Bir ‘ticari sır’ daha ifşa oldu: Döviz kuru, çarpan etkisi yapacak

AKP iktidarı, kendi yandaşlarına dağıttığı birçok kamu ihalesindeki usulsüzlükleri “ticari sır” adı altında gizlemeye çalışıyor.

Bugüne kadar birçok muhalefet milletvekilinin soru önergelerine verilen yanıtlarda “ticari sır” argümanı öne sürüldü. Ancak, vatandaşa ağır fatura olarak dönen sözleşmeler ifşa olmaya devam ediyor.

Ekonomik krizin derinleşmesi ve pandemi sürecinde vatandaşa maddi destek sunulamaması ile birlikte büyük köprüler, tüneller, havalimanları ve şehir hastaneleri için uygulanan Hazine garantili Kamu-Özel İşbirliği (KÖİ) modeli, son günlerde bir kez daha tartışma konusu.

Ankara’da yapımı süren Etlik Şehir Hastanesi’nin sözleşmesinden de kabarık bir fatura çıktı.

Konuyu yakından takip eden Sözcü yazarı Çiğdem Toker, Sağlık Bakanlığı’nın Astaldi-Türkerler ortaklığına sadece “kira bedeli” olarak yıllık 235 milyon TL ödeyeceğini, bunun 25 yılda 5 milyar 875 milyon TL’ye tekabül ettiğini, üstelik enflasyon artışına göre revize edileceğini yazdı.

Toker’in, “Bir ticari sır daha açığa çıktı” göndermesi ile paylaştığı yeni bilgilere göre söz konusu tutar, enflasyon oranına göre artırılacak. Döviz kuru artışı daha yüksekse formüle “çarpan” olarak eklenecek.

Ankara'da hayata geçirilen 3 bin 577 yataklı Etlik Şehir Hastanesi'nin açılış tarihi ertelenmişti. 2019 yılında açılması planlanan hastanenin Haziran 2021'de açılacağı açıklanmıştı. 

Şehir hastanelerinde Sağlık Bakanlığı hastaneyi yapan şirketin uzun süreli kiracısı oluyor. Önce şirkete bedava Hazine arazisi tahsis ediliyor. Sonra da kamu arazisine hastane yaptı diye hem -“kullanım bedeli” adı altında- kira, hem de şirketin “hizmet bedeli” adı altında getirdiği faturaları ödüyor.

Yabancı bankerlerin Türkiye’de enflasyonun sabit kalmayacağını bilerek ödemenin TÜFE ve ÜFE’nin aritmetik ortalamasına göre revize edilmesi şartını sözleşmeye koydurduğunu ifade eden Toker, böylece 5 milyar 875 milyon TL’lik kira bedelinin enflasyona göre daha da artacağına dikkat çekiyor.

Toker,“hizmet bedeli” ödemesine de ayrı bir parantez açıyor. Buna göre; aylık, fatura karşılığı 20’ye yakın hizmet kalemi sayıldı. Hizmetler miktara bağlı olanlar (çamaşırhane, atık yönetim, yemek hizmetleri) ve olmayanlar (bina hizmetleri, genel yönetim, mefruşat hizmetleri gibi) olarak ikiye ayrıldı.

Yakın zamanda Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’in, CHP Milletvekili Ali Mahir Başarır’ın “Avrupa doğal gazın bin metreküpünü 120 dolar civarında satın alırken, Türkiye’nin aynı miktarda doğal gazı 280 dolara almasının nedeni nedir?” sorusunu “Ticari sır” diyerek yanıtlaması tartışma konusu olmuştu.

Başarır, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’in yanıtlaması talebiyle verdiği yazılı soru önergesinde, “Avrupa doğalgazın bin metreküpünü 120 dolar civarında satın alırken, Türkiye’nin aynı miktarda doğal gazı 280 dolara almasının nedeni nedir?” sorusunu yöneltmişti.

Bakan Dönmez tarafından verilen yanıtta, “Doğal Gaz Alım Satım Anlaşmaları uluslararası ilişkiler açısından ekonomik ve siyasi etkileri olan ticari akitler olup, bu anlaşmalar hükümleri ticari gizlilik içermektedir” görüşü öne sürülmüştü.

[Samanyolu Haber] 18.5.2020

Gazeteci Aytav, 28 maddede diktatörlerin ortak özelliklerini sıraladı

18 Mayıs 2020 Pazartesi 17:09

Gazeteci Aytav, 28 maddede diktatörlerin ortak özelliklerini sıraladı"

Darbe ile geldikleri de olur. Ama asla seçimle gitmezler. Kimseye güvenmezler ve zamanla paranoyak olurlar. Kendilerini halkın babası, hamisi olarak görürler. Psikopattırlar Tek kutsalları kendileri ve iktidarlarıdır. Hırsızdırlar. Sansür esastır."

Gazeteci Erkam Tufan Aytav, diktatörlerin ortak özelliklerini mercek altına aldı. 28 maddede diktatörlerin özelliklerini sıralayan Aytav, "Sözüm meclisten dışarı milletçe diktatör derdimiz olmadığı için çok şanslı sayılırız. Bu sebeple Allah'a ne kadar şükretsek azdır." dedi.

Aytav'ın sıraladığı Diktatörlerin Ortak Özellikleri listesi şöyle;

-Davranış şekillerinden, hayata bakışlarına, toplumla ilişkilerinden, iktidar arzularına kadar bu ortak paydaları neler?

-Sabırlıdırlar, Gelecek düşüncelerini önceden açıklamazlar. Mutlak gücü ele geçirinceye kadar herkesle iyi geçinirler. Ancak dikkatli bir göz onları fark edebilir.

-Başlangıçta özgürlük ve adalet vaad ederler. Sonra tam tersini yaparlar. İktidarı ele geçirmek için, aldatma, farklı görünme ve acındırma yöntemlerini kullanırlar.

-Seçimle gitmezler Genellikle seçimle iş başına gelirler.

-Darbe ile geldikleri de olur. Ama asla seçimle gitmezler.

-Oy vermeyenler üzerinde sürekli baskılar kurarlar.

-Toplumun kendilerine ihtiyacı olduğuna inanır ve inandırılar. ‘Ben devletim’, ‘ben gidersem devlet de elden gider ve kaos gelir’ Beka sorunu gibi söylemleri sık kullanırlar.

-Yönettikleri ülkede her şeyin sahibi onlardır. Devlette onlarındır, millet de.. Benim devletim, benim milletim, benim bakanım, benim milletvekilim söylemlerini çok sık kullanırlar. Hatta ve hatta devletin ve milletin ta kendileridir.

-Süreç içerisinde kendilerine kutsallık atfederler.

-Diktatör ve tabanı açısından buna toplumsal şizofreni denir.

-Etrafındaki isimleri suç ortağı haline getirirler Her birinin dosyası ve kaseti, diktatörün özel kasasında bulunur. Havuç ve sopa her zaman devrededir.

-Kimseye güvenmezler ve zamanla paranoyak olurlar. Tek adam olmak, Ajanlık, istihbarat onlar için çok önemli ve vazgeçilmezdir.

-En önem verdikleri devlet kurumları arasında istihbarat teşkilatı ve içişleri bakanlıkları gelir. En sadık adamlarını oralara getirirler. Birden farklı istihbarat örgütleri kurarlar.

-Şiddete mecburdurlar Emirlerinin altında özel milis güçleri vardır. Devletin kolluk güçlerinin yanında milis güçleri, kontrgerilla kurarlar.

-Muhaliflerine baskı kurma, adam kaçırma gibi mafyatik faaliyetlerini bunlar üzerinden yaparlar. Örtülü ödenek zaten emirlerinin altındadır.

-Etraflarında dalkavuklar vardır Dünya liderlerinden bahsederken arkadaşım, dostum diye bahsederler.

-Kendilerini halkın babası, hamisi olarak görürler.

-Beraber yola çıktıkları isimleri harcarlar Medyayı tamamen kontrol altına alırlar.

-Sansür esastır. Muhalif medya da eleştiri yaparken nerede durması gerektiğini çok iyi bilir.

-Toplum biat edenler ve etmeyenler şeklinde ikiye ayrılmıştır. Dikta Biat etmeyenler otomatik düşman kategorisine girerler.

-Sürekli kendilerini haklı görürler. Hemen hepsi diktatör olmadıklarını söylerler. “eğer diktatör olsaydım...” diye başlayan cümleler kuralar.

-Hubris ve Narsistirler Hubris sendromu, belli bir zaman diliminde gücü elinde bulunduran liderlerde görülen bir hastalıktır. Bu zaman dilimi ortalama 1 ila 9 senedir. Evet bu hastaların cezai ehliyeti vardır. Diktatörler devrilirse hukuk karşısında ben hastaydım diyerek kurtulamaz.

-Psikopattırlar Tek kutsalları kendileri ve iktidarlarıdır. İktidar bağımlısıdırlar. Son nefeslerine kadar iktidarda kalmak zorundadırlar.

-Mutlaka sarayları vardır. Bir tane ile yetinmezler. Sarayları çok büyük olmalıdır.
-Hırsızdırlar Milletin malını zimmetlerine geçirmekten en ufak bir tereddüt göstermezler.

-Sürekli genç görünmek isterler. Ölümsüz olmadığını anlayan diktatör yerine kimin geçeceğini düşünmeye başlar. Bu çoğunlukla oğlu, damadı yada yakın akrabalarından biri olur. Veliaht önceden bakanlıklar verilerek, medyada nazara verilerek toplum nezdinde hazırlanır.

-Genellikle Sonları trajik olur. Bir de kendilerin diktatör sananlar vardır. Konumunu ve gücünü koltuğunu paylaştığı arka plandaki ortağından alırlar.

-Kullanışlı bir enstrümandırlar. Bunlara bir süreliğine diktatörcülük oynatırlar. Bunun için de sürekli egosunu beslerler. Her türlü hukuksuzlukları ve pis işleri ona yaptırırlar. Zamanı gelince de tekmeyi vururlar. Evet bunlar gerçek diktatörlere göre daha zavallıdırlar.

[Aktif Haber] 18.5.2020

Muhalefetin Erdoğanlaşması [Av. Ömer Turanlı]

Korona virüs salgınının başlarında bir nebze olsun gerilemeye başlamış olan siber nefret yine pik yapmaya başladı. AKP’nin yıllardır yaydığı nefret söylemi, muhalefetin de bilinçli/bilinçsiz desteği ile Türkiye siyasetini esir almış durumda. AKP’nin iflah olmaz stratejisini bir yana bırakıp genel olarak muhalefetin ve özellikle CHP’nin içine düştüğü siber nefret çukuruna ışık tutmaya çalışalım.

Aslında yıllardır adı konulmamış bir rutin, siyasi iktidarın icraatlarının ve muhalefetin eleştirilerinin temelini oluşturmuş durumda. AKP bir hukuksuzluk yapıyor, veya yandaş bir isim hukukla insanlıkla bağdaşmayan bir açıklamada bulunuyor. Muhalefet ise hemen bu konuyu “nasıl fetöye bağlarım” arayışına giriyor. Bulunamazsa bile gerçek dışı bir beyan ile konu mutlaka “fetö” ile ilişkilendiriliyor ve tüm propaganda bunun üzerinde ilerliyor. Mesela:

Ankara’nın gündeminde Barolar ile ilgili AKP’nin yapmak istediği düzenlemeler var. Barolar ve CHP karşı çıkıyor düzenlemeye. İstanbul Baro Başkanı Mehmet Durakoğlu ise ısrarla konuyu başka bir zemine çekmeye çalışıyor: Düzenleme” fetö” projesiymiş. İspatı mı? 2013 yılında AKP’li Adalet Bakanlığının böyle bir düzenleme yapma niyetinde olduğuymuş.

Fetömetrenin mucidi Cihat Yaycı kızağa çekildi ve ardından istifa ettiği iddia edildi. CHP Grup Başkan Vekili Özgür Özel twitterdan bu durumu eleştirdi. Hedefinde ne AKP vardı ne de askeriyedeki muhtemel koltuk kavgaları, hedefi yine “fetöydü”: “Sırf Hulusi Akar’ın kişisel husumeti var diye Tümamiral Cihat Yaycı’yı Yüksek Askeri Şura’yı bile beklemeden pasif göreve çekemezsiniz! Ne gariptir ki bu Hulusi Akar’ın arası 15 Temmuz öncesi FETÖ’ye yakın olanlarla iyiydi; şimdi de FETÖ ile mücadele edenlerle kötü!!!”

Sevda Noyan’ın aşırı nefret ve şiddet içerikli sözlerine tepki vermek isteyen bazı muhalifler konuyu yine “fetöye” bağlamayı başardılar. Sevda Noyan’ın eşi Engin Noyan bundan 20 yıl önce Gülen grubuna ait bir televizyonda program yaptığından bu da “fetö” işiymiş. Öldürülecekler listesinde yer alanların “fetöcü” dedikleri kişiler olmasının meydana getirdiği çelişkinin ve ultra mantıksızlığın bu propagandayı yapanların gözünde herhangi bir değer taşımamasının izahı ise imkansız.

Ardından RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin çıktı sahneye. Sevda Noyan’a sahip çıkan açıklamalar yaptı. Hemen Şahin’in geçmişte attığı twitler ortaya çıkarıldı. Gerçek Gündem’deki haber aynen şöyle: “AKP iktidarının muhalif medyayı cezalandırma aracı haline getirdiği RTÜK’ün Başkanlığını yapan Ebubekir Şahin’in Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ile ilgili eski Başbakan yrd. Bülent Arınç’ın açıklamalarının yer aldığı haberi ”Hocaefendi hükümeti çok seviyor”yazarak sosyal medya hesabından paylaştığı ortaya çıktı.”

Akit Tv’deki bir programda bir Profesör kız çocuklarına yönelik akıl almaz laflar etti. Sosyal medyada bir anda Profesörün geçmişte “fetöcü” olduğuna dair haberler çıkmaya başladı. Biri mesela aynen şöyle: “AKİT TV’de, 12-17 yaşındaki kız çocuklarının ‘mükemmel vücutları’ olduğu şeklinde skandal sözler sarf eden Prof. Dr. Muttalip Kutluk Özgüven’in FETÖ’nün Zirve Üniversitesi’nde 6 yıl çalıştığı, yardımcı doçent ve doçent kadrolarını bu üniversitede aldığı ortaya çıktı.” (@batuhancolak33)

Adana’da CHP Gençlik Kolları İlçe Başkanı Eren Yıldırım tutuklandı geçtiğimiz günlerde. AKP’lilere göre CHP’li gençler Vefa ekibine saldırmış. Yenişafak, bunu cilalamak için CHP’lilerin saldırı esnasında “Siz FETÖ’cü müsünüz, terörist misiniz? Yandaşlara yardım dağıtıyorsunuz” diye hakaretler ettiğini iddia ediyor.

Bu siyaset tarzına karşı çıkanlar da var ama seslerini pek duyuramıyorlar bu konjonktürde. Gazeteci Alin Özinian’ın bu mantık dışı siyasi propagandanın tutarszlığına vurgu yaptığı paylaşımı konuyu özetliyordu: “FETÖCÜleri” kesmek isteyenlerin, geçmişte “FETÖCÜ” oldukları vurgusunda amaç en-en kötünün “FETÖ” olduğunu ispat etmek. (AKP propagandasının aynısı) ama en kötü, verilen bu örnekte olduğu gibi hep güçlünün yanında yer alan. bugün XCRDQ cemaati olur, yarın baltalı bir örgüt…”

Cihat Yaycı’nın görevden alınması ile “fetö” dedikleri Gülen hareketinin bir ilgisi olmadığını çok iyi biliyorlar. Ya da Sevdan Noyan’ın eşinin 20 yıl önce Samanyolu’nda çalışmış olması ile şimdiki katliam çağrısı arasında bir ilişki olmadığını. Veya RTÜK başkanının Noyan’ı koruma refleksinin motivasyonunu “fetö” den değil bizzat Saray’dan aldığını. Ya da kız çocuklarına dil uzatan o Profesörün aslında Saray’ın adamı olduğunu.

