronavirüs salgının ekonomide oluşturacağı zararı minimize etmek için hazırladığı 750 milyar euroluk tarihi kurtarma paketini büyük bir çoğunlukla onayladı. Pakete göre Almanya 2013 yılından bu yana ilk kez borç alacak.

Federal Meclis’te büyük bir çoğunlukla onaylanan ekonomik yardım paketi hükümetin 2013 yılından bu yana ilk kez 156 milyar euro net borçlanma yapmasını öngörüyor. Bu rakam Almanya’nın bütçesinin neredeyse yarısına tekabül ediyor.

Deutsche Welle Türkçe’nin aktardığı habere göre, Koronavirüs salgını nedeniyle evinde karantinada kalan Başbakan Angela Merkel meclisteki görüşmelere katılamadı.

Görüşmeler sırasında konuşan Maliye Bakanı Olaf Scholz hükümetin zararı azaltmak, istihdamı, şirketleri ve sağlık sektörünü korumak için elinden geleni yaptığını söyledi.

Scholz mecliste 1,5-2 metre arayla oturan milletvekillerine “Bunun bir senaryosu yok” dedi ve ekledi “Federal Almanya tarihinde görülmemiş bir krizle karşı karşıyayız. İhtiyacımız olan dayanışma.”

Paket Cuma günü de Eyalet Temsilcileri Meclisi’nde (Bundesrat) oylanarak yürürlüğe girecek.

Kapsamlı paket çerçevesinde zor durumdaki büyük şirketlerin yanı sıra küçük firmalar, sanatçı ve bakıcılar gibi serbest çalışanlar da korunuyor. Ayrıca ev sahipleri, koronavirüs krizi nedeniyle kirasını ödeyemeyecek kiracıları evden çıkaramayacak.

Muhalefetten pakete destek

Bu kapsamda Hristiyan Birlik Partileri (CDU-CSU) grup lideri Ralph Brinkhaus Almanya’nın bu paketi karşılayabileceğini söyledi. Sağcı popülist AFD’nin grup başkanı Alexander Gauland ise partisinin pakete destek verdiğini kaydetti. Ancak hükümetin krizle ilgili orta vadeli bir stratejisi olmadığı eleştirisinde bulundu. Hür demokrat FDP lideri Christian Lindner ise partisinin önlemlerin hepsini onaylamadığını ancak bu durumda topluma zarar gelmemesi için kabul ettiklerini söyledi.

Avrupa’nın en büyük ekonomisi Almanya salgının yayılmasını engellemek için iki kişiden fazla ve akraba olmayan kişilerin bir araya gelmesini yasaklamış ve sosyal kısıtlamalar getirmişti. Kısıtlamaların 6 Nisan’a kadar geçerli olması planlanıyor. Ülkedeki okulların Paskalya tatili sonuna yani 24 Nisan’a kadar kapalı kalması planlanıyor.

[Tr724] 25.3.2020

Merkel'e 8 yıl önce sunulan rapor: SARS mutasyon geçirecek, 7,5 milyon kişi ölebilir

Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Alman Meclisi'ne tam 8 yıl önce sunulan Robert Koch Enstitüsü ile çok sayıda bilim kurulunun hazırladığı 10.12.2012 tarihli rapor ortaya çıktı. Raporda, "Mutasyona uğramış, yeni SARS-CoronaVirüs, Güneydoğu Asya’daki bir hayvan pazarından çıkacak. Tüm dünyayı saracak. Ülke olarak hazırlıklı olmalıyız. Üç yıl sürecek. İki kez mutasyona uğrayacak. Aşısı üç yılda ancak bulunacak. Bir kez hastalanan, iyileşmiş olsa bile mutasyona uğramış yeni virüsten yine etkilenebilecek." ifadeleri yer aldı.

Almanya’da Robert Koch Enstitüsü Başkanlığı’nda hazırlanan “Risk Analizi ve Halkı Koruma” başlıklı raporda ‘SARS CoV’ virüsünün mutasyona uğrayıp ‘pandemi’ olacağı, tüm dünyayı etkileyeceği ve binlerce kişinin hayatını kaybetmesine neden olacağı belirtiliyor.

Alman Meclisi'ne sunulan, 10.12.2012 tarihli ve 17/12051 sayılı raporda dikkat çeken bulgular ve bilgiler içeriyor. Sekiz yıl önce yapılan salgın tahminine göre, yaşlıların yüzde 10'u bu virüsten etkilenecek ve virüs üç ayrı dalga halinde yayılacak.

'SARS-COV MUTASYONA UĞRAYACAK'

Raporda, ‘SARS CoV’un ‘mutasyona uğrayıp’ salgın haline geleceği belirtilirken, buna ilişkin öngörüler yer alıyor.

Sözcü'nün haberine göre raporda hazırlık teklifleri, çeşitli durumlara göre iyi-kötü durum senaryolarının hazırlandığı görülüyor.

“Salgın-Pandemi ve Risk Analizi, MODİ-SARS’ın Mutasyona Uğramış Hali“ başlıklı rapordan bölümler:

"SARS Cov’un mutasyona uğramış hali olan yeni bir virüs gelecek ve insanların bağışıklık sistemini hızla çökertecek. 2003 yılındaki SARS CoV'dan çok farklı olan bu virüs hızla yayılacak. Bu yeni bir tür virüs olacak ve SARS CoronaVirüs, H5N1-Influenza'dan daha ağır sonuçlar doğuracak.

Senaryoda, Çin'den gelen Çinliler veya Çin'e giden 6 ile 10 Almanın bu hastalığı yayabileceği ve herkesin hastalığı 10 kişiye kadar bulaştıracağı belirtiliyor."

'KONTROLÜ AIDS'DEN ZOR OLACAK' 

Hazırlanan raporda, neler olabileceği şu şekilde ifade ediliyor:

"Burada, yeni bir salgına neden olacak virüsten bahsediyoruz. Her ne kadar Modi-SARS desek de, bu yeni virüs yeni bulgularla ortaya çıkacak. Bu yeni virüs, SARS CoV'un farklı bir mutasyonu. SARS CoV'dan farklı olarak insanlara çok daha hızlı yayılacak. Adını henüz koyamadığımız bu virüs, çok yüksek oranda ölümlere yol açacak.

Kontrolü, AIDS'e neden olan HIV'den daha zor olacak. Belirtileri açısından Modi-SARS ile SARS CoV birbirine çok benzeyecek. Bir insandan diğerine bulaşması 5 gün olacak. Virüs kapan kişide de semptomları 2 ile 14 gün arasında ortaya çıkacak."

2012 tarihli raporda “Yeni virüsün belirtileri, yüksek ateş, kuru öksürük, hastaların çoğunda nefes darlığı, röntgen çekildiğinde akciğerlerde çeşitli bulgular, üşüme-titreme nöbetleri, bazen kusma hissi, baş dönmesi, kas ağrıları şeklinde olacak. Ayrıca ishal, baş ağrısı ya da vücutta çeşitli yerlerde egzama benzeri kızarıklıklar olabilir.” ifadeleri yer aldı.

"YAŞLI VE KRONİK HASTALARDA YÜZDE 10'LARA KADAR VARAN ÖLÜMLER OLACAK"

Ayrıca, raporda, “Bu yeni virüs, özellikle ileri yaşlardaki ve kronik hastalığı olanlarda yüzde 10'lara kadar varan ölümlere neden olabilecek. Çocuk ve gençlerde ölüm oranları yüzde 1'in altında kalacak. Gençler ve sağlıklı insanlar bir haftada bunu atlatacak, ancak yaşlıların tedavileri 60 günü bulabilecek” denildi.

"BİR AŞI ANCAK İLK VİRÜSTEN 3 YIL SONRA GELİŞTİRİLEBİLECEK"

Raporda ayrıca şu ifadeler de yer aldı:

"Virüs kişiden kişiye, damlacıklar, partiküller ya da dokunma ile geçebilecek. O geldiğinde bir ilaç henüz bulunmamış olacak. Bir aşı ancak ilk virüsten 3 yıl sonra geliştirilebilecek. İnsanların kendilerini koruması için hijyen kurallarına dikkat etmesi, gerekli yerlerde eldiven kullanması, koruma gözlüğü ve maske takması gerekiyor.

Hastalık özellikle, aile içindeki temaslar, virüsü taşıyan kişilerin çevresinde bulunmak, toplu taşıma araçlarını kullanıyor olma, iş yerleri ve izin zamanlarında insanlardan insanlara bulaşacak. Salgın tüm dünyaya yayılacak. Almanya'ya gelmesi ise fuarlar ve üniversiteleri ziyaret eden yabancı öğrencilerle olacak."

"MODİ-SARS"

Raporda, yeni virüsün SARS benzeri olacağı ama 2003 yılındaki SARS'tan büyük farklılıklar göstereceği, sağlık sistemini derinden sarsıp sınırları zorlayacağı belirtiliyor.

Bunun SARS virüsünün mutasyona uğraşmış hali olacağı ve şimdilik “Modi-SARS” diye tanımladıkları aktarılıyor.

"ASYA'DAN HAYVAN PAZARINDAN ÇIKACAK"

Tam bilimsel verilerle hazırlanan raporda şöyle denildi: "Bu salgına sebep olan virüs, Güneydoğu Asya'dan, vahşi hayvan satılan pazarlardan yayılacak ve insanlara geçecek. Hayvanlar bu virüse karşı bağışık olacak çünkü, zaten kendi bağışıklık sistemleri bunu tanıyor. Evde beslenen kedi ve köpekler bundan etkilenmeyecek veya yayılmasında etkili olmayacak. Ancak insanlar arasında çok hızlı şekilde yayılacak."

"EN TEHLİKELİSİ İLK DALGA OLACAK"

Yeni virüs, üç dalga halinde vuracak” denilen raporda şunlar yer aldı:

"En tehlikelisi ilk dalga olacak. Daha sonra bunu ikinci ve üçüncü dalgalar takip edecek. Böylece üç yıla yayılacak bir pandemi gerçekleşecek. Virüs bu sürede iki kez mutasyona uğrayacak. Bir kere bu hastalığı kapan, aynı virüsten 360 gün daha etkilenmeyecek. Ancak mutasyona uğramış halinden ve başka bir benzer virüsten olumsuz etkilenebilecek. Virüse karşı karantina önlemleri, okulların kapatılması, kalabalık yerlerde bulunma yasağı, yakın temas yasağı gerekli olacak.

Virüse kapan kişiler, özel karantina koşullarında tedavi edilmek zorunda olacak. İnsanlara yeni dezenfeksiyon kuralları getirilecek ve yeni hijyen kuralları konulacak."

"29 MİLYON KİŞİ VİRÜS KAPACAK"

"Modi-SARS (mutasyona uğramış SARS) virüsün ilk dalgası 1 gün ile 411 gün sürecek. Bu dalgada 29 milyon kişi virüs kapacak.

İkinci dalga 462 ile 692 gün aralığında olacak. Burada 23 milyon Almanın virüsten etkileneceği hesaplanıyor.

Üçüncü dalga ise 693 günden başlayıp 1052 güne kadar uzayabilecek. Bu da 26 milyon kişiyi etkileyecek. Bazı kişiler iki ya da üç dalgadan da etkilenmiş olacak."

"ÖNLEM ALINMAZSA 7,5 MİLYON KİŞİ ÖLEBİRİLİR"

Raporda şu ifadeler de yer alıyor:

"Yaşlı insanlarda ölüm oranı, yüzde 50'yi bulabilir. Üç dalga, 7.5 milyona yakın Almanın hayatına mal olabilir. Bunun için tüm hastanelerde ve her yerde önlemler alınmalı, kişiler kendilerine daha etkin koruyucu önlemler almalıdır."

Raporda hükûmete ve yetkililere nasıl önlemler alacakları, hangi yasalarda değişikliklere gidilmesi gerektiği belirtiliyor. İlgili bölümler “Alınması gereken önlemler”, “Aşama aşama yapılacak işler ve bunların yönetmelikleri”, “Ekonomik alandaki işlemler” başlıklarıyla sıralandı. Hastalık başladığında halkın hızlı derecede bilgilendirilmesi, alınması gereken önlemler ve hijyen kuralları yeniden hatırlatılırken, ilk aşamada halkın yüzde 8'inin bundan etkileneceği vurgulanıyor.

SAĞLIK SİSTEMİ UYARISI DA YAPILMIŞ

Ek olarak raporda rakamlar çok yüksek ve beklentilerin üzerinde olursa, sağlık sisteminin çökeceği, doktor ve hemşire sıkıntısı yaşanacağı belirtiliyor.

Şu anda ülkede 500.000 yatak kapasitesi olduğu, bunun da ağır pandemiyi kaldıramayacağı belirtilen raporda aynı anda 4 milyon kişinin hasta olması halinde büyük sorunlar yaşanacağı vurgulanırken, önlemler için sinyaller veriliyor.

Özellikle ilaç, kişisel korunma malzemeleri, dezenfeksiyon malzemeleri konusunda büyük talepler olacağı, 8 yıl önceden öngörülmüş.

Raporda bankaların, borsanın, sigortaların, finans danışmanlarının, hükümetin ve meclisin kısıtlı ve zorunlu işlerde de olsa çalışmalarını sürdürebileceği belirtiliyor.

Medyanın ise çalışmalarına devam edeceği, bazı alanlarda daha fazla yoğunlaşacağı ancak kültür, spor ve sanat gibi alanlara daha az eğileceği de öngörüler arasında yer aldı.

[Samanyolu Haber] 25.3.2020

İtalyan doktor: Bir futbol maçı bizi bu hale getirdi

İtalya’da Koronavirüs'ün en ağır kayıplara sebep olduğu Bergamo’daki Papa 23'üncü Jean Hastanesi’nden Prof. Dr. Luca Lorini, "Evde kaldığınız her gün binlerce hayatı kurtarırsınız." dedi.

Son iki gündür verilerde hafif düşüş gözlenmeye başlanan İtalya’da kuzeydeki 130 bin nüfuslu Bergamo şehri yeni tip Koronavirüs (Covid-19) salgınından en çok etkilenen bölge oldu.

Ölü sayısının 1.176, vak'a sayısının da 6 bin 500'e ulaştığı şehirde vak'aların yüzde 20'sini sağlık teşkil ediyor.

Bergamo'da üç bin hekim ve sağlık çalışanının 600’üne virüs bulaşmış durumda. Ülke genelinde hayatını kaybeden 23 doktorun ikisi buradan.

"KİMSE KİMSEYLE BULUŞMASIN!"

Askeri araçlarla taşınan naaşların dramatik görüntüleriyle özdeşleşen Bergamo'nun bu mücadelesinde sembol haline gelen Papa 23'üncü Jean Hastanesi'nin yoğun bakım ve reanimasyon bölümü şefi Prof. Dr. Luca Lorini, DW Türkçe'den Esma Çakır'a konuştu. 

Ülkede, "evde kalın" çağrılarının da ötesine giderek "kimse kimseyle buluşmasın" duruşuyla dikkati çeken Luca Lorini, "iyi" ya da "kötü" vermekte oldukları ağır mücadeleyle öncü haline geldiklerini ve bunun diğerlerine de örnek olması gerektiğini söylüyor.

Lorini, "Türkiye’deki meslektaşlarınıza tavsiyeleriniz nelerdir?" sorumuza şöyle cevap veriyor: "İlk söyleyeceğim şey, eğer hükümet doğru adımlar atmazsa doktorlar bu denizi küçük bir kaşıkla boşaltmaya başlamak zorunda kalır. derhal her şeyi durdurup, kimsenin kimseyle buluşmamasını sağlamalı. İkinci şey ise; büyük rakamlara kendilerini hazırlamalılar. Organizasyonel modelleri incelemeliler. Aksi halde bu dalga, doktorları ve hastaneleri ezer geçer."

