Düz Dünya gençleri! [Seyfi Mert]

“Dünyada gerçek cehalet ve özenle yapılmış aptallıktan daha tehlikeli bir şey yoktur.”
(Martin Luther King)

Efendim Dünya’ya 3 milyar ışık yılı uzaktaki bir cüce galaksiden güçlü ve tekrarlanan radyo sinyalleri alındığını bildiriyor NASA. Her ne kadar “paniğe gerek yok, bu sinyaller kara delik ya da nötron yıldığından gelebilir” şeklinde yorum yapsalar da, sinyallerin UFO veya ‘bir başka uygarlık’tan gelebileceğini de göz ardı etmiyorlar.

Breakthrough Listen projesinde araştırmacı olan ve sinyallerin arttığını tespit eden Vishal Gajjar, kaynağın yeniden aktif hale geldiğini belirtip radyo dalgalarını ‘gizemli’ diye nitelemiş.

Projenin direktörlerinden Andrew Siemion, sinyallerin ‘dünya dışı teknoloji’den veriliyor olma ihtimalini dışlamamış. Harvard Üniversitesi’nden Peter Williams ise “Bu dalgaların nasıl oluştuğuna dair henüz tatmin edici bir açıklama yapabilen birini görmedim” demiş.

Elin oğlu bunlarla uğraşıyor efendim. Boş kalan zamanlarında da malum; bizi kıskanıyorlar! Nereye otogar yapıyoruz onu takip ediyorlar!

NASA demişken şu son haberi de okumadan geçmemek lazım: Orman ve Su işleri Bakanı Veysel Eroğlu, Türkiye de dahil Doğu Akdeniz ülkelerindeki 900 yılın kuraklığına dikkat çeken Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi’ne ‘sert’ çıkmış ve şöyle demiş: “NASA da kim? Biz onlardan iyiyiz!”

AKP jargonuyla şarlayacak olursak:

Eyyyy NASA sen kimsin ya kimsin?

İmam Hatip’e yazılan her çocuğa aylık 250 TL burs verilecekmiş..

Sen bunu yapabiliyor musun NASA?

N’oldu kurudunuz kaldınız ha!

Bilim filan dedik ya öyle devam edelim.

Bir genç var, yakışıklı ha. Acayip modern filan görünüyor, ismi de afili: Tolgay Demir.

Hani insan babasının adının Toriçelli filan olduğu zehabına bile kapılır o kadar şartlar müsait.

Bu arkadaş AKP Gençlik Kolları Başkanı ve AKP’nin dergisinde bir makale yazmış. Şunu iddia ediyor:

“Dünya'nın yuvarlak olması mason uydurması, Dünya düzdür!”

Gerçi sosyal medyada alay konusu olduktan sonra apar topar yazıyı kaldırmışlar internetten ama biliyorsunuz bir kere düştünüz mü internete bir daha silinmeniz zor. Dolayısıyla yazının ön belleği duruyor serverlarda.

Server nedir filan demeyelim fesli deliyi başımıza sarabiliriz. Çalıyı dolaşalım en iyisi.

Tolgay kardeşim internetten kes yapıştır ile birçok makara kukara sitesinden abuk sabuk şeyleri alt alta dizmiş ve bilimsel yazı diye. Tekrar yüklemişlerse girip bakabilirsiniz akgencfatih.com sitesine.

Girin sadece Tolgay’ın değil oradaki tüm AK Gençliğin yazılarını okuyun mutlaka.

Ve görün ne tür bir gençliğe kaldı memleket.

Tolgay’ın yazısı masum kalır.

Her satırı komplo teorisi, her yazıda Tayyip Erdoğan güzellemesi. Yemek tarifi yaparken bile içine Tayyip koymadan duramıyor bu Ak jenerasyon.

Bakan NASA’ya atar yapar da gençler bilim, sosyoloji, felsefe yaparken yapmaz mı?

Aristo’ya çakan da var, Avrupa’ya ayar veren de, tarihe uzanıp AKP’nin kökenini bin yıl geriye dayandıran da…

Hepsi Ak Genç maşallah.

Düz dünya gençleri bunlar.

Beslendikleri kaynaklar belli. Referansları da. Bir tane aykırı kelime edeni yok.

