İlk ispiyonu Milli Görüşçü Aslan yaptı
Zekeriya Öz’ün benim evimde kaldığını Hürriyet’ten önce AKP’nin uçbeyi akıncılarından olan Yüksel Aslan yazdı. Berlin’de oturuyor ama her nedense Frankfurt Bad Soden’de Fidelis ImmobilienInvest GmbH firmasında emlak işleri yapıyor.
Yüksel Aslan Milli Görüş camilerinde yetişmiş, stajını holding vurgunu zamanında bir holding firmasında yıllarca muhasebecilik yaparak tamamlamış biri. Vurgun olayı bitince, yani yolunacak vatandaş kalmayınca 2002’li yıllarda “Sahte-kar” isimli bir kitap yazdı. Dilinin yanı sıra kalemi de güçlü biri. Kitap Milli Görüş camilerinde yapılan on milyarlarca marklık vurgunu eleştiriyordu. Yani Yüksek Aslan en kirli işlerden bile kendini tereyağından kıl çeker gibi çekip aklamayı başaracak kadar da uyanık bir kişi.
Onu tanıyanlar holding vurgunu zamanında Milli Görüş camilerinde milyarlarca markı yolunan insanları “refah vaadi” ile yönlendiren, yolunacak tava getiren şahısların başında geldiğini söylüyorlar.
Yüksel Aslan şimdilerde sosyal medyada yine yönlendirme yapıyor. Bu seferki vaadi ise “adalet ve kalkınma”. Bunun için AKP borazanlığı yapıyor. 2000 öncesinde yaptığı Refah vaadi Avrupalı Türklere sefalet getirmiş binlerce aileyi mahvetmişti. Yeni vaadi olan Adalet ve Kalkınma’nın ise adaletsizlik getirdiği şimdiden belli, kalkınma kısmı “Alman bankalarından paranı çek, bize yatır” noktasına geldiğine göre yakında beli olur. Zaten bu çağrı Yüksel Aslan’a yabancı değil. Çünkü önceki holding vurgununda da benzer çağrılar yapılmış ve tutmuştu.
Ne yazık ki büyük yıkıma sebep olan Holding vurgunu Avrupa’daki Türklerin geçmiş birikimlerini çalmıştı. Avrupalıları çok rahatsız eden UETD merkezli yeni kasırga ise büyük ihtimal Avrupalı bir çok Türk’ün geleceklerini çalacak ve çok kişiyi etiketleyip zan altında bırakacak. Olay yine “yasal” yapıldığı için suçlu bulunamayacak. Bulduğunuz muhatap ise “Yaparken bana mı sordun kardeşim” deyip işi kapatacak.
Çizdiğimiz bu çerçevenin assolistlerinden olan Yüksel Aslan beklentileri yüksek biri. Şimdilerde en çok istediği ise kayyum olmak. Sosyal medyada sık sık buna vurgu yapıyor. Kendini öne atıyor. Bunun için Güneydoğu’da el konulan belediyelere bile talip olacak kadar gözü kara. Et ürünleri satan İsmail’in Yeri’ne el konulunca attığı sevinç mesajı çok ilginçti. Herhalde cami günleri aklına gelmiş milletin helal parasına el koyup, iç etme zevki bir kez daha damağına yapışmış olmalıydı ki, binbir emek ve helal para ile büyütülen bir firmaya haksızca el konulmasına seviniyor ve herkese çağrı yapıp “El koyuldu, afiyetle yiyin” diyebiliyordu.
Sosyal medyada “Almanya’daki işadamı ve vatandaşlarımızın çocukları FETÖ okullarında okuyor. “Ben çocuğumu FETÖ okulundan aldım, ya sen?” kampanyası ne zaman başlayacak” çağrısı yapacak kadar da gözü kanlı bir AKP tetikçisi olan Yüksel Aslan en son beni hedef aldı. Durduk yerde 16 Ağustos 2016’da attığı facebook mesajında “Mahmut Çebi, meşhur kaçak savcı Zek’i evinde sık sık misafir ettiğini ve cemaatınızın Offenbach’daki misafirhanesinde konaklattığınızı da biliyoruz” yazdı.
Ben kendisine “Yüksel bey, Zekeriya Öz'ü bırak misafir etmeyi, şu ana kadar bir kere bile görmüş değilim. Onunla ilgili düşüncemi facebook’a yazdım. Ben Zekeriya Öz'ün de Ergenekon projelerinden biri olduğuna inanıyorum. Böyle bir yalanı nasıl bu kadar rahat yazabiliyorsunuz.” dememe rağmen 17 Ağustos’ta verdiği cevapta “Mahmut Çebi, ZEK konusu yalan değil” dedi.