"EVDE KALDIĞINIZ HER GÜN BİNLERCE HAYAT KURTARIRSINIZ"

Pazar ve pazartesi günü İtalya’da vak'alarda düşüş gözlendiğinin iyiye işaret olduğunu, ancak tedbiri elden hemen bırakmanın doğru olmadığını dile getiren Lorini, "İki şekilde yorumlamak lazım bu rakamları. Pozitif olan birincisi; bu ölümcül mücadeleyi kazanmak için -benim de sosyal medyadaki etiketlerim gibi- dışarı çıkmamak yerine kimse kimse ile buluşmasın. Bu, evde kal mesajından çok daha güçlü." diyor.

Bu rakamları ikinci okuma şeklini de, "Sorunu aşmaya başladığımızı düşünerek, tedbirleri gevşetmeye başlarsak birkaç günde binlerce insanın ölümünü görebiliriz. 15 gün önce gecikmeyle başladığımız sıkı tedbirler işe yaramaya başlıyor, ancak dört, beş, altı hafta daha gerekecek bunun daha olgunlaşması için." diye ifade ediyor.

SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI

İtalya gibi birçok ülke, salgının önünü kesmek için peş peşe sokağa çıkma yasağı koyarken, Türkiye'de bunun olmamasıyla ilgili konuşan Luca Lorini, "Sevgili Türk halkı, sizi bazı görseller göstererek de ikna edebilirim. Her gün mezarlıklara taşıdığımız çok sayıda tabutun bulunduğu. Krematoryumların kapasitesi artık bunlara yetişemiyor." mesajını verdi.

Lorini, "Birilerinin size sokağa çıkma yasağını diretmesini beklemeden bu müdahalenin yapılmasını derhal (hükümetten) isteyin. Bakın, bizim 15 gün önce yaptığımız gibi. İki gündür rakamlar düşmeye başladı. Bu, virüse karşı en etkili ilaçtır." diye sözlerini sürdürüyor.

Lorini, kendi acil servislerinde de rakamların düşüşünü görmeye başlamalarının, ülkede alınan sıkı tedbirlerin sonucu olduğunun altını çizerek, "En kötü günlerde günde 90-100 hastayı gördük acil serviste. Bu son günlerde ise 55-60 gördük." diyor ve alınan sonuçların süreklilik kazanması için zamana ihtiyaçları olduğunu vurguluyor.

"BU HÂLE GELMEMİZİN SEBEBİ ŞAMPİYONLAR LİGİ MAÇI"

Prof. Luca Lorini, Bergamo'nun niye bu kadar etkilendiği sorusunun cevabını da şöyle veriyor: "İlki; coğrafi yapısı. Bergamo, iki vadi arasına kurulu ve toparlayıcı bir huni yapısı var. Codogno, Lodi gibi virüsün ilk çıkış yerleri gibi etrafında çok sayıda ovalar yok. Yani farklı bir dağılımı var. İkincisi ise; muhtemelen Bergamoluların, bu vakalardan birkaç gün önce Şampiyonlar Ligi maçı (19 Şubat'taki Atalanta-Valencia karşılaşması) oynamış olması. Biz bilmiyorduk, fakat virüs ortalarda zaten dolaşıyormuş. Stadyumda 40 bin Bergamo taraftarı vardı hep birlikte. Her golden sonra birbirlerine sarılıyorlardı. Böylece büyük bir bulaştırma deposu oldular. Üçüncü sebep ise; sıkı tedbirler geç alındı. Codogno (ilk vakanın görüldüğü kasaba) üç gün sonra, Bergamo ise 20 gün sonra kırmızı bölge ilan edildi!"

İtalya’da hükümetin geç de olsa aldığı tedbirlerin bu savaşı kazanmanın tek yolu olduğunu ifade eden Lorini, "Ancak bunların 15 gün daha erken yapılmasını tercih ederdim. Ölenler de bunu tercih ederdi!" diyor.

"VUHAN'DAN SONRA EN BÜYÜK YOĞUN BAKIM HASTANESİNE DÖNÜŞTÜK"

Vuhan’dan sonra dünyanın en büyük, 100 hasta kapasiteli Covid-19 yoğun bakım ünitesini oluşturduklarını da anlatan Luca Lorini, "Bunların 88’i Covid-19 hastası. Ancak diğer bölümlerde 400 yatak var ve bunların çoğu da Covid-19 departmanlarına dönüştürüldü. Buralarda da orta yoğun bakım temelli hastalar bulunuyor. Cerrahlar, dahiliyeciler, radyoloji doktorlarına, anestezist ve yoğun bakımcıların yaptıkları işleri yaptırıyoruz ve bu işi çok iyi başardılar." diyor.

Dünyanın hiçbir ülkesinin bu salgına hazır olmadığını söyleyen Lorini, "Çünkü sanırım kimse böyle bir şey görmedi. Belki 1500-1600’lerde Rönesans’taki sıtma, kolera, veba dönemlerini düşünebiliriz. Onlardan sonra dünya bir daha hiç böyle bir şey görmemişti. Dünya hazır değil buna." ifadelerini kullanıyor.

"BU İLAÇ İŞE YARIYOR DİYEN DOKTORLARIN TIPLA İLGİSİ YOK"

İtalya’nın salgınla mücadelde iyi ya da eksik ne varsa tecrübelerini herkese aktarması gerektiğini ifade eden Lorini, şimdiden "Covid-19’un ilacı bu" diyerek ortaya çıkan doktorlara tepki gösterilor.

Lorini şöyle devam ediyor: "Hastanemizde şu an 500 hasta için en az 10 farklı tedavi protokolü denemekteyiz. Bunun işe yaraması için çift kör deneyi dediğimiz deneycilerin bunu bilmemesi gerekir. Yani bizler bu deneysel tedavinin hangi hastaya uygulandığını bilmiyoruz. Aksi halde verileri değiştirme riskine düşebiliriz. Bilim, istatistiksel anlamda anlamlı bir rakamı alıp zarfları açarak kimin bunu yaptığını görmek. O anda, dünyaya o ilaç, o plazma, antikorlar işe yarıyor mu, yarıyorsa nasıl yarıyor diyebiliriz. Yüzde kaç iyileşiyor ya da iyileşmiyor, bunu söyleyebiliriz. Ancak internet ve TV’lerde korkunç şeyler oluyor. Bir doktor çıkıyor, bir ilaç gösteriyor ve 'Bu işe yarıyor' diyor. Bir diğer yandan başka bir doktor çıkıyor, 'O antibiyotik işe yarıyor' diyor. Bunların tıpla alakası yok."

[Samanyolu Haber] 25.3.2020

'Yetki bakanda olsa sokağa çıkma yasağı başlatır'

Habertürk yazarı Fatih Altaylı, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’yla yaptığı görüşmeyi “Sağlık Bakanı ile uzun bir sohbet” başlıklı yazısında aktarırken bir de izlenimini paylaştı

Altaylı, kendisini arayan Sağlık Bakanı'nın görüşmede kendisine alına test kitleriyle ilgili bilgi verdiğini anlattı. Altaylı bakanın sokağa çıkma yasağı ya da kısıtlama getirilmesiyle ilgili istekli olduğu izlenimini aldığını da yazdı:

“Bakan Koca ile yaptığım konuşmadan hissettiğim şu. Bakan asıl mücadelenin henüz başlamadığı fikrinde. Açık açık söylemedi ama öyle anladım. Sayıların artacağını düşünüyor. Mücadelede en önemli unsurun da ‘Karantina ve sosyal izolasyon ve sosyal mesafe olduğu’ inancında. Tabii el hijyeninden sonra. Böyle bir şey söylemedi ama hissettiğim şu oldu… Tüm yetki kendisinde olsa sanki çok sıkı bir sokağa çıkma yasağı ya da kontrollü çıkış izni uygulayacağından eminim.”

[Samanyolu Haber] 25.3.2020

Koronavirüs'ün vurmadığı tek yer!

Çin'in Vuhan şehrinde ortaya çıkan yeni tip Koronavirüs (Covid-19) bir yer haricinde bütün dünyayı sardı. 400 binden fazla Koronavirüs teşhisi konulurken, salgında şu ana kadar 20 bine yakın kişi hayatını kaybetti.

Çin'in Vuhan şehrinde ortaya çıkan yeni tip Koronavirüs (Covid-19) Antarktika dışında tüm dünyayı sardı.

Başta Asya, Avrupa ve Amerika kıtasını vuran Koronavirüs'ün tek vurmadığı kıta olan Antarktika'da sadece 4 bin kişi yaşıyor.

Bu kıtada ikamet edenler küresel bir kriz haline gelen Koronavirüs'ü dünyanın bu çok uzak köşesinden takip ediyor.


Uzmanların soğuk havada yaşama ihtimali daha fazla dediği Koronavirüs'ün şu anda tek görülmediği yer Antarktika: Neredeyse tamanı buz ve karla kaplı.

Amerikan Washington Post gazetesinde yer alan haberde, Antarktika kıtasında araştırma için bulunan İtalyan Alberto Della Rovere ülkesinde yaşanan felaketi dünyanın bir ucunda endişe ile takip ediyor.

İTALYAN EKİP AİLELERİ ADINA ENDİŞELİ

WhatsApp üzerinden İtalya'daki akrabaları ve arkadaşlarıyla konuşan 35 kişilik İtalyan araştırma ekibinin lideri Alberto Della Rovere, "Şu anda burada daha güvendeyiz. Arkadaşlarımız da bize bunu söylüyor, ancak biz burada hem yakınlarımız hem de ülkemiz için endişeliyiz." dedi.

"Şu anda Antarktika dünyanın en güvenli yeri." diyen Rovere, dışarıyla irtibatları olmadığı için Koronavirüs bulaşma ihtimalinin bulunmadığını belirtiyor.

Rovere, Koronavirüs bulunmamasına rağmen Antarktika'ya sınırlı sayıda giriş ve çıkış yapanların düzenli doktor kontrolünden geçtiğini ifade ediyor.


Antarktika'da birçok ülkenin araştırma ekipleri bulunuyor. ABD'nin araştırma ekibinden yer alan Amundsen-Scott da gönderdiği bir fotoğrafın altına, "Bizim için endişelenmeyin." notunu düştü.

Antarktika'da bulunanlar şu anda Koronavirüs olmadan hayatlarını idame ettiriyor, ancak bu onlar için tehlike yok anlamına gelmiyor.

ANTARKTİKA'DA 28 ÜLKENİN ARAŞTIRMA İSTASYONU VAR

Virüs Antarktika'ya ulaşırsa karantina merkezleri kurulamadığı ve yeterli tıbbi malzeme olmadığı için bu kıtadakiler daha büyük risk altında olacak.


Şu anda Antarktika kıtasında 28 ülkenin araştırma istasyonları bulunuyor. En büyük istasyon ise ABD'ye ait bulunuyor. Antarktika'nın Ross Ice Shelf bölgesinde bulunan McMurdo İstasyonu'nda bin kişi yaşıyor.

EN FAZLA ZİYARETÇİ EKİM-ŞUBAT DÖNEMİNDE

Buraya gelenler bir ya da iki dönem kalıyor ve araştırmalara katkıda bulunuyor.

Antarktika'da nüfusun en yoğun olduğu dönem ise ekim-şubat ayları arası. Bu dönem Antarktika için yaz anlamına geliyor. Yaz aylarında tatil maksadıyla gelen insanları sayısı da artıyor.

[Samanyolu Haber] 25.3.2020

İngiltere ve Beçkika da cezaevlerindeki yoğunluğu azaltmaya çalışıyor

İngiltere hükumeti koronavirüs salgınının cezaevleri açısından yarattığı riski azaltmak amacıyla bir kısım mahkumu salıverme fikrini değerlendiriyor.

Adalet Bakanı Robert Buckland virüsün bir çoğu aşırı kalabalık olan cezaevleri açısından çok büyük bir risk oluşturduğunu söyledi.

Hükumetin verdiği bilgiye göre cezaevlerinde çalışan personelin yaklaşık yüzde 10’unu oluşturan 3 bin 500 civarında görevli, Salı günü itibariyle hastalandıkları için ya da hastalık kuşkusuyla kendilerini karantinaya almış bulunuyor.

Bakan Buckland, bazı mahkumların salıverilmesinin cezaevleri üzerindeki baskıyı hafifletebileceğini söyledi.

GEÇİCİ İZİNLE TAHLİYE İHTİMALİ

Parlamento’nun Adalet Komisyonu’na bilgi veren Buckland, her bir mahkumun, bir risk değerlendirmesi yapıldıktan sonra geçici izinle tahliye edilmesinden yana olduğunu söyledi.

Hamile olan 50 mahkumun da durumunu dikkatle değerlendirdiğini kaydeden bakan, yargılamaları süren ya da davalarının başlamasını bekleyen 9 bin civarında tutuklunun da, güvenli bulunursa kefaletle kontrol altında kalabilecekleri tesislere gönderilebileceklerine işaret etti.

Adalet Bakanı infaz kurumunun”yaşam hakkının korunması ile toplumun korunması arasında bir denge” bulması gerektiğini söyledi.

Ancak bakan, bir kısım tutuklu ve mahkumun tahliyesinin cezaevleri üzerindeki baskıları hafifletirken, bu kişilerin denetimi yürütecek şartlı tahliye personeli üzerindeki yükü artıracağına da dikkat çekti.

Uluslararası Af Örgütü Amnesty International’ın İngiltere masası sözcüsü Allan Hogarth, yaşlı ve kronik hastalığı olan mahkumların kendileri ve toplum için bir tehdit oluşturmuyorlarsa “derhal salıverilmesi” gerektiğini söyledi.

BELÇİKA’DA İZİNLİ ÇIKIŞ SÜRELERİ UZATILDI

Belçika hükumeti, cezaevlerinde mahkumları ve çalışanları koronavirüs (Kovid-19) salgınından korumak amacıyla 306 tutuklunun izinli çıkış süresinin en az 5 Nisan’a kadar uzatıldığını duyurdu.

Bu uygulamadan faydalanan mahkumların hafif suçlardan dolayı içeri girdiği, cezaevi süreçlerinin bitmek üzere olduğu ifade edildi.

Belçika’da hükumet cezaevlerinde bütün ziyaretlerin askıya alınmasına karar verdi, mahkumlara aileleri ile bağlantı kurabilmeleri için 20 euro telefon kredisi verildi.

[Samanyolu Haber] 25.3.2020

Virüs Çin'den önce İtalya'da mı görüldü?

İtalyan doktor Guiseppe Remuzzi'nin, Koronavirüs salgınının Çin'de patlat vermesinden önce İtalya'nın kuzeyinde nadir görülen bir zatürre hastalığının tespit edildiğini söylediği ifade edildi.

İtalya'nın önde gelen doktorlarından Guiseppe Remuzzi, yeni koronavirüs nedeniyle görülen zatürrenin, Çin'de salgının başlamasından önce İtalya'da görüldüğünü öğrendiğini söyledi.

sol.org.tr'de yer alan habere göre İtalya'nın önde gelen doktorlarından biri, Çin'deki yeni koronavirüs salgınından önce İtalya'nın kuzeyinde "tuhaf bir zatürre" görüldüğünü söyledi.

South China Morning Post'ta yer alan habere göre, Milano kentindeki Mario Negri Farmakolojik Araştırma Enstitüsü Başkanı Guiseppe Remuzzi, ABD'li radyo kanalı NPR'ye verdiği röportajda, "Pratisyen hekimler, Aralık, hatta Kasım ayında özellikle yaşlı insanlarda çok nadir görülen bir zatürre çeşidine rastlandığını hatırlıyor" açıklamasında bulundu.

Remuzzi, "Bu, virüsün, Çin'de salgının çıktığından haberdar olmamızdan önce, en azından Lombardiya bölgesinde dolaşımda olduğu anlamına geliyor" diye konuştu.

Remuzzi, İtalyan doktorların söz konusu hastalığın o dönemde görüldüğünü kendisine yeni bildirdiğini aktardı.

Koronavirüsün kaynağına ilişkin araştırmalar sürerken, Çinli solunum hastalıkları uzmanı Zong Nanşan, Çin'in ilk vakayı bildiren ülke olduğunu, ancak virüsün kaynağının henüz belirlenmediğini kaydetmişti. Lombardiya bölgesi, İtalya'nın en büyük Çinli nüfusunu barındırıyor.

