Neden kutuplaşıyoruz? [Rüya Karlıova]

Pek çok ülkede liderlerin siyasi manevra yapabilmek için toplumu kutuplaştırmaları rastlantı değil. Kutuplaşma siyasetin doğasında var. Yeni bir kitap bunun nedenlerini sorguluyor.

RÜYA KARLIOVA -9 Şubat 2020

Amerikan siyasi sisteminin aslında pek iyi işlemediğine dair eleştiriler son dönemde sıklıkla dile getirilmeye başlandı.

Amerikan basının en etkili yeni kuşak gazetecilerinden Ezra Klein, yeni kitabında bu konuyu ele alıyor. “Why We’re Polarized” (Neden Kutuplaştık?) adlı kitap Amerikan siyasi sisteminin bozulmadığını, aksine, tam da tasarlandığı gibi işlediğini savunuyor. Klein sistemin içinde herkesin gazetecisinden başkanına kadar üstüne düşeni yaptığını belirtiyor ancak bu çabaları “işlemeyen bir bütün oluşturan parçalar” olarak tanımlıyor.

Siyasi analizleriyle ve kurucusu olduğu Vox adlı internet sitesiyle tanınan Klein, günümüz siyasetinin yaşadığı sorunların altında yatan psikolojik ve yapısal güçlerin de peşine düşmüş kitapta. Günlük siyaset içinde Donald Trump’ın başkan seçilmesinden Demokrat Parti’nin günlük kültürü nasıl siyasileştirdiğine kadar pek çok alt başlık açıyor yazar.

Amerikan siyaseti üzerine düşünmenin ister istemez kimlik siyaseti üzerine düşünmek anlamına geleceğini vurgulayan Klein’a göre ırk, din, coğrafi ya da ideolojik aidiyet birleşerek siyaset üzerinde baskı yapıyor. Kitap yirminci yüzyılda Amerikan siyasetinin neden kimlik siyaseti üzerinden kutuplaştığını sorgularken, bu kutuplaşmanın Amerikalıların dünyayı ve birbirlerini anlamasında nasıl bir etkisi olduğunu da tartışıyor.

Kutuplaşmış siyasi kimlikler ve kutuplaşmış kurumların bir kriz anlamına geldiğini vurgulayan Klein yine de umutsuz değil. Bu çerçevede, Amerikan demokrasisinin altın çağı olarak nitelenen dönemin bugünden daha az demokratik ve daha az liberal olduğunun altını çiziyor.

Kuşkusuz her ülkenin kendi kültür kodları, gelenekleri ve geçmişi var. Yine de Klein’ın açtığı tartışma Türkiye gibi başka ülkelere de uyarlanabilir. Bu geniş çerçeveli tartışmadan aslında şu sonuç ortaya çıkıyor: Kutuplaşma siyasetin doğasında var. Pek çok ülkede liderlerin siyasi manevra yapabilmek için toplumu kutuplaştırmaları rastlantı değil.

Ezra Klein’ın Avid Reader Press tarafından yayımlanan kitabı Türkçeye çevrilirse siyasi literatürümüze iyi bir katkı olabilir.

[Rüya Karlıova] 9.2.2020 [Kronos.News]

Prof. Dr. Ahmet Ercan’dan deprem uyarısı: 1. Ordu derhal eğitilmeli

Türkiye İstatistik Kurumu’un (TİK) açıkladığı verilere göre İstanbul’un tüm olumsuzluklara rağmen rekor göç aldığı ortaya çıktı. Şehrin nüfusu bir önceki yıla göre 451 bin 543 artışla 15 milyon 519 bin 267 kişiye ulaştı.

Sosyal medya hesabından açıklamalarda bulunan jeofizik yüksek mühendisi Prof. Övgün Ahmet Ercan, deprem riskine rağmen İstanbul’a rekor göçe isyan etti. Ercan, “Kurtarma konusunda 1. Ordu ivedilikle eğitilmelidir. Yarın 7.5 büyüklüğünde deprem olacakmış gibi tetikte olmak gereklidir” dedi.

Ercan yıllardır konuşulan büyük deprem beklentisinin bile İstanbul’a göçü durduramadığına vurgu yaparak, şunları söyledi:

“Türkiye’de en olası deprem bekleyen yerleşim İstanbul olmasına karşın, Doğu ile Güney-Doğu bölgelerinden başta İstanbul olmak üzere batı kentlerine, Bursa, İzmir, Antalya, Ankara’ya büyük bir göç vardır.”

“Türkiye’de kilometrekare başına ortalama 86 kişi düşerken, İstanbul’da 2 bin 576 kişi düşmektedir. İstanbulluların yüzde 65’i yoksulluk sınırı altında yaşamaktadır. Birim alana düşen kişi yoğunluğu yüksek olması, yapıların yüzde 70’nin dayanıksız olması, ölüm ile yaralıların artmasına, kurtarmacılığın başarısızlığına neden olacaktır.”

1. ORDU ACİLEN EĞİTİLMELİ

“Kurtarmacılık konusunda öncelikle 1. Ordu ivedilikle eğitilmelidir. Her ne kadar depremleri 2045 yılına dek beklemesem de, yarın 7.5 büyüklüğünde deprem olacakmış gibi tetikte olmak gereklidir.”

