‘İrticacı’ bir subayın portresi [Tuncay Opçin]

2000’lerden sonra Zaman okumaya başlayanlar bilmezler, ama 1994’ten 1998’e kadar ben de Zaman’da çalıştım. İlk iki yıl Aksiyon’da, sonrasında ise gazetede görev yaptım. Meslek hayatımın en güzel, kişisel tarihimin en zor yıllarıydı. Aksiyon’da, Zaman’da birbirinden güzel insanları tanıma, birlikte çalışma imkânı buldum.

Bunların çoğu muhabir arkadaşlardı. Yönetici ve yazarlara ise hep biraz mesafeli durdum; üç isim bunun istisnasıydı. Ahmet Turan Alkan, Beşir Ayvazoğlu ve İskender Pala. Kendimi sağ cenahın üç önemli kalemine “abi” diyecek kadar yakın hissediyor, yazdıklarını büyük bir dikkatle takip ediyordum. Bu sadece benim hissiyatım değildi; Gazete çalışanlarının kahir ekseriyeti için bu üç yazar, “Ahmet Abi, Beşir Abi, İskender Abi”ydi.

Bu üç isim arasında tanıdığım, tanıştığım ilk isim İskender Pala’ydı. Pala, Akçağ Yayınları’ndan Divan Edebiyatı Sözlüğü’nü çıkarmış, ben de bu şahane kitabı hemen alıp, kitaplığıma kazandırmıştım. Pala’nın kim olduğunu, ne yaptığı merak edip Mehmet Şevket Eygi’ye sormuş, deniz kuvvetlerinde subay olduğunu öğrenmiştim.

KNOXLARIN AÇTIĞI KAPI

Sonrasında Zaman’da, kültür-sanat sayfasında “İlhami Yalınkılıç” müstearıyla yayınlanan yazıları Pala’nın kaleme aldığını öğrenmiştim. 1992-1993’te radyo-televizyon yayıncılığında devlet tekeli delinince, Pala adıyla bu defa Akra FM’de karşılaşmıştım. Can kulağıyla İbrahim Sadri’nin hazırladığı Eşref Saati’nin yayına başlamasını beklerken, Pala’nın tekrar programlarını da yakaladığım oluyordu.

Pala’yla yüzyüze tanışmam, 1995 sonbaharındaydı. Ben çiçeği burnunda, yeni bir gazeteciydim ve ilk önemli haberime imza atmış, Knox Sınıfı fırkateynlerin ABD’den alımıyla ilgili bir haber hazırlamıştım. Bu haber uzun süre gündemi meşgul etti. Meslekte henüz bir yılını doldurmamış bir gazeteci için oldukça önemli bir başarıydı. Ancak dönemin şartlarından dolayı adımı kullanamamış, “Arda Sualp” müstearıyla haberi yayınlamıştık.

Haber, deniz kuvvetleri başta olmak üzere Türk Silahlı Kuvvetleri’nde bomba gibi patlamıştı ve Aksiyon’un üç hafta kapağını işgal etmişti. Daha sonra yayınlanan başka haberlerle birlikte “Arda Sualp” deniz kuvvetleri ve Genelkurmay karargâhında en çok tanınan isim olmuştu. O günlerde, aradığımda karşıma çıkmayan komutan yok gibiydi. Şöyle söyleyeyim, dönemin Deniz Kuvvetleri Komatanı Ora. Vural Beyazıt’tan randevu almak, sadece yirmi dakika sürmüştü. Oysa aynı tarihlerde başbakan bile Beyazıt’a bu kadar kısa sürede ulaşamıyordu!

İskender Pala’yla da bu haber sayesinde tanışma şansım olmuştu. Haberin üzerinden bir yaz geçmiş, TÜYAP kitap fuarı açılmıştı. Deniz kuvvetlerinin yayınları da fuarda stant kurmuş, kitap satışlarına başlamıştı. Fuarı ziyaret ettiğim gün, İskender Pala stanttaydı ve adımı söyleyince, hemen tanıdı. “Türk Düğmeciliği ve Bahriye Düğmeleri” adıyla bir kitap hazırlamıştı. Antik Dekor’da kitabın tanıtımını görmüş, ancak bulamadığım için alamamıştım.

