Herkesi ağlattın be Kara Efe!.. Biliyor musun nelere vesile oldun? [Enes Cansever]

Bugün 10 Mayıs ve Dünya Anneler günü…

Ama bugün, Anneler ağlıyor…

Ablalar ağıt yakıyor, gözleri kan çanağına dönmüş…

Kara Efe Ahmet’in yeşil tabutunda, bembeyaz kefende, uykuya dalmış gibi medyaya yansıyan fotoğrafına baktım.

Döndüm bir daha baktım…

Baktıçca ağladım, ağladıkça baktım.

Doyamadım, döndüm sosyal medyaya düşen tüm resimlerine ıslak gözlerle, doya doya baktım…

Anne Zekiye ve Abla Natalia’nin sesiz feryadına, sağırların duymadığı çığlıklarına kalp ve kulağımı verdim.

O minik bedeninle, dünyaları titrettin, bakışların yüreklerimizi parçaladı…

Sözler kifayetsiz…

Acılar tarifsiz…

Çığlıklar sessiz…

Vicdanlar hissiz…

Yürekler nasırlaşmış…

Kalpler taşlaşmış…

Duygular sinmiş, pusmuş…

Adalet can çekişiyor…

Hak ayaklar altında, hukuk sürünüyor…

Sağır olmuş kulaklar, lal olmuş diler, kilit vurulmuş ağızlara…

Aldılar çocukların hayallerini, yetmedi canlarına kıydılar…

Sularda boğdular çocuklarımızı, yetmedi tabutları ve mezarları bile fazla gördüler.

Doyamadılar babalarına, sevdiklerine hasret, gözleri yaşlı uçup gittiler…

Evet, Ahmet uçup gitti.

Kara Efe melek olup, ayrıldı bu kara, kapkara dünyadan.

Kendi kararmış, ruhu kararmışlardan sıyırdı yakasını…

Babasına çağrısıyla tanıdı onu dünya, babasını çağırıyordu, sana ihtiyacım var diyordu.

Öyledir, baba ihtiyaçtır, baba dağdır, yaslanılır, unutursun tüm gamını kederini…

Çareler bulursun, o dağın sıcak yamacında.

BABA HARUN’A ACI ÇEKTİRDİLER ASRIMIZIN KARUNLARI!

Ahmet Burhan’ın, dağları yerinden oynatacak, zalimlerin saltanatını yerle bir edecek şu nidasına bakar mısınız?

“Baba artık buraya gel. Dayanamıyorum. Ben sensiz ne yapacağım!”

O ses, dağları yerle bir eder, saltanatları ziruzeber ederdi esasında, “Ben de gelmek istiyorum ama gelemiyorum oğlum.Bırakmıyorlar yavrum.”

Çaresiz, ayakları prangalara alınmış, kolları bağlanmış tüm babaların sesi olmuştu, Harun Reha Ataç‘ın sesi.

Elleri kolları bağlanmış, koca dağ, baba çaresizdi.

Yolları bağlanmıştı kesikti, gelemedi, göremedi yavrusunu, can bedendeyken.

Hayallerini çaldılar çocuklarımızın, sonra canlarına kıydılar.

Babalarımıza kıydılar, çaresiz bıraktılar…

Ahmet, hastanede son nefesini verdi…

Anne Zekiye, Ahmet’in ruhunun ufkuna kanatlanmadan dakikalar önce “Anne ölüyorum, Babam; Anne ölüyorum Babam” diye, son kez ölüm uykusundaki bir topluma haykırdığını paylaştı.

Baba baba diyerek, kanat çırptı öbür âleme uçtu.

Koca bir devlet, önce günahsız babasına, annesine sonra da onun hayatına göz dikmişti…

Yürekleri yakarak, vicdanları kanatarak…

Baba ile oğlunun kavuşmasına, taş kalpli devletlu bir düzen, vicdansız bir güruh tüm gücüyle engel oldu…

O vuslat, kavuşma ve kucaklaşma çok görüldü, mahşere kaldı!

Sadece Ahmet’i toprağa vermedik, sessiz kalan yığınlar ve insanlık da onunla birlikte toprağa verildi, esasen.

Sekiz yaşındaki Ahmet Burhan’ın yurtdışındaki tedavisini engelleyerek sırra kadem basmıştı zaten insanlık…

Kara asırlardan sıyrılıp gelmiş, barbarca bir anlayıştı bu.

Hınçlar alınamadı…

Gerisin geriye, tüm acıları yüreğinde, o çaresiz babayı, tekrar cezaevine yolladılar…

Harun’a acı çektirmek için yemin etmişti asrımızın Karunları…

Suçsuz olduğu halde, zindanda, hücrede acı çektirdiler, çektirmeye devam ediyorlar…

Oğlunun zor döneminde yanında olmasını engellediler.

ELİ KELEPÇELİ BİR MANGA ASKER ABLUKASINDA

Son kez oğlunu görmesine izin vermeyen rejim, babaya elli kelepçeli, Adana Kabasakal Mezarlığı’nda evladının toprağına el sürerken.

Mezarın başında bir manga jandarma ablukasıyla son toprağı atarak görevini yapabildi.

Çaresiz, eli, ayağı bağlı bıraktılar babalarımızı…

Kanser hastası yavruya, babasını ve tedaviyi çok gördüler…

‘Baba, baba…’ diyen çığlığına sessiz kaldı yığınlar, milyonlar, kapıları sonuna kadar acık bu kutlu mevsimde hem de…

Karun’lar ordusu, bir bölük şeytan, Harun’u nefessiz bırakmak için, tüm kötülüğü ve var gücüyle iş başındaydı…

Anne Zekiye Ataç’a tam iki yıldır çilenin her türlüsünü çektirdiler…

Mağdurlara yardım ettiği için önce hapse atıldı Zekiye anne!

Mazlumlara el uzattığı için…

Zalimlerin yaktığı ateşe su taşıyan karınca olmaya çalıştı, Anne ’ye…

Devletin izniyle açılan eğitim kurumunda çalıştığı için “terörist” diye damgalandılar…

SENİNLE BİLDİK ONLARI, TEŞEKKÜRLER AHMET!

Gidişinle her şeyi anlattın Ahmet:

Son bir yılda, insanların nasıl zalimleşebileceğini, iktidar hırsına esir düşmüşlerin, ne kadar kötüleşebileceğini gösterdin.

Evet, önce çocuklarımızın hayallerini çaldılar, sonra canlarına kıydılar…

Sevgili Ahmet, seninle, Natalia Avazyan gibi bir vicdanlı kadın tanıdık, tüm dünya tanıdı.

Ablalığın ne demek olduğunu bir kez daha gösterdin..

Anadolu’nun yiğit kadınlarının resmi gibiydi.

O da ezilmiş bir ırka mensuptu, sana yapılanlar atalarına, büyüklerine yapılmıştı.

O, senin nelere maruz kaldığını hepimizden çok daha iyi bilecek, acılarla dolu bir geçmişten geliyordu.

O “Af edersiniz Ermeni” diye lanetli dili kullananların hakir gördüğü biriydi.

Natalia sadece değil, hepimizin herkesin ablası oldu.

Her şeye, tüm baskı ve gaddarlıklara rağmen iyi insanların, melek ruhlu ablaların var olduğunu gün yüzüne çıkardı.

