AST, KHK’lı Öğretmen Görmez’in sesini duyurmak için kampanya başlattı

15 Temmuz sonrası yaşadığı mağduriyeti dile getiren KHK’lı Fatma Görmez’e Advocates of Silenced Turkey (AST) sivil toplum kuruluşundan destek geldi. AST, 15 Temmuz sonrası yaşanan insan hakları ihlallerinin ölümün kıyısına sürüklediği Fatma Görmez için kampanya başlattı.

BOLD-15 Temmuz 2016’dan sonra ilan edilen Olağan Üstü Hal (OHAL) kapsamında çıkartılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile mesleklerinden ihraç edilen yüz binlerce kişi, insan hakları ihlalleri ile maruz kaldı.

Sosyal medyada yayınlanan bir video ile vicdanlara seslenen Sınıf Öğretmeni Fatma Görmez, 15 Temmuz sonrası çıkarılan KHK’larla çok sevdiği öğretmenlik mesleğinden uzaklaştırıldı. Sağlık sorunlarıyla mücadele eden Görmez, eşi Bekir Görmez’in bir tweet yüzünden tutuklanması sonucu tek başına kaldı.

Fatma Görmez, Yaşadığı sıkıntılar sebebiyle rahatsızlanan 14 yaşındaki oğlu uzun ve zorlu bir tedavi sürecinin ardından hayatını kaybetti. Bu sırada yaptığı tüm çağrılara rağmen eşinin oğlunu son kez görmesine izin verilmedi. Anne Görmez de çektiği sıkıntılar neticesinde önce böbreğini ve işitme duyusunu kaybetti, ardından kalp sağlığı sıkıntıya girdi.

Arka arkaya geçirdiği iki ameliyatın ardından 29 kiloya kadar düşen Görmez’in tek isteği eşinin tutuksuz yargılanması. Hayatına bir hastane odasında devam eden anne Görmez, eşinin kendisi ve 14 yaşındaki kızı ile ilgilenebilmesi için serbest kalmasını talep ediyor.

Advocates of Silenced Turkey (AST), Görmez’in bu talebine destek vermek için bir kampanya başlattı.  AST, adım adım ölüme sürüklenen Fatma Görmez’in eşi Bekir Görmez’in bir an önce serbest bırakılması için çağrı yapıyor. Aynı zamanda sosyal medyada üzerinden  #FreeBekirGormez #DoNotLetFatmaGormezDie #BekirGörmezTahliyeEdilsin #FatmaGörmezÖlmesin hastagleri ile kampanyayı yürütüyor.

AST, tüm insan hakları savunucularını, 29 kiloya kadar düşen Fatma Görmez’in dramının son bulması için düzenlenen kampanyaya @silencedturkey adlı twitter hesabından ve kurumun www.silencedturkey.org adlı internet sitesinden destek vermeye çağırıyor.

İnsan hakları ihlallerinin duyurulması amacıyla kurulan “Advocates of Silenced Turkey (AST)” kurumun sözcüsü ve Kadın Hakları Çalışmaları Direktörü Hafsa Yıldız, kurumun amaçları ve faaliyetlerini anlatıyor.


[BoldMedya.Com] 21.7.2019

Hakimden üç çocuk annesine: Çocuklarını cezaevinde büyüt! [Sevinç Özarslan]

Uşak’ta Türkiye’de halkın yargıya neden güvenmediğini ortaya koyan bir olay yaşandı. Zeynep Öztan hakkında, bir mahkeme çocukları için ev hapsi verirken diğer mahkeme “Çocuklarını cezaevinde büyüt” diyerek tutukladı.

BOLD ÖZEL – Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, CHP Antalya Milletvekili Cahit Arı’nın yargıya duyulan güvenin yüzde 20 dolaylarında olduğu sözlerine bugün “Halkın güveni yüzde 20 değil yüzde 38” cevabını verdi.

Oktay’ın bu cevabına yargı mağduru birçok insan tepki gösterdi, yargıya güvenlerinin ‘sıfır noktası’nda olduğunu söyledi. 15 Temmuz’dan sonra mahkemelerdeki uygulamalar, kararlar da bunun kanıtı.