O gün kitabı aldım ve tanıştıktan sonra İskender Pala’dan imzalamasını istedim. O da kırmadan imzaladı: “Kıymetli dostum Arda Sualp’e ez can-u dilden-İskender Pala”. Kitap o gün, bugündür kütüphanemin en kıymetlileri arasında yerini muhafaza ediyor.

İRTİCACI SUBAYIN HİKAYESİ

Bu karşılaşmanın üzerinden çok geçmeden, İskender Pala adı bir kez daha karşıma çıkacaktı. Dönemin Donanma Komutanı Ora. Salim Dervişoğlu’nu makamında ziyarete gitmiştik. Dervişoğlu, söz dönüp dolaşmış, silahlı kuvvetlerden “irtica” nedeniyle atılan subaylara gelmişti. Dervişoğlu, hiç kimsenin dindarlığı nedeniyle ordudan atılmadığını ileri sürmüş, bunun için de ilginç bir örnek vermişti.

Olay Salim Dervişoğlu’nun, Kuzey Deniz Saha Komutanı olduğu dönemde yaşanmıştı. Deniz Kuvvetleri Komutanı Ora. Vural Beyazıt, İstanbul’a gittiğinde Dervişoğlu’ndan bir subayla ilgili “irticacı” olduğu gerekçesiyle işlem yapmasını istemişti. Dervişoğlu subayı araştırmış, işlem yapmasını gerektirecek bir olay olmadığını görmüştü.

Beyazıt, Dervişoğlu’na bir süre sonra bu subayı sormuş, işlem yapmadığını öğrenince nedenini sormuştu. Dervişoğlu da, “Komutanım bu subay hakkında sizin bildiğiniz, ama benim bilmediğim bir şey mi var?” demişti. Beyazıt, bunun üzerine subayla ilgili çok sayıda ihbar mektubu aldığını söylemişti.

Dervişoğlu, kısa sürede olayı çözmüş, Vural Beyazıt’ı bilgilendirmişti. Hem Beyazıt hem de Dervişoğlu, subayla ilgili hiçbir işlem yapılmaması kanaatine varmışlardı. İhbar mektupları, subayın görev yaptığı birliğin yakınındaki bir isimden gidiyordu. Bu kişi, evinin penceresinden bir gün çevreyi seyrederken subayın namaz kıldığını görmüş, bir kaç gün izledikten sonra bu kişinin “irticacı” olduğuna kanaat getirmiş ve deniz kuvvetleri komutanına mektup yazmıştı.

Dervişoğlu, olayı çözünce subayı yanına çağırmış ve görev yaptığı birlikte ibadetlerini dikkatli yapmasını istemişti. Kapatılmayan bir pencere perdesi az daha subayın meslekten ihraç edilmesine neden olacaktı. Aynı olayı Vural Beyazıt’tan da dinlemiştim. Beyazıt, Dervişoğlu’nun dikkatinin kendisini bir yanlıştan kurtardığını söylemişti.

GÜVEN ERKAYA DAVET ETTİ

Öyküsünü anlattığım bu subay İskender Pala’dan başkası değildi. Pala, görev yaptığı birliklerde dindarlığıyla biliniyor, bu durum pek çok kişiyi de rahatsız ediyordu. Bu yüzden Heybeliada’daki Deniz Lisesi’nde başlayan mesleki kariyeri hep sürgünlerle devam etmişti. Ancak hiçbir komutan, bu sakin, efendi tabiatlı subayı ihraç etmeyi uygun görmemişti.