Seninle bildik O’nu, teşekkürler Ahmetim…

Ömer Faruk Gergerlioğlu,
Ferhat Tunç,
Süvari,
Haluk Levent,
Suavi…
Ahmet Nesin,

Daha ismini bilemediğimiz niceleri, nice nice farklı renkleri ve görüşün insanları…

Memleketin vicdanı sanatçılarımız, siyasetçilerimiz yazarlarımız…

Sen bir sembol oldun Ahmet…

Anneleriyle cezaevinde kaç yıldır yatan bebeklerin sesi oldun…

Fotoğraflara, görüntülere yansıyan o bakışınla, zindanlarda ve hücrelerde zulüm altında inleyenlerin haykıran çığlığı oldun…

Aynı kaderin mağdurları, Meriç te anne kucağında boğulan Abdurrezzak ailesinin evlatları yaşıtın Abdülkadir Enes  ile üç yaşındaki Halil Münir’in feryadı oldun…

Çocuğumu kurtarın diye feryad  eden Aslı Doğan’ın, 2,5 yaşındaki İbrahim Selim’in, nefesi oldun…

Akçabay ailesinin, yavrularıyla suda sarılmış, boğulan Hatice öğretmen ve üç evladıyla yaşadığı dramı duyuran kahraman oldun Kara Efe…

Sahile vuran Aylan Kurdi’nin…

Emrah Aydemir’in…

Orhan Arslan’ın…

Ege’nin kara bağrına çekip yuttuğu bir daha geri vermediği Feridun’ların yaşadıkları zulmün haykıran simgesi oldun…

Yunanistan’dan çektiği video ile sönmüş vicdanları hatırlatan Esma Öğretmenin ardından ağlayan bebeğinin sesi oldun…

Anadolu’daki zulüm girdabında, dayanamayarak hayatını kaybedenlerin, hayatı çalınanların, gaybubette çile çekenlerin,zindanlarda işkence altında inleyenlerin duyulmayan sesi oldun Ahmet…

Biliyor musun Ahmet, sen bu küçük yaşta o ağır yükü taşıdın…

Sadece minik kardeşlerinin değil, cezaevindeki kocaman yürekli Ahmet Altan, Mümtazer Türköne, Sedat Laçiner, Ünal Tanık, Ali ve Mustafa Ünal gibi nice yazarların…

Memduh, Hacı Boydak’la, İlhan İşbilen, Tekin İpek gibi koca iş adamlarının, Aladağlar gibi dik ve yan yana duran Yusuf Pekmezci gibi Ağabeylerin sesi oldun.

Hastalığınla…

Yurtdışı tedavi seyahatinle…

Ve vefatınla bütün bunları yeniden, gün yüzüne çıkardın.

Ama asıl sen, ailen ve kocaman bir camianın mağduriyetinin resmi gibiydin.

“Dünyanın yedi coğrafyasında, dört ikliminde” yaşayan her köşede, yasın tutuldu, gözyaşları döküldü.

Mübarek Ramazan ayında herkesin duası oldun…

Herkesin Kara Efesi, kimi sana Can, kimi de Karaoğlan dedi…

Schindler’in listesi filmindeki sembolü, kırmızı mantolu kız çocuğunu, keyif için vuran Nazi subayının sahnesini aratmadı, babanla buluşmana engel olan  irade!

Çünkü sen ve senin gibi canlı canlı gömdükleri insanların yavaş yavaş ölümünü izledi, keyif aldı “devlet ceberrut zırhını bürünmüş” adalet bilmez, sözüm ona, yargıç kılıklılar…

Hasılı Ahmet, çocuk yaşında koca bir dünyaya meydan okudun.

Zalime,

Yezid’e..

İbrahim’in ateşine su taşıyan kocaman atom karıncası oldun…

Ve modern çağın firavununa karşı küçücük yüreğiyle mücadele eden Musa oldun Ahmet.

KATİL BİR DEVLETİN VASFI NEDİR BİLİYOR MUSUN?

Ve sen ‘Siyasal İslam’ın, kendi bekası için neler yapabileceklerini su yüzüne çıkardın.

Ve Sevgili Ahmet, seni unutmayacağız, tüm yaslı anne-babaların, hayalleri çalınmış tüm çocukların, yüreğinde yaşıyorsun…

Sevgili Annen,

Ayakları, kolları bağlı babanı, ve koruyucu meleğinizi,

Ablan Natalia’yı unutmayacak tarih…

Nice filmlere konu olacak, çektiklerin ve vesile olduğun olaylar…

Minik bedenin ve titrek sesin, hiçbir hafızadan silinmeyecek kocaman bir resimsin…

Son söz Natalia Ablanın elbette, ilk sözü o söylemişti Çünkü: “ Canım Kara Efem… Gidişin canımı çok acıttı… Adını sonsuza dek yaşatmak için, seni sevenlerle kuracağımız derneğe senin adını vereceğiz. Adınla birçok çocuğa umut olacaksın oğlum... Seni öldürdüler ama biz seni yaşatmaya and içtik.”

Zalim ve katil bir devlet anlayışının vasfı nedir biliyor musun Ahmet?

Bundan 43 yıl önce, henüz 19 yaşında bir lise öğrencisiyken Ulucanlar Cezaevi‘nde tutuklanan, mahkeme reisinin; “masumdur” şerhine rağmen, 8 Ekim 1980’de asılarak idam edilen Necdet Adalı şiiri de bize iyi anlayıor. Adalı için kaleme alınan, sürgünde hayatını kaybeden Ahmet Kaya’nın, dokunaklı sesiyle “Şafak Türküsü”yle bitirelim.

Beni burada arama anne
Kapıda adımı sorma
Saçlarına yıldız düşmüş
Koparma anne
Ağlama
Kaç zamandır yüzüm tıraşlı
Gözlerim şafak bekledim
Uzarken ellerim
Kulağım kirişte
Ölümü özledim anne
Yaşamak isterken delice…

Not: Annem ve başta Ahmet’in Annesi Zekiye hanım olmak üzere acı çeken tüm annelerin ‘Annler Gününü’terik ederim.e.cansever@zamanaustralia.com.au

[Enes Cansever] 10.5.2020 [https://zamanaustralia.com]

‘Mücadele eden insanlara saygımı sunmak için Türkiye’ye döneceğim’ [Selahattin Sevi]

İsviçre'ye iltica eden KHK'lı öğretmen Fehmi Acat, "Türkiye'de Aleviler, Kürtler mülteci olmayı hep yaşadılar" diyor ve ekliyor: Ülkemdeki hukuksuzluklar düzelince döneceğim. Ve o günün geleceğine eminim."

SELAHATTİN SEVİ -10 Mayıs 2020

Fehmi Acat, meslek hayatında ilk kez Türkiye’nin batısında bir yerde, Eskişehir’de, tam da o gün göreve başlamıştı. Milli Eğitim’de çalışan arkadaşlarının açığa alındığı haberleri ardı ardına gelmeye başladı. Kendisine herhangi bir işlem uygulanmamıştı. Sebebi kısa sürede anlaşıldı. Meğer açığa alınma yazısı eski görev yerine gönderilmişti, orada aranmıştı. Bu durumu “isimlerimizin çok önceden fişlendiğinin göstergesi” olarak yorumluyor Acat. 672 sayılı KHK ile görevden ihraç edildiğini ise hapishane koğuşuna gelen yerel gazetenin, ilden ihraç edilen öğretmenlerin listesinde adını görünce öğrenmiş.

