AVM önlemleri: El dezenfektesi, kabinlerde 10 dakika sınırı

Sağlık Bakanlığı, 11 Mayıs’ta açılması planlanan alışveriş merkezilerinde alınması gereken önlemleri açıklandı: AVM ve iş yerlerinin girişinde, el antiseptiği bulundurulacak. Mağazalardaki deneme kabinlerinde kalma süresi 10 dakikayı geçmeyecek. Her müşteriden sonra kabin havalandırılacak.

KRONOS -9 Mayıs 2020

Sağlık Bakanlığının ve Ticaret Bakanlığının belirlediği kurallara uyulması şartıyla AVM’ler 11 Mayıs’tan itibaren hizmet vermeye başlayacak. Sağlık Bakanlığı, AVM ve AVM içindeki işyerlerinde alınması gereken önlemleri içeren bir dizi önlemi açıkladı.

Sağlık Bakanlığı, 11 Mayıs’ta açılacak AVM’lere uyarılar yaptı. Bakanlık, yaptığı açıklamada virüs önlemleri kapsamında uyulması gerek kuralların görünür şekilde asılması gerektiğini belirterek, havalandırma perdelerinin kapatılmasını istedi. Bakanlık, taksi durakları için de uyarılar yaparken, yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “AVM’de ve AVM’deki iş yerlerinde görünür yerlere COVID-19 önlemleri ile ilgili afişler (el yıkama, maske kullanımı ve iş yeri içinde uyulması gereken kurallar) asılmalıdır. AVM ve iş yerlerinin girişinde, ayrıca AVM içerisinde uygun yerlerde el antiseptiği bulundurulmalıdır. AVM girişlerinde bulunan hava perdeleri çalışıyorsa kapatılmalıdır.”

GİRİŞ-ÇIKIŞ ve GENEL ALANLARA YÖNELİK ÖNLEMLER

• Giriş ve çıkışlar kişilerin birbirleriyle temasını engelleyecek şekilde düzenlenmelidir.
• Giriş ve çıkışlar için zeminde tek yönlü gidiş-geliş işaretleri konulmalıdır.
• AVM’de olabildiğince fazla sayıda giriş kapısı açılmalıdır.
• AVM’deki kişi sayısı her 10 metrekareye bir kişi olacak şekilde sınırlandırılmalıdır.
• AVM’den çıkış yapan kişi sayısı kadar kişinin giriş yapmasına izin verilmelidir.
• AVM’ye girişte tıbbi/bez maske takılmalı ve maskesi olmayanlar içeri alınmamalıdır.
• Girişte ateş ölçümü yapılmalıdır. Ateşi 38 0C’dan yüksek olanlar içeri alınmamalı, sağlık kuruluşuna gitmesi istenmelidir.
• AVM giriş ve çıkışlarında sosyal mesafe kurallarına (en az 1 metre, 3-4 adım) uyulmalı, girişlerde kişiler sıra ile içeriye alınmalı ve sırada durulması gereken alanlar, aralarında en az 1 metre mesafe olacak şekilde yer işaretleriyle belirlenmelidir.
• Müşteriler anonslar ya da videolarla COVID-19 kapsamında AVM’ de uyulması gereken kurallar konusunda bilgilendirilmelidir. Bu anonslarda AVM ziyaretinin 3 saatten uzun olmaması ve grup halinde dolaşılmaması önerilerine de yer verilmelidir.
• Yemek katındaki her türlü masa ve sandalyenin kullanılması engellenmelidir.

RİSKİ ARTIRACAĞI İÇİN YAPILMAMASI GEREKENLER

• Promosyon uygulamaları
• Broşür dağıtımı
• Dinlenme alanlarının kullanımı
• Çocuk ya da diğer yaş gruplarına yönelik oyun alanları ve sinemaların kullanımı
• Mescitlerin kullanımı
• Oto yıkama hizmeti
• Vale hizmeti
• Genel alanlarda yemek ve diğer gıdaların tüketimi
• Tekerlekli sandalye kullanımı
• Sigara içme alanı kullanımı
• Mama sandalyesi kullanımı
• Bebek arabası kiralanması vb. durumlar
• Asansörlerin kullanımı sınırlandırılmalı, kapasitesinin üçte biri sayıda kişinin binmesine izin verilmeli ve bu sayı asansör girişinde belirtilmelidir. Asansör içerisinde sosyal mesafeyi korumak amacıyla kişilerin durması gereken alanlar, aralarında en az 1 metre mesafe olacak şekilde yer işaretleriyle belirlenmelidir.
• Yürüyen merdivenlerin bantları ve diğer ortak alanların kapı kolları, tırabzanlar, asansör düğmeleri gibi sık dokunulan yüzeylerin günde en az üç kez temizlik ve dezenfeksiyonu sağlanmalıdır.
• Tuvaletlere el yıkama ve maske kullanımı ile ilgili afişler asılmalıdır.
• Tuvaletlerde el kurutma makineleri kullanılmamalıdır. Tek kullanımlık kağıt havlu sistemine geçilmelidir.
• Tuvaletlerde sıvı sabun bulundurulmalı ve devamlılığı sağlanmalıdır.
• Tuvaletlerdeki su ve sabunlar mümkünse fotoselli olmalıdır.
• Tuvalet alanlarına giriş kapılarının elle tutularak açılması engellenmeli, kapı yerine mümkünse mühendislik uygulamalarıyla mahremiyet sağlayacak geçiş sağlanmalıdır.

HAVALANDIRMA ÖNLEMLERİ

• AVM’lerin etkin şekilde ve dış ortamdan havalandırması sağlanmalıdır. Havalandırma sisteminin filtrelerinin kontrolleri ve değişimleri düzenli yapılmalıdır. Filtre değişimi aerosol oluşturacak işlem kabul edildiğinden bu işlem sırasında personel N95/FFP2 maske takmalı, eldiven ve yüz siperliği kullanmalı, çıkarılan filtre çift poşetlenerek atılmalıdır. Klima santrallerinin normal temizlik periyotları kısaltılmalıdır.
• Merkezi havalandırma sistemleri dışındaki klima sistemleri kullanılmamalıdır.
• Havalandırma gece bina kullanımda değilken dahi sürdürülmeli, daha az hava miktarı ile de olsa gece boyu havalandırma sistemi çalışmaya devam ettirilmelidir.
• Kirli hava çıkışının yapıldığı yerlerden insan geçişi engellenmelidir.
• AVM’de teknik olarak gerekli olan asgari hava sirkülasyonu sağlanmalıdır.

AVM’DEKİ İŞ YERLERİNE YÖNELİK ÖNERİLER

• İş yeri çalışanları maske takmalıdır.
• İş yeri girişinde ve kasalarda (ödeme noktalarında) el antiseptiği bulundurulmalıdır. El antiseptiğinin doluluk durumu belirli aralıklarla kontrol edilmeli, üzerine ekleme yapılmamalı ve boşalanı yenisi ile değiştirilmelidir.
• İş yeri içerisinde kalabalık oluşmasını engellemek için, dış kapıya içeriye girilmesini engelleyecek basit bir uyarıcı/engelleyici koyulmalıdır. Bu, kapının her iki tarafından tutturularak asılabilecek basit bir kırmızı renkli kordon ya da şerit olabileceği gibi, kasa, plastik duba gibi bir blokaj materyali de olabilir.
• Müşterilerin iş yerine tek başlarına girmeleri sağlanmalıdır.
• İş yerine 8 metrekareye 1 kişi düşecek şekilde müşteri alınmalıdır (Ör. 32 metrekarelik bir dükkânda 2 çalışan varsa 2 de müşteri alınabilir).
• İş yeri dışında da sosyal mesafenin korunmasını sağlamak üzere kalabalık oluşmasını engelleyecek önlemler alınmalıdır. Gereken yerlerde zemine aralarında en az 1 metre mesafe olacak şekilde yer işaretleri yerleştirilmelidir.
• Deneme kabinleri mümkün olduğu kadar kullanılmamalı, içeride kalma süresi sınırlandırılmalı (10 dakikayı geçmemeli), maskeler çıkarılmamalı ve her müşteriden sonra kabin havalandırılarak sık kullanılan yüzeyler uygun şekilde temizlenmelidir. Kabinler kullanılmadığı zamanlarda kapı/perdeler açık bırakılmalı ve havalandırmanın sürdürülmesi sağlanmalıdır. İkiden fazla deneme kabini olan iş yerlerinde deneme kabinleri birer atlayarak ve dönüşümlü kullanılmalıdır (ör. ilk seferde 1,3,5, ikinci seferde 2,4,6 gibi).
• Denenen ürünlere Ultraviyole ışınları uygulanmamalıdır. Avrupa Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezi, Amerika Birleşik Devletleri Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezi tarafından önerilmeyen bu işlem insan sağlığına zararlı olabilir.
• Kozmetik ürünler ve parfümlerin deneme amacıyla kullanımı engellenmelidir.
• Kasa önünde sıra beklerken durulması gereken yerlere, aralarında en az 1 metre mesafe olacak şekilde yer işaretleri yerleştirilmelidir.
• Mümkün olduğunca nakit ödemeden kaçınılmalı, kartla temassız ödeme tercih edilmelidir.

MAL KABUL ALANLARINA YÖNELİK ÖNERİLER

Genel olarak Covid-19 virüslerinin cansız yüzeylerde bulunabileceği gösterilmiş olmakla birlikte hastalık oluşturacak miktarda bulunmaması nedeniyle paket veya kargo ile bulaş beklenmemektedir. Dünya Sağlık Örgütü ve Avrupa Hastalık Korunma ve Kontrol Merkezi gibi sağlık kuruluşlarının da bu konuda kısıtlaması yoktur. Esas bulaş yolu virüsü taşıyan kişi ile yakın temastır, bununla birlikte hasta kişinin solunum parçacıkları ile kirlenmiş yüzeylere dokunma ve sonrasında yüze dokunma ile bulaş ihtimali olduğundan el hijyenine dikkat edilmelidir.
• Mal Kabul Bölümünde el antiseptiği bulundurulmalıdır.
• Mal kabulü yapılan yerlerde görevli personel dışındaki kişiler bulunmamalıdır.
• Bu alanlarda çalışan personel sayısı mümkünse azaltılmalıdır. Personelin sosyal mesafe kuralına (en az 1 metre) uymaları sağlanmalıdır.
• Görevli personel maske takmalıdır.
• Mal Kabul Bölümünde kargo malzemeleri ve insanlar üzerine dezenfektan püskürtülmemelidir. Dünyadaki sağlık otoriteleri (Dünya Sağlık Örgütü, Avrupa Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezi ve Amerika Birleşik Devletleri Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezi) tarafından önerilmeyen bu işlem toksik etkileri nedeniyle insan sağlığına zararlı olabilir.

MÜŞTERİLERE YÖNELİK ÖNLEMLER

• AVM içerisinde Covid-19 kapsamında alınan kurallara uyulmalıdır.
• Diğer müşteriler ve çalışanlar ile sosyal mesafe kurallarına (en az 1 metre, 3-4 adım) dikkat edilmelidir.
• Tıbbi/bez maske kullanılmalıdır.
• AVM içerisinde bulunan berber veya güzellik salonlarını kullanacak kişiler, “Berber, Kuaför ve Güzellik Salonlarında Alınması Gereken Önlemler” kapsamındaki kurallara uymalıdır.
• İş yeri içinde mecbur kalmadıkça yüzeylere dokunulmamalıdır. Dokunulduğunda eller su ve sabunla yıkanmalı, su ve sabuna ulaşılamıyorsa el antiseptiği kullanılmalıdır.
• Sık dokunulması mümkün olan yüzeylerin farkında olunmalı, buralara dokunmak gerekirse, sonrasında eller su ve sabunla yıkanmalı, su ve sabuna ulaşılamıyorsa el antiseptiği kullanılmalıdır.

PERSONELİ KORUMAYA YÖNELİK ÖNLEMLER

• Covid-19 belirtileri gösteren (ateş, öksürük, burun akıntısı, nefes darlığı gibi belirtileri olan), Covid-19 tanısı alan ya da Covid-19 temaslı olan personel en az 14 gün çalıştırılmamalıdır.
• Çalışan personel içerisinde ateş, öksürük, burun akıntısı, nefes darlığı gibi belirtileri olanlara tıbbi maske takılarak izole edilmeli, ilgili sağlık birimine yönlendirilmelidir.
• Personel vardiyalı çalıştırılarak çalışma ortamında aynı anda az sayıda personelin bulunması sağlanmalıdır.
• Çalışan personelin tümünün kuralına uygun tıbbi maske takması, maske nemlendikçe ya da kirlendikçe değiştirmesi sağlanmalıdır. Yeni maske takılırken eller el antiseptiği ile temizlenmelidir.
• Personelin dinlenme alanlarında en az 1 metrelik sosyal mesafenin korunması ve maske takılmasının sürdürülmesi sağlanmalıdır. AVM ve işyerlerinde görev yapan personelin yemekleri kumanya şeklinde verilmeli, AVM yönetimi bunu organize etmelidir.
• Yemekler toplu halde yenmemelidir. Yemek yerken ya da çay/kahve içilirken, maske çıkarılacağı için kişiler arası en az 1 metre sosyal mesafenin korunması sağlanmalıdır.
• Çalışan personelin el hijyenine dikkat etmeleri sağlanmalıdır. El hijyenini sağlamak için, eller en az 20 saniye boyunca su ve sabunla yıkanmalı, su ve sabunun olmadığı durumlarda el antiseptiği kullanılmalıdır. Antiseptik içeren sabun kullanmaya gerek yoktur, normal sabun yeterlidir.

GÜVENLİK GÖREVLİLERİNİ KORUMAYA YÖNELİK ÖNLEMLER

AVM güvenlik görevlileri, Covid-19 açısından düşük ve orta riskli alanlarda çalışmaktadır.
• Bir metreden uzak temas (Düşük riskli çalışma alanı) Güvenlik görevlilerinin yüz yüze temas olasılığını azaltmak için camlı kabinlerde bulunmaları önerilir. Böyle bir imkan yoksa, kuruma giriş yapanlarla güvenlik görevlileri arasında en az 1 metre mesafeyi sağlayacak şekilde düzenleme yapılmalıdır. 1 metreden uzak durulacaksa sadece tıbbi maske yeterlidir.
• Bir metreden yakın temas (Orta riskli çalışma alanı) Üst araması yapılacaksa 1 metreden yakın temas olasılığı vardır. Aşağıdaki kişisel koruyucu ekipmanları kullanması sağlanmalıdır. Tıbbi maske ve gözlük/yüz koruyucu kullanılmalıdır. Bu ekipmanlar kişiye özeldir. Vücut salgılarıyla gözle görülür bir kirlenme olasılığı yoksa eldiven kullanılmamalıdır. El hijyeni sağlanmalıdır.
• Kişisel koruyucu ekipmanın uygun kullanımı konusunda eğitim verilmelidir. Önce maske sonra gözlük/yüz koruyucu takılır, çıkarılırken önce gözlük/yüz koruyucu ve en son maske çıkarılır.
• Yukarıda kullanılması gerektiği belirtilen ekipmanlar, görevlinin aktif olarak görevini yaptığı süre boyunca kesintisiz olarak kullanılmalıdır. Maskeler nemlendikçe ve kirlendikçe yenileri ile değiştirilmelidir.
• Kişisel koruyucu ekipmanların giyilmesi ve çıkartılması sonrasında her seferinde uygun el hijyeni sağlanmalıdır. Eller en az 20 saniye su ve sabunla yıkanmalı veya el antiseptiği kullanılmalıdır.
• Eldivenin doğru kullanılması sağlanmalıdır. Değiştirilmeyen eldivenler mikrobik kirlenmeye yol açacağından çevreye dokunmamaya ve el hijyenine özen gösterilmelidir.
• Görevlinin dinlenmek üzere yerinden ayrılması halinde (çay, yemek vb.) kullanılan maske ve eldiven çıkartılmalı ve uygun şekilde çift poşetlenerek atılmalıdır. Gözlük/yüz koruyucu bir sonraki kullanıma hazırlık için %70’lik alkolle temizlenmelidir.
• Görev yerine dönülürken yeni maske ve eldiven kullanılmalıdır.

