Yargının iflası! [İlker Doğan]

Türkiye’de siyasetin emri altına giren yargı bağımsızlığını tamamen yitirdi. İktidara yakınlığıyla bilinen ORC’nin yıl sonu araştırmasında ‘Yargıya güveniyor musunuz?’ sorusuna ‘Evet’ diyenleri oranı sadece 11,7 olarak ölçüldü. Araştırmaya katılanların yüzde 68 ‘güvenmiyorum’ derken, yüzde 20,3’ü ise ‘kısmen’ cevabını verd,. Yargıya güven bugün çok daha vahim oranlara düştü. ArtıBir’in Ağustos 2020 araştırmasına göre yargıya güven yüzde 2’nin bile altında! 100 kişiden 2’si bile yargıya güvenmiyor. Zira adliyeler adaletin tecelli ettiği yerler olmaktan çıktı.

Batman’da 18 yaşındaki İpek Er’e yönelik ‘nitelikli cinsel saldırı’ suçlaması ile hakkında dava açılan uzman çavuş Musa Orhan’ın önceki akşam tahliye edildiği ortaya çıktı. Orhan, 19 Ağustos’ta kamuoyunun baskısı üzerine tutuklanmıştı. Avukatının ‘tutuklamaya itirazını’ jet hızıyla karara bağlayan Siirt 2. Ağır Ceza Mahkemesi, tahliyeye hükmetti. Mahkeme, gerekçeli kararında ‘kuvvetli suç şüphesi bulunmadığını’ savunuyor. Ayrıca zanlının kaçma şüphesi de yokmuş. Karar yine jet hızıyla cezaevine ulaştı ve Orhan serbest bırakıldı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, daha önce Musa Orhan’ın tutuklanması yönündeki paylaşımlara tepki göstererek, “Bu olayın sürekli gündeme getirilmesinin temel nedeni HDP milletvekilinin ve diğer PKK’lıların yaptıklarının üstünü örtmektir.” ifadelerini kullanmıştı.

İŞKENCECİLERE ‘TAKİPSİZLİK’ İHBARCIYA DAVA

Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılığı’nın da yine tarihe geçecek skandal bir karara imza attığı ortaya çıktı. Eski hakim Kemal Karanfil’in sosyal medya hesabından paylaştığı karara göre, Afyonkarahisar TEM’de gözaltına alınan kadınların işkence gördüğü haberleri üzerine yaptığı ihbar sonrası işkencecilere takipsizlik verilirken, kendisi hakkında dava açıldı. Karanfil, “2018 yılında iş çıkışı otobüste sosyal medyayı taradığımda Afyon’da kadınlara yönelik yoğun işkence iddialarının olduğunu gördüm. Twitter da Afyon Başsavcısı’nın da resmi vardı. Baktım benim devre! Üniversiteden de sınıf arkadaşım. Doğrudan telefon açsam, numaram değiştiği için ‘yabancı numara’ deyip bakmayabilir. Fakat birşeyler yapıp kadınlara yapılan işkenceyi önlemeliydim! ‘İlinizde kadınlara yönelik yoğun işkence iddiaları var.Derhal durdurup bana bilgi ver. Müfettiş Kemal’ şeklinde başsavcıya mesaj attım. Baktım 2 dk sonra beni arıyor. Kendisine, “Cumhurbaşkanının kesin talimatı var, işkenceye sıfır tolerans.Bizzat yerinde git incele!” dedim. Gidip TEM şubeyi denetledi mi bilmiyorum. Fakat 2 ay sonra beni polis aradı. ‘Aleyhinizde iddianame var, ifadenizi alacaz’ dedi. Meğer başsavcı, işkenceyi araştıracağına müfettiş olmadığımı öğrenince hakkımda suç duyurusunda bulunmuş. Oysa herkes adaletin müfettişi olabilir!”

SİYASİ TUTUKLULARA DÜŞMAN HUKUKU UYGULANIYOR

Türkiye’de siyasi tutuklulara tam anlamıyla düşman hukuku uygulanıyor. Ölümcül hastalar bile sağlık kurulu raporlarına rağmen aylarca tahliye edilmiyor. Tecavüzle suçlanan ve bir genç kızın ölümünden sorumlu tutulan uzman çavuş için jet hızıyla tahliye kararı veren mahkemeler, hasta siyasi tutuklular söz konusu olduğunda tedavisini engellemek için elinden geleni yapıyor. En son Prof. Dr. Haluk Savaş, gazeteci Mevlüt Öztaş ve yönetmen Fatih Terzioğlu mahkemelerin tedavisini engellemesi nedeniyle cezaevinde yakalandıkları kanser nedeniyle hayatını kaybetti.

ERDOĞAN: YARGIDA ŞEYİNİ YAPARIZ!

