Türkiye IMF’den borç alacak mı? Ekonomi yazarı Turhan Bozkurt yorumladı

Türkiye’de korona nedeniyle ekonomik kriz tırmanırken dolar ve euro tarihi zirveleri görmeye devam ediyor. 

BOLD – Türkiye ekonomisi nereye gidiyor? IMF’den borç alınacak mı? sorularını cevap arayan Ekonomi Yazarı Turhan Bozkurt BOLD Medya YouTube kanalında canlı yayınında değerlendirdi. 


[BoldMedya] 16.4.2020

ABD istihbaratı Kovid-19’un Wuhan’daki viroloji laboratuvarında üretildiği iddialarını araştırıyor

Amerikan CNN Televizyonu, ABD istihbaratının, Kovid-19 virüsünün Çin’de salgının başladığı Wuhan kentinde yarasa virüslerinde araştırmalar yapan bir viroloji laboratuvarından yayıldığı iddialarını araştırdığını öne sürdü.

BOLD – Amerikan CNN Televizyonu, ABD istihbaratının, dünya genelinde yüz binlerce insanın ölümüne yol açan Kovid-19 virüsünün Çin’de salgının başladığı Wuhan kentinde yarasa virüslerinde araştırmalar yapan bir viroloji laboratuvarından yayıldığı iddialarını araştırdığını öne sürdü.

Uzun bir süredir komplo teorilerine konu olan bu iddia, önceki gün Washington Post gazetesinin yayımladığı bir haberle yeniden gündeme taşındı.

ABD’Lİ YETKİLİLER 2 YIL ÖNCE UYARMIŞ

Gazete, Wuhan Viroloji Enstitüsü laboratuvarını ziyaret eden iki elçilik görevlisinin Ocak 2018’de Dışişleri Bakanlığı’nı laboratuvarın güvenlik önlemlerinin yetersiz olduğu ve burada yapılan çalışmaların SARS benzeri bir salgının başlamasına neden olabileceği konusunda uyardığını yazdı.

ABD’nin teknolojik ve mali desteğiyle kurulduğu belirtilen laboratuvarın internet sitesinin geçen hafta Amerikalı yetkililerin ziyaretiyle ilgili haberi kaldırdığı belirtiliyor.

VİRÜSÜN GÖRÜLDÜĞÜ İLK KİŞİ

Sitede, laboratuvarda çalışan ve virüsün ilk görüldüğü kişi olduğu öne sürülen yeni mezun bir öğrencinin de profilini kaldırdığı söyleniyor.

Laboratuvar, salgının çıkış noktası olduğuna inanılan vahşi hayvanların da satıldığı balık pazarına birkaç kilometre mesafede.

BİYOLOJİK SİLAH DEĞİL

CNN, istihbarat kaynaklarına dayanarak Amerikalı yetkililerin virüsün bir biyolojik silah olarak geliştirildiğine inanmadığı ancak Kovid-19’un buradan kazayla yayıldığı ya da burada çalışan bir kişinin hastalığı başkalarına da bulaştırmış olabileceği ihtimalini araştırıyor.

CNN, virüsün Vuhan’daki laboratuvardan kaynaklandığı teorisinin Trump’ın destekçileri ve Kongre’deki Cumhuriyetçiler tarafından gündemde tutulduğunu öne sürdü.

CNN bu grupların dikkatleri krizi yönetim biçimi eleştirilere hedef olan Trump’tan uzaklaştırmaya çalıştığını savundu.

Trump da yaptığı birkaç açıklamada Kovid-19 için ‘Çin virüsü’ ifadesini kullanmıştı.

ABD ORDUSU DA ARAŞTIRIYOR

ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Milley’e geçtiğimiz gün bu iddialar soruldu.

Basın toplantısı sırasında koronavirüsün Çin’de laboratuvarda üretilip üretilmediği sorulduğunda Milley, ‘‘Bu konuda basında, bloglarda çok sayıda söylenti ve dedikodu var. Bizim de bu konuya özel ilgi gösteriyor olmamız sizin için şaşırtıcı olmaz. Bu konuyla ilgili çok istihbarat toplayarak konuya odaklandık’’ dedi.

Genelkurmay Başkanı Milley, virüsün doğal yollarla ortaya çıkmış olmasının daha mümkün olduğuna inandığını söyledi. Ancak Milley, henüz bu iki olasılığın da kesin olmadığını vurguladı.

Milley, ‘‘Şu noktada deliller ağırlıklı olarak doğal nedenlere işaret etse de kesin olarak bilmiyoruz. İncelemelerimiz şimdilik sonuçsuz’’ diye ekledi.

[BoldMedya] 16.4.2020

Mafya savaşı başladı: Peker’den sonra Çakıcı adres verdi!

AKP-MHP ortaklığı ürünü İnfaz Kanunu ile cezaevinden çıkan suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı, kendisine bel altı mesaj veren çete lideri Sedat Peker’e avukatı aracılığıyla rest çekti.

BOLD – Yeni İnfaz Kanunu’nun AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından onaylanması sonrası cezaevinden dün tahliye edilen suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı, kendisine bel altı mesaj yollayan çete lideri Sedat Peker’e avukatı vasıtasıyla cevap verdi.

Suç örgütü lideri Sedat Peker (arkası dönük), AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, İHH Başkanı Bülent Yıldırım (soldan sağa)

Peker, tahliyesi gündeme gelen Çakıcı’dan korkup yurt dışına kaçtığı iddialarına bel altı karşılık vermişti. Sosyal medyada yaptığı açıklamada “… Evimin açık adresi de her yerde bilinmekte. Gelmek isteyenler buyursun önden gelsinler. Onlar için özel izin belgesi de getirtirim. Konuşmayla olmaz, adam gibi iş yapmak lazım!” demişti.

Çakıcı’nın avukatı Zeynep Çiftçi, bu sözlere sosyal medya hesabından şu cevabı verdi: “Müvekkilim Alaattin Çakıcı tahliye edilmiştir. Eski Kırkpınar Güreş Ağası olan arkadaşı Mustafa Altınhan’ın Sarozdaki otelinde inzivaya çekilmiştir. Tüm sevenlerine duyurulur.”

İkilinin, çıkışları karşılıklı restleşme şeklinde yorumlandı.

[BoldMedya] 16.4.2020

“Kardeşimin parçalanmış bedenini poşet içinde teslim ettiler”

Boğaziçi Köprüsünde öldürülen erlerden Burak Dinler’in ablası Fadime Yeltepe, kardeşinin nasıl öldürüldüğünü, cenazesini nasıl aldıklarını yazdı. “Biz öpmeye kıyamıyorduk, bizim elimize parçalayıp verdiler” dedi.

BOLD – 15 Temmuz gecesi Boğaziçi Köprüsünde linç edilerek öldürülen er Burak Dinler’in ablası Fadime Yeltepe, kardeşinin linç edildiği anın görüntülerini sosyal medya hesabından paylaştı.  Yeltepe “O ne bilirdi darbeyi. Biz kardeşimi TSK’ya teslim ettik. Bize kardeşimin parçalanmış bedenini bir poşet içerisinde teslim ettiler.” dedi.

ASLA AFFETMEYECEĞİZ

Kardeşinin salası okutulmadığını, cenaze namazının kılınmadığını belirten Yeltepe, “Ne suçu vardı? Biz öpmeye kıyamıyorduk, bizim elimize parçalayıp verdiler. Allah’tan gelene razıyız, kuldan gelene razı değiliz. Biz kendi halimizde yaşayan insanlardık. Yerini, birliğini, komutanları biz seçmedik, feto kimdir, darbe nedir, biz asla bilmezdik” ifadelerini kullandı.

Yeltepe şöyle devam etti: “Neden benim kardeşime de acımadınız. O daha 20 yaşındaydı. Hayatının baharındaydı. Neden kopardınız bizden? Bize bu acıları her kim yaşattıysa aynı acıyı yaşamadan ölmesin. 81 il salasını okusun 81 il cenaze namazını kılsın ama toprağın altında yatacak yeri olmasın. Orası hesaplaşma günü. Asla affetmeyeceğiz. Ne bu dünyada ne de gerçek dünyada.”

BAŞHEKİM ARAYINCA YERİNİ BULDULAR

Vatani görevini yapmak için Sivas’tan İstanbul’a giden 20 yaşındaki Burak Dinler, 15 Temmuz’da komutanlarının emriyle kışladan çıkarılmış ve Boğaziçi Köprüsüne getirilmişti. Köprüde linç edilen Dinler, başı gözü kanlar içinde kalana kadar yaralandıktan 4 gün sonra özel bir hastanede hayatını kaybetmişti. Ailesi hastanede olduğunu 3. günün sonunda başhekimin arayınca öğrendi. Hemen yanına gittiler. Annesi, babası, kardeşi tek tek yanına alındı.

Fadime Yeltepe o anı şöyle anlattı: “Son kez yanına girdik. Burak’ın bedeni buz gibiydi. Annem üşümüş üzerini örtelim, dedi. Hemşireler battaniye getirdi. Doktorlara sordum, bizi hisseder mi diye. Yok, hissetmez dedi. Annem Burak’la konuşmaya başladı. Kirpiklerinden yaş geldi. Oysa ki doktorlar hissetmez demişti. Burak annemi hissetti ve gitti.”

Yeltepe, kardeşinin ölümünden sonra açtıkları davanın 3. kez kapatıldığını da sözlerine ekledi.

Boğaziçi Köprüsünde er Burak Dinler ile birlikte Hava Harp Okulu öğrencileri Murat Tekin, Ragıp Enes Katran ve er Kurtuluş Kaya da linç edilmişti. Burak Dinler İstanbul Kuleli Askeri Lisesi Matbaa bölümünde görevliydi. O geceden sağ kurtulan askeri öğrenciler ve erler müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

[BoldMedya] 16.4.2020

Mülteci kampında üç çocuğuyla koronayı yenen Esra Pilavlı’dan dayanışma çağrısı [Cevheri Güven]

Esra Pilavlı, üç çocuğuyla yaşadığı mülteci kampında koronavirüsü yendi. Eşi Türkiye’de tutuklu olan Pilavlı, kamplardaki mülteciler ve Türkiye’de tutuklular için çağrıda bulundu.

CEVHERİ GÜVEN

BOLD ÖZEL – Eşi Türkiye’de tutuklu öğretmen Esra Pilavlı ve üç çocuğu, Almanya’da kaldıkları Euskirchen Mülteci Kampı’nda koronavirüse yakalandı. Karantina altında olan Esra öğretmen ve çocukları hastalığı atlattı ancak bu hiç de kolay olmadı.

Dört yıldır yaşadığı zorlukların ardından gelen koronadan çocuklarının psikolojisinin oldukça etkilendiğini anlatan Pilavlı, kamplarda kalmak zorunda kalan mültecilere dışarıdan vitamin, ilaç ve yemek takviyesi yapılması gerektiğini söylüyor.

Ailecek hastalığı tanıdığı doktor arkadaşlarının gönderdiği vitamin hapları ve kamp yakınında kalan arkadaşlarının günlük getirdiği yemeklerle atlattığını söyleyen Esra Pilavlı, “Bağışıklığı güçlü tutmadan bu hastalığı yenmek mümkün değil. Ben hastalanınca ciddiyetini daha iyi anladım. Türkiye’de hapishanedeki insanlar ne meyve yiyebiliyor ne de dışarıdan vitamin getirtebiliyor. Bu insanlar bağışıklıklarını nasıl güçlü tutacaklar? Eşim için de çok endişeliyim” dedi.

15 TEMMUZ EGE VE MERİÇ

Fen bilgisi öğretmeni Esra Pilavlı ve fizik öğretmeni eşi Derviş Pilavlı’nın hayatı yüz binlerce insan gibi 15 Temmuz’un ardından ilan edilen OHAL’le değişti.

Kamuda çalışan Derviş Pilavlı KHK’yla ihraç edilirken, Esra öğretmenin çalıştığı Gülen Cemaatine bağlı özel okul kapatıldı. Ardından ikili hakkında yakalama kararı çıkartıldı.

Yaklaşık iki yıl saklanarak yaşamak zorunda kalan Pilavlı çifti; çocukların eğitim ve sağlık ihtiyaçları ile ekonomik problemler başa çıkılmaz hale gelince Türkiye’yi terk etmeye karar verdiler:

“2018’in Eylül ayında yurt dışına çıkmaya karar verdik. Ama kaçakçılara verecek paramız yoktu. Kendi imkanlarımızla geçmeye çalıştık. 3 Eylül sabahı Ege’den Yunan adasına geçmeye çalışırken Sahil Güvenlik’e yakalandık. Eşim tutuklandı. Ben adli kontrolle serbest kaldım.

Üç ay sonra hakkımda tekrar yakalama kararı çıkartıldı. Eşim tutukluydu ben de tutuklanırsam çocukları bırakacak kimse yoktu. Çünkü bu süreçte ne benim ailemden ne de eşimin ailesinden bir destek ya da sahiplenme görmedik. Eşim tutuklanınca özellikle çok yalnız kaldım.

2019 Mart ayında çocuklarla beraber Meriç’ten geçtik. 8 ay kadar Selanik’te kaldık sonra yine zor bir süreçle Almanya’ya geldik. 9 Aralık 2019’da Almanya’da kampa girdik. Yaklaşık 5 aydır kamptayız. Dosyamız henüz sonuçlanmadı.”

KORONA ÇOCUKLAR İÇİN KABUS

Türkiye’de tutuklu olan eşine 6 yıl 3 ay ceza verildiğini belirten Esra Pilavlı, dört yıldır yaşadıkları zorlukların korona ile çok üst bir boyuta geldiğini ve çocukların psikolojilerinin çok bozulduğunu anlatıyor:

“Büyük kızım 12 yaşında, ikizler ise 8 yaşındalar. Hastalığı oğlum daha ağır atlattı. Nefesi kesik kesik geliyordu ama şimdi iyi şükür.

Testimiz pozitif çıkınca kampta ayrıca bir tedavi olmadı. Sadece gözlem altında tutulduk. Bize sadece ekstra bir durum olursa haber verin dediler.

Virüs çocukların dünyasını çok etkiliyor. İlk günlerde gece kabus görüyorlardı. Çok korktular. Kamplardaki tüm çocuklar için böyle. Benim çocuklarım zaten belli korkuları yaşadılar hem Türkiye’de hem Meriç’i geçerken.

Geceleri sürekli gözlem halindeyim çocukların ateşi çıkar diye. Oğlum, rüyasında sayıklıyordu. Gece ayaklarının tutmadığı, yürüyemediği gibi kabuslar görüyormuş. Uyuyunca nefesim kesilecek ve uyanamayacağım gibi korkularla uyumak istemiyorlardı. Geceleri çok zor uyutuyordum.

ARTIK KAMPTAN ÇIKMAMIZ LAZIM

Ne kadar virüsle ilgili konuşmamaya çalışsak da çocukların korkmasını engellemek mümkün değil. Herkes bu konuyu konuşuyor, gündem bu. Kamp görevlileri maskeli, üzerlerinde kalın kalın kıyafetler var. Bunlar çocukları tedirgin ediyor. Bunu çocuklara oyun olarak anlatamam. İster istemez çocukların psikolojisi çok etkilendi. Şimdi karantina sürecindeyim ama karantinadan çıkınca tekrar kampta kalmak istemiyorum. Tekrar aynı ortama nasıl gireceğiz bilemiyorum.

Türkiye’den Yunanistan’a geçtiğim süreçte yaşadığım sıkıntılarla bende panik atak başlamıştı. Ama Almanya’ya gelince toparlanmıştım güven gelmişti. Ama korona sürecinde tekrar iki kere nüksetti. Kalbim sıkıştı. Bana bir şey olursa çocuklar ne olacak paniği.

Karantinadan çıkınca, kamptan bir Heim’a gönderilmek istiyorum. Ya da dosyamla ilgili hızlı karar verilebilir. Kamptan çıkış bana da çocuklarıma da çok iyi gelecektir.”