16 aydır Balıkesir Kepsüt Cezaevinde tutuklu bulunan Zeynep Öztan’ın (33) yargılanma süreci hukuk garabatine dönmüş durumda. Bir mahkeme kendisini serbest bırakırken, ertesi gün diğer mahkeme bir telefonla kararı tam tersi yönde değiştirebildi.

Zeynep Öztan’ı Balıkesir’deki hakim üç küçük çocuğu bulunduğu için ev hapsi vererek serbest bıraktı, bir gün sonra Uşak hakimi devreye girerek Öztan’ı tekrar tutuklattı. En küçüğü o zaman 7 aylık olan, 3 çocuk annesi kadına hakim bey bir de “Çocuklarını mahkemede büyüt sen!” dedi.

Öztan, bu karardan sonra bir türlü kendini savunamadı. Hangi mahkemede yargılanacağına karar verilemediği için bir buçuk sene bekletildikten sonra 18 Temmuz 2019’da Uşak’ta ilk duruşmaya çıktı ve tanıklar dinlendikten sonra mahkemesi 5 Eylül 2019’a ertelendi.

5 TEMMUZ’DA 40 GÜNLÜK LOHUSAYDI


Uşak Üniversitesi Kamu Yönetiminden mezun olduktan sonra Uşak’ta 8 sene özel bir yurtta müdürlük yapan Öztan ve memur olan eşi Tahir Öztan hakkında, 15 Temmuz’dan sonra Cemaat soruşturmaları kapsamında yakalama kararı çıkarıldı.

15 Temmuz olduğunda 40 günlük lohusa olan Zeynep Öztan, ikinci çocuğunu dünyaya getirmişti. Hem görev yaptığı yurt 15 Temmuz’dan önce kapatıldığı için, hem de hamilelik nedeniyle çalışmıyor, çocuklarıyla ilgileniyordu. İşsiz kalınca Uşak’tan ayrılıp Balıkesir’e taşındılar.

Üçüncü çocukları Mustafa Nadir (2) ise Balıkesir’de dünyaya geldi. Öztan çifti, 28 Mart 2019’da Balıkesir’deki evlerinde gözaltına alındığında Mustafa Nadir 7 aylıktı. 10 gün nezarethanede kalan Zeynep Öztan’ı, Balıkesir hakimi çocukları çok küçük olduğu için ev hapsi vererek bıraktı.

Fakat yakalama kararı Uşak’ta çıkarıldığı için Uşak hakimi, Balıkesir hakimini arayarak kararı değiştirtti ve Öztan ertesi sabah ablasının evinin önünde kızını oynatırken tekrar gözaltına alındı.

Balıkesir’den SEGBİS ile bağlandığı Uşak mahkemesi hakimi “Sen çocuklarını içeride büyüt” diyerek Zeynep Öztan’ın tutuklanmasına karar verdi. O günden beri oğlu Mustafa Nadir ile birlikte (zaman zaman Mustafa Nadir teyzesinin yanına gidip geldi) Kepsüt’te bulunuyor.

Öztan’ın aile yakınları “Bir hakim şahsi düşüncelerini nasıl böyle söyleyebiliyor. Şahsi fikrine göre mi hukuka göre mi karar veriyor. Nasıl oluyor da aynı kişi hakkında iki mahkeme farklı karar veriyor” diyerek haksızlıklara tepki gösterdi.

MUSTAFA NADİR İÇERİDE HAVALE GEÇİRDİ

Öztan çiftinin üç çocukları bulunuyor. Kerem Mahir (8), Zehra (3) ve Mustafa Nadir (2). Anne babası tutuklu bulunan çocuklar, aileler arasında darmadağın olmuş durumda.

Polis baskınını yaşadığı için geçirdiği travmayı atlatamayan Kerem Mahir babaannesiyle Safranbolu’da yaşıyor. Ayda bir annesinin açık görüşüne gelebiliyor. Zehra teyzesinin yanında. Mustafa Nadir ise cezaevi ile teyze evi arasında gidip geliyor.

