Bir başka açıdan süreç [*]

Yaşadığımız süreç can yakıcı bir mahrumiyet ve mağduriyet sarmalı mı?

Yoksa Efendimiz’in varlığıyla şereflenen en hayırlı zaman olan Asr-ı Saadet ve hayır kriterinde onu takip eden Taabiin, Tebe-i Taabiin dönemlerinin hemen arkasında yer bulan, o devrin sakinlerine “kardeşlerim” hitabına layık hale getirecek bir devlet kuşu mu?

Ahir zaman ümmetinin önüne, diğer nesilleri gıptaya sevk edecek çapta, çok büyük payeleri kazanma fırsatı sunan umumi bir sınav fırsatı çıktığı vaki bir hakikat. Sınav çok zor lakin, kazancının büyüklüğü yoldakileri öyle bir kamçılıyor ki, bir kısım yürüdüğü yolun hakikatine erememiş nasipsiz nadanlar dışında terk edip gitmeyi düşünmeyen şahıs sayısı bir dünya.

Kader bize tepemizden cefa ambalajlı ganimetler yağdırıyor desek yalan söylemiş olmayız sanırım. Hakikat aleminin yıldızları Sahabe Efendilerimizin hemen arka sırasında yer bulacaksa asrın çilekeşleri, hem de O’nların yaşadıkları sıkıntı ve sınavla kıyaslanamayacak kadar daha kolayıyla lütfediliyorsa kazançlar, minnet ve şükür Merhametlilerin en Merhametlisi Mevlamıza olsun deyip gerilmeliyiz şevkle.

Zira biz Onlar gibi yıllar boyu boykota maruz kalıp hacetimizin dokunduğu bir deri parçasını yıkayıp yemek zorunda kalmadık. Zira biz kızgın kumlara yatırılıp üzerine taşlar yığılan bir beden olmadık. Zira biz savaş meydanında uzuvları tek tek doğrandığı halde emaneti canıyla koruyan olma sınavına tabi tutulmadık. Zira biz üç oğlunu arka arkaya şehid veren şükür kahramanı bir anne olmadık. Zira biz çocukları, eşi, babasını savaş meydanında bırakmış, ama bunlara aldırmadan Rasulallah’ı arayan bir dertli gönül olmadık.

O’nlar sahabe olmanın hakkını çok güzel ifa ettiler. Allah bizleri bu kadar zoruyla sınamadan onların arkasında bir konum lutfetti. Belki gönlümüz coşkun onlar gibi yaşama azminde, ama bizi bizden iyi bilen Mevla zayıf ve cılız bedenlerimize, hassas ve kırılgan gönüllerimize taşıyabileceğimiz kadarını yükleyip çok büyük güzelliklere ulaştırdı.

Öyle ki; bir kaç yıl öncesinde hayalini kuramadığımız mesafeleri kat etti gönül dünyamız. Ne büyük devlet ki yıllardır O’ndan uzaklığın ciğerlerimizi yakıp kebap haline getirdiği Kainatın İftihar Tablosu (S.A.V.) aramızda dolaşıyor her gün. Mahsun başları okşuyor “yanınızdayım” taltifleriyle yanan yüreklerimizi suluyor.

Taklidi namazlar yerini seccadelerin gözyaşıyla sırılsıklam edildiği namazlara bıraktıysa şayet; dil ucuyla yapılan dualar, yerini kalpleri çatlatacak bir balansta yapılan ızdırarlara bıraktıysa şayet; geçmişte sadece tarifini yaptığımız ihsan, ihlas, uhuvvet, diğergamlık, adanmışlık gelip gönül dünyamızda başköşeye oturmuşsa şayet; yılardır hayalini kurduğumuz Nur-u Muhammedi’nin inkişaf emareleri ufukları sarmışsa şayet bu süreç bize çok şey kazandırdı diyebiliriz.

Bela ve musibetlerin sonbahar yaprağı gibi günahları döktüğünü de düşünürsek çok kârlıyız hakikaten sonucuna varırız bir çırpıda. Madem ölüm var, madem hesap var o zaman bu dünyanın kazancını bozdurup, ötelerin kârına çevirdiysek bu ticaret hepimizin yüzünü güldürmeli.

Ebu Hazim’e sorulan soruyu bir kez de kendimize soralım “Neden insanlar ölümden kaçıyor, dünyayı talep ediyor?” Cevaba göre artık bizim kaçmamıza gerek yok. Ebu Hazim’in dediği “İnsan yatırım yaptığı yerden harap ettiği yere gitmek ister mi?” cevabının muhatabı nefsimiz daha rahat.

