DEVA Partisi, Koronavirüs salgını sebebiyle cezaevlerinde alınması gereken acil önlemlere ilişkin çalışmayı paylaştı.
KRONOS -31 Mart 2020
Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA Partisi), koronavirüs salgını nedeniyle cezaevlerinde alınması gereken acil önlemlere ilişkin bir dizi öneri açıkladı.
Hızla yayılan Koronavirüs salgını karşısında en fazla risk oluşturan alanların başında cezaevlerinin geldiği belirtilen açıklamada, şartları itibariyle cezaevleri ile ilgili alınan koruma tedbirlerinin çok zayıf olduğu vurgulandı.
DEVA Partisi, cezaevlerinin olağan kapasitesinin 115 bin, artırılmış kapasitelerinin 220 bin civarında olmasına rağmen; yaklaşık 300 bin mahpus yanında 150 bine yakın cezaevi personelinin bulunduğunu hatırlatarak, binden fazla hasta tutuklu ve hükümlü bulunduğu dile getirildi.
Cezaevlerinde bulunan kişilerle ilgili, “suçları ne olursa olsun, cezaevinde bulunan herkes için eşit derecede geçerlidir. Özellikle riskli gruplarda sağlık ve yaşam hakkının önüne geçirilecek her türlü ayrım, Anayasa’nın 10. maddesine, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 14. maddesine açıkça aykırıdır” denilen açıklamada, virüsün ayrım gözetmediği belirtildi.
DEVA Partisi, cezaevleri ile ilgili yapılması gerekenlerle ilgili ise üç acil teklif sıralandı:
Salgının tehdit ettiği riskli kişi grubunda olan; terör örgütü kuruculuğu ve yöneticiliği, cebir, şiddet ve silah kullanmakla ilintili terör örgütü üyeliği, şiddeti teşvik eden veya savunan terör örgütü propagandası suçları ile mükerrer suçlar, adam öldürme, nitelikli yaralama, kadına yönelik şiddet, cinsel saldırı, cinsel istismar, uyuşturucu ticareti gibi suçlar dışında kalan; hastalar, 60 yaş üzerindeki yaşlılar, engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyen kişiler, gebe olan veya doğurduğu tarihten itibaren 3 yıl geçmemiş bulunan kadınlar ve çocukların şartla salıverme, infaza ara verme gibi yasal düzenlemelerle öncelikle ve acilen tahliye edilmeleri gerekir.
Cezaevlerinde bulunan 40 binden fazla tutukludan; terör örgütü kuruculuğu ve yöneticiliği, cebir, şiddet ve silah kullanmakla ilintili terör örgütü üyeliği, şiddeti teşvik eden veya savunan terör örgütü propagandası suçları ile mükerrer suçlar, adam öldürme, nitelikli yaralama, kadına yönelik şiddet, cinsel saldırı, cinsel istismar, uyuşturucu ticareti gibi suçlar dışında kalanların adli kontrol ve diğer tedbirlere başvurularak acilen tahliye edilmeleri gerekir.
Eşitlik ilkesi gereğince bu kapsam dışında kalan tüm mahpusların; sağlık hizmetlerine ve sağlıklı/vitaminli gıdaya erişimlerinin sağlanması ve cezaevlerinin fiziki ortamının kişisel mesafeyi koruyacak şekilde şekillendirilmesi yönünde tedbirlerin acilen alınması gerekir.
[Kronos.News] 31.3.2020
Süleyman Soylu’dan CHP’li belediyelerin bağış kampanyasına engel: Tek millet, tek bayrak, tek IBAN!
AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın koronavirüs salgını için başlattığı ‘Milli Dayanışma Kampanyası’ndan sonra harekete geçen İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, CHP’li belediyelerin başlattığı bağış kampanyasına engel oldu.
81 ilin valilerine bir genelge gönderen Soylu, belediyelerin valiliklerden izin almadan yardım kampanyası düzenleyemeyeceği, düzenleyenler hakkında soruşturma başlatılacağını bildirdi. Erdoğan’ın başlattığı bağış kampanyası sonrası Bakan Soylu’nun böyle bir genel yayınlaması vatandaşların tek bir yere kanalize edilerek bağışların tek bir merkezde toplanmak istenmesi yorumlarına sebep oldu.
İMAMOĞLU: SÜREÇ İSTANBULLULARIN DAYANIŞMASIYLA BÜYÜYECEK
Genelgenin ardından sosyal medya hesabından paylaşımda bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, belediyelerin ve belediye başkanlarının bağış toplama ve bağış alma yetkisi olduğunu belirtti. İmamoğlu, “Bu süreç tamamen şeffaf ve İstanbulluların dayanışması ile büyüyecek.” ifadelerini kullandı.
İmamoğlu, paylaştığı görselde 5393 Sayılı kanunun 15. maddesi ve 59. maddesi, 5216 sayılı kanunun 18. maddesi G bendi gereğince belediyelerin bağış alma yetkisi ve belediye başkanlarının da bağış kabul etme yetkisi olduğu hatırlatarak “Bağış yapmak isteyenlerin Belediyemizin hesaplarına her türlü yolla para yatırabileceklerini saygıyla duyururum” açıklaması yaptı.
Koronavirüs salgınının ardından İmamoğlu, düzenlenen yardım kampanyasıyla tespit edilecek 250 ila 300 bin aileye gıda kolilerini dağıtacaklarını açıklamıştı. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş 500 bin aileye düzenli gıda yardımı yapılacağına yönelik organize ve planlı bir çalışma başlattıklarını söylemişti. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer de, koranavirüs krizi nedeniyle işsiz kalan 40 bin aileye 400’er lira yatırılacağını kaydetmişti.
[TR724] 31.3.2020
81 ilin valilerine bir genelge gönderen Soylu, belediyelerin valiliklerden izin almadan yardım kampanyası düzenleyemeyeceği, düzenleyenler hakkında soruşturma başlatılacağını bildirdi. Erdoğan’ın başlattığı bağış kampanyası sonrası Bakan Soylu’nun böyle bir genel yayınlaması vatandaşların tek bir yere kanalize edilerek bağışların tek bir merkezde toplanmak istenmesi yorumlarına sebep oldu.
İMAMOĞLU: SÜREÇ İSTANBULLULARIN DAYANIŞMASIYLA BÜYÜYECEK
Genelgenin ardından sosyal medya hesabından paylaşımda bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, belediyelerin ve belediye başkanlarının bağış toplama ve bağış alma yetkisi olduğunu belirtti. İmamoğlu, “Bu süreç tamamen şeffaf ve İstanbulluların dayanışması ile büyüyecek.” ifadelerini kullandı.
İmamoğlu, paylaştığı görselde 5393 Sayılı kanunun 15. maddesi ve 59. maddesi, 5216 sayılı kanunun 18. maddesi G bendi gereğince belediyelerin bağış alma yetkisi ve belediye başkanlarının da bağış kabul etme yetkisi olduğu hatırlatarak “Bağış yapmak isteyenlerin Belediyemizin hesaplarına her türlü yolla para yatırabileceklerini saygıyla duyururum” açıklaması yaptı.
Koronavirüs salgınının ardından İmamoğlu, düzenlenen yardım kampanyasıyla tespit edilecek 250 ila 300 bin aileye gıda kolilerini dağıtacaklarını açıklamıştı. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş 500 bin aileye düzenli gıda yardımı yapılacağına yönelik organize ve planlı bir çalışma başlattıklarını söylemişti. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer de, koranavirüs krizi nedeniyle işsiz kalan 40 bin aileye 400’er lira yatırılacağını kaydetmişti.
[TR724] 31.3.2020
Uluslararası Af Örgütü’nde ‘imza’ çağrısı: Mahpusların tahliyesini öngören yasa ayrım gözetmemeli
Koranavirüs salgınında dolayı hızlandırılan infaz düzenleme yasa tasarısı Meclis Başkanlığı’na sunuldu. Meclis’e gönderilen tasarının binlerce siyasi suçluyu kapsamamasına tepkiler gelmeye devam ediyor.
Uluslararası Af Örgütü Amnesty (Amnesty International) bu duruma dikkat çekerek, “Türkiye hükümeti, 100 bine kadar mahpusun tahliye edilmesini öngördüğü söylenen bir yasa tasarısı hazırlıyor. Ancak tasarının, gazeteciler ve insan hakları savunucuları da dahil olmak üzere yalnızca haklarını kullandığı için terörle mücadele yasaları kapsamında haksız yere cezaevinde tutulan kişiler ile tutuklu yargılananları kapsam dışında bıraktığı belirtiliyor. Koronavirüs riski altındaki tutukluların ayrım gözetmeksizin serbest bırakılması konusunda çağrıda bulun. İmzacı ol!” açıklamasını yaptı.
Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e iletilecek mektuba imzacı olunmasını isteyen Amnesyt şu ifadeler yer aldı:
Sayın Bakan,
Koronavirüsün Türkiye’nin cezaevlerinde yayılmasına ilişkin kaygıların giderek arttığı bir dönemde, cezaevlerinin aşırı kalabalık olması ve yeterli hijyen imkanlarının bulunmaması nedeniyle halihazırda ciddi sağlık tehlikesi altında olan 300 bin civarında mahpus ile on binlerce kişiyi bulan cezaevi personeline yönelik tehlikeler daha da ağırlaşacaktır. Bu durum, mahpusların ve personelin sağlığını ve hayatlarını büyük bir risk altına sokmaktadır.
Türkiye hükümetinin 100 bine kadar mahpusun cezaevlerinden erken tahliye edilmesini öngören ve birkaç güne kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden (TBMM) geçirilmesi beklenen bir yasa tasarısı üzerinde çalışıldığını açıklaması memnuniyet verici bir adımdır. Ancak çalışmalarına devam edilen ceza infaz düzenlemesi, şu tedbirleri de kapsamalıdır:
İMZALAMAK İÇİN TIKLAYIN
[TR724] 31.3.2020
Uluslararası Af Örgütü Amnesty (Amnesty International) bu duruma dikkat çekerek, “Türkiye hükümeti, 100 bine kadar mahpusun tahliye edilmesini öngördüğü söylenen bir yasa tasarısı hazırlıyor. Ancak tasarının, gazeteciler ve insan hakları savunucuları da dahil olmak üzere yalnızca haklarını kullandığı için terörle mücadele yasaları kapsamında haksız yere cezaevinde tutulan kişiler ile tutuklu yargılananları kapsam dışında bıraktığı belirtiliyor. Koronavirüs riski altındaki tutukluların ayrım gözetmeksizin serbest bırakılması konusunda çağrıda bulun. İmzacı ol!” açıklamasını yaptı.
Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e iletilecek mektuba imzacı olunmasını isteyen Amnesyt şu ifadeler yer aldı:
Sayın Bakan,
Koronavirüsün Türkiye’nin cezaevlerinde yayılmasına ilişkin kaygıların giderek arttığı bir dönemde, cezaevlerinin aşırı kalabalık olması ve yeterli hijyen imkanlarının bulunmaması nedeniyle halihazırda ciddi sağlık tehlikesi altında olan 300 bin civarında mahpus ile on binlerce kişiyi bulan cezaevi personeline yönelik tehlikeler daha da ağırlaşacaktır. Bu durum, mahpusların ve personelin sağlığını ve hayatlarını büyük bir risk altına sokmaktadır.
Türkiye hükümetinin 100 bine kadar mahpusun cezaevlerinden erken tahliye edilmesini öngören ve birkaç güne kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden (TBMM) geçirilmesi beklenen bir yasa tasarısı üzerinde çalışıldığını açıklaması memnuniyet verici bir adımdır. Ancak çalışmalarına devam edilen ceza infaz düzenlemesi, şu tedbirleri de kapsamalıdır:
- Yalnızca insan haklarını kullandığı için suçlanan veya mahkum edilen gazeteciler, insan hakları savunucuları ve diğer kişiler derhal ve koşulsuz olarak serbest bırakılmalıdır.
- Cezaevlerindeki bütün tutukluların durumları bu kişilerin tahliye edilmesi amacıyla tekrar gözden geçirmelidir. Uluslararası insan hakları hukuku ve standartlarına göre, masumiyet karinesi ve kişi özgürlüğü hakkı doğrultusunda tutuksuz yargılama esastır. Tutukluluğa ancak istisnai bir tedbir olarak başvurulmalıdır.
- Belli bir yaşın üzerinde olanlar ve ciddi sağlık sorunları bulunanlar gibi COVID-19 hastalığına karşı daha savunmasız durumdaki mahpusların tahliyesi değerlendirilmelidir.
- Bütün mahpusların, COVID-19’a karşı test, önleme ve tedavi imkanlarını da içerecek şekilde, tıbbi müdahale ve sağlık hizmetlerine toplumun geneline sunulan standartlarda hızlı erişimi temin edilmelidir.
- Cezaevi personeli ve sağlık çalışanları kendilerini koruyabilmeleri için gereken bilgi, teçhizat, eğitim ve desteğe erişebilmelidir.
İMZALAMAK İÇİN TIKLAYIN
[TR724] 31.3.2020
Bez torba ve fileler salgın riskini artırıyor!
Tüketicileri koronavirüs salgını tehlikesine karşı uyaran uzmanlar, virüs taşıma riski taşıyan çok kullanımlık bez torba ve file yerine tek kullanımlık hijyenik poşetlerin tercih edilmesi gerektiğini söyledi.
Dünya genelinde yaklaşık 40 bin kişinin ölümüne sebep olan koronavirüs salgınına karşı bilim dünyası ve akademisyenler peş peşe uyarılar yapıyor. Ölümcül virüsün genetik özellikleri nedeniyle Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi ilan edildiğini hatırlatan uzmanlar, salgına karşı alınacak tedbirler konusunda herkesi dikkatli olmaya çağırıyor.
Tüketicilerin bireysel önlemler alması ve günlük hayatta hijyen odaklı yaşam trendini benimsemesi gerektiğini belirten uzmanlar, market alışverişlerinde kullanılan bez torba ve filelerin, virüsleri evden markete ya da marketten eve taşıma riskini taşıdığını kaydetti. Uzmanlar virüs tehdidi geçene kadar tüketicilerin insan sağlığını tehdit eden bez torba veya file yerine tek kullanımlık plastik alışveriş poşeti tercih etmesi gerektiğini söyledi.
BEZ TORBA VE FİLELER SAĞLIĞI TEHDİT EDİYOR
Amerika’daki araştırmaların da aynı şekilde çok kullanımlı bez torba ve fileler hakkında sağlıksız sonuçlar verdiğini hatırlatan uzmanlar şu uyarılarda bulundu: “Arizona ve Kaliforniya’daki süpermarketlerde daha önce yapılan çalışmada çok kullanımlık bez torbaların neredeyse tümünde çok miktarda bakteri bulunurken, tek kullanımlık plastik poşetlerde hiçbir mikroba rastlanmamıştı. İçine et suyu dökülmüş bir bez torba arabanın bagajında iki saat bekletildiğinde bakteri sayısı on kat arttı. Araştırmacılar ayrıca müşterilerin büyük çoğunluğunun bez torbaları yıkama tavsiyesine hiç uymadığını da ortaya koydu. Araştırmacılardan Arizona Üniversitesi’nden Charles Gerba, bulguların özellikle bez torbaların yarısında rastlanan fekal koliform bakterinin, ‘halk sağlığına ciddi bir tehdit’ olduğunu söylüyor. Bu bakteriler ve diğer patojenler, torbadaki çiğ etten ve diğer kaynaklardan bulaşabilir. Oregon’da bir kız futbol takımında görülen viral gastroenterit salgınının kaynağı otel tuvaletinde yere bırakılmış tekrar kullanılabilen bir bez alışveriş torbası olarak belirlendi. 2012’de yapılan bir diğer araştırmada San Francisco’nun plastik alışveriş poşeti ücretlendirmesinin etkilerini saptamak için şehirdeki acil başvuruları bu yasağın olmadığı komşu şehirlerdekiyle karşılaştırıldı. Araştırmacılar; Pensilvanya Üniversitesi’nden Jonathan Klick ve George Mason Üniversitesi’nden Joshua Wright, San Francisco’da bakteri kaynaklı hastalıklar ve ölümlerde diğer şehirlere oranla yüzde 25 artış tespit etti. Şehrin Halk Sağlığı Dairesi sonuçlara ve yönteme itiraz ederken ‘tekrar kullanılabilen torbaların düzenli temizlenmedikleri takdirde mide-bağırsak enfeksiyonlarına sebep olabileceği fikri makuldür’ tespitinde bulundu.”
[TR724] 31.3.2020
Dünya genelinde yaklaşık 40 bin kişinin ölümüne sebep olan koronavirüs salgınına karşı bilim dünyası ve akademisyenler peş peşe uyarılar yapıyor. Ölümcül virüsün genetik özellikleri nedeniyle Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi ilan edildiğini hatırlatan uzmanlar, salgına karşı alınacak tedbirler konusunda herkesi dikkatli olmaya çağırıyor.
Tüketicilerin bireysel önlemler alması ve günlük hayatta hijyen odaklı yaşam trendini benimsemesi gerektiğini belirten uzmanlar, market alışverişlerinde kullanılan bez torba ve filelerin, virüsleri evden markete ya da marketten eve taşıma riskini taşıdığını kaydetti. Uzmanlar virüs tehdidi geçene kadar tüketicilerin insan sağlığını tehdit eden bez torba veya file yerine tek kullanımlık plastik alışveriş poşeti tercih etmesi gerektiğini söyledi.
BEZ TORBA VE FİLELER SAĞLIĞI TEHDİT EDİYOR
Amerika’daki araştırmaların da aynı şekilde çok kullanımlı bez torba ve fileler hakkında sağlıksız sonuçlar verdiğini hatırlatan uzmanlar şu uyarılarda bulundu: “Arizona ve Kaliforniya’daki süpermarketlerde daha önce yapılan çalışmada çok kullanımlık bez torbaların neredeyse tümünde çok miktarda bakteri bulunurken, tek kullanımlık plastik poşetlerde hiçbir mikroba rastlanmamıştı. İçine et suyu dökülmüş bir bez torba arabanın bagajında iki saat bekletildiğinde bakteri sayısı on kat arttı. Araştırmacılar ayrıca müşterilerin büyük çoğunluğunun bez torbaları yıkama tavsiyesine hiç uymadığını da ortaya koydu. Araştırmacılardan Arizona Üniversitesi’nden Charles Gerba, bulguların özellikle bez torbaların yarısında rastlanan fekal koliform bakterinin, ‘halk sağlığına ciddi bir tehdit’ olduğunu söylüyor. Bu bakteriler ve diğer patojenler, torbadaki çiğ etten ve diğer kaynaklardan bulaşabilir. Oregon’da bir kız futbol takımında görülen viral gastroenterit salgınının kaynağı otel tuvaletinde yere bırakılmış tekrar kullanılabilen bir bez alışveriş torbası olarak belirlendi. 2012’de yapılan bir diğer araştırmada San Francisco’nun plastik alışveriş poşeti ücretlendirmesinin etkilerini saptamak için şehirdeki acil başvuruları bu yasağın olmadığı komşu şehirlerdekiyle karşılaştırıldı. Araştırmacılar; Pensilvanya Üniversitesi’nden Jonathan Klick ve George Mason Üniversitesi’nden Joshua Wright, San Francisco’da bakteri kaynaklı hastalıklar ve ölümlerde diğer şehirlere oranla yüzde 25 artış tespit etti. Şehrin Halk Sağlığı Dairesi sonuçlara ve yönteme itiraz ederken ‘tekrar kullanılabilen torbaların düzenli temizlenmedikleri takdirde mide-bağırsak enfeksiyonlarına sebep olabileceği fikri makuldür’ tespitinde bulundu.”
[TR724] 31.3.2020
Ekonomistler: AKP barutu tüketti, korona için kaynak yok
Ekonomistler Türkiye ekonomisinin koronavirüs salgınına hazırlıksız ve zor zamanda yakalandığını belirtip, hazinede salgınla mücadele için mali kaynak olmadığını belirtti.
KRONOS -31 Mart 2020
Türkiye’de ek ekonomik önlemler alınması beklenirken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı yardım kampanyası tartışma ve tepkilere neden oldu. Ekonomistlere göre Hazine kaynaklarını geçen yıl kullanan hükümetin elinde kaynak yok.
Türkiye’de yaşanan korona salgınıyla ilgili hükümet tarafından alınan sağlık önlemleri ve ekonomik tedbirler peyderpey açıklanmaya devam ediyor. Sağlık tedbirleri hemen hemen her gün güncellenirken ekonomik önlemlere ilişkin ise 100 milyar TL hacmindeki tek destek paketi Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından 16 Mart’ta açıklandı. Ancak Erdoğan’ın toplumun en kırılgan kesimlerine yönelik yeni bir sosyal paket açıklaması beklenirken pazartesi akşamı kabine toplantısı sonrasında başlattığı yardım kampanyası tartışmalara yol açtı.
Ekonomist ve yazar Mustafa Sönmez Türkiye ekonomisinin salgına zorda yakalandığını belirtti ve diğer ülkeler gibi sosyal paket açıklamak için maliyenin müsait olması gerektiğini söyledi.
DW Türkçe’den Aslı Işık’ın haberine göre Sönmez, “Bütün dünya bunu göze alırken AKP bunu niye yapmıyor? Çünkü AKP, 2018-19’da barutunu tüketti. 2018’deki kriz daha derinleşmesin diye Hazine kaynakları tüketildi” dedi.
Hükümetin şimdi yapabileceği tek şeyin yeniden bütçe açığını göze almak olduğunu söyleyen Sönmez, şöyle devam etti; “Bunun için borçlanmak, tahvil çıkarmak ve çıkardığı tahvilleri Merkez Bankası’na vermek lazım. Merkez’in de karşılığında para basması gerekir. Bundan öte çıkar yol yok.”
TÜRKİYE KÖTÜ YAKALANDI
Türkiye salgına çift haneli enflasyon, yüzde 13,7 gibi Cumhuriyet tarihinin ikinci büyük işsizlik oranı, yüzde 3’lük bütçe açığı, 172 milyar dolarlık borç geri ödemesi ve düşük Merkez Bankası rezervleriyle yakalandı.
Korona salgını ekonomiyi tehdit eden boyuta ulaşmadan önce de Türkiye ekonomisinin makro göstergelerinin, özellikle bütçe açığının ciddi tırmanma eğiliminde olduğunu hatırlatan Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Hayri Kozanoğlu ise, “Bütçe açığı artar mı, enflasyon sıçrar mı kaygılarını bir tarafa bırakarak yurttaşların en temel ihtiyaçlarını bütün kamu kaynaklarına başvurarak karşılamanın, en az insani zararla atlatmanın zamanıdır” yorumunu yaptı.
Ekonomist Erkin Şahinöz de reel sektörün 2018’deki içsel kriz ve kur şoku nedeniyle zaten “kan ağladığını” belirterek, “Bunun üzerine üretim de yapma derseniz, üretimi, ekonomiyi bitirir. Sermaye desteğini kaybeder. İşin dönüp geldiği yer kaynak yetersizliği. Hazine şu an borçlanmaya kalktığınızda talep düşük gelirse, bu sefer kura atak gelir. Bunun riskini almak kolay değil” dedi.
HÜKÜMET SALGININ GEÇİCİ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYOR
Ekonomistlere göre, hükümet ülkenin ve dünyanın başına gelen felaketin boyutunun farkında değil ve bu salgının geçici olduğunu düşünüyor.
Prof. Kozanoğlu, hükümetin salgın krizine yanlış teşhis koyduğunu düşünen iktisatçılardan. “Bütün hastalıklarda olduğu gibi ekonomik sorunlarda da tedavi için teşhis çok önemlidir” diyen Kozanoğlu, şunları söyledi; “Bütün dünyada gıda, sağlık hizmeti gibi temel gereksinimlerin sağlanması birinci öncelik. Bunun için özellikle yoksullara doğrudan gelir desteği ve sosyal programlar çok yaygın uygulanıyor. Türkiye ekonomisini yönetenlerin durumun ciddiyetini kavradıklarına yönelik bir belirti görünmüyor.”
Sönmez de “Hükümet bunun kısa süreli bir fırtına olduğunu düşünüyor” dedi.
[Kronos.News] 31.3.2020
KRONOS -31 Mart 2020
Türkiye’de ek ekonomik önlemler alınması beklenirken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı yardım kampanyası tartışma ve tepkilere neden oldu. Ekonomistlere göre Hazine kaynaklarını geçen yıl kullanan hükümetin elinde kaynak yok.
Türkiye’de yaşanan korona salgınıyla ilgili hükümet tarafından alınan sağlık önlemleri ve ekonomik tedbirler peyderpey açıklanmaya devam ediyor. Sağlık tedbirleri hemen hemen her gün güncellenirken ekonomik önlemlere ilişkin ise 100 milyar TL hacmindeki tek destek paketi Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından 16 Mart’ta açıklandı. Ancak Erdoğan’ın toplumun en kırılgan kesimlerine yönelik yeni bir sosyal paket açıklaması beklenirken pazartesi akşamı kabine toplantısı sonrasında başlattığı yardım kampanyası tartışmalara yol açtı.
Ekonomist ve yazar Mustafa Sönmez Türkiye ekonomisinin salgına zorda yakalandığını belirtti ve diğer ülkeler gibi sosyal paket açıklamak için maliyenin müsait olması gerektiğini söyledi.
DW Türkçe’den Aslı Işık’ın haberine göre Sönmez, “Bütün dünya bunu göze alırken AKP bunu niye yapmıyor? Çünkü AKP, 2018-19’da barutunu tüketti. 2018’deki kriz daha derinleşmesin diye Hazine kaynakları tüketildi” dedi.
Hükümetin şimdi yapabileceği tek şeyin yeniden bütçe açığını göze almak olduğunu söyleyen Sönmez, şöyle devam etti; “Bunun için borçlanmak, tahvil çıkarmak ve çıkardığı tahvilleri Merkez Bankası’na vermek lazım. Merkez’in de karşılığında para basması gerekir. Bundan öte çıkar yol yok.”
TÜRKİYE KÖTÜ YAKALANDI
Türkiye salgına çift haneli enflasyon, yüzde 13,7 gibi Cumhuriyet tarihinin ikinci büyük işsizlik oranı, yüzde 3’lük bütçe açığı, 172 milyar dolarlık borç geri ödemesi ve düşük Merkez Bankası rezervleriyle yakalandı.
Korona salgını ekonomiyi tehdit eden boyuta ulaşmadan önce de Türkiye ekonomisinin makro göstergelerinin, özellikle bütçe açığının ciddi tırmanma eğiliminde olduğunu hatırlatan Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Hayri Kozanoğlu ise, “Bütçe açığı artar mı, enflasyon sıçrar mı kaygılarını bir tarafa bırakarak yurttaşların en temel ihtiyaçlarını bütün kamu kaynaklarına başvurarak karşılamanın, en az insani zararla atlatmanın zamanıdır” yorumunu yaptı.
Ekonomist Erkin Şahinöz de reel sektörün 2018’deki içsel kriz ve kur şoku nedeniyle zaten “kan ağladığını” belirterek, “Bunun üzerine üretim de yapma derseniz, üretimi, ekonomiyi bitirir. Sermaye desteğini kaybeder. İşin dönüp geldiği yer kaynak yetersizliği. Hazine şu an borçlanmaya kalktığınızda talep düşük gelirse, bu sefer kura atak gelir. Bunun riskini almak kolay değil” dedi.
HÜKÜMET SALGININ GEÇİCİ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYOR
Ekonomistlere göre, hükümet ülkenin ve dünyanın başına gelen felaketin boyutunun farkında değil ve bu salgının geçici olduğunu düşünüyor.
Prof. Kozanoğlu, hükümetin salgın krizine yanlış teşhis koyduğunu düşünen iktisatçılardan. “Bütün hastalıklarda olduğu gibi ekonomik sorunlarda da tedavi için teşhis çok önemlidir” diyen Kozanoğlu, şunları söyledi; “Bütün dünyada gıda, sağlık hizmeti gibi temel gereksinimlerin sağlanması birinci öncelik. Bunun için özellikle yoksullara doğrudan gelir desteği ve sosyal programlar çok yaygın uygulanıyor. Türkiye ekonomisini yönetenlerin durumun ciddiyetini kavradıklarına yönelik bir belirti görünmüyor.”
Sönmez de “Hükümet bunun kısa süreli bir fırtına olduğunu düşünüyor” dedi.
[Kronos.News] 31.3.2020
Meclis'te siyasi suçlar da pakete dahil edilsin
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile müttefiği Milliyetçi Hareket Partisi'nin (MHP) hazırladığı infaz indirimi düzenlemesi Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne (TBMM) sunuldu. Pakette hırsızlara ve mafya liderlerine af öngürülürken, "siyasi suçlular" ya da "düşünce suçundan hapis yatanlar" diye bilinen gazeteciler, öğretmenler, hâkim-savcılar, işadamaları ve ev hanımları listenin dışında tutuldu. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, hukukçular ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri Adalet Komisyonu ve TBMM Genel Kurulu'nda bu vahim hatadan dönülmesi için hükümete çağrıda bulundu. Teklif Adalet Komisyonu'nun akabinde 7 Nisan Salı günü TBMM Genel Kurulu'nda müzakere edilecek.
