AB, en eleştirel İlerleme Raporu’nu hazırladı; Havuz ve iltisaklı medya bunu bile çarpıttı

Avrupa Birliği’nin (AB) Türkiye ile ilgili Salı günü açıklayacağı İlerleme Raporu’nun bugüne kadarki en sert ve en eleştirel değerlendirme olacağı bildirildi. Reuters’a adının açıklanmaması koşuluyla konuşan iki yetkili, raporu hazırlayan Avrupa Komisyonu’nun Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin Suriyeli mülteciler konusunda yürütülen işbirliği haricinde, insan hakları, basın özgürlüğü, yargı özgürlüğü ve hukukun üstünlüğü gibi alanlarda giderek kötüleştiği değerlendirmesini yapacağını söyledi.

Reuters’ın haberine göre, AB yetkilileri, her ne kadar başta Kıbrıs olmak üzere Almanya ve Fransa gibi bazı ülkelerin itirazlarının müzakere sürecini yavaşlattığını söylese de, 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından binlerce kamu görevlisinin ihraç edilmesinin Türkiye’nin üyelik ihtimalini çok ciddi şekilde azalttığını ifade etti. AB’nin, Türkiye’nin görüşünün yer aldığı bölümde geçen ‘fetö’ ifadesini çarpıtan Milliyet gazetesi ise haberi ‘Avrupa’dan sürpriz: FETÖ terör örgütü’ başlığı ile verdi.

Milliyetin haberinin detayında, ‘Avrupa Komisyonu bu çerçevede de ilk kez FETÖ’yü bir terör örgütü olarak tanımlıyor.’ yorumunda bulunan Milliyet, hemen bir alt satırda bu cümleyi yalanlayan şu ifadeye yer verdi: ”Ankara’nın bu konuda gerçekleştirmiş olduğu girişimler meyvesini vermeye başlarken, 15 temmuz darbe girişiminin arkasında FETÖ bulunduğu yönünde Türkiye’nin görüşlerine de nihayet yer veriliyor.”

Milliyet’in çarpıtmasını alıntılayan havuz ve iltisaklı medyanın da, Türkiye için bugüne kadar en sert eleştirilerin yapıldığı rapordaki ayrıntıları vermek yerine Milliyet’in çarpıttığı kısımları haber yapması dikket çekti.

AB’DEN YALANLAMA GELDİ

Avrupa Birliği, Türk basınında çıkan ‘AB ilk kez Gülen hareketini terörist olarak tanımladı’ iddialarını yalanladı. Ahval News’in ismini vermek istemeyen bir kaynaktan aldığı bilgiye göre, Salı günü açıklanacak Türkiye İlerleme Raporu’nda Gülen hareketiyle ilgili duruşu geçen yıldan farklı değil ve ‘fetö’ ibaresi yalnızca Türkiye hükümetinin iddiaları arasında yer alıyor.

SALI GÜNÜ RESMEN AÇIKLANACAK

Avrupa Birliği’nin (AB) Türkiye ile ilgili son ilerleme raporu ortaya çıktı. Avrupa Komisyonu tarafından 17 Nisan’da açıklanacak raporda, Türkiye’nin ters yönde ‘büyük adımlar’ attığı ve Ankara ile üyelik görüşmelerini ilerletmenin temelinin bulunmadığı belirtiliyor. Raporda, Ankara’nın ‘adalet, hukukun üstünlüğü, temel haklar ve ifade özgürlüğü alanlarında ciddi geri dönüşler yaşadığı’ ve ‘Avrupa Birliği’nden büyük çapta bir sapma olduğu’ ifade ediliyor.

Almanya’da haftalık Welt am Sonntag tarafından yayınlanan raporla ilgili haberde gelecekte üyelik görüşmelerinde herhangi bir ilerleme olabilmesi için Türkiye’de Temmuz 2016’dan beri süren olağanüstü hal uygulamasının kaldırılması gerektiği vurgulanıyor ve darbe girişimi sonrasında 150 bin kişinin gözaltına alındığı, 110 bin devlet memurunun görevden uzaklaştırıldığı, gözaltına alınanlar arasında 150 gazeteci, yazar ve hak savunucuları olduğu hatırlatılıyor.

