Türkiye kamuoyu 19 Kasım 2001’de Neşe Düzel’e konuşan bir emekli bir askerin söyledikleri karşısında şoke olmuştu. Emekli asker, o güne kadar Kıbrıs konusunda dile getirilen fikirlerin dışına çıkmış, özellikle gazeteci ve yazarları şaşkınlığa uğratmıştı. Komutanın ağzından dökülen sözler, liberal bir aydının bile ifade etmekte zorlanacağı nitelikte görüşlerdi. Bu komutan, daha sonra Fenerbahçe yöneticiliği sırasında bütün Türkiye’nin tanıyacağı emekli Koramiral Atilla Kıyat’tan başkası değildi.
Kıyat’ı yakından tanıyanlar için Radikal’de dile getirdiği görüşler hiç yabancı değildi. Mesleğinde de Atilla Kıyat, zekası ve açıksözlülüğüyle tanınmış bir ismdi. 1941’de dünyaya gelen Kıyat, Cumhuriyet tarihinin astları tarafından en çok sevilen komutanıydı. Bu ününü de yapmış olduğu görevlerdeki tutumuna borçluydu.
Atilla Kıyat, mesleğe adımını attığı günden itibaren hep başarılarıyla göz doldurmuş bir subaydı. Bu yüzden Deniz Harp Okulu Komutanlığı, Hücumbot Filo Komutanlığı, Harp Filosu Komutanlığı gibi birbirinden önemli görevlerde bulunmuştu. Deniz Kuvvetleri’nde “Atilla Kıyat”ı efsaneleştiren dönem, Harp Filo Komutanlığı yıllarıydı.
ASTLARINI HAYRAN BIRAKTI
Kıyat’ın özellikle emekli komutanlara yönelik davranışları, bu komutanlara misafir olarak katıldıkları tatbikatlardaki yaklaşımı astlarının hemen dikkatini çekmiş, kulaktan kulağa hızlıca yayılmıştı. Kıyat’ın görev yaptığı yıllarda harp filoda görev yapanlar, zekayla görev tecrübesinin, asaletle nezaketin son derece zor koşullarda nasıl birlikte olduğunu gördüklerini anlatıyorlardı.
Türkiye kamuoyu Atilla Kıyat’ı, Radikal’e verdiği röportajla tanısa da ben gazeteciliğe başladığım ilk aylardan itibaren bu isme aşinaydım. Knox Sınıfı fırkateynlerin alınışıyla ilgili bir haber hazırlamıştım. O zaman tanıştığım bütün haber kaynaklarım, Atilla Kıyat adının altını çiziyor, bu ismin bir gün deniz kuvvetlerini yöneteceğini söylüyorlardı. Verdikleri ikinci isim ise, yakın zamanda vefat eden Özden Örnek’ti. Denizcilerin rüyası, Atilla Kıyat’ın Deniz Kuvvetleri Komutanı, Özden Örnek’in ise Donanma Komutanı olduğu bir kuvvetti.
Kıyat, Kuzey Deniz Saha Komutanı olunca bu temenni büyük bir inanca dönüşmüştü. Teamüllere göre bu komutanlık Donanma Komutanlığı’na giden yoldaki en önemli basamaktı. Sonrasında ise görev belliydi: Deniz Kuvvetleri Komutanlığı. Ancak Atilla Kıyat, başarılarla dolu meslek hayatını Kuzey Deniz Saha Komutanlığı’nda sonlandırmak zorunda kalmıştı.
Deniz Kuvvetleri Komutanı Ora. Salim Dervişoğlu, görevini İlhami Erdil’e devretmiş, Erdil de çalışacağı ekibi kendi belirlemek istemişti. Erdil’in tercihi Güney Deniz Saha Komutanı Ora. Bülent Alpkaya’dan yana olmuştu. Bu durum hem deniz kuvvetleri personeli için hem de Kıyat için büyük bir sürprizdi. Çünkü hiç kimse Kıyat’ın yanına başka birisini yakıştıramıyordu. Denizciler inancı Kıyat’ın bu yarışta rakipsiz olduğuydu.
Oysa Atilla Kıyat, Ağustos Şurası’ndan epey önce Özden Örnek tarafından uyarılmıştı. Örnek, o tarihlerde Ankara’da görev yapıyordu ve karargâhta olan-biten herşeye hakimdi. Kıyat’ın, daha sonra İlhami Erdil’in mahkumiyetiyle sonuçlanacak olaylarla ilgili konuştuğunu duymuş, “Artık terfi şansın yüzde 50” demişti. Kıyat ise ayyuka çıkan dedikoduları, bizatihi Donanma Komutanı Ora. İlhami Erdil’e aktarma gereği duymuştu.
NEŞE DÜZEL’LE FARKEDİLDİ
Ben, o tarihlerde Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Askeri Mahkemesi’ni takip ettiğim için hem terfi yarışını hem de İlhali Erdil’le ilgili iddiaları detaylarıyla öğrenme şansına sahip olmuştum. Mahkeme de dahil olmak üzere, bütün Deniz Kuvvetleri Komutanlığı içten içe kaynıyordu. Erdil’in işadamlarıyla dostlukları, karısı ve kızı üzerinden yapılan işler en küçük rütbeli subay tarafından bile biliniyordu.
Kıyat ise hiçbir yolsuzluğa müsamaha göstermeyen, meslek ve kişisel onurunu herşeyin önünde tutan bir isimdi. Erdil ile Kıyat’ın herhangi bir konu üzerinde anlaşma ihtimalleri yoktu. Atilla Kıyat, bu özellikleri yüzünden sert bir hamleyle oyun dışı bırakılmış, dördüncü yıldızı alamamış, oramiralliğe terfi ettirilmemişti. Atilla Kıyat, belki bu nedenden dolayı daha sonra Yapı Kredi Yayınları tarafından basılan anılarına, “Üç Yıldız, Bir Penaltı” adını verecekti.
Kıyat’ın emekli edilebileceğini duymuş olsam da, Yüksek Askeri Şura kararları açıklanana kadar buna pek ihtimal vermemiştim. Görev devir-teslimi sırasında yaptığı konuşma basına yansıyınca Kıyat’la röportaj yapmak istemiş, ancak bunu da Alev Er’e kabul ettirememiştim. Alev Abi, kılıkırk yaran bir gazeteciydi ve Kıyat’ın emeklilik günlerindeki duruşunu da görmek istiyordu. Ancak Neşe Düzel’in röportajını okuyunca röportaj teklifini kabul etmediğine pişman olmuştu.
2001’de, Türkiye’nin yaşadığı ekonomik kriz günlerinde Avrupa Birliği’ne katılım isteğini canlandırabilmek için bir dizi röportaj yapmaya karar verdiğimizde, çaldığımız kapılardan birisi de Atilla Kıyat’ın ki olmuştu. Kıyat, açık yüreklilikle bütün sorularımıza yanıt vermiş, Neşe Düzel röportajından sonra, kendisine verilen tepkileri önemsemediğini göstermişti.
EMEKLİ KOMUTANLAR MÜDAHALE ETTİ
O tarihlerde Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun başkanlığındaki Genelkurmay, Kıyat’a direkt cevap vermemişti. Bunun yerine Mehmet Ali Kışlalı, isim vermeden Kıyat’ı eleştiren bir yazı kaleme almıştı. Kışlalı, Radikal’in yazarıydı ve Düzel’in röportajına aynı gazetede cevap veriyordu. Kıvrıkoğlu yönetimi, böyle bir cevapla eski komutanını susturmak istiyordu.
Kıyat, Kışlalı’nın yazısında verdiği mesajı almış olmalı ki epey bir müddet ortada gözükmedi. O tarihlerde sporla ilgilendi ve özel bir şirkette üst düzey yönetici olarak çalışmaya başladı. Arkadaşlarının anlatımına göre Kıyat’ın, koramiral rütbesinden emekli olmasaydı ev alacak parası bile olmayacaktı. Bu yüzden edindiği yöneticilik tecrübesini, sivil hayata aktarmak istiyordu.
İlhami Erdil, Kıyat’ı emekli ettirerek muradına ermişti. Aynı yöntemi Özden Örnek için de denemek istemiş, Kuzey Deniz Saha Komutanı olduğu günden itibaren, altan alta Örnek’i göreve getirmemek için uğraşmıştı. Ancak bu defa emekli komutanlar; Orhan Karabulut, Vural Beyazıt ve Salim Dervişoğlu devreye girmişlerdi. Üç isim, “Atilla’yı harcadan, ama Özden Örnek’i de sana yedirtmeyiz” demişlerdi. Erdil, bu yüzden geri adım atmak zorunda kalmıştı. Erdil’in Örnek’i engelleme misyonunu ise bir müddet sonra Bülent Alpkaya üstlenecekti.
