Katar'ın satın aldığı Finansbank, Borsa İstanbul'da (BİST) son 5 ayda 59 kat değer kazandı. BİST'te bütün şirketlerin piyasa değeri 217 milyar Amerikan Dolar seviyesinde iken, sadece QNB Finansbank'ın değeri 44 milyar dolara ulaştı. Uzmanlar BİST tarihinde böyle bir tablo ile ilk defa karşılaşıldığını belirtiyor.
SAMANYOLUHABER- Katar'ın milli bankası QNB tarafından satın alınan Finansbank'ın Borsa İstanbul'da (BİST) işlem gören hisse senetleri adeta uçuyor.
Finansbank ve iştiraklerinin değer artışı yatırımcıları şaşırtmaya devam ediyor.
Finansbank'ın leasing /kiralama şirketi QNB Finansal Kiralama AŞ'nin hisse değeri 26 Ağustos 2019’da 4 lirayken, bugün ise 238 liraya çıktı. Son 5 ayda hisse fiyatı 59 kat yükseldi.
BORSA 217 MİLYAR DOLAR, QNB FİNANSBANK 44 MİLYAR DOLAR!
İş Yatırım’dan Halil Barışkan izahe muhtaç yükselişe dikkati çekerek, “Borsa İstanbul'un piyasa değeri 217 milyar dolar. Bunun yüzde 20'si sadece 44 milyar dolar ile QNBFB. Diyeceklerim bu kadar." değerlendirmesinde bulundu.
Uzmanlar hisse senedinin kamu bankaları ve Varlık Fonu marifeti ile şişirildiğini iddia ediyor,
Hüsnü Özyeğin'in 1987 yılında kurduğu Finansbank 2006 yılında Yunanistan'ın milli bankası National Bank of Greece (NBG) tarafından satın alınmıştı. NBG, Finansbank'ın yüzde 43 hissesi için 2,3 milyar dolar ödemişti.
HÜSNÜ ÖZYEĞİN, YUNANİSTAN'A SATARAK EN ZENGİNLER LİSTESİNE GİRMİŞTİ
Satıştan elde ettiği gelir sayesinde işadamı Hüsnü Özyeğin, Forbes Türkiye Zenginler Listesi'nde ilk 5 arasına girmişti.
10 yıl sonra Finansbank'ın tamamı körfez sermayeli Qatar National Bank'a (QNB) satıldı. Finansbank halka açık olmadığı için satış bedeli hakkında açıklama yapılmadı.
Finansbank; Türkiye genelinde 620’den fazla şubesi, 12 binin üzerindeki çalışanı ile 5,3 milyonun üzerinde müşteriye hizmet veriyor.
QNB Finansbank Finansal Kiralama AŞ'nin değer artıcı baş döndürüyor.
PİYASA DEĞERİ SON İKİ AYDA YÜZDE 400'TEN FAZLA ARTTI
Bloomberg’ün haberine göre QNB Finansbank'ın da piyasa değeri borsanın tamamının yüzde 20'sine yaklaştı.
QNB Finansbank'ın hisseleri 2019 yılı kasım ayı sonundan bu yana yüzde 400'ün üzerinde yükseliş kaydederek 90 TL'ye yaklaştı.
Bankanın hisse senetleri 2019 yılı kasım ayı sonunda 20 TL altında, aralık sonunda 25 TL civarındaydı.
Halihazırda 89,35 TL'den işlem gören QNB Finansbank, yıl başından bu yana yüzde 138 yükseliş kaydetti.
Yüzde 99,88 hissesine QNB'nin sahip olduğu bankanın halka açıklık oranı sadece yüzde 0,12 seviyesinde. Bankacılık endeksindeki ağırlığı ise yüzde 0,71.
QNB FİNANS FİNANSAL KİRALAMA ANONİM ŞİRKETİ:
Eski ismiyel Finans Finansal Kiralama, yurtiçi ve yurtdışı finansal kiralama faaliyetlerinde bulunan, küçük ve orta ölçekli işletmelerin yatırım ihtiyaçlarına odaklanan, Türkiye merkezli bir şirket.
Şirket, ağır makine, medikal ekipman, tekstil ekipmanları, gayrimenkul, matbaa, imalat makineleri ve ticari araçlar, vb için kiralama hizmetleri sunuyor.
[Samanyolu Haber] 21.1.2020
Melek Anne Tem Şubeye götürülüyor: ‘Adalet Talebi Susturulamaz’
Ankara Emniyet’i hukuksuzlukta sınır tanımıyor. Hava Harp Okulu öğrencisi olan oğlu Furkan Çetinkaya ve arkadaşları için ‘adalet’ isteyen Melek Çetinkaya, evden çıkarken kapıda pusu kuran sivil polisler tarafından ‘gözlem altına’ alındı. Hukukta ‘gözlem altına almak’ diye bir tabir yok! Ankara polisi, yeni hukuki terimler uydurarak hukuksuzluğa ‘kılıf’ yaratıyor. Melek Çetinkaya, resmen fiili ev hapsine alındı.
Melek Çetinkaya’nın, hiç bir eylemde bulunmadığı halde evden çıkarken gözaltına alınması tepkiye neden oldu. İnsan Hakları Savunucusu ve HDP Milletvekili Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu, tepkisini Twitter hesabı üzerinden gösterdi. Gergerlioğlu, İçişleri Bakanlığı’nı etiketleyerek yaptığı paylaşımda, “Nedir bu anneyi rahatsız ettiğiniz..!? Her keyfiliği mübah sanıyorsunuz ama bilin ki tüm kamuoyu Melek annenin yanındadır.! Hukuksuz işlerinizi bırakın..!” ifadelerini kullandı.
Cemal Yıldırım: Melek Hanım Tem Şubeye götürülüyor
Bugün saat 20.00 tag önerisi. ADALET TalebiSusturulamaz”
Melek Çetinkaya’nın harbiye öğrencisi olan oğlu Furkan Çetinkaya ve 329 arkadaşı, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından önce tutuklanmış ardından müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı.
[TR724] 21.1.2020
Melek Çetinkaya’nın, hiç bir eylemde bulunmadığı halde evden çıkarken gözaltına alınması tepkiye neden oldu. İnsan Hakları Savunucusu ve HDP Milletvekili Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu, tepkisini Twitter hesabı üzerinden gösterdi. Gergerlioğlu, İçişleri Bakanlığı’nı etiketleyerek yaptığı paylaşımda, “Nedir bu anneyi rahatsız ettiğiniz..!? Her keyfiliği mübah sanıyorsunuz ama bilin ki tüm kamuoyu Melek annenin yanındadır.! Hukuksuz işlerinizi bırakın..!” ifadelerini kullandı.
Cemal Yıldırım: Melek Hanım Tem Şubeye götürülüyor
KHK’lı Cemal Yıldırım da sosyal medya hesabı twitterdan Melek Çetinkaya’nın son durumunu paylaştı. Yıldırım şunları yazdı; “Adalet arayan anaların şahsında Melek Çetinkaya ya sahip çıkalım. Melek Hanım Tem şb. götürülüyormuş.Adalet arayan anaların şahsında Melek Çetinkaya ya sahip çıkalım. Melek Hanım Tem şb. götürülüyormuş.— Cemal Yıldırım (@cemalyldrm) January 21, 2020
Bugün saat 20.00 tag önerisi
ADALET TalebiSusturulamaz pic.twitter.com/94VnOvwlJn
Bugün saat 20.00 tag önerisi. ADALET TalebiSusturulamaz”
Melek Çetinkaya’nın harbiye öğrencisi olan oğlu Furkan Çetinkaya ve 329 arkadaşı, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından önce tutuklanmış ardından müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı.
[TR724] 21.1.2020
Eve dönmenin yolları [Can Bahadır Yüce]
“Ülkesini güzel bulan insan daha yolun başındadır, her yeri kendi yurdu gibi gören insan güçlüdür, ama bütün dünyayı yabancı bir ülke gibi gören insan mükemmeldir.”
Evin yolunu ilk kaybettiğimde beş ya da altı yaşında olmalıyım. Yeni taşındığımız ‘lojmanlar’da biraz oynamaya çıkıp kaybolmuştum. Nereye gittiğimi ya da eve nasıl döndüğümü değil, sonraki konuşmaları anımsıyorum.
Tıpkı Alejandro Zambra’nın novellasındaki gibi… Çocukluğun, masumiyetin, kayıp bir kuşağa özlemin, diktatörlüğün, sokağa çıkma yasaklarının iç içe geçtiği anlatısına Eve Dönmenin Yolları adını vermişti Zambra. Birçoğumuz gibi kitabın anlatıcısı için de ‘eve dönmek’ bir adresi bulmaktan fazlasıydı.
Sonra birkaç kez daha kayboldum. Aklımda ayrıntılarıyla kalan tek serüven, Taksim’in ortasında yapayalnız kalışımdı. İstanbul’a taşındığımız yaz, yatılı okul kafilesinden ayrılınca yönümü şaşırmış, halime acıyan bir yabancının yardımıyla eve -Fenerbahçe’ye- dönebilmiştim.
Eve dönmenin anlamını da orada, yatılı okulda öğrendim.
Walter Benjamin, hayatta hiçbir zaman telafi edemeyeceğimiz tek şeyin on beşimizdeyken evden kaçmamış olmak olduğunu söyler. (Haklı olabilir, yine de Benjamin’in son yolculuğunda bir ‘ev’ edinme umudunu yitirdiği için zehri içtiğini düşünmeden edemiyorum.) Evden ayrılmak eşsiz bir hayat dersidir. Dünyaya dışarıdan, bir yabancı gibi bakmayı öğrenir insan. Konakladığı her evi geçici görme yeteneğini kazanır. On ikinci yüzyılda yaşayan keşiş St. Victor’lu Hugo şöyle demiş: “Ülkesini güzel bulan insan daha yolun başındadır, her yeri kendi yurdu gibi gören insan güçlüdür, ama bütün dünyayı yabancı bir ülke gibi gören insan mükemmeldir.”
Ben evden iki kez ayrıldım. Yatılı okulun kapısından girerken de, başka bir ülkeye uçarken de artık hiçbir şeyin eskisi olmayacağını biliyordum. İki yolculukta da midemin üstünde hissettiğim ağrı aynıydı.
Evsizlik —yani sürgünlük, mültecilik, göçmenlik, göçebelik— çağımızda yeni anlamlar kazandı. İnsanları ülkeden sürme geleneği (exsul: sürgün edilen kimse) yüzyıllar öncesine dayansa da (Ovidius, Dante, Petrarca) sürgünlerin ve mültecilerin siyasi kimlikle ötekileştirilmesi yirminci yüzyılın buluşu. Hitler, Yahudileri Luftmensch diye aşağılamıştı—ayağı yerden kesikler. Oysa göçmenlik (köksüzlük değil) iyidir.
Kısaca, eve dönmesi engellenen herkes sürgündür. Gelgelelim, sürgün, mülteci, göçmen arasında farklar var. Bu ayrımı Edward Said uzun boylu irdelemişti. Yirminci yüzyılın tipik sürgünlerinden, sürgün üzerine en önemli metinlerden bazılarını yazmış Said’in (Wallace Stevens’tan ödünç aldığı deyişle sürgüne “kış ruhu” diyordu) kavramsallaştırmasında bir mutlakçılık vardır. Said’e göre sürgünlük modern çağın en trajik deneyimidir, sürgünler ne yaparlarsa yapsınlar öksüzlük duygusundan kurtulamazlar. Son kertede Said sürgünü idealize ediyor, sürgünlerin çevrelerine maya çaldıklarını söylüyordu. Bu bakış ideal bir ‘ev’i varsayar. O ‘ev’ gerçekten var mı?
Bana kalırsa çağımızın sürgün ruhu bir idealden çok eve dönme özlemi, dönme isteğini yitirme, dönmeyi artık umursamama, dönemeyecek olmanın hayal kırıklığı, neyi yitirdiğini bilememenin pişmanlığı gibi duyguların kesişiminden ortaya çıkıyor. ‘Eve dönme’ duygusu hakkında yazılmış belki en güzel denemede eleştirmen James Wood bunu tek sözcükte özetlemişti: sonradanlık. Eve dönülse de dönülmese de artık her şey sonradandır, her şeye geç kalınmıştır.
Çağımız yeni bir evsiz sınıfı doğurdu, çünkü ev fikri artık iyice belirsizleşti. Evini özleyen ama dönmeyi hiç düşünmeyenler, onun yerine ailesini, yakınındakileri, uğraşını ya da anadilini ev belleyenler… Brodsky ülkesinden ayrıldıktan sonra Rusçayı evi saymıştı. Beckett yıllarca ‘kendini evinde hissettiği’ Fransızca yazsa bile ömrünün son aylarında anadiline -evine- döndü. Adorno yazıyı yeryüzünde mümkün olan tek ev bildi.
Ülkesine dönmek isteyen sürgün roman kahramanının, “Rusya’nın nasıl olduğunu unuttun galiba? Orada kaba saba insanlar var.” sözüne yanıtı şuydu: “Moskova’da insanlar hiç değilse Rusça kabalık ediyorlar.”
Gerçekten tek kalıcı ev dil mi? Şimdi başka bir ülkede, mesleğimi başka bir dilde yaparken, oturmuş Türkçe yazıyorum. Bu soylu bir direniş mi yoksa boş bir avuntu mu?
Sürgün, itiraf etmese de, kaçınılmaz bir yazgı gibi, ülkesine dönmeyi bekler. Gelgelelim, bu bekleyişin hayal kırıklıklarıyla bittiğini de biliyoruz. Çünkü her şey değişse de bazen aslında hiçbir şey değişmez. Sinekli Bakkal’daki işkencecinin romanın sonunda “hürriyet kahramanı” oluşu gibi… Bunu Âkif bir şiirinde anlatır: “Bir de İstanbul’a geldim ki bütün çarşı pazar / Naradan çalkanıyor öyle ya hürriyet var // Kimse farkında değil anlaşılan yaptığının / Kafalar tütsülü hülya ile, gözler kızgın…”
Bugün sözcüklerin anlamları da değişiyor. “Sürgün”ün genellikle bireyleri, “mülteci”nin toplulukları çağrıştırması, sürgünlüğün daha saygın, mülteciliğin daha muhtaç konumlar olarak algılanması bu değişimle ilgili. (Ünlü bir gazetecinin “Ben sürgünüm, onlar kaçak” diye özetlenebilecek tutumu, bunun en iyi örneğiydi.)
Eve dönme özlemiyle bir daha dönmeme kararlılığı arasındaki modern evsizlik durumu ancak sürgünü romantize etmeden, soğukkanlılıkla anlaşılabilir. Çünkü eve dönmemek de tıpkı eve dönmek gibi öğrenilen bir şeydir.
Eve dönmenin yolunu çoktandır biliyorum ama ‘ev’ neresi, artık onu bilmiyorum.
[Can Bahadır Yüce] 21.1.2020 [Kronos.News]
Evin yolunu ilk kaybettiğimde beş ya da altı yaşında olmalıyım. Yeni taşındığımız ‘lojmanlar’da biraz oynamaya çıkıp kaybolmuştum. Nereye gittiğimi ya da eve nasıl döndüğümü değil, sonraki konuşmaları anımsıyorum.
Tıpkı Alejandro Zambra’nın novellasındaki gibi… Çocukluğun, masumiyetin, kayıp bir kuşağa özlemin, diktatörlüğün, sokağa çıkma yasaklarının iç içe geçtiği anlatısına Eve Dönmenin Yolları adını vermişti Zambra. Birçoğumuz gibi kitabın anlatıcısı için de ‘eve dönmek’ bir adresi bulmaktan fazlasıydı.
Sonra birkaç kez daha kayboldum. Aklımda ayrıntılarıyla kalan tek serüven, Taksim’in ortasında yapayalnız kalışımdı. İstanbul’a taşındığımız yaz, yatılı okul kafilesinden ayrılınca yönümü şaşırmış, halime acıyan bir yabancının yardımıyla eve -Fenerbahçe’ye- dönebilmiştim.
Eve dönmenin anlamını da orada, yatılı okulda öğrendim.
Walter Benjamin, hayatta hiçbir zaman telafi edemeyeceğimiz tek şeyin on beşimizdeyken evden kaçmamış olmak olduğunu söyler. (Haklı olabilir, yine de Benjamin’in son yolculuğunda bir ‘ev’ edinme umudunu yitirdiği için zehri içtiğini düşünmeden edemiyorum.) Evden ayrılmak eşsiz bir hayat dersidir. Dünyaya dışarıdan, bir yabancı gibi bakmayı öğrenir insan. Konakladığı her evi geçici görme yeteneğini kazanır. On ikinci yüzyılda yaşayan keşiş St. Victor’lu Hugo şöyle demiş: “Ülkesini güzel bulan insan daha yolun başındadır, her yeri kendi yurdu gibi gören insan güçlüdür, ama bütün dünyayı yabancı bir ülke gibi gören insan mükemmeldir.”
Ben evden iki kez ayrıldım. Yatılı okulun kapısından girerken de, başka bir ülkeye uçarken de artık hiçbir şeyin eskisi olmayacağını biliyordum. İki yolculukta da midemin üstünde hissettiğim ağrı aynıydı.
Evsizlik —yani sürgünlük, mültecilik, göçmenlik, göçebelik— çağımızda yeni anlamlar kazandı. İnsanları ülkeden sürme geleneği (exsul: sürgün edilen kimse) yüzyıllar öncesine dayansa da (Ovidius, Dante, Petrarca) sürgünlerin ve mültecilerin siyasi kimlikle ötekileştirilmesi yirminci yüzyılın buluşu. Hitler, Yahudileri Luftmensch diye aşağılamıştı—ayağı yerden kesikler. Oysa göçmenlik (köksüzlük değil) iyidir.
Kısaca, eve dönmesi engellenen herkes sürgündür. Gelgelelim, sürgün, mülteci, göçmen arasında farklar var. Bu ayrımı Edward Said uzun boylu irdelemişti. Yirminci yüzyılın tipik sürgünlerinden, sürgün üzerine en önemli metinlerden bazılarını yazmış Said’in (Wallace Stevens’tan ödünç aldığı deyişle sürgüne “kış ruhu” diyordu) kavramsallaştırmasında bir mutlakçılık vardır. Said’e göre sürgünlük modern çağın en trajik deneyimidir, sürgünler ne yaparlarsa yapsınlar öksüzlük duygusundan kurtulamazlar. Son kertede Said sürgünü idealize ediyor, sürgünlerin çevrelerine maya çaldıklarını söylüyordu. Bu bakış ideal bir ‘ev’i varsayar. O ‘ev’ gerçekten var mı?
Bana kalırsa çağımızın sürgün ruhu bir idealden çok eve dönme özlemi, dönme isteğini yitirme, dönmeyi artık umursamama, dönemeyecek olmanın hayal kırıklığı, neyi yitirdiğini bilememenin pişmanlığı gibi duyguların kesişiminden ortaya çıkıyor. ‘Eve dönme’ duygusu hakkında yazılmış belki en güzel denemede eleştirmen James Wood bunu tek sözcükte özetlemişti: sonradanlık. Eve dönülse de dönülmese de artık her şey sonradandır, her şeye geç kalınmıştır.
Çağımız yeni bir evsiz sınıfı doğurdu, çünkü ev fikri artık iyice belirsizleşti. Evini özleyen ama dönmeyi hiç düşünmeyenler, onun yerine ailesini, yakınındakileri, uğraşını ya da anadilini ev belleyenler… Brodsky ülkesinden ayrıldıktan sonra Rusçayı evi saymıştı. Beckett yıllarca ‘kendini evinde hissettiği’ Fransızca yazsa bile ömrünün son aylarında anadiline -evine- döndü. Adorno yazıyı yeryüzünde mümkün olan tek ev bildi.
Ülkesine dönmek isteyen sürgün roman kahramanının, “Rusya’nın nasıl olduğunu unuttun galiba? Orada kaba saba insanlar var.” sözüne yanıtı şuydu: “Moskova’da insanlar hiç değilse Rusça kabalık ediyorlar.”
Gerçekten tek kalıcı ev dil mi? Şimdi başka bir ülkede, mesleğimi başka bir dilde yaparken, oturmuş Türkçe yazıyorum. Bu soylu bir direniş mi yoksa boş bir avuntu mu?
Sürgün, itiraf etmese de, kaçınılmaz bir yazgı gibi, ülkesine dönmeyi bekler. Gelgelelim, bu bekleyişin hayal kırıklıklarıyla bittiğini de biliyoruz. Çünkü her şey değişse de bazen aslında hiçbir şey değişmez. Sinekli Bakkal’daki işkencecinin romanın sonunda “hürriyet kahramanı” oluşu gibi… Bunu Âkif bir şiirinde anlatır: “Bir de İstanbul’a geldim ki bütün çarşı pazar / Naradan çalkanıyor öyle ya hürriyet var // Kimse farkında değil anlaşılan yaptığının / Kafalar tütsülü hülya ile, gözler kızgın…”
Bugün sözcüklerin anlamları da değişiyor. “Sürgün”ün genellikle bireyleri, “mülteci”nin toplulukları çağrıştırması, sürgünlüğün daha saygın, mülteciliğin daha muhtaç konumlar olarak algılanması bu değişimle ilgili. (Ünlü bir gazetecinin “Ben sürgünüm, onlar kaçak” diye özetlenebilecek tutumu, bunun en iyi örneğiydi.)
Eve dönme özlemiyle bir daha dönmeme kararlılığı arasındaki modern evsizlik durumu ancak sürgünü romantize etmeden, soğukkanlılıkla anlaşılabilir. Çünkü eve dönmemek de tıpkı eve dönmek gibi öğrenilen bir şeydir.
Eve dönmenin yolunu çoktandır biliyorum ama ‘ev’ neresi, artık onu bilmiyorum.
[Can Bahadır Yüce] 21.1.2020 [Kronos.News]
Oğul Erdoğan: Cumhurbaşkanımız geçmiş önümüze yara yara gidiyor…
Bilal Erdoğan: Bu ülkenin geleceği için gençlerine mesajlar veren kimimiz var? Cumhurbaşkanımız geçmiş önümüze yara yara gidiyor, dünyanın en büyük aktörleriyle masaya oturuyor.. arkayı iyi desteklememiz lazım.'
KRONOS -21 Ocak 2020
Cumhurbaşkanı Erdoğan’oğlu Bilal Erdoğan, Gençlik ve Spor Bakanlığı Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğü programında öğrencilerle bir araya geldi.
Tarafsız Haber Ajansı’nda yer alan habere göre burada konuşan Bilal Erdoğan ”Bizim 20. yüzyıl aydınımız maalesef dünyayı takip edemedi, dünyayı kaçırdı. Nasıl kaçırdı? İttihatçılar eğitim için gittikleri zaman Avrupa’ya özellikle Fransa’daki pozitivist akımlardan etkilendiler, dinin hep ‘tu kaka’ edildiği, kötü görüldüğü, haşa Allah’la tanrıyla bir rekabetin, bir didişmenin hayat tarzı edinildiği bir dünya görüşünü benimseyip Türkiye’ye döndüler. Avrupa o pozitivizmi aştı, bizim aydınımız o pozitivizmden 100 yıl, 150 yıl kurtulamadı. Bu, biraz aydınımızda dünyayı kaçırmasını, ülkemizin de dünya gündemlerinin hep peşinden gitmesini, gerisinde kalmasını getirdi” dedi.
Bilal Erdoğan sözlerinin devamında şunları söyledi:
“Bu ülkenin geleceği için gençlerine mesajlar veren, motivasyon veren kimimiz var? Cumhurbaşkanımız geçmiş önümüze yara yara gidiyor, Libya’da mücadele, Doğu Akdeniz’de mücadele, Suriye’de mücadele, dünyanın dört bir yanında dünyanın en büyük aktörleriyle masaya oturuyor artık bizim arkadan gelenler olarak bu arkayı iyi desteklememiz lazım. Fikirle desteklememiz lazım, projelerle desteklememiz lazım, hayallerimizi gerçekleştirerek desteklememiz lazım.”
[Kronos.News] 21.1.2020
KRONOS -21 Ocak 2020
Cumhurbaşkanı Erdoğan’oğlu Bilal Erdoğan, Gençlik ve Spor Bakanlığı Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğü programında öğrencilerle bir araya geldi.
Tarafsız Haber Ajansı’nda yer alan habere göre burada konuşan Bilal Erdoğan ”Bizim 20. yüzyıl aydınımız maalesef dünyayı takip edemedi, dünyayı kaçırdı. Nasıl kaçırdı? İttihatçılar eğitim için gittikleri zaman Avrupa’ya özellikle Fransa’daki pozitivist akımlardan etkilendiler, dinin hep ‘tu kaka’ edildiği, kötü görüldüğü, haşa Allah’la tanrıyla bir rekabetin, bir didişmenin hayat tarzı edinildiği bir dünya görüşünü benimseyip Türkiye’ye döndüler. Avrupa o pozitivizmi aştı, bizim aydınımız o pozitivizmden 100 yıl, 150 yıl kurtulamadı. Bu, biraz aydınımızda dünyayı kaçırmasını, ülkemizin de dünya gündemlerinin hep peşinden gitmesini, gerisinde kalmasını getirdi” dedi.
Bilal Erdoğan sözlerinin devamında şunları söyledi:
“Bu ülkenin geleceği için gençlerine mesajlar veren, motivasyon veren kimimiz var? Cumhurbaşkanımız geçmiş önümüze yara yara gidiyor, Libya’da mücadele, Doğu Akdeniz’de mücadele, Suriye’de mücadele, dünyanın dört bir yanında dünyanın en büyük aktörleriyle masaya oturuyor artık bizim arkadan gelenler olarak bu arkayı iyi desteklememiz lazım. Fikirle desteklememiz lazım, projelerle desteklememiz lazım, hayallerimizi gerçekleştirerek desteklememiz lazım.”
[Kronos.News] 21.1.2020
‘Adalet Yürüyüşü’ için evinden çıkan Melek Çetinkaya’ya gözaltı
Yüksel direnişçisi Nazan Bozkurt’un itirazlarına rağmen Harbiyeli annesi Çetinkaya'nın mahkeme kararı olmadan arabası da arandı.
KRONOS -21 Ocak 2020
Müebbet hapis cezasına çarptırılan Hava Harp Okulu öğrencisi Taha Furkan Çetinkaya’nın annesi Melek Çetinkaya’nın önceki gün başlattığı ‘Adalet Yürüyüşü’nün 3. gününde evinin önünde gözaltına alındı. Polis Adalet Yürüyüşü eylemi için evinden çıkan Çetinkaya’yı kapıda gözaltına alındı.
Öte yandan, Yüksel direnişçisi Nazan Bozkurt’un itirazlarına rağmen Harbiyeli annesi Çetinkaya’nın mahkeme kararı olmadan arabası arandı.
Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne götürülen Melek Çetinkaya, 12 sürecek Adalet Yürüyüşü’nde bugün saat 13.00’te Kızılcahamam Kardeş Şehir Parkı’nda olacağını duyurmuştu.
[Kronos.News] 21.1.2020
KRONOS -21 Ocak 2020
Müebbet hapis cezasına çarptırılan Hava Harp Okulu öğrencisi Taha Furkan Çetinkaya’nın annesi Melek Çetinkaya’nın önceki gün başlattığı ‘Adalet Yürüyüşü’nün 3. gününde evinin önünde gözaltına alındı. Polis Adalet Yürüyüşü eylemi için evinden çıkan Çetinkaya’yı kapıda gözaltına alındı.