İtalya'da ilk yeni koronavirüs vakasının Ocak ayı sonunda Lombardiya'da bir İtalyanın Çinli biriyle teması sonucu görüldüğü düşüncesi mevcuttu.

[Samanyolu Haber] 25.3.2020

Birleşmiş Milletlerden Tutuklu ve hükümlüler ile ilgili önemli çağrı

Türkiye'de cezaevlerinde bulunan 'bütün mahkum ve tutuklular cezaevi şartlarının kötü olaması sebebiyle Korona virüs salgınında büyük bir tehlike ile karşı karşıya . BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet hükümetleri, COVID-19 salgını önleme çabalarının bir parçası olarak, gözaltı ve diğer kapalı infaz kurumlarında bulunan insanların sağlığını ve güvenliğini korumak için acil önlem almaya çağırdı.

“Covid-19 hapishanelere, nezarethanelere ve göçmenlerin gözaltı merkezlerine, ayrıca yatılı bakım evlerine ve psikiyatri hastanelerine saldırmaya başladı ve bu tür kurumların son derece savunmasız nüfusu nedeniyle kontrolsüz bir salgin riski tasiyor” dedi.

“Birçok ülkede, cezaevleri aşırı kalabalık, bazı durumlarda tehlikeli. İnsanlar genellikle hijyenik olmayan koşullarda tutulur ve sağlık hizmetleri yetersizdir, hatta yoktur. Bu koşullarda fiziksel mesafe ve kendini tecrit etme neredeyse imkansız ”dedi.

“Hükümetler bu krizde kaynaklar konusunda büyük taleplerle karşı karşıya ve zor kararlar almak zorundalar. Ancak onları parmaklıklar ardında ya da kapalı akıl sağlığı tesisleri, huzurevleri ve yetimhaneler gibi yerlerde kalanlari unutmamaya çağırıyorum, zira ihmal etmenin sonuçları potansiyel olarak felakettir ”dedi.

 “Hükümetlerin, tutukluları, personeli, ziyaretçileri ve tabii ki daha geniş toplumu korumak için kriz planlarında gözaltında tutulan insanların durumuna hitap etmesi hayati önem taşıyor” dedi.

Bachelet, “Hastalık salgınları ve çok sayıda ülkede hapishanelerde ve diğer kurumlarda bildirilen artan sayıda ölümle, yetkililer tutuklular ve personel arasında daha fazla can kaybını önlemek için beklemeden harekete geçmelidir” dedi.

Yüksek Komiser, hükümetleri ve ilgili makamları gözaltında tutulan insan sayısını azaltmak için hızlı bir şekilde çalışmaya çağırdı ve birkaç ülkenin zaten bazı olumlu eylemlerde bulunduğunu belirtti. Yetkililer, COVID-19'a karşı özellikle savunmasız olanları, yaşlı tutuklular ve hasta olanlar ile düşük riskli suçluları serbest bırakmanın yollarını incelemelidir. Ayrıca, hamile olanlar da dahil olmak üzere, kadın mahpusların yanı sıra engelli mahkumların ve çocuk tutukluların özel sağlık hizmeti gereksinimlerini sağlamaya devam etmelidirler.

Bachelet, “Şimdi, hükümetler siyasi mahkumlar ve sadece eleştirel veya muhalif görüşlerini ifade ettiği için gözaltına alınanlar da dahil olmak üzere yeterli yasal dayanak olmadan gözaltına alınan herkesi serbest bırakmalı” dedi.

İnsanlar serbest bırakıldığında, tıbbi olarak taranmalı ve gerektiğinde sağlık izleme de dahil olmak üzere bakım ve uygun takip almaları için önlemler alınmalıdır.

Bachelet, “Uluslararası insan hakları yasası uyarınca, Devletlerin halk sağlığına yönelik öngörülebilir tehditleri önlemek için adımlar atma ve hayati tıbbi bakıma ihtiyaç duyan herkes  icin bunu sağlama yükümlülüğü vardır” dedi.

Tutuklu olanlar için, devlet, mahkumların fiziksel ve zihinsel sağlığını ve refahını korumak için, mahkumlara yönelik BM Standart Asgari Mahkumlara Muamele Kuralları (Nelson Mandela Kuralları olarak da bilinir) tarafından belirlenen özel bir göreve sahiptir.

Bir sağlık krizinde alınan önlemler, gözaltında tutulan kişilerin yeterli yiyecek ve su hakları da dahil olmak üzere temel haklarını baltalamamalıdır. Bir avukata ve doktora erişim de dahil olmak üzere, gözaltındaki kişilere kötü muameleye karşı önlemlere de tam olarak uyulmalıdır.

“COVID-19 salgınlarının önlenmesine yardımcı olmak için kapalı kurumlara yapılan ziyaretlerde kısıtlama gerekebilir, ancak bu adımların şeffaf bir şekilde uygulanması ve etkilenen kişilere açık bir şekilde iletilmesi gerekir. Aniden dış dünyayla teması durdurmak gergin, zor ve potansiyel olarak tehlikeli durumları ağırlaştırma riski tasir.“dedi Bachelet. Bazı ülkelerde genişletilmiş video konferans ayarlamak, aile üyeleriyle daha fazla telefon görüşmesine izin vermek ve e-postaya izin vermek gibi alternatif önlemlere de  örnekler verdi.

“Hükümetler fiziksel mesafeyi uygulamak için adımlar attığından, COVID-19, toplumun tamamı için büyük bir zorluk oluşturmaktadır. Bu tür önlemlerin alınması hayati önem taşımaktadır, ancak bazı ülkelerin itaat etmeyenlere hapis cezası vermekle tehdit ettiklerinden derinden endişeliyim. Bu muhtemelen cezaevlerindeki ciddi durumu daha da kötüleştirecek ve hastalığın yayılmasını durdurmak için çok az şey yapacaktır ”dedi.

“Hapis, özellikle bu krizde son çare olarak ölçülmelidir.”

BM İnsan Hakları Ofisi ve Dünya Sağlık Örgütü bu hafta bir ara rehberlik belgesi yayınlayacaklar - COVID 19: Özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilere odaklanma – bu rehber, diğer BM kurumları, hükümetler ve ilgili makamlar, ulusal insan hakları kurumları ve sivil toplum icin anahtar bilgiler ve uygulamalar icerecektir.

[Samanyolu Haber] 25.3.2020

Dr. Aylward, salgını durdurmanın yolunu anlattı

Dünyada çocuk felci ve Ebola gibi birçok salgınla mücadeleye liderlik eden isimlerden birisi olan Dünya Sağlık Örgütü Direktörü'nün kıdemli danışmanı Dr. Bruce Aylward, Koronavirüs salgınının durdurulabilmesi için bütün vakaların tespit edilerek bunların da izole edilmesi gerektiğini ifade etti. Dr. Aylward, "Eğer bütün vakaları tespit edemeden sokağa çıkma yasağı gibi büyük önlemler alırsanız, ayağınızı her frenden çektiğinizde salgın dalgalar halinde gelebilir" ifadelerini kullandı.

Dünya Sağlık Örgütü Direktörü'nün kıdemli danışmanı Dr. Bruce Aylward, yeni tip Koronavirüs (Covid-19) salgınının durdurulabilmesi için bütün vakaların test ile tespit edilmesi ve hızlıca izole edilmesi gerektiğini ifade etti.

Aylward, "Eğer bütün vakaları tespit edemeden sokağa çıkma yasağı gibi büyük önlemler alırsanız, ayağınızı her frenden çektiğinizde salgın dalgalar halinde gelebilir" dedi ve salgının geleceğinin "virüse verilecek karşılığa bağlı" olduğunu ifade etti.

Yeni tip Koronavirüs'le mücadelede en yüksek yetkili isimlerden olan Dr. Aylward, TIME'a verdiği röportajda, ABD ve çoğu batı Avrupa ülkesinin salgının erken aşamalarında olduğunu ifade etti. Tecrübeli doktor, bu ülkelerde virüsün gündelik hayatı "ellerinden gelen her şeyi yaparlarsa 2 ay", diğer şartlarda da 3 ay boyunca etkileyeceğini öngördüğünü dile getirdi. Aylward, çoğu batı ülkesinin "ellerinden gelen her şeyi" yapmadığını ve "Gerçekten herkese test yapabilir miyiz?" diye sorduğunu ifade etti.

Tecrübeli doktor, sokağa çıkma yasağı ve sınırlandırmaların zaman kazandırdığını ancak salgını durdurmadığını dile getirdi.

Aylward, "İzolasyon kararı alan bir ülkenin ilk önceliği ne olmalı?" sorusuna yanıt olarak, "Test, test, test, test, test. Herkese test değil ama tüm şüphelilere test. Sonra doğrulanan vakaları izole et" dedi.

Çocuk felci ve Ebola gibi birçok salgınla mücadeleye liderlik eden isimlerden olan Aylward, "Sonunda insalık bir virüse karşı daha zafer kazanacak, bu konuda hiçbir şüphe yok. Asıl soru bu noktaya gelene kadar zararı azaltmak için almamız gereken önlemleri ne kadar hızlı alacağımız. O zaman kadar tedavi yolları ve aşılar da bulunacak" diye konuştu.

İtalya'daki vaka ve ölüm sayısının çok olmasına da değinen Aylward, ülkenin yaş ortalamasına dikkat çekti; "İtalya, Japonya'dan sonra dünyanın en yaşlı ülkesi, insanlar bunu unutuyor". Aylward, İtalya'daki durumların "gençlerin dokunulmaz olmadığını da gösterdiğini" ifade etti. Doktor, 20'li, 30'lu ve 40'lı yaşlarında olup yoğun bakıma kaldırılan insanlar olduğunu ifade etti.

Aylward, dünyadaki her ülkenin virüse açık olduğunu, ancak düşük gelirli ülkelerin sağlık sistemleri daha zayıf olduğu için salgının bu ülkelerde "korkunç" sonuçları olabileceğini de ifade etti.

[Samanyolu Haber] 25.3.2020

İbretlik Hatıralar [Safvet Senih]

Merhum Mehmet Kırkıncı Hocamızın “Hayatım-Hâtıralarım”  isimli kitabından bazı bölümleri nakletmek istiyorum:

“Hayâtü’l-Hayevan”  isimi kitapda şu hikayeyi okumuştum:
“Bir zamanlar bir gemi fırtanaya tutulmuş. Günlerce dalgaların arasında çalkalanıp durmuş. İçindeki insanlar korkudan ve açlıktan perişan olmuşlar. Herkes fırtınadan kurtulmak için dua etmiş ve nezirlerde bulunmuşlar. İçlerinde bulunan evliyadan bir zât ise: ‘Ya Rab! Bizi bu felâketten sağ sâlim kurtarırsan fil eti yemeyeceğim.’ diye nezretmiş. Daha sonra Cenab-ı Hakkın inayetiyle gemi sâlim olarak insanların oturmadığı bir sâhile ulaşmış. Gemidekiler bir taraftan kurtulduklarına sevinip Allah’a şükrederken diğer taraftan açlıklarından ne yapacaklarını şaşırmış halde bekliyorlarmış. Derken bir taşın dibinde küçük bir fil yavrusu görmüş ve çok sevinmişler.

“Gelin bu yavruyu kesip yiyelim. Nasıl olsa zaruret halinde bu gibi hayvanların etini yemeye şeriatın müsaadesi var.’ demişler. İçlerindeki evliya: ‘Ben fil eti yememeye nezrettim, sizin de yememenizi tavsiye  ederim.’ demiş.

“Onlar bu Allah dostunun nasihatini dinlemeyerek küçük fil yavrusunu tutup kesmişler. Daha sonra yavrunun anası olan fil gelmiş. Yavrusunu bulamayınca; insanlara yaklaşmış ve hortumunu insanların ağızlarına teker teker tutmuş hangisinden yavrusunun kokusunu almışsa hortumuyla onun başına vurmuş. Böylece oradaki insanların hepsini öldürmüş. Sıra evliyaya gelmiş hortumunu onun da ağzına tutmuş. Ondan yavrusunun kokusunu alamayınca müsait bir yere yanaşmış ve ‘Sırtıma bin.’ dercesine beklemiş. Fil, Allah dostunu sırtına bindirdikten sonra onu insanların bulunduğu bir yere bırakmış.

“1980 ihtilalinin ilk günleri idi. Niğde’ye gittim. Oradaki Nur talebeleri ile buluştuk. Dersten sonra, çay sohbeti  esnasında, kardeşlerden bazıları. ‘Hocam, huzur ve güven ortamına ne zaman kavuşacağız?’  diye sordular. Lâtifevârî, ‘Siz dağlara, bağlara, kasaba ve köylerinize FINDIK  AĞACI  dikin, o zaman huzura kavuşursunuz’ dedim ve sustum. Onlar da hayret içinde bana bakarak: ‘Hocam bizim meselemizle fındık dikmenin ne alâkası var?’  dediler. Dedim ki: ‘Tecrübeyle sabittir ki, fındık ağacı YAĞMURU  KENDİSİNE  çeker. Ancak malumunuzdur ki, yağmurun gelmesine birkaç ağaç kâfi gelmez. Eğer RAHMET,  BEREKET  istiyorsanız bütün köy, kasaba ve şehirlerinizi fındık ağaçlarıyla donatın. Yani Nur Talebelerini çoğaltın ki, rahmet-i İlahiyenin celbine vesile olasınız. Böylece de ülkemiz refaha, huzura ve hakiki saadete kavuşabilsin… Memleketimizin elbette ki, bir çok şeye ihtiyacı vardır. Ancak bunların en önemlisi İNSAN unsurudur. SALAHAT  ile  MAHÂRETİ  kendinde toplayan fertlere ihtiyacımız vardır. Böyle insanlar sayesinde ülkemiz huzur ve refaha kavuşur.”

“İstanbul’da Tercüman gazetesi yazarı iken Ahmet Kabaklı Beyi,  Osman Demirci Hoca ve Rahmi Erdem ile birlikte ziyaretine gittik. Bize, ‘Erzurum’a hususî bir muhabbetim var. (…)  Halen dilden dile dolaşan bir menkıbe vardır ki, hiç unutmam: Erzurum’da semer yapan bir usta varmış. Yıllardan beri sattığı semerlerden kazandığı altınları dükkanının bir köşesinde duran eski bir semerin içinde saklarmış. Kendisi namaza gittiği bir sırada, çıraklar bu eski semeri bir kervân sâhibine ucuz bir fiyata satmışlar. Usta dükkanına dönünce, çırakları ona müjde verir gibi ‘Usta, o eski semeri sattık, çok şükür ondan kurtulduk’ demişler. Çıraklara göre müjde olan bu haber ustayı derinden üzmüş. Fakat derdini izhar etmemiş. Ondan sonra yaptığı semere her bir çiviyi çakarken de ‘GİTTİ  DEMEK  OLMAZ’  demeyi alışkanlık haline getirmiş. Bir gün oğlu ona, ‘Baba, bu ne haldir? Uzun zamandır her çiviyi çaktığında ‘Gitti demek olmaz’ diyorsun. Bu ne demektir?’ deyince, ‘Oğlum, ne yapayım? Dilim böyle alışmış, kurtulamıyorum.’ diye geçiştirmiş.

‘Aradan uzun zaman geçmiş. Bir gün semeri alan kervancı dükkana gelerek ‘Usta, bu semeri buradan almıştım. Fakat devenin sırtını vuruyor, yara yapıyor. Bunu başka bir semerle değiştirelim’ deyince, usta büyük bir sevinç ve heyecanla ‘Hemen, elbette olur!’  demiş. Eski semeri alarak yerine yeni bir semer vermiş. Eline aldığı eski semeri kontrol ederek sakladığı altınların  yerinde olduğunu görmüş.  Bunun üzerine: ‘Allah’ın bana nasip ettiği bir mala kim sahip olabilir? Niye huzursuz olmuşum’ diye söylenmiş. Ondan sonra da yaptığı semerlere her çivi çaktığında artık ‘GELDİ  DEMEK  OLMAZ’  diye söylenip durmuş.