Ama muhalefete göre reel durumun önemi yok. Yalan da olsa “fetö” kavramı üzerinden yayılan siber nefretin gücü gözlerini o kadar kör etmiş ki çok yalın bir gerçeği bile göremiyorlar. Çok açık bir Erdoğan söylemini Erdoğan’dan daha fazla sahiplenerek Erdoğan’a muhalefet ettiklerini sanan ama Erdoğanlaştıklarının farkında bile olmayan küçük Erdoğancıklar saçılmış durumda ortalığa, kendilerine ise “Muhalefet” diyorlar!

[Av. Ömer Turanlı] 18.5.2020 [TenoTR]

Şehirler arası seyahat izni nasıl alınır, şartları neler?

Seyahat kısıtlamasının sürdüğü 15 şehre giriş/çıkış yapabilmek için İçişleri Bakanlığı tarafından belirlenen şartları sağlayarak, kaymakamlıklardaki başvuru inceleme kurulları onayıyla "seyahat izin belgesi" almak gerekiyor.

18 Mayıs 2020 Pazartesi 14:26

Seyahat izin belgesi alabilmek için tedavi gereği doktor kararıyla sevk edilmek, birinci derece yakını vefat etmiş olmak, askeri hizmetini tamamladığı şehirden ayrılmak veya son on beş gün içerisinde geldiği şehirde kalacak yeri bulunmamak gibi şartlar aranıyor.

Koronavirüs salgınına yönelik tedbirler kapsamında ilk olarak 30 büyükşehir ve Zonguldak'ı kapsayan seyahat yasağı, 12 Mayıs itibarıyla Adana, Denizli, Diyarbakır, Kahramanmaraş, Mardin, Ordu, Şanlıurfa, Tekirdağ ve Trabzon olmak üzere toplam 9 ilde sona erdi.

Ankara, Balıkesir, Bursa, Eskişehir, Gaziantep, İstanbul, İzmir, Kayseri, Kocaeli, Konya, Manisa, Sakarya, Samsun, Van ve Zonguldak için ise hala seyahat yasağı bulunuyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu illerde uygulanan seyahat yasağı uygulamasının 19 Mayıs Salı gününe dek uzatıldığını açıkladı.

19 Mayıs ile birlikte son verilerin değerlendirileceğini söyleyen Cumhurbaşkanı, yasağın uzatılabileceğini söyledi.

Başvuru nasıl yapılıyor?

Seyahat kısıtlaması olan şehirlerde yaşayan vatandaşların seyahat izni alabilmesi için e-devlet üzerinden ya da Alo 199 üzerinden başvuru yapması gerekiyor.

E-devlet üzerinden başvuru yapmak isteyen kişilerin, sisteme giriş yaptıktan sonra İçişleri Bakanlığı bölümünde yer alan "e-başvuru" kısmındaki "seyahat izin işlemleri" seçeneğinden form doldurması gerekiyor.

Kaymakamlıklardaki "Seyahat İzin Kurulu'na" iletilen başvuru, kurul tarafından değerlendirmeye alınıyor ve değerlendirme sonucu kişiye SMS ile bildiriliyor.

Vatandaşların bulunduğu ilçe kaymakamlıklarındaki seyahat izin kurullarına doğrudan başvurma seçeneği de mevcut.

Seyahat izin belgeleri çıkış illerinden tek gidiş ya da gidiş/geliş şeklinde düzenleniyor.

Başvurusu onaylananlar, otogar veya havalimanlarında oluşturulan başvuru masalarından vatandaşlık numaraları ile doğrulama yapıldıktan sonra kabul ediliyor.

Ayrıca kişisel aracıyla seyahat edenlerin de yol üzerindeki denetimler için seyahat izin belgelerini seyahat boyunca yanlarında bulundurması gerekiyor.

Kimler seyahat izni alabiliyor?

İçişleri Bakanlığı tarafından gönderilen valiliklere gönderilen ek genelgede, seyahat yasağına ilişkin istisnalar belirtildi ve Seyahat İzin Belgesi alabilecek kişiler şu şekilde sıralandı:

  • Tedavi olduğu hastaneden taburcu olup ikametine dönmek isteyen, doktor raporu ile sevk olan veya önceden alınmış doktor randevusu, kontrolü olanlar 
  • Kendisi veya eşinin, vefat eden birinci derece yakınının ya da kardeşinin cenazesine katılmak için seyahat edecek olanlar 
  • Ölüm nedeni COVID-19 olanlar hariç dört kişiyi geçmemek şartıyla cenaze nakil işlemine refakat edecek olanlar 
  • Bulunduğu şehre son 5 gün içerisinde gelmiş olmakla beraber kalacak yeri olmayıp ikamet ettikleri yerleşim yerlerine dönmek isteyenler
  • Askerlik hizmetini tamamlayarak yerleşim yerlerine dönmek isteyenler 
  • Ceza infaz kurumlarından salıverilenler
  • Özel veya kamudan günlü sözleşmeye davet yazısı olanlar 
  • Yurt dışından geldikten sonra yerleştirildikleri Kredi ve Yurtlar Kurumuna ait yurtlarda 14 günlük karantina ve gözetim süresi dolanlar 

İstanbul Valisi Ali Yerlikaya ise geçen ay Twitter hesabından yaptığı açıklamada, özel araçlar için alınan izin belgesinin sadece yolcu sayısı ile sınırlı olduğunu duyurmuştu.

Yasağa uymayanlar ne ceza alıyor?

İçişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan genelgeye göre seyahat kısıtlamalarıyla ilgili kararlara uymayan vatandaşlara Umumi Hıfzıssıhha Kanunu'nun 282'nci maddesi gereği 250 TL'den 1000 TL'ye kadar idari para cezası verilecek.

Genelde ayrıca, seyahat kısıtlamasını ihlal edenler için Türk Ceza Kanunu'nun 195'inci maddesi kapsamında gerekli adli işlemlerin başlatılacağı ifade edildi.

[Haberdar] 18.5.2020

ABD’li şirket insanlarda denenen ‘corona’ aşısının ilk sonuçları için ‘olumlu’ dedi

‘Corona‘ aşısı için insan deneylerine devam eden biyoteknoloji şirketi Moderna ilk verilerin olumlu olduğunu, aşı yapılan kişilerin virüse karşı antikor geliştirdiğini duyurdu.

18 Mayıs 2020 Pazartesi 18:12

ABD’li firma 17 Mart’ta başlayan insanlar üzerindeki deneylerin birinci fazının ilk sonuçlarını açıkladı. Birinci fazda aşının küçük bir grup üzerinde güvenilirliği deneniyor.

Sonuçlar henüz medikal bir yayında yer almadı.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre Moderna, dünyada insan deneylerine başlayan sekiz potansiyel corona aşısı geliştiricisinden biri.

Moderna’nın deneyinde sekiz katılımcının hepsinin Covid-19 geçirip antikor geliştiren kişiler kadar ya da daha fazla miktarda antikor geliştirdiği gözlemlendi.

Antikorlar virüsün vücuda girdikten sonra hücrelere tutunmasını engelliyor.

En fazla yan etkinin yüksek dozda aşı yapılan üç kişide görüldüğünü belirten şirket bu yan etkilerin çok ciddi olmadığını ve çözüldüğünü ifade etti. Ancak yan etkilerin ne olduğu belirtilmedi.

ABD Gıda ve İlaç Dairesi, şirketin deneyin daha geniş bir grup insanda uygulaması yapılan ikinci fazına geçmesi için onay verdi. Şirket deneyin on bilerce kişiyi kapsayaması öngörülen üçüncü fazına temmuzda başlamayı planlıyor.

[Haberdar] 18.5.2020

Güney Kore: İyileştikten sonra yeniden ‘pozitif’ olan kişiler hastalığı bulaştırmıyor

Güney Koreli yetkililer iyileştikten sonra testleri yeniden pozitif çıkan Covid-19 hastalarının bulaştırıcı olmadığını açıkladı.

18 Mayıs 2020 Pazartesi 18:18

Ülkenin Hastalık Kontrol Merkezi, taburcu olan Covid-19 hastalarının yeniden pozitif çıkmaları ihtimaline karşılık iyileştikten sonra iki hafta karantinada kalmalarının gerekip gerekmediğini ortaya çıkarmak için araştırma yaptı.

İyileştikten sonra ikinci kez pozitif çıkan 285 hastanın yakın temasta olduğu 790 kişiye ‘corona’ testi yapıldı. Hiçbirinde virüse rastlanmadı.

Bu gelişme üzerine iyileşen hastaların hastane sonrası iki hafta daha kendilerini karantinaya almaları tavsiyesi Covid-19 rehberinden çıkarıldı.

Merkezin direktörü Jung Eun-kyeong uzmanların hala neden bazı hastaların testlerinin ikinci kez pozitif çıktığına dair kesin bir yanıtı olmadığını belirtti. Ancak en olası nedenin PCR testlerinin ölü virüsten kalan parçaları tespit ettiği ihtimali olduğunu söyledi.

Güney Kore’de nisan ayında iyileştikten sonra testleri yeniden pozitif çıkan hastalar olduğu ortaya çıkmış, bu tür hastaların sayısının artması salgının seyri açısından endişe yaratmıştı.

Tedavi ve aşı geliştirme çalışmalarını da etkileyebilecek bu gelişme üzerine Güney Koreli yetkililer bu vakaları detaylı araştırmaya başlamıştı.

[Haberdar] 18.5.2020

‘Kandıra Cezaevi’nde mektuplardaki AKP ifadesinin üstü çiziliyor’

HDP'nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, tutuklu bulunduğu Kandıra Cezaevi'nde mahpuslara gönderilen mektuplardaki 'AKP' ifadesine sansür uygulandığını söyledi.

KRONOS -18 Mayıs 2020

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kandıra Cezaevinde yaşanan ilginç bir “sansür” olayını gündeme getirdi. Açıklamada, cezaevinde tutuklu bulunan HDP’nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın ailesiyle yaptığı görüşmede, kendisine ve diğer mahpuslara gönderilen mektuplardaki “AKP” ifadelerinin silinerek sansürlendiğini söylediği vurgulandı.

‘BAZI MEKTUPLAR MAHPUSLARA TESLİM EDİLMİYOR’

HDP’den yapılan açıklamada, “Yüksekdağ’ın telefon görüşünde yakınlarına aktardığı bilgiye göre, cezaevine gönderilen mektuplarda geçen “AKP” ifadelerinin üzeri silinerek sansür uygulanıyor. Ayrıca iktidarın uygulamalarına ilişkin eleştirel ifadelerin bulunduğu bazı mektuplar, salgına ilişkin yanlış bilgiler içerdiği iddiasıyla mahpuslara teslim edilmiyor” denildi.

‘SANSÜRLENMEKLE KALMIYOR, HAFTALARCA BEKLETİLİYOR’

Mektupların sansürlenmesinin yanısıra haftalarca bekletildiği de kaydedilen açıklamada, “Yüksekdağ’ın aktardığına göre salgın dolayısıyla açık ve kapalı görüş hakkının kullanılamadığı bu süreçte mahpusların dışarısı ile tek bağlantısı olan mektuplar sansürlenmekle kalmıyor, aynı zamanda haftalarca bekletiliyor. Cezaevi’nde kitaplar da mahpuslara sınırlanarak, yalnızca doğum günlerinde ve bayramlarda teslim ediliyor. Mahpusların günlük muhalif gazetelere ulaşımının da engellendiği Kandıra Cezaevi’nde tecrit koşulları giderek ağırlaştırılıyor” ifadeleri kullanıldı.

[Kronos.News] 18.5.2020

Vatandaşı yılan soktu, panzehir beşinci ilde ancak bulunabildi

Bingöl'ün Kiğı ilçesinde üzerinde oturduğu taşın altındaki yılan tarafından sokulan Mustafa Bektaş için tam 26 saat sonra, beşinci ilde panzehir ancak bulunabildi. Bingöl, Elazığ, Malatya ve Erzurum'da bulunamayan panzehir Diyarbakır'da ancak bulundu. Baba Bektaş, "Allah'a emanetiz" dedi.

KRONOS -18 Mayıs 2020

Bingöl’ün Kiğı ilçesine bağlı Ağaçöven Köyünde hayvanlarını otlatan Mustafa Bektaş, oturduğu taşın altındaki yılan tarafından ayağından sokuldu. İlçeye 10 kilometre uzaklıkta bulunan köyden hemen Kiğı Entegre Hastanesi’ne kaldırıldı.

PANZEHİR 26 SONRA BULUNABİLDİ

İlk müdahalenin ardından Bingöl’e sevk edilen hasta için panzehir olmadığı için çevre illerden panzehir araştırılması yapıldı. Elazığ ve Malatya’da panzehir olmadığı haberi üzerine Erzurum ile irtibat kuruldu. Hasta Erzurum’a sevk edildi ama orada da olmayınca Sağlık Bakanlığı arandı, 26 saat sonra panzehir Diyarbakır’da bulundu, Erzurum’a gönderildi, tedaviye başlandı. O süreye kadar Bektaş’ın bacağı morarak şişti. Dört ilde yılan sokmasına karşı panzehir olmaması tepki çekti.

‘BU NASIL SAĞLIK SİSTEMİ?’

Bingöl’de yayın yapan yerel bingolhaberci.com sitesinin haberine göre; yılanın ısırdığı Mustafa Bektaş’ın amcası İsmail Bektaş, “Bu nasıl bir sağlık sistemidir? Eskiden sağlık ocaklarında bile vardı biliyorum. Bahar aylarında ta kış sezonuna kadar her yerde yılan, akrep olan bir bölgedeyiz. Hastaneler neden panzehir bulundurmuyor? Ayak kızardı, şişti, morarma başladı kalın bacağına kadar” diyerek tepkisini dile getirdi.

‘İL HASTANELERİNDE NEDEN PANZEHİR YOK?’

Hasta babası aynı zamanda köyün muhtarı Hüseyin Bektaş da durumdan endişe duyduklarını belirterek tepki gösterdi. Baba Bektaş, “Kiğı İlçe Entegre Hastanesinde yok, Bingöl’e geldik, Bingöl Devlet Hastanesinde yok, dediler, buz bağlayıp serum taktılar, yaklaşık beş saat Bingöl’de kaldık. Hastane doktorları, ‘Biz araştırıyoruz, sorduk Elazığ’da yok, Malatya’da yok, Erzurum da var, sizi Erzurum’a gönderiyoruz’ dediler. Tamam dedik, ambulans ile Erzurum Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesine gönderdiler, geldik Erzurum’da da yok. Biz de ulaşabildiğimiz herkese durumu ilettik, Diyarbakır’da varmış. Diyarbakır’dan gelecek panzehir bekliyoruz” dedi.

‘ALLAH’A EMANET YAŞIYORUZ’

Bektaş, “Yılan ayağını değil de sırtını, karnını veya başını soksaydı; Allah korusun, şimdi ölmüş olabilirdi. Bu kadar saat panzehir bulunmuyorsa; bu vahim bir durumdur. Resmen Allah’a emanet yaşıyoruz” diye konuştu.