“Zeytinburnu’ndan-Büyükçekmece Mimarsinan’a uzanan kolda 6.4-6.7, Büyükçekmece’den, Şarköy’e uzanan Tekirdağ kolunda 7-7.2 arası… Bu depremlerin etki alanı doğu-batı doğrultusunda 150 km, kuzey-güney doğrultusunda 80 km’dir.”

DEPREMDEN ETKİLENECEK İLÇELER

“Karadeniz’den, Marmara Denizi güneyine, Çanakkale’den Kocaeli’ye kadar olan yerlerdeki yerleşim alanlarını etkileyecektir. İstanbul kolunun en çok etkileyeceği yerler; Avcılar, Esenyurt, Beylikdüzü, Büyükçekmece, Küçükçekmece, Bakırköy, Bahçelievler, Zeytinburnu, Fatih’tir.”

“Marmaraereğlisi-Silivri depremi ise Tekirdağ, Şarköy, Çanakkale, Karabiga, Mudanya, Kumburgaz, Avcılar, Esenyurt, Beylikdüzü, Büyükçekmece, Küçükçekmece, Bakırköy, Bahçelievler, Zeytinburnu, Fatih’i etkileyecektir.”

[TR724] 9.2.2020

Genç aktivistler, mülteciler için bir kez daha yollara düşecek

Mültecilerle empati kurmayı ve toplumda duyarlılık oluşturmayı hedefleyen Walk For Refugees yürüyüşünün ikincisi 15 Şubat’ta Londra Greenwich’te başlayacak.Yürüyüş sonunda gönüllüler 50 bin euro bağış toplamayı umuyor.

Geçen yıl ilki gerçekleştirilen Walk For Refugees yürüyüşünün ikincisi 15 Şubat Cumartesi yapılacak. Tüm dünyadan mültecilerin yaşadığı sorunlara ve mağduriyetlere dikkat çekmek amacıyla İngitere’de bir grup genç aktivist iki yıldır yürüyüş düzenliyor. Yürüyüş sonunda gönüllüler 50 bin euro bağış toplamayı hedefliyor.

SIFIR NOKTASINDA BAŞLAYACAKLAR

Çoğu öğrenci olan yaklaşık 10 aktivist yürüyüşü bu kez Londra Greenwich’ten, dünyanın sıfır noktasından başlatacak. Bu sembolik başlangıçtan sonra yolculuğun Belçika’ya kadar olan bölümü araçla kat edilecek. 50 kilometrelik yürüyüşün en ağır bölümü pazar sabahı Belçika’dan başlayacak. Güzergah üzerinde yer alan Lüksemburg’da verilecek molada, aktivistler bir grup mülteci ile buluşacak.

Ardından yola devam edecek olan gençler, Almanya sınırındaki bir köyden geçerek sınırın öbür tarafındaki Fransa’ya bağlı köyde yürüyüşü sonlandıracak. Göç yolunda uzun ve zor yolculuk yapan mültecilerle empati kurmayı, toplumda duyarlılık oluşturmayı amaçlayan gençler, yürüyüş boyunca sosyal medyadan canlı yayın yapacak.

GEÇEN YIL 40 BİN EURO TOPLAMIŞLARDI

Mülteciler için hayırseverleri bağış yapmaya davet eden gençler, toplanan bağışları Time to Help aracılığıyla mültecilere ulaştırılacak. Geçen yıl toplanan 40 bin euroyu aşkın bağış, mülteci ailelere götürülmüş, gençler Yunanistan’a giderek bizzat ailelerle buluşmuştu.

BAĞIŞ İÇİN

Gönüllüler, bu aktiviteyle hayırseverleri mülteciler için bağış yapmaya davet ediyor. Toplanan bağışlar, Time to Help’in organizasyonu ile mültecilere ulaştırılacak.

Aktivistler bu yürüyüş vesilesiyle, göç yolunda uzun ve meşakkatli yolculuklar yapan mültecilerle empati kurmak, toplumda duyarlılık oluşturmak amacı güdüyor. Geçen yılki etkinlikte toplanan 40 bin euroyu aşkın bağış, mülteci ailelere ulaştırılmıştı.

[Samanyolu Haber] 9.2.2020

Geçer... Geçer... Bunlar da GeçerBahattin Karataş [Bahattin Karataş]

Acı tatlı neler geçmedi ki!. Geçmez, bitmez denilen nice zulümler işkenceler geldi geçti.. Nehirler gibi akar devran.. Dairevi bir hat çiziyor adeta zaman..

Zamana takılı tüm hadiseler zaman gibi geçer.. Yaz boz tahtası gibi yazılır çizilir sonra silinir.. Sinema perdesi gibi her şey ve olay hep yenilenir.. Sabit kalmaz..
Mazi, hal ve istikbal, yaratılışın mukadderatı ve boyutları, mekan ve hadiseler bunlarla muhat.

Müşeyyed saraylar, yıkılmaz kaşâneler, kaleler vardı.. Yoklar şimdi, yıkılıp gittiler.. Şimdiki zalimler ve zulümleri de gidici. Onların zulümleri de bir gün bitecek.. Zaman bunları da silip süpürecek.. Haklarından gelecek kudret sonsuzdur merak etme.!

Ne şiddetli kışlar geldi geçti..