KAMPTAKİLER İÇİN VİTAMİN VE ÇORBA ÇOK ÖNEMLİ

Esra Pilavlı, kamp sürecinde hastalığı atlatabilmek için dışarıdan gelen yardımın çok önemli olduğunu söylüyor. İnfaz yasasında siyasi tutukluların hariç tutulmasına tepki gösteren Pilavlı, bağışıklığı güçlendirmeden hastalığı atlatmanın mümkün olmadığını belirterek hem Almanya’da kampta kalanlar hem de Türkiye’de tutuklu olanlar için çağrıda bulundu:

“Koronaya yakalanmadan önce Twitter’daki infaz yasasıyla ilgili hashtag’lere katılıyordum. Eşim de tutuklu ama ben hastalığın ve cezaevinde nelere yol açabileceğini tam anlamamışım kendim de hastalanıncaya kadar. Hastalığı basit atlatmışım görünüyor ama çok ciddi vitamin takviyesi aldım. Tanıdığım birkaç doktorla, profesörle görüşmüştüm. Onlar bana kampa vitamin gönderdiler.

O zaman ilk düşündüğüm şey şu oldu: Cezaevinde biri koronadan nasıl korunacak? Korona gerçekten bağışıklığı güçlü tutarak atlatılacak bir hastalık. Mümkün değil atlatamazsınız. Eskiden bağışıklığım güçlüydü filan yok böyle bir şey. Bol bol sıvı ve vitamin almanız lazım. Cezaevinde ne kadar sıvı alabiliyorlar bilmiyorum. Musluk suyu içiyorlar. Meyve zaten yetersiz. Vitamin hapı yok. Cezaevi kantinlerini de kapatmışlar şuan. Hapisteki insanlar nasıl bağışıklıklarını güçlü tutacaklar?

VİTAMİN  BİTKİ ÇAYI VE YEMEK

Kamplar rutin zamanlardaki yemekleri veriyorlar. İlaca ulaşmak çok zor. Bu süreçte bir başınız ağrısa ilaca ulaşamıyorsunuz. Doktor hafta sonu olmuyor zaten. Ben kendim tanıdıklarım olduğu için istedim ağrı kesici getirdiler. Burada kampta kalan arkadaşlarımla paylaştım. Yok çünkü bulamıyorlar. Bu noktada ağrı kesici desteği, vitaminler çok önemli, vitamin gönderilebilir. Ben kamptakileri gözlemliyorum, en hafif atlatan benim. Gelen vitaminleri çok düzenli kullanmam, bitki çaylarını çok tüketmem nedeniyle. Kamplardaki arkadaşlara bitki çayı da gönderilebilir. 36 yaşındayım, benim yaşımda herkes aynı kolaylıkta geçiremedi. Ateşi yükselenler, öksürüğü ağırlaşanlar var.

Devletin verdiği imkanlar gerçekten kısıtlı. Dışarıdan getirilebiliyorsa çorba çok önemli. Almanya’da çorba kültürü yok. Bizim kampa yakın kalan arkadaşlar kendi aralarında bölüşüm yapmış. Yemek getirdiler günlük, çorba gönderdiler. Bunlar kamplardakiler için çok önemli. Özellikle sıcak bir çorba.”

Çocuklarıyla koronaya yakalandığını hapisteki eşine söyleyemediğini belirten Esra Pilavlı, bu süreçte herkesin birbirine destek olması gerektiğini belirtiyor.

[Cevheri Güven] 16.4.2020 [BoldMedya]

Uluslararası Af Örgütü ve Avrupa Konseyi’nden Türkiye’ye uyarı!

Uluslararası Af Örgütü, Avrupa’da korona krizi döneminde artan insan hakları kısıtlamaları konusunda uyardı. Örgüt, özellikle Macaristan, Polonya ve Türkiye’deki duruma dikkat çekti. Avrupa Konseyi de ihlaller konusunda uyarılarda bulundu.

BOLD – Uluslararası Af Örgütü, korona krizi döneminde alınan önlemler nedeniyle yaşanan insan haklarının kısıtlamalarına dikkat çekti. Örgüt Avrupa’daki duruma ilişkin açıkladığı yıllık raporda, bazı ülkelerin salgını bahane ederek gerekli olmayan kısıtlamalara da başvurduğunu belirtti.

SALGINDAN FAYDALANILIYOR

Koronavirüs ile mücadelede alınan pek çok önlemin insan sağlığı açısından gerekli olduğu vurgulanan raporda, ancak bazı devletlerin hukukun üstünlüğünü zayıflatmak, sansür uygulamak ve baskı kurmak için salgından faydalandığı belirtildi.

Bu yönde geçen sene başlayan bazı eğilimlerin kriz döneminde artış gösterdiği kaydedilen raporda özellikle Polonya, Macaristan ve Türkiye’de temel hak ve özgürlüklerin kısıtlandığı vurgulandı.

TÜRKİYE’DEKİ İNFAZ DÜZENLEMESİ YASASI ELEŞTİRİLDİ

Uluslararası Af Örgütü Avrupa uzmanı Janine Uhlmannsiek, Türkiye’de hapishanelerin aşırı dolu ve hijyen olmaması nedeniyle 90 bin kadar mahkumun serbest bırakılmasını sağlayacak infaz düzenlemesinin mantıklı bir adım olduğunu belirtti.

Ancak Uhlmannsiek, cezaevindeki gazeteci, insan hakları savunucusu ve muhaliflerin bu düzenlemenin dışında tutulduğuna dikkat çekerek düzenlemeyi eleştirdi.

9 ÜLKE AİHS’Yİ ASKI ALDI

Avrupa Konseyi üyesi dokuz ülke de geçtiğimiz günlerde sessiz sedasız biçimde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni (AİHS) askıya aldı.

Arnavutluk, Ermenistan, Estonya, Gürcistan, Letonya, Kuzey Makedonya, Moldova, Romanya ve Sırbistan hükümetleri, Avrupa Konseyi’nin Strasbourg’daki merkezine ilettikleri mektuplarla AİHS’den kaynaklanan yükümlülüklerini askıya aldıklarını (derogasyon) bildirdiler.

Taraf devletler sadece savaş veya ulusun yaşamını tehdit eden diğer kamusal tehlikeler halinde sözleşmeyi askıya alabiliyor.

AVRUPA KONSEYİ KILAVUZ YAYINLADI

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Marija Pejcinovic Buric bu amaçla 47 üye devlete yönelik bir kılavuz yayımladı. Bu kılavuzda AİHS’ye derogasyon kuralları; olağanüstü hallerde hukuk devleti ve demokratik ilkelere uyum; başta ifade özgürlüğü gibi Avrupa genelindeki müşterek normlar hatırlatılıyor. Avrupa devletlerinin virüsle mücadele ederken bu normlar temelinde kararlar almaları isteniyor.

Avrupa Konseyi’nin böyle bir belge yayımlamasındaki en önemli etken, Avrupa genelinde insan hakları kurum ve kuruluşlarının zeminden aktardıkları veri ve uyarılar oldu.

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNE ORANTISIZ KISITLAMA

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Dunja Mijatovic’e göre, pandeminin küresel çapta yarattığı sağlık sorunlarına karşı halkın sağlık ve yaşamını korumak için etkin önlemler alınması gayet meşru ancak bu önlemlerin “temel hak ve özgürlüklere saygı çerçevesinde alınması” gerekiyor. Mijatovic kimi Avrupa ülkelerinin bu istisnai önlemleri fırsat bilip, basın özgürlüğüne “orantısız” kısıtlama getirdiğine işaret ediyor.

Mijatovic, pandemi hakkında Türkiye’de haber yapan bazı gazetecilerin gözaltına alındığını, Slovenya’da ise hükümetin aldığı önlemlerle ilgili haber yapan bir gazetecinin iktidara yakın medyanın karalama kampanyasına maruz kaldığını belirtiyor.

[BoldMedya] 16.4.2020

Tutuklu anne Ayşegül Özer: 3 kez düşük yaptım şimdi de tek evladımdan ayrıldım [Sevinç Özarslan]

Korona salgını nedeniyle oğlundan ayrılmak zorunda kalan Ayşegül Özer, hayatta kalan tek evladından ayrılmanın hüznünü yaşıyor. Özer, bir mektup yazarak sesinin duyulmasını istedi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – 4 Aralık 2017’den bu yana Tokat T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olan Ayşegül Özer, koronavirüs nedeniyle ayrılmak zorunda kaldığı oğlu Ahmet İhsan (3,5) ile ilgili endişelerini bir mektup yazarak dile getirdi.

HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na 24 Mart 2020’de mektup gönderen Özer, cezaevine girdiğinden bu yana oğlu ile birlikte olduğunu ama virüsün cezevine yayılması ihtimaline karşı oğlunu ailesine vermek zorunda kaldığını anlattı. Özer, endişelerinin bununla da bitmediğini sözlerine ekledi:

“OĞLUNU UZUN BİR SÜRE GÖREMEYEBİLİRSİN”

“16 Mart 2020 tarihinde oğlum Ahmet İhsan Özer’i yaşlı ve hastalık açısından risk grubunda olan ailemin yanına göndermek zorunda kaldım. Bir gün sonra da 17 Mart 2020 tarihinde çocukların giriş çıkışının yasaklandığı haberini aldım. Ben şu anda çocuğumdan ayrıyım ve gönderdiğim gün bana uzun bir süre çocuğunu göremeyebilirsin, dediler. Ne kadar uzun süre dedim ama cevap alamadım. Yine de her ihtimale karşı yani virüsün cezaevine de yayılması ihtimaline karşı çocuğumu gönderdim.”

ÇOCUĞUM ANNE BABASINDAN YOKSUN

Daha önce 3 çocuğunu hamilelik aşamasında kaybettiğini, tek evladının Ahmet İhsan olduğunu ifade eden Ayşegül Özer, sözlerine şöyle devam etti:

“Çocuğum dışarıda anne ve babasından yoksun. Ben bu zor zamanlarda, ev hapsi dahil adli kontrol hükümlerinin en ağır şartlarına dahi razı olarak sadece dışarıda oğlumun yanında olmak istiyorum. İnfaz düzenlenmesi kapsamına benim gibi annelerin de dahil edilmesini istiyorum. Bu konuda ben ve benim gibi mağdur olan tüm annelerin sesi olmanızı istiyorum.”

AVLUDA YÜRÜMEYİ ÖĞRENDİ

2,5 yıldır çocuğuyla hapiste kalan Ayşegül Özer, oğlu ile koğuşta geçirdiği zamanları ise şöyle anlattı: “Yürümeyi avluda öğrendi. Ona resimlerden hayatı öğretmeye çalıştım. Bana ‘Anne toprak ne demek’ diye sorduğunda cevap veremedim.”

DOSYASI YARGITAY’DA

Ayşegül-Ergun Özer çifti, Cemaat soruşturmaları kapsamında 22 Kasım 2017’de gözaltına alınıp 4 Aralık 2017’de tutuklandı. Ayşegül Özer 9 yıl, eşi 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Dosyaları Yargıtay’da bulunuyor.

Ayşegül Özer’in eşi Ergun Özer de aynı cezaevinde tutuklu.

[Sevinç Özarslan] 16.4.2020 [BoldMedya]

"İsmimi yayınlamayın" diyen onlarca kişi her gün 'kayıtdışı ölümleri' aktarıyor

Yurdun dört bir yanından, korona sebebiyle yakınlarını kaybedenlerden gelen mesajlar olduğunu belirten Sözcü yazarı "herkes biliyor ama susuyor" diye aktardı.

Sözcü Gazetesi yazarı Yılmaz Özdil, okuyucularından gelen mesajları aktardığı köşesinde ilginç bir duruma dikkat çekti. "Nobel ödüllü yazar Marquez'in “Kırmızı Pazartesi” isimli romanını okumadıysanız, bugünlerde tam sırasıdır, öneririm. Çünkü, herkesin işleneceğini bildiği, ama sustuğu, gözyumduğu, engellemek için kılını bile kıpırdatmadığı, gerçek bir cinayeti anlatır." ifadelerini kullanan yazar memlektin dört bir yanından gelen mesajları anlattı.

Özdil'in yazısından ilgili bölüm şöyle:

Türkiye'de şu anda yaşanan, Kırmızı Pazartesi'dir.
***
Vatandaş e-posta gönderiyor mesela…
“Huzurevinde yaşayan annesinde koronavirüs çıktığını, aynı huzurevinde onlarca yaşlıya virüs bulaşmış olduğunu, beş kişinin hayatını kaybettiğini, kalpten öldü, yaşlılıktan öldü gibi gerekçelerle toprağa verildiklerini” açık açık anlatıyor. Huzurevinin hangi şehirde olduğunu yazıyor, daha fazla detay istersem diye telefonunu veriyor. Ama mesajının sonuna şu cümleyi ekliyor:
“İsmimi kimseyle paylaşmamanızı rica ediyorum.”
***
Bir başkası yazıyor… “Babamı koronavirüsten kaybettik, üniversite hastanesinde vefat etti, doğal ölüm dediler, itiraz ettik, koronavirüs prosedürüne girersek cenazeyi hemen alamayacağımızı söylediler, mecburen kabul ettik, babamla beraber aynı anda dokuz cenazeyi defin için yolladılar, sırf öğlene kadar durum buydu, cenaze taşıyan şoförler neredeyse taksiler kadar yoğun çalıştıklarını söylüyorlar” diyor. Hangi üniversite hastanesi olduğunu yazıyor, kendisine bilgi veren şoförlerin hangi belediyenin
personeli olduğunu yazıyor, hatta cenazelerin çıkarılışı sırasında kaydettiği videoyu bile gönderiyor.
Ama mesajının sonuna ekliyor:
“İsmimi kimseyle paylaşmayın lütfen.”
***
Sadece İstanbul ve İzmir'den değil, Konya'dan Rize'den Gaziantep'ten Bursa'dan vaka vaka mesaj yağıyor.
Kimisi ailece hastanede yaşadıklarını anlatıyor, kimisi morgda gördüklerini fotoğraflıyor.
Her öykü farklı, ama her mesaj aynı bitiyor:
“İsmimi saklı tutun.”
***
Mesajlar acaba doğru mu araştırıyoruz, istisnasız hepsi doğru.
Huzurevi de doğruluyor, üniversite de, belediye de.
“Hayır yok” diyen yok.
Ama mikrofona “evet var” diyebilen de yok.
***
Annesini toprağa veriyor. Göz göre göre babasını kaybediyor. Hâlâ konuşmaya cesaret edebilen yok.
***
Başıma iş açılır korkusu öylesine bulaşıcı ki, insanlara annesinin babasının ölümünden bile daha korkutucu geliyor.
Herkes biliyor, herkes susuyor.
***
Kırmızı Pazartesi'dir bu.
Sonu, taa en başından bellidir.
Toplumun gerçeklerle arasına sosyal mesafe koyması, sosyal cinayettir.

[Samanyolu Haber] 16.4.2020

Merkez dövizi tutmak için bir haftada 2.2 milyar dolar sattı

Merkez Bankası'nın brüt döviz rezervleri geçen hafta 2.2 milyar dolar azalarak 56.0 milyar dolara geriledi.

Dövizdeki yükselişi kamu bankaları aracılığıyla piyasaya döviz satarak frenlemeye çalışan hükümet ve Merkez Bankası rezervleri eritmeye devam ediyor.

TCMB tarafından Haftalık Para ve Banka İstatistikleri yayımlandı. Buna göre, 10 Nisan'da Merkez Bankası brüt Döviz rezervleri, 2 milyar 200 milyon dolar azalışla 56 milyar 48 milyon dolara indi. Brüt döviz rezervleri, 3 Nisan'da 58 milyar 248 milyon dolar seviyesindeydi.

Söz konusu dönemde altın rezervleri, 1 milyar 566 milyon dolar artarak 31 milyar 306 milyon dolardan 32 milyar 872 milyon dolara yükseldi.

Böylece Merkez Bankası'nın toplam rezervleri, geçen hafta bir önceki haftaya kıyasla 634 milyon dolar azalışla 89 milyar 554 milyon dolardan 88 milyar 920 milyon dolara geriledi.

[Samanyolu Haber] 16.4.2020

Prof. Özlem Azap'tan kritik uyarı

Türkiye'de koronavirüs nedeniyle ölümler ve vaka sayısı her geçen gün artıyor. Sağlık Bakanlığı her gün yeni veriler açıklasa da, açıklanan rakamların gerçeği yansıtmadığı iddiaları sürüyor.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Covid-19 İzleme Grubu’nda yer alan Prof. Dr. Özlem Azap, Türkiye’nin salgınla nasıl mücadele ettiğini anlattı.Azap, Bakanlığın çizdiği olumlu tablo aksine DSÖ verileri göre Türkiye’de salgının hızlı seyredeceği ve hasta sayısının yoğun olacağını söyledi.