Türkiye kamuoyunun sıradışı fikirleriyle tanıdığı Atilla Kıyat’ın benim hafızamdaki yeri bu olaylarla örülü. 28 Şubat Süreci’nde dönemin “cezalı” ismi Recep Tayyip Erdoğan’la görüşmekten çekinmeyen, yaşam görüş ve tarzından hiçbir şekilde taviz vermeyen ve eleştirirken sözünü eğip bükmeyen Kıyat, bundan sonra da hepimizi şaşırtmaya devam edecek…
(Bu yazı, gazetecilik yaptığım yıllarda tanıdığım askerleri, komutanları anlattığım bir dizinin ilki olsun istedim. Mevla izin verirse, üç-beş hafta yakın tarihin asker portrelerini yazacağım.)
[Tuncay Opçin] 8.7.2018 [Kronos.News]
Zaman davasında sevinç ve gözyaşı [Rıza Kurt]
Zaman gazetesi yazarlarının davasını başından beri takip etmeye çalışıyorum. 5-6 Temmuz’daki davada muhtemelen karar açıklanacaktı. Çünkü esas hakkındaki savunmalar neredeyse tamamlanmıştı. Bu yüzden yine Çağlayan Adliyesi’ne gittim. Yıllardır okuru olduğum yazarları bir kez daha görmek istedim. İki yıldır maruz kaldıkları haksız ve hukuksuz sürecin nasıl neticeleneceğine şahitlik edecektim. Onlar beni tanımasa da varlığımla manevi destekçileri olacak, kalbimden geçip dilime dökülen dualarımla Allah’tan yardım dileyecektim.
Perşembe sabahı Saat 10:30 civarı adliye koridoruna ulaştığımda Şahin Alpay ile Ali Bulaç’ı sohbet ederken gördüm. Şahin Hoca gür sesiyle Ali Bulaç’a takılıyor, tıkabasa dolu el çantasında neler olduğunu soruyordu. Bulaç’ın söyledikleri yüreğimi sızlattı. Daha 2 ay önceki duruşmada tahliye olmasına rağmen yeniden tutuklanma ihtimaline karşı hazırlıklı gelmişti Ali Bulaç. Çantasının bir gözünde çamaşırları, diğerinde ilaçları olduğunu anlatıyordu. Benim gözümde son derece trajik ve hüzünlü olan bu sahneyi onlar daha farklı yaşıyordu. Şahin Hoca, “Oğlum karar yarın çıkacak, bu acelen ne?” derken kahkahalarıyla koridoru inletiyordu.
Tutuksuz yazarlardan Nuriye Akman ve Lale Kemal kendi aralarında sohbet ediyor, ertesi gün çıkacak karar hakkında yorum yapıyordu. Anlayabildiğim kadarıyla bu tuhaf ve anlamsız sürecin kendilerini çok yorduğunu, artık bitmesi gerektiğini konuşuyorlardı. En çok da tutuklu yazar arkadaşlarının bu kez tahliye edilmesini diliyorlardı.
İYİMSER TAHMİNLER, KÖTÜ SENARYOLAR
Avukatlar, tutuksuz yazarlar, tutuklu yakınları, herkes cuma günü açıklanacak kararla ilgili tahmin yürütüyordu. Ortak temenni bütün yazarların beraat etmesi yönünde olsa da bu temenniler hemen konjonktür duvarına çarpıp dağılıyordu. Avukatlar bile hukuken suçsuz olduğuna yüzde yüz inandıkları müvekkillerine mutlaka ceza verileceğini düşünüyor, sadece cezanın miktarı konusunda tereddüt gösteriyordu. İyimser tahminler, kötü senaryolar havada uçuşuyor, ümitler korunsa da beklentiler azalıyordu.
Perşembe günü iki yazarın savunmasını yapmasıyla tamamlandı. Cuma sabahı yine adliye koridorundaydım. Avukatların kötümser tahminleri yazarları olumsuz etkilemişti. O gün Şahin Alpay da bir gün önce takıldığı Ali Bulaç gibi cezaevi çantasıyla gelmişti. Altan kardeşlere benzer şekilde müebbet hapis cezası verilirse Alpay ve Bulaç da tekrar hapse girecekti.
‘5 YIL ALIRSAM GÖBEK ATIP OYNAYACAĞIM’
Duruşma saatini bekleyen yazar yakınları daha gergindi. Kötü senaryonun gerçekleşme ihtimali ve bunun dilden dile dolaşması havayı iyice ağırlaştırmıştı. Ama Şahin Hoca yine kendine has tavrı ve gür sesiyle espri yapabiliyordu. “5 yıl ceza alırsam göbek atıp oynayacağım” derken kahkahalarıyla tedirgin bekleyenleri gülümsetiyordu. Ali Bulaç ile Nuriye Akman ise mahkeme kapısında ayaküstü psikoloji ve psikiyatri gibi bilimlerin hakikatini veya gerekliliğini tartışıyordu.
Ahmet Turan Alkan’ın yakınları bugün daha kalabalık gelmişti. İki yıldır hasret kaldıkları dünyanın en beyefendi insanını artık evine götürmek istiyorlardı. Derken saatler ilerledi, öğleden sonraki celsede yazarlar son sözlerini söyledi ve mahkeme heyeti karar için ara verdi. Yıl gibi geçen bir buçuk saatin ardından karar açıklandı. Mahkeme Başkanı “Ahmet Turan Alkan 8 yıl 9 ay hapis ve tahliye” dediğinde adeta küçük bir kıyamet koptu. Sevinç çığlıkları, alkışlar, şükür kelimeleri birbirini takip etti. Ali Bulaç’ın, Şahin Alpay’ın ceza almasına rağmen tekrar tutuklanmaması, İbrahim Karayeğen’in tahliyesi, Nuriye Akman, Lale Kemal, İhsan Dağı, Mehmet Özdemir ve Orhan Kemal Cengiz’in beraat etmesi mahkeme salonunu düğün salonuna çevirdi.
Herkesin gözünden mutluluk gözyaşları süzülüyordu ama bazıları hariç… 10 yıl 6 ay hapis cezası verilip tahliye edilmeyen Mümtaz’er Türköne’nin kısa süre önce evlenen kızı kahırdan ağlıyordu, Mustafa Ünal’ın lise çağındaki kızı üzgündü. Hangi teselli cümlesi o gözyaşlarını dindirebilir, kırılan gencecik gönülleri tamir edebilirdi ki?
GÖZLERİ DOLAN DAĞ GİBİ ADAMLAR
Dağ gibi adamlar, Ahmet Turan Hoca, Şahin Alpay, Ali Bulaç’ın gözleri dolu doluydu. Sevinçten mi? Sanmıyorum. Mutluluktan mı? İhtimal vermiyorum. Muhtemelen sebebi Ahmet Hoca’nın savunmalarında bahsettiği kahırdandı. Önceki duruşmada 1 yaşındaki torununu kucaklamasına izin verilmemişti. Cezaevinde 12 renkli kuru boyadan, cura bağlamasından mahrum bırakılmıştı. Hapiste olmasına değil, yokluğuna üzülen yakınlarına dertleniyordu iki yıldır. Ve az sonra koğuş arkadaşı Mustafa Ünal’ı Silivri’de bırakıp Bursa’ya, evine gidecekti. Sanırım gözlerinin dolması bundandı.
Ya Şahin Alpay! Ülkenin en liberal demokrat aydınına ‘darbeci’ yaftası takılmasına mı ağlasındı yoksa onlarca hastalığına rağmen sürekli ‘sağlam’ raporu verilmiş olmasına mı? Ali Bulaç hakeza! Kabinenin ve meclisin yarısı tedrisinden geçmiş adamlarla dolu olduğu bir dönemde 22 ay hapis yatmasına mı yansındı yoksa kendi yazdığı Kur’an tefsirinin cezaevinde kendisine verilmemesine mi?..
12 Eylül’de maruz kaldığı işkence ve darbe mağduriyetinden bu yana demokrasinin kitabını yazmış ve bunu bütün hayatıyla göstermiş Mümtaz’er Türköne ile en zor zamanlarda demokrasi ve hakkaniyet gereği yalnız kalma pahasına AKP’yi savunan Mustafa Ünal’ın hâlâ cezaevinde olmasına ise hepimiz gözyaşı döksek yeridir.