Hem de yerlerini yemyeşil baharlara terk etti.. Yıkılmaz denilen ne saltanatlar vardı, yerlerinde şimdi yeller esiyor. Hani Ad, hani Semud? Hani Nemrut, hani Şeddad? Nerede Firavunlar? Onların da geçmez, bitmez denilen, saltanatları ve zulümleri vardı... Hani nerdeler?

Zulüm zulüm üstünde darlıklar, zorluklar ve sıkıntılar işte hepsi geldi geçti... En çetin kışlar gibi.

Mezarlıklara gitsen sorsan ne kaytan bıyıklı babayiğitler, ne ölmez krallar vardı.. Ama şimdi toprak altında sessiz sedasız yatıyorlar.

Geçmeseydi “vur kazmayı Ferhat, çoğu gitti azı kaldı” denir miydi?..

Mecnun Leylâ’ ya, Kerem Aslı’ya. sevenler sevdasına kavuşur muydu?

Zulümler zalimlerle geçip giderken, mazlumiyetler de mahkeme-i kübraya bırakılıyor!..

Çareler tükenirken, çaresizlikler de bitiyor...

Karanlık geceleri hep gündüzler.. kışları da hep baharlar takip etmiş ve ediyor..

Adetullah hep böyle cereyan ediyor..

Beşer tarihinde hiç geçmem, gitmem diyen kış oldu mu?. Ya da yerimi sabaha teslim etmem diyen geceyi bilen duyan oldu mu?
Hayır..!!!

Dünler geçmeseydi, bugünler ve yarınlar olmazdı.. Unutulmasın ki bugünler, dünlerin yarınıdır.. Bakın işte bugünler de geçiyor.. Yerini yarınlara bırakıyor..

Fuzuli'nin dediği gibi; Gün doğmadan meşime-i şebden neler doğar?

Belki her şey muzdarrın iniltisinin arşa değmesini, arzını bekliyor..

Çocukluk, gençlik, olgunluk derken; ihtiyarlık kapıda sıra bekliyor.. Ömür durmuyor geçiyor.. Her gün bir adım daha kabre yaklaşıyoruz..

İnsanoğlu hep gidip de gelen oldu mu sorar.

Halbuki gelip de gitmeyen mi oldu... Hiç düşünmez..

Her insan göçüp giderken karakterine uygun çizgi, renk ve desenleriyle izler bırakır gider.. Bazen lanet okutur, bazen de yad-ı cemiller..

Geride harabeler, viraneler bırakanlar olduğu gibi, medeniyetler bırakanlar da vardır.. Tarihte zulüm, işkence, hak hukuk katliamlarıyla şöhret bulmuş tiranlar da olmuş..

Hak hukuk ve adalet timsal insanlar da olmuş.

Efendiler Efendisi (sav) ''Zulüm devam etmez'' buyurur.. Her şeyin bir vakti merhunu vardır. Hiçbir şey ilelebet devam etmez.. mazlumun ahı arşı titretir. Gayretullah'a dokunma eşiğine varınca zalim ve zulmü bakarsın tepetaklak yıkılmış gitmiş..

Musibet zamanı uzundur bitmez derler.. Acı, ızdırap ve sıkıntısından dolayı uzun anlaşılır. Ama hakikatte öyle değildir.
Belki netice itibariyle uzun bir ömür kazandırdığı için uzundur.. Ebedi ahiret hayatını netice verdiğinden dolayı uzundur..

Mümin dünya ve ahiret diye iki dünyaya inanır. Burası geçici fani, esas olan ahirettir.. O bakidir.

Üstelik Allah belâ ve musibetleri en sevdiği dostlarına vermiştir ve verir. Peygamberler, derecesine göre, sonra dostları belalara maruz kalmıştır.. İnsanın bile dostuna sevdiğine nazı geçer, 'gel şu yüküme bir el at' der. Yabancıya demez..

Müspet ibadet gibi menfi ibadet de vardır. Menfi ibadetin namaz gibi rekatları yoktur.. Dakikaları vardır onlar sayılır.
Sabredilip şükredilirse bazen her bir dakikası senelerce ibadet hükmüne geçer.

Onun için başımıza gelen acı ve çileden dolayı ”geçmiyor bitmiyor” deyip şikayet etmemeli. Neticesine bakmak lazım..Bazen bize neler kazandırdığına bakmak lazım..

Musibetin, belanın, acı ve çilenin ahiretimize kazandırdıklarına göre değerlendirmeli.. Fani ömrümüz boşuna geçerken, ebedi bir ömür kazandırıyorsa; öyleyse kayıpta değil, kârdayız demektir.. Şikayet değil, şükretmeliyiz..

Dünya geçici.. Biz de geçiciyiz, geldik ve gidiyoruz. Öyle ise fani ömrümüzü Baki-yi Hakiki yolunda sarf edip ebedileştirmeye bakmalıyız.. Bazen musibetler anında yakarışlarımız, inlemelerimiz rahmet ve merhamet-i İlahi'nin celbine, kapıların açılmasına vesile oluyor...

Tevekkülle belâ yüzüne gül, ta o da gülsün..
O güldükçe küçülür, eder tebeddül..

Asıl musîbet ve tehlikeli musibet, dine gelen musîbettir..