Birileri dünyamızı harap etti ama biz sabır ve şükürle ebedi kâra çevirdik. Ebedi mekanımızı imar yoluna sevk etti bizi Merhametli Sahibimiz.

Bundan sonrasını dünyasını imar edebilmek için ahiretini harap edenler düşünsün. Elbette bizi sahipsiz sanarak her türlü zulmü irtikap eden zalime, yoluna baş koyduğumuz Mevlamız sahibimizin kim olduğunu gösterecektir. Sadece biraz daha sabır ve metanet…

Ehli himmete bir çağrı [Bahattin Karataş]

Türkiye göz göre göre yaralı birinin kan kaybıyla eriyip feci bir akıbete gidişi gibi acı bir sonla karşı karşıya!

Hem de seviyorum diyenlerin ellerinde!

Hem de başka sevenleri hıyanetle itham ederek!

Hatta biz de seviyoruz diyenlere karşı uyduruk bir darbe tiyatrosuyla yüzlerce masumu katlederek, yüz binlercesini hapsederek, ekmeğinden aşından ederek,

Hem de kan vermek isteyen, 'yaralıya yardım!' diyenlerin ses ve soluklarını keserek..

Aman ya Rabbi bu nasıl bir cerbeze?

Bu nasıl bir diyalektik? Bu nasıl bir ihanet ve nifak?

Hocaları, hacıları, tarikat ve cemaatleri arkasına alarak,

Bir elma şekeri ile kandırarak!

Ama efendiler!

Ey vicdanları taş değil, kaya kesilenler!

Yeter artık bir deliye kalan ülke size de yaramayacak!

Size leş kargaları tıkınacak, zehir zıkkım olsun yiyecek bir şey kalmadı!

Ülke paylaşıldı.. Tarihinde ne böyle bir hıyanet, ne böyle bir körlük, ne böyle bir aymazlık ne de böyle bir serserilik gördü..

Yazık artık!. Yok mu birileri?

Yok mu sahip çıkacak kimsesi bu ülkenin?

Meğer ne az seveni ve ne de çok sevmeyeni varmış!

1000 yıllık bir maziyi, şanlı tarihi çökertti... Bir düzine tarihsiz ve de talihsiz.

Ayakta gezen cenazeleri geçtik.. Ehli himmet yatırlar, siz himmet edin bari.. N'olur himmet!!.

Dinimiz gitti, dindarımız bitti, ülkem vatanım gitti, millet o eski millet değil artık! Türkiye o eski Türkiye değil!. Baykuşlara bayram, viraneler.. Harabeler ve harabatiler ülkesi!.

Eyvah diyenler de bitti, içerdeler!! Elleri kelepçeli, gözleri bağlı, fareler de gemiyi terk etmek üzere

Feci bir akıbete, acı bir sona doğru gidiliyor,

Hem de güya seven sahte sevgililerinin kucağında, yaralı kan kaybından gitti gidiyor!. Ama bir taraftan nebbaşlar üstündekilerini soyuyorlar..

Denizden kurtarıp da ırzına geçtikleri vatan, din, ülke ve millet mefahir gidiyor beyler! 

Ey dindarım diyenler !..

Ey vatanperverim, milletim memleketim diyenler!. Bütün insi cinni şeytanlar birleştiler..Yüz yıllardır bu dine ve bu millete hain mikroplar sinsice saklanmışlar, gizlenmişlermiş meğer bünyede..

Bugünü, en zayıf günümüzü bekliyorlarmış!. Yere düşünce başımızda bıçaklarını çekmiş ülkenin derisini de soymaya çalışanları görünce…

Bütün ehli himmete, ehli gayrete.. Herkese çağrı!.

Hamiyetperverlikte samimiyseniz son demlerini yaşayan milletin ruhuna sahip çıkın efendiler..

[Bahattin Karataş] 28.5.2017 [Samanyolu Haber]

Eskimiş iktidar ruhu, dışarıda ilgi uyarmıyor! [Kadir Gürcan]

Ülke içi meselelerde didişip durmaktan, dünya gündemini takip edecek salim düşünce kıtlığı yaşıyoruz. Kısa vadeli siyasi başarılarla günü kurtarmak, tek parti ve zorba liderler karmasından siyasi kahramanlar üretmek cibilli bir hastalık. 

Asırlık siyasi tecrübe olarak en iyi yapabildiğimiz şey bu. İnsanüstü başarılar görmek istiyoruz. Başarı rastlantı olmaktan çıkıp, süreklilik arz edince kendisinden bahsedilmeyi hak ediyor. Abartıları yüklediğiniz omuzlar, kahraman görünmekten çok dünya komedi liglerinde işe yarıyor.