Gergerlioğlu: Siyasi suçlular da faydalansın
SAMANYOLUHABER- Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Grup Başkanvekili Cahit Özkan, yeni tip Koronavirüs (Covid-19) salgını sonrası çalışmaları hızlandırılan, kapalı ve açık cezaevindeki hükümlülerin serbest kalmasını ya da ev hapsine geçmesini sağlayacak infaz indirimi paketinin ayrıntılarını açıkladı.
Teklifi TBMM Başkanlığı'na sunduklarını belirten Özkan, 11 farklı kanunda 70 maddenin değişikliğini içeren öneriden 90 bin hükümlünün yararlanacağını söyledi.
Özkan, "Cinsel şiddet, uyuşturucu, kadına şiddet, cinayet, terör suçları bunların dışına çıkarılmıştır. Terör suçları özellikle hiçbir ayrım gözetilmeksizin bu ayrım dışına alınmıştır." dedi.
"DÜŞÜNCE VE SİYASİ SUÇLARDAN HAPSE ATILANLAR DA İNFAZ İNDİRİMİNDEN FAYDALANMALI"
Teklifin TBMM'ye sunulduğu dakikalarda Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, TBMM Genel Kurulu'nda söz aldı.
"Bugün cezaevlerinde masum çocuklar, kadınlar, erkekler, hasta ve yaşlı mahpuslar vardır." diyen Gergerlioğlu, "Milyonlar adil ve eşit bir İnfaz Kanunu beklemektedir. Bir yıldır bekletilen İnfaz Kanunu acilen düşünce mahpuslarını, siyasi mahpusları da içine katarak biran önce çıkarılmalıdır." ifadelerini kullandı.
Gergerlioğlu, Meclis'te grubu bulunan partilere şu çağrıda bulundu: "Anneler, babalar, dedeler, nineler ve çocuklar toplumun bütün kesimleri Koronavirüs salgını sebebiyle cezaevlerinde korunmasız durumda olan yakınları için son derece tedirgindir, diken üstündedir. TBMM bu konuyu hassasiyetle gündemine almalı ve biran önce kanunu çıkarmalıdır."
Teklif Adalet Komisyonu'ndan görüşülmesinin akabinde 7 Nisan Salı günü TBMM Genel Kurulu'nda müzakere edilecek.
AKP İLE MHP'NİN İNFAZ KANUNU'NDA DEĞİŞİKLİK TEKLİFİNDE NELER VAR?
*Kalıcı infaz oranı 1/2 olarak düzenlenirken, 1 Temmuz 2016'dan önce işlenen suçlar için öngörülen 2 yıllık denetimli serbestlik süresini 30 Mart 2020 tarihine çekilerek 3 yıla çıkarılacak.
*65 yaşını dolduran, 0-6 yaş çocuğu bulunan kadınlar, kendisine bakamayacak durumda olan hastaların konutta infazını mümkün hale getirilecek.
*Denetimli serbestlik, İyi Hal İnfaz Hâkimliğine bırakılıyor.
İKİ DUAYEN HUKUKÇUDAN KRİTİK UYARILAR
Eski Yargıtay Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, "Af, bugün artık gerçekten zorunludur ve arınıp temizlenmenin biricik çaresidir." ifadelerini kullanmıştı.
1998-2008 yılları arasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) hâkim olarak görev yapan İlter Türmen, ""Siyasal hükümlü ve tutuklular diye nitelendirdiğimiz kişiler bir hukuk devletinde olmaması gereken, yasalardaki belirsizlik ve öngörülememezlikle sakat maddeler sebebiyle bağımsızlıkları son derece kuşkulu yargıçlar tarafından tutuklanmış ya da mahkûm edilmiş kişiler." dedi.
Birleşmiş Milletler de Koronavirüs salgınında cezaevlerinde tutuklu ve hükümlülerin risk altında kalacağına işaret ederek, "Siyasi suçlular derhal salıverilmeli." diyerek hükümetlere çağrıda bulunmuştu.
[Samanyolu Haber] 31.3.2020
Gergerlioğlu: Siyasi suçlular da faydalansın
SAMANYOLUHABER- Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Grup Başkanvekili Cahit Özkan, yeni tip Koronavirüs (Covid-19) salgını sonrası çalışmaları hızlandırılan, kapalı ve açık cezaevindeki hükümlülerin serbest kalmasını ya da ev hapsine geçmesini sağlayacak infaz indirimi paketinin ayrıntılarını açıkladı.
Teklifi TBMM Başkanlığı'na sunduklarını belirten Özkan, 11 farklı kanunda 70 maddenin değişikliğini içeren öneriden 90 bin hükümlünün yararlanacağını söyledi.
Özkan, "Cinsel şiddet, uyuşturucu, kadına şiddet, cinayet, terör suçları bunların dışına çıkarılmıştır. Terör suçları özellikle hiçbir ayrım gözetilmeksizin bu ayrım dışına alınmıştır." dedi.
"DÜŞÜNCE VE SİYASİ SUÇLARDAN HAPSE ATILANLAR DA İNFAZ İNDİRİMİNDEN FAYDALANMALI"
Teklifin TBMM'ye sunulduğu dakikalarda Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, TBMM Genel Kurulu'nda söz aldı.
"Bugün cezaevlerinde masum çocuklar, kadınlar, erkekler, hasta ve yaşlı mahpuslar vardır." diyen Gergerlioğlu, "Milyonlar adil ve eşit bir İnfaz Kanunu beklemektedir. Bir yıldır bekletilen İnfaz Kanunu acilen düşünce mahpuslarını, siyasi mahpusları da içine katarak biran önce çıkarılmalıdır." ifadelerini kullandı.
Gergerlioğlu, Meclis'te grubu bulunan partilere şu çağrıda bulundu: "Anneler, babalar, dedeler, nineler ve çocuklar toplumun bütün kesimleri Koronavirüs salgını sebebiyle cezaevlerinde korunmasız durumda olan yakınları için son derece tedirgindir, diken üstündedir. TBMM bu konuyu hassasiyetle gündemine almalı ve biran önce kanunu çıkarmalıdır."
Teklif Adalet Komisyonu'ndan görüşülmesinin akabinde 7 Nisan Salı günü TBMM Genel Kurulu'nda müzakere edilecek.
AKP İLE MHP'NİN İNFAZ KANUNU'NDA DEĞİŞİKLİK TEKLİFİNDE NELER VAR?
*Kalıcı infaz oranı 1/2 olarak düzenlenirken, 1 Temmuz 2016'dan önce işlenen suçlar için öngörülen 2 yıllık denetimli serbestlik süresini 30 Mart 2020 tarihine çekilerek 3 yıla çıkarılacak.
*65 yaşını dolduran, 0-6 yaş çocuğu bulunan kadınlar, kendisine bakamayacak durumda olan hastaların konutta infazını mümkün hale getirilecek.
*Denetimli serbestlik, İyi Hal İnfaz Hâkimliğine bırakılıyor.
İKİ DUAYEN HUKUKÇUDAN KRİTİK UYARILAR
Eski Yargıtay Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, "Af, bugün artık gerçekten zorunludur ve arınıp temizlenmenin biricik çaresidir." ifadelerini kullanmıştı.
1998-2008 yılları arasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) hâkim olarak görev yapan İlter Türmen, ""Siyasal hükümlü ve tutuklular diye nitelendirdiğimiz kişiler bir hukuk devletinde olmaması gereken, yasalardaki belirsizlik ve öngörülememezlikle sakat maddeler sebebiyle bağımsızlıkları son derece kuşkulu yargıçlar tarafından tutuklanmış ya da mahkûm edilmiş kişiler." dedi.
Birleşmiş Milletler de Koronavirüs salgınında cezaevlerinde tutuklu ve hükümlülerin risk altında kalacağına işaret ederek, "Siyasi suçlular derhal salıverilmeli." diyerek hükümetlere çağrıda bulunmuştu.
[Samanyolu Haber] 31.3.2020
Devletin iflasını ilan etti... [Turhan Bozkurt]
Sanki “Ağustos Böceği ile Karınca” hikâyesi bugünkü Türkiye’yi anlatıyor.
İşler yolundayken, gökten adeta dolar yağıyorken har vurup harman savuran hükûmet kış ortasında, Koronavirüs salgınında vatandaşa IBAN numarası yolluyor.
İşsiz, aç bîilaç milyonlarca insana bundan daha soğuk kamera şakası yapılamazdı.
Vergileri ile ayakta tuttuğu devletini en zor gününde yanında görmek istemek vatandaşın en tabii hakkı değil mi?
KİMİN PARASI İLE KİME BAĞIŞTA BULUNUYORSUNUZ?
Sosyal medyada #ZırnıkYok etiketi ile paylaşılan mesajlarda öfke sebepsiz değil. Yardım bekleyen halk derin bir hayal kırıklığına uğradı.
Güya ne kadar cömert ve samimi olduklarını göstermek için halkın vergileri ile ödenen maaşlarından bağışta bulunuyorlar.
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) lideri ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bağış kampanyasını ilan ettiği bin küsur odalı Saray’ın masrafları alt alta yazılsa senelik 1 milyar lirayı geçiyor.
Personel gideri, maaşlar ve demirbaş alımları listeye dâhil değil.
<iframe width="560" height="315" src="https://www.youtube.com/embed/U6K4kxmwVZQ" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe>
LÜKS HARCAMALARA GELİNCE PARA BOL!
Geçen sene Almanya’dan biri 20 milyon TL olan 5 zırhlı Mercedes limuzin daha getirilmişti.
Hediyesine (!) 500 milyon dolar (3,3 milyar TL) ödeyerek Katar’dan alınan uçan Saray Boeing 747-8 uçağının tefrişatına 80 milyon TL harcanmıştı. Saray filosundaki uçak ve helikopter sayısı 20’yi geçti.
Dünyanın en büyük 4’üncü ekonomisi Almanya’nın başbakanı Angela Merkel de ikide bir arıza yapan uçakla seyahat ediyor. Hatta uçağı yine arıza yapınca Kanada’daki G20 liderler zirvesine tarifeli uçakla yetişiyor.
Berlin’de kirasını kendisinin ödediği mütevazı bir apartman dairesinde ikamet eden Merkel, market alışverişini bizzat kendisi yapıyor. Otomobilin kalbi Almanya’da 2017 model AUDI’ye biniyor.
45 BİN LİRALIK ALTIN VARAKLI KALORİFER PETEĞİ
İsrafın “İtibardan tasarruf olunmaz” hokkabazlığı ile halka yutturulduğu günden beri parti müftüleri, “Devletin malı deniz, yemeyen keriz” fetvası vermeye devam ediyor.
Sanki çok elzemmiş gibi Kanal İstanbul ihalesi yapılıyor.
Halk ekmek derdindeyken Hazine Bakanı Berat Albyarak 45 bin liralık altın varakla süslenmiş döküm kalorifer peteklerinin önünde içi boş ekonomi paketleri açıklıyor.
Hatay’da “Evde kal diyorsunuz. Nasıl evde kalalım baba! Ben zengin değilim, TIR şoförüyüm. Çalışmazsam eve ekmek götüremem.” diyen Malik Yılmaz talimatla gözaltına alınıyor. Yetmedi işten atılıyor.
Emek, alın teri, hak, hukuk, adalet ayaklar altında, bugünler için ayrılmış kefen parasını (ihtiyat akçesi) inşaat çukuruna gömenler el üstünde.
ERDOĞAN DEVLETİN İFLAS ETTİĞİNİ İLAN ETTİ
Erdoğan’ın 30 Mart’ta açıkladığı yardım kampanyası Türkiye’nin resmi iflasının ilanıdır.
Almanya Başbakanı Angela Merkel, “Tek bir vatandaşımızı aç ve açıkta bırakmayacağız. Bu zor günleri hep birlikte aşacağız.” dedi.
Amerika her yetişkine 1.000 dolarlık, çocuklara 500 dolarlık çek dağıtırken, Kanada Başbakanı Justin Trudeau, “Siz sağlınızı düşünün, parayı dert etmeyin. Sizin için 85 milyar dolar ayırdık ki bu gelirimizin sadece yüzde 3’ü. Para bizim işimiz.” sözleri ile insanların yüreğine su serpti.
Ortalama emekli aylığının 1.750 TL, asgari ücretin 2 bin 324 TL olduğu Türkiye’de ise hükûmet halktan para isteyebildi! Merkel ve diğer liderler, “IBAN’ını yolla, para hesabında!” mesajı verirken; Erdoğan, “IBAN’ı yolladım, acele para yolla!” dedi.
Bir ay önce ücretsiz izne gönderilen milyonlarca kişi de tıpkı işsiz 7 milyon kişi gibi kirayı, faturaları nasıl ödeyeceğini, gıda ihtiyacını nasıl karşılayacağını düşünürken AKP hükûmeti yardım için kapıyı çalıyor.
Krizin sebep olduğu artçı sarsıntılar nisan ve mayısta daha şiddetli hâle gelecek. Elde avuçta olanlarla, borç-harç mart ayı çıkarıldı. Bundan sonra nasıl geçinecek insanlar?
VATANDAŞ TUTUNACAK BİR DAL ARIYOR
Üretim çöktü. “Hizmetler” dediğimiz turizm, yiyecek-içecek, perakende, havacılık, lojistik, sigorta, inşaat ve emlak gibi sektörlerde yaprak kıpırdamıyor.
Çarklar ani frenle durdu. İşveren de işçi de endişeli. Kimse önünü göremiyor.
"Koronavirüs salgınında hapishanelerde toplu ölümlerin olabileceğine ve siyasi suçluların derhal tahliye edilmesi gerektiğine" dair Birleşmiş Milletler'in ikazları duymazdan geliniyor.
Erdoğan “gemisini, dolayısıyla mürettebat ve yolcularını kurtaran kaptan” olmak yerine gemiyi ilk terk eden kaptan olmayı tercih etti. Sarayına çekildi, vatandaşı salgın ve krizin ortasında yapayalnız bıraktı.
Kaptanın ehil olup olmadığı durgun denizde değil, fırtınanın ortasında belli olur.
[Turhan Bozkurt] 31.3.2020 [Samanyolu Haber]
İşler yolundayken, gökten adeta dolar yağıyorken har vurup harman savuran hükûmet kış ortasında, Koronavirüs salgınında vatandaşa IBAN numarası yolluyor.
İşsiz, aç bîilaç milyonlarca insana bundan daha soğuk kamera şakası yapılamazdı.
Vergileri ile ayakta tuttuğu devletini en zor gününde yanında görmek istemek vatandaşın en tabii hakkı değil mi?
KİMİN PARASI İLE KİME BAĞIŞTA BULUNUYORSUNUZ?
Sosyal medyada #ZırnıkYok etiketi ile paylaşılan mesajlarda öfke sebepsiz değil. Yardım bekleyen halk derin bir hayal kırıklığına uğradı.
Güya ne kadar cömert ve samimi olduklarını göstermek için halkın vergileri ile ödenen maaşlarından bağışta bulunuyorlar.
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) lideri ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bağış kampanyasını ilan ettiği bin küsur odalı Saray’ın masrafları alt alta yazılsa senelik 1 milyar lirayı geçiyor.
Personel gideri, maaşlar ve demirbaş alımları listeye dâhil değil.
<iframe width="560" height="315" src="https://www.youtube.com/embed/U6K4kxmwVZQ" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe>
LÜKS HARCAMALARA GELİNCE PARA BOL!
Geçen sene Almanya’dan biri 20 milyon TL olan 5 zırhlı Mercedes limuzin daha getirilmişti.
Hediyesine (!) 500 milyon dolar (3,3 milyar TL) ödeyerek Katar’dan alınan uçan Saray Boeing 747-8 uçağının tefrişatına 80 milyon TL harcanmıştı. Saray filosundaki uçak ve helikopter sayısı 20’yi geçti.
Dünyanın en büyük 4’üncü ekonomisi Almanya’nın başbakanı Angela Merkel de ikide bir arıza yapan uçakla seyahat ediyor. Hatta uçağı yine arıza yapınca Kanada’daki G20 liderler zirvesine tarifeli uçakla yetişiyor.
Berlin’de kirasını kendisinin ödediği mütevazı bir apartman dairesinde ikamet eden Merkel, market alışverişini bizzat kendisi yapıyor. Otomobilin kalbi Almanya’da 2017 model AUDI’ye biniyor.
45 BİN LİRALIK ALTIN VARAKLI KALORİFER PETEĞİ
İsrafın “İtibardan tasarruf olunmaz” hokkabazlığı ile halka yutturulduğu günden beri parti müftüleri, “Devletin malı deniz, yemeyen keriz” fetvası vermeye devam ediyor.
Sanki çok elzemmiş gibi Kanal İstanbul ihalesi yapılıyor.
Halk ekmek derdindeyken Hazine Bakanı Berat Albyarak 45 bin liralık altın varakla süslenmiş döküm kalorifer peteklerinin önünde içi boş ekonomi paketleri açıklıyor.
Hatay’da “Evde kal diyorsunuz. Nasıl evde kalalım baba! Ben zengin değilim, TIR şoförüyüm. Çalışmazsam eve ekmek götüremem.” diyen Malik Yılmaz talimatla gözaltına alınıyor. Yetmedi işten atılıyor.
Emek, alın teri, hak, hukuk, adalet ayaklar altında, bugünler için ayrılmış kefen parasını (ihtiyat akçesi) inşaat çukuruna gömenler el üstünde.
ERDOĞAN DEVLETİN İFLAS ETTİĞİNİ İLAN ETTİ
Erdoğan’ın 30 Mart’ta açıkladığı yardım kampanyası Türkiye’nin resmi iflasının ilanıdır.
Almanya Başbakanı Angela Merkel, “Tek bir vatandaşımızı aç ve açıkta bırakmayacağız. Bu zor günleri hep birlikte aşacağız.” dedi.
Amerika her yetişkine 1.000 dolarlık, çocuklara 500 dolarlık çek dağıtırken, Kanada Başbakanı Justin Trudeau, “Siz sağlınızı düşünün, parayı dert etmeyin. Sizin için 85 milyar dolar ayırdık ki bu gelirimizin sadece yüzde 3’ü. Para bizim işimiz.” sözleri ile insanların yüreğine su serpti.
Ortalama emekli aylığının 1.750 TL, asgari ücretin 2 bin 324 TL olduğu Türkiye’de ise hükûmet halktan para isteyebildi! Merkel ve diğer liderler, “IBAN’ını yolla, para hesabında!” mesajı verirken; Erdoğan, “IBAN’ı yolladım, acele para yolla!” dedi.
Bir ay önce ücretsiz izne gönderilen milyonlarca kişi de tıpkı işsiz 7 milyon kişi gibi kirayı, faturaları nasıl ödeyeceğini, gıda ihtiyacını nasıl karşılayacağını düşünürken AKP hükûmeti yardım için kapıyı çalıyor.
Krizin sebep olduğu artçı sarsıntılar nisan ve mayısta daha şiddetli hâle gelecek. Elde avuçta olanlarla, borç-harç mart ayı çıkarıldı. Bundan sonra nasıl geçinecek insanlar?
VATANDAŞ TUTUNACAK BİR DAL ARIYOR
Üretim çöktü. “Hizmetler” dediğimiz turizm, yiyecek-içecek, perakende, havacılık, lojistik, sigorta, inşaat ve emlak gibi sektörlerde yaprak kıpırdamıyor.
Çarklar ani frenle durdu. İşveren de işçi de endişeli. Kimse önünü göremiyor.
"Koronavirüs salgınında hapishanelerde toplu ölümlerin olabileceğine ve siyasi suçluların derhal tahliye edilmesi gerektiğine" dair Birleşmiş Milletler'in ikazları duymazdan geliniyor.
Erdoğan “gemisini, dolayısıyla mürettebat ve yolcularını kurtaran kaptan” olmak yerine gemiyi ilk terk eden kaptan olmayı tercih etti. Sarayına çekildi, vatandaşı salgın ve krizin ortasında yapayalnız bıraktı.
Kaptanın ehil olup olmadığı durgun denizde değil, fırtınanın ortasında belli olur.
[Turhan Bozkurt] 31.3.2020 [Samanyolu Haber]
İnfaz teklifi Meclis’e sunuldu; düşünce suçluları kapsam dışı
AKP ve MHP’nin hazırladığı infaz indirimi teklifi Meclis’e sunuldu. Teklifte adli suçları işleyenler infaz indiriminden faydalanırken terör suçları kapsam dışı bırakıldı. İnfaz süresi 3’te 2’den yarı oranına indiriliyor. Denetimli serbestlik süresi 3 yıla çıkarılıyor.
BOLD – Açık cezaevinde kalanlar 2 aylığına ev hapsine çıkarılacak. Denetimli serbestlik süresi adli suçlarda 3 yıla çıkarıldı.
Değişiklikten 90 bin hükümlünün yararlanacağını söyleyen AKP Grup Başkanvekili Cahit Özkan, “Terör suçları özellikle hiçbir ayrım gözetilmeksizin bu ayrım dışına alınmıştır” dedi. Özkan, düzenlemeyle 65 yaşını dolduranların, 0-6 yaş çocuğu bulunan kadınların, kendisine bakamayacak durumda olan hastaların konutta infazının mümkün hale getirildiğini söylerken, 65 yaş ve çocuklu kadınlarla ilgili düzenlemeden istisna olan suçların kapsam dışında olacağını belirtti. Özkan, teklifin Adalet Komisyonunda görüşülmesinin ardından haftaya salı günü TBMM Genel Kurulunda görüşülebileceğini belirtti.
Özkan’ın açıklamlarından satır başları şöyle:
“İnfaz düzenlemesinde çalışmalarımızı tamamladık. İnfaz düzenlemesini Meclis Başkanlığı’na sevk ettik. Bu süreç devam ederken, diğer siyasi partilere ziyaretler gerçekleştirdik. Teklif ve önerilerini de aldık. İnfaz hukukunun temel prensiplerini göz önünde bulundurduk. 11 farklı kanunda değişiklik içeren 70 maddelik kanun teklifimizi hazırladık.
İNFAZ ORANI YARIYA İNDİRİLDİ
Cinsel şiddet, uyuşturucu, kadına şiddet, cinayet, terör suçları bunların dışına çıkarılmıştır. Terör suçları özellikle hiçbir ayrım gözetilmeksizin bu ayrım dışına alınmıştır. Covid-19’la birlikte cezaevi boyutlarıyla bir takım tedbirler alınması ortaya çıkmıştır. Kalıcı infaz oranı 1/2 olarak düzenlenmiştir. Denetimli serbestlikte cezasızlık algısını ortadan kaldırmayı hedefliyoruz. Yapanın yaptığının yanında kaldığı algıyı ortadan kaldırıyoruz. Denetimli serbestlikte, hükmü olunan ceza ile orantılı ceza öngörülmektedir. Tefecilik suçunun cezasını artırmayı hedefliyoruz.
ADLİ SUÇLARDA DENETİMLİ SERBESTLİK 1 YILDAN 3 YILA ÇIKARILDI
1 Temmuz 2016’dan önce işlenen 2 yıllık denetimli serbestlik süresini 3 yıla çıkarıyoruz. 30 Mart 2020 tarihine çekiyoruz. Diğer düzenlemelerde, iyi hal incelemesi… İyi hal ile ilgili otomatik bir geçiş vardır. Getirilen bu düzenleme ile iyi hal otomatik sistemden çıkarılarak oluşturulan gözlem ve idare komisyonuna bırakılmıştır. Sadece cezaevinin içinde yapılan hatalar ve yanlışlarla ilgili değil, hastane ve adliyedeki durumları da dikkate alınacaktır.
EV HAPSİ
Kadınlar, çocuklar ve hastalar için de düzenlemeler öngörüyoruz. 65 yaşını dolduran, 0-6 yaş çocuğu bulunan kadınlar, kendisine bakamayacak durumda olan hastaların konutta infazını mümkün hale getiriyoruz. İnfaz hakimliğini getiriyoruz. Denetimli serbestlik, iyi hal infaz hakimliğine bırakılıyor. Pandemiyle ilgili, açık cezaevine gelmiş cezası infaz edilen hükümlülerle ilgili cezalarının konutta çekmesinin önü açılıyor. Bunun Adalet Bakanı’yla 2 kez uzatılmasını öngörüyoruz. 2 aylık süreyi öngörüyoruz. Bu sürenin zaruret teşkil etmesiyle 2 kez uzatılmasını mümkün hale getiriyoruz.
90 BİN KİŞİ YARARLANIYOR
Şu anda yaklaşık 45 bin kişi yararlanıyor. Ayrıca, salgın hastalık nedeniyle açık cezaevinden konutta cezaya geçecek olanlarla bu sayı yaklaşık 90 bine ulaşıyor. Teklifimizi sunduk, Adalet Komisyonu Başkanı’na gelecek ve çağrı yapılacak. Perşembe günü Adalet Komisyonu toplanarak bunu görüşmeye başlayacak. Gelecek hafta başı itibariyle Genel Kurul’da görüşmelere başlamış olacağız. Covid-19’la ilgili salgın tehdidi olduğu için bu hususta siyasi yaklaşımlardan ziyade bilim kurulunun çalışmalarına bağlı olacak. Bu tehdit devam ettiği müddetçe Adalet Bakanı’mız bilim kurulunun risk analizi çerçevesinde bu kararı verecektir.
AÇIK CEZAEVİNDE KALANLAR 2 AY İZİNLİ SAYILACAK
Bu geçici düzenleme bir izin düzenlemesidir. Şu anda açık cezaevinde hükmü infaz edilen hükümlülerin kurumsal infazı ve izinleri söz konusu. Bu düzenlemeyle açık cezaevinde var olan izinin kapsamını genişletiyoruz. Bu 2 ayda açık cezaevinde kalanlar izinli sayılacaklar. Adalet Bakanı’nın kararıyla 2 kez uzatılması da mümkün olacak. 65 yaşını bitirmiş olanlarla ilgili zaten 6 aylık bu süreyi 1 yıla çıkarıyoruz. 70 yaşını geçenlerle ilgili 1 yıldı, 2 yıla çıkarıyoruz. Ayrıca 0-6 yaş grubu çocuğu olan hükümlülerin konutta infazını mümkün hale getiriyoruz. Yaşlı hastalarla ilgili kendilerine bakamayacak kadar hasta olanlar bu yasa kapsamında yararlanabiliyorlar. İstisna olan suçlar kapsam dışında olacak.
CEZA İNDİRİMİ SÖZ KONUSU DEĞİL
Şu anda açık cezaevinde hükmü infaz edilmekte olan hükümlüler arasında her türlü suç var. Bunların izin hakları şu anda da var. Belirli dönemlerde izinlerini kullanabiliyorlar. Diyoruz ki Covid sebebiyle bu hükümler 2 ay dışarıda infaz edilecek. İnfaz düzenlemesi hükmün kesinleştiği andan itibaren cezaevleri ve denetimli serbestlik ve şartlı salıverilme dönemlerini kapsayan bir düzenlemedir. Ceza indirimi söz konusu değil. Ceza infaz sisteminin değişik aşamalarında düzenleme yapıyoruz. Hükümlü hukuka aykırı suç teşkil eden bir eylemde bulunursa bütün ceza kanununda belirtilen hükmü yatmak üzere cezaevine geri döneceklerdir.”
[BoldMedya] 31.3.2020
BOLD – Açık cezaevinde kalanlar 2 aylığına ev hapsine çıkarılacak. Denetimli serbestlik süresi adli suçlarda 3 yıla çıkarıldı.
Değişiklikten 90 bin hükümlünün yararlanacağını söyleyen AKP Grup Başkanvekili Cahit Özkan, “Terör suçları özellikle hiçbir ayrım gözetilmeksizin bu ayrım dışına alınmıştır” dedi. Özkan, düzenlemeyle 65 yaşını dolduranların, 0-6 yaş çocuğu bulunan kadınların, kendisine bakamayacak durumda olan hastaların konutta infazının mümkün hale getirildiğini söylerken, 65 yaş ve çocuklu kadınlarla ilgili düzenlemeden istisna olan suçların kapsam dışında olacağını belirtti. Özkan, teklifin Adalet Komisyonunda görüşülmesinin ardından haftaya salı günü TBMM Genel Kurulunda görüşülebileceğini belirtti.
Özkan’ın açıklamlarından satır başları şöyle:
“İnfaz düzenlemesinde çalışmalarımızı tamamladık. İnfaz düzenlemesini Meclis Başkanlığı’na sevk ettik. Bu süreç devam ederken, diğer siyasi partilere ziyaretler gerçekleştirdik. Teklif ve önerilerini de aldık. İnfaz hukukunun temel prensiplerini göz önünde bulundurduk. 11 farklı kanunda değişiklik içeren 70 maddelik kanun teklifimizi hazırladık.