Pala’nın bu durumu 28 Şubat Dönemi’ne kadar devam etti. “Kurunun yanında yaş da yansın” anlayışıyla başlayan ihraç furyasından İskender Pala da nasibini almış, emeklilik hakkı kazanmasına bir kaç ay kala üniformasına veda etmek zorunda kalmıştı. İhracından bir kaç gün sonra Beşir Ayvazoğlu’yla İskender Pala gazeteye gelmişlerdi. Pala, gazetede yazmaya devam edecekti. Bu müthiş sıkıntı çektiği günlerde, belki bir nebze olsun Pala’ya iyi gelecekti.

Bu karşılaşmadan kısa bir süre sonra, İskender Pala’yı Güven Erkaya çağırmıştı. Erkaya, Pala’nın ihracında imzası olan komutandı. Erkaya, Pala’dan Osmanlıca belgelerin okunması konusunda yardım istemişti. Bu bilgi karşısında şok olmuştum. Pala, bu bilgiyi doğruladı ve görüşmenin teferruatını da anlattı. Güven Erkaya, gerçekten de deniz kuvvetlerinde bulunan Osmanlıca belgeleri okumasını istemişti. Çünkü deniz kuvvetlerinde Osmanlıca bilen başka bir kişi yoktu. Pala da haklı olarak, kendisinin neden ihraç edildiğini sormuş, Erkaya’ya sitem etmişti. Güven Erkaya’nın verdiği cevap İskender Pala’yı şok etmişti: “Ben senin irticacı olmadığını biliyorum. Ancak Yüksek Askeri Şura’da senin dosyanı ayırıp, yeniden incelensin diye geri gönderseydim, hiçbir dosyayı imzalamamam gerekirdi. O yüzden imzaladım” diyecekti.

İZİ HAFILARDAN SİLİNMEYECEK RÖPORTAJ

İskender Pala’yla muhtelif vesilelerle uzun yıllar görüştüm. En son Eminönü-Üsküdar vapurunda karşılaştık. Hizmet ve AKP arasında yaşanan gerilim, sert bir çatışmaya dönüşmüş, Pala Zaman’dan yazılarına bir süre için ara vermek üzere izin istemişti. Ben sormadan konuyu Pala açtı ve yaşananların İslam tarihinde benzerinin olmadığını söyledi. Ancak sözlerinin devamını getiremedi. Pala’ya vapurda gören hayranları fotoğraf çektirmek, bir kaç kelime edebilmek için çevresini sardı.

Sonrasında ise 30 Mart 2014 seçimleri yaşandı ve İskender Pala’nın seçim sonuçlarını yorumlayan röportajı Habertürk’te yayınlandı. Pala, bu kavgada Hizmet’in yenildiğini düşünüyor ve AKP’den özür dilenmesini istiyordu. Ben de, ordudan ihracına gönderme yaparak, “Kavgada yenilmek özür gerektiriyorsa, ilk başta İskender Pala Çevik Bir ve İlhami Erdil’den özür dilesin. Çünkü bu isimler ihracına karar verdi” diye bir tweet attım ve bu yersiz sözlere tepkimi gösterdim.

O günlerin üzerinden epey zaman geçti ve Türkiye’de yaşananlar, kolay kolay hiç kimsenin tahmin edemeyeceği boyutlara ulaştı. İskender Pala, halâ “özür” dilenmesinde ısrarcı mı, doğrusu merak ediyorum.

HOŞ SADA

Johann Sebastian Bach-Brandenburg Concerto No. 5 in D major, BWV 1050, 1. Allegro
Pyotr Ilyich Tchaikovsky-Symphony No. 6 in B minor. Op. 74 Pathetique: II Allegro
Modest Mussorgsky-Night on Bare Mountain
Gabriel Faure-Apres un reve, Op. 7, No. 1
Fabrizio Paterlini-Fragments Found

[Tuncay Opçin] 29.4.2018 [KronosHaber]

Esma Uludağ’ın kalbi zulme daha fazla dayanamadı

Türkiye’de Hizmet Hareketi’ne yönelik yürütülen kitlesel kıyım operasyonlarından özgürlüğe kaçan bir ailenin daha kavuşması ahirete kaldı.

