Putin ve Rusya son dönem Batı’da cereyan eden olaylara haricen müdahale etmekle itham ediliyor. Özellikle seçimlerin elektronik yöntemlerle yapıldığı ülkelerde Putin’in bazı adaylar lehine müdahale ve maniplasyonda bulunduğu tartışılıyor. Rusya’nın hackerleri dünyaca meşhur ve bütün büyük kurumların, ülkelerin korkulu rüyası. Putin’in güçlü hacker ve IT ekipleriyle Trump’ın seçildiği ABD seçimleri dahil bazı batı ülkelerinde adayların propagandasının yapılmasından, sandık sonuçlarına kadar pek çok konuya müdahil olduğu yönünde güçlü iddialar var. Putin Rusya’sının destek verdiği iddia edilen liderler-partiler genellikle sağ, aşırı sağ eğilimlere sahip, zaafı olan ve otoriterleşme potaansiyelindeki liderler. Sanki Rusya defolu ve demokratik değerleri aşındıracak liderlerin seçilmesini, öne çıkmasını temin ederek batı kulübünün zayıflamasını ve NATO, AB gibi paktların güç kaybetmesini sağlayacak stratejik adımlar atıyor.
Peki Rusya bunu neden yapıyor?
Bunun ipuçlarını Rusya’nın politikalarına yön veren ve Putin’in en etkili danışmanlarından olan darbe öncesi AKP’lilerle görüşen, darbe sonrası Türkiye’yi ziyaret eden Aleksandr Dugin’in Yeni Avrasyacılık stratejisinde bulabiliriz.
Klasik Arasyacılık Bolşevik Devriminden sonra ortaya çıkan bir akımdır. Rus aydınların öncülük ettiği bu akım Rus kültürünün batı kültüründen farklı ve özgün olduğunu, doğu ile batıyı, Asya ile Avrupayı mezceden bir yapıda olduğunu iddia etmekteydi. Ortadoksluğu ve Slavlığı öne çıkaran Avrasyacılar batının kapitalist, bireyci, tüketime dayanan kültürünü ağır şekilde eleştiriyolardı. Türk-Moğol kültürünü Avrasya kültürünü besleyen alt kültür olarak görmekte, Türki halkların Avrasyacılık yaklaşımına olumlu katkılarının olduğunu/olacağını düşünmekteydiler. Bu nedenle Avrasyacılık ulusalcı-Turancı bazı kişilere sıcak gelmiştir. Rus aydınlarından oluşan Avrasyacılar batıya karşı dönemin Rusya’sı içinde önemli oranda varlığı bulunan Türki toplulukların desteğini de almak istemiş olabilirler. Roma ve Alman geleneğine açıktan karşı olan Avrasyacılar Moskova’yı Asya ve Avrupa için “merkez” “esas güç” kabul ederek, Rusya’ya hem Asya hem de Avrupa’ya yönelik projeksiyonlar, hedefler çizen bir strateji belirlemişlerdir.
Son dönem Rusya stratejilerinin şekillenmesinde etkili olan Aleksandr Dugin’in yeni Avrasyacılık Stratejisi ise ABD’yi ve NATO’yu Avrupa’dan dışlamayı hedeflemektedir. ABD’nin siyasi ve coğrafi olarak “uzak” ve “yabancı bir güç” olduğunu, Avrupa-Asya coğrafyasından uzaklaştırılarak daha benzeşik ve ortak tarihe-kültüre, değerlere sahip olan Avrupa’nın Rusya ile birlikte hareket ederek Avrasyacı yeni bir ittifak kurması gerektiğini ileriye sürmektedir. Dugin’in ana stratejisi Avrupa üzerindeki ABD ve NATO etkisini kırarak Avrupayı Rusya ile ittifaka zorlamak ve Avrupayı da kontrol eden büyük Rusya’yı inşa etmektir. Yeni Avrasyacılık bu doğrultuda taktik ve stratejik mücadaleler vermektir. Bu hedefe ulaşmanın önündeki en önemli engel ABD ve onun liderliğini yaptığı NATO’dur. AB projesini de bir tehdit olarak görmekle birlikte yeni Avrasyacılar kendilerinin dahil oldukları, ABD etkisinin kırıldığı bir Avrupayı kontrol edebilecekleirni düşünmektedirler. Yeni Avrasyacılık Avrupa’yı ve Asya’nın önemli kısmını içine alan büyük, güçlü Rus etki alanı oluşturma, yeni Rusya imparatorluğu kurma projesidir. Tabii olarak Türkiye böylesi bir amaç için çok önemlidir. NATO üyesi olan, AB ile güçlü angajmanları bulunan, Rusya’ya, Ortadoğu’ya komşu, Türk dünyasında etkisi olan Türkiye’nin Batı paktından kopartılıp Rusya’ya yaklaştırılması Dugin’in stratejileri açısından oldukça önemlidir. NATO’nun Türk ordusu üzerindeki baskın rolü bu hedefe gitmenin önündeki başlıca engellerden birisidir.
