Hizmet Hareketi’nin tarihte hangi isimle anılacağı bu satırların sahibi için de merak konusudur. Bediüzzaman Said Nursi, başlattığı hareketi müellifi olduğu kitabın ismi ile, Risale-i Nur Hizmeti olarak anmıştır. Kendisine düşman olan bloğun taktığı ‘Nurcu’ ifadesinden de belli kayıtlar altında pek rahatsız olmamıştır. Fethullah Gülen, hareketi bir isimle anma konusunda çok ihtiyatlıdır. Çünkü ona göre her isim aynı zamanda bir ötekileştirmeyi beraberinde getirmektedir. Hatta bir yerde isim arama gayretleri için “belli bir makuliyet etrafında bir adaya gelen insanlar” demeyi tercih ediyordu. Batı ve Doğu tecrübesi ise bu tür hareketlerin çoğunlukla kişi ismi ile tarihe geçtiğini gösteriyor. Bu yazıda Gülen Hareketi ve Cemaat demeyi tercih edeceğiz.
Bilindiği gibi Gülen Hareketi’ne yönelik 2013 yazında dershanelerin kapatılması süreci ile birlikte ciddi bir saldırı başlatıldı. Başlangıçta bu saldırının boyutları ve nerede duracağı ile alakalı tartışmalar olsa da gelinen noktada bunun bir “topyekün imha” olduğu netlik kazanmıştır. Hatta topyekün imhanın, ölülerine mezar yeri vermeme, mağdur olanlarına yardım etmeyi suç sayma, alın teri ile kazandıkları kişisel servetlerini gasp etme örnekleri ile bir soykırım sürecine sıçrama potansiyeli taşımaktadır.
Gülen Hareketi 15 Temmuz Darbe Girişimi’ne kadar ‘Paralel’, 15 Temmuz’un ardından ise FETÖ Terör Örgütü ismi ile ötekileştirilmiş, kriminalize edilmiş ve bir nefret objesine dönüştürülmüştür. Halen eşine az rastlanır ölçüde korkunç bir medya saldırısı altındadır. Dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından hiçbir mahkeme kararına ihtiyaç duyulmadan darbenin faili gösterilmiş ve 16 Temmuz’dan itibaren de buna göre cemaatin bütün kurumları kapatılmış müntesipleri işten çıkarılıp hapse konmuştur. Bütün hukuksuzluklara ilan edilen OHAL çerçevesinde meşruiyet elbisesi giydirilmiştir. Hareketin 15 Temmuz’dan önce bütün medya organlarına el konulduğu için (ki buda bir 15 Temmuz hazırlığı olarak düşünülebilir) Cemaat kendisini asgari ölçüde bile halka anlatmaktan uzaktır. Havuz medyası adı verilen hükümet yanlısı yandaş medyada her gün Cemaat aleyhinde kara propaganda hız kesmeden devam etmektedir.
Hükümet muhalifi medya ise cemaat konusunda öteden beri aleyhte durdukları için Cemaat ile mücadelesinde hükümete açıktan destek vermektedir. Bu ise Cemaatin yalnızlığını daha da artırmıştır. Cumhuriyet ve Hürriyet gazetesi gibi medya organları AKP öncesinde de cemaate yönelik saldırılarda baş aktör konumunda olmuştur.
Cemaatin Türkiye’de bitirilmesi çalışmalarının nedenleri ile ilgili pek çok şey söylenebilir. Ama yurt dışında yaklaşık 170 ülkede yürüttüğü faaliyetlerinin bitirilmeye çalışılması bambaşka bir arka plan çerçevesi gerektirmektedir. Neden Hükümet, konsolosluklar ve MİT (Milli İstihbarat Teşkilatı) vasıtası ile adam kaçırma, rüşvet ve şantaj dahil her türlü hukuksuzluğu irtikap ederek yurt dışında da cemaati bitirmek istemektedir. 28 Şubat Postmodern darbesini yapanlar cemaatin Türkiye’deki kurumlarını abluka altına almasına rağmen yurt dışındaki kurumlara dokunmamayı tercih etmişti. Erdoğan’ı ve AKP hükümetini dışarıdaki kurumları bitirmeye iten motivasyon nedir?
Bu yazıda biz bu konuyu ele almaya ve anlamlandırmaya çalışacağız.
- Cemaat, Türkiye’nin her köşesinde kurumları olmasına rağmen kendisini seven sevmeyen her kesim üzerindeki meşruiyetini ve sempatisini yurt dışı faaliyetleri üzerinden sağladı. Özellikle Türkçe Olimpiyatları vasıtası ile dünyanın dört bir tarafından gelen öğrencilerin oluşturduğu görüntüler Türk insanı tarafından takdir edildi. Medya bu organizasyona geniş yer verdi. Sanat ve siyaset cephesi çok yüksek bir katılımla Türkçe Olimpiyatları’nı destekledi. Türk milletinin tarihte eda ettiği cihangir devlet misyonunun kodlarını da ihtiva eden bir ‘küresel hareket’ görünümü cemaatin amansız düşmanlarını ikna etmese bile susturmuştu. Cemaat, Türkiye’de bir toplu iğnesi başı kadar kurumu kalmayacak ölçüde bitirilmişken yurt dışındaki okullara dokunmamak zihinlerdeki ‘meşruiyet’ kontekstini yıkmayacağı için AKP ‘haydut devlet’ görüntüsü vermek pahasına ciddi maddi külfetin altına girerek yurt dışında cemaatle uğraşmaktadır.