İNFAZ ORANI YARIYA İNDİRİLDİ
Cinsel şiddet, uyuşturucu, kadına şiddet, cinayet, terör suçları bunların dışına çıkarılmıştır. Terör suçları özellikle hiçbir ayrım gözetilmeksizin bu ayrım dışına alınmıştır. Covid-19’la birlikte cezaevi boyutlarıyla bir takım tedbirler alınması ortaya çıkmıştır. Kalıcı infaz oranı 1/2 olarak düzenlenmiştir. Denetimli serbestlikte cezasızlık algısını ortadan kaldırmayı hedefliyoruz. Yapanın yaptığının yanında kaldığı algıyı ortadan kaldırıyoruz. Denetimli serbestlikte, hükmü olunan ceza ile orantılı ceza öngörülmektedir. Tefecilik suçunun cezasını artırmayı hedefliyoruz.
ADLİ SUÇLARDA DENETİMLİ SERBESTLİK 1 YILDAN 3 YILA ÇIKARILDI
1 Temmuz 2016’dan önce işlenen 2 yıllık denetimli serbestlik süresini 3 yıla çıkarıyoruz. 30 Mart 2020 tarihine çekiyoruz. Diğer düzenlemelerde, iyi hal incelemesi… İyi hal ile ilgili otomatik bir geçiş vardır. Getirilen bu düzenleme ile iyi hal otomatik sistemden çıkarılarak oluşturulan gözlem ve idare komisyonuna bırakılmıştır. Sadece cezaevinin içinde yapılan hatalar ve yanlışlarla ilgili değil, hastane ve adliyedeki durumları da dikkate alınacaktır.
EV HAPSİ
Kadınlar, çocuklar ve hastalar için de düzenlemeler öngörüyoruz. 65 yaşını dolduran, 0-6 yaş çocuğu bulunan kadınlar, kendisine bakamayacak durumda olan hastaların konutta infazını mümkün hale getiriyoruz. İnfaz hakimliğini getiriyoruz. Denetimli serbestlik, iyi hal infaz hakimliğine bırakılıyor. Pandemiyle ilgili, açık cezaevine gelmiş cezası infaz edilen hükümlülerle ilgili cezalarının konutta çekmesinin önü açılıyor. Bunun Adalet Bakanı’yla 2 kez uzatılmasını öngörüyoruz. 2 aylık süreyi öngörüyoruz. Bu sürenin zaruret teşkil etmesiyle 2 kez uzatılmasını mümkün hale getiriyoruz.
90 BİN KİŞİ YARARLANIYOR
Şu anda yaklaşık 45 bin kişi yararlanıyor. Ayrıca, salgın hastalık nedeniyle açık cezaevinden konutta cezaya geçecek olanlarla bu sayı yaklaşık 90 bine ulaşıyor. Teklifimizi sunduk, Adalet Komisyonu Başkanı’na gelecek ve çağrı yapılacak. Perşembe günü Adalet Komisyonu toplanarak bunu görüşmeye başlayacak. Gelecek hafta başı itibariyle Genel Kurul’da görüşmelere başlamış olacağız. Covid-19’la ilgili salgın tehdidi olduğu için bu hususta siyasi yaklaşımlardan ziyade bilim kurulunun çalışmalarına bağlı olacak. Bu tehdit devam ettiği müddetçe Adalet Bakanı’mız bilim kurulunun risk analizi çerçevesinde bu kararı verecektir.
AÇIK CEZAEVİNDE KALANLAR 2 AY İZİNLİ SAYILACAK
Bu geçici düzenleme bir izin düzenlemesidir. Şu anda açık cezaevinde hükmü infaz edilen hükümlülerin kurumsal infazı ve izinleri söz konusu. Bu düzenlemeyle açık cezaevinde var olan izinin kapsamını genişletiyoruz. Bu 2 ayda açık cezaevinde kalanlar izinli sayılacaklar. Adalet Bakanı’nın kararıyla 2 kez uzatılması da mümkün olacak. 65 yaşını bitirmiş olanlarla ilgili zaten 6 aylık bu süreyi 1 yıla çıkarıyoruz. 70 yaşını geçenlerle ilgili 1 yıldı, 2 yıla çıkarıyoruz. Ayrıca 0-6 yaş grubu çocuğu olan hükümlülerin konutta infazını mümkün hale getiriyoruz. Yaşlı hastalarla ilgili kendilerine bakamayacak kadar hasta olanlar bu yasa kapsamında yararlanabiliyorlar. İstisna olan suçlar kapsam dışında olacak.
CEZA İNDİRİMİ SÖZ KONUSU DEĞİL
Şu anda açık cezaevinde hükmü infaz edilmekte olan hükümlüler arasında her türlü suç var. Bunların izin hakları şu anda da var. Belirli dönemlerde izinlerini kullanabiliyorlar. Diyoruz ki Covid sebebiyle bu hükümler 2 ay dışarıda infaz edilecek. İnfaz düzenlemesi hükmün kesinleştiği andan itibaren cezaevleri ve denetimli serbestlik ve şartlı salıverilme dönemlerini kapsayan bir düzenlemedir. Ceza indirimi söz konusu değil. Ceza infaz sisteminin değişik aşamalarında düzenleme yapıyoruz. Hükümlü hukuka aykırı suç teşkil eden bir eylemde bulunursa bütün ceza kanununda belirtilen hükmü yatmak üzere cezaevine geri döneceklerdir.”
[BoldMedya] 31.3.2020
‘İsyan ediyorum artık, sokağa çıkma yasağı ilan edilmelidir’
İBB Başkanı İmamoğlu: "13 Mart’tan itibaren sokağa çıkma kısıtlılığının getirilmesi gerçeğini dile getirdim. 8-10 gündür de bizzat 'Sokağa çıkma yasağı ilan edilmelidir. Pazartesi günü, 1 milyon 124 bin 178 kişi toplu taşıma ile yolculuk yaptı’ diyorum."
KRONOS -31 Mart 2020
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’yı kastederek “Tek başına o kararı alabilse, ben eminim ki bugün sokağa çıkar, ‘Sokağa çıkma yasağı ilan ettim’ der bir hekim gözüyle” dedi.
Ekrem İmamoğlu, gazeteci Ayşenur Arslan’ın Halk TV’de canlı yayınlanan “Medya Mahallesi” programına katıldı. İmamoğlu, Arslan’ın “İstanbul’un halini anlatın bize…” demesi üzerine şunları söyledi:
’40 GÜNDÜR SÜRECİN İÇİNDEYİZ’
“Yaklaşık 40 günlük sürecin içindeyiz İstanbul’da aslında. Bu salgının pandemi olarak duyurulmasından sonra, Şubat sonuna doğru, insanların koronayı anlaması, alınması gereken tedbirler, daha sonra bizim normalde yaptığımız dezenfekte işleminin ötesinde bir dezenfeksiyona başlamamız, şehrin her noktasına bunu yaymamız derken aslında 40 gündür sürecin içindeyiz. Sürekli şu çağrıyı yaptık: Beraber olmalıyız. Çünkü krizlerin bir çözüm modeli vardır. Krizleri, toplum ancak şöyle çözebilir: Uzlaşmak zorundasınız, bir araya gelmek durumundasınız ve tek akılla süreci yönetmeye dair kararlar almak durumundasınız. İstanbul’da, -1 ay üzerine- geçen hafta cumartesi günü ilk toplantımızı yapabildik; inanabiliyor musunuz? Sayın Vali’mizin bizi davetiyle, İl İdare Kurulu’nun toplantısına katıldım sabahleyin. Öğleden sonra da Pandemi Kurulu’nun toplantısına katılabildim. Halbuki ben, bu çağrımı defalarca yaptım. Burada ne hikmetse, bir araya gelme konusunda sorunlar yaşadık. Biz, bir araya gelelim diye seçildik ya da göreve atananlar var vesaire. Ama işte Türkiye’de bu, başka duygularla yönetilmeye başlandığı an sıkıntılar başlıyor.”
‘PANDEMİNİN TÜRKİYE’DEKİ MERKEZİ İSTANBUL’
Şu an, pandeminin Türkiye’deki merkezi İstanbul. Vakaların da ne yazık ki ölümlerin de -Allah rahmet eylesin bütün kayıplarımıza- merkezi İstanbul. Bütün rakamları il il bilme şansına sahip değilim. Bu konuda Sağlık Bakanlığı mesul ve tek açıklamayı Sağlık Bakanlığı yapıyor. Rakamları bakanlığın açıklamasını anormal karşılamıyorum. Bu tür süreçlerde, tek elden bilgi paylaşımını doğru buluyorum. Ancak, benim tespitin başka bir yönde. İstanbul, bu işin merkezi. Dolayısıyla, İstanbul’un merkez olduğu bir konuda, İBB’nin daimi bir masa üyesi gibi, her an konuşulan, tartışılan… Çünkü, en büyük lojistik güce sahibiz. 85 bin çalışanımız var. Bugün valiliğin de başka kurumların da sahadaki faaliyetlerine yine en büyük desteği veren biziz; araçlarıyla, insan kaynağıyla. Vermeye de devam edeceğiz. Sorumluluğumuz bu. Yapmak zorundayız. Bütün bunları niye anlatıyorum? Uzlaşmak ve bir araya gelip krizi yönetebilme becerisi, sürecin daha hızlı çözümüne sebep olur.
‘PAZAR GÜNÜ TEŞEKKÜR ETTİK AMA PAZARTESİ’
13 Mart’tan beri, sokağa çıkma kısıtlılığının getirilmesi gerçeğini dile getirdim. İlk söylemimde sokağa çıkma yasağı demedim ama ona yakın bir şey ifade ettim. 8-10 gündür de bizzat, ‘Sokağa çıkma yasağı ilan edilmelidir’ diyorum. Niçin diyoruz? Kısa bir örnek vereyim. Pazar günü, Valimiz, İstanbullu hemşehrilerimize teşekkür etti; ki ben de teşekkür ederek, kendisini de ekleyerek, paylaşımda bulundum. Gerçekten pazar günü görüntüler, İstanbul’un çok az bir yolculuk sayısıyla sahada olduğunu gösteriyordu. Ama pazartesi günü yanıldığımızı gördüm. 464 bin yolculuk tespit ettik toplu taşımada pazar günü. Bireysel araç sayısı da çok azdı pazar günkü görüntülerde. Pazartesi günü, 1 milyon 124 bin 178 yolculuk! Tam 3 katı. Ayrıca öyle yoğun bir araç trafiği vardı ki; E-5’te, TEM’de. Israrla şunu söylüyorum: Bari, tek İstanbul’da sokağa çıkma yasağı ilan edilmeli.
‘BİZ NELERLE UĞRAŞIYORUZ?’
Dün, beni Lizbon Belediye Başkanı aradı; ‘Siz ne yapıyorsunuz, biz ne yapıyoruz’ gibilerinden. Lizbon de Portekiz’in en önemli kenti. Ülkesinin Başbakanı ve katılımcı bakanlarla alınacak önlemler konusunda toplantı yaptıklarını söyledi. Masaya bakıyorum ben; Başbakan, bakanlar ve Lizbon Belediye Başkanı. Biz, ‘Bu kararları alalım’ derken, ısrarcı olduğumuz noktada şunu söylüyoruz: Pandemi, bize diyor ki; ‘Ben, bulaşıcıyım kardeşim!’ Evet, bunun ekonomik bedelleri var; evet, bunun üretimle ilgili bedelleri var. Bunları çözeceğiz. Bunları hükümetimiz, ekonomik tedbirleriyle çözecek. Şu dönem, -bütün veriler onu gösteriyor- önümüzdeki 2-3 haftalık dönem, çok kritik bir dönem. Dün, bizde vaka sayısı bin küsur. Moskova’da toplam vaka sayısı bin küsur iken, Moskova sokağa çıkma yasağı ilan etti. Nüfusu, banliyöleriyle birlikte İstanbul kadar olan bir kent. Sokağa çıkma yasağı… Biz, neyle uğraşıyoruz? Ben, isyan ediyorum; biz neyle uğraşıyoruz? Gündemlere bakalım: ‘O ne dedi, bu ne dedi.’ Trolle uğraş, bilmem neyle uğraş! Veya siyasi zeminde bu süreci tartışma çabası içinde olan insanlarla uğraşıyoruz. Kardeşim; tespit yapacaksınız, tedbir alacaksınız, mücadele edeceksiniz, başarı elde edeceksiniz. Bugünün ruhu, bunu gerektiriyor. İstanbul’un durumu bu.
‘İSTANBUL’DA 1 MİLYON 100 BİN TOPLU TAŞIMA YOLCULUĞU, E-5’DE TRAFİK VAR’
Büyük bir seferberliktir. İstanbul’da, acilen sokağa çıkma yasağı ilan edilmelidir. İstanbul’la ilgili ben, 1 milyon 100 bin toplu taşıma yolculuğu, E-5’in, yolların özel trafikle dolu olduğu bir dönemin yaşanmasını istemiyorum. Bedellerini, ekonomik tedbirlerini konuşuruz ama bugünün de manşeti, dün gibi, biz, sokağa çıkma yasağının İstanbul’da uygulanması gerektiğini düşünüyoruz. Sağlık Bakanı’nın mücadelesini de görüyorum. Başarılı olmasını çok istiyorum. Kendileriyle de telefonda görüştüm. Önerilerimi, kendilerine yazılı ilettim, ilemeye de bu hafta devam edeceğim. Bu manada Sağlık Bakanı, kritik bir şey söyledi. ‘Kendi karantinanızı uygulayın. Kendinize sokağa çıkma yasağı ilan edin’ anlamında konuşmaları oldu. Aslında, Sağlık Bakanı da aynı mesajı verdiği noktada. Veriyor yani. Net söylüyor. Ne desin? Bakan, daha ne diyebilir? Tek başına o kararı alabilse, ben eminim ki bugün sokağa çıkar, ‘Sokağa çıkma yasağı ilan ettim’ der bir hekim gözüyle. İBB’nin de bilim kurulu var. Onları da dinliyorum. Pandemi Kurulu’na ilk defa davet edildim İstanbul’da. Büyük oranda hekimler vardı. İl Sağlık Müdürü oradaydı. Hepsinin, bu vahim tablodaki -elbette çok büyük mücadele ediyoruz, onları da anlattılar- söylediği tek şey; karantinayla olacağı. Sürecin sokağa çıkma yasağıyla olabileceği konusunda net manzara. Vahameti anlatıyorlar, çıkışı görüyorlar. Ben de bilimin bana anlattıklarını anlatıyorum.”
[Kronos.News] 31.3.2020
KRONOS -31 Mart 2020
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’yı kastederek “Tek başına o kararı alabilse, ben eminim ki bugün sokağa çıkar, ‘Sokağa çıkma yasağı ilan ettim’ der bir hekim gözüyle” dedi.
Ekrem İmamoğlu, gazeteci Ayşenur Arslan’ın Halk TV’de canlı yayınlanan “Medya Mahallesi” programına katıldı. İmamoğlu, Arslan’ın “İstanbul’un halini anlatın bize…” demesi üzerine şunları söyledi:
’40 GÜNDÜR SÜRECİN İÇİNDEYİZ’
“Yaklaşık 40 günlük sürecin içindeyiz İstanbul’da aslında. Bu salgının pandemi olarak duyurulmasından sonra, Şubat sonuna doğru, insanların koronayı anlaması, alınması gereken tedbirler, daha sonra bizim normalde yaptığımız dezenfekte işleminin ötesinde bir dezenfeksiyona başlamamız, şehrin her noktasına bunu yaymamız derken aslında 40 gündür sürecin içindeyiz. Sürekli şu çağrıyı yaptık: Beraber olmalıyız. Çünkü krizlerin bir çözüm modeli vardır. Krizleri, toplum ancak şöyle çözebilir: Uzlaşmak zorundasınız, bir araya gelmek durumundasınız ve tek akılla süreci yönetmeye dair kararlar almak durumundasınız. İstanbul’da, -1 ay üzerine- geçen hafta cumartesi günü ilk toplantımızı yapabildik; inanabiliyor musunuz? Sayın Vali’mizin bizi davetiyle, İl İdare Kurulu’nun toplantısına katıldım sabahleyin. Öğleden sonra da Pandemi Kurulu’nun toplantısına katılabildim. Halbuki ben, bu çağrımı defalarca yaptım. Burada ne hikmetse, bir araya gelme konusunda sorunlar yaşadık. Biz, bir araya gelelim diye seçildik ya da göreve atananlar var vesaire. Ama işte Türkiye’de bu, başka duygularla yönetilmeye başlandığı an sıkıntılar başlıyor.”
‘PANDEMİNİN TÜRKİYE’DEKİ MERKEZİ İSTANBUL’
Şu an, pandeminin Türkiye’deki merkezi İstanbul. Vakaların da ne yazık ki ölümlerin de -Allah rahmet eylesin bütün kayıplarımıza- merkezi İstanbul. Bütün rakamları il il bilme şansına sahip değilim. Bu konuda Sağlık Bakanlığı mesul ve tek açıklamayı Sağlık Bakanlığı yapıyor. Rakamları bakanlığın açıklamasını anormal karşılamıyorum. Bu tür süreçlerde, tek elden bilgi paylaşımını doğru buluyorum. Ancak, benim tespitin başka bir yönde. İstanbul, bu işin merkezi. Dolayısıyla, İstanbul’un merkez olduğu bir konuda, İBB’nin daimi bir masa üyesi gibi, her an konuşulan, tartışılan… Çünkü, en büyük lojistik güce sahibiz. 85 bin çalışanımız var. Bugün valiliğin de başka kurumların da sahadaki faaliyetlerine yine en büyük desteği veren biziz; araçlarıyla, insan kaynağıyla. Vermeye de devam edeceğiz. Sorumluluğumuz bu. Yapmak zorundayız. Bütün bunları niye anlatıyorum? Uzlaşmak ve bir araya gelip krizi yönetebilme becerisi, sürecin daha hızlı çözümüne sebep olur.
‘PAZAR GÜNÜ TEŞEKKÜR ETTİK AMA PAZARTESİ’
13 Mart’tan beri, sokağa çıkma kısıtlılığının getirilmesi gerçeğini dile getirdim. İlk söylemimde sokağa çıkma yasağı demedim ama ona yakın bir şey ifade ettim. 8-10 gündür de bizzat, ‘Sokağa çıkma yasağı ilan edilmelidir’ diyorum. Niçin diyoruz? Kısa bir örnek vereyim. Pazar günü, Valimiz, İstanbullu hemşehrilerimize teşekkür etti; ki ben de teşekkür ederek, kendisini de ekleyerek, paylaşımda bulundum. Gerçekten pazar günü görüntüler, İstanbul’un çok az bir yolculuk sayısıyla sahada olduğunu gösteriyordu. Ama pazartesi günü yanıldığımızı gördüm. 464 bin yolculuk tespit ettik toplu taşımada pazar günü. Bireysel araç sayısı da çok azdı pazar günkü görüntülerde. Pazartesi günü, 1 milyon 124 bin 178 yolculuk! Tam 3 katı. Ayrıca öyle yoğun bir araç trafiği vardı ki; E-5’te, TEM’de. Israrla şunu söylüyorum: Bari, tek İstanbul’da sokağa çıkma yasağı ilan edilmeli.
‘BİZ NELERLE UĞRAŞIYORUZ?’
Dün, beni Lizbon Belediye Başkanı aradı; ‘Siz ne yapıyorsunuz, biz ne yapıyoruz’ gibilerinden. Lizbon de Portekiz’in en önemli kenti. Ülkesinin Başbakanı ve katılımcı bakanlarla alınacak önlemler konusunda toplantı yaptıklarını söyledi. Masaya bakıyorum ben; Başbakan, bakanlar ve Lizbon Belediye Başkanı. Biz, ‘Bu kararları alalım’ derken, ısrarcı olduğumuz noktada şunu söylüyoruz: Pandemi, bize diyor ki; ‘Ben, bulaşıcıyım kardeşim!’ Evet, bunun ekonomik bedelleri var; evet, bunun üretimle ilgili bedelleri var. Bunları çözeceğiz. Bunları hükümetimiz, ekonomik tedbirleriyle çözecek. Şu dönem, -bütün veriler onu gösteriyor- önümüzdeki 2-3 haftalık dönem, çok kritik bir dönem. Dün, bizde vaka sayısı bin küsur. Moskova’da toplam vaka sayısı bin küsur iken, Moskova sokağa çıkma yasağı ilan etti. Nüfusu, banliyöleriyle birlikte İstanbul kadar olan bir kent. Sokağa çıkma yasağı… Biz, neyle uğraşıyoruz? Ben, isyan ediyorum; biz neyle uğraşıyoruz? Gündemlere bakalım: ‘O ne dedi, bu ne dedi.’ Trolle uğraş, bilmem neyle uğraş! Veya siyasi zeminde bu süreci tartışma çabası içinde olan insanlarla uğraşıyoruz. Kardeşim; tespit yapacaksınız, tedbir alacaksınız, mücadele edeceksiniz, başarı elde edeceksiniz. Bugünün ruhu, bunu gerektiriyor. İstanbul’un durumu bu.
‘İSTANBUL’DA 1 MİLYON 100 BİN TOPLU TAŞIMA YOLCULUĞU, E-5’DE TRAFİK VAR’
Büyük bir seferberliktir. İstanbul’da, acilen sokağa çıkma yasağı ilan edilmelidir. İstanbul’la ilgili ben, 1 milyon 100 bin toplu taşıma yolculuğu, E-5’in, yolların özel trafikle dolu olduğu bir dönemin yaşanmasını istemiyorum. Bedellerini, ekonomik tedbirlerini konuşuruz ama bugünün de manşeti, dün gibi, biz, sokağa çıkma yasağının İstanbul’da uygulanması gerektiğini düşünüyoruz. Sağlık Bakanı’nın mücadelesini de görüyorum. Başarılı olmasını çok istiyorum. Kendileriyle de telefonda görüştüm. Önerilerimi, kendilerine yazılı ilettim, ilemeye de bu hafta devam edeceğim. Bu manada Sağlık Bakanı, kritik bir şey söyledi. ‘Kendi karantinanızı uygulayın. Kendinize sokağa çıkma yasağı ilan edin’ anlamında konuşmaları oldu. Aslında, Sağlık Bakanı da aynı mesajı verdiği noktada. Veriyor yani. Net söylüyor. Ne desin? Bakan, daha ne diyebilir? Tek başına o kararı alabilse, ben eminim ki bugün sokağa çıkar, ‘Sokağa çıkma yasağı ilan ettim’ der bir hekim gözüyle. İBB’nin de bilim kurulu var. Onları da dinliyorum. Pandemi Kurulu’na ilk defa davet edildim İstanbul’da. Büyük oranda hekimler vardı. İl Sağlık Müdürü oradaydı. Hepsinin, bu vahim tablodaki -elbette çok büyük mücadele ediyoruz, onları da anlattılar- söylediği tek şey; karantinayla olacağı. Sürecin sokağa çıkma yasağıyla olabileceği konusunda net manzara. Vahameti anlatıyorlar, çıkışı görüyorlar. Ben de bilimin bana anlattıklarını anlatıyorum.”
[Kronos.News] 31.3.2020
TGS: Hemen her gün, bir meslektaşımızın testi pozitif çıkıyor
Pandemiye karşı alınan önlemlerin yetersiz kaldığı mesleklerden birinin gazetecilik olduğunu belirten Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), “Hemen her gün korona testi pozitif çıkan bir meslektaşımızın haberini alıyoruz” dedi. İşverenlerin, çalışanlarının sağlığını korumakla yükümlü olduğunu hatırlattı.
KRONOS -31 Mart 2020
Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), tüm dünyada 30 binden fazla kişinin ölümüyle sonuçlanan koronavirüs (Covid-19) salgınına karşı alınan tedbirlere ilişkin açıklama yaptı.
‘REYTİNG UĞRUNA GAZETECİLERİ TEHLİKEYE ATMA HAKKINIZ YOK’
“Ekranlara doktor çıkartmak için yarışan televizyon kanalları acaba çalışanlarını yeteri kadar düşünüyor mu?” diye soran TGS, reyting ve reklam geliri uğruna kimsenin gazetecileri tehlikeye atma hakkının olmadığının altını çizdi.
‘VİRÜSLE MÜCADELE MAALESEF İŞÇİLERİ KAPSAMIYOR’
Medya patronlarına “Konuklar kanallara telekonferans araçları ile uzaktan bağlanmalı, sokak röportajlarına çıkılmamalı, medya binalarında her gün ateş ölçümü yapılmalı, fiziksel mesafe kurallarına uygun çalışılmalıdır” önerilerinde bulunan TGS’nin açıklaması şöyle:
“Koronavirüsle mücadele kapsamında birçok önlem alınır, yurttaşlardan sokağa çıkmaması istenirken çalışmak zorunda olanlara yönelik bir tedbir henüz yok. Hâlâ milyonlarca insan her sabah kalkıp işe gitmek zorunda bırakılıyor. Virüsle mücadele maalesef işçileri kapsamıyor.”
‘SUNUCULARIN, KAMERAMANLARIN, REJİ EKİBİNİN CANI YOK MU?’
COVID-19 salgınına karşı alınan önlemlerin yeterince kapsamadığı bir kesim de gazeteciler. Gazeteler, internet siteleri, televizyonlar kendilerince kimi tedbirler alsalar da bunun yeterli olmadığı görülüyor. Hemen her gün korona testi pozitif çıkan bir meslektaşımızın haberini alıyoruz.
Ekranlara doktor çıkartmak için yarışan televizyon kanalları acaba çalışanlarını yeteri kadar düşünüyor mu? Ailesine virüs bulaştırma riskini en aza indirmek için evine gitmeyen doktorlar televizyon kanallarında, stüdyolarda geziyor. Sunucuların, kameramanların, reji ekibinin canı yok mu?”
‘İŞVERENLER MEDYA ÇALIŞANLARININ SAĞLIĞINI KORUMAKLA YÜKÜMLÜDÜR’
“Elbette haberi halka ulaştırmak için çalışacağız, elbette uzman kişilerin fikirlerini topluma ulaştıracağız. Ancak bunu yaparken kendi sağlığımızı da düşünmek zorundayız. Reyting uğruna, reklam geliri uğruna kimsenin gazetecileri tehlikeye atma hakkı yok.
Televizyon kanalları, gazetecilerin sağlığı için tedbirlerini bir an önce en üst seviyeye çıkarmalıdır. Konuklar kanallara telekonferans araçları ile uzaktan bağlanmalı, sokak röportajlarına çıkılmamalı, medya binalarında her gün ateş ölçümü yapılmalı, fiziksel mesafe kurallarına uygun çalışılmalıdır. Ve en önemlisi dönüşümlü ücretli izin uygulamaları ivedilikle hayata geçirilmelidir.
İşverenler medya çalışanlarının sağlığını korumakla yükümlüdür.”
[Kronos.News] 31.3.2020
KRONOS -31 Mart 2020
Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), tüm dünyada 30 binden fazla kişinin ölümüyle sonuçlanan koronavirüs (Covid-19) salgınına karşı alınan tedbirlere ilişkin açıklama yaptı.
‘REYTİNG UĞRUNA GAZETECİLERİ TEHLİKEYE ATMA HAKKINIZ YOK’
“Ekranlara doktor çıkartmak için yarışan televizyon kanalları acaba çalışanlarını yeteri kadar düşünüyor mu?” diye soran TGS, reyting ve reklam geliri uğruna kimsenin gazetecileri tehlikeye atma hakkının olmadığının altını çizdi.
‘VİRÜSLE MÜCADELE MAALESEF İŞÇİLERİ KAPSAMIYOR’
Medya patronlarına “Konuklar kanallara telekonferans araçları ile uzaktan bağlanmalı, sokak röportajlarına çıkılmamalı, medya binalarında her gün ateş ölçümü yapılmalı, fiziksel mesafe kurallarına uygun çalışılmalıdır” önerilerinde bulunan TGS’nin açıklaması şöyle:
“Koronavirüsle mücadele kapsamında birçok önlem alınır, yurttaşlardan sokağa çıkmaması istenirken çalışmak zorunda olanlara yönelik bir tedbir henüz yok. Hâlâ milyonlarca insan her sabah kalkıp işe gitmek zorunda bırakılıyor. Virüsle mücadele maalesef işçileri kapsamıyor.”
‘SUNUCULARIN, KAMERAMANLARIN, REJİ EKİBİNİN CANI YOK MU?’
COVID-19 salgınına karşı alınan önlemlerin yeterince kapsamadığı bir kesim de gazeteciler. Gazeteler, internet siteleri, televizyonlar kendilerince kimi tedbirler alsalar da bunun yeterli olmadığı görülüyor. Hemen her gün korona testi pozitif çıkan bir meslektaşımızın haberini alıyoruz.
Ekranlara doktor çıkartmak için yarışan televizyon kanalları acaba çalışanlarını yeteri kadar düşünüyor mu? Ailesine virüs bulaştırma riskini en aza indirmek için evine gitmeyen doktorlar televizyon kanallarında, stüdyolarda geziyor. Sunucuların, kameramanların, reji ekibinin canı yok mu?”