Ülke olarak dünya aktüalitesinden kopmanın, iç-siyasi inzivanın bedeli ağır. Geçtiğimiz hafta gündemin en önemli konusu İngiltere’de gerçekleştirilen terör saldırısıydı. Saray’a bağlı medya camiasının ABD gezisinde yaşanan itibar kaybını telafi telaşı aklını başından aldığı için terör saldırısı pek dikkatini çekmedi. Hafta içindeki NATO toplantılarında da öncelik, Sayın Cumhurbaşkanı’nın insanüstü(!) kaliteleri değil, dünyanın ortak problemi olan terör saldırılarıydı. Ağır ekonomik yaptırım çanları, bu kez  teröre öyle ya da böyle destek veren ülkeler için çalıyor.

Vasat insan becerilerine derin manalar yüklemek için can atan o kadar insan var ki! Hissi bağlılık ve şahsi muhabbetin ülke meselelerini akli zeminden koparma konusunda ne derece tesiri olduğunu görmek için, memleketin son üç yıldır düştüğü duruma bakmak yeterli. Adamlarına laf ettirmeyenler, ülkenin her gün derinleşen meselelerini zafer ve cenk türküleriyle örtmeye çalışıyorlar. 

Dönüp dolaşıp, iyice renk atmış bir partinin tekrar başına geçmek neden bu kadar büyük bir başarı olsun ki? ABD gezisinde aradıklarını bulamayan, hatta acınacak hale düşenler için bir telafi gerekiyordu. Parti içinde sözün kimde bittiğini, mührü kimin basacağını bir kez daha hatırlatmak belki ABD bozgununu hafifletebilir diye düşünüyorlar. “ABD’de adam yerine konulmadık ama, ülke içinde dediğimiz dedik!” raconu gönüllere su serpiyordur herhalde.

Uzun bir zamandır kendini tekrar illetleriyle boğuşan iktidar partisinin yine umudunu eski gediklilere bağlaması yorgunluk ve tükenmişliğin gün geçtikçe derinleştiğinin en önemli göstergesi. Sin-i iyas’a ulaşmış eski tüfeklerin tekrar doğum yapması için mucize gerekiyor. Eskiye rağbet olsaydı, Bit Pazarına nur yağardı. Düşünüp-taşınıp, iktidarın geleceğini, ununu eleyip, eleği çoktan duvara asmış eski yüzlere terk etmeye razı olduklarına göre başka çıkar yol kalmamış anlaşılan. 

E, nerede bu oluşumun teorisyenleri, aksakalları, ağır taşları ve abileri? Zorba bir idarenin günübirlik manevraları, öyle anlaşılıyor ki herkesi canından bezdirmiş. An itibariyle Türkiye, demokratik kültürle entegre olmada zorlanan idari sistemin zamanla herkesi tüketen bir hale dönüşmesinin tecrübesini yaşıyor. Kendisini garantiye alanlar dışında, kısa bir zamanda herkes payına düşen mağduriyet ve dışlanmayı tadacak. İstanbul Belediye Başkanı’nın damadından dolayı düşürüldüğü acınası duruma bir baksanıza! 

Digital ya da sararmış bir fotoğraf karesi tehdidi, suyu ısınan parti-içi muhalif, Saray’a günlük bey’atini aksatan, bağlılık yemininde direnen veya parti mukaddeslerini sorgulayan herkes için söz konusu. 

Mevcut hükümetin teorisyeni olduğunu her fırsatta ima eden bir zümre şimdilerde birbirlerini suçlamakla, eski defterleri gün yüzüne çıkarmakla meşgul. Onlar, gerektiği yerde şahsiyet ve omurgalı bir duruş sergileyememenin ayıbını bir ömür boyu, omurgasız tek hücreliler kategorisine hapsolarak ödeyecekler. Duayen gazeteci ve yazar takımının birbirlerine karşı kullandıkları dil, lise çağındaki çocukları bile utandıracak halde.

İktidar partisi, muhalefeti, siyasi düşüncesi, parti teorisyen ve liderleriyle ciddi bir tükenmişliğe gömülen siyasi hayatın on beş yıl önceki vehmi ruh ve heyecanla dirilme şansı hiç yok. ABD ve Nato görüşmelerinde hiçbir varlık izhar edemeyen devletlilerin yüzlerinden hiç de gelecek ümidi okunmuyor. 

Türkiye, mağdur ve muhalifler için karanlık bir zindana dönüşürken, iktidar sahipleri için de dünyaya kapalı, açık cezaevine dönüşüyor. 

[Kadir Gürcan] 28.5.2017 [Samanyolu Haber]
newkadirgurcan@gmail.com