15 Temmuz sonrası özelde TSK’de genelde devlette yaşanan tasfiyelere baktığımızda Dugin’in stratejileri açısından çok iyi işler çıkarıldığını görüyoruz. 15 Temmuz güdümlü darbesi ve sonrasında yapılan karşı darbe en büyük hasarı TSK’ya ve NATO-TSK ilişkilerine vermiştir. Zira gelinen noktada NATO’nun güney kanadındaki en güçlü askeri güç olan TSK’dan neredeyse bütün NATO subayları tasfiye edilmiştir.[1] NATO subaylarından boşalan noktalara ve stratejik komutanlıklara Avrasyacı, Rusya yanlısı subaylar konmuştur. Türk ordusu bu tasfiye ile güç potansiyelini ve hareket-caydırıcılık kabiliyetini önemli oranda yitirmiştir.
Erdoğan bunu neden tercih etti? Rusya ve Avrasyacılarla birlikte haraket etmek Erdoğan’a yarın fatura olarak çıkmaz mı?
Bu ittifakın sıkışmışlıktan ve tıkanmışlıktan kaynaklanan zoraki bir ittifak olduğu açıktır. Darbe davalarında “Ergenekon ve Balyoz’un savcısıyım” derken birden Ergenekoncuların avukatı haline gelen Erdoğan 17-25 sonrası düştüğü durumdan kurtulma yolları arıyordu. İçte ve dışta ittifaklarını, düşmanlıklarını yeniden tanımladı. Bireysel konumunu-çıkarlarını merkeze alacak şekilde 17/25 sonrası sadece hükümetin değil, devletin yıllardır devam edegelen politikalarında keskin değişiklik arayışına girdi. Açığa çıkmış ve soruşturulan yolsuzluk, rüşvet, suistimal gibi ağır ithamların Batı tarafından aklanmasının ve desteklenmesinin mümkün olmayacağını biliyordu. Bu nedenle Erdoğan ve çevresi ülkenin eksenini değiştirmeyi ve içte Ululsacı/Avrasyacı/Ergenekoncu ekibe, dışta Rusya’ya yanaşmayı tercih etti. Bu tercihten sonra AKP Avrasyacı subaylar tarafından organize edildiği bilinen Ergenekon ve Balyoz darbe davalarını kapattı. Bu keskin dönüş “Milli orduya kumpas kuruldu” denerek tabana pazarlandı. Tutuklu subaylar salınmakla yetinilmedi, yüklü tazminatları da ödenerek TSK deki görevlerine acelece iade edildiler. Zira Erdoğan Avrasyacı-Ergenekoncu askerlere şiddetle muhtaçtı. Ergenekoncu/Avrasyacı ekip zora girmiş, sıkışmış bir liderin durumundan yararlanma fırsatını kaçırmadı ve Erdoğan’la “ortak düşman” Cemaati hedefe koymak üzere anlaştılar. Bu safhadan sonra Erdoğan kişisel kininin (belki de Partiyi kurmadan önce yüklenen temel misyonun) takipçisi olurken, Ergenekoncular sürecin stratejik ve taktik planlayıcısı ve beyni haline geldiler. İslamcılara, tarikatlere ve cemaatlere ise bu ittifakın figüranları, hamaset peşinden koşturan kitlesi, oy deposu olmak düştü.