Mustafa Nadir’in geçen kış cezaevinde havale geçirdiğini söyleyen teyzesi “Küçücük çocuk cezaevi ortamında mikrop kapmış, havale geçirmiş, hemen acile sevk edilmiş, üç gün boyunca yoğun bakımda kaldı. Annesi de tabi ki yanındaydı fakat kelepçe takmak istemişler. Çocuğa nasıl bakacam diye itiraz edince vazgeçmişler” dedi.

KORNEA NAKLİ OLDU

Kardeşinin de hasta olduğunu ifade eden abla şöyle devam etti: “Zeynep kornea nakli oldu. O yüzden lens ve gözlük kullanıyor. Ve onların sık sık değişmesi gerekiyor. Gözünün mikrop kapmaması lazım. Cezaevi ortamında bunlar kolay değil. Üçüncü doğumu çok sıkıntılı geçti zaten, rahmi alındı.”

[Sevinç Özarslan] 21.7.2019 [BoldMedya.Com]

Türkiye’nin en küçük mahkumuna tahliye: Safiye bebek özgür! [Selahattin Sevi]

24 Mayıs 2019’da Antalya’da dünyaya geldikten bir gün sonra annesiyle birlikte tekrar cezaevine gönderilen Safiye bebek ve annesi Hatice Şahnaz tahliye oldu. Kronos‘la duygularını paylaşan Şahnaz ailesi özgürlüklerine kavuşma sürecinde kendilerinin yanında olan ve dayanışma gösteren herkese teşekkür etti.

Baba Hüseyin Şahnaz, eşinin üç haftalık hamile iken cezaevine girdiğini hatırlatarak şunları söyledi:

“Bütün hamilelik sürecini cezaevinde geçirdi. Orada doğum yaptı. Kızım Safiye iki aylık olana kadar cezaevindeydi. Geçen çarşamba itibariyle infaz ertelemesi gerçekleşti ve tahliye oldu. Bu zor zamanlarda yanımızda olan herkese teşekkür ediyorum. İnşallah mağdur aileler de bir an önce sevdiklerine kavuşurlar.”

Hamileliğinin büyük bölümünü hapishanede geçiren ve doğum sonrası Safiye bebekle tekrar cezaevine konulan Hatice Şahnaz ise heyecanlı ama buruk olduğunu belirtti. Anne Hatice Şahnaz duygularını şöyle ifade etti:

“Geç de olsa özgürlüğüme ve eşime kavuştuğum için mutluyum. Ama başta iki tane çocuk olmak üzere diğer arkadaşlarımı orada bıraktığım için heyecanım buruklaşıyor. Dilerim ki bir an önce bütün mağduriyetler son bulur. Safiye bebeğin özgürlüğüne kavuşması için katkıda bulunan herkese teşekkür ediyorum.”


ÖZGÜRLÜK YOLUNDA ZORLU SÜREÇ

4 Eylül 2018’den bu yana Antalya Döşemealtı L Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu olan Hatice Şahnaz (28) 9 aylık hamilelik sürecini hapiste geçirmiş, kızı Safiye’yi 24 Mayıs 2019’da Antalya Muratpaşa Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde dünyaya getirmişti.

Henüz 1,5 aylık evliyken tutuklanan Hatice Şahnaz Gülen Cemaati soruşturmaları kapsamında üyelikten yargılanıyordu.

8 Kasım 2018’de Antalya Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmada 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezasına çarptırılan Hatice Şahnaz’ın dosyası Yargıtay’daydı.

Cezayı onaylayan Yargıtay, 5275 Sayılı Ceza İnfaz Kanunu’na göre 6 ay ceza ertelemesi vererek anne ve bebeği tahliye etti. 6 ayın iki ayını cezaevinde geçiren Hatice Şahnaz şimdilik 4 ay evinde olacak.

[Selahattin Sevi] 21.7.2019 [Kronos.News]

İcra dosyaları rekora ulaştı; 20 milyonu aştı

Ekonomik kriz icralık sayısını artırdı. 2002 yılında 8 milyon olan icra ve iflas dosyaları, 2018 yılı sonu itibarıyla 20 milyonu aştı. Ülke genelindeki icra dairesi sayısı da rekor bir artışla 900’e yükseldi. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Türkiye’de her 3 kişiden birinin icralık olduğunu belirterek, “Ekonominin tüm kesimlerinin bankalara olan kredi borcu 2.7 trilyon TL’yi aştı. Bireysel kredi ve kredi kartı borçları 20 milyar lira oldu. 5 milyon üniversite mezunu da borç batağında” dedi.