‘İŞVERENLER MEDYA ÇALIŞANLARININ SAĞLIĞINI KORUMAKLA YÜKÜMLÜDÜR’
“Elbette haberi halka ulaştırmak için çalışacağız, elbette uzman kişilerin fikirlerini topluma ulaştıracağız. Ancak bunu yaparken kendi sağlığımızı da düşünmek zorundayız. Reyting uğruna, reklam geliri uğruna kimsenin gazetecileri tehlikeye atma hakkı yok.
Televizyon kanalları, gazetecilerin sağlığı için tedbirlerini bir an önce en üst seviyeye çıkarmalıdır. Konuklar kanallara telekonferans araçları ile uzaktan bağlanmalı, sokak röportajlarına çıkılmamalı, medya binalarında her gün ateş ölçümü yapılmalı, fiziksel mesafe kurallarına uygun çalışılmalıdır. Ve en önemlisi dönüşümlü ücretli izin uygulamaları ivedilikle hayata geçirilmelidir.
İşverenler medya çalışanlarının sağlığını korumakla yükümlüdür.”
[Kronos.News] 31.3.2020
Merkez Bankası’ndan bankalara bir paket daha
Merkez Bankası, korona virüsü salgını nedeniyle banka ve borsa işlemleri için yeni bir paket açıkladı. Merkez ayrıca iki günde piyasayı 37 milyar lira fonladı.
KRONOS -31 Mart 2020
Merkez Bankası, bugün miktar yöntemiyle düzenlediği 7 Nisan vadeli repo ihalesi ile piyasaya 19 milyar 999 milyon 999 bin 994 lira verdi.
İhaleye 36 milyar 600 milyon liralık teklif geldi. İhalede en düşük, ortalama ve en yüksek basit faiz yüzde 9,75 olurken, en düşük, ortalama ve en yüksek bileşik faiz ise yüzde 10,23 seviyesinde gerçekleşti.
MB, BORSA VE BANKALAR İÇİN TEDBİRLER ALDI
Merkez Bankası dün de piyasaya repo ihalesiyle 17 milyar lira vermişti.
Merkez ayrıca bankalar ve borsa işlemleri için de bazı adımlar attı. MB’nin açıkladığı adımlar şöyle:
-Açık Piyasa İşlemleri portföyü doğrudan alım işlemleri önden yüklemeli gerçekleştirilebilecek, limitler piyasa koşullarına göre güncellenecek.
-Piyasa Yapıcı bankalara, İşsizlik Sigortası Fonu’ndan satın aldıkları DİBS’leri MB’ye satma olanağı sağlanacak.
-TL ve döviz işlemleri çerçevesinde Varlığa Dayalı Menkul Kıymet ile İpotek Teminatlı Menkul Kıymetlerin teminat havuzuna dahil edilecek.
-Reel sektöre kredi akışının sürmesi amacıyla yürürlüğe konulan hedefli ilave likidite imkanlarında limitler artırılacak.
-Mal ve hizmet ihracatçısı firmaların finansmana erişimlerini kolaylaştırmak için Türk lirası cinsi ihracat ve döviz kazandırıcı hizmetler reeskont kredisi kullandırılmasına karar verildi. Krediler için toplam 60 milyar lira limit belirlendi. Bu limitin 20 milyar lirası Türk Eximbank, 30 milyar lirası kamu bankaları, 10 milyar lirası ise diğer bankalar aracılığıyla yapılacak kredi kullanımlarına tahsis edildi.
[Kronos.News] 31.3.2020
KRONOS -31 Mart 2020
Merkez Bankası, bugün miktar yöntemiyle düzenlediği 7 Nisan vadeli repo ihalesi ile piyasaya 19 milyar 999 milyon 999 bin 994 lira verdi.
İhaleye 36 milyar 600 milyon liralık teklif geldi. İhalede en düşük, ortalama ve en yüksek basit faiz yüzde 9,75 olurken, en düşük, ortalama ve en yüksek bileşik faiz ise yüzde 10,23 seviyesinde gerçekleşti.
MB, BORSA VE BANKALAR İÇİN TEDBİRLER ALDI
Merkez Bankası dün de piyasaya repo ihalesiyle 17 milyar lira vermişti.
Merkez ayrıca bankalar ve borsa işlemleri için de bazı adımlar attı. MB’nin açıkladığı adımlar şöyle:
-Açık Piyasa İşlemleri portföyü doğrudan alım işlemleri önden yüklemeli gerçekleştirilebilecek, limitler piyasa koşullarına göre güncellenecek.
-Piyasa Yapıcı bankalara, İşsizlik Sigortası Fonu’ndan satın aldıkları DİBS’leri MB’ye satma olanağı sağlanacak.
-TL ve döviz işlemleri çerçevesinde Varlığa Dayalı Menkul Kıymet ile İpotek Teminatlı Menkul Kıymetlerin teminat havuzuna dahil edilecek.
-Reel sektöre kredi akışının sürmesi amacıyla yürürlüğe konulan hedefli ilave likidite imkanlarında limitler artırılacak.
-Mal ve hizmet ihracatçısı firmaların finansmana erişimlerini kolaylaştırmak için Türk lirası cinsi ihracat ve döviz kazandırıcı hizmetler reeskont kredisi kullandırılmasına karar verildi. Krediler için toplam 60 milyar lira limit belirlendi. Bu limitin 20 milyar lirası Türk Eximbank, 30 milyar lirası kamu bankaları, 10 milyar lirası ise diğer bankalar aracılığıyla yapılacak kredi kullanımlarına tahsis edildi.
[Kronos.News] 31.3.2020
Erkek giyim markası Kiğılı makarna, bulgur satmaya başladı
Türkiye’nin erkek giyim markalarından Kiğılı, internet sitesi üzerinden bakliyattan tuvalet kâğıdına, ıslak mendilden bulgura kadar çok sayıda market ürününün satışını yapmaya başladı.
KRONOS -31 Mart 2020
Yeni tip Koronavirüs (Covid-19) nedeniyle dünyanın neredeyse her yerinde bireysel ve toplumsal yaşam biçimi değişen Türkiye’de hazır giyim firmalarından Kiğılı, online satış yaptığı resmi internet sitesinde “Market & Ev” kategorisi açarak hizmet vermeye başladı.
KİĞILI: BUNDAN BÜYÜK KRİZ GÖRMEDİK
Firmanın sahibi Abdullah Kiğılı, daha önce perakende sektörünün durumuna ilişkin “Bundan büyük kriz görmedik” ifadelerini kullanmış, Türkiye’deki AVM’lerin pek çoğunun yaşama şansını az olarak değerlendirmişti.
Kigili.com sitesinde satılan ürünler arasında, çocuk bezi, sıvı yağ, bakliyat, tuvalet kâğıdı, çerez, çamaşır suyu gibi pek çok ürün bulunuyor.
MASKE VE ELDİVEN DE SATIYOR
Kiğılı’ya göre bu değişimin amacı ise tüketicilerin market alışverişleri konusunda sıkıntı çekmelerini engellemek. Ayrıca firma, sağlık çalışanlarına ekipman desteği de toplamaya başladı. Ayrıca firma, yine aynı kategori altında maske ve eldiven satışı da gerçekleştiriyor.
MARKA MAĞAZALARINI KAPATMIŞTI
Kiğılı’nın internet sitesinin market bölümünde, konuya ilişkin olarak, “Zaman; sabretme, paylaşma, dayanışma ve birlikte hareket etme günü. Bu amaçla evimizi diğer üreticilere de açıyoruz. Türkiye’nin evde bir eksiği kalmasın diye Kigili.com’da bir araya geliyoruz.” ifadeleri kullanıldı.
Firmanın koronavirüs salgını nedeniyle fiziksel mağazalarını kapatmıştı.
[Kronos.News] 31.3.2020
KRONOS -31 Mart 2020
Yeni tip Koronavirüs (Covid-19) nedeniyle dünyanın neredeyse her yerinde bireysel ve toplumsal yaşam biçimi değişen Türkiye’de hazır giyim firmalarından Kiğılı, online satış yaptığı resmi internet sitesinde “Market & Ev” kategorisi açarak hizmet vermeye başladı.
KİĞILI: BUNDAN BÜYÜK KRİZ GÖRMEDİK
Firmanın sahibi Abdullah Kiğılı, daha önce perakende sektörünün durumuna ilişkin “Bundan büyük kriz görmedik” ifadelerini kullanmış, Türkiye’deki AVM’lerin pek çoğunun yaşama şansını az olarak değerlendirmişti.
Kigili.com sitesinde satılan ürünler arasında, çocuk bezi, sıvı yağ, bakliyat, tuvalet kâğıdı, çerez, çamaşır suyu gibi pek çok ürün bulunuyor.
MASKE VE ELDİVEN DE SATIYOR
Kiğılı’ya göre bu değişimin amacı ise tüketicilerin market alışverişleri konusunda sıkıntı çekmelerini engellemek. Ayrıca firma, sağlık çalışanlarına ekipman desteği de toplamaya başladı. Ayrıca firma, yine aynı kategori altında maske ve eldiven satışı da gerçekleştiriyor.
MARKA MAĞAZALARINI KAPATMIŞTI
Kiğılı’nın internet sitesinin market bölümünde, konuya ilişkin olarak, “Zaman; sabretme, paylaşma, dayanışma ve birlikte hareket etme günü. Bu amaçla evimizi diğer üreticilere de açıyoruz. Türkiye’nin evde bir eksiği kalmasın diye Kigili.com’da bir araya geliyoruz.” ifadeleri kullanıldı.
Firmanın koronavirüs salgını nedeniyle fiziksel mağazalarını kapatmıştı.
[Kronos.News] 31.3.2020
‘Devletler vatandaşına para aktarırken, bizde para isteniyor’
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın koronavirüs nedeniyle başlattığı 'Biz Bize Yeteriz' yardım kampanyasına bir eleştiri de Gelecek Partisi Genel Başkanı Davutoğlu'ndan geldi: "Bütün devletler vatandaşlarına para aktarırken bizde vatandaştan para toplanıyor. Bir terslik yok mu?" dedi.
KRONOS -31 Mart 2020
Kişisel Twitter hesabından açıklama yapan Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, dar gelirliler için başlatıldığı açıklanan yardım kampanyası için ‘Milletimiz fedakardır, ihtiyaç duyduğunda sadece malını değil canını da vermekten kaçınmaz. Tarihimiz bunun örnekleriyle doludur. Ancak koronavirüs karşısında bütün devletler vatandaşlarına para aktarırken, bizde vatandaştan para toplanıyor. Burada bir terslik yok mu?” diye yazdı.
‘PARA YATIRIN DİYE IBAN NUMARASI VERDİ’
İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener de ‘Biz Bize Yeteriz’ bağış kampanyası için “Sayın Erdoğan’dan ihtiyacı olan insanlara yönelik nakit yardımı beklerken ne gördük; IBAN numaralarını şu adrese gönderin demesini beklerken; o şuralara para yatırın diye bir IBAN numarası verdi” demişti.
CB DANIŞMANI: PARA İSTEMEK DEĞİL, DESTEK OLMAKTIR
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun ise yardım kampanyasına yönelik eleştiriler için Twitter hesabından “Milli dayanışma, devletin halktan para istemesi değil, bütün dünyanın yaşamakta olduğu böyle bir badirede milletin her ferdiyle sınıf, ideoloji, siyaset ayırmadan birbirine destek olmasıdır. Ucuz hesaplar uğruna bu dayanışmaya taş koymaya çalışanları millet affetmez” diye yazdı.
[Kronos.News] 31.3.2020
KRONOS -31 Mart 2020
Kişisel Twitter hesabından açıklama yapan Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, dar gelirliler için başlatıldığı açıklanan yardım kampanyası için ‘Milletimiz fedakardır, ihtiyaç duyduğunda sadece malını değil canını da vermekten kaçınmaz. Tarihimiz bunun örnekleriyle doludur. Ancak koronavirüs karşısında bütün devletler vatandaşlarına para aktarırken, bizde vatandaştan para toplanıyor. Burada bir terslik yok mu?” diye yazdı.
‘PARA YATIRIN DİYE IBAN NUMARASI VERDİ’
İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener de ‘Biz Bize Yeteriz’ bağış kampanyası için “Sayın Erdoğan’dan ihtiyacı olan insanlara yönelik nakit yardımı beklerken ne gördük; IBAN numaralarını şu adrese gönderin demesini beklerken; o şuralara para yatırın diye bir IBAN numarası verdi” demişti.
CB DANIŞMANI: PARA İSTEMEK DEĞİL, DESTEK OLMAKTIR
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun ise yardım kampanyasına yönelik eleştiriler için Twitter hesabından “Milli dayanışma, devletin halktan para istemesi değil, bütün dünyanın yaşamakta olduğu böyle bir badirede milletin her ferdiyle sınıf, ideoloji, siyaset ayırmadan birbirine destek olmasıdır. Ucuz hesaplar uğruna bu dayanışmaya taş koymaya çalışanları millet affetmez” diye yazdı.
[Kronos.News] 31.3.2020
300 bin mahkuma tahliye beklerken 150 bin infaz memuru da hapsoldu
Koronavirüs tehlikesine karşı mahkumlara tahliye bekleyen yakınları, Adalet Bakanılığının salgına karşı infaz memurlarını da cezaevlerine hapseden tedbirlerine sosyal medyadan tepki gösterdi.
BOLD- Günlerdir gündemi meşgul eden konulardan biri de koronavirüs yüzünden hijyenik olmayan cezaevlerindeki mahkumların durumu. Açık görüş hakları ellerinden alınan mahkumlar için cezaevi yönetimi sadece kefir ve hijyen malzemesi dağıtarak önlem alıyor. Mahkum ve yakınlarının umudu, infaz yasasında değişiklik öngören yasa tasarısı bir türlü Meclisin gündemine gelmedi.
İNFAZ MEMURLARI DA EVLERİNE GİDEMEYECEK
Öte yandan Adalet Bakanı Abdulhamit Gül de dün cezaevlerine virüsün bulaşmasını engellemek için bir dizi yeni önlemler açıklamıştı. Gül’ün açıkladığı önlemlerden biri de infaz memurlarının görev süreleri boyunca cezaevlerinde kalmaları oldu. Evlerine gönderilmeyen memurlar izole edilmiş alanlarda kalacak.
MAHKUMLAR ÇIKSIN DERKEN…
Mahkum yakınları seslerini duyurmak için sosyal medyada her gün kampanya düzenliyor. Bugünün kampanya etiketi ‘Meclis TahliyeDesin’ oldu. Etikete paylaşım yapan sosyal medya kullanıcıları Adalet Bakanı Gül’ün açıkladığı önlemi eleştirdi. Bir mahkum yakını, ”300 bin kişiyi tahliye ettirmeye çalışırken 150 bin infaz koruma memuru daha hapsoldu! Yarın da onlar için mi bir tag yapsak ne” ifadeleriyle tepkisini dile getirdi
[BoldMedya] 31.3.2020
BOLD- Günlerdir gündemi meşgul eden konulardan biri de koronavirüs yüzünden hijyenik olmayan cezaevlerindeki mahkumların durumu. Açık görüş hakları ellerinden alınan mahkumlar için cezaevi yönetimi sadece kefir ve hijyen malzemesi dağıtarak önlem alıyor. Mahkum ve yakınlarının umudu, infaz yasasında değişiklik öngören yasa tasarısı bir türlü Meclisin gündemine gelmedi.
İNFAZ MEMURLARI DA EVLERİNE GİDEMEYECEK
Öte yandan Adalet Bakanı Abdulhamit Gül de dün cezaevlerine virüsün bulaşmasını engellemek için bir dizi yeni önlemler açıklamıştı. Gül’ün açıkladığı önlemlerden biri de infaz memurlarının görev süreleri boyunca cezaevlerinde kalmaları oldu. Evlerine gönderilmeyen memurlar izole edilmiş alanlarda kalacak.
MAHKUMLAR ÇIKSIN DERKEN…
Mahkum yakınları seslerini duyurmak için sosyal medyada her gün kampanya düzenliyor. Bugünün kampanya etiketi ‘Meclis TahliyeDesin’ oldu. Etikete paylaşım yapan sosyal medya kullanıcıları Adalet Bakanı Gül’ün açıkladığı önlemi eleştirdi. Bir mahkum yakını, ”300 bin kişiyi tahliye ettirmeye çalışırken 150 bin infaz koruma memuru daha hapsoldu! Yarın da onlar için mi bir tag yapsak ne” ifadeleriyle tepkisini dile getirdi
[BoldMedya] 31.3.2020
OIAD’den infaz düzenlemesi açıklaması: “Hiçbir şart koşmadan herkes serbest bırakılmalı”
Uluslararası Tehlikedeki Avukatlar Gözlemevi, infaz düzenlemesinde kapsam dışı bırakılmak istenen siyasi tutuklularla ilgili açıklama yaptı: “Tahliyede hiçbir şart koşulamaz”
BOLD – Fransa, İspanya, İtalya Ulusal Baro Konseyleri ve Paris Barosu’nun oluşturduğu OIAD-Uluslararası Tehlikedeki Avukatlar Gözlemevi (@ProtectLawyers) Türkiye’nin gündeminde olan infaz düzenlemesiyle ortaya çıkabilecek erken tahliye yasasına iliskin acıklama yaptı.
Açıklamada, düzenlemeyle; aslında darbeyle hiçbir ilişkisi bulunmadığı halde tutuklanan avukat, gazeteci, hakim ve akademisyen gibi sadece mesleğini icra ettiği için tutuklanan kişilerin kapsam dışı bırakılmak istendiği hatırladılarak, ‘hiçbir şart koşmadan’ bu tutukluların da serbest bırakılması istendi.
OİAD’nin açıklaması şöyle:
“Covid-19 salgının Türkiye’de bulunan 375 hapishanede yayılması neticesinde ortaya çıkabilecek yıkıcı bilançoya karşısında, 280 bin tutukludan 100 bin tutuklunun serbest bırakılmasına imkan tanıyacak af yasası hala hazırlık aşamasında bulunmaktadır. OIAD özellikle tutuklu Türk avukatlarının serbest bırakılması için yıllardır mücadelesini sürdürmektedir. OIAD Türkiye’deki hapishanelerde hamile kadınların, hasta tutukluların ve 743 çocuğun bulunduğunu büyük bir üzüntü ile bildirir. Türkiye’de birçok hapishanede 20-30 kişilik koğuşlarda tutukluların barındırıldığı bilinmektedir.Bununla birlikte Af Yasası, Türk hukukunca tam olarak tanımlanmamış ve tartışmalı olan terör örgütüne üye olma, propoganda yapma ve darbeye kalkışma gibi suçlamalarla tutuklu bulunan avukat, gazeteci, hakim ve akademisyen gibi -esasında mesleğini icra ettiği için hapishanede bulunan- kişileri kapsam dışı bırakmaktadır. Türk hükümeti esasında avukat, gazeteci veya politik muhalif olup olmadığına bakmadan bir baskı politikası yürütmektedir. OIAD, yüzelerce avukatın terör örgütü üyesi olmak veya ayaklanmaya kalkışmak gibi suçlamalarla yargılanan müvekkillerini temsil ettiği için tutuklu bulunmasından endişe duymaktadır. Bu noktada OIAD Türkiye’de bulunan avukatlar ile dayanışma için olduğunu ifade eder ve Türk hükümetine hiçbir şart koşmadan avukatların, politik tutukluların ve sağlık açısından risk taşıyan tutukluların serbest bırakılması için Türk hükümetine çağrıda bulunur..”
[BoldMedya] 31.3.2020
BOLD – Fransa, İspanya, İtalya Ulusal Baro Konseyleri ve Paris Barosu’nun oluşturduğu OIAD-Uluslararası Tehlikedeki Avukatlar Gözlemevi (@ProtectLawyers) Türkiye’nin gündeminde olan infaz düzenlemesiyle ortaya çıkabilecek erken tahliye yasasına iliskin acıklama yaptı.
Açıklamada, düzenlemeyle; aslında darbeyle hiçbir ilişkisi bulunmadığı halde tutuklanan avukat, gazeteci, hakim ve akademisyen gibi sadece mesleğini icra ettiği için tutuklanan kişilerin kapsam dışı bırakılmak istendiği hatırladılarak, ‘hiçbir şart koşmadan’ bu tutukluların da serbest bırakılması istendi.
OİAD’nin açıklaması şöyle:
“Covid-19 salgının Türkiye’de bulunan 375 hapishanede yayılması neticesinde ortaya çıkabilecek yıkıcı bilançoya karşısında, 280 bin tutukludan 100 bin tutuklunun serbest bırakılmasına imkan tanıyacak af yasası hala hazırlık aşamasında bulunmaktadır. OIAD özellikle tutuklu Türk avukatlarının serbest bırakılması için yıllardır mücadelesini sürdürmektedir. OIAD Türkiye’deki hapishanelerde hamile kadınların, hasta tutukluların ve 743 çocuğun bulunduğunu büyük bir üzüntü ile bildirir. Türkiye’de birçok hapishanede 20-30 kişilik koğuşlarda tutukluların barındırıldığı bilinmektedir.Bununla birlikte Af Yasası, Türk hukukunca tam olarak tanımlanmamış ve tartışmalı olan terör örgütüne üye olma, propoganda yapma ve darbeye kalkışma gibi suçlamalarla tutuklu bulunan avukat, gazeteci, hakim ve akademisyen gibi -esasında mesleğini icra ettiği için hapishanede bulunan- kişileri kapsam dışı bırakmaktadır. Türk hükümeti esasında avukat, gazeteci veya politik muhalif olup olmadığına bakmadan bir baskı politikası yürütmektedir. OIAD, yüzelerce avukatın terör örgütü üyesi olmak veya ayaklanmaya kalkışmak gibi suçlamalarla yargılanan müvekkillerini temsil ettiği için tutuklu bulunmasından endişe duymaktadır. Bu noktada OIAD Türkiye’de bulunan avukatlar ile dayanışma için olduğunu ifade eder ve Türk hükümetine hiçbir şart koşmadan avukatların, politik tutukluların ve sağlık açısından risk taşıyan tutukluların serbest bırakılması için Türk hükümetine çağrıda bulunur..”
[BoldMedya] 31.3.2020
Tedavi edildiği hastaneden kaçan koronavirüs hastası hayatını kaybetti
Tokat’ta tedavi gördüğü hastaneden izinsiz ayrılan ve ekipler tarafından evinde bulunarak tekrar hastaneye yatırılan kişi hayatını kaybetti. Diğer illerde özel bir ekip tarafından defnedilirken, A.Ü’nün cenazesi yakınlarına teslim edildi.
BOLD – Tokat’ta koronavirüs şüphesi ile gözlem altında tutulduğu hastaneden kaçan 74 yaşındaki kişi tedavi altına alındığı hastanede hayatını kaybetti. A.Ü.’nün cenazesi bugün 4 yakını tarafından hastaneden alındı.
EŞİ DE GÖZETİM ALTINDA TUTULUYOR
Tokat Devlet Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Bölümünde koronavirüs şüphesi ile tedavi gören 74 yaşındaki A.Ü. yaşamını yitirdi.Bir süredir aynı hastanede tedavi gören A.Ü.’nün koronavirüs testinin pozitif çıktığı belirtildi. A.Ü.’nün cenazesi bugün 4 yakını tarafından hastaneden alındı.
Hayatını kaybeden yurttaşın eşi H.Ü.’nün ise gözetim altında tutulduğu, testlerinin negatif çıktığı belirtildi.
[BoldMedya] 31.3.2020
BOLD – Tokat’ta koronavirüs şüphesi ile gözlem altında tutulduğu hastaneden kaçan 74 yaşındaki kişi tedavi altına alındığı hastanede hayatını kaybetti. A.Ü.’nün cenazesi bugün 4 yakını tarafından hastaneden alındı.
EŞİ DE GÖZETİM ALTINDA TUTULUYOR
Tokat Devlet Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Bölümünde koronavirüs şüphesi ile tedavi gören 74 yaşındaki A.Ü. yaşamını yitirdi.Bir süredir aynı hastanede tedavi gören A.Ü.’nün koronavirüs testinin pozitif çıktığı belirtildi. A.Ü.’nün cenazesi bugün 4 yakını tarafından hastaneden alındı.
Hayatını kaybeden yurttaşın eşi H.Ü.’nün ise gözetim altında tutulduğu, testlerinin negatif çıktığı belirtildi.
[BoldMedya] 31.3.2020
“Bana ve eşime 4 yıl boyunca virüs muamelesi yaptılar” [Sevinç Özarslan]
Cezaevinde ölüme sürüklenen Cemil Dilber’in vefatının üzerinden bir yıl geçti. Acılı eşi, bir yıl sonra konuşmaya karar verdi. Yaşadıklarını BOLD’a anlattı..
SEVİNÇ ÖZARSLAN
BOLD ÖZEL – Ziraat mühendisi Cemil Dilber, 22 Mart 2019’da Dinar Cezaevinde kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Hapse girmeden önce kalbine 4 stent takılmıştı. 6 ayrı ilaç kullanıyordu. 2,5 yıllık süre içinde cezaevinde gün geçtikçe eridi. Eşi Ayşe Dilber, “Her ziyarete gittiğimde onu biraz daha erimiş görüyordum.” diyor.
KAPALI GÖRÜŞTE YERE YIĞILDI
11 Mart 2019’da eşi ve kızıyla yaptığı kapalı görüş sırasında “Arkama bir ağrı girdi” dedi ve yere yığıldı. Mosmor olmuştu. Kriz geçiriyordu. Afyon ParkHayat Hastanesine kaldırıldı. Anjiyo yaptılar ve bir gün bile hastanede kalmasına izin verilmeden hapse geri gönderildi.
Eşi izin alıp cezaevine koştu. İki gardiyan gelip “Eşiniz gelemeyecek durumda. Arkadaşları bakıyor.” dediler. Cemil Dilber o gece tekrar fenalaştı. Adam ölüyor diye acil butonuna defalarca basan koğuş arkadaşlarını gardiyanlar “Bir daha basarsanız size görüş yasağı veririz.” diye tehdit etti. Ölümünden sonra sırf bu yüzden arkadaşlarına kantin yasağı verilecekti.
HASTANE KAPISINDA SİLAH DOĞRUTTULAR
O akşam Cemil Dilber’in durumunun ciddiyeti anlaşılınca tekrar hastaneye götürüldü. Ayşe Dilber, yoğun bakıma yanına gittiğinde kapıda 8 asker, bir çavuş, bir de polis görünce şok oldu. Askerler silahlarını iki gözü iki çeşme kadına doğrultup giremezsin dediler. Cemil Dilber ise parmağını kıpırdatamayacak olduğu halde yatağa kelepçeliydi.
4 YIL VİRÜS MUAMELESİ YAPTILAR
Dilber, görüş izni için savcıya gitti, “fetö ise kimse gelmesin” diyen savcının kapısından eli boş döndü.
“Eşim tacizci olsaydı, adam öldürseydi izin vereceklerdi… 30 sene Türkiye Cumhuriyetine hizmet etti benim eşim. Herkes sırtını döndü. Bana ve eşimi 4 yıl virüs muamelesi yaptılar. Kapıdan çıkamıyordum. Cezaevi, avukat ve market arasında yaşadık. Şimdi herkes pişman tabi ama iş işten geçti.” diye haykırıyor acılı eş.
Cemaat soruşturmaları kapsamında 20 Ekim 2016’da tutuklanan Cemil Dilber (57), 8 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Dosyası Anayasa Mahkemesi’ndeydi.
AİLESİNİ SADECE 4 GÜN GÖREBİLDİ
Doktorlar hastanın kalbe giden ana damarının yırtıldığını söylediler. Ameliyat olması gerekiyordu. Başında bekleyen komutan, hastanede mahkum odası olmadığı için Dilber’i götürmeye kalktı, ama doktor izin vermedi. Son günlerini yaşayan hasta tutuklu bir gün sonra ameliyat edildi. 11 gün gözlem altında tutulan Cemil Dilber’e ailesini görebilmesi için sadece 4 gün izin verildi, bir dizi engel çıkartılarak. Ayşe Dilber eşiyle son kez ölümünden bir gün önce konuşabildi.
“BEN ÇÜRÜYORUM, BENİM BİR SUÇUM YOK”
Ayşe Dilber: “Eşim her ay savcılığa dilekçe yazmış, ben burada çürüyorum, benim hiçbir suçum yok, diye. Revire çıkmak için çok bekledi. Cezaevinde o kadar zayıfladı ki, 3 dişi düştü. Yollarda, cezaevi aracının içinde kelepçeli çok zor oluyor diye yaptırmadı, bizi buraya hayvan gibi teptiler, derdi. Her gittiğimde hasta olduğunu söylüyordu. O bir tavuk bile kesemez. Öyle merhametliydi. Kapımıza geleni çevirmezdi. Başarı belgeleri evimin birinci katında kolilerle dolu. Zulüm ya zulüm, zulüm yaptılar eşime. Her şeyimiz yarım kaldı.” diyor.