Günümüze kadar yaşanan olaylara bu çerçeveden bakmak bazı bilinmezleirn çözülmesine yardımcı olacaktır. Gövdesini dindarların, beynini Ergenekoncuların, siyasi gücünü AKP’nin oluşturduğu bu yeni ve kozmopolit ittifakın birlikte yapacakları vardı. Pragmatizmin üstadı, siyasetin büyük ustası Erdoğan 17/25’in bagajıyla/yüküyle hukuk, şeffaflık, hesap verebilirlik, gibi demokratik değerlere asla dönemezdi. Bu ilkeleri paydaşlarında şart koşan NATO ve AB ile yürüyemezdi. Onun yerine kirli bohçalarını problem yapmayacak Avrasyavcılar ve onların hamisi Rusya ile iş tutmayı, yakınlaşmayı tercih etti. Bunu yaparken kendi tabanına, iç kamuoyuna “büyük devlet” pozu vermeyi ihmal etmedi. Zira oy oradan geliyordu…
Erdoğan’ın Ergenekoncularla ve Avrasyacılarla ittifakı sözcüsü Yalçın Akdoğan’ın “milli orduya kumpas kuruldu” cümlesiyle devreye sokuldu. Bu söz 180 derecelik dönüşle Erdoğan’ın yeni ittifakının kimlerle, hangi hatta kurulacağını gösteriyordu. Türk sınırlarını ihlal eden uçak düşürme vak’ası Rusya ile ilişkileri germiş gibi görünse de sonuçta Erdoğan’ın ve Türkiye’nin Rusya’ya olan bağımlılığını, mecburiyetini ve mahkumiyetini perçinledi. Nitekim Erdoğan iç politikada uçak düşürmeyi “kahramanlık” olarak satarken özür dileme, tazminat, yaptırımlara boyun eğme dahil her tavizi verdi. AKP medyası klasik keskin dönüşlerinden birini daha yaparak Davutoğlu’nun: “vur emrini ben verdim” sözüne rağmen faturayı Cemaate yıkmakta gecikmedi.
15 TEMMUZ BU İTTİFAKIN MEYVESİ
15 Temmuz öncesinde Rusya ile AKP arasında bir balayının olduğu, Erdoğan ve çevresinin yolsuzluk ve otoriterleşmeye prim vermeyen batıya karşı bir dayanak aradığı havuz medyadan da açıkça görülüyordu. Darbe senaryosoundan 1 ay kadar önce 5 haziran 2016’da Sabah yazarı Ferhat Ünlü “Matruşkanın İlk Bebeği: Dugin” başlıklı yazısında: “Rus devletinin üzerinde durduğu derin devlet konseptinin, ‘çekirdek devlet aklı’nın kodlarını anlamak gerekiyor” diyerek Dugin’İn “Doğu Perinçek başta olmak üzere Türk Avrasyacılarıyla yakın irtibatı” olduğunu söylüyor. Ferhat Ünlü 2009’da Dugin’le yaptığı röportajdan alıntılar yaparak Dugin’in Erdoğan’ı “Avrasyacı bulduğunu” ifade ediyor. Bu röportajda Dugin Ünlü’ye: “Türkler ve Ruslar geçmişte imparatorluklar kurdu. Tarihteki yanlış anlamaların üzerine bir sünger çekip güçlerimizi birleştirmeliyiz. Türkler sıcak denizlere inme emellerimize mani oldular. Ama şimdi birlikte hareket edersek çok kutuplu bir dünyanın kurulmasına yardımcı olabiliriz. Bir tür jeopolitik müttefik olabiliriz. ..Bence gelecekte NATO bitebilir, çünkü artık daha fazla seçenek var. .. Ben 1990’larda kişisel olarak Türkiye’yi Rusya’nın politik düşmanı olarak addettim. Fakat şimdi fikrimi değiştirdim.” diyor. Ferhat Ünlü Dugin’i pragmatist olarak tanımlıyor ve “ABD’nin küresel hâkimiyetini kırmak için her türlü bölgesel ittifakı teşvik ettiğini” söylüyor.[2]