Dolayısıyla okudukları gazete, “Almanya Açık hava hapishanesi” gibi haberleri yayınlayabiliyor. Çünkü inanmaya hazırlar. Dünyanın düz olduğuna inana, yuvarlaktır diyenleri mason ilan eden kişilere ne versen yerler usta!

Zaten ayda 250 TL de burs var.

Eh daha ne istiyorsunuz yüzünüze gözünüze dursun. 

Büyüsün çocuklar bilim olimpiyatlarında organik hoşaf icat etsinler devlet kanalı canlı yayınlasın ve organik hoşafı içerken dünyaya dümdüz gidelim.

Ne gülüyorsunuz?

Ne bekliyorduk peki, ülkenin en birikimli, bu milletin bağrından çıkan eğitim kurumlarını bir yılda yıkan ve bu vahşete kimsenin gıkının çıkmadığı bir ülkeden Nobel ödülü alacak Ak gençlik mi bekliyordunuz?

Zaten Nobel de bizi kıskanan masonların uydurması değil mi?

Bence bu gençlikte umut var. Sağlam bir geriye götürüşe hazırlar.

Hatta bence TÜBİTAK’ın başındaki hayvanat bahçesi müdürünü cemaatçi filan diye atsınlar.

Burada aslan gibi Tolgay duruken.

Değil mi ama?

Ve fakat bir de ricamız var sevgili Ak Gençlikten. Lütfen Türkiye’nin kapısına şöyle kocaman afili bir tabela asınlar, zamanı geldi çünkü:

“Ortaçağa hoş geldiniz!”

[Seyfi Mert] 3.9.2017 [Samanyolu Haber]

Sesleri neden bu kadar titriyor? [Kadir Gürcan]

Bir zamanlar, tarihi kahraman ve kahramanlıklardan parçalar koparıp sağa-sola kükreyen muhafazakar yazarlar, şimdi “Acaba Devletli bu işe ne der? Acaba Hazret’in nasıl bir yaklaşımı olur?”, daha ismi bile konmamış parti hazırlıklarına “Acaba Saray’ın hamlesi ne olacak?” pespayeliklerine sığınıp, küçük harflerle cümle kuruyorlar.

Dasitani “Haksızlık karşısında kükremek!” nakaratı, Saray raconu karşısında söndü gitti. Elin oğlu, racon işini de kendisine bağladı. Bundan sonra o lüksü ya hep kendisi kullanacak ya da kendi istediklerine distribütörlük verecek. Eskisi gibi, miri malını kullanmaya müsaade yok. Kılıç artığı Yeniçerilik raconu bile borsaya düştü desenize!

Bunların bütün efelikleri ölmüş, gitmiş, nesli kesilmiş müstebit ve zalimlere söküyormuş. Saray’a söz etmek huruç ala’s-Sultan sayılıyor ya, herkes kuyruğunu kısmış durumda. Zilleti tercüme etmek de zor değil; derd-i maişet ve idare-i maslahat. Bundan yirmi sene önce şu an onların yaptığını yapanlara “işbirlikçi, düzenin uşağı!” deyip cihat ayetleriyle çay sohbetlerinde hamaset devşiriyorlardı. Şimdi ne oldu? O ayetler hala Kelam-ı Kadim’in sayfalarında değil mi? Şimdi Bektaşi gibi “Biz hafız değiliz!” kalpazanlıklarına sarılıyorlar. Mücahitlikten, Bektaşi laubaliliğine yuvarlanmak ne kötü bir devrilme! Cübbelisi de, sarıklı ve kravatlı memurları da dini ciddiyetten bahsetmektense, ucuz fıkralar anlatmakla cemaati güldürmeyi iş edinmiş durumdalar. Ciddiyet reyting yapmıyor!

Torunları yaşındaki besleme, kıymetleri kendilerinden menkul ağır abileri Beştepe’den aşağı yuvarlayıverdi. Zavallılar, sistem muhafızlarının bir gün kapılarını çalacağı korkusuyla, binlerce mazlum ve mağdurdan esirgedikleri hissiliklerini, titreyen ses ve mahzunlaşan yüzlerine katıp Saray’a arz-ı hal ediyorlar.