Koğuşta bir çok arkadaşıyla aynı kaderi paylaşmış. Çok daha ağır hak ihlallerine maruz kaldığı bu dönemde 4 çocuklu ailesinin geçimini sağladığı maaşının gaspetilmesi sorunların daha da ağırlaşacağının habercisi olmuş.

“DERİKLİYİM, OHAL BİZE YABANCI DEĞİLDİ”

Üniversite öğrenimi dışında tüm hayatını Diyarbakır Şırnak, Mardin ve Hakkari’de geçiren Fehmi Acat, OHAL’in ne demek olduğunu iyi bilenlerden… 1977’de Mardin’in Derik ilçesinde doğmuş Acat. Diyarbakır İmam Hatip Lisesi ve Niğde Üniversitesi Eğitim Fakültesini bitirmiş ve Kızıltepe’de öğretmenliğe başlamış. Çocukluğu ve gençliğinde yakın akrabalarının faili meçhul cinayetlere kurban gittiğine tanıklık etmiş. Şöyle anlatıyor o günleri:

“Lise öğrencisiyken çok sevdiğim sınıf arkadaşım Mutlu, dükkanında akşam namazını kılarken saldırıya uğradı. Başına isabet eden bir kurşunla yaşamını yitirdi. Gerekçesinin ve hedeflerinin ne olduğu belli bile olmayan kavgalara insanlarımızı kurban verdik. Doğuştan gelen haklarını başka çaresi kalmadığına inandığından dolayı şiddet kullanarak elde etmeye çalışan bir coğrafyada idim.”

“MAHKEME DEĞİL İNSAN AVLAMA MERKEZLERİ…”

Farklı bir yolu seçtiği, Kürt sorununa şiddetle değil eğitimle çözüleceğine inandığı halde öğretmen olarak bölgede geçirdiği 17 yılın sonunda “terörist” olarak yaftalanmaktan kurtulamamış. Tutuklanmış, hapis yatmış… Kendi ifadesiyle ‘Bir Kürt olarak doğmanın muhtemel sonuçlarının hepsini’ yaşamış. “Gençlik yıllarımdan bu yana çevremdeki insanlar terörist olamakla suçlandı. Kimisi islami, kimisi sol, kimisi siyasi hareketlerin içinde idi. Hepsinin ortak noktası terörist olmaktı” diyor o dönemde yaşanan hak ihlallerine vurgu yaparak ve yeni durumla kıyaslıyor:

“O dönemlerde çok ciddi hak ihlalleri vardı. Ancak hak arama mercileri ne kadar engellense de bulunuyordu. Şimdi tamamen kapatıldı. Eğitim-Sen üyesi meslektaşımın en ağırından sürgünle cezalandırıldığına şahit oldum. Ancak bu dönem başka. Bir anda binlerce insanın tek geçim kaynağı olan mesleğinden ihracına, tutuklanmasına şahit oldum. Meslektaşlarım ve diğer memurlar işkenceye maruz kaldılar. Bir kısmı cellattan beter mahkemelerde almayı başardıkları berat kararlarına rağmen göreve iade edilmediler. Mahkemeler insan avlama merkezlerine dönüştü. Devletin bir kurumu iftira atıyor, diğeri iftirayı savunmamızı istiyordu. Böyle karanlık bir döneme şahit olmadım.”

KIZILTEPE’DEN YÜKSEKOVA’YA, HEP DAHA DOĞU’YA…

Oysa öğretmenliğe başladığında farklı hayalleri vardı Fehmi Acat’ın. Herkesin sürgün olarak gönderildiği yerleri gönüllü olarak tercih etmişti. Çocukların eğitime daha çok ihtiyacı var diyerek kendine bir yol seçmişti:

“Kızıltepe’nin bir köyünde göreve başladım. Mardin’de devam ettim. 11. meslek yılımda tayinimi daha doğuya Yüksekova’ya istedim. Bölgemi daha iyi tanımak ve daha çok hizmet etmek istiyordum. 10. yılın ardından yeni görev yerimde herkes dosyamı merak ediyor ve hangi sebepten dolayı sürgüne yollandığımı araştırıyordu. Oysa ben iller arası atama ile ve kendi rızam ile tercih ettiğim bir bölgeye gittim. İyi ki gitmişim. Orada geçirdiğim her saniyem ile gurur duyuyorum. Oradan ayrılırkende batıda istediğim bir yere gidebilirdim. Yine doğuda kaldım. Bir gün ülkeme ve mesleğime dönersem yine Kürdistan bölgesinde yaşamayı ve çalışmayı arzuluyorum.”

“ÖĞRENCİLERİME BABALARININ NE İŞ YAPTIĞINI SORMUYORDUM”

Görev yaptığı yerlerde Fehmi öğretmenin en çok dikkatini ise öğrencilerinin ‘babasız’ olmaları çekmiş. “Mesleğe başladığım dönemde yeni öğrencilerimle tanışırken baba mesleğini de sorardım. Bu tercihin yanlış olduğunu bir kaç öğrenci ile tanışınca anlayıp bu sorudan vazgeçtim.’ diyor ve ekliyor:

“Babası hapiste olan çocuklar olduğunu, babası vefat etmiş öğrencilerimin azımsanmayacak kadar çok olduğunu fark ettim. Oralarda çocuklar baba hasreti ile büyür. Kiminin ki evlatlarına daha iyi hayat şartları sunma gayesi ile şartların sürüklediği bir mücadelenin içinde dağda yaşıyor, kimisi tutuklu, kimisi adil yargılanmayacağına inandığından dolayı sürgünde. Sağlıklı bir aile ortamında büyümeyen o çocukların geçenlerde yaşandığı gibi cenazeleri kargo ile yollanıyor. Tabi bir çok aile de evladının yaşamından, öldü ise cenazesinden uzak bir hayat sürmek zorunda kalıyor. Genç yaşta dul kalan kadınlar zorlu hayat yükünü tek başlarına göğüslemek zorunda kalıyorlar. Aile çözülünce önü alınamayan sorunlarda daha da büyüyor.”

Ve o günlerle ilgili bir anısını anlatıyor Acat:

Görev yaptığım bir okulun bahçesine proje kapsamında salıncak, tahterevalli (biz Kürtçe zırnazik deriz) vs yaptırmıştık. Bir kadın derslerden sonra kucağında bebek her gün gelir sallanırdı. O bölgenin ilk salıncağıydı o. Bebeği bahane eden kadın kendi sallanırdı. Ömründe ilk kez görüyor binebiliyordu belki de. Çocukluğunu yaşayamadığı gibi kadınlığını anneliğini de  yaşamamıştı, yaşattırılmamıştı.” Çocukluğu yaşayamamış çocuklar için bir başka örnek de veriyor ve öğrencilerinin ise toma taşlamayı oyun ve eğlence olarak gördüklerini söylüyor içi burkularak.

“BATIDAKİ İNSANLAR KÜRTLERDEN ÇOK ŞEY ÖĞRENDİ”

’15 Temmuz’dan sonraki OHAL’den sonra Doğu’da yaşananları toplumun daha iyi anladığını düşünüyor musunuz sorusuna “bir nebze” diye karşılık veriyor:

Yine de tam anlayamadılar. Çünkü medya ve diğer iletişim kanalları tamamen kontrol altında alındı. İnsanlara savaşlar ve seçimler sunarak durup “yahu biz ne yapıyoruz” diyecek kadar düşünme fırsatı sunulmadı. Toplumun genelinin faşizmin propaganda dalgalarını kıramadığını düşünüyorum. Bu dalgaların tesirinde maalesef mağdur ayrışması bile yaşanabiliyor. Herkes tek safta durmalı. Aynı sesi haykırmalı.”