ORTAM TEMİZLİĞİ

• İş yeri temizliği günlük olarak yapılmalı ve havalandırılmalıdır. Sık kullanılan alanlar daha sık temizlenmeli ve havalandırılmalıdır.
• İş yerlerinin temizliğinde özellikle sık dokunulan yüzeylerin (kapı kolları, telefon ahizeleri, masa yüzeyleri gibi) temizliğine dikkat edilmelidir. Bu amaçla, su ve deterjanla temizlik sonrası dezenfeksiyon için 1/100 sulandırılmış (5 litre suya yarım küçük çay bardağı) sodyum hipoklorit içeren çamaşır suyu (Sodyum hipoklorit Cas No: 7681-52-9) kullanılabilir. Tuvalet temizliği için 1/10 sulandırılmış çamaşır suyu (Sodyum hipoklorit Cas No: 7681-52-9) kullanılmalıdır.
• Klor bileşiklerinin uygun olmadığı bilgisayar klavyeleri, telefon ve diğer cihaz yüzeyleri yüzde 70’lik alkolle silinerek dezenfeksiyon sağlanmalıdır.
• Çalışma tezgâhları düzenli olarak temizlenmeli ve yüzde 70’lik alkol ile dezenfekte edilmelidir.
• Müşteriler ödeme terminalini kullanır ve dokunurlarsa hemen sonrasında yüzde 70’lik alkol ile temizlenmelidir.
• Temizlik yapan personelin tıbbi maske ve eldiven kullanması sağlanmalıdır.
• Temizlik sonrasında personelin maske ve eldivenlerini çıkarıp iş yerindeki çöpe atması, yıkanabilir bez maske kullandıysa yenisiyle değiştirmesi ve ellerini en az 20 saniye boyunca su ve sabunla yıkaması, sabun ve suyun olmadığı durumlarda el antiseptiği kullanması sağlanmalıdır.

[Kronos.News] 9.5.2020

Makine Mühendisleri Odası: AVM’lerin havalandırmaları salgını yayabilir

TMMOB Makina Mühendisleri Odası, 11 Mayıs'ta açılacak olan AVM’lerdeki kontrollerin teknik standartlara uygun olarak yapılmamasının virüsün yayılmasına neden olacağı uyarısında bulundu, havalandırma sistemlerine dikkat çekti.

KRONOS -9 Mayıs 2020

TMMOB Makine Mühendisleri Odası’ndan (MMO) “AVM’ler, İşyerleri ve Toplu Bulunulan Mekânların Tesisatlarında Mutlaka Alınması Gereken Corona Virüs Önlemleri” başlığı ile yapılan açıklamada, AVM’lerde gerekli tadilatların yapılıp ilgili sistemlerin yüzde 100 taze havayla çalışır hale getirilmesi gerektiğini vurguladı.

FANLAR 24 SAAT ÇALIŞTIRILMALI

Klima santrallerinin AVM’ler açılmadan en az iki saat önce veya mahalin ihtiyacı olan hava debisini iki defa sirküle ettirecek şekilde çalıştırılması gerektiğini aktaran MMO’nun açıklamasında, şu ifadelere yer verildi:

“Tuvaletlerin egzoz fanlarının 24 saat çalıştırılması ve kapılarının açık bırakılmamasına dikkat edilmeli, varsa yer süzgeçlerinin susuz kalmaması sağlanmalı, lavabo, klozet armatürleri sensörlü değilse değiştirilmeli, havalı el kurulama cihazları sökülerek kullan-at kağıt peçete kullanımına geçilmeli ve deterjan ihtiyacı sürekli olarak karşılanmalı.” MMO Başkanı Yunus Yener de “Bakım ve kontrollerin teknik standartlara uygun olarak yapılmaması virüsün yayılmasına neden olacaktır” uyarısında bulundu.

Makine Mühendisleri Odası açıklamasında AVM’lerle ilgili alınması gereken önlemler şu şekilde sıralandı:

‘YÜZDE 100 TAZE HAVA İLE ÇALIŞABİLİR DURUMA GETİRİLMELİDİR’

– Pandemi sırasında iç havanın herhangi bir şekilde kullanılmaması gerekir. Bu yüzden gerekli tadilatlar yapılıp sistemlerin % 100 taze hava ile çalıştırılır hale getirilmesi gerekmektedir. Klima santralleri % 100 hava ile çalıştırılsa bile by-pass-resirkülasyon kanalları sadece damperlerle kapatılmamalı, tam sızdırmaz hale getirilmelidir. Mayıs ayında olunması nedeniyle klima cihazlarının Free Cooling (serbest soğutma) şeklinde çalıştırılması ancak hava şartlarının uygun olması halinde mümkündür. Klima santralleri AVM’ler açılmadan en az iki saat önce veya mahalin ihtiyacı olan hava debisini iki defa sirküle ettirecek şekilde çalıştırılması gerekmektedir. Ayrıca sistem 24 saat boyunca dış taze hava ile düşük debi ve hızda çalıştırılmalıdr.

– Hepa/Ulpa Filtreleri ve tavanı yüksek olmayan mağaza, vb. gibi mekânlarda iç havayla çalışan bütün klima cihazları (Rooftop-Fancoil-VRF, Heat Pump, vb.) çalıştırılmamalıdır.

– AVM’ler açılmadan ve fanlarını çalıştırmadan önce Fan-coiller iki saat boyunca 60°C’de ısıtılmalıdır.

‘BUHARLI NEMLENDİRİCİ OLMALIDIR’

– Klima santrallerindeki nemlendirme sistemleri Buharlı Nemlendirici sistemleri ile değiştirilmelidir.

– AVM girişlerinde hava perdeleri çalışıyorsa kapatılmalıdır.

– Tuvaletlerin egzos fanlarının 24 saat çalıştırılması ve kapılarının açık bırakılmamasına dikkat edilmeli, varsa yer süzgeçlerinin susuz kalmaması sağlanmalı, lavabo, klozet armatürleri sensörlü değilse değiştirilmeli, havalı el kurulama cihazları sökülerek kullan-at kağıt peçete kullanımına geçilmeli ve deterjan ihtiyacı sürekli olarak karşılanmalıdır.

– Klimaların taze hava ve egzos sistemleri ile WC aspiratörlerinin atış ve emiş mesafeleri bakım personeli tarafından kontrol edilmeli, yakın olanlar düzeltilmelidir.

‘FİLTRELER DEĞİŞTİRİLİP, BAKIMLARI YAPILMALI’

– Nisan ve Mayıs aylarının yaz sezonu için klima sistemlerinin bakım dönemi olması nedeniyle filtrelerin değiştirilmesi ve cihaz bakımlarının yapılması gerekir. VRV, VRF vb. gibi sistemlerle ilgili bu işlemler yapılırken standartlara uygun kişisel koruyucu donanım (elbise, maske, eldiven, gözlük, vb.) kullanılmalıdır. Mevcut filtrelerin Corona virüsü engellemesinin mümkün olmadığı ve virüsü tutabilecek Hepa veya Ulpa Filtrelerin sistem sonuna takılmasının teknik ve ekonomik olarak mümkün olmayacağı göz önüne alınarak EN779/2002 ve 2012 Standartları yerine geçen ISO16890/2016 Filtre Standartına uygun filtre sistemiyle değiştirilmesi, virüsü % 100 önlemese de faydalı olacaktır.

– HVAC bakım personeli, filtreleri standart güvenlik prosedürlerine uygun olarak özellikle egzoz hava filtrelerini değiştirdiğinde risk altında olabilir. Filtreler, sistem kapalıyken standartlara uygun kişisel koruyucu donanım kullanarak değiştirilmeli ve sökülen filtreler için biyolojik atık kuralı uygulanmalıdır.

-Bu tadilat ve bakımların yapılıp yapılmadığının acilen denetlenmesi ve eğer yapılmadıysa AVM’ler açılmadan önce ivedilikle yapılmasının sağlanması gerekmektedir.

– AVM yöneticilerinin AVM’ler açılmadan almaları gereken diğer tedbirler arasında

Havalandırma ve klima sistemlerini projelerine, standartlara ve özellikle Corona Virüsüne uygun tedbir alınmış halde çalıştırılmasını sağlatmak,

‘İŞLETMELERİN SORUMLULUĞUNA BIRAKILMAMALIDIR’

Bakımlarını yaptırmak,

– İşletme/bakım mühendisi ve bakım firmalarının AVM açılmadan alması gereken tedbirler de şunlardır:

Havalandırma ve klima sistemlerini projelerine, standartlara ve özellikle Corona Virüsüne uygun tedbir alınmış halde çalıştırılmasını sağlamak,

Bakımlarını yapmak/yaptırmak,

Sorun çıktığında arızaları gidermek,

Sistemle ilgili test ve periyodik kontrolleri yapmak/yaptırmak.

– Mutlaka yapılması gereken bu işlemlerin, klima sistemlerini tasarlayan, uygulayan ve işletenlerin mesleki ve vicdani sorumluluklarına bırakılması asla yeterli değildir. Bakım ve kontrollerin teknik standartlara uygun olarak yapılmaması virüsün yayılmasına neden olacaktır.

[Kronos.News] 9.5.2020

“O kadını tanıyorum, kapanırken kendini insanlığa da kapattı!”

KRONOS -9 Mayıs 2020

Katıldığı bir televizyon programında “15 Temmuz kursağımızda kaldı, istediklerimizi yapamadık. Boş bulunduk. Ayaklarını denk alsınlar. Bizim sitede hâlâ 3-5 var, benim listem hazır açıkçası” şeklindeki sözleri infial yaratan ‘yazar’ Sevda Noyan’ın tartışmalar sürüyor.

90’lı yılların sonunda STV’de çalışan, daha sonra Kanal 7’ye geçerek “İftara Doğru” programı yaptığı dönemde Engin Noyan ile yaşadığı evlilik dışı ilişki ile gündeme gelen ‘makyöz’ Sevda Köse günün en çok hakkında konuşulan kişisi oldu. EnBursa portalında “Tartışma yaratan o kadını tanıyorum!” başlıklı bir yazı yazan gazeteci Yüksel Baysal, “Hani şu asmaktan kesmekten söz eden kadın var ya… Esra Elönü ile program yapan… Sevda Noyan, bir zamanlar arkadaşımdı.” diyerek ilginç bir yazı kaleme aldı.

Noyan’ın yazısında şunları paylaştı:

Bursa Hakimiyet gazetesinde bir süre birlikte çalıştık. Hatta yaşamını yitiren kardeşi bir dönem TV programında yardımcılığımı da yapmıştı.

Yıl 1999 olmalı…

Olay Medya grubunda İzmir’den gelen bir kadın reklam müdüründen söz etmeye başladılar.

İzmir’deki yaşamına ilişkin bilgiyi, 9 Aralık 2000 tarihli Hürriyet’ten aktarayım:

“Hayatımda 2. kadın yok’ başlıklı haberin ilgili kısmı şöyle:

Eser Noyan’ın, ‘Köktendinci tuzağın içine düştü’ dediği Engin Noyan’ın evini terk edip, tesettürlü makyöz Sevda Köse ile yaşamaya başladığı iddia ediliyor. Daha önce İzmirli bir levantenle evli olan ve dekolte kıyafetlerle davetlerde boy gösteren Sevda Köse de sonradan Engin Noyan gibi çizgisini değiştirmiş. Ancak Sevda Köse, hálá boşandığı eşinin soyadı ‘Reggio’yu kullanıyor. Engin Noyan’ın 2 yıldır birlikte olduğu öne sürülen Sevda Köse, eski bir güzellik uzmanı. İzmir’deki yerel Ege TV’ye makyöz olarak giren Köse, Genel Müdür asistanlığına kadar yükseldi. Sevda Köse, Ege TV tarafından düzenlenen yarışma gibi birçok organizasyonu gerçekleştirdi.

Boşandığı levanten işadamı Massimo Reggio’dan bir oğlu olan Köse, kapanmadan önce İzmir gece yaşamının renkli simalarındandı.”

***

Kim getirdi, nasıl getirdi bilmiyorum (Nuri Çolakoğlu olduğu söyleniyor) ama insan sarrafı olan eski bakan Cavit Çağlar kadını görünce, “Bu kadın bizim işimize yaramaz” diyerek gönderilmesini istedi.

O dönem Bursa Hakimiyet grubunun başında rahmetli Saruhan Ayber vardı.

Başkaları ne düşünür bilmem ama Saruhan Abi hem iyi bir gazeteci hem de iyi bir enttelektüeldi. Bir dönem İzmir Yeni Asır’ın başında görev yapmıştı.

Sevda, İzmir’den geldiği için hemen onu işe aldı.

Görev olarak magazin müdürlüğü verdi.

***

Sevda o sırada, haberde anlatıldığı gibi evlenip boşandığı halde Reggio soyadını kullanıyordu.

Yabancı bir soyadı Sevda Köse’ye gizemli bir hava veriyordu.

Sevda, TBMM’de tepki çeken “Deyyus-u Ekber” pankartını açan CHP’nin Manisa eski Milletvekili Sabri Ergül’ün yeğeniydi. Veya en azından bize öyle söylemişti.

***

Kısa süre sonra (Onun işleri hep kısa sürerdi) magazin müdürlüğünden alındı, magazin yazarı yapıldı.

Ancak onun gözü siyaset yazarlığındaydı.

O sırada AS TV’de Bursa’nın Nabzı programını yapıyordum ve konuklarım ağırlıklı olarak siyasetçiler oluyordu.

O akşamlar Sevda da medyada kalıyor, konuklarla samimi olmaya çalışıyordu.

Giyimi konusunda kendisini uyardığımı hatırlıyorum. Daha sonra çarşafa bürünecek olan Sevda, o sırada mini etekler, askılı bluzlarla işe geliyordu.

Kilolu da olduğu için görüntü pek uygun düşmüyordu.

***

Bursa Hakimiyet’in ekinde bir okuyucunun (Adı bende saklı, Bursa’nın etkili yetkili bir ismiydi) yazdığı, içinde cinsel öğeler içeren şiire olduğu gibi köşesinde yer verince, gazeteden kovuldu.

Daha sonra bir ajansta çalışmaya başladı, o da kısa sürdü.

Ardından “Taksi Bursa” adı altında taksilerde okunacak bir dergi çıkardı.

O iş de yürümedi.

Sonra Altıparmak’ta Dönence’de Halkla İlişkiler Müdürü olarak işe başladı.

… Samanyolu televizyonunda “Kapılar ve Köprüler” programını yapmakta olan Engin Noyan ile tanıştı.

Tanışmadan bir süre sonra ilişkileri başka boyuta taşındı, Engin Noyan’la birlikte yaşamaya başladılar. Bir ara Engin Noyan’dan haber alınamadığını anımsıyorum.

Daha sonra Engin Noyan eşi Eser Noyan’dan boşandı.

Sevda o sırada kapanmaya başladı.

Bir ramazan günü örtülü şekilde Kültürpark Özgen’e gelmişti.

Elimi uzattığımda elimi sıkmak istemedi.

İslam’ın dingin sularında kendini bulmasına bir şey demek mümkün değil elbette ancak Sevda gittikçe fanatikleşti. Çıplaklık fanatizminden, kapalılık fanatizmine geçiş yaptı.

***

Gelinen noktada fanatizminin boyutunu başkalarını tehdit edecek, komşusunu öldürmeye niyet edecek kadar arttırdı.

Allah ıslah etsin diyelim!

Kapanırken kendini insanlığa da kapattı!

[Kronos.News] 9.5.2020

Cumartesi Anneleri: Hiçbir anneye evlat acısı yaşatmayın

Koronavirüs nedeniyle Cumartesi Anneleri, kayıplarını evlerinden sormaya devam etti. Anneler Günü dolayısıyla bir mesaj da paylaşan Cumartesi Anneleri, kutuplaştırıcı siyasetin anneliği de ‘makbul’ ve ‘sözde’ olarak ayrıştırdığı bir iklimde hiçbir anneye evlat acısı yaşatılmaması temennisinde bulundu.

KRONOS -9 Mayıs 2020

Cumartesi Anneleri 789. hafta açıklamalarında gözaltında kaybedilen iki üniversite öğrencileri Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ün akıbetlerini sordu.