[Rıza Kurt] 8.7.2018 [Kronos.News]
Perşembe sabahı Saat 10:30 civarı adliye koridoruna ulaştığımda Şahin Alpay ile Ali Bulaç’ı sohbet ederken gördüm. Şahin Hoca gür sesiyle Ali Bulaç’a takılıyor, tıkabasa dolu el çantasında neler olduğunu soruyordu. Bulaç’ın söyledikleri yüreğimi sızlattı. Daha 2 ay önceki duruşmada tahliye olmasına rağmen yeniden tutuklanma ihtimaline karşı hazırlıklı gelmişti Ali Bulaç. Çantasının bir gözünde çamaşırları, diğerinde ilaçları olduğunu anlatıyordu. Benim gözümde son derece trajik ve hüzünlü olan bu sahneyi onlar daha farklı yaşıyordu. Şahin Hoca, “Oğlum karar yarın çıkacak, bu acelen ne?” derken kahkahalarıyla koridoru inletiyordu.
Tutuksuz yazarlardan Nuriye Akman ve Lale Kemal kendi aralarında sohbet ediyor, ertesi gün çıkacak karar hakkında yorum yapıyordu. Anlayabildiğim kadarıyla bu tuhaf ve anlamsız sürecin kendilerini çok yorduğunu, artık bitmesi gerektiğini konuşuyorlardı. En çok da tutuklu yazar arkadaşlarının bu kez tahliye edilmesini diliyorlardı.
İYİMSER TAHMİNLER, KÖTÜ SENARYOLAR
Avukatlar, tutuksuz yazarlar, tutuklu yakınları, herkes cuma günü açıklanacak kararla ilgili tahmin yürütüyordu. Ortak temenni bütün yazarların beraat etmesi yönünde olsa da bu temenniler hemen konjonktür duvarına çarpıp dağılıyordu. Avukatlar bile hukuken suçsuz olduğuna yüzde yüz inandıkları müvekkillerine mutlaka ceza verileceğini düşünüyor, sadece cezanın miktarı konusunda tereddüt gösteriyordu. İyimser tahminler, kötü senaryolar havada uçuşuyor, ümitler korunsa da beklentiler azalıyordu.
Perşembe günü iki yazarın savunmasını yapmasıyla tamamlandı. Cuma sabahı yine adliye koridorundaydım. Avukatların kötümser tahminleri yazarları olumsuz etkilemişti. O gün Şahin Alpay da bir gün önce takıldığı Ali Bulaç gibi cezaevi çantasıyla gelmişti. Altan kardeşlere benzer şekilde müebbet hapis cezası verilirse Alpay ve Bulaç da tekrar hapse girecekti.
‘5 YIL ALIRSAM GÖBEK ATIP OYNAYACAĞIM’
Duruşma saatini bekleyen yazar yakınları daha gergindi. Kötü senaryonun gerçekleşme ihtimali ve bunun dilden dile dolaşması havayı iyice ağırlaştırmıştı. Ama Şahin Hoca yine kendine has tavrı ve gür sesiyle espri yapabiliyordu. “5 yıl ceza alırsam göbek atıp oynayacağım” derken kahkahalarıyla tedirgin bekleyenleri gülümsetiyordu. Ali Bulaç ile Nuriye Akman ise mahkeme kapısında ayaküstü psikoloji ve psikiyatri gibi bilimlerin hakikatini veya gerekliliğini tartışıyordu.
Ahmet Turan Alkan’ın yakınları bugün daha kalabalık gelmişti. İki yıldır hasret kaldıkları dünyanın en beyefendi insanını artık evine götürmek istiyorlardı. Derken saatler ilerledi, öğleden sonraki celsede yazarlar son sözlerini söyledi ve mahkeme heyeti karar için ara verdi. Yıl gibi geçen bir buçuk saatin ardından karar açıklandı. Mahkeme Başkanı “Ahmet Turan Alkan 8 yıl 9 ay hapis ve tahliye” dediğinde adeta küçük bir kıyamet koptu. Sevinç çığlıkları, alkışlar, şükür kelimeleri birbirini takip etti. Ali Bulaç’ın, Şahin Alpay’ın ceza almasına rağmen tekrar tutuklanmaması, İbrahim Karayeğen’in tahliyesi, Nuriye Akman, Lale Kemal, İhsan Dağı, Mehmet Özdemir ve Orhan Kemal Cengiz’in beraat etmesi mahkeme salonunu düğün salonuna çevirdi.
Herkesin gözünden mutluluk gözyaşları süzülüyordu ama bazıları hariç… 10 yıl 6 ay hapis cezası verilip tahliye edilmeyen Mümtaz’er Türköne’nin kısa süre önce evlenen kızı kahırdan ağlıyordu, Mustafa Ünal’ın lise çağındaki kızı üzgündü. Hangi teselli cümlesi o gözyaşlarını dindirebilir, kırılan gencecik gönülleri tamir edebilirdi ki?
GÖZLERİ DOLAN DAĞ GİBİ ADAMLAR
Dağ gibi adamlar, Ahmet Turan Hoca, Şahin Alpay, Ali Bulaç’ın gözleri dolu doluydu. Sevinçten mi? Sanmıyorum. Mutluluktan mı? İhtimal vermiyorum. Muhtemelen sebebi Ahmet Hoca’nın savunmalarında bahsettiği kahırdandı. Önceki duruşmada 1 yaşındaki torununu kucaklamasına izin verilmemişti. Cezaevinde 12 renkli kuru boyadan, cura bağlamasından mahrum bırakılmıştı. Hapiste olmasına değil, yokluğuna üzülen yakınlarına dertleniyordu iki yıldır. Ve az sonra koğuş arkadaşı Mustafa Ünal’ı Silivri’de bırakıp Bursa’ya, evine gidecekti. Sanırım gözlerinin dolması bundandı.
Ya Şahin Alpay! Ülkenin en liberal demokrat aydınına ‘darbeci’ yaftası takılmasına mı ağlasındı yoksa onlarca hastalığına rağmen sürekli ‘sağlam’ raporu verilmiş olmasına mı? Ali Bulaç hakeza! Kabinenin ve meclisin yarısı tedrisinden geçmiş adamlarla dolu olduğu bir dönemde 22 ay hapis yatmasına mı yansındı yoksa kendi yazdığı Kur’an tefsirinin cezaevinde kendisine verilmemesine mi?..
12 Eylül’de maruz kaldığı işkence ve darbe mağduriyetinden bu yana demokrasinin kitabını yazmış ve bunu bütün hayatıyla göstermiş Mümtaz’er Türköne ile en zor zamanlarda demokrasi ve hakkaniyet gereği yalnız kalma pahasına AKP’yi savunan Mustafa Ünal’ın hâlâ cezaevinde olmasına ise hepimiz gözyaşı döksek yeridir.
[Rıza Kurt] 8.7.2018 [Kronos.News]
Eski Pakistan Başbakanı’na ‘yolsuzluk’tan 10 yıl hapis cezası
Pakistan’da, yolsuzluk suçlarından yargılanan eski başbakan Navaz Şerif, 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı. BBC Türkçe’nin haberine göre, Navaz Şerif’e yönelik suçlamalar Londra’nın Park Lane semtindeki Avenfield House’dan satın aldığı dört lüks daireyle ilgiliydi.
Aynı davada yargılanan eski başbakanın kızı Maryam Şerif’e de 7 yıl hapis cezası verildi. Şerif’in damadı Safdar Awan da bir yıl ceza aldı.
Hakkındaki suçlamaları “Siyasi maksatlı” diyerek reddeden Şerif, Londra’da kanser tedavisi gören eşi ile birlikte olduğu için kararın ertelenmesini talep etmişti. Şerif’in kararı temyize götürmesi bekleniyor.
“Avenfield Reference” adıyla anılan dava 2015’te Panama Belgeleri’nin ifşasıyla başlamıştı.
Belgelerde Şerif’in çouklarının bazı offshore şirketleriyle bağlantılı olduğu ve bu şirketlerin aralarında Londra’daki lüks dairelerin de bulunduğu yabancı ülkelerde mülk satın almak için para aktarmakta kullanıldığı iddia ediliyordu.
Navaz Şerif şu anda kızı Meryem ile birlikte ağır hasta olan eşine bakmak için Londra’da bulunuyor.
Şerif’in açıklayamadığı mal varlıkları bulunduğu ve konuya ilişkin devlet kurumlarıyla işbirliği yapmadığı bildiriliyor.
KARAR ÖNCESİ YOĞUN GÜVENLİK ÖNLEMLERİ
Kararın ardından şiddet olayları çıkabileceği endişesiyle başkent İslamabad’daki Federal Mahkeme Binası’na giden yollar kapatıldı, çevrede gösteri yapılması yasaklandı.
Mahkemenin kararı açıklamayı özellikle cuma namazı sonrasına bıraktığı belirtiliyor. Ancak yargıç, gecikmenin 100 sayfadan uzun gerekçeli kararın hem savcılık hem de savunma için hazırlanması nedeniyle gecikme yaşandığını söyledi.