“KÜRTLER YAŞADIKLARINI DUYURUMADILAR”

Türkiye’nin Batı’sında yaşayanlarla, sürgünde bir yaşam kurmaya çalışanların Kürtlerin yaşadığı bütün “pratikleri” tekrarladığını ve ama farkına varmadığını düşünüyor Acat. “Türkiye’de tv kanalları uydudan yayın yapmak zorunda bırakılınca sosyal çevremdeki büyüklerime biz Kürt’leri her geçen gün daha iyi anlayacaksınız demiştim.” dediğini aktararak devam ediyor:

“Hadi cesaretinizi toplayıp bir dönem MED TV, ROJ TV izlemek için damlarına çanaklar yerleştirenler gibi yapıp direnin, demiştim. Yurt dışında ilticalar nasıl yapılır bunları da yoklayıp tabanı bilgilendirin. İş oraya gider diyerek de ifade etmiştim. Bir arkadaşım sağolsun gülümsemişti. 4 yıldır ondan hiç bir haber alamadım. Sonra daha kötüleri geldi… Karanlık dönemlerde Aleviler, Kürtler bunları hep yaşadılar. Aleviler Maraş, Çorum, Sivas’ta, Kürtler Cizre’de bodrumlarda diri diri yakıldılar. Ve bunları duyuramadılar. Bugün sınırlı sayıdaki iletişim kanallarının takip edilerek güçlendirilmesi, desteklenmesi yanacak bir çok canın hayata tutunmasına vesiledir. Özellikle bu dönemde köşesine çekilmeyip, kendisine yönelik büyüyen risklere aldırmadan sınırlı iletişim kanallarından yayın yapmaya çalışan gazeteciler çok değerli ve çok can kurtarıyorlar”

“GURBET AĞIR, ÜLKEME DÖNMEYİ DÜŞÜNÜYORUM”

10 Temmuz 2016 tarihinde “hükümete muhalif olma” ve “sivil toplum kuruluşlarına üye olma” gerekçeleriyle tutuklanmış Acat, tutuklu olduğu sırada yayımlanan 672 sayılı KHK ile devlet görevinden çıkarılmış. 2 Şubat 2018’de ise tahliye. Adil yargılanma hakkı elinden alındığı için de Türkiye’yi terk ederek İsviçre’de ailesiyle yeni bir hayat kurmuş.

Gelecek planlarında Türkiye’ye dönmek var mı? Şöyle diyor Acat:

Yaşım ilerledi. Türlü zorluklar var. Ancak dostlara vefa adına burada hayata tutunacak ve fikri mücadelemi sürdüreceğim. Cezaevinde yazmış olduğum iki kitabım e kitap olarak yayınlandı. Diğerleri yolda… Hapishane arkadaşlarım ve dostlarımın unutulmaması gayesiyle özgeçmişlerini kısa flood’lar halinde paylaşıyorum. YouTube’dan kendi ve ailemin yaşadığı hukuksuzlukları anlatmaya çalışıyorum. Herkesin bulunduğu şartları ve mesaiyi biraz daha zorlayarak daha etkin bir mücadele sergilemesi gerektiğine inanıyorum. Hayatın ne gibi süprizler hazırladığını bilemiyorum yaşadığım hadiseler geleceğe dair uzun uzadıya planlar yapmanın anlamsızlığını ortaya koydu. Buralara alışanların geriye dönmeyeceği söyleniyor. Ancak ben ülkemdeki hukuksuz şartlar düzelince dönmeyi düşünüyorum. Gurbet ağır. Hala Türk Market olarak tanımlanan marketlere gidip cezaevinde tükettiğim Hoşbeş gofretleri görünce bile duygulanıyorum. Orada bıraktığım dostlarım aklıma geliyor. Onlardan hayatta kalabilenlerle sarılacağım. Ülkede kalıp faşist rejimle mücadele eden insanlara saygımı sunmak için gideceğim. En azından Amed’e gideceğim. Şehitlik mahallesindeki mezarlıkta medfun bulunan ve beni Gülen’in fikirleri ile tanıştıran arkadaşım Mutlu’ya sen erken bırakıp gittin. Ben yaşamdan ziyade ölümü tercih edeceğim onlarca hadise yaşadım. Ancak emanetine ihanet etmedim diyebilmek için gideceğim. Ve o günün geleceğine eminim.”

[Selahattin Sevi] 10.5.2020 [Kronos.News]

‘Yerli ve milli’ nükleer santralde Sovyetler’in 75. yıl zaferi kutlandı

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 'milli teknoloji hamlesi' ilan ettiği, Rusya tarafından inşa edilen Mersin Akkuyu Nükleer Güç Santrali'nde Sovyetler Birliği'nin 2. Dünya Savaşı'ndaki nihai zaferinin 75. yılı kutlandı.

KRONOS -10 Mayıs 2020

Rusya Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu (Rosatom) tarafından inşa edilen ve Türkiye’nin ilk nükleer santrali olan Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nde (NGS) 2. Dünya Savaşı’nda Nazilere karşı kazanılan zaferin 75. yıldönümü kutlandı ve Büyük Vatanseverlik Savaşı’nda hayatını kaybedenler anıldı.

Akkuyu NGS sahasında yapılan Zafer Günü kutlaması sırasında, kule vinçlerden birinde “75. Zafer. 1945-2020” yazılı, Zafer’in 75. yılı için hazırlanan resmi logonun yer aldığı dev bir pankart açıldı.

Pankart daha sonra inşaat sahasının ortasında çalışanlar tarafından dalgalandırıldı.

Ayrıca 16 kamyon kullanılarak sahaya “75” yazıldı.

[Kronos.News] 10.5.2020

‘İstihbarat yamağı’ değil gazeteci

'Türkiye'de son dönemde gazeteciliği 'istihbarat yamaklarına' yaptırıyorlar... Hem gazete patronları hem de 'yamaklar' da bundan memnun...” demişti tutuklu gazeteci Bayram Kaya. İste istihbarat yamakları dışarıda ve Bayrak Kaya 45 aydır tutuklu...

KRONOS -10 Mayıs 2020

MUSA TAŞ yazdı…

“Soğuk beton bloklar arasında yaşamak zordur… Kapalı bir tabut içinde… Nefes alamazsınız… Bir anda can damarınızın kesildiğini hissedersiniz…” Bu satırların yazarı gazeteci Bayram Kaya tam 45 aydır cezaevinde. Üstelik aldığı 6 yıl 3 aylık ceza nedeniyle cezaevinde bulunması gereken süre dolduğu halde. Dosyası iki yıldır Yargıtay’da ve sonuçlandırılmayı bekliyor. Ve Bayram Kaya’nın tahliyesi bu nedenle engelleniyor. Birçok başka gazeteci gibi… Cezaevinde kalsınlar ve unutulsunlar istiyor iktidar…

Gazetecileri cezaevinde unutuşa terk etmemek için yazalım. TRT kökenli bir gazeteci Kaya. Mesleğe orada başladı. Ardından dil öğrenimi için İngiltere’ye gitti. Dönüşte Zaman Gazetesi’nin ekonomi servisinde muhabir olarak çalıştı. Sonra Ankara’da güvenlik haberlerine imza attı. Mesleği bilenler bilir gazetecilikte alan değişikliği zordur. Ekonomi muhabirliği başka, güvenlik muhabirliği başka şeydir. Bayram Kaya, bu geçişte hiç zorlanmadı. Kısa sürede güvenlik muhabirleri arasında dikkate alınan bir gazeteci oldu.