‘İŞKENCE GÖRDÜ, ÖLÜMLE TEHDİT EDİLDİ’

Cumartesi Anneleri gözaltında kaybedilen iki üniversite öğrencisi için şunları söyledi: “22 yaşındaki Hüsamettin Yaman İstanbul Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu öğrencisiydi. Pankart taşımak suçlamasıyla 15 gün kadar cezaevinde kaldı ve 6 Eylül 1990 tarihinde tahliye oldu. 21 yaşındaki Mehmet Soner Gül, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencisiydi. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğrenci Derneği üyesiydi. Bu nedenle gözaltına alındı, ağır işkence gördü ve ölümle tehdit edildi. İçişleri Bakanlığı’nın iddiasına göre 10 Mart 1991 tarihinde Malatya’da yakalanan A.N. isimli şahsın sorgudaki ifadesinde ismi geçtiği için polis tarafından aranıyordu.

4 Mayıs 1992 tarihinde Hüsamettin’in ağabeyi Feyyaz Yaman’ı işyeri telefonundan arayan bir kişi “Hüsamettin, Soner Gül ile birlikte Fındıkzade’de gözaltına alındı. Hayatlarından endişe ediyoruz. Bir an önce emniyete başvurun” dedi.

İLGİLİ TÜM KURUMLARA BAŞVURULDU

Yaman ve Gül Aileleri, önce İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne ardından devletin ilgili tüm kurumlarına başvurdu. İnsan Hakları Derneği ve Af Örgütü girişimlerde bulundu. Ancak Hüsamettin ve Soner’in gözaltına alındığı kabul edilmedi. Girişimlerini sürdüren Yaman Ailesi, 2 yıl boyunca polis takibinde tutuldu.”

Cumartesi Anneleri açıklamalarını şöyle sürdürdü: “19 Aralık 2011 tarihinde özel harekât polisi Ayhan Çarkın’ın infazlar ve kayıplarla ilgili itirafları yayınlandı. Çarkın, itiraflarında Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ü gözaltına aldıktan sonra ormanlık bir alanda sorguladıklarını ve infaz ettiklerini açıkladı. Onların son sözlerinin ‘İnsanlık onuru işkenceyi yenecek’ olduğunu söyledi.

Bu beyanların ardından Yaman Ailesi yeniden suç duyurusunda bulunarak, dosyanın tekrar açılmasını istedi. Ayhan Çarkın’ın ifadesine rağmen etkin bir soruşturma yapılmadı. Hüsamettin ve Soner’in akıbetleri karanlıkta bırakıldı, bilinen failleri cezasızlıkla korundu.”

‘DEVLETLER, SORUMLULARI YARGILAMAK ZORUNDADIR’ 

Yetkililere seslenen Cumartesi Anneleri şöyle devam etti: “Zorla kaybetme süreklilik taşıyan bir suçtur ve kaybedilenin akıbeti ve yeri kesin bir şekilde saptanana kadar devam eder. Devletler, zorla kaybedilen kişilerin akıbetini ve yerini saptamak, sorumluları belirlemek ve yargılamak zorundadır. 789. haftamızda bir kez daha adli ve siyasi makamlara sesleniyoruz: Hukukun evrensel ilkelerini, temel insani değerleri çiğnemekten vazgeçin; Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ün akıbetlerini saptama, sorumlularını cezalandırma görevinizi yerine getirin. Hüsamettin Yaman ve Soner Gül için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz.”

[Kronos.News] 9.5.2020

IMF: 1930’dan sonraki en sert ekonomik daralma yaşanacak

"IMF’nin küresel ekonomideki yüzde 3’lük daralma tahmini, 1930’ların Büyük Bunalımından bu yana en sert düşüşü" diyen Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Kristalina Georgieva, küresel ekonomik tahminlerin daha da düşürebileceğini söyledi.

KRONOS -9 Mayıs 2020

Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Kristalina Georgieva
Uluslararası Para Fonu IMF Başkanı Kristalina Gorgieva ayrıca, ABD ile Çin’e koronavirüs salgınında ekonomik toparlanmayı zayıflatabilecek bir ticaret savaşını alevlendirmeme uyarısında bulundu.

‘YÜZDE 3’LÜK DARALMADAN DA KÖTÜ OLABİLİR’

Avrupa Üniversitesi Enstitüsü tarafından internet üzerinden düzenlenen bir etkinliğe katılan IMF Başkanı, son ekonomik verilerin IMF’nin zaten kötümser olan 2020’de yüzde 3’lük küçülme tahmininden daha kötü olduğunu belirtti.

Georgieva “Yakın vadede tıbbi çözümler gözükmediğinden, maalesef bazı ekonomiler için daha kötü senaryolar yaşanabilir. Bu virüsün davranışı konusundaki bilinmeyenler, tahminler için ufku karartıyor” dedi.

‘YÜZDE 3 DARALMA, 1930’LARDAN BU YANA EN SERT DÜŞÜŞ’

IMF’nin küresel ekonomideki yüzde 3’lük daralma tahmini 1930’ların Büyük Bunalımından bu yana en sert düşüşü.

IMF, 2021’de ekonominin kısmen toparlanacağını tahmin etmekle birlikte, salgına bağlı olarak sonuçların çok daha kötü olabileceği uyarısında da bulunmuştu.

Dünyanın en büyüğü olan ABD ekonomisi, salgınla mücadele için konulan kısıtlamalardan büyük darbe aldı.

Resmi verilere göre işsizlik oranları geçen ay yüzde 14,7’ye çıkarken, Beyaz saray bu oranın Mayıs’ta yüzde 20’yi bulabileceğini söyledi.

ÇİN-ABD SAVAŞI

ABD Başkanı Donald Trump, Çin’in virüsün ortaya çıkması sonrası yaşananlar için yeni gümrük vergileri koyarak cezalandırmakla tehdit etmişti. Trump ayrıca Çin ile yapılan 1. aşama ticaret anlaşmasına da son verebileceğini söyledi.

Üst düzey ABD’li ve Çinli yetkililer, ticaret anlaşmasına devam edeceklerini vurgularken, bazı gözlemciler Çin’in Amerikan ürünleri alma taahhüdünde, ilk yıl için öngörülen 2017 seviyelerinden 77 milyar dolar daha fazlasını satın alma vaadinde çok geride kaldığını söylüyor.

IMF Başkanı Georgieva, korumacı ekonomilere dönüşün kritik bir dönemde ekonomik toparlanmayı zayıflatabileceğini belirtti.

103 ÜLKEDEN 50’SİNE ACİL FON

Georgieva IMF’nin yardım isteyen 103 ülkeden 50’sine acil fon sağladığını belirtti.

IMF Başkanı yoksul ülkelerdeki ölü sayısının zengin ülkelere kıyasla daha az olmasına rağmen, ülke dışında çalışanların yolladığı para ve hammadde fiyatlarındaki sert düşüşlerin yoksul ülkeleri yüksek risk altına soktuğunu vurguladı.

[Kronos.News] 9.5.2020

Yayınevleri tarafından reddedilen ünlü yazarlar ve eserler

Bugün birçoğumuzun kitaplığında yer alan klasikleşmiş isimlerden bazılarının yolculuğu öyle pek de kolay başlamadı. Onlarca yayınevi tarafından reddedilen yazarlar ve klasik eserler mevcut.

BOLD- Klasik bir eseri okuduğumuzda en çok merak ettiğimiz şeylerden biri yazarın eseri bitirdiği andaki duygularıdır. Rahatlamış mıdır, üzülmüş müdür, boşluğa mı düşmüştür? Belki de hepsi… Fakat asıl zorluğu kitap bittikten sonra yaşamaya başlayan yazarlar da var. Bugün her biri kendi türünün en iyilerinden sayılan birçok kitap ve yazarı kabul görmek için başlarda epey çabalamış. İşte çok çarpıcı birkaç örnek…

HAYVAN ÇİFTLİĞİ

Distopik edebiyatın en iyilerinden olan Hayvan Çiftliği basılmadan önce 4 yayınevi tarafından reddedilmişti. Hatta yazar George Orwell’ın değerlendirmesi için metnini gönderdiği ve o sıralar bir yayınevini yöneten T.S.Eliot bile ““Yazdıklarının politika eleştirisi yapmak için doğru izlenmiş bir yol olduğunu düşünmüyorum -ki hiçbir yönetmen de düşünmez.” değerlendirmesinde bulunmuştu. Sonuç hepimizin malumu…

MUHTEŞEM GATSBY

F. Scott Fitzgerald’ın artık klasikleşmiş olan ünlü eseri Muhteşem Gatsby de yayınevlerinin hışmına uğrayanlardan. Hatta bir editör Fitzgerald’a “Eğer Gatsby karakterinden kurtulabilseydin düzgün bir eser yazmış olacaktın.” diye akıl vermeye bile kalkmış. O editörü bugün kimse hatırlamıyor ama Muhteşem Gatsby hâlâ basılıyor.

YÜZÜKLERİN EFENDİSİ

Evet, yanlış duymadınız! İlk yayınlanan Hobbit için “çocuk masalı” değerlendirilmesi yapıldığı yetmiyormuş gibi tüm zamanların en çok satan kitaplarından Yüzüklerin Efendisi üçlemesi, gönderildiği ilk yayınevi tarafından “satmaz” gerekçesiyle reddediliyor. Doğrusu çok öngörü sahibi bir editörleri varmış!

HARRY POTTER

J.K.Rowling’i bu gün dünyanın en çok kazanan yazarı yapan Harry Potter sersinin ilk kitabı da gönderildiği yayın evi tarafından “çok kalın ve pahalı” bulunarak reddedilmişti. Editör şimdi ne yapıyordur acaba?

OLASILIKSIZ

Adam Fawer’ın kitabı listedeki belki de en ilginç eser. Onlarca dile çevrilen, bir zamanlar hemen her ülkede “en çok satanlar” listesinde yer alan Olasılıksız inanmakta güçlük çekebilirsiniz 50 (yazıyla elli) yayınevi tarafından “satılamayacağı” gerekçesiyle geri çevrilmiş. Toplu bir körlük falan mı yaşandı acaba yayın dünyasında?

MOBY DICK

“Özgünlükte başarısız olmak taklitte başarılı olmaktan daha iyidir.”

Herman Melville başyapıtı birçok yayınevi tarafından reddedilmiş. Hatta Bentley&Son yayınevinin sahibi Richard Bentley “İlk olarak balina olmak zorunda mıydı? Bu daha çekici daha ezoterik olsa da baş kahramanın genç okurlar arasından daha popüler bir yüz olmasını tercih ederdik.” şeklinde eleştiri(!) bile yapmış. Sonuçta Moby Dick bugün türün en iyilerinden bir klasik, Richard Bentley ise sadece wikipedia’da bir madde başlığı…

GÜNEŞ DE DOĞAR

Hemingway’in en çok okunan eserlerinden biri olan Güneş de Doğar (The Sun Also Rises) ilk gönderildiği yayınevi olan Peacock tarafından reddedilmişti. Üstelik yayımcı Moberley Luger henüz 26 yaşında olan Hemingway’e “Belki biraz açık sözlü olacağım ama sen tamamen sıkıcı bir yazarsın. Yazdıklarını sıkıcı ve saldırgan buluyorum. Sen erkeklerin adamısın, öyle değil mi? Bu yazıyı bir gece kulübünde bir elinde kalem bir elinde konyak ile yazmış olmana hiç şaşırmazdım.” diye bir de not yazmış. Sahi Moberley Luger de kim?

MEZBAHA NO 5

Kurt Vonnegut, Dresden bombalamasında hayatta kalan askerlerden biriydi.

Kurt Vonnegut’un sonradan “Mezbaha No: 5” isimli harika romana dönüştüreceği ve Dresden bombalanmasını anlatan yazısı ve makaleleri Atlantic Monthly tarafından “Klasik yaz temizliğimizi yaparken senin yazdıklarına rastladık, üzgünüm ama bunların hiçbiri bizim amaçlarımızla örtüşmüyor.” denilerek reddedilmiş. Kurt Vonnegut Amerikan edebiyatının en önemli isimlerinden biri haline gelirken Atlantic Monthly sıradan bir dergi olmaya devam ediyor.

RÜZGÂR GİBİ GEÇTİ

Margaret Mitchell’ın ilk basımı 1936’da yapılan ve hâlâ çok sevilen eseri gönderildiği ilk yayınevi tarafından “İç savaşı anlatan bir kitabı kimsenin okumak istemeyeceği” gerekçesiyle reddedilmiş. Kitabın basıldıktan sadece üç yıl sonra yapılan sinema uyarlamasının 10 Oscar ödülü aldığı herkesin malumu…

SOĞUKTAN GELEN CASUS

John Le Carré’in uluslararası çok satan eseri “Soğuktan Gelen Casus” hâlâ türün en iyilerinden biri. Ne var ki bu eser de reddedilmekten kurtulamamış. Hatta eseri reddeden bir yayıncı başka bir yayıncıyı “Le Carré’ye hoş geldiniz, onun hiçbir geleceği yok.” diyerek uyarmış.

KÜÇÜK KADINLAR

Louisa May Alcott’un öğretmenlik yaptığı dönemde yazdığı “Küçük Kadınlar” gönderildiği yayınevi tarafından “Sakın öğretmeyi bırakma!” şeklinde kibirli bir cevapla reddedildi. Neyse ki Alcott bu cevabı ciddiye almadı ve eserini 1868’de yayınladı. Aradan 150 yıl geçmesine rağmen Küçük Kadınlar değerinden hiçbir şey kaybetmiş değil.

[Bold Medya] 9.5.2020

Kim bu Sevda Noyan?

Ülke TV’de Esra Elönü’nün programında, komşularına yönelik ölüm listesi hazırladığını söyleyen Sevda Noyan’a yönelik tepkiler büyüyor. Gazeteci Fatih Altaylı, bugünkü yazısında “Kim bu kadın” sorusuna cevap veriyor.

BOLD – Türkiye gündemine “15 Temmuz kursağımızda kaldı, istediklerimizi yapamadık. Boş bulunduk. Bizim sitede hala 3-5 var, benim listem hazır” sözleriyle damga vuran eski makyöz, AKP’li yazar Sevda Noyan’ın hayatını Habertürk yazarı Fatih Altaylı köşesine taşıdı. Altaylı, Noyan’ın geçmişine dair bilgileri okuyucularıyla paylaştı.

“Kim bu kadın” sorusuna cevap verdiğini belirten Altaylı şu bilgileri aktarıyor:

  • Engin Noyan adında eski marjinal bir şarkıcının eşi.
  • Konu komşuyu öldürmek için listeler hazırlayan Sevda Noyan bu beyin 2. eşi.
  • Engin Noyan geçmişte Eser Noyan ile evliydi ve sahneye Noyan and Noyan adıyla çıkarlardı.
  • 2000’lerin başında Eser Noyan, Engin Noyan’ın bir metresi olduğu iddiasıyla ortalığı birbirine kattı.
  • Engin Noyan haliyle bu iddiaları yalanladı.
  • Eser Noyan ise kocasının bir televizyon kanalında çalışan bir makyözle birlikte olduğunu iddia etti.
  • Makyözün adı Sevda Reggio idi. Eski kocasının soyadını kullanmaya devam ediyordu. O da İzmir sosyetesinin gülüyken, boşanmış ve kendini dine adamıştı.
  • Engin Bey daha sonra Eser Noyan’dan boşandı ve ilişkisinin olmadığını iddia ettiği Sevda Reggio ile evlendi.
  • İşte bu liste hazırlayıp katliama hazırlanan kadın o kadın. Eski Reggio, şimdi Noyan.

[Bold Medya] 9.5.2020

AKP’nin maskesi düştü: Nereden nereye?

Koronavirüs salgınıyla ilgili en fazla tartışılan konulardan biri koruyucu maske… AKP’nin bir türlü beceremediği maske dağıtımı vatandaşı çileden çıkardı. Onlarca ülkeye tıbbi malzeme göndermekle övünen AKP, kendi halkına zamanında ve yeterli maske veremedi. BOLD


[Bold Medya] 9.5.2020

Noyan’ın açıklamalarını asla hafife almayın: 200 bin kayıp silah var!