Diğerleri çobanın sürüsünü tehlikeden sakındırmak için attığı taşlara benzer.. Ermiş bir ağacı silkmekle nasıl meyveleri düşer.. Acı ve ızdıraptan gelen inlemelerle günahlar öylece dökülür. Ecir ve mükafatı da ahiret sermayen olur.

[Bahattin Karataş] 9.2.2020 [Samanyolu Haber]

‘Hangi dini grup tasfiyeyi hak ediyor, muhafazakar kadro karar versin’

Taşgetiren: 'Artık muhafazakâr bir siyasi kadronun Devlet adına “Tehlike – Tahdit değerlendirmesi” yapma ve “Hangi muhafazakâr tasfiyeyi hak ediyor?” sorusuna cevap verme zamanı gelmiştir.'

KRONOS -9 Şubat 2020

Karar yazarı Ahmet Taşgetiren, muhafazakar siyasi kadroların artık ‘devlet adına’ bir tehdit değerlendirmesi yapması ve hangi muhafazakar grubun tasfiye edilemesi gerektiğine kendisinin karar vermesi gerektiğini yazdı.

Taşgetiren, ‘Artık muhafazakâr bir siyasi kadronun Devlet adına “Tehlike – Tahdit değerlendirmesi” yapma ve “Hangi muhafazakâr tasfiyeyi hak ediyor?” sorusuna cevap verme zamanı gelmiştir.’ dedi.

Yazısında, bugüne kadar devlet adına tehdit değerlendirmesini ‘Batıcı, Kemalist’ odakların yaptığını savunan ve son olarak AKP’ye kapatma davası ya da TSK içindeki darbe girişimlerine karşı Gülen cemaatinin yargı, bürokrasi ve medya üzerinden mücadele verdiğini de ima eden Taşgetiren ‘Bu dönemde sadece siyasi kadronun tavrının yeterli olmadığını en iyi o günün siyasi kadroları bilir, değil mi?’ ifadelerini kullandı.

Ahmet Taşgetiren’in yazısında şu görüşlere yer verildi:

Ak Parti iktidarda…İlk seçimde yüzde 34 oy almış, Meclis’te 367 milletvekili var. “Devlet”in bir damarı böyle bir şeyi hiç beklemiyor, hiç istemiyor. Cumhurbaşkanı, Başbakan’ı “Eşli” davet etmiyor, eşi başörtülü bir cumhurbaşkanı istenmiyor vs. Müthiş bir gerilim. Asker içinde kaynaşmalar olduğu iddiaları ayyuka çıkıyor.

2008… Son seçimde halktan yüzde 47 oy almış iktidardaki partiye kapatma davası. 7’ye 4 mü çıkacak, 6‘ya 5 mi?  Ne kadar önemli değil mi, Anayasa Mahkemesi’nde muhafazakâr demokrat bir partinin var olma hakkını savunacak bir oy.

Darbe girişimlerine karşı yargının harekete geçmesi ne kadar önemli değil mi? Medyanın nerede duracağı ne kadar önemli değil mi?

Bu dönemde sadece siyasi kadronun tavrının yeterli olmadığını en iyi o günün siyasi kadroları bilir, değil mi?

Daha sonraki oylamada Ak Parti’yi yine “Laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmak” suçlaması ile hem de 10’a 1’lik oy oranı ile hazine yardımını kesme cezasına çarptıracak olan AYM’den 6’ya 5 kararı çıktığında o kadroların ne kadar sevindiğini tahmin etmek zor değil.

Sonra acayip bir şey olacak, iktidarın bu süreçte iş birliği yaptığı odak, iktidarla vuruşmaya başlayacak ve çılgınlık 15 Temmuz gecesindeki darbe kalkışmasına kadar sürecek…

Artık muhafazakâr bir siyasi kadronun Devlet adına “Tehlike – Tahdit değerlendirmesi” yapma ve “Hangi muhafazakâr tasfiyeyi hak ediyor?” sorusuna cevap verme zamanı gelmiştir. Bu süreçte dünkü tasfiyecilerin “ikmal hizmeti”ne soyundukları görülür.

Türkiye henüz durulmamıştır. “Kapanmamış hesaplar”ı yazmıştım son olarak. Başbuğ işi de o kapanmamış ve karışık hesaplar arasındadır.

[Kronos.News] 9.2.2020

Gizli tanık ifadesiyle, 2 bin 146 eski polis adayına operasyon sinyali

Gülen cemaati ile ilişkisi olduğu gerekçesiyle Polis Koleji ile Güvenlik Bilimleri Fakültesi'nden atılan 2 bin 146 öğrenci hakkında gizli tanık ifadelerine dayanarak gözaltı işlemi yapılacağı ortaya çıktı.

KRONOS -9 Şubat 2020

Kapatılan Polis Koleji ile Güvenlik Bilimleri Fakültesi’nden atılan 2 bin 146 öğrenci hakkında gizli tanık ifadelerine dayanarak gözaltı işlemi yapılacağı duyuruldu.

AA’nın haberine göre 2015 yılında kabul edilen İç Güvenlik Paketi kapsamında kapatılan Polis Koleji ve Güvenlik Bilimleri Fakültesinden ilişikleri kesilen öğrencilerle ilgili ‘gizli tanıklar’ın yaptığı kodlama ve verdikleri çne sürülen ifadeler üzerine Ankara Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri soruşturma başlattı.