Sözcü’nün haberine göre, Gürer’in bu konuda Meclis’e verdiği soru önergesine Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’den yanıt geldi. Gül, 2 Nisan 2019 tarihi itibarıyla ülke genelinde toplam 900 icra dairesi bulunduğu açıkladı. Önerge sahibi Gürer ise Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi’nin nisan ayı raporunu hatırlatarak, “Türkiye’de firmalar, vatandaşlar ve hatta öğrenciler bile hayata atılmadan borç batağı içine giriyor. Ülke halkının çoğu borçlu” diye konuştu.

Günde 7 bin dosya açılıyor

2002 yılında 8 milyon olan icra ve iflas dosyaları, 2018 yılı sonu itibarıyla 20 milyonu aştı. Sadece İstanbul’da 1.5 milyona yakın icra takibi bulunuyor. 2016 yılında görülmekte olan icra iflas davası sayısı 14 milyon 865 bin iken, bu sayı 2018 sonunda 20 milyonu aştı. Nüfusuna oranla Türkiye’nin icra rekoru da Çorum’da bulunuyor. Kentte 399 bin kişinin icralık olduğu belirlendi.

CHP’li Gürsel Tekin yaptığı açıklamada, “AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında icra dosyası sayısı 8 milyondu. 2016’da 13.5 milyona ulaştı. Şimdi ise 20 milyonu aştı. İcra borcu sebebiyle başta İstanbul olmak birçok yerde intihar olayları yaşanıyor. Her gün yaklaşık 7 bin yeni icra dosyası açılıyor” dedi.

İcra daireleri “yeni nesil” oldu

İcra takiplerinin tek merkezden ve elektronik ortamda gerçekleştirilmesi amaçlandı. Yeni icra dairelerinde satış bürosu, haciz bürosu, arşiv birimi ve kalite yönetim büroları yer alıyor. Elektronik ortamda doğrudan haciz işlemi de yapılabiliyor. Borçlunun araç, taşınmaz ve maaş gibi elektronik ortamda kaydı olan mal varlığı değerlerinin tespiti ve bunlara haciz konulabiliyor. TBMM’de geçen yıl yapılan yasal değişiklik ile de İcra ve İflas Kanunu’nda düzenlemeler yapıldı. Buna göre iflas erteleme son buldu. İflas kararının tebliğinden sonra tasfiyenin ne şekilde yapılacağına ilişkin süre 3 aydan 2 aya indirildi. İcrada ve iflasta ticari ile ekonomik bütünlük arz eden mallar daha yüksek gelir elde edilecekse bütün olarak satılabiliyor. Yeni yasa ile bazı kamu alacakları, rehinle temin edilmiş alacaklar karşılandıktan sonra diğer alacaklara nazaran öncelikli ödeniyor.

[TR724] 21.7.2019

Mustafa Boydak: “Yeter ardık; Cafer Tekin İpek artık özgürlüğüne kavuşsun”

15 Temmuz sonrası kayyım atanan Boydak Holding yöneticisi Mustafa Boydak, 15 Temmuz öncesi kayyım atanan koza İpek Holding yöneticisi olan ve hapiste bulunan Cafer Tekin İpek’le ilgili açıklama yaptı.

İpek’in çok güzel bir insan olduğunu söyleyen Boydak, “Arkadaşlığı süperdir. Yeter artık; ailesine özgürlüğüne kavuşsun inşallah.” dedi.