[Kronos.News] 18.5.2020

‘Ölüm listesi olanlar değil, ‘milyonlar aç’ diyenler gözaltında’

Bir süredir hedef gösterilen Taylan Kulaçoğlu ile gazeteci Hakan Gülseven dünden bu yana gözaltında. Kulaçoğlu’nun avukatı Dilara Kara, iki ismin gözaltına alınma gerekçelerin ne olduğunu hala tam olarak bilmediklerini söyledi.

KRONOS -18 Mayıs 2020

Hakan Gülseven, Taylan Kulaçoğlu
Sosyal medyada “İsimsizler” adı altında platform kurduğu iddia edilip, bu yöndeki haberlerle hedef haline getirilen Taylan Kulaçoğlu, dün Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde gözaltına alındı. Kulaçoğlu’nun ardından gazeteci Hakan Gülseven de gözaltına alındı.

“Örgüt propagandası” yaptıkları iddiasıyla gözaltına alınan Gülseven ile Kulaçoğlu’nun Balıkesir İl Emniyet Müdürlüğü’ndeki ifade işlemleri henüz başlamadı.

‘SAVCININ KARAR DEĞİŞTİRDİĞİNİ SÖYLEDİLER’

MA’ya konuşan Kulaçoğlu’nun avukatı Dilara Kara, müvekkilinin dün gözaltına alınması sonrasında Ayvalık İlçe Emniyet Müdürlüğü ile görüştüklerini belirtti.

Kara, kendilerine, ifadesinin alınmasının ardından müvekkilinin serbest bırakılacağının söylendiğini belirterek, “Daha sonra bir kaç saat geçip hala bırakılmadığını öğrenince tekrar bir görüşme yaptık. Bu görüşme üzerine savcının karar değiştirdiğini söylediler” bilgisini paylaştı.

‘GÖZALTI GEREKÇESİNİN NE OLDUĞUNU BİLMİYORUZ’

“Bize; ‘Bu gece gözaltında kalacaklar, yarın da muhtemelen adliyeye sevk edilecek’ dediler. Ancak daha sonra tekrar süreç değişti. Ayvalık’tan Balıkesir TEM’e gönderildiler. Bugün 13.00-13.30 gibi ifadelerinin alınıp alınmayacakları belli olacak. Henüz daha net bir durum yok ortada” dedi.

Savcının Gülseven için de gözaltı ve adliyeye sevk edilme konusunda karar değişikliğine gittiğini kaydeden avukat Kara, iki ismin gözaltına alınma gerekçelerin ne olduğunu tam olarak bilmediklerini ifade eti.

‘YARGI ELİYLE HALKI DİZAYN ETME ÇABASIDIR’

Kara, “Hukuki olarak neye dayanarak söylemiştir, bunu bilemiyorum. Savcının yazılı bir kararını görmüş değilim ama genel itibarıyla değerlendirdiğimiz zaman bugün televizyonlara çıkıp ölüm listeleri hazırladıklarını gülerek söyleyen, komşularını fişlediğini söyleyen kişilerin haklarında şikayet olmasına rağmen hala ifade için çağrılmamışlar” dedi ve şöyle devam etti:

“Bakın, gözaltını falan geçtim. İfade için tebligat gönderilip çağrılmamışlar bile. Ancak bunun tersi ‘milyonlar aç’ diyen veya bu halkın yaşadığı bütün sıkıntıları dertlerini sakınmadan bağıran, insanlara söyleyen, aktarmaya çalışan insanların böyle adresleri belli olmasına, çağrıldığı zaman gidecek olmalarına rağmen bu şekilde apar topar alınması, gözaltında tutulması tamamen yargı eliyle halkı dizayn etme çabasıdır.”

[Kronos.News] 18.5.2020

Fitch: Türkiye Merkez Bankası’nın itibarı zayıf

Koronavirüs salgınının etkisi ile Türkiye ekonomisinin 2020 yılında en az yüzde 2 daralmasını beklediklerini vurgulayan kredi derecelendirme kuruluşu Fitch'in analisti Douglas Winslow, Türkiye Merkez Bankası'nın itibarının da zayıf olduğunu belirtti.

KRONOS -18 Mayıs 2020

Kredi derecelendirme kuruluşu Fitch’in analisti Douglas Winslow, kısa vadeli döviz borcunun rezervlere oranı daha düşük olsa ve Merkez Bankası’nın kredibilitesi zayıf olmasa Türkiye’nin kredi notunun 3 kademe daha yukarıda olma potansiyelin bulunduğunu belirtti.

‘TÜRKİYE YATIRIM YAPILABİLİR SEVİYENİN ALTINDA’

Fitch Türkiye’yi halen yatırım yapılabilir seviyenin altında “BB” olarak derecelendiriyor.
Dünya’nın haberine göre, koronavirüs salgınının etkisi ile Türkiye ekonomisinin 2020 yılında en az yüzde 2 daralmasını beklediklerini vurgulayan Douglas Winslow, dış baskıların bankalar ve şirketler üzerinde daha “akut finansman stresini” beslemesi halinde (Yani bankalar ve şirketler döviz bulmakta zorlanmaya başlarsa -T24) not indiriminin tetiklenebileceğini kaydetti. Winslow “Ancak şu anda böyle bir şey görmüyoruz” diye konuştu.

‘ANKARA BİR MİKTAR DAHA MALİ ALANA SAHİP’

Kamu borcunun gayrisafi yurtiçi hasılaya düşük olmasının Türkiye’nin avantajı olduğunu ifade eden Winslow, bu oranın Türkiye’de yüzde 38’in üzerine yükselmesini beklediklerini ancak BB seviyesinde nota sahip diğer ülkelerde ortalama borç/GSYH oranının yüzde 51 olduğunu ve Ankara’nın bir miktar daha mali alana sahip bulunduğunu ifade etti.

[Kronos.News] 18.5.2020

Salgın döneminde kredi kullanımında büyük artış

Koronavirüs salgınında geçici olarak kapanan işyerlerinde çalışan yüzbinlerce çalışan ücretsiz izine çıkarken, bu duruma paralel olarak kullanılan kredi miktarında yüzde 14 artış oldu.

KRONOS -18 Mayıs 2020

TBB Risk Merkezi’nin Mart 2020 Bülteni yayımlandı. Buna göre kullandırılan krediler ilk çeyrek sonunda, 3 trilyon 23 milyar liraya ulaştı. Kredi stokundaki artış hızı ivme kazandı.

Nakdi kredilerin 2 trilyon 925 milyar lirası bankalar, 49 milyar lirası finansal kiralama şirketleri, 27 milyar lirası faktoring şirketleri ve 22 milyar lirası finansman şirketleri tarafından kullandırıldı.

183 MİLYAR LİRA TAHSİL EDİLEMEDİ

Tasfiye olunacak alacaklar mart ayı itibarıyla 183 milyar lira düzeyinde gerçekleşti. Bu alacakların 174 milyar lirası bankalara, 5 milyar lirası finansal kiralama şirketlerine, 2,6 milyar lirası faktoring şirketlerine ve 2 milyar lirası da finansman şirketlerine ait oldu.

Tasfiye olacak alacakların toplam kredilere oranı martta geçen yılın aynı ayına göre 1,3 puan artarak yüzde 5,7 olurken, 2020 yılı başında başlayan gerileme devam etti.

KİM NE KADAR KREDİ ALDI?

Ticari krediler mart ayı itibarıyla geçen yılın aynı ayına göre yüzde 12 artarak 2 trilyon 364 milyar lira oldu.

Krediler içinde imalat sanayii yüzde 28’le en yüksek payı aldı. Payı yüzde 10 ve üzerinde olan diğer ana sektörler, toptan ve perakende ticaret, inşaat ve enerji olarak gerçekleşti.

Bu dönemde, tasfiye olunacak alacak oranı en yüksek olan sektör yüzde 11,1’le inşaat sektörü oldu. Bu sektörü yüzde 9,1’le turizm sektörü takip etti.

BİREYSEL KREDİ KULLANIMI YÜZDE 21 ARTTI

Bankalar ve banka dışı finansal kuruluşlar tarafından kullandırılan bireysel krediler mart itibarıyla geçen yılın aynı ayına göre yüzde 21 artarak 659 milyar lira oldu. Bireysel kredilerin yüzde 45’ini ihtiyaç kredileri, yüzde 33’ünü konut kredileri, yüzde 18’ini kredi kartları ve yüzde 4’ünü taşıt kredileri oluşturdu.

Aynı dönemde, bireysel kredilerde tahsili gecikmiş alacak oranı 0,4 puan düşerek yüzde 3,7’ye geriledi.

Bireysel kredi kullanan kişi sayısı (takipteki krediler hariç) son bir yılda 1,2 milyon kişi artarak 32,2 milyon kişi olurken, ortalama kredi bakiyesi ise 21 bin lira düzeyinde gerçekleşti.

114 BİN KİŞİ İLK DEFA KREDİ KULLANDI

Mart ayında 114 bin kişi ilk defa ihtiyaç kredisi, 92 bin kişi ilk defa kredi kartı kullandı.

Kredili mevduat hesabı kullanan kişi sayısı 74 bin olurken, 32 bin kişi ise ilk defa konut kredisi aldı.

EN ÇOK BİREYSEL KREDİ İSTANBUL’DA ALINDI

Bu dönemde iller arasında en yüksek bireysel kredi bakiyesi İstanbul’da gerçekleşti. İstanbul’da 202 milyar lira, Ankara’da 64 milyar lira ve İzmir’de 45 milyar lira bireysel kredi bulunuyor.

Hakkari, yüzde 58’le son 12 ayda bireysel kredi bakiyesi en çok artan il oldu. Kişi başına ortalama bireysel kredi (kredi kartı dahil) toplam bakiyesi en yüksek iller ise sırasıyla, Ankara, İzmir, Mersin şeklinde sıralandı.

[Kronos.News] 18.5.2020

Özel sektörün dış borcu 177 milyar dolar oldu

Merkez Bankası'nın verilerine göre, özel sektörün mart ayı itibarıyla yurt dışından sağladığı uzun vadeli kredi borcu 177,6 milyar dolar oldu.

KRONOS -18 Mayıs 2020

Merkez Bankası (MB) tarafından Mart 2020 dönemine ait özel sektörün yurt dışından sağladığı kredi borcu gelişmeleri yayımlandı.

TAHVİL BORÇLANMALARI 21.3 MİLYAR DOLARA YÜKSELDİ

Uzun vadeli kredi borcuna ilişkin mart ayında, 2019 sonuna göre bankaların kredi biçimindeki borçlanmaları 1,1 milyar dolar azalırken, tahvil ihracı şeklindeki borçlanmaları 100 milyon dolar artışla 21,3 milyar dolara yükseldi. Bu dönemde, bankacılık dışı finansal kuruluşların kredi biçimindeki borçlanmaları 736 milyon dolar azaldı, tahvil stoku ise 123 milyon dolar gerileyerek 3,6 milyar dolar oldu.

TAHVİL STOKU 4 MİLYON DOLAR GERİLEDİ

Aynı dönemde finansal olmayan kuruluşların kredi biçimindeki borçlanmalarının 861 milyon dolar azaldığı, tahvil stokunun ise 4 milyon dolar gerileyerek 7,5 milyar dolar seviyesinde gerçekleştiği gözlendi.

Uzun vadeli kredi borcuna ilişkin mart sonu itibarıyla tahvil hariç özel alacaklılara olan borç geçen yıl sonuna göre 2,8 milyar dolar azalarak 122,5 milyar dolara geriledi. Bu dönemde kısa vadeli kredi borcuna yönelik tahvil hariç özel alacaklılara olan borç ise 7,6 milyar dolar oldu.

BORCUN DÖVİZE GÖRE DAĞILIMI

Döviz kompozisyonuna bakıldığında, 177,6 milyar dolar tutarındaki uzun vadeli kredi borcunun yüzde 61,8’inin dolar, yüzde 33,5’inin euro, yüzde 3’ünün Türk lirası ve yüzde 1,7’sinin diğer döviz cinslerinden oluştuğu görüldü. Toplam 7,8 milyar dolarlık kısa vadeli kredi borcunun ise yüzde 43,2’sini dolar, yüzde 33,2’sini euro, yüzde 22,9’unu Türk lirası ve yüzde 0,7’sini diğer döviz cinsleri oluşturdu.

BORCUN SEKTÖRLERE GÖRE DAĞILIMI

Sektör dağılımı incelendiğinde, mart sonu itibarıyla uzun vadeli toplam kredi borcunun yüzde 42,4’ünü finansal, yüzde 57,6’sını ise finansal olmayan kuruluşların borcunun oluşturduğu görüldü. Aynı dönemde, kısa vadeli kredi borçlanmalarının yüzde 76,2’sini finansal, yüzde 23,8’ini finansal olmayan kuruluşlar gerçekleştirdi.

Özel sektörün yurt dışından sağladığı toplam kredi borcu vade açısından incelendiğinde, mart sonu itibarıyla 1 yıl içinde gerçekleştirilecek anapara geri ödemelerinin toplam 45 milyar dolar olduğu görüldü.

[Kronos.News] 18.5.2020

Sedat Peker’i yurt dışına üst düzey bir devlet yetkilisi ‘görevli’ mi gönderdi? [Hicran Aygün]

Suç örgütü lideri Sedat Peker'in yurt dışına üst düzey bir devlet yetkilisi tarafından 'görevli' olarak gönderildiği iddia edildi. İddilara göre Çakıcı ile Peker'i barıştıran da o üst düzey devlet yetkilisi... Peker'in Berat Albayrak'tan özür dilemesini ise Çakıcı istedi...

HİCRAN AYGÜN -18 Mayıs 2020

Organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in yurt dışına kaçışıyla ilgili yeni  iddialar ortaya atıldı. Uzun süre sessizliğini koruduktan sonra vatandaşı da olduğu Karabağ’da kaldığı villadan kısa videolar çekerek “işlerini takip etmek ve okumak için’ gittiğini açıklayan Sedat Peker, bu ülkede ne işle meşgul olduğu bilinmiyor. Kamuoyu da bu konuda ancak tahmin yürütebiliyor… Ancak hakkındaki iddialar Sedat Peker’in okumak ya da kendi işlerini takip etmek için değil, devletin üst düzey bir yöneticisi tarafından “görevli” olarak gönderildiği yolunda…

UYUŞTURUCU BARONUNUN EVİNDE KALIYOR

Peki, organize suç örgütü lideri nasıl oldu da üst düzey bir devlet yöneticisi tarafından görevli olarak tayin edildi. Hem kendi kaynaklarından hem de görevlendiren kişiye yakın kaynaklardan edinilen bilgiye göre Sedat Peker, Karabağ’da başka suç örgütü liderleriyle görüştü… Peker’i yakından tanıdığını öne süren ve “Ayyıldıztim” ismiyle Youtube’da açıklamalarda bulunan -ver daha önce Emniyet İstihbaratı’nda çalıştığı öne sürülen- bir kişi Peker’in Karabağ’da Azerbaycan’ın en büyük uyuşturucu baronlarının -belki de kartelleri- kendisine tahsis ettiği villada kaldığını öne sürdü. Ayyıldıztim isimli kişi evin içini, dışını, çevresinde neler olduğunu tarif edecek kadar villayı yakından biliyor, oradaki suç örgütü liderlerini de tanıyor.