Rahip Brunson ajanlıkla suçlanıyordu. Erdoğan, “Diyorlar ki filanca papazı bize verin. Bir papaz da sizde var. Siz onu bize verin, biz de yapalım yargıda onun şeyini verelim.” demişti. Ardından ABD Başkanı Donald Trump’ın bir tweet’i sonrası ‘ev hapsi’ kararı çıktı. Ardından 26 Temmuz 2018’de Amerika Birleşik Devletleri Başkan Yardımcısı Mike Pence çok sert bir açıklama yaptı: “Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türk hükümeti, size bir mesajım var: ABD Başkanı adına konuşuyorum. Pastör Brunson’ı derhal serbest bırakın. Yoksa sonuçlarına katlanmaya hazır olun.” Dolar bir anda 7,24’e fırladı. Trump, 17 Ağustos’ta, “Bu iş henüz bitmedi. İnsanlarımızı alıkoyamazlar.” ifadelerini kullandı. Ve 12 Ekim’de Rahip Brunson tahliye edildi. Trump, söz konusu ‘zaferini’ bugün seçim kampanyasında kullanıyor. “

DARPÇI POLİSLER GÖREVE İADE

İstanbul Kadıköy ‘de geçtiğimiz hafta skandal bir olay yaşandı. İki polis, Kadıköy’de maske takmadığı gerekçesiyle bir kadını tekme tokat gözaltına almaya çalışıyordu görüntülerde. Sosyal medyada yayınlanan görüntüler infiale neden oldu. İki polis açığa alındı. Ancak bu ‘ceza’ iki gün sürdü. Söz konus polisler yine İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun devreye girmesiyle göreve iade edildi.

BURHAN KUZU’DAN YARGIYA ‘ZİNDAŞTİ’ BASKISI

Eski AKP milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Üyesi Prof. Dr. Burhan Kuzu’nun, İranlı uyuşturucu baronu Zindaşti’nin tahliyesi için iki hakim ve bir savcıyı aradığı ortaya çıktı. İddiaya göre Kuzu bu iş için ciddi manada rüşvet almıştı. Konu ilk gündeme geldiğinde Kuzu iddiaları reddetti ancak hakim ve savcıların ifadeleri sonrası kendisi de aradığını kabul etti. Ancak Kuzu’ya göre ‘baskı yapmak’ için değil, fikrini söylemek için aramış. Kuzu, “Talimat ve telkinde bulunmaksızın düşüncemi iletmek amacıyla telefonla aradım. Eğer delil yoksa tutuklanmasının bir tedbir olduğunu serbest bırakılabileceğini söyledim.” dedi ifadesinde.

YARGI İŞKENCEYE KÖR VE SAĞIR

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Allah’ın lütfu” olarak nitelediği 15 Temmuz sonrası Anayasa ve hukuku askıya alan AKP rejimi, işkenceyi rutine bindirdi. Özellikle emniyet ve cezaevleri işkence merkezi haline geldi. Son olarak Keskin Cezaevi’nde 4 yıldır tek kişilik hücrede tutulan eski Yargıtay Üyesi Hüsamettin Uğur’un, kamerası olmayan bir odada 5 gardiyan tarafından darp edildiği ortaya çıktı. Gardiyanların dövdüğü Hüsamettin Uğur’a, “Buradan cesedin çıkacak!” dediği öğrenildi. Cezaevindeki işkenceyi kızı Nalan Dilara Uğur duyurdu. Ancak yetkili makamlar bu konuda tek bir adım bile atmadı.

[İlker Doğan] 27.8.2020 [TR724]

Osmanlı hanedanı ve Türklük [Prof. Dr. Mehmet Efe Çaman]

Devlet dilinin bir etnisitenin dili olarak seçilmesi, amaç salt dini düzeyde bir asimilasyon olsa da ulus devlet kuruluşuna kadar geçen zaman diliminde demografiyi değiştirmesi bakımından önemsiz değildi. Başlangıçta Avrupa hanedanlıkları – Osmanlı Hanedanı da dâhildir bunlara – herhangi bir etnik kimlikle kendilerini doğrudan özdeşleştirmediler. Bu onların etnisitesi olmayan insanlar oldukları anlamına gelmiyor elbette. Vurgulamak istediğim, etnisitenin “kimlik üreten” bir özellik olmamasıdır.