Öte yandan, Yüksel direnişçisi Nazan Bozkurt’un itirazlarına rağmen Harbiyeli annesi Çetinkaya’nın mahkeme kararı olmadan arabası arandı.
Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne götürülen Melek Çetinkaya, 12 sürecek Adalet Yürüyüşü’nde bugün saat 13.00’te Kızılcahamam Kardeş Şehir Parkı’nda olacağını duyurmuştu.
[Kronos.News] 21.1.2020
YSK Başkanı Güven: Oy zarflarının kaldırılması gerekir
YSK'da görev süresini tamamlayan ve emekliliğe hazırlanan Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Güven, “Biyometrik kimlik uygulamasına geçilmesi, oy zarfının kaldırılması gerekir. YSK hazır” dedi.
KRONOS -21 Ocak 2020
Görev süresinin dolmasıyla YSK Başkanlığından ayrılacak olan Güven, AA’ya açıklamalar yaparak, 7 yıllık görev süresini değerlendirdi.
YSK Başkanlığı’na 24 Ocak 2013’te 6 yıllık süre için seçildiğini hatırlatan Güven, daha sonra süresinin bir yıl uzatıldığını, 24 Ocak 2020’de 7 yıllık süresini tamamlayacağını aktardı. YSK’nin 15. Başkanı olduğunu söyleyen Güven, görevde bulunduğu sürede 2 Cumhurbaşkanlığı, 3 milletvekilliği, 2 mahalli idareler seçimi, bir de halk oylaması olmak üzere 8 seçim yapıldığını belirtti.
Güven, bunların yanı sıra görevde bulunduğu sürede Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK), esnaf odalarının, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin seçimlerinin, siyasi partilerin kongrelerinin, ara ve yenileme seçimi olmak üzere çok sayıda seçimi gerçekleştirildiğini anlattı.
‘SEÇİMLERİN SAĞLIKLI, GÜVENİLİR OLMASI İÇİN GAYRET ETTİK’
En çok hangi seçimde zorlandığı sorusu üzerine Güven, Türkiye’de siyasetin, halkın seçime ilgisinin büyük olduğunu, seçimlerin zor geçtiğini, kolay bir seçim bulunmadığını söyledi. Güven, “Türkiye’de demokrasinin tesis edildiği yer YSK. Burada seçimler ne kadar sağlıklı tamamlanırsa gelecek günlerde siyaset ve ülke o kadar rahatlar. Seçimleri yapan da seçimlerde yarışan da siyasi partilerdir. Biz seçimlerin hep sağlıklı, güvenilir şekilde yapılması için gayret sarf ettik” dedi.
Seçimlerde sandık kurullarının esas olduğunu, bu kurullarda yer alanlardan 2’sinin devlet memuru, 5 kişinin ise siyasi parti üyelerinden oluştuğunu dile getiren Güven, sandık kurulu üyelerinin seçimi yürüttüğüne işaret etti. YSK’nin sandık kurulu üyelerine eğitimler verdiğini anlatan Güven, sandık kurullarına üye verme hakkına sahip siyasi partilerden de üye vermelerini özellikle istediğini aktardı.
Sadi Güven, şöyle devam etti: “Bundan sonra da seçimler sağlıklı gitsin isteniyorsa, siyasi partilerin sandığa sahip çıkması ve üyelerini bizimle birlikte eğiterek sandığa vermesi gerekir. Siyasi partilerin seçim sahasındaki sandık kurulu sonuçlarını kontrol edebilmeleri açısından dünyada ilk kez sadece bizim yaptığımız tarama usulünü getirdik. Sayım döküm cetveli sahada alındıktan sonra sandık sonuç tutanaklarını ve ilçe birleştirme tutanaklarını YSK’ye geldiği saniyede siyasi partilerle paylaştık. Bu da sahada yapılmış hataya itiraz etme imkanını sağladı.”
‘DÜNYADA TEK…’
Sayım döküm cetvellerinin, sandık sonuç tutanaklarının, ilçe birleştirme, il birleştirme tutanaklarının siyasi partilerle paylaşıldığına değinen Güven, böylece siyasi partilere sandığı denetleme imkanı sunulduğuna belirtti. Güven, bu verilerin seçimlerden sonra da vatandaşların erişimine açıldığına, YSK’nin internet sitesine girenlerin oy kullanılan sandıklardaki ıslak imzalı tutanaklarına ulaşabileceğine, bunun da dünyada tek olduğuna dikkati çekti.
‘ELEKTRİK KESİNTİSİ SEÇİM SONUÇLARINI HİÇ ETKİLEMEDİ’
Seçim güvenliğinin önemine işaret eden Güven, “Bir ara elektrik kesintisi üzerinden tartışmalar oldu. Bu seçim sonuçlarını etkileyen bir şey değildi. Hiç de etkilemedi. Ancak vatandaşın en azından zihnindeki bu düşünceyi, korkuyu giderme adına tüm ilçe seçim kurullarını güç kaynağıyla takviye ettik” diye konuştu.
Yurt dışında yaşayan seçmenlerin ilk kez 2014’te oy kullanmaya başladığını hatırlatan Güven, bu uygulamanın da kendi döneminde hayata geçirildiğini belirtti.
‘YSK BİYOMETRİK KİMLİK UYGULAMASINA HAZIR’
Güven, açıklamalarını şöyle sürdürdü:
“Türkiye’de seçim ne kadar tartışılırsa tartışılsın seçim güvenliği açısından dünyanın en iyilerinden birisiyiz. Bizim gibi siyasi partiler eliyle seçim yapıp da bunu tarayarak birleştiren, itirazları siyasi partilerin üyelerinin olduğu yerlerde değerlendiren başka bir ülke yok. Biyometrik kimlik uygulamasına bizim de geçmemiz gerekir. YSK buna hazır. Oy kullanmaya gelen kişinin biyometrik kimliğini gösterdiğinde, bilgisayarla kimin oy kullanmaya geldiğini müşahitlerin, sandık kurulu üyelerinin, vatandaşların kontrol imkanı olacaktır. Biyometrik kimlik uygulamasının bir an önce tamamlanması gerekir. Yurt dışında bu rahat bir şekilde kullanılıyor.”
‘SİBER SALDIRILARA MARUZ KALDIK’
Görev süresinde YSK’nin yeni bir binaya kavuştuğunu anımsatan Güven, teknolojik imkanlar açısından da yeterli bir duruma ulaşıldığını bildirdi.
Sadi Güven, YSK’nin güçlü bir sisteme sahip olduğunu, seçim dönemlerinde yurt dışından ve yurt içinden yapılan çok sayıda siber saldırıya maruz kalındığını, sistemin bu saldırıları başarıyla karşıladığını anlattı.
‘TENKİTLERE ALINMADIM, ALINMIYORUM’
Seçim sonuçlarının kısa sürede ilan edildiğini, bu gelişmede teknolojik imkanların yanı sıra seçim sahasındakilerin de önemli payı olduğunu belirten Güven, “Diğer ülkelerden her konuda iyiyiz. Tartışmalar, tenkitler, hakaret düzeyine ulaşmadığı sürece bizim için bedava akıldır. Sistemin gelişmesi açısından siyasi partilerin, bilim adamlarının tenkitlerini dikkate alıyoruz. Herkesten öğreneceğimiz çok şey oluyor. Bugün bu hale geldiysek olumlu tenkitlerin de faydası var. Tenkitlere hiçbir zaman alınmadım, alınmıyorum, faydalı bile görüyorum” değerlendirmesinde bulundu.
‘OY ZARFLARI KALDIRILSIN’
Seçimlerle ilgili yeni uygulama önerileri de sunan Güven, oy zarflarının kaldırılması tavsiyesinde bulundu. Türkiye’de iptaller konusunda en büyük sıkıntılardan birisinin kapalı oy zarflarından kaynaklandığının altını çizen Güven, önerilerini şöyle anlattı:
“Dünyanın birçok yerinde zarf uygulaması kaldırıldı. Yasal mevzuat değişikliğiyle, sandıkların dışarıdan içerisi görünmeyecek şekle getirilmesi suretiyle zarfın kaldırılması gerekir. Böylece, zarflar nedeniyle oyların iptali ortadan kalkar. Dünyanın hiçbir yerinde artık bu yok. Bunun düzeltilmesi gerekir.”
Siyasi partilerin üye kayıtlarını Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tuttuğunu hatırlatan Güven, bu kayıtların YSK tarafından tutulmasının da seçim hukuku açısından iyi olacağını kaydetti.
‘SEÇİM GÜNÜ BULUNULAN YERDE OY KULLANILMALI’
Yurt dışındaki seçmenlerin istediği yerde, seçim günü bulunduğu bölgede oy kullanma imkanına sahip olduğunu anlatan Başkan Güven, bu uygulamanın Türkiye’de de yapılabileceğine işaret etti.
Güven, “Yasal değişiklik yapılırsa halk oylamasında, Cumhurbaşkanlığı seçiminde mekandan bağımsız, vatandaş seçim günü neredeyse orada oyunu kullanabilir. Yasal değişiklik gerçekleşirse YSK böyle bir uygulamayı yapmaya hazır. Altyapımız hazır. Türkiye’nin artık bunu düşünmesi gerekir. Yapamadığım şeylerden birisi de bu. Bunu yapmak gerekir” ifadesini kullandı.
‘KEŞKELERLE YAŞAMADIM’
Görev süresinin dolmasının ardından emekliye ayrılacağını bildiren Güven, çalışma temposu nedeniyle vakit ayıramadığı ailesiyle ilgileneceğini söyledi.
YSK Başkanı Güven, “On binlerce kararın altında imzanız var. Geriye dönüp baktığınızda keşkeleriniz oldu mu?” sorusuna şu yanıtı verdi:
“Ben keşkelerle yaşamadım. Keşkelerle yaşamak da istemedim. Hep hayatımda ‘iyi ki’ demeyi sevdim. Ben bir terzi çocuğuyum. Annem okumayı sonradan öğrendi. Buraya onların fedakarlıklarıyla geldim. İyi ki buradayım, iyi ki beni okutmuşlar. Devletimize hizmet için buralarda bulunduk. Benden sonra çalışacak arkadaşlar da bu bayrağı iyi yerlere götürecektir.”
[Kronos.News] 21.1.2020
KRONOS -21 Ocak 2020
Görev süresinin dolmasıyla YSK Başkanlığından ayrılacak olan Güven, AA’ya açıklamalar yaparak, 7 yıllık görev süresini değerlendirdi.
YSK Başkanlığı’na 24 Ocak 2013’te 6 yıllık süre için seçildiğini hatırlatan Güven, daha sonra süresinin bir yıl uzatıldığını, 24 Ocak 2020’de 7 yıllık süresini tamamlayacağını aktardı. YSK’nin 15. Başkanı olduğunu söyleyen Güven, görevde bulunduğu sürede 2 Cumhurbaşkanlığı, 3 milletvekilliği, 2 mahalli idareler seçimi, bir de halk oylaması olmak üzere 8 seçim yapıldığını belirtti.
Güven, bunların yanı sıra görevde bulunduğu sürede Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK), esnaf odalarının, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin seçimlerinin, siyasi partilerin kongrelerinin, ara ve yenileme seçimi olmak üzere çok sayıda seçimi gerçekleştirildiğini anlattı.
‘SEÇİMLERİN SAĞLIKLI, GÜVENİLİR OLMASI İÇİN GAYRET ETTİK’
En çok hangi seçimde zorlandığı sorusu üzerine Güven, Türkiye’de siyasetin, halkın seçime ilgisinin büyük olduğunu, seçimlerin zor geçtiğini, kolay bir seçim bulunmadığını söyledi. Güven, “Türkiye’de demokrasinin tesis edildiği yer YSK. Burada seçimler ne kadar sağlıklı tamamlanırsa gelecek günlerde siyaset ve ülke o kadar rahatlar. Seçimleri yapan da seçimlerde yarışan da siyasi partilerdir. Biz seçimlerin hep sağlıklı, güvenilir şekilde yapılması için gayret sarf ettik” dedi.
Seçimlerde sandık kurullarının esas olduğunu, bu kurullarda yer alanlardan 2’sinin devlet memuru, 5 kişinin ise siyasi parti üyelerinden oluştuğunu dile getiren Güven, sandık kurulu üyelerinin seçimi yürüttüğüne işaret etti. YSK’nin sandık kurulu üyelerine eğitimler verdiğini anlatan Güven, sandık kurullarına üye verme hakkına sahip siyasi partilerden de üye vermelerini özellikle istediğini aktardı.
Sadi Güven, şöyle devam etti: “Bundan sonra da seçimler sağlıklı gitsin isteniyorsa, siyasi partilerin sandığa sahip çıkması ve üyelerini bizimle birlikte eğiterek sandığa vermesi gerekir. Siyasi partilerin seçim sahasındaki sandık kurulu sonuçlarını kontrol edebilmeleri açısından dünyada ilk kez sadece bizim yaptığımız tarama usulünü getirdik. Sayım döküm cetveli sahada alındıktan sonra sandık sonuç tutanaklarını ve ilçe birleştirme tutanaklarını YSK’ye geldiği saniyede siyasi partilerle paylaştık. Bu da sahada yapılmış hataya itiraz etme imkanını sağladı.”
‘DÜNYADA TEK…’
Sayım döküm cetvellerinin, sandık sonuç tutanaklarının, ilçe birleştirme, il birleştirme tutanaklarının siyasi partilerle paylaşıldığına değinen Güven, böylece siyasi partilere sandığı denetleme imkanı sunulduğuna belirtti. Güven, bu verilerin seçimlerden sonra da vatandaşların erişimine açıldığına, YSK’nin internet sitesine girenlerin oy kullanılan sandıklardaki ıslak imzalı tutanaklarına ulaşabileceğine, bunun da dünyada tek olduğuna dikkati çekti.
‘ELEKTRİK KESİNTİSİ SEÇİM SONUÇLARINI HİÇ ETKİLEMEDİ’
Seçim güvenliğinin önemine işaret eden Güven, “Bir ara elektrik kesintisi üzerinden tartışmalar oldu. Bu seçim sonuçlarını etkileyen bir şey değildi. Hiç de etkilemedi. Ancak vatandaşın en azından zihnindeki bu düşünceyi, korkuyu giderme adına tüm ilçe seçim kurullarını güç kaynağıyla takviye ettik” diye konuştu.
Yurt dışında yaşayan seçmenlerin ilk kez 2014’te oy kullanmaya başladığını hatırlatan Güven, bu uygulamanın da kendi döneminde hayata geçirildiğini belirtti.
‘YSK BİYOMETRİK KİMLİK UYGULAMASINA HAZIR’
Güven, açıklamalarını şöyle sürdürdü:
“Türkiye’de seçim ne kadar tartışılırsa tartışılsın seçim güvenliği açısından dünyanın en iyilerinden birisiyiz. Bizim gibi siyasi partiler eliyle seçim yapıp da bunu tarayarak birleştiren, itirazları siyasi partilerin üyelerinin olduğu yerlerde değerlendiren başka bir ülke yok. Biyometrik kimlik uygulamasına bizim de geçmemiz gerekir. YSK buna hazır. Oy kullanmaya gelen kişinin biyometrik kimliğini gösterdiğinde, bilgisayarla kimin oy kullanmaya geldiğini müşahitlerin, sandık kurulu üyelerinin, vatandaşların kontrol imkanı olacaktır. Biyometrik kimlik uygulamasının bir an önce tamamlanması gerekir. Yurt dışında bu rahat bir şekilde kullanılıyor.”
‘SİBER SALDIRILARA MARUZ KALDIK’
Görev süresinde YSK’nin yeni bir binaya kavuştuğunu anımsatan Güven, teknolojik imkanlar açısından da yeterli bir duruma ulaşıldığını bildirdi.
Sadi Güven, YSK’nin güçlü bir sisteme sahip olduğunu, seçim dönemlerinde yurt dışından ve yurt içinden yapılan çok sayıda siber saldırıya maruz kalındığını, sistemin bu saldırıları başarıyla karşıladığını anlattı.
‘TENKİTLERE ALINMADIM, ALINMIYORUM’
Seçim sonuçlarının kısa sürede ilan edildiğini, bu gelişmede teknolojik imkanların yanı sıra seçim sahasındakilerin de önemli payı olduğunu belirten Güven, “Diğer ülkelerden her konuda iyiyiz. Tartışmalar, tenkitler, hakaret düzeyine ulaşmadığı sürece bizim için bedava akıldır. Sistemin gelişmesi açısından siyasi partilerin, bilim adamlarının tenkitlerini dikkate alıyoruz. Herkesten öğreneceğimiz çok şey oluyor. Bugün bu hale geldiysek olumlu tenkitlerin de faydası var. Tenkitlere hiçbir zaman alınmadım, alınmıyorum, faydalı bile görüyorum” değerlendirmesinde bulundu.
‘OY ZARFLARI KALDIRILSIN’
Seçimlerle ilgili yeni uygulama önerileri de sunan Güven, oy zarflarının kaldırılması tavsiyesinde bulundu. Türkiye’de iptaller konusunda en büyük sıkıntılardan birisinin kapalı oy zarflarından kaynaklandığının altını çizen Güven, önerilerini şöyle anlattı:
“Dünyanın birçok yerinde zarf uygulaması kaldırıldı. Yasal mevzuat değişikliğiyle, sandıkların dışarıdan içerisi görünmeyecek şekle getirilmesi suretiyle zarfın kaldırılması gerekir. Böylece, zarflar nedeniyle oyların iptali ortadan kalkar. Dünyanın hiçbir yerinde artık bu yok. Bunun düzeltilmesi gerekir.”
Siyasi partilerin üye kayıtlarını Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tuttuğunu hatırlatan Güven, bu kayıtların YSK tarafından tutulmasının da seçim hukuku açısından iyi olacağını kaydetti.
‘SEÇİM GÜNÜ BULUNULAN YERDE OY KULLANILMALI’
Yurt dışındaki seçmenlerin istediği yerde, seçim günü bulunduğu bölgede oy kullanma imkanına sahip olduğunu anlatan Başkan Güven, bu uygulamanın Türkiye’de de yapılabileceğine işaret etti.
Güven, “Yasal değişiklik yapılırsa halk oylamasında, Cumhurbaşkanlığı seçiminde mekandan bağımsız, vatandaş seçim günü neredeyse orada oyunu kullanabilir. Yasal değişiklik gerçekleşirse YSK böyle bir uygulamayı yapmaya hazır. Altyapımız hazır. Türkiye’nin artık bunu düşünmesi gerekir. Yapamadığım şeylerden birisi de bu. Bunu yapmak gerekir” ifadesini kullandı.
‘KEŞKELERLE YAŞAMADIM’
Görev süresinin dolmasının ardından emekliye ayrılacağını bildiren Güven, çalışma temposu nedeniyle vakit ayıramadığı ailesiyle ilgileneceğini söyledi.
YSK Başkanı Güven, “On binlerce kararın altında imzanız var. Geriye dönüp baktığınızda keşkeleriniz oldu mu?” sorusuna şu yanıtı verdi:
“Ben keşkelerle yaşamadım. Keşkelerle yaşamak da istemedim. Hep hayatımda ‘iyi ki’ demeyi sevdim. Ben bir terzi çocuğuyum. Annem okumayı sonradan öğrendi. Buraya onların fedakarlıklarıyla geldim. İyi ki buradayım, iyi ki beni okutmuşlar. Devletimize hizmet için buralarda bulunduk. Benden sonra çalışacak arkadaşlar da bu bayrağı iyi yerlere götürecektir.”
[Kronos.News] 21.1.2020
Prof. Dr. Görür: Kanal İstanbul fayları harekete geçirebilir
Prof. Dr. Görür, Kanal İstanbul projesiyle ilgili olarak yetkililere seslendi: "Mevcut fayların harekete geçme olasılığı Kanalın bu kısmında şiddeti daha da artırarak büyük bir felakete neden olabilir."
KRONOS -21 Ocak 2020
Bilim Akademisi Üyesi Prof. Dr. Naci Görür, kanalın yapılacağı Küçükçekmece alanında fayların bazılarının canlı olma olasılığının altını çizerek, “Kanalın Marmara ağzı-Küçükçekmece arası beklenen 7,2 büyüklüğündeki depremden çok şiddetli etkilenebilir” uyarısında bulundu.
‘YETKİLİLERİ BİR KEZ DAHA UYARMAK İSTİYORUM’
Görür paylaşımında, “Arkadaşlar birkaç kez medyada açıkladım ama anlaşıldığından emin değilim. Buradan bir kez daha yetkilileri uyarmak istiyorum. Kanal İstanbul’un Küçükçekmece- Marmara arası çok riskli. Buradaki kıta sahanlığı Çekmece gölleri açıklarında çok faylı. Bu faylar Kuzeybatı- Güneydoğu doğrultusunda. Bu fayların bazılarının canlı olma olasılığı çok fazla. Bunlar çok sığ da değiller, bazı kesitlerde 4-5 km derinlikte. Eldeki sismik kesitlerden tam olarak değerlendirilemiyor” ifadesini kullandı.
‘FAYLARIN HAREKETE GEÇME OLASILIĞI FELAKET DEMEKTİR’
Görür, “Denizdeki bu fayların Çatalca Fay Zonu ve Çekmece gölleri etrafındaki heyelen sistemlerinin kökleri ile de ilişkileri olabilir. Dolayısıyla Kanalın Marmara ağzı-Küçükçekmece arası beklenen 7,2 büyüklüğündeki depremden çok şiddetli etkilenebilir. Burada kıta sahanlığının parçalanmış olması ve mevcut fayların harekete geçme olasılığı Kanalın bu kısmında şiddeti daha da artırarak büyük bir felakete neden olabilir. Yetkililere sesleniyorum. Lütfen ama lütfen söz konusu kıta sahanlığında ayrıntılı jeolojik ve jeofizik çalışma yapmadan kanala kazma vurmayın” görüşünü savundu.
[Kronos.News] 21.1.2020
KRONOS -21 Ocak 2020
Bilim Akademisi Üyesi Prof. Dr. Naci Görür, kanalın yapılacağı Küçükçekmece alanında fayların bazılarının canlı olma olasılığının altını çizerek, “Kanalın Marmara ağzı-Küçükçekmece arası beklenen 7,2 büyüklüğündeki depremden çok şiddetli etkilenebilir” uyarısında bulundu.
‘YETKİLİLERİ BİR KEZ DAHA UYARMAK İSTİYORUM’
Görür paylaşımında, “Arkadaşlar birkaç kez medyada açıkladım ama anlaşıldığından emin değilim. Buradan bir kez daha yetkilileri uyarmak istiyorum. Kanal İstanbul’un Küçükçekmece- Marmara arası çok riskli. Buradaki kıta sahanlığı Çekmece gölleri açıklarında çok faylı. Bu faylar Kuzeybatı- Güneydoğu doğrultusunda. Bu fayların bazılarının canlı olma olasılığı çok fazla. Bunlar çok sığ da değiller, bazı kesitlerde 4-5 km derinlikte. Eldeki sismik kesitlerden tam olarak değerlendirilemiyor” ifadesini kullandı.
‘FAYLARIN HAREKETE GEÇME OLASILIĞI FELAKET DEMEKTİR’
Görür, “Denizdeki bu fayların Çatalca Fay Zonu ve Çekmece gölleri etrafındaki heyelen sistemlerinin kökleri ile de ilişkileri olabilir. Dolayısıyla Kanalın Marmara ağzı-Küçükçekmece arası beklenen 7,2 büyüklüğündeki depremden çok şiddetli etkilenebilir. Burada kıta sahanlığının parçalanmış olması ve mevcut fayların harekete geçme olasılığı Kanalın bu kısmında şiddeti daha da artırarak büyük bir felakete neden olabilir. Yetkililere sesleniyorum. Lütfen ama lütfen söz konusu kıta sahanlığında ayrıntılı jeolojik ve jeofizik çalışma yapmadan kanala kazma vurmayın” görüşünü savundu.
[Kronos.News] 21.1.2020
“Kanunları bırakın vicdanınıza bakın” diyen Cumhurbaşkanı’na sesleniyorum
Berlin'deki Libya Konferansı'ndan Türkiye'de inşaattan silaha yönelmeye, 'Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'yle neyin uçtuğundan Orta Doğu'daki sınır ezberi ve bir çocuğun tedavi için Almanya'ya annesiyle gidemeyişine... Günün yorum seçkisi, KronosPod!
KRONOS -21 Ocak 2020
Birgün’de Yusuf Karataş Berlin Konferansı için; ‘Bu toplantının bir diğer dikkat çekici noktası Erdoğan’ın, kendisiyle ideolojik ve siyasi akrabalığı olan İhvancı Mursi’yi darbeyle devirdiği için bugüne kadar muhatap almak istemediği Mısır lideri Sisi ile aynı masaya oturmak zorunda kalmasıydı.’ diyor.
‘Suriye’ye, Libya’ya cihat çağrıları eşliğinde, Osmanlı kıyafetleriyle sergilenen kostümlü dramanın perde arkasında, iktidarın yörüngesinde dönenler, satış garantili yeni bir evrene ışınlanıyor artık. Profillerindeki enerji ve inşaat etiketinin yanına, silahı da ekliyorlar…’ tespitinde bulunuyor, Gazete Duvar’da Bahadır Özgür.
T 24’te Mehmet Yılmaz, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle vardığımız yere dikkat çekiyor; ‘Kanunlar bir gecede torba yasalar halinde çıkıyor, TBMM’deki milletvekilleri oy verdikleri kanunun ne anlama geldiğini bile bilmiyor. Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin sefilliği ile ilgili olarak daha önce bu köşede yazmıştım. Ve sonra bu ülkenin “uçmasını” bekliyoruz. Uçup giden ve arkasından bakakaldığımız bir tek şey var oysa: 700 küsur yıllık deneyimden süzülüp gelen Anayasa ve devlet geleneğimiz.’
Ömer Faruk Topal; ‘Liderler devrildi, rejimler yıkıldı. Bütün bunlar olurken değişmeyen tek şey sınırlardı. Yemen, Suriye, Irak gibi devlet aygıtının tamamen çöktüğü yerlerde bile sınırlar değişmeden kaldı. Bu sebeple bizi hiçbir yere ulaştırmayacak, enerjimizi boşa harcamamıza sebep olacak bu tartışmayı bir kenara bırakıp asıl sorunlarımıza yönelmemiz gerekiyor.’ diyerek bitiriyor daktilo 1984’teki yazısını…
Günlerce sosyal medyada duyarlı kalplerin ses verdiği Ahmet Burhan Ataç sonunda tedavi için Almanya’ya gitti ama, yetmiş yaşındaki babaannesiyle… Karar’da Elif Çakır ilgililere sesleniyor; ‘Dilini, insanlarını bilmediği yabancı bir ülkenin hastanesinde tedavi gören sekiz yaşındaki bir çocuğu annesine kavuşturun. Hiçbir şey o masum çocuktan daha önemli değildir. Sonuçta bir babanın suçu ne olursa olsun bir anne hiçbir kanuni sebep olmaksızın hasta evladının yanına gitmekten mahrum bırakılmamalıdır.