60’A YAKIN DOSYA ÖNÜNE KONULDU

İddialara göre Sedat Peker’in bu uyuşturucu şebekesinin villasında kalışı da “üst düzey devlet yetkilisinin” kendisine verdiği görevi doğrular nitelikte. Zira, devlet görevlisiyle Peker’in arasındaki pazarlık iddiaya göre şöyle: Cezaevinde bulunan ve Peker için “iş yapmış” bir kişi gizli tanıklık yaparak işlediği ve işlenmesine şahit olduğu tüm suçları itiraf etti. Savcılar, devletin de bildiği ancak Peker’i hiçbir zaman itham etmediği suçların dosyasını hazırladı. Yaklaşık 60’ya yakın dosya sözkonusu “devlet büyüğü” tarafından Peker’e iletildi. Pazarlık da bundan sonra başladı.

VARLIK FONU’NDAKİ ŞİRKETLERE KARAPARA

Peker’le bir araya gelen yetkili, ona iki seçenek sundu. Ya cezaevine girecekti ya da özellikle Azerbaycan ve Karabağ’da bulunan uyuşturucu baronlarını paralarını Türkiye’ye getirmesi için ikna edecekti. Bu paralarla Varlık Fonu’na devredilen şirketlerin hisselerini alarak hem ekonomiyi canlandıracak hem de kara para aklanmasına yardımcı olacaktı. Üst düzey yetkilinin elinde Peker’i “ikna” etmek için en büyük koz ise Alaattin Çakıcı’ydı. İddiaya göre ikilinin arasında şu görüşme geçti. Yetkili, “Alaattin Çakıcı dışarı çıkıyor. Şimdi kimse senin yüzüne bakmaz. Siyasetçilerden magazin dünyasına kadar herkes Çakıcı’yı arayıp bağlılığını bildirmek için sıraya girecek. Herkesin seninle işi bitecek” dedi. Elbette Peker ikinci seçeneği kabul etti ve hazırlıklar başladı. Peker tasını tarağını toplayarak yurt dışına kaçmak için uçağa bindi. Ancak hiç beklemediği bir “rötarla” karşılaştı. Videolarda da belirttiği gibi Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın “kendisini gözaltına aldırmak için uçağını beklettiğini” açıkladı. Peki Peker ile Albayrak’ın arasındaki “husumet” neydi ve Peker’e neden takmıştı…

ÇAKICI İSTEDİ, ALBAYRAK’TAN ÖZÜR DİLEDİ

İkiliye yakın bir başka kaynağın iddiası ise Berat Albayrak’ı çileden çıkardı. Sedat Peker, Berat Albayrak’a yakın bir işadamına “çökmüş”, ancak bu durum Hazine Bakanı’nın kulağına gidince ortalık karışmıştı. Peker’in de aslında hakkındaki dosyalar nedeniyle değil Albayrak’ın “kendisini bitirme hamlesi” nedeniyle yurtdışına kaçtığı öne sürülmüştü. Bu durumdan haberdar olan ve Peker’in yurtdışına kaçmasına göz yuman yetkili ise kendisinden daha üst düzey bir yetkiliye bu durumu anlattı ve olay kısa bir süreliğine de olsa kapandı. Zira Peker, Karabağ’a kaçtıktan sonra olayı Youtube’dan kısmen ifşa edip, Berat Albayrak’ın kendisini bitirmek istediğini açıkladı. Taa ki Alaattin Çakıcı’yla görüşüp özür dileyene kadar…

İKİNCİ OPERASYON 29 MAYIS’TA

Ancak anlaşılan işler yolunda gitmedi… Zira kendisiyle “baron pazarlığına oturan yetkili” Peker’in “şartlı” yurtdışına çıkışı karşılığında B Planı’nı harekete geçirdi. Yetkili, Peker’e “baronların parasını Türkiye’ye getiremediği takdirde” kendisine iş yapan sokak çeteleri ve küçük mafyacıklara operasyon düzenleneceğini belirtmişti. Nitekim geçen hafta operasyon başladı. Ancak birkaç kişi hariç (ki onlar da serbest bırakıldı) baskın doğru adreslere gitti. Çetelere operasyon için ikinci tarih ise yine “Ayyıldıztim”in iddiasına göre 29 Mayıs olarak belirlendi! Peker şimdilik köşeye sıkışmış gibi görünüyor. Ancak kendisine verilen görevi “başarıyla” yerine getirdiği takdirde iki kez kazançlı çıkacak. Hem devletin gözünde “aklanmış” olacak, hem de bir süredir aralarında husumet bulunan Alaattin Çakıcı’yla buzlar eriyecek. Zira “yetkili kişi” Çakıcı’ya Sedat Peker’in devlet için “iyi bir iş” yaptığını söyleyerek aradaki husumetin giderilmesi için ricacı olacak.

BAŞARILI OLURLARSA İKİ TARAF DA KAZANÇLI

Üst düzey görevlinin bu işten kazancı ise Peker’in bu görevi başarması halinde kendisinden daha yüksek mertebedeki devlet yetkilisinin gözünde “düşen itibarı” en azından bir dahaki seçimlere kadar stabil hale gelecek. İkincisi ise bir süredir arası açık olan mevkidaşına karşı bir adım öne geçmiş olacak. Önümüzdeki günler kimin kazançlı çıkıp çıkmayacağını gösterecek.

[Hicran Aygün] [Kronos.News] 18.5.2020

Seküler Türklere çok iş düşüyor [Alin Özinial]

CHP artık cesaretli olmak ve AKP’nin gerçekten karşısına geçmek zorunda. Yerli ve milli muhalefet yapmaktan, kraldan çok kralcı olmaktan hemen vazgeçmeli. “Diğerleri” için değil, kendi için...

ALİN OZİNİAN -17 Mayıs 2020

Naziler komünistler için geldiğinde sesimi çıkarmadım;
çünkü komünist değildim.
Sosyal demokratları içeri tıktıklarında sesimi çıkarmadım;
çünkü sosyal demokrat değildim.
Sonra sendikacılar için geldiler, bir şey söylemedim;
çünkü sendikacı değildim.
Sonra Yahudiler için geldiler, sesimi çıkarmadım; çünkü Yahudi değildim.
Benim için geldiklerinde, sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.
-Martin Niemöller-

Seçmenin iradesine yine kayyum atandığı, toplumun “belirli bir kısmına” yine açık ölüm tehditleri savrulduğu günler geçiriyoruz.

HDP’nin seçimle kazandığı 65 belediyeden geriye 14 kaldı. Kalanlar da topun ağzında, hatta sıranın İstanbul, Ankara, İzmir’e gelmesi hiç de sürpriz olmayacak.

Fatih Tezcan “Bir daha sokağa çıkarsak listelerden, kimleri toplayacağımızdan haberiniz var mı; karınızı, çocuğunuzu nasıl koruyacaksınız? Erdoğan’ın bir damla kanına milyonlarca kan dökülür bu ülkede!” diyor.

AKP Gençlik Kolları eski genel başkanı İsmail Karaosmanoğlu ise bir mangayı donatacak kadar silahı olduğunu söylüyor. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi eski başkanının oğlu bunu diyen, sokaktan geçen alelade biri değil.

Sosyal medyadaki “milli hesap” kullanıcıları “bir şeyler değişirse” muhalif kadınları nasıl “paylaşacakları” derdine düşmüş. Gazeteci kadınlara düşman hepsi ama en çok da Canan Kaftancıoğlu’na. Düşünen, konuşan, cesur kadın sevmiyorlar.

Sevda Noyan’ın “15 Temmuz kursağımızda kaldı, istediklerimizi yapamadık. Bizim aile 50 kişiyi götürür” tehditleri hala kulaklarımızda. Henüz sindiremeden RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’in, Noyan için kanala ceza verilmemesi gerektiğini dinledik şaşkınlıkla.

Hala şaşırabiliyoruz, bu bir anlamda güzel aslında.

Şahin’in “Çok büyütülecek bir konu değil” dediği konuşmasında bir de mesaj verdi “darbeci sevindirecek değiliz!”.

Yaklaşan günlerde böyle yeni bir suç da yaratabilir; “darbeci sevindirmekten” yargılayabilirler insanları.

Sevda Noyan, Fatih Tezcan ve İsmail Karaosmanoğlu gibilerinin açık bir amacı var. “Hoşlarına gitmeyen” insanları önce etiketlemek, toplumun gözünde daha da kötüleştirmek ve cezalandırmak gerektiğini ilan etmek. Tabi yukarılardan geliyor bu haleti ruhiyenin besini. Hep öyle oldu.

Bu yaşadığımızın ne olduğunu daha iyi anlamak için, 1996’da Soykırım Gözlem Örgütü başkanı Gregory Stanton’ın “Soykırımın Sekiz Aşaması” isimli raporuna göz atmakta yarar var.

Bu raporda soykırımın sadece imha ile başlamadığı, aşama aşama geliştiği ve aslında bu anlamda soykırımların öngörülebilen özellikleri olduğu anlatılıyor.

Bu öngörülen aşamaların tespiti aslında sürecin engellenmesi açısından da çok hayati. Kısaca bu aşamalar görüldüğünde “geliyorum” diye bağıran suçlar engellenebilinir. Hatta o grubu korumak için uluslararası uyarılar ve önlemler bile alınabilinir.

Rapora göre 8 aşama şöyle:

1. Sınıflandırma: İnsanlar ‘bizler’ ve ‘onlar’ diye bölünür.
2. Simgeleme: Nefretle birleştiği zaman simgeler dışlanan grubun gönülsüz üyelerine dayatılabilir.
3. İnsanlığı inkâr: Bir grubun üyeleri diğer grubun insanlığını inkâr eder. Grubun üyeleri hayvanlar, parazitler, böcekler ya da hastalıklarla özdeşleştirilir.
4. Örgütlenme: Soykırım her zaman örgütlüdür. Özel ordu birlikleri ya da milisler genellikle eğitilir ve silahlandırılır.
5. Kutuplaşma: nefret grupları kutuplaştırıcı propaganda yapar.
6. Hazırlık: Yok edilecekler etnik ya da dinsel kimlikleri nedeniyle belirlenip ortaya çıkarılır.
7. İmha: Girişilecek operasyon katillerin gözünde “imha”dır. Çünkü kurbanlarının insan olduğuna inanmazlar.
8. İnkar: Failler genellikle herhangi bir suç işlediklerini inkâr eder.

Türkiye’de devlet ideolojisi, basının tavrı ve kamuoyunun “hassasiyetleri” düşünüldüğünde, sayılanlar ne kadar tanıdık değil mi? İnsanlar böyle düşmanlaştırılmadı mı? İrili ufaklı katliamlara hep böyle zemin hazırlanmadı mı?

Birleşmiş Milletler’in 1948 tarihli Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ne göre bir eylemin soykırım olarak nitelendirilebilmesi için, belirli bir insan topluluğunun; milliyeti, ırkı, etnik kökeni veya dini dolayısıyla tümünün ya da bir bölümünün yok edilmesi niyetinin bulunması gerekir.

Soykırım kavramının tanımlanmasının ve suç olarak kabul edilmesinin mimarı Rafael Lemkin’dir. Polonya’da doğan bir Yahudi olan Lemkin henüz 21 yaşındayken Ermeni Soykırımı’nın baş mimarı Talat Paşa’nın, 1921’de Ermeni intikamcı Tehlerian tarafından öldürülmesinin ardından Berlin başlayan “Tehlerian Davası’ndan” çok etkilenir.

Üniversite’deki hocalarından biri ile yaptığı sohbete Lemkin, Talat Paşa’nın eylemleri nedeniyle yargılanıp yargılanamayacağını sorar. Hocası “Kümesi ve tavukları olan bir çiftçi düşün. Adam tavukların öldürebilir. Başkası müdahale ederse bu haneye tecavüz sayılır.” dediğinde dehşete düşer.

“Ama Ermeniler tavuk değil!” der Lemkin.

Lemkin artık “gerçeklikten” şüphe etmeye başlar, hocasının yanıtları anlamını yitirir onun nazarında. “Tehlerian bir kişiyi öldürünce suç ama Talat’ın bir milyondan fazla insanı öldürmesi nasıl suç değil!” diye düşünür ve isyan eder. Bunun duyduğu en büyük tutarsızlık olduğunu düşünür.

Davayla ilgilendikçe Ermenilerin nasıl kökünün kurtulduğunu anlamaya başlar. Öğrendikleri Lemkin’in hayatını değiştirir, filoloji eğitimini yarıda bırakır ve ve hukukçu olmaya karar verdi. Adaletsizliğe karşı bir savaş ilan eder kendi içinde.

Yıllar sonra Lemkin için “Egemenlik hakkının milyonlarca masum insanı öldürme hakkı olduğuna inanmıyordu.” denilir.

Aradan yıllar geçer, II. Dünya Savaşı ülkesi Polonya’yı alt üst eder. Holokost sürecinde sadece Yahudi oldukları için ailesinden 50 kişi öldürür. Lemkin, 1944’te “İşgal Altındaki Avrupa’da Mihver Egemenliği”nde kitabında bu suçun adını ilk kullanır: Soykırım.

1948’de Soykırım suçu kabul edilir. 1949’da bir söyleşinde bu konuyla nasıl ilgilenmeye başladığı sorulur “ İlgilenmeye başladım çünkü birçok kez oldu, önce Ermenilerin başına geldi, ardından da Hitler harekete geçti.” der.

Lemkin’in bu sözünde suçların tanınmadığı ve cezalandırılmadığı takdirde devam edeceği anlamı gizlidir.

Türkiye’de korkutucu bir yükseliş gösteren insanları ötekileştirme ve hedef gösterme gittikçe tehlikeli hale gelmekte. Yok etme çağrısında bulunanları belli ki daha önce “haklarından gelinen” konusundaki cezasızlıktan alıyorlar cesaretlerini ve güçlerini.

İçinde bulunduğumuz durumda en çok ana muhalefete, yani ülkenin eski sahibi seküler Türklere iş düşüyor. CHP artık cesaretli olmak ve AKP’nin gerçekten karşısına geçmek zorunda. Yerli ve milli muhalefet yapmaktan, kraldan çok kralcı olmaktan hemen vazgeçmeli.

“Diğerleri” için değil, kendi için. Çünkü sıra kendisine geldiğinde sesini çıkaracak kimse kalmayacak.

[Alin Özinial] 18.5.2020 [Kronos.News]

Sıtkı Özcan ilk romanını Instagram’dan yayınlıyor

New York Halk Kütüphanesinin başlattığı tefrika romanlar, genç yazarlar için de yeni bir yayın mecrası oldu. Gazeteci Sıtkı Özcan’ın “Son Bahar” romanı da “insta”da..

BOLD – Dünya klasiklerini Instagram Hikayeleri adıyla yayınlamaya başlayan New York Halk Kütüphanesi, genç yazarlara da ilham kaynağı oldu. Sonbahar adlı romanını 3 Mayıs 2020’de Instagram’dan yayınlamaya başlayan yazar Sıtkı Özcan, bir süredir üzerinde çalıştığı romanı karantina günlerinde online olarak insanlara sunmaya karar verdiğini söyledi.

BİR MAHALLE HİKAYESİ

“Herkesin mecburen eve kapandığı bugünlerde kitabı okurlara farklı bir metodla ulaştırmak istedim” diyen Özcan, romanda liseye başlayan bir grup öğrenci üzerinden bir mahalle hikayesi anlatıyor.

HER AKŞAM 17.00’DE

Instagram üzerinden roman yayınlamanın sık görülen bir durum olmadığını ifade eden Özcan’a göre platform yeni olsa da fikir yeni değil. “Yaptığımız tefrika roman anlayışını günümüze uyarlamak aslında bir nevi” diyen yazara, Instagram fikrini veren New York Halk Kütüphanesi.