“Zübeyir Ağabey bazen bize Üstad ile ilgili hatıralarını anlatırdı. Bir gün şöyle bir hatıra anlattı:

“Bir bayram öncesi Üstad Hazretleri, ‘Zübeyir, biz kıra gideceğiz. Siz burada kalın da temizlik yapın.’ dedi. Biz birkaç arkadaş medresede kaldık ve temizliğe başladık. Kilerde iki üç sene bekleyen bozuk florasan lâmbaları vardı. Kardeşlerden biri, ‘Zübeyir Ağabey, bunları ne yapalım?’ diye sordu. Ben de işe yaramazlar diye, kırıp çöpe atmasını söyledim. O da öyle yaptı… Akşam Üstadımız kırdan döndü. ‘Ne yaptınız Zübeyir? İyice temizlediniz mi buraları?’ dedi. ‘Temizledik Üstadım’ dedim. ‘Aferin Zübeyir’ dedi ve: ‘O florasanları ne yaptınız?’ diye sordu. ‘Üstadım onlar iki üç senedir öylece bekliyorlardı. Bozuktular, tamir de edilemezlerdi. Biz de kırdık attık.’ dedim.  Üstad Hazretleri, hafifçe başını sallayarak, ‘Fesübhanallah!  Bu insanoğlunun ruhunda meylü’t-tahrip varmış.’ dedi.

“Üstadımız tahribe o kadar karşıydı ki, yumurtayı yerken kabuğunu tamamiyle soymaz, kırmamak için küçük bir delik açar ve buradan tabağa dökerek pişirtir ve yoğurtla beraber yerdi. Yumurtanın kabuğunu da ezmezdi. Onun bu hassasiyeti, bize ‘İnsana hizmet eden eşyanın da ihtirama lâyık olduğu’ kanaatini uyandırırdı.”
Gerçekten güzel hatıralar…

[Safvet Senih] 25.3.2020 [Samanyolu Haber]

‘Resmi rakamlar doğru değil, evlerinde ölenleri sayamıyoruz’

Fransa Hastaneler Federasyonu Başkanı Frederic Valletoux, Fransa’da korona virüsünden ölenlerin sayısının hükümetin günlük olarak açıkladığı resmi verilerden çok daha yüksek olduğunu söyledi.

KRONOS -25 Mart 2020

Fransa Hastaneler Federasyonu Başkanı Frederic Valletoux, söz konusu verilerin evlerinde veya huzur evlerinde test yapılmadan ölenleri kapsamadığını söyledi.

EVLERİNDE VE HUZUREVLERİNDE ÖLENLER VAR

France Info radyosuna konuşan Valletoux, “Sadece hastanelerin sağladığı verileri biliyoruz. Resmi verilerdeki yükseliş şimdiden çok fazla ama huzur evlerinde yaşananları, evlerinde ölenleri de ekleseydik kesin rakamlar şüphesiz daha yüksek olurdu” dedi.

Fransa’da resmi verilere göre korona virüsünden ölenlerin sayısı 1,100. Virüsü kaptığı tespit edilenlerin sayısı ise 22 bin 304.

[Kronos.News] 25.3.2020

İspanya NATO’dan acil yardım istedi

İspanya'da hükümetin tıbbi malzeme ve solunum cihazı için NATO’dan yardım istediği açıklandı.

KRONOS -25 Mart 2020

İspanya’da yeni tip koronavirüs nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı son 24 saatte 738 kişi artarak 3 bin 434’e çıktı. İspanya tıbbi malzeme ve solunum cihazı için NATO’dan acil yardım talebinde bulundu.

ABD’de New York Valisi Andrew Cuomo, Trump yönetimini yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla mücadelede, salgının merkezi haline gelen New York için yeterli desteği vermemekle eleştirerek, “Federal Acil Yönetim Ajansı, 400 suni solunum cihazı gönderiyor. 30 bine ihtiyacım varken 400 tane ile ne yapabilirim? Bu durumda ölecek 26 bin kişiyi siz belirleyin, çünkü sadece 400 suni solunum cihazı gönderiyorsunuz” demişti.

[Kronos.News] 25.3.2020

Dalga geçilen ‘İhsan Amca’ 30 yıl kilim dokuyarak 6 çocuk büyütmüş

Sokakta kendilerine polis süsü verilen kişi tarafından dalga geçilen Ali İhsan Yavaşça'nın öyküsü ortaya çıktı. Yavaşça, 30 yıl boyunca 10 metrekarelik bir odada kilim dokuyarak 6 çocuğunu büyüttüğü öğrenildi.

KRONOS -25 Mart 2020

Ankara’da bir gencin kendisini polis diye tanıtarak dalga geçmeye çalıştığı Ali İhsan Yavaşça’nın hayat hikâyesini kızı Handan Çağlayan anlattı. Gazete Rüzgârlı‘dan Alp Eren Kaya’ya konuşan Ali İhsan Yavaşça, 10 metrekarelik odada 30 yıl boyunca kilim dokuyarak 6 çocuk büyüttüğü öğrenildi.

Yavaşça’nın kızı Handan Çağlayan, “Babam annemi kaybedince çöktü. Son olayda çok üzüldü, çok korktu. Üzülmesi bir yana orada ‘bir soruşturma, seni tutuklamıyoruz’ gibi konuşmalardan çok korkmuş” dedi.

“BABAM ÇOK KORKMUŞ”

Keçiören Kaymakamı’nın emriyle yetkililerin gelerek, babasını hastaneye götürdüklerini söyleyen Çağlayan, “Hastanede çok güzel ilgilendiler. Tahlilleri falan yapıldı. Bir sorun çıkmadı. Ama babam çok korkmuş olaydan. Hatta hastaneyken korkusundan ‘kızım ne olur beni eve götür’ bile dedi. Keşke olmasaydı, umarım babamın özelinde bu bir ders olur” diye konuştu.

SOKAĞA ÇIKMAK ZORUNDA KALMIŞ

Ankara’da yaşayan 80 yaşındaki İhsan Yavaşça sağlık sorunları nedeniyle sokağa çıkmak zorunda kalmış, sokakta yürüdüğü sırada yanına gelen Mustafa Tarık Er isimli şahıs, kendisini polis gibi tanıtarak, “Amcacım yaş kaç dışarıda geziyorsunuz. Normalde ceza kesmemiz gerekiyor bu sefer sizi affedelim” demişti. Yavaşça ise “Hastaneye geldim, otobüs almadı beni. Polise söyledim” yanıtını vermişti. Yavaşça ile dalga genç Er, bu anları kayıt altına alarak sosyal medyada paylaştı. Görüntüler sosyal medyada büyük yankı uyandırmıştı.

HERKESİN MERAK ETTİĞİ İHSAN AMCA

İşte, herkesin merak ettiği İhsan Amca’nın hikâyesi:

80 yaşındaki İhsan Yavaşça, hayat hikayesini 4 yıl önce Ankara Ulus’taki dokumacı dükkanını ziyaret eden Milliyet gazetesi muhabirine anlatmıştı. 8 Temmuz 2016 tarihinde yayımlanan söyleşide Yavaşça şöyle konuşmuştu:

“1960 yılında askerliğini yapmak için geldiği Ankara’dan bir daha memleketi Gaziantep’e dönmeyen Yavaşça, başkentte evlendi. Yavaşça, “O tarihten beri artık yuvam Ankara oldu” dedi. Dokumacılık işinden önce bir süre lokantacılık ile geçimini sağlayan Yavaşça, ilk olarak 1987’de abisinin memleketten gönderdiği dokuma kilimleri satarak dokumacılık mesleğine giden adımı attı.

GECE GÜNDÜZ BİR TEZGAHIN BAŞINDA

Hacı Bayram’da kilimler satan Ali İhsan Amca, geçimini bir süre bu şekilde devam ettirdi. Borca girerek kilimler aldığını söyleyen Yavaşça, başına gelen hırsızlık olayı sonrasında batmanın eşiğine geldiğini anlattı. Hırsızlık olayı sonrası borçlarını ödeyecek gücü olmadığı için satıcılıktan baba mesleği olan dokumacılığa geçen Yavaşça, al-sat yerine memleketinden getirdiği dokuma tezgâhı ile gece gündüz çalışarak borçlarını ödediğini söyledi.

HEM EV HEM ATÖLYE

Ali İhsan Amca, 10 metre kare iki göz odada bulunan bodrum katını hem atölye, hem bir ev haline dönüştürdü. Dükkânını ilk kiraladığında çöplerin atıldığı harabe bir yer olduğunu söyleyen Yacaşça, “Burayı dükkân olarak temizlettim, yerleştim” dedi.

Durumu olmadığı için çalıştığını kaydeden Yavaşça, “Durumum yok, eski zanaat unutulmaya yüz tuttu. Yardım bekliyorum” diye konuştu. Ucuz halı, kilim geldiği için de işlerinin bozulduğunu aktaran Ali İhsan Amca, 6 aydır iş yapamadığının altını çizerek insanların artık el emeği ürünleri tercih etmemesinin dokumacılığı öldürdüğünü anlattı. Yavaşça, yetkililerden mesleğine ve kendisine sahip çıkmalarını istedi.

“GÖZLERİM ESKİSİ GİBİ GÖRMÜYOR”

6 çocuk ve 11 torun sahibi olan 76 yaşındaki Yavaşça, Keçiören’de eşi Hatice Yavaşça ile yaşıyor. Eşinin sağlık sorunları olduğunu belirten Ali İhsan Yavaşça, halen çalıştığını dile getirerek “Gözüm eskisi gibi görmüyor. Eskiden işleme, süsleme ayrıntıları yapabiliyordum. Ancak şimdi gözüm o kadar iyi görmüyor” dedi. Bacaklarındaki ağrıları dolayısıyla zorluk çektiğini ve tedavi gördüğünü ifade eden Yavaşça, çocuklarının eşinin yanında olduğu zamanlarda eve gitmeyerek dükkânda yattığını söyledi.

[Kronos.News] 25.3.2020

65 yaş tavsiyeleri

Türkiye Psikiyatri Derneği’nden evde kalan yaşlılara ruh sağlıklarını korumaları için önemli uyarılar geldi. Hem yaşlılara hem de yaşlılarla birlikte yaşayanlara önemli tavsiyelerde bulundu.

KRONOS -24 Mart 2020

ANKARA – Türkiye Psikiyatri Derneği, yaşlıların ruh sağlıklarının korunması için önemli tavsiyelerde bulundu. Dernekten yapılan açıklamada 65 yaşın üstündekiler için, sokağa çıkma yasağı ve evde kalmanın zorunlu olduğu hallerde, kişiler gündelik hayatla ilişkili ve ruhsal pek çok sorun yaşayabilecekleri uyarısında bulunuldu. Açıklamada, “Ruh sağlığımızı korumak için, öncelikle temel ve zorunlu ihtiyaçlarımızın karşılanması gereklidir, ardından güvenlik ve yardıma ulaşabilme imkanları gelir” denildi.

65 YAŞ VE ÜSTÜ OLANLARA TAVSİYELER:

– Sokağa çıkma yasağına mutlaka uyun.

– Size yardımcı olabilecek yakınlarınızı telefonla arayın; alışveriş, para çekme, fatura yatırma, yemek hazırlama, ilaç temini konularında yardım isteyin.

– Acil durumlar için aile hekimi, bina yöneticisi, yakın bir komşu ve mahalle muhtarınızın telefonunu elinizin altında hazır bulundurun.

– Yakınınızdaki market, kasap, eczane telefonlarını öğrenin, telefonla sipariş verin, siparişleri alınca elinizi yıkayın, paketleri temizleyin.

– Yakınınız yoksa veya sizden uzakta yaşıyorsa/ hastalanmış ise/ riskli grupta ise, öncelikle devletten yardım isteyin.

-112, 155 ve 156 telefon numaralarını arayıp, sorunuzu sorun ve ihtiyaçlarınız için yardım isteyin, hangi kurumlardan ve telefon numaralarından yardım isteyeceğinizi öğrenin.

– Belirli zamanlarda televizyonunuzu açın, halka yönelik kamu spotlarını ve bilgilendirici kısa videoları izleyin.

– Sağlıkla ilgili acil bir sorununuz olursa 112’den yardım isteyin, kendi imkânlarınızla hastaneye ulaşmaya çalışmayın.

– Belediyeler, valilik ve kaymakamlıklar 65 yaş üstü kişilere yardım için gruplar kurdular, televizyondan bu bilgileri takip edin ve sayılan kurumlardan yardım isteyin

– Size yardım edebilecek durumda olan komşu, arkadaş ve akrabalarınızdan yardım istemeye çekinmeyin. Unutmayın, olağanüstü bir durum içinde yaşıyoruz, çekingen olmayın!

– Kapınıza gelen ve yardım kuruluşundan geldiğini söyleyen herkese inanmayın, kimlik isteyin, şüphelendiyseniz kapınızı kapatıp komşularınızdan yardım isteyin.

– Beslenmenize dikkat edin, mutlaka sofra kurun ve sağlıklı yiyecekler tüketin.

– Bol sıvı almayı unutmayın, susuz kalmayın.

– Her zamanki diyetinize uyun, tansiyon ve şeker kontrolünü ihmal etmeyin.

– Evin içinde yürüyüş ve egzersiz yapın, tek seferde değil günün belli saatlerinde birkaç kez 5-10 dakikalık yürüyüş/ hareket yapmaya gayret edin.

– Uykunuzu ihmal etmeyin, gece uyuyamıyorsanız, gündüz öğle saatlerinden önce kısa şekerlemeler yapabilirsiniz, böylece dinlenmiş hissedersiniz ve gece yine uyuyabilirsiniz.

– İlaçlarınızı almayı ihmal etmeyin, ilaç almakta veya ilaca ulaşmakta güçlük yaşıyorsanız doktorunuza veya eczacınıza telefonla ulaşın.

– İlaç raporlarının süreleri uzatıldı, raporlu ilaçlarınızı yazdırmanıza gerek yok, eczacınızdan isteyin.

– Belli saatlerde televizyonunuzu veya radyonuzu açın, haberleri ve bilgilendirici kamu spotlarını dinleyin, ancak diğer zamanlarda sürekli haber takip etmeyin.

– Sağlığınız elveriyorsa günlük yemek yapın, kendinizi yormayacak şekilde basit temizlik yapın, gündelik işleri aksatmadan sürdürmek zihni oyalar ve ruh sağlığını korumaya yardım eder.

– Yemek, yürüyüş, temizlik, televizyon izleme, elişi yapma ve benzeri günlük aktivitelerinizi planlayın; belli bir düzene uymak işleri kontrol ettiğinizi hissettirir, böylece kendinizi daha emniyette hissedersiniz.

– Sevdiğiniz işlere zaman ayırın, müzik dinleme, elişi yapma, kitap okuma gibi.

– Sevdiğiniz kişileri telefonla arayın ve sık sık konuşun, yalnızlık duygunuz azalır. Telefon veya internetle görüntülü de iletişim kurmanız mümkün. Nasıl yapacağınızı bilmiyorsanız sevdikleriniz yardımcı olacaktır. Bilmiyor olmanız utanılacak bir şey değil.

– Sağlığınız yerinde ise yakınlarınıza ve komşularınıza yardım edin: örneğin komşunuza çorba yapmak (ama verirken temas etmemek), çocuğunuza bir kap

yemek yapmak ve akşam uğradığında vermek gibi uğraşlar işe yaradığınızı hissettirir, kontrol duygusunu güçlendirir ve ruh sağlığınızı olumlu etkiler.

– Sağlığınızla ilgili bir sorun, ilaç veya hastalıkla ilgili sorularınız olursa, aile hekiminize veya sizi takip eden uzman doktorlara telefonla ulaşın. Salgın süresince pek çok hastane ve klinik öncelikle kendi takipli hastalarına telefonla görüşme imkanı sağlamaktadır. Acil bir sorun olmadıkça hastanelere başvurmayın.

65 YAŞIN ÜSTÜNDE YAKINI OLANLARA TAVSİYELER

– Ailenizdeki yaşlı bireylerin zorunlu ihtiyaçlarını karşılamak için bir plan yapın, yakınınızı arayın.