Günün yorum seçkisi Kronos Podcast yayınında…
[Kronos.News] 21.1.2020
KRONOS -21 Ocak 2020
Birgün’de Yusuf Karataş Berlin Konferansı için; ‘Bu toplantının bir diğer dikkat çekici noktası Erdoğan’ın, kendisiyle ideolojik ve siyasi akrabalığı olan İhvancı Mursi’yi darbeyle devirdiği için bugüne kadar muhatap almak istemediği Mısır lideri Sisi ile aynı masaya oturmak zorunda kalmasıydı.’ diyor.
‘Suriye’ye, Libya’ya cihat çağrıları eşliğinde, Osmanlı kıyafetleriyle sergilenen kostümlü dramanın perde arkasında, iktidarın yörüngesinde dönenler, satış garantili yeni bir evrene ışınlanıyor artık. Profillerindeki enerji ve inşaat etiketinin yanına, silahı da ekliyorlar…’ tespitinde bulunuyor, Gazete Duvar’da Bahadır Özgür.
T 24’te Mehmet Yılmaz, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle vardığımız yere dikkat çekiyor; ‘Kanunlar bir gecede torba yasalar halinde çıkıyor, TBMM’deki milletvekilleri oy verdikleri kanunun ne anlama geldiğini bile bilmiyor. Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin sefilliği ile ilgili olarak daha önce bu köşede yazmıştım. Ve sonra bu ülkenin “uçmasını” bekliyoruz. Uçup giden ve arkasından bakakaldığımız bir tek şey var oysa: 700 küsur yıllık deneyimden süzülüp gelen Anayasa ve devlet geleneğimiz.’
Ömer Faruk Topal; ‘Liderler devrildi, rejimler yıkıldı. Bütün bunlar olurken değişmeyen tek şey sınırlardı. Yemen, Suriye, Irak gibi devlet aygıtının tamamen çöktüğü yerlerde bile sınırlar değişmeden kaldı. Bu sebeple bizi hiçbir yere ulaştırmayacak, enerjimizi boşa harcamamıza sebep olacak bu tartışmayı bir kenara bırakıp asıl sorunlarımıza yönelmemiz gerekiyor.’ diyerek bitiriyor daktilo 1984’teki yazısını…
Günlerce sosyal medyada duyarlı kalplerin ses verdiği Ahmet Burhan Ataç sonunda tedavi için Almanya’ya gitti ama, yetmiş yaşındaki babaannesiyle… Karar’da Elif Çakır ilgililere sesleniyor; ‘Dilini, insanlarını bilmediği yabancı bir ülkenin hastanesinde tedavi gören sekiz yaşındaki bir çocuğu annesine kavuşturun. Hiçbir şey o masum çocuktan daha önemli değildir. Sonuçta bir babanın suçu ne olursa olsun bir anne hiçbir kanuni sebep olmaksızın hasta evladının yanına gitmekten mahrum bırakılmamalıdır.
Günün yorum seçkisi Kronos Podcast yayınında…
[Kronos.News] 21.1.2020
Babil’in yapımcısı yalanladı ama Star’ın genel müdürü görevden alındı
Babil dizisinin yapımcısı Ay Yapım, dizinin içeriğiyle ilgili sorun yaşadıkları iddialarını yalanlarken, Medyaradar dizi yüzünden, Star Genel Müdürünün işinden olduğunu yazdı.
BOLD – KHK göndermesi ile yayınlandığı gün gündemi sarsan Star’ın yeni dizi Babil hakkında soruşturma açıldığına dair iddialar Ay Yapım’ın avukatları tarafından yapılan açıklama ile yalanlandı.
BİR AKADEMİSYENİN HİKAYESİNDEN İBARET
Ay Yapım’ın avukatlarıyla görüşen Cumhuriyet Gazetesi muhabiri Seyhan Avşar, “Babil dizisine yönelik soruşturma açıldığı iddialarına yönelik yapım şirketinin avukatıyla konuştum. Soruşturma açıldığına yönelik kendilerine iletilen herhangi bir bilgi olmadığını söyledi.” dedi.
Babil dizisinin rüşvet aldığı iddia edilen bir akademisyenin hayat hikayesini anlattığını belirten avukat, ‘Zaman zaman bazı kişiler yeni başlayan projeler hakkında olmadık şeyler ortaya atıyorlar. Bizler de bu kişiler hakkında suç duyurusunda bulunuyoruz. Babil dizisi bir akademisyenin hikayesinden ibaret’ dedi” diye konuştu.
AYNI GÜN YOLLAR AYRILDI
Yapılan açıklama ile yapım şirketi içerikle ilgili bir sorun yaşanmadığını vurgulasa da Medyaradar haber sitesi yazarı Murat Tolga Şen’den konuyla ilgili bir iddia daha geldi. İlk bölümün ardından kanalda yaşananları kaleme alan Şen, ”Dizi yayınlandıktan 3 gün sonra ki, aslında araya hafta sonu girmesinden sebep, ilk bölümden sonraki ilk iş gününde, hakkında soruşturma açıldığı iddiasıyla aynı gün, 2018 yılının Nisan ayında Star TV Genel Müdürü olarak göreve başlayan Çağatay Önal ile yollar ayrıldı” ifadelerini kullandı.
YENİ GENEL MÜDÜR DE ATANDI
Şen ayrıca, Önal’dan boşalan koltuğa Doğuş Yayın Grubu İçerikten Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi ve NTV Genel Müdürü Nermin Yurteri’nin getirilmesinin de görevden almanın diziyle bağlantılı olduğuna kanıt olduğunu öne sürdü.
[BoldMedya] 21.1.2020
BOLD – KHK göndermesi ile yayınlandığı gün gündemi sarsan Star’ın yeni dizi Babil hakkında soruşturma açıldığına dair iddialar Ay Yapım’ın avukatları tarafından yapılan açıklama ile yalanlandı.
BİR AKADEMİSYENİN HİKAYESİNDEN İBARET
Ay Yapım’ın avukatlarıyla görüşen Cumhuriyet Gazetesi muhabiri Seyhan Avşar, “Babil dizisine yönelik soruşturma açıldığı iddialarına yönelik yapım şirketinin avukatıyla konuştum. Soruşturma açıldığına yönelik kendilerine iletilen herhangi bir bilgi olmadığını söyledi.” dedi.
Babil dizisinin rüşvet aldığı iddia edilen bir akademisyenin hayat hikayesini anlattığını belirten avukat, ‘Zaman zaman bazı kişiler yeni başlayan projeler hakkında olmadık şeyler ortaya atıyorlar. Bizler de bu kişiler hakkında suç duyurusunda bulunuyoruz. Babil dizisi bir akademisyenin hikayesinden ibaret’ dedi” diye konuştu.
AYNI GÜN YOLLAR AYRILDI
Yapılan açıklama ile yapım şirketi içerikle ilgili bir sorun yaşanmadığını vurgulasa da Medyaradar haber sitesi yazarı Murat Tolga Şen’den konuyla ilgili bir iddia daha geldi. İlk bölümün ardından kanalda yaşananları kaleme alan Şen, ”Dizi yayınlandıktan 3 gün sonra ki, aslında araya hafta sonu girmesinden sebep, ilk bölümden sonraki ilk iş gününde, hakkında soruşturma açıldığı iddiasıyla aynı gün, 2018 yılının Nisan ayında Star TV Genel Müdürü olarak göreve başlayan Çağatay Önal ile yollar ayrıldı” ifadelerini kullandı.
YENİ GENEL MÜDÜR DE ATANDI
Şen ayrıca, Önal’dan boşalan koltuğa Doğuş Yayın Grubu İçerikten Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi ve NTV Genel Müdürü Nermin Yurteri’nin getirilmesinin de görevden almanın diziyle bağlantılı olduğuna kanıt olduğunu öne sürdü.
[BoldMedya] 21.1.2020
Türkiye’de ölüme terk edilen sakıncalı vatandaşlar
Sosyal güvenlik numaralarının karşısına düşülen “kod numaraları” ile ölüme terk edilmiş Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşları… ‘KHK’lı ya da ölüme terk edilen sakıncalı vatandaşlar…
BOLD – KHK’lıların sosyal güvenlik numaralarının karşısına, tüm işverenler ve kurumların tanıması için kod numaraları yazıyor. Devlette işe alınmaları yasak, pasaport hakları yok, bankalar kredi vermiyor hatta hesap açmıyorlar, özel sektörde iş bulmaları ise çok zor. Çoğu üniversite mezunu olan bu kişilerin binlercesi ise cezaevinde…
Türkiye’de tartışmalı 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal sonrası peş peşe Kanun Hükmünde Kararnameler çıkartıldı. Bunların kısaltmasına KHK deniyor.
Bu KHK’lar yani geçici yasalarla 150 bin civarı kamu çalışanının görevine son verildi. Bu kişilerin büyük çoğunluğu Gülen Hareketi mensuplarıydı. Bir kısmı ise Kürtler ve solculardan oluşuyor.
Hükumet on binlerce insanı işten atmayı Berlin Duvarı’nın yıkılışı sonrası yapılanlarla savunuyor. Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın, “Birleşmeden sonra Doğu Almanya’daki 500 bin kamu çalışanının işine son verildi.” sözleriyle Erdoğan Hükumeti’nin yaptıklarını savunuyor. Ancak Almanya’da bu kişilere tazminat ödendi ve sosyal devlet haklarından yararlanmaları sağlandı.
Türkiye’de ise “yeşil kart” olarak adlandırılan sağlık güvencesi ve sosyal yardım kartı KHK’lılara verilmiyor. İşten çıkartılan 150 bin KHK’lıya tazminat da ödenmedi.
BANKADAN PARA ÇEKMEK SORUN
KHK’li öğretmen Suzan Uzpak’a kardeşi yurt dışından para gönderdi. Vakıfbank üzerinden yapılan havaleyi banka görevlisi ödeyemeyeceğini söyledi. Nedenini soran Uzpak’a KHK’yle ihraç edilmesinden kaynaklı olduğu söylendi. Gişe görevlisi sistemin “Yasaklı” uyarısı verdiğini belirterek, “Daha önceden de benzeri olaylar yaşandı. KHK’lilere ödeme yapılamıyor” dedi.
Başka bir KHK’lı ise Garanti Bankası’nın kendisine hesap açmamak için direndiğini Twitter’dan duyurdu. Kamuoyu baskısı üzerine Garanti Bankası hesap açmak zorunda kaldı. Ancak gönderdiği yazıda, “Sadece hesap açıyoruz, kredi kullanma, EFT ve havale yapma, internet bankacılığını kullanma hakkınız yok” diye belirtti. Garanti Bankası İspanyol BBVA’ya ait. Avrupa Birliği üyesi bir ülkenin bankasının Türkiye’deki bu uygulamayı Avrupa’da yapıp yapmadığı tartışma konusu oldu.
SİGORTA PARASINI ÖDEMEDİ
KHK’lı H.B’nin yaşadığı ise daha çarpıcıydı. Eşi aracıyla kaza yaptı. Doğa Sigorta, aracın bir KHK’lıya ait olduğunu gerekçe göstererek 20 bin lira değerindeki hasarı ödemedi.
KHK’lılara Banka ve Sigorta kurumlarının bu uygulamaları Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’na dayanıyor. Türkiye’deki finans sektörünü düzenleyen Kurul’un, KHK’lılara kredi verilmemesi yönünde bankalara gönderdiği resmi bir yazı ve kara liste var.
YOKSULLUK KARTI VERİLMİYOR
KHK’lıların çoğunluğunu öğretmenler oluşturuyor tamamına yakını ise üniversite mezunu ve iyi eğitimli insanlar. Ancak sosyal güvenlik kayıtlarına düşen “KHK” kodu nedeniyle iş bulamıyorlar. Öğretmen Cemil Özen de bunlardan biri. Üç yıldır aç bırakıldıklarını söylüyor. Yeşil Kart olarak bilinen ve Türkiye’de en fakir grubun alabildiği kart için yaptığı başvuru KHK’lı olduğu için reddedilmiş. Özen, “Ülkemizdeki mülteciler sağlık imkanlarından yararlanırken bizler kendi ülkemizde sağlık hizmetlerinden faydalanamıyoruz.” diyor.
PASAPORT VERİLMİYOR
Türkiye’de sosyal ölüme mahkum edilen KHK’lıların yurt dışına çıkmaları da yasak. Ülke dışında iş bulabilecek çoğu nitelikli bu kişilerden biri olan Seher Kılıç, yaşadıklarını şöyle anlatıyor “Üç buçuk yıldır pasaport alamıyorum. Dilekçeyle neden pasaport alamadığımı sordum. Kimlik numaramın yanında ‘sakıncalıdır pasaport verilmez’ şerhi olduğunu bildirdiler. Kredi kartlarım iptal oldu; yenisini alamıyoruz. Yurt dışında yaşayan ailemin adıma gönderdiği parayı almakta sorunlar yaşıyorum” dedi.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ihraç edilen Mehmet Alkan aynı zamanda Hukuk Fakültesi mezunu. Ancak avukatlık belgesi iptal edildiği için çalışamıyor: “KHK’lı demek medeni ölü demek. Hiçbir hakkınız yok.”
KHK’yla kapatılan Özgür Gündem gazetesinin geçici editörü Ayşe Düzkan ise kendisine uluslararası bir banka olan HSCB’nin yaptıklarını şöyle anlatıyor: “HSCB hapisten çıktıktan sonra benimle çalışmak istemediğini bildirdi. Arayarak falan da değil. Bir gün bankamatikten para çekemedim, bankayı aradım, hesaplarımı bloke ettiklerini öğrendim. Şubeden paramı aldım, kartlarım iptal edildi”
ÖZEL ŞİRKETLERDE İŞ BULAMIYORLAR
Doktor, öğretmen, polis, mühendis gibi meslek sahibi on binlerce KHK’lının özel sektörde iş bulamama nedeni sosyal güvenlik numaralarının karşısına girilen “sakıncalı” kodu. Kamudan atılanlara farklı kod, çalıştığı okul ya da gazete KHK’yla kapatılanlara ise ayrı kod veriliyor.
Örneğin sosyal güvenlik numarasının karşısına “36” yazan kişiler, iş başvurusu yaptıklarında işveren bu kodu görüyor. Hükumetin ya da vergi memurlarının şiddetini çekmek istemeyen işverenler bu sebeple KHK’lıları işe almıyor.
Türkiye’nin iyi eğitimli on binlerce vatandaşı, yasaklar nedeniyle ne yurt dışına çıkabiliyor ne de Türkiye’de iş bulabiliyorlar. Sosyal ölüme maruz bırakılan KHK’lılardan bazıları kaçak yollarla Türkiye’den Yunanistan’a çıkmak isterken hayatını kaybetti.
İngilizce öğretmeni Uğur Abdurrezzak ve Türkçe öğretmeni eşi Ayşe Abdurezzak bunlardan biriydi. İkisi de Gülen Hareketi’yle ilişkili oldukları KHK’yla işten atıldılar. 11 ve 3 yaşında iki çocuklarıyla birlikte Meriç nehri üzerinden Yunanistan’a geçmeye çalışırken botları alabora oldu. Bütün aile yok oldu.
KHK’lılar Türkiye’de kurdukları bir Youtube kanalı (KHKTV) üzerinden seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Çeşitli illerde kurdukları KHK Platformları ise sürekli hükumetin baskısı altında ve yapmak istedikleri toplantılar sürekli olarak yasaklanıyor.
[BoldMedya] 21.1.2020
BOLD – KHK’lıların sosyal güvenlik numaralarının karşısına, tüm işverenler ve kurumların tanıması için kod numaraları yazıyor. Devlette işe alınmaları yasak, pasaport hakları yok, bankalar kredi vermiyor hatta hesap açmıyorlar, özel sektörde iş bulmaları ise çok zor. Çoğu üniversite mezunu olan bu kişilerin binlercesi ise cezaevinde…
Türkiye’de tartışmalı 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal sonrası peş peşe Kanun Hükmünde Kararnameler çıkartıldı. Bunların kısaltmasına KHK deniyor.
Bu KHK’lar yani geçici yasalarla 150 bin civarı kamu çalışanının görevine son verildi. Bu kişilerin büyük çoğunluğu Gülen Hareketi mensuplarıydı. Bir kısmı ise Kürtler ve solculardan oluşuyor.
Hükumet on binlerce insanı işten atmayı Berlin Duvarı’nın yıkılışı sonrası yapılanlarla savunuyor. Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın, “Birleşmeden sonra Doğu Almanya’daki 500 bin kamu çalışanının işine son verildi.” sözleriyle Erdoğan Hükumeti’nin yaptıklarını savunuyor. Ancak Almanya’da bu kişilere tazminat ödendi ve sosyal devlet haklarından yararlanmaları sağlandı.
Türkiye’de ise “yeşil kart” olarak adlandırılan sağlık güvencesi ve sosyal yardım kartı KHK’lılara verilmiyor. İşten çıkartılan 150 bin KHK’lıya tazminat da ödenmedi.
BANKADAN PARA ÇEKMEK SORUN
KHK’li öğretmen Suzan Uzpak’a kardeşi yurt dışından para gönderdi. Vakıfbank üzerinden yapılan havaleyi banka görevlisi ödeyemeyeceğini söyledi. Nedenini soran Uzpak’a KHK’yle ihraç edilmesinden kaynaklı olduğu söylendi. Gişe görevlisi sistemin “Yasaklı” uyarısı verdiğini belirterek, “Daha önceden de benzeri olaylar yaşandı. KHK’lilere ödeme yapılamıyor” dedi.
Başka bir KHK’lı ise Garanti Bankası’nın kendisine hesap açmamak için direndiğini Twitter’dan duyurdu. Kamuoyu baskısı üzerine Garanti Bankası hesap açmak zorunda kaldı. Ancak gönderdiği yazıda, “Sadece hesap açıyoruz, kredi kullanma, EFT ve havale yapma, internet bankacılığını kullanma hakkınız yok” diye belirtti. Garanti Bankası İspanyol BBVA’ya ait. Avrupa Birliği üyesi bir ülkenin bankasının Türkiye’deki bu uygulamayı Avrupa’da yapıp yapmadığı tartışma konusu oldu.
SİGORTA PARASINI ÖDEMEDİ
KHK’lı H.B’nin yaşadığı ise daha çarpıcıydı. Eşi aracıyla kaza yaptı. Doğa Sigorta, aracın bir KHK’lıya ait olduğunu gerekçe göstererek 20 bin lira değerindeki hasarı ödemedi.
KHK’lılara Banka ve Sigorta kurumlarının bu uygulamaları Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’na dayanıyor. Türkiye’deki finans sektörünü düzenleyen Kurul’un, KHK’lılara kredi verilmemesi yönünde bankalara gönderdiği resmi bir yazı ve kara liste var.
YOKSULLUK KARTI VERİLMİYOR
KHK’lıların çoğunluğunu öğretmenler oluşturuyor tamamına yakını ise üniversite mezunu ve iyi eğitimli insanlar. Ancak sosyal güvenlik kayıtlarına düşen “KHK” kodu nedeniyle iş bulamıyorlar. Öğretmen Cemil Özen de bunlardan biri. Üç yıldır aç bırakıldıklarını söylüyor. Yeşil Kart olarak bilinen ve Türkiye’de en fakir grubun alabildiği kart için yaptığı başvuru KHK’lı olduğu için reddedilmiş. Özen, “Ülkemizdeki mülteciler sağlık imkanlarından yararlanırken bizler kendi ülkemizde sağlık hizmetlerinden faydalanamıyoruz.” diyor.
PASAPORT VERİLMİYOR
Türkiye’de sosyal ölüme mahkum edilen KHK’lıların yurt dışına çıkmaları da yasak. Ülke dışında iş bulabilecek çoğu nitelikli bu kişilerden biri olan Seher Kılıç, yaşadıklarını şöyle anlatıyor “Üç buçuk yıldır pasaport alamıyorum. Dilekçeyle neden pasaport alamadığımı sordum. Kimlik numaramın yanında ‘sakıncalıdır pasaport verilmez’ şerhi olduğunu bildirdiler. Kredi kartlarım iptal oldu; yenisini alamıyoruz. Yurt dışında yaşayan ailemin adıma gönderdiği parayı almakta sorunlar yaşıyorum” dedi.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ihraç edilen Mehmet Alkan aynı zamanda Hukuk Fakültesi mezunu. Ancak avukatlık belgesi iptal edildiği için çalışamıyor: “KHK’lı demek medeni ölü demek. Hiçbir hakkınız yok.”
KHK’yla kapatılan Özgür Gündem gazetesinin geçici editörü Ayşe Düzkan ise kendisine uluslararası bir banka olan HSCB’nin yaptıklarını şöyle anlatıyor: “HSCB hapisten çıktıktan sonra benimle çalışmak istemediğini bildirdi. Arayarak falan da değil. Bir gün bankamatikten para çekemedim, bankayı aradım, hesaplarımı bloke ettiklerini öğrendim. Şubeden paramı aldım, kartlarım iptal edildi”
ÖZEL ŞİRKETLERDE İŞ BULAMIYORLAR
Doktor, öğretmen, polis, mühendis gibi meslek sahibi on binlerce KHK’lının özel sektörde iş bulamama nedeni sosyal güvenlik numaralarının karşısına girilen “sakıncalı” kodu. Kamudan atılanlara farklı kod, çalıştığı okul ya da gazete KHK’yla kapatılanlara ise ayrı kod veriliyor.
Örneğin sosyal güvenlik numarasının karşısına “36” yazan kişiler, iş başvurusu yaptıklarında işveren bu kodu görüyor. Hükumetin ya da vergi memurlarının şiddetini çekmek istemeyen işverenler bu sebeple KHK’lıları işe almıyor.
Türkiye’nin iyi eğitimli on binlerce vatandaşı, yasaklar nedeniyle ne yurt dışına çıkabiliyor ne de Türkiye’de iş bulabiliyorlar. Sosyal ölüme maruz bırakılan KHK’lılardan bazıları kaçak yollarla Türkiye’den Yunanistan’a çıkmak isterken hayatını kaybetti.
İngilizce öğretmeni Uğur Abdurrezzak ve Türkçe öğretmeni eşi Ayşe Abdurezzak bunlardan biriydi. İkisi de Gülen Hareketi’yle ilişkili oldukları KHK’yla işten atıldılar. 11 ve 3 yaşında iki çocuklarıyla birlikte Meriç nehri üzerinden Yunanistan’a geçmeye çalışırken botları alabora oldu. Bütün aile yok oldu.
KHK’lılar Türkiye’de kurdukları bir Youtube kanalı (KHKTV) üzerinden seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Çeşitli illerde kurdukları KHK Platformları ise sürekli hükumetin baskısı altında ve yapmak istedikleri toplantılar sürekli olarak yasaklanıyor.
[BoldMedya] 21.1.2020
18 yıl hapis cezası bulunan kullanışlı muhbir tanık: 10 yaşında muhbirliğe başladım
Adli suçtan 18 yıl hapis cezası bulunan İ.Ö, hapiste olmasına rağmen yüzlerce davada tanıklık yaptı. Hücresindeki televizyondan izlediği programlarda “devlete, cumhurbaşkanına hakaret” iddiasıyla yaptığı suç duyurularından çok sayıda kişiye ceza verildi.
BOLD – Yıllardır birçok farklı davada hem müşteki hem tanık olarak yer alan İ.Ö. bulunduğu hapishaneden izlediği televizyon programlarında “tespit ettiği hakaretlerle” ilgili suç duyuruları yapıyor. Şikayetleri, “devlete, cumhurbaşkanına, iktidar partisine” yönelik eleştirileri kapsıyor.
Şikayet ettiği isimler arasında Sami Elvan, Hayko Bağdat, Melek Ulagay, eski milletvekili Kemal Anadol var. Sanatçılar Sezen Aksu, Tarkan, Gülben Ergen hakkında da “Berkin Elvan’a başsağlığı dileyerek devleti hedef gösterdiklerini” iddiasında bulundu.
TANIK OLDUĞU DAVALARDA AĞIR CEZALAR VERİLDİ
Son olarak avukat Efkan Bolaç, Bugün TV’de yayınlanan Yakın Tarih İle Yüzleşme isimli programda 5 yıl önce söylediği sözleri nedeniyle “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasından 3 yıl hapse mahkûm oldu. Dava, İ.Ö.’nün suç duyurusunun ardından açılmıştı.
Bianet’in haberine göre İ.Ö., 18 avukatın toplam 159 yıldan fazla ceza aldığı ÇHD davasının da tanıklarındandı. 10 yaşında polis muhbirliğine başladığını söyleyen ve kendisinden “12 sene görev yapmış bir istihbaratçıyım” diye bahseden İ.Ö. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesine yazdığı dilekçede, isminin basında yer almaması için yayın yasağı çıkarılmasını talep etti.
Toplam cezası 18 yıl olan İ.Ö. 2022’de tahliye olacak. Adli suçlardan mahkum olmasına rağmen siyasi örgütlerle ilgili birçok davada tanıklık etti.
ŞİKAYETİNE VERİLEN TAKİPSİZLİK KARARINA İTİRAZ ETTİ
İ.Ö. sadece suç duyuruları yapmıyor, kovuşturmaya yer yok (takipsizlik) kararlarına itiraz da ediyor. Önce, eski CHP Milletvekili Kemal Anadol hakkında “hakimleri, savcıları ve devleti halk huzurunda karalamaya ve küçük düşürmeye çalışmaktan” suç duyurusu yaptı. Şikayeti takipsizlikle sonuçlanınca da başka bir dilekçeyle itiraz etti. “Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararının doğru olmadığı düşüncesindeyim” dedi. Oysa Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 173. Maddesine göre, sadece “suçtan zarar gören” bu karar itiraz edebiliyor.
BERKİN ELVAN’IN BABASI VE GAZETECİLER DE HEDEFİNDE
Berkin Elvan’ın babası Sami Elvan’ı “dönemin başbakanını hedef göstermekten ve kara propaganda yapmaktan”, yazar Melek Ulagay’ı “İbrahim Kaypakkaya’yı övmekten”, gazeteci Hayko Bağdat’ı “devletin cinayet işlediğini dile getirerek devleti hedef göstermekten”, siyasetçi Osman Baydemir’i “devlete, hükumete, emniyet güçlerine hakaret etmekten”, gazeteci Miyase İlknur’u yine “dönemin başbakanını küçük düşürmeye çalışmaktan” savcılığa şikayet etti. HDP’yi de 2014’teki bir dilekçesiyle şikayet eden İ.Ö. “partinin yasal şekilde Mecliste bulunmasından utanç duyduğunu” belirtti.
DEVLETİMİZİN BEKASI HER ŞEYİN ÜSTÜNDEDİR
İ.Ö. 2016 yılında, o dönem bulunduğu cezaevinin idaresine yazdığı yazıda, Halk TV’nin mahpusların izleyebileceği kanal sıralamasından kaldırılmasını istedi. Dilekçesinde gerekçesini şöyle açıkladı: “Efendim, burası bir devlet kurumudur. Ve devletimizin bekası her şeyin üstündedir. Halk TV isimli kanal devamlı devletimize, Cumhurbaşkanımıza ve iktidar partisine hakaret ederek kara propaganda yapmaktadır. Ülkemiz demokratik ve adil bir ülkedir, herkes cumhurbaşkanına saygı duymak zorundadır, saygısızlık yapmak kimsenin haddi değildir.”