Bugüne kadar 14 bölümü tefrika edilen romanın her akşam 17.00’de bir bölümü yayınlanıyor. Sonbahar Instagram’da “sonbaharroman” hesabından okunabilir.

[Bold Medya] 18.5.2020

Betül’ün ‘heim’ mutfağına hoşgeldiniz [Sevinç Özarslan]

9 aylık oğlu ile Meriç’i geçen ve Almanya’da yeni bir hayat kurmaya çalışan Betül Koçak bir Youtube kanalı açtı. Koçak her akşam ‘heim’daki mutfağından tariflerle abonelerine ulaşıyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Türkiye’yi 1,5 yıl önce terk etmek zorunda kalan anaokulu öğretmeni Betül Koçak (28), ‘heim’daki mutfağında pişirdiği yemeklerle ilgili bir Youtube kanalı açtı. Ailesiyle birlikte Almanya’ya yerleşen Koçak, resmi işlemleri sonuçlanan kadar eşi ve iki oğluyla birlikte heim adı verilen geçici evde kalıyor. Bazen birkaç ailenin birlikte paylaştığı ‘heim’ler oturum izni çıkana kadar Almanya Yabancılar Dairesi tarafından iltica edenlere tahsis ediliyor.

“3 AY ÖNCE AÇTIM”

Betül Koçak, “Şu an hala oturum alamadık. Bir yandan Almanca öğrenirken bir yandan da boş durmak istemedim. 3 ay önce yemek tarifleri üzerine bir Youtube kanalı açmaya karar verdim. Kendi imkanlarımla videoları çekip montajını yapıyorum.” dedi.

9 AYLIK BEBEĞİYLE MERİÇ’TEN GEÇTİ

Eşinin son çıkan 701 sayılı KHK ile ihraç edildiğini söyleyen Koçak ülkesinden ayrılma nedenlerini şöyle aktarıyor: “Ben MEB’de öğretmendim. Doğum iznine ayrılmıştım. Eşim ihraç edilince Türkiye’de kalmak istemedik. Meriç Nehri’nden geçerken küçük oğlum 9 aylıktı. Can yeleklerimizi bile taktırmadılar, alelacele geçirdiler. Kucağıma aldım evladımı. Zordu ama hamd olsun hep birlikte sağ salim geçebildik.”

Betül Koçak’ın Salih Selim (5) ve Ahmet Asaf (2) adında iki oğlu bulunuyor.

“PSİKOLOJİK OLARAK RAHATLIYORUM”
Birçok insan yeni bir ülkeye uyum sürecinde psikolojik sorunlar yaşayabiliyor. Doğduğun, büyüdüğün toprakları terk etmeye zorlanmak, sürgün edilme duygusunu yaşamak, yeni bir ülkeye yerleşmek zorunda kalmak… Bu duyguları atlatmak gerçekten kolay değil. Bazıları yeni hayatlarına tutunmak için Betül Koçak gibi kendisine çıkış yolları bulabiliyor.

Betül Koçak, “Heim’larda kalanlar ne zaman eve çıkacağız, ne zaman oturum alacağız diye kaygılı bir süreç geçiriyor. Biz de 6,5 ay çok kötü bir heim’da kaldık ama şu an rahat bir evdeyiz. En azından tuvalet ve banyo bize ait. Mutfak içinde. 43 metrekare ev. Şükretmemiz lazım. Ve yemek kanalı beni buraya daha çok motive ediyor. Ben zaten yemek yapmayı çok seviyorum. Psikolojik olarak da çok rahatlatıyor. Kendimi mutlu hissediyorum.” diye konuşuyor.

Almanca öğrenmeyi de ihmal etmeyen Koçak ailesinin henüz oturum izni verilmediği için devletin kurslarına hakkı bulunmuyor. Bu süreçte yaşadıkları şehirdeki üniversite kurslarına giderek kendi çabalarıyla dil öğrenmeye çalışıyorlar.

YENİ YOUTUBE YAYINCILARI İÇİN FAYDALI BİR BİLGİ

Betül Koçak’ın “Minik Tatlı Mutfağım” adını verdiği Youtube kanalının şimdilik 1000 abonesi var. Youtube’da henüz yeni olduğunu belirten Koçak, Youtube yayıncılığıyla ilgili öğrendiği yeni bir bilgiyi de paylaşıyor:

“Youtube kanalı olan birçok kişi bu ayrıntıyı bilmiyor. Ben de yeni öğrendim. Abone olmak isteyenler öncelikle bir videoyu izleyip sonra abone olması önemli. Diğer türlü kanala girip hiç video izlemeden abone olduğunda Youtube onları spama düşürüyor ve bu abonelikleri kabul etmiyor. Benim şimdiye kadar bu şekilde 400 abonem iptal oldu.”

[Sevinç Özarslan] [Bold Medya] 18.5.2020

Dünya Mirası listesindeki Hevsel Bahçeleri’ne moloz dökülüyor

2015 yılında Dünya Kültür Mirası Listesi’ne eklenen Diyarbakır’ın ünlü Hevsel Bahçeleri, Dicle Nehri etrafına yasak olmasına rağmen dökülen molozlar yüzünden kirletiliyor.

BOLD– Diyarbakır’ın tarihi surlarıyla birlikte Türkiye’den Dünya Mirası Listesi’ne giren 14. eser olan tarihi Hevsel Bahçeleri şu sıralar büyük bir kirlilik tehdidi altında. Tarihi 7 bin yıl öncesine dayanan bu önemli kültür mirası şimdilerde moloz döküm alanı haline getirilmiş.

Hevsel’e dökülen molozlar ve çöpler büyük çevre kirliliği yaratıyor

UNESCO LİSTESİNDEKİ ALANA MOLOZ DÖKÜMÜ

UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde olan sözde koruma altındaki 7 bin yıllık geçmişe sahip yaklaşık 700 hektarlık Hevsel Bahçeleri, kültürel varlıklara karşı özensizliğin yeni kurbanı olma yolunda. Önemli bir kültür unsuru olmanın yanı sıra birçok hayvan türüne de ev sahipliği yapan bahçeler, yasak olmasına rağmen dökülen molozlar ve çöp yığınları sebebiyle büyük bir kirlenme tehlikesiyle karşı karşıya.

Dicle Nehri’nin kıyısında yer alan bahçelerde birçok farklı noktaya dökülen moloz ve çöp yığınları, bahçelerin geleceğini tehdit ediyor. Tehlikenin bir diğer boyutu ise, bahçelerin temel su kaynağı olan Dicle Nehri’nin uğradığı kirlenme.

YASAK TABELASINA ALDIRMIYORLAR

Hevsel Bahçeleri’nin en önemli giriş noktası olan Keçi Burcu’ndan geçen yolda “Moloz Dökmek Yasaktır” tabelası bulunmasına rağmen Hevsel’e hafriyat dökülmeye devam ediliyor. Dicle Üniversitesi Biyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Kılıç, Hevsel Bahçeleri’nin kültürel ve ekolojik açıdan önemini ve tehlikenin büyüklüğünü şu sözlerle ifade etti:

“Hevsel Bahçeleri, UNESCO Kültür Mirası Listesi’nde yer alıyor. Oldukça önemli bir yer. Burada kuşlar, memeli hayvanlar, çeşitli böcekler, salyangozlar, bulunuyor. Sürüngenlerin yanı sıra mekan da çok önemli. Üzülerek duyuyoruz, koruma altındaki bölgeye hafriyat dökümü var. Bu oldukça üzücü bir durum. Halbuki ülkemizin UNESCO ile işbirliği var. Dünya ile işbirliği var. Bizim bunu korumamız lazım. Her vatandaşımıza bu konuda görev düşüyor.

Hendek operasyonları sırasında tarihi Suriçi bölgesi büyük tahribata uğrayan Diyarbakır’ın bir diğer önemli kültür mirası olan Hevsel Bahçeleri için Kültür ve Çevre Bakanlıklarının konuyla ilgili harekete geçip geçmeyecekleri merakla bekleniyor.

[Bold Medya] 18.5.2020

Ekrem Dumanlı, Perinçek-Cübbeli’nin kirli ittifakını deşifre etti

Zaman Gazetesi eski Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı, mafya-devlet-siyaset ilişkisine dair gündem oluşturacak açıklamalarda bulundu. Cübbeli Ahmet Hoca ve Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in yakınlaşmasının da bu bağlamda değerledirilmesi gerektiğini anlatan Dumanlı, kirli ilişkiler ağını tek tek deşifre etti.

“Doğu Perinçek’in ‘bütün cemaatleri bitirme karşılığında anlaşmalı olarak serbest bırakıldığını anlatan Dumanlı, Perinçek’in, “Bütün cemaatlerin kökünü kazıyıcağız.” sözlerini hatırlattı. “Öteden beri PKK’cı, Mao’cu ama hep kirli işlerin içinde olan o Perinçek nasıl oluyor da Cübbeli diye anılan İsmailağa Cemaat’inde olduğu iddia edilen bir adamla yanyana gelebiliyor? Neler oluyor?” diyen Dumanlı, Cübbeli’nin kaset skandalıyla ilgili de çok konuşulacak açıklamalarda bulundu. Cübbeli’nin kasetinin bizzat İsmailağa cemaati içinden birileri tarafından dönemin çok önemli bir genel yayın yönetmenine getirildiğini anlattı. İşte Dumanlı’nın çok konuşulacak açıklamalarından satır başları:



DİN DÜŞMANI PERİNÇEK VE CÜBBELİ NASIL ‘KARDEŞ’ OLDU?!

“Tarikatların kökünü kazıyacığız diyen bir adama, ‘tarikatın içindeyim diyen bir cübbeli şükranlarını sunuyor. Hem de Perinçek kardeşimiz diyerek. Sebebi var! Kişilerle işimiz yok. Ancak devrin ruhunu anlayabilmemiz için burada bir fotoğraf çekmemiz lazım.”

HEDEF BÜTÜN CEMAATLER

“Ergenekon sanıkları serbest bırakılırken, iktidarı elinden bırakmak istemeyen hırsızlığa, yolsuzluğa bulaşmış insanlar bir anlaşma imzaladılar. Gelin bütün cemaatleri yok edelim dediler. En güçlü gördükleri yerden, Hizmet Hareketi’nden başladılar. Sonra teker teker söz veriyoruz kökünü kazırken size yardımcı olacağız dediler. ‘Bir kumpas hazırlayacağız, 15 Temmuz diyeceğiz, listeler hazırlayacağız ve siz bu adamlar ıyok edeceksiniz, vitrinde biz görüleceğiz.’ Karşılığında sizinle ilgili ne kadar delil, belge varsa hepsini çöpe atacağız ve sizi sütten çıkmış akkaşık haline getireceğiz.”

YAPTIKLARI KENDİLERİNİ KURTARMAYACAK

“Ve onlar şimdi teker teker icraatlarını ortaya koyuyorlar. Bir yanda sıra bize gelecek diye ödü kopanlar ve bunun için sürekli ilk hedefteki Cemaat’e saldıranlar var. Onlardan biri Adnan hocaydı. Ne taklalar attı. Bir sürü yalanı, palavrayı söyledi. Mesaj şuydu; aman n’olur bana ilişmeyin, ben sizin yanınızdayım. Sizinle beraber bunları dövüyorum.’ Yetti mi peki; yetmedi!”

MASANIN ALTINDA TİR TİR TİTRİYOR

“(Cübbeli) Sıra kendisine gelecek diye masanın altında tir tir titriyor. ‘Aman bi fırsatını bulayım da ellerinden, ayaklarından öpeyim. Belki bizi mazur görürler’ diyorlar. Öyle ümit ediyorlar. Sadece Ergenekon sanıkları değil, neden bütün organize suç çeteleri serbest bırakılıyor. Onlarla da anlaşma yapıldı. Devletin yapamayacağı kanunsuz işler bunlara devredildi. Anlaşma gereği bir icraat var.”

DEFOSU OLMAYANLA ANLAŞAMAZLAR!

“İkincisi; anlaştıkları adamların hepsinin defoları var. Defolu adamın dik durması mümkün değil. Bağımsız olması mümkün değil. Mahmut Efendi’ye yapamadıklarını neden Cübbeli’ye yapıyorlar. Çünkü birinin defosu var, diğerinin yok! Mahmut Hoca dosdoğru yaşamış.”

CÜBBELİ: BENİ SAVUNAMAZSINIZ, BENİM DEFOLARIM VAR!

“Hürriyet gazetesi, Cübbeli’yle ilgili ‘jet ski haberleri’ yaptığı dönemde ben muhabir arkadaşımızı gönderdim. ‘Eğer hoca, kendisine haksızlık yapıldığını düşünüyorsa, söyleyeceği şeyler varsa sayfalarımız kendisine açık. Cevaplarını, savunmasını yayınlayabiliriz.’ dedim. Adamın verdiği cevap şu; ‘Kardeşim beni savunamazsınız, benim savunulamayacak yanlarım var. Benim defolarım var. Çok teşekkür ediyorum. Mahmut Hocaefendi’yi tanıdığınız için böyle bir mesaj göndermişsiniz ama ben sizin savunacağınız nitelikte temiz bir adam değilim.”

ÜNLÜ BİR YAYIN YÖNETMENİ: O KASET İLK BANA GELDİ!

“Bir gün 4 genel yayın yönetmeniyle biraraya geldik. Konu da reklamla ilgiliydi. Şugünkü atmosferden dolayı isim vermeyeceğim. Laf Cübbeli’ye geldi. O sırada da bu Cübbeli’nin kasetleri dolaşıyor internette. Bunu kim sızdırdı tartışmaları yapılıyor, yine her defasında olduğu gibi Cemaat mi yaptı acaba konusu var. O sırada çok ünlü bir yayın yönetmeni dedi ki, “Valla Cemaat’in alakası yok, bu kasetler bana geldi kardeşim. Kim getirdi biliyor musunuz; başı sarıklı, sırtı cübbeli, İsmailağa cemaatine mensup, derinden derine Mahmut Efendiyi seven, ona bağlı ama bu Cübbeli’nin yaptığı işlerden de rahatsız olan cemaatin içinden insanlar… Ne istiyorsunuz dedim; bu kasetleri izlemeni, yayınlamanı istiyoruz dediler. Neden bana veriyorsunuz dedim; gitmedik yer bırakmadık. Bu adamın defolarından yorulduk, bıktık, usandık. Adam cemaatimizi lekeliyor’ dediler.”

ŞU TARAFIM GÖRÜLÜYOR MU, BU TARAFIMI YAYINLAMA!

O genel yayın yönetmeni devam ediyor anlatmaya; “Kaseti aldım. İzledikten sonra aradım. ‘Ya hoca bana seninle ilgili şöyle bi kaset geldi.’ dedim. Adamın bana söylediği ilk cümleyi söyleyeyim; ‘Ya şu tarafım gözüküyor mu, bu tarafım gözüküyor mu? Oramı yayınlama!’. Dedim ki diyor o yayın yönetmeni; yuh sana ya! Ben senden daha müslümanım.”

YUH OLSUN SİZİN KİRLİ İŞLERİNİZE!