‘ZİRVE, SOMUT UZLAŞMA SAĞLAMADI’

26 Mart’ta AB Konseyi Başkanı Donald Tusk, Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker ve AKP’li  Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bulgaristan Başbakanı ve AB Dönem Başkanı Boyko Borissov’un ev sahipliğinde Varna’da bir araya gelmişti. AB-Türkiye ilişkilerinin konuşulduğu yemek sonrası ortak basın açıklaması yapılmış, basın açıklamasının ardından Donald Tusk gazetecilerin sorularını yanıtlarken, “AB-Türkiye zirvesi, endişe duyulan noktalarda somut bir uzlaşma sağlamadı. Gelecekte bunun mümkün olmasını umuyorum. Katılım süreci de dahil olmak üzere Türkiye-AB ilişkilerini ancak bu konularda sağlanacak ilerlemeler iyileştirebilir” demişti.

[TR724] 15.4.2018

15 Temmuz’da Marmaris bilmecesi: Sönmezateş ve ekibine kim kumpas kurduysa, iki şehit polisimizin gerçek katilleri de onlardır!

Gazeteci Ece Sevim Öztürk, 15 Temmuz darbe girişimine yönelik sorgulamalarını sürdürüyor. Öztürk, ‘Ben gazeteciyim; amacım tarihe not düşmek, darbe teşebbüsünün karanlıkta kalan noktalarını aydınlatmak.’ notuyla yayınladığı haberde, Marmaris kumpasını deşifre etti.

işte Ece Sevim Öztürk’ün kişisel sitesinde yayınladığı o yazı:

Fotoğrafta gördüğünüz Marmaris’e giden ekipteki Binbaşı Şükrü Seymen gibi, “darbeciyim ancak örgüt üyesi değilim” diyen Gökhan Şahin Sönmezateş’e bir mektup yazdım ve “Kim sizi Çiğli’de bekletti” diye sordum.

Konuşmamayı tercih etti.

Bugün kimse konuşmasa da bir gün Marmaris kumpası aydınlanacak. Ve 15 Temmuz aydınlandığı gün biz ülkece huzurlu, OHAL’siz günlerimize yeniden kavuşacağız.

Darbeleri Araştırma Komisyonu Raporunda 01:30’da iki polisin şehit olduğu, 25 polisin ve 1 özel güvenliğin yaralandığını belirtmişlerdir. Oysa ki Sönmezateş ve ekibinin Marmaris’teki Turban otele girişi 03:38’dir. Bu iki polisi bahsettiğimiz ekibin öldürmediği %100 ortada.

Gariplikler bununla sınırlı değil. Şehitlerden Nedip Cengiz EKER’in ölüm saati tüm belgelerde 00:43 ve ölüm nedeni de kesici / delici alet yaralanması sonucu ölüm olarak belirtiyor ve bu belgeleri bizzat olayın içinde bulunan Ahu Hastanesi Doktoru Erdal DOĞRU imzalıyor.

İfadelerini duruşmada da tekrar eden doktorlar, şehidin sol göğsü üzerinde çıplak gözle bile anlaşılan -ateşleme sonucu olması imkansız- 8-9 cm büyüklüğünde kesici aletle oluşmuş yaralanma olduğunu belirtiyor.

Şehidi olay yerinden alan Dr. Erdal DOĞRU da, otopsisine giren Dr. İsmet ENGİNSU da aynı tanıyı koyduğu; yani kesici / delici alet yaralanması sonucu öldüğünü belirttikleri halde, duruşmalar sırasında şehidin ölüm saati önce 03:43 ilan ediliyor, sonra “pardon” denilip 04:42 yapılıyor.

Ayrıca yine ambulans ekibi ifadelerinde şehit M. ÇETİN’i odada yatakta saatlerce bekletildiğini söylüyorlar. Tanık ve müşteki ifadelerine, delilere bakıldığında tüm ifadelerin birbirini açıkça desteklediği görülüyor.

Peki ekibinin otele gelmesine saatler varken 2 polisi şehit edip, suçu da bu ekibin üzerine atan, kumpası kuranlar kimler?

Hava Rapor Kayıtları ve MASE kayıtlarında Sönmezateş ekibinden önce yani 00:00 – 02:00 arasında bölgede 3 adet helikopterin dolandığı tespit ediliyor.

O gece Sönmezateş ekibinden önce polisleri şehit eden, otelleri tarayan helikopterler kayıtlarda da 00:35 – 00:38 saatleri arasında görülüyor. Hepsi klasörlerde mevcut.