Karar, ülkede 25 Temmuz’da yapılması beklenen genel seçimlerden birkaç hafta önce alındı.
Şerif, merkez sağ partisi PML-N’nin başında seçime giremiyor. Navaz Şerif’in yerine kardeşi Şahbaz Şerif yarışacak.
NORMAL SÜREYİ TAMAMLAYAMADI
Pakistan’da Yüksek Mahkeme geçen yılki yolsuzluk soruşturmasının ardından Başbakan Navaz Şerif’in herhangi bir kamu görevi üstlenmesini yasaklamıştı. Kararın ardından Şerif istifa etmişti.
Üç kez Başbakanlık yapan Şerif, bir yıldan kısa süre daha iktidarda kalsaydı, normal görev süresini tamamlamış ilk Pakistan Başbakanı olacaktı.
Pakistan’da hiçbir sivil başbakan beş yıllık görev süresini tamamlayamadı.
[TR724] 7.7.2018
Aynı davada yargılanan eski başbakanın kızı Maryam Şerif’e de 7 yıl hapis cezası verildi. Şerif’in damadı Safdar Awan da bir yıl ceza aldı.
Hakkındaki suçlamaları “Siyasi maksatlı” diyerek reddeden Şerif, Londra’da kanser tedavisi gören eşi ile birlikte olduğu için kararın ertelenmesini talep etmişti. Şerif’in kararı temyize götürmesi bekleniyor.
“Avenfield Reference” adıyla anılan dava 2015’te Panama Belgeleri’nin ifşasıyla başlamıştı.
Belgelerde Şerif’in çouklarının bazı offshore şirketleriyle bağlantılı olduğu ve bu şirketlerin aralarında Londra’daki lüks dairelerin de bulunduğu yabancı ülkelerde mülk satın almak için para aktarmakta kullanıldığı iddia ediliyordu.
Navaz Şerif şu anda kızı Meryem ile birlikte ağır hasta olan eşine bakmak için Londra’da bulunuyor.
Şerif’in açıklayamadığı mal varlıkları bulunduğu ve konuya ilişkin devlet kurumlarıyla işbirliği yapmadığı bildiriliyor.
KARAR ÖNCESİ YOĞUN GÜVENLİK ÖNLEMLERİ
Kararın ardından şiddet olayları çıkabileceği endişesiyle başkent İslamabad’daki Federal Mahkeme Binası’na giden yollar kapatıldı, çevrede gösteri yapılması yasaklandı.
Mahkemenin kararı açıklamayı özellikle cuma namazı sonrasına bıraktığı belirtiliyor. Ancak yargıç, gecikmenin 100 sayfadan uzun gerekçeli kararın hem savcılık hem de savunma için hazırlanması nedeniyle gecikme yaşandığını söyledi.
Karar, ülkede 25 Temmuz’da yapılması beklenen genel seçimlerden birkaç hafta önce alındı.
Şerif, merkez sağ partisi PML-N’nin başında seçime giremiyor. Navaz Şerif’in yerine kardeşi Şahbaz Şerif yarışacak.
NORMAL SÜREYİ TAMAMLAYAMADI
Pakistan’da Yüksek Mahkeme geçen yılki yolsuzluk soruşturmasının ardından Başbakan Navaz Şerif’in herhangi bir kamu görevi üstlenmesini yasaklamıştı. Kararın ardından Şerif istifa etmişti.
Üç kez Başbakanlık yapan Şerif, bir yıldan kısa süre daha iktidarda kalsaydı, normal görev süresini tamamlamış ilk Pakistan Başbakanı olacaktı.
Pakistan’da hiçbir sivil başbakan beş yıllık görev süresini tamamlayamadı.
[TR724] 7.7.2018
AGİT, CPj: Zaman kararı hükümetin kindarlığı [Ali Haydar Arslan]
Zaman gazetesi çalışanlarına verilen ağır hapis cezalarına uluslararası kamuoyu tepki gösterdi. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) ve Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) yaptıkları yazılı açıklamalarda kararı sert şekilde kınarken, mahkumiyetlerin iktidarın eleştirel basına karşı ‘kindarlığını’ gösterdiğini vurguladı.
Hem AGİT hem CPJ gazetecilere yönelik suçların düşmesini ve salıverilmeleri talebini yeniledi. Gazete makale ve haberlerini terörle ilişkilendirmenin ‘kabul edilemez’ olduğunu vurguladı.
AGİT Basın Özgürlüğü Temsilcisi Harlem Desir, kararı kınadığını, gazetecilere verilen mahkumiyetlerin gayri-meşru ve çok sert olduğunu vurgulayarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına atıf yaptı. Desir, AİHM’nin ifade özgürlüğünün devleti ya da toplumun bir kısmını şok ve rahatsız etme hakkını da kapsadığını hatırlattı.
Gazetecilerin salıverilmesi çağrısı yapan Desir, ZAMAN davasını başından beri izlediğini, kararların temyizde bozulacağını umduğunu kaydetti. AGİT Temsilcisi, ZAMAN kararının eleştirel gazetecileri susturmak için kullanılan terörle mücadele kanununun acilen değiştirilmesini gündeme taşıdığını belirtti. Açıklamasında Şahin Alpay’a özellikle atıf yapan Desir, Alpay’ın sağlık durumunun kötü olduğunu ve hem Anayasa Mahkemesi’nin hem de AİHM’nin Alpay’ın mahkumiyet kararı öncesi tutukluluğunun hak ihlali olduğuna hükmettiğini hatırlattı.
New York merkezli Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) de yazılı bir açıklama yaparak ZAMAN çalışanlarına yönelik bütün suçların düşmesi gerektiğini belirtti. ZAMAN mahkumiyetlerinin iktidarın eleştirel basına yönelik ‘kindar’ tavrının bir örneği olduğunu açıklayan CPJ Temsilcisi Gülnoza Said, Türk yetkililerini terörle mücadele kanununu sistematik olarak gazetecilere karşı kullanmaktan vazgeçmeye çağırdı.
ZAMAN köşe yazarları Ali Bulaç, Şahin Alpay ve Ahmet Turan Alkan silahlı terör örgütü üyeliğinden 8 yıl 9 aya; Mümtaz’er Türköne ve Mustafa Ünal’ı 10 yıl 6 aya; İbrahim Karayeğen’i de 9 yıl hapse mahkum olmuştu. Prof. İhsan Dağı, Lale Sarıibrahimoğlu, Mehmet Özdemir, Nuriye Ural ve Orhan Kemal Cengiz ise beraat etmişti. Alkan ve Karayeğen tahliye edilmiş, Ünal ve Türköne’nin tutukluluklarına devam kararı verilmişti.
[Ali Haydar Arslan] 7.7.2018 [TR724]
Hem AGİT hem CPJ gazetecilere yönelik suçların düşmesini ve salıverilmeleri talebini yeniledi. Gazete makale ve haberlerini terörle ilişkilendirmenin ‘kabul edilemez’ olduğunu vurguladı.
AGİT Basın Özgürlüğü Temsilcisi Harlem Desir, kararı kınadığını, gazetecilere verilen mahkumiyetlerin gayri-meşru ve çok sert olduğunu vurgulayarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına atıf yaptı. Desir, AİHM’nin ifade özgürlüğünün devleti ya da toplumun bir kısmını şok ve rahatsız etme hakkını da kapsadığını hatırlattı.
Gazetecilerin salıverilmesi çağrısı yapan Desir, ZAMAN davasını başından beri izlediğini, kararların temyizde bozulacağını umduğunu kaydetti. AGİT Temsilcisi, ZAMAN kararının eleştirel gazetecileri susturmak için kullanılan terörle mücadele kanununun acilen değiştirilmesini gündeme taşıdığını belirtti. Açıklamasında Şahin Alpay’a özellikle atıf yapan Desir, Alpay’ın sağlık durumunun kötü olduğunu ve hem Anayasa Mahkemesi’nin hem de AİHM’nin Alpay’ın mahkumiyet kararı öncesi tutukluluğunun hak ihlali olduğuna hükmettiğini hatırlattı.
New York merkezli Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) de yazılı bir açıklama yaparak ZAMAN çalışanlarına yönelik bütün suçların düşmesi gerektiğini belirtti. ZAMAN mahkumiyetlerinin iktidarın eleştirel basına yönelik ‘kindar’ tavrının bir örneği olduğunu açıklayan CPJ Temsilcisi Gülnoza Said, Türk yetkililerini terörle mücadele kanununu sistematik olarak gazetecilere karşı kullanmaktan vazgeçmeye çağırdı.