Devam ediyor Ekrem Dumanlı: “Bir tarafta sabıkası kabarık olan Ergenekoncular. Bunlar din düşmanı, Kur’an düşmanı, Allah düşmanı. Ona kardeşim diyor! Sen ne yapıyorsun, nasıl bir defon var ki bu insanlara ‘kardeşim’ diyorsun! Mesele sadece Perinçek değil. Diğer Ergenekon sanıklarına bakın; nasıl kolkola, koyun koyuna yaşıyorlar. Bunların önünü açanların defoları var. Yamukları var, hırsızlıkları var, yolsuzlukları var. Kendi hırsızlıklarını kapatabilmek için Türkiye’nin hukuk yörüngesini değiştirdiler. Türkiye’nin AB yörüngesini değiştirdiler. Türkiye’yi AB’den ve Batı medeniyetinden alıp, Rusya, Çin, İran istikametine yönelttiler ki, adalet karşısında hesap vermesinler. Yuh olsun sizin kirli işlerinize, yuh olsun sizin defolarını da demekten başka çare yok!”

[TR724] 18.5.2020

Ayhan Bilgen: Terör korku salmaktır, şu anda bütün muhaliflere korku salınıyor!

Kars Belediyesi Eş Başkanı Ayhan Bilgen, son kayyım atamalarının demokrasiye ve barışa darbe olduğunu söyledi.

Türkiye’de kavramların içinin boşaltıldığını ve yeni kavramlar üretilerek muhalif kesimin ‘terörle’ suçlandığını anlatan Bilgen, iktidarı, milleti bölmek ve düşmanlaştırmakla suçladı.

İhraç hakim Ramazan Güzel’in sunduğu Fokus TV’deki programa konuk olan Bilgen, “Bir aydır kendi yaşadığımı biliyorum. Aile dayanışması kampanyası düzenliyoruz. Belediyeyle hiç ilgisi yok. İhtiyacı olanlarla, bunlara yardımcı olacak günü bulunanları buluşturmak istiyoruz. Bu kampanya bile iktidara yakın gazetelerde ‘teröre kaynak aktarma’ olarak haber yapılıyor! Terör kavramının içine her şey dolduruluyor. ‘Terör’ korku salmaktır. İnsanları kaygılandırmaktır. Bugün de Türkiye’de bütün muhalifler bununla karşı karşıya. Terör kavramı bağlamından koparılarak geniş bir biçimde yorumlanıyor. Avrupa’nın da bu konuda uyarıları var. Ancak bu konuda bir iyileştirme yok! Yeni yeni kavramlar üretiliyor. Bu bakış açısıyla her şey terör kapsamına sokulabilir.” ifadelerini kullandı.

YAYININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN…


[TR724] 18.5.2020

Barış İçinde Birlikte Yaşama Günü'nde Hollanda'da farklı etkinlik [Basri Doğan]

Birleşmiş Milletler 16 Mayıs’ı Uluslararası Barış İçinde Birlikte Yaşama Günü olarak ilan etti. Bu vesileyle insanlığa fayda sağlayan bir barış kültürünün önemini vurgulamayı hedefliyor. Özellikle gelecek nesillere bu anlayışı aktarmak istiyor.
Hollanda'da anlamlı etkinlik

BASRİ DOĞAN-AMSTERDAM,

16 Mayıs’ta Uluslararası Barış İçinde Birlikte Yaşama Günü  dolayısıyla Hollanda’nın yaklaşık 25 şehrin de dayanışma içinde, sağlık kuruluşları, itfaiye, polis, hastane ve yaşlılar merkezinde ki insanlar unutulmadılar. Birlikte Yaşamayı güçlendirme adına, Hollanda genelinde faaliyet yapan Kunst van het Samenleven (Birlikte Yaşama Sanatı) ve şehirlerde ki Hizmet vakıfları ve Hizmet gönüllüleri çantalar hazırladılar. İçerisine küp kek konularak  gün boyunca ikram edildi..

ANLAMLI ETKİNLİK

Hollanda genelinde mevcut korona krizi yalnızlık, eşitsizlik ve kutuplaşma gibi birçok yapısal sorunun daha da artığını ortaya çıkardı. Buna karşı, 16 Mayıs’ta hep birlikte barış, hoşgörü, saygı, dayanışma ve karşılıklı anlayışla herkesin barış içerisinde yaşadığı bir toplumu hizmet mensupları Hollanda'ya bu anlamlı etkinlik ile göstermiş oldular.

Hollanda'nın farklı şehirlerinde Hizmet gönüllülerinin yapmış olduğu bu anlamlı etkinlik Hollandalı kurum ve şahıslardan büyük takdir gördü, memnuniyetlerini dile getirdiler.

Amsterdam'daki  Birlikte Yaşam Sanatı bağlamında Hollanda Platform INS’in  girişimiyle hayata geçirilen etkiliğe katılan Hollandalı Yazar  Cees Buys  izlenimlerini duygularını kaleme aldı.

Barış Mesajlarını evden eve teslim etmek için düzinelerce gönüllünün sokaklara çıktığını anlatan Cees Buys 'Her yerde, özellikle de korona krizinin birçok insanı yalnız ve ağır bir şekilde karamsarlığa itildiği bir günde bu jest çok takdir edildi.' dedi

İşte Yazar Cees Buys 'ın yazısından bir bölüm

Gönüllülerin çoğu Gülen hareketinin (Hizmet) üyesiydi. Bu insanlar özellikle mahallelerde ve ilçelerde karşılıklı barışı teşvik ederler ve özellikle toplumumuzla iyi entegrasyona kendilerini adamışlardır. Özellikle “barış içinde birlikte yaşamak” kavramını, özellikle gelecek nesillere aktarmak istiyorlar. Bunu esas olarak burada hem sözcük hem de eylemde iyi bir örnek oluşturarak yaparlar.

16 Mayıs Cumartesi günü yüzlerce insan Amsterdam Osdorp'ta ki sokaklara çıktı. Polis karakolu, itfaiye istasyonu, bakım kurumu ve yaşlılar gibi önemli kurumlar da ziyaret edildi.

Dayanışma dışında, benzer olaylar Hollanda'daki yaklaşık 25 şehirde de organize edildi. Barış ve uyum içinde toplum, zaten yalnız olan insanları korona sınırlamaları nedeniyle daha da güçlendirilmelidir.Simdi  tamamen tecrit edilmişti (gençlerden yaşlıya). Şimdi birbiriniz için orada olduğunuzu gösterin.

Basri Doğan da bu hizmet gönüllülerden biriydi. Basri geçtiğimiz günlerde tüm gönüllü çalışmaları için bir Kraliyet onuru aldı. Basri bu nedenle söz konusu Gönüllü Hareketi'nin aktif bir üyesidir.

Hizmet hareketi, ünlü Müslüman din adamı Gülen'in fikirlerinden esinlenen insanlardan oluşuyor. Bu felsefe, her kesimden insanlar ile iyi diyalog kuranlardan oluşuyor.Uyum ve barış içinde toplum, Gülen'in önceliklerin biridir.

Mevcut Türk rejimi tarafından Hizmet hareketinin olumsuz olarak resmedilmesi kesinlikle haksızdır. Örneğin Hollanda İstihbarat Teşkilatı, AIVD birkaç yıl önce Hizmet hareketinin üyelerini iyice taradı ve bunların hiçbirini herhangi bir tehlikeye işaret edecek bir şey bulamadı: aksine. Temsilciler Meclisi'ndeki sorulara yanıt olarak, Orta Doğu makamı Prof. Dr. . Utrecht Üniversitesi'ne bağlı M. van Bruinesse, bu Hizmet hareketi hakkında derinlemesine araştırmalar yapıyor. Bu araştırmadan sonraki raporu, diğer şeylerin yanı sıra, bu kişilerin yüksek eğitimli, hızlı bir şekilde entegre olduklarını ve aynı zamanda Hollandaca dilini hızlı bir şekilde konuştuklarını, neredeyse hiç yardım talep etmediklerini ve Hollanda toplumuna ve ekonomiye olumlu katkıda bulunduklarını gösterdiğini ortaya çıkardı.

Mevcut korona krizi Hollanda'da yalnızlık, eşitsizlik ve kutuplaşma gibi birçok yapısal sorunun daha da arttığı bir durumla sonuçlandı.

Artık birçok insanın korku ve coşku arasında yaşadıkları anlaşıldı. İnsanlar coşkuyla olumlu konuşuyorlar, ancak hepsi bir korona enfeksiyonu korkusu için öngörülen mesafeyi koruyor. 

Umarım, tüm korona kısıtlamaları yakında sona erecek. Robert Schuller “Zor zamanlar biter, zor insanlar asla!” Demişti. Korona riskleri tekrar patlayana kadar birlikte güçlü kalalım.

Hollanda hizmet hareketi mensuplarının Kunst van het Samenleven yani Birlikte Yaşama Sanatına katkı amaçlı poşetler içinde dağıttıkları küp kekleri yalnızlığa umarım bir umut ve ışık  olur.

[Basri Doğan] 18.5.2020 [Samanyolu Haber]

Birinci ağızdan Yaycı'yı meşhur eden uygulama nasıl çalışıyordu?

TSK'daki tasfiyelerin mimarı olan ve binlerce askeri icat ettiği fetömetre uygulamasıyla ihraç ettiren Tümamiral Cihat Yaycı, atandığı makamı beğenmeyerek istifa etti. Peki, Yaycı'nın kamuoyunda bu denli tanınmasını sağlayan uygulama nasıl çalışıyordu?

SAMANYOLU HABER - Yaycı'nın uygulamayı hayata geçirdiği ATİİ Şube olarak bilinen Deniz Kuvvetleri Adli Takip, İdari İşlem ve İnceleme Şube'de görev yapan Deniz Astsubayı Ersin Demircan'ın anlattıkları, gelmiş geçmiş en büyük fişleme ve lekeleme operasyonu olarak tarihe geçen Fetömetre uygulamasının korkunçluğunu ortaya koyuyor.
Normalde 70 madde olan ancak kamuoyuna 58 tanesi yansıyan kriterlerden, yazının sonundaki listeye eklenmeyen çocuğunun engelli olması ve çocuğun iki isminin bulunması gibi kriterler de bulunmaktadır. Bu maddelerin toplumda tepki oluşturacağı için açıklanmadığı tahmin ediliyor.

Demircan'ın 15Temmuz.info sitesinde üç seri halinde yayınladığı yazılardan üçüncüsünde uygulamanın detaylarından şöyle bahsediliyor:

***

FETÖMETRE; Nesnel olmayan bilakis öznel yaklaşım sonucu ortaya çıkmış, insan fişleme, ayıklama, kurumdan uzaklaştırma ve dolaylı olarak hapse gönderme süreçlerini bünyesinde barındıran hukuksuz ve gayri vicdani bir uygulama ya da soykırım aracıdır.

Bugünkü Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı Tümamiral Cihat Yaycı tarafından uygulamaya konan FETÖMETRE, objektif olmayan ve hukuki temelden tamamen yoksun kriterler baz alınarak askeri personelin görevinden ihraç edilmesi ve sonrasında terörist denilerek ilgili kolluk kuvvetlerine başvurularak tutuklanmaları için kullanılan bir uygulamadır. Kanun gereğince işlem yapılan kişinin kendisini savunmasına başvurulması gerekirken, şahısların uzun süre tutukluluk süreci yaşamalarına sebebiyet verilmektedir. Mahkemelerce suçsuzluğu kanıtlananların göreve iadesi yapılmadığını dikkate aldığımız da asıl amacın Türk Silahlı Kuvvetlerinin yeniden şekillendirilmesi amacıyla uydurulan yapay bir uygulama olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

FETÖMETRE kapsamında belirlenen kriterler bağlamında aşağıdaki puana ulaşan personel ihraç edilmektedir. Tabi eğer ihraç edilmesi planlanan personel için yeterince sebep üretilememesi durumunda da “0-1” aralığında puana ulaşsa dahi ihraç edilebilmektedir. Nedim Şener’in kitabında belirttiği gibi bir kişinin bu sistemde “0” puan alma şansı yoktur. Aksine belirlenen kriterlerden “0” alan kişiye varsa, aşağıda örneklendireceğim şekilde kendisine subay/astsubay muamelesi yapamazsınız. Çünkü bu nitelikleri taşımayan asker değil sıradan bir insan dahi olamaz.



FETÖMETRE zaman içerisinde, istenilen kişilerin ihracını sağlayabilmek maksadıyla; artarak bugün yaklaşık 72 Ana Kriter ve 249 Alt Kriterden oluşacak şekilde genişletilmiştir. Bu Ana ve Alt kriterlerin oluşmasına kaynaklık eden unsurlar bilimsel gerçeklikten uzak olmakla birlikte tamamen hamaset, personelin tasfiyesi ve Türkiye’nin kuruluş temellerinden uzaklaştırılması üzerine kurgulanmıştır. Şöyle ifade edebilirim, söz konusu uygulamayı her kime uygularsanız uygulayın ihraç edilmeme imkânı yoktur.

Örneğin bu iddiayı desteklemek için yapılan bir test bu sistemin kurucusu olduğunu bildiğimiz Cihat Yaycı’yı eldeki kısıtlı verilere ve birçok somut olmayan delillere ait maddeler dikkate alınmamasına rağmen; 6 değerine yaklaşan puanla tam anlamıyla azılı bir terörist ilan edilebileceğini ortaya koymuştur.


(Cihat Yaycı’nın tabi tutulduğu FETÖMETRE uygulamasından bir kesit)

Askeri personelin tamamı bir anda ihraç edilemeyeceğinden hareketle, zamana yayılmış olarak rütbeli personel güya haklarında sonradan veri elde edilmiş görüntüsü verilerek ihraç edilmektedir. Aslında ihraç edilecek kişiler gerek 15 Temmuz’un hemen arifesinde dönemin Başbakanı Binali Yıldırım ve daha birçok üst düzey siyasiler gerekse Ergenekon, Balyoz davası sanıklarının ifadeleri gerekse de kontrollü algı araçları sözüm ona medyada yer verilen bilgiler örtüşecek şekilde %80’e varan subay/astsubayı hedefe almaktadır. Bu subay ve astsubayların listeleri Doğu Perinçek’in “ihraç listelerini bünyemizdeki subay arkadaşlarla çalışarak biz verdik” sözü ve basına/sosyal medyaya yansıyan yine Ergenekon, Balyoz hükümlülerinin elinden çıkan örnek listelerle örtüşecek şekilde çok önceden hazır olmakla birlikte dostlar alışverişte görsün misali FETÖMETRE uygulaması sonucunda tespit edilmiş görüntüsü verilmektedir.

FETÖMETRE’nin görünen kriterleri yanında, ters algı oluşturmamak için listelenmeyen fakat temel alınan gizli kriterleri de bulunmaktadır. Örneğin, çocukların iki isminin olması, engelli/ spastik çocuğunun olması bunlara bazı örneklerdir. Sistem denilen şeyde kişiler sadece kendine ait bilgilerden değil, birinci, ikinci veya tanımlanmayan uzak akrabaları hakkındaki mevcut bilgilerden dolayı da sorumlu tutularak birinci derece suç delili olarak işleme konmaktadır. Örneğin çok uzak belki de hiç tanımadığınız, iletişiminizin olmadığı bir akrabanız hakkında mahkeme kararı olmasa dahi sadece Fetöcü olduğu yönünde iddiaların mevcudiyeti sizi doğrudan etkileyerek ihraç/ tutuklanmanıza sebep teşkil edebilmektedir.

Basit bir örnek, amcanızın oğlu veya daha uzak bir akrabanızda iddia edilen Bylock size 0,6 puan getirmektedir. Bu kişinin ayrıca Cemaatle irtibatlı olduğu iddia ediliyorsa ilave 0,7 puan getiriyor. Yani toplamda 0,6+0,7=1,3 ile 1 puan sınırını aştığınız için otomatik olarak incelemeye alınmış oluyorsunuz. Bu kişi hakkında himmet alma/verme iddiası varsa ilave 0,3 puan; müzahir vakfa üye ise ilave 1,5 puan alarak doğrudan tutuklanıyorsunuz. Bakın sizin isminiz hiçbir şekilde bir kriterin yanından dahi geçmemiş olsa dahi terörist olmak için uygun zemin hazırlanmış durumdadır.