CHP eski Milletvekili Mehmet Tüm, “15 Temmuz kursağımızda kaldı ama bu konuda donanımlıyız” diyen Sevda Noyan ile ilgili uyarıda bulundu. “Asla hafife almayın” dedi. 15 Temmuz’un ardından kaybolan 200 bin silahı hatırlattı.

BOLD – AKP’li yazar ve eski makyöz Sevda Noyan’ın Ülke TV’deki “15 Temmuz kursağımızda kaldı, istediklerimizi yapamadık. Boş bulunduk. Ayaklarını denk alsınlar. Bizim sitede hala 3-5 var, benim listem hazır” sözleri tartışılmaya devam ediyor.

CHP Balıkesir eski Milletvekili Mehmet Tüm, sosyal medya hesabından 15 Temmuz’un ardından kaybolduğu iddia edilen 200 bin silahı hatırlattı. Tüm, “Sevda Noyan’ın bu açıklamalarını asla hafife almayın. Neden mi? Gelin, şimdi size 15 Temmuz’dan sonra kaybolan tam 200 bin adet silahın hikayesini anlatayım” dedi.

NOYAN GİBİ KİŞİLER BU SİLAHLARI NEREDEN TEMİN ETTİ

Kayıp silahlarla ilgili İçişleri Bakanlığına sorduğu sorulara cevap alamadığını belirten Tüm, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu etiketleyerek, şu soruları sordu:

Kayıp çalıntı silah sayısında yüzde 720’lik artışın sebebi nedir?
Bu silahların nerede ve kimlerde bulunduğuna dair bir çalışmanız var mı?
Noyan gibi kişiler bu silahları nereden temin etti?

HİKAYE BİR CİNAYETLE BAŞLIYOR

Eski Milletvekili Tüm’ün Sevda Noyan ve kayıp silahlarla ilgili paylaşımları şu şekilde:

“Hikaye bir cinayetle başlıyor. Ankara’da 2016 yılında Mustafa Maraş, bir traktör sürücüsünü öldürdü. Cinayette seri atış yapabilen MP5 kullanıldı. Katil savunmasında, silahı 15 Temmuz darbe gecesi Ankara Emniyetinin önünde dağıtmışlardı, dedi.

Ben bu cinayetten sonra milletvekili olarak Ankara Valiliği ve Emniyet Müdürlüğünü aradığımda bana çelişki yanıtlar verildiği için konuyu derhal araştırmaya karar verdim. İlk işim İçişleri Bakanlığının silahlanma raporlarını okumak oldu.

İçişlerinin Bakanlığının resmi raporlarında ve internet sitesinde 2014 yılında 14 bin 682 silahın kaybolduğu, 2016 yılı içinse tam 107 bin 628 silahın kaybolduğu yazıyordu. Bu rakamlar bizim değil, bakanlığın rakamları! Aradaki bu devasa farkı hemen İçişleri Bakanlığına sordum.

Bakanlığın resmi Twitter adresinde verdiği yanıt ise tam bir komediydi. Madem bu silahlar 73 yıldır kayıp, o halde neden 2014 rakamlarına bu sayıyı yazmadınız, soruma ise tabi ki yanıt veremediler.

İçişleri Bakanlığı 2017 Yılı İdare Faaliyet Raporu’nda 106 bin 740 olarak yer alan kayıp silah sayısı, 1944 yılından 2017 yılının sonuna kadarki 73 yıllık süreçteki toplam kayıp silah sayısını ifade etmektedir.

Kayıp silah konusu yazılı ve görsel medyada onlarca kez haber oldu. Ancak hiçbir yetkili konuya ilişkin net bir şey söylemedi. Durun, daha bitmedi!..

Kayıp silahların bir şekilde legalleştirilmesi veya en azından ‘devlet envanterinden kaybolmamış’ gibi gösterilmesi gerekiyordu. Bunun için de altın formül hazırdı: Ruhsatsız silah satışına göz yummak, hatta silahlanmayı teşvik etmek!

KAYIP SİLAH SAYISINDAKİ YÜZDE 720’LİK ARTIŞIN SEBEBİ NEDİR?

Son 5 yılda, Türkiye tarihinde görülmemiş şekilde ruhsatsız silah satışı yapıldı. Milyonlarca silah, hiçbir kısıtlama olmaksızın satıldı. Öyle ki, Facebook gibi sitelerden bile (satışı yasak otomatik tüfek dahil) online silah satışı yapıldı! Bunlarla yüzlerce cinayet işlendi..

Hükûmet bireysel silahlanma, ruhsatsız silah, kayıp ve çalıntı silahlarla ilgili bugüne dek etkili hiçbir adım atmadı. CHP olarak verdiğimiz tüm araştırma önergeleri AKP’li vekillerin oylarıyla hızlıca reddedildi.

Bu silahlarla binlerce kadın cinayeti işlendi, işlenmeye de devam ediyor. Ve şimdi de Sevda Noyan gibi yazar olduğu iddia edilen ne idüğü belirsiz tipler insanlık dışı şekilde tehditler savuruyor.

[Bold Medya] 9.5.2020

Bedir, Ramazan ve Masum Gönüller! [Fikret Kaplan]

‘Bu seneki Ramazan-ı Şerif hem İslam âlemi için, hem Risale-i Nur şakirtleri için gayet ehemmiyetli, pek çok kıymetlidir.’  Bediüzzaman

İlk Ramazan orucunu tutuyordu İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve güzide ashabı.

Mübarek günlerin gecesinde, gündüzünde arşı titreten inlemeler yükselmişti Şefkat Peygamberi’nin mübarek dudaklarından. Yürekleri yakan, sahabeyi gözyaşlarına gark eden içten içe inlemelerdi bunlar.

Hicret edemeyip de arkada kalan arkadaşlarına ağlamıştı İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem):

- Ashabımı kurtar Allah’ım!.. Müminleri kurtar Allah’ım!..

Bu içten yakarışlar, sadece ashabının gönüllerini değil, Mescid-i Nebevi’nin hurmadan olan sütunlarını, kerpiç duvarlarını; Medine’nin sokaklarını, evlerini, taşlarını titreten gözyaşlarına dönüşmüştü. Teheccüd namazında, sabah namazında, akşam namazında… oradan diğer vakitlere:

- Hapsedilen, işkence gören, ezilen müminleri kurtar Allahım!..

Gökten gelen ikazla hicret etmişti Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ama kalbinin bir parçası, hicrete yol bulamayıp Mekke’de sıkıntı çeken ashâbının yanındaydı. Orada hâlâ hicret etmek için fırsat kollayan bir hayli insan vardı. Onlar da hicret için bütün güç ve kuvvetlerini sarf etmişlerdi fakat bir türlü engelleri aşamamışlardı. Elleri ayakları zincire vurulmuş ve zaman zaman en vahşi işkencelere maruz bırakılıyorlardı. Şartlar aşılması güç bir engel gibi duruyordu önlerinde.

O masumların, mazlumların mahpus kalmaları ve sürekli zulüm görmeleri, Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) yüreğini hüzünle dolduruyordu. Rahmet Peygamberi, her gün defalarca onları anıyor, sabah-akşam kunutlarında onlar için dua ediyor, ağlıyordu. Özellikle sabah namazının son rekâtında rükûdan secdeye geçeceği sırada ellerini kaldırıyordu:

"Allahümmehdina fîmen hedeyte. Ve âfinâ fimen âfeyte. Ve tevellena fimen tevelleyte. Ve bariklena fîma â'tayte. Ve kınâ şerra mâ kadayte. Feinneke takdî velâ yukdâ âleyke. Ve innehu lâ yezillü men vâleyte. Velâ yeizzü men âdeyte. Tebârekte Rabbenâ ve teâleyte. Felekel hamdu âla ma kadayte. Nestağfirüke ve netubu ileyke. Ve sallallahu âla seyyiddina Muhammedin ve âla alihi ve sahbihi ve sellem."

"Allah'ım, hidayet ettiklerinin yoluna bizi de hidâyet et. Allah'ım, âfiyet ver. Dost edindiklerinle beraber bizi de dost edin. Verdiğin şeyleri bize mübârek eyle. Hükmettiğin şeylerin şerrinden bizi koru. Şüphesiz Sen hüküm verirsin, fakat kimse sana hüküm veremez. Senin sevdiklerin zelil olmaz. Senin düşman oldukların ise aslâ aziz olmaz. Rabbimiz, sen mübarek ve yücesin.

O’nun mübarek gözlerinden yağmur gibi yaş boşalırken, Ashab-ı Kirâm da buna kayıtsız kalmıyordu. Onlar da gözyaşlarıyla Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) hüznüne iştirak ediyorlardı.

Ramazan-ı Şerif, hayırla, hüzün ve duayla bereketlendirilmiş, sekizinci güne kavuşulmuştu.

Tam bu sırada, Peygamber Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir haber ulaşmıştı.

Hicretin ikinci senesinde Kureyş müşrikleri bir ticaret kervanı hazırlayıp Şam pazarına göndermişlerdi. Kervana Mekke'den kadın erkek hemen hemen herkes hisselerine göre ortak olmuş, Ebû Süfyan’ın başkanlığındaki bu kervanının geliriyle Mekkeli müşrikler Medine üzerine yürüyecek ve taş üstünde taş bırakmayacaklardı.

Müslümanlara son ve kesin darbe indirilecekti. Bunu haber alan Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) durumu ashabıyla istişare etti. Bu kervanın Mekke'ye ulaşmasına engel olunmalıydı…

Bu kararın uygulanması aşamasına gelindiğinde Ebu Süfyan durumdan haberdar oldu ve Damdam b. Amr el-Gifârî'yi Mekke'ye göndererek Kureyş'ten yardım istedi.

Ebu Cehil bu fırsatı kaçırmak istemediğinden Kâbe'ye koştu. Müşrikleri Müslümanlara karşı savaşa teşvik etti. Tellâllar çıkararak Mekke sokaklarında bağırttı. Eli silâh tutan herkes bu müşrik ve putperest orduya katıldı. Hatta Ebu Leheb, kendisi gidemeyecek kadar hasta olduğu için yerine ücretle bir kiralık asker gönderdi.

Çöl, sıcak, Ramazan ayı, Ashab oruçlu ve 150 km'den fazla bir mesafenin aşılması...

Allâh Rasûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), gelişen hadisleri adım adım tâkip ettiğinden, artık kaçınılmaz bir ölüm-kalım savaşıyla karşı karşıya olduklarını anlamıştı.

Ve Ashab-ı güzîni toplayıp istişare etti. Muhacirlerden Mikdad bin Esved (r.a) ayağa kalkarak şu konuşmayı yaptı:

“Ey Allâh’ın Rasûlü! Biz, Mûsâ (as)’ın kavmi gibi ‘Sen ve Rabbin gidip savaşın!’ demeyiz. Aksine Sen’in sağında, solunda, önünde ve ardında düşman ile sonuna kadar çarpışırız!..” (Buhârî, Meğâzî, 4; Tefsîr, 5/4; Ahmed, I, 389, 428)

Ensâr, Akabe beyatında verdikleri sözle Medine' de Rasûlullah'ı koruyacaklardı. Şimdi ise Medine dışında idiler. Efendimiz, asıl onların fikrini merak ediyordu.

Bunun üzerine, Ensardan Sa'd b. Muaz şöyle konuştu:

"Ya Resulullah, biz sana inandık. Allah tarafından getirdiklerinin hak olduğunu tasdik ettik. Artık siz ne dilerseniz emrediniz. Seni gönderen Allah hakkı için artık denize girersen, seninle beraber biz de gireriz. Hiçbirimiz geri kalmayız. Biz düşmana karşı durmaktan çekinmeyiz. Muharebeden geri dönmeyiz. Sabrederiz ve sadakatten ayrılmayız. Bizden memnun kalacağın işler nasip etmesini Allah' tan dilerim. Hemen Allah'ın bereketini dileyerek istediğiniz tarafa yürüyünüz."

Hz. Ali (ra)'nin bildirdiğine göre, Bedir Muharebesinin evvelindeki son günün akşamı çiseleyerek yağan bir yağmurla geçiyordu... Ashabın çoğu birer siper yer bulmuşlar, burada, kendilerini ertesi günkü muharebeye en iyi şekilde hazırlayabilmek için istirahate çekilmişlerdi...

Yalnız Allâh Rasûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) geceyi ağacın altında hep namaz kılarak ve ağlayarak geçirmiş; şu şekilde dua etmişti:

‘Ya Rabbi, işte Kureyş! Kibir ve gurur ile geldi. Sana meydan okuyor, peygamberini de yalanlıyor.

Allâh’ım eğer şu bir avuç Müslüman helâk olursa; bundan sonra yeryüzünde Sana ibadet edecek kimse kalmaz... Sen İslâm’ın bu ordusuna yardımını ihsan et!..’

17 Ramazan (13 Mart 624) günü sabahleyin iki ordu Bedir kuyularına doğru ilerledi…

Ve Yüce Allah (cc) Bedir Harbi’ni Kadir Gecesine denk getirerek melekleri yeryüzüne indirdi…
Melekler, Bedir Savaşı’nda Müslümanları teşcî ve kuvve-i mâneviyelerini artırmak için, başlarında Cebrail (aleyhisselâm) olduğu hâlde indiler Ashab-ı Bedr’in arasına… (Âl-i İmrân sûresi, 3/123-126)

Ve biz de o mübarek zamana (16’yı 17’ye Ramazan’a bağlayan geceye) kavuşmuş bulunmaktayız…

Bu gece, Ramazân-ı Şerîf ayının 17. gecesi. Rivayetler dikkate alındığında, bin aydan daha hayırlı olan mübarek Kadir Gecesi’nin aranması gereken gecelerden birinin de 17. gece olduğu anlaşılıyor. Bu mübârek gecenin günü de Bedir Gazvesinin vuku bulmuş olması yönüyle ayrıca önem taşıyor.

Nitekim İbnü Mes‘ûd (Radıyallâhu Anh)dan rivâyet edilen bir hadîs-i şerîfte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor:

“Onu Ramazan’ın on yedinci gecesinde arayın.”

Zeyd ibnü Erkam'a (Radıyallahu Anh) Kadir Gecesi hakkında:
“Şüphe etmeksizin ve inşâallâh deme lüzumu dahi hissetmeksizin diyorum ki; on yedinci gecedir, Kur’ân’ın indiği gecededir. Hakla batılın ayrıldığı o Furkan gününün sabahında o iki ordunun (Bedir’de) buluştuğu günün gecesidir” buyuruyor.

Kadir Gecesi’nin geceler içinde ayrı bir yeri olduğu gibi Bedir Savaşı’nın İslâm tarihinde, Bedir Ashabı’nın sahabe arasında ve Bedir’e iştirak eden meleklerin de bütün melekler arasında hususî bir yeri vardır.

‘Kadir; değer, kıymet ve ölçü manalarına da gelir.’ diye buyuruyor Büyüğümüz ve bu gecenin kıymetini şu şekilde anlatmaya devam ediyor:

‘Bu kelimenin kudretle de münasebeti vardır. Allah, nasıl ahirette hikmetinden daha çok kudretiyle muamele eder; öyle de Kadir Gecesi’nde de hikmetten daha çok kudret hâkimdir. O gecenin kadrini bilenlere ilâhî vâridât dolu dolu gelir; hem de ahirette mü’minlere mükâfat verilmesi ölçüsünde gelir. Bunları elde etmek için, Kadr’in kıymetini bilmek, semavî vericilerden yağan vâridâtı alabilmek için Kadir Gecesi’ni bir alıcı gibi kullanabilmeye bağlıdır. Bu gecede insan melekî yanının inkişafıyla, meleklerle şu veya bu şekilde temasa da geçebilir.’