Mustafa Boydak’ın sosyal medya hesabı twitterden yaptığı açıklama şu şekilde;

“Arada bir geriye doğru bakıyorum da,Portekiz seyahatinde Tobb adına İşadamları heyetine başkanlık etmiştim.Kadim arkadaşım Cafer Tekin İpek de heyetimizdeydi.Çok güzel bir insandır,arkadaşlığı süperdir.yeter artık ailesine özgürlüğüne kavuşsun inşallah”

[TR724] 21.7.2019

OHAL mağduru Hakim Sevil Yılmaz: “Gencecik, vicdanlı birine terörist dediniz; korkmuyorum sizden ve işimi istiyorum”

15 Temmuz sonrası OHAL döneminde çıkarılan KHK’larla mesleğinden ihraç edilen Hakim Sevil Yılmaz yaşadığı mağduriyeti anlattı. OHAL’in 3. yıl dönümünde konuşan Yılmaz, OHAL’in sözde kaldırıldığını ama fiilen devam ettiğini söyledi.

Ben bir hukukçu olarak ‘suç nedir, örgüt üyesi nedir?’ sorularının cevabını iyi bildiğini söyleyen Yılmaz, kendisiyle alakalı yargılamanın bir hukuki garabet olduğunu söyledi

Yılmaz sosyal medya hesabından yayınladığı videoda şunları söyledi;

‘Beni bu şekilde yargılamak sizin haddiniz değil’
“Benim özel hayatımda gittiğim dershaneyi, kurduğum arkadaşlığı ilişkileri ve telefonda yaptığı görüşmeleri kullanarak yaptığınız yargılamaların nezdimde komik olmadan öteye gitmiyor. Beni bu şekilde yargılamak sizin haddiniz değil. Bunu söylerken asla korkmuyorum.”

‘Bebeğimle ve lohusa halimle beni gözaltına aldınız’
“Çünkü yıllarca emek verip kazandığım işimden ettiniz. Çok severek evlendiğim sevgili eşimden aylarca ayırdınız. Yıllarca beklediğim bebeğimle lohusa halimle gözaltına aldınız.”

‘Gencecik, çalışkan, dürüst, vicdanlı bir kadına; bir hakime terörist dediniz’
Avukatlık yapmak istedim izin vermediniz. Ağaç kabuğu yememiz için elinizden geleni yaptınız. En önemlisi gencecik, çalışkan, dürüst, vicdanlı bir kadına; bir hakime terörist dediniz. Şimdi ben neden korkayım. Korkmuyorum sizden ve işimi geri istiyorum”

[TR724] 21.7.2019

Akkuyu'da çalışan mühendis: Apartman inşaatı bile daha ciddiyetle yürütülür

Çernobil faciasına yol açan nükleer santralı da yapan Rusya merkezli Rosatom şirketi tarafından Mersin Akkuyu’da inşa edilmekte olan Nükleer Güç Santralı’nda çalışan üst düzey yetkililer ve çalışanlar santral inşaatındaki ihmaller zincirini anlattı. Birgün Gazetesi'nden Anıl Ataş'ın haberine göre nükleer karşıtlarının, yaşam savunucularının, uzmanlar ve meslek örgütlerinin tüm itirazlarına karşın temeli atılan ve 2023’te açılması planlanan santralin her bir aşamasının problemli olduğuna dikkat çekildi.

Mayıs ayında nükleer reaktörünün oturacağı temelin bazı bölümlerinde çeşitli aralıklarla iki kez çatlak oluştuğu, bu çatlakların Türkiye Atom Enerji Kurumu’nun (TAEK) müdahalesiyle giderildiği ortaya çıkmıştı. Buna göre çatlak olan bölümler tümüyle kırıldı ve yenilendi ancak tekrar çatlak oluştu. Beton kırıldı ve sorunlu bölümlerde temel yeniden atıldı.

Çatlaklar giderilse de benzer tehlike devam ediyor. Santraldaki fiziksel ilerlemenin yüzde iki civarında olduğunu belirten çalışanlar, “Böyle bir projenin çok ciddi mühendislik ekibiyle yürütülmesi gerekiyor, yatırımcı bile olsanız projeyi her aşamada yetkin mühendis ekipleriyle kontrol etmeniz lazım. Ancak Akkuyu bünyesinde yeterli sayıda mühendis bulunmuyor, var olan mühendisler de konuya hâkim değil” uyarısında bulundu.