Kanalın kaldırılması için yedi gün açlık grevi yaptı. Bu açlık grevi nedeniyle de bir ay iletişimden men idari cezasına çarptırıldı.
CEZAEVİ İDARESİNİ CUMHURBAŞKANINA ŞİKAYET ETTİ
Dilekçe yazdığı kurumlar arasında Cumhurbaşkanlığı ve RTÜK de var. RTÜK’ten “devlete hakaret edilen” programların yayından kaldırılmasını talep ederken, Cumhurbaşkanlığına yazdığı yazıda da Halk TV’yi kanal sıralamasından kaldırmayan cezaevi idaresini şikayet etti. Ayrıca, Cumhurbaşkanlığından aldığı “iyi dilek mesajına” çok sevindiğini de ekledi: “Allah sizden razı olsun, mağduriyetimi dikkate alarak çalışma başlattığınızı ve tarafıma göndermiş olduğunuz iyi dilek mesajınızı aldım ve çok sevindim.”
[BoldMedya] 21.1.2020
BOLD – Yıllardır birçok farklı davada hem müşteki hem tanık olarak yer alan İ.Ö. bulunduğu hapishaneden izlediği televizyon programlarında “tespit ettiği hakaretlerle” ilgili suç duyuruları yapıyor. Şikayetleri, “devlete, cumhurbaşkanına, iktidar partisine” yönelik eleştirileri kapsıyor.
Şikayet ettiği isimler arasında Sami Elvan, Hayko Bağdat, Melek Ulagay, eski milletvekili Kemal Anadol var. Sanatçılar Sezen Aksu, Tarkan, Gülben Ergen hakkında da “Berkin Elvan’a başsağlığı dileyerek devleti hedef gösterdiklerini” iddiasında bulundu.
TANIK OLDUĞU DAVALARDA AĞIR CEZALAR VERİLDİ
Son olarak avukat Efkan Bolaç, Bugün TV’de yayınlanan Yakın Tarih İle Yüzleşme isimli programda 5 yıl önce söylediği sözleri nedeniyle “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasından 3 yıl hapse mahkûm oldu. Dava, İ.Ö.’nün suç duyurusunun ardından açılmıştı.
Bianet’in haberine göre İ.Ö., 18 avukatın toplam 159 yıldan fazla ceza aldığı ÇHD davasının da tanıklarındandı. 10 yaşında polis muhbirliğine başladığını söyleyen ve kendisinden “12 sene görev yapmış bir istihbaratçıyım” diye bahseden İ.Ö. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesine yazdığı dilekçede, isminin basında yer almaması için yayın yasağı çıkarılmasını talep etti.
Toplam cezası 18 yıl olan İ.Ö. 2022’de tahliye olacak. Adli suçlardan mahkum olmasına rağmen siyasi örgütlerle ilgili birçok davada tanıklık etti.
ŞİKAYETİNE VERİLEN TAKİPSİZLİK KARARINA İTİRAZ ETTİ
İ.Ö. sadece suç duyuruları yapmıyor, kovuşturmaya yer yok (takipsizlik) kararlarına itiraz da ediyor. Önce, eski CHP Milletvekili Kemal Anadol hakkında “hakimleri, savcıları ve devleti halk huzurunda karalamaya ve küçük düşürmeye çalışmaktan” suç duyurusu yaptı. Şikayeti takipsizlikle sonuçlanınca da başka bir dilekçeyle itiraz etti. “Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararının doğru olmadığı düşüncesindeyim” dedi. Oysa Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 173. Maddesine göre, sadece “suçtan zarar gören” bu karar itiraz edebiliyor.
BERKİN ELVAN’IN BABASI VE GAZETECİLER DE HEDEFİNDE
Berkin Elvan’ın babası Sami Elvan’ı “dönemin başbakanını hedef göstermekten ve kara propaganda yapmaktan”, yazar Melek Ulagay’ı “İbrahim Kaypakkaya’yı övmekten”, gazeteci Hayko Bağdat’ı “devletin cinayet işlediğini dile getirerek devleti hedef göstermekten”, siyasetçi Osman Baydemir’i “devlete, hükumete, emniyet güçlerine hakaret etmekten”, gazeteci Miyase İlknur’u yine “dönemin başbakanını küçük düşürmeye çalışmaktan” savcılığa şikayet etti. HDP’yi de 2014’teki bir dilekçesiyle şikayet eden İ.Ö. “partinin yasal şekilde Mecliste bulunmasından utanç duyduğunu” belirtti.
DEVLETİMİZİN BEKASI HER ŞEYİN ÜSTÜNDEDİR
İ.Ö. 2016 yılında, o dönem bulunduğu cezaevinin idaresine yazdığı yazıda, Halk TV’nin mahpusların izleyebileceği kanal sıralamasından kaldırılmasını istedi. Dilekçesinde gerekçesini şöyle açıkladı: “Efendim, burası bir devlet kurumudur. Ve devletimizin bekası her şeyin üstündedir. Halk TV isimli kanal devamlı devletimize, Cumhurbaşkanımıza ve iktidar partisine hakaret ederek kara propaganda yapmaktadır. Ülkemiz demokratik ve adil bir ülkedir, herkes cumhurbaşkanına saygı duymak zorundadır, saygısızlık yapmak kimsenin haddi değildir.”
Kanalın kaldırılması için yedi gün açlık grevi yaptı. Bu açlık grevi nedeniyle de bir ay iletişimden men idari cezasına çarptırıldı.
CEZAEVİ İDARESİNİ CUMHURBAŞKANINA ŞİKAYET ETTİ
Dilekçe yazdığı kurumlar arasında Cumhurbaşkanlığı ve RTÜK de var. RTÜK’ten “devlete hakaret edilen” programların yayından kaldırılmasını talep ederken, Cumhurbaşkanlığına yazdığı yazıda da Halk TV’yi kanal sıralamasından kaldırmayan cezaevi idaresini şikayet etti. Ayrıca, Cumhurbaşkanlığından aldığı “iyi dilek mesajına” çok sevindiğini de ekledi: “Allah sizden razı olsun, mağduriyetimi dikkate alarak çalışma başlattığınızı ve tarafıma göndermiş olduğunuz iyi dilek mesajınızı aldım ve çok sevindim.”
[BoldMedya] 21.1.2020
4. evre kanserli tutuklu hastanede mahkum odasına kaldırıldı
20 gün önce 4. evre karaciğer kanseri teşhisi konulan KHK’lı mühendis Abdülazim Özdemir, Bandırma Devlet Hastanesi mahkum odasına kaldırıldı. Özdemir’in durumu kritik…
BOLD ÖZEL – 4. evre kanserli tutuklu Abdülazim Özdemir, Bandırma Devlet Hastanesine yatırıldı. Müvekkilinin sağlık durumunun kritik olduğunu söyleyen avukatı, Özdemir’in dosyasının Yargıtay tetkik hakiminin önünde beklediğini ifade etti.
KEMOTERAPİ BAŞLADI
Eşi de tutuklu olan Abdülazim Özdemir’in ailesi, maddi durumu olmadığı için hasta oğullarının yanına gidemiyor. Mahkum odasında refakatçi olmadan tek başına bırakılan Özdemir’in avukatı “Abdülazim beyi Bandırma Devlet Hastanesine yatırdılar. Şu anda hastanede kemoterapi başladı. Dilekçemiz Yargıtay’da. Tetkik hakiminin önünde, tahliye kararı bir türlü çıkmıyor. Durum acil. 1 saat beklenmemesi gerekiyor” diye konuştu.
KHK’LI BİR MÜHENDİS
ODTÜ Endüstri Mühendisliği mezunu olan Abdülazim Özdemir, Kalkınma Bakanlığında mühendis olarak görev yaparken Eylül 2016’da çıkarılan 672 sayılı KHK ile ihraç edildi. Daha sonra Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanıp Ankara Sincan Cezaevine gönderildi. 14 ay tutuklu kalan Özdemir, çıkarıldığı son mahkemede 6 yıl 3 ay ceza verilip tahliye edilmişti. Dosyası 1,5 yıldır Yargıtay’da bekletiliyordu. Fakat Mart 2019’da tekrar tutuklanıp Bandırma 1 No’lu T Tipi Cezaevine gönderildi.
EŞİ GERGERLİOĞLU’NDAN YARDIM İSTEMİŞTİ
20 yıllık matematik öğretmeni eşi Emir Özdemir de 10 aydır Keskin T Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu. Cemaat soruşturmaları kapsamında 6 yıl 3 ay hapis cezası aldı. Onun da dosyası Yargıtay’da bulunuyor. 5, 9 ve 15 yaşlarında üç kız çocuğu sahibi olan Özdemir çiftinin çocuklarına 80 yaşlarındaki dede ve babaanneleri bakıyor. Emir Özdemir, eşinin durumunu HDP milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na bir mektup yazarak anlatmış ve yardım istemişti.
[BoldMedya] 21.1.2020
BOLD ÖZEL – 4. evre kanserli tutuklu Abdülazim Özdemir, Bandırma Devlet Hastanesine yatırıldı. Müvekkilinin sağlık durumunun kritik olduğunu söyleyen avukatı, Özdemir’in dosyasının Yargıtay tetkik hakiminin önünde beklediğini ifade etti.
KEMOTERAPİ BAŞLADI
Eşi de tutuklu olan Abdülazim Özdemir’in ailesi, maddi durumu olmadığı için hasta oğullarının yanına gidemiyor. Mahkum odasında refakatçi olmadan tek başına bırakılan Özdemir’in avukatı “Abdülazim beyi Bandırma Devlet Hastanesine yatırdılar. Şu anda hastanede kemoterapi başladı. Dilekçemiz Yargıtay’da. Tetkik hakiminin önünde, tahliye kararı bir türlü çıkmıyor. Durum acil. 1 saat beklenmemesi gerekiyor” diye konuştu.
KHK’LI BİR MÜHENDİS
ODTÜ Endüstri Mühendisliği mezunu olan Abdülazim Özdemir, Kalkınma Bakanlığında mühendis olarak görev yaparken Eylül 2016’da çıkarılan 672 sayılı KHK ile ihraç edildi. Daha sonra Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanıp Ankara Sincan Cezaevine gönderildi. 14 ay tutuklu kalan Özdemir, çıkarıldığı son mahkemede 6 yıl 3 ay ceza verilip tahliye edilmişti. Dosyası 1,5 yıldır Yargıtay’da bekletiliyordu. Fakat Mart 2019’da tekrar tutuklanıp Bandırma 1 No’lu T Tipi Cezaevine gönderildi.
EŞİ GERGERLİOĞLU’NDAN YARDIM İSTEMİŞTİ
20 yıllık matematik öğretmeni eşi Emir Özdemir de 10 aydır Keskin T Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu. Cemaat soruşturmaları kapsamında 6 yıl 3 ay hapis cezası aldı. Onun da dosyası Yargıtay’da bulunuyor. 5, 9 ve 15 yaşlarında üç kız çocuğu sahibi olan Özdemir çiftinin çocuklarına 80 yaşlarındaki dede ve babaanneleri bakıyor. Emir Özdemir, eşinin durumunu HDP milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na bir mektup yazarak anlatmış ve yardım istemişti.
[BoldMedya] 21.1.2020
'İnşaat bitti, çark artık silahta dönüyor'
AKP iktidarında ekonomik büyüme modeli olarak inşaata yatırım temel baz alındı ve gelinen süreçte tam bir çöküş hâli yaşanıyor.
Bu çöküş sonrası ise iktidarın askeri sanayide yatırımları dikkat çekiyor.
Gazete Duvar yazarı Bahadır Özgür, rant ve komisyon çarkına da vurgu yaparak, ''Askeri sanayide de benzer bir yapı yükseliyor bugün. Üstelik ‘milli savunma’ şemsiyesi sayesinde; çok daha hızlı, etkili biçimde işliyor sistem ve en önemlisi gözlerden ırak kalabiliyor'' diyor.
Türkiye 19 milyar dolarlık silah alımı ile dünyada 15’inci sırada. 2019’da yüzde 24’le ilk 15 içinde harcamasını en fazla artıran ülke oldu. Sektördeki firmaların cirosu ise 8 yılda 4 milyar dolar civarından, 8 milyar doların üzerine çıktı.
Dünyada savunma sanayii şirketleri sıralamasında 52’inciliğe yükselen ASELSAN, son yıllarda ülke içinde ve dışında yeni şirketler kuruyor, özel şirketlere ortak oluyor.
Bunlardan birisi, ASELSAN Konya Silah Sistemleri A.Ş. 22 Kasım 2018 günü tescil edildi. Yüzde 51 hissesi kamunun, kalanı Konya Savunma Sanayi AŞ. adıyla 19 Temmuz 2018’de kurulan şirkete ait. Konya organize sanayide, 300 bin metrekare alanda fabrika inşa ediliyor.
Bahadır Özgür, ''ASELSAN’ın ortağının detayları ilginç bir hikaye anlatıyor bize'' diyor ve ekliyor:
''Konya Savunma Sanayi A.Ş., 24 farklı şirketin birleşmesinden oluştu. En büyük ortak, Koyuncu Nakliye Pazarlama. 5 akaryakıt istasyonu var. Fiat’ın Konya bayiliğinin yanında, ikinci el otomobil de satıyor. AKP döneminde yeni iş alanlarına uzandı. 21 ilde TÜVTÜRK adına araç muayene istasyonu işletiyor. Konya ve Nevşehir’de küçük çaplı 18 güneş enerjisi santralinin sahibi. En büyük işi ise Tuz Gölü’nde kurduğu tesis. Göl tekelinde ve tuz ihracatının yarısını karşılıyor. ASELSAN; bu tuzcu, akaryakıtçı, oto bayisini askeri alana açıyor şimdi.
Payları farklı düzeyde olan diğer ortakların durumu da benzer. İçlerinden silahla ilgili firma sayısı üç KOBİ. Onlar da av tüfeği ve tabanca imal ediyorlar. 4-5 tane makine üreticisi ve satıcısı yer alıyor. Kalan bazılarını da sıralayalım: Safa Tarım; Ayakkabı Dünyası, Damat Tween gibi hazır giyim markalarının Konya işletmeciliğini yapan ABC Kavafiye Konfeksiyon; Mges Enerji ve İnşaat; Beşel Endüstriyel Gıda; Ömer Atiker Yakıt Sistemleri İthalat; Enka Süt ve Gıda; Filkar Otomotiv; Konya Saraylı Madeni Eşya İmalat…
Devletin silah üretiminde Konyalı ortakları böyle. Başka illerdeki organize sanayi bölgelerinde de benzer iştirakler oluşturuluyor. Yine Erdoğan’a bağlı SSTEK üzerinden, dört tanesi özel şirketlerle olmak üzere, 11 şirket kuruldu.''
Bunlardan birinin, Tank Palet Fabrikası devredilen, motorsuz Altay tankı yapması beklenen, ürettiği zırhlı araçların tamamı TSK envanterine giren Ethem Sancak’ın TR Motor’u ile ortak olduğunu söyleyen Özgür, ''Diğer yanda ikinci ‘damat’ın şirketi Baykar Makine; İHA, SİHA üretiyor, fabrikası ‘özel endüstri bölgesi’ ilan edilip, her türlü teşvik tanınıyor. İnşaat ve enerji yatırımları ile bilinen Nurol Holding bünyesindeki FNSS’ye, yılın ilk haftasında zırhlı araç modernizasyonu ihalesi verildi'' ifadesini kullanıyor.
''Kısaca askeri sanayi, tepede kamuoyunun yakından tanıdığı büyük şirketlerden başlayarak, aşağıya yayılan kârlı bir alan olarak genişliyor'' diyen yazar, ''Suriye’ye, Libya’ya cihat çağrıları eşliğinde, Osmanlı kıyafetleriyle sergilenen kostümlü dramanın perde arkasında, iktidarın yörüngesinde dönenler, satış garantili yeni bir evrene ışınlanıyor artık. Profillerindeki enerji ve inşaat etiketinin yanına, silahı da ekliyorlar'' yorumunu yapıyor.
[Samanyolu Haber] 21.1.2020
Bu çöküş sonrası ise iktidarın askeri sanayide yatırımları dikkat çekiyor.
Gazete Duvar yazarı Bahadır Özgür, rant ve komisyon çarkına da vurgu yaparak, ''Askeri sanayide de benzer bir yapı yükseliyor bugün. Üstelik ‘milli savunma’ şemsiyesi sayesinde; çok daha hızlı, etkili biçimde işliyor sistem ve en önemlisi gözlerden ırak kalabiliyor'' diyor.
Türkiye 19 milyar dolarlık silah alımı ile dünyada 15’inci sırada. 2019’da yüzde 24’le ilk 15 içinde harcamasını en fazla artıran ülke oldu. Sektördeki firmaların cirosu ise 8 yılda 4 milyar dolar civarından, 8 milyar doların üzerine çıktı.
Dünyada savunma sanayii şirketleri sıralamasında 52’inciliğe yükselen ASELSAN, son yıllarda ülke içinde ve dışında yeni şirketler kuruyor, özel şirketlere ortak oluyor.
Bunlardan birisi, ASELSAN Konya Silah Sistemleri A.Ş. 22 Kasım 2018 günü tescil edildi. Yüzde 51 hissesi kamunun, kalanı Konya Savunma Sanayi AŞ. adıyla 19 Temmuz 2018’de kurulan şirkete ait. Konya organize sanayide, 300 bin metrekare alanda fabrika inşa ediliyor.
Bahadır Özgür, ''ASELSAN’ın ortağının detayları ilginç bir hikaye anlatıyor bize'' diyor ve ekliyor:
''Konya Savunma Sanayi A.Ş., 24 farklı şirketin birleşmesinden oluştu. En büyük ortak, Koyuncu Nakliye Pazarlama. 5 akaryakıt istasyonu var. Fiat’ın Konya bayiliğinin yanında, ikinci el otomobil de satıyor. AKP döneminde yeni iş alanlarına uzandı. 21 ilde TÜVTÜRK adına araç muayene istasyonu işletiyor. Konya ve Nevşehir’de küçük çaplı 18 güneş enerjisi santralinin sahibi. En büyük işi ise Tuz Gölü’nde kurduğu tesis. Göl tekelinde ve tuz ihracatının yarısını karşılıyor. ASELSAN; bu tuzcu, akaryakıtçı, oto bayisini askeri alana açıyor şimdi.
Payları farklı düzeyde olan diğer ortakların durumu da benzer. İçlerinden silahla ilgili firma sayısı üç KOBİ. Onlar da av tüfeği ve tabanca imal ediyorlar. 4-5 tane makine üreticisi ve satıcısı yer alıyor. Kalan bazılarını da sıralayalım: Safa Tarım; Ayakkabı Dünyası, Damat Tween gibi hazır giyim markalarının Konya işletmeciliğini yapan ABC Kavafiye Konfeksiyon; Mges Enerji ve İnşaat; Beşel Endüstriyel Gıda; Ömer Atiker Yakıt Sistemleri İthalat; Enka Süt ve Gıda; Filkar Otomotiv; Konya Saraylı Madeni Eşya İmalat…
Devletin silah üretiminde Konyalı ortakları böyle. Başka illerdeki organize sanayi bölgelerinde de benzer iştirakler oluşturuluyor. Yine Erdoğan’a bağlı SSTEK üzerinden, dört tanesi özel şirketlerle olmak üzere, 11 şirket kuruldu.''
Bunlardan birinin, Tank Palet Fabrikası devredilen, motorsuz Altay tankı yapması beklenen, ürettiği zırhlı araçların tamamı TSK envanterine giren Ethem Sancak’ın TR Motor’u ile ortak olduğunu söyleyen Özgür, ''Diğer yanda ikinci ‘damat’ın şirketi Baykar Makine; İHA, SİHA üretiyor, fabrikası ‘özel endüstri bölgesi’ ilan edilip, her türlü teşvik tanınıyor. İnşaat ve enerji yatırımları ile bilinen Nurol Holding bünyesindeki FNSS’ye, yılın ilk haftasında zırhlı araç modernizasyonu ihalesi verildi'' ifadesini kullanıyor.
''Kısaca askeri sanayi, tepede kamuoyunun yakından tanıdığı büyük şirketlerden başlayarak, aşağıya yayılan kârlı bir alan olarak genişliyor'' diyen yazar, ''Suriye’ye, Libya’ya cihat çağrıları eşliğinde, Osmanlı kıyafetleriyle sergilenen kostümlü dramanın perde arkasında, iktidarın yörüngesinde dönenler, satış garantili yeni bir evrene ışınlanıyor artık. Profillerindeki enerji ve inşaat etiketinin yanına, silahı da ekliyorlar'' yorumunu yapıyor.
[Samanyolu Haber] 21.1.2020
Türkçede öğrencilerin acı tablosu: Çok laf az bilgi
Dört Beceride Türkçe Dil Sınavı’nda öğrencilerin yalnızca yüzde 0,05’i okuma testindeki soruların tümüne doğru yanıt verebildi. 36 tam puan alınabilecek yazma testindeki ortalama puan 11’de kalırken öğrenciler en fazla “konuşma” da başarılı oldu
Milli Eğitim Bakanlığı’nca (MEB) düzenlenen ‘Dört Beceride Türkçe Dil Sınavı’nda öğrencilerin yalnızca yüzde 0,05’i okuma testindeki soruların tümüne doğru yanıt verebildi. 36 tam puan alınabilecek yazma testindeki ortalama puan 11’de kalırken öğrenciler en fazla ‘konuşma’da başarılı oldu
Birgün’den Mustafa Mert Bildircin’in haberine göre, öğrencilerin Türkçe okuma, dinleme, yazma ve konuşma becerilerinin ölçülmesi amaçlayan çalışma Ankara, Konya, İstanbul, Antalya, Kütahya, Samsun, Muğla, Adıyaman, Erzurum, Gaziantep, Trabzon, Bursa, Denizli, Şanlıurfa ve Aydın’da kurulan 15 dil laboratuvarında, bilgisayar tabanlı gerçekleştirildi. Sınava 1850 yedinci sınıf öğrencisi katıldı.
Okuma becerisi düşük, kızlar daha başarılı
Öğrencilere, okuma becerilerini ölçmek için 20 çoktan seçmeli soru yöneltilirken, öğrencilerin okuma alt testindeki doğru yanıt ortalaması 10.63 oldu. Kız öğrenciler, 10.92 ham puan ortalaması ile 10.21 ham puan ortalamasına ulaşan erkek öğrencileri geride bıraktı.
Sınavda, ebeveynin eğitim düzeyinin öğrencinin başarısına etkisi de ele alındı. Anne ve babanın eğitim düzeyi arttıkça öğrencilerin okuma alt testindeki başarısının da arttığı belirlendi.
Buna göre, anne eğitim düzeyi ilkokul olan öğrencilerin ham puan ortalaması 9.27 olurken annesi yükseköğretim mezunu olan öğrencilerin ham puan ortalaması 12.86 olarak hesaplandı. Babası ilkokul mezunu öğrencilerin ham puan ortalaması 8.91, yükseköğretim mezunlarının çocuklarının ham puan ortalaması ise 11.94 oldu.
Öğrencilerin dinleme becerisinin ölçüldüğü alt testin sonuçlarında ise dinleme alt testine katılan öğrencilerin ham puan ortalamasının 11.70 olduğu bildirildi. Teste katılan öğrencilerin yüzde 68.95’inin ham puanı 11 ile 20 arasında kaldı. Kız öğrenciler, dinleme becerilerinde de erkek öğrencileri geçti. Kız öğrencilerin ham puan ortalaması 12, erkek öğrencilerin ise 11.37 olarak kaydedildi.
Yazma testinde tam puan alan yok
Sınav kapsamında öğrencilere yazma becerilerinin ölçülmesi için metin ve hikaye yazmak üzere iki farklı türde görev verildi. Öğrencilerin her iki türde de alabileceği en yüksek puan 36 olarak belirlendi. Öğrencilerin yazma alt testindeki ham puanları, altı ile 20 puan arasında yoğunlaştı. Öğrencilerin yüzde 30.23’ü, yazma becerilerinde 11-15 arasında puan aldı.
Hiçbir öğrencinin tam puana ulaşamadığı yazma testi için MEB, “Yazma alt testindeki başarı, diğer alt testlere göre kısmen düşüktür” değerlendirmesinde bulundu.
Yazma alt testinin sonuçları, okulöncesi eğitimin önemini de bir kez daha gözler önüne serdi. Okul öncesi eğitim almayan öğrencilerin yazma becerilerindeki ham puan ortalaması kayıtlara 14.81, okulöncesi eğitim alan öğrencilerin ise 17.38 olarak geçti.
Yedinci sınıf öğrencilerinin görece en başarılı olduğu alt test, konuşma becerilerinin ölçüldüğü test oldu. Kendilerine verilen konular çerçevesinde konuşmaları istenen öğrencilerin bu alt testteki ham puan ortalamasının 15 ile 36 arasında değiştiği gözlemlendi. Öğrencilerin sadece yüzde 0.86’sı konuşmaya ilişkin her iki görevde de beklenen tüm becerileri karşıladı.
[Samanyolu Haber] 21.1.2020
Milli Eğitim Bakanlığı’nca (MEB) düzenlenen ‘Dört Beceride Türkçe Dil Sınavı’nda öğrencilerin yalnızca yüzde 0,05’i okuma testindeki soruların tümüne doğru yanıt verebildi. 36 tam puan alınabilecek yazma testindeki ortalama puan 11’de kalırken öğrenciler en fazla ‘konuşma’da başarılı oldu
Birgün’den Mustafa Mert Bildircin’in haberine göre, öğrencilerin Türkçe okuma, dinleme, yazma ve konuşma becerilerinin ölçülmesi amaçlayan çalışma Ankara, Konya, İstanbul, Antalya, Kütahya, Samsun, Muğla, Adıyaman, Erzurum, Gaziantep, Trabzon, Bursa, Denizli, Şanlıurfa ve Aydın’da kurulan 15 dil laboratuvarında, bilgisayar tabanlı gerçekleştirildi. Sınava 1850 yedinci sınıf öğrencisi katıldı.
Okuma becerisi düşük, kızlar daha başarılı
Öğrencilere, okuma becerilerini ölçmek için 20 çoktan seçmeli soru yöneltilirken, öğrencilerin okuma alt testindeki doğru yanıt ortalaması 10.63 oldu. Kız öğrenciler, 10.92 ham puan ortalaması ile 10.21 ham puan ortalamasına ulaşan erkek öğrencileri geride bıraktı.
Sınavda, ebeveynin eğitim düzeyinin öğrencinin başarısına etkisi de ele alındı. Anne ve babanın eğitim düzeyi arttıkça öğrencilerin okuma alt testindeki başarısının da arttığı belirlendi.
Buna göre, anne eğitim düzeyi ilkokul olan öğrencilerin ham puan ortalaması 9.27 olurken annesi yükseköğretim mezunu olan öğrencilerin ham puan ortalaması 12.86 olarak hesaplandı. Babası ilkokul mezunu öğrencilerin ham puan ortalaması 8.91, yükseköğretim mezunlarının çocuklarının ham puan ortalaması ise 11.94 oldu.
Öğrencilerin dinleme becerisinin ölçüldüğü alt testin sonuçlarında ise dinleme alt testine katılan öğrencilerin ham puan ortalamasının 11.70 olduğu bildirildi. Teste katılan öğrencilerin yüzde 68.95’inin ham puanı 11 ile 20 arasında kaldı. Kız öğrenciler, dinleme becerilerinde de erkek öğrencileri geçti. Kız öğrencilerin ham puan ortalaması 12, erkek öğrencilerin ise 11.37 olarak kaydedildi.