Cezaevinde ölüme sürüklenen eşine yapılanları bir yıl içine gömen 30 yıllık hayat arkadaşı Ayşe Dilber’in acısı hala çok taze. Kendisiyle bir yılda birkaç kez görüştük. Her seferinde sanki eşini bugün kaybetmiş gibiydi. Ölüm yıldönümü için tekrar aradığımda aşağıda izleyeceğiniz 8 dakikalık videoyu çekip gönderdi ve yaşadıklarını yine gözyaşlarıyla anlattı…
[Sevinç Özarslan] 31.3.2020 [BoldMedya]
SEVİNÇ ÖZARSLAN
BOLD ÖZEL – Ziraat mühendisi Cemil Dilber, 22 Mart 2019’da Dinar Cezaevinde kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Hapse girmeden önce kalbine 4 stent takılmıştı. 6 ayrı ilaç kullanıyordu. 2,5 yıllık süre içinde cezaevinde gün geçtikçe eridi. Eşi Ayşe Dilber, “Her ziyarete gittiğimde onu biraz daha erimiş görüyordum.” diyor.
KAPALI GÖRÜŞTE YERE YIĞILDI
11 Mart 2019’da eşi ve kızıyla yaptığı kapalı görüş sırasında “Arkama bir ağrı girdi” dedi ve yere yığıldı. Mosmor olmuştu. Kriz geçiriyordu. Afyon ParkHayat Hastanesine kaldırıldı. Anjiyo yaptılar ve bir gün bile hastanede kalmasına izin verilmeden hapse geri gönderildi.
Eşi izin alıp cezaevine koştu. İki gardiyan gelip “Eşiniz gelemeyecek durumda. Arkadaşları bakıyor.” dediler. Cemil Dilber o gece tekrar fenalaştı. Adam ölüyor diye acil butonuna defalarca basan koğuş arkadaşlarını gardiyanlar “Bir daha basarsanız size görüş yasağı veririz.” diye tehdit etti. Ölümünden sonra sırf bu yüzden arkadaşlarına kantin yasağı verilecekti.
HASTANE KAPISINDA SİLAH DOĞRUTTULAR
O akşam Cemil Dilber’in durumunun ciddiyeti anlaşılınca tekrar hastaneye götürüldü. Ayşe Dilber, yoğun bakıma yanına gittiğinde kapıda 8 asker, bir çavuş, bir de polis görünce şok oldu. Askerler silahlarını iki gözü iki çeşme kadına doğrultup giremezsin dediler. Cemil Dilber ise parmağını kıpırdatamayacak olduğu halde yatağa kelepçeliydi.
4 YIL VİRÜS MUAMELESİ YAPTILAR
Dilber, görüş izni için savcıya gitti, “fetö ise kimse gelmesin” diyen savcının kapısından eli boş döndü.
“Eşim tacizci olsaydı, adam öldürseydi izin vereceklerdi… 30 sene Türkiye Cumhuriyetine hizmet etti benim eşim. Herkes sırtını döndü. Bana ve eşimi 4 yıl virüs muamelesi yaptılar. Kapıdan çıkamıyordum. Cezaevi, avukat ve market arasında yaşadık. Şimdi herkes pişman tabi ama iş işten geçti.” diye haykırıyor acılı eş.
Cemaat soruşturmaları kapsamında 20 Ekim 2016’da tutuklanan Cemil Dilber (57), 8 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Dosyası Anayasa Mahkemesi’ndeydi.
AİLESİNİ SADECE 4 GÜN GÖREBİLDİ
Doktorlar hastanın kalbe giden ana damarının yırtıldığını söylediler. Ameliyat olması gerekiyordu. Başında bekleyen komutan, hastanede mahkum odası olmadığı için Dilber’i götürmeye kalktı, ama doktor izin vermedi. Son günlerini yaşayan hasta tutuklu bir gün sonra ameliyat edildi. 11 gün gözlem altında tutulan Cemil Dilber’e ailesini görebilmesi için sadece 4 gün izin verildi, bir dizi engel çıkartılarak. Ayşe Dilber eşiyle son kez ölümünden bir gün önce konuşabildi.
“BEN ÇÜRÜYORUM, BENİM BİR SUÇUM YOK”
Ayşe Dilber: “Eşim her ay savcılığa dilekçe yazmış, ben burada çürüyorum, benim hiçbir suçum yok, diye. Revire çıkmak için çok bekledi. Cezaevinde o kadar zayıfladı ki, 3 dişi düştü. Yollarda, cezaevi aracının içinde kelepçeli çok zor oluyor diye yaptırmadı, bizi buraya hayvan gibi teptiler, derdi. Her gittiğimde hasta olduğunu söylüyordu. O bir tavuk bile kesemez. Öyle merhametliydi. Kapımıza geleni çevirmezdi. Başarı belgeleri evimin birinci katında kolilerle dolu. Zulüm ya zulüm, zulüm yaptılar eşime. Her şeyimiz yarım kaldı.” diyor.
Cezaevinde ölüme sürüklenen eşine yapılanları bir yıl içine gömen 30 yıllık hayat arkadaşı Ayşe Dilber’in acısı hala çok taze. Kendisiyle bir yılda birkaç kez görüştük. Her seferinde sanki eşini bugün kaybetmiş gibiydi. Ölüm yıldönümü için tekrar aradığımda aşağıda izleyeceğiniz 8 dakikalık videoyu çekip gönderdi ve yaşadıklarını yine gözyaşlarıyla anlattı…
[Sevinç Özarslan] 31.3.2020 [BoldMedya]
“Wuhan’da koronavirüs ölümlerinin yarısı gizlendi”
Çin’in Hubei eyaletine bağlı Wuhan şehrinde yeni tip koronavirüsten (Kovid-19) ölenlerin sayısının kasti olarak yarı yarıya az gösterildiği iddia edildi. İddianın kaynağı ise Çin’de bir gazete.
BOLD – Pekin merkezli Caixin adlı gazete, yeni tip koronavirüsün dünyaya yayıldığı nokta olan Çin’in Wuhan şehrinde salgından ölenlerin naaşlarının yakıldıktan sonra konulduğu kül saklama kaplarının sayısının aşırı fazla olduğunu açıkladı.
Resmi açıklamalara göre şehirde 3 bin 300’e yakın kişi salgından dolayı hayatını kaybetti. Fakat gazete son haftalarda şehre 6 bin 500 adet kül kabının gönderildiğini, salgından dolayı ölenlerin sayısının açıklanan resmi rakamın iki katına yakın olduğunu ileri sürdü.
KREMATORYUM ÖNÜNDE UZUN KUYRUKLAR
Gazete ayrıca Vuhan’daki krematoryumun (cenazelerin yakıldığı yer) önünde yakınlarının küllerini almak için bekleyen binlerce kişinin oluşturduğu kuyrukların da ölü sayısının resmi rakamdan çok daha fazla olduğunu işaret ettiğini belirtiyor.
BİNLERCE TELEFON HATTI KAPANDI
Bu arada Çin’de salgın sonrası 21 bin civarında telefon hattının kapandığı iddia edildi.
Fransa’daki Saint-Antoine Hastanesi Bulaşıcı Hastalıklar Servisi Başkanı Doktor Karine Lacombe da gerçeğin gizlendiği kanısında.
“Kapatılan telefon hatları konusunda da birçok veri var” diyen Lacombe, “Ülkede binlerce hattın kapanması şüphelenmenize neden oluyor” dedi.
SALGIN BİLİNENDEN DAHA ÖNCE Mİ BAŞLADI?
Lacombe ayrıca sosyal medya platformlarında dolaşan binlerce fotoğrafın da epideminin gerçek bilançosunun sorgulanmasına neden olduğunu belirtiyor.
“2019 sonunda Wuhan’a binlerce ek kül kabının gönderilmesi salgının açıklanandan çok daha önce başlamış olabileceğini düşündürüyor” diyen Lacombe, “Wuhan’daki hastalıktan dolayı ölen ilk kişiler aralıkta açıklandı” ifadelerini kullanıyor.
Doktora göre virüs topluma yayılmak için “yeterli zamanı” bulmuş olabilir. Lacombe, aralık ayındaki açıklanan ölü sayısındaki aşırı artışın epideminin ekimde başladığını işaret edebileceğini de sözlerine ekledi.
[BoldMedya] 31.3.2020
BOLD – Pekin merkezli Caixin adlı gazete, yeni tip koronavirüsün dünyaya yayıldığı nokta olan Çin’in Wuhan şehrinde salgından ölenlerin naaşlarının yakıldıktan sonra konulduğu kül saklama kaplarının sayısının aşırı fazla olduğunu açıkladı.
Resmi açıklamalara göre şehirde 3 bin 300’e yakın kişi salgından dolayı hayatını kaybetti. Fakat gazete son haftalarda şehre 6 bin 500 adet kül kabının gönderildiğini, salgından dolayı ölenlerin sayısının açıklanan resmi rakamın iki katına yakın olduğunu ileri sürdü.
KREMATORYUM ÖNÜNDE UZUN KUYRUKLAR
Gazete ayrıca Vuhan’daki krematoryumun (cenazelerin yakıldığı yer) önünde yakınlarının küllerini almak için bekleyen binlerce kişinin oluşturduğu kuyrukların da ölü sayısının resmi rakamdan çok daha fazla olduğunu işaret ettiğini belirtiyor.
BİNLERCE TELEFON HATTI KAPANDI
Bu arada Çin’de salgın sonrası 21 bin civarında telefon hattının kapandığı iddia edildi.
Fransa’daki Saint-Antoine Hastanesi Bulaşıcı Hastalıklar Servisi Başkanı Doktor Karine Lacombe da gerçeğin gizlendiği kanısında.
“Kapatılan telefon hatları konusunda da birçok veri var” diyen Lacombe, “Ülkede binlerce hattın kapanması şüphelenmenize neden oluyor” dedi.
SALGIN BİLİNENDEN DAHA ÖNCE Mİ BAŞLADI?
Lacombe ayrıca sosyal medya platformlarında dolaşan binlerce fotoğrafın da epideminin gerçek bilançosunun sorgulanmasına neden olduğunu belirtiyor.
“2019 sonunda Wuhan’a binlerce ek kül kabının gönderilmesi salgının açıklanandan çok daha önce başlamış olabileceğini düşündürüyor” diyen Lacombe, “Wuhan’daki hastalıktan dolayı ölen ilk kişiler aralıkta açıklandı” ifadelerini kullanıyor.
Doktora göre virüs topluma yayılmak için “yeterli zamanı” bulmuş olabilir. Lacombe, aralık ayındaki açıklanan ölü sayısındaki aşırı artışın epideminin ekimde başladığını işaret edebileceğini de sözlerine ekledi.
[BoldMedya] 31.3.2020
Bizim Esas işimiz
Samanyoluhaber.com yazarı Abdullah Aymaz ile 'Karantinada Risale-i Nur Sohbeti' You Tube aracılığı ile canlı yayınlandı
Bizim esas işimiz
Abdullah Aymaz'ın Risale-i Nur Sohbeti You Tube aracılığı ile canlı yayınlandı. Sohbette Risale-i Nur Külliyatından 'Hizmet Rehberi'nden ders yapan Aymaz 'Esas işimiz' Hizmeti İmaniye ve Kuran-iyedir' dedi.
Hizmeti Kurani'yede esas olanın temsil olduğuna dikkat çeken Aymaz özellikle konuşmanın temsili tamamlayan bir husus olduğunu söyledi.
Abdullah Aymaz'ın 'Karantina sohbetleri' You Tube aracılığı ile her Pazartesi-Çarşamba- ve Cuma Almanya saati ile 14.30'da devam edecek
CANLI YAYINLANAN SOHBETİNİN TAMAMI
DİĞER ONLİNE SOHBET TAKVİMİNDEN HABERDAR OLMAK İÇİN TIKLAYIN
[Samanyolu Haber] 31.3.2020
Bizim esas işimiz
Abdullah Aymaz'ın Risale-i Nur Sohbeti You Tube aracılığı ile canlı yayınlandı. Sohbette Risale-i Nur Külliyatından 'Hizmet Rehberi'nden ders yapan Aymaz 'Esas işimiz' Hizmeti İmaniye ve Kuran-iyedir' dedi.
Hizmeti Kurani'yede esas olanın temsil olduğuna dikkat çeken Aymaz özellikle konuşmanın temsili tamamlayan bir husus olduğunu söyledi.
Abdullah Aymaz'ın 'Karantina sohbetleri' You Tube aracılığı ile her Pazartesi-Çarşamba- ve Cuma Almanya saati ile 14.30'da devam edecek
CANLI YAYINLANAN SOHBETİNİN TAMAMI
DİĞER ONLİNE SOHBET TAKVİMİNDEN HABERDAR OLMAK İÇİN TIKLAYIN
[Samanyolu Haber] 31.3.2020
Koronavirüs medyaya baskıyı durduramadı! İşte Mart ayı hak ihlalleri raporu
Mart ayında, 9 gazeteci gözaltına alınırken 27 gazeteci hâkim karşısına çıktı, 9 gazeteci de tutuklandı.
Medya çalışanlarının bir yandan koronadan korunmaya çalışırken bir yandan ise mesleğini yapmaya çalıştığını söyleyen CHP 26. Dönem Milletvekili Barış Yarkadaş, iktidar baskısı yüzünden gazetecilik yapmanın daha da zorlaştığını kaydetti.
Her ay düzenli olarak medyada yaşanan hak ihlallerini raporlaştıran CHP 26. Dönem Milletvekili Gazeteci Barış Yarkadaş, 2020 yılının Mart ayına ilişkin verileri de açıkladı. Raporunu “Koronavirüse yakalanan tüm medya mensuplarına” ithaf ettiğini belirten Yarkadaş, “Herkesin bu beladan bir an önce kurtulmasını diliyorum.” dedi.
Kovid-19 salgınının haber alma hakkını zorlaştırdığını belirten Yarkadaş, “Gazetecilerin bilgiye erişim imkânı çok kısıtlı. Resmî kaynakların şeffaf olması gerekiyor” ifadesini kullandı.
Gazetecilere yönelik baskının sürdüğünü de dile getiren Yarkadaş, Mart ayının tablosunu şöyle özetledi:
“9 gazeteci tutuklandı, 9 gazeteci gözaltına alındı, 27 gazeteci hakim karşısına çıktı. 2 gazeteci 3 yıl 7 ay 22 gün hapis cezası aldı, 1 internet sitesi erişime engellendi, 3 tv kanalına para cezası verildi. 3 gazeteciye soruşturma açıldı, 3 gazeteci ifade verdi. 2 gazeteciye 4 bin 150 lira para cezası verildi. 2 gazeteci işten çıkarıldı.
MART AYINDA YAŞANAN HAK İHLALLERİ
1 Mart 2020: Yakın Doğu Haber Genel Yayın Yönetmeni Alptekin Dursunoğlu tutuklandı.
2 Mart 2020: Haber takibi için gittiği Edirne’de gözaltına alınan gazeteci İdris Sayılğan tutuklandı.
2 Mart 2020: Gazeteci Aziz Oruç hakkında sosyal medya paylaşımları gerekçesiyle “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla 2017 yılında Diyarbakır 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın 10’nuncu duruşması yapıldı. Sosyal medya paylaşımlarında “örgüt propagandası” yaptığı iddiasıyla yargılandığı davada gazeteci Aziz Oruç’a 2 yıl 1 ay hapis cezası verildi.
3 Mart 2020: Yeni Yaşam gazetesi dağıtımcısı Ferdi Sertkal, sosyal medya paylaşımları nedeniyle “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla yargılandığı davada 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezasına çarptırıldı. Davanın karar duruşması Van 4. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü.
4 Mart 2020: Cumhuriyet gazetesinde 6 Ekim 2019 tarihinde yayımlanan “Boğaz manzaralı lüks müştemilat” başlıklı haber nedeniyle muhabir Hazal Ocak ve Cumhuriyet Vakfı Başkanı Alev Coşkun hakkında işadamı Mehmet Cengiz tarafından 1 milyon TL tazminat talebiyle açılan davanın üçüncü duruşması Anadolu 14. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görüldü.
5 Mart 2020: Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Odatv internet sitesine erişimi engelledi.
5 Mart 2020: BirGün gazetesi yöneticileri İbrahim Aydın, Barış İnce, Can Uğur ve Bülent Yılmaz hakkında gazetenin internet sitesinde yayımlanan “Fuat Avni” haberleri nedeniyle “terör örgütüne üye olmamakla birlikte yardım” suçlamasıyla açılan davanın ikinci duruşması İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
5 Mart 2020: Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Ruken Demir’in haber kaynaklarıyla yaptığı görüşmeler gerekçe gösterilerek “örgüt üyeliği” iddiasıyla tutuklu yargılandığı davanın ilk duruşması, bugün İzmir 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı.
5 Mart 2020: Cumhuriyet gazetesi yazarı Işıl Özgentürk hakkında, Twitter üzerinden yaptığı bazı paylaşımlar gerekçe gösterilerek zincirleme şekilde “örgüt propagandası” yapmak iddiasıyla açılan davanın ikinci duruşması yapıldı.
5 Mart 2020: Yeni Yaşam gazetesi yazarı Kenan Kırkaya hakkında sosyal medya hesabından yapılan paylaşımlar nedeniyle “örgüt propagandası yapmak” suçlamasıyla açılan davanın üçüncü duruşması Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
5 Mart 2020: Odatv Haber Müdürü Barış Terkoğlu ve muhabiri Hülya Kılınç, çıkarıldıkları mahkemece “MİT Kanunu’na muhalefet” suçlamasıyla tutuklandı.
6 Mart 2020: Şubat ayının sonunda Edirne’de gözaltına alınan Rudaw muhabiri Rawin Sterk, sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek tutuklandı.
6 Mart 2020: odatv.com Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
8 Mart 2020: Yeni Yaşam gazetesinin Yazı İşleri Müdürü Aydın Keser ve Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Çelik ile Yeniçağ gazetesi yazarı Murat Ağırel, savcılığın itirazı üzerine bugün yeniden gözaltına alındı. 5. Sulh Ceza Mahkemesi’ne çıkarılan üç isim de tutuklandı.
10 Mart 2020: Gazeteci Kibriye Evren hakkında “örgüte üye olmak” ve “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla açılan davanın 9’uncu duruşması Diyarbakır 5. Ağır Caza Mahkemesi’nde yapıldı.
11 Mart 2020: Evrensel gazetesi yazarı Yusuf Karataş hakkında, yargılandığı davada “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla 7 buçuk yıldan 15 yıla kadar hapis cezası istendi. Evrensel gazetesi yazarı ve Emek Partisi Merkezi Yürütme Kurulu üyesi Yusuf Karataş hakkında katıldığı Demokratik Toplum Kongresi (DTK) toplantıları gerekçe gösterilerek “örgüt kurmak ve yönetmek” iddiasıyla açılan davanın sekizinci duruşması Diyarbakır 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı.
11 Mart 2020: Gazeteci Mehmet Çakmakçı’nın “terör örgütüne üye olmak” suçlamasıyla yargılandığı davanın yedinci duruşması Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü.
11 Mart 2020: Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Halk TV’ye 24 Şubat 2020 tarihli canlı yayınında, “şehit olmuş MİT mensuplarının kimliklerini ifşa ettiği ve bu kapsamda hukukun üstünlüğüne aykırı yayın yaptığı” gerekçesiyle idari para cezası uygulanmasına karar verdi. RTÜK, 6112 sayılı Yasanın 8. maddesinde yer alan “Yayın hizmetleri hukukun üstünlüğü, adalet ve tarafsızlık esasına aykırı olamaz” hükmüne göre televizyon kanalına üst sınırdan idari para cezası uygulanmasına karar verdi.
11 Mart 2020: Antalya Körfez gazetesi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü ve ÇGD Akdeniz Şube Başkanı Engin Korkmaz’ın sosyal medya paylaşımları nedeniyle “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla yargılandığı davanın ikinci duruşması Antalya 19. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
13 Mart 2020: Yeniçağ internet sitesi Genel Yayın Yönetmeni Batuhan Çolak’ın işine son verildi.
13 Mart 2020: Sendikalı çok sayıda gazetecinin işine son verilen Demirören Medya’da, sendika hakkı için mücadele eden Posta Gazetesi Haber Müdürü Timur Soykan işte çıkarıldı.
13 Mart 2020: Etkin Haber Ajansı (ETHA) editörü İsminaz Temel ve muhabiri Havva Cuştan’ın da aralarında bulunduğu 23 kişinin “örgüt üyeliği” ve “örgüt propagandası” suçlamalarıyla yargılandığı davanın sekizinci duruşması İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
14 Mart 2020: Antalya’da yerel haber sitesi haberimizvar.net Genel Yayın Yönetmeni İdris Özyol ve Genel Yayın Koordinatörü Ebru Küçükaydın, yayımladıkları koronavirüs haberi nedeniyle evlerinden gözaltına alındı.
15 Mart 2020: Gazeteci Yaşar Anter, Sözcü gazetesinde yayımlanan bir haber nedeniyle gözaltına alındı.
16 Mart 2020: Suriye’nin İdlib kentindeki TSK operasyonuyla ilgili sosyal medya paylaşımlarında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettiği” iddiasıyla 1 Mart’ta tutuklanan gazeteci Alptekin Dursunoğlu’nun ilk duruşması İstanbul 49. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşma sonunda hükmünü açıklayan mahkeme, Yakın Doğu Haber sitesi Genel Yayın Yönetmeni Dursunoğlu’nun “suçu ve suçluyu övmek” suçundan 50 gün hapisle cezalandırılmasına karar verdi. Cezayı 1000 TL adlî para cezasına çeviren mahkeme, Dursunoğlu’nun tahliyesine karar verdi.
18 Mart 2020: Koronavirüs salgınına karşı alınan tedbirlere ilişkin “Diyarbakır Adliyesi kapandı” başlıklı haberi sosyal medya hesabında paylaşan gazeteci Aydın Atay hakkında soruşturma başlatıldı. “Halk arasında endişe, korku ve panik yaratmak” suçlaması yöneltilen Atay, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Büro Amirliği’ne ifade verdi.
20 Mart 2020: Enver Aysever hakkında, sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımla ilgili İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama” suçundan soruşturma başlatıldı. Enver Aysever soruşturma kapsamında ifade verdi.
20 Mart 2020: SES Kocaeli Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni İsmet Çiğit ve Güngör Arslan internet sitesinde çıkan bir haber nedeniyle gözaltına alındı.
23 Mart 2020: Batman’da evine baskın düzenlenen Yeni Yaşam gazetesi dağıtımcısı Serhat Bayık gözaltına alındı.
24 Mart 2020: KHK ile ihraç edilen öğretmen Nursel Tanrıverdi’nin haber takibini yapan 68 yaşındaki gazeteci Necdet Özsaygın’a “65 yaş üstüne sokağa çıkma yasağı” gerekçe gösterilerek 3.150 TL ceza kesildi.
25 Mart 2020: İz Gazete muhabiri Tugay Can, İzmir Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ifade verdi.
26 Mart 2020: İstanbul’da 3 Aralık 2019 tarihinde tanık beyanları gerekçe gösterilerek “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla tutuklanan Mezopotamya Ajansı muhabirleri Sadiye Eser ve Sadık Topaloğlu hakkında açılan davanın ilk duruşması yapıldı.
26 Mart 2020: Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Kurul, 6112 sayılı Kanun’u ihlal ettiği öne sürülen Tele1, Halk TV ve Habertürk’e ceza uyguladı.
30 Mart 2020: Diyarbakır Cezaevi’nden Koronavirüs’e ilişkin kendisine gelen mektupları yazılarında ve sosyal medya hesabında paylaşan gazeteci Nurcan Baysal’a soruşturma açıldı.
[TR724] 31.3.2020
Medya çalışanlarının bir yandan koronadan korunmaya çalışırken bir yandan ise mesleğini yapmaya çalıştığını söyleyen CHP 26. Dönem Milletvekili Barış Yarkadaş, iktidar baskısı yüzünden gazetecilik yapmanın daha da zorlaştığını kaydetti.
Her ay düzenli olarak medyada yaşanan hak ihlallerini raporlaştıran CHP 26. Dönem Milletvekili Gazeteci Barış Yarkadaş, 2020 yılının Mart ayına ilişkin verileri de açıkladı. Raporunu “Koronavirüse yakalanan tüm medya mensuplarına” ithaf ettiğini belirten Yarkadaş, “Herkesin bu beladan bir an önce kurtulmasını diliyorum.” dedi.
Kovid-19 salgınının haber alma hakkını zorlaştırdığını belirten Yarkadaş, “Gazetecilerin bilgiye erişim imkânı çok kısıtlı. Resmî kaynakların şeffaf olması gerekiyor” ifadesini kullandı.
Gazetecilere yönelik baskının sürdüğünü de dile getiren Yarkadaş, Mart ayının tablosunu şöyle özetledi:
“9 gazeteci tutuklandı, 9 gazeteci gözaltına alındı, 27 gazeteci hakim karşısına çıktı. 2 gazeteci 3 yıl 7 ay 22 gün hapis cezası aldı, 1 internet sitesi erişime engellendi, 3 tv kanalına para cezası verildi. 3 gazeteciye soruşturma açıldı, 3 gazeteci ifade verdi. 2 gazeteciye 4 bin 150 lira para cezası verildi. 2 gazeteci işten çıkarıldı.
MART AYINDA YAŞANAN HAK İHLALLERİ
1 Mart 2020: Yakın Doğu Haber Genel Yayın Yönetmeni Alptekin Dursunoğlu tutuklandı.
2 Mart 2020: Haber takibi için gittiği Edirne’de gözaltına alınan gazeteci İdris Sayılğan tutuklandı.
2 Mart 2020: Gazeteci Aziz Oruç hakkında sosyal medya paylaşımları gerekçesiyle “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla 2017 yılında Diyarbakır 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın 10’nuncu duruşması yapıldı. Sosyal medya paylaşımlarında “örgüt propagandası” yaptığı iddiasıyla yargılandığı davada gazeteci Aziz Oruç’a 2 yıl 1 ay hapis cezası verildi.
3 Mart 2020: Yeni Yaşam gazetesi dağıtımcısı Ferdi Sertkal, sosyal medya paylaşımları nedeniyle “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla yargılandığı davada 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezasına çarptırıldı. Davanın karar duruşması Van 4. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü.
4 Mart 2020: Cumhuriyet gazetesinde 6 Ekim 2019 tarihinde yayımlanan “Boğaz manzaralı lüks müştemilat” başlıklı haber nedeniyle muhabir Hazal Ocak ve Cumhuriyet Vakfı Başkanı Alev Coşkun hakkında işadamı Mehmet Cengiz tarafından 1 milyon TL tazminat talebiyle açılan davanın üçüncü duruşması Anadolu 14. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görüldü.
5 Mart 2020: Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Odatv internet sitesine erişimi engelledi.
5 Mart 2020: BirGün gazetesi yöneticileri İbrahim Aydın, Barış İnce, Can Uğur ve Bülent Yılmaz hakkında gazetenin internet sitesinde yayımlanan “Fuat Avni” haberleri nedeniyle “terör örgütüne üye olmamakla birlikte yardım” suçlamasıyla açılan davanın ikinci duruşması İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
5 Mart 2020: Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Ruken Demir’in haber kaynaklarıyla yaptığı görüşmeler gerekçe gösterilerek “örgüt üyeliği” iddiasıyla tutuklu yargılandığı davanın ilk duruşması, bugün İzmir 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı.
5 Mart 2020: Cumhuriyet gazetesi yazarı Işıl Özgentürk hakkında, Twitter üzerinden yaptığı bazı paylaşımlar gerekçe gösterilerek zincirleme şekilde “örgüt propagandası” yapmak iddiasıyla açılan davanın ikinci duruşması yapıldı.
5 Mart 2020: Yeni Yaşam gazetesi yazarı Kenan Kırkaya hakkında sosyal medya hesabından yapılan paylaşımlar nedeniyle “örgüt propagandası yapmak” suçlamasıyla açılan davanın üçüncü duruşması Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
5 Mart 2020: Odatv Haber Müdürü Barış Terkoğlu ve muhabiri Hülya Kılınç, çıkarıldıkları mahkemece “MİT Kanunu’na muhalefet” suçlamasıyla tutuklandı.
6 Mart 2020: Şubat ayının sonunda Edirne’de gözaltına alınan Rudaw muhabiri Rawin Sterk, sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek tutuklandı.
6 Mart 2020: odatv.com Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
8 Mart 2020: Yeni Yaşam gazetesinin Yazı İşleri Müdürü Aydın Keser ve Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Çelik ile Yeniçağ gazetesi yazarı Murat Ağırel, savcılığın itirazı üzerine bugün yeniden gözaltına alındı. 5. Sulh Ceza Mahkemesi’ne çıkarılan üç isim de tutuklandı.