Azap, Pazartesi günü işe gitmek zorunla olan çalışanların bulaş riskini arttırdığına dikkat çekerek geçen hasta sonu yasakla beraber sokağa çıkanlarda bugün yarın vakaların görülebileceğini belirtti.

Evrensel'e konuşan Azap, başından beri söylenen şeffaflık ve güven duygusunun işlemediğini belirtti, Bakanlık açıklamalarına atıfta bulunarak şöyle dedi:

“Keşke salgının 4. haftasında bu salgın kontrol altına alınabilmiş olsaydı. Bu habere belki de en çok enfeksiyon hastalıkları uzmanları ve doktorlar sevinirler. Çünkü çok zor bir dönem içerisindeyiz ve daha zor günler bizi bekliyor."

Ancak bakanlığın açıkladığı şehir, yaş ve şikayetlere göre dağılımın verileri ellerinde olmadığı için değerlendiremediklerini ifade eden Azap, “Bu verilere erişebileceğimiz bir mekanizma yok. Dolayısıyla salgına ilişkin verilere göre bir hesaplama yapmak gerekiyor. Bu çerçevede bakıldığında DSÖ'nün salgının arttığını söylediği ülkeler arasında Türkiye'yi de saydığını biliyoruz. Matematiksel olarak değerlendirilen çeşitli modeller var bu konuda; Seattle Modeli, Imperial College modeli var. Imperial College modeline göre Türkiye, salgının hızlı seyredeceği, yoğun hasta sayısının olacağı 26 ülke arasında bulunuyor. Bunu önümüzdeki haftalar yaşarak göreceğimizi düşünüyororum” diye konuştu.

Salgını en hafif atlatacak ülke olmayı kendilerinin de istediklerini ancak ellerindeki verilerle bunu söylemenin çok zor olduğunu belirten Azap, “Kamuoyu gibi sağlıkçıların da bildiği Sağlık Bakanlığı'nın yaptığı açıklamalardan ibaret. Bu nedenle sağlıkçılar bir adım sonrasını göremiyor” dedi.

TTB’nin hekimler ve tüm sağlık çalışanlarının koruyucu malzemelere ulaşımı ve alınan önlemler konusunda anket düzenlediğinden bahseden Azap, devam etti:

“Yüzde 70 hatta 80'lere varan maske temini güçlüğü var. Her hafta yaptığımız anketten bunu görmemiz mümkün. Onun dışında hastalandığını duyduğumuz sağlık çalışanları var ama bunun resmi bir kanaldan "Şu kadarı doktor, hemşire, teknisyen" diye bir bilgiye maalesef ulaşamıyoruz. Tabi bu konuda tabip odaları da çalışma yürütüyor, örneğin İzmir Tabip Odası kaç sağlık çalışanının hasta olduğunu ve kaybedilip kaybedilmediğini açıklıyor. Ancak sahada da o kadar yoğun bir çalışma var ki bu verilerin toplanması hiç de kolay değil. İstanbul zaten olguların yarısından çoğunun görüldüğü bir şehir ve buradaki koşulları hepimiz biliyoruz.Oradan veri elde etmek zor.”

Söylenen sayılar konusunda TTB’nin çalışma yürüttüğünü ancak gönüllerinden geçenin resmi kanaldan duymak olduğunu söyleyen Azap, “Kaç sağlık çalışanı hasta, meslek dağılımı nedir ve hangi aşamada duymak istiyoruz ancak ilk açıklanan ‘601 sağlık çalışanı hasta’ dışında Bakanlık nezdinde bir veriyle karşılamadık” diye belirtti.

[Samanyolu Haber] 16.4.2020

ABD'de rekor ölüm

ABD Başkanı Donald Trump'ın dün "Salgında zirve noktasını gördük" demiş olmasına rağmen, ülkeden bugün rekor düzeyde ölüm haberi geldi. Ülkedeki ölü sayısı bir günde 4 bin 931 kişi yükseldi.

ABD’de Johns Hopkins Üniversitesinin paylaştığı son verilere göre, ABD’de yeni tür korona virüsü nedeniyle ölü sayıları bir günde 4 bin 931 kişi arttı. Toplam ölü sayısı 30 bin 990’a yükseldi.

TRUMP ‘ZİRVEYİ GEÇTİK’ DEMİŞTİ

ABD Başkanı Donald Trump dün, virüse karşı verdikleri mücadelenin sonuçlarını görmeye başladıklarını savunarak, “New York kentinde yeni vakalar azalıyor, Detroit ve Denver’de istikrar sağlandı, Washington DC, Baltimore gibi bölgelerde de ilerleme var. Houston ve New Orleans’da da vakalar düşüyor. Korona virüsüyle mücadelemiz sürüyor ancak ülke genelindeki veriler, vaka sayısı bakımından zirve noktasını geçtiğimizi gösteriyor” demişti.

ARTIK ŞÜPHELİ VAKALAR DA SAYILIYOR

Ancak ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’nin (CDC) sadece virüs testi pozitif çıkıp da ölenlerin değil, test yapılmamış olmasında rağmen Covid-19 şüphesiyle ölenlerin de verilere dahil edilmesini istemesinin ardından, ülkedeki salgının gerçek boyutu gözler önüne serilmeye başlandı.

[Samanyolu Haber] 16.4.2020

MİT peşini bırakmıyor!

Libya'da devam iç savaşta görev alan Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) personelini deşifre ettikleri iddiası ile Oda TV'den üç, Yeniçağ gazetesinden iki olmak üzere beş gazeteci tutuklanmıştı. Aynı gerekçe ile İyi Parti İstanbul Milletvekili Ümit Özdağ hakkında fezleke düzenlendi. Dokunulmazlığının kaldırılması hâlinde Özdağ hâkim karşısına çıkarılacak.

SAMANYOLUHABER- İyi Parti İstanbul Milletvekili Ümit Özdağ, 26 Şubat 2020 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) yaptığı konuşmada Libya'da hayatını kaybeden iki Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) görevlisinin isim ve rütbelerini kamuoyuyla paylaşmıştı.

Özdağ hakkında 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu'na muhalefet ettiği gerekçesiyle soruşturma başlatıldı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada Özdağ hakkında fezleke hazırlandı.

ÜMİT ÖZDAĞ DA MİT DOSYASINDAN YARGILANABİLİR

TBMM Başkanlığı'na sunulmak üzere Adalet Bakanlığı'na gönderilen fezlekede Özdağ hakkında Anayasa'nın 83'üncü maddesine istinaden dokunulmazlığının kaldırılması talebinde bulunulması gerektiği kaydedildi.

Beş sayfadan oluşan fezleke TBMM'nin takdirine sunuldu. Dokunulmazlığı kaldırılırsa İyi Partili Milletvekili Özdağ hâkim karşısına çıkacak.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Libya'da görevli MİT mensuplarının kimliklerinin deşifre ettikleri iddiası ile soruşturma başlatmıştı.

DAHA ÖNCE BEŞ GAZETECİ TUTUKLANDI

Soruşturmada Oda TV Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan, Oda TV Haber Müdürü Barış Terkoğlu, Oda TV muhabiri Hülya Kılınç, Yeniçağ Gazetesi Yazarı Murat Ağırel ile Yeni Yaşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Çelik tutuklanmıştı.

Yeni Yaşam Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Aydın Keser ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.

[Samanyolu Haber] 16.4.2020

Alman gazetecilerden Anayasa Mahkemesi'ne "infaz" çağrısı

Alman gazeteciler azılı suçluları tahliye eden, fakat gazetecileri hapiste tutan infaz yasasına dair Anayasa Mahkemesi'ne çağrıda bulundu. Yasanın siyasi tutukluları da kapsayacak şekilde genişletmesi istendi.

Almanya’daki 38 bin gazeteciyi bir araya getiren Alman Gazeteciler Birliği (Deutscher Journalisten-Verband DJV), Anayasa Mahkemesi'ne bir çağrıda bulundu.
Gazeteciler Yüksek Mahkeme'den yürürlüğe giren İnfaz Yasası'nı bu şekli ile geri çevirmesini ya da iptal etmesini veya siyasi tutukluları da kapsayacak şekilde genişletmesini istedi.

Alman Gazeteciler Birliği tarafından yayımlanan ve “Mahkemelerin hukuku yerine getirmesi lazım” başlığını taşıyan açıklamada, Koronavirüs salgınına karşı mücadele kapsamında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) 90 bin tutuklunun hapishanelerden salıverilmesini kararlaştırdığı belirtildi.

Siyasi tutuklular ve sözde terör propagandası yaptıkları için tutuklanan gazetecilerin bu yasanın kapsamı içine alınmadığını belirten birlik, muhalefetin bu konuyu Anayasa Mahkemesi'ne taşıdığını hatırlattı.

Alman Gazeteciler Birliği Başkanı Frank Überall, “Bizim Türk meslektaşlarımıza atfedilen sözde terör propagandası, muhalif ve hükumeti eleştiren haberlerdir. Bu da demokrasilerde gazeteciliğin gereğidir.” ifadelerini kulandı.

AVRUPALI LİDERLERİ GÖRÜŞLERİNİ AÇIKLAMAYA ÇAĞIRDI

Gazeteci Aziz Özer ile ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) görülen bir davaya işaret eden Alman Gazeteciler Birliği, Türkiye’de terör propagandası yapmakla suçlanan Özer konusunda AİHM’nin Türkiye’yi basın ve fikir özgürlüğünden suçlu bulduğunu vurguladı.

Özer’in hiçbir suç işlemediğini, onun için de hiçbir hukuki işlem yapılmaması gerektiğini belirttiği ifade edildi.

Başkan Frank Überall, “Bu karar Türkiye’nin muhalif düşünen/eleştiren gazeteciler ile ne yaptığını gözler önüne seriyor.” dedi.

Alman Gazeteciler Birliği Başkanı, Avrupa makamlarını da Türkiye’deki siyasi tutukluların durumu ve salıverilmesine dair görüşlerini açıklamaya çağırdı.

Überall, “Türkiye'de onlarca gazeteci hapishanelerde yatıyor.” ifadelerini kullandı.

[Samanyolu Haber] 16.4.2020

Türkiye'de asıl gençler Korona'ya yakalandı: En çok vak'a 25-45 yaş arasında

Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Yamanel, Türkiye'de yeni tip Koronavirüs (Covid-19) kapan 25-45 yaş arası çok hasta olduğunu açıkladı.

Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi (GATA) Yoğun Bakım ve İç Hastalıkları Uzmanı ve Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Levent Yamanel, Türkiye'nin genç nüfusa sahip olduğunu, buna bağlı olarak 25-45 yaş arası da çok hasta gördüklerini belirtti.

Yamanel, "Genç yaştaki bir kişinin bu hastalığa karşı direnci önemli, fakat hastalığa karşı erken dönemde ilaca başlamak çok etkili. 25 ve 45 yaş arası daha yoğun dağılmıştı bu virüs ülkemizde. Fakat hastaneye yatış ve yoğun bakıma yatma oranlarımız genel olarak 65-85 yaş arasındaki vatandaşlarımızdan oluşuyor." diye konuştu.

"FİLYASYON EKİPLERİ, HIZLI YAYILIMI ÖNLÜYOR"

Prof. Dr. Yamanel, filyasyon ekiplerine ilişkin de konuşarak, şunları söyledi: "Filyasyon salgıların önüne geçmek için çok önemlidir. Örneğin bir hasta var ve bunun da temas ettiği bireyler var; bu bireyleri tespit edip, bunların pozitif olup olmadığını anlamak yayılım açısından çok önemli. 1 kişi 16 kişiye bulaştırabiliyor ki ilk vak'alarda 1 kişi 30 kişiye bulaştırmıştı. Bu durum böyle olunca hızlı yayılım söz konusu da oluyor. Yani filyasyon ekipleri de bu hızlı yayılımı önlüyorlar. Eğer hızımızda da bir düşüş varsa bu da filyasyonun başarılı yapıldığının bir göstergesidir."

[Samanyolu Haber] 16.4.2020

Dünya Sağlık Örgütü’nden flaş Türkiye açıklaması

Corona virüsü ile ilgili flaş bir açıklama Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölgesi Direktörü Dr. Hans Henri Kluge'den geldi... DSÖ tarafından yapılan açıklamada, "Almanya, İspanya, İtalya ve İsviçre'den pozitif veriler geliyor" denirken "Fakat bazı ülkelerde azalma yok ya da artış var. Bu ülkeler arasında İngiltere, Türkiye, Belarus, Ukrayna ve Rusya yer alıyor" ifadesi kullanıldı.

Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölgesi Direktörü, Hans Kluse bölgede Koronavirüs'ün son durumuna ilişkin açıklama yaptı. Dr. Kluse, "Almanya, İspanya, İtalya ve İsviçre'den pozitif veriler geliyor" derken Türkiye, Britanya, Belarus, Ukrayna ve Rusya'da azalma olmadığı ya da vaka artışı olduğunu belirtti.

DSÖ’nün Avrupa Bölgesi Direktörü Dr. Hans Henri Kluge, güncel durum ile ilgili açıklamalarda bulundu. Dr. Kluge, Avrupa için gelecek iki haftanın çok kritik olduğunu söylerken, “Almanya, İspanya, İtalya, Fransa ve İsviçre’den pozitif veriler geliyor. Fakat çok az iyileşme ya da yükselme durumu gösteren ülkeler de var. Bunlar arasında İngiltere, Türkiye, Belarus, Rusya ve Ukrayna var” dedi.

Dr. Kluge açıklamalarına, “Gelecek 2 hafta Avrupa için çok kritik. Bu virüs hepimizi çok derinden etkiledi. Havaların ısınmasına aldanmayalım, gardımızı indirmememiz gerek” sözleriyle devam ederek “Normale geri dönmenin hızlı bir yolu yok. Avrupa’da vaka sayısı artıyor. Son 10 günde Avrupa’daki vaka sayısı neredeyse ikiye katlanarak 1 milyona ulaştı. Dünyadaki Covid-19 vakalarının yüzde 50’sinin yükünü Avrupa üstleniyor. Salgın fırtınasının bulutları Avrupa bölgesinin üzerinde” ifadesini kullandı.

[Samanyolu Haber] 16.4.2020

'Gıda ve içecekte 6 aylık stok var'

Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi Mahmut Duruk, hafta sonları uygulanacak sokağa çıkma yasağının kimseyi endişelendirmemesi gerektiğini belirterek, "Gıda ve içecekte üretim ve dağıtım faaliyetleri hafta içi tüm hızıyla sürüyor. Türkiye'nin gıda ve içecekte en az 6 aylık stoku var" ifadesini kullandı.

TGDF Yönetim Kurulu Üyesi Duruk, koronavirüs nedeniyle vatandaşların son zamanda yoğun bir şekilde gıda ve içecek alışverişine yöneldiğini söyledi.

Evde kalınan süre uzadıkça tüketicilerin aldığı ürünlerin farklılık gösterebildiğini dile getiren Duruk, ilk başlarda sadece un, makarna, sıvı yağ gibi temel tüketim maddeleri ile temizlik ürünleri tercih edilirken, zamanla alınan şeylerin farklılaştığını belirtti.

Duruk, "Tüketiciler evde kaldıkça içecek, atıştırmalık, kuru yemiş ve meyve gibi ürünleri de almaya başladı. Yani artık insanlar evde kalmanın tadını çıkarıyor. Evde tüketime yöneldi" değerlendirmesinde bulundu.

'Alışveriş için salı-çarşamba-perşembe günleri tercih edilmeli'
Geçen hafta ilk kez uygulanan ve bundan sonraki süreçte de devam edeceği açıklanan hafta sonu dışarı çıkma yasağının kimseyi endişelendirmemesi gerektiğini vurgulayan Duruk, şu açıklamalarda bulundu:

"Gıda ve içecekte üretim ve dağıtım faaliyetleri hafta içi tüm hızıyla sürüyor. Sanayicilerimiz, üreticilerimiz perakendecilere ürünleri hafta içi kesintisiz olarak ulaştırıyor. Türkiye'nin gıda ve içecekte en az 6 aylık stoku var. Hiçbir sıkıntı yaşanmaz. Vatandaşlarımızdan ricamız alışverişlerini hafta içine yaymaları. Yani pazartesi ve cuma günleri market ve diğer alışveriş noktalarında yoğunluk olacağını düşünüyoruz. Bu yüzden alışveriş için salı-çarşamba-perşembe günleri tercih edilmeli."