İktidar Partisine bakarken insan “Allah düşmanımızı bu hale düşürmesin!” hicranına kapılıyor. Kıyametler kopuyor, ne kabineden ne de Başbakan’dan tek kelime yok. Samiri’nin, halkın ziynetlerinden döktüğü ‘Heykel’ gibi sadece ensesinden üflenince ses veriyorlar. Sayın Başbakan’ın kabine seçiminde pek dahli olmadığı için, haftalık olağan toplantılarda bile kendisine söylenecek bir şey kalmıyor. 

Sayın Cumhurbaşkanı bir önceki başbakanı dışarılarda terletip, iç ve dış siyaseti kendince şekillendiriyordu. Hali hazırdaki Sayın Başbakan için buna da ihtiyaç duymuyor. Zavallı yazın sıcağında inşaat şantiyesi dolaşmaktan bir hal oldu. Gerçi Sayın Başbakan bu işlere dünden razı. Oralarda kendisini buluyor. Takım elbise ve kravat içinde bir türlü rahat edemediği her halinden belli. Her fırsatta ceketi, kravatı bir kenara bırakıp, gömlek kollarını bir kaç kat geriye kıvırması ve soluğu açık mekanlarda alması bu yüzden. Eğer dedikodular doğruysa, MİT müsteşarı ile de araları limoni imiş! Hissiliklerinin tavan yaptığını buradan da anlayabilirsiniz!

İktidar üslubu döndü, dolaştı yine racon kesmeye, dayılanmaya, şuna-buna saydırmaya yelken açtı. Bu hususta Kuzey Kore, Venezüella ve Küba gibi ülkelerle uluslararası bir kadroya dahil olabiliriz. Sayın Cumhurbaşkanı kendi adına racon kesenlerin ağzının payını verirken değme kabadayıları cebinden çıkaracak bir performans sergiliyor. 

Bundan böyle kendilerini Saray kadrosundan sayan havuz medyası yazarları ya durumlarını gözden geçirecekler ya da başlarına yağacak hakaret sağanağına sabır edecekler. Şimdilik sadece seslerini inceltip, bakışlarını mahzunlaştırıp başlarını önlerine eğmeleri yeterli. Belki yüzlerine kapanan Saray Mabeyn’i olur da lütfen bir kez daha açılır. 

Aslında en son racon muhabbetiyle Cumhurbaşkanı, eski tüfek muhafazakar döküntüleriyle yollarını ayırdığını bir kez daha yüksek sesle dile getirdi. Bunu herkes anladı da, işi hala eski hatıra ve yol arkadaşlığı romantizminde sürdürmeye çalışan “ağır abi” tayfası anlamazdan geliyor. 

Eski şöhretlerin bir gün unutuluverme, bir kenara atılıverme ve umursanmama korkusu işte böyle bir şeymiş! Baksanıza gündem yapabilmek için otuz sene öncesinin, sararmış fotoğraflarından medet umuyorlar.

Durumları bu kadar mı kötü? Aynen öyle. İşin açıkçası, aklımıza, Ajda Pekkan’ın Gloria Gaynor’dan “İstenmiyorsun artık!” şeklinde adapte ettiği “I will survive... ” şarkısını dinlemelerini tavsiye etmekten başka bir çare de gelmiyor...

[Kadir Gürcan] 3.9.2017 [Samanyolu Haber]
newkadirgurcan@gmail.com

Bir zamanlar... [Taşkın Deryadil]

Beğenin ya da beğenmeyin ama bir gerçek. 
Bir zamanlar bu topraklarda Cemaat vardı…
Bir zamanlar;
zalim destekçilerinin,
hırsız yakınlarının,
münafık alkışçılarının,
küfürbaz sevicilerinin, 
müfteri payandalarının bile ihbar ederken, “temiz yüzlü” diyerek tarif ettiği nurefşan çehreli delikanlıların öncülüğünde yapılan ev sohbetleri vardı.
O mahalle sohbetlerinde okunan iki ayet, üç adet hadis, dört satır tefsir, beş satır pırlanta cümle vardı.
Çaylar eşliğinde içilen sohbet, yudumlanan sevda, hazmedilen dert vardı.