ZAMAN köşe yazarları Ali Bulaç, Şahin Alpay ve Ahmet Turan Alkan silahlı terör örgütü üyeliğinden 8 yıl 9 aya; Mümtaz’er Türköne ve Mustafa Ünal’ı 10 yıl 6 aya; İbrahim Karayeğen’i de 9 yıl hapse mahkum olmuştu. Prof. İhsan Dağı, Lale Sarıibrahimoğlu, Mehmet Özdemir, Nuriye Ural ve Orhan Kemal Cengiz ise beraat etmişti. Alkan ve Karayeğen tahliye edilmiş, Ünal ve Türköne’nin tutukluluklarına devam kararı verilmişti.
[Ali Haydar Arslan] 7.7.2018 [TR724]
Son KHK yayınlandı: 18 bin 632 kişi ihraç edildi; 12 dernek, 3 gazete ve bir tv kapatıldı
701 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK), Resmi Gazete’de yayımlandı. 18 bin 632 kişinin ihraç edildi. Bugünkü sayıda yayımlanan KHK’ya göre, Emniyet Genel Müdürlüğünden 8 bin 998 personel, Kara Kuvvetlerinden 3 bin 77, Deniz Kuvvetlerinden bin 126, Hava Kuvvetleri Komutanlığından bin 949, subay ve astsubay ihraç edildi.
KHK ile 148 kişi de görevine iade edildi. Öte yandan kararname ile 12 dernek, üç gazete ve bir televizyon kanalı kapatıldı.
Adalet Bakanlığı ve bağlı bulunan kuruluşlardan aralarında hakim adayı ve infaz koruma memurlarının da bulunduğu bin 52 kişi, 4 vali yardımcısı ve 4 kaymakam, Jandarma Genel Komutanlığından 649 subay, astsubay ile uzman çavuş ihraç edildi.
Milli Eğitim Bakanlığından 658, Dışişleri Bakanlığından 50, İçişleri Bakanlığından 31, Milli Savunma Bakanlığından 12 personel ihraç edildi. Yüksek Öğretim Kurumlarından 199’u akademik 52’si idari personel meslekten uzaklaştırıldı.
Çeşitli kamu kurumlarında görev yapan toplam 18 bin 632 personel meslekten ihraç edildi.
RÜTBESİ ALINAN VE GÖREVE İADE EDİLENLER
Kararnameye göre, Kara Kuvvetleri’nde 240, Deniz Kuvvetleri’nde 22, Hava Kuvvetleri’nde 62 general, subay ve astsubayın rütbeleri ve emeklilik hakları ellerinden alınırken, İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü’nden bin 167, Jandarma Genel Komutanlığı’ndan 35 emekli personelin rütbeleri alındı.
Yapılan soruşturmalar neticesinde daha önce ihraç edilen isimler arasında yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan 30, Milli Eğitim Bakanlığı’ndan 1, Kara Kuvvetleri Komutanlığı’ndan 50, Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndan 26, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndan 5 ve yüksek eğitim kurumlarından 8 olmak üzere toplamda 129 kişinin görevlerine dönmelerinin önü açıldı.
Daha önce çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerle rütbeleri ve emeklilik hakları ellerinden alınan TSK mensuplarından Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nda 8, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda 10 ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda 1 kişinin rütbeleri ve hakları iade edildi.
İHRAÇ EDİLENLERİN SAYISI
İçişleri Bakanlığı’ndan 31,
İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü’nden 49,
İçişleri Bakanlığı Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı’ndan 1,
Milli Savunma Bakanlığı’ndan 12,
Milli Savunma Bakanlığı (Akaryakıt ikmal ve NATO POL Tesisleri İşletme Başkanlığı 1,
Dışişleri Bakanlığı’ndan 38,
Adalet Bakanlığı’ndan 1052,
Milli Eğitim Bakanlığı’ndan 658,
Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan 240,
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan 7,
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Türkiye Elektrik Dağıtım AŞ Genel Müdürlüğü’nden 1,
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Elektrik Üretim AŞ Genel Müdürlüğü’nden 1,
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Türkiye Petrolleri A.O. Genel Müdürlüğü’nden 5,
Gençlik ve Spor Bakanlığı ile bağlı kuruluşlarından 7,
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan 10,
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’ndan 1,
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’ndan 21,
Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’ndan 10,
Sağlık Bakanlığı bağlı ve ilgili kuruluşlar 90,
Kalkınma Bakanlığı’ndan 2,
Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan 9,
Maliye Bakanlığı’ndan 9,
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Karayolları Genel Müdürlüğü’nden 3,
Orman ve Su İşleri Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarından 6,
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’ndan 2 personel ihraç edildi.
Posta ve Telgraf Teşkilatı (PTT) Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü’nden 41,
Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü’nden 4,
Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nden 3,
Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. Genel Müdürlüğü’nden 1
GHTB Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nden 4,
GHTB Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nden 1
Gelir İdaresi Başkanlığı’ndan 6,
Türk Patent ve Marka Kurumu’ndan 1,
Türk Standartları Enstitüsü’nden 3,
Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı’ndan 11,
Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğ’nden 5,
Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nden 7,
İller Bankası’ndan 3,
Türkiye İş Kurumu’ndan 1,
Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu’ndan 1,
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’ndan 4,
Türkiye Demiryolu Makinaları Sanayi Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü’nden 1,
Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları’ndan (TCDD) 1,
Türkiye Kalkınma Bankası’ndan 3,
Türkiye Radyo Televizyon Kurumu’ndan (TRT) 2,
Türk İş Birliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı’ndan 1,
Yükseköğretim Kurumları’ndan (Akademik) 199,
Yükseköğretim Kurumları’ndan (İdari) 52,
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’ndan 1 personel ihraç edildi.
ÜÇ GAZETE VE BİR TELEVİZYON KAPATILDI
Öte yandan yayımlanan kararnamede Avantaj TV adlı televizyon kanalı, İstanbul merkezli Halkın Nabzı ve Özgürlükçü Demokrasi gazeteleri ile Diyarbakır merkezli Welat adlı gazete kapatıldı.
Olağanüstü Hal kapsamında çıkartılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Furkan İlim ve Hizmetleri Derneğinin de aralarında olduğu 12 dernek kapatıldı.
FURKAN İLİM VE HİZMETLERİ DERNEĞİ DE KAPATILDI
Buna göre, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca, devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı olduğu tespit edilen Adıyaman Fem Dershanesi Mezunları ve Mensupları Derneği (Adıyaman), Furkan İlim ve Hizmetleri Derneği (Ankara), Suffem Eğitim ve Yardımlaşma Derneği (Ankara), Anadolu İlim Kültür Eğitim Yardımlaşma Derneği (Ankara), Furkan Eğitim ve Hizmet Derneği (Gaziantep), Özer Hukuk ve Düşünce Derneği (Kahramanmaraş), Kahramanmaraş Uluslararası Öğrenciler Derneği (Kahramanmaraş), Kilis İmam Hatip Lisesi Mensupları ve Hafızları Derneği (Kilis), Beyaz Laleler Eğitim ve Sosyal Yardımlaşma Derneği (Kocaeli), Furkan Eğitim ve Dayanışma Derneği (Malatya), Samsun Özgürlükçü Gençlik Derneği (Samsun) ile Viranşehir Sanayici ve İşadamları Derneği (Şanlıurfa) kapatıldı.
Kapatılan söz konusu dernek, gazete ve televizyonlara ait taşınırlar ile her türlü mal varlığı, alacak ve haklar, belge ve evraklar Hazineye bedelsiz olarak devredilmiş sayıldı. Bunlara ait taşınmazlar tapuda resen Hazine adına, her türlü kısıtlama ve taşınmaz yükünden ari olarak tescil edildi. Bunların her türlü borçlarından dolayı hiçbir şekilde Hazineden hak ve talepte bulunulamayacak. Devre ilişkin işlemler, ilgili tüm kurumlardan gerekli yardımı almak suretiyle Maliye Bakanlığınca yerine getirilecek.
[TR724] 8.7.2018
KHK ile 148 kişi de görevine iade edildi. Öte yandan kararname ile 12 dernek, üç gazete ve bir televizyon kanalı kapatıldı.
Adalet Bakanlığı ve bağlı bulunan kuruluşlardan aralarında hakim adayı ve infaz koruma memurlarının da bulunduğu bin 52 kişi, 4 vali yardımcısı ve 4 kaymakam, Jandarma Genel Komutanlığından 649 subay, astsubay ile uzman çavuş ihraç edildi.
Milli Eğitim Bakanlığından 658, Dışişleri Bakanlığından 50, İçişleri Bakanlığından 31, Milli Savunma Bakanlığından 12 personel ihraç edildi. Yüksek Öğretim Kurumlarından 199’u akademik 52’si idari personel meslekten uzaklaştırıldı.
Çeşitli kamu kurumlarında görev yapan toplam 18 bin 632 personel meslekten ihraç edildi.