10 Mart 2020: Gazeteci Kibriye Evren hakkında “örgüte üye olmak” ve “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla açılan davanın 9’uncu duruşması Diyarbakır 5. Ağır Caza Mahkemesi’nde yapıldı.
11 Mart 2020: Evrensel gazetesi yazarı Yusuf Karataş hakkında, yargılandığı davada “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla 7 buçuk yıldan 15 yıla kadar hapis cezası istendi. Evrensel gazetesi yazarı ve Emek Partisi Merkezi Yürütme Kurulu üyesi Yusuf Karataş hakkında katıldığı Demokratik Toplum Kongresi (DTK) toplantıları gerekçe gösterilerek “örgüt kurmak ve yönetmek” iddiasıyla açılan davanın sekizinci duruşması Diyarbakır 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı.
11 Mart 2020: Gazeteci Mehmet Çakmakçı’nın “terör örgütüne üye olmak” suçlamasıyla yargılandığı davanın yedinci duruşması Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü.
11 Mart 2020: Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Halk TV’ye 24 Şubat 2020 tarihli canlı yayınında, “şehit olmuş MİT mensuplarının kimliklerini ifşa ettiği ve bu kapsamda hukukun üstünlüğüne aykırı yayın yaptığı” gerekçesiyle idari para cezası uygulanmasına karar verdi. RTÜK, 6112 sayılı Yasanın 8. maddesinde yer alan “Yayın hizmetleri hukukun üstünlüğü, adalet ve tarafsızlık esasına aykırı olamaz” hükmüne göre televizyon kanalına üst sınırdan idari para cezası uygulanmasına karar verdi.
11 Mart 2020: Antalya Körfez gazetesi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü ve ÇGD Akdeniz Şube Başkanı Engin Korkmaz’ın sosyal medya paylaşımları nedeniyle “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla yargılandığı davanın ikinci duruşması Antalya 19. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
13 Mart 2020: Yeniçağ internet sitesi Genel Yayın Yönetmeni Batuhan Çolak’ın işine son verildi.
13 Mart 2020: Sendikalı çok sayıda gazetecinin işine son verilen Demirören Medya’da, sendika hakkı için mücadele eden Posta Gazetesi Haber Müdürü Timur Soykan işte çıkarıldı.
13 Mart 2020: Etkin Haber Ajansı (ETHA) editörü İsminaz Temel ve muhabiri Havva Cuştan’ın da aralarında bulunduğu 23 kişinin “örgüt üyeliği” ve “örgüt propagandası” suçlamalarıyla yargılandığı davanın sekizinci duruşması İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
14 Mart 2020: Antalya’da yerel haber sitesi haberimizvar.net Genel Yayın Yönetmeni İdris Özyol ve Genel Yayın Koordinatörü Ebru Küçükaydın, yayımladıkları koronavirüs haberi nedeniyle evlerinden gözaltına alındı.
15 Mart 2020: Gazeteci Yaşar Anter, Sözcü gazetesinde yayımlanan bir haber nedeniyle gözaltına alındı.
16 Mart 2020: Suriye’nin İdlib kentindeki TSK operasyonuyla ilgili sosyal medya paylaşımlarında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettiği” iddiasıyla 1 Mart’ta tutuklanan gazeteci Alptekin Dursunoğlu’nun ilk duruşması İstanbul 49. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşma sonunda hükmünü açıklayan mahkeme, Yakın Doğu Haber sitesi Genel Yayın Yönetmeni Dursunoğlu’nun “suçu ve suçluyu övmek” suçundan 50 gün hapisle cezalandırılmasına karar verdi. Cezayı 1000 TL adlî para cezasına çeviren mahkeme, Dursunoğlu’nun tahliyesine karar verdi.
18 Mart 2020: Koronavirüs salgınına karşı alınan tedbirlere ilişkin “Diyarbakır Adliyesi kapandı” başlıklı haberi sosyal medya hesabında paylaşan gazeteci Aydın Atay hakkında soruşturma başlatıldı. “Halk arasında endişe, korku ve panik yaratmak” suçlaması yöneltilen Atay, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Büro Amirliği’ne ifade verdi.
20 Mart 2020: Enver Aysever hakkında, sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımla ilgili İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama” suçundan soruşturma başlatıldı. Enver Aysever soruşturma kapsamında ifade verdi.
20 Mart 2020: SES Kocaeli Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni İsmet Çiğit ve Güngör Arslan internet sitesinde çıkan bir haber nedeniyle gözaltına alındı.
23 Mart 2020: Batman’da evine baskın düzenlenen Yeni Yaşam gazetesi dağıtımcısı Serhat Bayık gözaltına alındı.
24 Mart 2020: KHK ile ihraç edilen öğretmen Nursel Tanrıverdi’nin haber takibini yapan 68 yaşındaki gazeteci Necdet Özsaygın’a “65 yaş üstüne sokağa çıkma yasağı” gerekçe gösterilerek 3.150 TL ceza kesildi.
25 Mart 2020: İz Gazete muhabiri Tugay Can, İzmir Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ifade verdi.
26 Mart 2020: İstanbul’da 3 Aralık 2019 tarihinde tanık beyanları gerekçe gösterilerek “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla tutuklanan Mezopotamya Ajansı muhabirleri Sadiye Eser ve Sadık Topaloğlu hakkında açılan davanın ilk duruşması yapıldı.
26 Mart 2020: Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Kurul, 6112 sayılı Kanun’u ihlal ettiği öne sürülen Tele1, Halk TV ve Habertürk’e ceza uyguladı.
30 Mart 2020: Diyarbakır Cezaevi’nden Koronavirüs’e ilişkin kendisine gelen mektupları yazılarında ve sosyal medya hesabında paylaşan gazeteci Nurcan Baysal’a soruşturma açıldı.
[TR724] 31.3.2020
Krizi millete yükleyen AKP’ye tepki büyüyor; #hükümetistifa
Türkiye’de koronavirüsle mücadeleyi milletin sırtına yükleyen AKP iktidarına tepkiler büyüyor. Önceki gece alay konusu olan AKP lideri Tayyip Erdoğan ve hükümete tepkiler bugün de sürdü. Sabah saatlerinde sosyal medyada açılan #hükümetistifa etiketi kısa sürede onbinlerce etkileşim alarak birinci sıraya oturdu. Saatler 13.30’u gösterdiğinde söz konusu etiketle 50 bine yakın paylaşım yapıldığı görüldü.
AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dünkü kabine toplantısının ardından ‘Ulusa Seslenmiş’ ve zekatları istemişti. Erdoğan, “Biz Bize Yeteriz Türkiyem Kampanyası’na bir yardım hesabı açıldı. Kısa mesaj numaraları üzerinden de bağış yapılabilecek. Amacımız yevmiye ile geçimini sürdüren kesimler başta olmak üzere, alınan tedbirlerden dolayı mağdur olan dar gelirli vatandaşlarımıza yardım sağlamaktır. İhtiyaç sahibi vatandaşlarımızı belirleyip bu yardımları kendilerine süreceğiz. Muhtarlarımızı da devreye alarak kampanyada toplanan paraları en doğru şekilde yerine ulaşmasını temin edecek. Kampanyaya şahsım olarak 7 aylık maaşımı bağışlayarak açıyorum.” ifadelerini kullanmıştı.
İŞTE O TEPKİLERDEN BAZILARI;
AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dünkü kabine toplantısının ardından ‘Ulusa Seslenmiş’ ve zekatları istemişti. Erdoğan, “Biz Bize Yeteriz Türkiyem Kampanyası’na bir yardım hesabı açıldı. Kısa mesaj numaraları üzerinden de bağış yapılabilecek. Amacımız yevmiye ile geçimini sürdüren kesimler başta olmak üzere, alınan tedbirlerden dolayı mağdur olan dar gelirli vatandaşlarımıza yardım sağlamaktır. İhtiyaç sahibi vatandaşlarımızı belirleyip bu yardımları kendilerine süreceğiz. Muhtarlarımızı da devreye alarak kampanyada toplanan paraları en doğru şekilde yerine ulaşmasını temin edecek. Kampanyaya şahsım olarak 7 aylık maaşımı bağışlayarak açıyorum.” ifadelerini kullanmıştı.
İŞTE O TEPKİLERDEN BAZILARI;
Salgınla mücadele için bütçe gerekliyse— Oya Ersoy (@OyaErsoy) March 31, 2020
❗Vergi borçlarını sildiğiniz şirketlerden başlayabilirsiniz!
❗Geçmediğimiz köprüler, otoyollar ve kullanmadığımız havalimanları için şirketlerinize ödeme yapmaktan vazgeçin
❗İşsizlik ve varlık fonunu halk için kullanın #hükümetistifa
Siz işimi elimden çalmadan önce yıllık yaklaşık 150 Bin TL kazanıyordum.— Av.H.HüseyinD (@HHseyinAvukatD) March 31, 2020
Çaldığınız 4 yıllık kazancım 600.000 TL.
Çaldığınız kazancımın Yarısını
Yani 300.000 TLyi
Milletimize bağışlıyorum.
AKP'den tahsil ediniz.
(Geri kalanını hukuk dönünce eğitime bağışlayacağım)#hükümetistifa
Devletin kasasını sıfırlayan hükümet— Emre (@Emrre_00) March 31, 2020
şimdi dilencilik yapıyor
az onurunuz kaldı ise #hükümetistifa pic.twitter.com/GeYHOOufBe
[TR724] 31.3.2020Arkadaş, salgın var 300 bin insanı serbest bırak diyoruz. Adam önlem olarak infaz memurlarını cezaevine kilitliyor. Böylesi bir zeka helbette halka yardım yapacağına halkdan ister. Böylesi bir zeka ile başetmek çok zor.#Hükümetistifa— Cemal Yıldırım (@cemalyldrm) March 31, 2020
İmamoğlu, sokağa çıkma yasağı istedi: Salgının Türkiye’deki merkezi İstanbul
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul’da acilen sokağa çıkma yasağı ilan edilmesi gerektiğini söyledi. İmamoğlu, “Şu an pandeminin Türkiye’deki merkezi İstanbul. Vakaların da ne yazık ki ölümlerin de merkezi İstanbul. İstanbul’da acilen sokağa çıkma yasağı ilan edilmelidir.” dedi
Halk TV’de gazeteci Ayşenur Arslan’ın gündeme ilişkin sorularını cevaplayan Ekrem İmamoğlu, megakentte acilen sokağa çıkma yasağı ilan edilmesi gerektiğini tekrarladı. İmamoğlu, “İstanbul’la ilgili ben böyle 1 milyon 100 bin toplu taşıma yolculuğu, E-5’in yolların, özel trafikle dolu olduğu bir dönemin yaşanmasını istemiyorum. Evet, bedellerini ekonomik tedbirlerini konuşuruz. Ama bugünün de manşeti, dün gibi, biz sokağa çıkma yasağının İstanbul’a uygulanması gerektiğini düşünüyoruz. Büyük bir seferberliktir. İstanbul’da acilen sokağa çıkma yasağı ilan edilmelidir.” dedi.
TOPLU TAŞIMA KULLANIMI 3 KAT ARTTI!
İmamoğlu, kişisel Twitter hesabında da toplu taşıma kullanımına ilişkin verileri paylaştı: “Pazar ile Pazartesi arasında toplu ulaşımda 3 kat artış var. Yaklaşık 750-800 bin İstanbullu dün toplu taşıma kullandı. Salgının bu denli hızla yayıldığı bir dönemde sokağa çıkmak ciddi risk. Hükümete bir kez daha çağrıda bulunuyorum; İstanbul’da sokağa çıkma yasağı tek önlemdir.”
[TR724] 31.3.2020
Halk TV’de gazeteci Ayşenur Arslan’ın gündeme ilişkin sorularını cevaplayan Ekrem İmamoğlu, megakentte acilen sokağa çıkma yasağı ilan edilmesi gerektiğini tekrarladı. İmamoğlu, “İstanbul’la ilgili ben böyle 1 milyon 100 bin toplu taşıma yolculuğu, E-5’in yolların, özel trafikle dolu olduğu bir dönemin yaşanmasını istemiyorum. Evet, bedellerini ekonomik tedbirlerini konuşuruz. Ama bugünün de manşeti, dün gibi, biz sokağa çıkma yasağının İstanbul’a uygulanması gerektiğini düşünüyoruz. Büyük bir seferberliktir. İstanbul’da acilen sokağa çıkma yasağı ilan edilmelidir.” dedi.
TOPLU TAŞIMA KULLANIMI 3 KAT ARTTI!
İmamoğlu, kişisel Twitter hesabında da toplu taşıma kullanımına ilişkin verileri paylaştı: “Pazar ile Pazartesi arasında toplu ulaşımda 3 kat artış var. Yaklaşık 750-800 bin İstanbullu dün toplu taşıma kullandı. Salgının bu denli hızla yayıldığı bir dönemde sokağa çıkmak ciddi risk. Hükümete bir kez daha çağrıda bulunuyorum; İstanbul’da sokağa çıkma yasağı tek önlemdir.”
[TR724] 31.3.2020
İstanbul’da 1 milyon 10 bin kişi işsiz: En yüksek işsizlik gençlerde!
İstanbul’da işsiz sayısı bir önceki yıla göre 171 bin kişi artarak 1 milyon 10 bin oldu.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi İstanbul İstatistik Ofisi, 2019 yılına ilişkin İstanbul’daki işgücü piyasasının değerlendirildiği Mart 2020 Ekonomi Bülteni’ni yayınladı. Buna göre, İstanbul’da geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 17,2 olurken, 20-24 yaş arasındaki gençlerde yüzde 25,1’e yükseldi. 15-24 yaş arasındaki 579 bin genç, eğitim ve istihdama katılamazken; işsizlik üniversite mezunlarında yüzde 13,6, kadınlarda yüzde 18,9 oldu. İşsizlik ödeneğine başvurularda yüzde 19,4 artış kaydedilirken, sigortasız çalıştırılanların oranı yüzde 22,2 olarak gerçekleşti.
DAR TANIMLI İŞSİZLİK 2,4 PUAN ARTTI
İstanbul’da 2019 yılında 15 yaş ve üzeri dar tanımlı işsizlik oranı bir önceki yıla göre 2,4 puan artarak, yüzde 14,9 olarak gerçekleşti. İşsiz sayısı ise bir önceki yıla göre 171 bin kişi artarak, 1milyon 10 bin oldu. Erkeklerde işsizlik oranı yüzde 13 iken, kadınlarda yüzde 18,9’luk kesim işsiz olarak belirlendi. Türkiye’de ise 2019’da, işsizlik oranı yüzde 13,7 olarak gerçekleşti.
GENİŞ TANIMLI İŞSİZLİK ORANI YÜZDE 17,2 OLDU
İstanbul’da, 2019 yılında iş bulma ümidi olmayanlar ile iş aramayıp çalışmaya hazır olanların da işgücüne dâhil edilmesiyle birlikte, hesaplanan geniş tanımlı işsizlik oranı, yüzde 17,2 olarak gerçekleşti. Geniş tanımlı işsizlik oranına göre, İstanbul’daki toplam işsiz sayısı, 1 milyon 203 bin oldu.
EĞİTİM VE İSTİHDAMDA OLMAYAN GENÇLERİN SAYISI 579 BİNE YÜKSELDİ
15-24 yaş aralığında olup eğitim almayan ve herhangi bir işte çalışmayan gençlerin sayısı, 2018 yılında 537 bin iken 2019 yılında 579 bine yükseldi. Böylece İstanbul’da her 4 gençten biri ne eğitimde ne de istihdamda yer aldı.
İŞSİZLİK ORANINDA EN YÜKSEK ARTIŞ 20-24 YAŞ GRUBUNDA
İstanbul’da, 2019 yılında bir önceki yıla göre işsizlik oranında en yüksek artış yüzde 5,6 ile 20-24 yaş grubunda gerçekleşirken, geniş tanımlı işsizlik verisine göre, 20-24 yaş aralığında 221 bin kişi işsiz olarak belirlendi. Bu yaş grubundaki işsizlik oranı yüzde 25,1 olarak saptandı.
ÜNİVERSİTE MEZUNLARININ YÜZDE 13,6’SI İŞSİZ
İstanbul’da üniversite mezunlarının yüzde 13,6’sı, lise mezunlarının ise yüzde 17,2’si işsiz olarak kaydedildi. Bir önceki yıla göre bakıldığında lise mezunu işsizlerin sayısı 75 bin, üniversite mezunu işsizlerin sayısı ise 30 bin arttı.
KADINLARDA İŞSİZLİK ORANI YÜZDE 18,9
İstanbul’da kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 37,6 olarak gerçekleşti; işsizlik oranı ise yüzde 18,9. İstanbul’da, 2019 yılında, işgücü 50 bin kişi artarak 6 milyon 788 bine ulaştı. İstanbul’da kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 37,6 iken erkeklerde bu oran yüzde 77,1 olarak gerçekleşti. Türkiye genelinde ise erkeklerin işgücüne katılımı, yüzde 72’ye ulaşırken kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 34,4 oldu. İstanbul’da erkeklerde işsizlik oranı yüzde13 iken, kadınlarda yüzde 18,9 oldu.
İSTİHDAMDA AZALMA EN ÇOK KADIN ÇALIŞANI VURUYOR
İstanbul’da istihdam edilen kişi sayısı 2019 yılında bir önceki yıla göre 121 bin kişi azaldı. İstihdam edilen kişi sayısındaki bu azalışın 96 bini kadınlardan, 25 bini erkeklerden oldu. İstihdam oranı ise geçen yıla göre yüzde 1,3 azalarak yüzde 48,9 olarak gerçekleşti.
İSTİHDAM EDİLENLERİN YÜZDE 46,1’İ LİSE ALTI EĞİTİME SAHİP
İstanbul’da istihdam edilenlerin yüzde 46,1’ini lise altı eğitime sahip kişiler oluştururken yüzde 22’sini lise ve dengi okul mezunları, yüzde 30,4’ünü yükseköğrenim mezunları oluşturdu. Okuma yazma bilmeyenlerin istihdam içindeki payı ise yüzde 1,5 oldu.
SİGORTASIZ ÇALIŞTIRILANLARIN ORANI YÜZDE 22,2
İstanbul’da 2019 yılında bir önceki yıla göre, SGK’ya kayıtlı istihdam edilenlerin sayısı 168 bin azaldı. SGK’ya kayıtlı olmadan istihdam edilen kişilerin sayısı 47 bin arttı. İstihdam edilenlerin 1 milyon 282 binini SGK’ya kayıtlı olmayan kişiler, 4 milyon 496 binini SGK’ya kayıtlı kişiler oluşturdu.
GÜNLÜK ORTALAMA KAZANÇ YÜZDE 21,6 ARTTI
2019 yılında bir önceki yıla göre, ortalama günlük kazanç, yüzde 21,6 oranında arttı. Erkeklerde 158,5 TL, kadınlarda ise 151,7 TL ortalama günlük kazanç elde edildi.
TÜRKİYE’DE GÜNLÜK ORTALAMA KAZANÇ ARTIŞI YÜZDE 22,5
İstanbul’da 2019 yılında bir önceki yıla göre ortalama günlük kazançta yüzde 21,6 artış gerçekleşirken Türkiye’de, yüzde 22,5 oranında bir artış oldu. İstanbul’da en yüksek artış yüzde 21,7 ile erkek sigortalı çalışanlarda, en düşük artış yüzde 19,7 ile geçici sigortalı çalışanlarda kaydedildi. Türkiye’de ise en yüksek artış yüzde 25,5 ile geçici sigortalı çalışanlarda, en düşük artış ise yüzde 21,6 ile daimî sigortalı çalışanlarda görüldü.
İŞYERLERİNİN YÜZDE 64’Ü EN FAZLA ÜÇ KİŞİ ÇALIŞTIRIYOR
İstanbul’da 2019 yılında toplam iş yeri sayısı, 537 bin 982’ye ulaştı. Bu pay içerisinde, en çok 3 kişinin çalıştığı iş yerlerinin payı yüzde 64,15 olarak belirlendi. 1.000 ve üzerinde kişi istihdam eden iş yerlerinin sayısı ise geçen yıla göre, 18 adet artarak 144’e çıktı. Türkiye genelinde 1.000 ve üzerinde kişi istihdam eden iş yerlerinin sayısı ise geçen yıla göre 31 adet artarak 479’a çıktı.
İŞKUR İLE İŞE GİRENLERİN SAYISI YÜZDE 20 ARTTI
2019 yılında İstanbul’da 353 bin 903 kişi İŞKUR aracılığıyla işe yerleşti. İŞKUR ile işe yerleşenlerin sayısı 2019’da bir önceki yıla göre yüzde 20’lik bir artış gösterdi. İşe yerleşenlerin yüzde 34,7’sini kadınlar oluştururken yüzde 65,3’ünü erkekler oluşturdu.
İŞSİZLİK ÖDENEĞİNE BAŞVURUDA YÜZDE 19,4 ARTIŞ
İstanbul’da 2019 yılında işsizlik ödeneğine başvuru sayısı 2018 yılına göre yüzde 19,4 oranında artarak 509 bin 641 oldu. İşsizlik ödeneği almayı hak edenlerin sayısı ise yüzde 19,2 artışla 287 bin 671 olarak gerçekleşti.
İşgücü Piyasası Bülteni hazırlanırken Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ve Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) verilerinden yararlanıldı.
[TR724] 31.3.2020
İstanbul Büyükşehir Belediyesi İstanbul İstatistik Ofisi, 2019 yılına ilişkin İstanbul’daki işgücü piyasasının değerlendirildiği Mart 2020 Ekonomi Bülteni’ni yayınladı. Buna göre, İstanbul’da geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 17,2 olurken, 20-24 yaş arasındaki gençlerde yüzde 25,1’e yükseldi. 15-24 yaş arasındaki 579 bin genç, eğitim ve istihdama katılamazken; işsizlik üniversite mezunlarında yüzde 13,6, kadınlarda yüzde 18,9 oldu. İşsizlik ödeneğine başvurularda yüzde 19,4 artış kaydedilirken, sigortasız çalıştırılanların oranı yüzde 22,2 olarak gerçekleşti.
DAR TANIMLI İŞSİZLİK 2,4 PUAN ARTTI
İstanbul’da 2019 yılında 15 yaş ve üzeri dar tanımlı işsizlik oranı bir önceki yıla göre 2,4 puan artarak, yüzde 14,9 olarak gerçekleşti. İşsiz sayısı ise bir önceki yıla göre 171 bin kişi artarak, 1milyon 10 bin oldu. Erkeklerde işsizlik oranı yüzde 13 iken, kadınlarda yüzde 18,9’luk kesim işsiz olarak belirlendi. Türkiye’de ise 2019’da, işsizlik oranı yüzde 13,7 olarak gerçekleşti.
GENİŞ TANIMLI İŞSİZLİK ORANI YÜZDE 17,2 OLDU
İstanbul’da, 2019 yılında iş bulma ümidi olmayanlar ile iş aramayıp çalışmaya hazır olanların da işgücüne dâhil edilmesiyle birlikte, hesaplanan geniş tanımlı işsizlik oranı, yüzde 17,2 olarak gerçekleşti. Geniş tanımlı işsizlik oranına göre, İstanbul’daki toplam işsiz sayısı, 1 milyon 203 bin oldu.
EĞİTİM VE İSTİHDAMDA OLMAYAN GENÇLERİN SAYISI 579 BİNE YÜKSELDİ
15-24 yaş aralığında olup eğitim almayan ve herhangi bir işte çalışmayan gençlerin sayısı, 2018 yılında 537 bin iken 2019 yılında 579 bine yükseldi. Böylece İstanbul’da her 4 gençten biri ne eğitimde ne de istihdamda yer aldı.
İŞSİZLİK ORANINDA EN YÜKSEK ARTIŞ 20-24 YAŞ GRUBUNDA
İstanbul’da, 2019 yılında bir önceki yıla göre işsizlik oranında en yüksek artış yüzde 5,6 ile 20-24 yaş grubunda gerçekleşirken, geniş tanımlı işsizlik verisine göre, 20-24 yaş aralığında 221 bin kişi işsiz olarak belirlendi. Bu yaş grubundaki işsizlik oranı yüzde 25,1 olarak saptandı.
ÜNİVERSİTE MEZUNLARININ YÜZDE 13,6’SI İŞSİZ
İstanbul’da üniversite mezunlarının yüzde 13,6’sı, lise mezunlarının ise yüzde 17,2’si işsiz olarak kaydedildi. Bir önceki yıla göre bakıldığında lise mezunu işsizlerin sayısı 75 bin, üniversite mezunu işsizlerin sayısı ise 30 bin arttı.
KADINLARDA İŞSİZLİK ORANI YÜZDE 18,9
İstanbul’da kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 37,6 olarak gerçekleşti; işsizlik oranı ise yüzde 18,9. İstanbul’da, 2019 yılında, işgücü 50 bin kişi artarak 6 milyon 788 bine ulaştı. İstanbul’da kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 37,6 iken erkeklerde bu oran yüzde 77,1 olarak gerçekleşti. Türkiye genelinde ise erkeklerin işgücüne katılımı, yüzde 72’ye ulaşırken kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 34,4 oldu. İstanbul’da erkeklerde işsizlik oranı yüzde13 iken, kadınlarda yüzde 18,9 oldu.
İSTİHDAMDA AZALMA EN ÇOK KADIN ÇALIŞANI VURUYOR
İstanbul’da istihdam edilen kişi sayısı 2019 yılında bir önceki yıla göre 121 bin kişi azaldı. İstihdam edilen kişi sayısındaki bu azalışın 96 bini kadınlardan, 25 bini erkeklerden oldu. İstihdam oranı ise geçen yıla göre yüzde 1,3 azalarak yüzde 48,9 olarak gerçekleşti.
İSTİHDAM EDİLENLERİN YÜZDE 46,1’İ LİSE ALTI EĞİTİME SAHİP
İstanbul’da istihdam edilenlerin yüzde 46,1’ini lise altı eğitime sahip kişiler oluştururken yüzde 22’sini lise ve dengi okul mezunları, yüzde 30,4’ünü yükseköğrenim mezunları oluşturdu. Okuma yazma bilmeyenlerin istihdam içindeki payı ise yüzde 1,5 oldu.
SİGORTASIZ ÇALIŞTIRILANLARIN ORANI YÜZDE 22,2
İstanbul’da 2019 yılında bir önceki yıla göre, SGK’ya kayıtlı istihdam edilenlerin sayısı 168 bin azaldı. SGK’ya kayıtlı olmadan istihdam edilen kişilerin sayısı 47 bin arttı. İstihdam edilenlerin 1 milyon 282 binini SGK’ya kayıtlı olmayan kişiler, 4 milyon 496 binini SGK’ya kayıtlı kişiler oluşturdu.
GÜNLÜK ORTALAMA KAZANÇ YÜZDE 21,6 ARTTI
2019 yılında bir önceki yıla göre, ortalama günlük kazanç, yüzde 21,6 oranında arttı. Erkeklerde 158,5 TL, kadınlarda ise 151,7 TL ortalama günlük kazanç elde edildi.
TÜRKİYE’DE GÜNLÜK ORTALAMA KAZANÇ ARTIŞI YÜZDE 22,5
İstanbul’da 2019 yılında bir önceki yıla göre ortalama günlük kazançta yüzde 21,6 artış gerçekleşirken Türkiye’de, yüzde 22,5 oranında bir artış oldu. İstanbul’da en yüksek artış yüzde 21,7 ile erkek sigortalı çalışanlarda, en düşük artış yüzde 19,7 ile geçici sigortalı çalışanlarda kaydedildi. Türkiye’de ise en yüksek artış yüzde 25,5 ile geçici sigortalı çalışanlarda, en düşük artış ise yüzde 21,6 ile daimî sigortalı çalışanlarda görüldü.
İŞYERLERİNİN YÜZDE 64’Ü EN FAZLA ÜÇ KİŞİ ÇALIŞTIRIYOR
İstanbul’da 2019 yılında toplam iş yeri sayısı, 537 bin 982’ye ulaştı. Bu pay içerisinde, en çok 3 kişinin çalıştığı iş yerlerinin payı yüzde 64,15 olarak belirlendi. 1.000 ve üzerinde kişi istihdam eden iş yerlerinin sayısı ise geçen yıla göre, 18 adet artarak 144’e çıktı. Türkiye genelinde 1.000 ve üzerinde kişi istihdam eden iş yerlerinin sayısı ise geçen yıla göre 31 adet artarak 479’a çıktı.
İŞKUR İLE İŞE GİRENLERİN SAYISI YÜZDE 20 ARTTI
2019 yılında İstanbul’da 353 bin 903 kişi İŞKUR aracılığıyla işe yerleşti. İŞKUR ile işe yerleşenlerin sayısı 2019’da bir önceki yıla göre yüzde 20’lik bir artış gösterdi. İşe yerleşenlerin yüzde 34,7’sini kadınlar oluştururken yüzde 65,3’ünü erkekler oluşturdu.
İŞSİZLİK ÖDENEĞİNE BAŞVURUDA YÜZDE 19,4 ARTIŞ
İstanbul’da 2019 yılında işsizlik ödeneğine başvuru sayısı 2018 yılına göre yüzde 19,4 oranında artarak 509 bin 641 oldu. İşsizlik ödeneği almayı hak edenlerin sayısı ise yüzde 19,2 artışla 287 bin 671 olarak gerçekleşti.
İşgücü Piyasası Bülteni hazırlanırken Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ve Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) verilerinden yararlanıldı.
[TR724] 31.3.2020
Bediüzzaman’ın Kabri ve Vasiyeti - 4 [Fikret Kaplan]
23 Mart 1960’ta Urfa’da vefat eden Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin cenazesi Halilürrahman Dergahı’nda, İbrahim Kadallah Mescidi'ndeki kubbelerden birine gömüldü.
Bunu gören Bediüzzaman’ın önde gelen talebelerinden birisi, ‘Nur’un birinci talebesi’ ünvanına sahip Hulusi Yahyagil Ağabey’e hayretle sordu:
"Ağabey! Üstad bana demişti ki, sen benim kabrimi bilmeyeceksin. Ama şimdi herkes gördü. Bu nasıl olacak böyle!"
Hulusi Ağabey ona şöyle cevap verdi:
"Sen merak etme, ben kırk sene Üstad'ın yanında kaldım, ne dediyse hepsi çıktı. Bundan sonra bu da çıkacak; ama ne zaman çıkacak biraz sabredelim."
O talebesi, Üstad'a zamanında "Üstadım niye kabrinizin bilinmesini istemiyorsunuz?" diye bir soru sormuş, Üstad da şöyle cevap vermişti:
"Ben hayattayken elimi öpenler bana tokat atmış gibi oluyor. Ben öldükten sonra da kabrime gelip şeriata ve sünnet-i seniyyeye muhalif hareket edenler bana kabirde de azap ederler, onun için benim kabrimi kimsenin bilmesini istemiyorum."
Üstad’ın Kabrinin Bilinmeyen Bir Yere Nakledilmesi
Bediüzzaman Said Nursi’nin (23 Mart 1960’ta) vefatından yaklaşık iki ay sonra 27 Mayıs darbesi gerçekleşti. Darbeyle birlikte başta Risale-i Nur talebeleri olmak üzere, samimi Müslümanlar’a tekrar çok ciddi tazyikler, sıkıştırmalar ve zulümler başladı. Bu dönemde, Üstad Bediüzzaman Said Nursî’nin vefatından sonra dahi ona olan kinlerini bir türlü bitirmeyenler, ondan kabirde de olsa intikamlarını almak için harekete geçtiler.
11 Temmuz 1960 Pazartesi günü Urfa Valisi Necdet Yalçın ile Doğu Bölgesi Kolordu Kumandanı askeri bir uçakla Konya’ya geldiler. Konya İmam Hatip Okulu’nda Meslek Dersleri öğretmenliği yapmakta olan Bediüzzaman Said Nursî’nin kardeşi Abdülmecid Ünlükul o gün bir memurla valiliğe çağrıldı. Kendisine:
– Kardeşin Said Efendi’nin cenazesini Urfa’dan nakledeceğiz. Bunu siz istemiş olacaksınız. Şu kâğıda imza edin, dediler.
Abdülmecid Bey:
– Benim böyle bir isteğim yok; ne olur hiç olmazsa kabrinde rahat etsin, diye ricada bulundu. Fakat karşısındakiler:
– Hadi çok uzatma, burayı imza et! İmzalamaya mecbursun, bizi zor durumda bırakma! diyerek tehdit ettiler.
Kendisine zorla dilekçe imzalatılan Abdülmecid Ünlükul, bundan sonra Cemal Tural ile birlikte askerî bir uçakla önce Diyarbakır’a, sonra ayrı bir uçakla ikindi vakti Urfa’ya gittiler...
O gün bir subay da Urfa’dan Diyarbakır’a giderek galvanizli bir tabut yaptırıp getirmişti.
Ertesi gün yani 12 Temmuz 1960 Salı günü gece saat 00:30’da askerî kuvvetler Urfa’ya geldiler. Şehirde derin bir sessizlik vardı. Ortalıkta hiç kimse görünmüyordu, herkes uykudaydı. O gün bekçilere vazife verilmemiş, onların yerini askerler ve jandarmalar almıştı. Şehrin bütün mühim yerleri askerler ve zırhlı vasıtalar tarafından tutulmuştu.
Gece saat 01:00’de Halilürrahman Camii sıkı bir kordon altına alındı. Askerler kendilerine verilen emirle Bediüzzaman Said Nursî’nin kabrinin bulunduğu iki kubbeli yerin üst pencerelerinin demir parmaklıklarını kırarak içeri girdiler. Ellerinde demir âletler ve balyozlarla mermer mezarı parçalamaya başladılar.
Er Muşlu Yusuf’un anlattığına göre parçalanan mezardan Bediüzzaman’ın naaşı bozulmamış olarak çıkınca, oradaki erler: ‘Bu zât şehitmiş. Bunun mezarını açmak günahtır.’ diyerek kendi kendilerine konuştular, korktular.
Abdülmecid Ünlükul, o günü şöyle naklediyor:
‘Beni bir yüzbaşı ve erler refakatinde Halilürrahman Dergâhı’na götürdüler. Yanıma bir doktor geldi: ‘Fazla merak edip üzülmeyin; Üstadı Anadolu’ya naklediyoruz, onun için sizi buraya getirdiler.’ dedi. Doktorun bu sözleri üzerine ağlıyordum…
Doktor askerlere: ‘Bu tabutu açıp Üstadı öbür tabuta alacağız.’ dedi. Fakat erler çekiniyor ve korkuyorlardı:
‘Biz yapamayız, çarpılırız’ dediler.
Doktor:
‘Kardeşlerim biz emir kuluyuz, ne yapalım, mecburuz.’ dedi.
Hep beraber tabutu açtık. Elimi Üstad’ın kefenine sürünce sanki yeni vefat etmiş gibi bir hal vardı. Doktor kefenin ağzını açtı; yüzüne baktım, âdeta tebessüm ediyordu…’
Abdülmecîd Ünlükul gözyaşları içinde ağabeyi ve üstadı Bediüzzaman Said Nursî’nin yüzüne bakıyordu. Yüz on bir gün sonra açılan kabirde merhumun naaşı hiç bozulmamış, yalnız kefeni biraz sararmıştı.
Abdülmecid Bey, bundan sonraki gelişmeleri şu şekilde anlatıyor:
‘Hep beraber kucakladık o şanlı mazlûm Üstadı; askerlerin getirdiği çok ağır ve büyük tabuta yerleştirdik. Tabutun etrafındaki boşluğu otlar ile doldurdular. Bütün işler bittikten sonra, bir askerî cemseye bindik. Caddelerde hep süngülü askerler geziyordu. Doğru uçağın yanına vardık. İlk uçak tabutu almadı. (Diyarbakır’dan) İkinci bir uçak geldi, tabutu bunun içine uzattık. Ben de yanına oturdum. İçimi hüzün, gözlerimi yaş kaplamıştı. Az sonra Afyon’a indik. Sonra oradan da bir ambulans ile Isparta’ya doğru hareket ettik. Önümüzde ve arkamızda askerî vasıtalar bize refakat ediyordu. Önceden hazırlanmış mezara Üstadı defnettik.’
Emekli pilot Astsubay Ali Demirci’nin anlattığına göre Pilot Astsubay Ahmed Kırlay’ın kullandığı C 47 askeri uçağı Afyon havaalanına indi. Tabut orada geceleyin askerî bir araç ile Abdülmecid Ünlükul ile beraber Dinar-Baladız üzerinden Isparta istikametine götürüldü.
Bugün bilinmeyen kabrine tabut yerleştirildi. Ortalık ağarmadan, kendi isteği üzerine aynı gecenin içinde tekrar Abdülmecid Ünlükul’u Konya’ya götürüp bıraktılar.
Bediüzzaman’ın Kabri İle Alâkalı Vasiyeti
Bediüzzaman Said Nursî, Hz. Peygamber'in (sav) ecel gelmeden önce vasiyette bulunma sünnetine uygun olarak ilk vasiyetini Ocak 1948'de Emirdağ'da yazdı. Bizzat kaleme aldığı bu vasiyetinde; şahsi eşyalarını ve kendisine ait Risale-i Nur nüshalarını talebelerinden bir heyete miras bıraktı. Vasiyetinde ve mektuplarında ayrıca 'kabrinin bilinmemesini ve Risale-i Nur hizmetleriyle meşgul olanların geçiminin temininin diğer talebeleri tarafından karşılanmasını' talep etti. Bediüzzaman, kendi kabrini ziyaret etmek isteyenlerin bu ziyareti manen gerçekleştirebileceklerini; ruhu için uzaktan Fatiha okuyabileceklerini de beyan etti...
Abdulmecit Ünlükul, Bediüzzaman Said Nursi’nin mezarı hakkında, ağabeyinin birkaç talebesi dışında kimseye bilgi vermedi. Bu talebelerden biri merhum Bayram Yüksel’di. Bediüzzaman birçok kez Bayram Yüksel’e, “Kabrimi sen bekleyeceksin!” demişti. Kabrinin bir istinatgah ya da ziyaretgah haline getirilmemesini, bu nedenle yerinin dahi bilinmemesini vasiyet ettiği için naaşı talebeleri tarafından Isparta’daki mezarından gizlice kaldırılarak başka yere defnedildi.
Bediüzzaman için kendi cismi değil Risale-i Nur önemlidir. Yaşatılması ve korunması gereken en önemli dava budur. Emirdağ Lahikası’nda, kabriyle ilgili olarak şu vasiyette bulunuyor:
‘Dostlar uzaktan ruhuma Fatiha okusunlar, manevi dua ve ziyaret etsinler. Kabrimin yanına gelmesinler. Fatiha uzaktan da olsa ruhuma gelir. Risale-i Nur’daki azami ihlas ile bütün bütün terk-i enaniyet için buna bir manevi sebep hissediyorum… Kendini Risale-i Nur’a vakfetmiş olan, yanımda bulunanlardan nöbetle birer adam kabrimin yakınında olup, bu manen, lüzumsuz ziyarete gelenlere bildirsinler. Benim kabrimi gayet gizli bir yerde, bir iki talebemden başka hiç kimse bilmemek lazım geliyor. Bunu vasiyet ediyorum. Çünkü, dünyada sohbetten beni men eden bir hakikat, elbette vefatımdan sonra da o hakikat bu surette beni mecbur ediyor.
Bu dehşetli zamanda, eski zamandaki firavunların dünyevi şan ve şeref arzusuyla heykeller ve resimler ve mumyalarla nazar-i beşeri kendilerine çevirmeleri gibi, enaniyet ve benlik, verdiği gafletle, heykeller ve resimler ve gazetelerle nazarları, mana-yı harfiden mana-yi ismiyle tamamen kendilerine çevirtmeleri ve uhrevi istikbalden ziyade dünyevi istikbali hayal edinmiş olmaları ile, eski zamandaki lillah için ziyarete mukabil, ehl-i dünya kısmen bu hakikate muhalif olarak mevtanın dünyevi şan ve şerefine ziyade ehemmiyet verir. Öyle ziyaret ediyorlar. Ben de Risale-i Nur’daki azami ihlası kaçırmamak için ve o ihlasın sırrıyla, kabrimi bildirmemeyi vasiyet ediyorum.
Hem şarkta, hem garbta, hem kim olursa olsun, okudukları Fatiha’lar ruha gider. Dünyada beni sohbetten men eden bir hakikat, elbette vefatımdan sonra da o hakikat bu suretle beni sevap cihetiyle değil, dünya cihetiyle men etmeye mecbur edecek.’
ed-Dâî (Davetçi)
Yıkılmış bir mezarım ki yığılmıştır içinde
Said’den yetmiş dokuz ceset günahlarıyla elemleriyle.
Sekseninci olmuştur, mezara bir mezar taş.
Beraber ağlıyor İslâm’ın acı haline
Mezar taşımla ceset dolu inleyerek o mezarımla
Gidiyorum ahiret âleminin yurduna
Katiyyen inanıyorum ki: İstikbal semâvâtı, Asya Kıtası
Hem olur teslim, İslâm’ın pak ve temiz eline.
Zira imanın bereket ve saadetidir
Verir emniyet ve korkusuzluk ile âleme… (Sözler, Lemaât, s. 755)
Vefatından 37 yıl önce 1923’te neşrettiği Lemaat adlı eserinde bulunan bu mısralar Bediüzzaman’ın vefat tarihini ve mezarının yıkılacağını bildiriyordu.
“Ey üç yüz seneden sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş ve susarak Nur’un sözünü dinleyen ve gayba nüfuz eden gizli bir bakışları ile bizi hayranlıkla seyreden Said’ler, Hamza’lar, Ömer’ler, Osman’lar, Tâhir’ler, Yûsuf’lar, Ahmed’ler, vesâireler!..
Sizlere hitap ediyorum. Başlarınızı kaldırınız, ‘Sadakte’ (doğru söyledin) deyiniz. Ve böyle demek sizlere borç olsun! Şu çağdaşlarım, varsın beni dinlemesinler. Târih denilen mâzi derelerinden sizin yüksek istikbalinize uzanan telsiz telgrafla sizin ile konuşuyorum. Ne yapayım; acele ettim, kışta geldim. Sizler Cennet gibi bir baharda geleceksiniz. Şimdi ekilen nur tohumları, zemininizde çiçek açacaktır. Biz, hizmetimizin ücreti olarak sizden şunu bekliyoruz ki: Mâzi kıt’asına geçmek için geldiğiniz vakit, mezarımıza uğrayınız. O bahar hediyelerinden birkaç tanesini medresemin mezar taşı denilen ve kemiklerimizi misafir eden ve Horhor toprağının kapıcısı olan kal’anın başına takınız. Kapıcıya tembih edeceğiz. Bizi çağırınız. Mezarımızdan, ‘Henîen leküm’ (Helal olsun sizlere!) sadâsını işiteceksiniz” (İlk Dönem Eserleri, Münâzârât, s. 483)
Ve ey zamanı güzelleştiren Büyük Üstad! Bugün dünyanın dört bir tarafına dağılan hizmet erleri ellerinde bahar hediyeleriyle sana sesleniyorlar:
Henien leke! Henien leke - Helal olsun sana.. Helal olsun sana!
Not: Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin hayatını ve ahirzamanda insanlığa kazandırdığı Hizmet metodunu slaytlar halinde
https://www.youtube.com/channel/UCxbaqBBvLQtRtTJgiTlhs_Q
kanalımızdan izleyebilirsiniz…
[Fikret Kaplan] 31.3.2020 [Samanyolu Haber]
Bunu gören Bediüzzaman’ın önde gelen talebelerinden birisi, ‘Nur’un birinci talebesi’ ünvanına sahip Hulusi Yahyagil Ağabey’e hayretle sordu:
"Ağabey! Üstad bana demişti ki, sen benim kabrimi bilmeyeceksin. Ama şimdi herkes gördü. Bu nasıl olacak böyle!"
Hulusi Ağabey ona şöyle cevap verdi:
"Sen merak etme, ben kırk sene Üstad'ın yanında kaldım, ne dediyse hepsi çıktı. Bundan sonra bu da çıkacak; ama ne zaman çıkacak biraz sabredelim."
O talebesi, Üstad'a zamanında "Üstadım niye kabrinizin bilinmesini istemiyorsunuz?" diye bir soru sormuş, Üstad da şöyle cevap vermişti:
"Ben hayattayken elimi öpenler bana tokat atmış gibi oluyor. Ben öldükten sonra da kabrime gelip şeriata ve sünnet-i seniyyeye muhalif hareket edenler bana kabirde de azap ederler, onun için benim kabrimi kimsenin bilmesini istemiyorum."
Üstad’ın Kabrinin Bilinmeyen Bir Yere Nakledilmesi
Bediüzzaman Said Nursi’nin (23 Mart 1960’ta) vefatından yaklaşık iki ay sonra 27 Mayıs darbesi gerçekleşti. Darbeyle birlikte başta Risale-i Nur talebeleri olmak üzere, samimi Müslümanlar’a tekrar çok ciddi tazyikler, sıkıştırmalar ve zulümler başladı. Bu dönemde, Üstad Bediüzzaman Said Nursî’nin vefatından sonra dahi ona olan kinlerini bir türlü bitirmeyenler, ondan kabirde de olsa intikamlarını almak için harekete geçtiler.
11 Temmuz 1960 Pazartesi günü Urfa Valisi Necdet Yalçın ile Doğu Bölgesi Kolordu Kumandanı askeri bir uçakla Konya’ya geldiler. Konya İmam Hatip Okulu’nda Meslek Dersleri öğretmenliği yapmakta olan Bediüzzaman Said Nursî’nin kardeşi Abdülmecid Ünlükul o gün bir memurla valiliğe çağrıldı. Kendisine:
– Kardeşin Said Efendi’nin cenazesini Urfa’dan nakledeceğiz. Bunu siz istemiş olacaksınız. Şu kâğıda imza edin, dediler.
Abdülmecid Bey:
– Benim böyle bir isteğim yok; ne olur hiç olmazsa kabrinde rahat etsin, diye ricada bulundu. Fakat karşısındakiler:
– Hadi çok uzatma, burayı imza et! İmzalamaya mecbursun, bizi zor durumda bırakma! diyerek tehdit ettiler.
Kendisine zorla dilekçe imzalatılan Abdülmecid Ünlükul, bundan sonra Cemal Tural ile birlikte askerî bir uçakla önce Diyarbakır’a, sonra ayrı bir uçakla ikindi vakti Urfa’ya gittiler...
O gün bir subay da Urfa’dan Diyarbakır’a giderek galvanizli bir tabut yaptırıp getirmişti.
Ertesi gün yani 12 Temmuz 1960 Salı günü gece saat 00:30’da askerî kuvvetler Urfa’ya geldiler. Şehirde derin bir sessizlik vardı. Ortalıkta hiç kimse görünmüyordu, herkes uykudaydı. O gün bekçilere vazife verilmemiş, onların yerini askerler ve jandarmalar almıştı. Şehrin bütün mühim yerleri askerler ve zırhlı vasıtalar tarafından tutulmuştu.
Gece saat 01:00’de Halilürrahman Camii sıkı bir kordon altına alındı. Askerler kendilerine verilen emirle Bediüzzaman Said Nursî’nin kabrinin bulunduğu iki kubbeli yerin üst pencerelerinin demir parmaklıklarını kırarak içeri girdiler. Ellerinde demir âletler ve balyozlarla mermer mezarı parçalamaya başladılar.
Er Muşlu Yusuf’un anlattığına göre parçalanan mezardan Bediüzzaman’ın naaşı bozulmamış olarak çıkınca, oradaki erler: ‘Bu zât şehitmiş. Bunun mezarını açmak günahtır.’ diyerek kendi kendilerine konuştular, korktular.
Abdülmecid Ünlükul, o günü şöyle naklediyor:
‘Beni bir yüzbaşı ve erler refakatinde Halilürrahman Dergâhı’na götürdüler. Yanıma bir doktor geldi: ‘Fazla merak edip üzülmeyin; Üstadı Anadolu’ya naklediyoruz, onun için sizi buraya getirdiler.’ dedi. Doktorun bu sözleri üzerine ağlıyordum…
Doktor askerlere: ‘Bu tabutu açıp Üstadı öbür tabuta alacağız.’ dedi. Fakat erler çekiniyor ve korkuyorlardı:
‘Biz yapamayız, çarpılırız’ dediler.
Doktor:
‘Kardeşlerim biz emir kuluyuz, ne yapalım, mecburuz.’ dedi.
Hep beraber tabutu açtık. Elimi Üstad’ın kefenine sürünce sanki yeni vefat etmiş gibi bir hal vardı. Doktor kefenin ağzını açtı; yüzüne baktım, âdeta tebessüm ediyordu…’
Abdülmecîd Ünlükul gözyaşları içinde ağabeyi ve üstadı Bediüzzaman Said Nursî’nin yüzüne bakıyordu. Yüz on bir gün sonra açılan kabirde merhumun naaşı hiç bozulmamış, yalnız kefeni biraz sararmıştı.
Abdülmecid Bey, bundan sonraki gelişmeleri şu şekilde anlatıyor:
‘Hep beraber kucakladık o şanlı mazlûm Üstadı; askerlerin getirdiği çok ağır ve büyük tabuta yerleştirdik. Tabutun etrafındaki boşluğu otlar ile doldurdular. Bütün işler bittikten sonra, bir askerî cemseye bindik. Caddelerde hep süngülü askerler geziyordu. Doğru uçağın yanına vardık. İlk uçak tabutu almadı. (Diyarbakır’dan) İkinci bir uçak geldi, tabutu bunun içine uzattık. Ben de yanına oturdum. İçimi hüzün, gözlerimi yaş kaplamıştı. Az sonra Afyon’a indik. Sonra oradan da bir ambulans ile Isparta’ya doğru hareket ettik. Önümüzde ve arkamızda askerî vasıtalar bize refakat ediyordu. Önceden hazırlanmış mezara Üstadı defnettik.’
Emekli pilot Astsubay Ali Demirci’nin anlattığına göre Pilot Astsubay Ahmed Kırlay’ın kullandığı C 47 askeri uçağı Afyon havaalanına indi. Tabut orada geceleyin askerî bir araç ile Abdülmecid Ünlükul ile beraber Dinar-Baladız üzerinden Isparta istikametine götürüldü.
Bugün bilinmeyen kabrine tabut yerleştirildi. Ortalık ağarmadan, kendi isteği üzerine aynı gecenin içinde tekrar Abdülmecid Ünlükul’u Konya’ya götürüp bıraktılar.
Bediüzzaman’ın Kabri İle Alâkalı Vasiyeti
Bediüzzaman Said Nursî, Hz. Peygamber'in (sav) ecel gelmeden önce vasiyette bulunma sünnetine uygun olarak ilk vasiyetini Ocak 1948'de Emirdağ'da yazdı. Bizzat kaleme aldığı bu vasiyetinde; şahsi eşyalarını ve kendisine ait Risale-i Nur nüshalarını talebelerinden bir heyete miras bıraktı. Vasiyetinde ve mektuplarında ayrıca 'kabrinin bilinmemesini ve Risale-i Nur hizmetleriyle meşgul olanların geçiminin temininin diğer talebeleri tarafından karşılanmasını' talep etti. Bediüzzaman, kendi kabrini ziyaret etmek isteyenlerin bu ziyareti manen gerçekleştirebileceklerini; ruhu için uzaktan Fatiha okuyabileceklerini de beyan etti...
Abdulmecit Ünlükul, Bediüzzaman Said Nursi’nin mezarı hakkında, ağabeyinin birkaç talebesi dışında kimseye bilgi vermedi. Bu talebelerden biri merhum Bayram Yüksel’di. Bediüzzaman birçok kez Bayram Yüksel’e, “Kabrimi sen bekleyeceksin!” demişti. Kabrinin bir istinatgah ya da ziyaretgah haline getirilmemesini, bu nedenle yerinin dahi bilinmemesini vasiyet ettiği için naaşı talebeleri tarafından Isparta’daki mezarından gizlice kaldırılarak başka yere defnedildi.
Bediüzzaman için kendi cismi değil Risale-i Nur önemlidir. Yaşatılması ve korunması gereken en önemli dava budur. Emirdağ Lahikası’nda, kabriyle ilgili olarak şu vasiyette bulunuyor:
‘Dostlar uzaktan ruhuma Fatiha okusunlar, manevi dua ve ziyaret etsinler. Kabrimin yanına gelmesinler. Fatiha uzaktan da olsa ruhuma gelir. Risale-i Nur’daki azami ihlas ile bütün bütün terk-i enaniyet için buna bir manevi sebep hissediyorum… Kendini Risale-i Nur’a vakfetmiş olan, yanımda bulunanlardan nöbetle birer adam kabrimin yakınında olup, bu manen, lüzumsuz ziyarete gelenlere bildirsinler. Benim kabrimi gayet gizli bir yerde, bir iki talebemden başka hiç kimse bilmemek lazım geliyor. Bunu vasiyet ediyorum. Çünkü, dünyada sohbetten beni men eden bir hakikat, elbette vefatımdan sonra da o hakikat bu surette beni mecbur ediyor.
Bu dehşetli zamanda, eski zamandaki firavunların dünyevi şan ve şeref arzusuyla heykeller ve resimler ve mumyalarla nazar-i beşeri kendilerine çevirmeleri gibi, enaniyet ve benlik, verdiği gafletle, heykeller ve resimler ve gazetelerle nazarları, mana-yı harfiden mana-yi ismiyle tamamen kendilerine çevirtmeleri ve uhrevi istikbalden ziyade dünyevi istikbali hayal edinmiş olmaları ile, eski zamandaki lillah için ziyarete mukabil, ehl-i dünya kısmen bu hakikate muhalif olarak mevtanın dünyevi şan ve şerefine ziyade ehemmiyet verir. Öyle ziyaret ediyorlar. Ben de Risale-i Nur’daki azami ihlası kaçırmamak için ve o ihlasın sırrıyla, kabrimi bildirmemeyi vasiyet ediyorum.
Hem şarkta, hem garbta, hem kim olursa olsun, okudukları Fatiha’lar ruha gider. Dünyada beni sohbetten men eden bir hakikat, elbette vefatımdan sonra da o hakikat bu suretle beni sevap cihetiyle değil, dünya cihetiyle men etmeye mecbur edecek.’
ed-Dâî (Davetçi)
Yıkılmış bir mezarım ki yığılmıştır içinde
Said’den yetmiş dokuz ceset günahlarıyla elemleriyle.
Sekseninci olmuştur, mezara bir mezar taş.
Beraber ağlıyor İslâm’ın acı haline
Mezar taşımla ceset dolu inleyerek o mezarımla
Gidiyorum ahiret âleminin yurduna
Katiyyen inanıyorum ki: İstikbal semâvâtı, Asya Kıtası
Hem olur teslim, İslâm’ın pak ve temiz eline.
Zira imanın bereket ve saadetidir
Verir emniyet ve korkusuzluk ile âleme… (Sözler, Lemaât, s. 755)
Vefatından 37 yıl önce 1923’te neşrettiği Lemaat adlı eserinde bulunan bu mısralar Bediüzzaman’ın vefat tarihini ve mezarının yıkılacağını bildiriyordu.
“Ey üç yüz seneden sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş ve susarak Nur’un sözünü dinleyen ve gayba nüfuz eden gizli bir bakışları ile bizi hayranlıkla seyreden Said’ler, Hamza’lar, Ömer’ler, Osman’lar, Tâhir’ler, Yûsuf’lar, Ahmed’ler, vesâireler!..
Sizlere hitap ediyorum. Başlarınızı kaldırınız, ‘Sadakte’ (doğru söyledin) deyiniz. Ve böyle demek sizlere borç olsun! Şu çağdaşlarım, varsın beni dinlemesinler. Târih denilen mâzi derelerinden sizin yüksek istikbalinize uzanan telsiz telgrafla sizin ile konuşuyorum. Ne yapayım; acele ettim, kışta geldim. Sizler Cennet gibi bir baharda geleceksiniz. Şimdi ekilen nur tohumları, zemininizde çiçek açacaktır. Biz, hizmetimizin ücreti olarak sizden şunu bekliyoruz ki: Mâzi kıt’asına geçmek için geldiğiniz vakit, mezarımıza uğrayınız. O bahar hediyelerinden birkaç tanesini medresemin mezar taşı denilen ve kemiklerimizi misafir eden ve Horhor toprağının kapıcısı olan kal’anın başına takınız. Kapıcıya tembih edeceğiz. Bizi çağırınız. Mezarımızdan, ‘Henîen leküm’ (Helal olsun sizlere!) sadâsını işiteceksiniz” (İlk Dönem Eserleri, Münâzârât, s. 483)
Ve ey zamanı güzelleştiren Büyük Üstad! Bugün dünyanın dört bir tarafına dağılan hizmet erleri ellerinde bahar hediyeleriyle sana sesleniyorlar:
Henien leke! Henien leke - Helal olsun sana.. Helal olsun sana!
Not: Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin hayatını ve ahirzamanda insanlığa kazandırdığı Hizmet metodunu slaytlar halinde
https://www.youtube.com/channel/UCxbaqBBvLQtRtTJgiTlhs_Q
kanalımızdan izleyebilirsiniz…
[Fikret Kaplan] 31.3.2020 [Samanyolu Haber]
Koronavirüs, sarımsağı uçurdu! [İlker Doğan]
Çin’in Vuhan kentinde ortaya çıkan ve Kovid-19 adı verilen virüs, Türkiye’de gıda fiyatlarının da artmasına neden oldu. Sosyal medyada ‘koronavirüse iyi geldiğine’ dair paylaşımlar sarımsağın fiyatının da katlanmasını sağladı. Halk pazarında iki hafta önce 30-35 TL’den satılan meşhur Kastamonu sarımsağının fiyatı geçtiğimiz hafta 50, bu hafta ise 70 TL’ye yükseldi.
Çin’de hayvan pazarından yayılan ve 118 ülkeye yayılan Covid-19 virüsü, küresel ekonomiyi de yerle bir etti. İşsiz rakamlarına dünya genelinde milyonlarcası eklendi. Özellikle gıda fiyatları arttı. İnsanlığı tehdit eden bu yeni virüsün ve neden olduğu Kovid-19 hastalığının henüz bilinen bir tedavisi veya aşısı yok. Ancak internet sitesinde çok sayıda hurafeye rastlamak mümkün. Bunlardan biri de doğal bir antibiyotik olarak kabul edilen sarımsağın, bağışıklık sistemini güçlendirerek virüse yakalanmayı engelleyeceği iddiası…
Sarımsak genel olarak mikroplara karşı etkili olabilen bazı özellikler taşıyan sağlıklı ve tüketilmesi önerilen bir sebze. Ancak şu ana kadar sarımsak yemenin insanları Covid-19 virüsünden koruduğuna dair şu ana kadar hiçbir kanıt yok.
İKİ YILDA FİYATI YÜZDE 700 ARTTI!
Söylenti sarımsağın fiyatının da sadece iki haftada yüzde 100 artmasına neden oldu. İki hafta önce halk pazarında 30-35 TL’den satılan Kastamonu sarımsağı, geçtiğimiz hafta 50 TL’ye fırladı. Ancak orada da durmadı ve bu hafta 70-80 TL’ye çıktı. 2018 yılının haziran ayında aynı sarımsağın kilosu sadece 10 TL’ydi! 2019 yılı haziran ayında 20 TL’ye çıktı. Sarımsağın kilogram fiyatı iki yılda yüzde 700 artmış oldu. Geçtiğimiz haftalarda TÜİK, 2019 yılına ilişkin bitkisel ürün fiyatları ve üretim değerlerini açıklamıştı. Sebzeler grubunda bir önceki yıla göre en fazla artış gösteren ürün, yüzde 70,88 ile sarımsak olmuştu.
YILLIK ÜRETİM 140 BİN TON CİVARI
Ziraat Mühendisleri Odası’nın rakamlarına göre, Türkiye’de yaklaşık 130 bin dekarı kuru, 20 bin dekarı taze tüketime yönelik olarak toplam 150 bin dekarı aşan alanda sarımsak üretimi yapılıyor. Türkiye’nin yıllık sarımsak üretimi ise 140 bin ton civarında. Kişi başı sarımsak tüketimi ise 1.5-2 kg arasında. Tüm dünyada sarımsak üretimi ise yıllık 28 milyon ton civarında. Üretimin yaklaşık yüzde 80’i Çin tarafından gerçekleştiriliyor.
[İlker Doğan] 31.3.2020 [TR724]
Çin’de hayvan pazarından yayılan ve 118 ülkeye yayılan Covid-19 virüsü, küresel ekonomiyi de yerle bir etti. İşsiz rakamlarına dünya genelinde milyonlarcası eklendi. Özellikle gıda fiyatları arttı. İnsanlığı tehdit eden bu yeni virüsün ve neden olduğu Kovid-19 hastalığının henüz bilinen bir tedavisi veya aşısı yok. Ancak internet sitesinde çok sayıda hurafeye rastlamak mümkün. Bunlardan biri de doğal bir antibiyotik olarak kabul edilen sarımsağın, bağışıklık sistemini güçlendirerek virüse yakalanmayı engelleyeceği iddiası…
Sarımsak genel olarak mikroplara karşı etkili olabilen bazı özellikler taşıyan sağlıklı ve tüketilmesi önerilen bir sebze. Ancak şu ana kadar sarımsak yemenin insanları Covid-19 virüsünden koruduğuna dair şu ana kadar hiçbir kanıt yok.
İKİ YILDA FİYATI YÜZDE 700 ARTTI!
Söylenti sarımsağın fiyatının da sadece iki haftada yüzde 100 artmasına neden oldu. İki hafta önce halk pazarında 30-35 TL’den satılan Kastamonu sarımsağı, geçtiğimiz hafta 50 TL’ye fırladı. Ancak orada da durmadı ve bu hafta 70-80 TL’ye çıktı. 2018 yılının haziran ayında aynı sarımsağın kilosu sadece 10 TL’ydi! 2019 yılı haziran ayında 20 TL’ye çıktı. Sarımsağın kilogram fiyatı iki yılda yüzde 700 artmış oldu. Geçtiğimiz haftalarda TÜİK, 2019 yılına ilişkin bitkisel ürün fiyatları ve üretim değerlerini açıklamıştı. Sebzeler grubunda bir önceki yıla göre en fazla artış gösteren ürün, yüzde 70,88 ile sarımsak olmuştu.
YILLIK ÜRETİM 140 BİN TON CİVARI
Ziraat Mühendisleri Odası’nın rakamlarına göre, Türkiye’de yaklaşık 130 bin dekarı kuru, 20 bin dekarı taze tüketime yönelik olarak toplam 150 bin dekarı aşan alanda sarımsak üretimi yapılıyor. Türkiye’nin yıllık sarımsak üretimi ise 140 bin ton civarında. Kişi başı sarımsak tüketimi ise 1.5-2 kg arasında. Tüm dünyada sarımsak üretimi ise yıllık 28 milyon ton civarında. Üretimin yaklaşık yüzde 80’i Çin tarafından gerçekleştiriliyor.
[İlker Doğan] 31.3.2020 [TR724]
Adaletsizlik [Can Bahadır Yüce]
Yahudi soykırımının simgelerinden Anne Frank, toplama kampında salgın yüzünden öldü. Naziler, bırakalım onları salgın öldürsün, demişti. Bugün yapılanın özünde farkı yok. Hasta ve yaşlı tutuklular bir an önce serbest kalmalı.
CAN BAHADIR YÜCE -30 Mart 2020
Guernica / Pablo Picasso (1937)
Bir rivayete göre, işgal altındaki Paris’te Naziler bir gün Picasso’nun stüdyosunu ziyaret eder. Sürgün ressamın politik göndermeler içeren en büyük eseri Guernica’nın fotoğrafını gören Nazi subayı sorar: “Bunu sen mi yaptın?” Picasso şöyle yanıtlar: “Hayır, bunu siz yaptınız!”
Fevzi Yazıcı’nın hapiste yaptığı son çizim bana bu hikâyeyi anımsattı. Dünya hukuk tarihinin en saçma suçlamalarından biriyle (abartılı görünen bu ifadede hiç abartı yok) hâlâ tutsak olan Yazıcı ‘kuyu’sundan gönderdiği “Adaletsizlik” adlı çizimi şöyle tanımlamış: “Bu eser fonksiyonunu yitirmiş bir hukuk sistemini resmediyor.”
“Adaletsizlik” aslında Türkiye’nin eseri.
“Adaletsizlik” / Fevzi Yazıcı
Yazıcı’nın çizgileri, tıpkı bir kentin bombalanışını betimleyen Guernica gibi, hareketli nesnelerle bir kaosu anlatıyor. Terazinin çevresindeki sarmal, şimşeğe dönüşen adaletin kılıcı, boğucu eller, kaçamayan güvercin… Resimdeki sihirli lambanın varlığı, ince bir sanatçı dokunuşu. Çizgilerde, tıpkı çizerinin hikâyesindeki gibi, gerçeküstücülüğün izleri okunuyor. ‘Kuyu’nun derin olduğuna kuşku yok.
Bugün bir adaletsizlik krizinin tam ortasındayız. Yüzbinlerce tutuklu, yirmi birinci yüzyılın en tehlikeli salgınının ortasında, cezaevlerinde saat sayıyor. Virüsün bazı koğuşlara ulaştığı haberleri gelmeye başladı bile.
Sağlık kuruluşları, insan hakları örgütleri, uluslararası dernekler uyarıyor. İmza kampanyaları düzenleniyor. Yine de yetkililerin kılı kıpırdamıyor. Ne yazık ki bir süre sonra grup ayinine dönüşen sosyal medya kampanyalarından başka elden bir şey gelmiyor.
İnsanın doğal eğiliminin adalete doğru olduğu söylenir hep. (Auden yirminci yüzyılda polisiye romanın yükselişini buna bağlamıştı: Bir dedektifin eliyle suçluların bulunup cezalandırılması, adaletin yerini bulması bizi daima heyecanlandırır ve tatmin eder.) Gelgelelim bugün yığınlar sessiz. Anlaşılan adaletsizliği umursamamak da virüs gibi bulaşıcı. Üstelik bu yalnızca hapisteki insanlarla ve aileleriyle ilgili değil. Bir cezaevinde patlayacak salgın bütün çevreyi tehdit eder.
Yahudi soykırımının simgelerinden Anne Frank, henüz 15 yaşında, toplama kampında salgın yüzünden ölmüştü. 1945’te Auschwitz, Theresienstadt ve Bergen-Belsen kamplarında 17 bin tutsak tifüs salgınına yenildi. Bir bakıma Naziler, bırakalım onları salgın öldürsün, demişti. Bugün yapılanın özünde farkı yok. Güç sahipleri sanki şöyle diyor: Bizim yapamadığımızı salgın yapsın. (Kötülüğün sınırının olmadığını çoktan öğrendik.)
Yeni Türkiye’nin cezaevleri (ben “toplama kampı” demeyi yeğliyorum) haksızlığın tuğlalarıyla inşa edildi. Buraların belli gruptan ve inançtan insanları toplamak için yapıldığını biliyoruz. Sadece etnik kimliği yüzünden hapiste tutulan siyasetçinin, fakire yardım ettiği için cezalandırılan ev kadının tutsaklığı başka türlü açıklanamaz. Toplama kamplarının, mülteci kamplarının, cezaevlerinin hijyenden yoksun ortamı, oradakilerin zaten yetersiz beslenmeden kaynaklı zayıf bağışıklık sistemleri, tıbbi müdahale kısıtlılığı bir felaketin koşullarını hazırlıyor. Hasta ve yaşlı tutuklular bir an önce serbest kalmalı.
Adalet yaşamın temel gereksinimleri gibidir—tıpkı hava, su ya da sağlık gibi, önemi yokluğunda fark edilir. Adaletsizlikse öyle bir karmaşadır ki, yolsuzlukla insanların sağlığını tehlikeye atan fırsatçıyı değil, bizi bu düzen öldürür diyen işçiyi cezalandırır.
Adaletsizliğin yükü ağırdır. Tarih her şeyi unutsa da büyük haksızlıkları unutmaz. (Sokrates’in uğradığı haksızlık, o günlerde Atina’nın yıkılıp yıkılmayacağı sorusunu gölgede bıraktı.)
Adaletsizlikten daha kötü olan, haksızlıkların adalet diye sunulması… Güç sahipleri tarafından ötekileştirilen bir gazetede çalışmaktan başka suçu olmayan gazetecilerin masumiyetini artık tartışmıyoruz bile. Sadece sağlıkları için kaygılanıyoruz. Ortada bir ölüm-kalım sorunu var. Haksız yere cezalandırılanların serbest bırakılması bir lütuf ya da mutlak adalet değil, aslında bir yanlışın geç de olsa düzeltilmesi olacak.
Fevzi Yazıcı’nın çizimine şu not eşlik ediyordu: “Adalet kolay, adaletsizlik karmaşık bir şeydir.” Türkiye ne yazık ki karmaşık yolu seçti. Umarım bu karmaşa felaketle sonuçlanmaz. Korkulan gerçekleşirse suç bütün toplumun omuzlarında kalacak.
Bazen adalet insaftan başka bir şey değil. Adaletin gecikmesi ise her zaman adaletsizliktir.
[Can Bahadır Yüce] 31.3.2020 [Kronos.News]
CAN BAHADIR YÜCE -30 Mart 2020
Guernica / Pablo Picasso (1937)
Bir rivayete göre, işgal altındaki Paris’te Naziler bir gün Picasso’nun stüdyosunu ziyaret eder. Sürgün ressamın politik göndermeler içeren en büyük eseri Guernica’nın fotoğrafını gören Nazi subayı sorar: “Bunu sen mi yaptın?” Picasso şöyle yanıtlar: “Hayır, bunu siz yaptınız!”
Fevzi Yazıcı’nın hapiste yaptığı son çizim bana bu hikâyeyi anımsattı. Dünya hukuk tarihinin en saçma suçlamalarından biriyle (abartılı görünen bu ifadede hiç abartı yok) hâlâ tutsak olan Yazıcı ‘kuyu’sundan gönderdiği “Adaletsizlik” adlı çizimi şöyle tanımlamış: “Bu eser fonksiyonunu yitirmiş bir hukuk sistemini resmediyor.”
“Adaletsizlik” aslında Türkiye’nin eseri.
“Adaletsizlik” / Fevzi Yazıcı
Yazıcı’nın çizgileri, tıpkı bir kentin bombalanışını betimleyen Guernica gibi, hareketli nesnelerle bir kaosu anlatıyor. Terazinin çevresindeki sarmal, şimşeğe dönüşen adaletin kılıcı, boğucu eller, kaçamayan güvercin… Resimdeki sihirli lambanın varlığı, ince bir sanatçı dokunuşu. Çizgilerde, tıpkı çizerinin hikâyesindeki gibi, gerçeküstücülüğün izleri okunuyor. ‘Kuyu’nun derin olduğuna kuşku yok.
Bugün bir adaletsizlik krizinin tam ortasındayız. Yüzbinlerce tutuklu, yirmi birinci yüzyılın en tehlikeli salgınının ortasında, cezaevlerinde saat sayıyor. Virüsün bazı koğuşlara ulaştığı haberleri gelmeye başladı bile.
Sağlık kuruluşları, insan hakları örgütleri, uluslararası dernekler uyarıyor. İmza kampanyaları düzenleniyor. Yine de yetkililerin kılı kıpırdamıyor. Ne yazık ki bir süre sonra grup ayinine dönüşen sosyal medya kampanyalarından başka elden bir şey gelmiyor.
İnsanın doğal eğiliminin adalete doğru olduğu söylenir hep. (Auden yirminci yüzyılda polisiye romanın yükselişini buna bağlamıştı: Bir dedektifin eliyle suçluların bulunup cezalandırılması, adaletin yerini bulması bizi daima heyecanlandırır ve tatmin eder.) Gelgelelim bugün yığınlar sessiz. Anlaşılan adaletsizliği umursamamak da virüs gibi bulaşıcı. Üstelik bu yalnızca hapisteki insanlarla ve aileleriyle ilgili değil. Bir cezaevinde patlayacak salgın bütün çevreyi tehdit eder.
Yahudi soykırımının simgelerinden Anne Frank, henüz 15 yaşında, toplama kampında salgın yüzünden ölmüştü. 1945’te Auschwitz, Theresienstadt ve Bergen-Belsen kamplarında 17 bin tutsak tifüs salgınına yenildi. Bir bakıma Naziler, bırakalım onları salgın öldürsün, demişti. Bugün yapılanın özünde farkı yok. Güç sahipleri sanki şöyle diyor: Bizim yapamadığımızı salgın yapsın. (Kötülüğün sınırının olmadığını çoktan öğrendik.)
Yeni Türkiye’nin cezaevleri (ben “toplama kampı” demeyi yeğliyorum) haksızlığın tuğlalarıyla inşa edildi. Buraların belli gruptan ve inançtan insanları toplamak için yapıldığını biliyoruz. Sadece etnik kimliği yüzünden hapiste tutulan siyasetçinin, fakire yardım ettiği için cezalandırılan ev kadının tutsaklığı başka türlü açıklanamaz. Toplama kamplarının, mülteci kamplarının, cezaevlerinin hijyenden yoksun ortamı, oradakilerin zaten yetersiz beslenmeden kaynaklı zayıf bağışıklık sistemleri, tıbbi müdahale kısıtlılığı bir felaketin koşullarını hazırlıyor. Hasta ve yaşlı tutuklular bir an önce serbest kalmalı.
Adalet yaşamın temel gereksinimleri gibidir—tıpkı hava, su ya da sağlık gibi, önemi yokluğunda fark edilir. Adaletsizlikse öyle bir karmaşadır ki, yolsuzlukla insanların sağlığını tehlikeye atan fırsatçıyı değil, bizi bu düzen öldürür diyen işçiyi cezalandırır.
Adaletsizliğin yükü ağırdır. Tarih her şeyi unutsa da büyük haksızlıkları unutmaz. (Sokrates’in uğradığı haksızlık, o günlerde Atina’nın yıkılıp yıkılmayacağı sorusunu gölgede bıraktı.)
Adaletsizlikten daha kötü olan, haksızlıkların adalet diye sunulması… Güç sahipleri tarafından ötekileştirilen bir gazetede çalışmaktan başka suçu olmayan gazetecilerin masumiyetini artık tartışmıyoruz bile. Sadece sağlıkları için kaygılanıyoruz. Ortada bir ölüm-kalım sorunu var. Haksız yere cezalandırılanların serbest bırakılması bir lütuf ya da mutlak adalet değil, aslında bir yanlışın geç de olsa düzeltilmesi olacak.
Fevzi Yazıcı’nın çizimine şu not eşlik ediyordu: “Adalet kolay, adaletsizlik karmaşık bir şeydir.” Türkiye ne yazık ki karmaşık yolu seçti. Umarım bu karmaşa felaketle sonuçlanmaz. Korkulan gerçekleşirse suç bütün toplumun omuzlarında kalacak.
Bazen adalet insaftan başka bir şey değil. Adaletin gecikmesi ise her zaman adaletsizliktir.
[Can Bahadır Yüce] 31.3.2020 [Kronos.News]
Putin: Aşırı tedbirler sonra pişman olmaktan iyidir
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınına yönelik ülkede alınan "aşırı" tedbirleri desteklediğini belirterek, "Virüse yönelik bazı tedbirler aşırı gelebilir, ancak sonradan pişman olmaktan iyidir" dedi.
KRONOS -31 Mart 2020
Putin, Rusya’nın bölge yönetim temsilcileriyle video konferans yöntemiyle gerçekleştirdiği toplantıda, ülke çapında Kovid-19 salgınına yönelik gelişmelere dair değerlendirmelerde bulundu.
Kovid-19’un Rusya’da önemli oranda yayılmasının önlendiğini savunan Putin, “Bu başarı ağırlıklı olarak epidemiyoloji uzmanlarımıza ait. Onların tüm tavsiyelerine katı bir şekilde uyulmak zorunda.” diye konuştu.
Virüsün toplumun geneline yayılmaması için gerekli adımların atıldığını ifade eden Putin, “Ancak diğer ülkelerin de deneyimlerinden faydalanarak tüm bölgelerde gerekli eğitimlerin, çalışmaların yürütülmesi ve daha fazla virüs tanı merkezinin kurulması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Moskova bölgesinde sokağa çıkma kısıtlaması dahil bazı “sert” önlemlerin alınmasını desteklediğine işaret eden Putin, “Bu durumda gereken tüm tedbirleri almak lazım. Virüse yönelik bazı tedbirler aşırı gelebilir, ancak sonradan pişman olmaktan iyidir” değerlendirmesinde bulundu.
Putin, virüsle mücadelede en önemli konunun, virüsün dağıtım kaynaklarını sınırlandırmak olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu: “Mücadele kapsamında hastanelerdeki yatak, tıbbi ekipman ve vantilatör kapasitesinin değerlendirilmesi gerekiyor. Virüse karşı kullanılan ilaçların rezervlerinin oluşturulması ve doktorların maaşlarının zamanında ödenmesi de önem arz ediyor. Ayrıca gıda ürünlerinin fiyatlarında artış yaşanmaması için bölge yönetimlerinin konuyu yakından takip etmeleri şart.”
ÖNLEMLER ARTIYOR
Moskova Belediyesi, daha önce alınan önlemlere uyulmaması nedeniyle dün tedbirleri sıkılaştırma kararı almıştı. Yeni tedbirlere göre, bugünden itibaren tüm başkent sakinleri, yaş gözetmeksizin evde kendini karantinaya alacak.
Rus hükümeti de bir süre önce ülkeden yapılan tüm uluslararası uçuşları durdurmuş, kara ve denizden sınır geçişlerinin 30 Mart’tan itibaren geçici süreliğine kapatılmasına karar vermişti.
Rusya Koronavirüs Enfeksiyonu Kontrol ve Önleme Merkezinden bugün yapılan açıklamada, Kovid-19 testlerinde vaka sayısının 1.836’ya, ölü sayısının ise 9’a yükseldiği kaydedilmişti.
[Kronos.News] 31.3.2020
KRONOS -31 Mart 2020
Putin, Rusya’nın bölge yönetim temsilcileriyle video konferans yöntemiyle gerçekleştirdiği toplantıda, ülke çapında Kovid-19 salgınına yönelik gelişmelere dair değerlendirmelerde bulundu.
Kovid-19’un Rusya’da önemli oranda yayılmasının önlendiğini savunan Putin, “Bu başarı ağırlıklı olarak epidemiyoloji uzmanlarımıza ait. Onların tüm tavsiyelerine katı bir şekilde uyulmak zorunda.” diye konuştu.
Virüsün toplumun geneline yayılmaması için gerekli adımların atıldığını ifade eden Putin, “Ancak diğer ülkelerin de deneyimlerinden faydalanarak tüm bölgelerde gerekli eğitimlerin, çalışmaların yürütülmesi ve daha fazla virüs tanı merkezinin kurulması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Moskova bölgesinde sokağa çıkma kısıtlaması dahil bazı “sert” önlemlerin alınmasını desteklediğine işaret eden Putin, “Bu durumda gereken tüm tedbirleri almak lazım. Virüse yönelik bazı tedbirler aşırı gelebilir, ancak sonradan pişman olmaktan iyidir” değerlendirmesinde bulundu.
Putin, virüsle mücadelede en önemli konunun, virüsün dağıtım kaynaklarını sınırlandırmak olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu: “Mücadele kapsamında hastanelerdeki yatak, tıbbi ekipman ve vantilatör kapasitesinin değerlendirilmesi gerekiyor. Virüse karşı kullanılan ilaçların rezervlerinin oluşturulması ve doktorların maaşlarının zamanında ödenmesi de önem arz ediyor. Ayrıca gıda ürünlerinin fiyatlarında artış yaşanmaması için bölge yönetimlerinin konuyu yakından takip etmeleri şart.”
ÖNLEMLER ARTIYOR
Moskova Belediyesi, daha önce alınan önlemlere uyulmaması nedeniyle dün tedbirleri sıkılaştırma kararı almıştı. Yeni tedbirlere göre, bugünden itibaren tüm başkent sakinleri, yaş gözetmeksizin evde kendini karantinaya alacak.
Rus hükümeti de bir süre önce ülkeden yapılan tüm uluslararası uçuşları durdurmuş, kara ve denizden sınır geçişlerinin 30 Mart’tan itibaren geçici süreliğine kapatılmasına karar vermişti.
Rusya Koronavirüs Enfeksiyonu Kontrol ve Önleme Merkezinden bugün yapılan açıklamada, Kovid-19 testlerinde vaka sayısının 1.836’ya, ölü sayısının ise 9’a yükseldiği kaydedilmişti.
[Kronos.News] 31.3.2020
Koronavirüs nedeniyle ölen hamile kadının bebeği kurtarıldı
Kocaeli'nin Kartepe ilçesinde yaşayan ve kocası ile birlikte koronavirüs nedeniyle tedavi altına alınan 8 aylık hamile kadın hayatını kaybetti, bebeği ise ameliyatla kurtarıldı.
KRONOS -31 Mart 2020
Kocaeli’nin Kartepe ilçesinde yaşayan Recep Aydın ve 8 aylık hamile eşi Betül Aydın’ın (38), kaldırıldıkları Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yapılan koronavirüs test sonuçları pozitif çıktı.
Hastanede tedavi altında alınan çiftten kronik bronşit hastası olduğu öğrenilen Betül Aydın yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti. Betül Aydın’ın 8 aylık bebeği ise ameliyatla kurtarıldı.
Bebek, kuvözle İstanbul’da bulunan özel bir hastaneye kaldırıldı. Betül Aydın’ın cenazesi ise yapılan işlemlerinin ardından, Kartepe ilçesinde bugün toprağa verildi.
Betül Aydın’ın eşi Recep Aydın’ın ise Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavisinin sürdüğü öğrenildi.
[Kronos.News] 31.3.2020
KRONOS -31 Mart 2020
Kocaeli’nin Kartepe ilçesinde yaşayan Recep Aydın ve 8 aylık hamile eşi Betül Aydın’ın (38), kaldırıldıkları Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yapılan koronavirüs test sonuçları pozitif çıktı.
Hastanede tedavi altında alınan çiftten kronik bronşit hastası olduğu öğrenilen Betül Aydın yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti. Betül Aydın’ın 8 aylık bebeği ise ameliyatla kurtarıldı.
Bebek, kuvözle İstanbul’da bulunan özel bir hastaneye kaldırıldı. Betül Aydın’ın cenazesi ise yapılan işlemlerinin ardından, Kartepe ilçesinde bugün toprağa verildi.
Betül Aydın’ın eşi Recep Aydın’ın ise Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavisinin sürdüğü öğrenildi.
[Kronos.News] 31.3.2020
Türkiye, 10 bin vaka sayısına en hızlı ulaşan ülke
Türkiye, ABD, İran, Güney Kore, Almanya, İspanya, İtalya ve Fransa ile kıyaslandığında 10 bin vaka sayısına en hızlı ulaşan ülke oldu.
KRONOS -31 Mart 2020
ABD, İran, Güney Kore, Almanya, İspanya, İtalya ve Fransa gibi koronavirüsü salgınının en etkili olduğu ülkelerle kıyaslandığında 10 bin vaka sayısına en hızlı ulaşan ülke Türkiye.
Yeni tip Corona virüsünün yol açtığı Kovid-19 salgını yayılmaya devam ederken, Türkiye’de tespit edilen vaka sayısı 10 bin 827’ye yükseldi.
30 Mart itibariyle vaka sayısının 10 bini geçtiğini duyuran Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, yaşamını yitirenlerin sayısını da 168 olarak açıkladı. Böylece, Türkiye 10 bin vaka sayısına en hızlı ulaşan ülke oldu.
Vaka sayısında 10 bin sınırını geçme hızı ülkeden ülkeye farklılık gösteriyor. Euronews, Johns Hopkins Üniversitesi’nin verilerinden yararlanarak ABD, İran, Güney Kore, Almanya, İspanya, İtalya ve Fransa gibi salgının en etkili olduğu ülkeler ile Türkiye’deki vaka sayıları arasında bir karşılaştırmaya yer verdi.
Buna göre İtalya’da Kovid-19 vakaları yaklaşık 40 gün sonra 10 bine ulaşırken, Türkiye’de bu sayı 20 günde yakalandı.
En fazla ölümün yaşandığı İtalya’da ilk 20 günde ülkede sadece 3 vaka görülürken, bu sayının bir anda artışa geçtiği dikkat çekiyor.
Dünyada en fazla vakanın görüldüğü ülke olan ABD’de ise ilk vakanın tespit edilmesinden yaklaşık 2 ay sonra 10 bin vaka sınırı aşılıyor.
Kaynak: Gazete Karınca
[Kronos.News] 31.3.2020
KRONOS -31 Mart 2020
ABD, İran, Güney Kore, Almanya, İspanya, İtalya ve Fransa gibi koronavirüsü salgınının en etkili olduğu ülkelerle kıyaslandığında 10 bin vaka sayısına en hızlı ulaşan ülke Türkiye.
Yeni tip Corona virüsünün yol açtığı Kovid-19 salgını yayılmaya devam ederken, Türkiye’de tespit edilen vaka sayısı 10 bin 827’ye yükseldi.
30 Mart itibariyle vaka sayısının 10 bini geçtiğini duyuran Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, yaşamını yitirenlerin sayısını da 168 olarak açıkladı. Böylece, Türkiye 10 bin vaka sayısına en hızlı ulaşan ülke oldu.
Vaka sayısında 10 bin sınırını geçme hızı ülkeden ülkeye farklılık gösteriyor. Euronews, Johns Hopkins Üniversitesi’nin verilerinden yararlanarak ABD, İran, Güney Kore, Almanya, İspanya, İtalya ve Fransa gibi salgının en etkili olduğu ülkeler ile Türkiye’deki vaka sayıları arasında bir karşılaştırmaya yer verdi.
Buna göre İtalya’da Kovid-19 vakaları yaklaşık 40 gün sonra 10 bine ulaşırken, Türkiye’de bu sayı 20 günde yakalandı.
En fazla ölümün yaşandığı İtalya’da ilk 20 günde ülkede sadece 3 vaka görülürken, bu sayının bir anda artışa geçtiği dikkat çekiyor.
Dünyada en fazla vakanın görüldüğü ülke olan ABD’de ise ilk vakanın tespit edilmesinden yaklaşık 2 ay sonra 10 bin vaka sınırı aşılıyor.
Kaynak: Gazete Karınca
[Kronos.News] 31.3.2020
Kaydol:
Yorumlar (Atom)