Mehmet Ali Uludağ (38) bir süre önce Almanya’ya geldi. Olağanüstü Hal (OHAL) ile çıkarılan KHK’yla ihraç edilen eşi Esma Uludağ da 3 çocuğuyla Meriç’i geçerek, Yunanistan’da aile birleşimi için beklemeye başladı. Esma Uludağ, dün gece önce felç daha sonra kalp krizi geçirerek vefat etti.


[Esma Uludağ, özgürlüğe ilk adımları attığında duygularını böyle tarif etmiş… – VİDEO]

YOLDA KALBİ DURDU

3, 7 ve 10 yaşlarındaki çocuklarıyla Yunanistan’da eşine kavuşmayı beklerken vefat eden Esma Uludağ, ambulansla hastaneye götürüldüğünde yolda kalbinin durduğu açıklandı. Uludağ’ın kalp krizinden vefat ettiği belirtildi. Cenazesi otopsi işlemleri ve resmi işlemleri tamamlandıktan sonra Türkiye götürüleceği öğrenildi.

3 AY HAPİS YATTI

3 ay hapis yattıktan sonra denetimli serbestlikle tahliye olan Esma Uludağ’ın evine defalarca baskın yapıldı. Eşi de kendisi de aylarca birbirinden ayrı yaşadı. Baskılardan dolayı önce eşi Türkiye’den ayrılmak zorunda kaldı. Daha sonra da kendisi 3 çocuğu ile Yunanistan’a geçti. Eşi Almanya’da oturum almıştı. Birkaç hafta içersinde aile birleşimi yapacaklardı. Ancak, Esme Uludağ’ın buna ömrü yetmedi. Aynı zamanda fizik ögretmeni olan Esma Uludağ, İzmir’de Kaymakamlıkta memur olarak çalışıyordu.

SIRADIŞI BİR BAŞARI ÖYKÜSÜ VARDI ESMA ULUDAĞ’IN

İki üniversite bitirdi, memur oldu, anne oldu, öğrenciliği ise hiç bırakmadı… Son olarak Gediz Üniversitesi Adalet Meslek Yüksekokulu’nu birincilikle tamamladı. Diplomasını da biri henüz 38 günlük 3 çocuğuyla birlikte aldı, eğitim aşkı ve okuma azmiyle alkışlandı.

Gediz Üniversitesi Adalet Meslek Yüksekokulu’ndan birincilikle mezun olan Esma Uludağ, sıradışı bir başarı öyküsüne sahip. 32 yaşındaki Uludağ, 2007 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Fizik Bölümü’nü bitirdi, 2009’da bu kez Celal Bayar Üniversitesi’nde lisanüstü eğitimi gördü. Bu arada evlendi, memur oldu, anne oldu ama öğrencilikten asla kopmadı. Son olarak Gediz Üniversitesi Adalet Meslek Yüksekokulu’nu kazandı. Bir yandan Karabağlar Kaymakamlığı’nda çalışıp eğitimini sürdürdü, diğer yandan da çocuklarına annelik yaptı. Bir ay önce de 3’üncü çocuğunu dünyaya getirdi. Memurluğa ve anneliğe öğrenciliği ekleyen Esma Uludağ, derslerinde de üstün başarı elde etti, 4 üzerinden 3.89 not ortalamasıyla tüm arkadaşlarını geride bıraktı. Bölüm birincisi olarak diplomasını 8 yaşındaki oğlu Veli Said, 4 yaşındaki kızı Müşerref Zümra ve 38 günlük bebeği Ceyda ile beraber aldı.