Helikopterlerin Antalya’dan kalktığı, Marmaris’e geldiği ve en son Milas’ta olduğu görüldüğünü tespit ettim.

Yine Darbe Araştırma Raporunda 03:20’de Sönmezateş ekibinin Turban’a indiğimiz ve sonrasında sadece 5 polisin yaralandığı belirtiliyor.

Çiğli 2. Ana Jet Üs Komutanlığından kalkışımız 02:15 olan bu ekibi bir güç 4 saat bekletip boş otele gönderiyor. CB çoktan ayrılmış!

Cumhurbaşkanı İstanbul’a indiğinde, Sönmezateş ekibi daha Marmaris’e varmamışken nasıl oluyor da “suikast” suçunu işlemiş oluyorlar sizce? İşin garip tarafı iddianamede bu ekipten önce oteli tarayan grubun varlığına dair tek satır yok, belli ki korunuyor!

15 Temmuz 2016 tarihinde Marmaris’e gönderilen ekibe (ÖKK, MAK, SAT) büyük bir tuzak kurulduğu ortada. Nedenini bilmem, bu memleketin ekmeğini yiyip, suyunu içen namuslu savcıları vardır elbet. Yalnızca bir gazeteci olarak değil, vatandaş olarak da araştırmalarını bekliyorum.

Ben savcılara yardımcı olmaya devam edeyim…

15 Temmuz 2016 tarihinde Marmaris’e gönderilen ekibe (ÖKK, MAK, SAT) büyük bir tuzak kurulmuş ve mahkeme nezdinde de halen kurulmaya devam etmekte. Zira ekibin oteller bölgesine girme saati 03:38.

İddiaya göre Cumhurbaşkanının Marmaris’ten ayrılma saati, bir kısım yakın korumaya göre 23:30, bir kısım yakın korumaya göre de 01:00. Onların ifade de farklı. Ki ben CB’nin ayrılışı noktasındaki saat sıkıntısını kaleme almıştım:

Şöyle ki:

Erdoğan’ın 15 Temmuz’da, Marmaris’i terk etme saati:

-TBMM Komisyon Raporuna göre: 00.11

-CHP’nin şerhine göre: 00.30

-Vali’ye göre: 01.20

-Kamera kayıtlarına göre: 00.45

Yani Cumhurbaşkanının ortalama ayrılma süresi 23:30 – 01:00 arasında. Ve CB yine iddiaya göre Dalaman’a gidiyor ve Dalaman’dan kalkışı 01:43 olarak belirtiliyor. İddia diyorum, çünkü CB’nin hiçbir görüntü ya da videosu mahkemeye sunulmadığı gibi görüntülere yayın yasağı var.

CB otelden ayrılır ayrılmaz otele bir saldırı düzenleniyor ve 2 polis şehit oluyor, 25 polis yaralanıyor ve 1 özel güvenlik görevlisi yaralanıyor. Yani bunlar saat 01:30’da oluyor. Şehidin ölüm saatini bile ekibin oraya varış saatine çekiyorlar, hepsi dosyada mevcut.

Ayrıca yine şehidi inceleyen doktorlar vücudundaki yarada hiçbir barut izi ve yanık olmadığını söylemelerine rağmen, bu delil dosyada ateşli silah yarasına çevrililiyor. Ben gazeteci olarak çok kumpas dava gördüm ama böylesini inanın görmedim.

Polis memurları A.O., T.A., M.G., N.Ç., D.Ö., S.Ö., S.D. tarafından tutulan olay – araştırma tutanağında 00:30 saatlerindeki çatışmada polis arkadaşlarının şehit olduğunu belirtiyorlar. Oysa ki; o saatte Sönmezateş ekibi Çiğli’de bekliyor.

Oldukça sarih yani!

Yine ayrıca şehit Mehmet ÇETİN’i o gece olay yerinden alan ambulans ekibi de (Dr. S. B.K., A.A.T., şoför K.D.) saat 01:00 sularında Turban’a gittiklerini ve şehidi orada üzerine çarşaf örtülmüş şekilde ve ölmüş şekilde bulduklarını söylüyorlar.