Yazma testinde tam puan alan yok
Sınav kapsamında öğrencilere yazma becerilerinin ölçülmesi için metin ve hikaye yazmak üzere iki farklı türde görev verildi. Öğrencilerin her iki türde de alabileceği en yüksek puan 36 olarak belirlendi. Öğrencilerin yazma alt testindeki ham puanları, altı ile 20 puan arasında yoğunlaştı. Öğrencilerin yüzde 30.23’ü, yazma becerilerinde 11-15 arasında puan aldı.
Hiçbir öğrencinin tam puana ulaşamadığı yazma testi için MEB, “Yazma alt testindeki başarı, diğer alt testlere göre kısmen düşüktür” değerlendirmesinde bulundu.
Yazma alt testinin sonuçları, okulöncesi eğitimin önemini de bir kez daha gözler önüne serdi. Okul öncesi eğitim almayan öğrencilerin yazma becerilerindeki ham puan ortalaması kayıtlara 14.81, okulöncesi eğitim alan öğrencilerin ise 17.38 olarak geçti.
Yedinci sınıf öğrencilerinin görece en başarılı olduğu alt test, konuşma becerilerinin ölçüldüğü test oldu. Kendilerine verilen konular çerçevesinde konuşmaları istenen öğrencilerin bu alt testteki ham puan ortalamasının 15 ile 36 arasında değiştiği gözlemlendi. Öğrencilerin sadece yüzde 0.86’sı konuşmaya ilişkin her iki görevde de beklenen tüm becerileri karşıladı.
[Samanyolu Haber] 21.1.2020
Enes Kanter'den alkışlanacak hareket: LeBron'u blokladı
Amerikan Ulusal Basketbol Ligi'nde (NBA) Boston Celtics peş peşe aldığı üç mağlubiyetin acısını Los Angeles Lakers’dan çıkardı. İlk yarıda başarılı bir performans sergileyen Enes Kanter maçı 18 sayı, 11 ribaund ve 1 blok ile tamamladı.
Enes Kanter’in taraftardan bol alkış aldığı maçta Boston Celtics rakibi Los Angeles Lakers’ı 139-107 gibi farklı bir skorla mağlup etti.
Karşılaşmada 24 dakika süre alan Enes Kanter yüzde 80 isabetle 18 sayı, 11 ribaund ile double-double yaparken, LeBron James’e yaptığı savunma ve blok ile maça damgasını vurdu.
Boston Celtics, Enes Kanter'in double-double yaptığı yedi karşılaşmanın tamamını kazandı. Enes Kanter, gösterdiği ekstra performans ile maç sonrasında, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) sosyal medya listelerinde en çok konuşulan kişiler arasına girdi.
Karşılaşmanın ilk yarısında 18 sayı 8 ribaunt ile maçın en skoreri ve en fazla ribaund alan oyuncusu olan Enes Kanter’i durdurmak için Lakers koçu Vogel, değişmeli olarak Anthony Davis, Javale McGee ve Dwight Howard’ı kullansada bunda başarılı olamadı.
RİBAUNDLARI SAYIYA DÖNÜŞTÜRDÜ
İlk yarıda 6 hücum ribaundu alan başarılı oyuncu, bunları sayı ile bitirerek takımına ekstra katkı sağladı. Los Angeles Lakers’ın süper yıldızları LeBron ve A. Davis birlikte toplam 17 sayı, 6 ribaund bularak Enes Kanter’in arkasında kaldılar.
Batı Konferansında 34 galibiyet ile açık ara lider olan ve şampiyonluğun güçlü adayları arasında gösterilen Los Angeles Lakers karşısında Celtics’te Jayson Tatum 27 sayı, Kemba Walker ve Jaylen Brown ise 20 sayı ile takımlarına katkı yaptı.
Maçın en iyi performansını gösteren oyuncuya verilen Tommy Award ödülünü alan NBA yıldızı Enes Kanter, maç sonrası yaptığı açıklamada takım arkadaşlarına methiyeler yağdırdı.
[Samanyolu Haber] 21.1.2020
Enes Kanter’in taraftardan bol alkış aldığı maçta Boston Celtics rakibi Los Angeles Lakers’ı 139-107 gibi farklı bir skorla mağlup etti.
Karşılaşmada 24 dakika süre alan Enes Kanter yüzde 80 isabetle 18 sayı, 11 ribaund ile double-double yaparken, LeBron James’e yaptığı savunma ve blok ile maça damgasını vurdu.
Boston Celtics, Enes Kanter'in double-double yaptığı yedi karşılaşmanın tamamını kazandı. Enes Kanter, gösterdiği ekstra performans ile maç sonrasında, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) sosyal medya listelerinde en çok konuşulan kişiler arasına girdi.
Karşılaşmanın ilk yarısında 18 sayı 8 ribaunt ile maçın en skoreri ve en fazla ribaund alan oyuncusu olan Enes Kanter’i durdurmak için Lakers koçu Vogel, değişmeli olarak Anthony Davis, Javale McGee ve Dwight Howard’ı kullansada bunda başarılı olamadı.
RİBAUNDLARI SAYIYA DÖNÜŞTÜRDÜ
İlk yarıda 6 hücum ribaundu alan başarılı oyuncu, bunları sayı ile bitirerek takımına ekstra katkı sağladı. Los Angeles Lakers’ın süper yıldızları LeBron ve A. Davis birlikte toplam 17 sayı, 6 ribaund bularak Enes Kanter’in arkasında kaldılar.
Batı Konferansında 34 galibiyet ile açık ara lider olan ve şampiyonluğun güçlü adayları arasında gösterilen Los Angeles Lakers karşısında Celtics’te Jayson Tatum 27 sayı, Kemba Walker ve Jaylen Brown ise 20 sayı ile takımlarına katkı yaptı.
Maçın en iyi performansını gösteren oyuncuya verilen Tommy Award ödülünü alan NBA yıldızı Enes Kanter, maç sonrası yaptığı açıklamada takım arkadaşlarına methiyeler yağdırdı.
[Samanyolu Haber] 21.1.2020
Bu kez Ruslar kandırdı: Sıfır teknoloji transferiyle gönderdiler!
Türkiye'nin S-400 hava savunma sistemlerini satın aldığı Rusya ile yaptığı anlaşmanın "teknoloji transferi içermediği" öne sürüldü.
Rus devlet ajansı TASS’ın askeri ve diplomatik kaynaklara dayandırdığı haberinde, Türkiye ile Rusya arasında yapılan anlaşma gereği Türk Silahlı Kuvvetleri'ne (TSK) bugüne kadar 120 adet S-400 füzesi, bazı yedek parça ve diğer gerekli malzemelerin teslim edildiği belirtildi. Haberde Türkiye ile yapılan yapılan anlaşmanın 'kısmen dahi olsa teknoloji transferini kapsamadığı' ifade edildi.
Euronews'in aktardığına göre söz konusu haberde, Türk ve Rus taraflarının sözleşmeye 2019 Aralık'ında Ankara'da imza attığı, bu eylemle birlikte Rusya tarafından verilen 20 aylık garanti süresinin de başlamış olduğu bilgisine yer verildi.
Türkiye Savunma Sanayi Başkanı İsmail Demir, kasım ayı başlarında yaptığı açıklamada ikinci Rus yapımı S-400 Uzun Menzilli Bölge Hava ve Füze Savunma Sistemi grubunun ortak üretim ve teknoloji transferi nedeniyle Türkiye'ye teslimatının gecikebileceğini açıklamış, planlanan 2020 zaman çizelgesinin sonrasına ertelenebileceğini belirtmişti.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 2018'de kendisine yöneltilen S-400'lerle ilgili teknoloji transferi sorularına "Bu konu, herhangi bir şekilde siyasi güven meselesi değil. Bu mesele tamam ile ticari mesele" diye cevap vermişti.
Türkiye'ye ilk S-400 grubu teslimatı Temmuz 2019'da yapılmıştı. S-400 hava savunma füze sistemi, Rus devlet şirketi Rostec tarafından üretiliyor ve satılıyor.
TSK'nın envanterine kattığı S-400'ler sonrası Amerika Birleşik Devletleri (ABD) F-35 jetlerinin üretici ortağı Türkiye'ye bu uçakların teslimatını askıya almış, yaptırım tehdidinde bulunmuştu.
ERDOĞAN VE SÖZCÜSÜ KALIN 'TEKNOLOJİ TRANSFERİ VAR' DEMİŞTİ
Tayyip Erdoğan konuya ilişkin daha önce ''Türkiye'de üretim dâhil, teknoloji transferi ve paylaşımı dâhil şekilde çalışma sürdürülüyor. Önümüzdeki günlerde bu gelişmeleri takip edeceğiz'' demişti.
Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın ise yaptığı açıklamada şunları söylemişti:
''Sadece Türkiye'nin güvenlik ihtiyacını, savunma sistemini karşılamayacak ama aynı zamanda bu teknolojinin transfer edilmesini sağlayacak. Ruslar ile yaptığımız anlaşmada, Sayın Cumhurbaşkanımızın Putin ile yaptığı görüşmelerde bu konu çok açık ve net ortaya konuyor, Ruslar da buna 'Tamam' dediler."
[Samanyolu Haber] 21.1.2020
Rus devlet ajansı TASS’ın askeri ve diplomatik kaynaklara dayandırdığı haberinde, Türkiye ile Rusya arasında yapılan anlaşma gereği Türk Silahlı Kuvvetleri'ne (TSK) bugüne kadar 120 adet S-400 füzesi, bazı yedek parça ve diğer gerekli malzemelerin teslim edildiği belirtildi. Haberde Türkiye ile yapılan yapılan anlaşmanın 'kısmen dahi olsa teknoloji transferini kapsamadığı' ifade edildi.
Euronews'in aktardığına göre söz konusu haberde, Türk ve Rus taraflarının sözleşmeye 2019 Aralık'ında Ankara'da imza attığı, bu eylemle birlikte Rusya tarafından verilen 20 aylık garanti süresinin de başlamış olduğu bilgisine yer verildi.
Türkiye Savunma Sanayi Başkanı İsmail Demir, kasım ayı başlarında yaptığı açıklamada ikinci Rus yapımı S-400 Uzun Menzilli Bölge Hava ve Füze Savunma Sistemi grubunun ortak üretim ve teknoloji transferi nedeniyle Türkiye'ye teslimatının gecikebileceğini açıklamış, planlanan 2020 zaman çizelgesinin sonrasına ertelenebileceğini belirtmişti.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 2018'de kendisine yöneltilen S-400'lerle ilgili teknoloji transferi sorularına "Bu konu, herhangi bir şekilde siyasi güven meselesi değil. Bu mesele tamam ile ticari mesele" diye cevap vermişti.
Türkiye'ye ilk S-400 grubu teslimatı Temmuz 2019'da yapılmıştı. S-400 hava savunma füze sistemi, Rus devlet şirketi Rostec tarafından üretiliyor ve satılıyor.
TSK'nın envanterine kattığı S-400'ler sonrası Amerika Birleşik Devletleri (ABD) F-35 jetlerinin üretici ortağı Türkiye'ye bu uçakların teslimatını askıya almış, yaptırım tehdidinde bulunmuştu.
ERDOĞAN VE SÖZCÜSÜ KALIN 'TEKNOLOJİ TRANSFERİ VAR' DEMİŞTİ
Tayyip Erdoğan konuya ilişkin daha önce ''Türkiye'de üretim dâhil, teknoloji transferi ve paylaşımı dâhil şekilde çalışma sürdürülüyor. Önümüzdeki günlerde bu gelişmeleri takip edeceğiz'' demişti.
Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın ise yaptığı açıklamada şunları söylemişti:
''Sadece Türkiye'nin güvenlik ihtiyacını, savunma sistemini karşılamayacak ama aynı zamanda bu teknolojinin transfer edilmesini sağlayacak. Ruslar ile yaptığımız anlaşmada, Sayın Cumhurbaşkanımızın Putin ile yaptığı görüşmelerde bu konu çok açık ve net ortaya konuyor, Ruslar da buna 'Tamam' dediler."
[Samanyolu Haber] 21.1.2020
Tutukluların ellerini ve ayaklarını kırdılar!
Afyonkarahisar 1 No'lu T Tipi Cezaevi’nde gardiyanlar tutuklulara işkence yapıyor.
"Örgüt üyesi olmak" iddiasıyla tutuklandıktan sonra 11 yıl 6 hapis cezası verilen Mehmet Ali Kayan (32) ailesiyle yaptığı telefon görüşmesinde tutuklu bulunduğu Afyonkarahisar 1 No'lu T Tipi Cezaevi’nde işkenceye uğradıklarını söyledi.
Kayan, ailesiyle yaptığı telefon görüşmesinde gardiyanların kimi tutukların el ve ayaklarını kırarak, falakaya yatırdığını iddia etti. Cezaevi ise iddialara hakkında "Bakanlık açıklama yapmıştır." demekle yetindi.
ÇIPLAK ARAMA VE AYAKTA SAYIM DAYATMASINA İTİRAZ EDENLER DARP EDİLDİ
10 gün önce Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi'nden Afyonkarahisar Kapalı Cezaevi'ne sevk edildiğini belirten Kayan, cezaevinde kendilerine çıplak arama ve ayakta sayım gibi dayatmalarda bulunulduğunu kaydetti.
Tutuklulara televizyon, radyo ve gazetenin verilmediğini dile getiren Kayan, cezaevi gardiyanları tarafından "Burada bizim hükmümüz geçer." diye tehdit edildiklerini aktardı.
Hastalanan tutukluların revire çıkarılmadıklarını söyleyen Kayan, söz konusu uygulamalara tepki gösterdiklerinde gardiyanlar tarafından koğuşlarının basıldığı ve darp edildiklerini iddia etti.
10 gün önce Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi'nden Afyonkarahisar Kapalı Cezaevi'ne sevk edilen Mehmet Ali Kayan gardiyanlar tarafından darp edildiğini ve elinin kırıldığını söyledi.
KAYAN: BAZI ARKADAŞLARIMIN BACAĞINI KIRDILAR
Kayan, darp edilme sonucu kendisinin elinin kırıldığı ve bazı arkadaşlarının bacaklarında kırıklar oluştuğunu, kimi tutukluların da falakaya yatırıldıkları için ayaklarının altında morarmalar olduğunu kaydetti.
Yaşananları "zulüm" olarak nitelendiren Kayan’ın babası Mahmut Kayan (61), “Çocuklarımızı öldürseler kimsenin haberi olmayacak.” dedi.
Oğlunun yaşananları tam olarak aktaramadan konuşma süresinin tamamlandığını dile getiren baba Kayan, “Bu zulmü onlara yapmaya hakları yoktur. Bu adaletsizliktir. Gardiyanlar nasıl böyle ellerini kıracak kadar dövebiliyor? Hani nerede İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun adaleti?” diye sordu.
Baba Kayan, kamuoyuna duyarlılık çağrısında bulundu.
"UZAK MESAFE YÜZÜNDEN ZİYARET EDEMİYORUZ"
En son 5 ay önce oğlunun görüşüne gidebildiğini dile getiren anne Sultan Kayan (59) ise daha önce Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan oğlunun uzak bir yere sevk edilmesini eleştirdi.
Uzak mesafe yüzünden oğlunu ziyaret etmekte zorlandığını belirten anne Kayan, "Bari zulme ve işkenceye maruz kalmasınlar. Duyarlı insanların bu zulme dur demesini istiyoruz.” çağrısında bulundu.
Cezaevi'nden telefonla konuşulan bir yetkili, söz konusu iddialara dair ilk olarak cezaevinde sayım yapıldığını ve yetkili bir ismin bulunmadığını dile getirdi.
Kişi daha sonra ise "Olay nedir bilmiyorum, fakat onunla ilgili olarak bakanlık açıklama yapmıştır. Müdür bey şuan toplantıda." cevabını verdi.
[Samanyolu Haber] 21.1.2020
"Örgüt üyesi olmak" iddiasıyla tutuklandıktan sonra 11 yıl 6 hapis cezası verilen Mehmet Ali Kayan (32) ailesiyle yaptığı telefon görüşmesinde tutuklu bulunduğu Afyonkarahisar 1 No'lu T Tipi Cezaevi’nde işkenceye uğradıklarını söyledi.
Kayan, ailesiyle yaptığı telefon görüşmesinde gardiyanların kimi tutukların el ve ayaklarını kırarak, falakaya yatırdığını iddia etti. Cezaevi ise iddialara hakkında "Bakanlık açıklama yapmıştır." demekle yetindi.
ÇIPLAK ARAMA VE AYAKTA SAYIM DAYATMASINA İTİRAZ EDENLER DARP EDİLDİ
10 gün önce Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi'nden Afyonkarahisar Kapalı Cezaevi'ne sevk edildiğini belirten Kayan, cezaevinde kendilerine çıplak arama ve ayakta sayım gibi dayatmalarda bulunulduğunu kaydetti.
Tutuklulara televizyon, radyo ve gazetenin verilmediğini dile getiren Kayan, cezaevi gardiyanları tarafından "Burada bizim hükmümüz geçer." diye tehdit edildiklerini aktardı.
Hastalanan tutukluların revire çıkarılmadıklarını söyleyen Kayan, söz konusu uygulamalara tepki gösterdiklerinde gardiyanlar tarafından koğuşlarının basıldığı ve darp edildiklerini iddia etti.
10 gün önce Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi'nden Afyonkarahisar Kapalı Cezaevi'ne sevk edilen Mehmet Ali Kayan gardiyanlar tarafından darp edildiğini ve elinin kırıldığını söyledi.
KAYAN: BAZI ARKADAŞLARIMIN BACAĞINI KIRDILAR
Kayan, darp edilme sonucu kendisinin elinin kırıldığı ve bazı arkadaşlarının bacaklarında kırıklar oluştuğunu, kimi tutukluların da falakaya yatırıldıkları için ayaklarının altında morarmalar olduğunu kaydetti.
Yaşananları "zulüm" olarak nitelendiren Kayan’ın babası Mahmut Kayan (61), “Çocuklarımızı öldürseler kimsenin haberi olmayacak.” dedi.
Oğlunun yaşananları tam olarak aktaramadan konuşma süresinin tamamlandığını dile getiren baba Kayan, “Bu zulmü onlara yapmaya hakları yoktur. Bu adaletsizliktir. Gardiyanlar nasıl böyle ellerini kıracak kadar dövebiliyor? Hani nerede İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun adaleti?” diye sordu.
Baba Kayan, kamuoyuna duyarlılık çağrısında bulundu.
"UZAK MESAFE YÜZÜNDEN ZİYARET EDEMİYORUZ"
En son 5 ay önce oğlunun görüşüne gidebildiğini dile getiren anne Sultan Kayan (59) ise daha önce Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan oğlunun uzak bir yere sevk edilmesini eleştirdi.
Uzak mesafe yüzünden oğlunu ziyaret etmekte zorlandığını belirten anne Kayan, "Bari zulme ve işkenceye maruz kalmasınlar. Duyarlı insanların bu zulme dur demesini istiyoruz.” çağrısında bulundu.
Cezaevi'nden telefonla konuşulan bir yetkili, söz konusu iddialara dair ilk olarak cezaevinde sayım yapıldığını ve yetkili bir ismin bulunmadığını dile getirdi.
Kişi daha sonra ise "Olay nedir bilmiyorum, fakat onunla ilgili olarak bakanlık açıklama yapmıştır. Müdür bey şuan toplantıda." cevabını verdi.
[Samanyolu Haber] 21.1.2020
Bizler döndük KHK'lılar da dönecek!
2 Eylül darbesi sonrası 1402 denilen kanunla görevden alınan Gülhami Köseoğlu "Bizler nasıl döndüysek KHK'lılarda dönecek. Hiç endişeleri olmasın" dedi.
1402'likler olarak görevine son verilen memurlarla KHK ile görevden alınan memurların durumunu değerlendiren Köseoğlu mahkeme kararıyla görevlerine döndüklerini ve maaşlarını yasal faiziyle birlikte aldıklarını kaydetti.
Danıştay'ın geçmişte emsal kararları olduğunu belirten emekli öğretmen Gülhami Köseoğlu
"1402'lik memurların sayısı 5 bindi KHK'lıların sayısı 150 bin civarında. Onların sesinin daha çok çıkması gerekiyor. "
Sessiz kalan KHK'lılaın da er yada geç KHK mücadelesine katılacağını ve bu güç karşısında hiç bir şeyin duramayacağını belirten Köseoğlu KHK TV'ye konuştu
1402'likler olarak görevine son verilen memurlarla KHK ile görevden alınan memurların durumunu değerlendiren Köseoğlu mahkeme kararıyla görevlerine döndüklerini ve maaşlarını yasal faiziyle birlikte aldıklarını kaydetti.
Danıştay'ın geçmişte emsal kararları olduğunu belirten emekli öğretmen Gülhami Köseoğlu
"1402'lik memurların sayısı 5 bindi KHK'lıların sayısı 150 bin civarında. Onların sesinin daha çok çıkması gerekiyor. "
Sessiz kalan KHK'lılaın da er yada geç KHK mücadelesine katılacağını ve bu güç karşısında hiç bir şeyin duramayacağını belirten Köseoğlu KHK TV'ye konuştu
[Samanyolu Haber] 21.1.2020
Allah onu bildiği gibi yapsın!
Zamlı doğalgaz ve elektrik faturaları asgari ücretlilerin ve emeklilerin belini büktü. Bir emekli, "(Cumhurbaşkanı) Tayyip Erdoğan'a ben bir şey demiyorum. Allah nasıl biliyorsa onu öyle yapsın." dedi.
Allah onu bildiği gibi yapsın!
SAMANYOLUHABER- Avrupa'da 1.000 metreküp doğalgazın fiyatı ortalama 110-120 dolar. Türkiye’ye gelen gazın fiyatı ise 250-280 dolar seviyesinde.
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümetinin hem doğalgaz hem de elektrik fiyatlarına yaptığı zamlar vatandaşın belini büktü.
ASGARİ ÜCRET ZAMMI DOĞALGAZ FATURASINI BİLE KARŞILAMIYOR
Maaşı 2 bin 20 liradan 2 bin 324 TL'ye çıkan asgari ücretliler tüketimin arttığı kış aylarında 400 liranın üzerinde gelen doğalgaz faturalarını ödemekte zorlanıyor.
YouTube'de yayın yapan Yol TV'nin sorularını cevaplandıran Ankaralılar, "800 lira doğalgaz geliyor. Şoke olduk. Yandık. Mahvolduk. Yazıklar olsun böyle memlekete. Yönetenlere... Çok az yakmamıza rağmen çok yüksek fatura geliyor." ifadelerini kullandı.
Bir emekli ise, "(Cumhurbaşkanı) Tayyip Erdoğan'a ben bir şey demiyorum. Allah nasıl biliyorsa onu öyle yapsın." dedi.
DOLAR İNSE DE FATURA KABARIYOR
Sosyal medyada doğalgaz faturalarını paylaşan bazı kullanıcılar, hükümetin bütçe açığını kapatmak için vatandaşın sırtına bindiğini kaydetti.
Dolar 6,25 TL iken 410 TL fatura geldiğini belirten bir abone, "Dolar 5,89 TL, ancak benim faturam 640 TL. Hani dolar arttığı için artıyordu faturalar!" tespitinde bulundu.
ELEKTRİK ZAMLARI:
1 Ağustos 2018: Yüzde 9
1 Eylül 2018: Yüzde 9
1 Ekim 2018: Yüzde 9
1 Temmuz 2019: Yüzde 15
1 Ekim 2019: Yüzde 15
DOĞALGAZ ZAMLARI:
1 Ağutos 2018: Yüzde 9
1 Eylül 2018: Yüzde 9
1 Ekim 2018: Yüzde 9
1 Ağustos 2019: Yüzde 15
1 Eylül 2019: Yüzde 15
[Samanyolu Haber] 21.1.2020
Allah onu bildiği gibi yapsın!
SAMANYOLUHABER- Avrupa'da 1.000 metreküp doğalgazın fiyatı ortalama 110-120 dolar. Türkiye’ye gelen gazın fiyatı ise 250-280 dolar seviyesinde.
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümetinin hem doğalgaz hem de elektrik fiyatlarına yaptığı zamlar vatandaşın belini büktü.
ASGARİ ÜCRET ZAMMI DOĞALGAZ FATURASINI BİLE KARŞILAMIYOR
Maaşı 2 bin 20 liradan 2 bin 324 TL'ye çıkan asgari ücretliler tüketimin arttığı kış aylarında 400 liranın üzerinde gelen doğalgaz faturalarını ödemekte zorlanıyor.
YouTube'de yayın yapan Yol TV'nin sorularını cevaplandıran Ankaralılar, "800 lira doğalgaz geliyor. Şoke olduk. Yandık. Mahvolduk. Yazıklar olsun böyle memlekete. Yönetenlere... Çok az yakmamıza rağmen çok yüksek fatura geliyor." ifadelerini kullandı.
Bir emekli ise, "(Cumhurbaşkanı) Tayyip Erdoğan'a ben bir şey demiyorum. Allah nasıl biliyorsa onu öyle yapsın." dedi.
DOLAR İNSE DE FATURA KABARIYOR
Sosyal medyada doğalgaz faturalarını paylaşan bazı kullanıcılar, hükümetin bütçe açığını kapatmak için vatandaşın sırtına bindiğini kaydetti.
Dolar 6,25 TL iken 410 TL fatura geldiğini belirten bir abone, "Dolar 5,89 TL, ancak benim faturam 640 TL. Hani dolar arttığı için artıyordu faturalar!" tespitinde bulundu.
ELEKTRİK ZAMLARI:
1 Ağustos 2018: Yüzde 9
1 Eylül 2018: Yüzde 9
1 Ekim 2018: Yüzde 9
1 Temmuz 2019: Yüzde 15
1 Ekim 2019: Yüzde 15
DOĞALGAZ ZAMLARI:
1 Ağutos 2018: Yüzde 9
1 Eylül 2018: Yüzde 9
1 Ekim 2018: Yüzde 9
1 Ağustos 2019: Yüzde 15
1 Eylül 2019: Yüzde 15
[Samanyolu Haber] 21.1.2020
Kutub Yıldızı pervaneleri [Abdullah Aymaz]
Musâhabe kahramanları olan Sahabe Efendilerimiz, Muhammed Aleyhisselamın sohbetlerinden doya doya, kana kana istifade etmişlerdir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri “Sohbette insibağ ve inikâs vardır.” diyor. Sıbğa, boya demektir. İnsibağ; boyalanmak demektir. “Sen Allah boyası ile boyan ve O’nun verdiği rengi tam al; (zâten) o ilâhî boyadan, boyası daha güzel olan kimdir ki?” (Bakara Suresi, 2/138) buyurulmaktadır.