'Acilen milli bir tarım politikası oluşturulmalı'
Duruk, salgının gıda, tarım ve hayvancılığın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdiğinin altını çizerek, şu ifadeleri kullandı:

"Salgın kontrol altına alındığı andan itibaren çok acil milli tarım politikası oluşturulmalı. Bu politikayı oluşturacak kurulda bürokratlar, sanayiciler, üniversiteler, bilim adamları ve ilgili STK'lar olmalı. En fazla 6 ay içerisinde bu konuda adım atılmalı. Bakın mesela patates bir yıl 5 lira oluyor ertesi yıl çöpe atılıyor. Aynı durum farklı ürünlerde de söz konusu."

Duruk, hazine arazilerinin tekrar tarıma açılmasının tek başına bir çözüm olmadığını kaydederek, milli tarım politikasıyla en üst noktadan planlanma yapılması, hangi bölgede hangi ürünlerin ekilip dikileceğinin belirlenmesi, toplulaştırma ve ölçek ekonomisine geçilmesi gerektiğini vurguladı.

[Samanyolu Haber] 16.4.2020

Çin, virüsün laboratuvarda üretildiği iddialarını reddetti

Çin Dışişleri Sözcüsü Zhao Lijian, koronavirüsün 'Çin'de laboratuvarda üretildiğine' yönelik iddiaları reddetti ve "Çin, diğer ülkelere yardım ve desteklerine devam edecek" ifadelerini kullandı.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Zhao Lijian, günlük basın toplantısında koronavirüs salgınının kaynağı konusunda devam eden tartışmalara ilişkin açıklamalarda bulundu.

Zhao, virüsün Çin'de laboratuvarda üretildiği iddialarını reddederek "Virüsün laburatuvarda üretildiğine ilişkin bir kanıt yok" ifadelerini kullandı.

Sözcü ayrıca, söz konusu iddiaların 'bilimsel bir zemine sahip olmadığını' söyledi ve "Bunun bilimsel bir sorun olduğuna ve bilim insanları ile tıp uzmanlarının profesyonel değerlendirmelerine ihtiyaç olduğuna inanıyoruz" dedi.

Zhao, Çin'in diğer ülkelere yardım yapmaya devam edeceğini söyledi ve "Uluslararası toplum bu savaşı ancak mantıklı tepkiyle kazanabilir" ifadelerini kullandı.

[Samanyolu Haber] 16.4.2020

21 soruya 23 gündür cevap yok!

Çankaya Köşkü'nde düzenlenen Koronavirüs toplantısında davet edilmeyen Türk Tabipleri Birliği'nin sorularına da cevap verilmiyor.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Sinan Adıyaman, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın açıklamasının akabinde basın toplantısı gerçekleştirdi. TTB Başkanı Adıyaman, Sağlık Bakanlığı'na 21 soru yöneltti.

Adıyaman, “Covid-19 gibi hızla yayılan bir hastalıkta hem vak'aların en kısa sürede saptanıp tedavi edilmesi hem de salgının yayılmasının önlenmesi için çok sayıda merkezin ivedi olarak yetkilendirilmesinin önemini vurgulamıştık. Ne yazık ki Sağlık Bakanlığı bu önerimizi gecikerek yerine getirebildi. Bu gecikme sırasında vak'aların tespitinde ve temaslıların incelenmesinde geç kalındı.” ifadelerini kullandı.

TTB BAŞKANI ADIYAMAN: 23 GÜN GEÇTİ, 21 SORUYA CEVAP ALAMADIK

Sağlık Bakanlığı’nı Tabipleri Birliği'nin sorularına cevap vermeye davet eden Adıyaman, “Toplumun pandeminin ülkemizdeki yaygınlığı, bölgesel dağılımı, hasta ve ölüm sayıları hakkında yeterince bilgilendirilmemesi, meydanı paniğe sevk eden yanlış ve yanıltıcı haberlere bırakmaktadır, diye seslenmiş ve tekrarlayacağımız soruların cevaplanmasını istemiştik. Aradan 23 gün geçmesine rağmen sorularımıza yanıt aldığımızı söyleyemeyiz." dedi.

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ'NİN CEVAP BEKLEYEN 21 SORUSU:

*Teşhisi doğrulanmış olguların ikamet ettikleri il ve ilçelere göre, yaş ve cinsiyete göre dağılımları nasıl?

*Teşhisi doğrulanmış vak'aların yurt dışı temas öyküsü ülkelere göre nasıl bir dağılım göstermekte?

*Bugün itibarıyla ülkemizde kaç ilde ve kaç merkezde test yapılmakta? Teşhis merkezlerine ulaşan örnek sayıları ile test sonuçları neden her bir merkez tarafından yapılmamakta?

*Bugüne kadar her bir teşhis testinden toplam kaç adet yapıldı? Bugünden itibaren yurt çapında günde kaç test yapılması planlanmakta?

*Günlere göre her bir tarama testi tipi için pozitif sonuçlanan test sayısı kaç? İlk testi negatif olup ikinci kez test yapılanlarda pozitiflik oranı ne?

*Kaç tip teşhis testi kullanılmakta? Kullanılan testlerin geçerlilik özellikleri nasıl?

*Hastalardan örnek alınması ile test sonuçlarının sağlık kurumlarına, ilgili hekimlere ve hastalara bildirilmesi arasındaki süre kaç gün?

*Teşhisi doğrulanmış vak'alardaki bulguların dağılımı nasıl?

*Teşhisi doğrulanmış vak'alardaki akciğer grafisi ve bilgisayarlı tomografi bulguları neler?

*Teşhisi doğrulanmamış vak'aların ne kadarına akciğer grafisi ve/veya bilgisayarlı tomografi yapıldı?

*Pozitif görüntüleme bulguları ile tanının doğrulanması arasında ne kadar süre var?


Türk Tabipleri Birliği Başkanı Sinan Adıyaman, Sağlık Bakanlığı'nı kendilerine bilgi vermemekle suçladı.

*Bugün itibarıyla illere göre teşhisi doğrulanmış ya da olası/kuşkulu Covid-19 hasta yatırılan hastane sayısı kaç?

*Teşhisi doğrulanmış olgularda bugüne kadar hangi ilaçlar kullanıldı?

*Tedavide kullanılması olası ilaçların yurt çapında miktarı ve illere göre sayısı ne?

*Bakanlığınızın öngördüğü hasta sayısı ve ihtiyaca göre bu ilaçların mevcut stokları yeterli mi?

*Yurt çapında illere göre yoğun bakım ünitelerindeki yatak ve ventilatör sayısı ne?

*Teşhisi doğrulanmış kaç sağlık çalışanı bulunmakta?

*Bugüne kadar kaç sağlık çalışanına test yapıldı?

*Kişisel koruyucu malzeme stogumuz ve üretim kapasitemiz öngördüğünüz ihtiyacı karşılayabilecek seviyede mi?

*Ülkemizde mart ayının ilk haftalarından bu yana Temel Üreme Katsayısı olarak bilinen R0 değeri ve bu değerdeki değişim ne?

[Samanyolu Haber] 16.4.2020

Pelikan Çetesi'nde gözaltı paniği

Ahmet Davutoğlu'nun kendisine karşı yayımladıkları bildiri sebebiyle "Pelikan Çetesi" diye nitelediği yandaş yazarlar kendilerini destekleyen Fazıl Duygun'un gözaltına alınmasına karşı dört koldan saldırıya geçti.

SAMANYOLUHABER- Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu'nun Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) genel başkanı ve başbakan olarak görev yaptığı 2016 yılı mayıs ayında Pelikan Bildirisi'ni kaleme alan yalı çetesine destek veren Fazıl Duygun önceki gece saatlerinde Niğde’deki evinde gözaltına alındı.

Duygun adli kontrol şartı ile serbest bırakılırken, Sabah yazarı Hilal Kaplan'ın eşi ile birlikte koordine ettiği Pelikan Çetesi'nin üyeleri gözaltı kararına karşı sosyal medyada peş peşe mesajlar paylaştı.

SELÇUK ÖZDAĞ MI İHBAR ETTİ?

Duygun’un İBDA-C içerisinde üst düzey sorumlu olarak faaliyet gösterdiğine dair bir ihbar sebebiyle gözaltına alındığı belirtiliyor.

Duygun’un gözaltına alınması üzerine AKP'ye yandaş yazarların Davutoğlu cephesine yönelik bombardımanı dikkati çekti.

Bu esnada Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ şahsi Twitter hesabında, “Niğde ses ver. Niğde seni bekliyoruz, Yarın günlerden Niğde olsun." ifadelerini kullandı.

YANDAŞ YAZARLARDAN "NİYE AÇIKLAMA YOK!" KOROSU

Yandaş Türkiye gazetesinin yazarı Fuat Uğur, “Emniyet yetkililerine soruyorum. Gazeteci ve yazar Fazıl Duygun neden gözaltında? Gelecek Partisi’nden bir takım eski vekillerin bu gözaltında etkili olduğu iddiası son derece kötü kokular yayıyor. Acaba neden bir açıklama yapılmaz?” sorusunu yöneltti.

Aynı soruyu Sabah gazetesi yazarı Salih Tuna da tekrar etti.

Fatih Tezcan ise Selçuk Özdağ’ın attığı tweete tepki gösterip “@FazilDuygun sabah İBDA’dan (?) ifade verecek.” diye yazdı.

ERDOĞAN'A "İÇ SAVAŞ PROVOKATÖRÜ" DEDİ

Koroya katılan eski Ankara Büyükşehir belediye başkanı Melih Gökçek şunları kaydetti: "Öğrenebildiğim kadarıyla yarın savcı önüne çıkacakmış. Bence Fazıl yarın ihbarcının bulunmasını istemeli. İhbarcı bulunursa olay çorap söküğü gibi ortaya çıkar. Çıkmalı da..."

Yandaşların dört bir koldan müdafaa ettiği Fazıl Duygun’un AKP lideri ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı başbakan olduğu 2008 yılında “İç savaş provokatörü” diye nitelediği ortaya çıktı.

[Samanyolu Haber] 16.4.2020

Türkiye’nin esir bebekleri raporlaştırıldı

Merkezi ABD’de olan Advocates of Silenced Turkey, hukuksuz bir şekilde özgürlüklerinden mahrum bırakılan anne ve bebeklerin hikayelerinden oluşan bir rapor yayınladı.

İnsan hakları ve hak ihlalleri üzerine düzenli olarak raporlar, grafikler ve akademik makaleler hazırlayan Advocates of Silenced Turkey (AST), 4 yıldır anneleriyle hapis yatmak zorunda kalan bebekleri raporlaştırdı. Raporda doğum yaptıktan hemen sonra 3 günlük bebeğiyle hapishaneye gönderilen Melike Alp Akoğlan’a, 4,5 aylık hamileyken 4 yaşındaki kızıyla tutuklanan Emine Ay’a 40 günlük bebeğiyle hapse girip oğlunu 2 yıl cezaevi koşullarında büyüten Halime Kaman’ın ve daha birçok kadının hikayesine de yer veriliyor.

Bu şartlarda hapishanelerde yaşamak zorunda kalan 800’den fazla bebek mevcut. 24 Mayıs 2019’da açıklanan en son resmi rakamlara göre Türkiye cezaevlerinde 780 bebek bulunuyor. Raporda ise bu bebeklerden 129’unun adı yer alıyor.

ANNELERİN KİMLİKLERİ GİZLİ TUTULDU

Rapor, Ocak-Mart 2020’de ağırlıklı olarak telefon ve Skype yoluyla eski mahkumlarla yapılan mülakatlara dayanıyor. AST gönüllüleri, rapor için kimlikleri gizli tutulmuş çok sayıda kadınla telefon görüşmeleri gerçekleştirdi. Tüm görüşmeler izin alınarak kaydedildi ve derlendi. Anket niteliğindeki soruların dili belirlenirken özellikle Tokyo Kuralları ve Bangkok Kuralları esas alındı. Raporun ikinci ve son bölümünde AST, bilgileri açık kaynaklarda yer alan kurbanların hikayelerinden oluşan bir kataloğa yer verdi.

“KADIN VE ÇOCUK HAKLARI İHLAL EDİLİYOR”

AST direktörlerinden Hafza Girdap raporla ilgili yaptığı açıklamada Türkiye’nin kadın ve çocuk haklarının yer aldığı uluslararası Bangkok ve Tokyo kurallarını ihlal ettiğini belirtti. Girdap, hamile ve lohusa kadınların yeterli sağlık hizmetleri ve psikolojik destekten mahrum şekilde cezaevlerinde tutulduğunun altını çizdi. Pandemi nedeniyle görüşülen infaz yasasında çocuk tecavüzcüleri serbest bırakılırken tutsak anne ve bebekler kapsam dışı bırakıldı.

İngilizce olarak yayınlanan raporun tamamı

[Samanyolu Haber] 16.4.2020

Prof. Dr. Steve Hanke: Eğer Türkiye'yi yönetseydim...

Dünyaca ünlü ekonomi profesörü Prof. Dr. Steve Hanke Türkiye'deki durumu yorumladı

Prof. Dr. Steve Hanke, Dünya Gazetesi'nden Didem Eryar Ünlü “eğer Türkiye’yi ben yönetseydim, Singapur Stratejisi’ni uygulardım” dedi.

ABD merkezli John Hopkins Üniversitesi’nin Baltimore kampüsünde yer alan Uygulamalı İktisat ve Küresel Sağlık Enstitüsü'nün Kurucusu ve Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Steve Hanke'ye göre, bu krizden herkesin alması gereken ders “Ön Hazırlık Kötü Performansı Önler” anlamına gelen “5P: Prior Preparation Prevents Poor Performance” yaklaşımına dayanıyor.

Prof. Dr. Hanke, 5P uygulamasını en başarılı şekilde hayata geçiren ülkenin Singapur olduğunu söylüyor. “Singapur, dünyanın en temiz, yalın ve neredeyse yolsuzluktan tamamen arınmış hükümetine sahip” diyen Prof. Hanke, “Eğer Türkiye’yi ben yönetseydim, Singapur Stratejisi’ni uygulardım” diye ekliyor.

Singapur Stratejisi’nin 5 temel adımdan oluştuğunu söyleyen Prof. Hanke, bu adımların Türkiye için ne anlama geldiğini şöyle anlattı:

• Güven vermek ve yatırımcı çekmek için parasal istikrar şart

“Singapur 1965 yılında Malezya’dan ayrılarak bağımsızlığını elde ettiğinde, oldukça geri kalmış ve fakir bir ülkeydi. Dünya haritasının en riskli bölgelerinden birinde yer alıyordu. Fakat ülkenin değerli bir lideri vardı: Lee Kuan Yew. Ve bu liderin hayata geçirdiği politikalar, Singapur’u bugün dünyanın en zengin ülkelerinden birine dönüştürdü. Benim, “Singapur Stratejisi” adını verdiğim bu stratejinin temel unsurlarından biri, parasal istikrar. Singapur, işe bir para kurulu sistemi oluşturmakla başladı: Bu; basit, şeffaf, kural odaklı bir para rejimi anlamına geliyor. Türkiye için savunduğum bu sistemi, 2019'da Türkçe olarak da yayınlanan “Gelişmekte Olan Ülkeler İçin Para Kurulları El Kitabı” isimli kitabımda da anlattım. Para kurullarını, sistemi dengede tutan otomatik ayarlarla, otomatik pilot üzerinde çalışan bir sistem olarak tanımlayabiliriz. Bu sayede; para, bankacılık ve vergi politikalarında disiplin sağlanmış olur. Singapur, bu sistem sayesinde hem fiyat istikrarı, hem de Singapur dolarının serbest konvertibilitesini sağladı. Böylece güven ortamı oluşturdu ve yabancı yatırımcı çekti.”

• Yabancı yardıma gerek yok!

“Stratejinin ikinci adımı, Lee Kuan Yew’in bu değişimi sağlarken kimseden para istememiş olması. Singapur her türlü yabancı yardımı geri çevirdi. Oysa Türkiye dahil, gelişmekte olan ekonomilerin bir çoğunda siyasilerin ve bürokratların, gerek sivil toplum kuruluşlarından, gerek yabancı hükümetlerden, gerekse Dünya Bankası gibi uluslararası finans kurumlarından maddi destek almaya çalıştıklarını görüyoruz.”