Sanık askerler duruşmada şöyle diyorlar:

“Olay sonrası bizim olduğu iddiasıyla gösterilen deliller içerisinde, bize ya da polise de ait olmayan, tabancalar, tüfek, şarjörler, gaz maskeler, kimi teçhizat ve silahlar bizim gibi gösterilerek iddianameye eklenmiştir.”

O gün Marmaris’te tatilde olan eski futbolcu Ertuğrul SAĞLAM ifadesinde 01:30’da saldırıların olduğunu ifade ediyor. Yine AKP Muğla Milletvekili Nihat ÖZTÜRK de verdiği ifadede “Cumhurbaşkanı 00:15 – 00:30 gibi ayrıldı. Ortalama 45 dk sonra otele darbeciler saldırdı” diyor.

Cumhurbaşkanı da “15 dakika daha kalsam beni öldüreceklerdi” diyor. Erdoğan’ın en geç 01.30’da Dalaman’dan ayrıldığını düşünürsek, neredeyse 04.00 sularında Marmaris’te olan Sönmezateş ekibi değil de başka bir ekip ona suikast girişiminde bulundu demektir bu.

Müşteki F.Ö. darbe teşebbüsünün ertesi günü 01.30’da helikopterden ateş edildiğini ve canını zor kurtardığını söylüyor. Bir yıl sonra duruşmada ifadesinde sadece saati değiştirerek 03.30’a çekiyor. Kim bu vatandaştan ifadesini değiştirmesini istediyse onlar koruyordur gerçek katilleri.

yrıca bir el tarafından, daha doğrusu Sönmezateş ekibine bu kumpası kuran el tarafından kimi 112, 155, 156 kayıtları siliniyor. O gece 22:00 ile 06:00 saatleri arasında toplam kayıt sayısı 8105 olması gerekirken toplam 4719 kayıt bulunuyor. Gerçek katillerin gizlenmesi için ne kadar kapsamlı bir çalışma yapıldığını görüyor musunuz?

İzmir Özel Harekat Şube Müdürü M.T., Özel Harekat timini 22:00’da yanına çağırarak; “Cumhurbaşkanının Marmaris’te olduğunu ve bir grup asker tarafından ona suikast yapılacağını” söylediği sanıklar tarafından dillendiriyor.

Bir yürekli savcı çıkarsa eğer, müdüre o saatte saldırı olacağını nereden bildiğini de sorsun.

[TR724] 15.4.2018

Le Monde Kosova skandalını yazdı: Avrupa’dan ilk kez adam kaçırılıyor

Fransa’nın önde gelen gazetesi Le Monde, Erdoğan hükümetinin Gülen Cemaati üyesi olduğunu iddia ettiği kişileri yurtdışından kaçırmasını haber yaptı.

Kosova’da yaşanan son vakayı örnek gösteren gazete, ’Avrupa’dan ilk kez adam kaçırıldığı’ yorumunu yaptı.

“Afrika’dan Asya’ya, Türkiye Gülenistleri avlıyor” denilen haberde, geçen hafta Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) Gabon’dan kaçırdığı Osman Özpınar, İbrahim Akbaş ve Adnan Demirönal’ın uğradığı hukuksuzluğu ve hikâyesini okuyucuyla paylaştı.

Bu üç kişinin Gülen Cemaati’ne ait bir okulda görevli öğretmenler olduğuna dikkat çeken Le Monde, MİT’in bu öğretmenlerin avukatlara erişim hakkı vermeden, haklarındaki suçlamaları bile öğrenmelerine fırsat tanımadan özel bir uçakla Türkiye’ye götürdüğünü yazdı.

Gazete ‘terör örgütü üyeliği’ ile suçlanan öğretmenlerin yıllarca sürebilecek hapis cezasıyla karşı karşıya kaldıklarını belirtti.

Haberde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Nereye giderlerse gitsinler, onları yakalayıp getireceğiz?” açıklamasına yer verilirken, “Kosova ve Gabon’dan sonar bakalım sıra kimde?” sorusu yöneltildi.

‘55 BİN KİŞİ TUTUKLANDI’

Mario Jego imzalı Le Monde haberinde şu ifadeler öne çıktı:

“2016’daki başarısız darbe girişiminden sonra Türk yetkililer, Gülen takipçilerine cadı avı başlattı. 1999’dan beri ABD’de yaşayan Gülen darbeyle ilgisi olduğuna dair iddiaları reddediyor. Hükümetin bitmek bilmeyen operasyonlarında aralarında öğretmen, hâkim, eleştirmen ve gazetecilerin de olduğu 55 bin kişi tutuklandı.”