Sahabe Efendilerimizi, “Kur’an’ın canlı tefsirler” haline getiren, velilerden daha yüksek makamlara yücelten, Peygamber Efendimizin (S.A.S.) sohbetleri değil midir. Zaten, “Sahabe”, sohbet kökünden bir kelime değil midir? Onlar, o sohbetlerin insibağı ve inikası ile aynı renge girmemiş midir, aynı akis ve yansımalara mazhar olmamışlar mıdır? Aynı mübarek atmosferi solumamışlar mıdır? Efendimizdeki (S.A.S.) vahiy mesajları geldiği zamanlardaki hâlet-i ruhiyelere şâhit olmamışlar mıdır? O vaziyetleri gören ve beraber yaşayan ashab Efendilerimiz bütün bu müşahedelerden sonra elbette akıllarında fikirlerinde, vicdanlarında ve ruhlarında bunların tesirlerini derinden, derine ve inceden inceye hissedecek ona göre müthiş mesafeler kat edeceklerdir ve etmişlerdir de… Bu bakımdan bizler için sohbet-i cânânlar çok önemlidir.
Hindistanlı bir sosyolog olan, soldan gelen ve dünyada meşhur bir yeri olan Prof. Dr. Anwar Alam Bey, “Allah Rızası İçin” isimli Hizmet ve M. Fethullah Gülen Hocaefendi hakkındaki on sene araştırmadan sonra yazıp tamamladığı eserini tanıtmak, kitap imzalama programlarına katılmak üzere geldiğinde kendisiyle görüşen arkadaşlarımıza özel sohbetlerinde beş şey tavsiye etmiştir:
“Kitap okuma kampları devam etmeli.
Abilik, ablalık devam etmeli…
Sohbet-i cânânlar devam etmeli
Maklubeler devam etmeli..
Mütevelliler devam etmeli…”
M. Fethullah Gülen Hocaefendi, “Kalbin Zümrüt Tepeleri’nde “Sohbet Ve Muhasebe” bölümünde diyor ki: “Hizmet, İhlas ve samimiyet içinde Hak rızasını aramak ve Hakkın hoşnut olduğu kimselerin TERBİYE ve VESAYETİNDE bulunmak; sohbet ise, gönül kapılarını ardına kadar İLAHÎ VARİDAT ve MEVHİBELERE açık tutarak, bir Hak Dostuna mülâzemette bulunup, onun Hak Tecellilerine açık o zengin atmosferi paylaşmak demektir. Sahabe, HİZMETTE zirveleri tuttuğu gibi, SOHBETTE de en yüksek şâhikaların üveyki olma pâyesiyle serfirazdır ki, bu, o toplumun muhasebesinde merkez noktayı tutan zâtın bir nazarının istidatlı ruhları bir hamlede evc-i kemâle çıkarmasında aranmalıdır. Tabiî, kalblerini, iradelerini, hislerini, şuurlarını o KUTUP YILDIZI’nın çevresinde dönmeye bağlamış bu aktif sabır kahramanlarının istidat ve performanslarının daha nazardan uzak tutulmaması gerekir…
“Aslında bu sohbetlerden en önemli gaye, imanın marifet ufkuna ulaştırılması marifetin “Yakîn’in değişik mertebeleri sürecine bağlanması, Hakikat-ı Ahmediye vesayetinde KALB ve RUHUN hayat mertebelerinde seyahatler gerçekleştirilmesi ve bu seyahatlerin de şuurlu temâşâ ile değerlendirilmesidir.”
Maalesef bu şuurdan uzaklaşmış ve dünya çapında ihlasla hizmet eden kardeşlerine, sırf kıskançlıklarında saldıran, hatta ‘Onları, malları, canları ve ırzları artık ganimet; onlara her istenilen yapılabilir’ gibi fetvalar verip zulümlerle ve cinayetlere ortak olanların sohbetleri içinde Kalbin Zümrüt Tepelerinde şöyle deniliyor: “Sohbetin yerini, onun DEDİKODUSU almış.. mâna kendi vizyonunda karartılmış.. Lâhûtiliğe bağlı eserler, yerlerini hevâîliğe bırakmış.. câzibe-i kudsiye uçup gitmiş; gelip onun o NUR UFKUNA, nefsânî incizâplar oturmuş..
“Er olan erimiş, yağ gibi gitmiş;
Şirin eller, zîr u türaba yatmış;
Sümbüller yerinde muğeylan bitmiş;
Petekler sönmüş, ballar kalmamış!.” (M. Lütfî)
demektir ki, böyle bir ortamdaki sohbetin insibağından da, hakikata ve Hakikat-ı Ahmediye’ye (S.A.S.) ulaştırmasından da asla söz edilemez. Doğrusu düşünülen konuşulan şeyler itibarıyla, kahvehanelerdeki sohbetleri hatırlatan tekye, zâviye ve halvethanelerdeki muhasebelerde ilâhî vâridattan bahsetmek şöyle dursun, ŞEYTANÎ ŞERARELERDEN endişe duyulmalıdır. Dolayısıyla da, ihsan ve ihlas ufkundan uzaklaşmış bu mekanlardaki feyiz alış verişine benzeyen her muâmele bir aldanma veya İSTİDRAÇ, buralarda Allah’ın hususî iltifatına mazhariyet beklentisi bir vehim ve bu yerlerin cemaat görünümündeki müdâvimleri de birer yığının ruhsuz parçalarından ibarettir. Hele bir de mesleklerinin revacı adına başkalarıyla uğraşıyor; gıybetlere, iftiralara giriyor ve suizan gibi bir küfür silahını kullanıyorlarsa, böylelerinin oturup kalktıkları yerler tekye değil, birer takıyye mahalli, zâviye değil birer hâviye ve bu meclislerin merkez noktasını tutanlar da sofî değil, birer softadır. Her zamanki, kemâl erbabını tenzihle beraber itiraf etmeliyim ki, sohbet ve muhasebe meclisleri gibi dünden bugüne en aşkın mazhariyetlerin meşcereliği veya helezonları sayılan müesseselerin, hiç olmazsa, bunlardan bazılarının, yukarıdaki çerçeve içinde mütalaaya alınmaları çok acı ve teessüfe lâyıktır. İhtimal, bu mekanlara uzayan yolların perişan olup, köprülerin göçmesinde ve bu eğilimi engin tavırların şiddetlenip bir kısım aşılmaz zorlukların ortaya çıkmasında kaderin tembih ve tenkil ifade eden gizli bir fetvası oldu ki,
“Bâd-ı hazan esti, bağlar bozuldu;
Gülistanda katmer güller kalmadı…” (M. Mütfi)
İnşaallah, tam hakkı verilmiş sohbetlerin havasına ulaşırız.
[Abdullah Aymaz] 21.1.2020 [Samanyolu Haber]
Sahabe Efendilerimizi, “Kur’an’ın canlı tefsirler” haline getiren, velilerden daha yüksek makamlara yücelten, Peygamber Efendimizin (S.A.S.) sohbetleri değil midir. Zaten, “Sahabe”, sohbet kökünden bir kelime değil midir? Onlar, o sohbetlerin insibağı ve inikası ile aynı renge girmemiş midir, aynı akis ve yansımalara mazhar olmamışlar mıdır? Aynı mübarek atmosferi solumamışlar mıdır? Efendimizdeki (S.A.S.) vahiy mesajları geldiği zamanlardaki hâlet-i ruhiyelere şâhit olmamışlar mıdır? O vaziyetleri gören ve beraber yaşayan ashab Efendilerimiz bütün bu müşahedelerden sonra elbette akıllarında fikirlerinde, vicdanlarında ve ruhlarında bunların tesirlerini derinden, derine ve inceden inceye hissedecek ona göre müthiş mesafeler kat edeceklerdir ve etmişlerdir de… Bu bakımdan bizler için sohbet-i cânânlar çok önemlidir.
Hindistanlı bir sosyolog olan, soldan gelen ve dünyada meşhur bir yeri olan Prof. Dr. Anwar Alam Bey, “Allah Rızası İçin” isimli Hizmet ve M. Fethullah Gülen Hocaefendi hakkındaki on sene araştırmadan sonra yazıp tamamladığı eserini tanıtmak, kitap imzalama programlarına katılmak üzere geldiğinde kendisiyle görüşen arkadaşlarımıza özel sohbetlerinde beş şey tavsiye etmiştir:
“Kitap okuma kampları devam etmeli.
Abilik, ablalık devam etmeli…
Sohbet-i cânânlar devam etmeli
Maklubeler devam etmeli..
Mütevelliler devam etmeli…”
M. Fethullah Gülen Hocaefendi, “Kalbin Zümrüt Tepeleri’nde “Sohbet Ve Muhasebe” bölümünde diyor ki: “Hizmet, İhlas ve samimiyet içinde Hak rızasını aramak ve Hakkın hoşnut olduğu kimselerin TERBİYE ve VESAYETİNDE bulunmak; sohbet ise, gönül kapılarını ardına kadar İLAHÎ VARİDAT ve MEVHİBELERE açık tutarak, bir Hak Dostuna mülâzemette bulunup, onun Hak Tecellilerine açık o zengin atmosferi paylaşmak demektir. Sahabe, HİZMETTE zirveleri tuttuğu gibi, SOHBETTE de en yüksek şâhikaların üveyki olma pâyesiyle serfirazdır ki, bu, o toplumun muhasebesinde merkez noktayı tutan zâtın bir nazarının istidatlı ruhları bir hamlede evc-i kemâle çıkarmasında aranmalıdır. Tabiî, kalblerini, iradelerini, hislerini, şuurlarını o KUTUP YILDIZI’nın çevresinde dönmeye bağlamış bu aktif sabır kahramanlarının istidat ve performanslarının daha nazardan uzak tutulmaması gerekir…
“Aslında bu sohbetlerden en önemli gaye, imanın marifet ufkuna ulaştırılması marifetin “Yakîn’in değişik mertebeleri sürecine bağlanması, Hakikat-ı Ahmediye vesayetinde KALB ve RUHUN hayat mertebelerinde seyahatler gerçekleştirilmesi ve bu seyahatlerin de şuurlu temâşâ ile değerlendirilmesidir.”
Maalesef bu şuurdan uzaklaşmış ve dünya çapında ihlasla hizmet eden kardeşlerine, sırf kıskançlıklarında saldıran, hatta ‘Onları, malları, canları ve ırzları artık ganimet; onlara her istenilen yapılabilir’ gibi fetvalar verip zulümlerle ve cinayetlere ortak olanların sohbetleri içinde Kalbin Zümrüt Tepelerinde şöyle deniliyor: “Sohbetin yerini, onun DEDİKODUSU almış.. mâna kendi vizyonunda karartılmış.. Lâhûtiliğe bağlı eserler, yerlerini hevâîliğe bırakmış.. câzibe-i kudsiye uçup gitmiş; gelip onun o NUR UFKUNA, nefsânî incizâplar oturmuş..
“Er olan erimiş, yağ gibi gitmiş;
Şirin eller, zîr u türaba yatmış;
Sümbüller yerinde muğeylan bitmiş;
Petekler sönmüş, ballar kalmamış!.” (M. Lütfî)
demektir ki, böyle bir ortamdaki sohbetin insibağından da, hakikata ve Hakikat-ı Ahmediye’ye (S.A.S.) ulaştırmasından da asla söz edilemez. Doğrusu düşünülen konuşulan şeyler itibarıyla, kahvehanelerdeki sohbetleri hatırlatan tekye, zâviye ve halvethanelerdeki muhasebelerde ilâhî vâridattan bahsetmek şöyle dursun, ŞEYTANÎ ŞERARELERDEN endişe duyulmalıdır. Dolayısıyla da, ihsan ve ihlas ufkundan uzaklaşmış bu mekanlardaki feyiz alış verişine benzeyen her muâmele bir aldanma veya İSTİDRAÇ, buralarda Allah’ın hususî iltifatına mazhariyet beklentisi bir vehim ve bu yerlerin cemaat görünümündeki müdâvimleri de birer yığının ruhsuz parçalarından ibarettir. Hele bir de mesleklerinin revacı adına başkalarıyla uğraşıyor; gıybetlere, iftiralara giriyor ve suizan gibi bir küfür silahını kullanıyorlarsa, böylelerinin oturup kalktıkları yerler tekye değil, birer takıyye mahalli, zâviye değil birer hâviye ve bu meclislerin merkez noktasını tutanlar da sofî değil, birer softadır. Her zamanki, kemâl erbabını tenzihle beraber itiraf etmeliyim ki, sohbet ve muhasebe meclisleri gibi dünden bugüne en aşkın mazhariyetlerin meşcereliği veya helezonları sayılan müesseselerin, hiç olmazsa, bunlardan bazılarının, yukarıdaki çerçeve içinde mütalaaya alınmaları çok acı ve teessüfe lâyıktır. İhtimal, bu mekanlara uzayan yolların perişan olup, köprülerin göçmesinde ve bu eğilimi engin tavırların şiddetlenip bir kısım aşılmaz zorlukların ortaya çıkmasında kaderin tembih ve tenkil ifade eden gizli bir fetvası oldu ki,
“Bâd-ı hazan esti, bağlar bozuldu;
Gülistanda katmer güller kalmadı…” (M. Mütfi)
İnşaallah, tam hakkı verilmiş sohbetlerin havasına ulaşırız.
[Abdullah Aymaz] 21.1.2020 [Samanyolu Haber]
Üniversiteden sonra Davutoğlu’nun kurucusu olduğu vakfa da kayyım atandı
Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun kurucuları arasında yer aldığı Bilim ve Sanat Vakfı’na kayyım atandı. Bugün Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden gelen üç kişilik geçici kayyım heyeti, Bilim Sanat Vakfı’nın yönetimini devraldı.
Vakıf tarafından kurulan İstanbul Şehir Üniversitesi’ne tahsis edilen arazinin tahsisinin durdurulması sonrası, üniversitenin bankalarla kredi ilişkisi bozulmuş, devam eden süreçte üniversite yönetimi garantör üniversite sıfatıyla Marmara Üniversitesi’ne devredilmişti.
1986 yılında Mustafa Özel, Murat Ülker ve Fikri Gökbörü Kançal ve Ahmet Davutoğlu gibi isimler tarafından kurulan BSV, öğrencilere burs ve seminerler veriyordu. Daha önce de vakfa ait İstanbul Şehir Üniversitesi’nin yönetimine el konulmuştu.
[TR724] 21.1.2020
Vakıf tarafından kurulan İstanbul Şehir Üniversitesi’ne tahsis edilen arazinin tahsisinin durdurulması sonrası, üniversitenin bankalarla kredi ilişkisi bozulmuş, devam eden süreçte üniversite yönetimi garantör üniversite sıfatıyla Marmara Üniversitesi’ne devredilmişti.
1986 yılında Mustafa Özel, Murat Ülker ve Fikri Gökbörü Kançal ve Ahmet Davutoğlu gibi isimler tarafından kurulan BSV, öğrencilere burs ve seminerler veriyordu. Daha önce de vakfa ait İstanbul Şehir Üniversitesi’nin yönetimine el konulmuştu.
[TR724] 21.1.2020
Erdoğan sopayı kime gösterdi? | AYAKÜSTÜ
Yargıdaki baş döndüren zikzaklar
Müebbetle yargılanırken beraat eden Metin İyidil’in tekrar tutuklanmasını Levent Kenez ve Bülent Korucu Ayayküstü yorumladı. Erdoğan’ın ‘Talimatı verdik’ ifadesi ne anlama geliyor.
-Adalet Yürüyüşü’ne başlayan Harbiyeli anneleri durdurulamıyor
-Ve Babil…
[TR724] 21.1.2020
Müebbetle yargılanırken beraat eden Metin İyidil’in tekrar tutuklanmasını Levent Kenez ve Bülent Korucu Ayayküstü yorumladı. Erdoğan’ın ‘Talimatı verdik’ ifadesi ne anlama geliyor.
-Adalet Yürüyüşü’ne başlayan Harbiyeli anneleri durdurulamıyor
-Ve Babil…
[TR724] 21.1.2020
Harbiyeli anneleri artık her yerde: ‘Lütfen daha duyarlı olun’
Müebbet hapis cezası alan harbiyeli öğrenciler için Melek Çetinkaya’nın başlattığı adalet arama eylemi dalga dalga yayılıyor. Harbiyeli anneleri ve babaları çocukları için her yerde eylemler yapıyor.
Bir harbiyeli annesi bindiği metroda çocuklarının yaşadıklarını yolculara anlattı. “Lütfen duyarsız olmayalım, hepimiz anneyiz hepimizin evladı var.” diyen anne şunları söyledi:
“İki dakika dinleyebilir miyiz? Hepimizin dertleri var ama şu anda hukuk noktasında çok büyük bir darbe almış durumdayız. 13-14 yaşında devlete teslim edilmiş öğrenciler şimdi darbe iddiasıyla müebbet hapis cezası aldılar. 5 günlük erler darbe adı altında müebbet hapis cezası aldılar. Hakkımızı arayamıyoruz, nerede bir duyuru yapmak istesek polis bizden önce orada oluyor. Hemen darp edilerek gözaltı yapılıyor. Adalet maalesef şu anda ülkemizde işlemiyor. Bu çocuklar darbeyle yargılandılar; sözüm ona ama yargılanmadılar. Hukuksal hiçbir işlem olmadı. Şahitler dinlenmedi, dosyalarımız incelenmedi. Bütün taleplerimiz reddedildi.”
“Youtube kanalına Melek Çetinkaya adı altında girerseniz yapılan bütün faaliyetler, yapılan her şeyler ortaya çıkıyor. Lütfen duyarsız olmayalım, hepimiz anneyiz hepimizin evladı var.”
Bir başka mero hattında ise iki harbiyeli babası, vatandaşlardan destek istedi.
[TR724] 21.1.2020
Bir harbiyeli annesi bindiği metroda çocuklarının yaşadıklarını yolculara anlattı. “Lütfen duyarsız olmayalım, hepimiz anneyiz hepimizin evladı var.” diyen anne şunları söyledi:
“İki dakika dinleyebilir miyiz? Hepimizin dertleri var ama şu anda hukuk noktasında çok büyük bir darbe almış durumdayız. 13-14 yaşında devlete teslim edilmiş öğrenciler şimdi darbe iddiasıyla müebbet hapis cezası aldılar. 5 günlük erler darbe adı altında müebbet hapis cezası aldılar. Hakkımızı arayamıyoruz, nerede bir duyuru yapmak istesek polis bizden önce orada oluyor. Hemen darp edilerek gözaltı yapılıyor. Adalet maalesef şu anda ülkemizde işlemiyor. Bu çocuklar darbeyle yargılandılar; sözüm ona ama yargılanmadılar. Hukuksal hiçbir işlem olmadı. Şahitler dinlenmedi, dosyalarımız incelenmedi. Bütün taleplerimiz reddedildi.”
“Youtube kanalına Melek Çetinkaya adı altında girerseniz yapılan bütün faaliyetler, yapılan her şeyler ortaya çıkıyor. Lütfen duyarsız olmayalım, hepimiz anneyiz hepimizin evladı var.”
Bir başka mero hattında ise iki harbiyeli babası, vatandaşlardan destek istedi.
[TR724] 21.1.2020
Erdoğan istedi, AKP’li başkan vekilinin oteline helikopter pisti yapılıyor
AKP’li belediye başkanvekilinin dağın tepesindeki otelinin açılışına giderken zorlanan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatı üzerine tesise helikopter pisti yapılacak. Çevresinde hiçbir işletme olmayan butik otele, devlet kasasından 4 milyon 98 bin lira harcanacak.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçtiğimiz ağustos ayında AKP’li Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanvekili Atilla Ataman’ın Tonya Erikbeli yaylasındaki otelinin açılışını yapmıştı. Konuşmasında yayladaki otele ulaşmanın fazla zaman aldığını anlatan Erdoğan, en kısa zamanda buraya bir helikopter pisti yapılması gerektiğini söyledi.
Sözcü’den Yusuf Demir’in haberine göre Erdoğan’ın sözlerinin ardından jet hızıyla ihale açıldı. Ulaştırma Bakanlığı’nda hummalı bir çalışma başlatıldı. Bir taraftan uygun yer arandı, diğer taraftan teknik dökümanlar hazırlandı. Jet hızıyla şartname bitirildi. 15 Kasım’da ihale için onay verildi. İhale, kanunda deprem, sel gibi olağanüstü durumlar için öngörülen ancak, AKP döneminde sıradan hale gelen istisna 21b-Pazarlık Usulüyle 19 Kasım’da yapıldı.
Yaklaşık maliyeti 4 milyon 236 bin TL olarak belirlenen ihale, özel olarak davet edilenler arasında gizli kapaklı gerçekleştirildi. En yüksek teklif 4 milyon 211 bin TL oldu. İhale, 4 milyon 98 bin TL’ye Aliyazıcıoğlu İnşaat’a verildi. Böylece, çevresinde başka hiçbir işletme olmayan, sadece 70 odalı otele, devlet kasasından özel helikopter pisti yapılmasının önü açıldı.
[TR724] 21.1.2020
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçtiğimiz ağustos ayında AKP’li Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanvekili Atilla Ataman’ın Tonya Erikbeli yaylasındaki otelinin açılışını yapmıştı. Konuşmasında yayladaki otele ulaşmanın fazla zaman aldığını anlatan Erdoğan, en kısa zamanda buraya bir helikopter pisti yapılması gerektiğini söyledi.
Sözcü’den Yusuf Demir’in haberine göre Erdoğan’ın sözlerinin ardından jet hızıyla ihale açıldı. Ulaştırma Bakanlığı’nda hummalı bir çalışma başlatıldı. Bir taraftan uygun yer arandı, diğer taraftan teknik dökümanlar hazırlandı. Jet hızıyla şartname bitirildi. 15 Kasım’da ihale için onay verildi. İhale, kanunda deprem, sel gibi olağanüstü durumlar için öngörülen ancak, AKP döneminde sıradan hale gelen istisna 21b-Pazarlık Usulüyle 19 Kasım’da yapıldı.
Yaklaşık maliyeti 4 milyon 236 bin TL olarak belirlenen ihale, özel olarak davet edilenler arasında gizli kapaklı gerçekleştirildi. En yüksek teklif 4 milyon 211 bin TL oldu. İhale, 4 milyon 98 bin TL’ye Aliyazıcıoğlu İnşaat’a verildi. Böylece, çevresinde başka hiçbir işletme olmayan, sadece 70 odalı otele, devlet kasasından özel helikopter pisti yapılmasının önü açıldı.
[TR724] 21.1.2020
81 yaşındaki alzheimer hastasından ‘üst düzey yönetici’ çıkarmak!
Hizmet Hareketine yönelik kitlesel kıyım soruşturmaları kapsamında 3 yıldır hakkında arama kararı bulunan Yusuf Pekmezci, dün İzmir’de gözaltına alındı. Yandaş medyanın ‘terörist’ diyerek duyurduğu, Cemaat’te ‘üst düzey yönetici’ olarak anlattığı Pekmezci, kendi halinde, 81 yaşında ve alzheimer hastası. Ayrıca tansiyon, kemik erimesi rahatsızlığı var.
AKP iktidarı zulmünü her geçen gün artırıyor. Ülkede ekonomi battıkça, dış politikada işler sarpa sardıkça Cemaat’e yönelik yeni operasyonlar yapılıyor, yeni gözaltı ve hukuksuzluklar yaşanıyor. Bugüne kadar yaşlı, çocuk, hamile demeden mesnetsiz gerekçelerle on binlerce insan tutuklandı.
Hukuksuz gözaltılardan biri dün İzmir’de yaşandı. Ömrünü milletin evlatlarının eğitimine adayan Yusuf Pekmezci, 3 yıl süren aramaların sonunda yakalandı. Yandaş medya tutuklamaya zemin hazırlamak için Pekmezci’nin ‘Cemaat’in üst düzey yöneticisi’ olduğunu yazıyor. Bunun delili olarak da Fethullah Gülen’i çok sevdiğini söylediği video görüntüleri paylaşılıyor.
ALZHEİMER VE TANSİYON HASTASI
Öncelikle Yusuf Pekmezci 81 yaşında. Ve başta alzheimer ve tansiyon olmak üzere çok ciddi rahatsızlıkları var. 3 yıldır saklandığı için güneş görmüyor. Kemik ve kas erimesi rahatsızlığı ciddi boyuttu. Kalça kemiği kırık. Ameliyatlı… Ciddi düzeyde bilinç kaybı var. Damadı halen tutuklu. Kızı tutuklandı, cezaevinde kaldı. Bütün malına, mülküne hukuksuzcu el konuldu. Savcılık makamı böyle bir insandan nasıl ‘üst düzey yönetici’ çıkardı kimse bilmiyor.
VARINI YOĞUNU MİLLETİN EVLATLARI İÇİN HARCADI
Yusuf Pekmezci, Hizmet Hareketi’yle tanışmadan önce İzmir Kemeraltı’nda önde gelen esnaflardan biriydi. Varını yoğunu milletin evlatları okusun diye harcadı. Yurtlar yaptırdı, okullar inşaa etti. Ömrü yurt içi ve yurt dışında milletin çocukları okusun diye hizmet etmekle geçti. Tanıyanlar Pekmezci’yi şöyle anlatıyor: “Dupduru, içten, her zaman mütebessim, milletin evlatlarından başka derdi olmayan adam gibi adam.” İşte AKP rejimi, böyle bir insandan ‘terörist’ çıkarmaya çalışıyor!
[TR724] 21.1.2020
AKP iktidarı zulmünü her geçen gün artırıyor. Ülkede ekonomi battıkça, dış politikada işler sarpa sardıkça Cemaat’e yönelik yeni operasyonlar yapılıyor, yeni gözaltı ve hukuksuzluklar yaşanıyor. Bugüne kadar yaşlı, çocuk, hamile demeden mesnetsiz gerekçelerle on binlerce insan tutuklandı.
Hukuksuz gözaltılardan biri dün İzmir’de yaşandı. Ömrünü milletin evlatlarının eğitimine adayan Yusuf Pekmezci, 3 yıl süren aramaların sonunda yakalandı. Yandaş medya tutuklamaya zemin hazırlamak için Pekmezci’nin ‘Cemaat’in üst düzey yöneticisi’ olduğunu yazıyor. Bunun delili olarak da Fethullah Gülen’i çok sevdiğini söylediği video görüntüleri paylaşılıyor.
ALZHEİMER VE TANSİYON HASTASI
Öncelikle Yusuf Pekmezci 81 yaşında. Ve başta alzheimer ve tansiyon olmak üzere çok ciddi rahatsızlıkları var. 3 yıldır saklandığı için güneş görmüyor. Kemik ve kas erimesi rahatsızlığı ciddi boyuttu. Kalça kemiği kırık. Ameliyatlı… Ciddi düzeyde bilinç kaybı var. Damadı halen tutuklu. Kızı tutuklandı, cezaevinde kaldı. Bütün malına, mülküne hukuksuzcu el konuldu. Savcılık makamı böyle bir insandan nasıl ‘üst düzey yönetici’ çıkardı kimse bilmiyor.
VARINI YOĞUNU MİLLETİN EVLATLARI İÇİN HARCADI
Yusuf Pekmezci, Hizmet Hareketi’yle tanışmadan önce İzmir Kemeraltı’nda önde gelen esnaflardan biriydi. Varını yoğunu milletin evlatları okusun diye harcadı. Yurtlar yaptırdı, okullar inşaa etti. Ömrü yurt içi ve yurt dışında milletin çocukları okusun diye hizmet etmekle geçti. Tanıyanlar Pekmezci’yi şöyle anlatıyor: “Dupduru, içten, her zaman mütebessim, milletin evlatlarından başka derdi olmayan adam gibi adam.” İşte AKP rejimi, böyle bir insandan ‘terörist’ çıkarmaya çalışıyor!