“Abiler burs” derdi sohbet abisi, “abiler burs” derdi ablası… 
“Kurban” derlerdi.. “zekat” derlerdi.. “sadakalarınız” derlerdi.. “abone” derlerdi.. “himmet” derlerdi.. “gezi” derlerdi.. “piknik” derlerdi.. “namaz” derlerdi.. “Pazartesi-Perşembe oruçları” derlerdi.. “okuyun” derlerdi.. “ağlayın” derlerdi.. “Afganistan-Somali, Bangladeş-Etiyopya, Gana-Kırgızistan, Asya-Afrika” derlerdi..
Ne çok şey isterlerdi değil mi?
“Abiler yurt yapmak lazım…”
“Ablalar okuma salonu lazım…”
“Abiler okul lazım…”
“Abiler ev açmak lazım” derlerdi… 
“Abiler, ablalar dert, dert, dert…” derlerdi.

Sohbettekiler, himmet toplantısındakiler belki zorlanırlardı talepler karşısında amma, 
gidip kendileri de görmüştü okulları-yurtları, evleri-salonları...
yüzleri gülmüştü.
Şimdi yerle bir edilen Diyarbakır Sur’da-Şırnak’ta okuma salonlarını, Bitlis’te-Hakkâri’de, Demirci’de-Merzifon’da, Uganda’da-Bakü’de, Buryat’ta-Güney Kore’de… açılan okulları yurtları görünce.. 
hemencecik orada, “daha fazla gayret etmek lazım” derlerdi içlerinden.

Bu topraklarda bir zamanlar Cemaat vardı.
Şimdi küfreden, iftiralara taşıyıcılık yapan, zalimin höykürmelerine goygoy yapanların kızlarını oğullarını hiç tereddütsüz emanet ettikleri bir Cemaat vardı.

“Şehit olmak lazım”, “kefenlerimiz hazır mı” diye soranlar gibi değil.. 
“Abiler depremzedeler için yardım gerek. Kimler gelir?”
“Abiler sel felaketine maruz kalanların yarasını sarmak lazım. Kimler gelir?”
“Abiler şurada kurban eti dağıtmak lazım, kimler gelir?”…
Yani nerde bir yangın varsa en önde sohbet abileri, ardında da dağ gibi esnafı, mütevellisi.. 

Bir zamanlar Anadolu’da Cemaat vardı…
İnsanları hayır hasenat yapmaya davet eden,
Ahirete yatırımın daha önemli olduğuna inandıran, 
Allah’ın rızasını kovalattıran bir Cemaat vardı.

Rüşvetten, suiistimalden, haramdan kaçan insanlardan örülü bir Cemaat vardı.
İnsanlara kötü şeyler yaptıran değil, iyilikleri tavsiye eden, öncülük eden, hep güzeli gösteren bir Cemaat vardı.

Ey Anadolu,
Kendi gördüğün güzelliklere, yapılan hizmetlere, sana yaptırılan hayır hasenata değil.. 
temiz yüzlü insanlara değil... 
oğlunu kızını emanet ettiğin emin insanlara değil… 
milletin çocuklarına sahip çıkan tertemiz yiğitlere değil…
başkalarının dertleriyle dertlenenlere değil…
başkaları için ağlayanlara değil…
yani yıllardır beraber olduğun, 
çay içtiğin,
sohbet ettiğin,
aynı sofraya oturup yemek yediğin, 
kurban derisi topladığın, 
himmet ettiğin, 
vaazlara sohbetlere koşa koşa gittiğin,
beraber ağladığın, beraber secde ettiğin,
beraber dua ettiğin..
ve hiçbir kötülüklerini görmediğin iyi insanlara değil…
yalancılara,
tescilli hırsızlara, 
küfürbaz kindarlara,
evler dolusu para biriktirenlere,
oğluna-kızına, gelinine-damadına ülkeyi peşkeş çekenlere,
yanındakilere senin paranla iş yaptıranlara,
sana küfrettiği halde el üstünde tutulanlara,
gerçekten sana ve senin değerlerine darbe vuran münafıklara inanıyorsun.
Devam et.
Hak, elbette doğru olanın yanında..
Yusuf aleyhisselamı temize çıkaran Rabbim, 40 yıldır tanıdığın bildiğin ama şimdi iftiraya uğrayan, kötü ilan edilen Cemaat’i temize çıkaracak inşallah.

Henüz farkında değilsin belki ama.. 
Ey Anadolu, kaybeden Sen oldun. 
Sana söylendiği gibi Cemaat BİTMEDİ.. sadece GİTTİ.
Sana kaybettirdiler.

[Taşkın Deryadil] 02.09.2017 [Samanyolu Haber]
taskinderyadil@gmail.com         
@taskinderyadil