Kasım 2016’da Türkiyeye gelen ve AKP grup toplantısına katılan, TBMM Darbeyi Araştırma Komisyonu’nun ifadesine başvurduğu Dugin, “Putin’in Türkiye’ye “stratejik ortaklık teklif ettiğini”[3] söylüyor. Türk medyasına verdiği beyanatta ise Erdoğan’ın darbe teşebbüsü sonrası ifade ettikleriyle örtüşür şekilde “NATO, ABD, CİA” vurgularıyla 15 Temmuz’la ilgili Batılı güçleri hedef gösteriyor; Rusya’nın dostluğuna, desteğine dikkati çekiyordu. Ayrıca Dugin: “Bu darbe girişimi ABD’nin Erdoğan rejimine yaptığı bir savaş ilanıydı. Bunun Amerika’nın Erdoğan ve Türkiye’ye yönelik bir girişimi olduğu artık çok açıktır. ..Bu durumda jeopolitik bir darbe girişimi ile uğraşıyoruz demektir. Bu da diğer büyük jeopolitik güç olan Rusya’nın davet edilmesini gerektiriyor.“[4] demiştir. Dugin’in 15 Temmuz’un bir kaç gün sonrası sarf ettiği: “Türk vatanseverler darbeyi bastırdı. Artık Türkiye’yi Moskova’yla arayı düzeltmekten hiçbir güç alıkoyamaz”[5] sözleri “Batı kulübünü bırakın birlikte hareket edelim” anlamına gelmekte ve Rusya’nın Darbe senaryosundan beklentilerini özetlemektedir. Aleksandre Dugin’in 15 Temmuzdan kısa süre önce Putin tarafından gizlice Ankara’ya gönderildiği ve darbe ile ilgili bilgiler ve sonrası tutuklanacaklarla ilgili listeler verdiği bilgisi de medyada yer aldı[6]. Erdoğan’ın: “Putin’in darbe girişminde hızlı desteğinden memnunum”[7] ifadesi ve CB sözcüsü İ. Kalın’ın Erdoğan’ın Rusya ziyareti öncesi: “Bu süreçte Sayın Putin’in Cumhurbaşkanımızı telefonla arayarak Türk demokrasisine desteğini ve darbe teşebbüsüne tepkisini dile getirmesi çok önemli bir mesajdı.“[8] sözleri 15 Temmuz üzerindeki Rusya-Erdoğan işbirliği sorgulamarını artırıyor. 15 Temmuz sonrası Rusya’nın tepeden bakan tavrına rağmen verilen tavizler, ezik tutum, Suriyede Rusya’ya boyun eğme, bazı büyük ihaleleri Rusya’ya verme üzerinde düşünülmesi gereken sıkıntılı konular. Başta GK Başkanı Hulusi Akar’ın itiraf niteliğindeki açıklaması ve Darbe duruşmalarındaki diğer asker ifadelerini ve çelişkileri birarada değerlendirdiğimizde taşlar yerine oturuyor.
Bütün bunlara rağmen pragmatizm ustası Erdoğan’ın batı paktından çıkmaya cür’et edebileceğini ve Rusya ile sıkı bir pakt ilişkisine girecebileceğini sanmıyoruz. Erdoğan gündelik politikalarla kendini kurtarmanın hesabını yapıyor ve bu konuda ülke aleyhine taviz vermede, birileriyle masaya oturmada çizgisi, ilkeleri yok. Onun en önemli çizgisi kendisi ve çıkarları.
Bir senaryo üzerinden geliştirilen bu ortaklık bir stratejik ortaklıkla, Türkiye’nin Batıdan, NATO’dan ve AB sürecinden bütünüyle kopup Rusya liderliğindeki paktlara girme şeklinde sonuçlanır mı bilemiyoruz. Ama Erdoğan, Ergenekoncular, Avrasyıclar Rusya’nın himaye ve desteğinde bir proje yürüttüler ve hepsi bundan son derece karlı çıktı.
Bu ortaklık, işbirliği sonucu kimler neler kazandı?
RUSYA: NATO subayları TSK’den bütünüyle tasfiye edildi. NATO’nun 65 yıllık birikimi sıfırlandı. NATO subaylarının yerini Arasyacı darbeci Rusya yanlısı subaylar aldı. Erdoğan’ın Rusya ile bireysel çıkar ilişkisi nedeniyle Türkiye kadim Türk yurdu Kırım’a, Kırım Tatar Parlemantosunun feshine, işgale sessiz kaldı. Ortadoğu’da milli çıkarlarımızla örtüşmeyen Rusya politikalarına göz yumuldu. Suriye, bu işbirliği nedeniyle bütünüyle Rusya insiyatifini terk edildi. Ortadoğu’da Rusya ile tezleri örtüşmeyen Türkiye “kuzu” haline getirildi ve bütünüyle oyun dışına itildi.