- Cemaatin lobi gücünden çekinilmektedir. Kanaatimizce cemaati bitirme planını hazırlayanlar simülasyonlarında Türkiye’de devre dışı kalan cemaatin konsantrasyonunu yurt dışına tevdi edeceğini ve buradaki büyümesini hızlandıracağını öngörüyor. Cemaatin kendini ifadedeki istek ve mahareti biliniyor. Zaten özellikle demokrasisi güçlü ülkelerde cemaate haksızlık yapıldığı yönünde bir kanaat oluşmuş görünüyor. Hem kendi imajlarını kurtarmak, hem cemaatin lobi gücünü kırmak ve hem de yurt dışında re-organize olmalarını engellemek adına konsolosluklara cemaatle mücadele adı altında yeni bir görev yüklediler. Bu konuda o kadar ısrarcılar ki konsolosluklarda cemaati bitirme adına ne tür çalışmalar yapıldığı aylık raporlarla takip ediliyor.
- Türkiye cemaat müntesipleri için yaşanmaz hale geldi, getirildi. Fırsatını bulanlar bu süreçte yurt dışına çıktı, bulamayanlar ise çıkmaya çalışıyor. Hükümet normal şartlarda yüklerinden kurtulduğu için cemaatin yurt dışı göçüne engel olmaması gerekirdi. Ama ikinci maddede izah edilmeye çalışılan korkularından dolayı bu çıkışları ne yapıp edip engelleme gayretindeler. İki yıldan bu yana hicret devam ediyor. Şu anda yabancı dil öğrenme ve kalıcı iş bulma sürecini yaşayan cemaat gönüllülerinin bu sürecin hemen ardından Türkiye’de yaptıkları hizmeti bulundukları ülkeye taşımaları kuvvetle muhtemel. Bu ihtimal dahi birilerinin karabasan görmelerine yetiyor da artıyor bile.
- Gülen hareketi coğrafi ve kurumsal anlamda şu anda dünyaya yayılan İslami hareketleri içerisinde belki ilk sırada yer alıyor. Eğitime önem vermesi, başka din ve kültürlerle diyaloğu kurumsal hale getirmesi, İslam’ın terörden uzak bir din olduğunu hal ve kal dili ile ortaya koyması yönü ile Batı mantalitesinin de kabul edeceği modern bir hareket. Örneğin 11 Eylül İkiz Kule saldırısı ve Mavi Marmara Olayı’nda susarak ortadoks İslamcı refleksi göstermemiş, teröre ve hukuksuzluğa net bir şekilde karşı durmuştu. Sisteminin başarılı olması hareketi hem teorik hem de pratik anlamda küresel kılıyor. İŞİD, İran ve Suud İslam’ı üzerinden oluşturulmaya çalışılan birbirine zıt ve korku ile beslenen iki kutuplu dünya inşasının panzehiri olabilecek bir potansiyel taşıyor. Yukarıda anlatılan Türkiye içi simülasyonların küresel çapta da yapıldığı tahmin edilebilir. Yani cemaat bu enerjisi ile Avrupa, Amerika, Afrika ve Orta Asya’da 20-30 yıllık süreçte hangi noktaya gelebilir. Türkiye ve İslam fobisi olanların bunun üzerine kafa yormaması ihtimal dışı görünüyor. Bu yapının varıldığından haberdarız ama kurumsal olarak ‘işte şurası’ demek çok zor. Cemaati bitirmek için bir araya gelen konsorsiyumun önemli bir ayağını dış güçlerin oluşturduğu kanaatini taşıyorum. Kamuoyunda BOP, Siyonizm, askeri-sınai kompleks bazende Neocon adı altında tarif edilen yapıların, istedikleri dünya düzenini kurmayı engelleyebilecek bir hareketi daha kuluçka dönemindeyken bitirmek onlar açısından anlaşılabilir bir durum. Komplo teorilerini hatırlatan bu yaklaşımı ete kemiğe büründüren gelişmeler yok değil. Mesela Erdoğan devletin resmi hiçbir kaydında geçmemesine rağmen BOP eş başkanı olduğunu iki kere söylemiştir. Yine AKP’nin kuruluşunda yer alan isimlerden Prof.Dr. Abdurrahim Karslı egemen güçlerin istediklerini yapması halinde AKP’ye finansal destek çıkacakları teminatını verdiğini kaydetmişti. Cemaatin bitirilmesi bu ajanda da var mıydı? Erdoğan daha çiçeği burnunda başbakanken 2004 MGK’sında bu konu gündeme gelmişti. Cemaate en büyük darbeyi indirdikleri 15 Temmuz 2016 sonrasından 2018’e kadar sıcak paranın rekor seviyede Türkiye’ye giriş yaptığını biliyoruz. Bu bonkörlüğün Cemaat’in bitirilmesi ile bir bağının olup olmadığını somut bir data ile bilmemiz ise mümkün değil.
[Harun Odabaşı] 29.8.2018 [The Circle]