[TR724] 21.1.2020
AKP çiftçiyi unuttu! [İlker Doğan]
Artan girdi maliyetleri ve AKP’nin ithalata dayalı tarım politikası sebebiyle Türkiye çiftçisi tarihinin en kötü günlerini yaşıyor. AKP, 2006 yılında çıkarılan kanuna göre GSYİH’nın en az yüzde 1’ini tarıma destek için ayırmak zorunda ancak 2007’den bu yana tarımsal destek için ayrılan pay hiçbir zaman yüzde 1’i bulmadı. Bugün itibariyle devletin çiftçiye borcu 150 milyara dayandı. Bu arada çiftçinin borcu ise AKP döneminde 46 kat artarak 115 milyar liraya ulaştı. Çiftçi devletten yasal alacağını alsa borcunu kapatacak ama sesini duyan yok! İktidar, çiftçiye borcunu ödemek yerine borçlarının yüzde 9 faizle 5 yıla kadar vadelendirileceğini müjde olarak sunuyor!
Son iki yılda artan girdi maliyetleri ve iktidarın ithalata dayanan tarım politikası Türk çiftçisinin belini büktü. Çiftçi borç batağında. CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal’ın hazırladığı raporda, BDDK verilerine göre Eylül 2019 itibarıyla kullandırılan tarımsal kredilerin hacminin 115 milyar 193 milyon TL’ye ulaştığı belirtiliyordu. AKP, 2002’de iktidara geldiğinde çiftçi sayısı 2,6 milyondu. Çiftçinin toplam borcu ise yaklaşık 2,5 milyar TL civarındaydı. Bir çiftçinin ortalama borcu ise bin TL’ydi. Çiftçinin borcu AKP iktidarı döneminde 46 kart arttı.
ÇİFTÇİLERİN YÜZDE 93’Ü İPOTEK ALTINDA
Bir başka CHP Muğla Milletvekili Süleyman Girgin’in verdiği bilgilere göre ise bugün tapusu üzerine ipotek konulan kişi sayısı 1 milyon 964 bin. Girgin, daha bir kaç gün önce yaptığı açıklamada, “2018 yılı sonu tarihi itibariyle Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı çiftçi 2 milyon 103 bin; buna göre çiftçimizin yüzde 93,3’ünün borcu nedeniyle tarlasında, bağında, bahçesinde ipotek var.” demişti.
TAKİPTEKİ KREDİ MİKTARI YÜZDE 54,8 ARTTI
BDDK’nın sektörel kredi verileri de çiftçinin içinde bulunduğu borç batağının her geçen ay katlanarak arttığını ortaya koyuyor. Buna göre, tarım sektöründe takipteki kredi miktarı, 2019 Haziran’da bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 54.8 artarak 4.3 milyar liraya yükseldi. Aynı dönemdeki toplam nakdi krediler de yüzde 10.4 yükselerek 108.6 milyar liraya çıktı.
VARLIK İÇİNDE YOKLUK!
Çiftçinin hali perişan. Ancak deyim yerindeyse Türk çiftçisi varlık içinde yokluk çekiyor! Zira bugün itibariyle devletten 150 milyara yakın alacaklı! 2006 yılında yürürlüğe giren Tarım Kanunu’nun 21’inci maddesine göre, her yıl tarımsal destekleme için bütçeden ayrılacak kaynak, gayrisafi milli hasılanın en az yüzde 1’i düzeyinde olmak zorunda. Kanun maddesinde, “Bütçeden ayrılacak kaynak, gayrisafi milli hasılanın yüzde 1’inden az olamaz.” diyor.
ORAN HER GEÇEN GÜN AŞAĞI ÇEKİLİYOR
Ancak 2006 yılından bu yana iktidar, çiftçinin kanuni hakkı olan söz konusu payı hiçbir zaman tam ödemedi. Aksine 2006’da yüzde 0,6 olan oran, önce yüzde 0,5’e ardından da yüzde 0,4’e düşürüldü. Özetle GSYİH’dan çiftçiye ayrılması gereken pay her geçen yıl daha da aşağı çekildi. Bugün itibariyle TR724’ün resmi rakamları dikkate alarak yaptığı hesaba göre devletin çiftçiye borcu 147 milyar lira civarında.
CHP’Lİ BARUT: DEVLET SUÇ İŞLİYOR
CHP Adana Milletvekili, TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ayhan Barut’a göre ise rakam 177 milyar lira. Barut, “Üreticilere 318 milyar lira destek verilmesi gerekiyordu. Üreticilere verilen destek tutarı 141 milyar lira oldu. Hükümet kanuna uymayarak suç işliyor. Kanuna göre çiftçinin alacağı 177 milyar lira garanti müşterili köprü, otoyol, havalimanı ve hastane ihaleleri için mi kullanıldı?” diyor.
BORÇ ÖDEMEK YERİNE, FAİZLİ KREDİ MÜJDESİ!
Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, geçtiğimiz hafta çiftçiye müjde verdi! Çiftçilerin Ziraat Bankası’na olan borçlarının yüzde 9 faizle 5 yıla kadar vadelendirileceğini söyledi. AKP, borcunu ödese, çiftçinin borcu kalmayacak! Ancak bunu yapmak yerine çiftçiye faizli krediyi müjde olarak sunuyor!
[İlker Doğan] 21.1.2020 [TR724]
Son iki yılda artan girdi maliyetleri ve iktidarın ithalata dayanan tarım politikası Türk çiftçisinin belini büktü. Çiftçi borç batağında. CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal’ın hazırladığı raporda, BDDK verilerine göre Eylül 2019 itibarıyla kullandırılan tarımsal kredilerin hacminin 115 milyar 193 milyon TL’ye ulaştığı belirtiliyordu. AKP, 2002’de iktidara geldiğinde çiftçi sayısı 2,6 milyondu. Çiftçinin toplam borcu ise yaklaşık 2,5 milyar TL civarındaydı. Bir çiftçinin ortalama borcu ise bin TL’ydi. Çiftçinin borcu AKP iktidarı döneminde 46 kart arttı.
ÇİFTÇİLERİN YÜZDE 93’Ü İPOTEK ALTINDA
Bir başka CHP Muğla Milletvekili Süleyman Girgin’in verdiği bilgilere göre ise bugün tapusu üzerine ipotek konulan kişi sayısı 1 milyon 964 bin. Girgin, daha bir kaç gün önce yaptığı açıklamada, “2018 yılı sonu tarihi itibariyle Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı çiftçi 2 milyon 103 bin; buna göre çiftçimizin yüzde 93,3’ünün borcu nedeniyle tarlasında, bağında, bahçesinde ipotek var.” demişti.
TAKİPTEKİ KREDİ MİKTARI YÜZDE 54,8 ARTTI
BDDK’nın sektörel kredi verileri de çiftçinin içinde bulunduğu borç batağının her geçen ay katlanarak arttığını ortaya koyuyor. Buna göre, tarım sektöründe takipteki kredi miktarı, 2019 Haziran’da bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 54.8 artarak 4.3 milyar liraya yükseldi. Aynı dönemdeki toplam nakdi krediler de yüzde 10.4 yükselerek 108.6 milyar liraya çıktı.
VARLIK İÇİNDE YOKLUK!
Çiftçinin hali perişan. Ancak deyim yerindeyse Türk çiftçisi varlık içinde yokluk çekiyor! Zira bugün itibariyle devletten 150 milyara yakın alacaklı! 2006 yılında yürürlüğe giren Tarım Kanunu’nun 21’inci maddesine göre, her yıl tarımsal destekleme için bütçeden ayrılacak kaynak, gayrisafi milli hasılanın en az yüzde 1’i düzeyinde olmak zorunda. Kanun maddesinde, “Bütçeden ayrılacak kaynak, gayrisafi milli hasılanın yüzde 1’inden az olamaz.” diyor.
ORAN HER GEÇEN GÜN AŞAĞI ÇEKİLİYOR
Ancak 2006 yılından bu yana iktidar, çiftçinin kanuni hakkı olan söz konusu payı hiçbir zaman tam ödemedi. Aksine 2006’da yüzde 0,6 olan oran, önce yüzde 0,5’e ardından da yüzde 0,4’e düşürüldü. Özetle GSYİH’dan çiftçiye ayrılması gereken pay her geçen yıl daha da aşağı çekildi. Bugün itibariyle TR724’ün resmi rakamları dikkate alarak yaptığı hesaba göre devletin çiftçiye borcu 147 milyar lira civarında.
CHP’Lİ BARUT: DEVLET SUÇ İŞLİYOR
CHP Adana Milletvekili, TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ayhan Barut’a göre ise rakam 177 milyar lira. Barut, “Üreticilere 318 milyar lira destek verilmesi gerekiyordu. Üreticilere verilen destek tutarı 141 milyar lira oldu. Hükümet kanuna uymayarak suç işliyor. Kanuna göre çiftçinin alacağı 177 milyar lira garanti müşterili köprü, otoyol, havalimanı ve hastane ihaleleri için mi kullanıldı?” diyor.
BORÇ ÖDEMEK YERİNE, FAİZLİ KREDİ MÜJDESİ!
Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, geçtiğimiz hafta çiftçiye müjde verdi! Çiftçilerin Ziraat Bankası’na olan borçlarının yüzde 9 faizle 5 yıla kadar vadelendirileceğini söyledi. AKP, borcunu ödese, çiftçinin borcu kalmayacak! Ancak bunu yapmak yerine çiftçiye faizli krediyi müjde olarak sunuyor!
[İlker Doğan] 21.1.2020 [TR724]
Trabzonspor’un üç silahşörü: Sörloth – Nwakaeme – Sturridge [Hasan Cücük]
Süper Lig’de ikinci devre bol gollü başladı. Özellikle Trabzonspor, Kasımpaşa karşısında 6-0 galip gelerek, haftanın en farklı skoruna imza attı. Karadeniz temsilcisi, ilk devrenin son haftasında sahasında Konyaspor’u 6-2 yenmişti. Sahasında oynadığı son iki maçta rakip fileleri 12 kez sarsan Trabzonspor, Süper Lig’de en fazla gol atan takım oldu. Gollerin yarısından fazlasının altında ise Sörloth, Anthony Nwakaeme ve Daniel Sturridge imzası var.
Trabzonspor, devre arasında Ünal Karaman’ın görevine son vermişti. 35 yıllık şampiyonluk hasretini dindirmek isteyen Karadeniz ekibinin, takım zirve mücadelesi verirken teknik adam değişikliğine gitmesi sürpriz olmuştu. Kulislere yansıyan bilgi, Karaman’ın biletini kesen gelişme Damat Berak Albayrak’la yaşadığı bir diyalogun olduğuydu. Denizlispor maçı sonrası, Albayrak’ın Karaman’a ‘Bu nasıl futbol hoca?’ çıkışına aldığı ‘Biz, bu nasıl ekonomi diyor muyuz?’cevabı başarılı teknik adamın görevinin sonunu getirmişti. Karaman sonrası takım antröner Hüseyin Çimşir’e emanet edilirken, soru işaretleri oldukça fazlaydı. Ligde ilk sınavını Kasımpaşa karşısında veren Çimşir, alınan 6-0’lık galibiyetle bordo mavili taraftarlardan geçer not aldı.
Trabzonspor’un çiçeği burnundaki teknik patronu Hüseyin Çimşir aynı zamanda Süper Lig’in en genç teknik adamı oldu. Süper Lig’in ikinci yarısında görev yapacak teknik adamlar içinde en genci 40 yaşındaki Hüseyin Çimşir olurken, en yaşlısı ise 66 yaşındaki Fatih Terim. Antalyaspor’da Tamer Tuna ve Göztepe’de İlhan Palut 43, Alanyaspor Teknik Direktörü Erol Bulut 44, Başakşehir’in hocası Okan Buruk 46, Gaziantep FK’da Sumudica 48, Gençlerbirliği’nde Hamza Hamzaoğlu 49, Kayserispor’un teknik direktörü Prosinecki 51, MKE Ankaragücü’nde Mustafa Kaplan 52, Denizlispor’da Mehmet Özdilek 53, Konyaspor’un hocası Aykut Kocaman 54, Sivasspor Teknik Direktörü Rıza Çalımbay 56, Beşiktaş’ın çalıştırıcısı Abdullah Avcı 56, Fenerbahçe Teknik Direktörü Ersun Yanal ile Çaykur Rizespor Teknik Direktörü İsmail Kartal da 58 yaşında.
Ligin en genç teknik direktörü olan Hüseyin Çimşir’in yüzünü güldüren oyuncular forvet hattındakiler oldu. Kasımpaşa karşısında 3 gole imza atan Norveçli Sörloth, gol krallığında ilk sıraya yükseldi. 18 maçta 15 gol atan Sörloth’tan sonra en golcü isim 7 golle Anthony Nwakaeme. İngiliz forvet Daniel Sturridge ise 4 gole imza attı. Karadeniz ekibinin 18 hafta sonunda attığı 41 golün, 26’sında bu üç ismin imzası var. Ligde 26 gol atan Karadeniz ekibinin forvet hattı, lig, kupa ve Avrupa kupalarında 34 gol kaydetti. Sörloth, Nwakaeme ve Sturridge 2019-20 sezonunda en iyi performans gösteren üçlüler sıralamasında 20. sırada yer buluyor. UEFA’ya bağlı liglerde arasında ise en başarılı üçlülere RB Salzburg, Manchester City ve PSG sahip. RB Salzburg’un forvetleri Erling Haaland, Patson Daka ve Takumi Minamino 54 gole imza attı. Ara transfer döneminde Salzburg’un ayrılan Haaland 28 ve Minamino 9 gol kaydetti. City’nin forvet üçlüsü Raheem Sterling, Sergio Agüero ve Gabriei Jesus da 54 gol attı. Sterling ve Agüero 20 şer, Jesus ise 14 gol attı. PSG’nin forvetleri Kylian Mbappe, Mauro Icardi ve Neymar 49 gol attı.
Süper Lig’de oynadığı son iki maçta 12 gol kaydeden ve 18’inci hafta itibariyle 41 golle, ligin en golcü takımı olan Trabzonspor, Avrupa’nın 5 büyük ligi olan İngiltere Premier Lig, İspanya La Liga, İtalya Serie A, Almanya Bundesliga ve Fransa Ligue 1 ile karşılaştırıldığında birçok dev kulübü geride bırakarak, en çok gol atan takımların başında yer aldı. Ayrıca bordo-mavililer, 18’inci haftası tamamlanan Almanya Bundesliga’nın dışında diğer 4 ligdeki takımlara göre de daha az maç oynadı.
Ligde 18 haftalık bölümde 41 gol kaydeden Trabzonspor, attığı gol bakımından karşılaştırıldığında 20’nci haftası tamamlanan Fransa Ligue 1’de 50 gollü Paris Saint-Germain’in ardından ikinci, yine 20’nci haftası tamamlanan İspanya La Liga’da da 50 gollü Barcelona’nın ardından en golcü ikinci takım oldu. 20’nci hafta karşılaşmaları oynanan İtalya Serie A’da 49 gollü Atalanta ve 46 gollü Lazio’nun ardından 41 gollü Inter ile birlikte 3’üncü sırada yer alan bordo-mavililer, 23’üncü haftası oynanan İngiltere Premier Lig’e göre de 64 gollü Manchester City, 52 gollü Liverpool ve 48 gollü Leicester City’in ardından 4’üncü sırada bulunuyor. Trabzonspor, 18’inci haftası tamamlanan Almanya Bundesliga’da attığı gol bakımından 51 gollü Leipzig, 50 gollü Bayern Münih ve 46 gollü Borussia Dortmund’un ardından 4’üncü sırada yer aldı.
[Hasan Cücük] 21.1.2020 [TR724]
Trabzonspor, devre arasında Ünal Karaman’ın görevine son vermişti. 35 yıllık şampiyonluk hasretini dindirmek isteyen Karadeniz ekibinin, takım zirve mücadelesi verirken teknik adam değişikliğine gitmesi sürpriz olmuştu. Kulislere yansıyan bilgi, Karaman’ın biletini kesen gelişme Damat Berak Albayrak’la yaşadığı bir diyalogun olduğuydu. Denizlispor maçı sonrası, Albayrak’ın Karaman’a ‘Bu nasıl futbol hoca?’ çıkışına aldığı ‘Biz, bu nasıl ekonomi diyor muyuz?’cevabı başarılı teknik adamın görevinin sonunu getirmişti. Karaman sonrası takım antröner Hüseyin Çimşir’e emanet edilirken, soru işaretleri oldukça fazlaydı. Ligde ilk sınavını Kasımpaşa karşısında veren Çimşir, alınan 6-0’lık galibiyetle bordo mavili taraftarlardan geçer not aldı.
Trabzonspor’un çiçeği burnundaki teknik patronu Hüseyin Çimşir aynı zamanda Süper Lig’in en genç teknik adamı oldu. Süper Lig’in ikinci yarısında görev yapacak teknik adamlar içinde en genci 40 yaşındaki Hüseyin Çimşir olurken, en yaşlısı ise 66 yaşındaki Fatih Terim. Antalyaspor’da Tamer Tuna ve Göztepe’de İlhan Palut 43, Alanyaspor Teknik Direktörü Erol Bulut 44, Başakşehir’in hocası Okan Buruk 46, Gaziantep FK’da Sumudica 48, Gençlerbirliği’nde Hamza Hamzaoğlu 49, Kayserispor’un teknik direktörü Prosinecki 51, MKE Ankaragücü’nde Mustafa Kaplan 52, Denizlispor’da Mehmet Özdilek 53, Konyaspor’un hocası Aykut Kocaman 54, Sivasspor Teknik Direktörü Rıza Çalımbay 56, Beşiktaş’ın çalıştırıcısı Abdullah Avcı 56, Fenerbahçe Teknik Direktörü Ersun Yanal ile Çaykur Rizespor Teknik Direktörü İsmail Kartal da 58 yaşında.
Ligin en genç teknik direktörü olan Hüseyin Çimşir’in yüzünü güldüren oyuncular forvet hattındakiler oldu. Kasımpaşa karşısında 3 gole imza atan Norveçli Sörloth, gol krallığında ilk sıraya yükseldi. 18 maçta 15 gol atan Sörloth’tan sonra en golcü isim 7 golle Anthony Nwakaeme. İngiliz forvet Daniel Sturridge ise 4 gole imza attı. Karadeniz ekibinin 18 hafta sonunda attığı 41 golün, 26’sında bu üç ismin imzası var. Ligde 26 gol atan Karadeniz ekibinin forvet hattı, lig, kupa ve Avrupa kupalarında 34 gol kaydetti. Sörloth, Nwakaeme ve Sturridge 2019-20 sezonunda en iyi performans gösteren üçlüler sıralamasında 20. sırada yer buluyor. UEFA’ya bağlı liglerde arasında ise en başarılı üçlülere RB Salzburg, Manchester City ve PSG sahip. RB Salzburg’un forvetleri Erling Haaland, Patson Daka ve Takumi Minamino 54 gole imza attı. Ara transfer döneminde Salzburg’un ayrılan Haaland 28 ve Minamino 9 gol kaydetti. City’nin forvet üçlüsü Raheem Sterling, Sergio Agüero ve Gabriei Jesus da 54 gol attı. Sterling ve Agüero 20 şer, Jesus ise 14 gol attı. PSG’nin forvetleri Kylian Mbappe, Mauro Icardi ve Neymar 49 gol attı.
Süper Lig’de oynadığı son iki maçta 12 gol kaydeden ve 18’inci hafta itibariyle 41 golle, ligin en golcü takımı olan Trabzonspor, Avrupa’nın 5 büyük ligi olan İngiltere Premier Lig, İspanya La Liga, İtalya Serie A, Almanya Bundesliga ve Fransa Ligue 1 ile karşılaştırıldığında birçok dev kulübü geride bırakarak, en çok gol atan takımların başında yer aldı. Ayrıca bordo-mavililer, 18’inci haftası tamamlanan Almanya Bundesliga’nın dışında diğer 4 ligdeki takımlara göre de daha az maç oynadı.
Ligde 18 haftalık bölümde 41 gol kaydeden Trabzonspor, attığı gol bakımından karşılaştırıldığında 20’nci haftası tamamlanan Fransa Ligue 1’de 50 gollü Paris Saint-Germain’in ardından ikinci, yine 20’nci haftası tamamlanan İspanya La Liga’da da 50 gollü Barcelona’nın ardından en golcü ikinci takım oldu. 20’nci hafta karşılaşmaları oynanan İtalya Serie A’da 49 gollü Atalanta ve 46 gollü Lazio’nun ardından 41 gollü Inter ile birlikte 3’üncü sırada yer alan bordo-mavililer, 23’üncü haftası oynanan İngiltere Premier Lig’e göre de 64 gollü Manchester City, 52 gollü Liverpool ve 48 gollü Leicester City’in ardından 4’üncü sırada bulunuyor. Trabzonspor, 18’inci haftası tamamlanan Almanya Bundesliga’da attığı gol bakımından 51 gollü Leipzig, 50 gollü Bayern Münih ve 46 gollü Borussia Dortmund’un ardından 4’üncü sırada yer aldı.
[Hasan Cücük] 21.1.2020 [TR724]
Siyasi ayak! Bildiklerimi paylaşırım… [Erhan Başyurt]
Siyasetteki yeni tartışma ‘’FETÖ’nün siyasi ayağı da ortaya çıkarılsın’’ şeklinde.
CHP, Meclis’e bir Araştırma Komisyonu kurulması için teklif verdi.
Garip ama gerçek, AKP ve MHP bu teklifi reddetti.
Sonrasında da AKP Genel Başkanı Erdoğan ve MHP Genel Bahçeli, çok ağır ithamlarla teklifi veren CHP ve lideri Kılıçdaroğlu’na yüklendi.
Siyasi ayak sadece CHP, İyi Parti ve HDP’de varmış :))
Türkiye şu an işte böyle bir ülke. Kimin eli kimin cebinde belli değil…
***
‘FETÖ’ bahanesiyle AKP iktidarı bugüne kadar 650 bin insanı soruşturdu.
250 bin insanı gözaltına aldı. 100 bin insana hapis cezası verdi.
150 bin kamu görevlisini, subay, polis, hakim, savcı, akademisyen, öğretmen, doktor, hemşire, mühendis görevinden ihraç etti.
Ev hanımları, hamile kadınlar, yaşlılar, ağır hastalar dahi ‘FETÖ’ bahanesiyle hapis…
170 medya kuruluşu kapatıldı. 160’ın üstünde gazeteci halen demir parmaklıkların arkasında…
Her 100 yetişkinden birisi, her 100 yüksek eğitimliden 3’ü ‘silahlı terör örgütü’ üyesi olmakla suçlanıyor.
Ancak tüm bu operasyonları yürüten AKP’de ve onun iktidar destekçisi MHP’de her ne hikmetse tek bir ‘FETÖ’ üyesi yok!
FETÖ’den ceza alan tek bir yönetici yok!
Komik gelecek ama CHP’den ‘FETÖ’ bahanesi ile hapse atılanların sayısı AKP ve MHP’nin toplamından fazla…
***
Şimdi gelelim gerçeklere…
Ortada iddia edildiği gibi silahlı bir terör örgütü yok.
Kamudaki ‘dindar’ memurların ve bir sivil toplum girişimin eğitim alanı başta olmak üzere büyüyen etkisini yok etmek için uydurulmuş bir ‘silahlı terör örgütü’ yalanı var.
650 bin üyeli ve tek bir ‘silahı’ ve tek bir eylemi olmayan ‘silahlı terör örgütü’ mü olur? Olmaz tabii…
İktidar suçüstü yapıldığı 17/25 Aralık dosyasının kapatılması, ‘derin yapılar’ da 28 Şubat’ta yapamadıkları tasfiyenin gerçekleştirilmesi ve suçüstü yapıldıkları girişimlerin örtülmesi karşılığında el sıkıştılar.
Sonrasında, ne olduğu henüz çözülemeyen, gerçeklerin buzdağı gibi herkesten gizlendiği bir darbe girişimi bahane edilerek, hukuk kılıfında tasfiyeler, tenkil, soykırımı girişimi gerçekleştirildi.
İktidar, sol ve Kemalist kitlede de ‘FETÖ’ tasfiyelerine beklediğinden büyük destek görünce, aynı bahaneyi tüm muhaliflerini yok etmek için kullanmaya başladı.
Sözcü ve Cumhuriyet yazar ve muhabirleri, CHP’li vekil ve parti danışmanları, seçilmiş belediye başkanları da ‘FETÖ’ ithamıyla tutuklandı.
Düşünün bir sahnesinden dolayı Babil dizisine bile ‘FETÖ’ soruşturması açılmış.
Hatta TSK’da daha kapsamlı tasfiyelerin gerçekleştirilebilmesi için ’FETÖmetre’ diye bir şey uyduruldu.
Diyelim ki, sizin veya ailenizin hiçbir Cemaat bağı yok, ancak birinci ve ikinci derece yakınlarınızdan birisi BankAsya’da hesap açmış, ByLock kullanmış veya iltisaklı sayılacak (okullarına çocuğunu göndermiş, gazetelerine abona olmuş) bir başka işlemde bulunmuş, o subayı da ‘’kripto FETÖ’cü olabilir’’ diyerek tasfiye ediyorlar.
***
Madem gerçekte var olmayan bir silahlı örgüte AKP ve MHP inanıyor, yüzbinlerce insanın haklarını gasp ediyor, CHP Genel Başkan Yardımcısı da çıkıp ‘’bu tasfiyeler başka türlü yapılamazdı’’ diyerek destek veriyor, öyleyse yapılması gereken belli, kendi uydurduğunuz ve inandığınız canavarın sizleri de yutmasına hakkaniyet adına ses çıkarmamalısınız…
Unutmayın muhalifleri yok etmek için icat edilen giyotin, onu icat edenleri de biçmiştir!
Mesela, Pensilvanya’ya gitmek ve Gülen ile görüşmek suç sayılıyor.
O halde, Pensilvanya’ya giden ve Gülen ile görüşen AKP, MHP, CHP’li ve diğer partilerden tüm siyasiler de ‘’silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte, amaçlarına destek olmak’’ suçlamasıyla hapse atılmalı…
Mesela, medya olarak bizler Türkçe Olimpiyatları’nı yayınlayarak ‘’terör örgütünün propagandasını yapmak’’ ile suçlanıyoruz.
O halde, Türkçe Olimpiyatları’na katılan, hatta konuşma yapıp övgüler yağdıran tüm siyasiler de, aynı suçtan yargılanıp hesap vermeli…
Mesela, çalıştığımız medya kurumlarımız ‘’terör propagandası’’ iddiasıyla kapatıldı.
Hatta bu medya kurumlarında çalışanların sadece kendilerinin değil eşlerinin de pasaportları iptal edildi…
KHK ile kapatılan bu gazetelere abone olmak, silahlı terör örgütü ile ‘iltisak’ delili olarak işlem görüyor.
O halde, KHK ile kapatılan bu kurumların televizyon yayınlarına katılan, gazetelerine özel röportaj veren tüm siyasiler de ‘’terör örgütünün propagandasına bilerek veya bilmeyerek destek’’ vermekten tutuklanmalı ve yargılanmalı…
Mesela, benim de içerisinde yer aldığım bir grup insan Koza İpek Holding’in Angel Peninsula Oteli’nde konakladığımız için ‘silahlı terör örgütü’ ile ‘iltisaklı’ olmakla suçlanıyoruz.