Hayali avukatlıktı

Okuma azmi ve eğitim aşkıyla kendisine hayran bırakan Uludağ, şimdiki hedefinin Gediz Üniversitesi Hukuk Fakültesi olduğunu söyledi. Eğitimin yaşam boyu sürmesi gerektiğini dile getiren Uludağ, “Hem çalışıp ham annelik yaparak da öğrenci olunabileceğini kendime ve çevreme göstermeye çalıştım. Bu süreçte eşim destek olarak bana hep güç verdi. Hukuk Fakültesi’ni de bitirebilirsem avukat olmak istiyorum” demişti.

[TR724] 29.4.2018

Dört takımı etkileyecek derbi [Hasan Cücük]

Süper Lig’in zirvesi Gordion Düğümü gibi. Bitime dakikaların olduğu haftalardayız. Zirvenin şekillenmesinde önemli bir maça sahne olacak Süper Lig. Lider Galatasaray sahasında Beşiktaş’ı ağırlayacak. Kaybeden bir maç kaybetmeyecek. Şampiyonluk yolunda ağır bir darbe alacak.

Galatasaray 63, Beşiktaş 62 puanlı. Şampiyonluk yarışı sadece bu iki takım arasında olsa yorum yapmak kolay olurdu. Takımlar kendi maçları kadar rakiplerinin maçlarını da yakından takip ediyor. Galatasaray ve Beşiktaş’ın gözü önce Osmanlıspor deplasmanına gidecek olan Başakşehir maçında olacak. Osmanlıspor düşme korkusunu ensesinde hisseden bir takım. Geçen hafta Gençlerbirliği’ni yenerek rahat bir nefes alan Osmanlıspor’un ligde rahat bir nefes alması için Başakşehir maçını kazanması gerekiyor. Kalan 3 maçından ikisi düşme hattında olan takımlarla olan Osmanlıspor, Başakşehir’i yenip ileriki haftalara moralli gitmek istiyor.

Osmanlıspor – Baiakşehir maçının skoru Galatasaray – Beşiktaş maçını doğrudan etkileyecek. Başakşehir yenilirse, beraberlik Galatasaray’ın liderliğini devam ettirecek. Başakşehir’in Ankara’dan yenilgi veya beraberlikle ayrılması Beşiktaş’a liderlik kapısını açacağı için, siyah-beyazlılar galibiyete kenetlenecek. Başakşehir’in Ankara’dan 3 puanla dönmesi halinde ise her iki takım içinde tek seçenek galibiyet olacak. Kasımpaşa’yı yenen Fenerbahçe’nin de puanını 63’e çıkardığını hatırlayınca yazının başında neden Gordion Düğümü dediğim şimdi anlaşılmıştır!

Gelelim Galatasaray – Beşiktaş derbisine. Türkiye Kupası yarı final rövanş maçıda yaşanan olaylardan dolayı Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) maçın kaldığı yerden oynanmasına karar vermesi Beşiktaş cephesinde büyük tepki toplamıştı. Beşiktaş yönetimi maça çıkmama kararı almıştı. TFF’nin kararı Beşiktaş cephesinde olumsuz etkiden ziyade kenetlenmeye yol açtı. Normal şartlarda maçın 3-0 Beşiktaş lehine tescil edilmesi gerekiyordu. Ancak ülke ‘normal’ standartlarda olmayınca, devreye ‘devletlüler’ girince ‘anormal’ bir karar ortaya çıktı. Yarım kalan maçta kırmızı kart gören Pepe’ye disiplin kurulunun tek maç ceza vermesi Beşiktaş’ın gönlünü alma olarak değerlendirilse de Şenol Güneş defanstaki emniyet sübabının Galatasaray maçında oynayacak olmasından dolayı rahat bir nefes almış oldu.

Beşiktaş’ta tek eksik Caner Erkin. Geçen hafta oynanan Yeni Malatyaspor maçında sakatlanan Caner Erkin sezonu kapattı. Sezon başından beri sakat olan Atınç Nukan’ın yokluğu siyah-beyazlılar için bir anlam ifade etmiyor. Ligdeki son 4 maçını kazanan Beşiktaş’ta gözler sezonun sürpriz golcüsü Babel üzerinde olacak.