Tabi her hâlükârda bazı kriterlerden puan almak zorundasınız. Bu da mesleğinizdeki başarılarla doğru orantılıdır. İyi derecede İngilizce biliyorsanız en az 0,8 puan, Yurtdışı geçici görevde bulunduysanız 0,2 puan alarak toplamda 1 puan ile hakkınızda işlem başlatılıyor. Yüksek sicil sahibi iseniz en az 0,3 puan, eşinizden boşandıysanız 0,15 puan, askeri okula girdiyseniz 0,3 puan, akademi veya KOMKARSU mezunuysanız 0,7 puan, askeri okullarda görev yaptıysanız 0,3 puan, önemli kadrolarda görev yaptıysanız 0,3 puan, daimî görevlerde bulunduysanız 0,3 puan, lisans üstü eğitim yaptıysanız 0,3 puan derken zaten atılmış oluyorsunuz. Kurmay subaysanız veya sıradan bir subayın biraz üstündeyseniz bu ve benzeri birçok puanı otomatik olarak alırsınız. Bunlar sadece sıradan örnekler. Yazının ekinde yayınladığım kriterlere ait puanlara baktığınızda ise sıradan bir subay/astsubayı kolaylıkla terörist ilan edebileceğiniz nitelikleri göreceksiniz.

Diğer bir önemli husus ise, sokaktan çevireceğiniz herhangi birini dahi koysalar terörist çıkacağından; 15 Temmuz’dan da önce hazırlanmış ellerindeki mevcut fişlemelere göre isimler belirlenerek FETÖMETRE uygulanmaktadır. İstemedikleri kişiler buna tabi tutulmamaktadır. Öyle olsa zaten baş terörist olarak sistemin baş mimarı Cihat Yaycı’nın çıkacağını yukarıda yazmıştım.

Tamamen hukuksuzluk üzerine inşa edilmiş on binlerce subay/astsubayın terörist yaftasıyla atılması ve bu kişilerin sonraki hukuki süreçte beraat etmeleri de sistem için hiç önemli arz etmemektedir. Zaten konunun suçla yakından uzaktan ilgisi bulunmamaktadır. Tek amaç TSK’nın arzularına göre yeniden dizaynı olması nedeniyle, kişilerin sonradan beraat almasının amaç kapsamında hiçbir önemi yoktur. Zira amaç zaten hasıl olmuştur.

UYGULAMANIN İNANILMASI ZOR KRİTERLERİ

[Samanyolu Haber] 18.5.2020

CHP 16 maddelik ekonomi paketi açıkladı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 16 maddelik ekonomik krizden çıkış paketi açıkladı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, yeni tip Koronavirüs (Covid-19) salgını sebebiyle Türkiye'nin ekonomik bir buhranın içine girdiğini ifade ederek, 16 madde ile hükûmete çıkış önerilerinde bulundu.

Kılıçdaroğlu, Uluslararası Para Fonu (IMF) ile yeni düzen netleştirilmesi, ilişkilerin kesilmesi halinde ortaklıktan çekilerek sermaye payının Türkiye'ye getirileceğinin açıklanması gerektiğini söyledi.

CHP lideri, "Seçim barajı kaldırılmalıdır; ulusal vergi konseyi kurulmalıdır; yeni bir merkez-yerel dengesi kurulmalı." dedi.

Ekonomik buhranın yükünü en fazla çiftçi, emekli, öğrenci ve işsizlerin çektiğine işaret eden Kılıçdaroğlu, "Ayrıca reel sektörde faaliyet gösteren tüm iş insanları da payını alır. Kısa vadeli siyasal hesaplar yerine cesaretli yapısal reformlar atılması gerekir." diye konuştu.

KILIÇDAROĞLU'NUN 16 MADDELİK EKONOMİK KRİZDEN ÇIKIŞ PAKETİ:

1) Hükûmet kamuda israfa son vereceğini millete taahhüt etmelidir. Kamuda israfın ve savurganlığın faturasını milletin ödediği bir gerçektir. Hükûmet tasarrufa hangi alanlardan başlayacağını da somut olarak kamuoyuna açıklamalıdır.

Örneğin kamu-özel iş birliği çerçevesinde yapılan tüm döviz garantili taahhütlerin Türk Lirası'na dönüştürüleceğini; gerekirse kamulaştırılacağını; kamuda merkezi irade ve yerel yönetimlerde makam aracı saltanatına son vereceğini taahhüt etmelidir.

2) Yeni bir bütçe ve yeni bir  orta vadeli programı Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne (TBMM) getirilmelidir. TBMM'de kabul edilen 2020 yılı bütçesi ve daha önce açıklanan orta vadeli program artık milletin derdine derman olma vasfını kaybetmiştir.

KÜÇÜK ESNAFIN GELİR KAYBI TELAFİ EDİLMELİDİR

Hükûmet yaşanan ekonomik buhranı aşmak için salgın sebebiylel kapanan iş yerlerinin, bu iş yerlerinde çalışanların, ürünleri tarlada kalan çiftçilerini üretim faaliyetleri duran KOBİ'lerin kaybettikleri gelirin telafisine çözüm getiren yeni bir bütçe ve yeni bir planı Meclis'e getirmelidir.

Gerçekçi ve güven veren yeni bir bütçe ekonomide normalleşmenin ilk adımı olacaktır.  Hükûmet Türkiye'nin içeride ve dışarıda saygınlığını artırmak için ayrıca bir dizi reform sürecini de başlatmak zorundadır.

3) Yeni bir merkez yerel dengesi kurulmalıdır. Ekonomik buhrandan çıkış sürecinde devletin tüm kapasitesini en verimli şekilde kullanması çok önemlidir.  Bu sebeple yeni bir merkezi yerel dengesi kurmak zorunlu hale gelmiştir.

Hükûmet merkezi yönetimin bütçesi ile yerel yönetimlerin halka doğrudan ulaşabilme kapasitesini birleştirerek hizmetin milletimize daha etkin bir biçimde ulaşmasını sağlamalıdır. Bu çerçevede;

AKP'YE "KAYYIM GASPINDAN VAZGEÇ" İMASI

a) Yerel yönetimlerin gelirleri artırılmalı. b) Merkezi yönetimin denetimi belediyelerin çalışmalarını engelleme amaçlı olmamalıdır. c) Seçimle gelen belediye başkanlarının ancak seçimle gidecekleri güven altına alınmalıdır. Demokrasiden söz ediyorsak seçimle gelen belediye başkanlarının ancak seçimle gidecekleri güvence altına alınmalıdır.


CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, yüzde 10 olan seçim barajının kaldırılmasını istedi.

4) Devlet yönetiminde liyakat sistemi hakim kılınmalıdır. Hükûmet kamusal alandaki bütün atama ve işlemlerde liyakati esas alacağını, sadakate dayalı verimsiz kamu yönetimi anlayışını terk edeceğini taahhüt etmelidir.

5) Sayıştay, gerçek işlevine kavuşturulmalıdır. Hükûmet, TBMM adına denetim yapan Sayıştay'ın denetim alanını uluslararası normlara uygun olarak genişletmeli ve bu konuda gerekli yasal düzenlemeleri derhal parlamentoya sunacağını garanti etmelidir.

Böylece hesap verilebilirliğin kapısı açılacaktır.

ÜST KURULLARIN BAĞIMSIZLIĞI İADE EDİLMELİ

6) Özel kurulların güvencesi sağlanmalıdır. Hükûmet, ekonominin önemli aktörleri olan Merkez Bankası başta olmak üzere Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), Sermaye Piyasası Kurulu, Kamu İhale Kurumu gibi kurumların bağımsızlığını yeniden sağlayacağını ve bu kurumların araçlarına siyasi müdahalede bulunmayacağını açıklamalıdır.

7) Kamu İhale Kanunu, rekabet ve şeffaflığı sağlayacak şekilde yeniden düzenlemelidir.

Hükûmet kamuda israf ve kayırmacılığı engellemek amacıyla kamu ihale yasasının ivedilikle değiştirileceğinin,tüm kamu ihalelerinin saydam, kayırmacılıktan uzak bir anlayışla yapılacağını  garantisini millete vermelidir.

8) TBMM’de kesin hesap komisyonu kurulmalıdır. Hükûmet kesinleşen bütçe harcamalarını gösteren kesin hesap kanununun sağlıklı bir zeminde tartışılmasını sağlamak için TBMM'de bir kesin hesap komisyonu kurulacağını ve bu komisyonun başkanlığının da muhalefet partisine verileceğini kamuoyuna açıklanmalıdır.

KUVVETLER AYRILIĞI VE YARGI BAĞIMSIZLIĞI

9) Ulusal vergi konseyi kurulmalıdır. Ulusal vergi kurulu kurulacağını her yıl düzenlenen raporların Resmi Gazete’de yayımlanacağını taahhüt etmelidir.

10) Ekonomik ve sosyal konseyi çalıştırılmalıdır.

11) Yargı bağımsızlığı kesin olarak sağlanmalıdır. Kuvvetler ayrılığını sağlayacak adımların atılacağını taahhüt etmelidir. Bu bağlamda iktidarın yargı üzerindeki tahakkümüne son verilmelidir.

12) Düşünceyi ifade ve basın özgürlüğü koşulsuz güvence altına alınmalıdır. Evrensel ölçülerde basın özgürlüğüne uyulacağı taahhüt edilmelidir.

13) Yüzde 10 olan seçim barajı kaldırılmalıdır.

14) Siyasi ahlak yasası çıkarılmalıdır. Derhal siyasi ahlak yasası getirilmelidir.

15) Güçlü bir stratejik planlama teşkilatı kurulmalıdır.

16) IMF ile yeni düzen netleştirilmelidir. IMF ile ilişkiler kesilecekse ortaklıktan çekilmeli ve sermaye payının Türkiye'ye getirileceği açıklanmalıdır. "

[Samanyolu Haber] 18.5.2020

Bahçeli'den Deva ve Gelecek Partisi çıkışı: Vekil transferi korsan ticarettir

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli "Milletvekili transfer borsası kurup, korsan siyaset ticaretine bel bağlayanların Gazi Meclisimizin saygınlığına gölge düşürme çabaları Türkiye'nin ayak bağı ve ağır yüküdür" açıklamasında bulundu.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı münasebetiyle yayımladığı mesajında muhalefete yüklendi. CHP lideri Kılıçdaroğlu'nun DEVA ve Gelecek Partisi'ne destek amacıyla vekil sağlayabileceklerine yönelik açıklamasını hedef alan Bahçeli, "Milletvekili transfer borsası kurup korsan siyaset ticaretine bel bağlayanların Gazi Meclisi’mizin saygınlığına gölge düşürme çabaları Türkiye’nin ayak bağı ve ağır yüküdür" ifadelerini kullandı.

Bahçeli, İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener'in "Memleket Masası' etrafında toplanalım, ortak aklı işletmemiz lazım" çağrısına ilişkin olarak da, "Hiç kimse sipariş masa kurup ihanet ve işgal emellerini aklama ve temize çıkarma ayıbına ümit bağlamamalı'' çıkışında bulundu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 'baskın seçim'de İyi Parti'ye verdikleri destek gibi eski Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun partisi Gelecek Partisi'ne ve eski Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın kurduğu Demokrasi ve Atılım Partisi'ne grup kurması için destek verebileceklerini söylemişti. Ardından Bahçeli, "CHP’den Gelecek Partisi’yle DEVA Partisi’ne milletvekili nakli güçlü ihtimal" diyerek, Siyasi Partiler ve Seçim Kanunu'nu değiştirme çağrısında bulunmuştu.

[Samanyolu Haber] 18.5.2020

Erdoğan’ın merkeze çektiği Tümamiral Cihat Yaycı istifa etti

Cumhurbaşkanı Erdoğan imzasıyla yayımlanan karara göre, Genelkurmay Başkanlığı emrine atanan Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı Tümamiral Cihat Yaycı istifa etti.

KRONOS -18 Mayıs 2020

ANKARA – Gazeteci Nedim Şener de istifayı doğrulayarak, “Yakın çevresinden edindiğim bilgiye göre; Milli Savunma Bakanlığı’nın bugün Deniz Kuvvetleri’ndeki Kurmay Başkanlığı’nı bırakıp Genelkurmay’a geçmesini istediği Yaycı, düzmece bir dosya ile haksızlığa uğradığını belirterek istifa etti” diye yazdı.

“YARGISIZ İNFAZ SİSTEMİ İLE HAYATLARI KARARTTI”

Gazeteci Çağlar Cilara, ‘FETÖMETRE’nin mucidi Cihat Yaycı’nın istifasının ardından, “FETÖMETRE denilen yargısız infaz sistemi ile hayatı kararan masum insanlar var. Bazı muhaliflerin bunu savunduğunu görüyorum. Bu muhaliflerin hukuka, anayasaya ve kanunlara bağlı olmaya niyetleri yok, fikirleri iktidar ile örtüşüyor. İktidara gelseler bu problemleri çözmeyecekler” paylaşımında bulundu.

[Kronos.News] 18.5.2020

RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin için ‘Bir de talimat alsa…’ dedirten tablo

Son 1,5 yılda yandaşlara hiç para cezası kesmeyen RTÜK’ün muhalif  televizyon kanalları hakkında 11 milyon para cezasıyla 36 kez yaptırım kararı aldığı ortaya çıktı.

BOLD- CHP’nin Radyo Televizyon Üst Kurulundaki (RTÜK) temsilci İlhan Taşçı, kurulun son 1,5 yılda televizyon kanallarına kestiği cezaları tablolaştırarak sosyal medyadan paylaştı. Taşçı’nın paylaştığı tabloda muhalif olarak bilinen Halk Tv, FOX TV, Tele 1 ve KRT kanallarına, 1 Ocak 2019 ile 15 Mayıs 2020 tarihleri arasında 36 kez yaptırım kararı aldığı görülüyor. RTÜK’ün, yandaş olarak bilinen A Haber, Kanal 7, TV Net, A TV, Ülke TV ve TGRT’ye ise aynı zaman diliminde sadece 3 kez yaptırım kararı aldığı görülüyor.

YANDAŞA SIFIR MUHALİFLERE 11 MİLYON LİRA CEZA

Ayrıca, RTÜK’ün muhaliflere 11 milyon para cezası kestiğini açıklayan Taşçı, aynı dönemde yandaşlara hiç para cezası kesilmediğini de açıkladı.

BAŞKANI ELEŞTİRDİ

Taşçı, Sevda Noyan ile ilgili şikayetlerin gündeme alınmamasını ‘Darbecileri sevindiremeyiz’ diyerek savunan, son günlerin en çok eleştirilen ismi RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’e bir de göndermede bulundu. Taşçı tabloyu şu ifadelerle paylaştı, ”RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin, kendisine kimsenin talimat vermediğini ama Cumhurbaşkanının talimatını emir telakki edeceğini açıkladı. Talimat almadığını söylediği dönem ki muhalif kanallara verilen cezaların tablosu bu! Bir de talimat aldığında yapacaklarını siz düşünün.”
[Bold Medya] 18.5.2020

Silivri’de bir kişiye daha Kovid-19 teşhisi konuldu [Sevinç Özarslan]

Üç yıldır tutuklu olan sınıf öğretmeni Ali Kemal Ata da koronaya yakalandı. B8 koğuşunda kalan Ata, şu anda kampüs içindeki hastanede tedavi görüyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Silivri 7 Nolu L Tipi Cezaevinde kalan bir kişiye de korona teşhisi konuldu. Hükümlü olarak cezaevinde bulunan Ali Kemal Ata’nın 16 Mayıs 2020’da e-Nabız’a düşen test sonucu pozitif. 29 kişiyle birlikte B8 koğuşunda kalan Ali Kemal Ata, üç yıldır tutukluydu.