Benedict Anderson, yirminci yüzyıla kadar monarşilerin birbiri ardına etnik kimliklerini “keşfetmeye başladıklarını” yazar. Buna göre “Romanoflar Büyük Rus, Hannover hanedanı İngiliz, Hohenzollernler de Alman olduklarını keşfettiler – kuzenleri de, biraz daha güçlükle de olsa Rumen, Yunan ve benzeri olduklarını keşfetti”. Oysa daha önceleri “…Almanca konuşmayan Habsburglar dahi vardı”. Almanlaştırma politikası güden Habsburg hanedanının bazı üyelerinin ironik biçimde Almanca bilmiyor oluşu, bu politikanın tümüyle hanedanın güçlendirilmesine – yani etki alanının arttırılmasına – yönelik bir politika olduğunu göstermesi bakımından önemli bir kanıttır. Bu Osmanlı İmparatorluğu’nda nasıldı?

Osmanlı hanedanı kendisini bir Türk devleti olarak mı tanımlıyordu? Yoksa bir Müslüman devlet olarak mı tanımlıyordu? Hangisi? Osmanlı ülkesi çokuluslu ve etnisiteli bir yapıyı içinde barındırıyordu. Yer isimleri seçimi – mesela Konstantiniye’nin adını değiştirmemesi veya Anadolu’daki yer adlarının 20. yüzyıla dek fazlaca değişmemesi bunun göstergesidir. Yine bir diğer gösterge, Osmanlı sultanlarının anneleri ve eşleridir. Osmanlı evliliklerinde etnisite tercihinde bulunuyor muydu? Osmanlı soyağacı Osmanlı hanedanı ve Türklük ilişkisi hakkında bir fikir verebilir. 