RÜTBESİ ALINAN VE GÖREVE İADE EDİLENLER
Kararnameye göre, Kara Kuvvetleri’nde 240, Deniz Kuvvetleri’nde 22, Hava Kuvvetleri’nde 62 general, subay ve astsubayın rütbeleri ve emeklilik hakları ellerinden alınırken, İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü’nden bin 167, Jandarma Genel Komutanlığı’ndan 35 emekli personelin rütbeleri alındı.
Yapılan soruşturmalar neticesinde daha önce ihraç edilen isimler arasında yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan 30, Milli Eğitim Bakanlığı’ndan 1, Kara Kuvvetleri Komutanlığı’ndan 50, Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndan 26, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndan 5 ve yüksek eğitim kurumlarından 8 olmak üzere toplamda 129 kişinin görevlerine dönmelerinin önü açıldı.
Daha önce çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerle rütbeleri ve emeklilik hakları ellerinden alınan TSK mensuplarından Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nda 8, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda 10 ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda 1 kişinin rütbeleri ve hakları iade edildi.
İHRAÇ EDİLENLERİN SAYISI
İçişleri Bakanlığı’ndan 31,
İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü’nden 49,
İçişleri Bakanlığı Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı’ndan 1,
Milli Savunma Bakanlığı’ndan 12,
Milli Savunma Bakanlığı (Akaryakıt ikmal ve NATO POL Tesisleri İşletme Başkanlığı 1,
Dışişleri Bakanlığı’ndan 38,
Adalet Bakanlığı’ndan 1052,
Milli Eğitim Bakanlığı’ndan 658,
Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan 240,
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan 7,
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Türkiye Elektrik Dağıtım AŞ Genel Müdürlüğü’nden 1,
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Elektrik Üretim AŞ Genel Müdürlüğü’nden 1,
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Türkiye Petrolleri A.O. Genel Müdürlüğü’nden 5,
Gençlik ve Spor Bakanlığı ile bağlı kuruluşlarından 7,
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan 10,
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’ndan 1,
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’ndan 21,
Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’ndan 10,
Sağlık Bakanlığı bağlı ve ilgili kuruluşlar 90,
Kalkınma Bakanlığı’ndan 2,
Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan 9,
Maliye Bakanlığı’ndan 9,
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Karayolları Genel Müdürlüğü’nden 3,
Orman ve Su İşleri Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarından 6,
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’ndan 2 personel ihraç edildi.
Posta ve Telgraf Teşkilatı (PTT) Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü’nden 41,
Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü’nden 4,
Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nden 3,
Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. Genel Müdürlüğü’nden 1
GHTB Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nden 4,
GHTB Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nden 1
Gelir İdaresi Başkanlığı’ndan 6,
Türk Patent ve Marka Kurumu’ndan 1,
Türk Standartları Enstitüsü’nden 3,
Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı’ndan 11,
Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğ’nden 5,
Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nden 7,
İller Bankası’ndan 3,
Türkiye İş Kurumu’ndan 1,
Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu’ndan 1,
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’ndan 4,
Türkiye Demiryolu Makinaları Sanayi Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü’nden 1,
Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları’ndan (TCDD) 1,
Türkiye Kalkınma Bankası’ndan 3,
Türkiye Radyo Televizyon Kurumu’ndan (TRT) 2,
Türk İş Birliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı’ndan 1,
Yükseköğretim Kurumları’ndan (Akademik) 199,
Yükseköğretim Kurumları’ndan (İdari) 52,
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’ndan 1 personel ihraç edildi.
ÜÇ GAZETE VE BİR TELEVİZYON KAPATILDI
Öte yandan yayımlanan kararnamede Avantaj TV adlı televizyon kanalı, İstanbul merkezli Halkın Nabzı ve Özgürlükçü Demokrasi gazeteleri ile Diyarbakır merkezli Welat adlı gazete kapatıldı.
Olağanüstü Hal kapsamında çıkartılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Furkan İlim ve Hizmetleri Derneğinin de aralarında olduğu 12 dernek kapatıldı.
FURKAN İLİM VE HİZMETLERİ DERNEĞİ DE KAPATILDI
Buna göre, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca, devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı olduğu tespit edilen Adıyaman Fem Dershanesi Mezunları ve Mensupları Derneği (Adıyaman), Furkan İlim ve Hizmetleri Derneği (Ankara), Suffem Eğitim ve Yardımlaşma Derneği (Ankara), Anadolu İlim Kültür Eğitim Yardımlaşma Derneği (Ankara), Furkan Eğitim ve Hizmet Derneği (Gaziantep), Özer Hukuk ve Düşünce Derneği (Kahramanmaraş), Kahramanmaraş Uluslararası Öğrenciler Derneği (Kahramanmaraş), Kilis İmam Hatip Lisesi Mensupları ve Hafızları Derneği (Kilis), Beyaz Laleler Eğitim ve Sosyal Yardımlaşma Derneği (Kocaeli), Furkan Eğitim ve Dayanışma Derneği (Malatya), Samsun Özgürlükçü Gençlik Derneği (Samsun) ile Viranşehir Sanayici ve İşadamları Derneği (Şanlıurfa) kapatıldı.
Kapatılan söz konusu dernek, gazete ve televizyonlara ait taşınırlar ile her türlü mal varlığı, alacak ve haklar, belge ve evraklar Hazineye bedelsiz olarak devredilmiş sayıldı. Bunlara ait taşınmazlar tapuda resen Hazine adına, her türlü kısıtlama ve taşınmaz yükünden ari olarak tescil edildi. Bunların her türlü borçlarından dolayı hiçbir şekilde Hazineden hak ve talepte bulunulamayacak. Devre ilişkin işlemler, ilgili tüm kurumlardan gerekli yardımı almak suretiyle Maliye Bakanlığınca yerine getirilecek.
[TR724] 8.7.2018
Hani darbeciydi bu gazeteciler? [Mehmet Yıldız]
Zaman yazarları ve yöneticilerinin yargılandığı Zaman davasında dün karar çıktı. Yaklaşık 2 yıl önce gözaltına alınarak tutuklanan gazeteciler hakkında “Anayasal düzeni değiştirmek” suçunu işlemekten üçer defa ağırlaştırılmış müebbet hapis talep edilmişti. Savcının ileri sürdüğü deliller mahkeme huzurunda param parça edilince, elde kala kala “AKP iktidarının uydurduğu bir örgüte üyelik” suçlaması kaldı. Kamuoyunda bilinen gazetecilerin 2 yıl boyunca azılı bir seri katil gibi her türlü haktan mahrum edilerek hapiste tutulmasının bir izahı olmalıydı. Aksi halde mahkeme, madem suçları yoktu, neden bunca zaman içeride tuttunuz bu adamları suçlamasına maruz kalacaktı. Kendini kurtarmak isteyen mahkeme, altı gazeteci hakkında “silahlı terör örgütüne üye olmak”tan 10’ar yıl hapis cezası verdi. Vicdanını rahatlatmak içinde dördü hakkında iyi hal indirimi yaparak tahliyelerine hükmetti. iki gazeteci hala tutuklu.
Şimdi biraz geriye gidelim.
15 Temmuz’dan 3 gün önce, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Fuzuli Aydoğdu’nun talebi üzerine, Zaman Gazetesi’nin ortak ve yöneticileriyle ilgili adres tespiti yapılıyor. Tespiti yapan İstanbul Emniyeti Terörle Mücadele şubesi, Zaman’ın künyesinde yer alan isimler de dahil olmak üzere 28 kişinin adres ve kimlik bilgilerini 12 Temmuz 2016 günü savcının önüne koyuyor. Savcı Fuzuli Aydoğdu, bu listeye bazı yazarları da ekleyerek 51’e tamamlıyor ve 26 Temmuz günü gözaltı talebini yapıyor. Savcı Fuzuli Aydoğdu’yu kırmayan (çünkü savcımız ileride kritik bir koltuğa oturacağı için kırılmaması gerekir) İstanbul 6. Sulh Ceza Hâkimi Fevzi Keleş kararı veriyor.
27 Temmuz sabahı gözaltılar başlamadan haber sosyal medya ve internet sitelerinde kısa sürede yayıldı. Kısa sürede listede ismi olanların yarısına yakını gözaltına alındı. Bazıları evinde valizini hazırlayıp bekledi, kapıya gelen polislere teslim oldu. Bazıları evde olmadığı için gözaltına alınamadı. Bazıları ertesi gün gidip en yakın polis karakoluna gidip “haberlerde duydum, beni arıyormuşsunuz” diyerek teslim oldu.