• Özel sektörün rekabet gücü kazanması gerekiyor

“Üçüncü adım, Singapur’un dünyanın en güçlü ve rekabetçi özel sektörüne sahip olması. Özel sektörün küresel anlamda rekabet gücü kazanması için kurum vergilerde indirim, serbest ticaret, düzenlemelerde esneme gibi farklı teşvik uygulamaları hayata geçirildi. Özetle, Singapur’un “Asya Kaplanları”ndan biri olması için gerekli olan tüm politikalar uygulandı.”

• Hukuk ve kamusal düzen öncelikli

“Singapur Stratejisi’nin dördüncü adımı, kişisel güvenlik, kamu düzeni ve kişisel mülkiyet haklarının korunmasına büyük önem vermesi oldu. Bu hem yerli hem de yabancı yatırımcı için güvenli ortamın oluşmasını sağladı.”

• Birinci sınıf kamu personeli ile yolsuzluk ortadan kalkıyor

“Beşinci ve son adım ise, küçük, şeffaf ve yolsuzluğa yer vermeyen bir hükümet yapısının oluşturulması. Singapur, bu stratejinin en iyi şekilde hayata geçirilmesi için, birinci sınıf kamu personeli istihdam ediyor ve çok yüksek maaş ödüyor. Örneğin, bugün Singapur Maliye Bakanı’nın yıllık maaşı 1.3 milyon Euro. Bu maaşları alanlar da tabi ki ne yolsuzluk yapıyor ne de gereksiz masraf!”

[Samanyolu Haber] 16.4.2020

TTB: Hekimlere şiddet uygulayanlar infaz yasasıyla dışarı çıktı

TTB İkinci Başkanı Ali Çerkezoğlu, sağlıkta şiddet yasası çıkarılırken diğer taraftan infaz yasasıyla sağlık çalışanlarına şiddet uygulayanları serbest bıraktığını söyledi.

KRONOS -16 Nisan 2020

Meclis’te kabul edilen sağlıkta şiddet yasasına göre kamu ve özel sağlık kurumlarında görev yapan sağlık çalışanlarına yönelik, “yaralama, tehdit, hakaret ve görevi yaptırmamak için direnme” suçlarında cezalar yarı oranında artırılacak ve ertelenemeyecek. Sağlık çalışanları, başka görevli mevcut ise saldırıdan ya da olay yerinde olan yakınlarına hizmet vermekten kaçınabilecek.

Sağlıkta şiddet yasasını Mezopotamya Ajansı’ndan Zemo Ağgöz’e değerlendiren Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi İkinci Başkanı Dr. Ali Çerkezoğlu, sağlık alanındaki şiddetin toplumsal sorun haline geldiğini belirtti. Sağlık alanının piyasalaştırılmasının, hasta ve hasta yakınlarını müşteri haline getirdiği ve “müşteri her zaman haklıdır” fikrini öne çıkardığını dile getiren Çerkezoğlu, şöyle konuştu:

“Yurttaşlar da her zaman her şeyin kendi istedikleri gibi olamayacağı bir sistem olan sağlıkta, her an her taleplerinin karşılanmasını beklediler. Bu noktada talepleri karşılanmayan yurttaşlar, başta başhekimler, Sağlık Bakanlığı, idareciler olmak üzere sistem yürütücülerinden değil de kendileriyle muhatap olan aile hekimlerine, polikliniklerdeki doktorlara, asistanlara ve hemşirelere karşı şiddete yönelik tutumlarını sürdürdüler. Bu açık bir hakaret, tacizin ötesinde ağır yaralamalar ve neredeyse yılda bir sağlık çalışanı ölümüne dönmüş durumdaydı.”

AKP’nin daha önce sağlık alanında şiddet olmadığını savunduğunu ifade eden Çerkezoğlu, “Sonra ‘var ama abartılacağı kadar değil’ dediler. Sonra da bunu kabullendiler ama çözüm için hiçbir adım atmadılar. TTB, 2014 yılında somut olarak bir yasa teklifi sunmuştu ve Meclis’te zaten sırasını bekliyordu. Fakat biz TTB olarak sağlık çalışanlarına yöneltilen şiddette karşı cezaların artırılmasının sadece caydırıcı yönünü önemsiyoruz. Yoksa bu sorunun ceza artırımıyla çözüleceğine inanmadığımızı defalarca söyledik. Sağlık alanındaki yöneticilerin, iktidarın, cumhurbaşkanının, bakanların, başhekimlerin ve medyanın tutumu ve yaklaşımı belirleyici olacaktır. Sadece yasanın çıkması yetmez” diye belirtti.

Çerkezoğlu, tam olarak önerdikleri gibi olmasa da caydırıcı bir nitelik taşıdığı için yasanın çıkmasını olumlu gördüklerini söyledi. Çerkezoğlu, “Sağlık alanında yaşanan şiddet sorunu, her hekime düşen muayene sürelerinin düzenlenmesi, kullanılan dilin değiştirilmesi gibi kapsamlı ve bütünlüklü bir yaklaşım ve samimi bir tutumla çözülür. Yoksa Kovid-19 ile popüler bir gündemi kullanan bir yasa gibi durur gözümüzde. Çünkü iki gün önce çıkan haksız, hukuksuz infaz yasası, aynı zamanda sağlık çalışanlarına saldıran, yaralayan, taciz edenlere de infaz indirimi getirdi. Hem infaz yasasına hem sağlıkta şiddet yasasına onay veren partilerin samimiyetlerinin sorgulanır olduğunu düşünüyoruz” şeklinde konuştu.

[Kronos.News] 16.4.2020

Koronavirüsü salgınına karşı ‘ekonomi paketi’ yasalaştı

Koronavirüs salgınına karşı ekonomik önlemler içeren teklif, TBMM Genel Kurulunda kabul edildi.

KRONOS -16 Nisan 2020

Koronavirüs’ün Ekonomik ve Sosyal Hayata Etkilerinin Azaltılması Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaştı. Ücretsiz izne ayrılan, kısa çalışma ödeneğinden yararlanamayan veya işten çıkarıldığında işsizlik maaşı alamayan işçilere günlük 39,24 lira destek sağlanacak.

TBMM’de kabul edilen koronavirüs (Kovid-19) ‘Salgınının Ekonomik ve Sosyal Hayata Etkilerinin Azaltılması Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik’ Kanunu’na göre, ücretsiz izne çıkarılanlara aylık nakit desteği gelirken, işten işçi çıkarmalar ise 3 aylığına yasaklanıyor. İşverenler ise çalışanları 3 ay süreyle ücretsiz izne çıkarabilecek.

İşte yapılan düzenlemeler:

* Hazine taşınmazları için ödenmesi gereken bedeller, erişim bedelleri, Devlet İhale Kanunu gereğince kiraya verilen yerler ve taşınmazlar, Belediye ve özel idareler taşınmazları için ödenmesi gereken bedeller 3 ay erteleniyor.

* Faaliyet yetkileri durdurulan veya faaliyette bulunmayan işletmelerin yıllık ilan ve aidat ve reklam vergileri ilke çevre vergileri alınmayacak.

*Yüksek Öğrenim kredi borçları üç aylık döneme ilişkin tahsil edilmesi gerekenlerle sınırlı kalmak üzere başvuru şartı aranmaksızın üç ay erteleniyor.

* Lisanslı Depoculuk kapsamında verilen ver 2020 yılı içinde geçerlilik süresi bir yıl uzatılıyor.

* Ticaret gemiler için düzenlenen ve 11.03.2020 tarihi ile 31.07.2020 arasında süresi dolan veya dolacak denize elverişlilik belgeleri 01.08.2020 tarihine kadar uzatılıyor.

* Dernekler Kanunu, Türk Medeni Kanunu göre verilecek bildirim ve beyannameler ile dernek Genel Kurul toplantıları 31.07.2020 tarihine kadar ertelenecek.

* Kooperatifler Kanunu kapsamında Genel Kurul toplantıları 31.07.2020 tarihine kadar ertelenecek.
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin Mayıs ayında yapılması gereken Birlik Genel Kurulu bir sonraki yıl Genel Kurul ile birlikte yapılacak.

* Tıp ve Diş hekimliği Fakülteleri’ne borç karşılama yüzdeleri Hazine ve Maliye Bakanlığınca tespit edilecek oranın altında kalanlara Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçesinden kaynak aktarılabilecek.

* Düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihte iş sözleşmesi bulunmakla birlikte işveren tarafından ücretsiz izne ayrılan ve kısa çalışma ödeneğinden yararlanamayan işçiler ile 15 Mart 2020’den sonra iş sözleşmesi feshedilen ve işsizlik ödeneğinden yararlanamayan işçilere, herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşundan yaşlılık aylığı almamak kaydıyla ve fesih yapılamayacak süreyi geçmemek üzere, bu süre içinde ücretsiz izinde bulundukları veya işsiz kaldıkları süre kadar günlük 39,24 TL nakdi ücret desteği verilecek. Yapılan ödemelerden damga vergisi hariç herhangi bir kesinti yapılamayacak.

* Zorlayıcı sebep gerekçeli kısa çalışma başvuruları için uygunluk tespitinin tamamlanması beklemeksizin işverenin beyanı doğrultusunda kısa çalışma ödeneği gerçekleştirilecek.

* İşletmeler üç ay süreyle işçi çıkartamayacak.

* Sermaye şirketleri 2019 yılı net dönem karının yüzde 23’inin dağıtımına karar verilebilir.

* Varlık Fonu A.Ş. ile ilgili denetim raporu Eylül ayında verilecek.

* Fahiş fiyat uygulayan ve stokçuluk yapanlara ceza getiriliyor.

[Kronos.News] 16.4.2020

CHP’li Özel: Altun’un işine gelmeyen haber terör sayılıyor

CHP’li vekiller, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Altun'un Kuzguncuk’ta yaptırdığı kaçak yapıların haberini yazan gazetecilere 'terör' iddiasıyla soruşturma açılmasına tepki gösterdi.

KRONOS -16 Nisan 2020

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un Kuzguncuk’taki ikametine ve ikametinin hemen yanında bulunan vakıf arazisine kanuna aykırı olarak yol, şömine ve çardak gibi peyzaj düzenlemesi yaptırmasına tepki gösterdi.

Yazılı bir açıklama yapan Özel, söz konusu araziye birçok noktadan görünen bir duvar örüldüğü ve jiletli teller çekildiğini, Boğaziçi Yasası’na aykırı bu düzenlemelerin 13 Nisan günü İstanbul Büyükşehir Belediyesi ekiplerince yıkıldığını anımsattı.

“SALGIN SIRASINDAKANUNLARI ÇİĞNEMEKLE MEŞGUL”

Altun’un “makamının nüfuzunu kullanmaktan çekinmediğini” belirten Özel, “Birden fazla geliri bulunan bir Cumhurbaşkanlığı bürokratı, vatandaşlarımızın açlık ile koronavirüs arasında sıkıştığı bir dönemde kanunları çiğnemekle meşguldür. Çok sayıda ihale ertelenirken 8 Nisan günü Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün, Altun’un ikametinin yanı başındaki arazi için kiralama ihalesini iptal etmemesi de dikkat çekicidir. Vatandaşların çivi dahi çakamadığı bir bölgede, bir Cumhurbaşkanlığı bürokratının kanuna aykırı işlem yapması kabul edilemez” dedi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın apar topar soruşturma başlattığını ve haberin “terör örgütlerine hedef gösterme” suçu kapsamına sokulmak istendiğini belirten Özel, şöyle devam etti:

“Bu, yürütme organının ‘haber’ ve ‘terör’ kavramlarını nasıl iç içe gördüğünü, işine gelmeyen haberleri ‘terör’ kapsamına sokmak için her türlü bahaneyi kullanma isteğini en üst perdeden kanıtlamaktadır. Başsavcılık, kanuna aykırı işlem için soruşturma açacağına, adeta kanun dışılığa geçit vermekte ve kamunun haber alma hakkına saldırmaktadır.”

Özel, konuyu TBMM gündemine taşıdığını, Cumhurbaşkanlığı, Kültür Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı’ndan izahat beklediklerini açıkladı.

SAATSİZ İHALE

Cumhuriyet gazetesinin haberine göre CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç da Altun’un dokunulmazlığı olan bir alana müdahale ederek kendi bahçesi olarak kullanmasının doğru olmadığına dikkat çekti. Dün düzenlediği basın toplantısında konuşan Özkoç, şunları söyledi: “Ben size bir belge göstereyim. İstanbul Vakıflar 2. Bölge Müdürlüğü kira ihale ilanı. Bu kira ilanında kiraya çıkacak bütün taşınmazlar sıralamış. Geçici teminat bedelleri, ihale tarihi ve ihale saati var. Bütün bu ihale saatleri hepsinde yazılı. Bir tek yalnızca Fahrettin Altun’un kendi bahçesine kattığı devlete ait arazinin saati belli değil. Başkası girmesin, o alanı o kullansın diye. Kendisi alsın diye.”

“YARIM GÜNDE SÖZLEŞME YAPMAK VAHİM”

İstanbul Büyükşehir Belediyesi CHP Grup Başkanvekili Doğan Subaşı da Fahrettin Altun’a tepki gösterdi. Subaşı, “Boğaziçi öngörünümünde yeşil alana izinsiz yapı yapmak, vahim. Yarım gün içinde kira sözleşmesi, noter onayı, Vakıflar Genel Müdürlüğü yazısıyla İBB’ye başvuru yapabilmek çok vahim. Bunlar suç oluşturuyor diyenlere terör soruşturması açmak, süper vahim. ‘İletişimi’ yanlış yönetiyorsunuz sayın başkan” açıklamasını yaptı.

Yasalara göre izinsiz çivi çakılması bile yasak olan Kuzguncuk’taki evinin bitişiğinde Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait arazide yasalara aykırı olarak pergola ve şömine yapan Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, avukatı aracılığıyla bir açıklama yaptı.

Açıklamada, kira sözleşmesi yapılmadan önce arazi üzerinde bahçe düzenlemesi yapıldığı kabul edildi. Altun’un avukatı tarafından yapılan açıklamada, “İstanbul Vakıflar II. Bölge Müdürlüğü’nün ihalesi yapılan diğer 35 adet taşınmaz ile birlikte hazırlık ve ilanını 23.03.2020 tarihinde, ihalesini de 08.04.2020 tarihinde yaptığı Üsküdar ilçesinde yer alan 241.07 m2 sahalı bir arsa için yapılan arsa kiralama ihalesine, müvekkil, temsilcisi aracılığıyla en yüksek teklifi vermiş ve akabinde ihale uhdesinde kalmıştır” denildi.

İstanbul Vakıflar 2. Bölge Müdürlüğü ile Altun arasında sözleşmenin 13 Nisan’da imzalandığı belirtilen açıklamada, “Arsa üzerinde bahçe düzenleme çalışması dışında iddia edildiği gibi herhangi bir yapılaşma da söz konusu değildir. Gerçeğe aykırı olan ve tamamen art niyet barındıran bu haberlerin ve beyanların sözleşmenin imzaladığı gün içinde yapılmış olması, sürecin bir habercilik faaliyeti değil, kurgu ve kumpas olduğunu açıkça göstermektedir” denildi. Açıklamada, arazide yıkım yapan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin elindeki kamu gücünü haksız ve hukuksuz bir şekilde kullandığı, CHP tarafından yapılan suç duyurusunun “siyasi şov” olduğu belirtilerek gazetemiz, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ve ilgili il meclis üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunulacağı belirtildi.

Eski RTÜK üyesi gazeteci Faruk Bildirici Altun’un açıklamayı kişisel sosyal medya hesabı yerine İletişim Başkanlığı resmi sosyal medya hesabı üzerinden yapmasına tepki gösterdi. Bildirici “Fahrettin Altun, devlet işleriyle ilgili açıklamalarını kişisel hesabından yapıyordu. Şimdi de kişisel sorununa ilişkin avukatının açıklamasını devlet hesabından duyurmuş! İletişim hatası değilse devlet gücünü ardına almaktır bu” diye yazdı.

“PERGOLACIĞI NİYE SÖKTÜN?”

CHP İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu da Altun’un avukatının ardından sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Paşam çok haklı. Kanunun izinsiz çivi çakmayı yasakladığı bir yerde birileri gibi gökdelen dikmemiş ya yapa yapa bir pergolacık yapmış. Kira sözleşmesi 13.4.2020. İhalenin alınmış olması çivi çakmaya izin veriyor mu? Pergolacığı neden söktünüz öyleyse? Daha çay içecektiniz oysa ki…” dedi.