  • Orhan Bey Bilecik Tekfuru’nun (prensinin) kızı Rum Holophira Olivera ile evlendi ve bir oğulları oldu. Adını Murat koydular.
  • Murat, Orhan Bey’den sonra tahta çıktı (1. Murat ya da Murat Hüdavendigar). Sultan 1. Murat, Bulgar Tamara ve Bulgar Maria ile evlendi.
  • Bulgar Maria’nın oğlu Yıldırım (Beyazıt) Bulgar Olga ve Sırp Olivera ile evlendi.
  • En büyük oğlu Bulgar Olga’dan doğan Mehmet (Çelebi Mehmet), Sofia, Veronika ve Anna ile evlendi. Çelebi Mehmet’ten sonra Veronika’nın oğlu Murat (2. Murat) padişah oldu.
  • 2. Murat Fransız Aime, Sırp Mara Despina ve İtalyan Stella ile evlendi.
  • Mara Despina’dan doğan oğlu Mehmet (2. Mehmet veya Fatih Sultan Mehmet Han), Rum Helen, Rum Kornella, Pontus Kralı’nın kızı Rum Anna ve Rum Tamara ile evlendi.
  • 2. Mehmet’ten sonra oğlu, Kornella’dan doğan oğlu Beyazıt (2. Beyazıt) tahta çıktı.
  • 2. Beyazıt, Anita, Beti ve Suzi ile evlendi.
  • 2. Beyazıt’ın Beti’den doğan oğlu Yavuz Selim, babasından sonra tahta çıktı ve Polonya Yahudi’si Helga ve Sırp Alexandra ile evlendi.
  • Yavuz Sultan Selim’in Polonya Yahudi’si Helga’dan doğan oğlu Süleyman (Kanuni Sultan Süleyman), Polonyalı Anna, Arnavut Mahi, Rus Roxana (Hürrem) ve İtalyan Rozalina ile evlendi.
  • Kanuni Sultan Süleyman’ın Roxana’dan doğan oğlu Selim (2. Selim) Yahudi Rasel ile evlendi.
  • Sultan Selim Han’ın Yahudi Rasel’den doğan oğlu Murat (3. Murat) babasından sonra tahta çıktı ve Macar Ninushka, Polonyalı Mona, İtalyan Bafo, Rus Olga ve ve Romen Meri ile evlendi.
  • 3. Murat’ın Venedikli İtalyan Bafo’dan doğan oğlu Mehmet (3. Mehmet) babasından sonra tahta çıktı ve İspanyol Violetta ile Rum Helen ile evlendi.
  • 3. Mehmet’in Rum Helen’den doğan oğlu Ahmet (1. Ahmet) babasından sonra tahta çıktı ve Rum Anastasya ile Rum Evdoksiya ile evlendi.
  • Tahta kendisinden sonra geçen erkek kardeşi 1. Mustafa, babası 3. Mehmet’in diğer karısı İspanyol Violetta’nın oğluydu.
  • 1. Mustafa’dan sonra tahta 1. Ahmet’in Rum Evdoksiya’dan doğma oğlu 2. Osman (Genç Osman) geçti. Genç Osman Rum Marica ve Arnavut Akile ile evlendi.
  • Genç Osman’ın ardından tahta çıkan Genç Osman’ın kardeşi, yani babası 2. Ahmet’in Rum Anastasya’dan doğma Murat (4. Murat) tahta çıktı.
  • Rum Anastasya’nın oğlu 4. Murat Rus Nadya, Rum Keti, Rum Anna ve Rum Elena ile evlendi.
  • 4. Murat’ın Rum Anastasya’dan doğan kardeşi İbrahim kendisinden sonra tahta çıktı, o da Rus Nadya, Polonyalı Eva, Ermeni Maria ve Sırp Katrin ile evlendi.
  • 1. İbrahim’den sonra tahta Rus Nadya’dan doğan oğlu 4. Mehmet geçti. 4. Mehmet de Rum Evamia, Korsikalı Bella, Romen Jessica, Ermeni Flora ve Rum Helen ile evlendi.
  • 4. Mehmet’ten sonra tahta 1. İbrahim’in Sırp Katrin’den doğan oğlu 2. Süleyman çıktı.
  • 2. Süleyman’dan sonra tahta tahta 1. İbrahimin diğer oğlu, Polonyalı Eva’dan doğan oğlu 2. Ahmet geçti. İkinci Ahmet Rum Yeremiya ve Rum Diana ile evlendi.
  • Kendisinden sonra tahta 4. Mehmet’in Rum Evamiya’dan doğan oğlu 2. Mustafa geçti. O da Rus Vera, Rum Angela, Sırp Mari ve Rum Alexandra ile evlendi.
  • Kendisinden sonra tahta babası 4. Mehmet ve annesi Rum Evamiya’dan doğmuş kardeşi 3. Ahmet geçti. 3. Ahmet de Margaret, Isabelle, Louise, Janet, İda, Charlotte, Catherine, Jennifer, Betty, Susanne, Elizabeth ile evlendi.
  • Kendisinden sonra tahta 2. Mustafa’nın Rum Alexandra’dan doğan oğlu 1. Mahmut geçti. 1. Mahmut Bulgar Sofia, Fransız Julienne, İtalyan Lilien, Macar Maggi, Rus Olga ile evlendi.
  • Kendisinden sonra tahta 2. Mustafa’nın Sırp Mari’den doğan oğlu 3. Osman geçti. O da İtalyan Olivia ve Sırp Olga ile evlendi.
  • Kendisinden sonra tahta 3. Ahmet’in Fransız Janet’ten doğan oğlu 3. Mustafa geçti, İtalyan Agnes, Korsikalı Elsa, Rumen Emily, Polonyalo Mona ve Gürcü Poli ile evlendi.
  • Kendisinden sonra tahta 3. Ahmet’in diğer oğlu, Rum İda’dan doğan 1. Abdülhamit geçti. O da Gürcü Nache, Bulgar Sonia, Macar Melina, Rum Meri, Ukraynalı Rudi, İtalyan Aphro, İtalyan Helen, Sırp Marya ile evlendi.
  • Kendisinden sonra yerine 3. Mustafa’nın İtalyan (Cenevizli) Agnes’ten doğmuş olan oğlu 3. Selim geçti. O da Patricia, Linda, Berti, Alice, Lisa, Rosanna, Anna ve Magdalina ile evlendi.
  • Kendisinden sonra tahta 1. Abdülhamit’in Bulgar Sonia’dan doğma oğlu 4. Mustafa geçti. 4. Mustafa da Flora, Adela, Sophie ve Gloria ile evlendi.
  • Yerine geçen kardeşi, 1. Abdülhamit’in Gürcü Nache’den doğma oğlu 2. Mahmut oldu. 2. Mahmut da Gürcü Yahudi’si Suzi, Romen Pertevniyal, Ermeni Maria, Arap Fatma, Siyahî Arap Furi, Rum Nora, Rus Olga gibi birçok kadınla evlendi.
  • Kendisinin yerine tahta Yahudi Gürcü Suzi’den doğan oğlu Abdülmecit çıktı. Abdülmecit de İngiliz Hanriet, Abhaza Fatma, Gürcü Vilma, Boşnak Gülcemal, Ermeni Virjin ve Rum Carolone ile evlendi.
  • Kendisinden sonra yerine 2. Mahmut’un oğlu Romen  Pertevniyal’den doğan Abdülaziz geçti. O da Adela, Camelia, Asporce ve Anna ile evlendi.
  • Yerine Abdülmecit’in oğlu Gürcü Vilma’dan doğan 5. Murat geçti. O da Carmen, Marone, Elfi ve Clarissa ile evlendi.
  • Onun yerine de tahta Abdülmecit’in oğlu Ermeni Virjin’den doğma 2. Abdülhamit çıktı. 2. Abdülhamit de Lucien, Sylvia, İliana, Helga, Marica gibi birçok kadınla evlendi.
  • Yerine tahta Abdülmecit’in oğlu Boşnak Gülcemal’den doğan 5. Mehmet (Mehmet Reşat) çıktı. O da Vivian, Theressa ve Chantalle ile evlendi.
  • Onu yerine de Abdülmecit’in diğer oğlu Abhaza Fatma’dan doğma, son Osmanlı padişahı 6. Mehmet (Vahdettin) geçti.