– Yaşlı bireyler yakınlarını yormak istemedikleri için sıklıkla yardım istemezler, bu nedenle yakınınızın istemesini beklemeden aklınıza gelen tüm ihtiyaçlarını sorun (para çekme, fatura yatırma, alışveriş, ilaç temini vb.).

– Temaslarınızı kısa süreli tutun, kapıdan iletmekle yetinin, ilaç ve alışveriş malzemeleri gibi nesneleri teslim ettikten sonra, yaşlı yakınınıza ellerini yıkaması gerektiğini her seferinde hatırlatın, unutuyor olabilirler.

– Sık sık telefonla arayın, kısa da olsa sohbet edin. Bu sohbetlerde mevcut durumla ilgili doğru bilgiler verin ama olumlu gelişmeleri de mutlaka iletin.

– Yakınınıza bilgi ve uyarıları söylerken olumlu ifadeler kullanın. Örneğin: “ellerini yıkamazsan hasta olursun, hastaneye yatırırız” yerine “ellerini biraz uzun yıkaman bu hastalıktan korunman için çok önemli, yakında her şey daha iyi olacak” gibi.

– Yakınınızda sağlığıyla ilgili sizi endişelendiren gelişmeler varsa (uykusuzluk, kilo kaybı, sık ağlama, kronik hastalığının seyrinde kötüleşme vb.) doktorunu araması için yüreklendirin veya siz arayın.

– Yakınlarınızın tüm sorumluluğunu tek başınıza üstlenmeyin, etrafınızdan yardım isteyin ve yükünüzü paylaşın, aksi takdirde tükenme belirtileri yaşayabilirsiniz.

– Yapılacak işleri önceden organize edin, böylece enerjinizi dikkatli kullanır ve tükenmemiş olursunuz.

– Yakınlarınızın tek yardımcısı konumundaysanız, arkadaşlarınızdan yardım istemeye çekinmeyin, fiziksel olarak yardım edemeseler de sizi dinleyebilir ve sorunlara çözüm önerebilirler.

– Kendi ihtiyaçlarınızı da göz ardı etmeyin, dinlenmek için vakit ayırın.

– Acil durumlarda devletin bildirdiği sağlık, itfaiye, polis ve benzeri diğer hatları arayıp yardım isteyin.

[Kronos.News] 25.3.2020

Evinde kalan ‘okurlar’ için…

Yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgını nedeniyle evinde kalan okurlar için bir çok dergi arşivini ücretsiz erişime açtı. Sosyal medyada her gün tadımlık öyküler paylaşan yayınevi de var, ücretsiz e-kitap seçkisi sunan da… Kronos okurları için ücretsiz erişime açık dergi, e-kitap ve öyküleri derledik…

KENAN KALECİK -25 Mart 2020

Dünya yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgını ile mücadele ederken, kültür-sanat kurumları da #EvdeKal çağırılarına uyan vatandaşlar için pek çok hizmeti internetten ücretsiz erişme açtı.

Müzeler sanal turlara, festivaller film arşivini açmaya, kurslar ücretsiz derslere başladı. Benzer şeklide birçok yayıncı da evinde kalan okurlar için dergi arşivini açtı. Ayrıca sosyal medyada her gün tadımlık öyküler paylaşan yayınevi de var, ücretsiz e-kitap seçkisi sunan da…

Kronos okurları için ücretsiz erişime açık dergi, e-kitap ve öyküleri derledik:

TRENDEKİ YABANCI

Can Yayınları tarafından 2019 Eylül’ünde yayımlanmaya başlayan ve Türkiye’nin ilk öykü uygulaması olan Trendeki Yabancı, korona günlerinde bir ay boyunca ücretsiz. Uygulamayı telefon ya da tabletine indiren okurlar, bugüne kadar çıkan tüm sayıların içerine erişebiliyor.

Ayrıca yayınevi, ‘Klasikler’ dizisinden okurlar için seçtiği bazı kitapları korona günlerine özel olarak, bu süre boyunca Trendeki Yabancı uygulamasına ekledi. Uygulamayı indiren kullanıcılar Arthur Conan Doyle’un Tekinsiz Hikayeler’inden Edgar Allen Poe’nun Kuyu ve Sarkaç’ına pek çok kitabı bir ay ücretsiz okuyabilecek. Pek çok yazar ve çevirmen de eserlerinin bir ay ücretsiz yayınlanmasına izin vermeye devam ediyor. Yekta Kopan’ın Bir De Baktım Yoksun ve Ayfer Tunç’un Evvelotel-Saklı kitapları uygulamaya en son eklenenler arasında. Trendeki Yabancı’yı indirmek için bu linkleri kullanabilirsiniz: http://bit.ly/2m9D9H7 / https://apple.co/2lFKVs7

İTHAKİ’DEN HER GÜNE BİR ÖYKÜ

Korona günlerinde evde kalmayı tercih edenler için İthaki Yayınları, sosyal medya hesaplarından her gün yerli ve yabancı iki öykü paylaşıyor. “Karantina günleri için öyküler” adını verdiği paylaşımların Kristen Roupenian’ın “Kedi Sever” adlı öyküsü ile başladı. Editörlerin seçtiği öyküler arasında ‘Bilimkurgunun Babası’ H. G. Wells’in “Acemi Hayaletin Öyküsü” öyküsü de var, Kemal Tahir’in “Arabacı” hikâyesine kadar pek çok farklı isim yer alıyor.

Kim bilir bir öykü, size yeni bir yazarın, yeni bir kitabın kapağını aralatır.

Öyküleri İthaki’nin Twitter sayfasında bulabilirsiniz

METİS ÇEVİRİ VE DEFTER ARŞİVİ

Metis Yayınları tarafından yayımlanmış Defter ve Metis Çeviri dergilerin arşivlerine de ücretsiz ulaşmak mümkün. Arşivde her iki derginin de tüm yazı ve ürünlerine ulaşabiliyor. Yayınevi tarafından basılı halde mevcutları olmadığı ve okurlar tarafından sıklıkla arandığı için daha önce elektronik ortama taşınan dergiler, korona günlerinde evde kalanlar için yeni bir keşif olabilir.

Dergilere PDF dosyaları halinde ücretsiz erişebilmek için üye olmak gerekiyor.

SOCRATES İÇİN SON GÜN

Korona günlerinde okuru düşünen bir diğer dergi de spor meraklıları için. ‘Düşünen Spor Dergisi’ Socrates, evde kalanlar için bir ay boyunca ücretsiz dijital abonelik imkânı sundu. Fakat yararlanmak için son gün yarın.

Yarına kadar bir aylık ücretsiz abonelik başlatan okurlar, yeni sayıyı da okuma şansı elde edecek. Okurların sepette “SOCRATESYANINDA” promosyon kodunu girmeleri gerekiyor. Abonelik için socratesdergi.com adresini kullanabilirsiniz.

ÇOÇUKLARI İHMAL ETMEYİN

Koronavirüs nedeniyle okullar tatil edildi. #EvdeKal çağrısına uyan anne babalar, bu zaman diliminde çocuklarına daha çok vakit ayırabilir. Birlikte yapılabilecek etkinlikler, oyunlar, masallar için TÜBİTAK’ın Bilim ve Teknik, Bilim Genç, Bilim Çocuk ve Meraklı Minik adlı popüler bilim dergilerine, çocuk kitapları için de TUDEM Yayınlarının arşivine ücretsiz erişmek mümkün.

[Kronos.News] 25.3.2020

İtalya’dan sonra İspanya’da da ölü sayısı Çin’i geçti

İspanya’da koronavirüs nedeniyle ölenlerin sayısı resmen Çin’i geçti ve İtalya’nın ardından dünya genelinde en çok kayıp veren ikinci ülke oldu. Rusya’da karantina ihlaline ağır ceza getirilmesi düşünülürken, İran yeni koronavirüs dalgasında korkuyor.

BOLD – İspanya’da Sağlık Bakanlığı’nın son verilerine göre son 24 saatteki 738 ölümle, ülkedeki ölü sayısı 3.434’e ulaştı. Vaka sayısı ise 39.673’ten 47.610’a yükseldi.

Salgının hızlı seyrettiği ülkelerden biri haline gelen İspanya’da son 24 saatte koronavirüs kaynaklı hastalık nedeniyle 738 kişinin hayatını kaybettiği açıklandı. Ülke genelinde hayatını kaybeden kişi sayısı böylece 3 bin 434’e yükseldi.

Son verilerle birlikte İspanya’da koronavirüs salgını nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı, salgının başlangıç ülkesi Çin’i geride bıraktı. Çin’de en son açıklananan ölü sayısı 3 bin 281. İspanya, son verilerle birlikte can kaybında İtalya’dan sonra ikinci konuma geldi.

Bugüne dek İspanya’da tespit edilen vaka sayısı da 47 bin 610 kişi oldu. Son bir günde yeni vaka sayısı 7 bin 937 arttı.

İSPANYA, NATO’DAN TIBBİ YARDIM TALEP ETTİ
İspanya, koronavirüs salgınının hız kazanması nedeniyle NATO’dan tıbbi malzeme yardımı talep etti.

İspanyol hükumeti, NATO’dan onbinlerce ameliyat maskesi, eldiven, tek kullanımlık ameliyat önlüğü, solunum cihazları, termometre ve diğer tıbbi malzeme istedi.

El Pais gazetesi ayrıca listede yarım milyon adet test kitinin de bulunduğunu yazdı.

RUSYA’DA KARANTİNA İHLALİNE 7 YILA KADAR HAPİS
Rusya, karantina düzenlemelerini ihlal edenlere ağır cezalar getirmeye hazırlanıyor. Yedi yıla kadar hapis cezasına varan önlemler içeren kanun teklifiyle insanların karantina kurallarına uymaya zorlanması hedefleniyor.

Rusya parlamentosuna sunulan kanun teklifinde, koronavirüs salgını nedeniyle getirilen karantina uygulamalarına uymayanlarına 500 bin ruble (Yaklaşık 41 bin TL) ile 2 milyon ruble (Yaklaşık 165 bin 700 TL) arasında para cezası verilmesi öngörülüyor.

İhlali gerçekleştiren kişinin, bir başkasının ölümüne neden olması ya da diğer insanlara kasten virüs bulaştırması hâlindeyse bu kişi beş yıla kadar hapis cezasına çarptırılabilecek. İki ya da daha fazla kişinin ölümüne neden olanlara ise yedi yıla kadar hapis cezası verilebilecek.

Parlamentonun alt kanadı Duma’ya sunulan kanun teklifinin önümüzdeki hafta onaylanıp yürürlüğe girmesi bekleniyor.

Ülkede şu ana kadar 658 koronavirüs vakasına rastlandığı açıklandı.

İRAN’DA YENİ DALGA UYARISI

İran’da hükümet sözcüsü Ali Rabiei, vatandaşların sağlık yetkililerince yapılan tavsiyeleri dinlememesi nedeniyle ülkede ikinci bir koronavirüs dalgası yaşanabileceği uyarısında bulundu.

Rabiei, “Maalesef bazı İranlılar Sağlık Bakanlığı yetkililerinin tavsiyelerine kulak asmadı ve Nevruz Bayramı tatili sırasında seyahat etti… Bu, ikinci bir koronavirüs dalgasına yol açabilir” dedi.

İran’da koronavirüsten ölenlerin sayısı 2 bin 77’ye yükseldi.

İran Sağlık Bakanlığı, ülkede salgın nedeniyle son 24 saatte 143 kişinin daha hayatını kaybettiğini duyurdu. Ülkedeki vaka sayısı ise 27 bin 17 olarak açıklandı.

[BoldMedya] 25.3.2020

Futbolda Corona krizi! Hakan Şükür yorumluyor

Galatasaray’ın ve Milli Takım’ın efsane futbolcularından Hakan Şükür Bold Medya canlı yayınında futboldaki koronavirüs krizi ile ilgili merak edilen bütün sorulara cevap veriyor-BOLD


[BoldMedya] 25.3.2020

CHP’li eski milletvekilinin 33 yaşındaki yeğeni koronadan öldü

Bakırköy Sadi Konuk Devlet Hastanesinde koronavirüs tedavisi gören CHP 24. Dönem Amasya Milletvekili Ramis Topal’ın 33 yaşındaki yeğeni Dilek Tahtalı koronavirüsten hayatını kaybetti.

BOLD- İstanbul Acıbadem International Hastanesinde çalışan 33 yaşındaki Dilek Tahtalı, koronavirüs belirtileri göstermesi üzerine 10 Martta Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim Araştırma Hastanesinde karantinaya alındı. Tahtalı hakkında düzenlenen hastane muayene formunda, ‘koronavirüs (Covid-19) tanısı konulmuştu’ ibaresi yer aldı.

Bir süre yoğun bakımda tedavi gören Tahtalı hayatını kaybetti. Hastane tarafından düzenlenen ölüm belgesine “Bulaşıcı Hastalık (Doğal Ölüm)” yazıldı.

CHP’Lİ RAMİS TOPAL’IN YEĞENİ

Gerçek Gündem sitesinin haberine göre, hayatını kaybeden Dilek Tahtalı, CHP 24. Dönem Amasya Milletvekili Ramis Topal’ın yeğeni. Tahtalı’nın ailesinin ise test sonuçlarının negatif çıktığı öğrenildi.

ÖLÜM İLANINDA KOROVİRÜS VURGUSU

İstanbul Beden Köylüler Sosyal Yardımlaşma Derneği tarafından sosyal medya yapılan ölüm ilanında da koronavirüs vurgusu yapıldı. Dernekten verilen ilanda şu ifadeler yer aldı, “Köyümüz halkından İstanbulda ikamet etmekte olan İsmail ve Şenel Tahtalı’nın biricik kızları Dilek Tahtalı yakalandığı hastalığa (KORONAVİRÜS) yenik düşerek hakka yürümüştür. Cenazesi tedavi gördüğü hastaneden alınarak Beden Köyüne götürülecek olup 26 Mart 2020 Perşembe günü köy mezarlığında toprağa verilecektir. Dilek kızımıza allahtan rahmet başta anne ve babası olmak üzere tüm sevenlerine ve Beden Köyü halkına başsağlığı ve sabır diliyoruz.İstanbul Beden Köylüler Sosyal Yardımlaşma Derneği Yönetim Kurulu.”

[BoldMedya] 25.3.2020

Tutsak gazetecilerin çocuklarından infaz yasasına tepki: Babalarımızı bize geri verin!

Yeni infaz yasası kapsamına alınmayacağı iddia edilen tutuklu gazetecilerin çocukları, bu adaletsizliğe sosyal medya hesaplarından tepki gösterdi. “Babalarımızı serbest bırakın” dedi.

BOLD – Koronavirüsü nedeniyle tekrar gündeme gündeme yeni infaz yasası TBMM’den geçmek üzere. Katilleri, cinsel istismar suçlularını, adi suçlardan yargılananları kapsayacağı belirtilen yasada, siyasi tutukluların yararlanamayacağı iddia ediliyor.

Dört yıldır babalarından uzak olan gazetecilerin çocukları sosyal medya hesaplarından bu duruma tepki gösterdi. TRT Haber Eski Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Böken, Mümtazer Türköne, Zaman Gazetesi Reklam Müdürü Yakup Şimşek ve ekonomi yazarı Zafer Özcan’ın kızı, korona tehdidi cezaevlerini sarmadan babalarının tahliye edilmesi için çağrıda bulundu.

“SADECE SESİNİ DUYMAKLA YETİNMEK ZORUNDAYIZ”


Sıla Türköne (Mümtazer Türköne’nin kızı): Mümtaz’er Türköne 64 yaşında, 3 yıl 7 aydır tutuklu. 7 ay önce kalp rahatsızlığı sebebiyle damarlarından birine stent takıldı, diğer damarı ise hala tamamen tıkalı. Bu süreçte bizler de yalnızca haftada bir sesini duymakla yetinmek zorundayız.

“BABAM UYUŞTURUCU BARONU OLSAYDI ÇIKACAKTI!”