‘TÜRK HÜKÜMETİ SIK SIK KAÇIRIYOR’

“29 Mart’ta Kosova’da beş öğretmen biri doktor olmak üzere 6 Türk vatandaşı önce tutuklandı, ardından da Kosova medyasının ifadesiyle MİT ajanları tarafından Türkiye’ye kaçırıldı.

Oturum izinleri iptal edildikten sonra zorla bir araca bindirilerek Pristina havalimanına götürüldüler. Türkiye’ye ait özel bir uçak orada onları bekliyordu. Erdoğan, ‘Onları yakaladık’ diye böbürlendi.

Türk hükümeti bu metodu sık kullanıyor. Hükümet sözcüsü Bekir Bozdağ, başarısız darbe girişiminden bu yana 18 ülkede 80 Gülen cemaati üyesini ülkeye getirdiklerini açıkladı. 2 Nisan’da TRT Haber’e çıkan Erdoğan’ın avukatı Hüseyin Aydın, ‘Bu tür operasyonlar gelecekte de devam edecek’ dedi.

‘AVRUPA’DA BÖYLE BİR OLAY DAHA ÖNCE YAŞANMADI’

Kosova’da bu olay siyasi krize neden oldu. Başbakan Ramush Haradinaj, Türk vatandaşlarının deport edilmesiyle ilgili kendisine bilgi verilmediğini kaydetti. Böylesi bir olay bir Avrupa ülkesinde ilk kez gerçekleşiyor.

Daha önce Gülen takipçileri Afrika’nın 14 ülkesi, Azerbaycan, Türkmenistan, Sudan, Afganistan ve Pakistan’dan kaçırılmıştı ancak Avrupa Birliği’ne bu kadar yakın bir ülkede yaşanmamıştı.

Avrupa Birliği (AB) sözcüsü Maja Kocijancic, Kosova’daki olay sonrasında ‘Her bireyin adil yargılanma hakkına saygı gösterilmeli. AB üye adayı ve Avrupa Konseyi üyesi bir ülke olarak Türkiye, ilkelere uymalı’ açıklaması yaptı.

MAARİF VAKFI, TÜRGEV, BİLAL ERDOĞAN DA LE MONDE’DA

Le Monde haberinde Ankara’nın bir zamanlar destek verdiği Gülen Okullarını Maarif Vakfı’na devretmeye çalıştığını, Türkiye’deki kurumların da Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın başında olduğu TÜRGEV Vakfı’na verildiğini de kaydetti.

Geçmişte bu okullara çocuklarını gönderen Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) liderlerine herhangi bir yasal işlem yapılmadığını belirten Le Monde, ancak aynı durumdaki Gülen takipçilerinin hapis cezasıyla karşı karşıya olduğunu vurguladı.

[TR724] 15.4.2018

20 aydır tutuklu olan Zaman Gazetesi eski imtiyaz sahibi Alaattin Kaya, 4 aydır tecritte

15 Temmuz sonrası hukuksuzca gözaltına alınan kapatılan Zaman gazetesinin eski imtiyaz sahibi Alaattin Kaya yaklaşık 20 aydır tutuklu. 2 Eylül 2016 tutuklanan 68 yaşındaki Kaya son 4 aydır da tek kişilik hücrede tecrit halinde tutuluyor.

Alaattin Kaya cezaevinde bu hukuksuzluğa maruz kalırken eşi Zeynep Kaya, çocukları Cüneyt Kaya ve Zübeyir Kaya, gelini Fatma Betül Kaya’da cezaevindeler.

Alaattin Kaya, Ankara’da devam eden sözde F… çatı davasında yargılanıyor. 8 Şubat 2018’de görülen davada Kaya, cezaevinde tek kişilik bir hücrede tutulduğunu söyledi. Kaya, tedbir adı altında kendisine tecrit uygulandığını belirtti.

Kaya, “50 yıllık bir gazeteci ve 68 yaşında bir insan olarak kendimi aşağılanmış ve hor görülmüş olarak görüyorum.” dedi. Kaya, korku içinde yaşadığını, sağlık durumunun cezaevinde kalmaya müsait olmadığını aktardı. Tahliye ve beraat talebinde bulunan Alaeddin Kaya, “Kaçmayı hiç düşünmedim. Ben aklanmak istiyorum. Burada bulunuş sebebim bu. Yoksa hakkımdaki söylentiler torunlarıma kadar gidecekti. Ben aklanmak için buradayım.” ifadesini kullanmıştı.