Söz konusu arsaya ilişkin ihalenin olduğu 8 Nisan’da yapılan ihale listesini de paylaşan Kaftancıoğlu, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne seslenerek “Resmi sayfanızdan ulaştığım bilgilere dayanarak; Aynı gün ve saatte yapılan 36 ihaleden sadece 1’inin 10 yıllığına kiralanmasını şahsımın hüsnü kuruntusu olarak kabul ediyor geçiyorum. 13. 16. ve sair maddelere uymamış kiracınıza dair yaptırımınız olacak mı” diye sordu.

Kaftancıoğlu’nun bahsettiği 13. ve 16. madde kira ihale ilanında yer alıyor. 13. maddede taşınmazlarda her türlü tadilat ve onarım masraflarının ve gerekli izinlerin alınmasının kiracıya ait olduğu ve her aşamada mal sahibine yazılı olarak bilgi verilmesi gerektiği belirtiliyor.

[Kronos.News] 16.4.2020

‘İlk raundu Soylu kazandı, AKP’de bir lider değişikliği ihtimali belirdi’

Siyaset Bilimci Burak Bilgehan Özpek: Süleyman Soylu’nun özerkliği yani istifa etmesi, istifasından sonra oluşan halk tepkisi ve Erdoğan’ın geri adım atmak zorunda kalması Erdoğan için hiç hayra alamet şeyler değil.

EYLEM YILMAZ -16 Nisan 2020

Doç. Dr. Burak Bilgehan Özpek (FOTOĞRAF: EYLEM YILMAZ)
İçişleri Bakanı Soylu’nun istifası ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın istifayı kabul etmemesi birçok kimi yorumcular tarafıdan ‘danışıklı döğüş’ kimilerice de AKP iktidarında bir milat olarak nitelendi. Peki, 18 yıllık AKP iktidarında eşine rastlamadığımız bu istifa gerçekten ne ifade ediyor? Siyaset Bilimci Doç. Dr. Burak Bilgehan Özpek, istifa haberinin medyaya düşmesinden sonra genel kanının aksine “danışıklı dönüş değil” yorumunda bulundu. Özpek ile istifa ve bu süreçte yaşanılanları, nedenleri ve olası sonuçlarını konuştuk. 

Söz Burak Bilgehan Özpek’te…

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun istifasının Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edilmemesi sizce neden ‘danışıklı döğüş’ olamaz?

İstifa kabul edilseydi, sonrasındaki gelişmeler olmasaydı -hükümete yakın gazetecilerin tepkilerini kast ediyorum- bir danışıklı dönüşten bahsedebilirdik. Fakat istifa kabul edilmedi ve hükümete yakın Pelikan olarak adlandırılan gruba yakın gazeteciler yeniden Süleyman Soylu’nun duygusallığı, onun lider olamaması üzerine bir şeyler yazmaya, Erdoğan’ın kişisel kültünü yeniden vurgulamaya başladılar. Dolayısıyla bütün bunlar bize Süleyman Soylu’nun istifasının özerk olduğunu, kendi iradesiyle alınmış bir karar olduğunu gösteriyor. Diğer bakanlara benzemeyen bir şekilde Erdoğan tarafından görevden alınmadığını, kendisinin artık çalışmak istemediğini bildirdiğini görüyoruz.

Bu noktaya gelinmesindeki tek neden sokağa çıkma yasağının ilanıyla ortaya çıkan görüntüler midir?

Tabi ki değil. Sokağa çıkma yasağı kararından sonra yaşanan kargaşa Süleyman Soylu’yu parti içindeki hasımlarına karşı zayıf düşürecekti. Devamlı tepesinde Erdoğan tarafından sallandırılan bir kılıç gibi olacaktı. Koronavirüsle ilgili yaşanacak herhangi bir başarısızlığın faturası muhtemelen Süleyman Soylu’ya kesilecekti. İşin enteresan tarafı sokağa çıkma yasağı uygulanması kararı Soylu tarafından değil, Erdoğan tarafından alınmıştı. Dolayısıyla Süleyman Soylu kendisinin almadığı bir kararın kurbanı olmak üzereydi. 

Telefonla görevden alınan ya da görevden alındığını televizyondan öğrenen bir bakan durumuna düşmek istemedi. Son derece romantik, aynı zamanda da son derece pragmatik bir istifa mektubu yazdı. Erdoğan’a karşı her hangi bir meydan okuma içermeyen hatta kendisini feda ettiğini gösteren, fakat Erdoğan’a karşı da özerkliğini ilan eden yani talimatıyla değil kendi isteğiyle istifa edebileceğini gösteren bir istifa mektubu yayımladı. Bu AK Parti kültüründe ilk defa olan bir şey. Bugüne kadar bizim rastladığımız manzara görevden alma şeklinde olurdu veya yavaş yavaş gözden düşer kişinin kendisi ayrılmak durumunda kalırdı. Şimdi ise ilk kez bir bakan kendi rızasıyla istifa etti. Daha da dramatik olanı istifa sonrasında ortaya çıkan halk tepkisiydi. Bu tepki Erdoğan için çok korkutucuydu ve geri adım atmak zorunda kaldı.

Peki, Soylu’nun sizin ifadenizle ”özerkliği’  Cumhurbaşkanı Erdoğan açısından ne ifade eder? Bundan sonra ilişkileri nasıl devam eder?

Bu Erdoğan için çok kötü bir şey. Çünkü Erdoğan hem devlet kurumlarını hem parti içi kurumsallığını aşama aşama yok etmiş bir lider. Dolayısıyla halk ve kendisi arasında herhangi bir fire istemiyor. Şu anda halkla arasında kurduğu duygusal ilişki sayesinde ülkeyi yönetiyor. İlk defa Süleyman Soylu’nun istifasıyla gördük ki Erdoğan’ın halkla kurduğu duygusal ilişkinin benzerini başka bir siyasetçi de kurmuş. Kurulan bu ilişki tabi ki Erdoğan’ın hiç hoşuna gitmeyecek. Erdoğan halkını kaptırdığı zaman ya da halkının daha fazla sempati duyduğu birisiyle mücadele etmek zorunda kaldığı zaman elinde hiçbir şeyi yok. O yüzden Süleyman Soylu’nun bu özerkliği yani istifa etmesi, istifasından sonra oluşan halk tepkisi ve Erdoğan’ın geri adım atmak zorunda kalması Erdoğan için hiç hayra alamet şeyler değil.

“PARTİ İÇİNDEKİ HUSUMETLER ŞEKİL DEĞİŞTİRİYOR”

Bakan Soylu, Erdoğan’a karşı aday, rakip olarak mı çıkmış oldu?

Evet. Biz bugüne kadar Süleyman Soylu ve Berat Albayrak arasındaki bir çatışmadan bahsederdik. Bu doğru olabilir. Fakat enteresan şekilde Süleyman Soylu’nun halk nezdinde popülaritesi ne kadar yüksekse Berat Albayrak’ın o kadar kötü. Berat Albayrak ve arkadaşlarının Tayyip Erdoğan’ın kişisel karizmasının ve kişisel kültünün arkasına sığındığını ve bu savaşı Erdoğan-Soylu savaşına çevirmeye çalıştığını görüyoruz. Soylu’ya karşı Berat Albayrak tek başına kazanamaz. Erdoğan’ın arkasına sığınırsa kazanma şansı olabilir. Dolayısıyla parti içindeki mevcut husumetler şimdi şekil değiştiriyor. Berat Albayrak ve Pelikancılar dediğimiz insanlar Erdoğan’ın arkasına saklanıyor ve Soylu-Erdoğan arasında taraf tuttular. Bundan sonra Soylu’yu Erdoğan’ın bitirmesini savunacaklardır.

İçişleri Bakanı’nın istifası için bir vatandaşın intihar etmeye kalktığını da gördük. Halkın bu desteği bize ne anlatıyor?

Bu çok normal. Son beş yıldır Türkiye’de iktidar olma, hüküm etme pratiği siyaset yapmaktan geçmedi. Daha çok milli güvenlik, militarizm ve milliyetçilik üzerinden gerçekleşti. Dolayısıyla bütün muhaliflerin vatan haini olarak kriminalize edebildiği, siyaset yapmanın önlenebildiği, güvenlik kavramının siyaset üstü bir noktaya taşınabildiği bir beş yıl yaşadık. Devletin özgürlükçü değil güvenlikçi olduğunun vurgulandığı bir dönem oldu. Böylece AK Parti’nin kişisel politikaları milli güvenlik çerçevesi altında meşrulaşmış oldu. Süleyman Soylu, bu dönemin en önemli figürlerinden biri. AK Parti’nin güvenlik çerçevesine uygun politikalar yürüten, bunu da Türk sağ seçmenin jargonuna uygun bir şekilde anlatan yani siyasete dönüştüren kişi oldu Süleyman Soylu. Çok da başarılı oldu. Soylu, siyaset yapmayı bilen de bir insan. Siyaset yapmayı bildiği için toplumun birçok farklı kesimiyle konuşabilmeyi becerebiliyor. Mesela onun ağzından AK Parti’nin ideolojisine dair pek fazla bir şey duyamıyorsunuz. Hep devlet diliyle konuşmaya dikkat ediyor. Aslında devlete duyulan saygıyı kendisine duyulan saygıya dönüştürmeye çalışıyor. Bunda da başarılı oldu. Sağ seçmen aslında AK Parti seçmeni, Süleyman Soylu’ya bir teveccüh gösterdi.

İkinci bir sebepte, AK Parti içerisinde bir huzursuzluk var. Bu partinin bir aile şirketine döndüğü yönünde bir huzursuzluk. İnsanlar siyaset yaparak bir yere gelemiyorlar. Siyasete başladığınız zaman ilçe başkanı, il başkanı, milletvekili, bakan olursunuz. AK Parti’de işler böyle değil. Siyaset yaparak güçlenmenizin yolu çok yok. Şu anda kabine içerisinde siyaset yaparak güçlenmiş çok fazla bir bakan da yok. Bürokrasi kadroları ya da kurumlara yapılan atamalara baktığımızda da parti içinden değil daha çok yakın çevreden yapılan atamalar. Süleyman Soylu ise kendi dişiyle tırnağıyla çabalayarak, siyaset yaparak yükselebilmiş bir politikacıyı temsil ediyor. Birçok insanın aslında AK Parti’nin içine düştüğü mevcut krize karşı duyduğu bir tepkinin de sembolü. Adını koymak gerekiyor; Berat Albayrak ve onun etrafındaki yapılanma Türkiye’de de, parti içinde de bir rahatsızlık yaratıyor. İnsanlar başka bir partiye oy vermiyorlar ama Soylu’yu kendi hislerinin tercümanı olarak görüyorlar ve bu nedenle de destekliyor, oy veriyorlar. Özetle, aynı olay başka bir bakanın başına gelseydi böyle bir şey olmazdı.

Albayrak ile Soylu arasındaki çatışmanın temel nedeni nedir?

Biraz önce söylediğim gibi; Berat Albayrak ve onun kurmaya çalıştığı sistem parti mekanızmasını ve bu çevrenin dışındaki insanları tatmin edemiyor ve çok fazla bir şey vaat edemiyor. Albayrak, sadece belirli çevrelerden gelen, belirli ailelere mensup, belirli okullardan mezun kişilerin sistem içerisinde yükselebildiği bir yapı istiyor. Bu da sadakate dayanıyor. Sadakat, liyakatle alakalı bir şey değil. Liyakat seviyesi düştükçe sadakat artıyor. Birbirine sadık, birbirine bağlı dar bir çevreden ibaret bir yapılanma. Bu yapının içerisine girmek çok zor. AK Parti içinde siyaset yapanlar için de zor. Bir ulaşılmama, erişilmeme durumu var.

Diğer yandan Süleyman Soylu daha erişilebilir, siyaset yapan, hayatın içerisinde, farklı gruplarla konuşan, dar bir çevreye sıkışmayan biri. Kendisini öyle sadakat krizine sokmuyor. Bu nedenle daha şanslı olduğunu düşünüyorum.

Peki, Doğu Perinçek ve Devlet Bahçeli’nin destek mesajları ne ifade ediyor?

Hem Perinçek hem Bahçeli bence istifa sürecinde etkili olmadılar. İstifanın kabul edilmeyeceğini gördükleri anda bir pozisyon aldılar. Kendilerini riske atmadan, Soylu göreve iade edilir edilmez onun yanında durdular. Bu destek biraz önce söylediğim gibi Tayyip Erdoğan için çok riskli. Çünkü bu gruplar yani hem Devlet Bahçeli hem de Doğu Perinçek devlet ağzıyla konuşan, kendilerini öyle görev kişiler. Devletin bir aile şirketine dönmemesi yönünde bir kanaatleri var. Soylu’nun yaşadığı gerilim onların da kendi otonomilerini kurmak için bir fırsat oldu. Perinçek’in buradaki tavrının çok kıymetli olduğunu düşünmüyorum. Ama Devlet Bey önemli bir pozisyon tutuyor. Bundan sonra AK Parti’yi dizginleyecek ya da AK Parti’nin devleti bir aile şirketi gibi yönetmesinin önleyecek bir çıkış oldu bu. İnsanlar Soylu’yu bu yüzden destekliyor. Çünkü Soylu’nun ideolojik bir perspektif, politikası ya da ayrıştığı bir nokta yok. Ayrıştığı tek bir nokta var; Soylu kişisel, keyfi, aile ilişkilerine dayanan bir idare yerine daha sistematik, daha devletçi, daha kurumsal bir noktayı temsil ediyor.

Hükümetin, bir bakanın istifasının görünür nedeni olan korona krizini yönetme performansını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Benim Türkiye’deki veri şeffaflığına ilişkin tecrübelerim hiç iyi değil. O yüzden bir şey diyemem. Gerçek veriye hâkim değilim. Sürecin içinde değilim. Yalan ya da doğru gibi yorumlarda bulunamam. Sadece şunu söyleyebilirim bu krizin sosyal, siyasal ve ekonomik etkileri olacak. Bunu yönetmeye çalışmamız lazım. Ekonomik ya da siyasal etkilerini yönetmekte çok zorlanıyoruz.

“CHP,YEREL YÖNETİMLERİ MUHALEFET HATTI OLARAK KULLANARAK BAŞARILI OLDU”

Korona krizinin karşı, CHP’nin, belediyelerin performansını nasıl değerlendirirsiniz?

CHP’nin genel merkez performansını çok başarılı bulmuyorum. Ancak yerel yönetim performansı çok iyi. Bu krizde yerel yönetimleri bir muhalefet hattı olarak kullandılar. Başarılı da oldu. Fakat genel merkezin daha net, daha krizin yönetim sürecine ilişkin açıklamalar da beklerdim. Bu noktada çok geç kaldıklarını düşünüyorum. Geçtiğimiz haftaya kadar çok anlamlı bir eleştiri duymadım. Halbuki kendi kriz masalarını kurup, sivil toplum örgütleriyle kendi datalarını toplayıp, gerekli ekonomik analizleri yapıp halkı bu açıdan bilgilendiren bir politika üretebilirlerdi. Bunun yerine yerel yönetimlerin icraat performansına bel bağladılar. Mansur Yavaş, Ekrem İmamoğlu, Tunç Soyer ve diğer büyükşehir belediye başkanlarının performansları fena değildi. Öne çıktılar. AK Parti’yi hata yapmaya zorladılar. Bu hata da AK Parti’nin bağış kampanyalarını engellemek ya da belediye faaliyetlerini durdurmak gibi bir politikaya savrulması oldu. Günün sonunda AK Parti bir popülarite kaybına uğradı. Çünkü çalışmak isteyen yerel yönetimleri çalıştırmayan, kendi siyasi ajandası için bu yönetimleri engelleyen bir parti konumuna düştü.

“ALİ BABACN BEKLENTİYİ KARŞILAYAMADI”

AKP’nin içindeki sorunları, parti tabanındaki rahatsızlıkları anlatınız. Bu noktada Babacan beklentileri karşılayabildi mi?

Beklentiyi karşılayamadı. Bir kere çok partiyi çok talihsiz bir zamanda kurdular. Siyaset yapmak için illa bir parti kurmaya ihtiyaç yoktu. Siyaset yapmaya başlayabilirlerdi ve partiyi bu süreçte kurabilirlerdi. Fakat önce partiyi kurup sonra siyaset yapmak gibi bir yol izlediler. Bu sırada Suriye meselesinden tutun da Elazığ depremine kadar birçok şey yaşandı ve biz Babacan’ın sesini duymadık. 