İki hafta önce sahasında Başakşehir’i yenerek liderlik koltuğuna oturan Galatasaray, geçen hafta Alanyaspor’u maçın son bölümünde ‘süper yedek’ Sinan Gümüş’ün golüyle kabustan uyanıp galibiyete ulaşmıştı. Sarı-kırmızıların avantajı iç sahada gösterdiği performans. Ancak mevzu derbiler olunca bu sezon iç sahada gösterilen süper performans bir anlam ifade etmiyor. Galatasaray evinde oynadığı son 7 derbiden sadece birini kazandı. İç sahadaki son 7 maçta tek galibiyeti Trabzonspor’a karşı oldu. Bu süreçte ne Beşiktaş’ı ne de Fenerbahçe’yi yenebildi. 7 maçın 4’ünde yenildi, ikisinde ise berabere kaldı. Yine Galatasaray, Süper Lig’de Beşiktaş, Fenerbahçe ve Trabzonspor ile oynadığı son 13 maçın sadece birini kazanabildi (4 beraberlik,  8 mağlubiyet) ve bu maçların 10’unda gol atamadı. Şenol Güneş, Galatasaray’a karşı ligde 6 maçtır kaybetmiyor (4 galibiyet, 2 beraberlik). Bu, Güneş’in rakibine karşı elde ettiği en uzun yenilmezlik serisi.

Galatasaray’da defansın önemli ismi Serdar Aziz kart cezasından dolayı sahada olamayacak. Her iki takımda da bir oyuncu eksik. Galatasaray’ın gol ayağı Gomis, ligde 27 gole ulaşmasına rağmen derbilerde suskun kaldı. Galatasaray, Fenerbahçe ile oynadığı iki maçta da 0-0 berabere kalırken, ilk devre Beşiktaş deplasmanından 3-0’lık yenilgiyle dönmüştü. Gomis, derbi suskunluğuna Beşiktaş karşısında son vermek istiyor.

Bugün saat 19:00’da başlayacak derbide  Galatasaray ile Beşiktaş, tarihlerinde 343. kez karşı karşıya gelecek.  Taksim Stadı’nda 22 Ağustos 1924’te Beşiktaş’ın 2-0 galibiyetiyle başlayan 94 yıllık rekabette, geride kalan 342 maçın 120’sini Galatasaray, 109’unu Beşiktaş kazandı, 113 karşılaşma ise beraberlikle sonuçlandı. Sarı-kırmızılıların 480 golüne, siyah-beyazlılar 451 golle karşılık verdi. Galatasaray ile Beşiktaş arasında ligde yapılan 119 karşılaşmada ise genel toplamda olduğu gibi sarı-kırmızılı takımın üstünlüğü bulunuyor. İki takımın ligde karşı karşıya geldiği müsabakalarda Galatasaray 43, Beşiktaş ise 34 kez sahadan galip ayrıldı. Taraflar 42 müsabakada eşitliği bozamazken, sarı-kırmızılılar 146, siyah-beyazlılar 127 gol attı.

Muhtemel 11’ler

Galatasaray : Muslera, Maicon, Denayer, Mariano, Nagatomo, Donk, Fernando, Feghouli, Rodrigues, Belhanda, Gomis

Beşiktaş : Fabri, Pepe, Tosic, Gökhan Gönül, Adriano, Medel, Atiba, Quaresma, Babel, Talisca, Negredo

[Hasan Cücük] 29.4.2018 [TR724]

Cezaevinde göz göre göre bir ölüm daha: Halime Gülsu öğretmen vefat etti

Mersin’de yapılan ev baskınıyla gözaltına alınan ev hanımları ve üniversite öğrencisi kızlar arasında yer alan ingilizce öğretmeni Halime Gülsu, bugün cezaevinde hayatını kaybetti. Hastalığına rağmen tedavisi yapılmayan ve ısrarlı tepkiler görmezden gelinerek tahliye edilmeyen Halime Gülsu’ya gözaltı ve cezaevi süceçlerinde ilaçlarının verilmediği de medyaya yansımıştı.