OPTİMİZE EDİLMEDİ

Daha proje aşamasında bile sıkıntılar olduğunu söyleyen çalışanlar, “Santralın her bir projesinin Rosatom tarafından Rusya’da projelendirildi. Teknik olarak baktığımızda bu proje Türkiye’nin coğrafik ve yerel gerçekliğiyle örtüşmüyor, tamamen kopyalanarak alınmış durumda. Yapılmak istenen santral Rusya’nın o çok soğuk hava koşullarından etkilenmemesi için dizayn edilmiş ama burada, Mersin gibi sıcak bir memlekete yapılmak isteniyor. Sadece buradan bile şunu çıkarabiliyoruz: Proje hiçbir şekilde buraya optimize edilmemiş. Bu çalışmaların tümü saha gerçeklerine göre revize edilmeli. Bu da maliyet ve zaman demek. O yüzden bunların hiçbiri yapılmıyor. Örneğin dağlardaki şev çalışmasının normalde daha yatay yapılması gerekirken maliyeti kısmak adına olması gerekenden dik yapılmış ve bu sebeple sürekli kocaman kayalar yuvarlanarak aşağı iniyor” dedi.

MEVCUT ZEMİNE UYGUN DEĞİL

Santral projesinin mevcut zemin koşullarına uygun olmadığını ve bu meselenin projedeki en önemli ihmal olduğunu belirten, (gazetenin adını saklı tuttuğu) bir jeoloji mühendisi, zemin içerisinde boşlukların olduğunu ve zeminin santrali taşıyamayacağını söyleyerek şunları söyledi: “Santralın yapılmak istendiği zemine bu proje hiçbir şekilde uygun değil. Zeminden alınan örneklerde zemin yapısının gevşek olduğu görülüyor. Kırıklı kayaçlar ve boşluklar nedeniyle kontrolsüz oturmalar yaşanması kaçınılmaz, ayrıca sıvılaşma riski de çok yüksek. Ve siz böyle bir zemine birinci dereceden nükleer yapı kurmaya çalışıyorsunuz. İşin üzücü yanı, bu konuda alınmış herhangi bir önlem yok. Bu durumu anlamak için inşaat sahasına girmenize bile gerek yok. Bölge zemin yapısını yol kenarındaki şevlerden görebiliyorsunuz. Santral inşaatındaki zemin yapısı da yol kenarındaki şevlerde gözlemlediğiniz kırıklardan farklı değil. Bu alanda yapılabilecek birçok düzenleme var, doğru temel çalışmasıyla santrali kurabilirsiniz evet. Her türlü zemine yapı inşa edilebilir, teknik olarak. Ancak yapılmak istenen yapının kopyala/yapıştır değil, o zemine göre revize edilmesi gerekiyor. Bunların hiçbiri yapılmıyor, çünkü projeyi revize etmeye yetkin değiller.”

TEMEL DENİZ SUYU İLE DOLU

Daha öncesinde temellerde meydana gelen çatlaklar üzerinden örnek veren yetkili mühendis, “Bu çatlakların nedeni de mevcut zeminin kendi kendini taşıyamamasından kaynaklıdır. Zemin, üstüne binen ağırlıktan dolayı hareket ediyor, bahsettiğim kontrolsüz oturmalar yaşanıyor. Dolayısıyla temelde zamanla çatlaklar oluşuyor. Daha temeli taşıyamayan zemin reaktörü nasıl taşıyacak meçhul. Bunun yanı sıra yapılan temellerden deniz suyu geliyor, yeni temeller komple deniz suyu ile dolu. Bu çok trajikomik bir durum açıkçası. Her şeye rağmen zemine uygun olmayan planı yine uygulamayı deneyecekler ve kaçınılmaz olarak yine aynı sonuçlarla karşılaşacaklar” açıklamalarında bulundu.

Normalde hazırlanan projelerin sürekli güncellenmesi gerektiğinden bahseden mühendis, “En basit apartmanda bile proje üç, dört kere revize edilir ama böyle bir çalışma bu inşaatta hiçbir şekilde yapılmıyor. Dokümanları inceleyecek, işleyecek yetkinlikte hiçbir personel yok. Zemindeki oturmadan dolayı temel kırılıyor, kimse neden olduğuna dair yorum yapamıyor. Ve bu şekilde 2023’te birinci reaktörü çalıştırmayı planlıyorlar. Tek dertleri şu an için bu gibi görünüyor” dedi.