Bugün biz de çok zor günlerden geçtiğimiz bu Ramazan Ayı’nda, Yüce Rabbimiz’in bütün arkadaşlarımıza ve kardeşlerimize kurtuluş lütfedeceği bir müjdeyi hasretle bekliyoruz. Böyle bir lütfa çok muhtacız. Bize necat verecek olan sadece ve sadece Allah’tır. Ancak O (cc) bizi, kardeşlerimizi ve sıkıntı çeken herkesi bu ağır imtihanlardan kurtarabilir.
Onun için özellikle 17 Ramazan’dan sonra daha bir gerilime geçerek her geceyi Kadir bilip gönlümüzü, sesimizi, soluğumuzu Yüce Dergah’a açıp Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) mübarek beyanları içerisinde:

“Ya Rabbi, işte hasetçiler, kindarlar, zalimler ve dilsiz şeytanlar! Kibir ve gurur ile zulümlerine devam ediyorlar! Sen’in dinini, Peygamberinin namı Celili’ni her tarafta bayraklaştırmak isteyen masum insanları yok etmek istiyorlar.
Allah’ım dinine Hizmet etmeyi arzulayan, bu uğurda bütün sıkıntıları göze alıp Senin Peygamber’inin (sallallâhu aleyhi ve sellem) kardeşi olmayı isteyen samimi gönülleri muhafaza et. Acilen acilen o masumlara yardımını gönder. Kadir Gecesi’ne denk getireceğin bu günlerde onları meleklerinle destekle!..

Bize düşen vazife, fiili ve kavli duayla daima İlahi Dergah’a iltica edip hüznümüzü, derdimizi Rabbimize arz etmektir.
Omzumuza yüklenen sorumlulukları yerine getirebileceğimiz eşsiz bir zamanda bulunuyoruz. Günleri süratle geçen çok kıymetli bir ay... Ramazan-ı Şerif’in gecesi, gündüzü, sahuru, iftarı… Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) müjdeye nail olduğu Kutlu Bir Zaman dilimi gibi duruyor önümüzde. Bu fırsatı kaçırmamak lazım.

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri de yaşadığımız bu günleri görmüşçesine bize hitap ediyor:

‘Aziz, sıddık kardeşlerim,

Evvelâ: Bütün ruh u canımla mübarek Ramazanınızı tebrik ederim. Ve o mübarek şehirde ettiğiniz duaların, Cenab-ı Hak yanında makbul olmasını Erhamürrâhimîn’den niyâz ederim.

Saniyen: Bu seneki Ramazan-ı Şerif hem İslam âlemi için, hem Risale-i Nur şakirtleri için gayet ehemmiyetli, pek çok kıymetlidir.

Risale-i Nur şakirtlerinin iştirâk-i âmâl-i uhreviye düstur-u esasiyeleri sırrınca, her birisinin kazandığı miktar, her bir kardeşlerine aynı miktar amel defterine geçmesi, o düsturun ve rahmet-i İlahiyenin muktezası olmak haysiyetiyle, Risale-i Nur dairesine sıdk ve ihlasla girenlerin kazançları pek azim ve küllîdir. Her biri, binler hisse alır. İnşaallah, emval-i dünyeviyenin iştirâki gibi inkısam ve tecezzî etmeden, her birisine, aynı amel defterine geçmesi, bir adamın getirdiği bir lâmba, binler aynaların her birisine aynı lâmba inkısam etmeden girmesi gibidir.

Demek, Risale-i Nur’un sadık şakirtlerinden birisi leyle-i Kadrin hakikatini ve Ramazan’ın yüksek mertebesini kazansa, umum hakikî sadık şakirtler sahip ve hissedar olmak, vüs’at-i rahmet-i İlahiyeden çok kuvvetli ümitvârız.’

Sorguda, zindanda, çaresizliğin kollarında veya göç yolunda, hicret yurdunda ızdırap çekenlere duayla el uzatma seferberliğini bu Ramazan atmosferinde daha ciddi bir şekilde devam ettirelim. Teheccüdsüz bir gecemiz olmasın. Rahmeti Sonsuz’a içten içe yalvaralım.

Hizmetimizin geleceği için her türlü fedakârlığa katlanarak sıkıntı çeken arkadaşlarımızı dualarımızda sık sık zikretmek bizim için öncelikli ve çok önemli bir vefa borcudur. Hislerimiz, heyecanlarımız ve beyanlarımızla her ellerimizi kaldırışımızda onlar için Cenâb-ı Hak’tan kurtuluş dilemek aynı davaya gönül vermenin gereğidir.

Dikkat edersek, Üstad Bediüzzaman Hazretleri’nin değişik beldelerde bulunan Nur talebeleri için çok dua ettiğine şahit oluruz. Lâhikalardaki ifadelerinde de görüldüğü üzere sadece onlara değil, çoluk çocuklarına, akrabalarına ve beldelerine de dua etmek suretiyle onlara iman ve Kur’ân hizmetlerinde destek olmuştur. Ayrıca dualarının bereketine inandığını ifade ederek hem kendisi hem de diğer Nur talebeleri için onlardan dua talep etmiştir. “Sizin dualarınızın bereketiyle, inayet-i ilâhiye her günümü bir ay kadar mesûdâne bir ömre çevirdi.” demiştir.

Hasılı, Ramazan Ayı’nı sıkıntılar içindeki kardeşlerimizi unutmadan çok yönlü değerlendirmek lazım. Bediüzzamanın ifadesiyle, Ramazan-ı Şerifteki orucun hem Cenâb-ı Hakk’ın rubûbiyetine (terbiye ediciliğine), hem insanın toplum hayatına, hem şahsî hayata, hem nefsin terbiyesine, hem Allah’ın verdiği nimetlere karşılık şükre bakan çok hikmetleri olduğundan çok iyi istifade etmeli.

Ramazan-ı Şerifimiz mübarek olsun, bütün insanlığa hayır ve bereket getirsin… Çok arzuladığımız o müjdeyi Rabbim acilen nasip etsin inşallah… Amin.

https://youtu.be/tl2byuuWFYY

[Fikret Kaplan] 9.5.2020 [Samanyolu Haber]

Huzur Sokağı Kâbusu [Vedat Bilgiç]

Huzur sokağı romanının fantezisi bugünleri anlamamız için iyi bir kaynak. Din referanslı zihinsel erk (bilal), kökleri çağdaş seküler olan toplum kesimini (Feyza'yı) dini sembollerle dönüştürdü. Burada kolektif bilinç dışı fantezi Feyza'nın kültürel alt sınıftan Bilal'e aşık olmasıdır.

Peki Feyza gibi bir kadın nasıl olur da o mahalleden birine aşık olur?

Çünkü Bilal, dürüst, iyi eğitimli para ve nefsi hazlardan kendini soyutlamış ideallerine odaklanmış biridir.

Feyza'nın planı basittir, ilk başta ona yakın davranıp bu dürüst adamı kendi yaşam biçimine çekerek geliştirmektir. Fakat Bilal bu değişimi reddeder ve aşkına rağmen kendi inanç ve kültürel kodlarında kalmayı tercih eder.

Her ikisi de evlendikten sonra çocukları olur. Feyza illegal para kazanan kocasından ayrılıp kızı Hilal ile birlikte huzur sokağı mahallesine geri döner. Bilal'in ölen karısından Nusret adında oğlu vardır. Bu sefer Feyza kızı Hilal'i dini referanslı mahalleye göre yetiştirir.

Artık seküler çağdaş kültürel genler ile İslami referanslı genlerin birleşme zamanı gelmiştir (Nusret ve Hilal) fakat hain bir plan yapılarak Nusret hapse atılır.

Evet, romanlar filmler toplumların fantezileri ve rüyalarıdır. Orada toplumsal ortak bilinç dışının hava hareketlerini görürüz. Bu nedenle onları bir meteorolog gibi iyi gözlemleyebilirsek ve geçmiş istatistiklerle karşılaştırırsak geleceği kestirebiliriz.

Peki bu romanın bugünkü devamını yazsam nasıl olur anlatayım.

Ben iki hayali karakter ekleyerek devam ederdim. Biri Bilal'in diğeri Feyza'nın arkadaşı bir çift. Bu ikisi birbirlerini değiştirmeden evlenirler ve çocukları da olur. Fakat bunu çekemeyen Feyza ve Bilal bir olup arkadaşlarının mutluluğunu kıskandıkları için tuzak kurarlar, tüm mahalleye akla gelmedik iftiralar yayarak evini taşlatır, satırla saldırır, HUZUR SOKAĞI sakinlerine arkadaşlarının evlerini yağmalatır, mahalleden kovarlar ve çocuklarıyla hapse tıkarlar.

Evet dindar Bilal ve çağdaş-seküler Feyza bilinçaltlarından fırlayan kötülüğe kendileri bile şaşırır.

Şimdi o, Feyza'nın (ya da Hilal) mı Bilal'ilin mi (ya da Nusret) önce davranarak birbirini satırla doğrayacağı bir korku romanına dönmüştür.

Romanın adı "HUZUR SOKAĞI KABUSU"

Babacan: Yedek akçeyi bile bitirdiler, Merkez Bankası rezervleri ekside

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, ekonomik olarak zor bir dönem geçiren Türkiye’nin mali bünyesinin kriz öncesinde de zayıf olduğuna dikkat çekerek ''Merkez Bankası’ndaki yedek akçeler bile Hazine’ye devredildi ve harcandı. 2019’un karı ve yedek akçesi ocak ayında alındı ve harcandı.'' diye konuştu.

Babacan katıldığı programda şunları söyledi:

“Türkiye’nin zaten mali bünyesi, finansal bünyesi bu kriz salgınından önce oldukça zayıflamıştı. Merkez Bankası’nın rezervleri önemli ölçüde erimişti. 136 milyarı gören rezervler, 85 milyona indi şu anda brüt, nette 25, hatta swap anlaşmalarında ve Hazine’nin Merkez Bankası’nda tuttuğu mevduatları düşünürseniz rezervler eksi. Merkez Bankası sadece rezervleri eritmedi, aynı zamanda kredibilitesini kaybetmiş bir Merkez Bankası idi.

Hükümetin aşırı müdahalesi ve neredeyse Merkez Bankası’nın bağımsızlığının tamamen ortadan kalkması Türkiye’nin kurumsal yapılarının erozyona uğraması, diğer bağımsız kurularının da artık kurum olarak güvenirliğini ve itibarını yitirmiş olması bizim en büyük sorunlarımız zaten.

Bu kriz öncesinde de böyleydi. Bunun yanında bütçe açığı artmıştı, mali alan daralmıştı. Merkez Bankası’ndaki yedek akçeler bile Hazine’ye devredildi ve harcandı. 2019’un karı ve yedek akçesi ocak ayında alındı ve harcandı.

“GENÇ İŞSİZLİK KRİZ ÖNCESİ YÜZDE 27’Yİ GÖRDÜ”

Bir diğer önemli konuda Türkiye’deki serbest piyasa mekanizmaları, Kambiyo Rejimi, sermaye hareketleri ile ilgili de ciddi bir müdahalenin olduğu dönemi yaşıyordu Türkiye. Zaten devlet müdahalesinin çok aşırı olduğu, dolayısıyla aşırı müdahale sebebiyle de öngörülemezliğin arttığı bir dönemi yaşıyordu Türkiye.

Böylesine ekonomik olarak son derece sıkıntılı olduğumuz bir dönemde, işsizliğin arttığı, genç işsizliğin bu kriz öncesi yüzde 27’yi gördü. Rekordur yani. Türkiye maalesef zayıf bir dönemde yakalandı.

Bir de kriz başladıktan sonra yapılanlar, kriz yönetimi. Özellikle ekonomi bakımından söylüyorum. Son derece büyük hatalar yapıldı ve yapılmaya devam ediyor.”

“HİÇBİR TARİKATA ÜYE OLMADIM”

Babacan, “Herhangi bir tarikata üye misiniz?” sorusuna şöyle yanıt verdi: “Hiçbir zaman olmadım. Benim annem, babam da hiçbir zaman olmadı. Ailemde hiç kimse olmadı, yakın çevremi söylüyorum.

Çünkü biz açıkçası aile olarak akla çok önem veriyoruz. Ben aklımı asla hiç kimseye teslim etmedim bugüne kadar. Her zaman kendi hür irademle hareket ettim. Benden büyük tek bir irade var, o da ilahi irade. Onun haricinde ben kendi irademle hareket ettim.”

[Samanyolu Haber] 9.5.2020

Noyan’ın ‘öldürülecek komşu listesi’ne sert tepki: Savcılar hareket geçsin

Ülke TV’de katıldığı programda “listem hazır” diyerek olası bir darbe girişiminde komşularını öldürmekle tehdit eden yazar Sevda Noyan’a toplumun her kesiminden tepki yağdı.

YAVUZ GENÇ -9 Mayıs 2020

ANKARA – Katıldığı televizyon programında “15 Temmuz kursağımızda kaldı, istediklerimizi yapamadık. Boş bulunduk. Ayaklarını denk alsınlar. Bizim sitede hâlâ 3-5 var, benim listem hazır açıkçası” şeklinde ifadeler kullanan yazar Sevda Noyan’ın sözleri infial yarattı. Açık açık insanları tehdit eden, ölüm listesinin hazır olduğunu söyleyen, kendilerinin “donanımlı ve en az 50 kişiyi halledebilecek” kapasitede olduklarını kaydeden Noyan’ın halkı kin ve düşmanlığa sevk etmekten ve nefret suçu işlemekten yargılanması gerektiği kaydediliyor. Sözlerin düşünce özgürlüğünden çok “listem hazır” diyerek öldürme tehdidi barındırdığını savunan HDP Grup Başkanvekili Meral Danış beştaş, en küçük tweete bile soruşturma açan savcıların neden harekete geçmediğini sordu.


CHP, NEFRET İÇEREN SÖZLERİ RTÜK’E TAŞIYOR

Noyan’ın nefret içeren sözlerine toplumun her kesiminden ortak tepki geldi.

İşte o tepkilerden birkaçı:

CHP’nin Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Üyesi İlhan Taşçı: “Bu yayın nedeniyle toplumun geniş bir kesiminde infial oluştu. Çok sayıda soru alıyorum. Yayını RTÜK nezdinde bizzat takip edeceğim. Üst Kurul gündemine alınması için de Pazartesi günü dilekçe vereceğim. RTÜK Yasası, yayında ‘toplumu kin ve düşmanlığa tahriki’ açıkça suç sayar.”

CHP Adana Milletvekili Burhanettin Bulut: “Bu sözleri söyleyen adeta kin ve nefretin vücut bulmuş hali gibi. Muhalefete şahin kesilen savcılar; niyet okuyan RTÜK bakalım bu nefret söylemlerine karşı ne yapacak?”

“HALKI KİN VE DÜŞMANLIĞA SEVK ETMEK NASIL OLUR? GÖRMEK İSTEYENLERE…”

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu: “Halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek nasıl olur? Görmek isteyenlere… Darbe hayali kuran, kaos çıkarmak isteyen, kaos çıksa da 50 kişiyi götürsek diyen ve ona destek veren iki ayaklı kişilerin erkek egemen bakışın esiri olan iki kadın olması ise ayrıca üzücü.”

“ŞAHIS SİLAHLI VE TEHLİKELİ”

HDP MYK Üyesi Alp Altınörs: “Sevda Noyan isimli potansiyel katil nerede oturuyor bilmiyorum, ama bütün komşularının suç duyurusunda bulunmasında fayda var. Şahıs silahlı ve tehlikeli. Düşünsenize, şahıs bekliyor ki birileri darbeye kalkışsın da 3-5 komşunun boğazını kessin. KOMŞUSUNUN! Ne yapacaksın, komşunun evine mi çökeceksin.”

CHP Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır: “Konu muhalefet olunca soruşturma açmak için birbiri ile yarışan savcılar acaba bu nefret dolu söylemler için Sevda Noyan’a da bizlere gösterdikleri aynı hassasiyeti gösterebilecekler mi? Merakla bekliyorum!”

DEVA Partisi kurucusu, insan hakları savunucusu Ahmet Faruk Ünsal: “Hukuk devletinde kanunsuz suç olmaz, kanun herkesedir. Buyruk devletinde suçu ve suçluyu egemen belirler, fiil değil faile göredir. Buyruk devleti yargıdan kurtulmak için rehine kul, hukuk devleti özgür vatandaş yapar. Bazılarının suçlandıklarından kurtulmak için bazıları suça yönlenir.”

“DEVLETİN DIŞINDA SİLAHLI GÜÇ KURAN BU ÇETELER KİM?”