Rusya ile bir kısım silah anlaşmaları yapıldı. Rusya Türk dünyası üzerinde etkili olabilecek potansiyele sahip bir rakibini kontrol altına aldı, politik ve diplomatik etkisini zayıflattı. Dugin’in Avrupayı kuşatmayı ve kontrolü hedefleyen Yeni Avrasyacılık stratejisi gereği önemli bir kanat ülke olan Türkiye Batıdan, NATO’dan uzaklaştırıldı; en azından eylemsiz bırakıldı.
Bu arada Erdoğan “Batıyı dengeleyeceğim” diye dünyanın türlü coğrafyalarında otoriter yönetimlerle ilişkilere girdi. İran’ın bölgede kazandığı mevzileri problem etmedi, hatta Türkiye’yi ve kendisini aşağılamasını bile sineye çekti. Doğu Türkistan davasını sattı, Doğu Türkistanlıları “terörist” olarak Çin’e iade etti. Yıllarca “Kırmızı çizgimiz” diye bağırdıkları Kerkük Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne katıldı. MHP’nin, milliyetçierin sesi dahi çıkmadı. Yunanistan’ın nerdeyse her hafta bir adamızı işgal etmesini görmezden geldi. Kıbrıs meselesinde aleyhe gelişmeler yaşandı ama hiç ses verilmedi. Suriyede dibimizde PYD devleti kuruldu, Erdoğan içeriye kükrerken dışardaki tüm olumsuz gelişmeleri yuttu.
ERDOĞAN: Erdoğan Ergenekoncularla ve Avrasyacılarla ittifak kurduktan sonra iç politikada ciddi bir hareket alanı kazandı, üzerindeki baskıları hafifletti. Ergenekoncuların devletteki kadroları (yargı-Ordu-bürokrasi) ve medyadaki destekçileri sayesinde hızlı fişlemeler yaptı, kamuoyundaki olumsuz algıyı değiştirmede stratejik üstünlük elde etti. 17/25 Aralık yolsuzluk dosyalarından kurtuldu. Paralarını, ailesini ve çıkarlarını (şimdilik) güvence altına aldı. 15 Temmuz olayı Erdoğan için tam bir “Allah’ın lütfu” oldu. Bu kurgu ve işbirliği Erdoğan’ın tartışmasız Tek Adam haline gelmesine, devletin bütün güç ve unsurları üzerinde denetim sağlamasına sebep oldu. Tekmil manada diktatörlüğünü kurdu. Para trafiğini istediği gibi yönetme, ihale-komisyon işlerinde kimseden çekinmeden hareket etme fırsatı yakaladı. Her kesime karşı ve dilediği gibi kullanabileceği çok güçlü ve yeni bir “mağduriyet” daha elde etti ve gelecekle ilgili kendine güveni geldi. Artık 2030’ları planlayabiliyordu! Kendisine biat etmeyen kesimlere “darbe” üzerinden diz çöktürdü. Kişisel intikam planlarını devreye soktu ve AKP içindekiler dahil bir kenara yazdıklarından intikam almaya başladı. 15 temmuz Erdoğan’a MHP’yi ve diğer küçük muhalifleri tam kontrol etme, HDP’yi kodese tıkma-sindirme ve CHP’yi uysallaştırma imkanı verdi.
ERGENEKONCULAR: Dün kanlı-bıçaklı olan iki kesim ortak düşmana karşı stratejik işbirliği kurdular ve kazan kazan formülüyle çalıştılar. Bu sürecin sonuçta kazananı kim olacak, menfeate dayalı bu sun’i ittifak neye evrilecek bilemiyoruz ama Ergenekoncular bu işbirliğinden en kazançlı çıkan grup oldu. İçi gayet dolu ve sağlam olan darbe davaları kapatıldı, hepsi hapisten çıktı. TSK ve Bürokrasideki konumlarını eskisinden daha güçlü şekilde yeniden kazandılar. Üstelik bu defa hükümetin kendilerine duyduğu ihtiyacın farkındaydılar. Ergenekon Yargılamaları sürecinde dedikleri gibi onları içeriye atan polisler-yargıçlar tam da onların çıktıkları koğuşlara kondu, Silivri’ye dolduruldular. Anayasa ve yasalardan kaynaklanan görevlerini yapan polis-hakim-savcıları hapse atmakla kalmadı, içerde kendilerine dışarda çoluk çocuğuna işkenceler ettiler. Nitelikli bütün kadroların tasfiyesi nedeniyle devletin stratejik, hassas noktalarını tekrar ele geçirdiler. Özellikle TSK’dan bütün başarılı namuslu subayları tasfiye ettiler. Ordu neredeyse tümüyle Ergenekoncu paşaların eline geçti.