DOLGU PROJEYE TABİ DEĞİL

Temel atma öncesi yapılan dolgu çalışmasının projeye tabi olmadığını söyleyen bir başka yetkili, yapılan dolgularla ilgili hesaplamaların veya bilimsel verilerin bulunmadığını belirtti: “Dolgu yapılmadan önce kullanılacak malzemenin uygun olup olmadığı laboratuvar koşullarında incelenmelidir, tabii ki böyle bir şey söz konusu değil. Kullanılan dolgu malzemesinin niteliği belli değil. Konuyla ilgili bilimselliğe dayanan hiçbir cevap alınamıyor. Saha içerisindeki hiçbir dolgu çalışmasında mühendislik nosyonu gözetilmemiş, ‘yapalım bir şey olmaz’ mantığıyla hareket edilmiş durumda. Projede bilimsel hesaplara göre hareket eden hiç kimse yok.”

Yatırımcı firmanın projesini denetleyemediğinden bahseden bir başka personel ise, “Proje tamamıyla mevcut müteahhitlerin geçmişteki ‘tecrübeleri’ üzerinden yürüyor. Sanki bir nükleer santral yapılıyor gibi değil de bir apartman yapılıyor gibi hareket ediyorlar. Ki bir apartman inşa ederken bile çok daha ciddi bir süreç yürütülür. İçerideki süreç işte bu kadar kopuk ilerliyor” dedi.

***

AKDENİZ BÜYÜK RİSK ALTINDA

Akkuyu NGS’nin soğutma işlemi deniz aracılığıyla yapılacak. Konuyla ilgili görüşülen bir kimya mühendisi de soğutma işleminin ardından denize boşaltılacak olan sıcak suyun bölgedeki deniz sıcaklığının artmasına yol açacağını, canlı popülasyonunun bundan etkileneceğini söyledi. Soğutma işlemi modellemelerinin çevreye olan etkilerinden bahseden mühendis, projenin deniz sıcaklığına olan etkisinden daha yıkıcı bir etkiyle karşı karşıya kalacağımızı belirtti: “Soğutma meselesiyle ilgili deniz sıcaklığına olan etkisinden daha büyük bir problem var. Şöyle ki, bu tarz alanlarda suyun çekildiği borulara midye vs. yapışmaması adına suya klor karıştırılır. Haliyle sonrasında klor karıştırılan bu su denize geri boşaltılır. Farazi olarak konuşursak, bin 200 MW gücündeki bir reaktörü soğutabilmek için ise saatte yaklaşık 180 bin m3 su gerekir. Tesise ise bu reaktörlerden dört tane yapılması planlanıyor. Yani bu demektir ki, saatte 720 bin m3 klorlu su denize boşaltılacak. Çamaşır suyunda vs. kullanılan bu kimyasalın böylesine bir oranda Akdeniz’e boşaltıldığını düşündüğümüzde bunun ne derece yıkıcı etkileri olacağını görebiliyoruz.”

***

TELAFİSİ MÜMKÜN OLMAYAN FELAKETLERE YOL AÇABİLİR

TMMOB Akkuyu Nükleer Güç Santralı İzleme Komisyonu’nun bu ayın başında yayımladığı raporda da tehlikelere dikkat çekilmişti. Nükleer Santralin birinci reaktörünün temelinde yaşanan çatlakların yaşanabilecek büyük tehlikelerin habercisi olduğun vurgulandığı raporda, Nükleer Güç Santralı’na ihtiyaç olmadığı belirtilerek, “Bir kaza olması durumunda telafisi olanaksız büyük felaketlere neden olur” denilmişti. İnşa edilecek reaktörlerde kullanılan teknolojinin hiçbir yerde denenmemiş bir teknoloji olduğu ilk ağızdan ifade edildiğinin yetkililer tarafından itiraf edildiğinin belirtildiği raporda, bu bilginin, Türkiye bürokrasisinin Akkuyu için gerekli formaliteleri, olağanın dışında ne denli hızlı yerine getirdiğini gösterdiğini bunun da büyük sakıncalar içerdiği kaydedilmişti.

[Samanyolu Haber] 21.7.2019