Osmanlı handanının tek derdi kendi hanedan kontrolünün devamıydı. Devlet denen şey de buydu zaten. Osmanlı sultanları devletlerini herhangi bir etnisiteye ait görmüyorlardı. Çünkü kendilerini herhangi bir etnisiteye ait gömüyorlardı. Osmanlı padişahlarının tümü bebeklik ve çocukluk dönemlerinde anadil olarak başka bir dili öğrendi. Lisan-ı Osmanî, aldıkları şehzadelik eğitiminde en ince ayrıntısına kadar öğretiliyordu. Harem çok dilli ve çok kültürlüydü. Osmanlı Şehzadeleri’nin annelerinin çok ama çok büyük bir bölümü gayrimüslimdi. Cariye olarak ele geçirilen ve zorla Müslümanlaştırılan bu kadınların gerçekte İslam’ı benimseyip benimsemedikleri bugün yanıt verilmesi mümkün olmayan bir konudur. Edindikleri din, dil ve kültürün unutulup tümüyle Osmanlı-Müslüman kimliğini benimsemiş oldukları tezi ne kadar tutarlıdır? Türk tarih tezinde ve tarih araştırmalarında bu tür aykırı soruları tartışmamamızın nedeni, modern zamanlardan itibaren nasyonalist endoktrinizasyon nedeniyle Osmanlı İmparatorluğu’nun bir Türk imparatorluğu olduğunun öğretilmesidir. Genellikle Avrupa hanedanlarının herhangi bir etnisiteyle ilgili aidiyet duyguları yoktu. Osmanlı hanedanı bu konuda bir istisna oluşturmuyor.

Benedict Anderson Osmanlı yöneticilerden “…Türkçe konuşan uyrukları tarafından hain oldukları, Türkçe konuşmayanlar da Türkleştirdikleri için Osmanlılar’dan nefret ettiler…” der. Fakat Osmanlı hanedanının kendisi ne kadar Türk’tü? Anderson da zaten esas hedefin “Hausmacht” (ev iktidarı) olduğunu söylüyor. Osmanlı sarayında doğan hanedan çocuklarının Türkçe’den önce başka dilleri anadil olarak öğrenmiş olmaları ile benzerlik gösteren durumdur bu. Rumca, Sırpça, Ukraynaca, Rusça, Ermenice vs. konuşan şehzadeler, pek öyle sonradan yaratılmış Türk milli tarihi formatına uymuyor ve Türk nasyonalistlerini yerlerinden hop oturtup hop kaldırıyor, farkındayım. Ama olan budur.

Gerçeklerin topluma endoktrine edilen uydurma mitten farklı olması gerçeklerin ve bunu yazanların problemi değil, o endoktrinizasyondan geçenlerin problemi olmalıdır. Sanırım bu konuların artık tartışılmasının zamanı geldi.

Osmanlı hanedanı kendisini bir Türk devleti olarak tanımlamıyordu. Bir Müslüman devlet olarak tanımlıyordu.

[Prof. Dr. Mehmet Efe Çaman] 27.8.2020 [TR724]

Messi’siz Barcelona! [Hasan Cücük]

Başlık kulağa pek hoş gelmese gerek. Messi ve Barcelona adeta birbiriyle özdeşleşmiş iki kavram. İspanya’dan binlerce km uzakta Arjantin’de dünyaya gelen Lionel Messi için Barcelona ‘bir kulüpten çok öte’, Barcelona için ise Messi, ‘bir futbolcudan çok öte’ oldu. Bugünlerde ayrılık rüzgarları sert esiyor. Messi resmen takımdan ayrılmak istediğini kulübe iletti. Gideceği adresler bile konuşuluyor.

24 Haziran 1987’de dünyaya gelen Messi, Barcelona kulübüyle tanıştığında henüz 13 yaşındaydı. Şimdilerde 33 yaşında artık futbolunun sonbaharında bulunan süperstar, 20 yılını geride bıraktığı İspanyol ekibinde kazanmadık kupa, kırılmadık rekor bırakmadı. Ünlü altyapı La Masia’da Barcelona kültürüyle yetişen Messi, 2004’den itibaren A takım kadrosunda yerini aldı. Messi’nin adını dünyaya ezberletmeye başlaması 2005-06 sezonuyla start aldı. O artık futbolunun devleriyle kıyaslanan bir yıldız adayıydı. Golleri, çalımları, şutları, zeka dolu paslarıyla adını futbolun iki efsanesi Pele ve Maradona’nın yanına yazdırması 20’li yaşlarının başında oldu.