Esma Böken (Ahmet Böken’in kızı): Babam bir uyuşturucu baronu veya tecavüzcü olsaydı cezaevinden çıkacaktı. Ama yöneticiliğini yaptığı dönemde TRT Haber Avrupa’nın en iyi haber kanalı seçildiği için, kanalın yıllık harcamaları 4’te 1’e indirği için cezaevinde kalmaya devam edecek.

“DİLERİM, ALIN BABALARINIZI GÖTÜRÜN DERLER”

Büşra Şimşek: (Yakup Şimşek’in kızı): Cezaevlerine avukat görüş yasağı gelmeden Silivri 9 noluya bir gidelim. Dilerim alın babalarınızı götürün derler 🙂 Cezaevinde önlemler yeni alınmaya başlandı. Tutukluların hiçbir güvencesi yok. Cezaevinde kaç hastaya yapıldı test? İnsanlar hasta olduktan sonra hangi malzeme onları kurtarır? Memurlar maskesiz koğuşlara girip çıkıyor. Tedbirsizliği yüzünden uyarılan infaz memuru “Sen de çok titizsin” diye cevap veriyor mahpusa. Artık insanları serbest bırakın.

“BELKİ BİZİ DE EVLERİMİZE HAPSEDECEK BİRİLERİ ÇIKAR”

Ebrar Beyza Özcan (Zafer Özcan’ın kızı): “Dar mekanda burun buruna bir yaşam alanı burası. 10 kişilik koğuşa 26 kişi sığışmaya çalışıyoruz. Bizim alışveriş sepetimizde kolonyaların, ıslak mendillerin, dezenfektanların yeri yok. En vefalı dostumuz sabunlarımız. Bol bol ellerimizi yıkayıp birilerinin bizi de korumasını ve hayatlarımız hakkında karar vermesini bekliyoruz. Yine de içimiz kıpır kıpır bu aralar. Belki bizi de evlerimize hapsedecek birileri çıkar. Umutla bekliyoruz, hep yaptığımız gibi…”

Babam son mektubunda bunları yazmış. Evde kalmak birilerinin zahmet olarak gördüğü, şikayet ettiği bir durumken babam ve babamın durumunda olan binlerce insan için rahmet. Evinizde kalabildiğiniz, kapınızı kapatıp perdelerinizi çektiğiniz, “aile”olabildiğiniz için çok şanslısınız.

Hayata dair tırnaklarıyla kazıyarak elde ettiği her şeyi kaybettiğinde bile babam bizimle olduğu için şükrederdi. Tüm bu kazanımlarından geriye içinde bizim bulunduğumuz bir ev kalmıştı sadece elinde. Ne mesleği, ne başarıları… Sadece bir ev. Babamdan bunu nasıl aldınız?

İçerdeyken de haftada bir kez kirli camların ardından yüzümüzü görmek, ayda bir kez bize sarılabilmek onu ayakta tutuyordu. Şimdi bu da gitti elimizden. Babamı bize geri verin, çık git deseniz de o bizi bırakmaz zaten. O evinden ayrılmaz.

Babam 1 seneyi aşkın bir süredir özgürlüğünden mahrum. Şimdi de sağlığı tehdit altında. İstediğimiz tek şey evinde olması. Bu insanın evinde durması kime ne gibi bir zarar verebilir? Hayat cezaevine sığmaz!”

[BoldMedya] 25.3.2020

Muhsin Yazıcıoğlu, vefatının 11’inci yılında anılıyor

Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı ve Türk siyasetinin etkili isimlerinden Muhsin Yazıcıoğlu, vefatkının 11’inci yıldönümünde anılıyor. Sevenlerinin Muhsin Başkan’ı 25 Mart 2009’da bindiği helikopterin düşmesi sonucu hayatını kaybetmişti.

BOLD – Muhsin Yazıcıoğlu, vefatının 11’inci yıldönümünde anılıyor. 25 Mart 2009’da seçim çalışmaları için yola çıktığı Kahramanmaraş’ta bindiği helikopterin düşmesi neticesi hayata gözlerini yuman Büyük Birlik Partisi’nin (BBP) o günkü Genel Başkanı Yazıcıoğlu’nun kabri Ankara Taceddin Dergahı’nda bulunuyor.

Olay sonrası, düşen helikopterin bazı parçalarının söküldüğü ortaya çıkmıştı.

Aynı olayda Erhan Üstündağ, Yüksel Yancı, Murat Çetinkaya, İsmail Güneş ve Pilot Kaya İstektepe de hayatını kaybetmişti.

Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümüyle ilgili birçok iddia ortaya atılmış, olayın kaza olmadığına dair görüşler kamuoyuna yansımıştı.

[BoldMedya] 25.3.2020

Gazeteci Özcan Keser’den tarihe not düşen mektup: Ben gazeteciyim, yargılanmadan terörist ilan edildim!

Gazeteciliğe ring muhabiri olarak başlayan ve meslek hayatı boyunca birçok başarılı habere imza atan gazeteci Özcan Keser, tutuklu bulunduğu Tekirdağ Cezaevi’nde kaleme aldığı mektupta yaşadığı hukuksuzlukları paylaştı. Kardeşinin kendisine gönderdiği kira parasının bile suç olarak kabul edildiğini belirten Özcan Keser, ‘‘45 aydır cezaevindeyim. Şu anda yapayalnızım. Üyesi olduğum meslek örgütlerinden hiçbir destek görmedim. Gazeteciler gününde bir kart dahi almadım.’’ dedi.

Gazeteci Özcan Keser, 2016 yılında OHAL ilan edilmesinden sonra önce KHK ile işinden atıldı daha sonra kendi ayaklarıyla ifade vermeye gitmesine rağmen “kaçma şüphesiyle” tutuklandı. 1 yıl neyle suçlandığını bile bilmeden hapis yattı. 12 ay sonra kendisi hakkında yapılan suçlamaları öğrendi. Mahkemeye bile götürülmedi. SEGBİS sistemiyle 3 duruşma sonrası 9 yıl hapis cezası verildi. 45 aydır cezaevinde, dosyası Yargıtay aşamasında. Bu kadar uzun süre kalan hapis yatan mahkumlar, üst mahkemenin kararı kesinleşinceye kadar tahliye edilirken kendisi bırakılmadı.

“BİR GAZETECİ OLARAK TARİHE NOT DÜŞME ADINA YAZIYORUM”

Özcan Keser, cezaevinden bir mektup yazarak hakkındaki suçlamalara cevap verdi. “Belki bu anlattıklarım hiçbir yerde yayınlanmayacak. Ben sadece bir gazeteci olarak tarihe not düşme adına yaşadıklarımı kaleme aldım.” diyen Keser, 19 yıldır sarı basın kartı taşıdığını, sadece gazetecilik yaptığını anlattı. Kardeşinin kendisine gönderdiği kira parasının bile suç kabul edildiğini söyledi.

“YALNIZ BIRAKILDIM”

“Şu anda yapayalnızım. Üyesi olduğum meslek örgütlerinden hiçbir destek görmedim. Gazeteciler gününde bir kart dahi almadım.” diyen Keser, mektubunu 6 yaşındaki kızının söylediği, “Baba yıllar oldu, ben okula başladım, okumayı öğrendim, sen hala yoksun. Ne zaman geleceksin? Ne olur gel artık, seni çok özledim…” sözleriyle bitirdi.

İşte Özcan Keser’in yazdığı 3 sayfalık mektubun tamamı;

“Ben Gazeteciyim, Terörist Değil”
Merhaba, ben Özcan KESER. Türkiye’de Gazetecilik faaliyeti nedeniyle suçlanarak, cezaevinde tutulan 126 Gazeteciden biriyim.

Medya sektöründe 20 yıla yakın; muhabir, yapımcı ve editör olarak çalıştım. Haberlerim ve röportajlarım çeşitli gazete, TV, dergi ve internet sitelerinde yayınlandı. Mesleki başarılarımdan dolayı ödüller aldım.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Basın Yayın iletişim ve Posta Emekçileri Sendikası (HABER-SEN), Parlamento Muhabirleri Derneği (PMD) üyesiyim. Ayrıca 19 yıllık Sarı Basın Kartı sahibiyim. Son olarak Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu’nda (TRT) muhabir olarak görev yapıyordum.

Türkiye’de 15 Temmuz 2016 menfur darbe girişimi sonrası olağanüstü hal (OHAL) ilan edilmişti. Ancak darbe teşebbüsü ile hiçbir ilgisi olmadığı halde işinden edilen çok sayıda Basın Emekçisi arasında bende vardım. Daha yargılanmadan, internette yayınlanan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) listeleri ile terörist ilan edildim. Basın kartım, pasaportum, kredi kartlarım iptal edildi. Hayatım alt üst oldu. Ben ve ailem adeta sivil ölüme terk edildik.

Yaşananlar sonrası hakkımda soruşturma başlatıldığını öğrenince Emniyete gittim, gözaltına alındım. Mahkeme de daha ne ile suçlandığımı öğrenemeden, “Kendim teslim olmam” gözardı edilerek “Kaçma Şüphesi” ile tutuklanarak cezaevine kondum. Yaklaşık 12 ay boyunca soruşturma dosyasında hakkımdaki iddiaları ne ben ne de avukatım öğrenemedik.

Yargılanmam sırasında birçok hukuksuzluk yaşadım. Mahkemenin 3.celsesinde duruşma salonuna dahi götürülmede, Video Konferans (SEGBİS) ile yargılanmam tamamlandı. Sadece Gazetecilik mesleğim gereği olan faaliyetlerim nedeniyle suçlanarak 9 yıl hapis ile cezalandırıldım. (karar kesinleşmemiş olup, YARGITAY ’da temyiz aşamasındadır) Hakkımda ceza verilirken dahi ayrımcılık yapıldı. Türkiye ‘de her türlü suçun sanığına uygulanan takdir indirimi bile yapılmadı. Aynı iddialar ile yargılanan onbinlerce kişi ceza alsa bile temyiz aşaması uzun sürebileceği için tahliye edildiler. Ancak bu durum bana uygulanmadı.

Bu mektubu kaleme aldığım tarihte 45 aydır özgürlüğümden yoksun bulunuyorum. Şu anda yapayalnızım. Üyesi olduğum meslek örgütlerinden hiçbir destek görmedim. Gazeteciler gününde bir kart dahi almadım. Sadece Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGC) ‘nin internet sitesinde yayınlanan “Türkiye’de Tutuklu Gazeteciler” listesinde ismim yer almaktadır. Anlayışınıza ve sabrınıza sığınarak başıma gelenleri anlatmak istiyorum. Nasıl mesleğimi kaybettim, Gazetecilik faaliyetlerim nedeniyle suçlanıp cezalandırıldım, kısacası nasıl terörist ilan edildim….

Öncelikle yerel mahkemece mesleki faaliyetlerim nedeniyle yöneltilen ve terör örgütü üyeliğine gerekçe yapılan iddiaları ele alacağım. Çünkü “Türkiye ‘deki cezaevlerinde tutuklu gazeteci bulunmadığı” öne sürülüyor. Peki neydi hiç silahım olmadığı halde silahlı terör örgütü üyesi iddiasıyla hakkımda 9 yıl ceza verilmesine gerekçe yapılan suçlamalar;

  • Türkiye’de faaliyetlerine izin verilen Uluslararası ve Ulusal her türden Medya Kuruluşunun, Siyasi Partilerin, Kamu Kurum ve Kuruluşlarının abonesi olduğu “Cihan Haber Ajansında 10 yıl önce çalışmış olmak” suçlaması,
  • Yıllar önce olduğunu tahmin ettiğim (tarih ve içeriği belirsiz) aralarında Gazeteci, Kamu görevlisi, sivil toplum örgütü temsilcileri ile haber ve röportaj amaçlı “telefon irtibatının” olduğu iddiası,
  • Gazeteci meslektaşıma haber içerikli “bir mesaj attığım” iddiası,
  • “Cihan Haber Ajansından TRT’ye atandığım” iddiası. Oysa özel sektörden Kamuya atama olamaz. Söz konusu ajanstaki işimden atıldığımı gösteren belgeleri mahkemeye sunmuştum.
  • Yine aynı ajansta çalışırken “Yıllar önce Bankasya’da açılmış” maaş hesabı suçlaması,
  • “TRT’ye başvururken bir gazeteciyi referans göstermem” iddiası. Hayatın doğal akışı içerisinde gerçekleşebilecek bir durum suçlama gerekçesi yapılmıştır.
  • “Apple Store ve Google Play ’dan ücretsiz ve kolayca indirildiği yetkililerce belirtilen bir mesajlaşma “programını indirdiğim” iddiası,
  • Bu program üzerinden mesleği Gazetecilik olan isimler ile “İrtibat Kurduğum” iddiası, (Yine içeriği olmadığı halde)
  • “El yazısı ile kaleme alınmış” bir tutanak ile benimde aralarında bulunduğum bazı gazetecilerin Bylock kullandığını belirten “istihbari bilgi notu” nedeniyle yöneltilen suçlama,

Burada bir avukatın mahkemede söylemiş olduğu şu ifadeleri belirtmeden geçemeyeceğim; “Hangi hukuki ve teknik kriterlere itibar edilerek hazırlandığı ve denetiminin yapıldığı bilinmemekle birlikte hemen hemen herkesin bylock kullanıcısı olduğu artık kamuoyu nezdinde malum hale gelmiştir. Bir kimse hali hazırda bylock kullanmıyorsa, mutlaka geçmişte kullanmıştır veya gelecekte kullanacaktır.”

Trajikomik bir başka iddia ise; “Kardeşime para gönderdiğim” suçlaması. Oysa dosya eklerindeki MASAK raporlarına bakılsa idi, iddianın aksine kardeşimin bana para gönderdiği, onun da ev kirası olduğu görülecekti. Bu bile terör örgütü üyeliği suçlamasına gerekçe yapılmıştır.
Tüm bu anlattıklarım ve bana yöneltilen suçlamalar, sadece Gazetecilik mesleğim gereği olan faaliyetlerim gereğiyle cezalandırıldığımın göstergesidir. Oysaki gerekçeli kararda, Terör örgütünde bulunduğum konuma, hiyerarşisine ilişkin herhangi bir tespit yapılmamıştır. Şahsıma yönelik somut olarak değerlendirilebilecek bir delile ve eyleme ilişkin herhangi bir tespit bulunmamaktadır. Bunların yerine yukarıda belirttiğim iddialar yöneltilerek terör örgütü ile irtibat ve iltisakım olduğu öne sürülmüştür.

Daha sizlere nasıl delilsiz tutuklandığımı, gözaltında kötü muameleye uğradığımı, cezaevlerinde insanlık dışı şartlarda barınmaya ve yaşamaya zorlandığımı yargılama sırasında savunma haklarımın kısıtlanması “adil yargılanmadığım” ve bunun gibi diğer yaşadığım mağduriyetlerden bahsetmedim. Bunları anlatıp sizi daha fazla sıkmak istemem. Zaten istinaf ve Yargıtay aşamasında yaptığım savunmalarda bunlardan detaylıca bahsettim.

Belki bu anlattıklarım hiçbir yerde yayınlanmayacak. Ben sadece bir gazeteci olarak tarihe not düşme adına yaşadıklarımı kaleme aldım. Mektubumu şimdi 6 yaşında olan kızımın sözleriyle bitirmek istiyorum;

“Baba yıllar oldu, ben okula başladım, okumayı öğrendim, sen hala yoksun. Ne zaman geleceksin? Ne olur gel artık, seni çok özledim…”

Gösterdiğiniz ilgiden dolayı teşekkür eder, hep özgür kalmanız dileğiyle,

Hoşça kalın…

Özcan KESER
2 No.lu T TİPİ C.İ.K.
A-14 TEKİRDAĞ


[TR724] 25.3.2020

Belirtileri 7 Mart’ta yazmış; koronavirüsten hayatını kaybetti

CHP 24. Dönem Amasya Milletvekili Ramis Topal’ın İstanbul’da yaşayan 33 yaşındaki yeğeni Dilek Tahtalı, koronavirüsünden dolayı hayatını kaybetti. Tahtalı’nın 7 Mart tarihinde sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda hastalığın bütün verilerini yazdığı ortaya çıktı: “Burun tıkanıklığı-Aşırı geniz akıntısı-Baş ağrısı-Halsizlik-Gün sonu başlayıp gece uyutmayan kriz halinde gelen öksürük nöbetleri..” Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye’de ilk vakanın 10 Mart’ta tespit edildiğini açıklamıştı.