Habere göre gizli tanıkların 1’den 5’e kadar rakamlarla yaptığı kodlama sonucu, ilişiği kesilen 2 bin 146 öğrenciden 2 bin 120’sinin Gülen cemaatine “kayıtsız şartsız, tam bağlı” olduğu öne sürüldü.

Bunun üzerine harekete geçen Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, Ankara, Balıkesir, Bursa, Tokat, Isparta ve Malatya’da eş zamanlı operasyon düzenledi. Yapılan ilk operasyonda 12 şüpheli gözaltına alındı.

Soruşturmanın sürdüğü ve diğer eski polis adayı öğrenciler için de operasyonlar düzenleneceği bildirildi.

 [Kronos.News] 9.2.2020

8 yaşındaki Ahmet Burhan tedavisinin yarısında annesine döndü

Kanser hastası 8 yaşındaki Ahmet, annesi Zekiye Betül Ataç’a pasaport verilmediği için tedavisinin 27 Şubat’ta başlayacak ikinci bölümünden önce Türkiye’ye dönmek zorunda kaldı.

KRONOS -9 Şubat 2020

Babası tutuklu, annesinin yurt dışı yasağı olan 8 yaşındaki kanser hastası Ahmet Burhan Ataç, tedavisinin ilk bölümünü tamamlayarak Türkiye’ye dönmek zorunda kaldı.

Dün akşam Düsseldorf Uluslararası Havalimanı’ndan Adana’ya uçan Ahmet’e 70 yaşındaki babaannesi Gülsüm Ataç refakat etti.

Ahmet’in annesi Zekiye Betül Ataç’a pasaport verilmediği için tedavisinin 27 Şubat’ta başlayacak ikinci bölümünden önce Türkiye’ye gitmek zorunda kaldığı belirtildi.

Köln’ndeki Immun Onkologisches Zentrum’da torununun kanser tedavisi için 20 Ocak’ta Almanya’ya Gülsüm Ataç, Euronews‘a yaptığı açıklamada, “Ben de, yanında kaldığımız aile de elinden geleni yaptı. Fakat ne yaparsak yapalım anne baba sevgisini veremiyoruz, onların yerini tutmuyor. Ahmet geceleri uyuyamıyor, çok ağrısı oluyor. Sürekli, ‘Annemi istiyorum, babamı istiyorum’ diyor. Duysunlar artık sesimizi, bu çocuk kanser hastası ve annesinin babasının yanında olmasını istiyor” ifadelerini kullandı.

Annesinden ayrı kaldığı sürede ağlayan görüntülerinin sosyal medyaya düştüğü Ahmet’in annesine ve kardeşine kavuştuktan sonra yüzünün güldüğü görüldü.

Ahmet’in ailesiyle birlikte çekilen fotoğraflarını paylaşan aktivist Natali Avazyan, “Kara Efem, Evinde Annesinin yanında… Kuzum nasıl da mutlu.. Tedavinin devamı için Ahmet, annesiyle birlikte dönmeli..” ifadelerini kullandı.

Anne Zekiye Ataç ise, yaptığı paylaşımda, “Ahmet’im pazar günü anne hasretini bitirmek için Türkiye’ye dönüyor. 2 hafta sonra Almanya’ya tekrar gidecek. Fiziğe başlaması gerekiyor ama şu an ayağını bile kıpırdatamıyor. Bu geliş gidişlere dayanabilir mi bilmiyorum. 24inci seans için Almanya’ya birlikte gitmem gerekiyor.” diyerek yetkililerden ilgi ve kolaylık beklediğini kaydetti.

[Kronos.News] 9.2.2020

10 gün sonra doğum yapacak olan hamile tutuklu: Adalet istiyorum [Sevinç Özarslan]

9 aylık hamile tutuklu Elif Tuğral’dan mesaj var. Avukatı aracılığıyla yetkililere seslenen Tuğral “Adalet istiyorum” dedi.

BOLD ÖZEL- İzmir Şakran Cezaevinde tutuklu bulunan 9 aylık hamile Elif Tuğrul, avukatı aracılığıyla yetkililere seslendi. “Burada doğum yapmaktan korkuyorum. Hastaneye gidip gelmek o araçlarda çok zor. Sağlam çocuğumu da yollarda kaybetmek istemiyorum. Sadece adalet istiyorum.” dedi.

Sezeryanla doğum yaptıktan sonra cezaevinde çocuğuna nasıl bakacağı konusundan da çok endişeli olduğunu ifade eden Tuğral, “Doğum sezeryanla olacak. O halde koğuşta bebeğe nasıl bakacağımı bilmiyorum.” ifadelerini kullandı.

Elif Tuğral’ın eşi Nuri Tuğral, eşinin son fotoğrafını sosyal medyadan paylaştı. Ocak ayının ilk hafasında, bir görüş gününde ailesiyle birlikte çekilen fotoğrafta Elif Tuğral’ın hamileliği artık iyice kendini gösteriyor.