5 Şubat’ta terör polisleriyle operasyon yapan Mersin Emniyeti, mağdur ailelere yardım için içli köfte yapıp satarak gelir sağlayan 80 ev hanımını gözaltına alınmış, 20 Şubat’ta da tutuklanmışlardı. Bu paraları eşleri cezaevinde olanlara vermekten tutuklanan kadınlara gözaltındayken yapılan işkence ve başlarını açtırma girişimleri gündeme gelmişti.

80 kadın arasında bulunan ve sistemik lupus eritemazus hastalığı olan Halime Gülsu’ya 15 günlük gözaltı sürecinde ilaçlarının verilmediğini kardeşi sosyal medya üzerinden yetkililere ve kamuoyuna duyurmaya çalıştı. Ancak bu çığlığı duyan yetkili çıkmadı. Halime Gülsu cezaevindeyken 25 Nisan’da hastaneye götürüldü. Gülsu, rahatsızlığından dolayı 20 Şubattan sonra iki kez komaya girdi, bir defasında da diliboğazına kaçtı. Tüm bunlara rağmen cezaevinde tutulmaya devam edildi.

21 kişilik koğuşta durumu giderek ağırlaşan Halime Gülsu, bugün sabaha yakın cezaevinde vefat eti. Gelişmeyi, kardeşi Zübeyr Gülsu sosyal medya üzerinden şu ifadelerle duyurdu: ‘Kardeşim Halime Gülsu bu gece vefat etti… Başımız sağolsun… Bir hesap daha ahirete kaldı, sorumluluğunu yerine getirmeyenlere hukuk önünde allahın izniyle hesap soracağız…’

Zübeyr Gülsu: Annemin hala haberi yok, yurt dışındayız gidemiyoruz, içimiz yanıyor

Halime Gülsu’nun kardeşi, Twitter hesabından şu bilgileri de paylaş: ‘Babam 2.5 sene önce vefat etti, şimdide gözümüzün nuru biricik kızkardeşimiz devlet tarafından hiçbir suçu olmadığı halde cezaevine konuldu ve bilinçli birşekilde ölmesine göz yumuldu. Elimiz kolumuz bağlı, yurtdışındayız cenazesine gidemiyoruz, annemin hala haberi yok. İçimiz yanıyor.’

İrfan Gülsu, kızkardeşinin nasıl ölüme mahkum edildiğini anlattı

İrfan Gülsü, kızkardeşi öğretmen Halime Gülsu’yu emniyet, savcılık ve cezaevi yetkililerinin nasıl ölüme mahkum ettiğini Fatih Akalın’a anlattı. Ağabey Göksu, daha yargılanmamış bir insanın cezalandırıldığını söyledi. Halime öğretmenin raporunu ‘kaybeden’ yetkililerin, ‘rapor yok’ bahanesiyle Halime Gülsu’ya ilaçlarının verilmediğini, bu sebeple kardeşi komaya girince hastateye götürüldüğünü adeta ölmesi için çaba harcandığını vurguladı.


TANRIKULU, ADALAT BAKANINA SESLENDİ: VEBALİ BOYNUNUZA

Aktivist, hukukçu, insan hakları savunucusu, CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, cezaevinde ölümlere ve zulümlere sessiz kalan Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e Twitter hesabından şöyle seslendi: ”Halime Gülsu’nun tabutu… 20 Şubatta tutuklanmıştı. Hastaydı, ilaçları verilmedi, tedavi edilmedi ve yaşamını yitirdi. Cezaevinden morga, ordan toprağa! Binlerce hasta tutuklu var ölüm eşiğinde olan; sorularımıza, telefonlarımıza yanıt vermiyorsunuz, vebali boynunuza…”

[TR724] 29.4.2018