İstanbul’da Acıbadem International Hastanesi’nde çalışan 33 yaşındaki Dilek Tahtalı, 7 Mart tarihinden önce yakalandığı corona virüsünden dolayı tedavi gördüğü Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim Araştırma Hastanesi’nde hayatını kaybetti.

Dilek Tahtalı’nın CHP 24. Dönem Amasya Milletvekili Ramis Topal’ın yeğeni olduğu ve 12 gündür karantinada tutulduğu öğrenildi. Tahtalı’nın ailesinin ise test sonuçlarının negatif çıktığı belirtiliyor. Tahtalı’ya, 23 Mart 2020 tarihinde korona virüsü (Covid-19) tanısı konulmuştu. Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim Araştırma Hastanesi tarafından düzenlenen ölüm belgesine “Bulaşıcı Hastalık (Doğal Ölüm)” yazıldı.

7 MART’TA HASTA OLDUĞUNU YAZMIŞ

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye’de ilk vakanın 10 Mart’ta görüldüğünü açıklamıştı. Ancak Dilek Tahtalı’nın 7 Mart’ta yaptığı paylaşım, virüsün çok daha erken bir tarihte Türkiye’yi giriş yaptığını ortaya koydu. Zira söz konusu paylaşımda Tahtalı, “Burun tıkanıklığı-Aşırı geniz akıntısı-Baş ağrısı-Halsizlik-Gün sonu başlayıp gece uyutmayan kriz halinde gelen öksürük nöbetleri..🤦🏻‍♀️ Gud Mornik öyleyse Parlayan güneş.” ifadelerini kullanıyor.

VİRÜSÜ KİMDEN ALDI?

7 Mart’taki paylaşımında hasta olduğunu söylediğine göre Dilek Tahtalı’nın virüsü 3-5 gün önce almış olma ihtimali yüksek. Ancak virüsü kimden ve hangi yolla aldığı bilinmiyor. Tahtalı’nın enfekte olduğu tarihle hastaneye yatırıldığı 23 Mart tarihine kadar geçen sürede kimlerle temas ettiği araştırılıyor

[TR724] 25.3.2020

Norveç Amnesty Bölge Başkanı Poppe: İnsan haklarına saygı, Türkiye’nin bölgedeki konumu için de önemli [Engin Tenekeci]

HDP Milletvekili ve TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu üyesi Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun sosyal medya üzerinden başlattığı, ‘Yargı Paketinde Ayrımcılığa Yer Yok – Siyasi Mahpusa Da Eşit İndirim’ isimli imza kampanyasına Norveçlilerden destek geldi.

Tr724’e konuşan Amnesty International Gruppe 35 Fredrikstad Grubu Başkanı Norveçli Svenn Poppe, İnsan haklarına saygı gösterilmesinin, Türk toplumunun olumlu ve huzurlu kalkınması için oldukça önem arzettiğini belirtti.

Bunun, aynı zamanda ülkenin hukuku ve Türkiye’nin bölgedeki siyasi durumu için de önemli olduğuna parmak bastı.

Kampanyaya bir başka destekse, ülkenin tanınmış aktivistlerinden, gazeteci ve Minotenk isimli insan hakları savunuculuğu alanında faaliyet gösteren kurumun başkanı Linda Noor’dan geldi. Norveçli aktivist, Türk yetkililerince, koronavirüsü süresi boyunca halk ve mahkumlar için gerekli insani tedbirler alınılması gerektiğini dile getirdi.

Aksi istikamette ki durumun önümüzde ki aylarda ciddi derecede insan hakları ihlallerini de
beraberinde getireceğine atıf yapan Linda Noor, şöyle devam etti: “Ancak bu hususa dair ilginin çok az olmasından dolayı endişe duyuyorum. Zira tüm dünya ülkeleri koronavirüsünün kendi ülkelerindeki tesiri konusunda meşgul durumda.”

[Engin Tenekeci] 25.3.2020 [TR724]

Bu belge gerçek mi; medikal ürünlere el koyma kararı

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 23 Mart’ta yaptığı açıklamada maske ve tıbbi malzeme stokladıkları iddiasıyla medikal firmalarına sert tepki gösterekek gerekirse el koyma kararı alacaklarını söylemişti. Ancak ‘medikal firmaların depolarındaki ürünlere el koyma kararının’ o açıklamadan iki gün önce alındığı iddia edildi. AKP iktidarı, 21 Mart tarihli yazıyla, ‘Covid-19’ salgınıyla mücadele kapsamında bütün medikal firmaların depolarındaki ürünlere el koyma kararı almış. Türkiye söz konusu belge, bugün sosyal medyadan paylaşıldı.
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 23 Mart’ta kameralar karşısına geçmiş ve bazı maske üreticilerinin maskeleri depolarında tutup bakanlığa satmadıklarını söylemişti. Duruma tepki gösteren Soylu, “Yarına kadar süreleri var yoksa fabrikalarına el koymaktan çekinmeyiz.” dedi o gün.

Ancak medikal firmaların depolarındaki ürünlere el koyma kararının çoktan verildiği iddia edildi. Bugün internete sızan Süleyman Soylu imzalı, ‘Tıbbi Malzeme Temini’ konulu ‘ÇOK ACELE’ yazıya göre medikal firmaların depolarındaki ürünlere Covid-19 salgınıyla mücadele için el konulma kararı verilmiş. Yazının tarihi 21 Mart. Yani Soylu’nun ‘süre verdik, el koymaktan çekinmeyiz’ dediği tarihten iki gün öncesine ait.

Söz konusu yazıda, “… Acil müdahaleyi gerektiren Covid-19 salgınını önlemek, vatandaşlarımızın can güvenliğini sağlamak için Sağlık Bakanlığı’nın ilgili birimleri ile koordineli olarak anılan malzemelerin (maske, koruyucu tulum, koruyucu gözük vs.) üretimini/ticaretini yapan gerçek ve tüzel kişilere ait her türlü fabrika, depo, ambar, ecza deposu, eczane, medikal malzeme satan işletmeler ve benzeri yerlerdeki malzeme stoklarının tespit edilmesi ve gerek görülen durumlarda belirtilen mevzuat hükümlerince kararlar alınarak el konulması, bu işlem sırasında sayım ve dökümün titizlikle yapılması, tutanak ve belge ile teslim alınıp aynı usül ile Sağlık Bakanlığı yetkililerine teslim edilmesi hussunda gereğini ve bilgilerini arz ve rica ederim. Süleyman Soylu. Bakan.”

[TR724] 25.3.2020

Koronavirüs, esnafın sırtında! [İlker Doğan]

AKP rejiminin ‘geciken ve gevşek’ önlemleri Covid-19’un ülkede en az 40 şehirde yayılmasına neden oldu. Venezuela hükümeti bile koronavirüs salgınına karşı açıkladığı önlem paketinde altı ay boyunca işten çıkarmaları yasakladı, işçi maaşları konusunda devlet devreye girdi. Bütün kiralar ertelendi, kredi tahsilatları beklemeye alındı.

Son olarak Hindistan Başbakanı Narendra Modi de, ülke genelinde 21 günlük sokağa çıkma yasağı uygulanacağını duyurdu. Ancak AKP hükümeti, virüsün yayılmasını önlemek için bir an önce OHAL ve ‘sokağa çıkma yasağı’ ilan etmek yerine suya sabuna dokunmayan sözde ‘önlemler’ alarak toplum sağlığını tehlikeye atıyor.

İçişleri Bakanlığı’nın yayınladığı son genelgeye göre, il ve ilçelerde tüm marketler 09.00-21.00 saatleri arasında hizmet verecek. Ayrıca tüm şehir içi ve şehirlerarası çalışan toplu taşıma araçları, yolcu taşıma kapasitesinin yarısı kadar yolcu alacak! Peki kapasitesinin yarısı kadar yolcu taşımak zorunda kalan şoför esnafı desteklenecek mi? Hayır… Türkiye’de koronavirüsün yükünü devlet değil, küçük esnaf çekiyor.

Dünya genelinde koronavirüsten ölenlerin sayısı 18 bine dayandı. Virüsün yayılma hızı azalmıyor. Bugüne kadar virüsün görüldüğü neredeyse bütün ülkeler OHAL ilan etti, sert tedbirler alarak sokağa çıkma yasağı getirdi. Ancak 11 Mart’ta ilk vakasını açıklayan Türkiye, sırf ekonomik kaygılardan dolayı ‘OHAL’ ilan etmemekte direniyor. İktidar temsilcileri, herkesin kendi OHAL’ini ilan etmesini salık vererek, sorumluluğu üzerinden atıyor!

EN AZ 40 ŞEHRE YAYILDI

AKP direniyor ancak virüs durmuyor. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca dün yaptığı açıklamada, Çin’den Covid-19 için getirilen ilaçların gece saatlerinde ambulans uçaklarla 40 şehre dağıtıldığını söyledi. Bakan’ın açıklaması virüsün 40 farklı şehirde görüldüğünü ortaya çıkardı. Virüs sadece 10 gün kadar kısa bir sürede 40 şehre yayılmış. Bunun en önemli sebebi AKP rejiminin koronavirüsle mücadele kapsamında aldığı bütün önlemlerin gecikmeli ve göstermelik olması.

ERDOĞAN, SOKAĞA ÇIKMIYOR

Avrupa’da bütün liderler hemen hemen hergün halka sesleniyor, alınan önlemleri anlatıyor, gazetecilerin sorularını cevaplıyor. Ancak AKP’li Recep Tayyip Erdoğan, günlerdir sokağa bile çıkmıyor. Erdoğan, dün partisinin İstanbul teşkilatına telekonferans yöntemiyle seslendi. Bakanlardan da yine telekonferans yöntemiyle bilgi aldı, talimatlar verdi. Mesela ‘günlük ödemelerin ertelenmesi konusunun görüşülmesini’ istedi. Doğalgaz ve elektriklerin kesilmemesi gerektiğini anlattı. O kadar…

DEVLET ‘TAŞIN ALTINA ELİNİ’ KOYMUYOR

AKP rejiminin bugüne kadar açıkladığı bütün önlemler ya da genelgelerin temel özelliği koronavirüsün neden olduğu ekonomik yükün tamamen küçük esnafın üzerine yıkılmış olması. Devlet hiçbir sorumluluk almıyor. Bunun son örneği İçişleri Bakanlığı’nın dünkü genelgesinde yaşandı. Valiliklere gönderilen genelgeyle marketlerin çalışma saati ve marketlerde alışveriş yapan müşteri sayısı düzenlendi. Ayrıca tüm şehir içi ve şehirler arası çalışan toplu taşıma araçları, yolcu taşıma kapasitesinin yarısı kadar yolcu kabul edecek.

AKP, VERGİLERDEN VAZGEÇMİYOR!

Genelgede ‘otobüsler’ yüzde 50 yolcu ile çalışsın’ deniliyor ancak şoför esnafına hiçbir destek verilmiyor. Üçüncü köprüyü kullanmak zorunda olan bir otobüs 137 TL ödemek zorunda! Osmangazi köprüsünden ise aynı otobüs 297 liraya geçiyor! Bir otobüste 16-17 koltuk otoyol, köprü ve akaryakıt masrafına gidiyor. Zaten zor durumda olan şoför esnafını açlığa mahkum hale getiren iktidar, sınırlanan yolcuların ücretini ödemeyi neden düşünmüyor?

Koronavirüs sonrası tufan!

Türkiye, ekonomik olarak tam bir darboğaza girmiş durumda. Son 10 günde genelgelerle kapatılan kepenk sayısı 150 binden fazla. Berberler, kuaförler, güzellik salonları, lokantalar, pastaneler… İstanbul, Ankara gibi büyükşehirlerde bazı AVM’ler kendi kararlarıyla kapanmıştı. İzmir Büyükşehir Belediyesi ise dün koronavirüs salgını nedeniyle il sınırları içerisindeki AVM’lerin faaliyetlerini durdurmalarını istedi. TÜİK’in 4,5 milyon civarında olduğunu açıkladığı işsiz sayısına sadece son iki haftada yüzbinlercesi eklendi. İşsiz kalan yüzbinlerce kişinin, salgın sonrası iş bulacağının da garantisi yok.

Tatil süresi uzayacak

Türkiye’nin gündemlerinden biri de eğitime verilen aranın uzayıp uzamayacağı. Tayyip Erdoğan bu konuda da topu ‘Bilim Kurulu’na attı. Ancak hastalığın henüz zirveyi bile görmediği Türkiye’de eğitimin 30 Mart’ta başlaması yüzde 1 ihtimal bile değil. Herşeyin yolunda gittiğini, hastalığın bir kaç hafta sonra zirveyi görüp azalma eğilimine girdiğini düşünsek bile okulların açılması en iyi ihtimalle nisan ayının sonunu bulacak, ki bu da düşük bir ihtimal… Mayıs ayının ilk haftasında okullar açılabilir ancak hiç açılmama ihtimali daha yüksek…

[İlker Doğan] 25.3.2020 [TR724]

Siyasi suçları kapsam dışında tutan AKP ve MHP cinsel suçlara af da ısrar ediyor!

Siyasi suçluları af kapsamına almayan AKP ve MHP’nin uzlaştığı teklif geçerse çok sayıda cinsel suç faili de tahliye olacak.

AKP’nin muhalefet partilerinin görüşüne sunduğu infaz paketinde uyuşturucu ve cinsel suçlarda infaz oranının yüzde 75’ten (dörtte üç) yüzde 67’ye (üçte iki) düşürülmesi ve bu suçların bir kereye özgü getirilecek 3 yıllık denetimli serbestlik hükmünden yararlandırılmasının öngörülmesi tartışılıyor. AKP’nin muhalefetin itirazlarına rağmen geri adım atmaması ve düzenlemenin TBMM’den bu şekilde çıkması durumunda cinsel suçlarla ilgili olarak tablo şöyle olacak:

CİNSEL SALDIRI SUÇU

Türk Ceza Yasası’nın ‘cinsel saldırı’ suçunu düzenleyen 102. maddesinin “fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on iki yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur” hükmünü düzenleyen ikinci maddesinden hüküm giyenler de indirim kapsamına alınıyor. Buna göre en az 12 yıl verilecek bir cezanın infazı, 9 yıl yerine 8 yıl olarak uygulanacak. Cezasının bitmesine 3 yıl kalanlar infaz paketinin çıkmasıyla tahliye edilecek.

ÇOCUKLARIN CİNSEL İSTİSMARI

Türk Ceza Yasası’nın ‘çocukların cinsel istismarı’ başlıklı 103. maddesine göre çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi 8 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılıyor. Paketin çıkması durumunda 8 yıl hapis cezası alan bir hükümlü, 6 yıl yerine 5 yıl 3 ay, 15 yıl ceza alırsa 11 yıl yerine 10 yıl cezaevinde yatacak. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması halinde 3 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası veriliyor. İnfaz paketine göre, bu suçtan 1 Mart’ta 3 yıl ceza alan bir kişi denetimli serbestlik süresi 3 yıla çıktığı için hemen tahliye olacak. Tüm bu suçlarda cezaevinde halen yatan hükümlülerden yapılacak infaz indiriminden sonra 3 yıl süresi kalanlar tahliye edilecek. Çocukların cinsel istismarında ölümüne neden olanlara verilen ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası 39 yıl, ömür boyu hapis cezasının infazı da 33 yıl olarak uygulanıyor. Bu sürelerde herhangi bir indirim öngörülmüyor, ancak cezasının bitmesine 3 yıl kalanların tahliyesinin önü açılıyor.