Benim evin yerini bilmeyen Yüksel Aslan bir istihbaratçı gibi evimde kimin kaldığını benden iyi bildiğini iddia ediyordu. Üstelik iftirasına itirazımı kabul etmeyerek beni yalancı durumuna düşürüyordu. Bu yüzsüzlüğü yaparken ise en küçük bir rahatsızlık duymuyordu. Ben ona “En azından Offenbach'ta bu yalanı uyduranın ismini ver gidip görüşeyim.“ dememe rağmen ne yalanından geri adım attı, ne de kaynak verdi.
Üç yıldır hergün yeni bir yalan ve yalancı ile uğraşmaktan bıktığımız için “Allah’ından bul” deyip konuyu kapattım. Yalan kirliydi. Söyleyen de temiz biri değildi. Onbinlerce insanın mağdur olmasına sebep olan bir kişi için bir yeni bir mağdur çok önemli olamazdı. Laf anlatmak da imkansızdı. O yüzden bulaşmak istemedim, konuyu kapattım.
Fakat ben Zekeriya Öz aleyhinde yazdıkça adeta cezalandırılıyordum ve onu üstüme üstüme atıyorlardı. Sanki birileri cemaat içinde Zekeriya Öz hakkında benim olumsuz bir hava oluşturmamdan rahatsızdı. Nitekim 9 Kasım’da Hürriyet hem de birinci sayfa manşetten Zekeriya Öz’ü evimde sakladığımı yazdı. Üstelik gazetecilik tarihinde bir ilke de imza atarak evimin açık adresini manşet spotundan yayınladı.
İş ciddiye binmişti. Açık adresim manşetlere ve internete düşmüştü ve ailemle hedef gösteriliyordum.
Bunun üzerine kendimce Offenbach’da bir araştırma yaptım. AKP’nin Almanya kolu olan UETD’nin eski yöneticilerinden olan Muhsin Şenol’un yeniden AKP’nin gözüne girmek için cemaat mensuplarına dair fişleme amaçlı adres topladığı iddiası üzerine Muhsin Şenol’la görüştüm. Şenol bana UETD’cilerden ayrıldığını, adres tespit edilmesi gibi bir işle de alakasının olmadığını söyledi. Ona beni hedef gösteren Yüksel Aslan’ı tanıyıp tanımadığını sordum. “Çağrışım yapmadı, tanımıyorum” cevabını verdi. Sözleri inandırıcıydı. Görüşmeyi uzatmadım.
Daha sonra Yüksel Aslan’a Facebook’tan konuyla ilgili soru yönelttim. Bana cevap vermek yerine “ben kimseyi ihbar etmedim” diyerek beni blokladı. Ben de cep telefonunu bularak cepten aradım. Komşularıyla sonbahar yaprağı topladıkları ana denk geldiğimiz için kısa konuştuk. “Zekeriya Öz’ün benim evimde kaldığı bilgisini nereden aldığını ve benim yalan dememe rağmen nasıl bu kadar ısrarla doğru olduğunu iddia ettiğini” sordum.
Yüksel Aslan bana “Ben duyduğumu yazdım.” dedi. Nereden duydun? soruma ise “Frankfurt’ta Offenbach’te her yerde konuşuluyor.” cevabını verdi.
Nerede konuşuluyor? soruma ise “Camilerde Türk lokantalarında konuşuluyor.” cevabını veren Aslan bana “Sen camilere gitmiyor musun?” karşı sorusunu yöneltti. Ben de ona “Ben artık dedikodu, gıybet ve hakaret duymak istemediğim için Türk camilerinin yerine Faslıların camisine gittiğimi ve rahat ettiğimi söyledim.
Hangi camide konuşuluyor ve hangi Türk lokantasında konuşuluyor isim ver oraya gideyim? sorularımı da Yüksel Aslan cevapsız bırakınca başka soru sormaya gerek kalmamıştı. “Çamur at izi kalsın” vaziyeti belli olmuştu. Son olarak kendisine Muhsin Şenol’u tanıyıp tanımadığını sordum. “Gayet iyi tanırım” cevabını verdi.
Cevaptan sonra telefonu kapattım.
İspiyonculuğun da bir şerefi olmalı diye düşündüm.
Devam edecek…
Mahmut Çebi /Zaman
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder