Elazığ depreminden önce yaptığı açıklamalarla depremi tahmin eden deprem bilimci Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan, Türkiye’nin 2020’de deprem yılı yaşayacağını söyleyerek, “Yaşanan son dört depremin ardından Türkiye’deki fay hatlarının tamamının harekete geçtiğini ilk defa gördüm” dedi.
Ercan, “Bunun ana nedeni de Afrika anakarasının Türkiye’ye toslama hızında yaklaşık yüzde 25 ile yüzde 50’lik bir artış oldu. Kuzeye doğru itiyor. Bu Anadolu yarımadasını çok kastı” diye konuştu.
’50 yıllık depremcilik hayatımdan ilk defa gördüm’
Tele 1’de yayınlanan ‘Demokrasi Arenası’ programına konuk olan deprem bilimci Ercan, sözlerine şöyle devam etti: “Bu gelen son üç hatta dört deprem ile 50 yıllık depremcilik yaşantımda Türkiye’deki kırıkların (fay hatlarının) ilk defa tamamının harekete geçtiğini gördüm. Dolayısıyla Türkiye bir deprem yılı yaşayacak. Tabii şunu demiyorum beni yanlış anlamayın. Ben her an deprem olabilir diyen bir kişi değilim.”
Sözcü Gazetesi’ne de konuşan Jeofizik Yüksek Mühendisi ve Deprem Uzmanı Ercan “Adriyatik’ten sallanmaya başlayan deprem ipinin ucu; sırayla Mora, Girit, Rodos, Fethiye, Çameli, Denizli’den Göller Bölgesi olan Burdur ve Isparta’ya kadar olan diğer ucunu da etkin hale getirdi. Sisam’ın kuzeyinde beklediğim büyük deprem buraları da önemli ölçüde etkileyecek” dedi. Ercan ayrıca Sındırgı-Bigadiç, Ezine-Balıkesir, Palu-Bingöl ve Kahramanmaraş’a da dikkat edilmesi gerektiğini hatırlattı.
[TR724] 2.2.2020
KHK’lı depremzedeye yardım yok!
Türkiye’de KHK’lılara yönelik soykırım ete kemiğe büründü! Elazığ Sivrice’de deprem mağduru KHK’lı bir kiracı, kendisini yardım için arayan Bakanlık görevlisine eşinin cezaevinde olduğunu söyleyince telefon yüzüne kapandı! Devlet, yardım yaparken bile insanları ayırıyor. Hukuksuzca işinden edilen KHK’lılar açlığa mahkum ediliyor.
Skandal uygulamayı İnsan Hakları Savunucusu HDP Kocaeli Milletvekili Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu sosyal medya hesabından duyurdu. Gergerlioğlu, “Ümmügülsüm Tamam. Elazıg Sivrice’den deprem magduru. 1 çocuk annesi. Eşi tutuklu. OHAL mağduru bir ögretmen. Sosyal yardım eşi cezaevinde diye verilmemiş! Kiradaki evi hasarlı, yagmur girmiş eve. Bakanlik yardım için aramış, ‘eşim cezaevinde’ deyince, telelefonu yüzüne kapamış..! Yazıklar olsun.! Bu nasıl bir zalimlik türü..!?” ifadelerini kullandı.
Skandal uygulamayı İnsan Hakları Savunucusu HDP Kocaeli Milletvekili Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu sosyal medya hesabından duyurdu. Gergerlioğlu, “Ümmügülsüm Tamam. Elazıg Sivrice’den deprem magduru. 1 çocuk annesi. Eşi tutuklu. OHAL mağduru bir ögretmen. Sosyal yardım eşi cezaevinde diye verilmemiş! Kiradaki evi hasarlı, yagmur girmiş eve. Bakanlik yardım için aramış, ‘eşim cezaevinde’ deyince, telelefonu yüzüne kapamış..! Yazıklar olsun.! Bu nasıl bir zalimlik türü..!?” ifadelerini kullandı.
[TR724] 2.2.2020Ümmügülsüm Tamam,Elazıg Sivrice'den deprem magduru1 çocuk annesi— Ömer Faruk Gergerlioğlu (@gergerliogluof) February 2, 2020
Eşi tutuklu,OHAL magduru bir ögretmen,sosyalyardım eşi cezaevinde diye verilmemiş!
Kiradaki evi hasarlı, yagmur girmiş eve, Bakanlik yardım için aramış, 'eşim cezaevinde'deyince, teli yüzüne kapamış..!@csbgovtr
‘Merkez Bankası’nın kârı yüksek gösterildi, Hazine’ye 22.8 milyar TL aktarıldı’ iddiası
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, Merkez Bankası’nın (MB) döviz kuru değerlemesinin yapıldığı hesaptan, kâr ve zararın izlendiği hesaba 20 milyar TL’nin üzerinde para aktarıldığını belirtti. Öztrak böylece MB’nin kârının yüksek gösterilip, kârdan Hazine’ye aktarılan paranın suni şekilde arttırıldığını belirtti.
Sözcü’nün haberine göre Öztrak, söz konusu işlemin karşılıksız para basmaktan farkı olmadığını belirterek, “Kısa vadeli siyasi çıkarlar için Türkiye’nin uzun dönemde para politikasının güvenilirliğini sarsacak bu tür işlemlerin sonu hep hüsran olmuştur” dedi. Konuyu Meclis’e de taşıyan Öztrak, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’a soru önergesi yöneltti.
40 MİLYARIN ÜZERİNDE PARA HİSSEDARLARA DAĞITILDI
Öztrak’ın önergesinde yer alan bilgilere göre, TCMB Genel Kurulu bu yılın Ocak ayında olağanüstü toplanarak 35.2 milyar TL’si geçen yıla ait kâr payı ve 5.3 milyar TL’si de önceki yıldan kalan ihtiyat akçesi olmak üzere toplam 40 milyar TL’nin üzerinde parayı hissedarlarına dağıttı.
Öztrak, TCMB bilançosunda 2019 Ekim ayından bu yana alışılmadık hareketler görüldüğünü, 2019’un son 2.5 aylık döneminde döviz kurunda anlamlı bir değişme olmamasına rağmen TCMB’nin kur farkından kaynaklanan hesap hareketlerinin izlendiği “Değerleme” hesabında 20 milyar TL’lik bir düşüş yaşandığını söyledi. Aynı dönemde TCMB kârının izlendiği “Diğer Kalemler” hesabında ise 22.8 milyar TL’lik bir artış gerçekleşti.
‘KARŞILIKSIZ PARA BASMA GİBİ’
Öztrak bu gelişme ile, TCMB’nin “Değerleme” hesabında izlenmesi gereken bir paranın kanuna karşı hile yapılarak “Diğer Kalemler” hesabına aktarıldığı, bu yolla bankanın bu yılın başında dağıttığı kârın yüksek gösterildiği yönündeki kuşkuları artırdığını belirtti ve “Yapılanın karşılıksız para basmaktan farkı yoktur” dedi.
2019’da bütçede tahakkuk etmeyen 26.5 milyar TL tutarında bir gelirin de Hazine nakit hesaplarına gelir olarak kaydedildiğine dikkat çeken Öztrak, “Bütçede tahakkuk etmeyen bir gelirin nereden ve nasıl tahsil edilerek Hazine nakit dengesine gelir yazıldığı anlaşılamamaktadır” dedi.
Öztrak, önergesinde bütçe emanetleri ve avans hesaplarının bakiyesinin 2019’da önceki yıllarda görülmeyen şekilde sıfırlandığına da dikkat çekti. Öztrak, önergesinde de şu soruları yöneltti:
2018 ve 2019 yıllarında Hazine nakit gelirleriyle, Merkezi Yönetim Bütçe gelirleri arasındaki olağanüstü farkın sebebi nedir? 2018 ve 2019’da Bütçe geliri olarak tahakkuk etmemiş gelirler, Hazine tarafından nereden ve nasıl tahsil edilmiştir? Merkezi yönetim bütçe dengesi ile nakit dengesi arasında geçişi sağlayan “Emanet ve Avans hesapları” 2019’da neden sıfır (0) bakiye vermiştir?
15 Ekim-31 Aralık 2019 tarihleri arasında TCMB’nin net döviz pozisyonu artarken ve dolar kurunda anlamlı bir değişiklik olmamışken TCMB değerleme hesabında gerçekleşen yaklaşık 20 milyar TL’lik gerilemenin sebebi nedir? 15 Ekim-31 Aralık 2019 tarihleri arasında TCMB’nin kâr ve zarar gelişmelerinin izlendiği Diğer Kalemler Hesabındaki 22.8 milyar TL’lik artışın sebebi nedir?
15 Ekim-31 Aralık 2019 arasında, bazı muhasebe işlemleriyle gerçekleşmemiş değerleme farkları, gerçekleşmiş gibi gösterilerek TCMB’nin dönem kârına aktarılmış mıdır?
15 Ekim-31 Aralık 2019 tarihleri arasında TCMB ile kamu bankaları veya Hazine arasında, TCMB’nin net döviz pozisyonunu değiştirmeyecek şekilde aynı gün içinde gerçekleşen döviz alım-satımları yapılmış mıdır?
Bu işlemler neticesinde Hazine’nin 2020’deki finansman ihtiyacı olduğundan ne kadar düşük gösterilmiştir? TCMB’nin karşılıksız para basması neticesini doğuran bu operasyonların enflasyonu azdıracağını ve TCMB’nin itibar ve güvenilirliğine zarar verdiğini düşünüyor musunuz?
[TR724] 2.2.2020
Sözcü’nün haberine göre Öztrak, söz konusu işlemin karşılıksız para basmaktan farkı olmadığını belirterek, “Kısa vadeli siyasi çıkarlar için Türkiye’nin uzun dönemde para politikasının güvenilirliğini sarsacak bu tür işlemlerin sonu hep hüsran olmuştur” dedi. Konuyu Meclis’e de taşıyan Öztrak, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’a soru önergesi yöneltti.
40 MİLYARIN ÜZERİNDE PARA HİSSEDARLARA DAĞITILDI
Öztrak’ın önergesinde yer alan bilgilere göre, TCMB Genel Kurulu bu yılın Ocak ayında olağanüstü toplanarak 35.2 milyar TL’si geçen yıla ait kâr payı ve 5.3 milyar TL’si de önceki yıldan kalan ihtiyat akçesi olmak üzere toplam 40 milyar TL’nin üzerinde parayı hissedarlarına dağıttı.
Öztrak, TCMB bilançosunda 2019 Ekim ayından bu yana alışılmadık hareketler görüldüğünü, 2019’un son 2.5 aylık döneminde döviz kurunda anlamlı bir değişme olmamasına rağmen TCMB’nin kur farkından kaynaklanan hesap hareketlerinin izlendiği “Değerleme” hesabında 20 milyar TL’lik bir düşüş yaşandığını söyledi. Aynı dönemde TCMB kârının izlendiği “Diğer Kalemler” hesabında ise 22.8 milyar TL’lik bir artış gerçekleşti.
‘KARŞILIKSIZ PARA BASMA GİBİ’
Öztrak bu gelişme ile, TCMB’nin “Değerleme” hesabında izlenmesi gereken bir paranın kanuna karşı hile yapılarak “Diğer Kalemler” hesabına aktarıldığı, bu yolla bankanın bu yılın başında dağıttığı kârın yüksek gösterildiği yönündeki kuşkuları artırdığını belirtti ve “Yapılanın karşılıksız para basmaktan farkı yoktur” dedi.
2019’da bütçede tahakkuk etmeyen 26.5 milyar TL tutarında bir gelirin de Hazine nakit hesaplarına gelir olarak kaydedildiğine dikkat çeken Öztrak, “Bütçede tahakkuk etmeyen bir gelirin nereden ve nasıl tahsil edilerek Hazine nakit dengesine gelir yazıldığı anlaşılamamaktadır” dedi.
Öztrak, önergesinde bütçe emanetleri ve avans hesaplarının bakiyesinin 2019’da önceki yıllarda görülmeyen şekilde sıfırlandığına da dikkat çekti. Öztrak, önergesinde de şu soruları yöneltti:
2018 ve 2019 yıllarında Hazine nakit gelirleriyle, Merkezi Yönetim Bütçe gelirleri arasındaki olağanüstü farkın sebebi nedir? 2018 ve 2019’da Bütçe geliri olarak tahakkuk etmemiş gelirler, Hazine tarafından nereden ve nasıl tahsil edilmiştir? Merkezi yönetim bütçe dengesi ile nakit dengesi arasında geçişi sağlayan “Emanet ve Avans hesapları” 2019’da neden sıfır (0) bakiye vermiştir?
15 Ekim-31 Aralık 2019 tarihleri arasında TCMB’nin net döviz pozisyonu artarken ve dolar kurunda anlamlı bir değişiklik olmamışken TCMB değerleme hesabında gerçekleşen yaklaşık 20 milyar TL’lik gerilemenin sebebi nedir? 15 Ekim-31 Aralık 2019 tarihleri arasında TCMB’nin kâr ve zarar gelişmelerinin izlendiği Diğer Kalemler Hesabındaki 22.8 milyar TL’lik artışın sebebi nedir?
15 Ekim-31 Aralık 2019 arasında, bazı muhasebe işlemleriyle gerçekleşmemiş değerleme farkları, gerçekleşmiş gibi gösterilerek TCMB’nin dönem kârına aktarılmış mıdır?
15 Ekim-31 Aralık 2019 tarihleri arasında TCMB ile kamu bankaları veya Hazine arasında, TCMB’nin net döviz pozisyonunu değiştirmeyecek şekilde aynı gün içinde gerçekleşen döviz alım-satımları yapılmış mıdır?
Bu işlemler neticesinde Hazine’nin 2020’deki finansman ihtiyacı olduğundan ne kadar düşük gösterilmiştir? TCMB’nin karşılıksız para basması neticesini doğuran bu operasyonların enflasyonu azdıracağını ve TCMB’nin itibar ve güvenilirliğine zarar verdiğini düşünüyor musunuz?
[TR724] 2.2.2020
Avukat Uğur Poyraz: Devleti, milleti dolandıranlara af var; derneğe 5 kuruş yardım edenlere yok
Avukat Uğur Poyraz hazırlıkları devam eden Af Paketi’nin adalet dağıtmakta uzak olduğunu söyledi. Poyraz, “Pakete göre 5 kuruş yardım yapanlara af gelmeyecek ama insanları 500 milyon dolandıranlara af gelecek.” dedi.
Gazeteci Gökhan Özbek’in YouTube kanalındaki ’23 Derece programına katılan avukat Uğur Poyraz, terörle ilgili yargılamaları devam edenlerin ya da hüküm alanların af paketine girmediğini belirterek, “Herhangi bir derneğe 5 kuruşu yatırdınız ve ceza aldınız. Bu pakete girmeyecek. Fakat dolandırıcılıkta ceza aldınız, insanları 500 milyon dolandırdınız af kapsamına giriyor. Adam öldürmeye vermiyorlar ama yaralanmaya, hırsızlığa ve sahteciliğe af uygulanacak.” dedi.
Bu paketin gün geçtikçe birilerini kurtarmak için hazırlandığı izleniminin kuvvetlendiğini söyleyen Poyraz, “Son günlerde Kızılay meselesi var. Vergi kaçakçılığında ceza alanlar, bu davalarda yargılananlar af çıkarca faydalanacak. Ama 5 kuruş yardım yapanlar yararlanamayacak. Bu af paketi sanki birilerine işine gelecek gibi. Yolsuzluk iddiaları, kamu kurum kuruluşlarındaki usulsüzler, evrakta sahtecilik; aklınıza gelmeyecek yöntemler bu kapsama giriyor.” dedi.
İşte Uğur Poyraz’ın Gökhan Özbek’e yaptığı o açıklamalar;
[TR724] 2.2.2020
Gazeteci Gökhan Özbek’in YouTube kanalındaki ’23 Derece programına katılan avukat Uğur Poyraz, terörle ilgili yargılamaları devam edenlerin ya da hüküm alanların af paketine girmediğini belirterek, “Herhangi bir derneğe 5 kuruşu yatırdınız ve ceza aldınız. Bu pakete girmeyecek. Fakat dolandırıcılıkta ceza aldınız, insanları 500 milyon dolandırdınız af kapsamına giriyor. Adam öldürmeye vermiyorlar ama yaralanmaya, hırsızlığa ve sahteciliğe af uygulanacak.” dedi.
Bu paketin gün geçtikçe birilerini kurtarmak için hazırlandığı izleniminin kuvvetlendiğini söyleyen Poyraz, “Son günlerde Kızılay meselesi var. Vergi kaçakçılığında ceza alanlar, bu davalarda yargılananlar af çıkarca faydalanacak. Ama 5 kuruş yardım yapanlar yararlanamayacak. Bu af paketi sanki birilerine işine gelecek gibi. Yolsuzluk iddiaları, kamu kurum kuruluşlarındaki usulsüzler, evrakta sahtecilik; aklınıza gelmeyecek yöntemler bu kapsama giriyor.” dedi.
İşte Uğur Poyraz’ın Gökhan Özbek’e yaptığı o açıklamalar;
[TR724] 2.2.2020
Şehit eşinden hakime: Terörist olmadığım için itirafçı da olmayacağım
Gülen cemaati üyesi olduğu iddiasıyla göztına alınan, PKK pususunda 'şehit' olan Üsteğmen Ataş'ın eşi Sezen Ataş'a hakimin 'itirafçı olmak ister misin' diye sorduğu ve 'terörist olmadığım için itirafçı da olmayacağım' yanıtı aldığı ortaya çıktı.
KRONOS -2 Şubat 2020
15 Temmuz darbe girişiminden 2.5 ay sonra Diyarbakır’da PKK pususunda ‘şehit’ olan Üsteğmen Murat Ataş’ın eşi Sezen Ataş’ın Gülen cemaati üyeliği suçlamasıyla yargılandığı davada ve mahkeme başkanının duruşmada ‘şehit’ eşine ‘itirafçı olmak ister misin’ diye sorduğu ortaya çıktı.
Odatv’de yer alan habere göre eşinin cenazesine 8 aylık hamileyken tekerlekli sandalyeyle katılan ve bir süre depresyon tedavisi gören Sezen Ataş, evlilik yıldönümü olan 25 Temmuz 2019’da “Gülen cemaati üyeliği” iddiasıyla gözaltına alındı. Polisler, tam 1.5 saat boyunca evde arama yaptı. Şehidin, Diyarbakır’dan gelen ve dolapta duran bavuluna bile baktı.
Tutuklama istemiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne gönderilen Ataş, yurtdışı yasağı ve karakola imza verme tedbirleriyle tahliye edildi. Nevşehir Cumhuriyet Başsavcılığı iddianame hazırladı ve Bursa 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.
İtirafçının ifadesine dayanılarak cemaat evinde kalmak, sohbet toplantılarına katılmak ile suçlanan Sezen Ataş hakkındaki ihbarın da 26 Aralık 2016’da eşi ‘şehit’ düştükten 2 ay sonra yapıldığı anlaşıldı.
Habere göre 12 Aralık’taki ilk celsede hakim karşısına çıkan Sezen Ataş savunmasında şunları söyledi:
“1992 Bingöl Karlıova Taşlıçay Köyü doğumluyum. 1990-91 yılları arasında oradaki PKK tarafından yapılan saldırılarda babamın eniştesi, eniştesinin erkek kardeşi ve kuzeni olmak üzere aynı aileden 3 şehit verildi ve yine köyden akrabalarımızdan korucu olanlardan da 3 kişi şehit olduktan sonra babamın ailesi, amcalarım, dedelerim kendi çocuklarının da başına aynı şeyin gelmemesi için malını, mülkünü, toprağını orada bırakıp batıya göç ediyorlar. Şu anda hepimiz batıda yaşıyoruz. 8 kardeşiz, ailenin 5 çocuğu okuyabildi, Ailede okuyan tek kız çocuğu bendim. Benden sonra kızlarını okutmaya başladılar.”
Savunmasında ilk, orta ve liseyi Bursa’da devlet okullarında okuduğunu, belirten Sezen Ataş, şöyle devam etti:
“Daha evliliğimizin ilk haftasında elimdeki kına geçmeden Mardin’e operasyona gönderildi, oradan Diyarbakır’a gitti. İlk kez 2 ay sonra geldi. Son gelişinde 3 aylık hamileydim. 8 aylık hamileyken Diyarbakır Abalı İlçesi kırsalında PKK’nın pusuya düşürmesiyle şehit oldu. Doğum iznine beklerken, şehit haberi geldi. 1 ay sonra kızım oldu. Bu sürede çeşitli hastalıklar geçirdim, depresyon tedavisi gördüm. Tam biraz toparlanıp, kızımızı büyütmeye çalışırken, karşınıza silahlı terör örgütü üyesi olarak çıkarıldım. Ben ömrüm boyunca hiçbir terör örgütüne ne yardım ne yataklık ettim. Böyle bir şey mümkün değil.”
Soruşturma aşamasında eşi Murat Ataş’ın da banka hesapları araştırıldığını öğrenen Sezen Ataş, “Söylenecek bir şey yok. Eşim Edirnekapı Şehitliği’nde yatıyor. Gidip, orada sorgulanabilir” sözleriyle tepki gösterirken, Avukatı Pelin Emenir, “Ne yani şehidin Bank Asya hesabı olsaydı, bu dosya kapsamında delil olarak mı kullanılacaktı?” ifadelerini kullandı.
Bunun üzerine Mahkeme Başkanı, Şehit Üsteğmen Murat Ataş’ın eşi Sezen Ataş’a, “Etkin pişmanlıktan yararlanmayı isteyip, istemediğini” sordu.
Sezen Ataş bu soruya, “Kesinlikle hiçbir terör örgütüne üye olmadığım için etkin pişmanlıktan faydalanmak istemiyorum” karşılığını verdi.
Savcı, Sezen Ataş’ın örgüt üyeliğinden cezalandırılmasını istedi.
Mahkeme de oy birliğiyle sanık ve avukatının esas hakkındaki mütalaaya karşı savunma yapmasını kararlaştırarak, 13 Şubat’a gün verdi.
[Kronos.News] 2.2.2020
KRONOS -2 Şubat 2020
15 Temmuz darbe girişiminden 2.5 ay sonra Diyarbakır’da PKK pususunda ‘şehit’ olan Üsteğmen Murat Ataş’ın eşi Sezen Ataş’ın Gülen cemaati üyeliği suçlamasıyla yargılandığı davada ve mahkeme başkanının duruşmada ‘şehit’ eşine ‘itirafçı olmak ister misin’ diye sorduğu ortaya çıktı.
Odatv’de yer alan habere göre eşinin cenazesine 8 aylık hamileyken tekerlekli sandalyeyle katılan ve bir süre depresyon tedavisi gören Sezen Ataş, evlilik yıldönümü olan 25 Temmuz 2019’da “Gülen cemaati üyeliği” iddiasıyla gözaltına alındı. Polisler, tam 1.5 saat boyunca evde arama yaptı. Şehidin, Diyarbakır’dan gelen ve dolapta duran bavuluna bile baktı.
Tutuklama istemiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne gönderilen Ataş, yurtdışı yasağı ve karakola imza verme tedbirleriyle tahliye edildi. Nevşehir Cumhuriyet Başsavcılığı iddianame hazırladı ve Bursa 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.
İtirafçının ifadesine dayanılarak cemaat evinde kalmak, sohbet toplantılarına katılmak ile suçlanan Sezen Ataş hakkındaki ihbarın da 26 Aralık 2016’da eşi ‘şehit’ düştükten 2 ay sonra yapıldığı anlaşıldı.
Habere göre 12 Aralık’taki ilk celsede hakim karşısına çıkan Sezen Ataş savunmasında şunları söyledi:
“1992 Bingöl Karlıova Taşlıçay Köyü doğumluyum. 1990-91 yılları arasında oradaki PKK tarafından yapılan saldırılarda babamın eniştesi, eniştesinin erkek kardeşi ve kuzeni olmak üzere aynı aileden 3 şehit verildi ve yine köyden akrabalarımızdan korucu olanlardan da 3 kişi şehit olduktan sonra babamın ailesi, amcalarım, dedelerim kendi çocuklarının da başına aynı şeyin gelmemesi için malını, mülkünü, toprağını orada bırakıp batıya göç ediyorlar. Şu anda hepimiz batıda yaşıyoruz. 8 kardeşiz, ailenin 5 çocuğu okuyabildi, Ailede okuyan tek kız çocuğu bendim. Benden sonra kızlarını okutmaya başladılar.”
Savunmasında ilk, orta ve liseyi Bursa’da devlet okullarında okuduğunu, belirten Sezen Ataş, şöyle devam etti:
“Daha evliliğimizin ilk haftasında elimdeki kına geçmeden Mardin’e operasyona gönderildi, oradan Diyarbakır’a gitti. İlk kez 2 ay sonra geldi. Son gelişinde 3 aylık hamileydim. 8 aylık hamileyken Diyarbakır Abalı İlçesi kırsalında PKK’nın pusuya düşürmesiyle şehit oldu. Doğum iznine beklerken, şehit haberi geldi. 1 ay sonra kızım oldu. Bu sürede çeşitli hastalıklar geçirdim, depresyon tedavisi gördüm. Tam biraz toparlanıp, kızımızı büyütmeye çalışırken, karşınıza silahlı terör örgütü üyesi olarak çıkarıldım. Ben ömrüm boyunca hiçbir terör örgütüne ne yardım ne yataklık ettim. Böyle bir şey mümkün değil.”
Soruşturma aşamasında eşi Murat Ataş’ın da banka hesapları araştırıldığını öğrenen Sezen Ataş, “Söylenecek bir şey yok. Eşim Edirnekapı Şehitliği’nde yatıyor. Gidip, orada sorgulanabilir” sözleriyle tepki gösterirken, Avukatı Pelin Emenir, “Ne yani şehidin Bank Asya hesabı olsaydı, bu dosya kapsamında delil olarak mı kullanılacaktı?” ifadelerini kullandı.
Bunun üzerine Mahkeme Başkanı, Şehit Üsteğmen Murat Ataş’ın eşi Sezen Ataş’a, “Etkin pişmanlıktan yararlanmayı isteyip, istemediğini” sordu.
Sezen Ataş bu soruya, “Kesinlikle hiçbir terör örgütüne üye olmadığım için etkin pişmanlıktan faydalanmak istemiyorum” karşılığını verdi.
Savcı, Sezen Ataş’ın örgüt üyeliğinden cezalandırılmasını istedi.
Mahkeme de oy birliğiyle sanık ve avukatının esas hakkındaki mütalaaya karşı savunma yapmasını kararlaştırarak, 13 Şubat’a gün verdi.
[Kronos.News] 2.2.2020
‘Yüzde 87 cezaevinde kalamaz’ raporuna rağmen tahliye edilmiyor
23 yıldır Diyarbakır Cezaevinde bulunan hasta tutuklu Mehmet Emin Özkan’ın davası yine ertelendi. Özkan, yeme, içme giyinme, tuvalet ihtiyaçlarını tek başına gideremiyor.
BOLD- 81 yaşındaki hasta tutuklu Mehmet Emin Özkan, cezaevinde kalamaz raporuna rağmen tahliye edilmiyor. 1993 yılında Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın öldürülmesinden sorumlu tutulup müebbet hapis cezasına çarptırılan Özkan 2013 yılından itibaren yeniden yargılanmaya başlanmıştı. Ancak Özkan’ın 28 Ocak 2020’deki duruşması yine ertelendi.
Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada mahkeme heyeti, Lice’nin yakılması ve Bahtiyar Aydın’ın öldürülmesinden dolayı iki komutanın yargılandığı İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesindeki dosyanın İstinaf’ta olduğu gerekçesiyle duruşmayı 14 Mayıs 2020’ye erteledi.
Kalp, tansiyon, zehirli guatr, kemik erimesi, böbrek ve bağırsak bozuklukları, aşırı derecede kilo kaybı, duyma ve görme eksikliği gibi çeşitli rahatsızlıkları olan Özkan, süredir cezaevinde yaşamaya mecbur bırakılıyor. Türk Ceza Kanunun 16 maddesine göre yeme, içme giyinme, banyo, tıraş, wc vb. ihtiyaçlarını tek başına gideren hastaların tahliye edilmesi gerekiyor.
ÇİFTE ADALETE İSYAN
Özkan’ın ailesi, yattığı süre (27 yıl) göz önünde bulundurularak geçtiğimiz günlerde tahliye edilen, Sivas Katliamı davasında müebbet verilen Ahmet Turan Kılıç ile Özkan’ın durumunun aynı olduğunu gündeme getirerek, Kılıç’a yapılan ayrıcalığa isyan etti.
Aile, Özkan adına açılan sosyal medya hesabından “Bir tarafta 33 canı diri diri yakan elinde benzin bidonuyla medyanın güzellemeler yaptiğı Cumhurbaşkanı tarafindan bırakılan “Ahmet Dede”leri , diğer tarafta suçsuzluğu Cumhuriyet savcısı iddianamesine giren yüzde 87 cezaevinde kalamaz saglık raporuna rağmen tahliye edilmeyen M. Emin Özkan!” dedi.
İKİ HASTANE, İKİ FARKLI RAPOR
Diyarbakır Eğitim Araştırma Hastanesi Mehmet Emin Özkan için, yüzde 87 vücut fonksiyon kaybının bulunduğunu söylemesine ve cezaevinde kalamaz rapor vermesine rağmen İstanbul Adli Tıp tam tersini söyleyerek ‘cezaevinde kalabilir’ demişti.
Diyarbakır’ın Lice ilçesinde 1993 yılında Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’a yönelik düzenlenen suikasttan sorumlu tutulan Özkan, olaydan sonra gözaltına alındı, tutuklandı. Hakkında açılan dava sonucu delilsiz “müebbet hapis” cezasına çarptırıldı.
Bahtiyar Aydın dosyasının 20 yıllık zaman aşımına uğramaması için tekrar dava açılmasıyla Aydın’ın JİTEM tarafından öldürüldüğü ortaya çıktı ve emekli Albay Eşref Hatipoğlu ile Yüzbaşı Tünay Yanardağ hakkında dava açıldı.
Dava İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ederken, suikastla bağlantısı olduğu iddiasıyla müebbet hapse çarptırılan Özkan’ın avukatı Serdar Çelebi’nin, müvekkilinin tekrardan yargılanması yönündeki girişimiyle dosya 2013 yılında bozuldu.
[BoldMedya] 2.2.2020
BOLD- 81 yaşındaki hasta tutuklu Mehmet Emin Özkan, cezaevinde kalamaz raporuna rağmen tahliye edilmiyor. 1993 yılında Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın öldürülmesinden sorumlu tutulup müebbet hapis cezasına çarptırılan Özkan 2013 yılından itibaren yeniden yargılanmaya başlanmıştı. Ancak Özkan’ın 28 Ocak 2020’deki duruşması yine ertelendi.
Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada mahkeme heyeti, Lice’nin yakılması ve Bahtiyar Aydın’ın öldürülmesinden dolayı iki komutanın yargılandığı İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesindeki dosyanın İstinaf’ta olduğu gerekçesiyle duruşmayı 14 Mayıs 2020’ye erteledi.
Kalp, tansiyon, zehirli guatr, kemik erimesi, böbrek ve bağırsak bozuklukları, aşırı derecede kilo kaybı, duyma ve görme eksikliği gibi çeşitli rahatsızlıkları olan Özkan, süredir cezaevinde yaşamaya mecbur bırakılıyor. Türk Ceza Kanunun 16 maddesine göre yeme, içme giyinme, banyo, tıraş, wc vb. ihtiyaçlarını tek başına gideren hastaların tahliye edilmesi gerekiyor.
ÇİFTE ADALETE İSYAN
Özkan’ın ailesi, yattığı süre (27 yıl) göz önünde bulundurularak geçtiğimiz günlerde tahliye edilen, Sivas Katliamı davasında müebbet verilen Ahmet Turan Kılıç ile Özkan’ın durumunun aynı olduğunu gündeme getirerek, Kılıç’a yapılan ayrıcalığa isyan etti.
Aile, Özkan adına açılan sosyal medya hesabından “Bir tarafta 33 canı diri diri yakan elinde benzin bidonuyla medyanın güzellemeler yaptiğı Cumhurbaşkanı tarafindan bırakılan “Ahmet Dede”leri , diğer tarafta suçsuzluğu Cumhuriyet savcısı iddianamesine giren yüzde 87 cezaevinde kalamaz saglık raporuna rağmen tahliye edilmeyen M. Emin Özkan!” dedi.
İKİ HASTANE, İKİ FARKLI RAPOR
Diyarbakır Eğitim Araştırma Hastanesi Mehmet Emin Özkan için, yüzde 87 vücut fonksiyon kaybının bulunduğunu söylemesine ve cezaevinde kalamaz rapor vermesine rağmen İstanbul Adli Tıp tam tersini söyleyerek ‘cezaevinde kalabilir’ demişti.
Diyarbakır’ın Lice ilçesinde 1993 yılında Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’a yönelik düzenlenen suikasttan sorumlu tutulan Özkan, olaydan sonra gözaltına alındı, tutuklandı. Hakkında açılan dava sonucu delilsiz “müebbet hapis” cezasına çarptırıldı.
Bahtiyar Aydın dosyasının 20 yıllık zaman aşımına uğramaması için tekrar dava açılmasıyla Aydın’ın JİTEM tarafından öldürüldüğü ortaya çıktı ve emekli Albay Eşref Hatipoğlu ile Yüzbaşı Tünay Yanardağ hakkında dava açıldı.
Dava İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ederken, suikastla bağlantısı olduğu iddiasıyla müebbet hapse çarptırılan Özkan’ın avukatı Serdar Çelebi’nin, müvekkilinin tekrardan yargılanması yönündeki girişimiyle dosya 2013 yılında bozuldu.
[BoldMedya] 2.2.2020
Şehir Hastanesinde skandal! Yangın merdivenine çıkış personel kartıyla
Eskişehir’de bin 86 yatak kapasiteli Şehir Hastanesinde yangın merdivenlerinin kapısının, yalnızca hastane personelinin kartı ile açıldığı ortaya çıktı. Olası bir yangında vatandaş ve hastaların yangın çıkışını açamayacak olması tepki çekti.
BOLD – Duruma tepki gösteren CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer de Eskişehir Şehir Hastanesi’ndeki skandalı meclis gündemine taşıdı.
Eskişehir’de 2018 yılı ekim ayında hizmete açılan şehir hastanesinde, acil durumlarda bina içerisinde bulunan kişilerin güvenli bir şekilde tahliyesi için kullanılması gereken yangın merdivenlerinin sadece personel kartı ile açıldığı ortaya çıktı.
KARTI OLMAYAN KAÇAMAYACAK
Hastanede olası bir tehlike karşısında, personel kartı bulunan hastane çalışanları kartlarını kullanarak yangın merdiveni kapısından rahatlıkla kaçabilecekken, kartı bulunmayan hastalar ve hasta yakınları ise hastanede mahsur kalacak. Vatandaşlar da yangın merdiven çıkış kapılarının personel kartı ile açılabiliyor olmasına tepki gösterdi.
MİLLETVEKİLİ ÇAKIRÖZER MECLİSE TAŞIDI
CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, “Yangın merdivenleri olası bir yangın durumunda acil kullanılması gereken yerlerdir. Sağlık hizmeti bir bütündür. Bir yangın anında hasta, yaşlı, çocuk, kadın bu insanlar nasıl kurtulacaklar. Yangın merdivenleri sadece hastane çalışanları için değil, hastaneden hizmet alan tüm yurttaşların her koşulda kullanabileceği şekilde açık tutulmalıdır” dedi.
OLASI BİR FACİA…
Eskişehir Şehir Hastanesi’ndeki eksik ve taleplerin giderilmesi konusunda yaptıkları açıklama ve çağrıları da hatırlatan Çakırözer, “Eskişehir Şehir Hastanesi hizmete açılırken bu hastanede var olan eksikleri sıraladığımızda hastanede gerçek anlamda merdiven olmadığından ve yaşanan mağduriyetlerin giderilmesi konusunda çağrıda bulunmuştuk. Şimdi de hastanede bulunan ve acil durumlarda kullanılması gereken yangın merdivenlerinin sadece hastane personeli tarafından personel kartıyla kullanılabildiği kamuoyuna yansıdı. Hastane içinde bulunan kişilerin güvenli bir biçimde tahliyesi için kullanılması gereken yangın merdivenlerinin giriş ve çıkışlarının sadece personel kartıyla yapılıyor olması, olası bir yangın durumunda yaşanacak faciayı gözler önüne sermektedir” ifadelerini kullandı.
HER KOŞULDA AÇIK TUTULMALI
Sağlık hizmetinin bir bütün olduğunu söyleyen Çakırözer, yangın merdivenlerinin sadece hastane çalışanları için değil, hastaneden hizmet alan tüm yurttaşların her koşulda kullanabileceği şekilde açık tutulması ve konunun gereğinin bir an önce yapılmasını istedi.
[BoldMedya] 2.2.2020
BOLD – Duruma tepki gösteren CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer de Eskişehir Şehir Hastanesi’ndeki skandalı meclis gündemine taşıdı.
Eskişehir’de 2018 yılı ekim ayında hizmete açılan şehir hastanesinde, acil durumlarda bina içerisinde bulunan kişilerin güvenli bir şekilde tahliyesi için kullanılması gereken yangın merdivenlerinin sadece personel kartı ile açıldığı ortaya çıktı.
KARTI OLMAYAN KAÇAMAYACAK
Hastanede olası bir tehlike karşısında, personel kartı bulunan hastane çalışanları kartlarını kullanarak yangın merdiveni kapısından rahatlıkla kaçabilecekken, kartı bulunmayan hastalar ve hasta yakınları ise hastanede mahsur kalacak. Vatandaşlar da yangın merdiven çıkış kapılarının personel kartı ile açılabiliyor olmasına tepki gösterdi.
MİLLETVEKİLİ ÇAKIRÖZER MECLİSE TAŞIDI
CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, “Yangın merdivenleri olası bir yangın durumunda acil kullanılması gereken yerlerdir. Sağlık hizmeti bir bütündür. Bir yangın anında hasta, yaşlı, çocuk, kadın bu insanlar nasıl kurtulacaklar. Yangın merdivenleri sadece hastane çalışanları için değil, hastaneden hizmet alan tüm yurttaşların her koşulda kullanabileceği şekilde açık tutulmalıdır” dedi.
OLASI BİR FACİA…
Eskişehir Şehir Hastanesi’ndeki eksik ve taleplerin giderilmesi konusunda yaptıkları açıklama ve çağrıları da hatırlatan Çakırözer, “Eskişehir Şehir Hastanesi hizmete açılırken bu hastanede var olan eksikleri sıraladığımızda hastanede gerçek anlamda merdiven olmadığından ve yaşanan mağduriyetlerin giderilmesi konusunda çağrıda bulunmuştuk. Şimdi de hastanede bulunan ve acil durumlarda kullanılması gereken yangın merdivenlerinin sadece hastane personeli tarafından personel kartıyla kullanılabildiği kamuoyuna yansıdı. Hastane içinde bulunan kişilerin güvenli bir biçimde tahliyesi için kullanılması gereken yangın merdivenlerinin giriş ve çıkışlarının sadece personel kartıyla yapılıyor olması, olası bir yangın durumunda yaşanacak faciayı gözler önüne sermektedir” ifadelerini kullandı.
HER KOŞULDA AÇIK TUTULMALI
Sağlık hizmetinin bir bütün olduğunu söyleyen Çakırözer, yangın merdivenlerinin sadece hastane çalışanları için değil, hastaneden hizmet alan tüm yurttaşların her koşulda kullanabileceği şekilde açık tutulması ve konunun gereğinin bir an önce yapılmasını istedi.
[BoldMedya] 2.2.2020
Tutsak bebek Ceyda, birinci yaşına cezaevinde girdi [Sevinç Özarslan]
6 aylık hamileyken tutuklanan Beyza Demir, geçen yıl bu zamanlarda kızını dünyaya getirip tekrar cezaevine gönderilmişti. Ceyda bebek, 1. yaşını hapiste doldurdu.
BOLD– Hatırlayacaksınız, geçen sene tam bugünlerde Beyza Demir, 1 günlük bebeği Ceyda’yı Bakırköy civarında bir hastanede dünyaya getirmiş ve sonra tekrar cezaevine gönderilmişti.
Tarih 29 Ocak 2019’du. 6 aylık hamileyken Edirne’de tutuklanıp Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevine konulan Beyza Demir, TCK 16/4 maddesine rağmen tahliye edilmemiş, 9. ayını hapiste doldurmuştu. Bebeğini de sancıları gelince alelacele kaldırıldığı bir hastanede dünyaya getirmişti. Aradan bir yıl geçti. Ceyda bebek 1 yaşına girdi. Gözlerini cezaevinde açan Ceyda, ilk adımlarını orada attı, dişleri orada çıktı, ilk seslerini yine koğuş ortamında çıkarmaya başladı.
ADALET SESSİZ, AİLE SESSİZ, HERKES SESSİZ…
İki aylıkken tükürük bezinden mikrop kapan Ceyda, o süreçte ameliyat edilmişti. Sağlık durumlarından ve kendilerinden maalesef yeni bir haber yok. Demir’in ailesi, bu tutukluluk karşısında sessiz kalmayı tercih ediyor.
Cemaat soruşturmaları kapsamında eşi Emin Demir ile birlikte Kasım 2018’de tutuklanan Beyza Demir, özel okullarda öğretmenlik yapıyordu. Bir ifadede adı geçtiği için tutuklanmıştı. 14 Ocak 2019’da ilk mahkemesine çıkan Demir, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 7 yıl 6 ay cezasına çaptırıldı. Dosyası Yargıtay’da bulunuyor.
Bakırköy Cezaevinden Gebze Cezaevine nakledilen Beyza Demir’in eşi, Emin Demir ise Aralık 2019’da tahliye edildi. Ceyda ara sıra babasıyla kalıyor ama yaşı itibariyle annesinden kopamıyor.
ŞEYMA VE YUSUF BURAK
15 Mayıs 2019, Yusuf Burak ve annesi Şeyma Tekin.
Beyza Demir ile aynı durumda olan ve aynı gün doğum yapan Şeyma Tekin ve oğlu Yusuf Burak ise 28 Şubat 2019’da tahliye edilmişti. Fakat Tekin, cezaevi sürecinde yaşadıklarının hala atlatabilmiş değil. Tek başına evden çıkmaya, sokaklarda yürümeye korkuyor. Dışarı çıkmak istemiyor. İlk kez 28 Mayıs 2019’ta oğlu ile birlikte gezmeye gidebildiler. Hala daha o tedirginlikleri devam ediyor.
Doğum gününüz kutlu olsun Ceyda ve Yusuf Burak. Aynı gün dünyaya geldiniz, biriniz 28 gün sonra özgür oldu, diğeriniz hala tutsak!
[Sevinç Özarslan] 2.2.2020 [BoldMedya]
BOLD– Hatırlayacaksınız, geçen sene tam bugünlerde Beyza Demir, 1 günlük bebeği Ceyda’yı Bakırköy civarında bir hastanede dünyaya getirmiş ve sonra tekrar cezaevine gönderilmişti.
Tarih 29 Ocak 2019’du. 6 aylık hamileyken Edirne’de tutuklanıp Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevine konulan Beyza Demir, TCK 16/4 maddesine rağmen tahliye edilmemiş, 9. ayını hapiste doldurmuştu. Bebeğini de sancıları gelince alelacele kaldırıldığı bir hastanede dünyaya getirmişti. Aradan bir yıl geçti. Ceyda bebek 1 yaşına girdi. Gözlerini cezaevinde açan Ceyda, ilk adımlarını orada attı, dişleri orada çıktı, ilk seslerini yine koğuş ortamında çıkarmaya başladı.
ADALET SESSİZ, AİLE SESSİZ, HERKES SESSİZ…
İki aylıkken tükürük bezinden mikrop kapan Ceyda, o süreçte ameliyat edilmişti. Sağlık durumlarından ve kendilerinden maalesef yeni bir haber yok. Demir’in ailesi, bu tutukluluk karşısında sessiz kalmayı tercih ediyor.
Cemaat soruşturmaları kapsamında eşi Emin Demir ile birlikte Kasım 2018’de tutuklanan Beyza Demir, özel okullarda öğretmenlik yapıyordu. Bir ifadede adı geçtiği için tutuklanmıştı. 14 Ocak 2019’da ilk mahkemesine çıkan Demir, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 7 yıl 6 ay cezasına çaptırıldı. Dosyası Yargıtay’da bulunuyor.
Bakırköy Cezaevinden Gebze Cezaevine nakledilen Beyza Demir’in eşi, Emin Demir ise Aralık 2019’da tahliye edildi. Ceyda ara sıra babasıyla kalıyor ama yaşı itibariyle annesinden kopamıyor.
ŞEYMA VE YUSUF BURAK
15 Mayıs 2019, Yusuf Burak ve annesi Şeyma Tekin.
Beyza Demir ile aynı durumda olan ve aynı gün doğum yapan Şeyma Tekin ve oğlu Yusuf Burak ise 28 Şubat 2019’da tahliye edilmişti. Fakat Tekin, cezaevi sürecinde yaşadıklarının hala atlatabilmiş değil. Tek başına evden çıkmaya, sokaklarda yürümeye korkuyor. Dışarı çıkmak istemiyor. İlk kez 28 Mayıs 2019’ta oğlu ile birlikte gezmeye gidebildiler. Hala daha o tedirginlikleri devam ediyor.
Doğum gününüz kutlu olsun Ceyda ve Yusuf Burak. Aynı gün dünyaya geldiniz, biriniz 28 gün sonra özgür oldu, diğeriniz hala tutsak!
[Sevinç Özarslan] 2.2.2020 [BoldMedya]
Zamlar artınca vatandaş petekleri kapattı; doğalgaz tüketimi yüzde 30 azaldı
Doğalgaz ve elektriğe gelen zamlar zamlar sonrası faturaların cep yakması sonrası vatandaş çözümü evlerindeki kalorifer peteklerini kapatmakta buldu. Bu nedenle doğalgaz ve elektrik tüketimi geçen yıla göre yüzde 30 azaldı.
BOLD – Türkiye’de doğalgaz ve elektrik fiyatlarındaki yüksek artış doğalgaz ve elektrik tüketimine yansıdı.
Sözcü’nün haberine göre, doğalgaz ve elektrik tüketimi geçen yıla göre yaklaşık yüzde 30 oranında düştü. Bu düşüşte vatandaşların evlerindeki bazı odaları ve bu odalardaki kalorifer peteklerini kapatmalarının etkisi oldu. Zonguldak CHP Milletvekili Ünal Demirtaş, vatandaşın ödemekte zorlandığı elektrik ve doğalgaz faturalarındaki artışın nedenlerinin araştırılması için Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını istedi.
VATANDAŞLAR ISINAMIYOR
Demirtaş, TBMM Başkanlığı’na sunduğu önergede “Milyonlarca vatandaş, ısınma gibi en temel ihtiyacını karşılayamıyor. Son aylarda, fahiş miktarlarda gelen doğalgaz faturaları karşısında çıkmaza giren dar gelirliler, evin tek odasını kullanıyor, sadece geceleri kombiyi açıyor” dedi. Dar gelirli vatandaşların aldığı önlemlere rağmen doğalgaz faturalarını ödeyemediği için bankalardan kredi çektiğini de vurgulayarak, “Bazı doğalgaz dağıtıcısı şirketler de faturalarda taksitlendirme yoluna giderek vatandaşa ödeme kolaylığı sağlamaya çalışmaktadır” sözlerine yer verdi.
DOĞALGAZ FATURASI 549 LİRAYA YÜKSELDİ
Önergede şu saptamalar da yapıldı: “Doğalgaz tüketimi 2019 Kasım ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 15.8 azalışla 3 milyar 445 milyon metreküpe düşmüştür. Konutlarda ise tüketim yüzde 29.4 azalarak yaklaşık 759 milyon metreküp olmuştur. Doğalgaz ithalatı da 2019 yılı Kasım ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yaklaşık yüzde 17 azalmıştır. Son 2 yılda doğalgaza yüzde 59.32 oranında zam yapılmış, 2010 yılında 300 metreküp doğalgaz harcamasına 214 lira ödenirken, bu miktar 2018’de 345 liraya, 2019’da 412 liraya ve 2020 yılında ise 549 liraya yükselmiştir. 2 bin 324 lira asgari ücretle çalışan bir kişinin, ücretinin yaklaşık yüzde 25’i doğalgaz faturasına gitmektedir.”
ASGARİ ÜCRETİN YÜZDE 10’U
Önergede son 2 yılda elektriğe de yüzde 72.06 oranında zam geldiği belirtilerek, “4 kişilik bir aile, en sınırlı biçimde aylık 230-250 kilovatsaat elektrik kullanmaktadır. Bu miktara gelen en düşük elektrik faturası 165-200 liradır. Bu miktar asgari ücretli bir çalışanın ücretinin, yaklaşık yüzde 10’una denk gelirken, mesleğe yeni başlayan memur, öğretmen ve polis için bu oran yüzde 7’dir” denildi.
TÜRKİYE’DE DOĞALGAZ LÜKS TÜKETİM OLDU
Demirtaş tarafından Meclis’e verilen araştırma önergesinde, Avrupa’da son 10 yılın en ucuz doğalgazı tüketilirken Türkiye’de elektrik ve doğalgazın lüks tüketim haline geldiğine dikkat çekildi. Bin metreküp doğalgazın fiyatının Avrupa’da 110-120 dolar civarında iken Türkiye’ye gelen gazın fiyatının 250 ile 280 dolar arasında değiştiği belirtilerek, “Doğalgaz üreticisi ülkeler olan Rusya, İran, Azerbaycan ile yapılan doğalgaz alım sözleşmeleri, aynı ülkelerin AB ülkeleri ve diğer ülkeler ile yaptığı sözleşmeler ile kıyaslandığında, Türkiye aleyhine fahiş fiyat farkları vardır” denildi.
[BoldMedya] 2.2.2020
BOLD – Türkiye’de doğalgaz ve elektrik fiyatlarındaki yüksek artış doğalgaz ve elektrik tüketimine yansıdı.
Sözcü’nün haberine göre, doğalgaz ve elektrik tüketimi geçen yıla göre yaklaşık yüzde 30 oranında düştü. Bu düşüşte vatandaşların evlerindeki bazı odaları ve bu odalardaki kalorifer peteklerini kapatmalarının etkisi oldu. Zonguldak CHP Milletvekili Ünal Demirtaş, vatandaşın ödemekte zorlandığı elektrik ve doğalgaz faturalarındaki artışın nedenlerinin araştırılması için Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını istedi.
VATANDAŞLAR ISINAMIYOR
Demirtaş, TBMM Başkanlığı’na sunduğu önergede “Milyonlarca vatandaş, ısınma gibi en temel ihtiyacını karşılayamıyor. Son aylarda, fahiş miktarlarda gelen doğalgaz faturaları karşısında çıkmaza giren dar gelirliler, evin tek odasını kullanıyor, sadece geceleri kombiyi açıyor” dedi. Dar gelirli vatandaşların aldığı önlemlere rağmen doğalgaz faturalarını ödeyemediği için bankalardan kredi çektiğini de vurgulayarak, “Bazı doğalgaz dağıtıcısı şirketler de faturalarda taksitlendirme yoluna giderek vatandaşa ödeme kolaylığı sağlamaya çalışmaktadır” sözlerine yer verdi.
DOĞALGAZ FATURASI 549 LİRAYA YÜKSELDİ
Önergede şu saptamalar da yapıldı: “Doğalgaz tüketimi 2019 Kasım ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 15.8 azalışla 3 milyar 445 milyon metreküpe düşmüştür. Konutlarda ise tüketim yüzde 29.4 azalarak yaklaşık 759 milyon metreküp olmuştur. Doğalgaz ithalatı da 2019 yılı Kasım ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yaklaşık yüzde 17 azalmıştır. Son 2 yılda doğalgaza yüzde 59.32 oranında zam yapılmış, 2010 yılında 300 metreküp doğalgaz harcamasına 214 lira ödenirken, bu miktar 2018’de 345 liraya, 2019’da 412 liraya ve 2020 yılında ise 549 liraya yükselmiştir. 2 bin 324 lira asgari ücretle çalışan bir kişinin, ücretinin yaklaşık yüzde 25’i doğalgaz faturasına gitmektedir.”
ASGARİ ÜCRETİN YÜZDE 10’U
Önergede son 2 yılda elektriğe de yüzde 72.06 oranında zam geldiği belirtilerek, “4 kişilik bir aile, en sınırlı biçimde aylık 230-250 kilovatsaat elektrik kullanmaktadır. Bu miktara gelen en düşük elektrik faturası 165-200 liradır. Bu miktar asgari ücretli bir çalışanın ücretinin, yaklaşık yüzde 10’una denk gelirken, mesleğe yeni başlayan memur, öğretmen ve polis için bu oran yüzde 7’dir” denildi.
TÜRKİYE’DE DOĞALGAZ LÜKS TÜKETİM OLDU
Demirtaş tarafından Meclis’e verilen araştırma önergesinde, Avrupa’da son 10 yılın en ucuz doğalgazı tüketilirken Türkiye’de elektrik ve doğalgazın lüks tüketim haline geldiğine dikkat çekildi. Bin metreküp doğalgazın fiyatının Avrupa’da 110-120 dolar civarında iken Türkiye’ye gelen gazın fiyatının 250 ile 280 dolar arasında değiştiği belirtilerek, “Doğalgaz üreticisi ülkeler olan Rusya, İran, Azerbaycan ile yapılan doğalgaz alım sözleşmeleri, aynı ülkelerin AB ülkeleri ve diğer ülkeler ile yaptığı sözleşmeler ile kıyaslandığında, Türkiye aleyhine fahiş fiyat farkları vardır” denildi.
[BoldMedya] 2.2.2020
Davutoğlu'nun partisine geçti diye...
40 yılı aşkın süredir Tarım Bakanlığı'nın farklı dairelerinde çalışan Gürcan Özdağ, kardeşi Selçuk Özdağ’ın Adalet ve Kalkınma Partisi'nden (AKP) istifa edip Gelecek Partisi kurucu üyesi olmasının akabinde genel müdür yardımcılığı görevinden alındı.
Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ’ın kardeşi Gürcan Özdağ, Tarım ve Orman Bakanlığı’ndaki Genel Müdür Yardımcılığı görevinden alındı.
Selçuk Özdağ, AKP’den ayrılıp Gelecek Partisi kurucuları arasında yer almasının akabinde kardeşi Gürcan Özdağ’ın genel müdür yardımcılığı görevinden alınmasını şaşkınlıkla karşıladığın söyledi.
ÖZDAĞ: 12 EYLÜL BENİ YARGILADI, AİLEME İLİŞMEDİ
Kardeşinin bakanlığa 1979 yılında üniversite öğrencisi iken girdiğini ifade eden Özdağ, “Bunların hepsi sayın Cumhurbaşkanı’nın (Recep Tayyip Erdoğan) tasarrufu altındaysa bu daha da vahim.” dedi.
Özdağ, kardeşine yönelik baskıyı ise şöyle aktardı: “Kardeşim bana; ‘Eskiden herkes odama gelirdi, ziyaret ederdi. İnsanlar benim odama gelmek istemediler. Selamlaşmak istemediler. Böyle bir şey yaşadık’ dedi.”
Kendisinin 12 Eylül 1980 askeri darbesinde tutuklandığını ifade eden Özdağ, “Ben 12 Eylül 1980’i yaşadım. 12 Eylül’de tutuklandım. Askerler ne babama ne kardeşlerime ne de akrabalarıma ilişti. 12 Eylül hesabı benden sordu. Suçların şahsiliği prensibi vardı.” şeklinde konuştu.
"Burada bir suç yok. Parti kurma çalışması var. Ben o partinin üç dönem milletvekilliğini, genel başkan yardımcılığını yaptım." diyen Özdağ, "Kardeşim görevini düzgün yapan çalışkan biri. Hatta şu anda elinde bir proje var ve devam ettiriyor o projeyi. Bunlar doğru şeyler değil. Eğer partizanlık, militanlık üzerine inşa edilirse o devlet yıkılır." dedi.
AKP'DE GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI KOLTUĞUNDA OTURDU
Uzun yıllar Büyük Birlik Partisi’nde görev yapan Selçuk Özdağ, 2011 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi'nden (AKP) Manisa milletvekili oldu.
Üç dönem AKP’den milletvekili olan Özdağ, AKP Genel Başkan Yardımcılığı görevini de ifa etti.
AKP’nin 2019 yılında kesin ihraç talebiyle Selçuk Özdağ’ı disipline sevk etmesi sonrasında, kendisi 13 Eylül 2019’da AKP’den istifa ederek Gelecek Partisi’nin kurucuları arasında yer aldı ve partinin genel başkan yardımcısı oldu.
[Samanyolu Haber] 2.2.2020
Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ’ın kardeşi Gürcan Özdağ, Tarım ve Orman Bakanlığı’ndaki Genel Müdür Yardımcılığı görevinden alındı.
Selçuk Özdağ, AKP’den ayrılıp Gelecek Partisi kurucuları arasında yer almasının akabinde kardeşi Gürcan Özdağ’ın genel müdür yardımcılığı görevinden alınmasını şaşkınlıkla karşıladığın söyledi.
ÖZDAĞ: 12 EYLÜL BENİ YARGILADI, AİLEME İLİŞMEDİ
Kardeşinin bakanlığa 1979 yılında üniversite öğrencisi iken girdiğini ifade eden Özdağ, “Bunların hepsi sayın Cumhurbaşkanı’nın (Recep Tayyip Erdoğan) tasarrufu altındaysa bu daha da vahim.” dedi.
Özdağ, kardeşine yönelik baskıyı ise şöyle aktardı: “Kardeşim bana; ‘Eskiden herkes odama gelirdi, ziyaret ederdi. İnsanlar benim odama gelmek istemediler. Selamlaşmak istemediler. Böyle bir şey yaşadık’ dedi.”
Kendisinin 12 Eylül 1980 askeri darbesinde tutuklandığını ifade eden Özdağ, “Ben 12 Eylül 1980’i yaşadım. 12 Eylül’de tutuklandım. Askerler ne babama ne kardeşlerime ne de akrabalarıma ilişti. 12 Eylül hesabı benden sordu. Suçların şahsiliği prensibi vardı.” şeklinde konuştu.
"Burada bir suç yok. Parti kurma çalışması var. Ben o partinin üç dönem milletvekilliğini, genel başkan yardımcılığını yaptım." diyen Özdağ, "Kardeşim görevini düzgün yapan çalışkan biri. Hatta şu anda elinde bir proje var ve devam ettiriyor o projeyi. Bunlar doğru şeyler değil. Eğer partizanlık, militanlık üzerine inşa edilirse o devlet yıkılır." dedi.
AKP'DE GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI KOLTUĞUNDA OTURDU
Uzun yıllar Büyük Birlik Partisi’nde görev yapan Selçuk Özdağ, 2011 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi'nden (AKP) Manisa milletvekili oldu.
Üç dönem AKP’den milletvekili olan Özdağ, AKP Genel Başkan Yardımcılığı görevini de ifa etti.
AKP’nin 2019 yılında kesin ihraç talebiyle Selçuk Özdağ’ı disipline sevk etmesi sonrasında, kendisi 13 Eylül 2019’da AKP’den istifa ederek Gelecek Partisi’nin kurucuları arasında yer aldı ve partinin genel başkan yardımcısı oldu.
[Samanyolu Haber] 2.2.2020
Milyoner sayısı 225 bini geçti
Hesabında 1 milyon lira veya üzeri parası olan mudi sayısı, 2019'da bir önceki yıla göre 45 bin 314 kişi artarak 225 bini aştı.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre yurt içinde ve dışında yerleşik milyonerlerin toplam sayısı 2019 sonunda 225 bin 440'a yükseldi.
2018 sonuna göre milyoner sayısı 45 bin 314 kişi artarken, söz konusu milyonerlerin toplam mevduatı 1 trilyon 391 milyar 597 milyon liraya çıktı. 2018 sonunda milyonerlerin toplam mevduatı 1 trilyon 109 milyar 859 milyon lira seviyesinde bulunuyordu.
2018'de 6 milyon 162 bin lira olan milyoner başına düşen ortalama mevduat tutarı, 2019 sonunda 6 milyon 173 bin lira seviyesine yükseldi.
Yurt içinde yerleşik milyonerlerin sayısı 2019'da bir önceki yılın sonuna kıyasla 40 bin 220 kişi artarak 202 bin 20'ye yükseldi. Aynı dönemde milyonerlerin toplam mevduatları 271,1 milyar liralık yükselişle 1 trilyon 295 milyar liraya çıktı.
[Samanyolu Haber] 2.2.2020
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre yurt içinde ve dışında yerleşik milyonerlerin toplam sayısı 2019 sonunda 225 bin 440'a yükseldi.
2018 sonuna göre milyoner sayısı 45 bin 314 kişi artarken, söz konusu milyonerlerin toplam mevduatı 1 trilyon 391 milyar 597 milyon liraya çıktı. 2018 sonunda milyonerlerin toplam mevduatı 1 trilyon 109 milyar 859 milyon lira seviyesinde bulunuyordu.
2018'de 6 milyon 162 bin lira olan milyoner başına düşen ortalama mevduat tutarı, 2019 sonunda 6 milyon 173 bin lira seviyesine yükseldi.
Yurt içinde yerleşik milyonerlerin sayısı 2019'da bir önceki yılın sonuna kıyasla 40 bin 220 kişi artarak 202 bin 20'ye yükseldi. Aynı dönemde milyonerlerin toplam mevduatları 271,1 milyar liralık yükselişle 1 trilyon 295 milyar liraya çıktı.
[Samanyolu Haber] 2.2.2020
Tünele %56'lık zam şoförleri şoke etti: İnanamıyoruz
Avrasya Tüneli'ne yapılan fahiş zam şoförlerde şok etkisi yaptı. Türkiye Şoförler Ve Otomobilciler Federasyonu (TŞOF) Başkanı Fevzi Apaydın, "Neyi neyle çarpıp, neye bölüyorlar ki böylesine olağanüstü bir zam oranını buluyorlar anlamış değiliz. Enflasyon yüzde 12’nin altında, asgari ücret zammı, işçi, emekli, memur zamları yüzde 8 ila yüzde 15 civarındayken yüzde 56.7 neyin zammı?" diye sordu.
İşçi, memur, emekli ve asgari ücretliye verilen zamlar yüzde 6-15 düzeyinde kalırken, Avrasya Tüneli'ne yapılan yüzde 56.7 oranındaki büyük zam şoför esnafını şoke etti. Türkiye Şoförler Ve Otomobilciler Federasyonu (TŞOF) Başkanı Fevzi Apaydın, enflasyonu bile 5'e katlayan zamma inanamadıklarını belirterek, “Enflasyon, faizler düşerken, işçiye, memura verilen zam ortadayken yüzde 56.7 zamma hangi mantıkla karar verilmiş olabilir ki?” dedi.
Sözcü'ü haberine göre Apaydın, son dönemde birbiri ardına yapılan yüzde 15-25 oranlarındaki zamlara halkın kulağının alıştığını ancak yüzde 56'yı aşan zammın makul bulunacak bir tarafının olmadığını söyledi. Tünel zammının diğer zamlardan çok farklı şekilde ayrıştığına dikkat çeken Apaydın, şunları söyledi:
NEYİ ÇARPIYORLAR?
“Bu zam hem özel hem de ticari araç kullanıcılarını çok olumsuz etkileyecek. Neyi neyle çarpıp, neye bölüyorlar ki böylesine olağanüstü bir zam oranını buluyorlar anlamış değiliz. Enflasyon yüzde 12'nin altında, asgari ücret zammı, işçi, emekli, memur zamları yüzde 8 ila yüzde 15 civarındayken yüzde 56.7 neyin zammı? ‘Döviz arttı' diyorlarsa, biz TL kazanıyoruz. Acaba insanlar arabalarına binmesinler, trafik rahatlasın diye mi yaptılar?”
[Samanyolu Haber] 2.2.2020
İşçi, memur, emekli ve asgari ücretliye verilen zamlar yüzde 6-15 düzeyinde kalırken, Avrasya Tüneli'ne yapılan yüzde 56.7 oranındaki büyük zam şoför esnafını şoke etti. Türkiye Şoförler Ve Otomobilciler Federasyonu (TŞOF) Başkanı Fevzi Apaydın, enflasyonu bile 5'e katlayan zamma inanamadıklarını belirterek, “Enflasyon, faizler düşerken, işçiye, memura verilen zam ortadayken yüzde 56.7 zamma hangi mantıkla karar verilmiş olabilir ki?” dedi.
Sözcü'ü haberine göre Apaydın, son dönemde birbiri ardına yapılan yüzde 15-25 oranlarındaki zamlara halkın kulağının alıştığını ancak yüzde 56'yı aşan zammın makul bulunacak bir tarafının olmadığını söyledi. Tünel zammının diğer zamlardan çok farklı şekilde ayrıştığına dikkat çeken Apaydın, şunları söyledi:
NEYİ ÇARPIYORLAR?
“Bu zam hem özel hem de ticari araç kullanıcılarını çok olumsuz etkileyecek. Neyi neyle çarpıp, neye bölüyorlar ki böylesine olağanüstü bir zam oranını buluyorlar anlamış değiliz. Enflasyon yüzde 12'nin altında, asgari ücret zammı, işçi, emekli, memur zamları yüzde 8 ila yüzde 15 civarındayken yüzde 56.7 neyin zammı? ‘Döviz arttı' diyorlarsa, biz TL kazanıyoruz. Acaba insanlar arabalarına binmesinler, trafik rahatlasın diye mi yaptılar?”
[Samanyolu Haber] 2.2.2020
Ensar Vakfı adım adım nasıl büyüdü?
Bir dönem çocuk istismarı ile gündeme gelen Ensar Vakfı son olarak Kızılay'a aktarılan bağış parasının gittiği adreslerden biri olarak yeniden gündemde.
Gazeteci Celal Eren Çelik Kızılay'ın, Başkentgaz'dan alınan 8 milyon dolar bağış parasını, Ensar Vakfı’na aktarıldığını kabul etmiş, Kızılay Başkanı Kerem Kınık, Başkentgaz'ın vergi kaçırdığı iddiaları karşısında, "Vergi kaçırmak başkadır, vergiden kaçınmak başkadır" savunması yapmıştı.
Peki AKP siyasetinin ayrılmaz bir parçası haline gelen Ensar Vakfı nasıl bu kadar büyüdü ve milyon dolarlara hükmeden bir vakıf halini aldı?
Cumhuriyet Gazetesi'nin haberine göre, Ensar artık 'resmi devlet vakfı'na dönüşmüş durumda.
Amacı ise, 'toplumu fethetmek' olarak tarif ediliyor.
Vakfın kurucularından biri, Tayyip Erdoğan'ın çocukluk arkadaşı Aziz Torun. Torun aynı zamanda Kızılay'a para aktaran Başkentgaz'ın da Torunlar Grup aracılığıyla sahibi.
Habere göre, vakfın kurucuları arasında AKP'li Milli Eğitim eski Bakanı Ömer Dinçer, AKP’li İstanbul eski Belediye Başkanı Kadir Topbaş da var.
Bilal Erdoğan da vakıfla yakından ilgili. Toplantılarına gidiyor, arkadaşları vakıfta görevli.
Emine Erdoğan, 2016’da Ensar Vakfı tarafından düzenlenen “Ensar Gönüllüleri Buluşması”nda, “Artık yeni bir kavşaktayız. Türkiye’nin 90 yıllık enkazını kaldırdık” diyerek 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ne gönderme yapmıştı.
Vakfın kurucuları ile ilgili haberde şu detaylara yer veriliyor:
- Abdullah Sert: AKP’nin ilk Maliye Bakanı Kemal Unakıtan ile birlikte Bereket Vakfı kurucularından, Altınoluk dergisi sahibi.
- Alaaddin Şahin: İstanbul Kartal’da imam hatip lisesi müdürü iken, 12 Eylül faşist cuntası döneminde çıkarılan bir Bakanlar Kurulu kararı ile Rabıta örgütü parasıyla yurtdışına gönderildi. Eylül 1981’den Temmuz 1985’e kadar Frankfurt yakınlarındaki Offenbach'ta Yavuz Sultan Selim Camisi’nde görev yaptı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Türkiye’ye türban davası açan ve bu davayı yitiren Leyla Şahin’in babası. Nuruosmaniye Camii imamı iken AKP’li İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş tarafından İETT Müşteriler Daire Başkanlığı’na atandı. Alaaddin Şahin, Recep Tayyip Erdoğan’ın “ağabey” dediği bir isim.
- Ali Erilli: İlahiyatçı, AKP’li İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın döneminde belediye ait “Hamidiye Su”yun dağıtımını alan Zirve Gıda’nın sahiplerinden.
- Ali Osman Emirosmanoğlu : Yücel Çakmaklı ile birlikte Elif Film’i kuranlardan. Elif Film’in çektiği filmler arasında, gençlere “kininizin davacısı olun” çağrısı yapan Necip Fazıl Kısakürek’in yazılarından yola çıkılarak çekilen “Mümin ile Kâfir” de var.
- Celal Erbay: Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Temel İslam Bilimleri Bölüm Başkanlığı, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Başkanlığı yaptı. 23. Dönem AKP Düzce Milletvekili.
- İbrahim Kafi Dönmez: Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde öğretim üyeliği, 29 Mayıs Üniversitesi Rektörlüğü yaptı. AKP döneminde Diyanet İşleri Başkanlığı’na atanmak istendi, dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, bu atamaya karşı çıktı. Kararnamesi geri çekildi.
Akif Aydın: Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Tarihi profesörlerinden. AKP döneminde, YÖK üyeliğine getirildi.
Mehmet Erkal: AKP döneminde Diyanet İşleri Başkanlığı’na atanan Prof. Dr. Ali Erbaş’ın Sakarya İlahiyat Fakültesi’nden hocası, imam hatip, profesör.
M. Mustafa İbrahimoğlu: İmam hatip, imam hatip lise müdürü, AKP döneminde İstanbul İl Genel Meclisi üyesi
Ömer Hami Ulusoy: AKP’nin Eyüp Kurucu İlçe Başkanı. Bahçelievler Belediye Başkan Yardımcılığı yaptı.
Ömer Öztop: 1980’li yıllarda Rabıta örgütünün parası ile yurtdışına gönderilen imamlardan. AKP döneminde, İstanbul’da bir imam hatip okuluna adı verildi.
- Recep Çalık: AKP döneminde Bağcılar Belediye Başkan Yardımcısı.
- Rıdvan Nizamoğlu: Ensar Vakfı’nın bir dönem başkanlarından. Diyanet İşleri Başkanlığı Hukuk Müşavirliği yaptı. AKP döneminde Hamburg Başkonsolosluğu Din Hizmetleri Ataşeliği’ne atandı.
- Sabahattin Karasu: 1980’de Rabıta örgütünün parasıyla yurtdışına gönderilen imamlardan. Sarıyer eski İmam Hatip Lisesi Müdürü, AKP’li çok sayıda siyasetçiyi içinden çıkaran 100’e yakın dinsel amaçlı vakıf ve örgütün çatı örgütü olan Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı’nın kurucusu.
- Sabri Dereli: İstanbul Müftülüğü’nde memurluk ile başlayan memurluk hayatı, Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Belediye Başkanı olması ile yükselişe geçti. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sosyal ve Turistik Tesisler Müdürlüğü, Yazı İşleri Müdürlüğü, İBB Yazı İşleri ve Kararlar Daire Başkanlığı, APK Daire Başkanlığı, Kontrol Daire Başkanlığı, Genel Sekreter Yardımcılığı yaptı. Emekli olduktan sonra da AKP’li belediye peşini bırakmadı. Kültür A.Ş. Genel Müdürlüğü, Başkan Danışmanlığı yaptı. AKP’nin çatı örgütü olan Türkiye Gönüllü Kültür Teşekkülleri Vakfı’nın kurucularından.
- Selahattin Kaya: Eski Beyoğlu ve İstanbul Müftüsü. Müslüman Kardeşler (İhvan) örgütünün önde gelen isimlerinden Seyyid Kutup’un “Fizilalil-Kuran”ını çevirenlerden.
- Mahmut Kış: Persan Home Studio şirketinin sahibi. “Osmanlı mirası pop Osmanlı” yorumuyla kumaş, seramik, aydınlatma gibi ev ürünleri üretiyor. Bir dönem AKP yandaşı Yeni Şafak gazetesinin sahipliğini üstlendi.
- İsmail Bacacı: Çalışma Bakanlığı eski Başmüfettişi.
- M. Hilmi Ayvacı: AKP döneminde İstanbul’da büyük inşaatlar gerçekleştiren Ayvacı Yapı İnşaat Sanayi ve Ticaret şirketi yöneticisi.
- Mustafa Açıkalın: Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul Belediye Başkanı olduğu dönemde, belediyenin genel sekreteri, sonradan AKP milletvekili.
- Abdullah Sarımermer: Avukat, iş insanı. AKP’li eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün dünürü.
HABERİN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ
[Samanyolu Haber] 2.2.2020
Gazeteci Celal Eren Çelik Kızılay'ın, Başkentgaz'dan alınan 8 milyon dolar bağış parasını, Ensar Vakfı’na aktarıldığını kabul etmiş, Kızılay Başkanı Kerem Kınık, Başkentgaz'ın vergi kaçırdığı iddiaları karşısında, "Vergi kaçırmak başkadır, vergiden kaçınmak başkadır" savunması yapmıştı.
Peki AKP siyasetinin ayrılmaz bir parçası haline gelen Ensar Vakfı nasıl bu kadar büyüdü ve milyon dolarlara hükmeden bir vakıf halini aldı?
Cumhuriyet Gazetesi'nin haberine göre, Ensar artık 'resmi devlet vakfı'na dönüşmüş durumda.
Amacı ise, 'toplumu fethetmek' olarak tarif ediliyor.
Vakfın kurucularından biri, Tayyip Erdoğan'ın çocukluk arkadaşı Aziz Torun. Torun aynı zamanda Kızılay'a para aktaran Başkentgaz'ın da Torunlar Grup aracılığıyla sahibi.
Habere göre, vakfın kurucuları arasında AKP'li Milli Eğitim eski Bakanı Ömer Dinçer, AKP’li İstanbul eski Belediye Başkanı Kadir Topbaş da var.
Bilal Erdoğan da vakıfla yakından ilgili. Toplantılarına gidiyor, arkadaşları vakıfta görevli.
Emine Erdoğan, 2016’da Ensar Vakfı tarafından düzenlenen “Ensar Gönüllüleri Buluşması”nda, “Artık yeni bir kavşaktayız. Türkiye’nin 90 yıllık enkazını kaldırdık” diyerek 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ne gönderme yapmıştı.
Vakfın kurucuları ile ilgili haberde şu detaylara yer veriliyor:
- Abdullah Sert: AKP’nin ilk Maliye Bakanı Kemal Unakıtan ile birlikte Bereket Vakfı kurucularından, Altınoluk dergisi sahibi.
- Alaaddin Şahin: İstanbul Kartal’da imam hatip lisesi müdürü iken, 12 Eylül faşist cuntası döneminde çıkarılan bir Bakanlar Kurulu kararı ile Rabıta örgütü parasıyla yurtdışına gönderildi. Eylül 1981’den Temmuz 1985’e kadar Frankfurt yakınlarındaki Offenbach'ta Yavuz Sultan Selim Camisi’nde görev yaptı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Türkiye’ye türban davası açan ve bu davayı yitiren Leyla Şahin’in babası. Nuruosmaniye Camii imamı iken AKP’li İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş tarafından İETT Müşteriler Daire Başkanlığı’na atandı. Alaaddin Şahin, Recep Tayyip Erdoğan’ın “ağabey” dediği bir isim.
- Ali Erilli: İlahiyatçı, AKP’li İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın döneminde belediye ait “Hamidiye Su”yun dağıtımını alan Zirve Gıda’nın sahiplerinden.
- Ali Osman Emirosmanoğlu : Yücel Çakmaklı ile birlikte Elif Film’i kuranlardan. Elif Film’in çektiği filmler arasında, gençlere “kininizin davacısı olun” çağrısı yapan Necip Fazıl Kısakürek’in yazılarından yola çıkılarak çekilen “Mümin ile Kâfir” de var.
- Celal Erbay: Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Temel İslam Bilimleri Bölüm Başkanlığı, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Başkanlığı yaptı. 23. Dönem AKP Düzce Milletvekili.
- İbrahim Kafi Dönmez: Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde öğretim üyeliği, 29 Mayıs Üniversitesi Rektörlüğü yaptı. AKP döneminde Diyanet İşleri Başkanlığı’na atanmak istendi, dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, bu atamaya karşı çıktı. Kararnamesi geri çekildi.
Akif Aydın: Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Tarihi profesörlerinden. AKP döneminde, YÖK üyeliğine getirildi.
Mehmet Erkal: AKP döneminde Diyanet İşleri Başkanlığı’na atanan Prof. Dr. Ali Erbaş’ın Sakarya İlahiyat Fakültesi’nden hocası, imam hatip, profesör.
M. Mustafa İbrahimoğlu: İmam hatip, imam hatip lise müdürü, AKP döneminde İstanbul İl Genel Meclisi üyesi
Ömer Hami Ulusoy: AKP’nin Eyüp Kurucu İlçe Başkanı. Bahçelievler Belediye Başkan Yardımcılığı yaptı.
Ömer Öztop: 1980’li yıllarda Rabıta örgütünün parası ile yurtdışına gönderilen imamlardan. AKP döneminde, İstanbul’da bir imam hatip okuluna adı verildi.
- Recep Çalık: AKP döneminde Bağcılar Belediye Başkan Yardımcısı.
- Rıdvan Nizamoğlu: Ensar Vakfı’nın bir dönem başkanlarından. Diyanet İşleri Başkanlığı Hukuk Müşavirliği yaptı. AKP döneminde Hamburg Başkonsolosluğu Din Hizmetleri Ataşeliği’ne atandı.
- Sabahattin Karasu: 1980’de Rabıta örgütünün parasıyla yurtdışına gönderilen imamlardan. Sarıyer eski İmam Hatip Lisesi Müdürü, AKP’li çok sayıda siyasetçiyi içinden çıkaran 100’e yakın dinsel amaçlı vakıf ve örgütün çatı örgütü olan Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı’nın kurucusu.
- Sabri Dereli: İstanbul Müftülüğü’nde memurluk ile başlayan memurluk hayatı, Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Belediye Başkanı olması ile yükselişe geçti. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sosyal ve Turistik Tesisler Müdürlüğü, Yazı İşleri Müdürlüğü, İBB Yazı İşleri ve Kararlar Daire Başkanlığı, APK Daire Başkanlığı, Kontrol Daire Başkanlığı, Genel Sekreter Yardımcılığı yaptı. Emekli olduktan sonra da AKP’li belediye peşini bırakmadı. Kültür A.Ş. Genel Müdürlüğü, Başkan Danışmanlığı yaptı. AKP’nin çatı örgütü olan Türkiye Gönüllü Kültür Teşekkülleri Vakfı’nın kurucularından.
- Selahattin Kaya: Eski Beyoğlu ve İstanbul Müftüsü. Müslüman Kardeşler (İhvan) örgütünün önde gelen isimlerinden Seyyid Kutup’un “Fizilalil-Kuran”ını çevirenlerden.
- Mahmut Kış: Persan Home Studio şirketinin sahibi. “Osmanlı mirası pop Osmanlı” yorumuyla kumaş, seramik, aydınlatma gibi ev ürünleri üretiyor. Bir dönem AKP yandaşı Yeni Şafak gazetesinin sahipliğini üstlendi.
- İsmail Bacacı: Çalışma Bakanlığı eski Başmüfettişi.
- M. Hilmi Ayvacı: AKP döneminde İstanbul’da büyük inşaatlar gerçekleştiren Ayvacı Yapı İnşaat Sanayi ve Ticaret şirketi yöneticisi.
- Mustafa Açıkalın: Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul Belediye Başkanı olduğu dönemde, belediyenin genel sekreteri, sonradan AKP milletvekili.
- Abdullah Sarımermer: Avukat, iş insanı. AKP’li eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün dünürü.
HABERİN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ
[Samanyolu Haber] 2.2.2020
Erdoğan'ın kahverengi gömleklileri...
İstanbul Fatih Kocamustafapaşa’da bekçilere üstünü aratmayan bir kişi bekçiler tarafından darp edilerek yere yatırıldı.
AKP'nin kahverengi gömleklileri 'terör' estiriyor
SAMANYOLUHABER- İstanbul Fatih Kocamustafapaşa’da terör estiren bekçiler "üstünü aratmadı" diye yere yatırdıkları bir kişiye tekme-tokat saldırdı.
Bekçiler "Bileğimi kırdınız." diye feryat eden vatandaşı park demirlerine kelepçeledi.
Söz konusu video "Yaşar Usta Emek Portalı" isimli Twitter hesabından paylaşıldı.
AKP'NİN KAHVERENGİ GÖMLEKLİLERİ...
Çarşı ve mahalle bekçilerine "zor ve silah kullanma, üst arama" gibi yetkiler tanıyan Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu Teklifi, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) İçişleri Komisyonu'nda kabul edilmişti.
Teklife göre, bekçiler zor ve silah kullanma yetkisine sahip olacaklar ve hakkında arama-tutuklama kararı olan kişileri kolluk güçlerine teslim edecek.
Bekçilerin maaşı diplomasına göre 4 bin 140 TL ila 5 bin 500 TL arasında değişiyor.
HİTLER'İN TAARRUZ BÖLÜĞÜ DE BÖYLE BAŞLAMIŞTI
AKP lideri ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bekçi sayısını artırması "özel polis teşkilatı" yorumlarına sebep oluyor.
Hükümetin herhangi bir imtihana tabi tutmadan binlerce kişiyi bekçi kadrosu vermesi ile diktatör Adolf Hitler'in 1920'li yıllarda Almanya'da kurduğu yarı askeri teşkilatı arasında benzerlikler olduğu belirtiliyor.
Taarruz Bölüğü (Sturmabteilung), Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi'nin Weimar Cumhuriyeti zamanında nasyonal sosyalistlerin yükselişinde önemli rol oynamış yarı askerî örgütüne verilen isimdi.
Mensupları kahverengi gömlekler giydiği için "Kahverengi Gömlekliler" adıyla da anılıyordu. Kurucusu ve 1934'te lümüne kadar başındaki kişi Ernst Röhm idi.
Hitler'in Kahverengi Gömleklileri sorgusuz sualsiz insanları evlerinden almış, insanları ağır işkenceye maruz bırakmış ve Naziler namına işlediği cinayetlerle Alman vatandaşlarına korku salmıştı.
[Samanyolu Haber] 2.2.2020
AKP'nin kahverengi gömleklileri 'terör' estiriyor
SAMANYOLUHABER- İstanbul Fatih Kocamustafapaşa’da terör estiren bekçiler "üstünü aratmadı" diye yere yatırdıkları bir kişiye tekme-tokat saldırdı.
Bekçiler "Bileğimi kırdınız." diye feryat eden vatandaşı park demirlerine kelepçeledi.
Söz konusu video "Yaşar Usta Emek Portalı" isimli Twitter hesabından paylaşıldı.
AKP'NİN KAHVERENGİ GÖMLEKLİLERİ...
Çarşı ve mahalle bekçilerine "zor ve silah kullanma, üst arama" gibi yetkiler tanıyan Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu Teklifi, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) İçişleri Komisyonu'nda kabul edilmişti.
Teklife göre, bekçiler zor ve silah kullanma yetkisine sahip olacaklar ve hakkında arama-tutuklama kararı olan kişileri kolluk güçlerine teslim edecek.
Bekçilerin maaşı diplomasına göre 4 bin 140 TL ila 5 bin 500 TL arasında değişiyor.
HİTLER'İN TAARRUZ BÖLÜĞÜ DE BÖYLE BAŞLAMIŞTI
AKP lideri ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bekçi sayısını artırması "özel polis teşkilatı" yorumlarına sebep oluyor.
Hükümetin herhangi bir imtihana tabi tutmadan binlerce kişiyi bekçi kadrosu vermesi ile diktatör Adolf Hitler'in 1920'li yıllarda Almanya'da kurduğu yarı askeri teşkilatı arasında benzerlikler olduğu belirtiliyor.
Taarruz Bölüğü (Sturmabteilung), Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi'nin Weimar Cumhuriyeti zamanında nasyonal sosyalistlerin yükselişinde önemli rol oynamış yarı askerî örgütüne verilen isimdi.
Mensupları kahverengi gömlekler giydiği için "Kahverengi Gömlekliler" adıyla da anılıyordu. Kurucusu ve 1934'te lümüne kadar başındaki kişi Ernst Röhm idi.
Hitler'in Kahverengi Gömleklileri sorgusuz sualsiz insanları evlerinden almış, insanları ağır işkenceye maruz bırakmış ve Naziler namına işlediği cinayetlerle Alman vatandaşlarına korku salmıştı.
[Samanyolu Haber] 2.2.2020
Kaydol:
Yorumlar (Atom)