Kontrol için Çiğli Bölge Eğitim Hastanesine götürülen Elif Tuğral’a verilen raporda 21 Şubat’ta sezeryanla doğum yapacağı yazıyor. Genetik kan pıhtılaşması sorunu nedeniyle hamileliği süresince her gün iğne olan Elif Tuğral’ın doğumu da risk taşıyor. Aynı hastalığa sahip ablası, bebeğini 9. ayında bu yüzden kaybetmişti.

YANLIŞ RAPOR DOSYASINA KONULDU

Nuri Tuğral, 3 Şubat 2020’de İzmir 15. Ağır Ceza Mahkemesine bir dilekçe yazarak eşinin durumunu şöyle açıkladı:

“Eşim şu anda 36 haftalık gebe olup, doğumuna 15 günden az kalmıştır. Eşimin mevcut hastalıklarından dolayı sezeryan doğum yapılacağından en geç şubat ayının 15-20 arası doğumu gerçekleşecektir. Daha önce cezaevi tarafından sayın mahkemenize eşimin dosyası yerine yanlışlıkla eşimin yan koğuşundaki başka bir hamile tutuklunun dosyası gönderilmiş olup eşimin doğumuna çok az kalmış olmasına rağmen çok büyük bir yanlışlık yapılarak 17 haftalık gebe olduğu zannedilmiştir. Bu hususu da telafisi mümkün olmayan durumlara sebep olacağından dolayı tekrardan önemle belirtmek isterim.

GENETİK PIHTILAŞMA BOZUKLUĞU VAR

Eşimin ciddi sağlık problemlerinin olduğunu daha önceki dilekçelerde de belirtmiş idim. Eşimin şu andaki en önemli hastalığı bebeği ve kendisi için zamanında müdahale edilmez ise ölümcül risk oluşturabilecek Genetik Pıhtılaşma Bozukluğudur. Bu rahatsızlık kanın damarlar içinde dolaşırken aniden pıhtılaşmasına sebep olabiliyor ve bu da ciddi sorunlara yol açıyor. Gebelikte hormonların etkisiyle kanın pıhtılaşma riski daha da artar ve bu da kan damarlarında, beyinde, böbreklerde emboli denilen kan pıhtısıyla bu organların tıkanması ve işlev yapamamasına neden olur. Eğer bu durum plesentada gerçekleşirse fetüs yani anne karnındaki bebeğin kaybına neden olur.

AYNI HASTALIK NEDENİYLE ABLASI 9 AYLIK BEBEĞİNİ KAYBETTİ

Bu hastalığın şiddetlenmesinde hamilelik risk faktörüdür. Gebelikte pıhtılaşma riskini, normal hastalara göre en az 7 kat artırmaktadır. Bu hastalık gebelikte ilk aylarda düşük riskinden ziyade gebeliğin son ayına hatta doğuma kadar her an bebeğin hayatının kaybına neden olabilecek durumdadır. Şu anda eşim hamile olduğu için eşim ve bebeği hayati risk altındadır. Bu hastalık nedeni ile gebeliğinin başından beri aylardır her gün iğne vurulmaktadır. 5 aydır cezaevinde olduğu için hafta içi her gün revire giderek iğne vurulmakta olup hafta sonu revirin kapalı olmasından dolayı iğne vurulmak bile kendisine zulüm olmakta iğneyi kendisi zor şartlar altında vurmaya çalışmaktadır.

Bu hastalığını ispatlar nitelikteki Tromboz-Kardiyovasküler Hastalıklara Yatkınlık Paneli Resal-time PCR Raporu’nu Sayın Mahkemenize sunuyorum. Rapor 2014 tarihinde Üniversite Hastanesinden alınmıştır, genetik bir rahatsızlık olması nedeniyle doğuştan bu yana eşimde bu hastalık bulunmakta ve geçme ihtimali de yoktur. Bu nedenle raporun tarihinin de bir önemi yoktur. Aynı hastalık eşimin ablasında da vardır ve ablası yakın zamanda, doğuma giderken hastaneye geç kalması nedeniyle 9 aylık bebeğini kaybetmiştir.

CEZAEVİ-HASTANE ARASI 2 SAAT

Eşim Şakran Cezaevinde kalmaktadır ve bu bahsettiğim hastalık nedeni ile cezaevine yakın devlet hastanelerinde yeterli donanım olmadığından doktorlar dosyasına not düşmüş ve doğum esnasında Tepecik Eğitim Araştırma Hastanesine sevkini istemişlerdir. Cezaevinden bu hastaneye gitme süresi en az iki saattir ve bu zaman aralığında çok acil bir şekilde götürülse dahi sağlıklı bir doğum yapabilmesi neredeyse imkansızdır. Ayrıca şunu da önemle belirtmek isterim ki, normalde gebeliğin son aylarında gebe kadınların kusması normal olmayıp tehlikeli bir durum olmasına rağmen eşim cezaevinden kontrol için hastaneye götürüldüğünde iki saat süren yol boyunca ciddi rahatsız olmakta ve devamlı kusma durumunda kalmaktadır. Sadece bu durum bile gebeliği açısından ciddi risk oluşturmaktadır.”

DOSYASI İSTİNAF’TA

Cemaat soruşturmaları kapsamında 10 Ekim 2019’da tutuklanan Elif Tuğral, İzmir 15. Ağır Ceza Mahkemesince 6 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası İstinaf’ta bulunuyor.