Hepsinin aklından geçen şuydu: Evet hakkımızda bir gözaltı kararı var ama biz gazetecilikten başka ne yaptık ki! Gider ifademizi veririz. Sonuçta iyi kötü bir yargı var memlekette… Ne yazık ki öyle olmadı. 15 Temmuz’a kadar iyi kötü var dediğimiz yargı, 16 Temmuz sabahı başka bir şeye dönüşmüştü.
Muhtemelen Savcı Fuzuli Aydoğdu’nun yaptığına benzer bir hazırlığı, çok önceden yargı mensupları için yapmış olan HSYK, 15 Temmuz gecesi 01:00’de, henüz darbecilerin uçakları havadayken, 2.745 hâkim ve savcı için gözaltı kararı verdi. Ertesi sabah, meslektaşlarının gözünün önünde elleri kelepçelenerek kitle halinde gözaltına alınarak tutuklanması, geride kalanları adalet arayan bir yargı mensubu olmak yerine acımasız bir iktidar tetikçisine dönüştürecekti.
Nitekim öyle de oldu. “Gider ifademizi veririz, ne fazla birkaç gün fazla gözaltında kalır çıkarız” diyenler gitti ama geri gelemedi. Günler geçti ama gözaltı süreleri bir türlü bitmedi. Gidenlerin neredeyse hepsi tutuklandı ve Silivri Cezaevine gönderildi. Tutuklama gerekçesi, özetle silahlı bir terör örgütüne üye olmaktı.
Günler, haftalar, aylar geçti. Avukat bulabilenler avukatları aracılığıyla, bulamayanlar defalarca kendi el yazısıyla masumiyetlerini anlatan itiraz dilekçeleri yazdılar. İtirazların yapıldığı “proje mahkemeler” Sulh Ceza Hakimlikleri adeta bir duvar… Kimse neyle suçlandığını bilmiyordu.
Nihayet, tutuklanmalarının üzerinden 9 ay geçtikten sonra, Savcı İsmet Bozkurt’un imzasını taşıyan iddianame ortaya çıktı. Her zamanki gibi sanık avukatlarına verilmeyen iddianame önce Havuz medyasına servis edildi. Suçlamalar ve istenen cezalar dehşet vericiydi.
“Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme…” suçlamalarıyla üçer kez ağırlaştırılmış müebbet ve “Silahlı terör örgütüne üye olma” suçlamasıyla da 15 yıla kadar hapis cezası talep ediliyor.
Savcı işi sağlama almıştı. Darbecilikten alacakları 3 müebbet hapis bir gün biterse üzerine silahlı terör örgütüne üyelikten de bir 15 yıl yatmaları gerekecekti.
Zaman Gazetesi yazarları Ahmet Turan Alkan, Mümtaz’er Türköne, Mustafa Ünal ve İbrahim Karayeğen, elleri kelepçelenerek duruşmaya getirildi.
İddianameyi eline alan gazeteciler ve avukatları şaşkınlık içinde, zaten hepi topu 64 sayfalık iddianameyi defalarca okudular. Kim ne zaman hangi suçu işlemiş belli değil ama cezası 3 müebbet!.. Darbecilik suçuna delil diye iddianameye konulanlar sadece yazı başlıklarından ibaret.
Bu yazılar yayınlandığı zaman hiçbirine dava açılmamış. Zira basın kanununa göre bir gazete yazısında suç varsa basın savcısının harekete geçip 4 ay içerisinde iddianame düzenleyip dava açması lazım. Aksi halde bir daha ceza davası açılamaz.
Haklarında 3 defa ağırlaştırılmış müebbet istenen bazı sanıklar şirket ortağı veya yöneticisi olarak yaptıkları ticari işlemler yapmakla suçlandılar. Olsa olsa bir ticaret mahkemesinin konusu olabilecek hangi suçlama 3 müebbetlik bir cezayı gerektirebilirdi ki? Ne kendileri ne de avukatları uzun süre anlayamadılar.
Tutuklanmalarının üzerinden tam 420 gün geçtikten sonra 18 Eylül 2018’de hâkim karşısına çıkan gazeteciler ilk duruşmada yaptıkları savunmalarla Savcı İsmet Bozkurt’un iddianamesini paramparça etti. Tabii ki sonuç değişmedi. Tutukluluğa devam… Sonraki duruşmalarda da öyle. Üç duruşmada üç defa mahkeme heyeti değişti, sonuç değişmedi.
Nisan ayında artık karar aşamasına gelinen davada savcı mütalaasını verdi. O da ne? O güne kadar darbe yaparak Anayasal düzeni yıkmak gibi dehşetli bir suçtan beraatlerini istiyordu sanıkların!.. Ne yani o güne kadar havuz medyasında yazılıp çizilenler yalan mıymış? Tabii ki yalanmış.
Zaman ortakları ve yöneticilerinden oluşan 18 kişinin dosyası ayrıldı ve 1 Mayıs tarihinde görülen duruşmada 6 kişiye beraat kararı çıktı. 3 kişi dışında hepsi tahliye edildi.
11 Mayıs’taki duruşmada bir sürpriz daha oldu. Ali Bulaç ve Zaman’ın tecrübeli editörlerinden Mehmet Özdemir tahliye edildi.
…VE KARAR DURUŞMASI
Dün Zaman Davası’nın karar duruşması vardı. Tutuklu gazeteciler Ahmet Turan Alkan, Mümtazer Türköne, Mustafa Ünal, İbrahim Karayeğen ve tutuksuz yargılanan Şahin Alpay, İhsan Dağı, Nuriye Akman, Lale Sarıibrahimoğlu, Mehmet Özdemir, Orhan Kemal Cengiz ve Ali Bulaç yine hâkim karşısındaydı.
Mahkeme İhsan Dağı, Nuriye Akman, Lale Sarıibrahimoğlu, Mehmet Özdemir ve Orhan Kemal Cengiz’in beraatine karar verirken Ahmet Turan Alkan, Mümtazer Türköne, Mustafa Ünal, İbrahim Karayeğen, Şahin Alpay ve Ali Bulaç’ın silahlı terör örgütü üyeliğinden cezalandırılmalarına karar verdi.
30 kişinin (sonradan bir kişi daha eklenerek 31 oldu) üç defa ağırlaştırılmış müebbet ceza talep edildiği iddianame dün verilen kararla tarihin çöplüğüne atılmış oldu. Darbecilikle suçlanan gazeteciler hakkında koparılan onca yaygara sonunda ortada darbecilik suçunun olmadığı tescil edildi. Bugüne kadar 3 defa değişen İstanbul 13 Ağır Ceza Mahkemesi heyeti adil olmak yerine “bütün gazetecileri tahliye ettiler” ithamından kurtulmak ve kendini sağlama almak için iki kişiyi kurban seçti ve tutukluluklarının devamına karar verdi. Halbuki suçlamalar ve delillere bakıldığında dün tahliye edilen diğer gazetecilerden hiçbir farkları yoktu.
ZAMAN DAVASI’NDA KİM NE CEZA ALDI?
Şahin Alpay silahlı terör örgütü üyeliği suçundan 8 yıl 9 ay,
Ali Bulaç silahlı terör örgütü üyeliği suçundan 8 yıl 9 ay,
Ahmet Turan Alkan silahlı terör örgütünü üye olmak gerekçesiyle 8 yıl 9 ay hapis, İbrahim Karayeğen ise 9 yıl hapis cezası aldı. (Ahmet Turan Alkan ve İbrahim Karayeğen tahliye edildi)
Lalezar Sarıibrahimoğlu, Orhan Kemal Cengiz, İhsan Dağı, Nuriye Akman ve Mehmet Özdemir beraat.
Mümtazer Türköne ve Mustafa Ünal’a silahlı terör örgütü üyeliği suçundan 10 yıl 6’şar ay ceza verilip iyi hal indirimi uygulanmadı.
Zaman Davası’nda yargılanan tüm gazetecilerin “anayasal düzeni devirmeye teşebbüs” suçlamasından beraatine karar verildi.
[Mehmet Yıldız] 7.7.2018 [TR724]
Şimdi biraz geriye gidelim.
15 Temmuz’dan 3 gün önce, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Fuzuli Aydoğdu’nun talebi üzerine, Zaman Gazetesi’nin ortak ve yöneticileriyle ilgili adres tespiti yapılıyor. Tespiti yapan İstanbul Emniyeti Terörle Mücadele şubesi, Zaman’ın künyesinde yer alan isimler de dahil olmak üzere 28 kişinin adres ve kimlik bilgilerini 12 Temmuz 2016 günü savcının önüne koyuyor. Savcı Fuzuli Aydoğdu, bu listeye bazı yazarları da ekleyerek 51’e tamamlıyor ve 26 Temmuz günü gözaltı talebini yapıyor. Savcı Fuzuli Aydoğdu’yu kırmayan (çünkü savcımız ileride kritik bir koltuğa oturacağı için kırılmaması gerekir) İstanbul 6. Sulh Ceza Hâkimi Fevzi Keleş kararı veriyor.