Hâlbuki siyaset konuşarak yapılır, susarak yapılmaz. Kimse parti kurduğu için kimseye oy vermiyor. Bir şeyler söylemeniz gerekiyor. Çok suskun kaldılar. Partinin bir yerel yönetimi gibi alanları da yok. Kriz anlarında kendisini gösterebilecek bir alana da sahip değil. Geriye sadece etkin bir halkla ilişkiler kalıyor. Burada da salgının başlamasının üzerinden 1 ay kadar bir zaman geçti ve insanlar evlerinde. Sosyal medyadan, internetten gündemi takip ediliyor. Bu yeni başlayan siyasi partiler için büyük bir fırsattır. Makalelerle, istatistiklerle, videolarla halka ulaşmak için aslında her şey müsaitti. Yeni medyanın sunduğu imkânlardan faydalanarak kendilerini anlatması gerekirdi. Maalesef bunu göremedik.

Bundan sonrası için bir şansı olur mu?

Tabii ki. Çünkü virüsten sonra biz ekonomiyi konuşmaya başlayacağız. Ekonomi konuşulmaya başlanınca Babacan’ın adı yeniden gündeme gelecek. Ümit ediyorum ki o dönemki tartışmalar içerisinde daha aktif olurlar.

Birçok krizle karşı karşıya kalan bir toplumda konu sadece ekonomi olunca Babacan’ı görmek bir karşılık yaratır mı?

Talep yükselirse mutlaka bir karşılık bulur. Babacan’ın çok büyük oy alabileceği ya da tek başına iktidar olabileceği bir durum yok ortada. Şu an asıl amaç partiyi ayakta tutmak ve yavaş yavaş büyütmek. İnsanların beklediği hızlı büyüme olmayacak. Çalışmaları lazım. Çalışmadan politika yapılmıyor. Ekonomi gündeme geldiğinde de benzer bir suskunlukla hareket ederlerse, kimsenin okumadığı uzun metinler ortaya koyarlarsa hiçbir şansları olmaz.

“DAVUTOĞLU SİYASET YAPIYOR AMAN AK PARTİ’YE ESASTAN İTİRAZ ETMİYOR”

Peki, Ahmet Davutoğlu nasıl bir performans sergiliyor? Birkaç gün önce hükümeti oldukça sert ve içeriden eleştiren ifadeleri oldu. 

Onun siyaset yaptığını düşünüyorum. İnsanlar Davutoğlu’nun kriz anında siyaset yapma performansına biraz direnecekler. Çünkü Davutoğlu da kriz dönemlerinde başbakanlık yaptı. O dönemin hatıraları canlı. O yüzden Davutoğlu’nun söylediklerini anlamlı buluyorum. Fakat yine de AK Parti hikâyesine esastan itiraz eden bir siyaset geliştirebildiğini düşünmüyorum. Konuyu esastan ele almadığınız da mızmızlıktan öteye gitmiyor. Sağ seçmen bu mızmızlanmaları dinlemiyor. O yüzden Davutoğlu’nun eleştirileri kıymetli ve istikrarlı bir şekilde devam ederse partisini büyütebileceğini düşünüyorum ama daha esaslı eleştirilerle, kadrosundaki daha farklı isimleri öne çıkartarak ilerlemesi gerekir.

Sağ seçmen mızmızlanmayı istemiyor, dinlemiyor. Ne istiyor?

Sağ seçmen birkaç parçalı şu anda. AK Parti’ye oy verenler mevcut yapının daha eli yüzü düzgün bir şekilde devam etmesini istiyor. Otoriterlikten rahatsız değil. Bunun yanında ekonominin de iyi gitmesini istiyor. Bunlar bir arada olmuyor. Hem milliyetçilik, hem güvenlik, hem çok para kazanmak söz konusu değil. Ya da hem otoriterleşip hem de devlet krizlerinden muaf olmak mümkün değil. Bunun farkına varmaları gerekiyor. Bu nedenlerden dolayı sağ seçmen aslında bir kriz içerisinde. Çok fazla devletten bahsediyorlar ama devletin o kadar profesyonel olmadığı, başarısız olduğu anlarda şok oluyorlar. Keyfi ve kişisel idarelerde devlet lafı ağızdan düşmez ama ortada olan şey devletten başka her şeye benzer. O yüzden sağ seçmenin idealindeki durum şu anki mevcut idarenin vaat edebileceği bir şey değil. Yavaş yavaş onlarda bu sıkıntıları iktisadi olarak yaşıyorlar. Parti içindeki keyfi, kişisel yönetim sorgulanır hale geliyor. Parti yapısının kuvvetli olduğu, halkın politikacılara ulaşabildiği, politikacıların aktif siyaset yaptığı bir durum istiyorlar. 

Sağ seçmen ideolojik bir kayma, bir pradigma, bir söylem değişikliği istemiyor. Sadece daha ulaşılabilir, daha erişilebilir bir parti yapısı ve daha tahmin edilebilir bir devlet yapısı istiyor. O yüzden Davutoğlu, Babacan, Akşener, Karamollaoğlu gibi muhalif sağ partilerin, sağ seçmenin küçük bir azınlığının taleplerini temsil ettiğini görüyoruz.

“AK PARTİ’DE BİR LİDER DEĞİŞİKLİĞİ İHTİMALİ BELİRDİ”

Son soru biraz kristal küre sorusu gibi olacak ama bundan sonrasını sormadan da olmuyor. Siz yakın  özellikle bu korona krizi devamında Siyaset gündeminde neler olabilir, ne bekliyorsunuz?

Siyaset sahnesi canlandı. AK Parti içinde şu anda siyaset yapılıyor. Bu çok önemli bir şey. Şunu da söyleyeyim; hakikatten AK Parti’de bir lider değişikliğinin olabilme ihtimali ilk kez belirdi. Çünkü Tayyip Erdoğan’ın kurumları yok, sahip olduğu tek şey halkla arasında kurduğu duygusal ilişki. Bu ilişkiye göz koyan başka bir lider var ve görülüyor ki ilk raundu kazandı. Dolayısıyal o ilişki Tayyip Erdoğan’dan Süleyman Soylu’ya kaydığı anda AK Parti’de ciddi bir sarsıntı olur. Bu hemen ortaya çıkmaz. Bence Süleyman Soylu’nun tercihi büyük bir savaş başlatmak değil. Fakat Erdoğan’ın çevresinde savaşmayı çok seven, savaşmayı fırsat olarak gören, kendi sadakatini ispatlamak için fırsat olarak gören çok fazla gazeteci var. Bunlar muhtemelen bu karşıtlığı derinleştirecekler. Bunun dışında ekonomik sorunlar AK Parti’nin popüliterisini azaltacaktır. Bu nedenle önümüzdeki süreçte çok da müreffeh bir dönem görmüyorum.

[Kronos.News] 16.4.2020

Bakanlık virüslü mahkumları evlerine gönderecek

Tüm dünyada ülkeler cezaevlerindeki mahkumları tahliye ederken Türkiye ise hasta tutukluları evlerine göndermeye başlayacak. Tedavi için gittikleri hastaneden virüs kapan tutuklular, 31 Mayıs’a kadar evlerine gönderilecek.

BOLD – Açık ceza infaz kurumlarındaki 17 hükümlüde koronavirüse rastlandı. Tedavi için gittikleri hastanede virüs kaptıkları belirlenen tutuklulardan üçü hayatını kaybederken diğerlerinin tedavisi ise sürüyor. Bakanlık koronavirüslü mahkumları evlerine göndermeye hazırlanıyor.

HASTANEDE DOKTORLARDAN BULAŞMIŞ

Edinilen bilgilere göre koronavirüs, mahkûmlara hastanede temas ettikleri noktalardan veya muayene oldukları doktordan bulaştı. Daha sonra Sağlık Bakanlığı yetkililerinin de devreye girmesiyle, koronavirüs testi pozitif çıkan hükümlülerin, temas ettiği belirlenen diğer mahkûmların da karantina altına alındığı öğrenildi.

31 MAYIS’A KADAR EVLERİNE GÖNDERİLECEKLER

Açık cezaevindeki koronavirüs hastaları, İl Sağlık Müdürlüklerine teslim edildi. Bu kişilerin tedavisi ve karantina süresi bittikten sonra cezaevine geri gönderilmeyecek. Mahkûmlar, eğer tahliye hükümlerinden faydalanabiliyorsa tahliye edilecek, faydalanamıyorsa 31 Mayıs’a kadar izinli olarak evine gönderilecek.

[BoldMedya] 16.4.2020

Bütçede açık katlanarak artıyor

Mart ayında bütçe giderleri geçen yılın ayı ayına göre yüzde 15.6 artarak 91.2 milyar TL, gelirler yüzde 12.7 düşerek 47.4 milyar TL oldu. Geçen yıl Mart ayında 24.4 milyar lira olan bütçe açığı yaklaşık iki kat artarak 43.7 milyar TL’ye çıktı.

BOLD – Koronavirüs salgınının Türkiye’yi etkilemeye başladığı mart ayına ilişkin bütçe sonuçları, önümüzdeki aylarda yaşanacak ve büyüyecek sorunları dikkat çekici şekilde ortaya koydu. Ocak ayında Merkez Bankası’ndan yapılan 40.5 milyar liralık aktarmaya karşın mart ayında bütçe, yüzde 78.6 artışla 43.7 milyar lira açık verdi.

GELİRLER DÜŞTÜ, GİDERLER ARTTI

Cumhuriyet’ten Mustafa Çakır’ın haberine göre Martta, geçen yılın aynı ayına göre bütçe giderleri yüzde 15.6 artarak 91.2 milyar TL, gelirler yüzde 12.7 düşerek 47.4 milyar TL oldu. 2019 Mart ayında 24.4 milyar lira olan bütçe açığı bu yıl 43.7 milyar TL’ye çıktı. Faiz dışı bütçe giderleri yüzde 18.3 artarak 79.8 milyar TL ve faiz dışı açık ise 13.1 milyar TL’den 32.4 milyar TL’ye yükseldi.

GİDERLERİN DÖRTTE BİRİ PERSONEL MAAŞLARI

Bütçe giderleri içerisindeki en büyük payı yüzde 43.3 ile cari transferler aldı. İkinci sırada yüzde 26 ile personel giderleri geldi. Yine martta vergi gelirleri yüzde 10.1 azalarak 36.9 milyar TL oldu. Vergi gelirlerinin bütçe tahminine göre gerçekleşme oranı 2019 Martı’nda yüzde 5.4 iken bu yıl yüzde 4.7 oldu. Vergi gelirleri içerisinde en büyük payı yüzde 36.2 ile ÖTV aldı.

6 MİLYAR LİRALIK GÖREV ZARARI

Martta 11.3 milyar TL olan faiz giderleri, ilk üç ayda 38.2 milyar liraya ulaştı. Cari transfer harcamaları martta 39.6 milyar lira, üç ayda 122.8 milyar lira oldu. Görev zararları kapsamında SGK’ye martta 5.9 milyar lira aktarıldı. Üç aylık aktarım 16.6 milyar TL. Ayrıca SGK’ye, martta 7.3 milyar lira, üç ayda 28.5 milyar lira Hazine yardımı yapıldı. Hane halkına yapılan transferler martta 7.4 milyar lira, üç ayda 21.7 milyar liraya ulaştı. “Diğer” kaleminden yapılan sosyal amaçlı transferler ise martta 1.8 milyar lira oldu.

[BoldMedya] 16.4.2020

Halktan 10’ar lira istenirken milyarlar yandaşlara aktarılmış

Koronavirüsle mücadele kapsamında vatandaşlardan 10’ar lira bağış talep eden, vatandaşın elektrik, su, doğal gaz faturalarını dahi ötelemeyen AKP hükumetinin müteahhitlere milyarlar aktardığı ortaya çıktı.

BOLD – Vatandaş, ülkeyi saran salgın koşullarında ayakta kalma mücadelesi verirken bütçenin kara deliklerine yapılan harcamalar hız kesmiyor. Geçen ay, örtülü ödenekten 222 milyon lira, hizmet alımına 2 milyar TL harcama yapılırken müteahhitlere 2,5 milyar TL aktarıldı.

GİZLİ ÖDENEKTEN 222 MİLYON LİRA HARCANDI

BirGün’den Nurcan Gökdemir’in haberine göre Maliye ve Hazine Bakanlığı Mart ayı bütçe harcama rakamlarını açıkladı. Buna göre mart ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 15,6 artışla 78 milyar 846 milyon lira harcama yapıldı. AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kullandığı gizli hizmet ödeneğinden Mart ayında 222 milyon liralık harcama yapıldı. Ocak ayındaki 220 milyon, Şubat ayındaki 121 milyon liralık harcama ile üç ayda yapılan harcama 565 milyon lira oldu.

KARANTİNA İÇİN HİÇ HARCAMA YAPILMADI

Ülkede karantina koşullarının hakim olduğu Mart ayında karantina için hiç harcama yapılmadı. Tedavi ve cenaze giderleri 50 milyon lira olarak gerçekleşti. Yıla 3.6 milyar TL’lik aylık harcama ile başlayan mal ve hizmet alım giderleri geçen ay 5.8 milyar TL’ye ulaştı. 1.3 milyar TL’si müşavir firma ve kişilere olmak üzere hizmet alımına 2.5 milyar TL harcandı. Ocak ayında 3 milyon lira olan temsil ve tanıtma giderleri de 8.7 milyon liraya çıktı.

TAŞIT ALIMLARINA 120 MİLYON LİRA HARCANDI

Bütçeden halka yapılan transferler olağan seyrini sürdürdü. Ocak ayında 6.7 milyar TL, şubat ayında 7.5 milyar lira olan transferler Mart ayında 7.4 milyar TL’ye geriledi. Bu kalemden yapılan en büyük harcama 4.2 milyar TL ile tarımsal amaçlı transferler oldu. Ocak ayında 43 milyon TL olan taşıt alım harcamaları Mart ayında 120 milyon liraya çıktı. 119 milyon lirası ile demiryolu taşıtı alındı.

MÜTEAHHİTLERE 2 MİLYAR LİRA ÖDENDİ

Müteahhitlere yapılan harcamalar bu ayda da hız kesmedi. Ocak ayında 1.6 milyar TL, Şubat’ta 716 milyon lira olan müteahhit harcamaları, Mart ayında rekor bir düzeye ulaştı. Mart ayındaki 2 milyarlık müteahhit ödemesi ile ilk üç aydaki toplam ödeme tutarı 4.4 milyar TL oldu.

[BoldMedya] 16.4.2020

Gezi katillerinden Tosuncuk’a, madencilerin faillerinden Çorlu’ya kadar herkese af!

Yüz binlerce vatandaşı 1.5 milyar lira dolandırarak yurt dışına kaçan Çiftlikbank’ın kurucusu ‘Tosuncuk’ lakaplı Mehmet Aydın, daha yakalanmadan cezasında indirim aldı.

BOLD – Siyasi tutuklular ve gazetecileri kapsamadığı gerekçesiyle çokça eleştirilen yeni İnfaz Yasası, Resmi Gazete’de yayınlandı. Tahliyeler dün tamamlandı. Organize suç örgütlerini de kapsayan düzenleme ile mafya lideri Alaattin Çakıcı da dün Sincan Cezaevinden tahliye edildi. Sözcü gazetesinden Asuman Aranca’nın haberine göre, Kürşat Yılmaz gibi bir çok çete lideri de, düzenleme ile indirim uygulanan infaz süresinin tamamlanmasını bekliyor.

TOSUNCUK’A YAKALANMADAN İNDİRİM

Yeni düzenleme yüz binlerce mağduru bulunan Çiftlikbank davası sanıklarını da kapsıyor. Bilindiği üzere, 1 buçuk milyar lira ile yurtdışına kaçan Mehmet Aydın, dernekleşen mağdurlar tarafından dünyanın her yerinde aranıyor. Firari olan Aydın, Türkiye’de yargılanıp mahkum olduğu taktirde alacağı cezanın yarısı düşecek.

BERKİN’İN FAİLLERİNİ DE KAPSAYACAK

Öte yandan, yeni düzenleme kamu vicdanını yaralayan olayların faillerine de yaradı. Düzenleme ile Gezi olaylarında hayatını kaybeden Ali İsmail Korkmaz, Berkin Elvan, Abdullah Cömert’in davalarından mahkum olan sanık polisleri de kapsayacak.

