Sosyal medya ispiyoncusu Yüksel Aslan 16 Ağustos’ta Zekeriya Öz’ün benim evde kaldığını yazmıştı. Hürriyet ise 9 Kasım’da aynı iddiayı tekrarladı. Bu durumda Zekeriya’nın 3 aydır benim evde kalıyor olması gerekiyordu.
Hanımı sorguya çektim. Ben yokken Zekeriya’yı evde misafir etmiş olabilirdi. Hanım soruma kızdı ama Zekeriya’yı tanımadığı için ne olduğunu da tam anlamadı. Şakalarımdan biri zannetti. Kaldığım apartmanın ortak whatsapp’ına Hürriyet’in haberinin resmini atıp “Zekeriya Öz'ü bizim evde gören veya onu gördüğünü iddia edeni bilen varsa söylerse sevinirim. Hem devlet hem aile meselesi.” mesajını attım. Bir kişi “Bu apartmanın sorunu değil, niçin bizimle paylaşıyorsun” sorusunu sordu ben de ona “Benim sorunum ama size de bu vatan hainini niye ihbar etmediniz diyebilirler ve vatan hainliği ile suçlanabilirsiniz. O yüzden bilginiz olması için paylaşıyorum.” cevabını verdim. Apartmandan Zekeriya Öz’ü gören çıkmadı.
Sonra Hürriyet’i aradım. Beni bu olayda polis tarafından kullanılan Hürriyet muhabiri Fevzi Kızılkoyun’un amiri Şehriban Oğhan’a bağladılar. “Evimi kapı numarasına kadar hedef gösteren böyle bir iddiayı hiç soruşturmadan nasıl yazarsınız?” soruma Şehriban hanım, “Beyefendi devletten gelen belgeyi sorgulayacak halimiz yok herhalde” cevabını verdi. Ben de kendisine “Piyasa yalancı polis kaynıyor. ZAMAN da Ergenekon sürecinde polisten gelen belgeleri yayınladı. Şimdi onun faturasını ödeyemiyoruz. Ortada gazete de kalmadı. Siz de sorgulamadan yayınlayın Hürriyet de kalmasın.” dedim.
Sonrasında Hürriyet “büyüklük” göstererek 10. sayfada “Yanlış yerde arıyorlar” başlığı altında açıklamamı yayınladı. Her tekzip gibi zor görülecek bir yere konulan haberde “Adres Almanya Zaman gazetesi yazarı Mahmut Çebi’ye aitti. Çebi, iddialara şöyle yanıt verdi: “Türkiye, Öz’ü yanlış adreste arıyor. Öz’ü tanımadığım gibi hiçbir iletişimim de olmadı.Zekeriya Öz iyi bir ayakkabı değil, kumpasçı. Bence Türkiye Öz’ü yakalamak isteseydi böyle yanlışlarla olayı sulandırmazdı.” şeklindeki telefondaki görüşmemden alınan sözlerime yer verildi.
Ben Hürriyet’e ve onu kaynak gösterip aynı haberi yayınlanan sitelere ise aşağıdaki açıklamayı göndermiştim:
“Hürriyet’in “İşte adresi hemen verin” başlıklı haberde benim Zekeriya Öz’ü evimde misafir ettiğim yazmaktadır. Hürriyet’ten Şehriban Oğhan ve muhabir Fevzi Kızılkoyun ile görüşmemde habere kaynak olan dosyanın Emniyet istihbarat tarafından yapıldığı ve İnterpol üzerinde iade amacıyla Almanya’ya iletildiği, haberde yer alan bilgilerin de dosyadan alındığı söylendi.
Dosyada iki vahim hata vardır. Birincisi Zekeriya Öz’ü benim evimde misafir ettiğim doğru değildir. Ben Zekeriya Öz'ü hayatımda hiç görmedim, telefonla bile hiç konuşmadım, aynı mekanda bulunmadım, evimde misafir etmedim, ortak toplantı yapmadım, Almanya’da görmedim, göreni de görmedim.