Yıllar ilerliyor, Messi adı daha da büyüyordu. Peş peşe La Liga şampiyonlukları geliyor. Şampiyonlar Ligi kupası kazanılıyordu. FİFA Dünya Kulüpler Kupası, UEFA Süper Kupası, İspanya Kral Kupası, İspanya Süper Kupası… Messi’nin sevinçle havaya kaldırdığı kupalar listesiydi. Attığı gollerle gol krallığı artık sıradan bir başarıydı. La Liga’da gol kralı olmakla yetinmiyor, Avrupa’da da altın ayakkabının sahibi oluyordu. 6’şar kez dünya ve Avrupa’da yılın futbolcusu seçiliyordu. Bir sezon boyunca tek başına bir takımın attığı golden daha fazlasını atıyordu. 2011-12 sezonunda tüm kulvarlarda 70 gol atarak, ‘Yok artık Messi!’ yorumlarını yaptırıyordu.

2004’de 6 maçta 77 dakika giydiği Barcelona formasıyla bugüne kadar tüm kulvarlarda 731 maça çıkıyordu. 634 gol atıp, 285 asist yapan Messi, Barcelona’nın tüm ‘en’lerini sahip oluyordu. En çok maça çıkan, en çok gol atan, en çok kupa kazanan… saymakla bitmeyen ‘en’ler Messi’nin kırdığı rekorları oldu.

Messi’nin futbol yeteneği tartışılmazdı. Pele ve Maradona dönemini bilmeyenlere göre o dünyanın gelmiş geçmiş en iyi futbolcusuydu. Yine iki efsane dönemine kıyasla, günümüz futbolunda fizik gücü daha önplanda olması Messi’nin farkını ortaya koyuyordu. Pele ve Maradona’nın günümüzde futbol oynaması durumunda Messi kadar başarılı olamayacağını savunanların sayısı hiçte az değildi. La Masia’dan aynı futbol kültürüyle yetiştiği Xavi, İniesta, Pedro, Bosquets, Puyol ve Pique gibi isimlerle Messi’nin kimyası uyuşunca ortaya kırılması zor başarılar çıktı.

Messi’nin son yıllarda Barcelona’da mutsuz olduğu haberlere konu oluyordu. Ancak kimse bir ayrılığa ihtimal vermiyordu. Xavi ve İniesta’nın futbola veda etmesi Messi’yi etkilemişti. Her iki isim Messi’yi yakından tanımakla kalmayıp, futbol zekasının neler yapacağını çok iyi biliyordu. Neredeyse konuşmadan anlaşıyorlardı. Xavi ve İniesta’nın yokluğuna bir de Neymar eklenince, Messi’nin moralini bozan gelişmeler başlıyordu. Boşluk doldursun diye yüzlerce milyon Euro ödenip kadroya katılan Ousmane Dembele, Philippe Coutinho ve Antoine Griezmann Arjantinli süperstarın beklediği ‘takım arkadaşlığı’ ortamına ayak uyduramıyordu. Yönetimin transfer politikası Messi’nin hoşnutsuzluğunu ifade etmesini sağlıyordu.

Messi son birkaç yıldır mutsuzdu ama bardağı taşıran damla Bayern karşısında alınan 8-2’lik tarihi hezimet oldu. Sızan bilgilere göre, maç sonrasında soyunma odasına oldukça öfkeli bir şekilde giren yıldız futbolcu, bu şekilde devam edemeyeceğini sert bir dille ifade ettiği belirtildi. Barcelona’ya dönüş yolunda da tansiyon son derece yüksek oldu. Kulübe yakın kaynaklardan edinilen bilgilere göre aynı gece Messi, bazı yöneticilere ciddi serzenişlerde bulundu. Messi, şehre döndükten sonra ilk olarak ailesi ve yakın çevresiyle görüşerek takımdan ayrılmayı düşündüğünü dile getirdi. Ama kimse onun fikrini değiştiremedi. Kulüp başkanı ve yöneticiler, yeni teknik direktör Ronald Koeman’ın krizi çözmesini bekliyordu. Ancak bu da işe yaramadı. Messi, bu görüşme sonrasında verdiği kararı uygulamaya koyarak yönetime sözleşme feshini talep ettiği belgeyi gönderdi.

Şimdi muhtemel Messi’nin gideceği kulüpler yazılmaya başlandı. Listenin ilk sırasında Pep Guardiola’nın Manchester City’si var. İkinci sırada PSG bulunuyor. Yine gitmesi muhtemel takımlar arasında İnter ve Manchester United’ın da adı geçiyor. Bir başka senaryo ise, Messi’nin ‘ayrılacağım’ açıklamasıyla kulüpte değişimin yolunu açtığı ifade ediliyor. Sportif direktör Abidal’ın ayrılması, başkanlık seçimlerinin erkene alınmasını Messi’nin stratejisi olarak görenlerde bulunuyor. Bakalım bu senaryolardan hangisi gerçek olacak?