Bu otele de KHK ile el konuldu…
O halde, bu otelde kalan tüm siyasilerin de tespit edilmesi ve bu otelde kalmanın ‘iltisak’ delili sayılması ve yargılanması gerekir.
Mesela, BankAsya’da hesap açmak ‘‘silahlı terör örgütü’’ ile ‘iltisak’ delili sayılıyor, hapis cezası veriliyor veya kamudan ihraç ediliyor.
O halde, BankAsya’nın açılışını yapan siyasiler, sonrasında 25 yıl faaliyetine göz yuman, orada hesap açan tüm siyasi ve kamu çalışanlarının da ‘iltisak’ ve ‘silahlı terör örgütüne destek’ ile suçlanması ve yargılanması gerekir.
Mesela, KHK ile kapatılan Cemaat’e yakın okul ve dershanelere çocuklarını göndermek terör örgütü ile ‘iltisak’ yani ‘bağı’ olmakla değerlendiriliyor. Kamudan ihraç ediliyorsunuz ve bir davada sizin ‘‘silahlı terör örgütü üyesi’’ olmanızın veya ‘’üye olmamakla birlikte amaçlarına destek olmanın’’ delili sayılıyor.
O halde, çocuklarını KHK ile kapatılan tüm bu okul ve dershanelerde çocuklarını okutan siyasiler de, ‘iltisak’lı sayılıp ‘silahlı terör örgütü’ üyeliğinden tutuklanıp ceza almalı…
Tüm bunlar siyasette yer alan ‘’kripto FETÖ’cüleri temizlemeye yetmez’’ diyebilirsiniz. Haklısınız da :)))
O halde, siyasilere de ‘FETÖmetre’ kriterleri uygulanmalı… Damadı, gelini, kardeşi, amcası, dayısı, halası, teyzesi, yeğenleri de araştırılıp, birinci ve ikinci halka yakın akrabaları arasında ‘iltisak’lı olanlar varsa onlar da ‘’kripto FETÖ’cü siyasi’’ sayılıp tutuklanıp, hapse atılmalı…
***
‘’Böyle saçma şey olur mu?’’ dediğinizi duyar gibiyim…
‘’Tüm bu saydıklarınızdan suç mu olur? Bu kriterlerle hassaten AKP’den aktif siyasilerin yarıdan fazlasını hapse atmak gerekir…’’ dediğinizi duyar gibi oluyorum…
Evet haklısınız. Böyle saçmalık olmaz… Birincisi, suçun şahsiliği vardır.
İkincisi, kişilerin hangi silahlı eyleme katkı sağladığının ispatı gerekir ‘silahlı terör örgütü’nden ceza verebilmek için…
Üçüncüsü, işlendiği dönemde yasal olan bir eylem sonradan suç olarak ilan edilemez…
Ancak ‘hukuk önünde eşitlik’ ilkesi de var. Evrensel hukukun temel prensibidir.
Kırmızı ışıkta geçmek herkes için suçtur. Hırsızlık yapmak, adam öldürmek herkes için suçtur. Kim işlerse işlesin, hukuk önüne çıkarılıp kanunda bulunan cezaya çarptırılır.
Ali için uygulanan ceza Veli için uygulanmazsa, Ayşe Teyze’ye uygulanan hukuk Fatma Teyze’ye uygulanmazsa bunun adı hukuk değil, guguk olur. O devlete de ‘hukuk devleti’ değil ‘muz devleti’, ‘kabile devleti’ denir…
Türkiye, Cumhurbaşkanlığı forsunda 16 yıldız bulunan, 2 bin yıllık köklü bir devlet geleneğine sahip ülke…
Vatandaşa uygulanan ‘hukuk’ aynıyla bu kararları onayan ve uygulatan siyasilere de uygulanmalı.
Onlar da tutuklanmalı, yargılanmalı, eşlerine de pasaport yasağı konmalı, aklanana kadar da şahsi mallarına tedbir konmalı…
Yaşattıkları ‘hukuk’ ise, Şeriat’ın kestiği parmak acımaz!
Yok yaşattıkları insan hakları ihlali ve hukuksuzluk ise, canları yanınca belki uyanır da insan hakları ve hukukun üstünlüğüne dönerler, halka keyfi zülüm etmekten vazgeçerler…
Dilerim, yüzbinleri mağdur ettikleri ayarını bozdukları kantar aynıyla kendilerini de tartar…
Şayet siyasilere yönelik bu tarz kapsamlı bir yargı süreci başlarsa, bir vatansever olarak, üzerime düşeni yapıp yukarıdaki ‘’suçlara’’ iştirak etmiş, ‘’iltisaklı’’ olduğunu bildiğim tüm isimleri savcılarla paylaşmaya hazırım…
Sadece kamuda temizlik yetmez, siyasette de temizlik olmalı :)))
[Erhan Başyurt] 21.1.2020 [TR724]
CHP, Meclis’e bir Araştırma Komisyonu kurulması için teklif verdi.
Garip ama gerçek, AKP ve MHP bu teklifi reddetti.
Sonrasında da AKP Genel Başkanı Erdoğan ve MHP Genel Bahçeli, çok ağır ithamlarla teklifi veren CHP ve lideri Kılıçdaroğlu’na yüklendi.
Siyasi ayak sadece CHP, İyi Parti ve HDP’de varmış :))
Türkiye şu an işte böyle bir ülke. Kimin eli kimin cebinde belli değil…
***
‘FETÖ’ bahanesiyle AKP iktidarı bugüne kadar 650 bin insanı soruşturdu.
250 bin insanı gözaltına aldı. 100 bin insana hapis cezası verdi.
150 bin kamu görevlisini, subay, polis, hakim, savcı, akademisyen, öğretmen, doktor, hemşire, mühendis görevinden ihraç etti.
Ev hanımları, hamile kadınlar, yaşlılar, ağır hastalar dahi ‘FETÖ’ bahanesiyle hapis…
170 medya kuruluşu kapatıldı. 160’ın üstünde gazeteci halen demir parmaklıkların arkasında…
Her 100 yetişkinden birisi, her 100 yüksek eğitimliden 3’ü ‘silahlı terör örgütü’ üyesi olmakla suçlanıyor.
Ancak tüm bu operasyonları yürüten AKP’de ve onun iktidar destekçisi MHP’de her ne hikmetse tek bir ‘FETÖ’ üyesi yok!
FETÖ’den ceza alan tek bir yönetici yok!
Komik gelecek ama CHP’den ‘FETÖ’ bahanesi ile hapse atılanların sayısı AKP ve MHP’nin toplamından fazla…
***
Şimdi gelelim gerçeklere…
Ortada iddia edildiği gibi silahlı bir terör örgütü yok.
Kamudaki ‘dindar’ memurların ve bir sivil toplum girişimin eğitim alanı başta olmak üzere büyüyen etkisini yok etmek için uydurulmuş bir ‘silahlı terör örgütü’ yalanı var.
650 bin üyeli ve tek bir ‘silahı’ ve tek bir eylemi olmayan ‘silahlı terör örgütü’ mü olur? Olmaz tabii…
İktidar suçüstü yapıldığı 17/25 Aralık dosyasının kapatılması, ‘derin yapılar’ da 28 Şubat’ta yapamadıkları tasfiyenin gerçekleştirilmesi ve suçüstü yapıldıkları girişimlerin örtülmesi karşılığında el sıkıştılar.
Sonrasında, ne olduğu henüz çözülemeyen, gerçeklerin buzdağı gibi herkesten gizlendiği bir darbe girişimi bahane edilerek, hukuk kılıfında tasfiyeler, tenkil, soykırımı girişimi gerçekleştirildi.
İktidar, sol ve Kemalist kitlede de ‘FETÖ’ tasfiyelerine beklediğinden büyük destek görünce, aynı bahaneyi tüm muhaliflerini yok etmek için kullanmaya başladı.
Sözcü ve Cumhuriyet yazar ve muhabirleri, CHP’li vekil ve parti danışmanları, seçilmiş belediye başkanları da ‘FETÖ’ ithamıyla tutuklandı.
Düşünün bir sahnesinden dolayı Babil dizisine bile ‘FETÖ’ soruşturması açılmış.
Hatta TSK’da daha kapsamlı tasfiyelerin gerçekleştirilebilmesi için ’FETÖmetre’ diye bir şey uyduruldu.
Diyelim ki, sizin veya ailenizin hiçbir Cemaat bağı yok, ancak birinci ve ikinci derece yakınlarınızdan birisi BankAsya’da hesap açmış, ByLock kullanmış veya iltisaklı sayılacak (okullarına çocuğunu göndermiş, gazetelerine abona olmuş) bir başka işlemde bulunmuş, o subayı da ‘’kripto FETÖ’cü olabilir’’ diyerek tasfiye ediyorlar.
***
Madem gerçekte var olmayan bir silahlı örgüte AKP ve MHP inanıyor, yüzbinlerce insanın haklarını gasp ediyor, CHP Genel Başkan Yardımcısı da çıkıp ‘’bu tasfiyeler başka türlü yapılamazdı’’ diyerek destek veriyor, öyleyse yapılması gereken belli, kendi uydurduğunuz ve inandığınız canavarın sizleri de yutmasına hakkaniyet adına ses çıkarmamalısınız…
Unutmayın muhalifleri yok etmek için icat edilen giyotin, onu icat edenleri de biçmiştir!
Mesela, Pensilvanya’ya gitmek ve Gülen ile görüşmek suç sayılıyor.
O halde, Pensilvanya’ya giden ve Gülen ile görüşen AKP, MHP, CHP’li ve diğer partilerden tüm siyasiler de ‘’silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte, amaçlarına destek olmak’’ suçlamasıyla hapse atılmalı…
Mesela, medya olarak bizler Türkçe Olimpiyatları’nı yayınlayarak ‘’terör örgütünün propagandasını yapmak’’ ile suçlanıyoruz.
O halde, Türkçe Olimpiyatları’na katılan, hatta konuşma yapıp övgüler yağdıran tüm siyasiler de, aynı suçtan yargılanıp hesap vermeli…
Mesela, çalıştığımız medya kurumlarımız ‘’terör propagandası’’ iddiasıyla kapatıldı.
Hatta bu medya kurumlarında çalışanların sadece kendilerinin değil eşlerinin de pasaportları iptal edildi…
KHK ile kapatılan bu gazetelere abone olmak, silahlı terör örgütü ile ‘iltisak’ delili olarak işlem görüyor.
O halde, KHK ile kapatılan bu kurumların televizyon yayınlarına katılan, gazetelerine özel röportaj veren tüm siyasiler de ‘’terör örgütünün propagandasına bilerek veya bilmeyerek destek’’ vermekten tutuklanmalı ve yargılanmalı…
Mesela, benim de içerisinde yer aldığım bir grup insan Koza İpek Holding’in Angel Peninsula Oteli’nde konakladığımız için ‘silahlı terör örgütü’ ile ‘iltisaklı’ olmakla suçlanıyoruz.
Bu otele de KHK ile el konuldu…
O halde, bu otelde kalan tüm siyasilerin de tespit edilmesi ve bu otelde kalmanın ‘iltisak’ delili sayılması ve yargılanması gerekir.
Mesela, BankAsya’da hesap açmak ‘‘silahlı terör örgütü’’ ile ‘iltisak’ delili sayılıyor, hapis cezası veriliyor veya kamudan ihraç ediliyor.
O halde, BankAsya’nın açılışını yapan siyasiler, sonrasında 25 yıl faaliyetine göz yuman, orada hesap açan tüm siyasi ve kamu çalışanlarının da ‘iltisak’ ve ‘silahlı terör örgütüne destek’ ile suçlanması ve yargılanması gerekir.
Mesela, KHK ile kapatılan Cemaat’e yakın okul ve dershanelere çocuklarını göndermek terör örgütü ile ‘iltisak’ yani ‘bağı’ olmakla değerlendiriliyor. Kamudan ihraç ediliyorsunuz ve bir davada sizin ‘‘silahlı terör örgütü üyesi’’ olmanızın veya ‘’üye olmamakla birlikte amaçlarına destek olmanın’’ delili sayılıyor.
O halde, çocuklarını KHK ile kapatılan tüm bu okul ve dershanelerde çocuklarını okutan siyasiler de, ‘iltisak’lı sayılıp ‘silahlı terör örgütü’ üyeliğinden tutuklanıp ceza almalı…
Tüm bunlar siyasette yer alan ‘’kripto FETÖ’cüleri temizlemeye yetmez’’ diyebilirsiniz. Haklısınız da :)))
O halde, siyasilere de ‘FETÖmetre’ kriterleri uygulanmalı… Damadı, gelini, kardeşi, amcası, dayısı, halası, teyzesi, yeğenleri de araştırılıp, birinci ve ikinci halka yakın akrabaları arasında ‘iltisak’lı olanlar varsa onlar da ‘’kripto FETÖ’cü siyasi’’ sayılıp tutuklanıp, hapse atılmalı…
***
‘’Böyle saçma şey olur mu?’’ dediğinizi duyar gibiyim…
‘’Tüm bu saydıklarınızdan suç mu olur? Bu kriterlerle hassaten AKP’den aktif siyasilerin yarıdan fazlasını hapse atmak gerekir…’’ dediğinizi duyar gibi oluyorum…
Evet haklısınız. Böyle saçmalık olmaz… Birincisi, suçun şahsiliği vardır.
İkincisi, kişilerin hangi silahlı eyleme katkı sağladığının ispatı gerekir ‘silahlı terör örgütü’nden ceza verebilmek için…
Üçüncüsü, işlendiği dönemde yasal olan bir eylem sonradan suç olarak ilan edilemez…
Ancak ‘hukuk önünde eşitlik’ ilkesi de var. Evrensel hukukun temel prensibidir.
Kırmızı ışıkta geçmek herkes için suçtur. Hırsızlık yapmak, adam öldürmek herkes için suçtur. Kim işlerse işlesin, hukuk önüne çıkarılıp kanunda bulunan cezaya çarptırılır.
Ali için uygulanan ceza Veli için uygulanmazsa, Ayşe Teyze’ye uygulanan hukuk Fatma Teyze’ye uygulanmazsa bunun adı hukuk değil, guguk olur. O devlete de ‘hukuk devleti’ değil ‘muz devleti’, ‘kabile devleti’ denir…
Türkiye, Cumhurbaşkanlığı forsunda 16 yıldız bulunan, 2 bin yıllık köklü bir devlet geleneğine sahip ülke…
Vatandaşa uygulanan ‘hukuk’ aynıyla bu kararları onayan ve uygulatan siyasilere de uygulanmalı.
Onlar da tutuklanmalı, yargılanmalı, eşlerine de pasaport yasağı konmalı, aklanana kadar da şahsi mallarına tedbir konmalı…
Yaşattıkları ‘hukuk’ ise, Şeriat’ın kestiği parmak acımaz!
Yok yaşattıkları insan hakları ihlali ve hukuksuzluk ise, canları yanınca belki uyanır da insan hakları ve hukukun üstünlüğüne dönerler, halka keyfi zülüm etmekten vazgeçerler…
Dilerim, yüzbinleri mağdur ettikleri ayarını bozdukları kantar aynıyla kendilerini de tartar…
Şayet siyasilere yönelik bu tarz kapsamlı bir yargı süreci başlarsa, bir vatansever olarak, üzerime düşeni yapıp yukarıdaki ‘’suçlara’’ iştirak etmiş, ‘’iltisaklı’’ olduğunu bildiğim tüm isimleri savcılarla paylaşmaya hazırım…
Sadece kamuda temizlik yetmez, siyasette de temizlik olmalı :)))
[Erhan Başyurt] 21.1.2020 [TR724]
Uçuşa geçtiysek ihtiyat akçesi niye harcanıyor? [Hakan Taner]
2020 yılının geçen yıla göre daha zorlu geçeceğini daha önce belirtmiştik.
Uluslararası Para Fonu (IMF) de daha yılın başında bir önceki tahminlerini revize ederek hedef ve beklentilerini düşürdü.
IMF gelişmiş ekonomiler için tüketici fiyat beklentisini yüzde 1,8’den yüzde 1,7’ye indirdi. Yükselen piyasalar için fiyat beklentisini de yüzde 4,8’den yüzde 4,6’ya indirdi.
Global ticaret hacmi büyüme beklentisi yüzde 3,2’den yüzde 2,9’a indi.
Petrol fiyatlarındaki değişim tahmini olarak yüzde 2,4’lük düşüşten yüzde 4,3’e revize edildi.
Global pazarın önemli bir akaryakıt ve doğalgaz oyuncusu Rusya için gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) beklentisi yüzde 1,9 olarak aynı kaldı.
Gelişmekte olan ülkeler için GSYH beklentisi de yüzde 4,6’dan yüzde 4,4’e indirildi.
Hindistan için gsyh beklentisi yüzde 7’den yüzde 5,8’e çekildi.
Çin için tersi bir durum söz konusu. Çin’in GSYH hedefi de yüzde 5,8’den yüzde 6’ya yükseltildi. Bu tüm piyasalar içerisinde istisnai bir durum olarak ele alınabilir.
Euro bölgesi GSYH beklentisi de yüzde 1,4’ten yüzde 1,3’e indirildi.
Euro bölgesinin ağırlık merkezini oluşturan Almanya, Fransa, İngiltere ve İtalya gibi ülkelerde de büyüme beklentisi yüzde 1,1 ila yüzde 1,4 arasında.
Global ekonomik büyüme beklentisi ise yine yüzde 3,4’ten yüzde 3,3’e düşürüldü ki bu büyümeye en büyük katkı gelişmekte olan pazarlardan verilmekte lakin bu ülkeler arasında maalesef Türkiye yok.
TÜRKİYE EKONOMİSİNİ 2020’DE NELER BEKLİYOR?
Türkiye’de ekonomik gidişata bakışı ayrı ayrı ele almak gerekiyor.
Reel ekonomi ki buna halkın karnını doyurma, barınma ve bakım ekonomisi de diyebiliriz.
Makro anlamda halkın çoğundan bağımsız bir ekonomik gerçeklik de söz konusu.
Bu tarafta iktidar iktidarla beraber olanlar ekonomisi. Bu tarafta da ekonomi yöneticilerinin tabiriyle “2020 yılı Türkiye’nin şahlanma yılı” olacak.
Bunun ne kadar gerçekçi olduğunu anlamamıza yetecek bir karar var elimizde.
Merkez Bankası (TCMB) genel kurulu olağanüstü toplantısı basın duyurusunda “nisan ayında hesaba katılması gereken 35,2 milyar TL temettünün (kâr payı) ve 5,3 milyar TL ihtiyat akçesinin hissedarlara dağıtımına başlanmıştır” deniliyor.
Toplam 40,5 milyar TL ihtiyat akçesi erkenden Hazine’ye aktarılıyor. Bu durumda nisan ayı için elde yaklaşık 4 milyar TL kalıyor.
TCMB’nin geçen yıl toplamda 81 milyar TL para aktarmıştı. Bundan böyle bütçe açıklarının kapatılması için hükûmet Merkez Bankası’nın kasasına göz dikiyor.
Ben bu analizi yaparken yeni öğrendiğim bir notu da buraya bırakmakta fayda görüyorum.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) yaklaşık 20 banka için inceleme başlatmış. Bu iş için rutin açıklaması yapılsa da buna inanan yok.
Bankacılık sektöründe kamunun payı yüzde 40’lara gelmiş durumda.
Devlet vergi vb. bazı tahsilatları özel bankalardan aldı.
Hukuk devletinden uzaklaşılması sebebiyle yabancı sermayeli bankaların ilk fırsatta Türkiye’yi terke hazırlandığı söylentileri bile var.
Türk ekonomisinin niçin ve nasıl şahlandığına dönersek ülkeyi yönetenler kendilerini ülkenin sahibi gibi görüyor. Halkı da kendilerine hizmet etmek ve bakmakla görevli memurları.
Kendi ekonomisi sürekli büyüyen, her türlü imkân ve fırsat elinin altındakiler için kendi dışındaki dünyayı anlamak oldukça güç. Bu kişilerin empati yolları tamamıyla tıkanmış. Vicdan kapakçıkları kapalı. Bu yüzden “ekonomi şahlanıyor” derken bahse konu olan kendi ekonomileri.
Söyleyenler açısından bu söz doğru. Yanlış olan halkın bu sözü kendileri için söylenmiş sanarak bunun böyle olmadığını kendi yaşam gerçekleri ile izaha çalışmaları.
Halk kendilerini iktidarda tutmaya yaradığı kadar var.
Türkiye ekonomisi için en önemli nokta da şudur: Halihazırdaki tabloyu ve gidişatı ekonomi ve toplum biliminin temelleri ve realite ile izah etmek bizi hatalı sonuçlara götürür.
Çünkü döviz borcu tarihinin en yüksek seviyesine ulaşmış. Yapılan bütün yatırımlar halk için yanlış (otoyol, köprü, havalimanı, şehir hastaneleri, hatta tarihi binaların restorasyonu bile).
Bu kadar yanlış yatırıma rağmen halkın çoğundan büyük teveccüh görmek ve bu ekonomiyi sürdürebilmek ne ekonomi ne de toplum bilim verileriyle açıklanabilir de ondan.
Fakat ben şunu da biliyorum ki her iş kendi mecraında yürür. Ekonomide her kara delik kaynağı belirsiz bir şekilde kapatılıyorsa er ya da geç bunun sonuçları en cahiline kadar herkesin görebileceği hâle dönüşür.
Her şey kendi mecraına akar.
[Hakan Taner] 21.1.2020 [TR724]
Uluslararası Para Fonu (IMF) de daha yılın başında bir önceki tahminlerini revize ederek hedef ve beklentilerini düşürdü.
IMF gelişmiş ekonomiler için tüketici fiyat beklentisini yüzde 1,8’den yüzde 1,7’ye indirdi. Yükselen piyasalar için fiyat beklentisini de yüzde 4,8’den yüzde 4,6’ya indirdi.
Global ticaret hacmi büyüme beklentisi yüzde 3,2’den yüzde 2,9’a indi.
Petrol fiyatlarındaki değişim tahmini olarak yüzde 2,4’lük düşüşten yüzde 4,3’e revize edildi.
Global pazarın önemli bir akaryakıt ve doğalgaz oyuncusu Rusya için gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) beklentisi yüzde 1,9 olarak aynı kaldı.
Gelişmekte olan ülkeler için GSYH beklentisi de yüzde 4,6’dan yüzde 4,4’e indirildi.
Hindistan için gsyh beklentisi yüzde 7’den yüzde 5,8’e çekildi.
Çin için tersi bir durum söz konusu. Çin’in GSYH hedefi de yüzde 5,8’den yüzde 6’ya yükseltildi. Bu tüm piyasalar içerisinde istisnai bir durum olarak ele alınabilir.
Euro bölgesi GSYH beklentisi de yüzde 1,4’ten yüzde 1,3’e indirildi.
Euro bölgesinin ağırlık merkezini oluşturan Almanya, Fransa, İngiltere ve İtalya gibi ülkelerde de büyüme beklentisi yüzde 1,1 ila yüzde 1,4 arasında.
Global ekonomik büyüme beklentisi ise yine yüzde 3,4’ten yüzde 3,3’e düşürüldü ki bu büyümeye en büyük katkı gelişmekte olan pazarlardan verilmekte lakin bu ülkeler arasında maalesef Türkiye yok.
TÜRKİYE EKONOMİSİNİ 2020’DE NELER BEKLİYOR?
Türkiye’de ekonomik gidişata bakışı ayrı ayrı ele almak gerekiyor.
Reel ekonomi ki buna halkın karnını doyurma, barınma ve bakım ekonomisi de diyebiliriz.
Makro anlamda halkın çoğundan bağımsız bir ekonomik gerçeklik de söz konusu.
Bu tarafta iktidar iktidarla beraber olanlar ekonomisi. Bu tarafta da ekonomi yöneticilerinin tabiriyle “2020 yılı Türkiye’nin şahlanma yılı” olacak.
Bunun ne kadar gerçekçi olduğunu anlamamıza yetecek bir karar var elimizde.
Merkez Bankası (TCMB) genel kurulu olağanüstü toplantısı basın duyurusunda “nisan ayında hesaba katılması gereken 35,2 milyar TL temettünün (kâr payı) ve 5,3 milyar TL ihtiyat akçesinin hissedarlara dağıtımına başlanmıştır” deniliyor.
Toplam 40,5 milyar TL ihtiyat akçesi erkenden Hazine’ye aktarılıyor. Bu durumda nisan ayı için elde yaklaşık 4 milyar TL kalıyor.
TCMB’nin geçen yıl toplamda 81 milyar TL para aktarmıştı. Bundan böyle bütçe açıklarının kapatılması için hükûmet Merkez Bankası’nın kasasına göz dikiyor.
Ben bu analizi yaparken yeni öğrendiğim bir notu da buraya bırakmakta fayda görüyorum.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) yaklaşık 20 banka için inceleme başlatmış. Bu iş için rutin açıklaması yapılsa da buna inanan yok.
Bankacılık sektöründe kamunun payı yüzde 40’lara gelmiş durumda.
Devlet vergi vb. bazı tahsilatları özel bankalardan aldı.
Hukuk devletinden uzaklaşılması sebebiyle yabancı sermayeli bankaların ilk fırsatta Türkiye’yi terke hazırlandığı söylentileri bile var.
Türk ekonomisinin niçin ve nasıl şahlandığına dönersek ülkeyi yönetenler kendilerini ülkenin sahibi gibi görüyor. Halkı da kendilerine hizmet etmek ve bakmakla görevli memurları.
Kendi ekonomisi sürekli büyüyen, her türlü imkân ve fırsat elinin altındakiler için kendi dışındaki dünyayı anlamak oldukça güç. Bu kişilerin empati yolları tamamıyla tıkanmış. Vicdan kapakçıkları kapalı. Bu yüzden “ekonomi şahlanıyor” derken bahse konu olan kendi ekonomileri.
Söyleyenler açısından bu söz doğru. Yanlış olan halkın bu sözü kendileri için söylenmiş sanarak bunun böyle olmadığını kendi yaşam gerçekleri ile izaha çalışmaları.
Halk kendilerini iktidarda tutmaya yaradığı kadar var.
Türkiye ekonomisi için en önemli nokta da şudur: Halihazırdaki tabloyu ve gidişatı ekonomi ve toplum biliminin temelleri ve realite ile izah etmek bizi hatalı sonuçlara götürür.
Çünkü döviz borcu tarihinin en yüksek seviyesine ulaşmış. Yapılan bütün yatırımlar halk için yanlış (otoyol, köprü, havalimanı, şehir hastaneleri, hatta tarihi binaların restorasyonu bile).
Bu kadar yanlış yatırıma rağmen halkın çoğundan büyük teveccüh görmek ve bu ekonomiyi sürdürebilmek ne ekonomi ne de toplum bilim verileriyle açıklanabilir de ondan.
Fakat ben şunu da biliyorum ki her iş kendi mecraında yürür. Ekonomide her kara delik kaynağı belirsiz bir şekilde kapatılıyorsa er ya da geç bunun sonuçları en cahiline kadar herkesin görebileceği hâle dönüşür.
Her şey kendi mecraına akar.
[Hakan Taner] 21.1.2020 [TR724]
Kaydol:
Yorumlar (Atom)