HABERLERİ TEYİTLİDİR, YALANLANAMAZ

Sosyal medya hesaplarındaki paylaşımlara bakın, Türkiye’nin adım adım 15 Temmuz sürecine doğru nasıl götürüldüğünü görürsünüz. Bayram Kaya’nın haberleri istihbarat savaşına malzeme değil gazeteciliktir. Riskli güvenlik haberine imza atmasına rağmen neredeyse hiç yalanlanmamıştır. O dönemde başka meslektaşlarının birçok haberinden duyduğu rahatsızlığı da “Türkiye’de son dönemde gazeteciliği ‘istihbarat yamaklarına’ yaptırıyorlar… Hem gazete patronları hem de ‘yamaklar’ da bundan memnun…” diye dile getirmiştir.

Bayram Kaya, 15 Temmuz’un hemen öncesi MİT’in Yargıtay ve Danıştay üyelerini fişlediğini yazdı. Darbe girişimi sonrası operasyonlar haberi teyit etti. İstanbul Havalimanı’na yönelik terör saldırısı sonrası yakalanamayan canlı bombalarla ilgili “Ya yakalayın ya istifa edin” başlıklı haberine iktidar tepkisi Yenihayat Gazetesi’nin internet sitesine ulaşımı engellemek oldu.

KİTAPLARIYLA PEK ÇOK SAKLI GERÇEĞİ İFŞA ETTİ

Ankara’da çalışırken başkentin derin koridorlarındaki istihbarat tezgahlarını da gün yüzüne çıkardı. Hrant Dink cinayetini “Kördüğüm”de anlattı. Cinayetle ilgili ihbar bilgilerinin niçin değiştirildiği sorgulayan birçok habere imza attı.

28 Şubat sürecinde istihbarat kayıtlarına “sakıncalı bürokrat” olarak geçen isimleri de yazdı Bayram Kaya, “Sakıncalı Bürokratlar”da. Bu isimlerden çoğunun 17/25 Aralık sonrasında iktidarın kurşun askerine dönüşmesi kaderin bir ironisi olsak gerek. Ve Bayram Kaya, uğradıkları haksızlıkları yazdığı bürokratların bakan olduğu ülkede cezaevinde. Evet 45 aydır.

17 Aralık yolsuzluk operasyonu sonrasında istifa etmek zorunda kalan bakanlarla ilgili gelişmeleri önce haberleştirdi, daha sonra kitaplaştırdı. “Babam Sağolsun” kitabında yolsuzluklarını unutulmasının önüne geçti.

IŞID SALDIRILARINDA İSTİHBARAT ZAFİYETLERİNİ YAZDI

Bayram Kaya, birçok terör saldırısında yaşanan istihbarat zafiyetini ortaya koyan haberlere de imza attı. Ankara ve Şanlıurfa’daki IŞİD saldırılarını organize eden IŞİD yöneticisinin Türkiye’ye nasıl girip çıktığını “IŞİD militanına VIP koruma” manşetiyle o dönem çalıştığı Yeni Hayat Gazetesi’nde okuyucuya ulaştırdı. Haberin doğru olduğu Ankara Tren Garı saldırısı davasının mahkeme sürecinde ortaya çıktı. Teröristlerin istihbarat birimlerinin koruması ve gözetiminde olduğunu yıllar önce yazmıştı.

15 Temmuz öncesinde gözünü korkutmak amacıyla gözaltına alındı. Yeterli delil olmadığı için serbest bırakıldı. “Allah’ın bir lütfu” olarak görülen 15 Temmuz sonrasında gözaltına alınacak gazeteciler arasında Bayram Kaya’nın ismi de vardı. Listelere dayanılarak tutuklandı.

YARGITAY KARARI OLMADIĞI İÇİN TAHLİYE EDİLMİYOR

İlk duruşmada tahliye edildi ama “istihbarat yamağı” gazeteci takımının kampanyası sonunda diğer 20 gazeteci gibi tekrar tutuklandı. Ve bugün verilen cezanın infazı dolmasına rağmen tahliye edilmiyor. İki senedir karara dosyayı bağlamayan Yargıtay’ın kararı bekleniyor.

Bayram Kaya, gazetecilik refleksleri çok iyi, haberi iyi koklayan muhabirlerdendir. Alanı güvenlik olmasına rağmen, ekonomi başta olmak üzere yakaladığı her habere imzasını atmaktan çekinmez. Onun için kamuoyunun haberdar edilmesi her şeyden önemlidir.

İnsani ilişkileri güçlüdür Bayram Kaya’nın. Yüzünde gülümseme asla eksik olmaz. Gazeteciliğe yeni başlamış genç gazetecilere yardımcı olmak için elinden geleni yaptı. Stajyer genç gazeteci adayları Kaya ile sahaya çıkarak haberin toplanması, hazırlanması süreçlerine birinci elden tanıklık etmiştir. Genç gazeteci adaylarıyla bilgisini paylaşmaktan asla geri durmaz Bayram.

Bayram iyi gazetecidir, iyi bir eş ve iyi bir baba olduğu gibi.

[Kronos.News] 10.5.2020

‘Noyan’ı hafife almayın, Emniyet’in 200 bin silahı kayıp’

Ülke TV'de Sevda Noyan'ın "listem hazır" deyip ailece "donanımlı" açıklaması Emniyet'in 15 Temmuz darbe girişimi sırasında 'kaybolan' silahları yeniden gündeme getirdi. CHP'li Mehmet Tüm, bu silahlara işaret ederek, "Asla hafife almayın" diyor.

YAVUZ GENÇ -10 Mayıs 2020

CHP'den iki dönem milletvekilliği yapan Mehmet Tüm, "Tehditleri hafife almayın" diyerek Emniyet'in kayıp silahlarını gündeme getirdi.
ANKARA – 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Emniyet’in darbecilerle mücadele için dağıttığı öne sürülen silahların ‘kayıp’ olduğu bilgisi bugüne kadar defalarca gündeme geldi. Geçtiğimiz günlerde davası sonuçlanan Ankara’daki bir cinayette kullanılan silahın 15 Temmuz’da kaybolan ve sivillere satışı olmayan bir silahla gerçekleştirildiği ortaya çıktı. Hürriyet’te yer alan habere göre; cinayeti işleyen şahıs, “Silahı o gece polisten aldım” dedi. Emniyet’in kayıp silahları zaman zaman gündeme gelse de son dönemde artan bir şekilde “artık ellerinde yeterince mühimmat olduğunu”, “maddi olarak da donanımlı” olduklarını, “bu sefer hazırlıklı” olduklarını belirten kişiler, insanları alenen tehdit etmeye başladı. Bu kişilerin mühimmatı nerde bulduğu, ‘hazır olacak’ şekilde nasıl ‘donanımlı’ olabildiği merak konusu olurken CHP’den iki dönem milletvekilliği yapan Mehmet Tüm, ilginç açıklamalarla konuyu farklı bir boyuta taşıdı.