Gazeteci Alican Uludağ: “Silahlanıp, öldürülecekler listesi yapan bu insanlar kim? Bu kişi, kendi inisiyatifiyle mi ölüm listeleri hazırlıyor yoksa örgütlü olarak bir çalışma mı var? Devletin dışında silahlı güç kuran bu çeteler kim? Yoksa devlet içinde bazı kişilere özel görevler mi verildi?”

“TABANDAKİ ÇÖZÜLMEYİ ENGELLEMENİN TEK YOLU DAHA FAZLA KUTUPLAŞMA VE TEHDİT ALGISI”

Akademisyen, Siyaset Bilimci Emrah Gülsunar: “Ekonomi berbat, halka sunacak yeni bir şey kalmadı, tabandaki çözülmeyi engellemenin tek yolu daha fazla kutuplaşma ve tehdit algısı. O yüzden günlerdir sözde bir darbe imasını köpürttükçe köpürtüyorlar. İş artık “listem hazır oturduğum siteden 50 kişiyi öldürürüm”e kadar geldi.”

Sanatçı Atilla Taş: “Resmen ölüm listeleri hazırlamışlar, tv’den de ilan ediyorlar. Açıkça iç savaş çığırtkanlığı yapıyorlar. 3-5 tweet için hayatımıza kasteden savcılar nerde? Talimat mı lazım? İyice azıp şımardılar!”

HDP’DEN SUÇ DUYURUSU

HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş: “Evinde nasıl cinayet planları yaptıklarını nasıl da rahat anlatıyor. Hala gözaltına alındığına dair bilgi yok. Savcılara açık çağrıda bulunuyorum. Bu bir suç duyurusudur.”

İşadamı Mustafa Boydak: “AH MEMLEKETİM AH. Biz ne ara böyle korkunç bir akıl tutulmasına uğradık, ne kadar ağlasak az. Komşusunu infaz etmeyi düşünüyor. Şu konuşan gibiler binlerce insana da iftiralar attılar. Görün ey halkım, bir kaşık suda BOĞULAN BİNLERİ.”

Anavatan Partisi eski genel Başkanı Nesrin Nas: “Korkunç bir medeniyet kaybı var. Asıl felaket bu. Dindar ve kindar bir güruh yaratılmakla kalınmamış, IŞİD zihniyeti hakim olmuş ülkeye.”

[Kronos.News] 9.5.2020

Mahkeme OHAL Komisyonu kararını iptal etti, iki KHK’lı işe iade

Meslekten atılmış iki KHK'lı memur, OHAL Komisyonu’na başvurarak “Göreve dönmek istiyoruz” dedi. Komisyon, “Cemaat bağlantınız var” diye kabul etmedi. Ancak Ankara 19. İdare Mahkemesi, bu kişileri oybirliğiyle haklı buldu.

KRONOS -9 Mayıs 2020

Ankara 19. İdare Mahkemesi, dosyasında Bank Asya’da parası olan, Cihan Medya ve Kimse Yok Mu Derneği’ne ödeme bilgisi bulunan iki kişinin ihracında OHAL Komisyonunun kararını iptal etti.

Kararda süreç şöyle işledi: KHK ile ihraç edilen ve memuriyete tekrar dönmek isteyen iki kişi, OHAL Komisyonu’nun “Mesleğe geri dönemezsin, Gülen Cemaati iltisakın var” kararının iptali için Ankara 19. İdare Mahkemesi’ne başvurdu. Mahkeme, Bank Asya’da parası olan, Cihan Medya A.Ş’ye ödeme yapan, Aktif Eğitimciler Sendikası’na üye olan ve Kimse Yok Mu Derneği’ne para gönderen bir isim hakkındaki OHAL Komisyonu kararını oybirliğiyle iptal etti.

MAHKEME KARARI: BANK ASYA OLAĞAN

Saray güdümündeki Yeni Şafak‘ın, “Bu karar emsal olmasın” başlığı ile verdiği habere göre emsal kararda mahkeme bir başka başvurucu için de aynı kararı oybirliğiyle verirken, iki davacının da 17-25 Aralık sonrası Bank Asya ve diğer kuruluşlara yönelik yaptığı işlem ve yardımları dikkate almadı.

Hakimler, başvuran ismin Bank Asya’ya yatırdığı paraların Fethullah Gülen’in talimatı sonrasında olmadığını, bunun olağan bankacılık işlemleri kapsamında yatırılan para olduğunu belirtti. Bank Asya dışında Gülen Cemaatine yakın olduğu öne sürülen sendikayı da örgüt üyeliğine gerekçe saymayan mahkeme, tüm memurlara açık olan Aktif Eğitimciler Sendikası’na Cemaat üyesi olmayanların da üye olabildiği kanısına vardı.

Mahkeme, Cihan Medya A.Ş’ye 360 TL, Kimse Yok Mu Derneği’ne 430 TL para yatırılmasına dair ise oldukça ilginç bir hükme vardı. Hakimler heyeti, Kimse Yok Mu dışında başka derneklere de para gönderdiği ve bu paraların da cüz’i miktarda olduğu gerekçesiyle davacının sözkonusu ödemeleriyle Gülen cemaati üyesi olduğu kanısına varılamayacağına hükmetti.

MAHKEMEDEN İKİNCİ KARAR: OHAL KOMİSYONU KARARI HUKUKA UYGUN DEĞİL

Sendika üyeliği ve cemaate ait kurumlarına para aktarmanın kişinin terör  irtibatı konusunda tek başına yeterli olmadığını kaydeden mahkeme, OHAL Komisyonu kararının ‘hukuka uygun olmadığı’ sonucuna vardı.

Ankara’daki mahkeme, bir başka dosyada da 25 Aralık 2013’ten sonra Bank Asya’ya para yatırmaya devam eden, Kimse Yok Mu Derneği ve Cihan Medya’ya ödeme bilgisi bulunan, çocuğunu 2015-2016 yıllarında örgüte ait okula gönderen kişi hakkında da aynı kararı verdi.

Kararda davacının Bank Asya’ya 2007 yılında hesap açtığı, rutin işlemler yaptığı, ‘talimat’ sonrası hesap artışı olmadığı, Cihan A.Ş ve Kimse Yok Mu Derneği’ne gönderilen paraların da örgüt irtibatı için yeterli sayılamayacağı dile getirildi.

[Kronos.News] 9.5.2020

Sevda Noyan’ın hedefinde Barış Atay da vardı: Yazık olur hepinize…

15 Temmuz’un kursağında kaldığını belirterek ölüm tehditleri savuran eski makyöz Sevda Noyan’ın daha önce de TİP milletvekili Barış Atay’ı tehdit ettiği ortaya çıktı.

BOLD – Ülke TV’deki canlı yayında komşularına ölüm tehditleri savuran AKP’li yazar ve eski makyöz Sevda Noyan’ın daha önce de Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkan Yardımcısı ve Hatay Milletvekili Barış Atay’ı hedef aldığı anlaşıldı. Noyan, önceki akşam AKP’ye yakınlığıyla bilinen Ülke TV’de Esra Elönü isimli sunucunun programında bir ölüm listesi hazırladığını ve ailesinin en az 50 kişiyi öldürmeye hazır olduğunu söyledi. Noyan, “15 Temmuz kursağımızda kaldı, istediklerimizi yapamadık. Boş bulunduk… Yanlış anlaşılmasın, doğru anlaşılsın; bizim aile 50 kişiyi götürür. Bu konuda çok donanımlıyız maddi ve manevi olarak. Liderimizin yanındayız ve asla yedirmeyiz bu ülkede, onu söyleyeyim. Ayaklarını denk alsınlar. Bizim sitede hâlâ 3-5 var, benim listem hazır.” demişti.Programın sunucusu Esra Elönü ise, Noyan’ın sözleri üzerine; “‘Ayak’ az kalır bence, 4 ayaklarını denk alsınlar” diyerek yanıt verdi.

Ülke TV’de skandal ölüm tehditleri sonrası sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “KONUŞMAM ŞU ŞEKİLDE FETÖ TEKRAR DARBEYE KALKIŞIRSA BU KEZ HAK ETTİKLERİ CEVABI VERECEĞİZ VE HEPİMİZ BUNA HAZIRLIKLIYIZ KURTULAMAZLAR LİDERİMİZİN YANINDAYIZ DEDİM” ifadesini kullanarak ‘darbecileri’ tehdit ettiğini iddia eden Sevda Noyan’ın Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkan Yardımcısı ve Hatay Milletvekili Barış Atay’ı da tehdit ettiği ortaya çıktı. Noyan, 20 Kasım 2019’da Barış Atay’ın Gezi Parkı Direnişi ile ilgili Meclis Genel Kurulunda yaptığı konuşmasını alıntılayarak “Gezi de sessiz kalanları mumla ararsınız” dedi.

Sevda Noyan’ın Gezi Parkı Direnişi üzerinden TİP Milletvekili Barış Atay’ı tehdit ettiği mesajı şöyle: “SİZLERDE GEZİ DE SESSİZ KALANLARI MUMLA ARARSINIZ BUNU İYİ BİLİN ..ZATEN 15 TEMMUZUN ÖFKESİ HALA BURNUMUZDA YAZIK OLUR HEPİNİZE !!!”

[Bold Medya] 9.5.2020

Merkez’den Hazine’ye devredilen yedek akçeler bile harcandı

Merkez Bankasındaki yedek akçelerin bile Hazine’ye devredilip harcandığını belirten DEVA Partisi Genel Başkanı Babacan, hükumetin ekonomide büyük hatalar yaptığını söyledi.

BOLD – Demokrasi ve Adalet (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, ekonomi yönetimine yönelik sert eleştiriler getirdi. Merkez Bankası rezervlerinin önemli ölçüde eridiği bilgisini veren Babacan, “136 milyarı gören rezervler, 85 milyona indi brüt, nette 25, hatta snam anlaşmalarında ve Hazine’nin Merkez’de tuttuğu mevduatları düşünürseniz rezervler eksi” dedi.

MERKEZ’İN BAĞIMSIZLIĞI TAMAMEN ORTADAN KALKTI

Merkez’in sadece rezervlerini değil ‘kredibilite’sini de kaybettiğini vurgulayarak “Hükumetin aşırı müdahalesi, neredeyse Merkez’in bağımsızlığının tamamen ortadan kalkması, kurumsal yapıların erozyona uğraması, diğer bağımsız kurulların, kurum olarak güvenirliğini ve itibarını yitirmesi en büyük sorunlarımız” diye konuştu.

BÜYÜK HATALAR YAPILDI VE YAPILMAYA DEVAM EDİYOR

Banka’daki yedek akçelerin dahi Hazine’ye devredilip harcandığını, 2019 karının ve yedek akçesinin Ocak’ta alınıp harcandığını kaydeden Ali Babacan, sözleri şöyle tamamladı: “Bir de kriz başladıktan sonra yapılanlar, kriz yönetimi. Özellikle ekonomi bakımından söylüyorum. Son derece büyük hatalar yapıldı ve yapılmaya devam ediyor.”

[Bold Medya] 9.5.2020

Yargıtay karar vermediği için cezaevinde tutsak

Yerine kayyum atandıktan sonra tutuklanan Bitlis’in Ovakışla Beldesi Belediye Eş Başkanı Ahmet Demir, cezasının infazı dolmasına rağmen Yargıtayın karar vermemesi nedeniyle tahliye edilmiyor.

BOLD – Ovakışla beldesi Belediye Eş Başkanı Ahmet Demir, 4 yıldır tutuklu olduğu cezaevinden tahliye olmak için Yargıtayın karar vermesini bekliyor. Demir’in cezası Yargıtay’da görüşülmesi durumunda denetimli serbestlikten yararlanarak tahliye olacaktı. Ancak dosya Yargıtay’da beklediği için Demir, tahliye edilmiyor.

Gazete Duvar’ın haberine göre Demir, yargılandığı davada 6 yıl ceza aldı ancak dosyası şu an Yargıtay’da bekliyor. Aldığı ceza Yargıtay’da bekletildiği için Demir şu an denetimli serbestlik yasasından yararlanamıyor. Demir’le birlikte aynı suçlamalardan yargılanan kardeşi Ali Demir ise 1 yıl tutuklu kaldıktan sonra tahliye edildi. Ali Demir, “Abim sırf belediye başkanı olduğu için onu cezalandırıyorlar. Devlet bize insan gibi davransın” diyor.

BU KADAR HAKSIZLIĞA YETER DİYORUZ

Demokratik Bölgeler Partisinden Ovakışla beldesine belediye başkanı olarak seçilen Demir, yerine 2016 yılında kayyım atandıktan sonra tutuklanarak Bitlis Cezaevi’ne gönderildi. Ahmet Demir’in kardeşi Ali Demir de aynı suçlamalardan dolayı tutuklandı. İki kardeş Bitlis Cezaevi’nde 1 yıla yakın aynı koğuşta kaldı. Ahmet Demir daha sonra Erzurum’daki Oltu Cezaevi’ne nakledildi.

BOŞU BOŞUNA CEZAEVİNDE TUTUYORLAR
Ağabeyinin sırf belediye başkanı olduğu için cezalandırıldığını söyleyen Demir, “Bu kadar haksızlık olmaz” tepkisi gösterdi. Demir şunları söyledi: “Biz ağabeyimle aynı suçlamalardan yargılanıyorduk. Bir sene sonra tahliye edildim. Ama ağabeyim tahliye edilmedi. Bana yöneltilen suçlamalar abimden daha fazlaydı. Sırf belediye eş başkanı olduğu için onu bırakmadılar. Boşu boşuna cezaevinde tutuyorlar. Abim tutuklandığında Emniyette bile kendisine, ‘Siz iyi çalıştığınız için ve göze battığınız için cezalandırdık’ dendi. Dosyalarımızı hazırlayan savcı da içeri alındı. Bu kadar haksızlığa ‘Yeter Artık’ diyoruz.”

‘CEZAEVİNİN HALİ İÇLER ACISI…’

Ağabeyi ile yaptığı son görüşmesini de aktaran Demir, şunları söyledi: “Korona virüsünden kaynaklı ağabeyimle aynı cezaevinde bulunan hastalar hastaneye de götürülmüyor. Götürülseler bile 14 günlük karantina sürecine tabi tutuluyorlar. Bu yüzden kimse bu durumu göze alamıyor. Ağabeyim, ‘Bizim bulunduğumuz cezaevinin hali içler acısı. Durumumuz çok kötü’ dedi. Ağabeyim uzun tutukluluk süresinden dolayı büyük bir mağduriyet yaşıyor. Devletin bize insan gibi davranmasını istiyoruz. Bir tecavüzcüye yaklaşımlarını bir siyasi tutsağa da göstersinler. Bu haksızlığı haykırıyoruz.”

SİLAHA BULAŞMAMIŞ İNSANLAR TUTULMASIN

Ali Demir, ağabeyinin eşinin tansiyon hastası olduğunu söyleyerek görüşlerde 450 kilometre yol katettiğini belirtiyor. Demir, “Ağabeyim defalarca yakın cezaevine sevk istedi ama bu talebi hep reddedildi. Eşinin raporlarını bildirmemize rağmen bu talebi bize çok gördüler. Devlet bize kinle yaklaşmasın. Devletin vatandaşına böyle davranmasını istemiyoruz. Elleri silaha bulaşmamış insanlar cezaevlerinde tutulmasın artık” diyor.

‘YARGITAY KARARI BEKLEYEN MAHPUS SAYISI KAÇTIR?’

HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu da konuyu Meclis gündemine taşıdı. Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e soru önergesi veren Gergerlioğlu, Gül’e şu soruları yöneltti:

“Ahmet Demir isimli yurttaş, ceza dosyasının onanması halinde cezaevinden tahliye mi olacaktır?  Ahmet Demir isimli yurttaşın ceza dosyası ne kadar zamandır onanma aşamasındadır? Son 4 yılda Türkiye cezaevlerinde cezaevinde kalma süresi dolup Yargıtay tarafından karar beklenen mahpus sayısı kaçtır?”

[Bold Medya] 9.5.2020

El Arabiya: MİT Başkanı ve çevresi Libya'da görüldü

El Arabiya televizyonu, MİT Başkanı Hakan Fidan’ın geçtiğimiz hafta Libya’ya gittiğini ve Trablus’a Türk özel kuvvetlerinin yerleştirilmeye başlandığını belirtti.