2014 yılı başlarında kurulan Erdoğan-Ergenekon-Avrasyacı ittifakı, projesini 15 Temmuz senaryosu ile taçlandırdı. Bu tabloda kaybeden demokratik blok, AB, NATO oldu. Demokrasi, hukuk, insan hakları ve elbette ki Türkiye’nin geleceği oldu. İslami söylemlerle Erdoğan’ın peşine takılan dindarlar ve cemaatler ise dindar kesime kesilen faturanın, yıkımın büyüklüğünün hala farkında değiller. Cemaatler-tarikatler küçük ve kısa vadeli hesaplar için ağır bir yozlaşma sürecine girdi ve 40-50 yılda Anadolu’dan yetişmiş dindar, muhafazakar ve eğitimli nitelikli insan kaynaklarının, sermayesinin biçilmesine göz yumdular.
15 Temmuz üzerindeki sisler dağıldıkça Saray-TSK-MİT’in içinde olduğu, bir yabancı ülkenin himaye ettiği bir kumpasla karşı karşıya olduğumuz ortaya çıktı. 15 Temmuz’la ilgili üretilen argümanlar hızla çöküyor. Tarih Milli orduya kimin ve kimlerin tuzak kurduğunu gösterecektir. Gelecek nesiller, kendisine emanet edilen mehmetçikleri-değerli komutanları bir senaryo uğruna heder eden GKB Hulusi Akar’ı bu kara tablo ile anacaktır. Başında Milli olan bir istihbarat kurmunu milletin aleyhine çalıştıran bir MİT müsteşarını millet unutmayacaktır. Tarih boyunca Türklerin en önemli kurumu ordu olmuştur. Ordunun çökertilmesi durumunda devlet ve toplum ciddi zaafa uğramıştır. Maalesef devleti, milleti, orduyu koruması gerekenler işbbirliği içinde imha-tahrip işine koyulmuşlardır.
Bu arada ironik bir durumu hatırlamakta yarar var. NATO’yu sevmeyebilirsiniz ama biz II. Dünya Savaşı sonrası NATO’ya neden girmiştik?
Stalin Rusyası’nın (SSCB) tehdidinden korunmak için ve yalvar yakar, Kore’de canlarımızla bedel ödeme mukabili girmiştik Atlantik Paktına. Rusya’dan bizi korusun diye girdiğimiz NATO Rusya’ya çerez yapılıyor. Daha fecaati yetişmiş, nitelikli, kahraman Türk subayları Rusya için feda edildi. Kirlenmiş bir kişiyi ve kadroyu korumak için bir tiyatro sahnelendi devletin, ordunun, toplumun genetik kodlarıyla oynandı.
Eğer aksi iddia ediliyorsa hodri meydan!
Neden silahların balistikleri yapılmadı, sahnelenen olayda şehit edilen 254 insanın neden hiçbirine otopsi yapılmadı, SADAT bu kurgunun neresindeydi sorularına cevap verilsin.
Eğer darbe olduğundan eminseniz duruşmalar, yargılamalar U.A ve ulusal medyaya, kamuoyuna açık yapılsın, bütün dünya neler yaşandığını görsün!
Her gün yeni doğum yapmış anaları bebeğiyle tutuklayarak, 80’lik dedeleri, nineleri, esnafları, ev hanımlarını hapsederek kimseyi darbeye ikna edemezsiniz. Sadece zulmünüzü katlarsınız.
Can alıcı soru: NATO bu yapılanları yutar ve hazmeder mi? Böylesine ağır ve aşağılayıcı bir tavrı NATO’nun ve NATO’ya liderlik eden ABD’nin hazmedeceğini ve Türkiye gibi önemli bir ülkeyi, TSK gibi etkili bir orduyu Rusya angajmanı olan Avrasyacılara feda edeceğini sanmıyoruz. Bir kurgu ve senaryo ile TSK’yı pazarlık aracı yapan, Avrasyacı-Ergenekonculara teslim eden Erdoğan’a bir gün bir şekilde bedel ödetilecektir. En azından NATO’ya karşı yaptıkları sineye çekilmeyecektir.
[Doç. Dr. Mahmut Akpınar] 7.6.2017