REŞİT OLMAYANLA CİNSEL İLİŞKİ

Türk Ceza Yasası’nın ‘reşit olmayanla cinsel ilişki’ başlıklı 104. maddesine göre, suçun mağdur ile evlenme yasağı bulunan kişi ya da evlat edinme öncesi bakımını üstelenen kişi tarafından işlenmesi durumunda 10 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası veriliyor. İnfaz paketinde, bu suç da dörtte üç yerine üçte ikilik indirim ve 3 yıllık denetimli serbestlik kapsamına alınıyor.

ERKEN YAŞTA EVLİLİKLER DE KAPSAMDA

Pakette, cinsel istismar suçlarının kapsama alınması, AKP’nin bir süredir çalışmalarını sürdürdüğü erken yaşta evliliklere af getirilmesine ilişkin çalışmalarını da ilgilendiriyor. Tam olarak bir af olmasa da bu suçtan hüküm giyenlerin cezaları düşecek, cezalarının bitmesine 3 yıl kalanlar tahliye edilecek.

[TR724] 25.3.2020

Riyad, Mekke ve Medine’de sokağa çıkma yasağı ilan edildi!

Suudi Arabistan’da koronavirüs salgını sebebiyle Riyad, Mekke ve Medine şehirlerinde sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

Suudi Arabistan Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Muhammed el-Abd el-Ali, ülkede ikamet eden bir Afgan’ın koronavirüs sebebiyle hayatını kaybettiğini belirtmiş, 205 kişide daha Kovid-19 tespit edilmesiyle ülkedeki vaka sayısının 676’ya yükseldiğini ifade etmişti.

Kral Selman bin Abdulaziz tarafından Kovid-19 ile mücadele kapsamında yayımlanan kararnameyle dünden itibaren ülke genelinde 21 gün süreyle kısmi sokağa çıkma yasağı uygulanacağı açıklanmıştı. Suudi Arabistan makamları, 19.00 – 06.00 saatlerini kapsayan yasağa uymayanların çeşitli para ve hapis cezalarına çarptırılabileceğini belirtmişti.

Suudi Arabistan’da Riyad, Mekke ve Medine’nin karantina altına alınması talimatı verildi. Krallığın 13 idari bölgesinden ayrılmak yasaklandı.

[TR724] 25.3.2020

Şehit annesi Havva Uludağ: ‘‘Bir daha evlat acısı yaşamak istemiyorum, öğretmen oğlumu cezaevinden çıkartın”

Tunceli’nin Hozat ilçesinde 1996 yılında PKK tarafından şehit edilen Astsubay Veli Uludağ’ın annesi Havva Uludağ, koronavirüs salgını sebebiyle 2 yıldır cezaevinde tutuklu bulunan öğretmen oğlu Mutlu Uludağ’ın serbest bırakılmasını istedi. Anne Havva, ‘‘Bir daha evlat acısı yaşamak istemiyorum buna dayanamam.’’ dedi.

Dünyada binlerce insanın ölümüne sebep olan koronavirüsün cezaevlerine sıçramasından endişe duyan şehit annesi Havva Uludağ sosyal medyadan yetkililere çağrıda bulundu.
KHK ile görevden uzaklaştırıldıktan sonra 2 yıl önce tutuklanan öğretmen oğlunun cezaevinde virüsten ölmesini istemeyen anne Havva Uludağ yetkililere şöyle seslendi:

‘‘Ben 23 senedir oğlumun gözyaşını döküyorum. Sayın Cumhurbaşkanımızdan rica ediyorum. Benim diğer oğlum öğretmen 2 senedir hapiste. 3 tane çocuğu var. Öksüz gibi kalıyor. Oğlumun hapisten çıkmasını istiyorum. Babası astım hastası ben tansiyon hastasıyım. Bize bir şey olsa yanımızda kabre koyacak kimsemiz yok. 23 senedir bir şey istemedim. Çocuğumu serbest bırakın, bu hastalık yüzünden canı tehlikede. Bir daha evlat acısı yaşamak istemiyorum buna dayanamam. Cumhurbaşkanımızdan, bakanlarımızdan hepsinde rica ediyorum. Tez zamanda kuzumun da çıkmasını istiyorum.’’

[TR724] 25.3.2020

‘Kadınları katledenler dışarı çıkacak, kadınlar içeride kalacak’

HDP Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, Koronavirüs Kovid-19 düzenlemesiyle siyasi tutukluların dışındaki suçlıların serbest bırakılacak olmasına sert tepki gösterdi.

Ayşe Acar Başaran, “Ayrımcı bir bakış açısıyla kadına yönelik şiddet uygulayan, kadın cinayetlerini işleyen, tecavüz, taciz failleri serbest bırakılacak.” dedi.

Basın toplantısı düzenleyen HDP Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, tahliye düzenlemesine yönelik şu eleştirilerde bulundu:

“Çin’de salgının ortaya çıkmasıyla beraber insanların evlerde kalma zorunluluğu ortaya çıktıktan sonra kadına yönelik şiddet vakalarının yüzde 90 arttığını görüyoruz. Yine dünyada yapılan araştırmalarda kadına yönelik şiddet vakalarının bu süreç içerisinde çok yükseldiği konusunda bir veriyle karşı karşıyayız. Ancak şu ana kadar Türkiye’de bu konuyla ilgili bir tedbir olmadığını görüyoruz. Bununla beraber evde kalın çağrılarıyla toplumun en yoksul olan kesimi kadın yoksulluğunun arttığını görüyoruz. Türkiye’de son günlerde özellikle infaz tartışması yapılırken yine ayrımcı bir bakış açısıyla kadına yönelik şiddet uygulayan, kadın cinayetlerini işleyen failler, tecavüz failleri, taciz failleriyle ilgili bir düzenleme yapılırken bunların serbest bırakılması, infaz indiriminden yararlanması tartışılırken maalesef aslında düşüncelerini ifade ettikleri için, kadın mücadelesi yürüttükleri için bu toplumun öncüsü oldukları için cezaevinde olan binlerce kadın bugünlerde tartışılmayan bir mesele haline geliyor. Figen Yüksekdağ’dan Sebahat Tuncel’e, Gültan Kışanak’tan Sara Kayalara bütün arkadaşlarımızın da derhal serbest bırakılması gerekiyor.”

[TR724] 25.3.2020

Duyduğun kadar yakınsın [Gülşah Çavuşoğlu]

Malum gündem sebebiyle sosyallikten uzak herkesle aramıza bir mesafe koyduğumuz günlerdeyiz. Zamanı ve hadiseleri doğru okumak lazım. Sanki önümüze konulmuş bir roman gibi. Dikkat kesilmemiz gereken şu ki aynı roman farklı dillere çevrilmedi, herkesin önündeki kendi özgün romanı! O sebeple başkalarının okuma serüveninden onların çıkardığı notlara kulak kabartsak da bizim az kenara çekilip kendi okumamızı yapmamız lazım.

Ben okumaya bir kelime aşığı olarak “mesafe”den “uzak-yakın” ilişkisinden başlıyorum. En fazla ne kadar uzak olursun bir şehre?  Peki o şehirdeki insanın kalbine de bi o kadar uzak mısındır? Bazen aynı odada oturur, aynı yatağı paylaşırsınız ama galaksiler misali uzaksınızdır birbirinizden. Aklınızdan yüreğinize giden mesafe ne kadar? Eleleler mi yoksa aklınız, seslense kalbiniz duyamayacak kadar uzakta mı? Neden gözler ona en uzak olan organi ayaklari gorur de en yakin olan organ burnu goremez? Duyuların birlikte iş görecek kadar yakın mı mesela? Gözleriniz de elleriniz kadar hissedebilir mi? Ya da tadabilir misiniz hafif tatlı, bol kaprisli, kavuşamayınca acı olan aşkın tadını yalnızca dilinizle değil kulaklarınızla da!

Uzak; duyamamaktır, dinleyememektir, yetişememektir, yarasını saramamaktır, aynı şeye gülememektir! Yakınsan; ağladığında gözyaşların sevişir, kahkahaların ahenkli bir şarkıya dönüşür. Uzaksan; ne hıçkırığını duyarsın ne de gamzesine takılır düşersin. Aynı mevsimde olamamaktır uzak olmak. Biriniz ceket, atkı, bere, eldiven giymiş; “karlı kayın ormanında” diye şarkı mırıldanırken diğeri güneş gözlükleri, kısa kollu tişörtü ve “yaz aşkım” şarkısını ıslık ıslık çalarken yürürsünüz ve işin garibi kolkolasınızdır hâlâ.

Uzak; aynı ağacın dalından meyveyi koparıp aynı tadı tadamama talihsizliğidir. Uzağı yakın eder “al benim elmamı ye!“ demek ancak ne çok yakın vardır ve ne çok uzaklardır ki yiyemezler bir elmayı beraber ısıra ısıra.

Acaba şair de ağlıyor muydu bunları derken;

“Ağlasam sesimi duyabilir misiniz mısralarımda,
Dokunabilir misiniz ellerinizle gözyaşlarıma!
Bilmezdim, kelimelerin bu kadar yetersiz,
Cümlelerinse kifayetsiz olduğunu!
Bu derde düşmeden önce!“

Çok uzaktaki biri senin derdini, düşündüklerini anladıysa birdenbire senin hissettiklerini hissettiyse kendini ona çok yakın hissedersin. Bütün mesele duymakta, “kalp temasında”, tende değil! Bir insanın bir insana karıştığı anlarda bile iki kişi birbirine çok uzak olabilir. Emin olduğum şey, kalp temasına şehvet duysak huzur yudumlardık. Bütün duyu organları arasında beyni en çok etkileyen bence duymaktır. Dokunurken bile yalnızlık yaşayabilirsin ancak duymak öyle değildir insanı aksiyona götürür. Duyunca bir şeyler elinden gelsin istersin, mahrumiyetleri duyurmak istersin, yalnızlığı paylaşmak istersin. Duyunca kardeşinizin üşüdüğünü, ceketinizi sırtınızdan çıkarıp vermek istersiniz. Yapamasanız da bunu duyan kardeşiniz o ceketi giymiş gibi olur. Yani der ki bendeniz “Yakın olduğun için duymazsın, duyduğun kadar yakın olursun“

Yakını tasvir etmek zordur. Yakınlık bir kavuşmadır, mutluluktur.  Lezzetin insanın başını döndürdüğü anlar vardır, konuşamazsın, hatta cümleyi kuramazsın. Yakının bestesini yapmak  bir sarhoşun cümlelerini kurmakta çektiği güçlük misali zordur. “Yakın” bir yastığa baş koymuş yirmi yıldır evli çiftler gibidir. Alışılmışlık kokar buram buram. “Uzak”; Leyla’dır, Mecnun’dur. Ferhat’tır, Şirin’dir. “Uzak”; efsane bir aşkın hissettirdiğini hissettirir. Uzağın acısının lezzeti seni Aşık Veysel yapar, söyletir de söyletir!

Mesafe, böyle sırlı kelimelerden biri. Uzak ya da yakın ikiye ayrılır sanırsın da aslında pek ayrılmamış olduklarını görürsün. Ne uzaklar yakın olmaya gebedir ve yakın olduklarında dünün tüm uzaklık acısı unutulup gider. Ne yakınlar uzaklara gebedir de uzak olduklarında dünün tüm yakınlık sarhoşluğu hasrete dönüşür. Duymak dedim insana mesafe aldırır. Ve sen kendini duyarsan önce kendine hoşgelirsin ; ışık hızıyla da Rabbinle, yarattıklarıyla mesafeleri kapatırsın. Mesafe almak, yakın olmak, iyi duymak ümidi ile yazılmış bir yazıdır.

[Gülşah Çavuşoğlu] 25.3.2020 [TR724]

Şartlı tahliye düzenlemelerindeki adaletsizlik (1) [Aziz Kamil Can]

Terörle Mücadele Kanunu ve TCK’nın terör suçları ile bağlantılı maddelerinde muğlaklık bulunduğu, soyut, geniş ve keyfi yorumlara açık olduğu yıllardır hem hukukçular hem de AİHM benzeri kurumlar tarafından dile getirildiği halde maalesef şu ana kadar siyasiler tarafından bu kanunlar ile ilgili olarak insan haklarına uygun bir düzenleme yoluna gidilmedi. İktidar, bu keyfilikten yararlanarak bu maddeleri sopa gibi istediği biçimde muhalifleri üzerinde uygulamaya devam etmiştir.

Bu maddelerdeki adaletsizlik infaz yasasına da yansımıştır. En ağır adi suçlarda bile süreli hapislerdeki infaz (İnfaz Yasası md 107) 2/3 iken terör suçlarındaki (TMK 17 ve İnfaz Yasası 108) infaz 3/4 tür. Yani bir gazeteci, yazdığı bir haber veya köşe yazısı yüzünden aldığı cezanın dörtte üçünü yatarken, birini 10 yerinden bıçaklayan ya da parasını gasp eden adi bir suçlu, aldığı cezanın üçte ikisi oranında hapis yatmaktadır.

Yine 5275 sayılı İnfaz Yasasına göre (md 107/4) suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan dolayı birden fazla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile müebbet hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde şartla tahliye süresi kırk yıldır ve bu fıkra hükümleri çocuklar hakkında uygulanmaz. Yani adi bir örgüt yöneticisi veya üyesi 100 kişiyi öldürse, tecavüz etse, işkence etse, azami 40 veya ilgili madde gereğince bazı durumlarda 36 veya 30 yıl hapiste kaldıktan sonra serbest kalabilir.

Ancak eğer bir terör örgütü üyeliği kapsamında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alınmış ise İnfaz Yasasının 107/(16). maddesi devreye girecektir. Buna göre, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun İkinci Kitap, Dördüncü Kısım, “Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar” başlıklı Dördüncü Bölüm, “Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı Beşinci Bölüm, “Milli Savunmaya Karşı Suçlar” başlıklı Altıncı Bölüm altında yer alan suçlardan birinin bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi dolayısıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde, şartlı tahliye hükümleri uygulanmaz. Yani bir kişi “sayın Abdullah Öcalan, sayın Fetullah Gülen vs” diyerek veya birkaç toplantıya katılarak, silah kullanmadan ve kimseye saldırmadan bu kişilerin düşüncelerini takip ederek bir takım siyasi muhalif hareketler içerisinde bulunur ve eylemleri devlet düzenine karşı suçlar kapsamında değerlendirilerek ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alırsa bu fıkraya göre ölene kadar hapiste olacaktır.

Nitekim bugün bu şekilde ceza alıp ölene kadar cezaevinde kalma kararı verilen 18-22 yaş aralığında daha çocuk sayılan çok sayıda askeri öğrenci bulunmaktadır.

Ayrıca koşullu salıverilme (şartlı tahliye) başlıklı TMK 17. maddesinde “tutuklu veya hükümlü iken firar veya ayaklanma suçundan mahkûm edilmiş bulunanlar ile disiplin cezası olarak üç defa hücre hapsi cezası almış olanlar, bu disiplin cezaları kaldırılmış olsa bile şartla salıverilmeden yararlanamazlar.” hükmüne yer verilmiştir.

Bu hüküm ile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almayan diğer mahkumların da şartla tahliye yolu bir nevi kapatılmıştır. Çünkü zaten muhalif düşünceye sahip olan bu kişilere idarenin kontrolündeki cezaevi yönetimince keyfi bir biçimde disiplin cezası verilmesi kuvvetle muhtemeldir. Diğer suçlular açısından bu şart koşulmamışken terör suçluları için bu düzenlemenin yapılmış olması anayasal eşitlik ilkesine de aykırıdır.

Gündemde olan İnfaz Yasasındaki değişikliklerin herkes için daha adil olabilecek bir noktaya çekilmesi Hükümetin vatandaşlarına karşı görevi olduğu gibi, yapacakları adil düzenleme, yarın boyunlarına kadar suça bulaşmış olan iktidar mensuplarına da lazım olabilir.

Sonraki yazıda, infaz yasasında yapılması düşünülen şartlı tahliyede indirim düzenlemesi ve bulaşıcı hastalık riski nedeniyle cezaevlerinde tahliye sorununu ele alalım.

[Aziz Kamil Can] 25.3.2020 [TR724]