SOMA FACİASI VE ÇORLU TREN KAZASI

Soma’da 301 madenci, Ermenek’de 18 madenci, Çorlu tren kazasında 7’si çocuk, 25 kişi, yüksek hızlı tren kazasında 9 kişi hayatını kaybetti. Aladağ yurt yangınında 10’u öğrenci, 12 kişi vefat etti. Bu davaların hükümlüleri de kapsama girecek.

DÜZENLEME DEĞİL AF

Eski Başbakanlardan Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu da, yasanın bir düzenle değil, toplusal mutabakat sağlanmamış ‘AKP ve MHP Affı’ olarak nitelemişti.

[BoldMedya] 16.4.2020

Ölüm orucundaki Mustafa Koçak artık yürüyemiyor

İşkence altında alınan daha sonra geri çekilen ifadelerle müebbet hapse çarptırılan Mustafa Koçak’ın ölüm orucu sürüyor. Koçak yatağa bağımlı hale geldi.

BOLD – İstanbul Adliyesi’nde görev yapan Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz’ın 31 Mart 2015’te makam odasında öldürülmesine ilişkin yargılanan Mustafa Koçak, geçtiğimiz yıl ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı.

Koçak, söz konusu ceza sonrası; adil ve bağımsız mahkemelerde yargılanma ve işkencecilerin yargılanması talebiyle açlık grevine başlamıştı. Eylemini 93’üncü gününde ölüm orucuna çeviren Koçak’a eyleminin 255’inci günündeyken zorla müdahale edildi. 12 Mart’ta Kırıklar 1 Nolu F Tipi Cezaevi’ne götürülen Koçak, eylemine burada devam ediyor.

AİLESİ DE AÇLIK GREVİNE BAŞLADI

Koçak’ın kız kardeşi Mine Koçak, Mahir Kılıç ve Sinan Yanbal ile birlikte bir haftalık açlık grevine başladı. Her iki çocukları da açlık grevinde olan aile, adalet taleplerini bir kez daha yineledi.

BABA CEZAEVİ ÖNÜNDE BEKLİYOR

Koçak ile görüşme yapabilmek için 32 gündür Kırıklar 1 Nolu F Tipi Cezaevi önünde beklediklerini ifade eden baba Hasan Koçak, oğluyla geçen pazar telefonla konuştuklarını söyledi. Koçak, oğlunun kendisine artık yürüyemez duruma geldiğini belirterek, “Oğlum artık gezmeyi unuttuğunu, ayaklarının şiştiğini eskiden 40 numara terlik ve ayakkabı giydiğini şimdi ise 46 numara giydiğini söyledi. Dişlerinin sallandığını ağrılarının ise giderek şiddetlendiğini belirtti. Biz ailesi olarak endişeliyiz. Çünkü hiçbir şekilde avukatlarıyla görüştürülmüyor ne telefonla nede kapalı görüşe izin verilmiyor. Cezaevi yetkilileri onu hastaneye götürmek istiyorlar ama Mustafa avukatı olmadan hastaneye gitmeyi reddediyor” dedi.

SADAKA DEĞİL ADALET İSTİYORUZ

Cezaevinde yaşan duruma itiraz etiklerini dile getiren baba Koçak, cezaevi yönetiminin ve savcının sorumluluktan kaçındığını ifade etti. Oğlunun yaşamak istediği ve bunun mücadelesini verdiğini aktaran Koçak, “Mustafa’ya sahip çıkın. Sadece bir itirafçının lafıyla Mustafa ölüme terk ediliyor. Biz de cezaevi önünde bekleyerek onun yanında olduğumuzu hissetmesine yardımcı oluyoruz. Biz kimseden sadakada istemiyoruz. Eğer adalet varsa tekrar yargılansın tekrar tarafsız bir adalet istiyoruz. Adalet Bakanı, İçişleri Bakanı’nın çocuğu olsaydı bir gecede yasa çıkarırlardı. Benim oğlumun tek bir talebi var ve o da yeniden yargılanmak ama bunu anlayan yok” ifadelerini kullandı.

KENDİ EVLATLARININ YÜZÜNE NASIL BAKIYORLAR

Açlık grevinde bulunan ve yaklaşık iki hafta önce yaşamını yitiren Gurup Yorum üyesi Helin Bölek’in ölümünün kendisini derinden etkilediğini vurgulayan anne Zeynep Koçak ise “Her şeyin bu duruma gelmesindeki neden sahipsizliktir. Çünkü kimse ne Mustafa’ya ne Helin’e ne de İbrahim’e sahip çıkıyor. Bizim elimizi kolumuzu bağlamışlar. Şakran Cezaevi müdürleri ve doktorları 5 gün boyunca oğluma işkence yaptı. Gece evlerine gittiklerinde çocuklarının yüzlerine nasıl baktılar. Benim evladım o acıyı çekerken bağırıp ağladığı zaman nasıl gittiler evlatlarının yanına ben oğlumun acısını unutamadım. Benim oğlum hiçbir şeye aç değil ama adalete açtır” dedi.

[BoldMedya] 16.4.2020

Türkiye uluslararası tanı kodlarını kullanmıyor

Sağlık Bakanı Türkiye’de vaka sayısının düşüşe geçtiğini söyledi ancak TBB’ye göre Türkiye uluslararası tanı kodlarını kullanmaktan kaçınıyor. TBB nedenini sorguladı

BOLD – Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, vaka artış hızının düşüşe geçtiğini söyledi. Ancak Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) Türkiye’ye ilişkin son açıklamasına göre yeni vakalar hâlâ artıyor. Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Sinan Adıyaman, Bakan Koca’nın açıklamasının ardından basın toplantısı gerçekleştirdi.

TTB Başkanı Adıyaman, salgın sürecinde yaşananları değerlendirdi ve Sağlık Bakanlığı’na 21 soru yöneltti. Adıyaman, “Covid-19 gibi hızla yayılan bir hastalıkta, hem olguların en kısa sürede saptanıp tedavi edilmesi hem de salgının yayılmasının önlenmesi için çok sayıda merkezin ivedi olarak yetkilendirilmesinin önemini vurgulamıştık. Ne yazık ki Sağlık Bakanlığı bu önerimizi gecikerek yerine getirebildi, bu gecikme sırasında olguların saptanmasında ve temaslıların incelenmesinde geç kalındı” dedi.

TBB’NİN SORULARI

Sağlık Bakanlığı’nı TTB’nin sorularına yanıt vermeye çağıran Adıyaman, “Toplumun pandeminin ülkemizdeki yaygınlığı, bölgesel dağılımı, hasta ve ölüm sayıları hakkında yeterince bilgilendirilmemesi, meydanı paniğe sevkeden yanlış ve yanıltıcı haberlere bırakmaktadır, diye seslenmiş ve tekrarlayacağımız soruların yanıtlanmasını istemiştik. Aradan 23 gün geçmesine rağmen sorularımıza yanıt aldığımızı söyleyemeyiz” diye konuştu.

“Şubat ayının başında filyasyon ekiplerinin kurulması ve eğitilmesi gerekiyordu” diyen Adıyaman, şu 21 soruya yanıt aradı:

►Tanısı doğrulanmış olguların ikamet ettikleri il ve ilçelere göre, yaş ve cinsiyete göre dağılımları nasıl?

►Tanısı doğrulanmış olguların yurt dışı temas öyküsü ülkelere göre nasıl bir dağılım göstermekte?

►Bugün itibarıyla ülkemizde kaç ilde ve kaç merkezde test yapılmakta? Tanı merkezlerine ulaşan örnek sayıları ile test sonuçları neden herbir merkez tarafından yapılmamakta?

►Bugüne kadar her bir tanı testinden toplam kaç adet yapıldı? Bugünden itibaren yurt çapında günde kaç test yapılması planlanmakta?

►Günlere göre her bir tarama testi tipi için pozitif sonuçlanan test sayısı kaç? İlk testi negatif olup ikinci kez test yapılanlarda pozitiflik oranı ne?

►Kaç tip tanı testi kullanılmakta? Kullanılan testlerin geçerlilik özellikleri nasıl?

►Hastalardan örnek alınması ile test sonuçlarının sağlık kurumlarına, ilgili hekimlere ve hastalara bildirilmesi arasındaki süre kaç gün?

►Tanısı doğrulanmış olgulardaki bulguların dağılımı nasıl?

►Tanısı doğrulanmış olgulardaki akciğer grafisi ve bilgisayarlı tomografi bulguları neler?

►Tanısı doğrulanmamış olguların ne kadarına akciğer grafisi ve/veya bilgisayarlı tomografi yapıldı?

►Pozitif görüntüleme bulguları ile tanının doğrulanması arasında ne kadar süre var?

►Bugün itibarıyla illere göre tanısı doğrulanmış ya da olası/kuşkulu Covid-19 hasta yatırılan hastane sayısı kaç?

►Tanısı doğrulanmış olgularda bugüne kadar hangi ilaçlar kullanıldı?

►Tedavide kullanılması olası ilaçların yurt çapında miktarı ve illere göre sayısı ne?

►Bakanlığınızın öngördüğü hasta sayısı ve ihtiyaca göre bu ilaçların mevcut stokları yeterli mi?

►Yurt çapında illere göre yoğun bakım ünitelerindeki yatak ve ventilatör sayısı ne?

►Tanısı doğrulanmış kaç sağlık çalışanı bulunmakta?

►Bugüne kadar kaç sağlık çalışanına test yapıldı?

►Kişisel koruyucu malzeme stoğumuz ve üretim kapasitemiz öngördüğünüz ihtiyacı karşılayabilecek düzeyde mi?

►Ülkemizde Mart ayının ilk haftalarından bu yana Temel Üreme Katsayısı olarak bilinen R0 değeri ve bu değerdeki değişim ne?

Sağlık Bakanlığı neden DSÖ tarafından Covid-19 hastalığı için önerilen uluslararası tanı kodlarını kullanmamakta? Aksi takdirde, Dünya Sağlık Örgütü’nün klinik-epidemiyolojik tanı ve kuşkulu/olası vakalar için önerdiği “COVID-19 virüs tanımlanmamış” tanı kodunu kullanmadığımız sürece COVID-19 vakalarının gerçek boyutlarını öğrenmemiz ve geçerli bir uluslararası karşılaştırma yapmamız mümkün olamayacak.

[BoldMedya] 16.4.2020

Öyle bir fedakârlık gerekiyor ki… [Safvet Senih]

Merhum Ali Ulvî Kurucu  Ağabeyimiz hatıralarında diyor ki:

“Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’nin  ruh deryamı heyecana ve galeyana getiren sözlerinden birisi de şudur: Bir gün Müslümanların garipliğinde, öz yurtlarında bile gurbette gibi olduklarından bahsedilirken, Mustafa Sabri Bey, şu mühim cümleleri sarf etmişti: ‘Çocukları, garip, öksüz, kimsesiz kalan davamız, bugün öyle FEDÂİLER ister ki, dava uğrunda, yalnız dünyadaki rahatından değil, âhiretinden de fedâkârlık etmeye hazır olacak! ”

“Tarih 1944… Mustafa  Sabri Efendiden bu sözü duyunca biz şaşırdık, kaldık. Bugün moda olan tabirle, şoke olduk… Tabii bu dinen tehlikeli bir sözdü. Bizler o sırada henüz işin başındayız, talebeyiz. Böyle bir şey bizim aklımızın ucundan bile geçmez.

“Biz bunu Şeyhülislam Sabri Efendi mutasavvufların, sekir (manevî sarhoşluk) halinde vecd (kendinden geçmiş halde) içinde, iman heyecanıyla kendilerinden geçtikleri zaman söyledikleri sözler gibi, sarfetti diye düşündük. Üzerinde durmadık.

“Ben Sabri Efendiden duyduğum bu sözü, uzun müddet, başka kimseye söyleyemedim. Tâ ki, Bediüzzaman merhumun da aynı şeyleri söylediğini duyuncaya kadar…

“Üstad Bediüzzaman’ın talebelerinden Tâhirî vardır. Bu Tâhirî Ağabey, Üstad rahmetli olduktan sonra Medine-i Münevvere’ye gelmişti. O anlattı: ‘Birgün Aşir Efendi Caddesinde gidiyordum. Nazif Çelebi’yi gördüm. Bana: -Tâhirî Ağabey, hacı götürüyordum. Beş tane kontenjanım var. Hazırlan seni de götüreyim. Dedi. – Nazif Bey, Üstad’a danışmadan ben bir karar veremem. Bir danışayım. Dedim. – Sana üç gün müsâde. Haber ver. Gidemeyeceksen, yerine başkasını alalım…’

“Koştum, Üstadın yanına vardım. Meseleyi arz ettim. İlk sözü  şu oldu: ‘Tâhirî, şeytan bazen de sağdan gelir… Sana hac farz oldu mu?’ – Yok efendim, neyim var ki?’

“Hac farz olmadıysa, seyahate mi çıkacaksın? Gidiş dönüş sana kaç güne mal olacak. İman hakikatlarını yazıyorsun.  Sizler yazınca dağılıyor. İnsanlar, bu hakikatlere muhtaç… Niçin kendini düşünüyor da, Müslüman mahrum kardeşini düşünmüyorsun? Yahu Cennete yalnız mı gireceksin, başkaları da girsin, onlara vesile ol… Şimdi hac, senin için bir nâfile, nimet hakikatlerini tebliğ etmek ise farz! Niçin işin hafifine kaçıyorsun? Bir kaç Risale daha yazarsın, belki birkaç Müslüman daha kurtarırsın. Bir milletin imanı gidiyor, millet Cehenneme gidiyor. Sen Cennette kendine yer hazırlıyorsun. Cennete hep sen mi gideceksin? Bırak başkaları da girsin…”

“Üstad böyle deyince, yollarım kapandı. Nazif Çelebi Beye  koşup gidemeyeceğimi haber verdim.
“Tâhirî Ağabey işte bunları anlatmıştı. Merhum Bediüzzaman’ın iman davasına hizmet için uhrevî sevaplardan, derecelerden vaz geçtiğini gösteriyordu.

“Mustafa Sabri Efendi, o sözünden sonra şöyle devam etmişti: ‘Çocuklar, bu söz tuhafınıza gitti ki, hiçbirinizden cevap çıkmadı. Ahiret nasıl fedâ edilirmiş diye şaşırdınız. Haklısınız.  Fakat bakınız, dâvâ heyecanı insana neler yaptırıyor. Sahâbe-i Kiram’dan Hanzale  Hazretleri, henüz evlenmiş ve gerdeğe girmişti ki, münâdilerin ve dellallerin şöyle seslendiklerini işitti:

-Resulullah sefer için hareket etmiştir. Allah’ı ve Resulullah’ı seven, eli kılıç tutan herkes çağrılıyor. Derhal Resulullah’a katılsın!’

“Hanzale Hazretleri hemen elbiselerini giymiş. Hanımı atılmış: ‘Ne yapıyorsun? Gusletmedin, böyle gidilir mi?’ demiş. O da ‘Ben yıkanıp çıkıncaya kadar Resulullah gitmiş olur!’

“Efendimizin (S.A.S.) emrine uymakta beş on dakika gecikmeyi fazla bulan sahabe imanını gör ki: Davasının uğrunda âhiretinden fedâ edip gidiyor… Ama işin sonuna bakın: Yapılan savaşta Hanzale Hazretleri şehid oluyor. Efendimiz (S.A.S.) sefer dönüşünde durumu sorduruyor. Şehid hanımı diyor ki: “Hanzale, münadinin çağırdığını duyar duymaz, ‘Resulullah gider de, ben geri kalırım’ deyip bu korkuyla yıkanamadan acele giyindi gitti.” Bunu Resulullah (S.A.S.) öğrenince, şöyle buyurdu: ‘Şimdi işin sırrını anladım. Şehidler yıkanmadan gömülür. Fakat baktım ve gördüm ki, yüce âlemlerden gelen bir melek cemaati, Hanzale’nin cesedini yıkayıp gaslediyorlardı. Demek bunun içinmiş.”

Evet, Hizmet-i İmaniye ve Kur’aniye için, işte böyle dünyevî ve uhrevî bütün her şeyden fedakârlık edecek  FEDÂΠ RUHLARA   İHTİYAÇ  var…

[Safvet Senih] 16.4.2020 [Samanyolu Haber]