[Hasan Cücük] 27.8.2020 [TR724]

‘Anne, ben gökyüzünde yıldızları izlemeyi çok özledim!’

Türkiye cezaevlerinde yüzlerce çocuk anneleriyle birlikte demir parmaklıklar arkasında. Cezaevinin ağır şartları hem anneleri hem de çocukları mağdur ediyor. Cezaeverinde asgari şartların bile sağlanamaması ve pandemi dönemi mağduriyetleri iyece artırıyor.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili ve Meclis İnsan Hakları Komisyonu üyesi Ömer Faruk Gergerlioğlu, İzmir Şakran Cezaevi'nde bebek ve çocukların durumunu gündeme getirdi.

Kendisine gönderilen fotoğrafı sosyal medya hesabından paylaşan Gergerlioğlu, gelen mesajı iletti.

Mesajda şu ifadeler dikkati çekiyor: “Çocuklar birbirlerine inanılmaz zarar vermeye başladı. 'Anne ben gökyüzündeki yıldızları izlemeyi çok özledim' diye ağlıyorlar. Spor salonuna dahi çıkamıyor çocuklar.”

"KREŞ YOK, ÇOCUKLAR BUNALDI; ANNELER ÇARESİZ, PERİŞAN HALDEYİZ"

“Bununla alakalı o kadar çok dilekçe yazdık ki bir çocuğun 3 tekerlekli minik bir motoru. Hepsi yüklenince 2 günde tekerler patladı. Salıncak ve kaydırağımız kırıldı, yenisi için dilekçelerimiz cevapsız. Kreş yok. Çocuklar çok bunaldı anneler çaresiz, perişan haldeyiz… Şakran. B-14”

GERGERLİOĞLU: KAMUOYU BU FERYADI DUYSUN!

Gergerli, “Pandemi döneminde cezaevinde mahsur kalmış yüzlerce çocuk var, kamuoyu bu feryatları duysun! Aylardır bu haldeler, adeta çatladılar. Ne cezaevinden çıkabiliyorlar ne girebiliyorlar.” dedi.

27.8.2020 [Samanyolu Haber]

Beyin fırtınası tefekkür ister… [Safvet Senih]

“Hassasiyetle dokunulması gereken şeylere, hassasiyetle dokunulmalı, yoksa solarlar.” (Üstad Hazretleri de diyor ki: ‘Senin mahiyetine öyle mânevî cihazlar ve lâtifeler vermiş ki, bazıları dünyayı yutsa tok olmaz. Bazıları bir zerreyi kendinde yerleştiremiyor. Baş, bir batman taşı kaldırdığı halde; Göz, bir saçı kaldıramadığı gibi; o lâtîfe, bir saç kadar bir sıklete, yani gaflet ve dalaletten gelen küçük hâlete dayanamıyor. Hatta bazan söner ve ölür. Mâdem, öyledir; hazer et, dikkatle bas, batmaktan kork. Bir lokma, bir kelime, bir dane, bir lem’a, bir işarette, bir öpmekte batma!  Dünyayı yutan büyük lâtifelerini onda batırma. Çünkü çok küçük şeyler var, çok büyükler, bir cihette yutar. Nasıl küçük bir cam parçasında; gök, yıldızlarıyla beraber içine girip gark oluyor. Hardal gibi küçük kuvve-i hâfızanda, senin amel sayfalarının ekseri ve ömür sayfalarının çoğu  içine girdiği gibi; çok, cüz’î küçük şeyler var, öyle büyük eşyayı bir cihette yutar, içine alır.)
Beyin fırtınası tefekkür ister.

‘Onurum kırıldı, gururum rencide oldu’  diyorsun; senin onurun Kâ’be mi ki, kırılınca kıyamet kopsun!

Suyu çıkaran ne Hz. Musa ve ne de Hz. Musa’nın asâsı. Suyu çıkaran Allah’tır. Cehd ve gayretin neticesini Allah yaratır.

Geleceği kabule açık ve konuma saygılı insanlar yönlendirecekler. Bu mânâda açılan mekteplerin neyi ifade ettiği yirmi sene sonra anlaşılacak.

Okuduklarımız hayatımızın ve tabiatımızın bir parçası olmalıdır. Böyle değilse, o okuma bir fantaziden ibarettir.

Nice matlaşmış ruhlar vardır ki, (büyük irşad) Kutuplarının hizmetine müyesser olmuşlardır. Sahabe Efendilerimiz hiç kendilerine takılmazlar. DİRİLMEYE  niyet etmiş bir insan kendi enkazı altında kalmaz. Nice belalar vardır ki, NİYET  ve  İHLÂSINIZLA onları belâ-yı haseneye çevirirsiniz. Her zaman önünüzü kesmiş belaların var olduğunu unutmayınız.