Kaldığım ev dört katlı bir binanın giriş katıdır. Etrafı duvarla çevrili değildir. Ana cadde kenarındadır. Binada kalanların hemen hepsi Türktür. Dolayısıyla bir istihbarat elemanı böyle bir evde Zekeriya Öz’ün kalıp kalmadığı çok rahat anlayabilir. Bizim eve hiç uğramamış Zekeriya Öz’ü gördüm demesinin hatayla olması mümkün değildir. O yüzden bu haberin kasıt taşıdığını ve operasyon amaçlı olduğunu düşünüyorum..
İkinci olarak, haberde yazılan Wallstrasse 148 Offenbach adresi de yanlıştır. Offenbach’ta bu isimde bir cadde yoktur. Samanyolu binası Sprendlingerland strasse’dedir. En işlek caddede ve 18 dönüm üzerine kurulu binanın internette de var olan adresinin yanlış yazılmasını mantıkla açıklamak mümkün değildir. Zekeriya Öz bugüne kadar bu binaya da hiç gelmemiştir. Kalmamıştır. Binada bu şahsı gören olmamıştır.
Kaldığım ev Hürriyet’in Almanya’daki merkez binasına 21 km. uzaklıktadır. Hürriyet istese manşetten verdiği haberi yarım saatini ayırarak test kontrolünden geçirebilirdi. Fakat gazeteciliğin temel kuralı olan bu kontrolü yapmak yerine adres yayınlamak suretiyle çocuklarımla kaldığım evi kötü niyetli insanların hedefi haline getirmiştir. Hürriyet’ten bu haberi sorgulamadan aynen alıp yayınlayan yirmiye yakın site de aynı amaca hizmet etmiştir. Bir gazeteci bu duruma düşüyorsa gariban vatandaşın biz gazetecilerden neler çektiğini artık siz tahmin edin.
33 yıllık gazeteciyim. Seviyenin hiç bu kadar düştüğüne şahit olmamıştım. Yıllardır herkese tavsiye ettiğim mesleğimden artık iğrenmeye başladım...
İnşallah eski şerefli günlerine geri döner...”
Bu açıklamamı Hürriyet yayınlamadı. Gönderdiğim haber siteleri arasında sadece Diken yayınladı. O kadar site içinde gazetecilik ahlakıyla hareket eden tek site olan Diken’e teşekkür ediyorum.
Sonraki görüşmelerimiz ve benim de konu hakkında yazı yazmam üzerine Hürriyet internet sitesindeki haberinden (http://www.hurriyet.com.tr/ev-nosu-bile-verildi-40272435 …) benim ismimi ve adresimi sildi. Fakat iftiracı haber sitelerini bu olay da kesmedi. Başta Odatv, Aydınlık ve Sözcü gazeteleri olmak üzere yirmiden fazla site kaynak olarak Hürriyet’i göstermesine ve Hürriyet’teki haberde bu bilgi yer almamasına rağmen Zekeriya Öz’ü hala “benim evimde misafir etmeye” devam ediyorlar.
Laf anlamazlıkları o düzeyde ki, Odatv’ye haber yapan bayan muhabir bunca olayın üstüne benden yine Zekeriya Öz’le bir randevu ayarlamamı istedi. Bunun üzerine ben ona “Bunca basın açıklamamdan sonra bunu bana teklif ederek sen şu an bana yalancı dediğinin farkında mısın?” dememe rağmen “Öyle şey dermiyim, yanlış anlıyorsunuz” dedi. Yalan ve doğrunun iyice birbirine girdiği düzlemde, muhabirler bile ne dediklerini anlayamayacak hale gelmişlerdi. Gazetecilik yerlerde sürünüyordu.
Hürriyet haberinden beni silmesine, Zekeriya Öz’ü Stuttgart’a taşımasına rağmen Zekeriya Öz’den yine kurtulamamıştım. O yüzden konuyu bitirmek için aklıma gelen son çare olan çağrıyla bu seriye son veriyorum.
“Ey Zekeriya Öz her nerede yaşıyor ve yaşatılıyorsan, Allah rızası için gel misafirim ol. Ben seni hiçbir şey talep etmeden evimde üç gün ağırlamayı vaat ediyorum. Gel siteleri, gazeteleri ve yüce AKP devletimizi iftiradan ve yalan konuşmaktan kurtar. Gel ki seninle görüşmek isteyen gazeteciler muradına ersinler. Bu ızdırap bitsin. Sen de kurtul, ben de kurtulayım.”
Mahmut Çebi /Zaman