27 Temmuz sabahı gözaltılar başlamadan haber sosyal medya ve internet sitelerinde kısa sürede yayıldı. Kısa sürede listede ismi olanların yarısına yakını gözaltına alındı. Bazıları evinde valizini hazırlayıp bekledi, kapıya gelen polislere teslim oldu. Bazıları evde olmadığı için gözaltına alınamadı. Bazıları ertesi gün gidip en yakın polis karakoluna gidip “haberlerde duydum, beni arıyormuşsunuz” diyerek teslim oldu.
Hepsinin aklından geçen şuydu: Evet hakkımızda bir gözaltı kararı var ama biz gazetecilikten başka ne yaptık ki! Gider ifademizi veririz. Sonuçta iyi kötü bir yargı var memlekette… Ne yazık ki öyle olmadı. 15 Temmuz’a kadar iyi kötü var dediğimiz yargı, 16 Temmuz sabahı başka bir şeye dönüşmüştü.
Muhtemelen Savcı Fuzuli Aydoğdu’nun yaptığına benzer bir hazırlığı, çok önceden yargı mensupları için yapmış olan HSYK, 15 Temmuz gecesi 01:00’de, henüz darbecilerin uçakları havadayken, 2.745 hâkim ve savcı için gözaltı kararı verdi. Ertesi sabah, meslektaşlarının gözünün önünde elleri kelepçelenerek kitle halinde gözaltına alınarak tutuklanması, geride kalanları adalet arayan bir yargı mensubu olmak yerine acımasız bir iktidar tetikçisine dönüştürecekti.
Nitekim öyle de oldu. “Gider ifademizi veririz, ne fazla birkaç gün fazla gözaltında kalır çıkarız” diyenler gitti ama geri gelemedi. Günler geçti ama gözaltı süreleri bir türlü bitmedi. Gidenlerin neredeyse hepsi tutuklandı ve Silivri Cezaevine gönderildi. Tutuklama gerekçesi, özetle silahlı bir terör örgütüne üye olmaktı.
Günler, haftalar, aylar geçti. Avukat bulabilenler avukatları aracılığıyla, bulamayanlar defalarca kendi el yazısıyla masumiyetlerini anlatan itiraz dilekçeleri yazdılar. İtirazların yapıldığı “proje mahkemeler” Sulh Ceza Hakimlikleri adeta bir duvar… Kimse neyle suçlandığını bilmiyordu.
Nihayet, tutuklanmalarının üzerinden 9 ay geçtikten sonra, Savcı İsmet Bozkurt’un imzasını taşıyan iddianame ortaya çıktı. Her zamanki gibi sanık avukatlarına verilmeyen iddianame önce Havuz medyasına servis edildi. Suçlamalar ve istenen cezalar dehşet vericiydi.
“Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme…” suçlamalarıyla üçer kez ağırlaştırılmış müebbet ve “Silahlı terör örgütüne üye olma” suçlamasıyla da 15 yıla kadar hapis cezası talep ediliyor.
Savcı işi sağlama almıştı. Darbecilikten alacakları 3 müebbet hapis bir gün biterse üzerine silahlı terör örgütüne üyelikten de bir 15 yıl yatmaları gerekecekti.
Zaman Gazetesi yazarları Ahmet Turan Alkan, Mümtaz’er Türköne, Mustafa Ünal ve İbrahim Karayeğen, elleri kelepçelenerek duruşmaya getirildi.
İddianameyi eline alan gazeteciler ve avukatları şaşkınlık içinde, zaten hepi topu 64 sayfalık iddianameyi defalarca okudular. Kim ne zaman hangi suçu işlemiş belli değil ama cezası 3 müebbet!.. Darbecilik suçuna delil diye iddianameye konulanlar sadece yazı başlıklarından ibaret.
Bu yazılar yayınlandığı zaman hiçbirine dava açılmamış. Zira basın kanununa göre bir gazete yazısında suç varsa basın savcısının harekete geçip 4 ay içerisinde iddianame düzenleyip dava açması lazım. Aksi halde bir daha ceza davası açılamaz.
Haklarında 3 defa ağırlaştırılmış müebbet istenen bazı sanıklar şirket ortağı veya yöneticisi olarak yaptıkları ticari işlemler yapmakla suçlandılar. Olsa olsa bir ticaret mahkemesinin konusu olabilecek hangi suçlama 3 müebbetlik bir cezayı gerektirebilirdi ki? Ne kendileri ne de avukatları uzun süre anlayamadılar.
Tutuklanmalarının üzerinden tam 420 gün geçtikten sonra 18 Eylül 2018’de hâkim karşısına çıkan gazeteciler ilk duruşmada yaptıkları savunmalarla Savcı İsmet Bozkurt’un iddianamesini paramparça etti. Tabii ki sonuç değişmedi. Tutukluluğa devam… Sonraki duruşmalarda da öyle. Üç duruşmada üç defa mahkeme heyeti değişti, sonuç değişmedi.
Nisan ayında artık karar aşamasına gelinen davada savcı mütalaasını verdi. O da ne? O güne kadar darbe yaparak Anayasal düzeni yıkmak gibi dehşetli bir suçtan beraatlerini istiyordu sanıkların!.. Ne yani o güne kadar havuz medyasında yazılıp çizilenler yalan mıymış? Tabii ki yalanmış.
Zaman ortakları ve yöneticilerinden oluşan 18 kişinin dosyası ayrıldı ve 1 Mayıs tarihinde görülen duruşmada 6 kişiye beraat kararı çıktı. 3 kişi dışında hepsi tahliye edildi.
11 Mayıs’taki duruşmada bir sürpriz daha oldu. Ali Bulaç ve Zaman’ın tecrübeli editörlerinden Mehmet Özdemir tahliye edildi.
…VE KARAR DURUŞMASI
Dün Zaman Davası’nın karar duruşması vardı. Tutuklu gazeteciler Ahmet Turan Alkan, Mümtazer Türköne, Mustafa Ünal, İbrahim Karayeğen ve tutuksuz yargılanan Şahin Alpay, İhsan Dağı, Nuriye Akman, Lale Sarıibrahimoğlu, Mehmet Özdemir, Orhan Kemal Cengiz ve Ali Bulaç yine hâkim karşısındaydı.
Mahkeme İhsan Dağı, Nuriye Akman, Lale Sarıibrahimoğlu, Mehmet Özdemir ve Orhan Kemal Cengiz’in beraatine karar verirken Ahmet Turan Alkan, Mümtazer Türköne, Mustafa Ünal, İbrahim Karayeğen, Şahin Alpay ve Ali Bulaç’ın silahlı terör örgütü üyeliğinden cezalandırılmalarına karar verdi.
30 kişinin (sonradan bir kişi daha eklenerek 31 oldu) üç defa ağırlaştırılmış müebbet ceza talep edildiği iddianame dün verilen kararla tarihin çöplüğüne atılmış oldu. Darbecilikle suçlanan gazeteciler hakkında koparılan onca yaygara sonunda ortada darbecilik suçunun olmadığı tescil edildi. Bugüne kadar 3 defa değişen İstanbul 13 Ağır Ceza Mahkemesi heyeti adil olmak yerine “bütün gazetecileri tahliye ettiler” ithamından kurtulmak ve kendini sağlama almak için iki kişiyi kurban seçti ve tutukluluklarının devamına karar verdi. Halbuki suçlamalar ve delillere bakıldığında dün tahliye edilen diğer gazetecilerden hiçbir farkları yoktu.
ZAMAN DAVASI’NDA KİM NE CEZA ALDI?
Şahin Alpay silahlı terör örgütü üyeliği suçundan 8 yıl 9 ay,
Ali Bulaç silahlı terör örgütü üyeliği suçundan 8 yıl 9 ay,
Ahmet Turan Alkan silahlı terör örgütünü üye olmak gerekçesiyle 8 yıl 9 ay hapis, İbrahim Karayeğen ise 9 yıl hapis cezası aldı. (Ahmet Turan Alkan ve İbrahim Karayeğen tahliye edildi)
Lalezar Sarıibrahimoğlu, Orhan Kemal Cengiz, İhsan Dağı, Nuriye Akman ve Mehmet Özdemir beraat.
Mümtazer Türköne ve Mustafa Ünal’a silahlı terör örgütü üyeliği suçundan 10 yıl 6’şar ay ceza verilip iyi hal indirimi uygulanmadı.
Zaman Davası’nda yargılanan tüm gazetecilerin “anayasal düzeni devirmeye teşebbüs” suçlamasından beraatine karar verildi.
[Mehmet Yıldız] 7.7.2018 [TR724]
Kaydol:
Yorumlar (Atom)