El Arabiya Televizyonu kaynaklarına dayandırdığı haberinde, MİT Başkanı Hakan Fidan’ın geçtiğimiz hafta bir grup MİT dış ilişkiler yetkilisiyle birlikte Libya’ya gittiğini ve Trablus’a Türk özel kuvvetlerinin yerleştirildiğini belirtti. Habere göre, özel kuvvetler 10 gün önce Trablus’a yerleşmeye başladı.

Haberde ayrıca, Libya’da yaşanan çatışmalarda Türk Hava Kuvvetleri’nden bir grup askerin yaralandığı ve tedavi için Türkiye’ye götürüldüğü bilgisi paylaşıldı.

[Samanyolu Haber] 9.5.2020

"Tefecilerden borç para istedi ancak sonuç fiyasko"

CHP İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu, “Bakan’ın yaptığı toplantı tefecileri ikna etme toplantısıydı. İsimleri uluslararası finansörler ama tefeci. İkna etmeye çalıştı, edemedi. Sonunda IMF’ye gidecekler. Çünkü IMF’nin vereceği para şu anda en ucuz para” dedi

Bekaroğlu, Tarafsız Haber Ajansı'ndan Mehtap Gökdemir'e yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:

“Bu son kriz korona olayı ile ilgili fakat esas sebep bu değil. Esas sebep AK Parti iktidarının 18 senedir uyguladığı ekonomik modelle ilgili hadise. Siz dışarıdan gelecek olan ucuz paraya dayalı bir birikim ve büyüme modeli uyguluyorsunuz. Model bu. Ucuz para almışsınız ve bu parayı yanlış kullanmışsınız. Böyle bir modeli uyguladığınız için siz bağımlısınız. Yanlış politikalar uygulamışsınız, direkt tefecilerle temasa geçiyorsunuz, önceki gün Bakan’ın yaptığı toplantı tefecileri ikna etme toplantısıydı.

“SIKIŞTIK, ŞİMDİ PARA BULAMIYORUZ”

Türkiye’nin durumu bu. Sıkıştık, şimdi para bulamıyoruz. Temel bir neden var, seni kırılgan yapan bir neden var, rüzgar ezse sen aynı şeylerle karşı karşıya kalacaksın. 18 senesini bitiren bir iktidarla karşı karşıyayız. Durum bu. Şimdi bize yalan söylüyorlar.

“PARA BASTIM DEMİYOR, DEĞİŞİK CAMBAZLIKLARLA YAPIYOR”

Şu ana kadar 250-300 milyar TL civarında para piyasaya pompaladılar. Bu para yoktu Türkiye’de. Tamamen Merkez Bankası bastı. Para bastım demiyor. Değişik cambazlıklarla yapıyor. Aynen swap cambazlığı gibi. Bakan toplantı yaptı, Londra faizcileri, bunları topladı, ikna etmeye çalıştı. İkna etmeye çalıştı onları. Londra toplantısından sonra oldu bu son 7.25’e fırlayan dalga, Londra toplantısının fiyaskoyla sonuçlanmasıydı.

“İSİMLERİ ULUSLARARASI FİNANSÖRLER AMA TEFECİ”

Hazine ve Maliye Bakanı Salı günü telekonferansla uluslararası finansörlerle çoğu Londra tefecileri bunlar. Kurumsal sistem var, uluslararası derecelendirme kuruluşları, FED, Dünya Bankası, IMF. Bunlarla dönen bir kurumsal yapı var. Bir de bankerler gibi diyelim, piyasaya uygun bir şekilde borç verirler. Banka yüzde 5 ise o yüzde 9’a vermeye çalışır. İşte toplantı yaptığı finansörler bu finansörler. Bunlar tefeci benim nezdimde. İsimleri uluslararası finansörler ama tefeci. Bunlarla toplantı yaptı, ikna etmeye çalıştı, edemedi.

“SONUNDA IMF’YE GİDECEKLER”

Sonunda IMF’ye gidecekler. Çünkü IMF’nin vereceği para şu anda en ucuz para. IMF’den 50 ila 100 milyar dolar arasında para isteyecek. Tabii buna karşılık IMF’nin dünya kadar sosyal, ekonomik, siyasal talepleri olacak. Oraya gidecek. Gelirken de bağıracak ‘şu CeHaPe’ diye bağıracak.”

[Samanyolu Haber] 9.5.2020

BETAM: İnsanlar o kadar umutsuz ki iş aramaktan vazgeçen oranında patlama var

Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi (Betam), koronavirüs salgınının iş gücü piyasasına etkisinde öncü göstergeleri analiz eden araştırma raporunu cuma günü yayımladı.

"Korona Salgınının İşgücü Piyasasına Etkisi: Öncü Göstergeler Ne Söylüyor” başlıklı çalışmaya göre Kariyer.net’e iş başvurusu yapanların sayısı Şubat 2020’de 10 milyon 756 bin 130’ken, Nisan 2020’de 4 milyon 400 bin 62’ye geriledi. Benzeri bir gerileme, İŞKUR’un verilerinde de teyit ediliyor. Buna göre, Nisan 2019’da 122 bin işsiz işe yerleştirilirken Nisan 2020’de bu rakam 30 bine geriledi. Bu durum ise, “Mevcut koşullarda iş bulma ümidi o kadar azalmıştır ki büyük bir kitle iş arama zahmetine değmeyeceğini düşünmektedir” diye yorumlanıyor.

“ÜMİDİ KIRIKLAR”

Raporda, işini kaybedip iş aramayanların bir bölümü, iş bulamayacağını düşündüğü için “ümidi kırıklar” grubuna dahil ediliyor ve koronavirüs salgınının getirdiği şokla birlikte bu grup üzerinde daha şiddetli bir etki doğabileceği öngörülüyor.

Raporda kullanılan “öncü göstergeler”; İŞKUR ve Kariyer.net’in işletmelerin açık iş, işe yerleştirme, aranan eleman gibi verileri olup, tüm bu öncü göstergelerde büyük bir çöküş yaşandığına dikkat çekiliyor ve salgının kontrol altına alınmasının ardından işsizlikte bir “tsunami” etkisi beklendiği belirtiliyor.

Öte yandan, İŞKUR’un verilerine göre Nisan 2019’da 200 bin olan açık iş sayısı Nisan 2020’de 52 bine gerileyerek 148 bin azalırken, hizmetler sektöründe açık iş sayısı yıl bazında 84 binlik bir gerileme kaydetmiş, sanayi sektöründe 50 bin, inşaat sektöründe ise 12 bin düzeyinde azalmış, düşüş üç sektörde de yüzde 70 – 80 seviyesine ulaşmış.

KARİYER.NET’İN “ARANAN ELEMANLARI”

Benzer şekilde, ağırlıklı olarak beyaz yakalı profesyonel kadrolara aracılık eden Kariyer.net’in son üç yıldır kayıt altında tuttuğu “aranan eleman” sayıları da salgın şokunun işgücü / emek talebini ne kadar etkilediğini gösteriyor; Zira bu sayıda da Nisan ayında yüzde 30 civarında bir düşüş kaydedildi.

BETAM Direktörü Prof. Dr. Seyfettin Gürsel, geçtiğimiz günlerde Cumhuriyet Gazetesi’ne verdiği bir röportajda, “İşsizlik tusunami boyutlarında. En az 3 milyon çalışan daha işini kaybedecek. İşsizlik oranı büyük olasılıkla yüzde 24-25’i bulacak. Genç işsizlik oranı yüzde 40’a ulaşabilir” demişti.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Şubat ayı işsizlik rakamlarını 11 Mayıs Pazartesi günü açıklayacak. Ocak ayı verilerine göre ise, işsizlik oranı 0,9 puanlık azalış göstererek yüzde 13,8 seviyesinde gerçekleşmişti. Söz konusu rakamlara göre, ülke çapında 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı 2020 yılı ocak döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 306 bin kişi azalarak 4 milyon 362 bin kişi olmuştu.

Öte yandan, işyerinde faaliyetin tamamen veya kısmen durdurulması hallerinde, üç ayı aşmamak kaydıyla, sigortalılara çalışamadıkları dönem için devlet tarafından gelir desteği sağlamak üzere “kısa çalışma ödeneği” veriliyor. Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk’un açıkladığı son rakamlara göre kısa çalışma ödeneğine bugüne kadar 300 bin firma, 3.2 milyon çalışan için başvurdu.

[Samanyolu Haber] 9.5.2020

Tüm aksi delillere rağmen dosya kapatıldı, AKP'li vekil aklandı(!)

AKP İstanbul Milletvekili Şirin Ünal'ın evinde çalışan Özbek vatandaşı Nadira Kadirova'nın ölümüne ilişkin verilen takipsizlik kararına yapılan itiraz reddedildi. Böylece takipsizlik kararı kesinleşmiş oldu.

Özbek uyruklu Nadira Kadirova'nın 23 Eylül'de yaşamını yitirdiği olayla ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmada, 2 Mart'ta takipsizlik kararı verilmişti.

Başsavcılığın söz konusu kararına, ailenin avukatı tarafından itiraz edildi. İtiraz dilekçesinde, delillerin özensiz ve dikkatsizce toplandığı ileri sürülerek, takipsizlik kararın kaldırılması talep edildi.

Ankara 2. Sulh Ceza Hakimliği, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda itirazın reddine karar verdi. Böylece takipsizlik kararı kesinleşmiş oldu. Mahkemenin ret gerekçesinde, “takipsizlik kararının usul ve yasaya uygun olduğu” belirtildi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen takipsizlik kararında, “Kadirova'nın, Şirin Ünal'a ait silahı ve bir adet mermiyi dolap içerisinden alarak sakladığı, olay günü odasının kapısını kilitleyerek söz konusu silahı kalp üzerine dayayıp bir el atış yapmak suretiyle intihar ettiği” belirtilmişti.

Olay öncesinde intihara karar verdiği ifade edilen Kadirova'ya yönelik cinsel saldırı iz ve emaresine rastlanmadığı aktarılan takipsizlik kararında, “Kadirova'yı intihara azmettiren, teşvik eden, intihar kararını kuvvetlendiren ve intiharına herhangi bir şekilde yardım eden kişi ya da kişilerin bulunmadığı anlaşılmıştır" tespitlerine yer verilmişti.

Kadirova'nın avukatı AYM'ye gidileceğini açıkladı

Takipsizlik kararına dilekçeyle itiraz eden ailenin yeni avukatı Prof. Dr. İlyas Doğan, dosyada gördüğünü belirttiği "hem usul hem de maddi eksikliklere" yer verdiği itiraz dilekçesini Salı günü Ankara Sulh Ceza Hakimliği'ne sundu.

Şirin Ünal'ın avukatı Didem Sağın Karaman ise BBC Türkçe'ye yaptığı açıklamada, Kadirova ailesinin avukatlarının "dosyayı görmeden" bu iddialarda bulunduğunu savundu.

'Cinsel saldırı' suçu iddiasıyla takibat başlatılması istendi

Avukat Doğan, takipsizlik kararına itiraz dilekçesinde bir "cinsel saldırı suçunun" mevcut olduğunu söyleyerek, "Bu suçun faili aynı zamanda maktulün patronu konumundaki Şirin Ünal'dır" ifadelerini kullanıyor. Doğan'ın bu iddiasının temellerinden biri, Adli Tıp Raporu'na göre Kadirova'nın otopsi alınan mahrem bölgesinde PSA'nın (prostat spesifik antijen) bulunması. Bu antijenin normalde erkeklere özgü bir bulgu olduğunu, kadınlarda bulunmasının çok nadir olduğunu söyleyen Doğan, "PSA'nın kime ait olduğu araştırılmamıştır. Orada tek bir erkek vardı, o da Şirin Ünal. En azından bir karşılaştırma yapılması gerekirdi" diyor.

Ünal'ın avukatı Karaman ise BBC Türkçe'ye, PSA karşılaştırmasının yapıldığını söyledi, "O madde Nadira Kadirova'ya ait çıktı, bunu da daha sonra Adli Tıp'a sordular, bazı bünyelerde olabileceği ortaya çıktı" dedi.

Silahta parmak izi bulunamadı

Olayla ilgili bir diğer ayrıntı ise Kadirova'nın ölümüne yol açan Şirin Ünal adına kayıtlı Baretta marka yarı otomatik tabancada parmak izinin tespit edilememesi. Takipsizlik kararına da giren Ankara Emiyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğü'nün parmak izi geliştirme biriminin raporunda, "Olayda kullanılan Baretta marka silah üzerinde parmak izi tespit edilemediği" belirtiliyor.

Ankara Polis Kriminal Laboratuvarı Biyolojik İnceleme Şube Müdürlüğü'nün raporunda ise silah tetiği üzerinden ve olay yerinden alınan swap örneklerinin, halıdan alınan kan örnekleri ile uyumlu olduğu, bunun Nadira Kadirova'ya ait olduğunun tespit edildiği ifade ediliyor. Ankara polis kriminal raporunda, Kadirova'nın ya da Ünal'ın el swaplarında atış artıklarına rastlanmadığı, ateş eden kişinin silahı tutuş şekline ve patlamanın tam olup olmamasına bağlı olarak ateş eden ele artıkların bulaşmayabileceği kaydediliyor.

'Balistik incelemeler yapıldı, müvekkilim zorunda olmadığı halde parmak izi verdi'

Avukat Doğan, silahta parmak izinin bulunamaması ile ilgili olarak, "İki olasılık var: Bir eldivenle ateş edilmiş olabilir, o zaman parmak izi çıkmaz. Ama ölen kişide eldiven yok, odasında da yok. İkincisi silah ateşlendikten sonra bu izler silinmiş olabilir" diyor.

Ünal'ın avukatı Karaman ise bu konuyla ilgili BBC Türkçe'ye, "Bütün balistik incelemeler yapıldı. Milletvekili olan benim vekilim, hiçbir şekilde parmak izi vermek zorunda değildi, swap izi vermek zorunda değildi, bütün ailenin elinden bütün örnekler alındı" dedi.

Kadirova'nın Özbek asıllı yakın arkadaşı Leyla Niyazova'nın verdiği ifadede, olaydan bir gün önce genç kadının kendisine, Milletvekili Ünal'ın tacizine uğradığını ve kendini öldürmeyi düşündüğünü söylemesi, cinsel saldırı iddialarını gündeme getirmişti. Milletvekili Ünal ise soru üzerine olayla ilgili TBMM'de yaptığı açıklamada ifade ve parmak izi verdiğini söyleyerek, kendisine düşen bütün görevleri yapacağını belirtmişti. Ancak Ünal cinsel saldırı iddialarına değinmemişti.

'Olay yerindeki deliller itinayla toplanmadı'

Avukat Doğan, "olay yerindeki delillerin itinayla toplanmamasının dosyadaki bir diğer eksiklik" olduğunu söyledi.

Olay gerçekleştiği sırada Kadirova dışında evde 4 kişinin daha olduğunu hatırlatan Doğan, evdeki herkesin telefon kayıtlarına el konarak, olay öncesi konuşmalarının incelenmesi gerektiğini ancak bunun yapılmadığını kaydediyor.

Sadece Kadirova'nın odasındaki kişisel eşyaların, ajandasının ve cep telefonunun incelemeye alındığını söyleyen Doğan, "Nadira Kadirova'nın telefonundaki bilgiler bile tam olarak incelenmiş değil. Sadece yazılı mesajları Özbekçe'den Türkçe'ye çevrilerek tahlil edilmiş. Halbuki, Whatsapp, Telegram'da sesli mesajları da var. Bunlara hiç bakılmamış" diyor.

Ünal'ın avukatı Karaman, itiraz dilekçesinin kabul edilip edilmemesi konusunda kesinleşmiş bir karar olmadığı için detaylı yorum yapamayacağını söyledi.

Şu an adliyelerin kapalı olması nedeniyle itiraz dilekçesini de göremediğini ifade eden Karaman, adliyelerin yeniden çalışmaya başlamasının ardından açıklama yapabileceğini belirtti.