[TR724] 15.4.2018

AB: Türkiye’de OHAL ve tutuklamalar olduğu sürece üyelik görüşmelerini ilerletmenin temeli yok

Avrupa Birliği’nin (AB) Türkiye ile ilgili son ilerleme raporu ortaya çıktı. Avrupa Komisyonu tarafından 17 Nisan’da açıklanacak raporda, Türkiye’nin ters yönde ‘büyük adımlar’ attığı ve Ankara ile üyelik görüşmelerini ilerletmenin temelinin bulunmadığı belirtiliyor. Raporda, Ankara’nın ‘adalet, hukukun üstünlüğü, temel haklar ve ifade özgürlüğü alanlarında ciddi geri dönüşler yaşadığı’ ve ‘Avrupa Birliği’nden büyük çapta bir sapma olduğu’ ifade ediliyor.

Almanya’da haftalık Welt am Sonntag tarafından yayınlanan raporla ilgili haberde gelecekte üyelik görüşmelerinde herhangi bir ilerleme olabilmesi için Türkiye’de Temmuz 2016’dan beri süren olağanüstü hal uygulamasının kaldırılması gerektiği vurgulanıyor ve darbe girişimi sonrasında 150 bin kişinin gözaltına alındığı, 110 bin devlet memurunun görevden uzaklaştırıldığı, gözaltına alınanlar arasında 150 gazeteci, yazar ve hak savunucuları olduğu hatırlatılıyor.

‘ZİRVE, SOMUT UZLAŞMA SAĞLAMADI’

26 Mart’ta AB Konseyi Başkanı Donald Tusk, Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker ve AKP’li  Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bulgaristan Başbakanı ve AB Dönem Başkanı Boyko Borissov’un ev sahipliğinde Varna’da bir araya gelmişti. AB-Türkiye ilişkilerinin konuşulduğu yemek sonrası ortak basın açıklaması yapılmış, basın açıklamasının ardından Donald Tusk gazetecilerin sorularını yanıtlarken, “AB-Türkiye zirvesi, endişe duyulan noktalarda somut bir uzlaşma sağlamadı. Gelecekte bunun mümkün olmasını umuyorum. Katılım süreci de dahil olmak üzere Türkiye-AB ilişkilerini ancak bu konularda sağlanacak ilerlemeler iyileştirebilir” demişti.

[TR724] 15.4.2018

Gazetecilere savunma desteği için Basın Avukatları Ağı kuruluyor

Türkiye’de önemli ifade özgürlüğü ve basın davalarında görev yapan avukatlar, deneyim paylaşımı, davalar hakkında bilgi, dava izleme, raporlama ve ortak çalışma alanları belirleme gibi konuları konuşmak için Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği’nin (MLSA) Cezayir Restoran’da düzenlediği etkinlikte bir araya geldi. Derneğinin düzenlediği etkinlikte konuşan Avukat Veysel Ok, Türkiye genelinde bir Basın Avukatları Ağı kurmayı hedeflediklerini belirtti.

Gazete Karınca’nın haberine göre, toplantının açılış konuşmasını yapan Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) Başkanı Evin Barış Altıntaş, MLSA’nın adalete erişim, basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, bilme hakkı konusunda çalışan bir grup gazeteci ve avukat tarafından kurulduğunu belirterek, “Temel amacımız gazetecilerle hukuku bir araya getirmek. Maalesef, Türkiye’nin son yıllardaki durumu nedeniyle bu gittikçe önem kazanıyor” dedi.

Derneğin kurucularından Av. Veysel Ok ise konuşmasında bu toplantıyı takiben bir yuvarlak masa buluşması ve Avrupa’daki meslektaşlarla buluşmalar düzenleneceğini söyleyerek, Türkiye genelinde bir Basın Avukatları Ağı kurmayı hedeflediklerini belirtti.

Ok şunları söyledi: “Strateji, uluslararası savunuculuk, hak ihlallerinin rapor haline getirilmesi, kendi aramızda savunma desteği, taktik paylaşımı ve adalet erişimi yaygınlaştırmak için artık bir araya gelmeliyiz.”