Benlikten sıyrılmanız gerektiği gibi cemaat enaniyetinden sıyrılmalısınız. İçinizde BİZLİK  ENANİYETİ adına ne varsa silkip atmalısınız.

Allah’ın lütuflarını kendimizdenmiş gibi görme körlüğünden kurtulmamız lazım. En zor şey budur. Aklın nazarıyla insan aldanıyor.

Bütün Tiranlarda aynı PARANOYA  var. Onlar halklarının içine girip gezemezler. Kendi inlerinde vehimleriyle savaşarak yaşarlar. Onlarınki yaşamak değil bir ızdırap Arzın altındaki (dünyayı boynuzlarında taşıyan)  öküz olduklarına inanırlar.

Allah yolunda hizmet donanımlı insanlar, başka işlerde muvaffak olamıyorlar. Onun için insanın Allah’ın kendisine ihsan ettiği bu kabiliyeti o yolda kullanması vaciptir. Hizmet, insan için bir arınma yoludur. Rızaya erme yolu. Hizmet vasıtası ile ifade edilen kulluktur. Bundan ayrılanlar dünya ve âhirette çok pişman olacaklar. Yazık olacak onlara…

Olmuş hadiseleri doğru okuyamayanlar gelecek adına olacak hadiseleri hiçbir zaman okuyamaz ve okusalar da anlayamazlar

Hizmette Allah’ın hakkı var, geçmişin hakkı var ve bu Hak, Efendimize (S.A.S.) kadar dayanır. İslama yapılan en küçük hakareti, onuruna yapılmış hakaretten öte tutmuyorsanız kendinizi sorgulamalısınız.

Bütün küçüklüğünüze rağmen MESAJINIZI dünyaya duyurdunuz. Dünyaya bu denli İHRACAT sizde bir kısım boşluklar bırakacak. Yerinde durma, MATLAŞMAYI  beraberinde getiriyor. Oturdukları yerde kalanlara, KIDEM  zararlı olur. BEYİN  FIRTINASI  yaşayamayan durgunlar zararlı bile olabilirler. Eskimeye, matlaşmaya ve renk atmaya karşı dikkatli olmalısınız. ÇAĞLAYAN  bir hareket bazen kaynaktaki akışı yavaşlatabilir. Değişim ve dönüşüm devamlı ve dengeli olmalı. Hepimiz bir düzenin acemileriydik. Bu işlere Allah’ın lütfuyla sevk olunduk.  Hiç birimiz UZMAN  değildik. Bu iş, hep böyle başladı.

UZMANLAR, isyan ruhlu olmazlar ve onlar BEYİN  FIRTINASI yapamazlar. Beyin fırtınası AMATÖRLERİN  işi… Dünyaya bir şeyler vadedecek neler yapabilirsiniz? Alternatif formüller ortaya konsa… Sebeplere saygı Allah’a saygıdır. Allah’la beraber değilseniz, yaptıklarınızın garantisi yok demektir.

Ruh inceliğinin tezahürleri vardır. Objektif ve sübjektif isyan nereye kadar? Sanatkâr ruhlu kimseler edep ve incelik esas mânâsını aksettirir. Mücerrede seyahati sonuna kadar götürmek lâzım…
Kendi estetiğinizi alıp götürmeye SANAT  denir. Günümüz düşünce tarzını daha da derinlere götürmelisiniz. Yıllardır NAKARATTAN kurtulamadık. TAKLİD’de  VELÛDİYET  (doğurganlık)  yoktur.

Değişik güzellikler araştırma merkezlerinin ürünleridir. Sanatkar sancılı olur. Bu SANCI,  İLHAMLARA  BİR  KAMÇI vazifesi görür. SANAT, ruhun soluklarıdır. Bizim düşüncemizin bilinmesi lazım.

Seni Allah’a yaklaştırmayan her şey senin için bir felâketten ibarettir.
Boş oturacağımıza ve boş şeyler konuşacağımıza DUA  okuyalım. Allah’ın hakiki veli kulları, bilinmeyenlerdir. Bunlar bilinmezler. Onlarda SAHABΠ VELÂYETİ  vardır. Bilinmeden gitmek daha iyidir. Erlik, neferlik çok güzel bir pâye… Ayağın yerde olur. El âlemin size verdiği değere İSTİĞFAR  ile mukabele edersiniz.
(Ahmet Özer, Pensilvanya Günlüğü)

M. Fethullah Gülen Hocaefendinin bu gönülden akma, irfan pınarlarından kana kana içerek en iyi istifadeler elde etmek için gerekli gayretleri göstermeliyiz.

[Safvet Senih] 27.8.2020 [Samanyolu Haber]