“HAFİFE ALMAYIN”

25. ve 26. dönemde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Balıkesir Milletvekili olarak Meclis’te giren Mehmet Tüm, yazar Sevda Noyan’ın tehditleri sonrası sosyal medya hesabından açıklamalarda bulundu. Nedenini ise 15 Temmuz’da kaybolduğunu söylediği 200 bin silaha bağladı. Tüm, “1) Sevda Noyan’ın bu açıklamalarını asla hafife almayın. Neden mi? Gelin, şimdi size 15 Temmuz’dan sonra KAYBOLAN tam 200 bin adet silahın hikayesini anlatayım” dedi.

EMNİYET’İN KAYIP SİLAHLARINDA ‘ANORMAL’ ARTIŞ

Hikâyenin bir cinayetle başladığını kaydeden ekşi milletvekili Mehmet Tüm, “Hikaye bir cinayetle başlıyor. Ankara’da 2016 yılında Mustafa Maraş, bir traktör sürücüsünü öldürdü. Cinayette seri atış yapabilen MP5 kullanıldı. Katil savunmasında, ‘Silahı 15 Temmuz darbe gecesi Ankara Emniyeti’nin önünde dağıtmışlardı’ dedi” paylaşımında bulundu.

“İLK İŞ İÇİŞLERİ BAKANLIĞI’NIN SİLAH RAPORLARINI OKUDUM”

Cinayetten sonra Ankara Valiliği ve Emniyet Müdürlüğü ile yaptığı görüşmeleri aktaran Tüm açıklamalarını şöyle sürdürdü: “Ben bu cinayetten sonra milletvekili olarak Ankara Valiliği ve Emniyet Müdürlüğünü aradığımda bana çelişki yanıtlar verildiği için konuyu derhal araştırmaya karar verdim. İlk işim İçişleri Bakanlığının silahlanma raporlarını okumak oldu.

2016 YILINDA KAYBOLAN 107 BİN 628 SİLAH

İçişlerinin Bakanlığının resmi raporlarında ve internet sitesinde 2014 yılında 14 bin 682 silahın kaybolduğu, 2016 yılı içinse tam 107 bin 628 silahın kaybolduğu yazıyordu. Bu rakamlar bizim değil, bakanlığın rakamları! Aradaki bu devasa farkı hemen İçişleri Bakanlığına sordum.

Bakanlığın resmi twitter adresinde verdiği yanıt ise tam bir komediydi. “Madem bu silahlar 73 yıldır kayıp, o halde neden 2014 rakamlarına bu sayıyı yazmadınız” soruma ise tabi ki yanıt veremediler.

Kayıp silah konusu yazılı ve görsel medyada onlarca kez haber oldu. Ancak hiçbir yetkili konuya ilişkin net bir şey söylemedi. Durun, daha bitmedi!..

KAYIP SİLAHLARIN LEGALLEŞMESİ İÇİN RUHSATSIZ SİLAH SATIŞINA İZİN VERİLDİ

Kayıp silahların bir şekilde legalleştirilmesi veya en azından “devlet envanterinden kaybolmamış” gibi gösterilmesi gerekiyordu. Bunun için de altın formül hazırdı: Ruhsatsız silah satışına göz yummak, hatta silahlanmayı teşvik etmek!

Son 5 yılda, Türkiye tarihinde görülmemiş şekilde ruhsatsız silah satışı yapıldı. Milyonlarca silah, hiçbir kısıtlama olmaksızın satıldı. Öyle ki, facebook gibi sitelerden bile (satışı yasak otomatik tüfek dahil) online silah satışı yapıldı! Bunlarla yüzlerce cinayet işlendi..

ARAŞTIRMA ÖNERGELERİ REDDEDİLDİ

Hükûmet bireysel silahlanma, ruhsatsız silah, kayıp ve çalıntı silahlarla ilgili bugüne dek etkili hiçbir adım atmadı. CHP olarak verdiğimiz tüm araştırma önergeleri AKP’li vekillerin oylarıyla hızlıca reddedildi.

Bu silahlarla binlerce kadın cinayeti işlendi, işlenmeye de devam ediyor. Ve şimdi de Sevda Noyan gibi yazar olduğu iddia edilen ne idüğü belirsiz tipler insanlık dışı şekilde tehditler savuruyor.

NOYAN GİBİ KİŞİLER SİLAHLARI NEREDEN TEMİN ETTİ

Şimdi buradan tekrar ve defaten soruyorum: Sn. @suleymansoylu :
• Kayıp çalıntı silah sayısında %720’lik artışın sebebi nedir?
• Bu silahların nerede ve kimlerde bulunduğuna dair bir çalışmanız var mı?
• Noyan gibi kişiler bu silahları nereden temin etti?”

AKP’Lİ ESKİ BAŞKAN DA “BİR MANGAYI DONATAK MÜHİMMATIM VAR” DEMİŞTİ

Geçtiğimzi günlerde eski Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu’nun oğlu, AKP Eski Genel Merkez Gençlik Kolları Başkanı İsmail Karaosmanoğlu kendisinde ‘bir mangayı donatacak kadar silah ve mühimmat olduğunu’ söylemişti. Karaoğsmanoğlu, “15 Temmuzdaki hain kalkışmaya kadar hobi amaçlı birkaç çakım vardı sadece. Şimdi, bir mangayı donatacak kadar silah ve mühimmatım var. Benim gibi de yüzbinler var. Bir daha ‘başka şekilde’ iktidar değiştirmeye niyetlenen olursa deneyeceğimiz çok fantezi var haberiniz olsun” demişti.

ANKARA VALİLİĞİ, DARBE GECESİ SİLAH DAĞITILDIĞINI KABUL ETMİŞTİ

Ankara Valiliği, yol verme tartışması sırasında darbe girişimi gecesi dağıtılan MP-5 otomatik silahın kullanıldığı iddiaları üzerine yaptığı açıklamada silah dağıtımını kabul etmişti. 8 Haziran 2017 tarihinde Valilikten yapılan açıklamada, silah dağıtımı ayrıntılı bir şekilde anlatıldı.

Ankara Valiliği açıklaması şu şekilde:

“15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan olayların darbe girişimi olduğunun anlaşılması üzerine, İl Emniyet Müdürü Mahmut Karaaslan, darbecilere hızlı ve etkin karşı koyulmasını sağlamak amacıyla, sorumluları beklenmeden İl Emniyet Müdürlüğü’nün silah depolarının kapılarının kırılarak uzun namlulu silahların ve mühimmatının personele dağıtılması talimatını vermiştir.”

‘YAZILI OLARAK ZİMMET KAYDI TUTULMAKSIZIN SİLAH DAĞITIMI YAPILMIŞTIR’

“Bu talimat doğrultusunda sadece Ankara Emniyet Müdürlüğü mensuplarına personelin kimliği kontrol edildikten sonra yazılı olarak zimmet kaydı tutulmaksızın silah-mühimmat dağıtımı yapılmıştır. Emniyet Müdürlüğünün deposunda bulunan silahlara ilave olarak Emniyet Genel Müdürlüğü’nden kamyon ile gönderilen silah ve mühimmatta aynı yöntemle dağıtılmıştır.”

‘DAĞITIM KİMLİK KONTROLÜ YAPILARAK YAPILDI’

“Dağıtım işlemleri, uçak, helikopter ve zırhlı araçların silahlı saldırıları altında; elektrikleri kesilmiş, su boruları patladığı için su dolan alanlarda yapılmıştır. Bu durum, tutanaklarla tespit edilmiştir. 16.07.2016 günü 16.30 ve 17.00 saatleri arasında tanzim edilen tutanaklarda dağıtım işleminin Emniyet Teşkilatı mensuplarına kimlik kontrolü yapılarak yapıldığı özellikle belirtildiği görülmüştür.”