Avukat Doğan, yetki verilen 132 kadın avukatın da davayı takip etmek üzere dahil olduğunu söyledi, "Hakimliğin soruşturmayı genişletmesi veya kamu davası açılmasını yönünde bir karar vermesini bekliyoruz" dedi.

[Samanyolu Haber] 9.5.2020

'%70 oy veren Konya'da bile AKP hakkında bunlar söyleniyorsa...'

Eski Başbakan Yardımcısı, CHP Konya Milletvekili Abdüllatif Şener, “AK Parti’nin oyunda korkunç bir düşüş olduğunu görüyorum. Konya yüzde 70 oy aldığı bir yerdir. Bugün artık Erdoğan’a oy verenler en sert eleştirileri yapıyorlar, alenen meydanlarda, kahvehanelerde, çok sert eleştirileri yapıyorlar, ‘elimiz kırılaydı oy vermeseydik’ diyorlar. Oyları azalıyor” iddiasında bulundu.

Abdüllatif Şener, Tarafsız Haber Ajansı'na konuştu. Siyasetteki üsluba ilişkin Şener, şu değerlendirmeleri yaptı:

“SİYASETİN ERDOĞAN İLE BİRLİKTE BAŞLAYAN ÜSLUBUNU HİÇ BEĞENMEM”

“Ben siyasetin Erdoğan ile birlikte başlayan üslubunu hiç beğenmem. Yani beraber hükümette olduğumuz dönemde de Hürriyet Gazetesinin birinci sayfasında şöyle iki tane demeç çıkmıştı. Biri Erdoğan’ın demeci, biri de Başbakan Yardımcısı olarak benim demecim. Gazete bunu yan yana vermişti. Erdoğan öfke bir hitabet sanatıdır diyor. Yanında da Başbakan Yardımcısı Şener öfkeden sanat olmaz, diyor, diye vermişti. Ben hala o günkü görüşümdeyim. Böyle kaba, hoyrat, böyle ayrıştıran bir üslupla kırıp dökerek yani siyaset yapması doğru değil. Hatta Bakanlar Kurulu’nda bile lafı geçtiğinde ben vura vura, üzerine gide gide, kükreye kükreye oy aldım şimdiye kadar bu noktaya geldim bu siyasetin en geçerli yöntemidir diye söylüyordu.

“ERDOĞAN AYNI ÜSLUPLA İKTİDARINI DEVAM ETTİRMEK İÇİN SÜRDÜRÜYOR”

Bu üsluptan dolayı oy aldığına inanan günün birinde başbakan olduğuna inanan Erdoğan aynı üslupla iktidarını devam ettirmek için sürdürüyor ama siyaset oy alacağım diye ülkeye zarar verirse bu sorumlu siyaset olmaz. Siz ülkeye faydalı olacaksa bazen biraz fazla oy almaktan vazgeçmelisiniz. Üstelik de bu üslup artık Türkiye’de prim yapmıyor. Bu üslupla artık Türkiye’de oy alınacağını da zannetmiyorum. Bunun değiştirilmesi lazım. Ülkenin en fazla birlik beraberliğe ihtiyacı olduğu günlerden geçiyoruz.

“BİRİLERİNİ SUÇLAYARAK KENDİ KABAHATLERİNİ GÖRÜNMEZ HALE GETİRMENİN BİR YÖNTEMİDİR”

Koronayla ilgili basın açıklaması yapıyor, konuşması vay Kılıçdaroğlu, vay CHP. Yani birilerini suçlayarak kendi kabahatlerini görünmez hale getirmenin bir yöntemidir bu üslup ama yanlış bir yöntemdir. Onun için ekonomi yerlerde sürünüyor.

“VATANDAŞI CANINDAN BEZDİRMİŞTİR”

Sonunda reel gerçeklik sizin bu üslubunuz ve tarzınızın ortaya çıkardığı reel gerçeklik vatandaşı canından bezdirmiştir. Sizden uzaklaştırmıştır.

“BUGÜN ARTIK ERDOĞAN’A OY VERENLER EN SERT ELEŞTİRİLERİ YAPIYORLAR”

AK Parti’nin oyunda korkunç bir düşüş olduğunu görüyorum. Gözlemlerim budur. Konya biliyorsunuz yüzde 70 oy aldığı bir yerdir, kimsenin hükümeti eleştirtmediği, muhalefetin eleştirel konuşmasından bile hoşlanmadığı bir ildir. Bugün artık Erdoğan’a oy verenler en sert eleştirileri yapıyorlar alenen meydanlarda kahvehanelerde, çok sert eleştirileri yapıyorlar, ‘elimiz kırılaydı oy vermeseydik’ diyorlar. Bu noktaya gelmişse Türkiye o günden bugüne büyük bir oy kaybı var demektir. Oyları azalıyor.”

[Samanyolu Haber] 9.5.2020

Dr. Kerim Has: Türkiye, S400'leri aktive etmezse Rusya 15 Temmuz dosyasını açar

Rusya uzmanı Dr. Kerim Has, nisan ayı başında aktive edileceği söylenmesine rağmen Covid-19 bahanesiyle ertelenen S-400 füzelerinin aktivasyonuyla ilgili önemli değerlendirmelerde bulundu.

Ahvalnews.com'un youtube yayınında konuşan Dr. Kerim Has, ekonomi çevrelerinde dile getirilen Ankara’nın sıcak para için Amerikan Merkez Bankası’ndan (Fed) swap hattına dahil olmayı istemesi sonrası S-400’lerin aktive edilemeyeceği yolundaki yorumları değerlendirdi. Has, “Bununla yakından bir ilişkisi olduğunu ben de düşünüyorum. Ancak Rusya’nın uzun vadede buna göz yummayacağını biliyorum” diyor.

Türkiye’nin S-400’leri bir ihtiyaçtan değil, tamamen siyasi gerekçelerle satın aldığının altını çizen Has, “S-400’ler 15 Temmuz’un diyeti olarak ödenmiştir. Darbe girişiminin perde arkasında neler yaşandığı Rusya’nın önde gelen isimleri tarafından zaman zaman dile getiriliyor” ifadesini kullanıyor.

Has’a göre Ankara er ya da geç S-400’leri aktive etmek zorunda kalacak. “Aksi hâlde Rusya, Erdoğan’la ilgili 15 Temmuz dahil birçok dosyayı raftan indirir” diyen Has, “Böyle bir durumda Erdoğan, ekonomi ve Rusya sopası ikileminde kalırsa tercihini Moskova’dan yana kullanacaktır” görüşünü dile getiriyor.

Kerim Has’ın Rus kaynaklara dayandırdığı tezine göre, Rusya’dan özür dilenmeseydi 15 Temmuz da gerçekleşmeyebilirdi…

“S-400 meselesi, Erdoğan’ın önceden Rusya’ya verdiği siyasi bir rüşvet” yorumunu yapan Has, “kontrollü darbe” söyleminin arkasında da bu tezi doğrulayan nedenlerin yattığını kaydediyor.

Kerim Has, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 4 Mayıs’ta yaptığı açıklamalarda, güvenli rejim üzerinden Rusya’ya yaptığı göndermeye de ayrı parantez açtı.

Erdoğan’ın, “Şayet rejimi, onların hamiliğine soyunanlar kontrol edemeyecekse, biz kendi gücümüzle hepsini de yola getirmesini biliriz. Gelişmelerin seyrine göre önümüzdeki dönemde bu çerçevede yeni adımlar atabiliriz” tehdidinin içi boş olduğunu belirten Has, Covid-19 salgını nedeniyle bölgede sıcak çatışma ya da bir operasyon ihtimalinin olmadığını vurguluyor.

[Samanyolu Haber] 9.5.2020

‘Kara Efe’nin ismi adına kurulacak dernekle yaşatılacak

Kanser tedavisi engellendiği için hayatını kaybeden 9 yaşındaki Ahmet Burhan Ataç’ın ismi kurulacak dernekle yaşatılacak.

Ahmet Burhan ve ailesine sürekli destek olan aktiviste Arlet Natali Avazyan sosyal medya hesabı Twitter’dan yaptığı açıklamada, “Canım ,Canım Kara Efem.. Gidişin canımı çok acıttı.. Senin adını sonsuza dek yaşatmak için, seni sevenlerle kuracağımız derneğe senin adını vereceğiz. Adınla bir çok çocuğa umut olacaksın oğlum… Seni öldürdüler ama biz seni yaşatmaya and içtik…” ifadelerini kullandı.

İşte o paylaşım;
Ahmet Burhan annesinin yurtdışı yasağında dolayı uzun süre tedavi için Almanya’ya gitmeyi beklemişti. Annesini yasağı tüm çabalar sonunda kalkınca da Ahmet için yapılacak çok az şey kalmıştı. Diğer yandan küçük Ahmet hastalığı boyunca çok istemesine rağmen cezaevindeki babasını bir kez görebilmişti. Vefat ettiği gece ise babasına izin verilmişti ama sabahı beklemesi gerekiyordu. Bu yüzde Ahmet Burhan son saatlerinde de babasız bırakılmıştı.

[TR724] 8.5.2020

Sevda Noyan: 15 Temmuz kursağımızda kaldı, listem hazır, 50 kişiyi götürecek donanıma sahibiz

15 Temmuz’da istediklerini yapamadıklarını söyleyen Engin Noyan eşi eski makyöz Sevda Noyan, elinde listenin hazır olduğunu ve 50 kişiyi katledebilecek silah donanımına sahip olduklarını açıkladı.

15 Temmuz’un tadının kursağında kaldığını söyleyen Sevda Noyan, oturduğu sitede fişleme yaptığını ve katledilecek komşularının listesini yaptığını söyledi.
SEVDA NOYAN: LİSTEM HAZIR BEKLİYORUM

Ülke TV’de Esra Elönü’nün sunduğu Arafta Sorular programına katılan Sevda Noyan’ın katliam hazırlığı yaptığını ortaya çıkardı. Sevda Noyan şöyle konuştu: ”15 Temmuz kursağımızda kaldı. Vallahi yapamadık istediklerimizi. Böyle bir şeye denk geldik, boş bulunduk. Yanlış anlaşılmasın, doğru anlaşılsın, bizim aile bir 50 kişiyi götürür. Onu söyleyim yani. Biz çok donanımlıyız bu konuda maddi ve manevi olarak. Biz liderimizin yanındayız ve asla yedirmeyiz. Ayaklarını denk alsınlar. Yani bizim halen sitede 3-5 aile var. Benim listem hazır açıkçası.”

[TR724] 9.5.2020

Tutuklu gazeteci Özcan’dan kızına mektup: ‘Evimizin balkonuna çık ve gökyüzüne uzun uzun bak; orada düşlerimi göreceksin’

Akhisar Süleymanlı Cezaevi’nde tutuklu bulunan gazeteci Zafer Özcan, kızı Ebrar Beyza Özcan’a mektup yazdı. Ebrar Beyza Özcan’ın bloğunda yayınladığı mektupta Özcan, cezaevinde 2. Ramazan’ı yaşayacağını hiç hayal etmediğini belirtiyor.

Cezaevinde 3. romanını bitirebileceğini söyleyen Özcan, mektubunun sonunda kızından bir istekte de bulunuyor: “Bu yazıyı okuduğunda evimizin balkonuna çık ve gökyüzünün o sütbeyaz maviliğine uzun uzun bak benim için. Orada düşlerimi göreceksin, görmesen de hissedeceksin.” diyor.

İşte Özcan’ın kızına yazdığı o mektup;

BİR AVUÇ GÖKYÜZÜ-BABAMDAN MEKTUP VAR

Sevgili Kızım,

Bu mekandaki ikinci Ramazan ayımı yaşıyorum. Geçen yıl ilkini eda ederken, ikincisini de burada yaşayacağımı hiç hayal etmemiştim. Şimdi yaşadığım zaman, geçen yıl bana çok uzaklarda gibi gelmişti. Belki mapushane psikolojisinin sonucudur ya da gereğidir böyle düşünmek. İnsan buradaki yaşamın ötesini, devamını tahayyül edemiyor. “Fazla kalmam, kalmayız” anlayışı ve beklentisi hep baskın burada.

O bakımdan sonraki yıl bize çok uzaklarda gibi geliyor. Sonra bakıyoruz o uzaklar, uzak sandığımız gelip bizi buluvermiş. O istenmeyen buluşma ilk anda elbette kötü bir his ancak buradaki her yaşanmışlığın insanı güçlendirdiği gerçeği de inkar edilemez. Yaşamak istemediklerimizi yaşamak zorunda kalınca, insan kendini daha özgüvenli hissediyor.

Ne tuhaf zamanlardan geçiyoruz değil mi Ebrar? “Bu kadar kötülüğü bu kadar felaketi üst üste yaşamak zorunda mıydık?” diye düşünüyorum bazen. Şartlarımız zaten zorken şimdi bir de virüs derdi açıldı başımıza. Sınırlı hayatımız tam bir mahrumiyete dönüştü. Haftalık kırk dakikalık görüşmelerin yetersizliğinden yakınırken şimdi onu da bulamaz olduk! Yine de şöyle düşünüyorum. Her şeye ve her koşula rağmen bu yaşadıklarımızla başedebiliyoruz. Rabbim bizleri başedemeyeceğimiz şartlardan korusun. Beterin beteri var duygusu içimde varlığını hep hissettiriyor ve beni şikayet etmekten alıkoyuyor.

Bunun gibi son zamanlarda beni çokça ziyaret eden bir başka hissiyatımı da paylaşmak istiyorum seninle. Evet, birileri benim geleceğime, tutsak mı yoksa özgür mü olacağıma karar verecek. Hissettiğim şey şu; bir gün sizinle beraber olabilmek ihtimali beni ziyadesiyle heyecanlandırırken diğer yandan buradaki hayatıma devam etme ihtimali de beni heyecanlandırıyor. Özellikle son zamanlarda böyle hissetmeye başladım. Burada ulaştığım yazı verimliliğine bir daha ulaşamayacak olduğumu bilmek, bana böyle hissettiriyor olmalı.
Elbette her gece sizlere kavuşabilmek için müracaat edebileceğim tek merciye, Rabbim’e iltica edip yalvarıyorum.

‘Üçüncü romanımı tamamlarım inşaallah’
Bununla beraber diğer hissi taşımak da beni rahatlatıyor. Allah göstermesin ancak öyle bir durumda yaz sonu üçüncü romanımı tamamlarım inşallah. Şu anda uzun zamandır yapabilmeyi istediğim bir şeyi daha artık yapabiliyorum; her gün metne devam edebilmek. Bu benim için önemliydi. Pek çok ünlü yazarın altını çizdiği husus bu, ara vermeden yazmak. Şu an o noktadayım ve bu benim psikolojimi olumlu etkiliyor, moralimi yükseltiyor. O bakımdan artık Candan’ın şarkısındaki gibi daha güçlü ve daha sakinim. Sizlerin de böyle olmasını, böyle hissetmenizi arzu ediyorum.

Mektubunda bana Nazım’ın şiirini göndermişsin. En sevdiğin bölümü yaz demişsin: “ve hemen, fırlayarak yerimden, penceremde demirlere yapışarak, hürriyetin sütbeyaz maviliğine, sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumak istiyorum.”

İşte tam benim bölümüm burası. Oturup seninle saatlerce yazdıklarımı konuşmak isterdim şimdi. Burada, penceremdeki demirlere yapışarak gökyüzünün sonsuz maviliğini izliyorum. Bahçemizde bulabildiğim bir avuç gökyüzünden daha fazlasını vadediyor, üst katın demirli penceresi. Daha geniş görebiliyorum gökyüzünü.

O sütbeyaz maviliğin en fazla bulutlu halini seviyorum. Bulutlu gökyüzü daha yakın görünüyor gözüme ve daha sahici. Bazen, o demirli pencereden, rüzgarda akıp giden bulutları izliyorum. Gittikleri yere götürsünler istiyorum beni de. O bulutların özgürlüğünden, onların sonsuzluğundan ilham alıp düşler kuruyorum kendime.

Bu yazıyı okuduğunda evimizin balkonuna çık ve gökyüzünün o sütbeyaz maviliğine uzun uzun bak benim için. Orada düşlerimi göreceksin, görmesen de hissedeceksin.

MEKTUP İÇİN TIKLAYIN

[TR724] 9.5.2020