[Sevinç Özarslan] 9.2.2020 [BoldMedya]

TOKİ'nin henüz 9 yıl önce yaptığı okul da yıkılacak

Elazığ'da meydana gelen 6,8 büyüklüğündeki deprem sonrasında hasarlı binalar için yıkım kararı verildi. Yıkım kararı verilen binalar arasında yer alan okullardan birisinin ise henüz 9 yıl önce TOKİ tarafından yapılan bir bina olması da dikkat çekti.

Elazığ’da 24 Ocak’ta 41 kişinin yaşamını yitirdiği 6,8 büyüklüğündeki depremin ardından 27 okul için yıkım kararı verildi.

Cumhuriyet'ten Kübra Köklü'nün haberine göre, ağır hasarlı okulların arasında TOKİ tarafından 2011 yılında yapılan TOKİ Fırat ilk ve ortaokulunun da olduğu ortaya çıktı. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Cemal Gökçe, “9 yıl önce TOKİ tarafından yapılan okul 6,8 büyüklüğündeki depremde ağır hasarlı hale geliyorsa büyük bir mühendislik sorunu vardır. TOKİ’nin bünyesinde yeterli sayıda kalifiye mühendis yok” diye konuştu.

'20 YILLIK OKULLAR BİLE HASAR GÖRMEMELİYDİ'

sol.org.tr'de yer alan habere göre Gökçe, “Depremde 20 yıl önce yapılan okulların bile hasar görmemesi gerekiyordu. Van depreminde yıkılan binaları da TOKİ yaptırmıştı. Yani Van için deprem riski olasılığı devam ediyor. Bunlar yetmezmiş gibi gene depremde yıkılan binaları TOKİ yapacak” dedi.

Milli Eğitim Müdürlüğü, Elazığ merkezde deprem sonrasında 16 okulun, ilçede ise 11 okulun boşaltılacağını ve Elazığ İl Milli Eğitim Müdürlüğü Hizmet Binası ile Elazığ Öğretmen Evi hizmet binasının da yıkılacağını açıklamıştı.

[Samanyolu Haber] 9.2.2020

AKP döneminde cumhuriyet tarihinin rekoru kırıldı

Tarımda üreticiye darbe vuran ve ayrıca ithalatın yolunu açan AKP döneminde buğdayla ilgili de düşündüren rakamlar bulunuyor. AKP döneminde 52 milyon 250 bin ton buğday ithalatına tam 14 milyar 100 milyon dolar ödendiği ifade ediliyor. Bu rakam ise cumhuriyet tarihi içinde bir rekor...

AKP, 16 yıllık iktidarı döneminde 52 milyon 250 bin ton buğday ithalatına tam 14 milyar 100 milyon dolar ödeyerek, Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırdı. Sadece AKP döneminde buğday ithalatına ödenen 73 milyar 411 milyon Türk Lirası (TL), 2014-2019 yılları arasında üreticilere verilen 73 milyar 891 milyon tarımsal desteğe denk geliyor. 2018 yılında hasat zamanı üreticinin piyasaya ortalama tonunu 800-900 TL'den verdiği buğday, artık yurtdışından Toprak Mahsulleri Ofisi aracılığıyla tonu 1300-1350 TL'ye ithal ediliyor.

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, “Geçen yıl 19 milyon ton buğday ürettik. Ürettiğimizin yarısından fazlasını ithal ederek 2.3 milyar dolar ödedik” dedi. 

REKORUNU EGALE ETTİ

2014 yılında 5 milyon 285 bin tonla buğday ithalatında rekor kıran AKP, 2018 yılında 5 milyon 782 bin tonla kendi rekorunu egale etti. Bu rakam, aynı zamanda 20 milyon ton olan toplam buğday üretiminin yüzde 28.91'ine denk geliyor.

2002 yılında Türkiye nüfusu 65 milyonken buğday ekim alanları 93 milyon dekar, üretim ise 19.5 milyon tondu. 2018 yılında ise nüfusumuz 82 milyona ulaştığı halde buğday ekim alanlarımız 16 milyon dekar azalarak 77 milyon dekara düştü. 16 yılda buğday üretimi ise yerinde saydı. 2002 yılında kişi başına 300 kilo buğday düşerken AKP'nin “üretmeme” politikası nedeniyle kişi başına düşen buğday miktarı 2018 yılında 57 kilo azalarak 243 kiloya kadar düştü.

‘MİLLİ DEĞİL, İTHAL TARIM'

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, buğdayın anavatanı olan ülkemizde rekor seviyede ithalat yapılmasının AKP'nin utanç belgesi olduğunu belirterek, “Cumhuriyet tarihinde hiçbir hükümet ülke tarımına AKP kadar kötülük etmedi. Yaptıkları ‘milli tarım' değil ‘ithal tarım'dır. Yabancı üreticileri sevdikleri kadar çiftçimizi sevselerdi bu ülkede üretim rekorları kırılırdı” dedi. Sarıbal, şöyle konuştu:

“2018'de üreticiden tonuna 800-900 TL vererek almadıkları buğdayı yurtdışından 1300-1350 TL'ye ithal ediyorlar. Bugün üretici tarlasına taban gübresini eksik atarak veya hiç atmadan ekim yaptı. Üst gübre konusunda kararsız. Acilen prim desteğinin artırılması lazım.”