[Kronos.News] 10.5.2020

Abdullah Aymaz'dan ' Hakkınızı Helal edin' diyenlere tepki

You Tube kanalıyla haftalık Risale-i Nur Sohbetleri yapan Abdullah Aymaz Hizmet hareketine olan Türkiye'de olan düşmanlığın kaynağının 'hırs olduğunu söyledi .
Katlimize Ferman Çıkardılar

Abdullah Aymaz You Tube kanalında haftalık Bediüzzaman hazretlerinin 'Hizmet Rehberi' dersleri yapıyor. Aymaz son dersinde Hizmet Hareketine son yıllarda Türkiye'den yapılan düşmanlığının kaynağının 'Hırs' olduğunu söyledi . Yıllar yılı bize ders veren hocalar katlimize ferman çıkardılar diyen Aymaz 'Hocaların Hocası denilen insanlar kanser olunca bizden helallik istiyorlar . Allah bunun hesabını sormaz mı? Sen alim değil misin? diye tepki gösterdi ...

SOHBETİN TAMAMI


[Samanyolu Haber] 10.5.2020

NBA’in en uzun oyuncusu Ramazan anılarını anlatacak

Kemal Gülen’in sunumuyla ekranlara gelen Yeniden Ramazan NBA’in en uzun oyuncusu Tacko Fall’u ağırlıyor.

Ramazan’ın ilk gününden bu yana farklı konu ve konuklarıyla izleyicilerle buluşan Yeniden Ramazan bu kez basketbol tutkunlarını sevindirecek. Gülen, NBA’in tanınmış yüzlerinden Tacko Fall’la keyifli bir sohbet gerçekleştirecek. Senegalli basketbolcu Fall, ülkesindeki Ramazan hatıralarını anlatacak. Enes Kanter’le de Boston Celtics’ten takım arkadaşı olan ünlü oyuncu NBA’de Ramazan’ın nasıl geçtiğini de Yeniden Ramazan seyircileriyle paylaşacak.

“Yeniden Ramazan” programını pazar günü NY saati ile 19.45 te, Avrupa saati ile 01.45 te, TR saati ile 02.45’te YouTube.com/KuzeyAmerikaGundemi adresinden izleyebilir, ayrıntılı bilgilere www.yenidenramazan.com adresinden ulaşabilirsiniz.


[Samanyolu Haber] 10.5.2020

Tüm inleyen annelere... Hüzün bahçesinin rikkat çiçeği: ANNE

Ümit Nağmeleri, Türkiye’de yaşanan zulüm nedeniyle ülkelerini terk ettikleri sırada Meriç’te hayatını kaybeden anneler ve çocukları için bütün fedakarlığı gösteren tüm analar için özel bir video hazırladı.

Ümit Nağmeleri, Türkiye’de yaşanan zulüm nedeniyle ülkelerini terk ettikleri sırada Meriç’te hayatını kaybeden anneler ve çocukları için bütün fedakarlığı gösteren tüm analar için özel bir video hazırladı. ‘Anneler Günü’ vesilesiyle hazırlanan video klipte Fethullah Gülen Hocaefendi’nin ‘Anne’ şiiri seslendirildi. Almanya’dan Zeynep isimli öğrencinin yorumladığı şiir,Türkiye’de hala çocuklarını ve ailesini bir arada tutmak için mücadele eden bütün annelere de ithaf edildi.

Klipte 3 küçük çocuğu ile birlikte Meriç'i geçerek Atina'ya ulaşan, burada eşiyle kavuşmayı beklerken kalp krizi sonucu hayatını kaybeden Esma Uludağ ile geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden kanser hastası Ahmet Burhan Ataç’in annesi Zekiye Ataç ile birlikte çekilmiş fotoğrafına da yer verildi.

‘Anneler Günü’ özel projesinde Türkiye’de ilaçları verilmediği ve tedavisi geciktirildiği için tutuklu bulunduğu cezaevinde vefat eden; Halime Gülsu ve Meriç’ten geçerken 3 oğluyla boğulan Hatice Akçabay  ve yine aynı şekilde 2 oğluyla azgın sularda boğulan Ayşe Abdurrezzak'ın hikayelerine yer verildi.

Projede cezaevinde 9 aylık çocuğu ile hapis yatan Öznur Çakar ve ‘Cumartesi Anneleri’ gibi fedakar analarda duygu yüklü mesajlar veriliyor.


VİDEONUN LİNKİ


ANNE

Anne inleyen bir ney, anne hicrandan yumak,
Gözleri buğulu, nemli ve her zaman zâr zâr..
Kaderidir annenin ocaklar gibi yanmak,
Hep hüzünle eser onun ikliminde rüzgâr.

Kuşlar gibi titrer hep o ay yüzlü nevhayâl,
Simasında sürekli yarınlar endişesi..
Her mevsim ayrı bir ızdırap, ayrı bir melâl;
Nağmeleri tıpkı hasret-iştiyak bestesi...

Sînesi sımsıcak, çehresi de îmâlıdır,
İkliminde ne büyülü râyihalar eser.!
Duyguyla süzülmüş gözleri hep hummâlıdır,
Altın şakaklarında sarı güller gibi ter...

Rahmet-zahmet iç içe; bilmez geçen zamanı:
Fark etmez yazı, kışı ve rengârenk bahârı,
Tül tül gurûbu, şafakların söktüğü ânı;
Her zaman duman dumandır o nazlı efkârı..

Bir kuluçka gibi sancılı gecelerinde,
Hep şefkatle çarpan kanat sesleri duyulur.
Hislerin öldüren amansız pençelerinde,
Matkaplar salınmış gibi yüreği oyulur.

Çok olsa da elemi, şekvâsı işitilmez,
Bir Eyyûb sabrıyla göğüsler en olmazları;
Onda ızdırap bitmez, acılar dinmek bilmez,
Sönmeyen bir azimle aşar aşılmazları.

Kanmaz aslâ sevmeye, o sevgiye susuzdur,
Şâire 'su' dedirten hisle 'evlât' der inler.
Herkes derin uykularda, o hep uykusuzdur,
El açar Yaradan’a kim bilir neler diler..!

Ufku her zaman bir hummâ ile buğuludur,
Durmaz, bir süvâri gibi koşar doludizgin;
O, yeryüzünde en ululardan da uludur,
Sînesi, meleklerin sînesi kadar engin...

Zambaklar gibi sihirli çehrende,
Varlığımı saran uhrevî ışık;
Duydum ne duyulmazları sînende!.
Sen bir rüyâsın benim için artık...

Nûru öteden pırıl pırıl sîmân,
Ukbâ derinlikleriyle büyülü;
Tülleniyor hülyâlarımda her an,
Ölümsüz rûhunun bembeyaz tülü.

Bir yâd-ı cemilsin, kabrin sîneler,
Hep hazan yaşadın; ölüm bahârın..
Duâyla gerilmiş bütün gönüller,
Sen’in arkandaki vefâdarların...