MLSA’nın hem avukatlara hem de mağdurlara destek yönünde çalışmalarını anlatan Ok, uluslararası kurumların desteğinin yanı sıra Avrupalı hukukçuların Türkiye’deki gazetecilerin davalarında kolaylaştırıcı rol oynayabileceğinin ve bu yönde görüşmeler gerçekleştireceklerinin altını çizdi.

[TR724] 15.4.2018

Akın İpek’in milyarlarca dolarlık şirketlerini gasp ettiler, sonra da derin dondurucu ve bilgisayarın iadesini istediler!

15 Temmuz öncesi kayyım atanan ve sonra TMSF’ye devredilen Koza İpek Holding’in sahibi Akın İpek, twitter hesabından gasp edilen ve kendisinin de yönetiminde  olduğu Koza İpek Eğitim Sağlık Hizmet Yardım Vakfı ile bir mektup paylaştı. Mektupta ‘Vakıf da bir derin dondurucu ve bir masa üstü bilgisayar kayıp. Son yönetimde olduğunuz için bu derin dondurucuyu ve bilgisayarı 7 gün içinde iade etmenizi önemle rica ederiz.” yazıldığını belirten İpek bu duruma tepki gösterdi.

“Sonuç olarak; İade edemem kardeşim. O derin dondurucuya benim ihtiyacım var. Kardeşim Koza İpek grubu, her gün Bir Milyon dolar dan fazla kar eden, sıfır borcu olan, 20 milyar dolarlık maden kaynaklarına sahip bir gruptur. Sahte olduğu savcı tarafından dahi anlaşılan bilirkişi raporu ile el konuldu. Gasp edilen varlık bu…” dedi.

Akın İpek’in paylaşımları şöyle;

“Cumhuriyet tarihinde… Milli Eğitim Bakanlığına… İpek grubu kadar çok bağış yapan var mıdır bilmiyorum… Öyleki… Tek kuruş dışardan yardım almadan yaptığımız… Devlete bağışladığımız kıymetli eserlerden adımızı söküp yeni yapılmış gibi açılış yaptılar…

Dışarıdan yardım kabul etmeyen aile vakfımıza ve İpek Üniversitesine ise hiçbir gerekçe gösterilmeden bir günde el konuldu. Kıymetli tablolardan avizelere kadar çalındı… Hayatımız gibi… Müdehale edemedik… Yıllar geçti, bugün vakıflar dan bir mektup aldık. Diyor ki;

Mektup diyor ki; Vakıf da bir derin dondurucu ve bir masa üstü bilgisayar kayıp. Son yönetimde olduğunuz için bu derin dondurucuyu ve bilgisayarı 7 gün içinde iade etmenizi önemle rica ederiz…

Sonuç olarak; İade edemem kardeşim… O derin dondurucuya benim ihtiyacım var…

Kardeşim… Koza İpek grubu, her gün Bir Milyon dolar dan fazla kar eden, sıfır borcu olan, 20 milyar dolarlık maden kaynaklarına sahip bir grup tur. Sahte olduğu savcı tarafından dahi anlaşılan bilirkişi raporu ile el konuldu. Gasp edilen varlık bu…

Dört Masak Başkanı ve ekipleri yıllarca araştırdı ve kaynağı yada harcandığı yer belirsiz tek kuruş bulamadılar. Raporları da bunu resmen ortaya koydu… YÖK raporlarının hiç bir sorun yok dediği, henüz mezun bile vermemiş, İpek Üniversitesine bir günde, gerekçesiz el koydular…

Suç işlediler… Suç işliyorlar… Zaman böyle, herkes böyle yapıyor tesellisi… Hukuk uyandığında çok asılsız kalacak… Adaletin tecellisini sağlamak kolaydır. Aklı başında herkes… Er veya geç… Doğruya doğru der… Zor olan yanlışa doğru dedirtecek maşa bulmaktır…

Maşa olmanın bu gün bir mükafatı olabilir… Fakat sonunda, mutlaka bir neticesi, bir bedeli de olacaktır… Ölmüş kurumuş ve kefen gibi bembeyaz karla kaplanmış yeryüzünün tekrar dirilmeyeceğini sanma… Her kışın bir baharı vardır…”

[TR724] 15.4.2018