[Samanyolu Haber] 9.2.2020

Cezaevlerinde tedaviler yapılmıyor

Samsun Bafra T Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalan ve sol gözündeki katarak tedavisi yapılmayan tutuklu Adem Durmuş’un gözünde taşlaşma oluştu.

Samsun Bafra T Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalan ve 3 yıldır tutuklu olan Adem Durmuş, sol gözünde katarak tedavisi yapılmadığı için gözünü kaybetme riskiyle karşı karşıya kaldı. Tutuklu Durmuş’un abisi Güven Durmuş, kardeşinin tedavi edilmediğini söyledi.

Kardeşinin sol gözünden rahatsızlanmasıyla birlikte Samsun’daki 19 Mayıs Üniversite Hastanesi’ne götürüldüğünü belirten Durmuş, üniversite hastanesinde kardeşinin gözüne katarak tanısı konulduğunu ve ameliyat olması gerektiğinin söyledi. Durmuş, şunları anlattı:

“Kardeşim cezaevine girmeden önce sağ gözünden katarak ameliyatı olmuştu. Ancak doktor kendilerinde farklı mercek olduğunu ve diğer gözüyle aynı merceğin ellerinde olmadığını ve ‘bir gözün farklı diğer gözün farklı olur’ diyor. Kardeşim de kabul etmiyor. Aynı mercekten kendisi almak, istiyor ama doktor da ‘ben hastane dışındaki malzemeleri kabul etmem’ diyor. Bunun üzerine kardeşim ameliyatı kabul etmiyor.”

Durmuş, kardeşinin daha sonra Samsun Devlet Hastanesi’ne sevkini istediğini ve bu süre zarfında bir buçuk yıl geçtiğini aktardı. Devlet Hastanesi’nde muayene eden doktorun kardeşine “sağ gözündeki merceğin aynısı hastanelerde bulunuyor, doktorun neden ameliyatı gerçekleştirmemiş, anlamadım” dediğini belirten Durmuş, “Yapılan tetkikler sonrasında doktor kardeşimin sol gözünde taşlaşma olduğunu ve ameliyatını riskli olduğunu belirtiyor” dedi.

Doktorun taşlaşmadan kaynaklı ameliyat sırasında gözün görme yetisinin de kaybolma riski olduğunu söylediğini dile getiren Durmuş, “Kardeşim de bir kez daha ameliyat olmayı reddediyor. Şuan sol gözünde görme kaybı var ve tedavisine dair de bir şey yapılmıyor” diye belirtti.

Kardeşinin tedavisinin yapılmasını isteyen Durmuş, raporlarının da kardeşine verilmediğini söyledi. Raporları olmadığı için kendilerinin de başka doktorlara gösteremediğini aktaran Durmuş, “Kardeşim gözünü kaybetmek üzere. Şuanda gözü bulanık görüyor. Adalet Bakanlığı’na sesleniyorum, kardeşimin tedavisi yapılsın. İnsanlar cezaevinde tutuluyorsa tedavileri yapılmalı” dedi.

[Samanyolu Haber] 9.2.2020

‘Hukuksuzluklara imza atan hakim ve savcılar bu yazışmaları iyi okuyun; tazminat ve yargılamalar sizi bekliyor’

Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Komisyonu eski Başkanı Talip Aydın, Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi’ne bağlı olan Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu’nun Türkiye’ye yönelik yazısını paylaştı.

BM’nin Türkiye’yi keyfi tutuklamalar konusunda uyardığı mektubu sonrası, Dışişleri Bakanlığı’nın ilgili birimlere gönderdiği yazışmaları paylaşan Talip Aydın, “Siyasi gücün etkisi ile hukuksuz kararlara imza atan hakimler ve savcılar aşağıdaki yazışmaları iyi okuyunuz, tazminat ve yargılamalar sizi bekliyor. Savunmalarınızı hazırlamaya başlayın, kararların altında sizin imzanız var.” dedi.

Sosyal medya hesabı Twitter’dan açıklamalarda bulunan Talip Aydın şunları söyledi:

“1)Siyasi gücün etkisi ile hukuksuz kararlara imza atan hakimler ve savcılar aşağıdaki yazışmaları iyi okuyunuz, tazminat ve yargılamalar sizi bekliyor. Savunmalarınızı hazırlamaya başlayın, kararların altında sizin imzanız var!

“2-BM, Uluslararası Hukukun gereği olarak kararlarının icrasını teminen Türkiye’ye,
-haksız tutukluluk nedeniyle başvuranlara tazminat ödemesi,
-gerekli yasal düzenlemelere gitmesi,
-hukuksuzluğa sebebiyet verenler hakkında işlem başlatması için süre verdi”

“3-Dışişleri ve Adalet Bakanlıkları konuyu ilgili birimlere iletirken BM Haksız Tutukluluk Çalışma Grubunun, AİHM tarafından Uluslararası Mercii sayıldığı, konunun önemli olduğunu belirterek görüş ve savunma talep etti.”

“İhlal kararları artarak çoğaldıkça, infazının takibi daha güçlü olacaktır.”Siz bana telefonla şöyle demiştiniz””ben öyle demedim kim hukuk dışına çık dedi sana” diye birbirini suçlamalar başlayacaktır. İmzası olanların işi zor tabii.”

[TR724] 9.2.2020