M. Fethullah Gülen
Ağustos 1993

[Samanyolu Haber] 10.5.2020

Samanyolu Yayın Grubu'ndan kamuoyuna zorunlu açıklama


Demokrat görünümlü bazı isimler tarafından Samanyolu TV’yi ''darbeci'' olarak gösterilmesi , 'Samanyolu Grubunun ve camiasının karalanmasına çalışanlarından tepki .

Sevda Noyan'ın 15 Temmuz darbe girişimi konusunda yaptığı tepki çeken açıklamalarla ilgili sosyal medyada 20 sene önce telif ile program yapan birisi üzerinden 'Samanyolu Yayın Grubunun karalanmasına Samanyolu TV'nin eski çalışanları tepki gösterdi.

Açıklamada Yayın hayatı boyunca yüzlerce çalışanı olan binlerce kişiyi ekranlarına çıkartan, Samanyolu Yayın Grubu'nun  ekranlarını her görüşten insana açarak Türk televizyonlarının alışık olmadığı geniş bir yelpazede yayınlar yaptığı belirtildi. Ayrıca çoğu sıralar İktidar yanında saf tutmuş ve geçmişte Samanyolu TV'de ücretli program yapanlardan bazılarının isimlerinin de sıralandığı açıklamada  'Samanyolu Yayın Grubu’nu bir suç objesi olarak nitelemeye gayret etmek,  eski çalışanlarına, programcılar üzerinden mesnetsiz suç uydurmak olsa olsa zalimin değirmenine su taşımaktır. Kimi korkudan, kimi hasedden, kimi menfaatten ‘’özne’’ye laf edemeyenler, zalimin sakızını çiğnemeyi tercih ediyorlar. Tarihteki zalimler ve payandalarının durumu malumdur. Ve tarih, günümüzün zulümlerini de, zalimlerini de, onların destekçilerini de tümüyle kaydetmektedir. ' denildi


İşte Samanyolu Yayın Holding adına yapılan Kamuoyu açıklaması  


3 Mayıs 2020’de Ülke Tv’de yayınlanan, Esra Elönü’nün sunduğu ‘’Araftakiler’’  programında Sevda Noyan; ’15 Temmuz kursağımızda kaldı… Vallahi yapamadık istediklerimizi… Bizim aile şöyle 50 kişiyi götürür,  biz çok donanımlıyız bu konuda, maddi ve manevi olarak… bizim hala sitede var, ayaklarını denk alsınlar’ diyerek infiale sebep olan açıklamalar yaptı. Ne enteresandır ki; televizyon ekranlarında nefret suçu işleyen Sevda Noyan’a tepki göstermesi gerekenler, eşi Engin Noyan üzerinden Samanyolu TV’ yi karalamaya çalışıyorlar. Demokrat görünümlü bazı isimler Samanyolu TV’yi ''darbeci'' olarak sıfatlandırıyorlar.    Bu noktada kamuoyuna bir açıklama yapmak zaruri oldu.

1. Samanyolu Tv’nin de içinde bulunduğu grup, 14 tv kanalı, 3 radyo istasyonu, internet portalları ve dergileriyle Türkiye’nin buluşma noktasıydı.Samanyolu Yayın Grubu, ekranlarını her görüşten insana açarak Türk televizyonlarının alışık olmadığı geniş bir yelpazede yayınlar yapmıştır. RTÜK’nun yasal denetimi altında yayın yapan kanalda çalışmış olmayı, program yapmayı bir suç olarak göstermeye çalışmak suç üretmektir ve aklı selim ile izah edilemez.

2. Engin Noyan, 1996-1999 yılları arasında Samanyolu Tv ile sözleşme yapan programcılardan biriydi. Tıpkı sözleşmeli, telif ücretli diğer yüzlerce programcı gibi. Noyan, sözleşme süresi bitince ayrıldı ve başka bir kanalda program yapmaya devam etti.

 3. Madem Samanyolu Yayın Grubu’nda program yapanlar gündeme geldi. Telif ücretlerini alarak Samanyolu ekranlarında program yapan bazı isimleri bir kere daha paylaşalım; Naci Bostancı, Saygı Öztürk, Yasin Atay, Ahmet Taşgetiren, Rasim Özdenören, Tuğrul İnançer, Fatih Çıtlak, Hayrettin Karaman, Hüseyin Gülerce, Derya Sazak, Mim Kemal Öke, Cüneyt Ülsever,  Etyen Mahcupyan, Ali Bayramoğlu, Kürşat Bumin, Avni Özgürel, Levent Köker, Şebnem Bursalı, Serdar Tuncer, Mustafa Armağan, Mustafa Akyol, Hasan Ünal, Erol Mütercimler,Julide Övür, Kurtuluş Tayiz,  Hasan Köni, Nevval Sevindi ve daha yüzlercesi.

4. Konuk olarak Samanyolu ekranlarına çıkanlarsa saymakla bitmez.  Abdullah Gül, Recep T. Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğlu, Binali Yıldırım, Mahir Ünal, Süleyman Soylu, Mustafa Şentop, Doğu Perinçek, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, Mehmet Ağar, Melih Gökçek, Gürsel Tekin, Nevzat Tarhan, Mustafa Destici, Can Ataklı, Hilal Kaplan, Ertuğrul Özkök, Ahmet Hakan ve daha binlercesi.

 5. 14 Aralık 2014’de grup başkanımız Hidayet Karaca’yı tutukladılar. Tahliye kararına rağmen 5,5 yıldır demir parmaklıkların arkasında rehin tutuyorlar.  Grubumuzun tüm kanalları 15 Temmuz kurgu darbesinden 6 ay önce Erdoğan rejimi tarafından 16 Kasım 2015’te karartıldı.
 
6. Samanyolu Yayın Grubu, Türkiye’deki her rengi bir araya getiren, ülkenin en geniş perspektifli yayın platformuydu. Herkes sesini duyurabilir, özgürce konuşabilirdi. Şimdilerde Türkiye’de bu formatta yayın yapan bir medya organı bulunduğunu kim söylebiilir? Ülkede ekranların ne hale geldiğini, stüdyoların ne tehditlere sahne olduğunu, onur ve haysiyetlerin nasıl ayaklar altına alındığını, kimlerin sessizce köşesine çekilmek zorunda kaldığını, kimlerin neleri yutkunup söyleyemediğini bizden çok, seviyesiz ithamlarda bulunan sözde demokratlar bilirler. Pek çoğu televizyon kanallarından ambargolular üstelik.

 7. Son beş yıldır ağır bir sosyal soykırıma maruz kalan Hizmet Hareketi’ne zalimin dili ile hakaret etmeden söze başlayamayanların başvurduğu bu yöntem ne yazık ki utanç verici bir hal aldı.

Samanyolu Yayın Grubu’nu bir suç objesi olarak nitelemeye gayret etmek,  eski çalışanlarına, programcılar üzerinden mesnetsiz suç uydurmak olsa olsa zalimin değirmenine su taşımaktır. Kimi korkudan, kimi hasedden, kimi menfaatten ‘’özne’’ye laf edemeyenler, zalimin sakızını çiğnemeyi tercih ediyorlar. Tarihteki zalimler ve payandalarının durumu malumdur. Ve tarih, günümüzün zulümlerini de, zalimlerini de, onların destekçilerini de tümüyle kaydetmektedir.

Kamuoyuna saygılarımla…                           
09.05.2020                 
KHK ile ‘’gasp’’ edilen  Samanyolu Yayın Holding  adına         

Rıdvan Kızıltepe

[Samanyolu Haber] 10.5.2020