Eşiyle her pazartesi günü görüştüğünü söyleyen Vecide Tuba Ata, “Bugün eşimle görüşemeyeceğiz. Çünkü hastanede olduğunu biliyorum. Her gün kampüs içindeki hastaneyi arıyorum. Sadece cuma günü açtılar. Genel durumu iyi dediler ama endişeliyiz, merak içindeyiz. Durumunu e-nabızdan takip etmeye çalışıyorum.” dedi.

TALEP EDERLERSE TEST YAPILIYOR

Bold Medya’ya konuşan Vecide Tuğba Ata, “Bildiğim kadarıyla şu anda eşimin koğuşunda kalan 5 kişiye Kovid-19 teşhisi konuldu. Ama koğuşun tamamına test yapılmıyor. Kendi talepleri olursa, kendimi kötü hissediyorum derlerse yapıyorlar.” ifadelerini kullandı.

İLK VAKA 6 MAYIS’TA ORTAYA ÇIKTI

Silivri Cezaevinde 6 Mayıs’ta başlayan koronavirüslü hasta sayısı her gün arıyor. İlk vaka, 7 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevi C7 koğuşunda kalan askeri öğrenci Enes Karaduman’a teşhis konulmasıyla ortaya çıktı. Bu olaydan sonra Bakırköy Savcılığı açıklama yapmak zorunda kaldı ve 44 tutuklu ve hükümlünün testinin pozitif çıktığını doğruladı. Ancak hasta sayısının çok daha fazla olduğu belirtiliyor.

Silivri’de 10 ayrı cezaevi var ve her birinin idaresi birbirinde farklı. Korona vakaları 7 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevi ve 8 Nolu Cezaevi. 7 Nolu’da iki koğuş şu anda karantina koğuşu haline getirildi. Sayıları her gün değişmekle birlikte B10’da 34, B12’de 43 kişi karantina altında.

[Sevinç Özarslan] [Bold Medya] 18.5.2020

Bilim Kurulu Üyesi Özlü tarih verdi: Bayram sonu birinci dalgayı atlatabiliriz

Bilim Kurulu üyesi Prof. Dr. Tevfik Özlü, koronavirüs salgınında birinci dalganın ne zaman sona ereceği sorusuna cevap verdi. “Böyle giderse bayram sonu itibariyle birinci dalgayı atlatmış olabiliriz” dedi.

BOLD – Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi ve Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, NTV’nin canlı yayınında salgınla ilgili son durumu değerlendirdi.

Prof. Özlü, kontrollü sosyal hayatın önceliğinin ‘kalabalığa karışmamak’ olduğunu söyledi.Özlü, “Türkiye için en yoğunlaşmamız gereken ilk dalgayı sonlandırmak. Birinci dalgada duraklama gibi geri dönme gibi risk olabilir. Böyle giderse bayram sonu itibariyle birinci dalgayı atlatmış olabiliriz” ifadelerini kullandı.

ÖNLEMLERİ HAFİFLETİRSENİZ İKİNCİ DALGAYA SEBEP OLACAK

Korona virüs Bilim Kurulu Üyesi ve Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyonları Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Tezer de, ikinci dalgayla ilgili uyarılarda bulundu. Tezer, “Siz önlemleri almazsanız, önlemleri hafifletirseniz mikroorganizma döngüsünü sağlamak için tekrar harekete geçecek ve ikinci dalgaya sebep olacak” dedi.

Tezer, şunları söyledi: “Şu an bunun aşısı yok. Biz şu an aşı yapmıyoruz. İlaç da yok elimizde. Toplumun yüzde yüzü hastalığı geçirmedi. Geçirmeyen kimseler var. Siz önlemleri almazsanız, önlemleri hafifletirseniz mikroorganizma döngüsünü sağlamak için tekrar harekete geçecek ve ikinci dalgaya sebep olacak. Aslında yine her şey kurallarla ilişkili. Önümüzde örnekler de var. Ve başka ülkelerde süreci sürekli izleyip takip ediyoruz. Kurallara uyduğumuz sürece rakamlar daha da azalacaktır. Pandemi tüm dünyayı etkileyen ve o mikroorganizmaya karşı tüm dünyanın mücadele ettiği bir hadisedir. Bu şu an tüm dünyada biliniyor ve bu sürecin hemen bitmeyeceğini gösteriyor. Belki 2021 yılında da olacak. Bizim istediğimiz şey kurallara uyarak bu süreci rahatlatabilmek. Bu dediklerim ‘her şey kötü’ manasında algılanmasın fakat bu bir süreç. Yazın da yönetilmesi gereken bir süreç. Onun için de zaten bütün önlemler alınıyor.”

[Bold Medya] 18.5.2020

ABD Kongre üyelerinden Pompeo’ya: Türkiye’ye siyasi mahkumların tahliyesi için baskı yapın

Bir grup ABD Kongre üyesi Amerikan Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’ya mektup yazarak Türkiye’deki siyasi mahkumların tahliye edilmesi için Ankara’ya baskı yapılmasını istedi.

BOLD – ABD Temsilciler Meclisi’nin 6 Demokrat üyesi, Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’ya mektup göndererek, Türkiye’de koronavirüs salgını nedeniyle Nisan ayı ortasında yürürlüğe konan infaz düzenlemesi kapsamındaki tahliyelere siyasi mahkumların da dahil edilmesi için Türk hükümetine baskı yapmasını istedi.

Mektupta Somali asıllı Müslüman Kongre üyesi Ilhan Omar’ın yanı sıra Gerald Connolly, William Keating, Ami Beri, Jim Costa ve David Trone’un imzaları bulunuyor.

Mektupta Kongre üyeleri, ABD’de de görüldüğü üzere cezaevleri nüfusunun, aşırı kalabalık ortam ve sosyal mesafe sağlamanın mümkün olmaması gibi nedenlerle koronavirüse karşı daha korumasız olduğuna dikkati çekerek, Türkiye’de de bu konuyla ilgili çalışmaların yapıldığını hatırlattı.

6 Kongre üyesi, 13 Mayıs tarihli mektupta, ‘’Sizi Türk hükümetiyle KOVID-19’la ilgili cezaevi politikaları hakkında doğrudan temasa geçerek, tahliye politikalarının eşit ve tutarlı şekilde uygulanması, özellikle gazeteciler, aktivistler ve diğer siyasi mahkumlar başta olmak üzere belirli grupların siyası amaçlarla bu uygulamalardan dışlanmaması için ısrar etmeye çağırıyoruz’’ ifadesini kullandı.

TÜRKİYE, DÜNYADA VAKA SAYISINDA 9. ÜLKE
Johns Hopkins Üniversitesi’nin verilerine göre, Türkiye’nin en fazla korona vakası sıralamasında dünyadaki 9’uncu ülke olduğuna, ABD’de de vaka sayısının 1 milyonu geçtiğine değinilen mektupta, bu kadar yüksek vaka sayılarını, özellikle de birbirleriyle yakın mesafede olan cezaevlerindeki nüfusu idare etmenin zorluğuna işaret edildi.

Mektupta, 14 Nisan’da TBMM’nin Corona virüsü salgınının yayılmasını engellemek amacıyla hazırlanan ve 10 binlerce mahkumun tahliyesine imkan tanıyan bir infaz düzenlemesini yasalaştırdığı ancak bu yasanın tutuklu yargılananlar, gazeteciler, hak savunucuları ve siyasi suçlular gibi grupları kapsamadığı anlatıldı.

TCK, MUHALEFETİ BASTIRMAK İÇİN KULLANILIYOR

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Türk hükümetinin Türk Ceza Kanunu’nu sürekli olarak ‘’çok geniş’’ bir tanımla ve ‘’birçok vesilede uygunsuz biçimde’’ bu tür sesleri bastırmak için kullandığı değerlendirmesinde bulunan Kongre üyeleri, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 2019 İnsan Hakları Raporu’nda da Türk hükümetinin ‘’temel özgürlükleri kısıtladığı, hukukun üstünlüğünden taviz verdiği, on binlerce kişiyi keyfi olarak gözaltına aldığı ve tutukladığı’’ şeklindeki tespitlere dikkat çekti.

Mektupta şöyle devam edildi:

‘’Bu tutuklular da hiç olmazsa, KOVID-19 salgınıyla mücadeleye katkı amacıyla ev hapsine alınan diğerleriyle eşit muameleye tabi tutulmalı. Türkiye’nin gazeteciler ve siyasi muhalefet üzerinde uyguladığı baskılar temelden sorunlu. Diğer mahkumlar salgın sırasında tahliye edilirken bu kişileri içeride tutmaya devam etmek, bu suçlamaların arkasında yatan gerçek sebepler üzerinde soru işaretleri uyandırıyor. NATO’nun önemli bir müttefiki olarak, Türk hükümetiyle temasa geçerek onlara bu konularda baskı yapması ve tahliye politikalarında adil uygulamalar olması için çağrıda bulunması ABD açısından bir zorunluluktur. Bu nedenle sizden, bu konuyu, özellikle de ABD’nin salgının etkilerini hafifletmeye yardımcı olma çabası kapsamında Türkiye’ye mali ya da diğer yardımlarla ilgili görüşmeler bağlamında, Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na doğrudan gündeme getirmenizi talep ediyoruz.’’

[Bold Medya] 18.5.2020

Kayıp 282 cenaze Kilyos’ta üst üste gömülmüş

Bitlis’teki Garzan Mezarlığından çıkartılan 261 cenazeden uzun süre haber alınamamıştı. Cenazelerin İstanbul’da 18 mezarlık yerde üst üste gömüldüğü ortaya çıktı.

BOLD – Bitlis’in Yukarıölek (Oleka Jor) Mahallesi’nde, 19 Aralık 2017 tarihinde uygulanan sokağa çıkma yasağı sırasında yıkılan Garzan Mezarlığı’ndan 282 cenaze çıkarıldı. Uzun süre nereye götürüldükleri bilinmeyen cenazelerin, 2 Ocak 2018 tarihinde Bitlis Valiliği tarafından yapılan açıklamayla İstanbul Adli Tıp Kurumu’na (ATK) götürüldükleri ortaya çıktı. ATK’de bir süre bekletilen cenazelerin, daha sonra Kilyos Mezarlığı’ndaki kimsesizler için ayrılan parsellere defnedildiği belirtildi. Mezopotamya Ajansının haberine göre; Aileler uzun uğraşlardan sonra henüz cenazelerin yerini öğrenebildiler. Cenazelerin çok küçük bir alana üst üste gömüldüğü ortaya çıktı.

Duruma tepkili olan aileler ise, cenazelerini almak için kan örneği verdi. Ancak, 2 buçuk yıl geçmesine rağmen ailelerin çoğu cenazelerini alamadı. Şu ana kadar sadece 21 cenazenin kimlik bilgileri tespit edilerek, ailelerine teslim edildi. 261 cenaze ise halen ailelere teslim edilmedi.

18 CENAZELİK ALANA 261 CENAZE DEFNEDİLDİ

Halen teslim edilmesi beklenilen cenazelerin defnedildiği yerle ilgili dikkat çekici bir ayrıntıya ulaşıldı. Cenazelerin, Kilyos Mezarlığın’da aile mezarlıkları için ayrılan parsel ile yol arasında bulunan kaldırıma defin edildiğini ortaya çıktı. Kazılan kaldırımda 18 mezarlık için alan açıldığını ve 1’den 18’e kadar numaralandırılmış bu daracık alana 261 cenazenin üst üste defnedildiğini gözlemledik.

KANALİZASYON BORULARI GEÇİYOR

Cenazelerin gömüldüğü kaldırımın yaklaşık 3 metre derinliğinde kazıldığı ve sol tarafına yutong tuğlalarla duvar örüldüğü görülüyor. Ayrıcı, cenazelerin defnedildiği yerin üzeri 30 santimlik beton bloklar ile kapatılarak, üstü toprakla örtülmüş. Toprağın üstü ise, kaldırım taşlarıyla kapatılmış ve etrafının pislik içinde.

Kazılan yerin sol tarafında da daha önce kanalizasyon çalışmalarının yapıldığı ve çalışmanın yarım bırakılması nedeniyle boruların açık bir şekilde bırakıldığı açıkça görülüyor.

MEVZUATA UYGUN DEĞİL

Cenazelerin bu şekilde gömülmesinin “kabul edilemez” olduğunu belirten Özgürlük İçin Hukukçular Derneği üyesi avukat Serhat Çakmak, hukuki mevzuata uyulmadığını ifade etti. Çakmak, “Cenazelerin üst üste defnedildiği, yeteri kadar derine gömülmediği, yol kenarında defnedildiği, hafif bir yağmurda mezar bütünlüğünün bozulabileceği açıkça görülebilmektedir” dedi. Cenazelerin üst üste defnedilmesinin “Umumi Hıfzıssıhha” Kanunu’nun 223’üncü maddesine aykırı olduğuna dikkati çeken Çakmak, ilgili kanun maddesine şöyle değindi: “Mezarlıklarda her mezara bir ölü defnolunur ve mezarlıkların mebni olduğu arazinin tabiatına nazaran tayin olunacak zaman mürur etmeden aynı mahalde ikinci bir ölünün defnine ruhsat verilmez.”

‘MEZARLIK DEĞİL ÇÖPLÜK’

Kardeşi Ferhat Can’ın (Ferhat Garzan) cenazesini uzun uğraşlar sonucu Malatya Kimsesizler Mezarlığı’ndan alarak, Garzan Mezarlığı’na defnettiklerini hatırlatan Hanifi Can, buradan çıkarılan cenazelerin akıbetine ilişkin ise uzun bir süre haber alamadıklarını belirtti. Can, 2 yıl aranın ardından cenazenin Kilyos Mezarlığı’na defnedildiğini öğrendiklerini paylaştı. Mezarlığa gittiklerinde, mezardan çok çöplükle karşılaştıklarını söyleyen Can, “Garzan Mezarlığı’nın yıkılmasıyla birlikte bir yıkım yaşamıştık. Cenazelerin Kilyos’ta gömüldüğü yeri görünce ikinci bir yıkım daha yaşadık. Mezarlık değil kaldırımı kazıp cenazeleri üst üste gömmüşler” dedi.

“İSLAMCIYIM DİYENLERİN İSLAM’A SAYGISI YOK”

Mezarlıkların tahrip edilmesinden sonra cenazelere yapılan saygısızlığın halen devam ettiğine dikkati çeken Can, “Yeri belli olan cenazemizi bizden habersiz kaçırdılar. Sonra götürüp çöplüğe üst üste gömdüler. Bizler her fırsatta cenazelerin gömüldüğü yerin kimsesizler mezarlığı değil bir çöplük olduğunu kamuoyuna ve basına söyledik ama sesimizi duyan olmadı. Bu yapılanlar hiçbir kitapta yazmıyor. Bu devlet kendine muhafazakar ve İslamcı diyor ama İslam dininde cenazeye eziyet etmek yok. Diğer inançlarda cenazeye eziyet etmek yok” şeklinde konuştu.

[Bold Medya] 18.5.2020